SUNUCU:Yayınımıza Harunyahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Kısa bir hatırlatma yapalım. Soru ve görüşlerinizi bize Ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine göndererek ulaştırabilirsiniz. Hocam buyurun inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Esselamu aleyküm.” Ve aleyna aleyküm selam. Zeynep Fidan Hanım efendi bana bir mektup yazmış diyor ki: “Sayın Hocam, babam sizden duyduğu kadarıyla İsa Mesih (a.s.)’in dünyaya geldiğini söyledi. Şaşkınlıktan bu konu hakkında size ne diyeceğimi bilemiyorum. Bu konuyu biraz açar mısınız?” Şaşkınlık normal. Müslüman tabii ki böyle bir şeyden heyecan duyar, sevinir. Hz. İsa Mesih (a.s.)’i Allah’ın izni ile on yıl içerisinde, en fazla on beş yıl içerisinde göreceksiniz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’yi de göreceksiniz. Ben bir şey söylüyorsam o öyledir. İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini göreceksiniz, İttihad-ı İslam’ı göreceksiniz. Bütün bu dediklerimi göreceksiniz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Pelin Batu’dan Kuran’ı Kerim ile ilgili skandal açıklama. Ensonhaber.com haberine göre İslam dinindeki emir ve yasakların konuşulduğu Tarihin Arka Odası programında Pelin Batu tepki çeken sözler sarf etti. Kuran’ı Kerim’de yer alan bazı emirlerin zamanla değişebileceğini dile getiren Batu bakın neler söyledi: ‘Pratik anlamda değişik dinlerde yazılan bazı kurallar, günümüzde uygulandığı zaman pratik olmayabiliyor. Mesela domuz eti olayı. Domuz eti yenilmesi önemli ya da önemsiz değildir. Benim umurumda değil, isteyen yer isteyen yemez.’” Allah Pelin’e ne oldu böyle, Pelin Batu’ya? Üslup biraz değişik, yanlış. “Etin yenmesi benim umurumda değil, isteyen yer isteyen yemez. Sonuç itibariyle neden yazılmış? Belli ki o zamanlar bu hayvan hijyenik değildi. Ama günümüz şartlarında bu gayet güzel, gayet temiz şekilde yapılabiliyor.“ Ne demek bu? “Batu’nun bu sözlerine tepki gösteren Erhan Afyoncu...” Kim bu?
OKTAR BABUNA:Bilmiyorum Hocam, bakayım.
ADNAN OKTAR:‘”Kuran’ı Kerim’de yer alan emirler ile ilgili olarak kesin emirlerde hiçbir değişim olmaz. Sen domuzu altına da bulasan domuz eti yasak“ şeklinde konuştu.’” Kardeşim işte bak, yine burada hata yapıyorlar. Şimdi Pelin Batu’ya geliyorlar, doğrudan fıkhi konu anlatıyorlar. Bundan netice alınmaz. Önce onun imanın tahkiki haline gelmesi lazım. Allah’ın birliğine, varlığına, Ahirete, Cennete, Cehenneme inanmasının sağlanması lazım. Aşkla Allah’ı sevmesi lazım. Kuran’ın bütünün hakikat olduğuna inanması lazım. Kuran’ın Allah’tan vahiy olarak indiğine inanması lazım. Ondan sonra öbür türlü mantıkla, domuz etini, şarabın yasaklığına ispat edeceğim. Biz delil vereceğiz, o delil verecek, böyle olmaz. Yani pazarlık ile din olmaz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Pazarlık olur mu böyle şeyde?
