SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Bingöl Fm 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Enerji Fm Ordu 90.0, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Mardin Kanal 47’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Ramazan Sohbetleri” programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımızda bilmediğiniz, merak ettiğiniz konularda sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Evet Hocam nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:Oktar’ım neler anlatalım bugün?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bütün milletimizin zafer bayramı kutlu olsun. Bu gün 30 Ağustos Zafer Bayramı.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Allah, daha büyük dünya çapında zaferler nasip etsin ordumuza. Kahraman ordumuza inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bazı haberler vardı Hocam eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Tamam bakayım.
OKTAR BABUNA:Bülent Arınç “Bediüzzaman’ın dediği gibi diyeceğiz” diye bir haber var Hocam inşaAllah. Referandum oylamasından bahsederek, özgürlüğün önemli olduğunu; “ekmeksiz yaşarım ama hürriyetsiz yaşamam” Bediüzzaman’ın sözünü kullanarak bu şekile ifade etmiş. Referandumun önemini inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok güzel, Arınç Hocamıza yakışmış. Güzel bir üslup, inşaAllah, evet.
OKTAR BABUNA:Siz dün her şeyi Fethullahçılar’dan biliyorlar diye, önceki gün de açıklamıştınız Hocam inşaAllah, halbuki öyle bir şey olmadığını. Fatih Altaylı’nın bir yazısı var. “Bir heyula yaratmak” diye, Fethullah Gülen cemaatinden bahsetmiş.
ADNAN OKTAR:Özetle ne anlatıyor?
OKTAR BABUNA:Özetle o da böyle o şekilde bir hava oluştuğunu, hatta kendi yaptıkları bu hava ile cemaati büyütmeye sebep olduklarını, Fethullah Gülen ve arkadaşlarının, gibi bir ifade kullanmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim büyüyüp de ne? İşte gidiyorlar Rusya’da bir okul açıyor, dürüst, efendi çocuklar yetiştiriyorlar. Kendi vatanına da milletine de bağlı, Türkçe bilen, işte adaba edebe özen gösteren adamlar yani öyle bir din anlamında, dini anlatan bir üslupları yok. Kuran’ı anlatmıyorlar, sünneti anlatmıyorlar, dolayısıyla sadece iyi vatandaş yetiştiriyorlar. Halim selim insan yetiştiriyorlar. Dolayısıyla herhangi bir risk iddiaları, kıskançlıktan başka bir şey değil. Böyle gayet halim selim aklı başında insanlar. Türkiye’de çok nadirdir Fethullah Hoca’nın talebesi olan insan. Gitsinler baksınlar sokaklarda, yani çok çok nadir insanlardır, inşaAllah. Çünkü bir orjinalliği, bir kendine has bir özelliği olan bir şey değil. Çünkü eğer Risale Nur’sa, Risale Nur’u zaten okuyabiliyor insanlar, onun dışında nedir? İnşaAllah. Ama Şaşar Beşer Hocaysa onu zaten, onu sürekli anlatıyoruz, anlatacağız da inşaAllah. Onun durumu biraz değişik tabii.
Murat Bardakçı, Şeyh Nazım Hocama karşı adaba uygun olmayan bir üslup kullanmış. Çok ayıp yapıyor. Yani babası yaşında bir insana, Şeh Nazım Ehl-i Cezbe’dir, Ehl-i Tarik’dir. Yani cezbe halindeyken şaşırtıcı, hayret verici sözler eder, edebilir. Mühim olan Kuran’a ve hadise uyuyor mu uymuyor mu, buna bakmak lazım değil mi? Dolayısıyla böyle bir üslup kullanılması çok ayıp. Ne diyor? Mesela, “yumurtlamıştı” diyor. “Kerametini yumurtlamıştı.” Ne kadar ayıp, yani böyle bir vurguya ne gerek var. Şaşırtıcı konuşuyor diyebilirsin, yanlış konuştu diyebilirsin, ama koskoca bir Şeyh Efendiye değil mi? Müslüman bir insana böyle bir üslup çok ayıp. İşi pişkinliğe vurmasından bahsediyor. Yani bu üsluba ne gerek var, ne gerek var? Sen neden Cübbeli ile ilgili, asıl Cübbeli’de var çok ilginç sözler değil mi? Hatta şu Osman Ünlü katlar, Cübbeli’yi katlar, yani akıl almaz izahları var. Mesela Cübbeli de başı bulutlarda yüz bin km boyunda Dabbetül Arz’dan bahsediyor. Şeyh Nazım Hocamızınki yine 7 metre, kaç metre diyor? “40 küsur metre” diyor. Cübbeli “100.000 km” diyor değil mi? Eliyle herkesi gelip alnından damgalayacak, tek tek mühürleyecek diyor. Niye onu oturup konu edinmiyorsun da Şeyh Nazım Hocamızın bu sözünü konu ediniyorsun?
Bakın Cübbeli’nin tarif ettiği Dabbe’nin üstünde dursun o. Bakın “100.000 km, gelir adamların evlerinin içine girecek, teker teker alınlarından damgalayacak” diyor. Şeyh Nazım Hocamızın dediği “40 küsur metre” diyor değil mi? “Dabbet-ül Arz bir bağıracak, bütün dünya işitecek” diyor Cübbeli. O yine “Kıbrıs’ta işitildi” diyor. Yani o makul yine Magosa’da işitildi” diyor değil mi? Onun dediği “bütün dünyada işitilecek” diyor. O daha harika değil mi, onun sözü? Daha ilginç değil mi? Bakın Şeyh Nazım Hocamızın suçu şu; benim koskoca bir resmimi internet sitesine sevgi ve muhabbet ifadesi olarak koymasıdır, başka hiçbir şey değil.
OKTAR BABUNA:Göstereyim mi siteyi Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet. Bir de Mehdi (a.s.)’nin geldiğini söylemesidir. Başka bir şey yok. Göster, bakın Hocamızın suçunu gösteriyoruz biz size.
OKTAR BABUNA:Evet ve sizin resminiz ilk sayfada çıkıyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, ne diyoruz Şeyh Nazım benim mürşidim. Göster.
OKTAR BABUNA:“Mürşidimdir, o Kutbu-l Aktab’dır, sırların sahibidir.”
ADNAN OKTAR:İnsan kendisinden büyük insanlara, böyle şefkat duyduğu, sevgi duyduğu insanlara iltifat eder, gönül alır, hürmetli üslup kullanır değil mi? Benim üslubuma bak, Murat Bardakçı’nın üslubuna bak. Ne kaybedersin nezaketli bir üslup kullansan? Ve şimdi ne kazandın ters bir üslup, çirkin bir üslup kullanmakla. Ne kadar ayıp, ne kadar ayıp değil mi? Bir de eğer konuşacaksan Cübbeli gözünün önünde, onu gidiyorsun alnından öpüyorsun, değil mi? Efendim, elini öpüyorsun Cübbeli’nin, iki büklüm oluyorsun karşısında. Ve akıl almaz şeyler söylüyor Cübbeli, yani inanılmaz laflar ediyor. Şu an 20 km. boyunda deccal, Atlas Okyanusunda bir adada oturuyor” diyor. “Bir eliyle balık tutuyor ve yiyor. Amerika bunu tespit edemiyor şu an” diyor. Cübbeli gözüyle görmüş gibi anlatıyor. “Eliyle bulutlarla oynuyor, Deccal” diyor, değil mi? “Çorba dağları var, 2 km.’lik çorba dağı, onlarla beraber yürüyor. 300 metrelik eşeği var. 30 metre de kanatları var, eşeğin kulakları var” diyor, değil mi? “O eşeğin üstüne biniyor, geziyor, zincirlerle bağlı adada bekliyor” diyor. Be hey Murat Efendi değil mi? Bardakçı Paşa diyelim. Sen niye o asıl senin hazretinle, şeyhinle ilgilenmiyorsun da tertemiz bir insana bu şekilde bir üslup kullanıyorsun? Belki böyle bir rüya gördü. Ne bileyim bir şey olmuş olabilir. Çünkü tarikat ehlinde bu olur. Cezbe halinde, sulük halindedir. Mesela bir görüntü alır, bir rüya görür, ona göre bir şeyler söyler. O zaten farz değildir ona inanılması. Bu Kuran’da böyle yazıyor, hadiste böyle yazıyor demiyor ki o an ki kanaatini söylüyor. O an ki düşüncesini söylüyor. Ve cezbe halindeyken söylüyor. Manevi sarhoşluk halindeyken söylüyor değil mi? Yani buna karşı böyle bir üslup mu kullanılması gerekir. Sen muhatap olacaksan git Şeyhin Cübbeli ile ilgilen değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Ama dediğiniz gibi suçu belli Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet ne diyor? Ve Hz. Mehdi (a.s.), İslam Alemini Osmanlı sancağı altına toplar. Şimdi bu demek, Osmanlı İmparatorluğu yeniden kurulacak anlamına mı geliyor? Değil. Hz. Mehdi (a.s.) çıkar, Türk-İslam alemini birleştirir. Türk-İslam Birliği oluşur. İttihat-ı İslam oluşur. Her devlet kendi içerisinde bağımsızdır. Her devlet kendi içerisinde hür ve özgürdür. Bir sevgi bağı, bir kardeşlik bağıdır bu. Yani kökeninde anlatılmak istenilen bu. O çocukcağızın da kim olduğu önemli değil. Bu kadar bunun derdine, şeceresine feceresine araştırmak yani her ne olursa olsun, kimin soyundan oluyorsa olsun, ne fark eder? Yani geldi de senin kapına mı dayandı Murat Bardakçı’nın, değil mi? Öyle düşünebilir, yani bir çok insan var öyle bir görüş ifade edebilir. Öyle düşüncede bulunabilir. Bunu bu şekilde değerlendirmek çok ayıp. Cübbeli’de ne harikalar var, gitsin bulsun işte. En önce ordan başlasın. Atlas Okyanusundaki o eşek, deccalin eşeğini beraber araştırsınlar Murat Bardakçı, Cübbeli, değil mi? Eğilip eğilip elini öpüyor değil mi, Şeyhim, Hocam diye ayağına kapanacak nerdeyse. Gitsinler Atlas Okyanusu’nda Habertürk Kanalı’yla beraber; desinler, senin gördüğün deccali bir görelim bakalım, 20 km.’lik deccali, değil mi? Zincirlere vurulmuş. Zincirlerinin de bir resmini çeksinler, görelim. Güzel bir haber programı olur ona değil mi? Hocamız ne diyor? “En fazla 40 metre, 40 küsur metre” diyor. Olur olur, belki cin gördü. Cini o şekilde yorumlamış olabilir. Hüsn-ü zan etmek lazım. Ben Şeyh Nazım Hocama laf ettirmem. Bayağı sevdiğim bir insan inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Demin yanlışlıkla Fethullahçılar dedim onu düzelteyim Hocam. Fethullah Hocamızın sevenleri ve arkadaşları inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir de Hocamızın, bakın suçlarından bir tanesi de; önemli linkler diyor ya, orayı aç bakayım.
Şimdi, maşaAllah işte sorun bu. Murat Bardakçı dinlesin sesi. Sorun bu kardeşim. Yani sorun bu, Türk-İslam Birliği ile ilgili bizim anlatımlarımız. Çünkü hazret inanmıyor öyle bir şey olacağına. Biz de söke söke Türk-İslam Birliği’ni yapacağız. Bakın şimdi Murat Bardakçı’yı ben bir hoplatayım yerinden şimdi. Ne diyor? Şimdi biz Atatürk’ümüzün bu konudaki sözlerini Murat Bardakçı’ya bir dinletelim. Biraz kafasına kan gelsin inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Türk-İslam Birliği’nin kurulması Atatürk’ümüzün vasiyeti inşaAllah Hocam. Siz de açıklamıştınız daha önce, “Türk Birliği`nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği`ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği`yle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek."
