SUNUCU: Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz. Nasılsın muhterem?
AKIN GÖZÜKAN:Çok iyiyim Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Muhabbet ne üstüne?
AKIN GÖZÜKAN:Darwinizmden bahsediyorduk Hocam, insanlığa getirdiği belalardan bahsediyorduk, dünya savaşlarının çıkma nedeni olduğundan bahsetmiştik, sahtekarlıklarından bahsetmiştik, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Darwinizm’i dünyada ezme, etkisiz hale getirme, yok etme görevini Allah bizlere verdi. Bakın ne Evanjelikler’de ne başka bir yerde, hiç kimse bizim yaptığımız bu görevi yapamıyor, maşaAllah. Bu çok açık, aksi var diyen söylesin. Bir de biz, öze yönelik konuşuyoruz, bu çok güzel. Yani, çünkü insanların en büyük sorunu samimi iman şu an dünyada. Allah’a gerçekten iman etmek, Ahirete iman etmek, Cennete, Cehenneme, Meleklerine, kitaplarına, kadere, değil mi? Amentü’de belirtilen hususlara samimi olarak iman etmek. Biz doğrudan bunu hedef alıyoruz. Çünkü iman olmadıktan sonra adam namaz kılsa da oruç tutsa da zekat verse de bir anlamı olmuyor. Allah diyor ayette: “Bütün yapıp ettikleri boşa gitmiştir” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. Her ne yaparsa yapsın boşa gider. Allah mutlaka samimi derin imanı istiyor bizlerden. Bediüzzaman bu görevi yapmıştır, bizler de dünya çapında yapıyoruz. Yani var gücümüzle, bütün dikkatimizi vererek, dünya çapında yapıyoruz. İman hakikatlerini de dünya çapında bu derece güçlü yapan, başka bir çalışma yapan grup yok. Olsa zaten iftihar ederiz, hemen ben onlara tabi olurum, ittiba ederim, onlarla birlikte daha güçlü bir mücadeleye gireriz. Ama yok. Var olduğunda mutlaka bize bildirsin kardeşlerimiz. Haberimiz olsun yani, biz göremedik. Ama olsa görürdük. Yani görünmeyen bir güç olamayacağına göre, değil mi? Bir faaliyet varsa mutlaka görünür, belli olur. Bu sebeple bütün Müslüman kardeşlerimizin bizlere iman hakikatlerinin yayılmasında yardımcı olmasını istiyoruz, istirham ediyoruz, inşaAllah. Allah’ın birliğine, Allah’ın varlığına imanın yayılması.
Bir de Mehdi (a.s.) konusunda, Ahir zamanda, muazzam bir debelenme var. Detaylara girerek, böyle çeşitli teknik ağızlar yaparak, teknik dil eğip bükmeler yaparak, Mehdi (a.s.) konusunu örtbas etmek istiyorlar. Bu baş olabilecek gibi bir konu değil. Yani bu yüzyıl, çok ehemmiyetli bir yüzyıl. Dinsizliğin, ateizmin, kan dökücülüğün en şiddetlisini gördüğümüz yüzyıl oldu. Birinci Dünya Savaşı, değil mi? Miladi 1900’lerde başladı, 2000’lere kadar devam etti ve halen de hızını kesmiş değil. Mehdiyet ve İseviyet, yani Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulüyle, bu dinsiz mesleğin mahvolacağı açıkça görülüyor. Hadis dahi olmasa, aklen, vicdanen, bu küfür sisteminin mutlaka yıkılması gerektiği, bunun mutlaka zıttının olduğu anlaşılıyor. Onun için, münafıklar, detaylarda insanları boğmak isterler. Mesela, Mehdi (a.s.) konusunda, detaya boğup, Müslümanları cihattan alıkoymak isterler. Veyahut kalbinde hastalık olanlar da bunu yapar. Ama, asıl bu konuda görevli olan şeytandır.
Şeytan bu yüzyılda İslam ahlakının dünyaya hakim olmasını istemiyor. Sadece küfrün hakim olmasını istiyor. O yüzden bir kısım cahil Müslümanları da tetikliyor şeytan, onları susturmaya çalışıyor. Bir kısım insi şeytanları da doğrudan göreve yönlendiriyor. Şu an insan görünümünde birçok şeytan dünyada görev halinde, İslam ahlakının dünyaya hakim olmaması için. İttihad-ı İslam’ın olmaması için, Türk İslam Birliği’nin olmaması için yoğun faaliyet halindeler. Şeytan kendi politikasını esas alır. Yani kendi çıkarlarını esas alır. Kuran’a baktığımız vakit, şeytanın en başta, şeytana bağlı olanların ve şeytanın, kendini kurtarmayı esas aldığını görürüz. Sonra, ailesini esas aldığını görürüz. Ailesinden işte annesi, kardeşi, babası, dedesi neyse onlar. Bunu nereden anlıyoruz? Kuran’dan anlıyoruz. Kuran’da Peygamberimiz (s.a.v.), “cihada çıkalım, tebliğ yapalım” dediğinde, “evimiz açık” diyorlar. Yani, “ailemi ben kurtarmak istiyorum” diyor. “Sen İslam’ı, dünyayı kurtarmak istiyorsun ama ben ailemi kurtarmak istiyorum” diyor. Ailesini kurtarmanın amacı da gelecek olan miras, gelecek olan paralar, gelecek olan yiyecek, rahatlığı, yan gelip yatması, tehlikeden uzak olması. Çünkü ev demek, onun için tehlikeden uzak bir kale demektir. Ev demek, o pis boğazını doyurmak için bir yiyecek deposu. Uyumak için, domuz gibi uyumak için bir in, bir münafık için. Dedesi, oradan işte ne çıkarsa diye düşündüğü, her an mirasına konabileceği bir mahluk olarak düşünür. Eğer o da bunaksa ve hakikaten münafıkların etkisindeyse, münafık münafığı destekler. Zaten, münafık olmayana, münafık olmayan bir babaya, bir münafık itibar edemez. Münafık olmayan bir dedeye, münafık olmayan bir torun itibar edemez. Münafık olmayan bir anneye, münafık olmayan bir anne veyahut kız itibar edemez. Yani negatif pozitif elektrik gibi birbirini iter. Yani ters uçlu mıknatıs gibidir. Bir araya getiremezsin, iter birbirlerini. Yani mümkün değil birlikte yaşayamazlar. Birbirini bağlayanlar, münafıklarla olur. Onlar birbirlerini mıknatıs gibi çekerler. Yani mesela, diyoruz; domuzun kirli yerinde yaşayan kene gibi. Kene neyi bekler? Domuzun kanını bekler veyahut domuzun ölmesini bekler ki, onun leşini yesin. Yani, kurt gibi onun leşini yesin. Münafıklarda böyle alçak bir sistem vardır. Yani, çıkara dayalı bir sistem vardır. Müslümanları detayda boğmaya çalışırlar. Bunu Musevilerde de Allah bize gösteriyor. Diğer gayrimüslimlerde de göstermişti. Mesela diyor ki Allah: “...Ruhbanlığı biz çıkartmadık onlara, kendileri çıkarttılar şeytanın etkisiyle, ama ona da gereği gibi uymadılar”, yani “münafıklık yaptılar” diyor, Allah. Yani kendi çıkartıyor detayları. Onun için münafıklar da detaya acayip meraklıdır. Ama Müslümanı detayda boğmak için. Halbuki Müslümanlık gayet sade. Biz diyoruz ki: “Kuran kolaydır, Allah’ın hükmü kolaydır, güzel ahlak da kolaydır”. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah sizin için zorluk dilemez. Allah sizin için kolaylık diler, Hz. İbrahim (a.s.)’in dini gibi kolaydır” diyor. Şimdi bu açık bu hüküm. Ama cehd etmek zordur tabii, münafığa ağır gelir. Münafık onu istemez. Münafık neyi ister biliyor musun? Böyle, çok özür dilerim, eşek gibi çalışıp eşek gibi yorulmayı, onu esas alır. Yani böyle, Allah için cehd etmeyi o boş bir şey olarak görür. Ama mesela bir yerde hakikaten taş taşıt, odun taşıt falan böyle eşek gibi çalışır, ona yatkındır münafık. Yani o tip zorluğu arar o. Ama cehd etmeyi istemez. Mesela hakikaten, bir yerden bir yere yürüt adamı, yürür. 200 kilometre de olsa yürür, eşek gibi yürür. Ama “cehd et, Allah’ı sevdir, Allah’ın dinini etrafa yay” dedin mi, bunu kabul etmez münafık. Yoksa zora gelir münafık. Yani münafık öyle zora gelmeyen bir adam değildir. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da adamlar mescit kuruyorlar, koskoca mescit yapıyorlar. Mescit yapmak ne demek? Bayağı ihtişamlı mescit yapıyorlar. Çok uzaklardan, o mescide yürüyerek geliyor münafıklar. Mesela münafıklar Hacc’a da gider, yürüyerek. Yani yürüyerek, yorgun-argın gider. Çünkü orada onun için yine menfaat vardır. Çünkü orada imaj verecek, kendini öyle tanıtacak, ticaret için zemin hazırlayacak, kendini muttaki gösterecek. Ama, “tebliğ yap, dini yay” dersen, münafık bunu yapamaz. Ama onu yapar. Mesela hacca gider, ticaret yapar hacc’da. Gider orada uyur, hacıların kestiği etleri yer, orada çevre edinir kendisine, yani ticari anlamda, anlaşıldı mı? Yani o tip bir yorgunluğa girer. Ama, cehd etmek ve tebliğ, yani Allah’ı sevdirmek, Allah aşkı, Müslümanları bir lider etrafında, mesela Mehdi (a.s.) etrafında toplamak veyahut Peygamberimiz (s.a.v.)’in sevgisi etrafında toplamak, Müslümanların gruplaşmasını engellemek, Müslümanları tek vücut haline getirmek, Allah’ın dinini hakim etmek için gayret etmek, Hıristiyanlığa ve Museviliğe karşı yanlış hususlarını anlatarak ıslah edici bir faaliyette bulunmak, buna münafık yanaşmaz. Münafığın bam noktası budur. Yoksa oradan karıştırıyorlar. Yoksa münafık, sabaha kadar namaz da kılar münafık. Mesela hiç görmediğin tarzda namaz kılar. Mesela Ramazan münafıkları vardır. Tabii, özel Ramazan münafığıdır. Sırf Ramazan’a mahsustur, aklın durur, yani evliyadır. Adam diyor, bakıyor, dehşet dersin. Münafığın asıl ihtiyacı olan şey, görünmesidir. Yani, görünme onun gıdasıdır. Görünmediği yerde ibadetini yapmaz münafık. Görünmediği yerde oruç tutmaz. Münafık illa ki görülecek. Onun için mesela böyle bitkin gibi yapar, ağzını falan işaret eder, oruçlu olduğunu gösterir. Yani gösterişe çok ihtiyacı vardır. Durur durur tesbihini çıkarır 99’luk böyle. Bir katlar avucuna geri koyar, yine çıkartır, yine koyar. Mesela, hiç ihtiyacı yoksa bile sünnet olarak değil de sırf gösteriş için mesela akik taşlı gümüş yüzüğünü takar, gider onu millete gösterir. Ama, “İslam ahlakını dünyaya hakim etmek için gayret edelim, ne diyorsun?” dediğimizde, en hassas noktası Allah’ın hikmeti, asla kabul etmez. Müslümanları birleştirelim. Mesela, ailesine düşkün olur, peki İslam, Müslüman ailesine düşkün müsün? Yok. Bak, “bu sıcakta savaşa çıkmayın” derken, yine ailesini düşünüyor, “evimiz açıkta” derken, yine ailesini düşünüyor. Ama, ailesi onun için, bir domuzun yalı gibidir. Yani domuz yalığının yendiği bir tekne gibidir, yal teknesi gibidir. Yani o yüzden ona çok titiz olur. Mesela, domuzun da yuvasına girersen, domuz seni böyle vurmaya çalışır, yanaştırmaz mesela çocuklarına falan da yanaştırttırmaz. Ama o üreme iç güdüsüyle, hayvan olduğu için yapar. Ama bu, güç elde etmek kastıyladır. Mesela annesini sever, ama annesinden miras gelsin diye sever. Babasını sever, babasından miras gelsin diye. Babasının ölümünü sabırla bekler münafık. Ama acayip titiz gösterir. Mesela annesinin ölümünü sabırla bekler, ondan miras kalacaktır. Dedesinin ölümünü sabırla bekler. Hatta bir kısmı dayanamayıp boğuyorlar zaten. Bekleyemiyor yani böyle deli tiynetli. Ya zehir katar ya bir şey yapar, mutlaka bir kepazelik yapar. Tahammül edemez yani, bekleyemez münafık. Onun için çoğunun, mesela bak cinayet işleyenlerin çoğunun, hep Allah’sız, dinsiz olduğunu görüyoruz. Yani cinayetlerin kökeninde hep bu vardır. Yani Allah’a inanarak bir insanın cinayet işlemesi mümkün değildir. Allah’tan korkarak cinayet işlemesi mümkün değildir. Hep münafık tiynetlilerde olur bu, genelinde. Yani, şeytanın etkisi, ilkasıyla hareket eder. Ya kıskançlığındandır, bakın adı üstünde bak “kıskançlık cinayeti” diyor. Yani kendi bir yetersizliği vardır, haset ediyordur, ağırına gider, gider öldürür. Parasına tamah eder, gider öldürür. Mesela, gasp etmek için öldürür. Yani, münafığın karakterindedir. Çünkü münafığın ruhuna girer şeytan. Bir çoğu böyledir vakaların, çoğu yani. Bir kısmı akıl hastası olduğu için yapar, ama çok çok büyük bölümü münafık olduğu için yapar.
Onun için mesela bakıyoruz, Mehdilik konusunda bir kargaşa meydana getirmeye çalışıyorlar. Cahilliğinden yapanları tenzih ederim ama asıl bu konuda hareketli olan şeytan şu an. Hem münafıkları kullanıyor, hem saf Müslümanları, cahil Müslümanları da kullanıyor. Şeytan detayda boğmaya çalışıyor şu anda Müslümanları. Mehdi (a.s.)’yi karmakarışık hale getirmeye çalışıyor. Kimine şahs-ı manevi diyor, kimine başka türlü, kimine hadisleri karıştırtmaya çalışıyor, kimine anlatım tekniklerinde bir değişiklik vermeye çalışıyor. Yani tek hedef orada aslında Mehdiyeti ve İslam ahlakının dünya hakimiyetini engellemektir. Ama bakarsan sen, sanki dürüst olarak hadisin gerçek anlamını arıyor zannedersin. Gerçek mana çıksın ortaya diye gayret ediyor zannedersin. Ya şeytanın etkisiyle saflığından yapar Müslümanlar veyahut doğrudan şeytana uyduğu için münafıklığından yapar. Yani, ikinci bir yolu olmaz. Mesela, şahs-ı manevi diyor. Bak, şahs-ı manevide şeytan mantığı kullanıyor. Ama iyi niyetinden, saflığından, hakikaten anlamayan Müslümanları tenzih ederim. Ama şeytanın tekniği bu yöndedir. Ne der mesela şeytan? “Tamam, hadisler böyle, Kuran’ın mantığından da bu çıkıyor, ama bir de akıl var” diyor. “Akıl neyi emrediyor?” diyorsun, “akıl neyi emrediyor, biliyor musun?” diyor, “bak şimdi bu kadar mücedditler, Mehdiler gelmiş. Bediüzzaman gelmiş, iman hakikatlerini anlatmış, mükemmel bir insan ve kısmen bu görevi yerine getirmiş” diyor, kısmen. “Abdülkadir Geylani gelmiş, imani yönde gayret etmiş. İmam-ı Rabbani gelmiş, imani yönden kısmen hareket etmiş, dünyanın bir kısmına hareket etmiş. Bu nasıl bir insan ki nasıl bir varlık olabilir ki Bediüzzaman’dan, İmam-ı Rabbani’den, Abdülkadir Geylani’den, hepsinden daha üstün olacak, üstelik Peygamberimiz (s.a.v.)’in yapamadığı dünya hakimiyetini yapacak? Bak bir kere burada mantıksız” diyor, bakın bu, şeytani bir mantıktır. Yani, tam şeytani mantıktır. Ama iyi niyetinden, saflığından yapanları tenzih ederim. Ama onlara da şeytan etki etmiştir, yani şeytanın biraz etkisi vardır. Veyahut işte sırf cahilliğinden de yapmış olabilir. O zaman Müslüman düşünüyor, “ya hakikaten haklı, doğru söylüyor, adam. Biraz objektif bakmak lazım ben subjektif bakıyorum” diyor. Bakın, hadis, Kuran, hepsini bir kenara koyuyor, vicdanını bir kenara koyuyor, akıl değil de orada mantığını devreye sokuyor. Bakın akıl değil, akılda bu olmaz. Bu aklın ürünü değil, mantığın ürünü. “Benim mantığıma göre hakikaten bir şahs-ı manevi olabilir en fazla o zaman ne yapsak acaba? Böyle mükemmel bir Mehdi (a.s.) gelemeyeceğine göre, o zaman bu Mehdi (a.s.)’nin görevlerini, 3 Mehdi (a.s.) yapması makul olabilir. Yani, üçlü saç ayak gibi olması gerekiyor” diyor. Bir teslis inancı gibi bir şey meydana getiriyor. “Biri siyaset Mehdisi olsun, biri diyanet Mehdisi olsun, biri saltanat Mehdisi olsun, üçü de buluşsunlar” diyor. Nerede buluşsunlar? “Türkiye’de buluşsunlar”. Buluşabilirler mi? “Buluşamayabilirler, mantıken düşünüyorum. Biri belki Avrupa’dadır ama telefon edersin, o da gelir. Biri de mesela Çin’dedir, ona da telefon edersin, gelir. Bir masada toplanırlar. Üçü bir arada olunca işte büyük Mehdi (a.s.) de olur” diyor. Yani, üç tane ayrı Mehdiden bir Mehdi (a.s.) olacağına dair yeni bir mantık geliştirmiş oluyor. Bediüzzaman ne diyor? “Üç ayrı Mehdi (a.s.) varsa, gerçek Mehdi (a.s.) yoktur” diyor, değil mi? “Eğer bir Mehdi (a.s.) , gelen Mehdi (a.s.) bu görevlerden herhangi birini, bir cihette görüyorsa veyahut tam yapıyorsa, herhangi birini, gerçek Mehdi (a.s.) değildir” diyor. “Gerçek Mehdi (a.s.) olması için, hem siyaset, hem diyanet, hem saltanat aleminde, üçünü de tam ve güzel, en mükemmel şekilde yapması gerekiyor. Yoksa büyük Mehdi (a.s.) olamaz” diyor. Adam da diyor ki: “Böyle biri gelemez” diyor. Biz de diyoruz ki: “Böyle birisi gelir ve geldi.” Biz diyoruz, “Peygamberimiz (s.a.v.)’e göre geldi, Kuran’a göre de geldi”. Kuran’a göre olur, hadise göre de olur. Sana göre? “Bana göre olmaz” diyor mantık.
