SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv, Gaziantep Olay Tv, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Bingöl Fm 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Enerji Fm Ordu 90.0, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Mardin Kanal 47, Sakarya Kanal 54’ten canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar ile Ramazan Sohbetleri’ programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maille ulaşabilirsiniz. Hocam nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:Oktarım ne anlatalım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Sizin söyledikleriniz, maşaAllah, Allah’ın dilemesiyle birer birer gerçekleşiyor ve birçok kişiler tarafından dile getiriliyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Ve devam ediyor diyorsun, kesintisiz inşaAllah.
OKTAR BABUNA:1200’ün üzerine çıktı Hocam, maşaAllah.
Güneydoğu Olay Tv’de demiştiniz ki 2010 24 Ağustos’ta; “Milli Gazete’de Erbakan Hocamızın daha çok sesini duymak istiyoruz. Eskiden hemen her gün Erbakan Hocamızı görürdük. Milli Gazete’de yine eskisi gibi sürekli Hocamızı görmek istiyoruz” demiştiniz Hocam. 31 Ağustos Milli Gazete; “Milli Görüş bu ülkeye hizmet için var” “Ülkenin gücü milletidir, gençliğidir” haberi var.
“Bursa’da Erbakan coşkusu.” 31 Ağustos tarihli yine. Adıyaman Asu Tv’de yine 23 Ağustos’ta; “Saadet Partisi durduğu müddetçe Erbakan Hocamız da olacaktır. Erbakan Hocamıza vefa çok mühimdir” diyorsunuz Hocam. Siz dedikten sonra sitede Erbakan Hocamızın hem fikirleri hem de görüntüleri eklendi siteye Hocam, yoktu daha önce Hocam, inşaAllah. Siz söyledikten sonra eklendi.
ADNAN OKTAR:Evet, böylece bir hata düzeltilmiş oldu. Çok çok büyük bir hataydı bir yanlışlıktı, düzeltilmiş oldu.
OKTAR BABUNA:Daha da vardı Hocam, eğer uygun görürseniz.
“Kardeşler birbirlerine haber vererek gitmez, vizeleri kaldıralım” haberi var bugünkü bir haber. Siz Hocam, Kuşadası TV’de 14 Temmuz 2008’de, yani 2 sene önce diyorsunuz ki; “Ticaret alabildiğine rahat olsun. İstediği gibi gidip gelsin insanlar. Ticaret alabildiğine rahat olsun, bağlantılar alabildiğine rahat olsun. Avrupa Birliği’nde oluyor da bu Türk-İslam Birliği’nde niye olamıyormuş? Avrupa Birliği’nde isteyen istediği ülkeye gidiyor, istediği gibi yerleşiyor. Pasaport kullanmıyor, vize de kullanmıyor. Peki, biz kardeşler olarak niçin bunu yapamıyoruz?” Hocam biraz önceki haberin başlığı; “Kardeşler birbirlerine haber vererek gitmez, vizeleri kaldıralım”dı. İki sene sonra tam söylediğiniz gibi oluyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Kim bunu söyleyen?
OKTAR BABUNA: Bunu söyleyen Hocam, Çağlayan. Türkmenistan Devlet Başkan Yardımcısı Hoca Muhammed ile birlikte Türk Firmaları Devlet Bakanı Zafer Çağlayan.
Türkmenistan Bakanı ile birlikte Devlet Başkan Yardımcısı.
ADNAN OKTAR:İşte kendimiz evdeyiz fikirlerimiz iktidarda, değil mi?
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam. İki sene sonra bütün dedikleriniz tam anlamıyla oluyor şu an. Vizeler kalktı, pasaportların da kalkması gündeme geldi.
Haberlerde “Dinler farklı, dua aynı” diye bir haber var Hocam, inşaAllah. “Camilere minare yapımının yasaklanmasında gündeme gelen İsviçre’de unutulmaz bir iftar yaşandı. İsviçreliler ve pek çok milletten Müslüman, kilisede verilen iftar yemeğinde bir araya geldi.” Kilisede Hocam iftar vermişler, maşaAllah. Bir araya gelmişler böyle. Bir de İsviçre olması tabii, inşaAllah.
“Kuran’dan Müslüman’a 114 emir” diye de bir haber daha var Hocam, inşaAllah. “Prof. Akyüz, ayetlerde Allah'ın direkt olarak Hz. Muhammed (s.a.v.)'e "yap" ya da "yapma" şeklinde seslendiği toplam 114 emir ve yasak tespit etti. Akyüz, bu 114 emrin erdemli insanı ortaya çıkaran kodlar olduğunu söyledi” haberi var Hocam, inşaAllah. MaşaAllah.
“Liderlerin diyaloğu kazandırır.” Siz Hocam üslupların uygun olmadığını, liderlerin arasındaki; düzgün bir üslup olması gerektiğini söylemiştiniz. Daha saygılı. Nitekim “Liderlerin diyaloğu kazandırır” haberinde, “gündemdeki konuları Türkiye’nin özlediği bir üslupla tartışan AKP ve CHP’nin iki genel başkan yardımcısı: "Liderler daha sık buluşup konuşursa Türkiye kazanır" görüşünde birleşti.” İyi bir üslupla da olduğunu söylüyor konuşmanın Hocam, inşaAllah, haber.
SUNUCU: Güzel bir gelişme ama ne kadar devam eder bilinmez.
ADNAN OKTAR:Doğru ama bence Erdoğan aklı başında bir insan, Kılıçdaroğlu da aklı başında bir insan; olur. Eski modeli uyguluyorlar da onun için biraz. 60’ların modelini uyguluyorlar, onun için. Yani şimdi birisi birisine bir şey söyleyince o tabii nefs-i savunmaya geçiyor, o artık katlanarak gelişiyor. Şimdi lafın altında kalmak da sanki partililerde olumsuz etki yaparmış gibi bir imaj oluşturuyor. Halbuki lafın altında kalmak değil de, mesela nezaketiyle “ben” diyebilir hani “kardeşlik ve sevgi anlayışım içerisinde böyle bir üsluba sert cevap veyahut herhangi bir cevap vermek istemiyorum” denilebilir. Tabii, takdir yine onların da. Olayı tırmandırmaya gerek yok gibi geliyor bana. Çünkü o gergin üslup, televizyonlarda onu seyretmek hakikaten yorucu oluyor, değil mi? Yani Kılıçdaroğlu var gücüyle bağırıyor mesela, Recep Bey de. Artık bizi de alıştırdılar. Ama çok güzel bir isim Recep Bey. Sayın Erdoğan diyelim, o da tabii artık gereği şekilde, delikanlı üslubuyla ona cevap veriyor. Zor olur tabii. En iyisi tek taraflı, yatıştırıcı bir politika.
Şimdi onları tenzih ederim de bak ayette diyor ki Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Sana birisi kötülük ettiğinde sen ona iyilikle cevap ver. Bir de bakmışsın ki dost olmuş” diyor. “Sana dost olduğunu görürsün” diyor ayette. Yani birkaç defa güzel cevap verilmiş olsa sakinleşirler. Yani bu belki bazı partililer tarafından isteniyor olabilir; böyle bir gergin ortam, heyecan aranıyor olabilir ama yani bu ölümlü dünyada, imtihan olduğumuz bir dünyada; Allah’ın bizi seyrettiğini bilerek, Allah’ın bizi duyduğunu bilerek böyle bir üslup içerisinde olmak olmaz, değil mi? Çünkü liderleri de Allah görevlendirdi. Kılıçdaroğlu’nu Allah yarattı. Daha babasından, annesinden, daha onların sülbünde değilken, daha annesinden doğmadan, o kaderinde belliydi onun, bu göreve geleceği. Sayın Erdoğan’ın da bu göreve geleceği daha onun dedesinin dedesi yokken belliydi. Onlar da imtihan oluyorlar. Dolayısıyla her sözlerinden, her tavırlarından Ahirette hesaba çekilecekler. Mülayemet daima iyidir. Hz. İbrahim (a.s.) gibi olmak lazım, inşaAllah. Evet, devam edelim Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Türkiye BM Güvenlik Konseyi’ne başkan oluyormuş Hocam. MaşaAllah. “Türkiye 1 Eylül’den itibaren BM Güvenlik Konseyi’nin başkanlığını devralıyor.”
ADNAN OKTAR:Ne oluyor o zaman?
OKTAR BABUNA:BM Güvenlik Konseyi’nin yöneticisi Türkiye oluyor Hocam, bir süre. “Bu görevi 30 Eylül sonuna kadar yürütecek” diyor. Devralacak Türkiye bu görevi, 30 Eylül sonuna kadar yürütecek. 1 Eylül’den 30 Eylüle kadar.
ADNAN OKTAR: O kadar önemli bir şey değil bu.
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah. “Müslüman görünmekten endişe etmiyorum” demiş Obama.
ADNAN OKTAR:Obama da daha Amerika yokken Obama’yı Allah yaratmıştı. Kaderinde öyle. Allah onu bir zenci aile içerisinde meydana getirdi Cenab-ı Allah. Vakti geldi, aldı Amerika’nın başına getirdi Cenab-ı Allah, kaderi öyle. Mesela Müslümanlığa yakın veya Müslüman olduğu düşünülen bir insan olarak Allah yarattı. Çünkü Mehdiyet çağındayız ve harikadır. Amerikan tarihinde hiç böyle bir şey olmamıştır. Yani Müslümanlığı tartışılan bir lider hiç olmamıştır, ilk defa oluyor. Yani bu çok harika bir şey. Bir de hakikaten Müslüman olduğu anlaşılıyor Obama’nın. Yani aramızda kalsın da. Ama tabii Hıristiyanları da tedirgin etmeyecek bir üslup kullanıyor gördüğüm kadarıyla.
Fakat bu da yine İsa Mesih (a.s.)’in geldiğinin açık alametlerinden bir tanesi. Çünkü İsa Mesih (a.s.)’in siyaset yönünde faaliyet yapacağını söylüyor Bediüzzaman. Yani “dünya siyasetini etkileyecek” diyor. “Mehdi (a.s.) dünya siyasetine karışmayacak” diyor. Yani karışır ama o kadar büyük etkisi olmaz. Mehdi (a.s.) iman hakikatlerinde dünyada çok etkili olacak, Darwinizmi ve materyalizmi yıkmada çok etkili olacak. İsa Mesih (a.s.) de dünya siyasetini yani dünyadaki siyasi liderlere etki etmede çok güçlüdür. Ama bizzat kendisi değil de talebeleri kanalıyla etkili olacak, inşaAllah. Yani çünkü bizzat kendisi nadir insanla görüşür. Yani onu saklamaları gerekiyor. O yüzden çok özenli, çok çok özenli. Böyle ama seçkin, halis ve 1400 kişilik bir talebe topluluğu var İsa Mesih (a.s.)’in. Hadislerde var, “1400 kişidir” diyor. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in mührünü taşıyan hazır kitaplar bulacak” diyor. “Sandığı açacak, hazır kitaplar bulacak. O kitaplardan istifade ederek İslam’ı anlatacak, yayacak” diyor. “Ama asıl görevi siyasettir” diyor Bediüzzaman. Açıkça bir mektubunda belirtiyor. “Mehdi (a.s.) siyaseti Hz. İsa (a.s.)’ya bırakır” diyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Somali’de vahşet sürüyor” diye bir haber var Hocam. Orada da Müslümanların zulüm gördüğüyle ilgili bir haber Hocam, inşaAllah. Çatışmalar devam ediyormuş.
ADNAN OKTAR:Somali’ye mesela bir tane Türk tümeni gidecek, anında, anında olay yatışır, konu biter. Yani varlığının bilinmesi yeter. Tabii. Yani Türkiye’nin lider olması gerektiği nasıl anlaşılıyor? Nereye baksan anlaşılıyor. Oktar Hocam devam ediniz, ilminizle.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Kaddafi Roma’da; “Tüm Avrupa Müslüman olmalı” demiş Hocam, inşaAllah. Avrupa, Libya dostluk anlaşmasının ikinci yıldönümü nedeniyle Roma’da bulunduğunda; “bunun da ilk adımı Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesiyle olacak” demiş.
ADNAN OKTAR:Ama Türkiye’yle ilgili başka bir şey söylememiş mi? “Türkiye’nin bir görevi var.” Bir şey diyor mu Kaddafi?
OKTAR BABUNA:“Türkiye’nin Avrupa’ya girmesiyle olacak” sözleri var ama onun dışında tamamı yoktu Hocam, bu kadar vardı.