ADNAN OKTAR:Bardakçı Paşa duyuyor musun? Bir daha söyle.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği’ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği’yle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türklüğün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak. Güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek." Devam ediyor Atatürk’ümüz Hocam inşaAllah.
“Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların (soydaş Türk kardeşlerimizin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz, bizim onlara yaklaşmamız gereklidir” diyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi Murat Bardakçı’da nasıl bir etki meydana getirmiştir bu?
OKTAR BABUNA:Hoplamış olabilir mi?
ADNAN OKTAR:Bilmiyorum, bilmiyorum. Sevincinden hoplamıştır inşaAllah. Bakalım
-VTR- Mustafa Kemal Atatürk’ün 1933 yılında tarif ettiği Türk-İslam Birliği Projesi.
ADNAN OKTAR:Evet, bakın Atatürk’ün bu düşünceleri bilinmiyordu. Habertürk’e de öğreten biziz. Her yerde öğreten de biziz. MaşaAllah güzel bak, her yerde de anlatmaya başlamışlar inşaAllah. Dolayısıyla burada kastedilen Türk-İslam Birliği’dir. İnşaAllah.
Şeyh Nazım Hocamız kendi yöntemleriyle, kendince anlatıyor. Ve “ben kusursuzum, hatasızım, ben Peygamberim” demiyor. O Allah’ın herhangi bir kulu. Hata da yapabilir, eksik anlatımı da olabilir. Ama bakın, Cübbeli’nin çok çok garip izahlarını esas almayıp da, Şeyh Nazım Hocamızı hedeflemesi garip, değil mi? Çünkü bak onu söylediği şu; “Mehdi (a.s.) gelmiştir. Türk-İslam Birliği kurulacaktır” diyor. Ve bana karşı da sevgisini, muhabbetini açıkça ifade ediyor Hocamız. Şuçları bu gibi görünüyor. Cübbeli ne diyor? “Kıyamete daha çok var. Türk-İslam Birliği diye de bir şey yok. İttihat-ı İslam diye de bir şey yok. Efendim, olsa bile 570 yıl sonra olacak, değil mi? Mehdi (a.s.) de gelmeyecek, yok. 570 yıl sonra gelecek” diyor. Şimdi gelir adamın alnından öperler işte o zaman Murat Efendi değil mi?
Şimdi neler anlatayım; “Dubai’de bir günde 125 kişi Müslüman oldu” diyor. Her yerde devam ediyor, olur zaten.
OKTAR BABUNA:Numan Kurtulmuş’un açıklaması var Hocam inşaAllah. “Yaşananlar Milli Görüşçülüğe Sığmadı” haberinde. Son bölümünde diyor ki; bu yapılanlar, iftardaki Çatı Partisi tuzağına izin vermedikleri, İstanbul'daki iftarda yaşanan olayları 'ne insanlığa ne Müslümanlığa ne de Milli Görüşçülüğe sığar” demiş Hocam. Tam sizin dediğiniz doğrultuda bir düzeltme yapmış.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:“... Emniyette tüm sürecin kaydının bulunduğunu hatırlattı. Geçmişte teşkilatta olan insanlar katılmış olabilir ama hiç tanınmamış insanlar da var. Bu olayların içine derin odakların girdiğini düşünüyoruz. Göz göre göre hazırlanmış bir provokasyon. Çoğunu tanımadığımız insanlar arabaları tekmeledi. Tespitini yapmış” Hocam. Siz söylemiştiniz provakosyondur diye böyle, Milli Görüşle alakası olmadığını, o yönde açıklamalarını düzeltmiş ifadesini.
ADNAN OKTAR:Bütün hepsini Hocamızın üstüne yıkmaya kalkmışlardı.
Bardakçı bu üslubundan dolayı özür dilesin. Çok çok ayıp. Çok çok ayıp. Yani kahramanlık yapmış değil. Biz Şeyh Nazım Hocamıza karşı daha da sevgimiz arttı, şefkatimiz arttı değil mi? Şeyh Nazım Hocamızın dediği Atatürk’ümüzün dediği Türk Birliği’ni oluşturmak ve İslam Birliği’ni oluşturmak. Atatürk’ümüzün İslam Birliği’ni oluşturmak için sözü var mı? İslam ülkerini.
OKTAR BABUNA:Var Hocam.
ADNAN OKTAR:Var mı gösterebiliyor musun?
OKTAR BABUNA:Bulurum Hocam inşaAllah. Daha önce dinle, Kuran’la, Allah’la ilgili sözleri var, onları.
ADNAN OKTAR:Onları da oku evet. Bardakçı iyi dinlesin.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Hemen söylüyorum. "Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son Peygamberi Hazreti Muhammed (s.a.v.)'in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hazreti Muhammed (s.a.v.)’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli. İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.” Atatürk’ümüzün sözleri.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak bir dakika. Burda çok önemli bir şey söylüyor Atatürk’ümüz, ne diyor? “Tüm Müslümanlar Hazreti Muhammed (s.a.v.)'i örnek almalı.” Beni örnek almalı diyor mu Atatürk? Demiyor değil mi? Bir başkasını diyor mu? Demiyor, veyahut herhangi bir Şeyhi, herhangi bir mürşidi demiyor. Kimi diyor? Hz. Muhammed (s.a.v.)’i. Şeyh Nazım Hocamız ne diyor? Muhammed (s.a.v.)’i örnek alalım” diyor. Atatürk ne diyor? Muhammed (s.a.v.)’i örnek alalım” diyor değil mi? Hz. Muhammed (s.a.v.)’i. O zaman bu mantıkla olaya bakacak. Kuran’ın anlattığı da budur. Bunu bir daha söyle, bakın burda şerh ederek söyleyelim. “Bütün dünyanın Müslümanları” istisnasız bütün dünyadaki Müslümanlar. “Allah'ın son peygamberi Hazreti Muhammed (s.a.v.)'in gösterdiği yolu takip etmeli.” O nasıl bir ahlak ve kişilik gösterdiyse, nasıl bir güzellik bize tarif ettiyse onu yapmalı. “Ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli.” Yani Peygamber (s.a.v.)’in sünneti, yaşayış şeklini tam olarak tatbik etmeli diyor. “Tüm Müslümanlar” istisnasız bütün dünyadaki Müslümanları kastediyor. “Hz. Muhammed (s.a.v.)’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli.” Onun gibi mütevazi, sevecen, güzel huylu, aydınlık, değil mi? Bilime, sanata önem veren, insanları koruyup kollayan, Hıristiyan, Yahudi, dinsiz,imansız fark etmez. Her insanın can güvenliğine özen gösteren, onlara saygı gösteren, değil mi? “İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli.” Yani Kuran’a tam uymalı. “Zira ancak” bak “ancak” diyor. “Ancak,bu şekilde insanlar kurtulabilir.” Öbür türlü kurtulamazsınız diyor. Olsa söylerdi. Bak bunla kurtulursunuz derdi. “Kurtulamazsınız başka türlü” diyor. “Ve kalkınabilirler” yani ekonomik kalkınma, sanatta, bilimde, mimaride, tıpta, estetikte, her şeyde mükemmelik istiyorsanız, Kuran ahlakına uyacaksınız, öbür türlü çökersiniz diyor. Rusya çöktü mü?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam çöktü.
ADNAN OKTAR:Niye çöktü? Din yoktu da onun için. Din olmayınca sanat da bilim de olmaz. İnsanların ruhu ölü gibi olur. Çin’de bilim oluyor mu?
OKTAR BABUNA:Olmuyor.
ADNAN OKTAR:Taklit yapabiliyorlar, Avrupa ve Rusya’nın bilimini taklit yapabiliyor, bilim gelişmiyor. Sanat var mı Çin’de? Hiç sanatçı çıktı mı?
OKTAR BABUNA:Çıkmıyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın komünist devrimden beri bir tane sanatçısı yoktur Çin’in. Çünkü ruhsuz bir dünya, çıkmaz. Daha bak hala barok sanatları, şunla bunla övünüyorlar. Çünkü o dönemde insanlar dindardı. Yanlış da olsa, sapkın da olsa dindar adamlar inşaAllah. Ama gerçek dindarlardan sanat çıkar ortaya, bilim ortaya çıkar, inşaAllah.
Bardakçı’ya kafam takıldı, adamın bu hareketlerine. Çok ayıp yapıyor. Çok ayıp yapıyor. Yani Cübbeli’nin iki büklüm elini öpüyor, ne yapacağını şaşırıyor ona, değil mi? Kardeşim Cübbeli ne diyor? “Başı bulutlarda, Amerika tespit edemiyor, kilometrelerce eninde deccal” diyor, değil mi? “Bir gözü kör, bekliyor orda. Atlas Okyanusunda adada oturuyor şu anda” diyor. Eliyle balıkları tutup yiyormuş adam. “Ve adam 1400 yaşında yani 1400 seneden beri orda” diyor. Sen bun inanıyorsun Bardakçı Efendi, buna inanıyorsun ve iki büklüm olup, saygı duyuyorsun sen bu adama, değil mi? Hocamızın dediği nedir? “40 metre” diyor. Müsaade et de o kadar olsun, Allah Allah. Şeyh Nazım Hocamız çok şeker insan, çok güzel huylu, çok sevecen. Öyle ne bileyim, belki bir rüya görmüştür. Bir vizyon almış olabilir ve söylemiş olabilir, yani ne var bunda o kadar bu hale getirecek? Senin adamın hala iddialı, kararlı değil mi? Ve devam ediyor adam. Şeyh Nazım Hocamız olabilir der, en fazla yani. “Gözümle gördüm demiyor, olabilir” diyor. Belki bir rüyasını o şekilde yorumladı inşaAllah. Olur olur hakikaten cin de olabilir, ne malum değil mi? İnşaAllah. Hayır olmayabilir de hakikaten baykuşun sesi de olabilir. Ne fark eder? Bu kadar ağır bir üslup kullanmak mı gerekiyor böyle bir şey için?