OKTAR BABUNA:Olmaz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tartışma ile din olmaz. Dinde Kuran mesela diyoruz biz: “Allah’ın Kitabıdır.” İnanıyorsa Müslüman olur, inanmıyorsa Müslüman değildir. Tartışıyorsa ayetleri yani şu olur, şu olmaz diye, Müslüman olmamış olur o kişi. Önce Müslüman olmasının sağlanması lazım. Yani Kuran’ın bütününün kabul etmesi sağlanması lazım. Şimdi Pelin Batu tartışmaya açarsa Kuran’ın hükmünü, Müslümanlık ile alakası kalmaz. Yani Kuran’ın şu hükmünü tartışırım, bu hükmünü tartışayım, şunu tartışayım derse olmaz. Ya bütününü kabul eder, ya hiçbirini kabul etmez. Bir parçasını kabul edip, bir parçasını kabul etmemek de aynı hükümdedir, öyle şey olmaz. Bakın işte bizim yaptığımız çalışmanın önemi burada. Ben insanların hidayetinin üstünde duruyorum.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Allah’a inanmalarını söylüyorum. Fıkhi konulara girmiyorum ben. Helallere, haramlara girmiyorum, çünkü insanlar bilir helali, haramı. Yani kim bilmez şarabın haram olduğunu, domuz etinin haram olduğunu herkes bilir. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama detaya da girmiyorum, çünkü fıkhi öğrenmek isteyen Ömer Nasuhi Bilmen’in fıkih kitabına baksın diyorum, oradan öğrenir. Zaten biz anadan, atadan herkes bilir, ezberden biliriz biz helalleri, haramları. Bütün Türk Milleti bilir, bilmeyen var mı?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Herkes bilir. Dolayısı ile Pelin Batu’nun buradaki sorununun iman sorunu olduğu belli. Yani başka bir konu yok, öyle olunca tabii Kuran’ın her hükmü tartışılır. Mesela diyorlar ki: “Başörtüsü konusunda ne diyorsun?” Aydın Doğan’ın takımı geliyor, diğer kişiler geliyor, tartışıyorlar. “Şuradan bağlanırsa kabul ederim, buradan bağlanırsa kabul etmem, işte boğazının altından bağlanırsa olur, işte şu şu şu alanlarda olursa olur, şuralarda olmaz, işte falanca kişinin kanaati böyle”. Böyle şey olmaz. Yani Kuran’ı adam böyle bütünü ile kabul ediyorsa, zaten hiçbir sorun yoktur. Açarsın Kuran’ın hükmünü söylersin, konu biter. Ama Kuran’ı kabul edemiyorsa, ki olabilir bu insanlık hali. Yani herkes iman etmek durumunda değil, iman etmeyebilir insanlar. İnsanların büyük bir bölümü etmiyorlar. Allah ayette söylüyor. “İnsanların çoğu Allah’a iman etmezler” diyor. Allah söylüyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak “iman edenlerin çoğu da Allah’a şirk koşmadan iman etmezler” diyor. Yani pazarlık yapar. Onun için Allah’ın samimi olarak anlaşılması, Allah’a samimi olarak iman edilmesi çok hayatidir. Onu elde ettikten sonra hiçbir konu olmaz.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Adama söylersin, bak dersin “Allah Kuran’da bu konuyu açıklamış”, okursun o anda konu biter. Öteki türlü onu ikna etmek için uğraşacaksın. Diyecek ki adam: “bana mantıksız geliyor.” Hep bu yöntem, mesela tebliğ deyince bunu yapıyorlar, ben bunu görüyorum. “Tamam ben oruç tutayım da, oruç sağlığa zararlı diyor, yok o faydalıdır” diyor. Şimdi faydalı, zararlı tıbbi tartışmaya giriyor. O şekilde ikna etmeye çalışıyor. Namaz neden kılıyoruz? “Jimnastik iyi geliyor beline. Fıtığa, bel fıtığına, tansiyona iyi gelir kafan yere değdiğinde. Şakraların, auraların açılır, işte ayaklarındaki auralar, şakralar yerden elektriği akıtır” böyle izahlar. Böyle var, bizim Maranki Hoca var, o da meraklıdır böyle şeylere, anlatıyor. Aura, şakra hikaye, bunların tamamı hikaye, böyle bir konu yok. Biz kafamızdan elektik aksın diye secde etmiyoruz. Allah emrettiği için ibadet ediyoruz.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Belimize, omurgamıza iyi geliyor diye, spor olsun diye yapmıyoruz. Adam diyor ki: “spor olur, iyidir” diyor. Spor olsun diye ibadet yapılır mı?