ADNAN OKTAR:Bak “İslam tüm Avrupa’nın dini haline gelmelidir. Bunun ilk adımı Türkiye’nin Avrupa’ya girmesiyle olacak.” O zaman Türkiye görevli diyor işte, değil mi? Demek ki Kaddafi de Mehdi (a.s.)’nin geldiğinden haberdar, değil mi? Niye Türkiye’yi ilk kıvılcım olarak görüyor? Bu manevi ateşi yakacak ilk görevli olarak niye görüyor Türkiye’yi? Daha önce de söyledi; “Türkiye” dedi, “bütün mesele Türkiye’dedir” dedi ve “Türkiye dünyaya İslam’ın hakimiyetinde görevlidir” dedi Kaddafi. Yine aynı şeyi söylüyor. Türkiye’de derken yani kastettiği bir olay var. Yine hadislere dayandırıyor onu tabii. Kastettiği Mehdiyet’tir. Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’dan ve Türkiye’den çıkacağını bildiği için bunu söylüyor. Tabii, yoksa niçin söylesin? Der, “Mısır’dan bekliyoruz” der yahut “Suriye’den bekliyoruz” der, değil mi? Ama “Türkiye’den bekliyoruz” diyor.
OKTAR BABUNA: Evet, maşaAllah Hocam. Cübbeli Ahmet’in bir kitabı çıkıyormuş Hocam. ‘Kıyametin Büyük Alametlerinden Deccal’ diye.
ADNAN OKTAR:Hah. Baksınlar oradan, anlarlar işte. O bizim tombul alsın okusun işte. Oturup Şeyh Nazım ağır sözler edeceğine. Baksın bir şeyhi gibi gördüğü; kafasından, alnından öptüğü Cübbeli neler söylüyor, bir görsün bakalım. Mantığını, mantık örgüsünü.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Bu bahsettiğiniz hadisi okuyayım mı Hocam, inşaAllah? Hz. İsa (a.s.)’nın kitaplar bulmasıyla ilgili.
“İsa (a.s.) onu (sandığı) alıp açacak ve içinde bir mühür, bin kitap bulacak, bu kitaplarla İslam’ı ihya edecek.”
ADNAN OKTAR:“Selamun aleyküm canım Hocam” diyor kardeşimiz. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam iftar saatinde Samanyolu TV’de beşer şaşar Hoca hala çıkıyor” diyor. Çıksın canım, bir şey dediğimiz yok da yani konu bilinsin yani. Yoksa biz yani böyle çaktırmadan, sezdirmeden ince siyasete, ince mühendisliklere ben karşıyım. Deşifre olduktan sonra, bilindikten sonra istediğini anlatsın yani, sorun değil. Hani “ben sezdirmeden, çaktırmadan gidiyorum” dedirtmem. Sorun bu. “Dün mesela beş dakika kadar izledim. Dediğine göre ‘Allah bilimle bulunmaz, bilim Allah’ı buldurmaz’ diyor. Bu nasıl bir sığ zihniyettir Hocam? Böyle anlamak mümkün değil. Bize ne yapmamızı tavsiye edersiniz? Samanyolu Tv’ye ikaz maili atalım mı? Allah’ın güzel tecellisi, canım Hocam” diyor maşaAllah kardeşimiz.
Şimdi Kuran’ın neresini açsak bize bilimden bahseder. Allah der mesela; “yeri arayın,” “göğe bakın,” “insana bakın,” “dış aleme bakın;” bu bilimdir. Biz “göğe bakın” deyince nasıl bakacağız? Teleskopla bakacağız. Teleskop neyle yapılır? Bilimle yapılır. “Toprağın katmanlarına bakın” diyor Allah, jeolojiyi istiyor bizden. Bunun için ne olur? Jeolojiyle ilgili çalışma yapılması gerekiyor, değil mi? Hafriyat yapacak aletler gerekir, bilim gerekir. Mikrobiyoloji olmasa, genetik bilimi olmasa, hücrenin içerisindeki Allah’ın ince, milyonlarca sanatını biz nasıl bilecektik? Bilimle bildik, değil mi? Bilemezdik. Kendimizi incelememiz de bilimdir. Dışarıdaki Allah’ın kanunlarına bakmamız, fizik kanunlarını bilmemiz de bilimdir. Dolayısıyla bilimle biz Allah’ın sanatını anlarız. Faruk Beşer Hoca yine şaşmış. Yani yanlış bir mühendis, inşaAllah. Yaptığı mühendislik çalışmasında yanlış yapıyor, doğru değil söyledikleri. Mesela tarih de bir bilimdir. Geçmişe ait tarih, değil mi? Yani bilimle biz her yerde beraberiz. Mesela sanatı oluşturan da bilimdir. Mesela Allah bizim sağlıklı olmamızı ister, değil mi? Bu da tıp bilimiyle oluyor. Allah onu vesile ediyor. Dolayısıyla bilim ve sanat Allah’ın bize emridir. Ve dolayısıyla biz bilimle Allah’ın bütün sanatlarını, güzelliklerini daha kapsamlı görebiliriz, daha ince görebiliriz, değil mi? Evet, Oktar Hocam devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. İncil’de de bu konu yani kitaplar konusu işari olarak şöyle geçiyor Hocam, inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. “Kuzu (Hz. İsa (a.s.)) gidip tahtın üzerinde oturanın (Hz. Mehdi (a.s.)) sağ elinden tomarı (kitapları) aldı.” (Esinleme, 5:7) MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hah, bir daha oku.
OKTAR BABUNA:“Kuzu (Hz. İsa (a.s.)) gidip tahtın üzerinde oturanın (Hz. Mehdi (a.s.)) sağ elinden tomarı (kitapları) aldı.”
ADNAN OKTAR:Tamam işte, bak. Hz. İsa (a.s.) bizzat kendisi kitap yazmıyor. Darwinizmle, materyalizmle bizzat uğraşmaz. Yani bilmiyorum, nasıl bir yöntemi var, şu an bilmiyorum. Ama siyasi liderlere, dünyanın mühim kişilerine, mühim elemanlarına, mesela farz edelim; Tapınak Şövalyeleri’ne, masonlara yani dünyadaki mühim örgütlerin mühim liderlerine etki eden bir güce sahip. Ama kendisiyle karşılaştığımızda bunu anlayacağız, inşaAllah. Evet, devam et Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Siz 2014’te biteceğini söylemiştiniz krizin Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Doğru.
OKTAR BABUNA:Yine aynı tarihleri veren bir yazı var burada. Selim Atalay. “Kriz işi uzayacak. Küresel krizden çıkış eski şartlara dönmek ise” diyor. “Yani krize 2007’de girdiysek, çıkış ve 2007 öncesine dönüş, 2014-2017 arasını bulacak.” 2014’ü vermiş burada da.
ADNAN OKTAR:Evet ama devam et. Bak buradan devam et.
OKTAR BABUNA:“İki önemli profesör- araştırmacı karı-koca: Carmen ve Victor Reinhart. İkisinin de bilimsel biyografisi hayli kalın, anlattıkları tutarlı. Jackson Hole’daki FED toplantısında herkes Bernanke’ye bakarken, Reinhart’lar da sunum yaptı” diye devam ediyor. “7 yıl alıyor bu borçları çözmek.” Sıkışan borçları çözmek 7 yıl alıyor. “3 yılda da normal toparlanma, etti 10 yıl. 2007’nin güzel zamanlarına dönmek için 10 yıl çalışmak gerekecek” diyor. Tam ortama 7 yıl diyor Hocam, 7 yıla dikkat çekmişler. Tam dediğiniz gibi 2014’te bitiyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak. Gururlarından işte falanca söyledi bilmem ne falan, değil mi? En başından beri bunu kavrayamadılar, anlayamadılar. Ekonomik krizin neden olduğunu anlayamadılar. Ben dedim ki; “7 yıl sürecek” dedim. “Yok 6 ay sürer, en fazla 1 yıl sürer” dediler. Sonra IMF toplandı, resmi açıklama yaptı. Dediler ki: ”7 yıl sürecek” dediler. “2014’e kadar sürecek” dediler. Soruyoruz, “nereden kaynak?” Kaynak benim. Başka da bir kaynakları yok. Çünkü ben hadislerden açıkladım. Tevrat’tan açıkladım. Dediklerim de doğru. Bakın şimdi gururundan 7 yılı bir ileri almış, bir geri almış; bir ileri, bir geri. Ama en sonunda diyor ki; “7 yıl sürecek” diyor. Kardeşim, lafı ne lastiklendiriyorsun? Desene, “benim öğrendiğim yer bunun 7 yıl süreceğini söylüyor, bu kadar” dersin. “Falanca şunu söyledi feşmekanca bunu söyledi.” Bırak bunları, çorba yapmayı. 2010’a gelmiş daha yeni mi ayıkıyor adamlar, değil mi? 2010’a kadar neredeydi bu adamlar? Doğrudan bizden alıntı olan bir bilgidir, fakat gurur yaptıkları için birçok kişi bunu söyleyemiyor. Böyle biraz fazla, biraz eksik söylemeye çalışıyorlar. “2013-2015’i bulabilir” diyor “ama tabii 2014 gibi görünüyor” diyor.
OKTAR BABUNA:Bir kere 2014’ü vermiş Hocam zaten yani. Siz daha iyi bilirsiniz, iktisat biliminde böyle beş sene sonraya, dört sene sonraya bir öngörü yok zaten, öyle bir konu yok. Bir de teknik bir delil de yok yani. Neye göre 2014 diyor ki? İnşaAllah. Size göre, sizden diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Sorsunlar adama; “kardeşim neye göre bunu söylüyorsun?” Değil mi? Benim söylemem hadise göre, Peygamberimiz (s.a.v)’in sözüne göre ve hepsi sözümün doğru olduğunu anladılar. Bak ama bir de şu var, hepsi Kıyametin çok yakın olduğunu anladı.
Cübbeli de şimdi yavaş yavaş geri adım atmaya başlamış, böyle bir şeyler yapıyor. “100 sene de olabilir, 200 sene de olabilir,” “ne kaldı ki şurada?” İşte, “torununun torunu görecek Kıyameti.” Aynı benim sözlerimi tekrarlamaya başlamış yavaş yavaş. Çöz şu ağzını, dümdüz konuş işte. Bu yedi bin yıl ile ilgili hadisi açıkla güzelce. “5600 yıl da geçti” de ve “Hicri 1545 gibi de Allah-u alem Kıyamet kopacak” de.
Dünyada Kıyametin kopacağını bildikleri için de bu panik var. Yani pek bir şey de yapmak istemiyorlar. Yani böyle bir tesislere para yatırmak bir şey yapmak, ona da pek ihtiyaç duymuyorlar. Onun için biraz da felç oldular. Mehdi (a.s.)’nin bunları canlandırması gerekiyor, Hz. İsa (a.s.)’nın bunları canlandırması gerekiyor. Halbuki Allah rızası için yapılır. Sen Kıyamet kopacak diye fabrika yapmaktan vazgeçersen, bu akıllı bir hareket olur mu? Bir de Kıyamet zaten her an kopabilir, şu anda da kopabilir Kıyamet, şu an. Yani Allah onu söylüyor ayette her an kopabilir.
ADNAN OKTAR:Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Türkiye iki yılda vize devrimi yaptı” diye haber var Hocam inşaAllah. MaşaAllah. Siz iki yıl önce söylediğinizden beri vizeler ardı ardına kalkıyor, pasaportların kalkması gündeme geldi.
ADNAN OKTAR:Bak, tam iki yıl önce söyledim. Benim söylemem ile başladı evet.
OKTAR BABUNA:Başladı evet. Önce bir altı ay tam adapte olamadılar.
ADNAN OKTAR:Evet, hakikaten öyle. Ondan sonra makul gördüler. Şimdi pasaportları söyledim, o da makul geldi; hakikaten şimdi pasaportları da kaldıracaklar. Tamamen gereksiz kardeşim. Adam Avrupa Birliği’nde elini kolunu sallayarak geziyor. Biz, öz be öz canımız Azerbaycan, yani bizim memleketimiz, hemşerimiz, kardeşimiz, dindaşımız, dildaşımız, her şeyimiz. Sınır kapısına gidiyoruz, “ne istiyorsun?” diyoruz, “pasaportu bir rica edelim.” Ne oluyor böyle? Biz Konya’ya gittiğimizde kapıda deseler ki bize; “getir göster pasaportu hadi, Konya’ya gir.” Olur mu böyle şey? Konya ne ise Azerbaycan da odur. Olmaz öyle şey. Mutlaka hemen kalkması lazım. Suriye, niye pasaportla girelim? Irak, niye pasaportla girelim? Ermenistan? Hiçbirinde gerek yok. Doğrudan gir, hepsi bizim kardeşimiz, değil mi? Allah’ın bize emaneti onlar, inşaAllah.
