SUNUCU 1:“Adnan Oktar’la Ramazan Sohbetleri” programımıza Harunyahya.tv internet sitemizden değerli Hocamız Sayın Adnan Oktar ve Dr. Oktar Babuna ile birlikte devam ediyoruz. Buyurun Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu dünya çapında Müslümanların zulüm görmesiyle ilgili bazı görüntüler vardı. Bu Irak’taki hapishanede yapılanlar, Nijerya’da. Gösterelim mi onları Hocam inşaAllah? Siz sık sık dile getiriyorsunuz Hocam inşaAllah. Dünya çapında zulüm gördüğünü Müslümanların. Bu Irak’taki Ebu Garip hapishanesinde Irak’lı Müslümanların gördükleri zulümle ilgili görüntüler inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Cübbeli iyi seyretsin. Bir dakika, önce hangi Hocaların iyi seyretmesi gerektiğini söyleyelim. Osman Ünlü bir, İttihad-ı İslam olmayacak diyenler. Başka? Şaşar Beşer Hoca. Başka? Cübbeli ve o kafada olan diğer kişiler. Yani İttihat-ı İslam’a karşı olanlar, Türk-İslam Birliği’ne karşı olanlar yahut “olmayacak” diyenler, Müslümanların ümidini, şevkini kırmaya çalışanlar dikkatlice izlesinler. Bak Müslümanlar dünyada nasıl eziyet çekiyorlar.
Bak mümine kız kardeşimiz cezaevinde. Bak adam sürüklemekten görüyor musun kan revan içinde kalmış yerler. Cübbeli ne diyor? “Öldürsünler bizi, biz şehit oluruz” diyor. “İttihat-ı İslam olsun mu?” diyoruz. “570 yıl var ona” diyor. 570 sene bekleyecekmişiz. 570 sene Müslümanlar böyle eziyet görmeye devam edeceklermiş. Cübbeli Efendi’nin gönlü oluncaya kadar. O da maytaplar fışkırtarak böyle kafasından konfetilerle, alkışlarla Micheal Jackson gibi böyle gelip gövde gösterisi yapacak.
OKTAR BABUNA:Nijerya’da da var Hocam. Nijerya Müslümanları tüm İslam aleminden yardım bekliyor Hocam inşaAllah, %60’ı Müslüman olan ülkede. Bu Nijerya’daki Müslümanların durumu. Konu da Nijerya’nın petrol yataklarına sahip olmasından kaynaklanıyor. Oradaki 1960-1970 yıllarında yaşanan iç savaşın ardından son yıllarda yeniden alevlendiriliyor çatışmalar ve binlerce insan hayatını kaybediyor. 2001 yılında baş gösteren çatışmalarda Jos şehri de çok kanlı olaylara sahne olmuş. Yine 2004 yılında çatışmalar tekrar baş gösteriyor ve 700’den fazla insan şehit ediliyor bu sefer.
ADNAN OKTAR:İttihat-ı İslam’ın ne kadar acele yapılması gerektiğini gösteriyor.