OKTAR BABUNA:Yapılmaz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Abdest alıyor, neden? “Temizlik oluyor, iyi” diyor. Biz temizlik olsun diye abdest almıyoruz. Mesela tertemiz oluyor Müslüman yıkanmış oluyor, gidip abdest alıyor. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mesela gusül abdesti de öyledir. Adam pırıl pırıl oluyor, yıkanmış oluyor fakat ayrıca gusül abdesti alır. Bu ibadet olarak yapılan bir uygulamadır. Ama o abdest alınırken insan ayrıca temiz olur tabii ki. Onun bir yan etkisi olarak. Ama amaç temizlenmek değildir orada, amaç ibadettir. Değil mi? Namazda da amaç ibadettir. Dolayısı ile böyle mantık ortaya sürerek, ikna etmeye çalışmak son zamanların zavallı uygulamalarıdır.
OKTAR BABUNA:Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) düşüncesinde, Mehdiyet anlatımında böyle bir üslup yoktur. Doğrudan iman hakikatleri vardır. Allah’ı derin aşkla sevdirmek vardır, o zaman adam bunların kitabını yazar adeta, okur, bulur. Yani helali, haramı su gibi öğrenir şahıs.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İman edemedikleri için sorun çıkıyor. Ondan sonra da ikna etmeye çalışıyorlar. Parça, parça, parça. Mesela bak Cübbeli diyor ki: “Zikir iyidir, uykunuzu getirir. Uyku uyumak isteyen bol zikir yapsın” diyor. Yani uyku ilacı gibidir zikir. Halbuki zikir insanın aklını açar. “Kalpler ancak Allah’ın zikri ile felah bulur” diyor. Biz uyku uyumak için zikir yapar mıyız? Uyumak için?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Uyumak için zikir olur mu?
OKTAR BABUNA:Olmaz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. “Mesela uykusu gelmeyen Kuran okusun uykusu gelir” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet, öyle diyor Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Olur mu böyle bir şey? Amaç biz Kuran’ı okuyorsak, bizi aydınlatıyor, şevkimizi arttırır, derinliğimizi arttırır bizim Kuran. İşte bunların klasik anlatımlar var. Mesela diyor: “ İlk karşılaştıkları adamlar, Allah’ı bana göster” diyor. Kendi de nasıl anlatacağını bilmiyor zaten, kendi de açmazda, kafası gittiği için. “Sen de bana aklını göster” diyor. Adam sana aklımı gösteremem” diyor, “ben de sana Allah’ı gösteremem” diyor. Yani diyor adam, “Ne yerdedir, ne göktedir” Allah. “Hiçbir yerde değildir” diyor. “Nerede peki?” diyor, “radyo dalgası gibi Allah” diyor, radyo dalgası. Bak radyo dalgasına benzetiyor. “Sen nesin?” “Ben bir gerçeğim, mutlak varlığım ben” diyor. “Allah’ta radyo dalgası gibi, televizyon dalgası gibi” diyor (haşa). Peki sen radyo dalgası gibi olsan ne oluyor, televizyon dalgası gibi olsan? Allah mutlak varlıktır, sen televizyon dalgası gibisin. Değil mi? Sen gölge varlıksın. Allah mutlak varlık, değil mi? İnşaAllah. Yani kendini anlatacağına, onu Allah’a yoruyor. Haşa. Ondan sonra da Allah basiretlerini bağlıyor, hiç konuşamıyorlar, tebliğ güçleri olmuyor. Hatta ben bir Hoca efendi vardı, bir semtte yerini vermeyeyim de. Ben onunla toplantı yapardım, sohbet ederdim. “Hocam Allah razı olsun, sen anlatıyorsun insanların imanına vesile oluyorsun” dedi. “Ben on dakika konuşsam, olanların imanı gider, hepsi imanını kaybeder, Allah vermesin” dedi. Hakikaten “gider imanı” dedi, alim insandı, samimi insandı. “Samimi olarak söylüyorum” dedi “hakikaten imanlarını kaybederler” dedi.