“Değerli Hocam” diyor kardeşimiz, “Allah’ın selamı, bereketi üzerinize olsun.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü, inşaAllah. “Hocam, bardakçı paşa Murat Bardakçı’nın Şeyh Nazım Hazretleri ile ilgili yaptığı yorumlarının zamanlaması çok ilgimi çekti, inşaAllah. Sizin Şeyh Nazım Hazretleri’nin Cübbeli Ahmet ile ilgili yorumlarını yayınlamanızın hemen ardından bu yorumların gelmesi çok ilginç. Demek ki Cübbeli, Şeyh Nazım Hazretleri’ne bir şey söyleyemeyeceğini bildiği için kendisinin yerine konuşacak birini bulmuş diyebilir miyiz, inşaAllah?” Cübbeli Şeyh Nazım’a tabii bir şey söyleyemez. Tabii olabilir. Yani bunu Cübbeli söyleyebilir. Söylemesine de gerek yok. “Ben sizin adamınızım, bana Kıbrıs’tan Şeyh Efendi böyle söylüyor, artık size emanetim” mantığı çok makul yani. Çünkü doğrudan onların korumasına girdi. Adam ile ilgili kitaplar, onu savunan kitaplar yazdılar, HaberTürk’te, değil mi? Gece-gündüz propagandasını yapıyorlar, anlatıyorlar, savunuyorlar. Yani her yönde üstüne titriyorlar, elini öpüyorlar, iki büklüm katlanıyorlar. Tam istedikleri gibi bir tip. Şeyh Nazım Hoca da “Mehdi (a.s.) gelecek” dediği için, “bu yüzyılda Mehdi (a.s.) geldi” dediği için ve benim resmimi de sitelerinde yayınladıkları için yani bana sevgisini, bana muhabbetini açık açık ifade ettiği için ve Cübbeli’yi de gerçek kişiliği ile ortaya koyduğu için var gücü ile Şeyh Nazım Hocamıza yükleniyor ve yani kontrollü bir üslup değil, çok çirkin bir üslup ile. Saygıya hiç uygun olmayan, adaba edebe hiç uygun olmayan ve haddinin çok çok üzerinde hakaretamiz bir üslup, değil mi? Çok çok ayıp. Böyle mübarek ve bu kadar sevilen bir insana senin, mesela diyor ki; “o işte 40 metrelik bir hayvandan bahsediyor.” Kardeşim senin Cübbeli’n 100 bin kilometreden bahsediyor, bak kitap çıkarmış, ‘Deccal’. Bulutların içinde deccalden bahsediyor ve “şu an Atlas Okyanusu’nda adada oturuyor adam” diyor. Deccal oturuyormuş, şu an bekliyormuş. Cübbeli; “ben farkındayım, Amerika farkında değil” diyor, bak yani çok ilginç. “Amerika’nın hani istihbaratı?” diyor, “CIA MIA nasıl göremiyorlar” diyor, hani var ya.
OKTAR BABUNA:Zaten karadan bakılsa görülür, CIA’in görmesine gerek yok.
ADNAN OKTAR:Adam adadan oturuyor, zincirli vaziyette oturuyormuş. Eşeği de orada, otluyor eşek adada. 300 metrelik de bir eşeği varmış. Adamın kafa da bulutların içerisinde, bak.
OKTAR BABUNA:Uçaklar yanından geçiyor.
ADNAN OKTAR:Bak tombul Bardakçı, bunu iyi düşünmesi lazım, değil mi? Uçaklar da tepesinden geçiyor, o da el sallıyordur herhalde, deccal de onlara. Bir gözü kör. Millet görse uçakta ne olur, deccali? Aklı atar milletin, Allah esirgesin, değil mi? “Gelecek” diyor, “insanlarla konuşacak” diyor. Cübbeli'nin mekanına da gelecekmiş. Hazret, o var ya onun tahtı meşhur portakal sandığı gibi böyle onunla tahtını herhalde koyacak, basamak yapacak, bastonla girişecek deccale. Murat Bardakçı asıl anlatacaksa bunları anlatsın. Şeyh Nazım Hocamıza çok kaba bir üslupla konuşmuş. Özür dilesin, çok ayıp, inanılır gibi değil. Bir de Osmanlı'dan bahsediyor, adaptan edepten bahsediyor, kavukla mavukla bir şeyler film hazırlamıştı geçenlerde. Osmanlı Paşası gibi bir kıyafet giymiş. O sevimli de yanında, o çocukcağız o Pelin Batu. Ama o da çok şeker bir şey. Çocuğu üşütüyorlar orada bilmem ne oluyor falan sıkılıyor, uykusu geliyor falan. Bizim tombul orada kendi işinde gücünde. Öbür delikanlı, efendi o. Neydi onun ismi, bir tane daha vardı?
OKTAR BABUNA:Erhan Afyoncu olması lazım, Erhan Afyon ya da Afyoncu.
ADNAN OKTAR:O çocuk efendi, terbiyeli, bayağı saygılı. Yani üslubuna, adabına dikkat ediyor. Bu çok pervasız. Böyle bir garip yani, üslubu falan da bir garip, inşaAllah. Hocamız, Şeyh Nazım Hocamız bir tanedir, canımızdır. Son derece şakacı, hürmetkar. Bazen de çok ciddi gibi şaka yapar o, onu da anlamıyor olabilir. Tabii, mesela hiç ummadık şakalar yapar. Tahmin edilmedik, gayet ciddi yapıyor, insanlar anlamıyorlar şaka yaptığını. Yani çünkü ben biliyorum, biz beraber Mehmet Şevket Eygi Hocamız, Şeyh Nazım Hocamızla böyle seçkin bir zevat ile birlikte Yüksel Ağabeyin evinde yemeğe gitmiştik. Şeyh Nazım Hocamızın bir özelliği var, mumbar dolmasını çok sever bir kere, bir söyleyeyim. Pirzolanın yağlı olmasını sever, kızarmış pirzolada yani mutlaka yağ. Ama bak kalp damarlarında tıkanma olanlara tavsiye etmeyiz. Ama ben de severim şahsen. Bakın mumbar dolması ben ilk defa orda gördüm, Hocamlarda. Yani çok şahane bir şey. Anneannem de yapardı ama çok eskiden, çocukluğumuzda yapardı. Şu acı biberler var ya kırmızı acı biberler, turşu gibi böyle kavanozda satılıyor. Böyle kıtır kıtır, kıtır kıtır yiyor Şeyh Nazım Hocam. Yani ucundan bir tane yese insan Allah-u alem herhalde kıvranır. Öyle sıhhatli, maşaAllah. Büyük bir iştahla yiyordu orada. Sohbetleri çok güzeldir. Bir de Hocamız adamına göre konuşur. Mesela kim ne alacaksa ona göre konuşur. Mesela avama avamın anladığı gibi, mesela bizim çocuklarla konuşmuştu. Tamamen ilmi konuşmuştu, bilimsel konuşmuştu, sohbet etmişti. Kimyadan, fizikten, Allah'ın kanunlarından, Allah'ın sanatından. Çok acayip bir kültüre sahip. Ama avamla konuşurken mesela gerekirse şakalaşıyor, mesela hayret edilecek şeyler de söylüyor. Çok hoş sohbet bir insandır. Yani şu anda da müthiş neşeli, değil mi? Acayip neşeli. Mesela bir video film var, onu sana gösteririm sonra. Özetle, tombul Bardakçı adabını edebini takınacak. Büyükleriyle insan öyle konuşmaz. Yani biz bu içindeki öfkenin nedenini biliyoruz ve söyledim de değil mi? Eğer garip ve akıl almaz şeylerden hakikaten haz etmiyorsa, adresi Cübbeli'dir. İki büklüm oluyor onun karşısında, iki büklüm. Çünkü o ne diyor? “Mehdi (a.s.) çıkmayacak, İsa (a.s.) inmeyecek, çok sonraları olacak. Bu yüzyılda rahat edin” diyor, değil mi? “Kıyamet de kopmayacak” diyor ve “ben de sizi çok iyi eğlendiririm” diyor. Bir de; “özele gelin” diyor “özele, eve gelin, başka şeyler de var” diyor. Onun ne olduğunu biz bilmiyoruz. “Halkın görmemesi gerekiyor” diyor. Yani “seyredenlerin görmemesi gerekiyor” diyor. “Çok acayip şeyler olacak eve gelirseniz” diyor. Ne olacağını bilmiyoruz, bir sır. Bardakçı biliyor, bir de o biliyor. Tombul Bardakçı ile o biliyor.
“Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.” Allah'ın selamı, bereketi ve rahmeti kardeşimizin üzerine olsun ve bütün milletimizin üzerine olsun, inşaAllah. “Allah dini uğrunda zahmetlerinizin ecrini Cenab-ı Allah size ihsan etsin inşaAllah Hocam” diyor. Zahmet değil de hizmet diyelim, zahmet niye olsun? Estağfurullah. “Sizden Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir müddet kendisinin Hz. Mehdi (a.s.) olduğundan haberi olmayacağı ve bunu bir müddet sonra bileceği konusunda aydınlatmanızı isterim inşaAllah. Önceden teşekkür ederim. Allah, yolunda sizi bütün belalardan korusun, inşaAllah. Refik” Azerbaycan, Bakü'den gönderiyor kardeşimiz. Azerbaycan’da binlerce sevenimiz var, binlerce. Azerbaycan kaynıyor, şu an hepsi seyrediyor Azerbaycan’da. Hepsine selam ediyorum.
Bediüzzaman diyor; “Mehdi (a.s.) çıktığında” diyor, “deccal de öyle, süfyan da öyle,” diyor, “çıktıklarında,” hatta “İsa (a.s.) da” diyor. Ahir zaman şahıslarının tamamı, bakın; Mehdi (a.s.), deccal, İsa Mesih (a.s.) ve süfyan; “bunlar çıktığı vakit hiçbiri kendisini bilmez” diyor. İlk bidayetinde, bidayet. Fakat zamanla farkına varıyorlar. Mesela süfyan son anda anlıyor kendisinin süfyan olduğunu. Bunu biliyorum ben. Hafız Esad'tır Ahir zaman süfyanı, biliyor. Mesela deccal son anda bilir kendisinin deccal olduğunu. Mehdi (a.s.) de zanneder. Yani “Allah-u alem çok benziyor” der ama diyor ki bak; “gerges kuşunun kanatlarının titremesi gibi Allah'tan korkar” diyor. Bak şimdi Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor Mehdi (a.s.) için. Böyle bir konuda bir insan nasıl Mehdilikten emin olsun veya iddia etsin? Bak “gerges kuşunun kanatlarını titretmesi gibi Allah'tan korkar, tir tir titrer” diyor. Şimdi bu kadar Allah'tan korkan bir insan, “ben Mehdi (a.s.)‘yim, Cennete gideceğim” diyebilir mi? Diyemiyor, diyemez. Ama bütün alametler o yönde ise hüsn-ü zan edenlerin hüsn-ü zannına, “inşaAllah öyle olur” der, dua eder. Yani başka ne desin?
Ama bakın ben net söylüyorum, bayağı aklı başında, delillerle konuşan ve her şeyi ispat eden bir insanım. Ben böyle biliyorsunuz hurafeye, ipsiz sapsız abuk sabuk şeylere hiçbir şekilde inanmam. Böyle uydurma şeyh hikayelerine de inanmam, uydurma hadislere de inanmam. Şimdi Ahir zaman hadislerinin özelliği vardır. Bakın, Şaşar Beşer Hoca dinlesin, Osman Hoca da dinlesin, ününe ün katsın Osman Ünlü Hocamız. Bakın hadislerin bir özelliği vardır; tahakkuk ettiğinde, olay meydana geldiğinde o hadis ne olur, biliyor musunuz? Tam sahih olur, tam gerçek olur. Çünkü Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerin bir kısmı alamet olarak zayıf hadistir. Ben bunları biliyorum. Bana öğretmelerine gerek yok. Mesela kuyruklu yıldızın çıkması Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan önce iki uçlu kuyruklu yıldızın çıkması ile ilgili hadis zayıf hadistir. Çıktı mı?
OKTAR BABUNA:Tam tarif edildiği şekilde Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak diyor ki; “iki ucu vardır”. Zayıf hadis, doğru. “Bütün kuyruklu yıldızların aksi bir istikamette gidecek” diyor. Böyle oldu mu?
OKTAR BABUNA: Oldu.
ADNAN OKTAR: Sahih ve doğru. İspat olmuş oldu. “Çok parlaktır” diyor, “diğerlerine göre daha parlaktır” diyor. Doğru mu?
OKTAR BABUNA:Altı kat daha parlak, evet.
ADNAN OKTAR:Daha parlak. Kardeşim teleskopla tespit ediliyor bu, Peygamber (s.a.v.) bunu vahiy ile biliyor. Çok büyük bir mucize bu.
OKTAR BABUNA:Siz açıklamıştınız Hocam, ayrıca; “öncesi kuraklık, sonrası bol yağış” deniliyor. Bu da aynısı ile oldu Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Bak Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “birkaç yıl yağmur yağmayacak” diyor, kuyruklu yıldız çıkmadan önce. “Kuyruklu yıldız çıktıktan sonra çok fazla yağmur yağacak, seller olacak, insanlar bundan rahatsız olacak” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet 2009 Şubat’ta çıktı.
ADNAN OKTAR:Oldu mu bunlar?
OKTAR BABUNA:Aynısı ile oldu Hocam.