Gülizar Hanım, Gülizar Işıklı Hanım soru sormuş. “Merak ettim, şaşar beşer Hoca diye lakaplandırdığınız kimdir?” diyor. Şaşar Beşer’e nereden bakacak? Samanyolu TV’ye baktığında, Mehtap TV’ye baktığında efendim, Beşer lakaplı bir şahıs görecektir, böyle geniş yüzlü bir şahıs. Bediüzzaman’ı kenara koymuş, efendim, İmam-ı Rabbani’yi kenara koymuş, Abdulkadir Geylani’yi kenara koymuş, “en büyük alim benim” diyen, mutlak müceddid, mutlak müctehid olan bir ulu’l Azm bir şahıs, büyük bir şahıs, asrın kutbu. Onun, onu tanımamasına ben şaşırdım. Yani hepsinden büyük, bütün ulemadan, gelmiş geçmiş yüzde 95’inin üstünde, zaten kendisi söylüyor; “yüzde 95 eserler, piyasadaki eserler” diyor. Yani zaten başka eserler satılmıyor, İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ı satılıyor, değil mi? Nimet-i İslam satılıyor, diğer Ehl-i Sünnet eserleri satılıyor. “Yüzde 95’in de üzerinde geçersizdir” diyor. Böyle büyük bir müceddidi tanımaması acayip. Ama yine de ben bilmemesini ayıplamakla beraber, ünlü Faruk Beşer Hocaefendi Hazretleri, baş müceddid, en büyük müceddid gelmiş geçmiş. Her şeyi bilir, sor. Darwinizm konusunda da muazzam bilgisi var. Öyle bomba açıklama yaptı ki, biz bilsek başında onu kullanırdık, yani şahane. Darwininistler’e muazzam, yıkıcı, yani tek kelimede bitirecek bir şey söylüyor; “madem insanlar maymundan geliyor, maymunlar niye insan olmuyor o zaman?” diyor. “Hadi bakalım, çık işin içinden çıkabilirseniz ey Darwinistler” diyor. “Ben böyle adamı dağıtırım işte, ben böyle büyük alimim” diyor. Efendim, “ve siz de bu İslam dünyasını nasıl kurtarmayı düşünüyorsunuz?” diyor. Ben İslam dünyasını kurtarma konumunda olmam. Allah kurtarır, bizleri vesile eder. Önce put, put devrilir, putu yıkarsın. İbrahim (a.s.) ne yaptı Hz. İbrahim (a.s.)? Putları devirdi. Resulullah (s.a.v.) ne yaptı? Putları devirdi. Hz. Musa (a.s.) ne yaptı? Putu yaktı, toz haline getirdi, denize savurdu, değil mi? Putun ortadan kalkması çok önemlidir. Ahir zamanda, devrimizde, ateistliğin, Allah’sızlığın, kitapsızlığın, komünizmin, faşizmin, terörizmin kaynağı olan putun adını soruyorum ben Gülizar Hanıma. Ne diyecektir? “Darwinizm” diyecektir. O puta karşı ne yapılıyor? Genellikle susuluyor. Ben ne yaptım Allah’ın izniyle? Un ufak ettim, tozunu çıkarttım, yine peşini bırakmıyorum. Denize savurdum tozunu, yine peşlerini bırakmıyorum, değil mi? Allah’ın izniyle.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Biz de denize savuracağız işte. Hazreti Musa (a.s.) gibi inşaAllah. Putun ortadan kalkması için ilmi çalışma gerekir, genel kültür gerekir, değil mi? Faruk Beşer Hoca gibi çıkıp Samanyolu TV’ye veyahut Mehtap TV’ye çıkıp gece gündüz Eh-li Sünnet alimlerinin boş ve geçersiz şeyler anlattığını anlatırsa bir insan, Bediüzzaman’ın varlığını bir kenara koyarsa, bambaşka bir şey olur. O mübarek cemaat o mübarek topluluk Bediüzzaman ile yetişti. Onunla o coşkuyu aldılar, değil mi? Kuran’la, hadisle bu hale geldiler. Bu adam ne yapıyor? Ruhlarından bu heyecanı alıyor. Geriye ne kalır? Ne olur o zaman? Allah vermesin. Zaten Allah muhafaza ediyor şu anda da. Yani malum bir durum meydana gelir. Yani söylemeyeyim, dilim varmıyor. Buna müsaade etmeyiz, etmedik. Ve dedim o mühendisliğin diplomasını böyle yırttık, ikiye ayırdık. Ben öyle projelere müsaade etmem, inşaAllah. Evet. “Emr-i Bil Maruf ve Nehyi Anil Münker nasıl olur?” Aç İslam ahlakının dünya hakimiyetiyle ilgili ayetleri oku. Emr-i Bil Marufun nasıl olduğunu Gülizar Hanımefendiye güzelce anlatalım inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Nur Suresi, 55 inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Gülizar Hanım kardeşimiz, o mübarek kardeşimiz çok özenli dinlesin ve Şaşar Beşer’e dinletsin.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Şeytantan Allah’a sığınırım. “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.”