Mesela Cübbeli çıkıyor Flash Tv’de anlatıyor.
Yani birçok insan dinden soğuyordur. Çok fazla insan. Yani tahmin edildiği gibi etki yapmaz. Mesela bu şaşar beşer çıkıyor, birçok insanın dinden soğumasına vesile olabilir. Çünkü hidayet için gayret etmek, iman hakikatlerini anlatmak ayrıdır, insanlara karmaşık teklifler sunmak ayrıdır. Adam Sünnet’e de uygun teklif getirmiyor. Kendi bir şeyler buluyor, yeni. “Kitapların yüzde doksan beşi geçersiz Ehl-i Sünnet eserlerinin. Hatta daha fazla geçersiz. Doğrusunu ben biliyorum” diyor. Adamın yüzünde böyle soğuk bir ifade, bir surat var, sadece bir surat ve konuşuyor o surat, buz gibi. Yani ne İttihad-ı İslam’ı kabul eden bir üslubu var, ne Türk-İslam Birliği’ni kabul eden bir üslubu var. İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinden bahseden bir üslubu yok. Kabul etmiyor ve buna da çeşitli böyle anormal mantıklar buluyor. Mesela “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında olurdu eğer dünya hakimiyeti olacak olsaydı. Allah Peygamber (s.a.v.)’e nasip etmedi de Mehdi (a.s.)’ye mi nasip edecek” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak önce diyor ki: “Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi’dir, İsa (a.s)’da şahs-ı manevi’dir” diyor. Biz dedik ki; şahs-ı manevi diyorsa ondan kolay, geçeriz yine yeniden şahıs olduğunu hissettiririz” dedik. Baktık adam kökten reddediyor. “Mehdi (a.s.) de yok, İsa (a.s.) da yok, hiçbir şekilde yok” diyor. Ondan sonra yeni başka bir nesil türemeye başlıyor bu sefer.
Mesela Fethullah Hocamızın zamanının nesli ayrıydı, coşkusu ayrıydı. Şimdiki neslin eğitimini bu adamlara verdiler. Kardeşim bu adamın eğittiği nesil nasıl olur düşünemiyorum. İdeali nasıl olur bu insanın? İttihad-ı İslam’ı istemeyen bir nesil, Türk-İslam Birliği’ni istemeyen bir nesil, Mehdiyet’i kabul etmeyen bir nesil, İsa (a.s.)’yı kabul etmeyen bir nesil, bu ne olur? Ben bunu anlamazlıktan geliyor gibiyim ama anlıyorum ben. Yeni bir proje uygulandığı görülüyor, yeni bir uygulama. Yeni bir nesil meydana getirme projesi. Yalnız çok ters zamanda başladılar. Yani Mehdi (a.s.) gelmiş, adam proje sunmaya kalkıyor. O projeyi adama böyle yedirirler.
OKTAR BABUNA:EvelAllah.