Şu an, mantıkla aklın savaşı var. Şeytan mantığı kullanıyor, biz de buna karşı aklı, Kuran’ı ve hadisi kullanıyoruz. Yani dikkat ederseniz, hep bizi mantıkla köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar. Yani Kuran’la, hadisle yok artık yani, akıl da yok. Sadece mantık, şeytanın da ana silahı mantıktır. Ne yapıyor şeytan? “Bu sıcakta savaşa çıkmayın”. Akıl; savaşı, cihadı, tebliği, Allah’ın dinini yaymayı emrediyor. Mantık neyi emrediyor? Sıcakta savaşa çıkmamayı emrediyor. “Hangisini yapalım?” diyorlar, “gelin, şeytanın dediği mantıklı olan hareketi yapalım” diyorlar. Mantık insanı batırır, akıl insanı yüceltir. Akılla hareket edeceğiz. Münafıklar çok mantıklıdır ama akıllı olmazlar. Yani çok mantık ustasıdır münafıklar. Şeytan da mantık ustasıdır, insanları mantıkla batırır. Yani, “mantıklı ol” der. Mesela, Müslüman, “mantıklı ol, kaptırma kendini” der, değil mi? Çok yaygındır, “kaptırma gidersin, aklını kaybedersin” falan der, “mantıklı git” der. “Hakikaten de mantıklı olayım o zaman ben” der adam, değil mi? Namaz kılacaksa kılmaz, oruç tutacaksa tutmaz. Mesela çok kitap alacaktır kütüphanesine, “mantıklı ol” diyor, “ne yapayım?” diyor, “o zaman iki tane kitap alayım” diyor. Saflığından, cahilliğinden yapanları tenzih ederim.
Şeytanın oyunu ve münafıkların oyunu çok incedir. Yani, Ahir zamanda şeytan daha ustaca davranacaktır, daha yoğun davranacaktır. Bakın Mehdi (a.s.)’nin gelmediğini ispat için, münafıkların harcadığı emeğe bakın, bir de münafıkların İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti için harcadığı emeğe bakın. İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti için münafıkların emeği hemen hemen sıfırdır. Ama İslam’ın dünyaya hakimiyetini, Mehdi (a.s.)’nin gelişini etkisiz hale getirmek, insanların ruhundaki bu gücü kırmak için verdikleri emek milyonlarca katıdır. Kıyaslanmayacak derecededir. Derdi, günü, emeği şu an münafıkların; İslam ahlakı dünyaya hakim olmayacak, Mehdi (a.s.) gelmeyecek, efendim, Hz. İsa (a.s.) inmeyecek ve hiçbir şekilde de, kastedildiği şekilde bir Altınçağ yaşanmayacak. Bunu anlatmak için geceli gündüzlü şeytan faaliyet halinde. Bir kısım cahil Müslümanları da teşvik ediyor, onları da yönlendiriyor. Bir kısım cahiller de hiç bilmeden belki ona uyuyorlar. Ama asıl insi şeytanlar var. Onlar insanlar içerisinde insan görünümünde faaliyet yapıyorlar. Mesela Mehdi (a.s.) cemaati içerisine de insan görünümünde şeytanlar gelecektir. Mesela sen zannedeceksin onu normal bir insan, anneden babadan doğmuş bir insan zannedersin. Halbuki ins bir şeytandır. Allah Kuran’da belirtiyor bak, “ins ve cin şeytanlar”. İnsan şeytanlar vardır. İnsan şeytan böyle annesiz babasız olmaz. Yani, birden bire ortaya çıkmaz. Bir anneden babadan olur. Ama şeytan olarak dünyaya gelir. Yani şeytandır yapısı. Mesela, Hızır’ın öldürdüğü de odur. Hızır öldürüyor ya, mesela şeytan o öldürdüğü. Ama bilmiyor oradaki insanlar onun şeytan olduğunu. Yani belirli bir dönemden sonra, belirli bir yaştan sonra, şeytan onun ruhuna giriyor. Yani onun bedenine Allah’ın dilemesiyle giriyor ve onun ruhunu kaplıyor ve o insan artık şeytan olmuş oluyor. Hani filmlerde anlatıyorlar. Şeytan olduğunda insanlar zannediyorlar ki böyle hani, gözler şey yapar. Öyle değil, müthiş mantıklı olur. Yani, acayip detay kullanır. Münafığın mantığını ancak Mehdi (a.s.) parçalar. Yani münafıkların mantığıyla, asrımızda Müslümanların baş etmesi mümkün değildir. Onun için İsa Mesih (a.s.) iniyor. O da münafık mantığını parçalamada ustadır, şeytanı parçalamada ustadır. Yoksa dini herkes anlatır yani Mehdi (a.s.)’nin anlatacağı dini herhangi bir fıkıh alimi anlatır. Mehdi fıkıh anlatmak konusunda ustalığıyla esas değildir. Ama dini tahfif eder, hafifleştirir. Yani ağır hükümleri, yanlış olan, bidat olan hükümleri kaldıracaktır. Olmayan hükümleri kaldıracaktır, asr-ı saadet Müslümanlığına çevirecektir. Çünkü münafık ne yapar biliyor musun? Dini alabildiğine zorlaştırır. Adam da der ki bakar şimdi mantığıyla, der; “bu adam hafifletiyor, bu zorluktan yana. Bu deccal o zaman bu da Allah taraftarı” der şeytanın taraftarına; dini zorlaştırana, dini içinden çıkılmaz hale getirene, hurafe haline getirene. Ne kadar zorlaştırırsa, ne kadar dini böyle içinden çıkılmaz hale getirirse, onun o kadar takva, o kadar mükemmel olduğuna inanır insanlar. Onun için, taassup çok kolay yayılır insanlar arasında.
Mesela Hıristiyanlıkta da teslis inancı çok rahat yayılmıştır ki şeytani bir inançtır, yanlış bir inançtır. Mesela, Musevilikte de Museviliği adeta detaylar içerisinde boğmuşlardır. Yani gerçek Museviliği şu an hiçbir Musevi yaşayamıyor. 600’ün üzerinde şartı var Museviliğin, yapamıyorlar. Mesela, soruyoruz, “nasıl olur bu?” diyoruz, “ancak Mehdi Mesih (a.s.) geldiğinde bir düzenleme yaparsa yapar, yoksa normal bir Musevi, herhangi bir Musevi bu hükümleri yapamaz” diyorlar. Hakikaten hali hazırda hiçbir Musevi yapamıyor bu hükümleri. Ama tabii tekrar söylüyorum, sırf cahilliğinden saflığından da yapan çok fazla Müslüman var. Ama asıl iblis görevde.
İblis, Mehdi (a.s.)’yi dini hafifletmekle suçlayacaktır. Mesela, İstanbul’da zuhur edecek olan o yobaz, Mehdi (a.s.)’ye karşı huruc edecek olan yobaz, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hadislerde belirttiği, İmam-ı Rabbani’nin belirttiği o yobaz, Mehdi (a.s.)’ye “dinimizi öldürdü” derken, “dinimizi tahfif etti” diyor. Yani, “bizden zorluğu alıyor, bu kolaylık taraftarı” diyecek. “Halbuki zorluk esastır, dinde” diyor. “Bu zorluktan kaçmasının amacı ne? Dini modernize ediyor” diyecek Mehdi (a.s.)’ye, değil mi? “Kendi aklından uyduruyor, hafifletiyor” diyecektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den münafıkların şikayeti buydu, Hz. Musa (a.s.)’dan münafıkların şikayeti buydu. Hz. Musa diyor ki; mesela, “Allah sizin bir sığır kesmenizi emrediyor” diyor. Mesela bu, tahfif edilmiş bir hükümdür, bir kolaylıktır. Herhangi bir sığırı alır kesersin, biter. “Nasıl bir sığır? Anlat bize” diyorlar o devrin münafıkları, detay istiyor. Ve Hz. Musa (a.s.)’nın bir kere Allah’ın hükmünü de beğenmiyorlar, Allah’ı da beğenmiyorlar haşa. Allah’ın elçisini de beğenmiyorlar. Yani, onda bir anormallik görüyorlar, ona ima ediyorlar, “sen, yani dinle pek alakan yok, elçilikle de alakan yok, Peygamberlikle de alakan yok. Peygamberlik öyle yapılmaz, bak bizim yaptığımız gibi yapılır” demeye getiriyorlar. “Peygamber böyle olur” diyorlar, haşa. “Nasıl bir sığır? Anlat bize” diyorlar işte, detay veriyor, Hz. Musa (a.s.) Allah’ın bildirmesiyle. “Olmadı yani bu detay yeterli değil, daha da detaylandır bize” diyorlar. Allah diyor: “Neredeyse kesmeyeceklerdi” diyor. Çünkü zaten istemiyorlar. Onun için münafık kafası böyle karmakarışık insandır. Akıl almaz detaylarla doludur. Mehdiyet aklında da sadelik ve keskin akıl hüküm sürer, hikmet hüküm sürer. Münafıkta demogoji ve mantık, Mehdi (a.s.)’de de akıl ve hikmet esastır. Mehdiyette kolaylaştırmak ve sadeleştirmek esastır, deccaliyette ve münafık, şeytani sistemde de karmaşık hale getirip boğmak esastır ve zorlaştırmak esastır. Onun için münafık sistem, alabildiğine zorlaştırarak, Müslümanlığı içinden çıkılmaz bir haşa, böyle şeytani bataklığa çevirmeye çalışır. Yani, Müslümanlıktan çıkartır olayı, bir şeytani bataklığa çevirir ve Müslümanı onun içinde boğar. Mesela namaz kılacaksa, kılamayacak hale getirir. Bir bakar adam, yani tarif edilen namaz kılınacak gibi değil, kılamaz. Mesela tarif edilen abdeste bakar, alamaz o abdesti. Tarif edilen hayata bakar, o hayatı yaşayabilecek gibi değildir. Çünkü akıl ve ruh sağlığını bozan bir sistemden