OKTAR BABUNA:Tabii ki değil Hocam, estağfurullah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
“Hocam selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sohbetlerinizi büyük bir şevkle dinliyoruz.” Benim de böyle bir Hocam olsa, ben de şevkle dinlerdim işin doğrusu. “Size bir sorum olacaktı. Sürekli Gülen Hoca Efendi’nin Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişini açıkça ifade etmediğinden bahsediyorsunuz.” Evet, bahsettim de yani şiirlerde ve geçmiş izahlarında da Mehdi (a.s.)’den açıkça bahsettiğini de söyledim. Hatta sakalından, görüntüsünden bahsettiğini de söyledim. “Açıkçası ben hep bu konuda Fethullah Gülen Hoca Efendi’ye kırgındım. Sizi dinleyince biraz daha kırgınlığım gitti” diyor. “ Ben sormak istiyorum. Şeyh Nazım hazretleri açıkça meydanlarda Hz. Mehdi (a.s.)’nin geleceğinden bahsediyor. Cemaat olarak ne kaybediyor veya Erbakan Hocamız da öyle. Burda aklıma gelmeyen diğer alimler de. Ama Fethullah Gülen Hoca Efendi sanki bir şeylerden korkuyormuş gibi Hz. Mehdi (a.s.) gelecek diyemiyor. Yani derse ne kaybeder ki?” Şimdi derse, belki çok kargaşa olabilir. Ama Şeyh Nazım Hocamız gibi alıştıra alıştıra deseydi, şimdi biz Hz. Mehdi (a.s.)’yi bekleyen büyük bir kitle olacaktık. “Yani ben buna bir anlam veremiyorum. Siz diyorsunuz Fethullah Hocanın üstünde binlerce kristal var. Dikkat etmesi lazım diyorsunuz. Onun için açıkça söyleyemiyor. Ama aynı kristallerden Şeyh Nazım Hocamdan da var.” Doğru bak maşaAllah. O da “maşaAllah” demiş. “Ama bağıra bağıra söylüyor. Bence bu biraz Fethullah Hocanın hatası. Zamanında söylemedi, şimdi ise söylemesi zor. Ne diyelim? Allah böyle nasip etmiş galiba.” Yok canım niye? Söyledi Fethullah Hoca zamanında, söylüyorlardı. Ben konuşmalarını hatırlıyorum. 79, 80’lerde çok sarih olarak söylüyordu. Hakim’in Müstedrek’inde diyor mesela, açıkça söylüyor, sakalından bahsediyor. Zaten o cemaatin, o topluluğun en büyük heyecanlarından birisiydi. Ama benim çekindiğim bu Şaşar Beşer Hocanın öncülüğünde bir mühendislik uygulanıp, o gençlerin o güzel heyecanlarını, o canlı heyecanlarının böyle hümanizme doğru kayıp yani insancıl bir gençliğe dönüştürülüp boş bir amaca doğru götürülmesinden çekiniyorum ben. Benim sorunum bu, konum bu. Bir de Fethullah Hocamızın hangi şartlarda olduğunu ben bilmiyorum. Hakikaten daha da garip bir ortam da olabilir. Yani bir kere Türkiye’ye gelebilmesi lazım Hocamızın. Gelmesi lazım. Ben birkaç tane kardeşimizi göndereceğim, söyleyeceğim inşaAllah; Hocam gel, diyeceğim. Yani nasıl gelmez? Bir suçu yok, bir şeyi yok.
Bir gariplik var. Açıkça, alenen eskiden söylerdi hakikaten Mehdiyet’i. Nur talebesi, mesela Bediüzzaman’ı anma toplantıları yapılıyordu, yapılmıyor şu an vazgeçtiler. Yani ben tedirgin oluyorum şu an bundan. Uzun süredir yapılmıyor Bediüzzaman’ı anma toplantıları, ne mahsuru var? Biz o yüzden seviyoruz Fethullah Hocamızı. Talebelerini de o yüzden seviyoruz. Yani acaba Hocamıza bir baskı mı var diye tedirgin oluyorum. Ben bizzat ağzından duymadıktan sonra rahatlamam inşaAllah değil mi? Gelsin Türkiye’ye özgürce, rahatça üzerinde bir baskı olmadığını Hocamızın kendisinden duyalım. Kardeşim bilmiyoruz ki Amerika’da manyağı var, sapığı var, delisi var, binbir türlü adam var. FBI baskı yapabilir, CIA baskı yapabilir, garip dernekler var, timler var, baskı da yapar. Çünkü nazenin ruhlu bir insan. Yani öyle şey değil, yırtıcı bir ruhu yok. Mesela bak şimdi gazeteciler de bir aşka geldiler. Nedense, bir yerden ışık mı aldılar, nedir? Hepsi birden gürül gürül konuşmaya başladılar. Bir kere suçlayıcı konuşmayı bıraksınlar. O cemaatte tertemiz insanlar oluyor, mazlum ve sakindirler. Yani suç işlemekten, olay çıkartmaktan, bilmem ne, ondan şiddetle kaçınırlar. Zaten onu için gelmiyor Fethullah Hocamız da. Öyle maceraya girecek adamlar değil onlar, öyle şey yapmazlar, tabii. Onun için oradan hiç yaklaşmasınlar, ama benim eleştirdiğim konuda ben haklıyım, inşaAllah. Bunda bir şey yok.
“Değerli Hocam Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam, Fatih Altaylı ve Aydın Doğan’ın danışıklı dövüş içerisinde olduğunu, siz daha önce Habertürk ortada yokken, Fatih Altaylı sürekli Aydın Doğan karşıtı sözler söylerken söylemiştiniz, maşaAllah. Ve bunu söyleyen tek kişi sizdiniz. Gazete Habertürk yazarı Yiğit Bulut’un bugün yazısı çıkmadı. Oysa taşra baskısında vardı. Medya tava sitesi yazının Ertuğul Özkök hakkında eleştiri sınırlarını zorlayan ifadeler içerdiği için Ciner Medya Grubu tarafından çıkarıldığını duyurdu. Yani yazı sansürlenmeninde ötesinde yayınlanmamış bile. Bu durum maşaAllah yine sizin bir şeyi boş yere söylemediğinizi ispatlamıyor mu inşaAllah” diyor. Bir kardeşimiz İskoçya’dan yazmış. Yavuz kardeşimiz. Tabii ki aralarında herhangi bir muhalefet yok. Fatih Altaylı ile Aydın Doğan etle tırnak gibidirler. Babayla oğul gibidirler. Sandalcı kavgasıdır, öyle bir şey yok. “Sen oradan, ben buradan oğlum” dedi, özetle bu. “Ayrı gibi görünelim, çift koldan daha etkili oluruz” dedi o kadar. Olay budur yani inşaAllah. Yani öyle olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla, kardeşim zaten bizim tombulla Habertürk’te zaten sohbet ediyorlar. O Aydın Doğan’ın adamı değil mi, tombul? Bak gözlüklü tombul ne yapıyor; Fatih Altaylı’nın yeri değil mi, mekanı değil mi Habertürk? Tamam, akşama kadar orada zaten. Bir ayağı Aydın Doğan’ın evinde, bir ayağı Fatih Altaylı’nın evinde. Kardeşim biz ortadan baktığımızda anlarız, inşaAllah. Allah’ın izniyle inşaAllah.
Şimdi kardeşim bir garipliktir gidiyor. Dini böyle içinden çıkılmaz, karanlık, donuk, ruhsuz ve sevgisiz gösterme politikası var. Bu şeytanidir. Din neşedir, sevinçtir, güzelliktir, estetiktir, hürriyettir, aydınlıktır, kafa aydınlığıdır, derin düşünmedir, derin görmedir, ufuk genişliğidir. Allah sevgisinden coşmaktır, şefkat ve merhamettir, affediciliktir. Sabaha kadar sayarım. Adamlar bize, bir kısım adamlar, büyü yapmaya kalkıyorlar. O büyüyü onlara yutturacağım ben, dini sinsice içinden kemirip yok etmek istiyorlar. Dini böyle buz gibi soğuk, acımasız, karanlık, estetik düşmanı, sevgi düşmanı gibi göstermeye çalışıyorlar. Bir kısmı münafıklığından yapıyor, şeytanlığından yapıyor. Bir kısmı zır cahilliğinden yapıyor. Bir kısmı da cahilliğinden yapıyor. Bir kısmı da direkt büyücü. Şimdi bak zır cahille, cahillik arasında fark var. Cahillerden bir tanesi Cübbeli’dir. Zır cahil değil Cübbeli. Çıkmıştı, var mı onun bir filmi var. Namazlarla ilgili olması gerekiyor. Teravih namazı, bir yayınlasana sen. Bak mantığa bak da anla yani olayı.
VTR
ADNAN OKTAR:Ne anladın?
OKTAR BABUNA:İçinden çıkılmaz bir hale getiriyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak şimdi, üsluba bak şimdi. Kardeşim burada bilinçaltı bir kurgulama var. Bir kere diyor ki; “Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği gibi namaz kılarsanız, bir kere kılamazsınız” diyor, kılamazsınız. “Gelin sizle pazarlık yapalım. Siz buna razı olun, yoksa başınıza iş alırsınız” diyor (haşa). Yani onun gibi bir üslup kullanıyor. “Ve içinden çıkamayacağınız bir hale gelirsiniz. Ve bunu da yapamazsınız o zaman. Gelin siz buna razı olun” diyor. Yani biraz basiretle, ferasetle bakan burdaki mantığı anlar. Kardeşim ne kadar acayip bir akıl, ne kadar acayip bir mantık? Bak; “gel sen buna razı ol bu kadarına” diyor, pazarlık yapıyor. “Peygamber (s.a.v.) saatlerce kılardı, eğer Peygamber (s.a.v.) gibi kılmaya kalkarsanız, içinden çıkamazsınız” diyor. “Gelin size bir kolaylık yolu göstereyim, beni konuşturmayın haa” diyor, ona benzer. Bak Murat Bardakçı’nın şeyhi, akıl danışmanı, bir numaralı arkadaşı. “Özelde görüşelim, gel eve, orda görüşelim” diyor. Bak arkasından da ne diyor? “Camii, cemaat sıkıldım” diyor. Malta Adasında jetskiye binip gezmeye başlamış. Sıkıntısı gitmiş böylece, sıkıntısını aşmış adam. Jetski onu rahatlatmış gezince. Ve kafası dinçleşmiş, geri gelmiş. Sen bu kafada olursan bu mantıkta olursan, çok şey olur o zaman. Bak bunu da Müslümanlara empoze etmeye çalışıyor, bu ruhu. Binlerce garip, yanlış, hatalı üslubundan bir tanesi de bu, binlerce. Yani bunu durduk yere Habertürk’e çıkartmadı adam. Bir bildiği vardı yani. Bir bildiği vardı, hakikaten de biliyor. Neyse şimdi bu Cübbeli konusunu bitirelim, başka bir konuya geçelim. Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Sizin söyledikleriniz maşaAllah son derece etkili oluyor. Mesela Kılıçdaroğlu’nun bu genel afla ilgili konuşması vardı. Olamayacağını, olmaması gerektiğini anlattınız, neden olmaması gerektiğini. O da üslubunu değiştirdi. “Kılıçdaroğlu’ndan U dönüşü: Tunceli’de vaad ettiği genel aftan da geri adım attı” diye haber var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim benim aslanlarımı, onbinlerce aslanımı adamlar kahpece şehit edecekler. Diyeceğiz, “gelin sizi affedelim, demokratik çalışma yapalım hadi bakalım; Urfa’ya, Mardin’e, Diyarbakır’a bir dalın, komünist propaganda yapın, Marksist propaganda yapın” gibi bir anlam çıkar bundan. Nerenin affı, nerenin ovaya inmesi? Ovayı da dağları da onlara dar ederiz. İstemiyoruz. Yani biz Mehmetçiğe kin duyanı, onları şehit etmek için azmetmiş adamları hiçbir yerde istemiyoruz. Ne dağda ne ovada. Tamamen bu kafadan vazgeçerlerse ayrı, devlet ona göre gereğini yapar, anlaşıldı mı? Bu mantıktan vazgeçecekler.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Obama Müslüman görülmekten endişe etmiyor” diye bir haber var Hocam inşaAllah. Bu bir söylentiler çıkmıştı. Amerika’nın beşte biri Müslüman olduğuna inanıyor diye, o da “önemli olmadığını” söylemiş, “endişe etmediğini.”
ADNAN OKTAR:Aferin, güzel. Niye endişe etsin? Şereftir. Şeref olduğu için. Zaten böyle bir ahlakı olmasa, Allah onu Amerika’nın başına getirmezdi. İsa Mesih (a.s.)’in desteğini almazdı inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah Hocam. “PKK’nın yeni hedefi sandık müşahitliği” diye bir haber var Hocam. “12 Eylül’de yapılacak referandum da görev yapacak AK Parti’nin sandık müşahitlerini tehit ettiği öğrenildi, PKK’nın.”