ADNAN OKTAR:Şaşar Beşer Hocamız Hazretleri, şimdi sen Nur talebelerine yanlış şeyleri öğreten bir mühendissin benim gördüğüm. Bir çok yanlış bilgi veriyorsun. Bu zayıf dediğin hadis tahakkuk etti, duy. Ve hadis ne oldu? Sahih ve mütevatir hükmünde oldu, değil mi? Bundan sonra sen bu hadise zayıf diyemezsin artık. Sadece bu hadislere mahsus olarak bu böyledir. Ama mesela başka hadisler var, diyor ki; “Peygamber (s.a.v.) yemek yerken yemeğin, çorbanın içine sinek düştü” diyor. “Sineği aldı, tamamını batırdı Peygamber (s.a.v.). Sineği de aldı, kenara koydu” diyor. Şimdi bu alenen uydurma bir hadis ve aksinin ispat edilmesi mümkün değil. Sadece biz Peygamberimiz (s.a.v.)’ in, çünkü bu zamanla doğruluğu çıkacak bir hadis değil. Diyorlar ki; zamanla doğruluğun çıktığı nasılmış? Bir kanadının altında zehir varmış, bir kanadının altında panzehir varmış. Bir kere bu külliyen yalan, böyle bir şey yok. Yani böyle bir olay yok, doğru değil bu. İkincisi, böyle iğrenç bir şeyi nezafetin, inceliğin, güzelliğin, zarafetin, ihtişamın, aşkın, tutkunun insanı olan o güzeller güzeli, Allah'ın sevgilisi bunu yapmaz. Çok ayıp yapıyorsunuz. Böyle tiksindirici bir şey yapmaz. Bütün insanların gözü içinde çorbanın içine sineği batıracak, değil mi? Olacak iş mi bu?
OKTAR BABUNA:Olmaz tabii Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cübbeli ne diyor? “Hz. Hasan (r.a.) da, Hüseyin (r.a.) de ipek giyerdi. Niye biliyor musunuz? Bitten korunmak için” diyor. Yani haşa ve haşa Peygamberimiz (s.a.v.)’in evini bit basmış güya ve bu elbiseyle bitten korunuyorlarmış. Peki diğer insanlar ne yapacak? “Onları bit dalıyordu” diyor. Bir tek onlar böyle ipek giyerek kendini kurtarıyormuş. Kardeşim, bu ne biçim bir sözdür? Güzeller güzeli, onlar nur gibi, her gün banyo alıyorlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) her gün banyo alan bir insan. Mis gibi kokuyor. Tertemiz evi. Tahirdir Müslümanlar. Bit ne gezer orada? Yani akıl almaz cahilce sözler ediyor ve buna benzer sözleri var, yani çok tiksindirici sözler, ben söyleyemiyorum şimdi utandığım için. Çünkü “batılı iyice tasvir” derler, Bediüzzaman’ın bir sözü vardır, “safi zihinleri idlal eder” diyor. Şimdi o kadar tiksindirici şeyler anlatıyor ki böyle din adına, söylenecek gibi değil ve çok fazla; bir tane, iki tane, on tane, yüz tane değil. Nereden bulur bu sözleri, nasıl bulur ve nasıl bunu vicdanı kabul eder, ben anlayamıyorum. Ağzını doldura doldura anlatıyor, sürekli geğirerek sürekli anlatıyor. Kafasına da o şeyi yerleştirmiş böyle silo yarısı gibi silindir gibi bir şey bulmuş, şapka. Yani soba borusunu kesmiş gibi böyle, kafasına geçirmiş onu, aşçı şapkaları olur ya hani böyle onun gibi bir şey. Bir de rengarenk öyle takkeleri var. Böyle çok önemli olaylarda mesela Murat Bardakçı'nın huzuruna çıkacaksa daha da parlaklarını giyiyor. Ama hepsi böyle soba borusundan kesme gibi böyle, ne hikmetse o? Murat Bardakçı çok şık olduğunu söylüyor, “acayip şıksın” diyor. Hayranlıkla ifade ediyor böyle. Sen de giy bir tane, Murat Bardakçı'ya ondan bir tane Cübbeli hazırlasın kıyafet; o da kafasına soba borusundan kesme gibi bir takke geçirsin, ikisi beraber karşılıklı konuşsun. Zaten o da meraklı öyle şeylere. Ona da öyle bir Cübbeli'nin kıyafetinden. Mesela bak kendi toplantılarında böyle takım kıyafetli gençler, bizim çocuklar gibi kıyafetli olan çocuklar etrafında bulunduruyor. Bir tane sarıklı, cübbeli bulundurmuyor etrafında. Bu ne oluyor bu? Niye samimi fikrini ortaya koymuyorsun, değil mi? Samimiysen etrafında sarıklı, cübbeli insanlar olsun. Bir suç da değil ayrıca, bir anormal bir şey de değil. Yani, çünkü din adamıysa giyer sarık, kapalı mekanda bir şey olmaz, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, bir defa böyle bir soru sorulmuştu bütün çocuklara, şey demişlerdi; “sizce şu anda Hz. Muhammed, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yaşasaydı kıyafeti ne olurdu, ne giyerdi?” İşte bayağı bir cevaplar verilmişti. Onda da şey açıklanmıştı; “her zaman işte en modern hangi kıyafetse; yakışan, rahat, tabii ki şu andaki kılığımızdan hiçbir farklı şekilde giyinmezdi” diye bir cevap çıkmıştı. Ben şu an çok iyi ifade edemedim de, o kadar güzel bunu anlatmışlardı ki.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında müşriklerin hepsi sarık takıyordu. Museviler de sarık takıyordu, Hıristiyanların da sarığı vardı. Hepsi cübbe giyiyorlardı. O devrin kıyafeti oydu. Yani filmlerde de görüyorsunuz mesela, değil mi? Filmlerde gördünüz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in devrini anlatan filmlerde müşriklerin hepsi sarıklıdır. Hepsinin cübbesi var. O devrin kıyafeti o. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.) de o devrin kıyafetini giymiştir. Ama ben sarığa, cübbeye karşı değilim. Gayet de güzel olur, isteyen giyebilir yani. Bilmiyorum dışarıda, sokakta tabii ki şu an kanunlara göre mümkün değil ama isteyen evinde takar, giyer. Yakışıyorsa, hoşuna gidiyorsa yapsın. Güzel, hoş da oluyor yani görünümü. Ben kıyafette bir sınırlamaya taraftarı değilim. İsteyen istediği gibi giyinsin ama orada ben samimi bulmuyorum. Çünkü takım elbiseli gençler; böyle modern, sakalsız, değil mi? Sakallarını kesmiş, modern tıraşlı gençlerden büyük bir ekip oluşturmuş, etrafında onlar var. Beyonce’nin programındaki gibi maytaplar falan, ışıklar yaptırıyor. Bir yandan Michael Jackson’a özeniyor, kafasına konfetiler yağdırtıyor. Yani sen hangi şeyi savunuyorsan, tam onu samimi olarak yaşaman lazım. Yani Michael Jackson’ı örnek alıyorsan, o ayrı mesela, değil mi? Kimi örnek alıyorsun sen? Filmi var mı onun, göstersene şu filmini. O Michael Jackson programındaki gibi var ya; maytaplar, ışıklar falan yapıyor, alevler içerisinden çıkıyor.
“Hocam, selamun aleyküm. "Ermenistan kardeşimiz" dediniz az önce. Bu söylediğinizde ciddi miydiniz?” diyor. Çok sevimli kardeşim. Gökhan kardeş, biz Ermenilere ne diyorduk biliyor musunuz, Osmanlı döneminde? “Millet-i sadıka” diyorduk. Ne demek biliyor musun? ‘Sadık millet’. Bunu Osmanlı Devleti söylüyordu, bütün Osmanlı ülkesi, ecdadımızın tamamı söylüyordu, ‘sadık millet’ diye. Ve Mehmetçiği, askerlerimizi, Ermeni paşalar da vardı, onlara emanet ediyorduk, ‘sadık millet’ diye. Çok fazla Ermeni paşamız vardı bizim, devlet adamlarımız vardı. Kanla değil bu konular. Bizim sonradan onlarla aramızı açtılar. Faşizmin, Darwinizmin, komünizmin devreye girmesinden sonra biz Ermenilerle bu çizgiye geldik. Ermeni halkı katliam yapmaz, çok mazlum onlar. Bir Ermeni anne, bir Ermeni baba, bir Ermeni delikanlı, bir Ermeni genç kız adam öldürmez, cinayet işlemez, değil mi? Kimse Müslümanları oturup şehit etmez. Bir avuç serseri, it kopuk, katil sürüsü, faşiste ve komüniste bunları yaptırdılar. Dolayısıyla bütün Ermeni milletini bu yönde suçlamak çok yanlış olur. Bizim inşaAllah, yed-i emanımızdalar. Allah’ın izniyle, onlar bizim korumamız altındalar. Osmanlı döneminde de öyleydi. Kıllarına, tüylerine zarar getirtmeyiz. Tabii ki kardeşimiz, tabii kardeşimiz. Ermeni hanımla evleniyorsun. “Kardeşim”, “sevgilim” diyorsun “aşkım” diyorsun evlendiğinde, hanımına. Orada niye rahatça diyebiliyorsun bunu? Helali olmuş oluyor, değil mi? Tamam, orada niye şaşırıyor o zaman Gökhan, değil mi? Evleniyor, çoluğu çocuğu oluyor, değil mi? Bunda şaşacak ne var? Her türlü iltifatı ediyor hanımına. Ermeni, Ermeni oluyor. Kuran’da var, açıkça bildiriliyor, Ehl-i Kitap’la evleniliyor, değil mi? Yemeği yeniliyor. Onun için sakın, yani bizi kışkırttıkları şeyde sakın öyle bir düşünceye girmesinler. Bizi birbirimize kırdırmak istiyorlar, dünyayı kan gölüne çevirmek istiyorlar. Bu deccalin kararı. Ben de deccalin kafasını böyle vura vura, vura vura, sekiz tur attırıp, yerine oturtturacağım. Hafiften ‘çıt’ diye ayıracağım; ilimle, bilimle.
Ben çakallık yaptırtmam, kan döktürtmem, döktürtmeyeceğim. Armageddon savaşını yapmaya kalktılar, bu kepazeliğe hazırlanıyorlardı. Bunu da engelledik. Kan istiyor adamlar, bak kadını gösterdik; “atın boynuna kadar kan gelecek” diyor kadın. Gayet güzel bir kadın, hoş bir kadın. “Ve ben bizzat elimle öldüreceğim Müslümanları” diyor, “bizzat elimle keseceğim onları” diyor. Cübbeli ne diyor? “Mehdi (a.s.) çıkacak” diyor, değil mi? “Ne kadar Şii varsa, ne kadar Caferi varsa,” sayıyor, “Vehabi varsa, kıtır kıtır kesecek, pırasa doğrar gibi” diyor. Al sana bir kesmeci daha. Al bir kancı daha. Yok böyle şey. Sözünü geri aldırdım, hepsini aldırıyorum. Kan yok. Bak, bütün dünyanın internet sitelerinde benim bu demecim yayınlandı şu an, her yerde. Süratle de yayınlanıyor. Sünni sitelerde de yayınlanıyor. Kan yok, savaş da olmayacak. Savaş olması için, Hızır (a.s.)’dan destur almaları lazım. Hızır (a.s.)’ın hiç niyeti yok. Öyle bir şey yok. Destursuz hareket edemezler. İzin almadan hareket edemezler. Hızır (a.s.)’ın izni yok, Allah’ın dilemesiyle. Anlaşıldı mı? Adım atamazlar, adım atamazlar. Yani söylemeyeyim. Bak açıkça söylüyorum, yüzyıldan beri Armageddon’a hazırlanıyorlardı. “Olmayacak” dedim, yapamıyorlar, yapamazlar. Basiretleri, ferasetleri bağlandı, yapamıyorlar. Eli gidiyor düğmeye, geri çekiliyor. Gidiyor düğmeye, geri çekiliyor. Eli kırılır basamaz o düğmeye. Yani bir bildiğimiz var ki söylüyoruz, değil mi? O düğmeler korunak altında şu an, inşaAllah. Yok öyle şey. Çoktan, dünyayı kan revan içinde bırakacaklardı. Amerikan dış politikası, Amerikan siyaseti, doğrudan Armageddon’a göre konuşlanmıştı. Yani hazırlanan atom bombaları, silahlar, direkt Armageddon içindi. Bütün silahlanma Armageddon içindi. Irak’ın işgali Armageddon içindir, Afganistan’ın işgali Armageddon. Yani Hz. İsa (a.s.)’nın inişine hazırlık içindi. Biz dedik ki; “kardeşim” dedik, “siz nasıl bir hazırlık yapıyorsunuz? Kanla, irinle bu işin alakası yok. Sevgiyle, kardeşlikle gelecek İsa Mesih (a.s.) ve geldi” dedim. Papa da merak ediyor yerini, “İsa (a.s.) nerede?” diyor. Söylemem. Çünkü o lafı geri alacaklar. Dedi ki Kardinal; “İsa (a.s.) gelse, bizzat kendisi, gerçekten görsek de hakikatiyle, biz bu sistemden vazgeçmeyiz” dedi. Senin o ağzını İsa (a.s.) mesh edecek ve o kelimeler geri gidecek. Bütün sistem değişecek. Hepsi Kuran’a tabi olacaklar, hepsi Muhammedi olacaklar. Muhammedi Musevi, Muhammedi İsevi olacaklar. Kuran’ı kabul etmeden gerçek İsevi olmak mümkün değildir. Kardeşim kaç çeşit İncil var? Yüzlercesini yok etmişsiniz. Zeus’a özeniyorlar, Zeus. Put olan Zeus. Var ya o, işte…
OKTAR BABUNA: Tanrı anne. Yarı Tanrı, yarı oğul.