ADNAN OKTAR:Yutar böyle ama ilimle, sevgiyle ve akılla inşaAllah. Bak mesela adam alttan alttan faaliyet yapıyordu, adamı tevafuken yakaladım, şaşar beşer Hocayı, haberim yok. Hocam dediler; “sizinle ilgili bak bu adam böyle bir şeyler diyor, Ahir zaman ile ilgili bir şeyler diyor”. Ben bu adamı görürdüm, böyle garip konuşurdu, konuşur zaten, var öyle konuşanlar dedik, birisi zannettik. Bir de baktık olayın altı bambaşka. Araştırınca, inceleyince fevkaladeliği ortaya çıkıyor. Değerli bir nesile yönelik bir çalışma var ve şu an Fethullah Hoca konuşmuyor. Onu Amerika’ya adeta tecrit ettiler. Ağzı kapatıldı, konuşamıyor şu anda. Şimdi Faruk Beşer Hoca’nın ağzını açtılar. Fethullah Hoca’nın ağzını kapattılar, Faruk Beşer ‘in ağzı açıldı. Şu an o konuşuyor, ruhsuz bir üslubu var. Yani hidayeti amaçlayan, Allah aşkını, Allah coşkusunu, sevinci, sevgiyi, tutkuyu, neşeyi, hayat dolu olmayı, sanatı, bilimi kucaklayan bir üslubu yok. Soğuk üslubu, çok soğuk ve soğuk nesiller yetiştirecek bir proje görünüyor. Mehdiyeti kökten reddeden, İseviyetin tasaffi edip, Kuran’a bağlanmasının sevincini ortadan kaldıran bir üslup, kendince tabii. Onun için ben bu konuyu en az bir yıl kadar gündemde tutmayı düşünüyorum ve daha kapsamlaştırarak, genişleterek gündemde tutacağım. Çünkü ben, değerli bir kitledir Fethullah Hocamız’ın kitlesi, Hocamızın ağzını kapattılarsa, benim ağzımı kapatamazlar. Bak Erbakan Hocamız’ın ağzını kapatmaya çalıştılar, o bantları ben söktüm. Hocamızı hapsetmeye kalktılar, demirlerini söktüm. Ve bağırta bağırta, ilimle ama, akılla ve sevgiyle sis perdesini açtım. Bak Hocamızdan sevgiyle bahsediyorlar, saygıyla bahsediyorlar. Numan Kurtulmuş üslubunu düzeltti. Rica ettik, “bu üslubunuzu düzeltin” dedik, “bu şekilde davranın” düzeltti. Allah razı olsun. Siteyi uyardık, bak oradan Hocamızın ismini ve milli görüş izahlarını çıkarmışlardı, “onları da düzeltin” dedik, onu da düzelttiler. Demek ki müsaade etmiyormuşum ve etmeyeceğim Allah’ın izniyle. Bak susan bir ağzı, susturulmaya çalışılan bir ağzı, Allah benim vesilemle yeniden açtırdı. Erbakan Hocam hidayete vesile olan bir insandır. Coşkun, samimi imanı vardır. Erbakan Hocamız fıkıh anlatmaz. Aşkı anlatır o, Allah aşkını. Allah için cihadı anlatır, tebliğ ruhunu anlatır, ittihad-ı İslam’ı anlatır, Türk-İslam Birliği’ni anlatır. Fıkıh, Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalidir. Açtığında onu okursun inşaAllah.
Şimdi, ama Fethullah Hocamız’ın da ağzı kapatıldı. Allah’ın izniyle onu da çözeceğiz. Onu da çözeceğiz inşaAllah. Fethullah Hocamızı buraya getireceğim Allah’ın izniyle, İstanbul’a. İnşaAllah. İstedikleri kadar korkutmaya çalışsınlar, istedikleri kadar yıkmaya çalışsınlar, gürül gürül konuşturacağım Hocamızı da Allah’ın izniyle evelAllah. Bir ara hakikaten ben bir riskli görüyordum gelmesini, şu an görmüyorum. Hocamızı getireceğim Allah’ın izniyle. Direnseler de getireceğim Allah’ın izniyle. Kendi vatanı, kendi memleketi, nasıl gelmez? İti kopuğu, çakalı, sapığı