ADNAN OKTAR:Hani demokrasiyi savunuyordu PKK’lılar, hani özgürlüğü savunuyorlardı? Niye sahtekarlık yapıyorlar? Hani hukukta tıkanmalar vardı? Hani özgürlük istiyordunuz? Hani aydınlanma, ufkunuzun açılmasını istiyordunuz? Bak, bambaşka bir kafadasınız. Sandık görevlisini tehdit ederek, bilmem ne falan. Bir de bunların böyle çakallık yapmasına bu kadar müsaade edilmesi mümkün değil inşaAllah. Bunların fikren çökertilmesi çok önemli, fikren. Anti-komünist, anti-Marksist, anti-Darwinist çalışma yapılması. Bakın bu gecikiyor, ben bunu söyledim. Bu devlet politikası olarak yapılması gerekir diyorum, daha hala bu bekliyor. Net ilaç bakın, apse var, tentürdiyotu basacağız üzerine. Bu tentürdiyottur. Tentürdiyot olmayıp da suyla temizlemeye kalkarsan, mikrop yayılır. Suyla gitmez bunlar. Koyu tentürdiyotla gider. Basacaksın tentürdiyotu, silip atacak ne kadar mikrop varsa değil mi? Mikrop suyla gitmez.
OKTAR BABUNA:Nitekim de artarak devam ediyor zaten, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii. Güzelce Darwinizm’in geçersizliğini bilim adamları çıkacak, üniversitelerin, bir sürü Hocası var, çıksınlar anlatsınlar. Materyalizm’in geçersizliğini üniversite Hocaları çıksınlar anlatsınlar. Komünizmin geçersizliğini, terörizmin geçersizliğini çıksın anlatsınlar. Tek yanlı PKK proraganda yapıyor. Dağdan ovaya indi adamlar. On binlerce propagandist Güneydoğu’da ovalık alanda propaganda yapıyorlar. Karşılarında kim var biliyor musunuz? Hiç kimse yok, sıfır. Adamlar rüzgara karşı koşuyorlar böyle. Temiz havada koşuyorlar adamlar. Onların küt diye çarpacağı bir çelik gerekiyor. Keşke bize bıraksalar. Keşke bana bıraksalar da.
OKTAR BABUNA:Çoktan bitirirdiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani şöyle bir pestil gibi bir ezsem inşaAllah. 10 kişi yeter, 10 kişi. Mesela bizim çocuklardan 10 kişi, pestil gibi ezeriz, fikren. Bize, ne yapacaklar; sadece şu Şeş TV’yi verecekler. Günde bir saat, başka değil bir saat, konu biter. Akşama kadar davul, zurnayla halay havaları. Halay havasıyla onlar düzelmez değil mi? “Biz mevlüt okuttuk” diyorlar. Ben geçenlerde sordum Şeş Tv’nin yöneticilerine, habercilerine; biz mevlüt okutuyoruz. Kardeşim mevlütle olmaz. Fıkıh Hocasını çıkarıyoruz, fıkıh anlatıyoruz. Kardeşim dinsiz, ateist adam, PKK’lı ve komünist adam. Darwinist, materyalist, diyalektik felsefeyi savunuyor. Adama fıkıh anlatılır mı buna?
OKTAR BABUNA:Anlatılmaz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Namaz sünnetlerini, vacipleri anlatıyor PKK’lıya, dinsiz imansız adama. Adam dinler mi onu?
OKTAR BABUNA:Dinlemez Hocam. Nitekim de dinlemiyorlar zaten.
ADNAN OKTAR:Olur mu öyle şey? Bir kere komünizmin geçersizliği ilmi olarak bilimsel metodlarla anlatılması lazım. Bilim ve felsefeyle çökertilmeleri gerekiyor. Adam mevlüt dinler mi PKK’lı adam? Kürtçe mevlüt okuttuk diye seviniyorlar. Olmaz, hiçbir etkisi olmaz onlara. Vatandaşlar ordaki kardeşlerim Kürtler, Kürt kardeşlerim tabii ki dinler, o ayrı mesele de ama biz bunu etkili olsun diye yaptık diyorlarsa, böyle bir şey olmaz inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Pelin Batu’dan Kuran skandalı diye, estağfurullah, bir haber var Hocam. Kuran’daki hükümlerin günümüzde (haşa) geçersiz, Allah’ı tenzih ederim, geçersiz olacağı gibi bir iddiada bulunmuş Hocam. Domuz etini de örnek vermiş.
ADNAN OKTAR:Şimdi Pelin Batu çok sevimli ve bayağı güzel bir kız. İndir bakayım. Ama bizim gözlüklü tombula baka baka baka böyle bir şeyler olmuş ona. Geçenlerde de beraber vals yapıyorlardı böyle. İçler acısı yani. Pelin Batu, niye böyle işlere girersin bilmiyorum ki tabii ki yine kendin bilirsin de yani. Kardeşim, madem merak ediyor bu sevimli anlatayım. Şimdi domuz eti, domuz trişini denen bir mahluku taşıyor. Bu beyinde, karaciğerde... -sen daha iyi bilirsin, anlatıyorum-
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:... kapsüller oluşturuyor ve ölümcül hastalık meydana getiriyor ve öldürüyor insanları. Hayati merkezlere gidiyor o trişin, orda kapsül yapıyor ve adamı öldürüyor, domuz trişini. Bu hastalığı tek taşıyan varlıktır domuz, bir. İkincisi, çok yüksek kolestrol içeren eti var. Yağının molekül halkasında kükürt bileşikleri falan var. Çok iğrenç bir yağı var. Ve molekül halkası çok büyük. Ve vücuda çok çok zararlı. Yani etinin ve yağının etkisi sadece o, yani trişin olmasa dahi, çok çok zararlı. Bir de bir akıl var, yani itici bir hayvan, yani tiksindirici. Yani domuz eti helal olsa da, yemem ben onu. Mesela maymun eti de, helal olsa da ben yemem, onun gibi bir şey. Şimdi Pelin domuz etini yerime getiriyorsa, ben ona yakıştıramam işin doğrusu, değil mi? Olmaz. Bardakçı ne diyor acaba, domuz eti yeme konusunda? Ona bir sormak lazım.
OKTAR BABUNA:Onu bilmiyorum da diğer katılımcı şey demiş Hocam. “Kesin emirlerde hiçbir değişme olmaz. Sen domuzu altına da bulasan, domuz eti yasak” ifadelerine yer vermiş, Erhan Afyoncu.
ADNAN OKTAR:Şimdi kardeşim bu tamam doğru da Pelin Batu’nun şeyi biraz da teknik bilgi istiyor. Bu şimdi çok bilimselliğe yatkın biri. Bir de hakikaten bir şeyler okumuş zamanında ama bazı şeyleri de eksik biliyor. Ondan sonra böyle biraz açıklanırsa, anlatılırsa daha da kafası açılabilir, daha etkili olabilir. Ama Murat Bardakçı’ya sormak lazım, domuz eti konusunda ne diyor, değil mi? Ben onu çok merak ediyorum, domuz eti konusunda ve domuz konusundaki kanaati nedir Murat Bardakçı’nın? Bunu bize açıklaması lazım. Bak Pelin Batu fikrini söylemiş ama Murat Bardakçı domuz ve domuz eti hakkında bize bilgi vermesi lazım. Yani ne diyor, kanaati nedir, görüşü nedir?
OKTAR BABUNA:Pelin Batu dediğiniz gibi Allah-u alem, sadece paraziti zannediyor. Parazit olmayınca domuz etinin yenebileceğini, ama son derece zararlı ve yağlı, kolestrolü yüksek bir et.
ADNAN OKTAR:Molekül halkası çok geniş, ağır bir yağ ve acayip yağlı. Bakın Pelin Batu’ya ben bir örnek vereyim. Kore savaşında, Amerika’lı askerlerde geniş çapta kalp enfarktüsünden ölümler oluyordu, geniş çapta. Türk askerlerinde hiç olmuyordu veyahut çok çok nadir oluyordu. İncelendiğinde, Amerikan askerlerinin çok yüksek oranda domuz eti yedikleri anlaşıldı. Bizim koçlar, aslanlar da koyun eti yiyorlar, kuzu eti yiyorlar, onlarda görülmüyor. Mesela, buyurun sana örnek. Amerika teknolojide bilimde çok ileri bir şey, tamam trişinini önlemiş, ama domuz yağını, kolesterolünü önleyemiyor ve Amerikan askerlerinin büyük bölümü o yüzden öldüler, baksın, incelesin. Ben sevimli Pelin’in bu konuda akılcı bakacağına inanıyorum, inşaAllah. Sorsun bize göndersin anlatalım, böyle de konuşabiliriz, inşaAllah. Öbür yanında gözlüklü bir tombul, yine bir tane daha var, bir kişi daha var?
OKTAR BABUNA:Erhan Afyoncu, Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama o çocuk efendi gibi. Bütün milletimiz efendi de fakat böyle daha mülayim daha dindar, muttaki bir insana benziyor değil mi? Bir efendilik var üstünde, daha bir nezih üslubu.
OKTAR BABUNA:Bu Hocam Bilim Araştırma Vakfı’nın, sizin verdiğiniz iftarı Önce Vatan Gazetesi’nde haber yapmışlar, “Bilim Araştırma Vakfı’nın Görkemli İftarı” diye. MaşaAllah, “değişik kesimden çok sayıda bilim adamı, politikacı, diplomat ve gazetecilerin katıldığı görkemli iftar, uzun zamandır birbirlerini göremeyen dostların buluşup hasret gidermelerine de vesile oldu”, bu Çırağan Sarayı’ndaki iftarınız Hocam sizin.
ADNAN OKTAR:Evet bu tarafa doğru devam ediyordu, hakikaten çok muhteşem oldu ve hep seçkin zevat maşaAllah, zaten bütün milletimiz seçkin. Efendim hakikaten politikacılar, diplomatlar, askerlerden, herkesten vardı hakikaten, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir önceki gün de, dün de yabancı basının katıldığı bir iftarınız oldu yine Çırağan Sarayı’nda Hocam. Orda da Amerika’nın en ünlü gazetelerinden Wall Street Journal’den gelenler…
ADNAN OKTAR:Orada da diplomat ağırlıklıydı yine, yabancı diplomatlardan da çok vardı, maşaAllah. Önce Vatan’ın ne günkü sayısı bu? Dünkü sayısıdır herhalde? Evet, dünkü olması lazım.
OKTAR BABUNA:Siz söylemiştiniz Hocam, “olay çıkaranların Milli Görüşçü olmadığını”, yani bu “Milli Görüş’ün şefkatli merhametli bir görüş şekli olduğunu”. Erbakan Hocamız da bu doğrultuda bir açıklama yapmış inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam bir ara verelim mi, inşaAllah. Tamam, bir ara verelim.
SUNUCU 1:Evet herkese tekrar merhaba. Kaldığımız yerden tekrar devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bu Osman Ünlü Hoca yine millete destan gibi bu konuları açıklıyormuş, bu “bin yıldan sonra üç bin gelir” diyormuş, “binden sonra”. Binden sonra iki bin gelmiyor mu Oktar?
OKTAR BABUNA:Evet, Hocam iki bin geliyor.
ADNAN OKTAR:Hocam “üç bin gelir” diyor, Osman Ünlü.
OKTAR BABUNA:“Üç bin gelir” diyor.
ADNAN OKTAR:Allah Allah, var mıydı, o bir çizelge gibi bir şey vardı sende, gösteriyordun hani?