ADNAN OKTAR:Şimdi Faruk Beşer ne diyor? “İttihat-ı İslam eğer olacak olsaydı, Türk-İslam Birliği olacak olsaydı, Resulullah (s.a.v) zamanında olurdu” diyor. Kuran Peygamberimiz (s.a.v.)’e gelmedi mi? Peygamberimiz (s.a.v.)’e geldi, değil mi? Bu ayetleri Allah Peygamber (s.a.v.)’e ilka ediyor, değil mi, vahiyle. Nur Suresi’nde bu 55. ayeti Peygamberimiz (s.a.v.) ilka etmiş. Hani İttihat-ı İslam yoktu, olmuyordu? Olsa sadece Peygamber (s.a.v.) yapabilirdi hani, değil mi? Peygamber (s.a.v.)’in kumandanları var. Savaşlarda Peygamber (s.a.v.) mi savaşıyordu sadece? Sahabelerle birlikte savaşmıyor muydu? Savaşta alınan netice kimin oluyordu? Peygamberimiz (s.a.v.)’in oluyordu. Onun evladı, onun torunu İslam ahlakını dünyaya hakim ettiğinde kim hakim etmiş olur? Peygamber (s.a.v.) Allah’ın izniyle. Şimdi o ayeti şerh ederek açıkla.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir:”
ADNAN OKTAR:Bak “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara,” bir kere iman edecek bir de samimi olanlara vaad ediyor. Samimi olmayanlara vaad etmiyor Allah. Samimi olanlara vaad ediyor, değil mi? Bu çok önemli. Dürüst, samimi, gerçek Müslümanlara vaad ediyor. Evet.
OKTAR BABUNA:“Hiç şüphesiz.”
ADNAN OKTAR:Bak, ne diyor Hazret? “Şüpheli” diyor. Hatta “imkansız” diyor. “İttihat-ı İslam olmaz” diyor. Allah ne diyor? “hiç şüphesiz” diyor. Evet.
OKTAR BABUNA:“Onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa”
ADNAN OKTAR:Kim bunlar? Kuran’da geçiyor mu bu kişiler, bu mübarek kişiler?
OKTAR BABUNA:Hz. Süleyman (a.s.) ve Zülkarneyn (a.s.).
ADNAN OKTAR:Hah. Dünya hakimi olmuşlar. Allah Kuran’da açıklıyor mu?
OKTAR BABUNA:Açıklıyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Olmuş, tamam, güzel, devam et.
OKTAR BABUNA:“onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak”
ADNAN OKTAR:Yeryüzü ne demek?
OKTAR BABUNA:Bütün dünya Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hah. “Güç ve iktidar sahibi” her yönden; siyasi, sosyal, kültürel, her yönden hakim edeceğim diyor, değil mi? Evet.
OKTAR BABUNA:“Kendileri için seçip beğendiği dinlerini”
ADNAN OKTAR:Kaç tane din var?
OKTAR BABUNA:İslam dini Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir tane din var, İslam dini. Kuran’ın anlattığı İslam dini var. Evet.
OKTAR BABUNA:“Kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak.”
ADNAN OKTAR:“Yerleşik kılıp sağlamlaştıracak” yerleşik kılıp sağlamlaştırdığında bu kepazelikler olur mu, demin seyrettiğimiz?
OKTAR BABUNA: Olmaz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İttihat-ı İslam olduğunda olur mu bu rezaletler?