geliyor, nur gibi insan orada Amerika’da sanki cinayet suçlusu, ne işi var orada? Alıp getireceğiz Hocamızı inşaAllah. Onun da hidayete vesile olma özelliği vardır. O da aşkı çok iyi anlatır. İttihad-ı İslam’ı çok iyi anlatır. O da fıkıha pek girmez. Var Hocalar var, kitap yazmışlar, eser yazmışlar. Cumhuriyet tarihinin gelmiş geçmiş en büyük alimidir Ömer Nasuhi Bilmen. Hadi dedik detaya girdik, İbni Abidin’i alırsın. İbni Abidin’in Dürr-ül Muhtar Haşiyesi vardır. İbni Abidin sayfalarca, aç onu oku.Nimet-i İslam’ı oku. Fıkıh kitapları var, hazır. Dolayısıyla bizim ne Cübbeli’ye, ne de şaşar beşer Hocaya ihtiyacımız yok. İnşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Furkan Suresi, 41. “Seni gördükleri zaman,” Peygamberimize (s.a.v.) söylüyorlar, Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’ye bakıyor, biz zamanımıza göre alalım şimdi. “Seni gördükleri zaman” televizyonda, basında, herhangi bir şekilde, “seni yalnızca alay konusu edinmektedirler." Alay ediyor adam kendi o fındık faresi kafasıyla, alay ettiğini zannediyor “Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?" Allah’ın Mehdi (a.s.) olarak gönderdiği bumu? “Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı.” Yani biraz direnmeseydik Darwinistlikten vazgeçecektik. Materyalistlikten, komünistlikten, faşistlikten veyahut müşriklikten diyelim veyahut münafıklıktan vazgeçecektik. Bak, ilahlarımızdan bizi saptıracaktı diyor. "Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış, öğreneceklerdir.” İnşaAllah.
Bak Furkan Suresi 52’de Cenab-ı Allah ne diyor; “Öyleyse kafirlere itaat etme” Darwinistlere, materyalistlere, ateistlere, dinsizlere, hiçbirine itaat etme “ve onlara (Kur'an'la)” Allah’ın hükümleriyle, sünnetle “büyük bir cihad ver” bak cihad demiyor Allah, “büyük bir cihad”. Ebceti kaç? 1979, Hicri 1400. Tam Mehdi (a.s.)’nin çıktığı tarihi veriyor. Ne bir eksik, ne bir fazla, tam 1979. Bak “büyük bir cihad” diyor Allah. Mehdiyet de büyük bir cehddir.
Şimdi kardeşlerimiz durup durup “Hocam sen kendini Mehdi (a.s.) mi ima ediyorsun?” Kardeşim benim imaya dimaya falan ihtiyacım yok, bırakın bunları. Nerenin iması. Ben dobra delikanlı adamım, açık söylüyorum. Bak Mehdi (a.s.) ile ilgili alametler bende var diyorum, var. Sırtımda mühür gibi ben var, et beni de var, sağ bacağımda mühür de var, orta boyluyum, hemen hemen büyük bölümü uyuyor. Ama ben Mehdilik iddia etmiyorum. Allah’ın gariban bir kuluyum ben. Mehdi (a.s.)’nin ayağının tozuyum. Bediüzzaman’ın hizmetçisiyim ben, tabii herhangi bir insanım. Ama niye yalan söyleyeyim durduk yere? Hayır farz olur, mecbur olursun da yalan söylenebilir. Mesela bir adamı öldüreceklerdir, derler ki: “Nerede o adam?” falan, dersin “burada yok yeni gitti” dersin. Bu farzdır. Burada ben niye yalan söyleyeyim? Adam görüyor, benim burnum küçük, “Mehdi (a.s.)’nin burnu küçük, alnı geniş” diyor. Alnım da geniş.
OKTAR BABUNA:Gözünüz yeşil.
ADNAN OKTAR:Gözüm de yeşil.
OKTAR BABUNA:Tek kaş çizgisi var.
