SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz, dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli TV, www.mushaberleri.com, Nevşehir Keyif FM 92.7, Bingöl FM 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Adana Ceyhan CRT TV ve radyo, Mardin Kanal 47’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Ramazan Sohbetleri programında yine sizlerle beraberiz. Birbirinden önemli konukların yer alacağı programımızda bilmediğiniz, merak ettiğiniz sorularınızla, konularınızla e-mail yardımı ile katılabilirsiniz. Şimdi Hocama bırakıyorum sözü ve Oktar Hocam’a.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam, neler konuşalım?
OKTAR BABUNA:Bu, vize konularını anlatmıştınız. Vizelerin kalkacağını söylemiştiniz, “daha sonra da pasaportlar” demiştiniz, inşaAllah. Siz bunu söylediğinizde her ülkenin vizesi vardı. Siz söyledikten sonra Hocam, 60’ın üzerinde vize kalktı ve Sayın Davutoğlu’nun yeni açıklaması sizin söylediğiniz doğrultuda, “Dünyanın her köşesinde tüm vizeleri kaldıracağız” diye açıklama yapmış Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Bu, dünya hâkimiyetinin bir basamağı, evet.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Sizin nitekim 2008 yılında yaptığınız bir açıklama var burada. MPL TV’de diyorsunuz ki, “bütün bu bölgenin ağabeyiyiz biz, dostuyuz. Hepsi bizim komşumuz. Binlerce sene, yüzlerce sene iç içe yaşamışız biz. Tamamen suni bir ayrılık var. Sınırlar açılsın, vizeler kalksın, gürül gürül ticaret yapalım, bağrımıza basalım onları. Bir sevinç olsun, bayram olsun, bereket bolluk böyle her yeri bir sarsın“ diyorsunuz. MaşaAllah gerçekleşiyor Hocam. Kuşadası TV’de de diyorsunuz ki, “Türk devletlerinin ve İslam ülkelerinin arasında bir kere pasaport olayının kalkması gerekir. Vize olayının kalkması gerekir. İstediği gibi gidip gelsin insanlar. Ticaret alabildiğine rahat olsun. Bağlantılar alabildiğine rahat olsun” Tam 2 sene önce söylüyorsunuz Hocam bunları, MaşaAllah. 2 sene içinde çok büyük ilerlemeler oldu, Elhamdülillah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. O nedir o, Oktar Hocam? Oku bakayım.
OKTAR BABUNA:“11 Eylül’de protesto amacıyla Kuran yakacağını açıklayan ve İslam’a yönelik fevri ifadeleri ile tanınan Amerika’daki, Amerika Florida’daki kilisenin rahibi Terry Jones uygunsuz çocuk filmleri bulundurmaktan ve bu filmleri internette paylaşmaktan dolayı tutuklanmış. Bugün gazetede çıkan haberlerde bu kişinin kilisesinin sadece 50 kişilik bir cemaat olduğu yazıyordu. Bu kişiye karşı olarak Florida’daki diğer Hıristiyan gruplar ve cemaatler, 11 Eylül günü kiliselerinde Kuran’dan ayetler okuyacaklarını açıkladılar.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, görüyor musun? Kuran’ı yakmaya kalkıyor adam. Kim yakar? Ancak sapıksa yakar. Nitekim bak, sapık olduğu tespit edilmiş ve tutuklanmış. Yani tam, Allah belasını vermiş.
OKTAR BABUNA:Florida’da da Kuran okuyacaklarmış Hocam MaşaAllah, 11 Eylül günü.
SUNUCU:“Hakk’ın Yolu’ndan giden arslan Hocama Allah’ın selamı olsun.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU:“Hocam Tevrat’ın şu bölümünde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur alameti olarak ateş ve duman sütunlarının hem yerde ve hem de gökte olması, 11 Eylül olayının işareti olarak yorumlanabilir mi? ‘Göklerde ve yeryüzünde kan, ateş ve duman sütunlarından belirtiler göstereceğim.’ (Tevrat, Yoel 2:30-31)” Hüseyinzade Hüseyin sormuş bu soruyu.
ADNAN OKTAR:Benziyor tabii ama aynı zamanda Birinci Dünya Harbi ile İkinci Dünya Harbi’ne de bakıyor. Yani Mehdi (a.s.) öncesinde bu tip olaylar olacaktır. Yani çok büyük olaylar. Tevrat’ta büyük dünya savaşlarının olacağını belirtiyor. İncil’de de var. “Büyük dünya savaşlarından sonra ben geleceğim” diyor Hz. İsa Mesih (a.s.). Bakın, “iki büyük savaş olacak,” diyor, “iki büyük dünya savaşı olacak. Onun arkasından bir insan ömrü kadar vakit geçecek, sonra ben geleceğim” diyor. Tam, vakti. Tabii, “bir insan ömrü kadar” diyor, değil mi? İkinci Dünya Harbi’nden sonra bir insan ömrü kadar bir vakit geçti.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Evet, 65 yıl geçti, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Başka sorun var mı?
SUNUCU:Var. “Sayın Hocam, aşağıdaki ayeti okuyunca, Hz. Mehdi (a.s.)’nin bilgisi ve bedeni gücünü düşündüm. Siz tarif eder misiniz? Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlara Peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir.” (Bakara Suresi, 247)” Seçil Hanım sormuş bu soruyu.
ADNAN OKTAR:Bakın, Seçil Hanım’ın sorduğu ayette Talut o devrin Mehdi’si ve haset ediyorlar görüyor musunuz? O devrin, hatta imanlı insanlar, o devirdeki imanlı insanlar, ‘Müslüman’ diye bilinen insanlar ama hasta olanlar, kalbinde hastalık olan insanlar haset ediyorlar. “O niye bizim şeyhimiz olsun?” işte, “bizim başkanımız olsun, bizim liderimiz olsun? Parası yok, imkanı yok, çevresi yok nasıl oluyor bu?” diyorlar, değil mi? Allah da onu seçkin kıldığını belirtiyor Cenab-ı Allah, inşaAllah her yönden.
SUNUCU: “Selamün aleyküm Hocam”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU:“Allah-u Teâlâ’nın, ölmeden önce insanın gözündeki perdeyi kaldırmasıyla cinler, melekler, şeytanlar gibi ruhani varlıkların göründüğü söylenir. Bu doğru mudur?” Bu birinci sorumuzdu.
ADNAN OKTAR:Birden başlayalım o zaman, inşaAllah. Tabii, insan vefat ettiğinde başka bir boyuta geçiyor. Cinlerin, meleklerin, şeytanların hepsinin göründüğü boyuta geçmiş oluyor. Yani biz, bir iki boyut vardır böyle, bir de üçüncü boyut vardır, bir de dördüncü boyut vardır. İnsan dördüncü boyuta geçmiş oluyor. Dördüncü boyutta, üçüncü boyutu seyretme imkânı vardır. Mesela şöyle düşünelim. Mesela, bu dosyada iki boyut var, bakın, böyle ve böyle, iki tane boyut var. Bu iki boyutta, biz üçüncü boyuttan, bu ikinci boyutta olan her şeyi görüyoruz. Değil mi, üçüncü boyutta olduğumuz için? Biz şimdi üçüncü boyuttayız, aynı bu şekilde bir perde oluşturuyoruz biz de yapı oluşturuyoruz, tabii, derinliği olan bir perde. Ama dördüncü boyuttakiler de bizim iki boyutu seyrettiğimiz gibi bizi seyrediyorlar. Anlatabildim mi? Biz nasıl bu dosyayı seyrediyorsak, dördüncü boyuttakiler bizi seyrediyorlar. Dördüncü boyuttakileri de beşinci boyuttakiler seyrederler. Kuran’da boyutlara dikkat çekmiş zaten Cenab-ı Allah’tan. Dördüncü boyutta cinler, şeytanlar, Melekler hepsini görmek mümkün, Allah’ın dilemesi ile. Onun için gelen, can almaya gelen Melekler olsun, diğer ruhaniler olsun hepsi görünüyorlar, inşaAllah ama bu şeyde değil, yani çok daha nettir. Çünkü biz üçüncü boyuttayız. Üçüncü boyut o kadar net değildir. Daha fludur. Kuran diyor, “o gün görüş keskindir” diyor. Çünkü dördüncü boyutun görüşü daha keskindir. Mesela rüyanın boyutu bir alt boyuttur, rüya. Daha fludur rüya, değil mi? Yani şu anki netlik ile rüyanın netliğinin arasında çok fark var. Daha keskin netlikte bu, değil mi? İnşaAllah. İşte dördüncü boyut da daha keskin, daha net, inşaAllah.
SUNUCU:İkinci sorumuz; “eğer birinci sorum doğru ise gözdeki perdenin kalkmasıyla madde nasıl ortaya çıkar? Sizi canı gönülden seven, sohbetlerini izlerken, eserlerini okurken büyük bir sevinç ve mutluluk hissederek size tüm kalbi ile bağlanan 21 yaşındaki Konya’dan Erkan“ sormuş bu soruyu.
ADNAN OKTAR:Erkan’ın sorusuna bir daha bakayım. Evet. “Gözdeki perdenin kaldırılmasıyla madde nasıl ortaya çıkar?“ O artık madde aleminden çekilmiş oluyor. Mesela Hz. İsa (a.s.) bir başka boyuttadır. Dolayısıyla bu madde aleminden çekilmiş oluyor. Bu maddeyi göremez artık. Dünyayı göremiyor. Biz de onun bulunduğu alemi göremeyiz. Yani o ayrı bir boyuttur. Yani böyle, aynanın içine girer gibi düşünün. Aynanın içinde, mesela aynaya bakıyorsun, bir alem var ama girilemiyor, değil mi? Birden aynanın içine girer gibi girer o aleme. Girdikten sonra artık o alemin insanı olur. Bu alemle bağlantısı kalmaz. Madde durur, dünya durur ama o alemle bağlantısı kalmaz onun. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar’ım, başka neler var?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Rize’de sağanak yağmur neticesinde ki heyelanda 11 kişi hayatını kaybetmişti, Hocam. Hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sevdiklerine başsağlığı diliyoruz. Fotoğrafları var heyelanın Hocam.
ADNAN OKTAR:Rize’de, bayağı olmuş evet.
OKTAR BABUNA:Büyük tahribat meydana getirmiş. Binaları hatta yerinden sökmüş Hocam. Evet, bu kadar.
ADNAN OKTAR:Ahir zaman geceli gündüzlü olaylar şeklinde devam eder. Durmaz Ahir zaman. İnşaAllah, evet. Oktar senin sorun yok mu?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Gazetede çıkan başka haberler vardı. Onlarla ilgili söyleyeyim mi Hocam?
Ahmet Hakan yazısında, bugünkü yazısında diyor ki; “Hanefi Avcı’nın kitabı iki kişiye mektup gibi” diyor, “Fethullah Gülen’e, lisan-ı hal ile şunu söylüyor: ‘Hocam, cemaatinize bağlı devlet içindeki bazı görevliler işi iyice azıttılar. Sizin adınıza, size hizmet etmek için bir sürü iş çeviriyorlar. İftira atıyorlar, komplo kuruyorlar. Siz iyi bir insansınız... Hizmetlerinizi takdir ederim. Allah rızası için şu işe bir el atın... Saygılar.’
Tayyip Erdoğan’a da lisan-ı hal ile şunu söylüyor: ‘Siz ülkenin en güçlü ismisiniz. Ancak bunca gücünüze rağmen, devlet içinde bir odak sizden bağımsız bazı işler çeviriyor. Bu durum şimdilik işinize geliyor olabilir ama bunlar cemaat yapısına öyle gözü kara bağlı ki, yarın öbür gün sizin de başınıza çorap örebilirler... Saygılar.’” demiş.