OKTAR BABUNA:Bakayım Hocam hemen, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben böyle olayı, tahmin, tahayyül edemiyorum. Normal bir insana dersen ki, binden sonra kaç gelir, iki bin gelmez mi? “Yok” diyor “üç bin gelir iki binden sonra” diyor.
SUNUCU 1:Kim demiş bunu Hocam?
ADNAN OKTAR:Osman Ünlü Hocamız.
SUNUCU 1:Konu neymiş?
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’nin çıkışıyla ilgili olarak, bin yılından sonra, İmam-ı Rabbani diyor ki, “Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından bin yıl geçtikten sonra Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) gelecektir” diyor, ikinci binyılda. Binden sonra iki bin var. “Yok” diyor Osman Ünlü Hocamız, “binden sonra üç bin gelir” diyor. Hayırlı uğurlu olsun ne diyeyim yani. İşte bak bunlarla uğraşsın o bizim tombul güzlüklü, inşaAllah. Bu adam hesap yapamıyor daha. Göster.
OKTAR BABUNA:İmam-ı Rabbani Hz., “Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunun Peygamberimiz (s.a.v.)‘in vefatından bin sene sonra olacağını” söylemektedir. Nitekim 209. Mektupta. Rasulullah (s.a.v.)...
ADNAN OKTAR:Kim söylüyor? 209. Mektup. O çok önemli bak; İmam-ı Rabbani Hazretleri.
OKTAR BABUNA:İmam-ı Rabbani Hazretleri Mektubat’ında diyor ki, “(Resulullah) sallallahu aleyhi vessellemin vefatından bin sene geçtikten sonra,”( Peygamberimiz (s.a.v.))’in vefatından, devam ediyor, “ümmetinden zuhur eden evliya az ise de bu şeriati kuvvetlendirmeleri için, çok yüksek olacaklardır. Bunun içindir ki, (Resulallah) elçilerin sonuncusu aleyhi ve aleyhimissalati vesselamın mübarek gidişinden bin sene geçtikten sonra müjdelediği Mehdi (a.s.)’nin gelişidir. Böylece İsa aleyhissalati vesselam da bin sene sonra iner” diyor Hocam inşaAllah. Ayrıca yine Mektubat’ında İmam-ı Rabbani Hz., “Resulullah (s.a.v.)'ın ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah (s.a.v.)'ın irtihali (vefatı) üzerinden bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar. Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi (a.s.)’nin gelişi de bunun içindir. Onun mübarek kudümünü (gelişini), Hatem'ür-rüsül Resulullah (s.a.v.) müjdelemiştir. Hz. İsa (a.s.) dahi aradan bin sene geçtikten sonra nüzul edecektir (inecektir). (Mektubat-ı Rabbani, c.1, s. 440)
ADNAN OKTAR:Şimdi şöyle bir mantığa da girmiş olabilir Osman Ünlü Hoca. Biraz o kafayla bakmak istediği için, diyor ya mesela; “Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatı üzerinden bin sene geçtikten sonra, isterse az olsunlar, aradan bin sene geçtikten sonra” diyor ya, o bini bir daha ekliyor olabilir ona. İki bin diyordur, ona ekliyordur. Sonra bin sene sözü daha geçiyor ya orda, onu da ekliyordur Allah-u alem, herhalde üç bin ediyordur. Yani nerde bin görürse onu ekliyor olabilir. Bu seferde on bine, yirmi bine de çıkar o. Burada anlaşılmayacak ne var? “Peygamberimiz (s.a.v.) ‘in vefatından bin sene geçtikten sonra”. Binden sonra iki bin gelir işte. Yani (hicri) binle iki bin arasında Mehdi (a.s.) çıkacak diyor.
Mehdi (a.s.)’yi belki duymamışsınızdır; İslam’ın yeniden canlanmasına vesile olacak, dünyada yeniden barışın, kardeşliğin tesisine sebep olacak, savaşların ortadan kalkmasına vesile olacak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan bir insan gelecektir. Bin dört yüz seneden beri Müslümanlar bekliyor Mehdi (a.s.)’yi, beklerler. Yani Ehl-i Sünnet de bekler, Şia da bekler. Meşhur bir olaydır. Halk arasında bilinir, herkes yani Mehdi (a.s.) dedin mi bilirler. Deccal, Mehdi (a.s.) herkes tarafından bilinen bir şeydir. Peygamberimiz (s.a.v.) vakti olarak da bin yılını bildiriyor, yani vefatından sonra bin yıl geçmesi. Şimdi biz, bin dört yüz otuz birdeyiz, dolayısıyla binyılını zaten dört yüz otuz bir yılı geçmiş durumda. Şimdi hem Hz. İsa (as)’nın, hem Mehdi (a.s.)’nin vaktindeyiz. Ama Hoca bin yıl daha ilave ediyor. O da artık herhalde.
SUNUCU 2:Peki Mehdi (a.s.)’yi nasıl tanıyacağız? Öyle çok kişi Mehdi (a.s.)’yim diye çıkacak?
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’nin en belirgin vasfı, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetidir. İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olur, böyle çok sevecen, sevgi dolu, barış dolu bir ortam meydana gelir. Deriz ki, bu şeyde kim öncü oldu, kim vesile oldu denildiğinde, derler ki bak şu insan var ya derler, başı o çekiyor diyecekler, anlaşıldı mı?
SUNUCU 2:Bu en azından yani bu kişi çıkıp da ben Mehdi (a.s.)’yim demeyecek.
ADNAN OKTAR:Diyemez.
SUNUCU 1: Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.)’yim demez. Hani öyle oluyor ya Hocam.
ADNAN OKTAR:Kim diyorsa, kim diyorsa mutlaka aklından bir zoru vardır. Ama acımak lazım, ben kin duyanlara şaşıyorum. Bir insan çıkıp da ben Mehdi (a.s.)’yim diyorsa, garibandır o, zavallıdır. Ona ne öfke duyuyorsun sen? Mesela var öyle tipler var. “Sayın Mehdi (a.s.) Efendimiz” dedirtiyor, “bana mektup yazmış” diyor. Yani yazık bu adamlara, onun filmi de var herhalde, bir bakayım. Yani tabii bu, aklında zoru var demiyorum onun için, İskender Evrenesoğlu Hocamız için de, yani gariban, gariban. Onu ayrı, tenzih ederim. Var mı onun filmi? Böyle bir cezbeyle falan, göstersene onu, göster. Yani ben öfke duymuyorum. Ben acıyarak şefkatle bakıyorum. İnsanların da öyle bakması lazım. Ne telaşlanıyorsun, gariban bir insan ne yapabilir? Yani Türkiye’yi mi teslim alacak, dünyayı mı teslim alacak, ne yapabilir? 50-100 tane etrafında gariban insan var. Varsa hazırsa göreyim.
VTR İskender Evrenesoğlu
ADNAN OKTAR:Şimdi mesela ne sevimli bir insan. Belli ki cezbe halinde, tarikatlerde sülükünde yükselirken insanlar kendini Mehdi (a.s.) zannedebilir, Hızır (a.s.) zannedebilir. O da diyor açıkça bak Mehdi (a.s.) olduğunu söylüyor açıkça, net. “Mehdi Efendimiz” diye mektup yazıyor, o da teşekkür ediyor, kabul ediyor. Buna “böyle denmez, böyle deme” demiyor. Zaten, Mehdi (a.s.) olduğunu açıkça söylüyor. Niye öfke duyalım? Ben acırım, şefkat duyarım. Mesela bak orada susuyor, o an sormaya gidiyor. Cevap geldiğinde de birden bir ses çıkartıyor, dikkat ederseniz ve açıklıyor. Ama her ne olursa olsun, adam Budist olacağına, Müslüman ve hiç olmazsa Allah’tan bahsediyor, Kuran’dan bahsediyor, hadisten bahsediyor. Zaten acayip yönünü çocuk olsa görür. Yanlış olan yönünü görür. Burada panik olmaya gerek yok. Anlamıyor musunuz mesela bak, baktığınızda gariplik olduğunu? Görüyorsunuz. Peki düşman olmaya, öfkelenmeye ne gerek var? Acırsın, şefkat duyarsın. Diyorsa desin, ne var yani, bu kadar büyütecek ne var? Komünistler Allah yok, diyor. Sen onda bu kadar panik olmuyorsun da, o ne diyor? “Allah var” diyor ama, işte cezbe halinde olduğu için böyle hataları olabiliyor. Tasavvuf ehlinde bu tip manevi sarhoşluk hali olabiliyor. Ben Hocamıza mesela deli demem. Gariban. Oturup bunu bu şekle getirmenin bir alemi yok. Ama bak mesela, alenen söylüyor, görüyorsunuz. Buna inanan küfre gider. Yani kendisi sorumlu olmayabilir çünkü cezbe halinde şu an. Yani bir manevi sarhoşluk halinde. Fakat diğerleri için bu durum var. Yani buna çok dikkat edecekler. Hiçbir insan “Ben Mehdi (a.s.)’yim“ diye iddia edemez, söyleyemez. O zaman vahyi aldığını iddia etmiş oluyor. Mesela diyor ki; “ben rüyamda onun Mehdi (a.s.) olduğunu gördüm” diyor. “Ve ona inandım ve iman ettim” diyor. O zaman sen vahyi almış oluyorsun, Peygamberlik iddia etmiş oluyorsun. Değil mi? O anlama geliyor. Böyle şey olmaz. Gerçek Mehdi (a.s.) hiçbir zaman için “Ben Mehdi(a.s.)’yim” demez. Zorla göreve getirilecektir.
SUNUCU:Hocam görünüş olarak da uymuyor zaten. Mehdi (a.s.) 40 yaşlarında.
ADNAN OKTAR:Hiçbir yönden uymuyor. Fakat o ona şevk veriyorsa, o onu mutlu ediyorsa ellemeyin adamı, ne gerek var yani? Mutlu oluyorsa mutlu olsun yani, ne mahzuru var?
SUNUCU:Zaten yaşlı.
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Siz zaten Hocam, “Bir insan zaten Mehdi’yim” diyorsa, o Mehdi (a.s.) olmadığının en büyük alametidir demiştiniz, Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir kere Mehdi (a.s.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in ifadesiyle, dış görünümü olduğu gibi detaylarıyla belirtilmiş. Yapacağı faaliyetler belirtilmiştir. Nerede çıkacağı belirtilmiştir. Buna rağmen, bak %100 uyum olduysa dahi, hiçbir şekilde Mehdilik iddia etmez, Mehdi (a.s.). Hiçbir şekilde. Hatta bakın diyorlar ki; “İnsanların kanı senin boynuna olsun, eğer kabul etmezsen. Hatta daha da kabul etmezsen, seni öldüreceğiz” diyorlar. Zorla kabul eder. Kabul etmez, Mehdi (a.s.). “Benim ne haddime” diyor. Öyle bir şey yapmaz. Tevazu insanıdır, Mehdi (a.s.). Allah’tan korkar. Nasıl desin; “Ben masumum, günahsızım, ben Cennetliğim, ben kusursuzum” der mi Mehdi (a.s.)? Mehdi (a.s.) çok aklı başında yani, çağın en akıllı insanıdır. En tutarlı, en mantıklı insanıdır. Niçin böyle bir şey yapsın? Bir de kendini Allah’a adamış bir insan. Değil mi? Öyle bir çılgınlığı yapması mümkün değil, inşaAllah. Dolayısıyla bu tip tedirginliklere gerek yok. Mesela, “Mehdi’yim” dediğine göre, değil. Mehdi (a.s.) değildir. Bitti. Yani uzatmaya gerek yok. İster rüya görsün, ister kabus görsün, ne görürse görsün, o değildir. İnşaAllah.