bahsediyor. Bak, hem beden sağlığını, hem akıl ve ruh sağlığını, hem sosyal sağlığı, toplum sağlığını tamamını bozan bir sistemdir münafığın istediği sistem. Mehdi (a.s.)’nin sisteminde ise, bereket, bolluk, zindelik, canlılık, aktivite vardır. Çünkü, hikmet ve özlü bilgi vardır. Mesela bak diyor ki Zülkarneyn (a.s.) kıssasında, “özü kapsayan bir bilgi” diyor. Münafıkta özü kapsayan bilgi olmaz, çetrefil bilgi olur, karmakarışıktır, kargacık burgacıktır münafıkta. Ama Mehdiyette özü kapsayan bilgi vardır, az ve öz, hikmettir. Münafık karmaşıklığıyla ve zorluklara girmesiyle övünür. Çünkü karmaşık ve zorluklara girecek ki hem Mehdiyeti kaldırabilsin hem İslamiyet’in gelişmesini durdurabilsin hem kendi sistemini devam ettirebilsin. Çünkü karmakarışık ve zor bir İslamiyet belli ki yaşanmayacaktır belli ki kendi içinde yıkılacaktır. Yıkılınca da münafığın hayatı en yüksek seviyeye çıkacaktır kendine göre. İstediği gibi ahlaksızlığını yapacaktır. Çünkü diyecek ki: “Müslümanlık kalmamış zaten kimse yaşamıyor dolayısıyla ben de yaşamıyorum” diyecek. “Kendilerine benzetmek isterler” diyor Allah ayette. Şimdi kendine benzetmek için ne yapacak münafık? Dini güzel mi gösterecek? Kolay mı gösterecek? Aklın rahatça kavrayacağı gibi delillerle mi anlatacak? Münafığın en çekindiği budur. Münafık ne yapar biliyor musun dinle mücadele etmek için? Dini içinden çıkılmayacak hale getirir, yaşanmayacak hale getirir, “buyurun size din haydi yaşa. Bak ben yaşıyorum” der. Adam yaşayamaz, “bak ben senden üstünüm” der. “Ama bak gördün din, yaşanamayan bir sistem” der en sonunda. Yani şeytanın yaptığı da budur. Bak diyor: “Önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından, yaklaşacağım” derken, detayı kastediyor. “Akıl almaz detaylara boğacağım onları” diyor. Mesela sırf namazda bile, detay yüzünden namaz kılamayan binlerce insan vardır, şeytanın oyununa gelmiştir. Mesela kıraatı yanlış yaptığını düşünür o yüzden namazını kılmaz. Mesela abdestte vesvese yapar, yani şeytani bir detay içerisine girer, o detayları yapamadığını düşündüğü için de namazını kılmaz. Hatta diyor ki: “Kalbim, namazda tam olarak Allah’a teksif olmuyor. Zaman zaman kafama vesveseler geliyor, ben bu yüzden namaz kılmıyorum” diyen çok fazla insan tanırım. Bak, şeytan detayda onu boğuyor. Onun için münafıklar bunu çok iyi keşfetmiştir, detayı. Detayda Müslümanları boğmak isterler, böyle ahmaktırlar. Gece gündüz onlarla uğraşırlar, hangi detayda Müslümanları boğabiliriz acaba gibisinden. Mehdiyet de onları boğar, inşaAllah. Çünkü şeytan gözlerine inanamıyor, bu devirde Müslümanları normalde çoktan yok etmesi gerekiyordu. Marksizm bunlarda, Darwinizm bunlarda, sahtekar Hocalar bunlarda, değil mi? Ondan sonra hücre görevi almış, malum mihrakların emrinde olan, bir kısım profesör din adamı görünümünde Hocalar bunların elinde. Bir kısım cinsi sapık, ahlaksız münafıklar bunların elinde, değil mi? Ordu gibiler ve muazzam bir güce sahipler. Milyonlarca taraftarı, milyarlarca taraftarı var. Ama bir tane Mehdi (a.s.) ile baş edemiyorlar. Bir tane Mehdi (a.s.) ile baş edemiyorlar. Bir tane İsa (a.s.) ile baş edemiyorlar. Onun için en çekindikleri şey Mehdi (a.s.) olduğu için bakın dikkat edin bugünlerde daha da yoğunlaşacaktır, var güçleriyle Mehdi (a.s.)’ye saldıracaklardır. Bütün münafıkların tek hedefi haline gelmiştir şu an Mehdi (a.s.). Saflığından, cahilliğinden savaşanları yahut mücadele edenleri tenzih ediyorum.
Mesela cahilliğinden mücadele edenlerden birisi de Murat Bardakçı. Dün var gücüyle, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ne yükleniyordu. Ağza alınmayacak sözlerle, etrafındaki insanlara, çevresindekilere, hepsine artık şuurunda bir asabiyetten kaynaklanan bir sıkışma olmuş anladığım kadarıyla ama yani alenen hakaret ediyor. Bayağı kendini kaybetmiş. Suçu ne biliyor musun, Şeyh Nazım Hoca’nın? Benim fotoğrafımı, tam ortadan, tam orta kısımda internet sitesine koyması. Suçu bu, başka bir suçu yok. Bir de benim Türk İslam Birliği siteme link vermesi, bir de benim Mehdiyetle ilgili siteme link vermesi ve “Mehdi (a.s.) geldi” demesi. “Mehdi (a.s.) geldi” diyor, ortaya da benim böyle kocaman bir resmimi koymuş, açar açmaz ana sayfaya. Suçu bu. Murat Bardakçı’yı, Fatih Altaylı’yı, Aydın Doğan’ı artık tikler mi başladı bilmiyorum. Bilmiyorum, yani bir hayli bir spazm geçirdiği anlaşılıyor. Acayip bunalmış, seksen küsur yaşında bir alime akıl almaz laflar ediyor. Kendini kaybetmiş gibi bir üslup kullanıyor. Bu yakışmadı Murat Bardakçı’ya. O, ona şefkatle yaklaşıyor. Niye panik oluyorsun kardeşim? Yok şunu dedi, yok bunu dedi, yok şunu dedi, yok bunu dedi. Şeyh Nazım Hocamız; “ben Peygamberim” demiyor ki, “ben Allah’ın bir kuluyum” diyor. Bütün kullar gibi o da günahkar. Ben de Allah’ın bir kuluyum, ben de günahkarım. Kimse kusursuz değil. Peki kardeşim, Şeyh Nazım Hocamız’ı eleştiriyorsun kendince ki tarikat ehlidir. Yani, bazı keşifleri olabilir hal halindeyken, hal halindeyken. Keşiflerinde yanılabilir de tarikat ehli, bir şey olmaz. Yani, bir cezbe haline girer, görüntüler görür, ondan sonra keşifler oluşur. Bunlar vahiy hükmünde değil, hatalı da olabilir. Hiç sorun değil, çünkü mühim olan Şeyh Nazım Hocamız Ehl-i Sünnet’e uyuyor olması. Uyuyor mu; uyuyor, bitti. Ne konuşuyorsun? Peki hazret, Cübbeli’yi alnından öpüyorsun, elinden öpüyorsun. İki büklüm oluyorsun onun karşısında. Kahkahalarla gülüyorsunuz, bayağı bir hoş sohbetsiniz. “Özelde de görüşelim, sizinle” diyor zaten, değil mi? “Özelde size başka olaylar var. Daha farklı bir şey var” diyor. Akıl almaz mantıksız izahlar yapıyor Cübbeli, akıl almaz. Ben burada anlatsam yani haya ederim anlatmaya. Akıl almaz izahlar yapıyor. Bir tane, iki tane, on tane değil. Niye bunları anlatmıyorsun da, öyle köpürmüyorsun hazret, değil mi? Bir de Şeyh Nazım gibi böyle insancıl, mübarek, muhterem bir insana bu kadar bu derece köpürüyorsun Cübbeli’yi var gücünle korurken, değil mi? İkinci suçu ne Şeyh Nazım Hocamız’ın? Cübbeli’yi eleştirmesi. Bakın, Cübbeli ne dedi? “Said Nursi, otuz cihette Ehl-i Sünnete uygun olmadığını bir alim zattan duydum” dedi, Bediüzzaman’ın. Bediüzzaman ile niye bu tip bir üsluba girdi biliyor musunuz? Bediüzzaman “Mehdi (a.s.) 1400’de gelecek” dediği için, suçu bu. “Ben Mehdi (a.s.)’nin pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, Risale-i Nur Mehdi (a.s.)’ye aittir, bir eser olarak Mehdi (a.s.)’nin kitabıdır” demesidir. “Allah ilhamla bana yazdırdı fakat Mehdi (a.s.)’ye aittir demesi. “Mehdi (a.s.)’nin öncü bir askeriyim” demesidir. Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda çıkacağını söylemesidir ve kıyametin hicri 1545 gibi Allah’ın izniyle kopacağını söylemesidir. Cübbeli’ye bunu söyletenlerin amacı, derdi, sorunu Mehdiyettir. Cübbeli’nin de sorunu, derdi Mehdiyettir.
OKTAR BABUNA:Hocam siz, saadet.org, yani Saadet Partisi’nin sitesinde Erbakan Hocam’dan hiç bahsedilmediğini söylemiştiniz. Şimdi, şu an açar açmaz çıkıyormuş maşaAllah, siz söyledikten sonra.
ADNAN OKTAR: Bak o ayıbı da temizlemişler, bunlar güzel gelişmeler. Erbakan Hocamız en önemli, şeref konuklarından birisidir. O sitede Hocamız olacak, Milli Görüş olacak, değil mi? O zaman ne kalıyor, değil mi? Yani çok şey kalır ama çok önemli o, çok hayati.
OKTAR BABUNA:Siz söyleyince zaten Numan Bey, en son toplantısında, hem Erbakan Hocamız’ı hem de Milli Görüş’ü öven bir konuşma yapmıştı.
ADNAN OKTAR: Evet, bir de Erbakan Hocamız’ın böyle güzelce saygıyla elini öperken, ondan sonra hürmetle sevgisini ifade ederken böyle resimlerde, basında çıksın. Fatih Altaylı, Aydın Doğan falan böyle bir şaşırsınlar.