Oktay Ekşi de benzer bir yazı yazmış. Okuyayım mı onu Hocam? Oktay Ekşi diyor ki; ”Hanefi Avcı, çıktığı andan itibaren ‘yok’ satan kitabında Fethullah Gülen Hoca cemaatinin ‘devleti ele geçirmek üzere’ olduğunu iddia ediyor. Hocaya bağlı kişilerin, ‘Emniyetin bütün arşivini ele geçirdiklerini’, yasal kural vs. dinlemeden ‘hedef’ seçtikleri kişilerin telefonlarını ‘dinlediklerini’, gerekli görürlerse ‘şantaj kasedi’ nitelikli görüntüler kaydettiklerini, daha sonra o dinlemelerde edinilen bilgilere ve görüntülere dayanarak hedef kişiyi ‘mahvedecek’ bir ihbar mektubu düzenleyip savcılara gönderdiklerini ve yargı eliyle insanları mahvettiklerini söylüyor. Van’daki Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin Atatürkçü kimliğiyle birilerini rahatsız eden Rektörü Yücel Aşkın’a çektirilenlerin bu bağlamdaki ilk örnek olduğunu vurguluyor. Ergenekon soruşturması, Danıştay’daki cinayet davası; İlhan Cihaner olayı, çeşitli komutanların, yargıç ve savcıların ‘hayatını karartan’ ihbar mektupları ve üç yıldır kamuoyunu meşgul eden en önemli soruşturmaların pek çoğunun bu şekildeki tertip ürünü olduğunu savunuyor. Bu iddia, Fethullah Gülen cemaatinin yıllardır kamuoyuna yansıtılan ‘iyilik, hoşgörü, dürüstlük, diyalog’ içerikli görüntüsünün ‘tam bir aldatmaca’ olduğu anlamına geliyor. Çünkü Fethullah Hoca cemaatinin aslında ‘devleti ele geçirme’ amaçlı bir örgütlenme ve faaliyet içinde olduklarını söylüyor.“ diyor. “’İş işten geçti’ demekten başka bir şey kalmayacak” diyor. “Eğer gerçekçi olacaksak, TBMM’nin acilen araştırma komisyonu kurmasını istesin”, diye de dileğini bildirmiş.
ADNAN OKTAR:Kim bunu diyen?
OKTAR BABUNA:Oktay Ekşi, Hocam inşaAllah
ADNAN OKTAR:Bıyık. Bay Bıyık. Kardeşim şimdi, böyle bazı insanlar atla giderken, atı bazen eşek arısı sokar. Hayvan delilenir yani, sahibini alır yerden yere vurur falan, anlayamaz. Gider onu ısırır falan. Ne yapacağını şaşırır böyle, oynatır hayvan. Onun yaptığını zanneder, bilmez. Şimdi, bunlar neyin nerden kaynaklandığını anlamadıkları için, “olayı yapsa yapsa herhalde Fethullah Hoca yapıyor” diyorlardır. Bana bir tane “Fethullah Hoca’cı” dedikleri kişilerden bir tane birisini göstersinler. Bir konuşalım, nasılmış bu marifet? Yani hep hayali adamlardan bahsediyorlar. Hep Fantoma gibi, görülmeyen duyulmayan adamlar. “Şu adam” deyin, resmini koyun. Televizyona getirin, gösterin. Adamla gidip konuşalım. Neymiş, bir öğrenelim bakalım, aslı astarı var mı? Tamamen, doğru olmayan ifadeler. Fethullah Hoca o tip işlerle uğraşmaz. Talebeleri de çok çekingen mizaçlıdır. Ben biliyorum. Havada uçan kuştan bile tedirgin olurlar. Mizaç itibari ile çok içine kapalı kişilikleri, nezih insanlar, kibar ve saygılılar. O tip olaylardan şiddetle kaçınan insanlar. Öyle gözü kara, o tip olayları yapacak bir tıynette, kişilikte değiller. Bir de farz edelim, öyle bir şey yapsa bile insan, mutlaka geride bir delil bırakır, değil mi? İnşaAllah. Yani, mutlaka bir alameti olur. E kardeşim, bu nasıl bir yapı ki sıfır delil bırakıyor? Sıfır delil bırakıyor arkasında, değil mi? Şimdi arkasında sıfır delil bıraktığına göre, o zaman bunun bizim bildiğimiz tarzda bir yapı olmadığı anlaşılıyor. Yani öyle bir bizim bildiğimiz, et kemiği andırır bir yapı olmadığı anlaşılıyor, değil mi? Oktay Ekşi’yi bir gün birisiyle bir tanıştırsak, bıyığı bir yere gider, kendi bir yere gider yani, inşaAllah. Aklını atar, inşaAllah. Yani çok heyecanlanır, çok ürker. Manevi heybetinden ürker yani, maneviyatından ürker, o anlamda diyorum, inşaAllah. Alır yerden mesela taş parçasını, elinde alır un gibi böyle aşağı ufalar, değil mi? Onun talebeleri. Ve onun ismi Fethullah değil, inşaAllah. Onun ismi malumdur, Hz. Hızır (a.s.)’dır ismi, Hızır (a.s.)’dır, İnşaAllah. İstedikleri kadar arasınlar, hiçbir şekilde Fethullah Hoca ile alakası olmadığını görecekler. Yani son derece gariban, mazlum, çekingen insanlardır. Yani uzaktan yakından alakaları olmaz. Fethullah Hoca hatta hafif bir tedirginlikten dolayı bile Amerika’ya gitti. Hafif bir tedirginlik, ortada hiçbir şey yok. “Ne olur, ne olmaz” gibisinden. Talebeleri de tedirgin oldular. “Aman” dediler, “Hocamız gitsin” dediler. Mesela şu an Türkiye’ye rahatça dönebilir. Dönmüyor, tedirgin olduğu için. Yani çok temkinli ve şey insanlar, yani ‘çekingen’ diyeyim, çekingen insanlar. Böyle belalı, tehlikeli, riskli işlere asla girmezler, asla. Bunu diğer Müslümanlardan da yapan olmaz. Yapsalar da mutlaka açık verirler söyleyeyim. Öyle bir konu olmaz yani, kardeşlerimi tenzih ederim de. Bir kısmı, yani düşündüğüm, tahmin ettiğim tipler var. Onlar da yapsa, mutlaka çok büyük açıklar verirler. Öyle kapı gibi açıklar verirler ve anında yakalanırlar. Öyle bir konu olmaz. Bakın kardeşim, mükemmel bir kusursuzluk var. Etmeyin, yapmayın, çatmayın yani, değil mi? Bunlar basbas bağırıyorlar. Yani, “aney!” tarzında böyle. Bak diyorlar, “herkesi ele veriyor” diyorlar, “bu güç neyse” diyorlar. “Tek tek yakalıyor, herkesi alıp perişan ediyor” diyorlar. Allah Allah. Kardeşim, devletin MİT’i var. Yani, mükemmel istihbarata sahip devletin MİT’i. Ordunun istihbaratı var. Mükemmel istihbaratı vardır ordunun, yani mükemmeldir. Jandarmanın istihbaratı var, mükemmeldir. Emniyetin istihbaratı vardır, süper süper mükemmeldir. Uçan kuştan haberleri olur. Bir kere bunu bıraksınlar. Habersiz bana bir tane uçan kuştan haber versinler, desinler ki “şu oldu habersiz”. Bana söylesinler. İmkânsızdır, mümkün değil. Böyle bir şey yok. “Fethullah Hocacı” diyorlar, bakıyoruz adama. Adam zil zurna içiyor. İçer içer ben bir şey demiyorum da yani. Akşam pavyona gidiyor, eğleniyor. Namaz yok, niyaz yok. Nereden anladın Fethullah Hocacı? “Adamı yakalattığı için anladım” diyor. Yani “ihbar etti” diyor, “adamı” diyor. “İhbar mektubu yazdı” diyor, “gönderdi” diyor. Kardeşim, onun öyle bir şey yaptığı yok, elin garibanına da suç atmayın. Suç değil de, yani iddia da bulunmayın, öyle bir şey yok. Anlaşıldı mı? Yani, fevkalade metafizik bir dönemdeyiz biz. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü şeytan yönetiyordu. Kendileri de söylüyor bunu zaten, değil mi? “Agarta bizi yönetiyor” diyor, “Şambala’ya karşı mücadele veriyoruz” diyor. Zaten Agarta, Şambala aynı kafadır. Yani, aslında ‘Agarta’ onların verdiği bir isimdir. Ben anlaşılsın diye söylüyorum. Güya kendilerini Hz. Hızır (a.s.) taraftarı gibi gösteriyorlar ama öyle bir şey yok. Agarta, onlar da yine şeytan taraftarları, anlaşıldı mı? Ama anlaşılması için söylüyorum. Müslümanlar asıl Agarta taraftarıdır ama onların anladığı anlamda Agarta değil. Yani öyle bir isme de ihtiyacı yok Müslümanların.Hz. Hızır (a.s.) vardır, talebeleri vardır, o kadar, inşaAllah. Bakın, Bediüzzaman diyor ki, “Ahir zamanda” Hz. Mehdi (a.s.) devrinde, son devire doğru “bir komitenin”, deccal komitesinin, süfyan komitesinin feci şekilde ezileceğini söylüyor Bediüzzaman ve “safha safha ezilecekler” diyor. Kendi zamanında güçlü olacağını söylüyor, Bediüzzaman. Bak, kendi zamanında süfyaniyetin ve deccaliyetin güçlü olacağını ve ona karşı bir galibiyetin mümkün olmadığını söylüyor. Yani, gerek şartlar gerek imkânlar açısından gerek zaman açısından bunun mümkün olamayacağını, ancak “Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir” diyor. Artık Mehdi (a.s.) devrinde, durumu muhafazaya çalışır diyor, deccaliyet, süfyaniyet. “Deccaliyet” Darwinizm ve materyalizmdir. “Süfyaniyet” de Hafız Esad’ın şahs-ı manevisini oluşturduğu komünist İslami anlayış. Güya İslami gibi görünen komünist anlayış, anlaşıldı mı? Bu artık son zamanlar olacaktır ve “durumu muhafaza edecekler” diyor. “Üç devre istibdadı vardır” diyor, “üç devre. Birinci devresinde” diyor, “300 yılda yapılan tahribat, bir günde yapar” diyor. Bediüzzaman’ın devridir bu. “Sonra gittikçe adileşir” diyor. “Artık en son, durumu muhafazaya çalışır” diyor. Durumu muhafazaya çalıştığı an, işte Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıktığı andır. Durumu muhafazaya çalışırken de Hz. Mehdi (a.s.), tamamen tepeleyecektir ama Hz. Hızır (a.s.) ile Mehdi (a.s.) birlikte faaliyet ediyorlar. Dolayısıyla insanlar bu gördükleri görüntü içinde kimin, neyin, nerden geldiğini anlayamıyorlar, sebep araştırıyorlar. Bütün sebepleri oluşturan Hz. Hızır (a.s.)’dır. Allah, Hz. Hızır (a.s.)’ı kullanıyor. Mesela şahsın evine alır belgeyi gönderir Hz. Hızır (a.s.). Adam nerden geldiğini bilmez. Adam alır onu. O da onu götürür, oraya verir. Kaynağını sorsan, adam bulamıyor, bilmiyor. Yani, Hz. Hızır (a.s.) son derece zeki ve yaman bir varlıktır. Yani, her şeyi -Allah’ın yaratmasıyla- çok planlı yapar, çok ustaca yapar. Dolayısıyla metafizik olan olayları insanların gözünden Allah perdeliyor, fark edemiyorlar. Mesela bak, göz göre göre “tepmez devrilmez” denilen iddia edilen Ergenekon Örgütü rezil rüsvay oldu, değil mi? Bak, alçak yöneticileri de köpekler gibi kaçıyorlar şu an, uyuz köpekler gibi. Kuyruklarını arasına kıstırdılar, bacaklarının arasına kuyruklarını kıstırdılar. Uyuz köpek gibi, uzaktan seyrediyorlar. Madem delikanlıydınız, gelin bakalım bir görelim, değil mi? Niye kaçıyorsunuz uyuz köpekler? Devletin hakimlerine mermi gönderiyorsunuz, değil mi? Çakallık yapıyorsunuz. O mermiyi adama yuttururlar. Madem öyle delikanlısınız kaçmayın, değil mi? Niye kaçıyorsunuz? Ondan sonra da şu, bu falan... Ve en gariban insanları seçiyorlar. Mazlum Fethullah Hoca gibi, mazlum. Artık, mübarek, çekindiğinden, “laf söz dedikodu olur” diye Türkiye’ye gelemiyor. Tansiyonu çıkıyor, şekeri yükseliyor, rahatsız oluyor üstüne gittikleri için. Herhangi bir şey söylesen ağlıyor, üzülüyor. Şimdi böyle bir insanı buraya getirip basınla muhatap etmek; duyduğunda hem tansiyonu çıkıyor, hem şekeri çıkıyor şiddetli üzüldüğü için. Kendini de durduramıyor, üzülmeyi engelleyemediği için gelmiyor. Konu bu, kimseden korktuğundan falan değil. Talebeleri de nazenin insanlar, yani çok çekingen insanlar. Dolayısıyla böyle belalı işlerin içerisine, kapsamlı mümkünü yok girmezler.