ADNAN OKTAR: Yarı Tanrı, yarı oğul.Hz. İsa (a.s.)’yı da yarı Tanrı yapmaya kalkıyorlar ve putperestlik devrinin oyunu bu. Böyle bir belanın içinden bütün Hıristiyanları çekip çıkaracağız. Böyle bir oyuna düşürttürmem ben. Allah bir, bunu bilecekler. Hz. İsa (a.s.) da Allah’ın Resulüdür.
Oktar Hocam, ne anlatalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Cübbeli’nin Abdi İpekçi’deki görüntülerini sormuştunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak, Michael Jackson’ın aynısı.
OKTAR BABUNA: Göstereyim mi Hocam?
-VTR-
ADNAN OKTAR: Bak, ateşler saçılıyor görüyor musun? Beyonce’nin programında falan olan şeyler. Kafasından da yağmur gibi konfeti yağıyor. Çocuklar, etrafındaki gençlerin hepsi grand tuvalet, değil mi? Yani normal takım elbise giymişler, kravat takmışlar. Kravata şiddetle karşı, “sakalın kesilmesi haram” diyor, “fasıktır sakalını kesen” diyor. Niye o zaman onları topluyorsun oraya? Söylesene, “ben” dersin, “sakalını kesmiş adamlarla konuşmak istemiyorum.” Çünkü sen kendi talebinle geliyorlar adamlar, değil mi? Kendin topluyorsun etrafına. Madem öyle, niye onları bu kadar yakınına alıyorsun. O maytaplar, bilmem neler, ateşler falan, bu neyin nesi? Kafadan yağan o maytaplara vereceğin paraya, o konfetilere vereceğin paraya kitap alsan, Müslümanlara dağıtsan daha güzel olur, inşaAllah.
“Sevgili Hocam, selamun aleyküm.” Ve aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Ben dün, Osman Ünlü’ye, bana, bu üç bin yılla ilgili kaynak istedim. "Neye dayanarak bunu bana anlattınız?" dedim. Bana mail göndermiş, Mektubat, 209. Mektup’u göndermiş. Bu arada da zaten "Peygamber Efendimizin (s.a.v.) irtihalinden bin sene geçtikten sonra" diyor. Yani buna delil diye gönderdiği kaynak, zaten sitenizde yayınladığınız söz. Anlaşılan yavaş yavaş kabul edecek, inşaAllah, Allah’ın izliyle.” Bakın, bu çok güzel, kardeşlerimiz uyanıklar. Yani bundan sonra Müslümanlara doğru söylememek çok zor, çok çok zor. Osman Ünlü, bak köşeye sıkışmış. Ne yapmış? Mektubat, 209. Mektup’u göndermiş. Orada ne diyor? “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in irtihalinden bin yıl geçtikten sonra Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) gelir” diyor, değil mi? Hani İmam-ı Rabbani’nin vefatından sonra, bin yıl geçtikten sonraydı ha Osman Ünlü Hoca? Ünlüsün de doğru söylememede ünlü oluyorsun bu durumda yani, değil mi? Öyle yapmayacaksın, doğru konuşacaksın. Doğru söylememek haramdır, değil mi? Kuran’ın açık hükmü var. “Sorduğum soru: "Gönderdiğiniz yazıyı okudum, ama demişsiniz ki; ‘Kendisinden bin sene sonra geleceğini bildirmiştir.’"” Yani İmam-ı Rabbani’nin. “"Bana bununla ilgili İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ındaki yerini ve sayfasını gönderebilir misiniz? Ben Mektubat’ta böyle bir bölüm bulamadım." Osman Ünlü’nün cevabı, "Cevap: ‘209. Mektup, Mektubat’ı aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.’"” Hakikat Kitapevi’nin adresini vermiş. “Sorumun devamı: "Bana kaynak gösterir misiniz? Bu şahsi fikriniz mi? Lütfen bana sorularımın cevabını verebilirseniz sevinirim." "Cevap: ‘Sitemizde deniyor ki, Resulullah (s.a.v.)’ın vefatından bin sene geçtikten sonra’”. İnanamıyorum, baksana, açıklamayı görüyor musun? “Resulullah (s.a.v.)’ın vefatından bin sene geçtikten sonra” diyor. Burada nerede “İmam-ı Rabbani’nin vefatından bin sene geçtikten sonra” ifadesi?
OKTAR BABUNA: Evet yok, öyle bir ifade yok Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “"Ümmetimden gönderilen alimlerin sayısı az ise de İslamiyet’i tam kuvvetlendirmeleri için çok yüksek olacaktır. " Resullullah Efendimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’nin teşrif edeceğini haber vermiştir. "Bin sene sonra gelecektir, Hz. İsa (a.s.) da bin sene sonra gökten inecektir." Burada açıkça "bin sene sonra gelecektir" deniyor. Yani İmam-ı Rabbani’nin kendisinden bin sene sonra geleceği bildiriliyor diyor.” Ya Hocam, etme gözünü yiyeyim. Yani inanılır gibi değil, bu ne cesaret? Bak diyor ki; “Resulullah’ın vefatından bin sene geçtikten sonra” diyor, “ümmetimden gönderilen alimlerin sayısı az ise de, İslamiyet’i tam kuvvetlendirmek için çok yüksek olacaklardır.” Resulullah Efendimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’nin teşrif edeceğini haber vermiştir. Bin sene sonra gelecektir.” Ama bu bin senenin ne olduğunu Mektubat’ta açık açık anlatıyor. Niye sen kafana göre bir bin sene daha ilave ediyorsun da üç bin yıla çıkarıyorsun? Bakın, diyor ki; “Bilesin ki,” Mektubat, 209. Mektup; “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihali üzerinden,” vefatı üzerinden, “bin sene geçtikten sonra,” bakın nerden sonra bin sene olduğunu bir kere açıklıyor. Başka bir açıklaması yok. Yani “benim vefatımdan sonra” diye hiçbir şekilde bir ifadesi yok İmam Rabbani’nin. Böyle bir söz yok. Bak “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihali üzerinden” yani vefatı üzerinden, “bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar. Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki:” “az olsunlar.” Kim bunlar? İmam Rabbani, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.). “İsterse az olsunlar. Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki: Şeriatın takviyesi, pek tamam tekliyle hasıl ola. Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi (a.s.)'nin gelişi de bunun içindir.” Aradan bin sene geçmenin ne olduğunu burada açıklıyor. Hazret ne yapıyor, ünlü doğru söylemeyen Hocamız? İlave yapıyor kafasından. Kimle ilgili diyor? Diyor ki “İmam Rabbani’nin vefatından bin sene sonra” diyor.
OKTAR BABUNA:Öyle bir şey hiç yok Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Hocam, nerede böyle bir ifade var? Niye doğru söylememekle ünleniyorsun? Doğru söyleyen insan olsana. Bak, “aradan bin sene geçtikten sonra,” ama bu bin seneyi Peygamberimiz (s.a.v.) ortada bırakmamış, açıklamış. Dürüst olsun. “Yani” diyor bak, ‘yani’ ne demek Osman Ünlü Hoca? “Yani Resulullah (s.a.v.)’ın irtihali üzerinden bin sene geçtikten sonra.” İmam Rabbani’nin değil. “Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi (a.s.)'nin gelişi de bunun içindir” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra olduğunu zaten açıklamış burada, inşaAllah. Orada kurnazlık yapıyor, bu cümleyi İmam Rabbani bir daha tekrarlıyor ya, ona İmam Rabbani’nin vefatını ilave ediyor. O zaman o doğal olarak bin sene daha atmış oluyor. Kendince uyanıklık yapıyor. Mesela bak yine burada çok açık, 628. Mektup’ta çok açık açıklıyor; “Bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlamasıyla başlar. Yani Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihalinden itibaren,” vefatından itibaren.
OKTAR BABUNA:Çok açık Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Bak “Bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlamasıyla başlar.” Hicri 1000’den sonra kaç geliyor?
OKTAR BABUNA:2000.
ADNAN OKTAR:2000 geliyor, değil mi? “Yani Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihalinden itibaren.” Bak buna sürekli açıklık getirmiş. Hiçbir yerde “İmam-ı Rabbani’nin irtihalinden itibaren” demiyor ve bin yıl daha ilave etmiyor. “Şeriatın teyit hasletleri, milleti tecdidi bu ikinci bindedir.” Başka bir ikinci binden bahsetmiyor. “Bu davanın doğruluğuna adil şahid:” bak yalan söyleyenlere karşı, doğru söylemeyenlere karşı ne diyor İmam Rabbani? “Bu davanın doğruluğuna adil şahid: İsa (a.s.)'nın, Mehdi (a.r.)’nin bu bin içinde var oluşlarıdır.”
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, çok açık Hocam inşaAllah. İkinci binin içinde.
ADNAN OKTAR:İkinci binin, bak. 628. Mektup’ta çok açık. “Bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlamasıyla başlar. Yani Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihalinden itibaren bu ikinci binde” yani 1000’den sonra ikinci binde, Hicri 1000’den sonra ikinci bin başlıyor, değil mi? “Şeriatın teyit hasletleri, milleti tecdidi bu ikinci bindedir. “Başka ikinci binden bahsetmiyor. Bir tane var. “Bu davanın doğruluğuna adil şahid: İsa (a.s.)’nın, Mehdi (a.s.)'nin bu bin içinde var oluşlarıdır.” Nerede burada İmam Rabbani’nin vefatından sonra bir bin daha ilave etmek ifadesi?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Sadece ikinci binden bahsediyor. “Hepsi orada” diyor; İmam Rabbani de orada, Hz. İsa (a.s.) da orada, Hz Mehdi (a.s.) de orada, inşaAllah. Böyle yanlış söylemelerine karşı da susmasın kardeşlerimiz. Gözlerimizin içine baka baka televizyonlarda bizlere yanlış bilgi vermesinler. Ayıp yapıyorlar.
ADNAN OKTAR:“Sayın Hocam sohbetinizden çok hoşnut oluyorum” diyor. “Bayanlara iltifat etmenizi uygun bulmuyorum” diyor, Bayburt’tan kardeşimiz. Ben iltifat etmekten çok zevk alıyorum, onlar benim canım. Allah yaratıyor, Allah benim beynimde yaratıyor. Onun gözleri dışarıda kara değil, dışarıda simsiyah bir görüntü vardır. Işık olsa bile saydamdır, dışarıda renk yoktur. Ben Allah’ın tecellisi ile karşılaşıyorum, övdüğüm Allah’tır. İnsan suretinde Allah tecelli eder. Allah’ı översin, inşaAllah. “di gel bayburt di gel bayburt di gel sende nem kaldı” diye güzel bir şarkı vardı. Kardeşimiz de “nem kaldı” tarzı bir ifade söylüyor, işte yanlış olan şeyleri biz açıklıyoruz.
Ama helal olsun kardeşimize, bak Hocamızın, Osman Ünlü’nün tam bu konudaki bitişinin raporudur yani, şu kardeşimizin bak. Susmasınlar kardeşlerimiz, böyle Nur talebelerinde de mesela doğru söylemeyenleri mutlaka uyarın. Mesela bu Samanyolu TV’de ve Mehtap TV’deki bu mühendislik uygulamasının amacını öğrenelim. Bediüzzaman neden silindi? Niye Bediüzzaman yok artık? Niye İmam Rabbani yok? Niye Abdulkadir Geylani yok artık? Bunu öğrenelim biz. Bu Şaşar Beşer Hoca, mutlak müctehid, mutlak müceddid ve bütün müceddidlerin üzerinde mi bu insan? Bize açıkça söyleyin. Değil mi? Yani Mehdi (as)’yi, Hz. İsa (a.s.)’yı adam kökten reddediyor ve Kütüb-i Sitte’nin hemen hemen yüzde seksenini reddediyor gördüğüm kadarıyla. Yani çapını da bilmiyoruz şu an, mesela şu doğru şu eğri, yani “ben bilirim” diyor adam. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud, bu alimlerin “hiçbiri bilmez” diyor. “Ben biliyorum, bana sorun” diyor. “Yüzde doksan beşin üzerinde kitaplar geçersizdir” diyor, Ehl-i Sünnet eserler, “yüzde doksan beşin üzerinde geçersizdir” diyor. Ne demek istiyor bir netleştirelim? Bu durumdan Fethullah Hocamızın haberi var mı? Hocamızın etrafındaki durum nedir? Yani o nasıl şartlarda yaşıyor? Bize bilgi versinler.