Mehdi (a.s.)’ye biat Kabe’dedir. Yani bağlılık yeridir. Yoksa Mehdi (a.s.)’nin çıkış yeri Medine’dir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) soruyorlar; “Hangi Medine ya Resulullah (s.a.v.)?” diyorlar. “İstanbul” diyor. Konstantiniye. Bediüzzaman da bunu açıklıyor, İstanbul’da olduğunu söylüyor. Bazı kardeşlerimiz bunu anlamazlıktan geliyor. Diyor ki; “Basra, Küfe, Şam gibi yerlerde tasavvur edilmiş. İslam aleminin başkenti hep öyle kalacak zannettikleri için, hadisi açıklayanlar, raviler, şerh edenler bu şekilde izah etmişlerdir. Mesela başkent Şam’daysa Şam demişlerdir. Kufe’deyse Kufe. Basra’daysa Basra demişlerdir. Hadisi asıl doğru şekilde şöyle anlarız; İslam aleminin başkenti neresiyse en son, orada çıkacaktır.Çünkü hep başkentte olacaktır bu tip olaylar, bu tarz olaylar. Yani İsa (a.s.)’nın çıkışı, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı, işte deccalin çıkışı, deccalle çatışması, Mehdi (a.s.)’nin mücadele etmesi, orada olacaktır.” diyor. Dolayısıyla İstanbul’da çıkacağını açıkça belirtiyor, Bediüzzaman. Hadis de açıkça belirtiyor. Ayrıca Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’daki mücadelesine dair çok açık, aleni hadisler var. “Doğrudan İstanbul’da faaliyet yapacak ve kan akıtmayacak. Uyuyan kişiyi dahi uyandırmayacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Fikirle, Allah’ı anarak, Allah’ın güzelliklerinden istifade ederek, İslam ahlakını hakim edecek, yayacak. İstanbul’a hakimiyeti de bu şekildedir” diyor. Ama biat Mekke’de, zaten her Müslüman Mekke’ye gider. Mehdi (a.s.)’de tabii ki Mekke’ye gidecektir. Kudüs’e de gidecektir. Müslümanlar ona orada bağlılıklarını bildireceklerdir. Yoksa çıkış yeri olarak Mekke değil. Hatta Bediüzzaman diyor ki; “Mekke ve Medine’de olsam dahi İstanbul’a gelirim. Mutlaka İstanbul’a gelirim. Bana dediler; ‘Amerika’ya git, Avrupa’ya git. Şerefini kurtarırsın. Sana hakaret etmezler, saldırmazlar. Hiçbir şey olmaz sana.’ dediler. Hepsine razıyım, İstanbul’da kalacağım” diyor. Ve 30 yılı hapiste geçmiştir.
Dolayısıyla korkak Mehdi (a.s.) olmaz. Kaçan Mehdi (a.s.) olmaz. Kaçak Mehdi (a.s.) olmaz. Mehdi (a.s.) arslandır, hiçbir şekilde korkmaz. Ne hapisten korkar, ne şehit edilmekten korkar, ne yaralanmaktan, ne iftiradan, ne baskıdan, hiçbir şeyden korkmaz. Hiçbir iddiası da olmaz. Mehdilik iddiasından da Allah’a sığınır, hiçbir şekilde kabul etmez.
Ama Mehdiyet’i en mükemmel açıklayacak yine Mehdi (a.s.)’dır, hadislere göre. Deccali de en mükemmel açıklayacak yine Mehdi (a.s.)’dir. Hatta Bediüzzaman diyor; “Risale-i Nur Külliyatı’nın gerçek sahibidir, Mehdi (a.s.)” diyor. Çıkış tarihini de net veriyor; “1400’de çıkacak, Hicri 1400’de.” Yani 1980’de çıkacak ve İstanbul’da çıkacak” diyor.
Said Nursi’yi tanımıyor olabilirsiniz siz. Çok mütevazı, mazlum, demokrasiden, barıştan yana bir insan ve modern Müslümanlığın uygulayıcısıdır. Yani modern derken, sahabe devri de moderndi. Gerçek İslam’ı savunan insandır. Bakın her dediği, ama bakın her dediği çıkmış. Yüzlerce anlattığı konu var, yani bakın tarih veriyor, mesela şu tarihte şu olacak diyor. Mesela 1971 diyor değil mi? Net çıkıyor. 81, net. Mesela 28 Şubat’ta olacak olayları net tarih vererek söylüyor. Tam milimi milimine. Mesela, mezarının yıkılacağını, ne zaman öleceğini, Rusya’nın yıkılacağını, hepsini başından sonuna kadar detaylı bildirmiş. Hepsini ama. Bu çok harika bir durum. Çok şaşırtıcı bir durum. Ve dürüstlük ağzından akıyor yani acayip dürüst bir insan. Hani sahtekar Hocalar vardır ya böyle, üç kağıtçı kendini yükseltmeye çalışır. Onun, mazlumluğu ve dürüstlüğü üslubunda hemen görünüyor, okunduğunda. Alabildiğine dürüst. Mesela harikaları var, kerametleri var. Başkası olsa yeri, göğü birbirine katar öyle bir şey olsa. Bakın devletin resmi tutanağı var. Resmi tutanak. Cezaevinde diyor ki, hücresinden hapsinden, “Oğlum bugün Cuma,” kasaba hapishanelerinde bazen imkan veriyorlar, çıkabiliyor mesela dışarıya, kısa bir süre dışarıya çıkabiliyor, oluyor yani o devirlerde. “Ben yaşlı bir insanım, beni bırakın namazımı kılıp geleyim” diyor. “Tamam olur Hocam” diyorlar, espri yapıyorlar. “Tamam çıkarırız” diyorlar. Asma kilit, sürgülü kilit ki hapishanelerin ne kadar güçlü korunduğunu biliyorsunuz değil mi? “Ayıp oldu Hocaya, ben böyle aldattım, gideyim de şaka yaptığımı söyleyeyim, doğru olmadığını söyliyeyim.” diyor hapishane müdürü anlatıyor. İçeri bir bakıyor yok, kilit de duruyor, sürgü de içeride yok. Net bu, tutanak tutulmuş bir olay, net. Yakındaki camiye gidiyorlar, orada ki gardiyanlar, baş gardiyan da dahil, bakıyorlar imamın arkasında namaz kılıyor, birlikte namaz kılıyor. Sahtekar Hocaların oyunu gibi değil bu, gerçek bu. Bakın diğer talebelerinin anlattığı kerametlerin hiçbirini anlatmıyorum ben, çünkü ispat edemem. Ama bu net olan olay, devletin tespiti bu. Kapıda bekliyorlar, cami çıkışında yakalayacaklar geri götürmek için, son rekatta bakıyor gardiyan, Hoca yine yok, camide yok. Bu sefer koşarak hapishaneye gidiyorlar, bakıyorlar içerde namaza devam ediyor. Bu nedir bu? Bak diyor ki; “Hocam keramet gösterdin.” “Yok benim adıma bazı veliler bu tarz bir harika gösteriyor olabilir” diyor. Tevazu gösteriyor. “Ben garibanın tekiyim, siz benim gerçek halimi bilseniz benim yüzüme bakmazsınız” diyor. “Tabii ben çok zavallı bir insanım, sizin bildiğiniz gibi değilim ben” diyor. Bir tanesi sırf bu. Ben öyle hurafeye inanacak adam mıyım?
SUNUCU 2:Bu olay ne zaman yaşanıyor?
ADNAN OKTAR:1940’lar 45’ler 50’ler 1960’a kadar devam ediyor. Bütün hayatı dürüstlükle geçmiştir. Mesela “Cengiz ve Hülagü zamanı fitnelerine bakar Kuran ayetinde, ikisi birlikte olsa Miladi 1971 olur. O devirde şiddetli bir şerden haber verir Kuran.” diyor. “Şimdiki tohumların mahsülü eğer ıslah olmazsa, 20 sene sonra tokatları dehşetli olacak” diyor. Kendisi 1960’da vefat etti. 20 sene sonra anarşinin başlayacağını söylüyor. Tam 1971’de 12 Mart muhtırası verildi ve anarşi başladı, 1971’de. Ben bizzat zaten olayları gördüm. 81’deki olayların hepsini söylüyor. 1991, 2001, 28 Şubat’ı. “Mezarım yıkılacak” diyor, şiirinde açık açık söylüyor. Kardeşim yıllar sonra yıkıldı mezarı, 27 Mayıs darbesinde, yani aylar sonra. Kaç yaşında öleceğini, Rusya’nın yıkılacağını, mezarının yerinin bilinmeyeceğini, hepsini söylüyor.
SUNUCU 1: Niçin hapisteydi?
ADNAN OKTAR:Allah’tan bahsediyor, dinden bahsediyor. Zaten sürekli beraat ediyor, yani o devirde tedirgin oluyorlar. Acaba ne yapacak? Yani anlaşılamadığı için, ne yapacağını tahmin edemiyorlar. Ve barıştan yana, anarşiye şiddetle karşı ve devlete sadakatin önemini sürekli vurgulayan bir insan ve çok modern görüşlü bir insan. Alabildiğine şefkatli ve son derece mütevazi bir hayatı var. Bütün ömrü ya hapishanelerde geçti, ya küçük dar odalarda geçti, böyle bir insan.
SUNUCU 2: Kendi mezarının yıkılacağını kendi şiirinde, ayrıca şiir yazan, kitabı olan bir insan.
ADNAN OKTAR:Bir insan, evet. Çok çok mazlum bir insan. Zaten üslubunu bir okusa insan hemen anlar. Mesela Mehdi (a.s.)’nin Hicri 1400’de geleceğini net söylüyor, çok kendinden emin olarak söylüyor, Allah’ın izniyle. Bir de diyor ki bakın, yine nezaketli oluyor, “ben görmediğim bir şeyi yazmadım. Mutlaka gördüğüm bir şeyi anlattım, kati kanaatle bilmediğim bir şeyi söylemem” diyor. İstanbul’da çıkacağını da net söylüyor. Ve “Darwinizmi ve materyalizmi hedef alacak Mehdi (a.s.), birinci şeyi bu. Siyasete girmeyecek, sadece bu konuya ağırlık verecek, uzun bir dönemdir bu, uzun bir dönem” diyor. “Biz bir faslındayız Mehdiyetin, bir faslında. Ben onun öncü talebesi, öncü bir askeriyim” diyor, budur. Bediüzzaman nasıl akılcaysa, nasıl makulse, Mehdi (a.s.) de aynı şekilde akılcı ve makul bir insandır. Öyle çılgınlıklar yapmak, eline bayrak alıp sokağa çıkmak, işte devleti yıkacağım demek. Devletin koruyucusudur. Devletin en iyi olmasını ister Mehdi (a.s.). Askerin en iyi olmasını ister, milletin en iyi olmasını ister, demokrasinin en güzel şekle gelmesini ister, sanatın bilimin en mükemmel olmasını ister. Çünkü Mehdi (a.s.) çok akıllı bir insandır. Hz. İsa (a.s.) da öyle. İsa Mesih (a.s.)’i de aynı şekliyle göreceksiniz.