İnşaAllah, evet. Şimdi, ben bizim Bay Bıyık’ın sorununu anlıyorum, sıkılmış o. Neden sıkıldığını da biliyorum ben. Çünkü adım adım birileri geliyor bir yerlere doğru. Gittikçe de birisi köşeye doğru sıkışıyor. O da herhalde biraz, anladığım kadarıyla durumdan memnun değil yani, inşaAllah.
Efendim, iddia edilen Ergenekon Örgütü kahpe bir örgütlenmedir. O iddia edilen Ergenekon mensuplarına, devletin savcılarına ve hâkimlerine gönderdikleri o mermileri kanun ve hukuk ölçüleri içerisinde yutturacağız. Bakın, bu çakallar bir daha yapamadılar, ben bunu söyledikten sonra. Bu itler yoksa daha geliştireceklerdi, çakallığın çapını bayağı genişleteceklerdi, değil mi? Ne dedik? Bak, “adresimiz belli” dedik, “buyurun, gelin” dedik, “be hey köpekler” dedik. Adamlar sadece böyle, hani köpek inlemesi vardır ya, acayip sesler onları çıkartıyorlar. Göğsümü gere gere geziyorum işte, gelin bakayım görelim nasıl? Devlete kabadayılık yapmak nasıl oluyormuş bir anlayalım, değil mi? Bakın, bunların iskambil kâğıdından bir kule olduğunu herkes gördü. Tam bir çakal örgütlenmesi. Mazluma bunların gücü yeter, yani eli kolu bağlı adama, değil mi? Baktılar ki artık korku imparatorluğunu devam ettiremeyecekler, çırpınıyorlar. Fakat Bay Bıyık’a ne oldu, ben onu anlamadım. Yani o ne alaka, Fethullah Hoca’yla bağlantı kurmaya çalışıyor? Öbür vatandaş da o daha önce Kanal 7’de miydi?
OKTAR BABUNA:Ahmet Hakan mı? Evet Hocam, daha önce.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, benim anlayamadığım da böyle, mesela Müslümanlar onu meşhur etti. Çıktı, Müslümanlara böyle akıldanelik yapan bir adama dönüştü. Mesela Erbakan Hocamız Numan Kurtulmuş’u, değil mi, hiç tanınmayan bilinmeyen bir insanken ortaya çıkardı. O da bambaşka bir çizgiye gitti. Bakın, şimdi Bay Bıyık, Numan Kurtulmuş’un hamisi şu an, Aydın Doğan hamisi, Ertuğrul Özkök hamisi, Akyol hamisi ki ailece hamisi oldular. Yani Taha Akyol, oğlu da. Ve olmadık sözler ediyorlar Erbakan Hocamız’a ve bayağı acayip sözler. Şimdi ben çıkardım, birçoğu hakaretamiz. Bunlar mahkemelik sözler. Yani hakaret davası açılacak sözler. Ben Hocamıza onları göndereceğim, dava açması için teklifte bulunacağım inşaAllah. Ayrıca tazminat davası açılacak da sözler. Yalnız, Hocamızı bu kadar yalnız zannetmeleri de çok garibime gitti. Şaşırıyorum. Neye göre bu kanaat üstlerine geldi? Nerden aldılar bu haberi? Ben bunu anlayamadım. Erbakan Hocamız arslandır, arslan. İnşaAllah. Beşer beşer, yüzer yüzer gelseler hiçbiri, yani üfler, giderler. Öyle bir şey olmaz, inşaAllah.
Ama dikkat ederseniz yani, yani hedef olan şahıslar, suçlanan kişiler falan ilginç oluyor. Bir kere durduk yere Muhsin Yazıcıoğlu, mübareği şehit ettiler. Türk İslam Birliği’ni savunan insandı. Onu bir kenara aldılar şöyle. Şimdi, geriye kimler kalıyor? Erbakan var, Türk İslam Birliği’ni savunan. Onu da bir kenara almaya çalışıyorlar, şöyle kenara. Ondan sonra mesela baktılar Fethullah Hoca var, Türk İslam Birliği’ni savunuyor. Onu herhalde bir kenara almak istiyorlar. Oradan buradan fısıltılar etrafa yayılıyor falan. O fısıltılar yanlış. Erbakan Hocamız’ın tüyüne dokunamazlar, söyleyeyim. Fethullah Hoca’nın da tüyüne dokunamazlar. Bunlar çünkü tertemiz mazlum insanlar. Anlatabildim mi? Bunlar kiminle karşı karşıya olduklarının farkında değiller. Hangi devirde olduklarının farkında değiller Oktar Hocam. Mehdiyetin zıl ve gölgesi altında olduklarından haberleri yok. Türk İslam Birliği oluşacak. Bay Bıyık da sevinecek tahmin ediyorum. İnşaAllah ömrü vefa eder. Çünkü bir on yıl daha var. İnşaAllah benim de ömrüm vefa eder. Ertuğrul Özkök’ün de efendim, babalarının da Aydın Bey’in, inşaAllah ve hep beraber görürüz inşaAllah.
Ama bakın Hz. Hızır (a.s.)’la başedemez hiç kimse. Yani öyle hapse… Diyorlar ki mesela, rivayetler de yanlıştır, mesela diyor ki “deccal Hz. Hızır (a.s.)’ı ortadan ikiye biçer” diyor. Deccal it gibi korkar Hz. Hızır (a.s.)’dan. Yani tahmin ettikleri gibi değildir Hz. Hızır (a.s.). Sen nerden, öyle kolundan tutacağın da oturtup odaya sokacaksın? Öyle elinden tutabileceğin gibi de değildir. Bir anda kolu kaybolur, tutamazsın kolundan. Bir anda 6 kişi birden olur. Delirtir adamı yani. Öyle zannettikleri gibi değildir. Öyle akıllarına sığdıracakları gibi birisi değil. Nerede, ne olacağı hiç belli olmaz. Bir anda dosyanın arasına girer. Bir anda eşya haline gelir. Bir anda 10 kişi haline gelir. Bir anda bakarsın, bir köylü amca haline gelir. Bir bakarsın karşında hiç, hâkim gibi kıyafetle çıkar. Tahmin edemezler, anlaşıldı mı? Yani, baş edemeyecekleri bir devreye girdiler. Baş edilemeyecek bir zamana girdiler. Bakın, hani derler ya, “Halep ordaysa arşın burada”. On yıl içinde bütün dediklerimin doğru olduğunu görecekler. Var güçleri ile direnecekler. Bay Bıyık’ı falan tenzih ediyorum, onlar sakın alınmasınlar. Ertuğrul Özkök, Aydın Doğan’ın takımı, Taha Akyol falan. Biz, onlarla değil yani anlattıklarımız, başka bizim anlattıklarımız. Çünkü alınganlar, bize, “bize niye böyle söylüyorsun?” falan demesinler sonra. Onlarla alakası yok sözlerimin.
Mehdiyet devri, şu an dünyada ana konudur. Bütün Amerikan Devlet Başkanları, şu anda da Amerika’daki derin devlet de Mesihiyet üstüne kuruludur sistem. Mesih ve Mehdi (a.s.) üzerine kuruludur. İsrail’de de olay doğrudan Mesih ve Mehdi (a.s.) üzerine kuruludur. Dünyadaki bütün siyaset Mehdiyet üstüne ve Mesihiyet üstüne gidiyor. Başka bir konu yok. Fakat Allah tabii metafizik yönünü insanlardan saklıyor ve zahir şeyler gördükleri için oradan anlayamıyorlar.
Kardeşim bir kere iddia edilen Ergenekon Örgütü asla yıkılamayacak bir örgütlenmeydi, asla ve asla. Kendileri de anlayamıyorlar. Yani şu, 11 Eylül’deki kulelerden daha beter yıkılıyor böyle. Durduramıyorlar şu an, kontrol altına alamıyorlar. Yani bunun kaynağı nedir? Mesela bak, canı yandı. Şimdi Fethullah Hoca’ya sardılar mesela, bir kısmı. Bir kısmı şu yapıyor zannediyor, bir kısmı bu yapıyor diyor. Bakın, sakın bu takım alınmasın, bak yani onlar ayrı, ayırdık onları. Başka bunu söyleyen adamlar var. Biz bunları kastediyoruz. Çünkü onlar benim konum değil yani, inşaAllah. Kaynağını bulmaya çalışıyorlar. Kardeşim kaynağını bulmayacaksınız ve sonuna kadar bu sistem, iddia edilen Ergenekon Örgütü, sonuna kadar, eriyinceye kadar kimse karşı koyamayacak, bunu göreceksiniz. Ve gürül gürül Mesihiyet ve Mehdiyet dünyaya hâkim olacak, anlaşıldı mı?
Normalde, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nden Cumhurbaşkanı mesela çekiniyordu, rahmetli Turgut Özal. Hem ne çekinme. Bak, eline kurşun sıktılar, “asla söylemem” dedi, “biliyorum ama söylemem.” Ecevit, “konuşamam” dedi, değil mi? Demirel konuşamadı. Demirel’i feci şekilde dövdüler, değil mi? Mesut Yılmaz başbakandı, feci şekilde dövdüler. Hatta detayına girmeyeyim de yani, feci şekilde dövdüler, o kadarını söyleyeyim ve hiçbir şey diyemediler. Böyle bir güç yani tepmez devrilmez görünüyordu iddia edilen Ergenekon Örgütü. Ama şimdi ne oldu? En zavallı örgüt konumunda çünkü bilemiyorlar yani, her gün bir yerden bir bilgi akıyor, her gün bir yerden bir bilgi akıyor. Durduramayacaklar.
Fethullah Hoca, ne alaka, onlar gariban insanlar. Bir mahallede bir tane veyahut iki tane çıkar Fethullah Hocamız’ı seven insan yani. Yani, yoğun propagandayla da birçok kişi de muhaliftir. Müslümanlardan da çok muhalif olan var. Ama ben seviyorum, şefkat duyuyorum ve bu kadar çekingen olmalarına da gerek görmüyorum ama onlar da çekingenler biraz, konu bu, evet.