OKTAR BABUNA:“Hayal bile edemezler” demiştiniz siz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tahayyül dahi edemezler. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir”
ADNAN OKTAR:Korku dağları bekliyor, görüyorsunuz. Bakın adam köpekle, bilmem neyle falan. “Korkuların ardından güvenliğe” güvenlik ne demektir? Şam’a kadar kadınlar tek başına, elini kolunu sallayarak gidecek. Kimse ırzına, namusuna tesadi etmeyecek. Canına, malına, aklına zarar getirmeyecekler. Kimse kimseye dokunamayacak. Kuran bunu vaat ediyor. Mehdi (a.s.) devrinde olacağını hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.) bunu belirtmiş. Hadisin belirttiklerinin aynısı mı bunlar?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şaşar Beşer dikkatlice dinlesin, Şaşar Beşer Hocamız. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz daha önce de açıklatmıştınız Hocam; İslam alimleri, İmam-ı Caferi Sadık gibi inşaAllah, bu ayetlerin zaten Hz. Mehdi (a.s.)’ye baktığını şerh ediyorlar, şerhleri var.
ADNAN OKTAR:O hadisleri de bulursak iyi olur, inşaAllah. Ki Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunudur. Bakın diyor “bu ayet doğrudan Mehdi (a.s.)’ye bakmaktadır” diyor. Hadis, Peygamber (s.a.v.)’den hadis. “Doğrudan Mehdi (a.s.)’ye bakmaktadır.” diyor, inşaAllah. Şimdi başka resimler de var da, ben göstermiyorum. Başka resimler de var. Kapalı, mütesettir, nur gibi hanımlara Afganistan’da, Irak’ta yabancı askerlerin tecavüzleri, yüzlerce fotoğraf var. Cübbeli ne diyor? “Gelsinler, bizi öldürsünler, Cennete gideriz biz” diyor. Sen cehd etmeyeceksin, Allah’ın dinini yaymayacaksın, İttihat-ı İslam’a yardımcı olmayacaksın, sonra da Cennete gideceksin, öyle mi? İnşaAllah gidersin. Ama ben Kuran’da öyle bir hüküm göremiyorum. Allah’ın bela verme nedeni nedir? İnsanların cehd etmeyi terk etmesidir. İttihat-ı İslam’ı istememeleridir. Allah’ın, nurunu dünyaya hakim etmesini istememeleridir. Cenab-ı Allah ne diyor? “Din Allah’ın oluncaya kadar” şeytandan Allah’a sığınırım; bak “din Allah’ın oluncaya kadar ve fitne” belli bir bölgeden değil bak, “bütün yeryüzünden kalkıncaya kadar” diyor Allah. “Cehd edin, gayret edin, mücadele edin” diyor. Bu farzdır. Cübbeli evde entarisini giyecek, entari mi neyse o giydiği uzun gömlek gibi bir şey var. Başında da o silindir şapkası, soba borusundan kesme gibi, ondan sonra “kimse müzik dinlemesin” diyor. Evde müzik eşliğinde artık yemeğini mi yiyor ne yapıyor bilemiyoruz, anlaşıldı mı? Çünkü “yapmayın” dediğini kendi yapıyor. Mesela “televizyon seyretmeyin” diyor millete, kendisi seyrediyor televizyonu. Mesela, efendim?
OKTAR BABUNA:Malta’ya.
ADNAN OKTAR: Kardeşim inanılır gibi değil. Dünyada gidecek o kadar yer varken, malum yerdir Malta yani, artık herkes bilir Malta’nın ne olduğunu, orada neler olduğunu bilir, Malta’ya gidiyor. Camiiden, cemaatten sıkılmış Hazret, bak lafa bak. Camiiden cemaatten insan sıkılır mı?
OKTAR BABUNA: Tabii ki sıkılmaz Hocam, Allah saklasın.
ADNAN OKTAR: Hayır, “yapmayın” dediklerini millete, kendisi yapıyor. Gülizar Hanım’a zannediyorum faydalı olmuşuzdur inşaAllah. Oktar Hocam, başka neler anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu İslam.
ADNAN OKTAR:Bak sen o sorunu unutma. Ben kardeşlerimize bir soru sordurtmak istiyorum. Nur talebesi kardeşlerimize sorsunlar. Kastamonu Lahikası, sayfa 57. Ben böyle kısa kısa sorular söyleyeceğim, onlar not alsınlar, sorsunlar Nur talebesi kardeşlerimize. “Hakiki beklenilen” yazsınlar bir kağıda, bir kağıt kalem alsınlar ellerine. Bakın aynısıyla söylüyorum. Bir kağıt kalem alma kaç dakika sürer? Bir dakika mı sürer?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Bir dakika bekleyeyim mi napayım?