Bugün Hıristiyan kardeşlerimizden bir tanesi, mezhebini söylemeyeyim tanınabilir belki. Eğer Hz. İsa (a.s.)’nın avuçlarında, geldiğinde, o çivi izlerini, yara izlerini görmezsem iki avucunda, söz veriyorum Allah’ın izniyle Müslüman olacağım demiş. Bakın Hz. İsa (a.s.)’nın ne ayaklarında, ne ellerinde öyle bir yara izi yok, bunu görecekler. Çillidir elleri, ayağı, burnu çilli. Küçük, böyle ufak bir burnu var Hz. İsa (a.s.) ‘nın ve son derece akıllı bir insandır. Çok keskin nazarlı, gri gözlü. Bakın Hıristiyan kaynaklara bu şekilde geçer. Kızıl saçlı, biraz sarıya da kaçıyor saçları. Uzun saçlıdır, ama böyle ıslak olmadan ıslak gibi görünür saçları. Kibar yüzlüdür, ince yüzlüdür Hz. İsa (a.s.). Sakallı, omzu geniştir ama atletiktir. Böyle geniş yapılı değildir. Mehdi (a.s.) geniş yapılıdır, boydan boya geniştir Mehdi (a.s.). Bütün alnı, göğsü, tamamen geniş. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) onu vurgulamak için birçok hadisinde Ben-i İsrail’e benzetiyor. “Ben-i İsrail’den bir recul gibidir. Ben-i İsrail Peygamberlerine benzer, heybetli ve acardır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), görünüş olarak Mehdi (a.s.). Ama tabii bu yeterli bir delil değildir. Biz mesela böyle birini gördüğümüzde, hah Mehdi (a.s.)‘yi gördük diyemeyiz, demeyiz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılacaktır, buna rağmen herhalde o diyeceğiz. Allah-u alem o diyeceğiz. Yoksa Mehdi (a.s.) hiçbir çılgınlığı kabul etmez, gerilim kabul etmez, insanları tedirgin edecek şeyleri asla kabul etmez. Bu tip hareketler hiç olmaz Mehdi (a.s.)‘de zaten.
Mehdi (a.s.) Efendimiz bana mektup yazmışlar diyecek, sonra düşünüp soracak, kim ne soruyorsa, ani bir ses çıkaracak ve açıklama yapacak. Burada bir garibanlık olduğu belli, ama ben öfkeye ve şiddetle karşıyım. Çok ayıp yaparlar. Bu insanlara ancak şefkat duyulur, merhamet edilmesi lazım.
SUNUCU 1:Ama Hocam çok da masum değil yaptığı. İnanan insanlar var çünkü.
ADNAN OKTAR:Bakın manevi sarhoşluk halinde. İçkili adama insanlar acıyor da manevi sarhoşluk içinde olan insana neden acımıyor, şefkat duymuyorlar? Aynısıdır. Alkol komasına girmiş bir insan makul konuşur mu? Akıla hayale gelmeyecek sözler ediyor. Ayıktığında makul konuşuyor adam. O da şu an manevi sarhoşluk halinde, tarikat sarhoşluğu içerisinde. Yani cezbe halinde, kendinde değil yani. Ayıktığında öyle konuşmaz zaten, inşaAllah. O öyle mutlu oluyorsa olsun, o tip şeyler yapmaya gerek yok, çünkü genel bir kin oluyor. Mesela Murat Bardakçı’nın öfkesini ben çok çirkin buldum ve çok ayıp. Eğer garip konuşmalar esas oluyorsa, Cübbeli kat kat kat kıyaslanmayacak derecede garip konuşuyor. Kardeşim iki büklüm olup elini öpüyor Cübbeli’nin değil mi? Gelin diyor eve daha da harika şeyler göreceksiniz diyor Cübbeli. Ne gösterecek anlamadım eve gidince. Özelde görüşelim, daha neşeli ortam olur diyor. Milletin önünde ben bu kadarını yapabiliyorum, ama özelde daha özgür olacağını olacağını söylüyor. Daha değişik şeyler olacak gelin diyor. Daha neler var diyor, evet.
Çılgın ve gerilimli her harekette bir terslik vardır. Mesela biz Darwinizmi eleştiriyoruz, akılcı eleştiriyoruz, bilimsel metotlarla, felsefeyle eleştiriyoruz ve nezaketli. Espri de yapsak nezaket sınırlarını koruyoruz, hakaret etmiyoruz. Mesela Cübbeliyle konuşurken de çok vahim hataları var, çok ağır zarar veriyor İslamiyet’e, buna rağmen nezaket sınırları içinde konuşuyoruz, haddi aşmamaya özen gösteriyoruz. Ki yaptığı tahribat akıl alacak gibi olmuyor. Farkında bile değil yaptığı tahribatın.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun siz düzeltiyorsunuz, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bizim milletimizde genel olarak bir akılcılık var. Osmanlı dönemi de hep öyledir, Osmanlı hep akılcı olmuştur. Makul olmuştur, yani çılgınlık yapmaz, çılgın bir hava estirmezler. Bunu bize Peygamberimiz (s.a.v.) söylemiştir. Kuran’ın üslubunda vardır. Kuran’da hep bir olgunluk, aklı başındalık vardır, yani mutedil insan olmak dengeli ve tutarlı olmak. Samimi olmak ve inançsızlara da saygı göstermek, onları da şefkatle korumak. Bir de derin Müslümanlık anlayışı vardır, böyle çılgın, saldırgan ve psikopat; dinsizce dindarlık anlayışı vardır. Bu işte deccali düşüncedir ve en tehlikeli olaylardan biri de budur. Yani en az dinsizlik kadar tehlikelidir bu. Buna karşı da ilmi mücadele veriyoruz. Ama örnek olarak bunu devam ettiriyoruz.
Mesela bende yapmacıklık olmaz. Ben gökyüzüne bakarak, ağlamaklı bir sesle bir sesle konuşmam. Arkada fon müziği varken böyle duygusal bir üslupla konuşmam. Çünkü din akıl demektir. Aklın özü ve en derinliği demektir. O nedir o? Ne kadar garip, ne kadar çocukça bir hareket. Sen gerçekten inanıyorsan ki iman derinlik gerektiren bir konudur, o yaptığın üslup nedir? Ruh gibi, arkada sürekli bir müzik veyahut bağıra çağıra kendini kaybetmiş bir üslup veya Cübbeli’nin üslubu. “Sakın ha beni kızdırmayın yoksa o şeyi teklif ederim size. Bu kadar namazla yetinin. Beni konuşturmayın. Bir söylerim, uzun surelerle namaz kılmaya mecbur kalırsınız, perişan olursunuz, ayağınızı denk alın”a getiriyor yani. Kardeşim böyle üslup olur mu? Müslüman Allah için canını veriyor. Allah bizim her şeyimiz, değil mi? Bizim öyle bir tavrımız olmaz. Ama bakın; “Allah sizin için kolaylık diler, Allah sizin için zorluk dilemez” diyor Allah, Kuran ayeti. “Hz. İbrahim (a.s.)’in dini gibi kolaydır” diyor Allah, değil mi? “Dinde zorlama yoktur” diyor Allah, yine Kuran ayeti bunlar, inşaAllah. Dini böyle içinden çıkılmaz hale getirmeye kalkmak, normal bir hareket değildir.
OKTAR BABUNA:Değil Hocam inşaAllah. Zaten Hz. Mehdi (a.s.)’nin de dini tahfif edeceğini yani hafifleştireceğini ve bütün bidatları kaldıracağını söylemiştiniz Hocam özellik olarak inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, dine sonradan eklenen bütün ilaveleri kaldıracak, aynı Peygamber Efendimiz (s.a.v.) dönemindeki gibi din, sade, özlü ve güzel şekline dönecek. Öyle karmaşık hale getirdiler ki dini, insanların bu kadar dinden uzaklaşmasının nedeni o. Dinin özgürlük olduğunu, sevgi olduğunu, estetik ve güzellik olduğunu, barış ve kardeşlik olduğunu tam anlasa insanlar, dine karşı böyle; aç susuz bir insanın, şiddetli suya karşı hasreti gibi olur. Atatürk ne diyor? “Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur.” Bir bilim adamı açıklamasıdır, sosyologların da açıklamasıdır. Dinsiz bir millet yaşayamıyor, toplum da yaşayamıyor, bunalıma giriyor, hasta oluyorlar. Ya uyuşturucuya giriyorlar, ya bilmem neye giriyorlar, sağlıklarını, ruh ve beden sağlığını kaybediyor. Toplum da gücünü kaybediyor, millet olmaktan çıkıyorlar, parçalanıyorlar, birbirlerine düşüyorlar. Din birleştirici oluyor, Allah öyle yaratmış bizi. Bizi yaratırken (haşa) benzetmek gibi olmasın ama, mesela biz televizyon aldığımızda bile yanında bir prospektüsü oluyor, nasıl kullanacağımızı bize gösteriyorlar. Biz bilmesek, başka alakasız elektriği veririz ve parçalar televizyonu. Alakasız bir yerinin düğmesine basar, kırabiliriz. Ama nasıl kullanılacağı bize detaylı belirtiliyor. Allah da kendimizi ve dünyayı nasıl kullanacağımızı bize bildirmiş. Yoksa biz dünyayı da parçalarız o zaman, Allah esirgesin, kendimizi de parçalardık. Bize detaylı bildirdiği için dünya böyle düzgün gidiyor. Dünyada siyaset yine dinin üzerine, hiçbir zaman dinin etkisi dünyadan kalkmadı. Amerikan dış politikası şu an Mesihiyete göre çizilmiş durumda. Sen istediğin kadar (haşa) Hz. İsa (a.s.) ile alay etmeye kalk, istediğini söyle ama Mesihiyet iflahını kesiyor senin. Irak da dalga geçiyorlardı Hz. İsa (a.s.) ile, kendilerinden önce (haşa), ama Mesih-i düşünceyle perişan ettiler Irak’ı. Afganistan’ı da Mesih-i düşünceyle işgal ettiler. İslam ülkelerinin çektiği acıların kökeninde yine Mesih-i düşüncenin varlığı var, ama yanlış uygulaması var. Kuran’i Mesih (a.s.) inancı değil, İncil’e göre Mesih (a.s.) inancı var. Amerikan başkanları hepsi çıkıp söylüyorlar, “biz dış politikada Mesihiyeti esas alıyoruz” diyorlar, açık açık söylüyorlar. George Bush da; “Irak’ı, Hz. İsa (a.s.)‘nın emri olduğu için işgal ettik” diyor adam. Hiçbir sebebi yok başka diyor. Bizimkiler çıkıp açık oturum falan yapıyorlar, acaba niye işgal etti diye. Adamlar söylüyor zaten, adam petrolü ne yapsın Amerika?
OKTAR BABUNA:BBC’ye söylüyor bunu diyor ki:
ADNAN OKTAR:Söyleyen kim?
OKTAR BABUNA:Nabil Şaat. Filistin Başbakanı Ebu Mazen ve Dış İşleri Bakanı Nabil Şaat, Haziran 2003 tarihinde ilk toplantılarını tarif ediyor, diyor. Diyor ki Nabil Şaat: “Başbakan Bush hepimize şunların söyledi: ‘Ben Allah’tan bir görevle hareket ediyorum. Allah bana şöyle söylüyor: “George git ve Afkanistan’daki o teröristlerle savaş.” Ben de öyle yaptım ve sonra Allah bana dedi ki; “George git ve Irak’taki despotluğa son ver.” Ben de öyle yaptım ve şimdi yeniden Allah’ın sözlerinin bana ulaştığını hissediyorum. “Git ve Filistinliler’e devletlerini ver İsrailliler’e güvenliklerini ver, Ortadoğu‘da barışı sağla.” Ben de Allah’ın izniyle bunu yapacağım.”