Mehdilik yenilecek bir güç değildir. Bakın, zavallıca çırpınmasınlar boş yere. İsa Mesih (a.s.) yenilecek bir varlık değildir. Boşa çırpınmasınlar. Hz. Hızır (a.s.); asla yenemezsiniz, asla yani. Adamın burnunun dibinde oluyor Hz. Hızır (a.s.), haberleri olmuyor. Bakın iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün lider toplantısına Hz. Hızır (a.s.) katılıyor, beraber. “Üstadım” diye hitap ediyorlar mübareğe. Haberleri yok. Haberi yok yani adamın, değil mi? Mesela onun gösterdiği harikalarla nefesleri kesiliyor, “bizler” diyorlar, “işte, Şambala’ya karşı mücadele eden tipleriz” diyorlar, “kişileriz”, değil mi? “Yer altında” diyorlar, “asıl bizim yapılanmamız ve bizim” diyorlar, “liderlerimiz, metafizik liderler” diyor. Kardeşim siz avucun içindesiniz, haberiniz yok sizin, değil mi? Yani asıl kökenine baktığımızda iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün; “metafizik şahıslarca yönetiliyoruz” diyorlar, açık adamların ifadeleri. Toplantılarda bunlar ayin yapıyorlar, yani böyle manyak bir sistem. Karanlık ortam, mum yakmalar, tütsüler yakmalar; manyaklar yani. Kan talep eden bir yapıdır. Mesela bakın, üç milyon insanı bir gecede katletmek için şeytan onlara emir veriyor. Şeytandan emir alıyorlar. Şeytanın karşısında adamlar secdeye kapanıyor ve “üç milyon kişiyi bir günde katledeceğiz” diyorlar, “söz veriyoruz” diyor adamlar. Ama bak, güvendikleri şeytan 1999’da deliler gibi kaçtı Hz. Hızır (a.s.)’ı görünce. Çok iyi hatırlarlar, değil mi? Kudurmuş deli gibi kaçtı yani, inşaAllah. Ne demek istediğimi de anlıyorlar. Bunlar çok güveniyorlardı, masonlar da şeytana acayip güveniyorlardı. Şeytan acayip hava atıyordu bunlara; “benim gücüm şöyle, benim gücüm böyle. İşte şöyle yaparım, böyle yaparım.” E haydi şimdi görelim bakalım ne yapıyormuşsun, değil mi? Bakın, kendi elemanları da köşe bucak kaçıyorlar, kaçacak delik arıyorlar, şeytan da kaçacak köşe bucak arıyor. En büyük güvenleri, dinleri Darwinizm ve materyalizmdi. Bununla dünyaya hâkim olmayı düşünüyorlardı. Şeytan böyle bir din kurmuştu ve alay ediyordu bütün dünyayla eğleniyordu. “Sen ne yapıyorsun?” dedik. Pırr.. Araziye geçti, değil mi? Bu kadar, başka bir şey demedik, değil mi? Sıkıysa çık değil mi? Bak, bayağı imkânların var. Anlatsana, bir görelim bakalım. Anlatamazsın, inşaAllah. Bak bunların şeytan çağıracak halleri de kalmadı. Eskiden keçi keserek, bilmem ne, kanlarını ellerine yüzlerine sürerek psikopatlık yapıyorlardı. Yani bak, kulağı çınlıyordur o tip takımın, bilirler yani. “Biz Şamanistiz” diyorlardı, “Şamanistiz.” Millete de öyle tanıtıyorlar, direkt şeytana tapıyorlardı. Zaten onlar da onun bir kolu yani. Devlet içerisinde çok fazla Şamanist vardı. Şaman, şaman rahipleri var. Mesela, adam çok yüksek bir yerde ama şaman rahibi. Adam anormal sesler çıkarmalar, bilmem ne, böyle garip. Görenlerin kanı iliği çekilir yani. “Haber nerden geliyor?” diyorsanız, gelir. İnşaAllah. Birilerinden duyuyoruz, inşaAllah. Yani, değil mi? Oktay Ekşi birilerinden nasıl duyuyorsa, Bay Bıyık, e bize de haber getirenler var. Dolayısıyla bu iddiaları bıraksınlar, bu tip sözleri bıraksınlar, inşaAllah. Ama bakın, her lafta Oktay Ekşi alınacaksa, Aydın Doğan alınacaksa bu olmaz. Yani bak, onları tenzih ediyorum. Bu olayla alakaları yok, anlattığım olaylarla alakası yok. Beni uğraştırmasınlar yani. Efendim, Taha Akyol, Mustafa Akyol falan, artık kimse o takım, Ahmet Hakan falan feşmekân. Yani demin ismi geçen şahıslar, onlarla bağlantısı yok olayın, anlattığım konunun.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Hay MaşaAllah. Haberim yok, Allah’ın hikmeti, bak yemin ediyorum Allah adına. Bak, Kehf Suresi. “İlk bir ayet okuyayım” dedim, direkt Hz. Hızır (a.s.)’dan bahsediliyor. Ben, açarken planlı mı açtım ben?
OKTAR BABUNA:Hayır Hocam. Bu hep oluyor zaten Hocam. İlk defa olmuyor bu, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Bismillah ayetle başlayayım, dedim. Bak elimi koydum, Kehf Suresi, “Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve Tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz”. Duyun, ilgili şahıslar; “kullarımızdan bir kulu buldular.” Kardeşim bakın net tarih çıkıyor; 2010 ebcedi. 11 değil, 12 değil; 2010. Bak “Derken,” bak, “Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve Tarafımızdan” Hem Allah’ın rahmeti var “ve Tarafımızdan” Allah diyor bunu, “kendisine bir ilim öğrettiğimiz” bu özel bir ilim, kendine hastır. “Kullarımızdan bir kulu buldular. Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"” “Taleben olabilir miyim?” diyor Hz. Hızır (a.s.)’a. “Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin”". “Çünkü beni dinsiz gibi görebilirsin, şeriata muhalif görürsün, cinayet işliyor gibi görürsün, bir yerleri bombalıyor yıkıyor gibi görürsün, görürsün, görürsün, görürsün; yanlış anlarsın beni” diyor, değil mi? “(Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" Bakın, bakın; “(Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın” Özü apayrıdır. Konunun bir zahiri vardır; özü apayrıdır. “Kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" yani, “Takatin yetmez” diyor, “buna” diyor. Bakın, Ulu’l Azm Peygambere söylüyor bunu. “(Musa:) dedi ki” bak; “İnşaAllah.” Kehf kıssasında ki kilit kelimedir, kilit kelimedir. İnşaAllah, maşaAllah diyenler dünyaya hakim olacaklar. Bakın, ne ile başlıyor? “İnşaAllah”. Bu çok önemli, Hz. Hızır (a.s.)’ın da aradığı bir ifadedir bu, inşaAllah. “Beni sabreden (biri olarak) bulacaksın.” Hah. Demek ki çok sabırlı olunacak. “Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi ama, işte bu çok zor. Yani Hz. Hızır (a.s.)’ı insanlara anlatsan... “Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma”. “Beni sorgulama yok” diyor. “Ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar. Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi.” Parçalıyor gemiyi. Özelliğidir, inşaAllah. “(Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin?” Yani, “toplu katliamı mı amaçladın? Orada yaptığın hareket nedir?” diyor, “haram bir fiil yaptın” diyor. “Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın.” diyor. Tabii bunu bu üç kere demiyor ama “şaşırtıcı” diyor. “Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle"” diyor ama bakın, şey vermiyor, ikinci bir ihtimal vermiyor. Yani, “zordur” demiyor, “kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?" Çünkü Allah vahiy ile bildiriyor. “Güç yetiremeyecek” diyor Allah. Biliyor yani, önceden biliyor. Yani “sana mutlaka karşı gelecek” diyor, inşaAllah. "Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama.” Unutturan kim?
OKTAR BABUNA:Allah.
ADNAN OKTAR: Evet. “Sorgulama.” Ama bak, “sorgulama” diyor, inşaAllah. Hz. Hızır (a.s.)’ın bir de sorgulama yönü de vardır, inşaAllah, değil mi? Yani, vasıflarından bir tanesi; sorgular. “”ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma” dedi.” diyor. Demek ki gerektiğinde zorluk çıkarıyormuş, öyle mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Evet. “Böylece ikisi” üçüncüyü kabul etmiyor. Hz. Hızır (a.s.) görüşmede teke tek görüşür, inşaAllah. Üçüncüyü kabul etmiyor. “Böylece ikisi yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürdü. Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın."” Yani “kötü bir iş yaptın” demesi; “harama girdin” diyor, değil mi? “Cinayet işledin sen” diyor. “Yanlış hareket ettin” diyor. Hâlbuki vahiyle hareket ediyor, doğru yaptığı inşaAllah. “Dedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını” -şeytandan Allah’a sığınırım- “göstermeye” bakın bir daha vurguluyor, “kesinlikle” diyor. “Kesinlikle güç yetiremeyeceğini sana söylemedim mi ben?" diyor. Çünkü vahiy ile bildirilmiş. Mutlaka güç yetiremeyecek. “(Musa:) "Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme.” Bir süre sonra Hz. Hızır (a.s.) iş bitince, görevini yaptıktan sonra geri çekilir. Bir özelliğidir. Yani sürekli aynı yerle bağlantı halinde olmaz. Başka işe gider. ““Benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi” diyor. Yani “tamam” diyor, “ben kabul ediyorum”. “Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler” Hz. Hızır (a.s.)’in yemeğe ihtiyacı var mı?
OKTAR BABUNA:Yok.
ADNAN OKTAR: Ama Hz. Musa (a.s.)’nın var, inşaAllah. Canı ister, yer; canı ister, yemez. “Fakat kasaba halkı onları konuklamaktan kaçındı.” Demek ki, heybetlerinden çekinmişler, değil mi? “Onda yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti.” Hay mübarek, hay. Üstad. Aynı zamanda duvarcı ustası. Bir vasfı da duvarcı ustasıdır, Hz. Hızır (a.s.)’ın. Bu ne demektir? Bütün masonları kontrol altına alacak demektir, değil mi? Hepsi emrine girecek demektir, inşaAllah veyahut girdi. Emrine girmiştir, inşaAllah. “Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin." Hz. Hızır (a.s.) hiçbir işinde, hiçbir karşılık istemez; özelliğidir. Ne yiyecek, ne para, ne çıkar hiçbir şey yoktur. Bir insanın her halükarda bir şeye ihtiyacı olur, değil mi? Onun hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı için, yani alametidir; hiçbir şey istemez. Yemek de istemez, uykuya da ihtiyacı olmaz; öyle bir insan. Canı istediğinde uyur.