Ebu Bekir Sifil Hocamız Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkında iki tane yazı çıkarttı. Çeşitli sorular, Risale-i Nur ile ilgili insanların kafasına takılabilecek veyahut takılanların takıldığı bazı konuları yazmış. Burada hepsi yok, bayağı uzunca onlar. Şimdi kardeşim bu tip faaliyetlerde neye bakılır, biliyor musunuz? Faaliyetin geneline bakılır, detaya girilmez. Yani Bediüzzaman illa ki hatası olur, insandır, inşaAllah. Ama bütününde hatasız ve mükemmel. Mühim olan bu, bütününde. Aranan ne? Ahir zamanda iman hakikatlerini anlatmak, mükemmel. İtthad-ı İslam’ı yaşamak, mükemmel. İttihad-ı İslam’ı teşvik, mükemmel. Mehdiyete zemin hazırlamak ve Mehdiyeti oluşturmak, mükemmel. Hz. İsa’nın nüzulüne zemin hazırlamak ve bunu oluşturmak, mükemmel. Ana noktalar bunlardır. İnsanların hidayetine sebep olmak, Kuran’ı sevdirmek, Allah’ı sevdirmek, Amentü’de belirtilen imani konularda insanların vesveselerini ortadan kaldırmak. Ehl-i Sünnet alimi de olduğuna göre. Kardeşim, şunu niye şöyle dedi? Bunu niye böyle dedi? Bu tip detaylarda olur yani hatalar yahut eksiklikler olur. Bütüne hiç etki etmez bunlar, hiçbir önemi yok. Yani bu detaya girildiğinde, meseleyi, mevzuyu değiştirecek bir konu değildir.
“Saadet.org sitesinde, Erbakan’dan hiç bahsedilmediğini söylemiştiniz. Siz söyledikten sonra siteye sayın Erbakan’la ilgili yazı resim eklemişler”. Hem de ne eklenmesi gerekiyor, çok çok eklensin. Biz rüyamızda görsek inanmazdık. Bu ne biçim bir olaydır? Çok yanlışlık yapılmış, düzelttiler, Allah razı olsun. Ama bu bir felaketti, felaketi düzelttiler. Yani inanılır gibi değil. Yani rüyama girse inanmazdım ben böyle bir şeye. Erbakan Hocamız’a böyle bir tavır olacak, Saadet Partisi’nin içinde. Tahayyül edilecek gibi değil, aman aman aman. Bu, kötü bir rüya olarak kalsın, bir daha da sakın böyle bir şey tekrarlamasın, inşaAllah. Göreyim.
OKTAR BABUNA:Açar açmaz, hemen görünüyor maşaAllah. “Milli Görüş, herkese sevgi, refah, insan hakları ve saadet demektir Profesör Doktor Necmettin Erbakan” diye hemen bu çıkıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Kıyamete kadar duracak, kıyamete kadar Erbakan Hocamız’ın resmi. Aman ha, aman ha, aman. Sakın ha sakın. İnsan sevdiklerine, büyüklerine, vefalı ve saygılı olacak. Hem ne sevgi ne saygı, şiddetli inşaAllah.
Biz röportajlarımızda anlattığımız konular oluyor. Anlattığımız konuların bir kısmı işari mana oluyor, bir kısmı dolaylı oluyor. Yani, farz hüküm olarak anlatmıyorum ben. Mesela diyorum ki efendim, tamam. Ne diyor kardeşimiz? Şeytandan Allah’a sığınırım, Türk Hava Yolları’nda arkadaşımız namaz kılamıyormuş. Havadayken herhalde, değil mi? Onu mu demek istiyor? “Namaz kılmak için ayağa kalkılmasına bize izin vermiyorlar, ancak oturarak namaz kılabiliyoruz Hocam. Ne namaz kılabileceğimiz bir yer gösteriyorlar ne de temiz örtüler veriyorlar. Hocam bunun için ne yapılabilir? Ancak sizin yardımınızla bunun düzelebileceğini düşünüyorum Hocam, inşaAllah. Hayırlı akşamlar Hocam” diyor. “Bütün yabancı havayolu şirketlerinde namaz kılmak istediğimizde, çok yardımcı oluyorlar Hocam” diyor, maşaAllah. “Namaz kılacak yer gösteriyorlar, üzerinde namaz kılabileceğimiz temiz örtüler veriyorlar. Fakat, bizim kendi hava yolu şirketimiz, üstelik İslamiyet” evet, “Türk Hava Yolları’nda, bu olmuyor” diyor. Şimdi bu olmadı. Türk Hava Yolları’nda namaz kılınmasına engel oluyorlar da yabancı havayollarında buna kolaylık gösteriliyorsa, bu çok vahim bir eksikliktir, çok büyük bir olaydır. Türk Hava Yolları’nın genel müdürü ağabeyimiz, kimse kardeşimiz, bu vahim olaya bir el atsın. Yani yabancı hava yolu şirketlerinden ne farkı var Türk Hava Yolları’nın? Neden böyle bir farklı uygulama oluyor? Yabancı hava yolları namaz kılınmasına bu kadar kolaylık gösterirken, Türk Hava Yolları neden engel çıkarıyor? Bu çok vahim, bunu hemen bir araştırsınlar, inşaAllah.
İlknur Hanım göndermiş. “Selamün aleyküm değerli Hocam. Sizi çok seviyorum, çok tatlı ve hoş anlatma tarzınız var. Sizin sayenizde bir çok konulardan ufkum, anlayışım, bakış tarzım değişti. Allah sizlerden razı olsun değerli Hocam. Youtube sitesinde çok garip bir video sunulmaktadır. İddiaya göre, İslam dininin bir putperest dini olduğu yayınlanıyor, akıl almaz iddialar öne sürülüyor”. Hazırlayan kişinin web sitesini vermiş, Almanya’dan İlknur. Turandursun.com. Kardeşim, bunlar cahil adamlar, Turan Dursun, bilmem durmasın falan, bunlar hiç bunlarla uğraşmalarına gerek yok. Şimdi bak, bu adamın böyle cahillik yapmasının sebebi şu: Diyorlar ki, “eski putperestler de namaz kılıyorlardı”. Cahil herif, o putperestler o hak dini 2000 yıl öncesinden silsile yoluyla öğreniyorlar. Onlardan ona intikal etmiş. “Onlar da Cennete, Cehenneme inanıyorlardı” diyor. Be hey cahil adam, 3000 yıl öncesinden, hak dinden onlara intikal etmiş bir bilgidir o. “Onlar da ‘el ilah’ diyorlardı. E’Allah” diyor. 4000 yıllık, 5000 yıllık hak dinlerden gelen bilgilerdir onlar, cahil adam. O, Kuran’ın hak olduğuna, Tevrat’ın hak olduğuna, İncil’in hak olduğuna dair ana delillerdir ayrıca onlar. Yani, tarihi delillerdir ayrıca bilimsel delillerdir. Yani, Kuran’da geçen bir hüküm, 4000 yıllık tabletlerde, 5000 yıllık tabletlerde yazıyorsa, Kuran’ın hak olduğunu gösterir, o. Allah’ın ismi, değil mi? Putperestlerin putlarında bile geçiyorsa, oralara bile gitmişse, hak dinin, binlerce yıldan beri her yere yayıldığını gösteren bir delil olur bu. Nerenin putperest dini? Yani bunu düşünemeyecek kadar cahil oluyorlar, hayrettir yani.
Ben diyorum ki, mesela bir ayetin işari anlamını söylüyorum. Bazı aklı zayıf olanlar, bazı münafıklar, onu bambaşka bir çizgiye getirmeye kalkıyorlar. Kardeşim, Peygamberlerden Allah bir söz alıyor, misak alıyor. Bizim Peygamberimiz (s.a.v.)’den ve bütün Peygamberlerden alıyor. Ben, bunun ikinci işari anlamını anlatıyorum, işari anlamını. Ayetin birinci anlamını söylemiyorum. Bu münafık kafalı ahmaklar, onun birinci anlamını aldığımı zannediyorlar. Halbuki ben onu şerh ediyorum, söylüyorum. Bakın, birinci anlamı budur diyorum, birinci anlamı ayrı. Birinci anlamı bütün Peygamberlere bakıyor, bütün Peygamberlere yardımcı gelmesine bakar, hepsine bakar. Mesela, Hz. Nuh (a.s.)’un zamanında, başka Peygamberlerin zamanında, onların zamanında, başka bir Peygamber geliyor. Mesela, Hz. İbrahim (a.s.)’in zamanında, mesela Lut (a.s.) geliyor Hz. İbrahim (a.s.) zamanında, onu tasdik için. Bütün Peygamberlere, “size tasdikçi biri geldiğinde, onu tasdik edeceksiniz” diyor. Ama bizim Peygamberimiz (s.a.v.) de bu sözü veriyor. Bizim Peygamberimiz (s.a.v.) de bu sözü veriyor. Şimdi, bu ayetin birinci anlamı. Fakat ikinci anlamı, işari anlamı Mehdi (a.s.)’ye bakıyor. Çünkü bak, Hz. İsa (a.s.)’dan bir söz alınıyor, senin getirdiğin hükmü yahut senin uyduğun kitabı, mesela Kuran’a uyacaktır Hz. İsa (a.s.), tasdik eden birisi, bir elçi, bir tebliğci geldiğinde, ona yardım edeceksin. Yani, mümin mümine zaten yardım eder. Hz. İsa (a.s.) böyle bir hüküm olmasa dahi yardım eder Mehdi (a.s.)’ye zaten. Bu, Kuran’ın işari anlamıdır. Bazı münafıklar, böyle çok iyi bir şey yakalamış gibi, sanki böyle muazzam bir delil yakalamış gibi ortaya çıkıyorlar. Değil bu. İşari anlam çok geniştir. Üçüncü anlamı olur, dördüncü anlamı olur, birinci anlamı esastır. Biz ikinci, üçüncü işari anlamlarını söylüyoruz. Bunun hükmü budur demiyoruz, değil mi? İnşaAllah. Evet, mesela Abdülkadir Geylani bu zamanda olsa kime uyar?
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi (a.s.)’ye Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İmam-ı Rabbani bu zamanda olsa kime uyar?