Ben Hocamı alıp getirteceğim, Fethullah Hocamı. Dünya iyisidir o, talebeleri de nur gibidirler mübarekler. Bak nerede iyi varsa, onların üstüne bir dikkat çekme oluyor. Ben buradaki mühendisliği deşifre edeceğim, ben bunu kabul etmem. Bu, nur gibi tertemiz insanlara da en ufak bir leke sürdürtmem. Fethullah Hocamın üzerindeki baskının da kalkmasını istiyorum ben, çok rahatsız oldum. Adam mı öldürmüş, banka mı soymuş, gasp mı yapmış, ne suçu var Hocamızın? Nasıl gelemez kendi öz vatanına? Nasıl özgürce sokaklarda yürüyemez? Alıp getireceğiz Hocamızı. Bu çok acayip bir şey ve sevgi göstereceğiz. Yok, gelecekmiş de büyük miting yapılacakmış, yer yerinden oynayacakmış. Hocam böyle şeylerden hoşlanmaz. Şöhret insanı değil, öyle şeylerin meraklısı değil. Bir de zaten ruhu duygusal. Zaten şekeri var, kalbi var, bilmem şu var bu var, yani canıyla bir şey içerisinde, bir cehd içerisinde, bir mücadele içerisinde. Böyle bir insan zaten heyecanı kaldırmaz, öyle bir inan. Bir de ne yapsın bu yaşından sonra böyle bir şeyi o. O, insanlar iyi olsun, güzel olsun, İslam ahlakı dünyaya hakim olsun. Mehdi (a.s.) aşığıdır Fethullah Hocamız, aşkından şiirler yazmıştır Mehdi (a.s.)’ye. “Sen Yusuf musun?” ve diğer birçok şiirinde aşk ile anlatmıştır. Mehdi (a.s.)’den bahsedildiğinde cezbeye giriyor, kendini kaybediyor Fethullah Hocamız. Alsınlar, o devrin kasetlerine bir baksınlar. Talebelerine; “şu an görüyor gibiyim” diyor, yer yerinden oynuyor, kendini kaybediyor Mehdi (a.s.)’den bahsederken. Adım adım manevi rabıtayla takip etmiştir Mehdi (a.s.)‘yi, en ince detaylarına kadar bilir. Nereye geldiğini, nerede faaliyet yaptığını, hangi aşamada olduğunu hepsini biliyor. İsa Mesih (a.s.)’in geldiğini Nur talebelerinin bir kısmı bilir. Zübeyr Ağabey’dir işin kilit noktası, Zübeyr Gündüzalp Ağabey. “Mehdi (a.s.) gelecek” diyordu. “Bediüzzaman, Mehdi (a.s.)’nin öncüsü” diyordu Zübeyr Gündüzalp Ağabey. Hiç bir şekilde “Mehdi (a.s.) Bediüzzaman’dır” demedi, “onun pişdar neferi, öncü bir askeridir” dedi Zübeyr Ağabey ve Mehdi (a.s.)’yi bekliyordu o. Mehdi (a.s.) aşığıydı Zübeyr Gündüzalp. Üstadımızın, Bediüzzaman’ın en sevdiği talebesidir Zübeyr Gündüzalp ve Seyyid Salih Özcan Hocamız. Sungur Ağabey, mesela Sungur Ağabey’e ben bizzat sordum. Çıksın yalanlasınlar, hiç kimse aksini söyleyemez. Benimle ilk karşılaştı, adımı-soyadımı sordu, “memleketin neresi kardeş?” dedi, cebinden defter çıkardı, adımı-soyadımı yazdı, bir ebced hesabı yaptı. Sonra biz ilerledik Hocamızla, “Hocam, Mehdi (a.s.) Nur talebesi mi olacak?” dedim. “Nur talebesi olmayacak” dedi. Muazzam bir ifade bu, çok sarsıcı. Bütün Nur talebeleri, “Mehdi (a.s.) gelecek” diyenler de mutlaka Nur Talebesi olacak zannediyorlardı. “"Nur Talebesi olmayacak"” dedi” dedi, Bediüzzaman için. “Peki, nasıl olacak Hocam?” dedim. “"Bambaşka olacak" dedi” dedi Sungur Ağabey, elini de kaldırarak, “bambaşka olacak” dedi. Bakın burada hayret verecek şey, ilk defa karşılaştım ben, ilk defa. Bediüzzaman’ın sır katibidir Sungur Ağabey, yani sırlarını bilir. Beni tanımaz bilmez, ilk defa görüyor. Bir Nur talebesinin, Nur talebesi olsa dahi, senelerini verse dahi böyle bir sırrı öğrenmesi mümkün değildir, söylemez Sungur Ağabey, asla söylemez. “Şahs-ı manevidir,” “Bediüzzaman’dır” der, geçiştirir, asla söylemez. Net olarak söyledi. Ben de artık çekindiğim için üstelemedim, yani ayıp olur, yani artık hani tedirgin olur diye başka soru sormadım. Geçenlerde de konuştuğumuzda da, “"ben görmeyeceğim, sen göreceksin" dedi” dedi. Talebeleri böyle hayret içinde kaldılar. Seyyid Salih Özcan Hocama da bak; “benim alnıma vurdu şakadan” diyor, “"keçeli keçeli" dedi” diyor, Mehdi (a.s.) konusunda “"Mehdi (a.s.)’yi ben görmeyeceğim, sen göreceksin" dedi” diyor. Ama Üstad diyor ki; “ben hem seyyidim, hem şerifim” diyor. Bütün Nur talebeleri için de “seyyid ve şeriftir” diyor, hepsi. “Biz manen seyyidiz” diyor, “manen.” Ama “neseben Mehdi (a.s.) seyyid olacak” diyor Bediüzzaman. Yani seyyidliğini Bediüzzaman kabul ediyor “ben seyyidim” diyor, hakikatten de seyyiddir. Çünkü “meşreben” diyor, “manen Hz. Ali (r.a.)’nin veled-i manevisiyim” diyor “Hz. Ali (r.a.)’nin evladıyım.” Hz. Hasan (r.a.) ve Hüseyin (r.a.) onun soyundan olduğuna göre, hem Hasani hem Hüseyini olması gerekir tabii ki. Nasıl olacak başka türlü? Bir insan, Hz. Ali (r.a.)’nin veled-i manevisi olması için Hasani ve Hüseyini olması mecburidir zaten, onun soyundan geliyor olması için. Onun için “her iki soydan da geliyorum” diyor, “ama manen” diyor, buna açıklık getiriyor. Hatta Seyyid Salih Özcan Ağabeyimizin böyle çocuksu bir temizliği olduğu için, bak; “sakın kimseye de söyleme” demiş, inşaAllah. Ama sonra bunu şerh edip açıklıyor, her yerde söyledi. Mesela onun kendisini “ben seyyid miyim?” diyor. Ona soruyor, “tabii ki seyyidsiniz efendim” diyor. Tabii ki seyyiddir, biz de öyle kabul ediyoruz. Ama manen seyyidir. Fakat hadiste kastedilen neseben seyyiddir, silsile olarak seyyiddir, inşaAllah. Yani alnına vurup “ben Mehdi (a.s.)’yi görmeyeceğim, sen göreceksin” demenin başka ne açıklaması olur? Sungur Ağabey’e niye desin böyle bir şey? Ve “Nur talebesi olmayacak” diyor. Bakın çok açık söylüyor Bediüzzaman, değil mi? Ve “"bambaşka olacak" dedi” diyor. Ama ilk gördüğünde söylemesi harikadır.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak adımı yeni öğrendi, 15-20 saniye sonra söyledi. Yahut abartmayayım da bir dakika, bir buçuk dakika diyelim yani.
“Selam Hocam, size Nur talebesi kardeşlerimizi bir konuda şikayet etmek istiyorum. Belki sizin vereceğiniz öğüdü dinlerler de tavırlarını düzeltirler. Hocam internette herhangi bir Nurcu sitede,” Nur talebelerinin oluşturduğu sitede diyelim, “örneğin Risale Haber’de, bir konuda Rahmani yorum yazdığınızda, hemen çok çirkin bir üslupla karşılık buluyorsunuz. Eleştiriye zaten çok çirkin karşılık veriyorlar ama bunun dışında herhangi güzel bir yoruma da hemen saldırgan bir karşılık geliyor. Elbette genelleme yapılamaz ama hiç şaşmadan çoğu Nurcu sitede bu şekilde. Hocam Müslüman kardeşlerimize hiç yakışmayan bu duruma lütfen bir şey söyleyin. Sizi dinleyeceklerine eminim, inşaAllah. Saygılarımla” diyor. Deneyelim. Şimdi kardeşimizdeki gibi, ben çok nadir böyle vakalarla karşılaşabiliyorum. Ama Nur talebeleri genellikle çok efendi, oturaklı, halim-selim, naif insanlardır; nezih insanlar; kibar, saygılı insanlardır; derin düşünürler. Ama olur mesela orada, onun link adresini biliyorsa orada bir işte değişik bir şahıs, kendi kafasına göre cevap veriyor olabilir, bu Nur talebelerini bağlamaz. Benim kanaatim, bundan sonra deneyin, mutlaka güzel cevap alacaksınız. Böyle bir şey olmaz, inşaAllah. Çünkü onlar öyle karmaşadan, gerilimden, çirkin sözden şiddetle kaçınan insanlardır, çok halimdirler. İnşaAllah.
“Bismillahirrahmanirrahim, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Selamun Aleyküm.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetüllahi ve berekatühü. “Sizin bildiğiniz gibi Allah, zamandan ve mekandan münezzehtir. Sizin hakkınızda bir söylenti ortada dolaşıyor, sözde yani sizin dilinizden; Allah’ın her yerde mevcut olduğunu söylemişsiniz. Bunun aslı nedir? Allah’a emanet olun.” Evet, Allah her yerdedir. Allah; “şah damarınızdan size daha yakınım” diyor, Kuran’da ayet var. Şah damarı bizim içimizde değil mi?
OKTAR BABUNA:İçimizde Hocam.
ADNAN OKTAR:Muhkem, açık ayet bu, yani Allah ima etmiyor ki burada, net. “Size sizden daha yakınım” diyor Allah, “şah damarınızdan daha yakınım.” Bakın bizim içimizde, vücudumuzun içindeki bir damardan bahsediyor; “şah damarından daha yakınım” diyor. “Nereye dönseniz, Allah’ın yüzü oradadır” diyor. Burada kastedilen, Allah diyor ki; “Ben zamansız ve mekansızım, zamansız ve mekansız olarak her yerdeyim” diyor Allah. Zamansız ve mekansız olarak Allah her yerdedir, Allah’ın olmadığı hiçbir yer yoktur, inşaAllah. Öbürleri ne diyor biliyor musunuz? “Allah nerede?” diyoruz, “gökte” diyor, “gökte bir yerde duruyor Allah” diyor. “Dünyada Allah var mı?” ”Allah yok dünyada” diyor. “Nasıl var?” “Sadece ilmi var Allah’ın, Allah burada yok” diyor. Bir süre sonra ilmi de yok” diyor arkasından, “bir tek ben varım” diyor. Sonra da işte Marksizmin, diyalektik felsefenin zırvalarına geçiyor. Bırakacaklar bunu, Allah her yerdedir. Allah’ın olmadığı hiçbir yer yoktur. Ama bakın dikkat edin, zamansız ve mekansız olarak. Biz zamanlı ve mekanlı aciz varlıklarız, acz içindeyiz. Allah zamansız ve mekansızdır, her yerdedir. Allah’ın olmadığı hiçbir yer yoktur. Hz. Musa (a.s.) asasını attığında, bir anda Allah onu yılan şekline getiriyor. Her yerdedir, ama zamansız ve mekansız olarak inşaAllah. “Şah damarınızdan daha yakınım” diyor.
OKTAR BABUNA:Şah damar en içerideki damar Hocam, beyne giden.
ADNAN OKTAR:Evet, “Ben sizin içinizdeyim” diyor Allah, ama zamansız ve mekansız olarak, bu çok önemli. Bunu unuttukları için şaşırıyorlar, zamanlı ve mekanlı olarak Allah var zannediyorlar. Zamanı ve mekanı biz aciz kulları için yaratıyor Allah, biz zamana mahkumuz. Allah andır, tek bir an. An nedir biliyor musunuz? Saniyenin katrilyonda biri değil, sonsuz kısa zamandır. Sonsuz kısa zamanda, sonsuz önce ve sonsuz sonrayı yapıp bitirmiştir Allah. ‘Cüzi irade’, ‘külli irade’ dedikleri her şey sonsuz kısa an içerisinde olup bitmiştir. Aksini söyleyen gelsin.
OKTAR BABUNA:Evet, bilim adamları da, siz daha iyi bilirsiniz, söylüyor Hocam, inşaAllah. “Big Bang’ten önce zaman ve mekan yoktu” diyorlar, “Big Bang’le yaratıldı diyorlar” inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim her zaman söylüyoruz, bakın yine söylüyorum. (Masayı tıklatarak) Duyduk mu bu sesi? Evet. Bir daha (masayı tıklatıyor); o sesi, o sesle kafamızda kıyasladık, beynimizde bir inanç meydana geldi, inanç. Bunun adına “zaman” deniyor. Beynin içinde oluşuyor. Allah’ın böyle bir sisteme mahkumluğu -haşa- yoktur. Biz zamanın içerisindeyiz, anlaşıldı mı?