Evet. “Bunu, bu yazıyı Adnan Hocamız’a vermenizi isteriz, veballidir” diyor, yani “günaha girersiniz” diyor, “vermezseniz” diyor. “Selamün aleyküm Hocam” diyor, “Ne düşüneceğiniz size aittir. Kızmadan yazdıklarımı okuyun Hocam.” Dur bir kendimi hazırlayayım şöyle. Kızmamaya çalışayım, mı? Niye kızayım? “Allah yardımcınız olsun. Artık programınızda Adnan Hocam” Efendim, “Hocam” diyor, “fazla siyasete girmeseniz. Bu zarar vericidir” diyor, “Üstad siyasetten de şeytandan da Allah’a sığınıyor. Allah dostları. Behlül ... Harun Reşit’in Sarayı...” Gerçi burada bir cümle düşüklüğü var ama neyse. Siyaset... Ben Erbakan Hocam’ı oturup seyredeyim mi? Ezecekler, hakaret edecekler, saygısızlık yapacaklar. Bir kısmı terbiyesizlik yapacak. Bir kısmı haddini aşacak. Bir kısmı ne söylediğinden haberi olmayacak. Ben de canım gibi sevdiğim Hocamın ezilmesini seyredeceğim, öyle mi? Ağızlarını ta kulaklarına kadar yırtarım, hukuk ve kanun ölçüsü içerisinde. Kim ağzını bozduysa ağzını düzelttireceğiz, kanun ve hukuk ölçüleri içerisinde. Hocama tek kelime laf ettirmem. Ben Saadet Partili değilim. Mümin kardeşim olarak seviyorum. Değer veriyorum Hocama. Ben bütün sağı destekliyorum çünkü. MHP’liyim, Büyük Birlik Partiliyim, AK Partiliyim, Doğru Yol Partiliyim, değil mi? Efendime söyleyeyim, dolayısı ile bu siyaset değildir. Bu gerçektir. Yani Ahir zamanda Türk İslam Birliği’ni savunan insanlara karşı bir şeyler yapılmaya başlandı ve Türk İslam Birliği’ne karşı olanlara karşı da omuz ve destek verilmeye başlandı. Bakın, nerede burada siyaset? Bunun adına “cihad” denir, “cihad”. Cehd; gayret. Ölçümüz Kuran, hadis. Ve sevgi ile yaklaşıyorum, şefkatle yaklaşıyorum, bilimle yaklaşıyorum, akılla yaklaşıyorum, hukukla yaklaşıyorum, değil mi? Ve hiç kimseye de hakaret etmiyorum. “Bay Bıyık” diyoruz; adamın bıyığı var işte, onu söylüyoruz, kötü bir şey mi? Allah Allah. Ne diyelim yani? Başka özellikleri de olur, istersen onu söyleyeyim yani, değil mi?
Ama çok uzun bu, çok vaktimizi alır şimdi bayağı.
Evet, evet. “2120’de Kıyamet kopacak, doğru” diyor. Ama bunu Bediüzzaman zaten söylüyor. Hadislerden zaten kaynaklanıyor. Yani, Hocamızın bu konuda “evet, doğru” demesi bir delil olmaz ki bizim için. Bizim için hadis delil olur. Hadis tasdik ettiği için ben buna “doğru” diyorum. Yoksa hazretin, bilmiyorum ismi var mı Hocamın? İsmi de yok. İşte bu meçhul şahsın, kardeşimiz, ismine “Ahmet” diyelim, Ahmet kardeşimizin sözüne göre biz onu tasdik ediyor değiliz.
OKTAR BABUNA: Bir selam veren varmış Hocam size.
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü.
OKTAR BABUNA: Bir de e-mailleri için hatırlatalım; ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine e-maillerini gönderebilirler izleyicilerimiz.
ADNAN OKTAR: Evet, ikinci yarıda devam edelim, inşaAllah.
SUNUCU: Şimdi kısa bir ara, sonra tekrardan devam edeceğiz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz, ayrıca HarunYahya.Org ve HarunYahya.Net adreslerimizden Hocamızın bütün eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Sizi dinliyoruz Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi bakın, bizi izleyen kardeşlerimizden benim istirhamım şu; bir kere bizim sitelerimizi iyi incelesinler, kitaplarımıza iyi baksınlar, araştırsınlar, okusunlar. Birbirleriyle bağlantı kurmaları çok önemli, birbirlerini sevmeleri çok önemli. Parti ayrımından kaynaklanan muhalefeti, yani öfkeyi mutlaka kaldırsınlar. Bu çok tehlikeli, bizim milletimize bu gitmez. Mesela MHP’liyi, Saadet Partililer çok sevsin. Büyük Birlik Partilileri, MHP’liler çok sevsin. Doğru Yol Partililer de öyle temiz insanlar, efendim, AKP partililer nur gibi insanlar. Birbirlerini çok sevmeleri hayati, yani şefkatle bakmaları. Tabii ki eleştirme olur. Yani, nezaketiyle eleştirebilirler ama ben bunu tehlikeli bulurum. Çünkü Türk İslam Birliği’nin çok güçlü mücahitleri hepsi, çok değerli insanlar, inşaAllah.
Bu bir konu, ikinci konu; kardeşimizin demin yazdığı yazı, o “veballidir” diyen, aslında iyi niyetli yazmış kardeşimiz, samimi, candan. Fakat biz mesela Bayraktar Bayraklı Hocam’a karşı benim üslubum sevecen. Çünkü dürüst Bayraktar Bayraklı fakat eksik bilgisi var, biz bunu açıklıyoruz. Bu çok önemli, eksiklik olan, yanlış olan, çünkü diyor ki; “böyle bir durum var, buna Kuran’dan ayetle cevap verin” diyor. Biz de ayetle, çok fazla ayetle cevap veriyoruz ve net cevapla. Mesela “gayb bilinmez” diyor, gaybın Allah tarafından Peygamberlere bildirildiğini açıkça bildiriyoruz ayetlerle ve ayetlerden de bolca örnek veriyoruz. E bunda bir şey yok. Ama Faruk Beşer, bu riskli bu işte, bu “ben” diyor “Nur talebesiyim. Fethullah Hoca’yı çok seviyorum, Ehl-i Sünnetim” diyor. Ama bakıyorsun bütün Ehl-i Sünnet eserlere karşı, neredeyse tamamına ve Kütüb-ü Sitte’nin büyük bir bölümüne karşı. Mehdi (a.s.)’nin olmadığını söylüyor, Hz. İsa (a.s.)’nın inmeyeceğini ve Hz. İsa (a.s.) ile ilgili böyle bir konu olmadığını söylüyor. Bu çok vahimdir. Hz. İsa (a.s.) ile ilgili hadisler tevatür derecesinde ve sahih hadistir. O hadisleri reddettin mi zaten, Kütüb-ü Sitte’nin tamamı reddedilmiş olur, geriye bir şey kalmıyor zaten. O güçte, o kuvvette hadisleri sen reddediyorsan, bütün hepsini reddedersin. O yönden riskli, o yüzden dikkat çekiyoruz.
Efendim, bir de bakın, bu kişilerin ortak özelliği, Türk İslam Birliği’nin oluşmayacağını iddia etmeleri, bu çok vahim. Hiçbirinden Türk İslam Birliği’ni duymazsınız. İttihad-ı İslam’ı duymazsınız. Haydi, Mehdi (a.s.)’den çekindiğini düşünelim, “Hz. İsa (a.s.)’dan çekiniyor” diyelim. Peki, Türk İslam Birliği’nden niye çekiniyorsun? İttihad-ı İslam’dan niye çekiniyorsun? Tek kelime ağızlarına almıyorlar dikkat ederseniz ve olmayacağını söylüyorlar, “olsa Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında olurdu” diyorlar. Veyahut “beş yüz yetmiş sene sonra olacak” diyor veyahut başka türlü orijinal açıklamalar getiriyorlar ve dolayısıyla da destekleniyorlar bazı çevrelerce, değil mi? E bizim bu tehlikeye dikkat çekmemiz imani hizmettir, bu bir siyaset değil. Bunun o kişilerin taraftarları bize buğz eder mi? Ben hakkı söylüyorum, doğru söylüyorum ve doğru söylediğimden adları gibi eminler. Buna rağmen buğz ediyorsa, bunlar bağı bir değişik bir şeydir zaten, değil mi? Allah’a dua etsinler, bir acayiplik var. Çünkü benim şikâyet ettiğim ne? İttihad-ı İslam’ı kabul etmemeleri, çünkü İttihad-ı İslam olmadığında, Müslümanlar perişan oluyorlar. Bak Cübbeli sayıyor, Müslümanların perişanlığını uzun uzun uzun anlatıyor, akan kanları anlatıyor. Çözüm olarak diyor ki; ”gelsin bizi öldürsünler” diyor, “onlarla Ahirette hesaplaşalım” diyor. Şimdi böyle bir çözüm olur mu?
OKTAR BABUNA: Olmaz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Allah bize bunu mu söylüyor? Allah, “din Allah’ın oluncaya kadar” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar, cihad edin, cehd edin” diyor, “cihad” deyince tabii taşı elimize alıp, milletin kafasına vurmak değil. Bilimle, sanatla, kültürle, sevgiyle, şefkatle ve biz bunu yapıyoruz. Burada şaşılacak bir şey yok, acayip olan da bir şey yok.
Evet, ne anlatayım, Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siz dün Saadet Partisi’nin iftarıyla ilgili olarak, Erbakan Hocamız’ın sorumlu tutulmasına, güya sorumlu tutulmasına yönelik olarak, “partinin başkanı o zaman Numan Kurtulmuş olabilir, bu mantıkla” demiştiniz. “Çünkü madem bir sorumlu var ki, o da yanlış, ama o zaman sorumlu o gözükür” demiştiniz inşaAllah, hikmetli olarak.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi, bir partide adamlar birden çıkıp taşkınlık yaparsa, partinin ilk sorulanı nedir? Genel Başkandan sorulur, değil mi? “Bu nedir?” dersin. Çünkü bütün yetki elindedir, müfettişleri vardır, parti müfettişi vardır, imkânları vardır, soruşturur, araştırır, netleştirir. Erbakan Hocamız’ın böyle bir konumu yok. “Sen” diyorlar, “sorumlusun” diyorlar Erbakan Hocamız’a. Sen sorumlusun Hoca efendi, değil mi? Sen sorumlusun. Sen araştırırsın ve olayın sorumluluğunu üzerine alırsın, “bir daha da” dersin, “böyle olaylar olmayacak efendim” dersin. Erbakan Hocamız’ı niye sorumlu tutuyorsun? İnsanın aklına o zaman binbir türlü şey geliyor. “Erbakan Hocamız’a bir komplo mu hazırlandı acaba? Bir oyun mu hazırlandı acaba?” diye insanın aklına geliyor, değil mi? Nitekim ne oluyor böyle, toptan borazanlar çalmaya başladı her yerden? Bir anda düğmeye basılmış gibi her yerden ayrı bir ses geliyor. Var ya böyle trafikte arabalar sıkışır, her yerden acayip korna sesleri gelir; kimi havalı kornadır, kimi başka türlüdür. Bunları bırakacaklar, burada bir fevkaladelik var. “Hocamız’ı yalnız gördük, biz elimizden geldiği kadar bir şeyler yapmak istiyoruz” diyorlarsa, arkasında milyonlarca onu seveni var. Yani bunu bırakacaklar, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam, başka?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, bir haber var. Bu, Hanefi Avcı’nın bir kitabı çıkmıştı, ona yönelik olarak “Hanefi Avcı Baklayı Ağzından Çıkardı” diye Hocam, inşaAllah. Haberde diyor ki; “Demirelvari bir çıkış yaparak, herkesi şaşkına çeviren Hanefi Avcı’nın amacının, Ergenekon davasını sabote etmek olduğunu kendi sözleri ile ortaya çıktı”. “Ergenekon davasına çocuklar bile güler” demiş, Hanefi Avcı.
ADNAN OKTAR: Gülsünler o zaman, toplasınlar üç beş tane çocuğu. Yani gülünce ne oluyormuş? Biz de gülelim. Yani gülme neyi değiştiriyor? Biz de gülüyoruz zaten hallerine. Yani, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün üyelerinin it gibi kaçmalarına gülüyoruz biz de. Benim komiğime giden o, değil mi? Delikanlılarsa ortaya çıksınlar bakalım, inşaAllah. Ama ben, yargılanan garibanlara onlara benim bir şeyim yok, benim onlarla bir alıp veremediğim yok, ben onları tenzih ediyorum. Ben asıl it takımı var dışarıda, onlarla benim alıp veremediğim. Onlar çok uyanık, çakallar. Onlar kuyruğu kıstırıp kaçtı. Uzaktan seyrediyorlar, asıl kan dökücü, it kopuk takımı, değil mi? Onlar da yargılanırlar ve suçluysa zaten cezasını alır; değilse beraat eder, konu da biter, inşaAllah. “Hanefi Avcı ağzından baklayı çıkardı”, “çocuklar bile güler.” Evet, işte bizim güldüğümüz noktayı açıkladık. Çocuklardan bir yüz kişi toplasın, güldürelim hepsini. O, it gibi kuyruğunu bacaklarının arasına katmış o it kopuk takımına gülsün. Ama mahkemenin gülünecek bir hali yok, mahkemeye biz saygı duyuyoruz, davaya saygı duyarız. Mahkemenin neyine güleceğiz biz, değil mi? Çünkü mahkeme adil olarak yargılıyor. Deliller var ortada, bakıyorlar. Suçlu ise ceza veriyor delillendirerek. Üst mahkemesi var, Yargıtay’ı var, değil mi? Neticelenir, o zaman karar veririz. Ama gülünecek bir şeyi yok. Neyine, niye gülelim yani? inşaAllah. Evet, başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Davutoğlu, “referandumlara alışmalıyız” demiş. “Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ‘referandumlar ne kadar sık yapılırsa, ülkenin demokrasisi için o kadar iyidir’” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam güzel, yapalım.