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi (a.s.)’ye inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben ne diyorum? Hepsi Hz. Mehdi (a.s.)’ye bağlıdır. Kastedilen mana budur. Yoksa o devirden bu devire, İmam-ı Rabbani nasıl bağlansın Mehdi (a.s.)’ye, değil mi? Ama kalben bağlanmış oluyor, onun kendinden önemli, büyük bir müceddid olduğunu biliyor. Yani bütün müceddidlerin üstünde olduğunu biliyor. Mesela İmam-ı Rabbani’ye sorsan, manevi makam olarak, Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah, “Mehdi (a.s.) senden üstün mü, değil mi?” dersen, “Mehdi (a.s.) benden üstündür” diyecektir. Bu ne demektir? O, Mehdi (a.s.)’ye bağlı demektir. Bu kadar, bunun anlamı budur. Şimdi münafığın kafasındaki damarı tıkanıyor. Onun için bambaşka detaylara girme kafası olur. Yani akıl almaz detaylara girmeye kalkar. Yani özü bırakır. Halbuki özü esastır. Bediüzzaman ne diyor? “Ben onun pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim” diyor. Şimdi de olsa, Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’ye tabi olacaktı, değil mi? Kim olursa olur tabi olur. Hatta tabiin bile, bakın tebbe tabiin Mehdi (a.s.) geldi zannediyorlar. Hemen tabi olacaklar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanı olarak Mehdi (a.s.)’ye tabi olunur. Yani bu bağlanma, Mehdi (a.s.)’ye bağlanma, Peygamberimiz’e bağlanmadır. Yani o Peygamberimiz (s.a.v.)’den ayrı başka değil. O kumandanına bağlandın mı Peygamber (s.a.v.)’e bağlanmış olmuyor musun sen? Mesela bak, münafık bunu akledemez. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanına sen bağlanırsan, kime bağlanmış olursun? Peygamber (s.a.v.)’e bağlanmış olursun, dolayısıyla Allah’a bağlanmış olursun, değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hatta demiştiniz Hocam, Ulu’l Azm bir Peygamber de Hz. Mehdi (a.s.)’ye tabi oluyor, Hz. İsa (a.s.).
ADNAN OKTAR: Mesela Hz. İsa (a.s.) da ona bağlanıyor, Hz. Mehdi (a.s.)’ye bağlanıyor. Bu çok büyük bir olay. Bakın, dünyadaki en fazla insanın ittiba ettiği Peygamber. Yani Müslümanlardan çok daha fazla Hıristiyanlar. Bir de, Müslümanlar da bağlı, değil mi? Yani bu kadar çok ümmeti olan bir Peygamber olmamış olabilir. Yani Hz. İsa (a.s.) kadar ümmeti olan Peygamber olmamış olabilir. Ama, o da Peygamberimiz (s.a.v.)’e bağlanıyor ve Mehdi (a.s.)’ye bağlanıyor. Bak, Mehdi (a.s.)’ye bağlanıyor, Mehdi (a.s.) de Peygamberimiz (s.a.v.)’e bağlanıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de Allah’a bağlanmıştır, inşaAllah.
Bediüzzaman konusunda da böyle, yani gereksiz detaylarla Bediüzzaman’ı, Ebubekir Sifil tabi iyi niyetle yapıyor ama bir kısım cahil cühela, kendince Bediüzzaman’ı küçük düşüreceğini yahut açmaza sokacağını zannediyor. Halbuki, biz Bediüzzaman’a bakarız. Bu insan ne yapmış? Bir kere, mücahit ve İslam ahlakının dünya hakimiyetini istiyor, bitti. Namaz kılıyor mu? Kılıyor. Kuran’a tabi mi? Tabi. Ehl-i sünnet, yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine tabi. Kardeşim konu nedir yani? Konu bitmiş. Mehdi (a.s.) aşığı, İsa (a.s.) aşığı, Peygamber (s.a.v.) aşığı, sevgiyi, şefkati, merhameti, barışı, akılcılığı savunmuş ve muazzam bir zemin tutmuş Türkiye’de, Hadi ismiyle Allah tecelli etmiş, kalplere etki etmiş, değil mi? Çıkarıyorsun sen bir Hocayı, Bediüzzaman’dan kat kat fazla alimdir, alimdir mesela müthiş fıkıh bilgisi var. Ama kalp ilmi yok, Allah Hadi ismiyle tecelli etmiyor, hidayet alimi değil, hidayet Mehdisi değil. En hayati nokta yok. Yani fıkıh her yerden öğrenebiliriz biz. Elektronik aletler var, daha önce de söylemiştim. Verirsin alete, mesela farzedelim, fıkıh öğrenmek istiyorsun, Ömer Nasuhi Bilmen’in tam ilmihalini verirsin alete, alet sana mekanik bir sesle onu okur. En ala Hocadan daha ala bir alim olmuş oluyor o zaman o alet. Ama o alet ne yapamaz biliyor musunuz? Hidayet veremez, hidayete vesile olamaz. Allah’ın Hadi isminin tecellisi olamaz. Hidayete vesile olamaz, onu yapamaz, kalplere hitap edemez, gözlerinde hidayet ışığı yoktur, sesinde hidayet tonu yoktur, hidayet üslubu yoktur. Hidayet olmayınca, adamın imanı derin olmadıktan sonra, tahkiki iman olmadıktan sonra, gerçek imana sahip olmadıktan sonra fıkıhın tamamını bilse ne olur? Amerika’da fıkıh kürsüsü profesörleri var, Rusya’da var, Çin’de var. Fıkıh kürsüsü profesörleri halis ateist adamlar. Bu bizim şaşar Beşer’i katlarlar, şaşar Beşer’i katlarlar, ondan kat kat fazla alim adamlar. Ama dinsiz, ateist ve hidayete vesile olamıyorlar, dümdüz adam. Hidayete vesile olana alim denir. Mesela bak Mehdi (a.s.)’nin, “hem hakim” diyor, ayırmış Bediüzzaman, “hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müctehid, hem kumandan,” ama bakın can alıcı bir noktaya geliyor, “hem Mehdi, hem mürşit, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek, o da ehl-i beyt-i nebeviden olacaktır” diyor. Mehdilik ayrı bir konudur. Mehdilik hidayete vesile oluyor. Hocası, alimi, hepsi, mesela hiç ummadığın, ilmi çok azdır, ama Mehdi (a.s.)’dir, ondan hidayet alır adam, hidayetine vesile olursun. Yani, Cehennemden kurtulmasına vesile oluyor adamın, hidayetine vesile oluyor. Mesela Mehdi (a.s.) vehbi ilme sahiptir, çıkacak olan Mehdi (a.s.). Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “Arapça’yı pek bilmez” diyor, değil mi? Hidayet Mehdisidir. Ama kumandandır, en büyük müceddiddir, hem en büyük bir müctehiddir, hem hakimdir. Çükü adaletlidir, akıllı bir insan, inşaAllah. Ama demagojiyi istemez Mehdi (a.s.). Özlü bilgi vardır Mehdi (a.s.)’de, özel bir ilmin sahibidir, hikmet ilminin sahibidir, hikmet. Münafıkta şeytani grift detay, karmaşa, açmaz ve şeytani mantık hakimdir. Mehdi (a.s.)’de sadelik, akıl, sevgi, hikmet, özlü bilgi hakimdir. Onun için, dünyayı kaplayan şeytaniyet, mesela Darwinizm, milyonlarca detaylardan oluşuyor, şeytani detaydan, milyonlarca. Yüz binlerce kitap yazılmış Darwinizm üstüne. Bak, ben Mehdi (a.s.)’nin talebesiyim, öncü bir askeriyim, ayağının tozuyum. Üfledik uçtular adamlar, o kadar. Gıkları çıkmıyor, gıkları. Kardeşim iniltinizi duyayım diyorum, ölüyseniz bile, değil mi? Bir rüzgar essin, rüzgar geçmiyor, değil mi? Hani tepmez devrilmez imparatorluktunuz siz? Hani demagojinin sultanıydınız? Hani mantığın, değil mi? Karmakarışıklığın, griftliğin girdabında böyle insanları biçiyordunuz? Ne oldu? Bak, tık diye şöyle kafanıza bir şaplak koyduk, otuz takla atıp sırt üstü oturdunuz. Bak sesiniz çıkmıyor.
OKTAR BABUNA:Amerika’nın en büyük gazetecilerinden birisi, size: “Dawkins’ten hiçbir ses çıkıyor mu?” diye sordu Hocam, “bir şey diyebiliyor mu?” diye.
ADNAN OKTAR: Evet, bugün iftarımız vardı. Efendim, yabancı elçilikler doldurdular maşaAllah, yabancı basın. Güzel iftarımızı yaptık, efendim çok nezih bir topluluk vardı. Müftü efendiler, çeşitli ilçelerin müftü efendileri vardı, maşaAllah, din adamları, alimler.
OKTAR BABUNA:Müslüman gazeteciler kardeşlerimiz.
ADNAN OKTAR: Müslüman gazeteciler vardı. İran’lı kardeşlerimiz vardı. Azerbaycan, Türkmenler, Özbekler, efendim, çeşitli Türki Cumhuriyetlere mensup kardeşlerimiz, onların görevlileri vardı.
OKTAR BABUNA:Türk gazeteciler de vardı.
ADNAN OKTAR: Türk gazeteciler de vardı. Efendim güzel bir sohbet konuşması oldu. Onlar sordu, ben cevapladım, onlar sordu, ben cevapladım. Özetle, Mehdi (a.s.)’yi anlattım, İsa (a.s.)’yı anlattım, nefesleri kesildi.
OKTAR BABUNA: Evet, dünya hakimiyetini anlattınız.
ADNAN OKTAR: Dünya hakimiyetinden bahsettim.