ADNAN OKTAR:Hepsi uyuyor aşağı yukarı. Yani ne, ben korkup hadisleri mi açıklamayacağım? Ben İslam ahlakının dünyaya hakim olmasını istiyorum. Mehdi (a.s.) kim olursa olsun hepsinin ayağının altını öperim ben. Ne fark eder? Kardeşim benim idealim gerçekleştikten sonra, Türk-İslam Birliği olduktan sonra, İttihad-ı İslam olduktan sonra, Mehdi (a.s.) şu veya bu veya bu kişi ne fark eder? Benim konforumda, rahatlığımda, daha da deseler ki nefsini de düşünüyor, ne eksik olur? Mehdi (a.s.) bir kere bana rahatlık sağlayacak, güven sağlayacak, adalet sağlayacak, huzur sağlayacak, zenginlik sağlayacak. Zaten hepsini elde etmiş oluyorum ben. Daha ne olsun yani? İtibar, sevgi ise; kardeşlerim benim için coşkuyla bir düşkünlük içindeler, Allah rızası için beni çok seviyorlar. Kardeşim Mehdi (a.s.) olup deseler ki bugün mesela sarayda yemek yedik, Çırağan Sarayı’ndaydık, beğenmedim ben, Allah Allah. Ben orada mesela “sen Mehdi (a.s.)’sin git orada yaşa” deseler, Mehdi (a.s.) bile olsam gidip orada yaşamam ben yani. Yine evimi isterim. Sen de Mehdi (a.s.) olsan, sen de gidip evinde yaşamak istersin. Dolayısıyla bir de bizim evimiz dünyanın en güzel evi. Arkadaşlarım dünyanın en güzel insanları. Bak sunucularımız bile dünyanın en güzel kızları maşaAllah. Yani ne amacım olabilir başka? Deniz ise denizi işte görüyorum gidiyorum, yemek ise en güzelini yedik, hatta yiyemedim yemeklerin büyük bir bölümü gitti. Dolayısıyla benim böyle bir hırsım yok. Ama İttihad-ı İslam hırsım var, Türk-İslam Birliği hırsım var, şeytaniyeti dünyadan yok etme hırsım var. Bu konuda deliyim, doğru. Ama benim makam mevki hırsım yok. Bıraksınlar bunu, böyle bir şey yok. Ama her Müslüman Mehdi (a.s.) olmayı istemekle mükelleftir ibadet olarak. Bu, olay bu.
OKTAR BABUNA:Hz. Musa (a.s.) ile ilgili hadis de tam şu an da önümde duruyordu, okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Salim-ul Eşell’dan: “Hz. Musa bin İmran, Tevratın birinci bölümünde Ali Muhammed’in Kaim’ine (aleyhimusselam) (Hz. Mehdi (a.s.)’ye) verilen kudret ve faziletleri görünce dedi ki: ‘Rabbim, beni Ali Muhammed’in Kaim’i (Hz.Mehdi (a.s.)) olarak karar kıl.’ Ona şöyle söylendi: Doğrusu o, (Hz.Mehdi (a.s.)) Ahmed’in (Peygamberimiz (s.a.v.)’in) neslindendir. Sonra Tevrat’ın ikinci bölümüne bakınca aynı şeyi gördü. Aynı sözü tekrarladı ve ona aynı cevap verildi. Sonra üçüncü bölümde de aynı şeyleri görünce aynı sözleri tekrarladı ve aynı cevabı aldı.” Şeyh Muhammed b. İbrahim Numani.
ADNAN OKTAR:Bak Hz. Musa (a.s.) da olsa, dedim ya Hz. İbrahim (a.s.) de olsa Mehdi (a.s.) olmak ister. Dünyaya bu çağda hakim olmayı kim istemez.
OKTAR BABUNA:Herkes ister Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii ki ister, Hz. Musa (a.s.) da istemiştir.
OKTAR BABUNA:Ben de isterim inşaAllah. Herkes de ister inşaAllah. Ama siz demiştiniz Hocam propaganda ve çabayla olacak bir şey değil, kaderde kimse odur.