OKTAR BABUNA:Haberde, bunu okuyayım Hocam inşaAllah. Şöyle diyor, bu bir haber inşaAllah, bu BTP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın sözleri Hocam haberde. Radikal’den alınan bir haber. “Mardin’in Midyat ilçesinde düzenlenen mitingde Türkler, Süryaniler, Araplar, Kürtlere referandumda boykot çağrısı yaptı. Demirtaş, ‘Türkiye demokratik özerklikle yönetilecek. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın’ dedi, ‘Türkiye demokratik özerklikle yönetilecek bundan kimsenin kuşkusu olmasın, bölge parlamentolarımız da olacak, kent meclislerimiz de olacak ve bölge halkı kendi kendini yönetecek. İşte o zaman Süryani halkı da rahat nefes alacak, Kürt halkı da Arap halkı da Türk halkı da rahat nefes alacak. O zaman kendi ana vatanımızda bir nefes özgürlük solumanın mutluluğunu hep beraber taşıyacağız, işte bu mücadele halkların ortak özgürlük mücadelesi olmalıdır’” diye açıklama yapmış.
ADNAN OKTAR: Peki referanduma niye karşıymış?
OKTAR BABUNA: Boykot çağrısında buluyor Hocam, inşaAllah. Evet, “kendi kendimizi yöneteceğiz” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi burada arkadaşın ne istediği belli. Şimdi bir kere bizim kardeşlerimiz, Arap kardeşlerimiz var, doğru, Süryani kardeşlerimiz de var, efendim Kürtler de var. Hepsi ne istiyor, biliyor musun? Türk İslam Birliği’ni istiyorlar, hiçbiri başka bir şey istemiyorlar, bölünmek de istemiyorlar. Birleşmek güzeldir, birleşmek güzeldir, bölünmek kötüdür, değil mi? İnsan bile, değil mi, bütün olarak yaşıyor? Kafamız ayrı, kolumuz bacağımız ayrı yaşamıyoruz. Dolayısıyla Türkiye’yi böldürtmeyiz. Bu boşa hayal ama diyorsa desin. Yani, yıllardan beri diyorlar. İşte, “Karadeniz’i de bölmek istiyoruz” diyorlar, Güneydoğu Karadeniz, Kuzeydoğu Karadeniz bölsün, bölsün, bölsün. Onlar biftek gibi böyle, sürekli parçalara ayırmak istiyorlar. ‘Bölünme’ sözünü duydukça, birleşmenin önemini insanlar daha iyi görsünler. Türk İslam Birliği’nin değerini daha iyi anlasınlar, değil mi? Türk İslam Birliği’nin üstünde duracağız. Kürtler o zaman sevinecek, efendim, Süryaniler sevinecek, Araplar sevinecek, Çerkezler sevinecek ki benim için hepsi Türk’tür, hepsi sevinecekler. Çözüm Türk İslam Birliği’dir. Eğer insanların mutlu olmasını istiyorsa bu arkadaş. Bak ‘Selahaddin’, değil mi? Dedelerine benzesin. Selahaddin Eyyubi. O da Kürt’tü, değil mi? Ona benzesin. Selahaddin Eyyubi parçalamacı mıydı? Ne yaptı? Koskoca imparatorluk kurdu, değil mi? Dedesine benzesin. Türk İslam Birliği’ni savunsun. Atalarında nerde görünmüş bölünmecilik, parçalanmacılık, değil mi? Çok yanlış yapıyor. Efendim, bir de referanduma boykot. Kardeşim niçin demokrasinin gelmesini istemiyorsun sen? Gelişmesini istemiyorsun, değil mi? Hukukta düzenleme olacak, demokraside düzenleme olacak ki, bir de kısmen bu daha, başlangıç. Niye rahatsız oldun ki sen? Neyi istiyorsun sen? Nasıl bir sistem istiyorsun? Boykot demek, ne anlama geliyor? Değil mi, çok acayip bir şey? Sen bilakis teşvik et, değil mi? Demokrasi gelişsin, Avrupa ayarında bir demokrasi olsun. “Bu hükümeti destek anlamına gelir” falan derlerse, bu çok mantıksız. Bunun böyle olmadığını herkes bilir. Hükümet, diyorum ya, mesela işçiye zam mı yapıyor, “karşıyız” mı diyeceğiz? Hükümete karşıysan sen oyunu, seçimlerde oyunu, götürürsün başka yere atarsın, o kadar, değil mi? Selahaddin Eyyubi olsun, Selahattin Demirtaş. Değiştirsin bu zihniyeti, ona o zaman ben, “helal olsun” diyeceğim. “Ben Büyük Türkiyeciyim” desin, “Türk İslam Birliği’ni savunuyorum” desin, “İttihad-ı İslam’ı savunuyorum” desin, “Kuran ahlakını savunuyorum” desin, bıraksın bu ağızları. Yani bölünme felakettir, bölünme felakettir. Allah esirgesin, paramparça olur Türkiye ve hiçbir gücü de kalmaz ve lokma, lokma, lokma, anında kurtlar yerler, anlaşıldı mı? Kapıda bekliyor Kurtlar, bölünme budur. Bölünme mümkün mü? Bakın, ben Selahattin Demirtaş’a açıkça söylüyorum, yeminle söylüyorum, “Türkiye bölünmeyecek ve Büyük Türkiye olacak” diyorum, “İttihad-ı İslam olacak” yeminle söylüyorum, inşaAllah. Allah’ın adıyla, inşaAllah. Yani bana güvensin, bir bildiğim var ki söylüyorum.
OKTAR BABUNA: Hocam, sizin söylediğiniz her şey çıktı bu güne kadar, bir de şimdi yemin ederek söylüyorsunuz maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kuran’da Allah’ın vaadi var. İkinci bir ihtimal yok. İkinci ihtimal yok. Mutlaka olacak ve Resulullah (s.a.v.)’ın vadi var. Peygamber (s.a.v.) söz veriyor artık, değil mi bak? Bizim mübarek Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor ve Cenab-ı Allah, Kuran’da söz veriyor ve “Allah vadinden dönmez” diyor, değil mi? Bana güvensin, Türk İslam Birliği’nde gerçekten çok rahat edecekler. Efendim, çıksın böyle Kürt kardeşlerimiz, onlar da zılgıt çeksinler. Türk İslam Birliği’ni açıklasın, İttihad-ı İslam’ı açıklasın, değil mi? “Selahaddin Eyyubi gibi olacağım” desin, baş tacı yaparız. Bıraksın bu izahları ve referanduma da evet. Yani, akıl alacak gibi değil. Ne kadar güzel işte, değişiklik olsun. Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu kalabalık olacak. Daha güvenli, daha rahat, daha iç açıcı, ne var bunda, değil mi? AK Parti’ye karşı içinde de bir alerji varsa, seçimleri bekle, niye acele ediyorsun? Panik olma, gidersin oyunu veririsin, başkasını getirirsin iktidara, o kadar.
OKTAR BABUNA: Hocam siz, “hayır” diyenlerin hiçbir gerekçe gösteremediğini söylemiştiniz. Geçen gün okuttuğunuz haberde de HSYK’nın iki hâkimi, gerekçe olarak şunu söylüyor kitaplarında; “tamam” diyor, “değişiklik tamam” diyor, “Avrupa’da var ama” diyor, “Türkiye’de” diyor, “demokrasi” diyor, “yerleşmediği için Türkiye’de yapılmasın” diyor, “bu değişiklik” inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, “bu millete lüks” diyor, adam açıkça böyle söylüyor. “Bu millet” diyor, “o tarz bir millet değil” diyor yani. “Cahil insanlar” diyor, “bunlara bu gitmez” diyor. “Demokrasi gitmez” gibi konuşmuş benim anladığım, değil mi? Onu öyle çıkarttım. Hayır, bunu daha öncekiler de söylemişlerdi, biliyorum yani bu klasik söz. “Bunu kaldırmaz bizim millet” diyor, yani “demokrasiyi kaldırmaz” diyor. Kardeşim, bizim köylerimize gidelim, herhangi bir köye, münevver ve ariftir insanlar. Cehaletle alakası yok, okumayla alakası yok bunun. Ariftir benim halkım, milletim. Git bir köy kahvesine, ariftir üslubu, hikmetlidir. Şimdi Güneydoğu’daki halkın zannediyorlar ki, bir kısmı PKK’lı zannediliyor. Sen oradan PKK’yı tamamen kov, silahı çek, güvence ver; “ne düşünüyorsunuz?” deseniz, hepsi PKK’dan nefret ettiğini söyleyecektir. Ama adamın kafasına silahı dayarsan sen, PKK’nın silahını, “sen kimi destekliyorsun aslanım?” dersen; “PKK’yı destekliyorum” der adam, can havliyle. Bu bir ölçü mü bu?
OKTAR BABUNA: Değil Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Selahattin Demirtaş da, PKK’ya karşıdır zaten o inşaAllah. Selahaddin Eyyubi’ye benzeyecek, üslubu değiştirsin. Kardeşim Türk İslam Birliği’nde rahat edecekleri açık, değil mi? Mutlu olacakları açık, değil mi? Özgürlük çok güzel, değil mi? Küçücük bir ufacık bir ülkenin içinde yaşamak mı güzel? Bassın arabaya, gitsin Azerbaycan’a, değil mi? Hazar Denizi’nin yanında ızgara yapsın, yesin. Gitsin Türkmenistan’a, gitsin Suriye’ye. Pasaportlar kalksın, vize kalksın. Koskoca bir Türk İslam Birliği olsun. Herkes, herkese yardım etsin, değil mi? Güzel bir ortam olsun ve benim halkım, Güneydoğu’daki o mübarek kardeşlerim, çok dindarlar. Allah’a, Kuran’a bağlılar. Yazık günah, değil mi? Onları ayırıp küçücük bir yerin içerisine sokmak, değil mi? Onların mutluğu, özgürlüğü çok güzel. Gelsinler, İstanbul’a geliyorlar, İzmir’e geliyorlar. Yesin içsin gezsinler, istedikleri gibi rahat etsinler. Yapmasınlar bunu, inşaAllah.
Evet, başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: “Saadet Partisi’nde Flaş İddia” diye de bir haber var Hocam, burada da inşaAllah. Şöyle diyor; “Saadet Partisi’nde bir süredir konuşulan dedikoduya göre, Erbakan’ın liderliğinde yeni şeyler olacak.” Büyük ortaklar arasında bulunacağı bir şemsiye partisi hazırladığı öne sürülmüş Erbakan’ın, Hocam inşaAllah. Bunun için de Cindoruk’la ve Süleyman Demirel’le görüştüğü iddia ediliyor.
ADNAN OKTAR: Cindoruk mu? Yani şaka yapıyorlar herhalde. Yani biraz ayrı değil mi zihniyet, düşünce olarak?