OKTAR BABUNA:Evet, bütün barışın, sevginin, dostluğun nasıl olacağını anlattınız Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hepsinin nefesleri kesildi, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Münafığın oyununa gelmemek için diyeceksin ki: “Ey münafık, senin kafan böyle karmakarışık, şeytanın kulağının tüyleri gibidir, karmakarışıktır. Karmakarışıktır şeytanın kafa yapısı. Böyle birbirine girmiştir, onu domuz pisliğiyle de örtmüştür. Onun içinde ölür o, çırpınır, bir şeyler yapmak ister. Müslüman nurdur, hikmet ve özlülüktür. Mesela oradan buradan bazen bana şeyler geliyor, mesajlar geliyor, “Hocam şunu niye söyledin? Bunu niye söyledin?” Kardeşim, biz onu söylerken, farz diye söyledik mi sana? Söylemedik. Sünnet diye söyledik mi? Söylemedik. Ne diye söyledik? Anlatıyoruz işte. Yani, farzı, sünneti de biz zaten doğrudan ya Kuran’dan okuyorum ya hadis olarak okuyorum. Ama şerh ederken işari anlamları vardır. İşari anlamın önü sonu olmaz ki bir mahsuru da yok. Bir önce açık olan farz anlamı vardır, sonra işari anlamları. İşari anlamı gider de gider, yedi yüze kadar da çıkabiliriz, değil mi? “Niye şunu söyle...” Olmaz, sen orada özüne bakacaksın, özlü bilgiye, değil mi? Mesela her Peygamber, Hz. Musa (a.s.) da dahil, her Peygamber dünya hakimi olmak isterdi. Mesela, Hz. Süleyman (a.s.)’a da söylesen, Hz. Süleyman (a.s.) zamanında belki bir milyon kişiye hakimiyet oldu, bir milyondur. Küçüktü orası yani. En fazla bir milyon belki, değil mi? Zülkarneyn (a.s.) zamanında belki birkaç yüz bin kişiye hakim oldu. Dünya hakimiyeti deyince, insanlar çok kapsamlı bir şey zannediyor, öyle olmuyor. Zülkarneyn (a.s.) zamanında en fazla yüz bin, iki yüz bin kişi dünya hakimiyeti. Süleyman (a.s.) zamanında dediğim gibi en fazla bir milyon kişiye hakim oluyor. Her Peygamber, Mehdi (a.s.)’ye lütfedilen bu dünya hakimiyetini ister, her Peygamber. Hangi Peygamber istemez bunu? Yaklaşık sekiz milyar insana İslam anlatılıyor ve İslam ahlakı dünyaya hakim oluyor. Hangi Peygamber böyle kutlu bir dönemi görmek istemez, değil mi? Ama nasip meselesi ama Allah’tan isterler. Hepsi ister, Hz. Musa (a.s.) da ister, Peygamberimiz (s.a.v.) de ister, diğer Peygamberler de ister. Ama Allah’ın takdirine karşı boyun eğicidirler. Ama çok mübarek bir devirdir, Allah Mehdi (a.s.)’ye nasip etmiştir bu nimeti. Hz. İsa (a.s.) gibi bütün insanlığın sevdiği, ümmeti en çok olan, en kalabalık olan, şu ana kadar en çok o görülüyor. Bir Peygamberi, Ulu’l Azm bir Peygamberi ona vezir tayin ediyor Cenab-ı Allah, yardımcı. Ve onun emrine giriyor o, yani emir alıyor Mehdi (a.s.)’den. Her Peygamber böyle kutlu bir dönemde yaşamayı isterdi. Böyle Altın Çağı görmek isterdi. Ben bunu söylüyorum, değil mi? Bunu Musa (a.s.) da söyler, efendim, Yahya (a.s.) da söyler, İshak (a.s.) da söyler, hepsi söyler. Hangi Peygambere bunu teklif etsen isteyecektir, değil mi? Bir de hangi Müslüman Mehdi (a.s.) olmayı istemez şu an? Hangi Müslüman istemez? Her Müslüman ister bunu. Kastedilen mana budur. “Bu niye böyle?” diyor. Bu münafıkane karmaşa kafasıdır. Buna dürüstçe baktığında hemen anlarsın. Samimi bakmak çok önemlidir. Oradaki samimi anlamın üzerinde durmak çok önemlidir. Ama münafıkane karmaşaya girmeye kalkarsan, önü arkası gelmez.
Mesela bazen öyle münafık tiynetliler bana karmaşa arayan sorular soruyorlar, samimiyetsiz, böyle küstah bir üslupla. Ben de onlara nezaketle cevap veriyorum, isim vermeden. Ama bakıyorum ki amacı kargaşa. Amacı İslam’ı etrafa yaymak, insanların hidayetine vesile olmak değil. Kardeşim çıksana ortaya. “Ben İslam’ı coşkuyla anlatacağım” desene. “Kuran’ı, İslam’ı yayacağım” desene. “Bütün Müslümanların birlik olması için, İttihad-ı İslam’ın oluşması için gayret ediyorum” desene. Bir ağzından duyayım, yok. “Ben Darwinizmi yeryüzünden yok edeceğim” desene, yok. Diyemiyorsun, diyemezsin de. İttihad-ı İslam’ı ağzına alamazsın, alamıyorsun. Ama bir kısmı da, cahilliğinden yapıyor, Cübbeli gibi.
Mesela bak, İttihad-ı İslam’ı ağzına dahi alamıyor. Türk İslam Birliği’ni ağzına dahi alamıyor. Ama her konuyu anlatıyor. “Küfür şöyle eziyor, böyle eziyor bizi”. Geçenlerde en son zorladım, zorladım, yani ikna ettik, konuştuk, en sonunda bunu söyledi. Dedik herhalde çözüm getirecek, “bütün küfür gelsin bizi öldürsün, çözüm budur. Hepimizi öldürsün, hepimiz Cennete gideriz. Onlar da Cehenneme gider. Konu böylece hallolur” diyor. Kuran’da Allah öyle mi diyor sana, değil mi? Bak: “Din Allah’ın oluncaya kadar” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar Allah için mücadele edin” diyor Allah. Kardeşim o zaman nedir, biliyor musun? Yemek ve uykunun dışında, geceli gündüzlü bu, farz olan konu demektir bu, farz, değil mi? Namazından kalkar kalkmaz koşup buna gideceksin. İşinden kalkar kalkmaz bu vazifeye gideceksin. Onun için bak diyor Bediüzzaman, “İttihad-ı İslam en büyük farzdır” diyor. En büyük farzı, adamlar hiç yok hükmüne getirmişler neredeyse. Anlaşıldı mı? Bakın burada bir anormallik var. Bir kısmı, iblisin ordusu olduğu için yapıyor, bir kısmı cahilliğinden yapıyor. Ama iblisin ordusunu böyle değirmen taşı gibi ezeceğim, Allah’ın izniyle, Cenab-ı Allah’ın izniyle, eziyorum ve ezeceğim inşaAllah.
Şimdi insi şeytan deyince, tabi millet zannedecek ki hani böyle dişleri mişleri çıkmış falan. İnsi şeytan öyle olmaz. Bakarsın cebinde tesbihi vardır, kafasında takkesi olur. Ama iblis ruhludur. Böyle, katil ruhludur, sürekli kan arar onlar, bir şekilde kan ararlar. Mehdi (a.s.) de anti-kandır. Şeytan kancıdır, Mehdi (a.s.) de anti kandır, kan önleyicidir. İblisin takımı da hep kanı arar, karmaşayı arar. Yani onlar, onda yoğrulmuşlardır. Yani ruhunda, bilinç altında bu vardır. Onun için işte, “Armagedon’u çıkaralım, sel gibi kan aksın, atların boynuna çıksın. Bu, şeytanın talebidir. Cahil insanlar, bu şeytanın talebine uyuyorlar. İnsanlar arasında da şeytan öyle gezer, fark edemezsin. Ama bazen gözlerinden anlaşılır. Yani veliler anlarlar bakışından. Der mesela, “bunun bakışında bir acayiplik var” der. Yahut “gözlerinde bir şey var der”. Hissedilir yani, Allah-u alem. Halk da anlar bazen. Sen anlamıyor musun iblis tipleri?
SUNUCU:Sizin vesilenizle anlıyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bazen anlar insan, anlıyordur yani tabii. Katil kılıklıdır, anlarsın. Bunlar detaycılıklarıyla Müslümanları sinsice dinden uzaklaştırırlar, karmakarışık hale getirerek ve cehd etmekten uzaklaştırırlar. Müslümanı öyle boğar ki, o boğduğu sistem içerisinde Müslümanın cehd etmeye zaten vakti kalmaz, öyle boğar onu. Yani adam nefes alamaz zaten, bir süre sonra dini terk eder. Mesela bak, Cübbeli de cahilliğinden kendini öyle boğuyor ki, diyor ki bak: “Namaz kılarak, camiye giderek, cemaat derken sıkıldım” diyor. Adam sıkılmış, “bunaldım” diyor. Kendisini Malta’ya jet skinin üstüne atmış adam. Sıkıntısını jet ski gidermiş. Bir de yine bir zımbırtıya binmiş, tepeden geliyordu, ayağında tokyo giymiş bir şey, neydi o şey? Ne diyorlar ona?
OKTAR BABUNA:Teleferik mi? Nedir Hocam?