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: “Allah burada yok” deyince, onu iman alameti görüyorlar. “Allah gökte oturuyor” dedin mi, onu da iman alameti olarak görüyorlar. Putperestlerin dediği gibi, onlar da; “Zeus gökte oturuyor” diyorlar, haşa. Oradan alınmadır. “Göğe elimizi kaldırdığımızda” diyor, değil mi? Tamam, göğe Kuzey Kutbu’nda kaldırmıyor musun? Kaldırıyorsun. Güney Kutbu’nda da kaldırıyorsun. Merih’te, Venüs’te; oradaki Melekler, cinler, hepsi elini kaldırıyor. O zaman Allah nerede oluyor? Her yerde olmuş oluyor, değil mi? Yerin içindekiler de elini kaldırmıyor mu? Yerin merkezindekiler de elini kaldırıyorlar, değil mi? Hepsi elini kaldırdığına göre, Allah her yerde. Hani gökteydi, haşa? Bak bunu bile akledemiyorlar. Ben bunu söyledikten sonra dünya çapında bu iddiadan vazgeçtiler, dünya çapında.
OKTAR BABUNA: Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Böyle garip garip Hocalar, kafalarına bez sarmış adamlar, sarığa güya özenmiş ama sarığa benzemiyor, sargı bezi gibi kafasına sarmış, çıkmış bana küfür itham ediyor. Sonra da çıktı dedi ki; “özür dilerim, çok yanlış anlamışım, ben bilmiyormuşum. Doğruyu şimdi anladım” dedi. Kardeşim, asıl sen küfür içinde oluyorsun. Ne konuştuğundan haberin var mı senin? Allah’a mekan izaf ediyorsun sen, “Gökte bir yerde oturuyor” diyorsun sen. Allah sonsuzdur, sonsuzdur. Evveli ve sonu yoktur Allah’ın. Ve sonsuz anı yaratmıştır ve zamansız ve mekansızdır. “Ben kavramaya çalışıyorum” diyor. Sen nasıl kavrarsın biliyor musun? Allah’ın sana kaderde yarattığı kadar kavrayabilirsin, bunun dışına asla çıkamazsın. Darwin’i yaratan Allah’tır, Firavun’u yaratan Allah’tır, Stalin’i yaratan Allah’tır, Marx’ı yaratan Allah’tır. Amerika’yı, Rusya’yı yaratan Allah’tır. Hepsi, Allah’ın yaratmasıyla hareket edebilirler. Musa (a.s.)’yı, İsa (a.s.)’yı, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i yaratan Allah’tır, Mehdi (a.s.)’yi yaratan Allah’tır. Hani Armageddon yapıyordunuz, hani yapıyordunuz? Yapın bakalım. Yapamazsınız. Hem Mehdi (a.s.) olacak, hem İsa (a.s.), hem Hızır (a.s.), siz de Armagedon yapacaksınız, öyle mi? Armageddon’un, ‘A’sını yapamazsınız, ‘A’sını. Kan da akıtamayacaksınız, hiçbir olay çıkaramayacaksınız. Elleriniz bağlandı. Elleriniz bağlandı ve basiretiniz bağlandı. Yapamayacaksınız. Kan yok. Mehdiyet’in ne olduğunu yakın zamanda anlayacaklar. Hz. İsa Mesih (a.s.)’in ne olduğunu anlayacaklar. Hızır (a.s.)’ın ne olduğunu anlayacaklar, inşaAllah. Parmağı düğmeye gittiğinde, parmağını böyle büker Hızır (a.s.), Allah’ın izniyle, inşaAllah.
Allah bir şeyi helal veya haram kılarken yani orada bir illaki insanların teknik yönden, fiziki yönden, ihtiyacı olmasına göre Allah onda bir hüküm meydana getirmez. Mesela Cumartesi yasağı vardı Musevilere ama Müslümanlara haram değil. Allah bir şeyi yasaklar, yani Müslüman ona uyuyor mu, uymuyor mu? Mesela deveyi kesmek, değil mi? Deve zaten kesilir ama Allah, “kesmeyeceksiniz” diyor. Orada, deveyi kesince insanlar zehirlenecek, etini yiyip parçalanacaklar anlamında değil. Allah’ın emrini tutuyorlar mı, tutmuyorlar mı? Konu bu, inşaAllah.
“Hocam açıklayıcı cevabınız için teşekkür ederim. İzin verirseniz bir sorum daha olacak. Fethullah Gülen gerçekten İslam adına mı hizmet ediyor sizce? Yani Hocaefendi böyle bir organizasyon, cemaat kurabilecek eğitime ve zekaya sizce sahip midir? Yoksa Hocaefendi bir araç mı? Yani onun üzerinde Amerika Birleşik Devletleri mi var? Ben bir Fethullah Gülen Hocaefendi seveni olarak şüpheye düştüm.” Şimdi bakın, “Ayinesi iştir” derler, “lafa bakılmaz.” Biz bakarız; hizmetine bakarız, ilmine bakarız. Bakıyoruz, hakikaten olağanüstü bir kültüre sahip, müthiş bir kültüre sahip. Çok iyi bir Kuran bilgisine ve hadis bilgisine sahip. Bir kere o konuda şüphe yok. Hitabeti mükemmel, Türkçesi çok mükemmel, kelime dağarcığı çok geniş, akıcı ve çok güzel konuşuyor. Bunlarda bir sorun yok. Samimi bir Nur talebesidir, Bediüzzaman’a aşıktır, muhabbetle sever. Talebeleri de güzel huylular, sevecenler. Tam dindar olmasa da, dine yatkın insanlar yetiştiriyorlar. Hiç yoktan iyidir, hiç yoktan iyidir. Yani hiç olmamasındansa daha iyidir. Demokrasiyi savunuyorlar, özgürlüğü savunuyorlar. Yani bakın hiç bir şey yapmasalar bile, bunlar bile İslam’ın zemini için çok büyük bir olaydır. Çünkü demokrasi olmadan İslamiyet gelişmiyor, zordur. Yani faşizmin, komünizmin olduğu ortamda İslamiyet’in gelişmesi zordur, demokrasi gerekir. Demokrasiyi savunuyorlar, özgürlükleri savunuyorlar, bu da çok güzel. Çünkü Kuran özgürlüğü savunur. İnsancıllığı savunuyorlar, mesela sevecenliği savunuyorlar; bunlar da çok güzel. Ama Şaşar Beşer Hoca’dan kuşkuya düştüm, ciddi şekilde şüphelendim ve rahatsızım.
Ben Hocamın orada esir olduğunu düşünüyorum. Benim gönlüm ne zaman rahatlar? Alır getiririm Hocamı ben buraya, beraber bir ziyafet çekeriz, sohbet ederiz. Hocaefendiler de olur, herkes olur. Hocamız o güzel, coşkun üslubuyla konuşur. Benim içim öyle rahatlar.
Ben kuşkuya düştüm. Bu Şaşar Beşer Hoca nereden bu cesareti aldı? Nereden aklına geldi böyle bir üslup? Buna bu cesareti kim verdi? Bunun üzerinde durmak lazım. Ve bu mübarek kitleye, bu mübarek insanlara bu kafayı neden empoze etmeye çalışıyor? Kardeşim, Bediüzzaman diye bir şey yok adamda, bitmiş Bediüzzaman. Risale-i Nur Külliyatı diye bir şey yok. Yani ben Nur talebesiyim diye çıkıyor ortaya, çok vahim bu. İmam-ı Rabbani yok, Abdülkadir Geylani yok. Başka kimler yok? Mezhep imamları da yok. Bir acayip durum var. Kütüb-i Sitte de yok. “Ben hepsinden iyi bilirim.” diyor ve saygıyla, hürmetle dinliyorlar. Adamın suratı böyle ekranı kaplıyor. Dedim ki; “Suratı eski bir şarkıcıya benziyor.” “Siması, saçları falan.” Apar topar gitmiş saçını kestirmiş. Kardeşim onunla bitiyor mu o? Başka yönlerden de benziyorsun. Neden benziyorsun? Mesela doğru konuşmuyorsun. Doğru konuşmamanı da düzelteceksin. Doğru konuş, doğru anlat. O da doğru konuşmazdı, bu da doğru konuşmuyor. Kardeşim, Nur talebesi Fethullah Hoca’nın talebesi dedin mi Risale-i Nur’a aşık insanlar akla gelir, Bediüzzaman’a aşık insanlar gelir. Biz onları o yüzden seviyoruz. Resulullah (s.a.v.)’a aşıktırlar, kalp ehlidirler, mülayimdirler. Nerden çıktı bu düşünce? Ne demek istiyorsun? Bu nedir, bize tarif etsene. “Mehdi (a.s.) yok” diyorsun, bu mübarek kitlenin heyecanını ortadan kaldırmaya kalkıyorsun. “İttihad-ı İslam da yok” diyorsun. Bediüzzaman diyor k; “en büyük farzdır” diyor. Sen “yok” diyorsun. Kardeşim İttihad-ı İslam yoksa, Cübbeli de ”yok” diyor, “İttihad-ı İslam yok” diyor. Bu mühendislik nereye gidiyor? Bu mühendislik nereye gidiyor bu? Ben bu projeyi böyle ortadan çekip yırttım. Böyle proje yok. Şaşar Beşer’i çıkarıyorlar, bunu söylüyor. Cübbeli’yi çıkarıyorlar, bunu söylüyor. Osman Ünlü’yü çıkarıyorlar, bunu söylüyor. “İttihad-ı İslam yok” diyorlar. İttihad-ı İslam var, Türk-İslam Birliği’ni kuracağız. Müslümanları bu zilletten, bu acıdan kurtaracağız. Zillet derken; esir edilmelere, eziyet görmelere. Yoksa Müslüman’ın zaten kendine bir zilleti olmaz. Onların yaptığı olayı söylüyorum ben. Yani küfrün ve dalaletin, tuğyanın yaptığı zulmü söylüyorum. Müslümanlar tertemizler, benim canlarım onlar, inşaAllah. Onları bu zulümden kurtaracağız. Pırıl pırıl bir dünya gelecek, inşaAllah. Baskı kalkacak, zulüm kalkacak, inşaAllah.
Bu meyanda demokrasinin gelişmesi için de herkesin gayret etmesini istiyorum ben. Yine bu meyanda, bizim milletimizden istirhamımız, bir nebze dahi, bakın demokrasiye, bir damla su dahi olmuş olsa, katkıda bulunmak çok büyük bir güzelliktir. Referanduma ”evet” diyoruz. Ben “evet” diyorum. Bu kurtarır mı? Karıncaya sormuşlar, “nereye gidiyorsun?” “Hacca gidiyorum” demiş. “Sen gidemezsin, yolda ölürsün” demişler. “Hiç olmazsa o uğurda ölürüm” demiş, “Allah için.” Bir nebze dahi olsa çok büyük bir katkıdır. Açılsın özgürlükler, demokrasi daha da otursun. Sanat, bilim gelişsin, sevinç gelsin kalbimize. Artık milletin yiyeceğine, içeceğine bak kokain koyamıyorlar, değil mi? Oyun oynayamıyorlar artık. Bu güzel, bu güzel. Gece yarısı üçte oyunlar oynanamıyor, inşaAllah, değil mi? Mazlum insanlara artık iftira atılamıyor. Güzel gelişmeler var demek ki. Ama bu yetmez, yetmez. Hiç kimseye iftira atılmasın, hiç kimseye oyun oynanmasın. Herkes rahatlasın. İddia edilen Ergenekon Örgütü mensupları örgütü ele versinler. Bu milleti bu beladan kurtarsınlar. Bu bir yiğitlik olur. Bunu mutlaka yapsınlar. Çünkü illaki bir insani yönleri vardır, onu kullansınlar ve bu milleti bu büyük beladan, Atatürk’ün kurduğu bu cumhuriyeti yıkmaya azmetmiş bu iblis ordusundan, yani iddia edilen Ergenekon Örgütü belasından milleti kurtarsınlar. Herkes ihbar etsin; polise, savcılara; bir yere değil, tek bir yere ihbar olmaz. Hem savcıya, özellikle bir savcıya değil birçok savcıya, Başbakan’a da bildirsinler, her yere bildirsinler.