ADNAN OKTAR:Ha bunlar zannediyor ki, böyle hani anlatırsın ya, işte bak ben Mehdi (a.s.)’ye de benziyorum anlayın işte. Ondan sonra hazırlayın, beni de alın başınıza geçirin, ben Mehdi (a.s.) olayım gibi. Kardeşim böyle bir Mehdiyet yok. Mehdi (a.s.) şiddetle karşı çıkar, kendine Mehdi (a.s.) de dedirtmez, başa geçmeyi de kabul etmez. Bakın üç hadis var. Birinde, Al-i Muhammed’in, Müslümanların zor durumda kalması söyleniyor. “Bunların kanı senin boynuna olsun” diyorlar “eğer kabul etmezsen.” Çok ağır bir yemin, çok ağır bir söz. Bak öbüründe de diyorlar ki, “Hocam açıkca söyleyelim İslam aleminin başına geçmezsen, ümmetin başına geçmezsen fitne çıkarmış olursun. Biz de seni öldürürüz” diyorlar. İkisinden birini kabul edeceksin diyorlar. Zorla Mehdiliği kabul eder Mehdi (a.s.), liderliği kabul eder, zorla. Nerede öyle uğraşarak bilmem ne yaparak Mehdilik olsun, öyle bir şey yok. Ahzab Suresi, 45, şeytandan Allah’a sığınırım: “Ey Peygamber gerçekten Biz seni bir şahid,” birbirimize şahidiz “bir müjde verici” Müslümanlar müjde veriyor mu? Veriyorlar değil mi? “ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” Helale harama karşı uyarıyor, İslam ahlakının dünya hakimiyeti için uyarıyor. “Ve Kendi izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan” nur “nur saçan bir çerağ olarak (gönderdik).” Bir kandil olarak gönderdik, kandile dikkat çekiyor. 47. ayette şeytandan Allah’a sığınırım. Allah “Mü'minlere müjdeyi ver” diyor “gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır.” Ebcedi 2005 tarihini veriyor. Bir tane tarih çıkmış 2005. Ebcede böyle sıkılanlar var. Hepsi böyle çıkıyor sıkılan kardeşlerimiz. Hep Ahir zamanı ve Mehdi (a.s.) devrini veriyor. Bu niye mesela 7918 değil, 3851 değil, 794 değil de, tam 2005? Bak; “Kafirlere ve münafıklara itaat etme” Allah emir veriyor. Allah emir verdiğinde boyun gider değil mi? İnsan boynunu verir Allah için. Allah emrediyor. “Eziyetlerine aldırma” yani her türlü pisliği yapar, alçaklık yapar, ihbar eder, köpeklik yapar, dedikodu yapar, kendince rahatsız edeceğini düşünür. Ahmaktır halbuki sürekli İslam’a hizmet eder haberi olmaz. “ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter” diyor. Peki itaat etmeyip ne yapıyor kafirler, münafıklar? Bak Allah emrediyor “büyük bir cihadla cihad ver” diyor. Cehd et, gayret et, onlarla mücadele et diyor. Şimdi münafıkları kızdıracak bir ayete geldik. “Ey Peygamber” diyor Allah, “gerçekten Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini” helaline aldığın eşlerini “Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını,” hepsini “halanın kızlarını,” hepsini “dayının kızlarını” hepsini “teyzenin kızlarını” hepsini “helal kıldık” diyor. Helal olsun, helal olsun benim Peygamberime. “Bir de, kendisini Peygambere hibe eden” ben diyor Allah için seninim diyor Peygambere, helal olsun annelerimize. İster al ister alma ben kendimi sana hibe ettim diyor. Bunlara azadlı cariye deniliyor. İnşaAllah. Helal olmuş oluyor. “Hibe eden ve Peygamberin kendisini almak istediği” Peygamber de lütuf kerem buyuruyor, istiyor. “Mü'min bir kadını da, -mü'minler için olmaksızın” çünkü amcasının kızlarını bir tane alabilir, hepsini alamaz mümin, ama Peygamberimize (s.a.v.) helal kılınıyor. İnşaAllah. Yani hepsi helal kılınıyor. “Yalnızca sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz, kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın.” Münafıkların konuşacak halleri kalmıyor. Peygambere hasetlerinden çatlıyorlar. “Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir” diyor inşaAllah. “Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.” Hay mübarek Peygamberim hay. Hay benim mübarek Peygamberim maşaAllah.
Kitaplar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...