ADNAN OKTAR: Yok yok, teleski. Şimdi de ona binmiş. Tebessüm ediyor, neşesi yerinde, elinde de baston, oturmuş böyle, ayağında da tokyo mu terlik gibi bir şey giymiş böyle, pür neşe, ayakları havalandırıyor herhalde böyle, havalansın gibisinden, geziyor, sıkıntı basmış adama. Kardeşim senin fikirlerin, Kuran’a uygun olmayan, hadise uygun olmayan fikirlerin seni işte bu hale getiriyor. Ondan sıkılıyorsun sen, ondan bunalıyorsun böyle bu hallere düşüyorsun. Ondan sonra da Malta adasına ne amaçla gidildiği belli, diğerlerinin yani oraya niye gittiği biliniyor. Bunun niye gittiğini bilmiyoruz. Malta adası meşhur zaten, yani ne amaçla gidildiğini herkes bilir oraya. Duyulmuştur ama bunun niye gittiğini bilmiyoruz. Bak diyor ki adam: “Adamın eğer arabasını, parasını, herhangi bir şeyini istersen; adam bir daha cemaate gelmez dinden çıkar. Benim etrafımdaki insanlar” diyor. Camisine gelen kişiler için söylüyor bunu. Kardeşim sen bu kadar karmaşık şeylerin içerisine onu sokarsan, bu kadar girift ve içinden çıkılmaz şeylerin içerisine sokarsan, onların ne cehd etmeye vakti olur ne tebliğ yapmaya vakti olur ne de isteği olur, senin gibi. Ne de İttihad-ı İslam’a, Türk İslam Birliği’ne karşı içlerinde bir istek olur. Çünkü, hepsini tenzih ediyorum, büyük bölümü yiğit mücahit, ben biliyorum o çocukları. Ama içlerinde böyle zayıf olanlar da var. Doğru söylüyor Cübbeli, inşaAllah. Ama bu, Cübbeli’nin emekleriyle oluşan bir durum işte. Kuran’a, sünnete tam sarılan yerinde duramaz, yerinde. Herkesin Cennete gitmesi için uğraşır, küfrün de Cehenneme gitmesi için uğraşır. Mehdi (a.s.) geldi şimdi, milyonlarca insanın hidayetine vesile olacak, milyarlarca. Ama Cehenneme doldurduğu adamları bir görseniz, nefesiniz kesilecek, nefesiniz kesilecek. Şelaleler gibi böyle insan Cehenneme dolacak Mehdi (a.s.) vesilesiyle. Çünkü Mehdi (a.s.) her şeyi anlatmış olacak, insanların bahanesi kalmayacak. “Ben anlamadım, görmedim, duymadım, bana Allah hidayet vermedi, ben işte Darwinizmi, materyalizmi anlamamıştım, işte onların etkisinde kaldım, ateizmin etkisinde kaldım, Kuran’ın hakikatlerini göremedim, hadisin hakikatlerini göremedim, Ahir zamanı ben fark edemedim” diyemeyecekler, diyemezler de. Bediüzzaman bu görevin öncüsüdür. Biz de onun öncü askerleriyiz Mehdi (a.s.)’nin, inşaAllah. Münafıkların şimdi her yerleri titremeye başladı, değil mi? Kulakları efendim sırtı mırtı her yeri titriyor şimdi münafıkların, zıngır zıngır. İslam ahlakı hakim olduğunda iyice bir titreme saracak onları, inşaAllah.
“Selamün aleyküm sayın Hocam. Uzun zamandır sizi takip ediyoruz. Her şey için Allah razı olsun. Ekstradan dikkatimizi çeken, ekranda ellerinizin belirli şekilde ak ve parlak olarak gözükmesi. Mutlak başkalarının da dikkatini çekmiştir. Nedenini biraz ifşa edebilir misiniz lütfen? İnşaAllah en kısa zamanda ellerinizden öpmek üzere”. Bu kardeşimiz İstanbul’dan yazmış, maşaAllah. Hz. Musa (a.s.)’nın da elleri pırıl pırıldı, değil mi? Böyle kaldırdığında bembeyaz parlıyordu. Allah, “elini göğsünün içine sok” dedi, “göğsünden elini dışarı çıkarttığında bembeyaz parlasın” diyor Allah, ayette de belirtiyor. Allah bize de bir güzellik, bir nimet olarak böyle bir lütufta bulunmuş. Nedeni imanım, Allah’a olan aşkım, deli aşık olmam, değil mi? Allah’ın divanesi olmam, inşaAllah. Yani hakikaten bakıyorum mesela, ben 54 yaşındayım, 54 yaşında bir insanın eli böyle olmaz. Yani bütün vücudum da öyle yani. Hakikaten, gençliğimde neysem lise yıllarımda aynı cilt yapım, değil mi?
SUNUCU:Evet Hocam, annem de söyledi. O da sürekli programınızı takip ediyor Hocam. “MaşaAllah ne kadar pürüzsüz, ne kadar güzel parlak cildi var” diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Pırıl pırıl Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Hayret, yani gücüme de şaşıyorum, yani enerjime de şaşıyorum. Yani bir mucize bu, maşaAllah, elhamdülillah. Yani hiç hissedemiyorum, mesela 54 deyince bana komik geliyor 54 yaşında deyince. Hiç hissetmiyorum. Hakikaten kendimi normal ben 20 yaşındayken neysem aynı ruh halinde, aynı neşedeyim. Yani ben uyum gösteremedim 54 yaşa anlamıyorum yani, 54 böyle mi oluyor?
SUNUCU:Hiç de göstermiyorsunuz Hocam.
OKTAR BABUNA:Hiçbir 20 yaşındaki sizinle baş edemez zaten. Bu boksörün kirişini koparmışsınız daha önce.
ADNAN OKTAR: Şimdi o marifetmiş gibi anlatma Oktar onu sen de Allah aşkına.
OKTAR BABUNA: Ama Hocam, şimdi o yine ucuz kurtulmuş, iyi kolunu koparmamışsınız, inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Safiye kardeşimiz dua etmemi istemiş. Allah istediklerini hayırlıysa ona nasip etsin. Allah istediğini ona nasip etsin, Allah dünyada da Ahirette de kardeş etsin inşaAllah. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum iki kardeşimize de, inşaAllah.
Evet, maddenin aslı konusu çok önemli, bunu zaman zaman söylüyoruz. Fakat, bizleri takip eden kardeşlerimiz, bu konuya çok dikkat etsinler. Yani maddenin aslını mutlaka her gün gündemde tutsunlar. Ben onu her gün de anlatabilirim ama onların her gün gündemde tutması çok önemli. Mesela Allah’a dua ederken, Allahu ekber derken, bir baksınlar. Mesela bakıyorum, açık mavi renk var, yeşil var, mesela renkler var. Kardeşim, bu benim beynimin içinde oluyor ve bunu Allah yaratıyor. Bu nefes kesecek bir şey ve ışık var beynimin içinde. Yani sırf bunu görünce bir insan, “la ilahe ilallah Muhammeden resulullah” der, secdeye kapanır. Yani sırf bu yeterlidir. Ayrıca ses duyuyorum, bir konuşma, insanlar konuşuyor, kendi sesimi duyuyorum. Bu nefes kesecek bir delildir. Tek başına, Allah’a iman etmek için, bol bol yetecek bir delildir. Dokunuyorum, Allah Allah, birisi hissediyor. Hissetme ne? Hissetme nedir yani? Birisi hissediyor. Tek başına, iman etmek için çok büyük bir delildir. Bak kahvemi içiyorum mesela, kahve tadı var. Yani birisi tadını alıyor kahvenin. Tek başına bu bol bol, yani hakkal yakin iman etmek için delildir. Onun için bakın, hatta “ne ararsan insandadır” derler. Yani bir yönüyle tabii. Allah diyor: “Kendinizde size ayetlerimizi göstereceğim” diyor Allah. Bakın bu yüzyıl, Allah’ın dediği vaadin gerçekleştiği yüzyıl. Allah bize kendimizde ayetlerini gösterdi. Görüntüyü gördük, ne olduğunu. Görüntüyü bir gören olduğunu gördük. Cenab-ı Allah’ın görüntüyü gösterdiğini, bizim de gördüğümüzü gördük. Birisinin kulağımızda sesi işittiğini gördük. Kulaksız işiten birisi var. Bak, kulağı yok, kulaksız işitilir mi? Kulaksız işitiyor. Gözsüz görülür mü? Hem de neyi görüyor biliyor musunuz? Elektrik ışığını görüyor, gözsüz. Bu nasıl bir şey bu? Bak gözü yok, elektrik akımı, çok zayıf bir elektrik akımını pırıl pırıl, üç boyutlu olarak görüyor. Kardeşim, bu durumda bir adam nasıl iman etmez? Bunu nasıl açıklar Ahirette Allah’a? Ben anlamadım nasıl der? Onun için diyor Allah “ben dış ufuklarda ve kendinizde size ayetlerimi göstereceğim” diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “siz de görüp bilip tanıyacaksınız” diyor. Bunlar oldu. Ahir zamanda oldu, bu yüzyılda oldu. İçimizdeki Allah’ın çok büyük sanatını gördük. Genetik, vücudumuzdaki harikaları bize gösterdi, değil mi? Bilim bize Allah’ın sanatının detaylarını gösterdi. Bilim, materyalizmin üstüne çöktü, kafasını büktü, materyalizmi, küt diye koparttı kafasını. Bunlar bilimin yanında geziyorlardı. “Bilim amca bizi koru” falan diyorlardı, “bilim amca sen neler yapıyorsun?” Bilim amcaları aldı bunu böyle çevirdi, çevirdi, çevirdi, böyle mantar tıpası gibi fırlattı bunları, değil mi? Bilimin b’sinin yanına yaklaşamıyorlar şu an. Nasıl yanaşsın? İnşaAllah.
“Allah’ın selamı her gece tebliğde bulunan değerli Hocamın ve yardımcılarının üzerine olsun” diyor. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
SUNUCU:Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
OKTAR BABUNA:Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
ADNAN OKTAR: Değerli Hocam, İmam Mehdi (a.s.)’nin Türk İslam Birliği yolunda yapacağı mücadele sadece ilmi faaliyetlerle mi gerçekleşecek? Yoksa bazılarının dediği gibi ve beklediği gibi, Armagedon diye dile getirdikleri şekilde çok büyük savaştan sonra mı gerçekleşecek? Ki, bazıları Armagedon için 2029 diye tarihler vermekte. Cevap için şimdiden teşekkürler. Es selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü”. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Bendeniz, uzaktaki talebeniz” diyor, Serdar Efendi, maşaAllah. Serdar, Mehdi (a.s.) olmasaydı, Armagedon’u yaparlardı sana söyleyeyim. Hem de sel gibi kan akıtırlardı. Kancıların kafasını Mehdi (a.s.) burdu, burdu, burdu, sekiz kere yerine otutturdu. Kontağı, bağlantılarını sağladı. Bundan sonra öyle çakallık yapamazlar. Kan yok, damla kan yok, burun kanamayacak, bütün silahlar kalkacak. Bugün yemekte söyledim yabancı elçilere, yabancı basına, nefesleri kesildi hepsinin.
OKTAR BABUNA:Çok hoşlarına gitti Hocam, maşaAllah. Ki, Amerika’nın, Almanya’nın, İngiltere’nin gazetecileri vardı televizyoncuları, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bitmiş mi tamam, biz de ne yaparız; harunyahya.tv’den devam ederiz.
Marşlar/Fasıllar
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Sokak Röportajları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...