Kardeşim yazık, onları da kurtaralım.İddia edilen Ergenekon Örgütü mensupları tehdit altında örgüte gidiyorlar, onları da kurtaralım. Kardeşim kelli felli adam görüyorsun, aile babası; bakıyorsun iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün eline düşmüş. Adamın kızının resimlerini çekmişler çırılçıplak, adamın konuşmalarını şey yapmışlar. Diyorlar ki, “iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne sen üye olacak mısın arkadaş?” “Ben böyle bir mafya örgütlenmesine üye olmam” diyor adam. “Emin misin? Al şu zarfa bir bak bakalım” diyor. “Ha” diyor adam, “yanlış anlamışım ya” diyor. “Hakikaten, vatansever bir örgütmüş de ben fark edememişim” diyor. Hemen “katıldım örgüte” diyor. Olay bu, yöntem bu. Veyahut mesela katlettikleri, şehit ettikleri adamın kulağı, kurutmuşlar. “Bu falancanın kulağı” diyor, “senin de kulakların bayağı güzel görünüyor” diyor, “ne dersin?” diyor adam. Adamın bet beniz kül gibi oluyor. “Biz zaten iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün üyesiydik eskiden beri” diyor. “Zaten beraberiz” diyor adam. Böyle taraftar topluyor bu köpekler, bu alçaklar. Milleti bu beladan kurtaralım. Yirmi iki parçaya bölmeyi istiyorlar vatanı. Biz Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz, İttihad-ı İslam’ı istiyoruz. Atatürk’ün vasiyeti bu. İddia edilen Ergenekon Örgütü eskiden Atatürk’ü kullanmaya kalkarlardı dillerinde. Anlatsanıza Atatürk’ü.
OKTAR BABUNA:Bıçak gibi bitti Hocam.
ADNAN OKTAR: Kesildiler, baktılar ki Atatürk İttihad-ı İslam istiyor, Türk-İslam Birliği’ni istiyor. “Bütün İslam ülkeleri birleşsin” diyor, “bütün Türk devletleri birleşsin. Türkiye lider olsun” diyor Atatürk vasiyetinde, değil mi? Hayır, konuşmalarında da var, açık zaten, resmi konuşmalarında. Baktılar ki Atatürk’te işlerine gelmeyecek, ondan da vazgeçtiler. Çözüm Mao’da herhalde. Mao’nuz da öldü, ne yapacaksınız? Darwinizm de gitti, materyalizm de gitti. Sonuna kadar kovalayacağız.
OKTAR BABUNA:Atatürk’ün okuyayım mı Hocam, vasiyetini?
ADNAN OKTAR: Evet. Oku, evet.
OKTAR BABUNA:“Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği’ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği’yle açacak, dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek” diyor Atatürk.
ADNAN OKTAR: İlhan Bakır diyor ki; “Hocam, Cübbeli sakallarını boyuyor. İslam’da bu var mıdır?” diyor. Olur. Mücahitler, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in döneminde, bütün dedeler, büyük mübarekler, hepsi boyuyorlardı saçını sakalını dinç olmak için. Cübbeli de o hadise uyarak boyuyordur, yani ne var? Bir şey olmaz. Helal olsun, boyasın. Keşke, bu kadarla kalsa yani, inşaAllah.
-VTR-
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, “İslam Birliği geliyor” diye tişört giymişler, Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet mesela bu iki sevimli de, iki mübarek de Fethullah Hocamızı çok severler. Onların kanalında da vazife alıyorlar. Gece-gündüz Allah için mücadele eden iki tatlı varlık. Ne diyorlar? “Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz” diyorlar. Şaşar Beşer duy, Şaşar Beşer. Sen ne diyorsun? “Eğer olsaydı Peygamber (s.a.v.) zamanında olurdu. Peygamber (s.a.v.) zamanında olmadığına göre, vazgeçin” diyor, özetle. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanıdır Mehdi (a.s.). “Benim evlatlarımdan” diyor; evladı, evladı. Evladını Peygamberimiz (s.a.v) baş kumandan olarak atamıştır, Peygamber (s.a.v.) atadı, görevlendirdi. Mehdi (a.s.)’ye diyor ki; “sen benim baş kumandanımsın, Türk-İslam Birliği’ni oluşturacaksın. İttihad-ı İslam’ı oluşturacaksın” diyor Mehdi (a.s.)’ye. Emir vermiştir. Tepeden-tırnağa evladını tarif etmiştir; saçı şöyle, kaşı şöyle, boyu böyle, tarif etmiştir. “Benim evladım böyle” diyor, “gördüğünüzde tanıyın” diyor, görüntüsü, değil mi? Eni şöyledir, şöyle yürür, böyle konuşur, hepsini tarif etmiş. “Çıkış alametlerini de söyleyeyim” diyor, “o alametleri görünce bilin ki geldi benim evladım” diyor. Bütün alametleri saymış, bizim siteye girenler görürler. Tamamı oldu mu bu alametlerin?
OKTAR BABUNA:Tamamı oldu Hocam, tamamı inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) ne yapacak? Dedesinin emrettiğini, Allah’ın emrettiğini yerine getirecek. Dedesinin torunu, değil mi? “Evlatlarımdan Mehdi (a.s.)” diyor, bakın; “iki tane kafir Buhtunnasırve Nemrut dünyaya hakim oldular” diyor. “Zülkarneyn ve Süleyman (a.s.) ikisi de mümindiler” diyor, onlar da iki tane. “Beşinci olarak da benim evlatlarımdan Muhammed Mehdi (a.s.) dünyaya hakim olacak” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) emrediyor, emir. Hz. Ömer (r.a.) nasıl onun emrindeydi, Resulullah (s.a.v.)’ın emrindeydi, Mehdi (a.s.) de emrindedir, anlaşıldı mı? Mehdi (a.s.)’ye ilham gelecek, ilhamla İslam ahlakını dünyaya hakim edecek. Ve Cenab-ı Allah’ın lütfu, Cenab-ı Allah da ona İsa Mesih (a.s.) gibi büyük Ulu'l Azm Peygamberi; bakın bütün dünyada sevilen, bütün umumun makbulü olan Ulu'l Azm Peygamberi; “Hz. İsa (a.s.) da senin emrinde” diyor Cenab-ı Allah. Emrinde olacaktır Mehdi (a.s.)’nin. Ona ittiba ediyor ve zorla, zorla. Mehdi (a.s.)’nin özelliğidir; kabul etmez, imamlığı kabul etmiyor. İsa Mesih (a.s.), o mübarek, iki eliyle beraber itiyor; “sensin imam” diyor. Çünkü emir Peygamberden geliyor. O da vahiyle alıyor bu emri, İsa Mesih (a.s.). Cibril ona bildirecek, o diyor ama inanmak farz değildir, ona mahsus bir bilgidir o. Ama bunu yaparken tabii ki hadis-i şeriflere dayandırıyor İsa Mesih (a.s.) de. Kuran’a uyuyor. İnşaAllah.
Evet, biraz Şaşar Beşer Hoca’ya çıkan zayıf dediği fakat tahakkuk edip sahih hale gelen, ama tam sahih hale gelen hadislerden söyle bakalım. Mesela; Fırat’ın suyunun kesilmesi. Say.
OKTAR BABUNA: Fırat’ın suyunun kesilmesi Hocam, 1975 yılında Keban Barajı’yla oluyor. Kabe’de kan akıtılması, 1979 yılında.
ADNAN OKTAR:Peygamber (s.a.v) ne diyor? “Kabe’de kan akıtılacak, Hac yolu kapanacak. Cemretül akabe kan içinde kalacak” diyor. Aynısıyla dediği oldu mu?
OKTAR BABUNA: 1979, 01 Muharrem 1400, Hicri 1400.” Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Hah, oldu. Daha önce var mı İslam tarihinde böyle olay? İlk defa oluyor. Resulullah (s.a.v.) söylediği aynen çıkmış mı?
OKTAR BABUNA: Evet çıktı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zayıf hadis ne olmuş oldu? Mütevatir oldu, değil mi? Şaşar Beşer’in itiraz edeceği bir şey kalmış mı? Kalmıyor. Evet, başka?
OKTAR BABUNA: Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları. “İki sene üst üste Ramazan ayında” diyor, iki sene üst üste Ramazan ayında, on beşer gün arayla 1981 ve1982 yılında ay ve güneş tutulmaları oldu Hocam.
ADNAN OKTAR:Sahih oldukları çıktı mı o hadislerin? Başka?
OKTAR BABUNA: Çıktı Hocam, İnşaAllah. “İran-Irak savaşı olacak” diyor İnşaAllah. 1980 yılında İran-Irak savaşı oldu.
ADNAN OKTAR: Başka?
OKTAR BABUNA: Irak’ın; işgali, üçe bölünmesi, para biriminin kalkması, bir ordunun çölde kaybolması. Ayrı ayrı hadisler, hepsi gerçekleşti Irak savaşıyla Hocam, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zayıf hadis ne oldu? Sahih olmuş oldu. Başka?
OKTAR BABUNA: “Afganistan işgal edilecek” diyor. “Altında altın ve gümüşü olmayan hazineler vardır” diyor. 1979 yılında Afganistan’ın işgali var. Altından, yeni Hocam, 2010 yılında haberler çıktı. Petrol ve lityum gibi madenler çıkıyor, trilyon dolarlık.
ADNAN OKTAR: “Kuyruklu yıldız çıkacak” diyor, “arkasından bir kuyruklu yıldız daha çıkacak” diyor, peş peşe. Peygamberimiz (s.a.v.)’in astronomi ile ilgili bir çalışması yok, bir şeyi yok. Bilim adamları da bilmiyorlar. Yani mesela Lulin’in ne zaman daha önce çıktığı bilinmiyor bilim adamlarınca. Ama Peygamber (s.a.v.) yılına kadar biliyor, “Lulin’in çıkmasından önce yağmurlarının kesilmesini,” “Lulin’in çıkmasından sonra da yağmurların çoğalmasını” detay olarak belirtiyor ve “ekonomik krizin başlayacağını” söylüyor. Şaşar Beşer Hoca bunların hepsi zayıf hadisti, ama ne oldu biliyor musun? Hepsi sahih ve mütevatir hadis haline geldi. Ve bakın, dikkat edin; otuz yıl içerisinde bu hadislerin tamamı Peygamberimizin (s.a.v.) dediği gibi “boncuk taneleri gibi peş peşe” çıktı. Bakın kesintisiz; bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on. Kesintisiz. Arada bir kesinti yok ve hepsi toplam otuz yıl içerisinde oldu bitti. Hepsi bir zaman birimi içerisinde toplanmış, Mehdi (a.s.)’nin zaman birimi içerisinde ve İsa Mesih (a.s.) ’in zaman birimi içerisinde.
Onun için, sakın Nur talebeleri bu mühendislik okuluna gitmesinler, kayıtlarını silsinler mühendislikten, anlaşıldı mı? Sakın ha. Bediüzzaman Said Nursi çok mübarektir, sakın ha. Bediüzzaman’ı anmama, Bediüzzaman’dan bahsetmeme, bunlarda da bir bereketsizlik ve uğursuzluk olur, Allah vermesin. Biz büyüklerimizi, sevdiklerimizi unutmayız, Bediüzzaman bizim canımız ve her gün gündemde, her gün okuyorum, her gün övüyorum. Bediüzzaman biliyor, bakın çok acayip bu, diyor ki; “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri” diyor, demek ki bir kısmı Risale-i Nur’a sırt dönecek, Risale-i Nur’u yolda bırakacaklar, Bediüzzaman’ı yolda bırakacaklar. Onun için, bak Mehdi (a.s.)’ye güveniyor Bediüzzaman. O mübarek, o nur insan ne diyor? “Gerçek sahipleri, yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri zuhur eder. O tohumlar sümbüllenir. Biz de kabrimizden Allah’a şükreder, seyrederiz” diyor. Şaşar Beşer bunları duyacak. Tam adamına rastgeldi, tam adamına, Allah’ın izniyle, inşaAllah. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, Mehdi (a.s.) talebesi olarak, Mehdi (a.s.)’nin ayağının tozu olarak, yanlış yapanların tozunu çıkaracağım; ilimle, fenle, bilgiyle, sevgiyle, coşkuyla. Allah’ın delisiyim ben, Allah’ın delisi. Tabii, inşaAllah.
Ama bakın, bak bütün kardeşlerimiz bana yardımcı olsunlar. Maddi değil, manen. Bediüzzaman’ın bu ifadelerini herkese sorsunlar, nezaketiyle. Bak, ne diyor Bediüzzaman? Çok fazla. İstiyorsanız bu soruları benim HarunYahya.Org sitesine kapaktan koyalım, ‘sorulacak sorular’ diye. Kardeşlerimiz oradan sorsunlar. Bugün herhalde gece ikiye, üçe kadar yerleştiririz, Allah’ın izniyle. Mesela bak, “O zatın ikinci vazifesi” diyor. Kardeşim, “Hocam o zatın ikinci vazifesi ne, o zat kim?” deyin. Mesela kısa bir soru. Kısa kısa böyle elliye yakın soru hazırlayalım, sorsunlar; çok şahane olur. Bediüzzaman’ın kıymetini, değerini bu yüzyılda bütün dünya bilecek, bütün dünya, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.Hocam Allah size vesile ediyor, gümbür gümbür geliyor Türk İslam Birliği ve İslam ahlakının dünya hakimiyeti, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim önce putu devirdik; Darwinizm, materyalizmi. Putu devirdin mi zaten...
OKTAR BABUNA: Önü açıldı her şeyin, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Peki, ne yapacağız? HarunYahya.TV’den devam ediyoruz, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal S, Samsun AKS ve Tv Kayseri ekranlarından takip edebilirsiniz.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...