OKTAR BABUNA: Evet, Hocam. Cindoruk zaten “doğru değil” demiş, “böyle bir şey mümkün mü?” demiş.
ADNAN OKTAR: Doğru bak.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Ne diyor? “Selamün aleyküm canım bir tanecik aslan Hocam” Mehtap, ne kadar çok seviyor bu beni böyle, maşaAllah. “Cübbeli Ahmet Hoca’nın Flash TV’de yaptığı konuşmada, ‘kâfirler ittifak halinde’ diyor ama bir türlü Müslümanların ittifak edebileceği aklına gelmiyor.” E doğru, hakikaten öyle. “Siz her zaman ‘Cübbeli’ye karşı şefkat duyuyorum’ diyorsunuz, o zaman neden bu tavırlar? Cübbeli Ahmet Hoca kendisi de…” Bir şey demiş ama anlamadım.“Başka bir şey aklına gelmiyor” diyor, “aslında sizin onu kurtarmaya, uyandırmaya çalıştığınızı bir bilse” diyor, “sizi çok ama çok seviyorum” diyor. Canım garibanın teki, benim onunla ne alıp veremediğim var? Sürekli geğiriyor, dudaklarını falan yalıyor çocuk gibi yani. Aslında sevimli bir tip ama verdiği zarar çok fazla. Yani, yoksa ben öyle bir nefret duymuyorum, acıyorum yani. Garibanın teki yani, kendince bir şeyler yapmaya çalışıyor Allah rızası için. Ama çekiniyor yani. Kardeşim İttihad-ı İslam istemekte ne mahsur var, niye çekinirsin ben anlamıyorum ki ne korkuyorsun? Yani gelip Mehdi (a.s.) senin gırtlağına mı sarılacak senin, ne çekiniyorsun, değil mi? Hz. İsa (a.s.) seni kesecek mi? Ne korkuyorsun söylesene? De, “Cenab-ı Allah bizi Mehdi (a.s.)’ye kavuştursun” de. Bak, gidiyor Kıbrıs’ta Şeyh Nazım Hocamız’ın yanına, “Allah kavuştursun” diyor, buraya geliyor; “Mehdi (a.s.) yok, beş yüz yetmiş yıl sonra gelecek” diyor. “Buraya da gelmeyecek Mehdi (a.s.)” diyor. Orda da diyor ki “İnşaAllah” diyor. “İstanbul’da çıkacak” diyor, Şeyh Nazım. “Haa” diyor, bayağı seviniyor, “inşaAllah görürüz Hocam” diyor. Gel burada da, Kıbrıs’ta konuştuğunu burada da konuş, ne çekiniyorsun? “Allah İttihad-ı İslam versin” de, “Müslümanlar birleşsin” de, ne millete ölümü temenni ediyorsun, değil mi? Ölüp kurtulma var mı? Ne biz ölelim, ne karşı taraf ölsün kardeşim. Herkes uzun yaşasın. “Ahir zamanda ömürler uzayacak” diyor zaten Peygamberimiz (s.a.v.), değil mi? Herkes mutlu olsun. İttihad-ı İslam’ı istememen ve ısrarla bunda kararlı olmanda bir acayiplik var. Faruk Beşer Hoca, bu da istemiyor İttihad-ı İslam’ı. Bir acayiplik var. Kardeşim söyleyin bir şey olmaz, diliniz kopmaz. Bir kelime söyle, “Allah bize İttihad-ı İslam’ı nasip etsin, bütün Müslümanlar inşaAllah birleşsin, inşaAllah Türk İslam Birliği olur” de, ne var bunda? Niye korkuyorsunuz bu kadar? Bayraktar Bayraklı Hocamız’ın da bunu söylemesi gerekir, inşaAllah, değil mi? O zaman çok güzel, inşaAllah. Ama bunda bir gariplik var. Yani şaşmıyorlar mı buna, hayret etmiyorlar mı? Mesela Erbakan Hocamız Türk İslam Birliği’ni savunuyordu, bak hemen köşeye almaya kalktılar. Rahmetliyi şehit ettiler. Bir şeyler dönüyor, bir şeyler var, bir acayiplik var yani. Kim “Türk İslam Birliği” diyorsa, “İttihad-ı İslam” diyorsa bir kenara çekiliyor, kim İttihad-ı İslam’a karşıysa, Türk İslam Birliği’ne karşıysa ortaya getiriliyor. Şimdi biz bu mühendislik projesinde proje yanlışlığı olduğunu görüyoruz; ben o projeyi cart diye yırtacağım ben, değil mi? Peygamberimiz (s.a.v.)’in projesini, Allah’ın projesini uygulatacağım inşaAllah, Cenab-ı Allah’ın izniyle, inşaAllah. Ki o proje olmuş bitmiş bir proje, yani yaşandı onu görecekler.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Dünyanın her tarafında Müslümanların zulüm gördüğünü söylemiştiniz Hocam, bir örnek de Filipinlerden Hocam, inşaAllah. Filipinlere bağlı Mindanao ve Sulu adalarında yaşayan Müslümanlar, bağımsız olmak istiyorlarmış, Hocam. 1946’da Filipinlere vermişler. Burada da Hocam silahların gölgesinde iftar yapıyorlar. Çünkü toplu halde bulundukları zaman saldırıya uğruyorlarmış böyle, onun tehlikesinden dolayı. Bunlara da Müslüman Direnişçiler adı veriliyor, bu mücadele 2000’lerin başına kadar devam ediyormuş, bunların genel mücadelesi.
ADNAN OKTAR:Kardeşim işte bak, bölünmüşlük bunu getiriyor. Cübbeli diyor ki, “ölüp kurtulalım” diyor. Kardeşim İttihad-ı İslam’ı iste, etrafındakiler de bunu söylesinler, korkmasın Mehdi (a.s.)’den, Hz. İsa (a.s)’dan, bir şey yok. Yani acayip ürktü, daha önce dua ediyordun, bir şey yok, değil mi? Mehdi (a.s.) sana sevgi getirecek, şefkat getirecek, koruyup kollayacak, hayır getirecek, bereket getirecek. Bak “inşaAllah kavuşuruz” diyorsun, geliyorsun Türkiye’de başka bir ağız kullanıyorsun değil mi?
OKTAR BABUNA: Bir de siz Hocam, “ümitsizlik haramdır” demiştiniz ve sizin hayatınız çok büyük örnek. Siz yaptığınız mücadeleyi, Darwinizm’i, materyalizmi yerle bir ettiniz. Mesela en son örneğini de gördük; Çin zulüm yapıyordu orada, siz dua mahiyetinde bin mektup gönderdiniz, buradan anlattınız konuyu, Çin Devleti bütün baskıyı kaldırdı Hocam, oradaki vatandaşların üzerinden.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, “benim söylememle ne olur?” diyor. Al, buyurun oldu işte.
OKTAR BABUNA: Oldu, koskoca Çin Devleti Hocam, sizi dinledi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Diyorum bak, “bir herkes ‘İttihad-ı İslam’ı istiyorum’ dese, İslam ahlakı hâkim olacak” diyorum, söyletemiyorum adama. Çık televizyona söyle, bir şey yok. Maytaplar eşliğinde alkışlarla falan geliyor, kafasından konfetiler yağarak. Tek konuşmadığı kelime; İttihad-ı İslam. Kuran’ın neresini açsan, İttihad-ı İslam ile karşılaşırsın. İslam Birliği farzdır, en büyük farzdır, Bediüzzaman söylüyor inşaAllah. Bak, açtım, Furkan Suresi çıktı. Şeytandan Allah’a sığınırım, 56. sure: “Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.” Bak,“Biz seni yalnızca bir müjdeci”, İslam ahlakının dünyaya hâkimiyeti,İttihad-ı İslam’ın olacağına dair “bir müjdeci ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik” diyor 56. ayette, Furkan Suresi 56’da. 56 çarpı 25, 1400 ediyor, Hicri 1400. Ebcedi de Hicri 1400’ü veriyor. Bakın hem ebcedi, hem çarpımı 1400 veriyor, 56 çarpı 25. Yani diyorlar ki, “kardeşim, ebced farz değil”. E sana “farz” diyen kim? Ama harika, şaşırtıcı değil mi bu?
OKTAR BABUNA: Çok açık Hocam maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Hem manası, hem çarpımı, hem ebcedi anlamlı. E müsaade etsinler de bir hayret edelim yani. Tabii onların müsaadesine ihtiyacımız yok da yani, Allah affetsin öyle demeyeyim, hoşumuza gidiyor.
OKTAR BABUNA: Ve yüze yakın açıkladınız Hocam, bugüne kadar maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, Cenab-ı Allah ne diyor, Furkan Suresi 77’de? "De ki: “Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?"” diyor Allah. Kardeşim dua edin; “Ya Rabbi İttihad-ı İslam’ı bize hakim et” deyin, bu kadar. “Hâkim olacak” diyorum, zaten ne kadar makul bir şey. Yani ayrı olmak istemiyoruz. Bir arada olmak istiyoruz. Kardeş olmak istiyoruz. Kan istemiyoruz. Barut istemiyoruz. Olay istemiyoruz. Silah istemiyoruz. Şefkat ve sevgi istiyoruz, değil mi? Hıristiyanları da, Musevileri de koruyup kollamak istiyoruz.
İsrail ordusuna o bitlerin böceklerin saldırmasının sebebi, onların Hakk’a göre hareket etmemesinden kaynaklanıyor, hikmeti bu, inşaAllah. Çünkü Tevrat’a da karşılar. Yani, Kuran’a karşılar, Tevrat’a da karşılar ama inşaAllah dua edelim onlar da düzelsinler, Allah hidayet versin hepsine.
Evet, Oktar Hocam söyle bir şey, konuşalım.