ADNAN OKTAR:Kardeşim her gün sabah George Bush kalktığında, ünlü bir Protestan rahip var, onunla bir saat dünya siyasetiyle ilgili durum değerlendirmesi yapıyorlar. Ve “Mesih (a.s.) bana böyle ilham etti, ben o yüzden bunu yapıyorum” diyor. Adam, bu kadar basit. Bakın Türkiye çırpındı, İran çırpındı, herkes çırpındı, aman Irak ‘ı işgal etmeyin dediler. “Yok Mesih (a.s.) bize bunu söylüyor, biz bunu yapacağız” dediler. Sen tamam, kendince alay ettiğini zannediyorsun ama alay edenlerin ağzına toprak doldurdu adamlar. Yerle bir ettiler Irak’ı. Senin alay edecek halin kalmadı ki. Mesihiyet’e karşı, gerçek Mesihi düşüncesinin savunulması gerekir. İşte bizim yaptığımız bu. Gerçek İsa (a.s.)‘yı gerçek Mesih-i düşünceyi anlatıyoruz, gerçek Mehdiyet’i anlatıyoruz. Ve şu an, mesela Amerikan dış politikası, o saldırgan Mesih-i düşünceden çıktı. Bizim bunda çok büyük emeğimiz oldu. Baş danışmanlarla görüştük, danışmanlarla görüştük.
OKTAR BABUNA:Obama’nın baş danışmanı.
ADNAN OKTAR:Tabii. Bush’un da, diğerlerinin de inşaAllah. Obama’nın da inşaAllah. Mektuplar yazdık, konuştuk ve zihniyetlerinde ciddi değişiklik oldu. Yoksa onlar Türkiye’yi de işgal etmeyi düşünüyorlardı. İran’ı da işgal etmeyi düşünüyorlardı, Suriye’yi de işgal etmeyi düşünüyorlardı. “Mesih (a.s.)’in gelişi için bir zemin hazırlıyoruz” diyorlardı. Ben dedim ki; Mehdi (a.s.) ve Mesih (a.s.) hiçbir şekilde kan akıtmayacak. İncil’den ispat ettim, Tevrat’tan ispat ettim, Kuran’dan ispat ettim ve hadislerle ispat ettim ve devam da ediyoruz. Evanjelikler’in ileri gelenleri buraya geldiler. Musevilerin Sanhedrin hahamlarının en ileri gelenleri buraya geldi. Mahkemenin başkanı geldi, Sanhedrin mahkemesinin. Sanhedrin, İsrail’de devleti yöneten mahkeme. Yani 70 kişilik bir topluluk, devlet onlara göre yönleniyor, şekil alıyor. Yani onların başkanı buraya geldi, onlarla görüştük.
OKTAR BABUNA:İsrail devleti’nin yetkilileri geldi ayrıca.
ADNAN OKTAR:Onlarla görüştüm. Mesela İran, yanlış bir Mehdi (a.s.) inancı içerisindeydi. Açıklama yaptı Ahmedinejad, resmi açıklama. Dedi ki; “biz İsrail’i yerle bir edeceğiz, haritadan sileceğiz.” Çünkü Mehdiyet’e göre böyle olması gerekiyor, Şii düşünceye göre. İsail’in yerle bir edilmesi gerekiyor. Biz Sünni inanca göre bu böyle değil dedik. Mehdi (a.s.) kan akıtmaz, uyuyan kişiyi de uyandırmaz dedik. Ahmedinejad Cuma günü Türkiye’ye geldi. Gitti Sünni bir imamın arkasında namaz kıldı, Osmanlı camiinde, Selahaddin camiinde. Bu ne demektir? Biz size tabi olduk. Arkasından dedi ki; “gelecek olan Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi de uyandırmayacak.” Dediklerimin aynısını söyledi. Bunların aynısını basına açıklasın kelimesi kelimesine dedim. Kelimesi kelimesine açıkladı basına, aynısını ve ondan sonra İsrail yatıştı. Yoksa İsrail Tahran’a atom bombası atmayı düşünüyordu. Amerika da öyle, İran’ı yerle bir etmeyi düşünüyorlardı. Armagedon’u başlatmak istiyorlardı. Armagedon Amerika’nın uzun süren beri hazırlandığı büyük dünya savaşıdır. Armagedon’u durdurduk. Buna vesile olduk.
OKTAR BABUNA:Siz atom bombası haramdır dediniz, haber gönderdiniz, bunu söylesin, atom bombası haramdır diye açıklama yaptı Ahmedinejad.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’nin geleceğini açıkça söylesin dedim Ahmedinejad. Ahmedinejad açıklama yaptı, Hürriyet Gazetesi 8 sütuna manşet Mehdi (a.s.) geliyor diye başlık attı. Siz o gazeteyi gördünüz mü?
SUNUCU:Görmedim ama duydum.
ADNAN OKTAR:Sekiz sütuna manşet yani tam sayfa Mehdi (a.s.) geliyor diye başlık atmışlardı. O haberin çıkmasına ben vesile oldum. Yani kendimiz evdeyiz ama, fikirlerimiz hep iktidarda oluyor. Mesela bu vizelerin kalkmasını iki yıl önce ben gündeme getirdim. Şu an Türkiye’de devlet politikası.
SUNUCU:Arap ülkeleriyle.
ADNAN OKTAR:Bütün ülkelerle, dünya hakimiyeti politikası var Türkiye’nin çünkü. Çünkü dünyayı en güzel yönetecek ülkedir Türkler ve Türkiye. Bir çıkarı mı olacak? Yok. Türkiye, çile nerede acı nerede oradadır. Çile insanıdır. Yani askeri yönden ezelim diye mi çıkıyor Türkiye? Yok. Askerle iddiası yok ki. Sevgiyle çıkıyor. Mesela bak, pasaportların kaldırılması, onun da üzerinde durdum. Dışişleri Bakanı söyledi; “Pasportları da kaldıracağız” dedi. 1000’in üzerinde söylediğim konu çıktı. Beni söyleten Allah. Ben Allah’ın zavallı bir kuluyum. Gariban bir kuluyum. Yani benim harika bir özelliğim yok. Davutoğlu’nu da konuşturan Allah, beni de konuşturan Allah. Allah dünyayı yönetir. Kullarını vesile eder. Benim öyle metafizik özelliğim, olağanüstü özelliğim falan yok. Normal 9 ay 10 gün herkes gibi Allah’ın herhangi bir kuluyum. Zavallı bir kuluyum ben de. Mehdi (a.s.) öncüsüyüm, Mehdi (a.s.)’nin öncü bir askeriyim, kapıcısıyım. Bazı tip kardeşlerimiz çıkıyor böyle, sanki metafizik özelliklerim varmış gibi, öyle bir özelliğim yok. Olamaz da zaten. Tek güç sahibi vardır, Allah’tır. Kullarını vesile eder, eşyayı vesile eder. İnsanın hiçbir gücü olmaz. Mesela sizler de kaderinizde buraya gelip karşılaşmamız, konuşmamız. Kaderinde orada oturuyorsun, yediğiniz keşküller bile kaderinizde. Allah size rızık olarak onu, annenizden doğmadan önce kaderinizde onu size sunmuş Cenab-ı Allah. Daha anneniz yokken, babanız yokken, siz o rızkı yemişsiniz yiyeceğinizi.
Kardeşimiz diyor ki; “Hocam, bu Faruk Beşer bundan birkaç yıl önce, Fethullah Gülen Hocaefendi’yi müceddid ilan etmişti. Ben hatırlıyorum, Tv.’lerde falan söylüyordu. Fethullah Hocaefendi bunun üzerine bir görüntülü sohbetinde cevap verdi. ‘Ben müceddid değilim’ diye açıklama yaptı, ama bu adamın ne niyetle olduğundan bahsetmedi. Siz bahsediyorsunuz ama Fethullah Hocaefendi bahsetmiyor. Adam ‘Ehl-i Sünnet alimlerinin %95’i yanlış söylüyor’ diyor. Hocaefendi dinliyor, bir şey demiyor. Benim anlam veremediğim, siz bu adamın hata yaptığını söylüyorsunuz, ama Fethullah Hoca bir şey demiyor.” Fethullah Hoca bakalım diyebilecek konumda mı? Bilmiyoruz ki Amerika’da ne nedir? O bizim canımız, biz Hocamızı bir kere alıp getirceğiz buraya. Gürül gürül böyle inşaAllah Müslümanlardan her cemaatten insanlar olacak. Hocamıza sevgimizi, saygımızı sunacağız. Özgürce kendi vatanında ifade edecek. Ben orada Hocamızın esir olduğunu düşünüyorum. Alenen esir olduğunu düşünüyorum, bir nevi. Bir şey var, bir fevkaledelik var. Ama buraya geldiğinde de kimsenin terbiyesizlik yapmasını istemiyorum. Çünkü çabuk üzülebilen bir insan, çabuk müteessir oluyor. Yani bir terbiyesizlik yapıldığını, saygısızlık yapıldığını duyarsa tansiyonu çıkıyor, şekeri yükseliyor. Çok üzülen bir insan. Yani terbiyesizlik yapılmasına karşı da önlem alınması gerekiyor. İnşaAllah.
Ağlama, nasıl ağlanır biliyor musun? Allah aşkından ağlanır. Deli aşık olarak Allah korkusundan ağlanır. Allah sevgisinden ağlanır. Ama onun dışında çok anormal görüyorum ben, niye ağlayacağım? Gülerim ben neşeli olurum, inşaAllah. Sevgiden ağlanır. Mesela çocuğun vardır, 3 yaşındadır, Allah onda tecelli eder. O güzelliğe ağlarsın, coşarsın. Eşin vardır helalin, güzelliğine bakar ağlarsın. Allah aşkı ile, Allah’ın tecellisi olarak aşktan ağlarsın. Öbür türlü niye ağlayayım ben. Üzüntü ağlaması olmaz Müslüman’a haramdır üzülmek, İnşaAllah. Allah korkusu ile ağlarsın, Allah korkusu bir zevktir. Onda da derin bir aşk vardır. Allah korkusunu da yanlış biliyor insanlar. Yani Allah korkusu deyince, hani böyle silahla tehdit edilen bir insanın korkusu gibi anlıyorlar. Öyle bir korku değil. Aşktır bu, Allah aşkı. Onda da coşkuyla ağlarsın. Bambaşka bir şeydir Allah korkusu, değil mi? İnsan sevdiğini darıltmak istemez, sevdiğini üzmek istemez. Onun içindeki bir gerilimi vardır, onun bir heyecanı vardır. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam bu İran’dan bahsetmiştiniz. “İsrail, İran’a saldırmayacak” diye, haber bugün çıkmış Hocam, maşaAllah tam siz bahsederken, yabancı basında. “Harun Yahya: İsrail İran’a saldırmayacak” diyor.
ADNAN OKTAR:Hangi basın bu?
OKTAR BABUNA:“MWC News” diye, yabancı basında çıkan haber.
ADNAN OKTAR:Evet güzel. Bakayım şimdi. Uzunca bir yazı.
OKTAR BABUNA:Uzunca bir yazı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kısa kısa alıntılarla anlat.
OKTAR BABUNA:“Uluslararası Harun Yahya ismiyle tanınan”
ADNAN OKTAR:Şimdi şöyle yapalım, süremiz bitmiş. Harunyahya tv’den devam edelim. Orada anlatırsın.
SUNUCU:Bugün de ”Adnan Oktar’la Ramazan Sohbetleri” programının sonuna geldik. Harunyahya tv sitemizden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize, ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden, Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın saat 22:00’den itibaren Harunyahya Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo, Çay TV, Gaziantep Olay TV ekranlarından takip edebilirsiniz.
Web siteleri
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Harun Yahya Etkiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...