OKTAR BABUNA: Siz birkaç gündür hep söylüyorsunuz Hocam, çok önemli bir farktan bahsettiniz. Yeni anlattığınız önemli bir konu, maşaAllah; “bilgi aktarmakla hidayete vesile olmak farklıdır” dediniz, inşaAllah. Peygamber (s.a.v.)’in hadislerinde de, Hz. Mehdi (a.s.)’nin bu yönüne dikkat çekildiğini anlatmıştınız Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela bakın Bayraktar Bayraklı bilgi aktarıyor, bu bilgi âlimidir ama insanların mesela imanını, kalbini coşturacak, Allah’a olan imanlarını pekiştirecek, derinleştirecek bir üslubu olmuyor. Böyle bir bilgi sunmuyor, böyle bir hal yok. Varsa söylesinler, yok. Cübbeli Ahmet’te de bu yok, yani hidayete vesile olan, böyle kalbi açan, iman derinliği veren bir üslubu olmuyor. Yani nakil, sadece nakil gibi ve Şaşar Beşer Hocamız’da da bunu görüyoruz. Sadece nakil, yani böyle soğuk bir çehre ve soğuk bir sesle, mekanik olarak anlatıyor. Ama orada bir derinlik, bir coşku, bir İttihad-ı İslam heyecanı, İslam ahlakının dünyaya hâkim olma heyecanı oluşmuyor. Bir cehd heyecanı oluşmuyor. Ne Bayraktar Bayraklı Hocamız’da, efendim, ne Cübbeli’de, ne Şaşar Beşer Hocamız’da, bunların hiçbirinde oluşmuyor. Ve böyle insanlar var. Ama ben Bayraktar Bayraklı’nın samimi olduğuna inanıyorum. Çünkü samimi konuşuyor, “benim inancım bu” diyor aktarıyor, hiçbir şey yok onda, bir sorun yok. Cübbeli de garibandır yani, o bir şekilde korkmuş İttihad-ı İslam’dan ama sebebini bilmiyorum, anlayamadım yani. Ya çocuksu bir kıskançlık içerisinde, çünkü “İttihad-ı İslam” denince Mehdiyet’e yardım edeceğini, Mehdilik gündeme gelince de onun bana yarayacağını düşünüp panik olmuş olabilir. Yani o yüzden söylemiyor olabilir. Çünkü daha önceki onun duası vardı, Cübbeli’nin, Mehdi (a.s.) ile ilgili duası, onu bir yayınlayalım. Birden bire böyle bir değişim, pek normal bir şey değil. Muhtemelen de çocuksu bir bakış açısı var. Sanki ben giyinip kuşanıp böyle, “ben Mehdi (a.s.)’yim” diye ortaya çıkacakmışım gibi. Benim istediğim İttihad-ı İslam, İslam ahlakı hâkim olduktan sonra, ben Mehdi (a.s.) olsam ne olur, herhangi bir halktan avamdan bir insan, kapının, İslam’ın, Müslüman’ın kapıcısı, hizmetçisi olsam ne olur? Ben hizmetçi olayım bana yeter. Kapıcının hizmetçisi olayım bana yeter, değil mi?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:İttihad-ı İslam olduktan sonra, benim hedefim bu, ben bunu istiyorum. İnsanların mutlu olmasını, İslam ahlakının dünyaya hâkim olmasını istiyorum. Olduktan sonra tamam zaten bu, herkes Mehdi (a.s.) zaten o dönemde, herkes mutlu. Yani eğer nimet düşünüyorsa herkese nimet gelecek o zaman, herkes zengin zaten. Bir tek Mehdi (a.s.) zengin olmuyorki o dönemde. Herkes zengin oluyor, herkes mutlu oluyor, herkes sevinç içinde oluyor. Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’nin payına özel bir şey düşmüyorki orda, bir nimet, dünyevi bir nimet düşmüyor. Dolayısıyla nereden çıkarttı? Bir de adı gibi emin oluyor, benim Mehdi (a.s.) olduğuma, nereden emin oluyor? Bu paniğe ne gerek var, değil mi? Allah’a bıraksın, kaderde kimse o Mehdi (a.s.) olacaktır, ne panik oluyor? Ayrıca İsa Mesih (a.s) var, ondan hiç bahsetmiyor zaten, değil mi? Allah gökten indiriyor, Allah dördüncü boyuttan dünyaya getiriyorİsa Mesih (a.s)’i, değil mi? Çok utanacak Cübbeli, çok.
OKTAR BABUNA: Zaten, siz daha iyi bilirsiniz Hocam,inşaAllah, Mehdi (a.s.)’nin varlığı çok büyük bir lütuf. Allah’ın kıyameti ertelediği birisi yani, inşaAllah, lütuf olarak gönderdiği birisi.
ADNAN OKTAR:Bak kardeşim, iddia edilen Ergenekon Örgütü bu hale gelmezdi, Türkiye’yi bin kere götürürlerdi, paramparça ederdi. Türkiye çoktan parçalanırdı,Mehdi (a.s.) vesilesiyle Allah durdurdu. Yoksa bütün Avrupa, bütün dünya yükleniyor Türkiye’yi parçalamak için. Kardeşim dağ, taş dayanmaz, balistik çelik olsa ortadan atar. Hiçbir ülke dayanmaz bu kadar bölme için yapılan bu kadar baskıya, hiçbir ülke dayanmaz. 12 Eylül’den öncesinde çoktan parçalanır giderdi. Allah müsaade etmiyor, Mehdi (a.s.) vesilesiyle. Çünkü Allah’ın sözü var dünyaya hâkim edecek İslam ahlakını, o yüzden müsaade etmiyor. Kale burası olduğu için Allah tüyüne zarar getirtmiyor Türkiye’nin, inşaAllah. Konu bu. Bakın müthiş güveniyorlardı iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne, bak, soytarıya döndü iddia edilen Ergenekon Örgütü, değil mi? Gelen ensesine vuruyor, giden ensesine vuruyor. Hani bunlar kabadayıydı? Hani delikanlıydılar, kendi iddialarına göre, değil mi? Hani Şambala takımı, bilmem ne, bunlara yardım ediyordu, değil mi? Bak şeytanları da kaçacak delik aradı, ta 99’da kaçtı, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir önceki bölümde nasıl olduğunu anlattınız ama Hocam, öyle elhamdülillah. Oradan yok şunlar, yok bunlar diyorlar ama alakası olmadığını, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, evet. Yalnız bu soruların hepsini HarunYahya.Tv’de cevaplayalım.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e gayb bildirilmiştir. Bak bir daha söylüyorum; dün de saydım çok fazla ayet var, gayb bilgisi verilmiştir, kıyamet alametleri de bildirilmiştir Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e. Ve bakın dikkat edin, bildirilmiştir, söylemiştir, en önemli noktaya geçiyorum; doğru çıkmıştır. Net görülmüştür yani elimizle tuttuk, gözümüzle gördük, net çıktı. Hani gayb bildirilmiyordu? Allah diyor, “Ben” diyor, “seçtiğim elçilerime gaybı bildiririm.” Bildirdiği gayb haberlerini de bildiriyor Allah Kuran’da, bakın “bildiriyorum” diyor, “bunları da bildirdim, Resul bildi bunları” diyor. Ve Peygamberimiz (s.a.v.)’e, kıyamet alametlerini de belirtmiştir Peygamberimiz (s.a.v.). Cenab-ı Allah bildirmiştir, Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Bakın ciğerlerine oturtturacak bir şey söylüyorumbazı şahısların; aynısının aynısıyla çıkmıştır, değil mi? Tartışılacak yönü kalmamıştır olayın. Tahakkuk etmiş. Bir tane mi? Değil. On mu? Değil. Yüz elliye yakın alamet zuhur etmiştir. Milim milim, santim santim doğru olacak şekilde, değil mi? Onun için hiç boşa çırpınmalarına gerek yok. Mehdi (a.s.)’yi de, İsa (a.s.)’yı da, Dabbe-tül Arz’ı da, duman zuhurunu da herkes şu an görüyor, görecek inşaAllah. İsa Mesih (a.s.)’in de o güzel, aydınlık yüzünü görmemiz vakti iyice yaklaştı, inşaAllah. Ya mübarek, inşaAllah, dur bakalım, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Zuhruf suresi, 10. “Ki O, yeri sizin için bir beşik kıldı ve doğru yolu bulursunuz diye onda size (birtakım) yollar var etti”. “O yeri sizin için Mehdi (a.s.) kıldı.” Arapçasında, Mehdi. “Beşik”; ‘Mehdi’dir, biliyorsun değil mi?
OKTAR BABUNA: Elhamdülillah. Evet Hocam. Söylemiştiniz daha önce, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, “O yeri sizin için” yani yeryüzünü, “Mehdi (a.s.) kıldı” diyor. “Ve doğru yolu,” bak, “bulursunuz diye.” Doğru yol nedir? Kuran, İslam değil mi? Bak, “doğru yolu bulursunuz diye onda size (birtakım) yollar var etti.” İnşaAllah, tabii çok imalı Kuran’ın buradaki ifadesi, inşaAllah.
Bismillah. Hicr suresi, şeytan diyor ki; “Dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim.”" Bakın, züppe karakteri görüyor musun, münafık ve züppe karakteri? "Ve şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir” diyor, Cenab-ı Allah. “Dedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı." Allah, “Din gününe kadar” diyor, o da “dirileceği güne kadar” diyor. Burada bir manidar durum var. Din gününden kasıt, aynı zamanda Mehdi (a.s.)’nin zuhuru da olabilir. Çünkü o başka bir şey diyor bakın, “Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı." Başka bir açıklama yapıyor. “Dedi ki: "Öyleyse, sen süre tanınanlardansın. Bilinen günün vaktine kadar."
Bak, “Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun,” diyor, şeytan. “Ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım." İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün elemanlarının karakterlerine de burada dikkat çekilmiş oluyor. “Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna." Türk milleti, imanlı millet değil mi? Mehdi (a.s.) talebeleri. “Ancak onlardan muhlis olan kulların, samimi olan kulların müstesna". “Onlara hiçbir şey yapamayacaksın” diyor, şeytana. “Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur. Şüphesiz, kışkırtıp-saptırmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı bir gücün yoktur””. “Senin ancak kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar, sana uyacaktır” diyor. “Ama samimi kullara etkin olmayacak” diyor.
- VTR -
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
OKTAR BABUNA: “Geldiğinde” diyor “tanımamazlık edebiliriz” diyor, Hocam. “Maddesine dokunacak çünkü” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Ve bak burada İttihad-ı İslam’ı aşkla, şevkle savunuyor. Ne oldu bu Cübbeli’ye? Ne oldu? Kulağına biri bir şey mi üfürdü, değil mi? Eğer Cübbeli, Türk-İslam Birliği’ni savunsaydı, İttihad-ı İslam’ı savunsaydı, HaberTürk’e çıkabilir miydi?
OKTAR BABUNA: Çıkamazdı Hocam.
ADNAN OKTAR: Flash TV’ye çıkabilir miydi?
OKTAR BABUNA: Çıkamazdı Hocam.
ADNAN OKTAR: Çıkamazdı, değil mi? Birçok şey olamazdı, inşaAllah. Kıyameti beş yüz yetmiş yıl sonraya, Mehdi (a.s.)’yi beş yüz yetmiş yıl sonrasına ertelemeseydi, kendince tabii, çıkabilir miydi?
OKTAR BABUNA: Çıkamazdı Hocam.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Böyle ballandıra ballandıra kendini anlatabilmesi, hazırladığı cinsellikle ilgili kitabının ilanını yapabilir miydi?
OKTAR BABUNA: Yapamazdı Hocam.
ADNAN OKTAR: Yapamazdı değil mi? Evet. Bu işleri görmezden gelmeyecekler, doğrusu böyledir, inşaAllah. Bak, “Onun yedi kapısı vardır” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Sana burada sonra bu konuyla ilgili bir şeyler anlatacağım, inşaAllah ama şu an değil inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi, şeytandan Allah’a sığınırım. Enfal Suresi, “Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter.” Bak, “onlar, seni aldatmak isterlerse,” herhangi bir şekilde yoldan çevirmeye kalkarlarsa, etkisiz hale getirmeye kalkarlarsa, “şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi.” Ahir zamanda kime bakıyor?
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (a.s.)’ye Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O zaman da Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyordu, şu an Mehdi (a.s.)’ye bakıyor. Bakın, “şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi. Ve onların kalplerini uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile, onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı”. “Bölünmeyi kaldırdım” diyor, Allah. “Sizi birleştirdim, yekvücut ettim” diyor. “Yoksa bunları birleştiremezdin” diyor. “Bir araya getiremezdin, bölünme olurdu” diyor, “parçalanma olurdu”. “Uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. Ey Peygamber” Ahir zamana bakarak, “Ey Mehdi (a.s.) sana ve seni izleyen mü'minlere Allah yeter. Ey Peygamber, mü'minleri cihada karşı hazırlayıp-teşvik et.” İttihad-ı İslam’a karşı, İslam Birliği’ne karşı, teşvik et. “Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilir. Ve içinizden yüz kişi bulunursa, kafirlerden, ateistlerden, Allah’ı inkar edenlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur”. “Kültür, akıl olarak, düşünce olarak zayıftırlar” diyor “ve onları çok rahat etkisiz hale getirebilirsiniz” diyor. “Kavrama güçleri düşüktür” diyor, “siz onlara bilgiyle akılla, düşünceyle galip gelirsiniz” diyor, Cenab-ı Allah, değil mi? Bir yönü de budur ayetin, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, bitmiş. Biz de ne yaparız? HarunYahya.Tv’den devam ederiz, inşaAllah.
SUNUCU: Bizi yarın saat 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Şimdi yayınımıza HarunYahya.Tv’den devam edeceğiz.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...