OKTAR BABUNA:Geçti yarısı.
ADNAN OKTAR:Ezberlenir hususlar, çok kolay zaten. Bak “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse” bu nedir diye sorsunlar. Bak “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat,” biz öğrenciyiz, talebeyiz, ben de bilmiyorum, hep beraber öğrenelim. Sorsunlar. İnternet sitelerinde sorun, gördüğünüz akrabanızın tanıdığı Nur talebesi varsa sorun. Bize bu konuyu açıklasınlar. Bu nedir, bu kişi nedir, değil mi? Bakın bir daha söylüyorum; “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse,” bu ne demek? Eğer buna hakaretle cevap veriyorlarsa bu çok ayıp, o cahildir. Çok nadir, yüzde bir, binde bir böyle insanlarla karşılaşabilir, ona önem vermesinler. Sormaya devam. Efendim, yine mesela böyle kısa sorular. Şu şeyi de, ayrı bir açık konu var, bunu da açıklayalım da yine sorulara devam edeceğim. Anlatayım, soruları sordurmaya devam edeceğiz, inşaAllah.
“Şimdi, Hz. Mehdi (a.s.) gibi eşhasın (şahısların) hakkındaki rivayetlerin ihtilafatı (farklılıkları) ve sırrı şudur” diyor Bediüzzaman, “Şudur ki:” Sözler, s. 359. “Ehadisi tefsir edenler (hadisleri açıklayanlar), hadis metnini açıklamalarına ve gizli manalarını ortaya çıkarmalarına tatbik etmişler (uygulamışlar). Mesela:” diyor; “Merkez-i saltanat” İslam aleminin merkezi, başkenti. “O vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan” mesela ya Şam’da, bazen Şam’da oluyor İslam aleminin merkezi, devlet merkezi veyahut Medine’de oluyor merkez. “vukuat-ı Hz. Mehdi'ye” Hz. Mehdi olayının vuku bulmasına “veya vukuat-ı Süfyaniyye'yi” süfyanın zuhur etmesini. “Mehdi (a.s.) ve süfyanla ilgili olayları, merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek” yani, merkez-i saltanat oralar kalacakmış gibi düşünerek, mesela bezen Basra, bazen Küfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek, “öyle tefsir etmişler (açıklamışlar).” diyor. Ne demek istiyor burada? İslam âleminin son merkezi nerede ise, deccaliyet de, süfyaniyet de oradan zuhur edecek. Efendim, Mehdi (a.s.) de, Hz. İsa (a.s.) da orada bulunacak, değil mi? Anlaşılan bu oluyor. Şimdi Saşar Beşer Hoca’nın rahatsız olduğu konulardan bir tanesi de, Bediüzzaman’ın Kıyametle ilgili bilgileri veriyor ya, hadislerden istifade ile, “7000 yıldır ümmetin ömrü” yani insanlığın ömrü 7000 yıldır diyor, takvim olarak vermiş. “5600 yılı geçmiştir” diyor, geriye 1400 yıl kalıyor. Hazret çıkmış televizyona, Samanyolu TV'ye ve Mehtap TV'ye “Bediüzzaman yanlış söylüyor hazretler, ben biliyorum doğrusunu, böyle bir şey yok. Bu tamamen bir uydurmadır, böyle bir şey yok. Ben biliyorum, bana sorun” diyor. Hadisleri de kabul etmiyor ve buradaki insanları bu kafa ile yetiştiriyor. Bu mantıkla yetiştirmeye çalışıyor, kendince.
Evet. Şimdi kardeşlerimize bir soru daha sorduracağım. Hah, mesela bak, çok önemli bir konu daha. "Kıyamet alâmetlerinden ve Ahir zaman vukuatından (olaylarından) ve Bâzı amalin (amellerin) fazilet ve sevaplarından bahseden hâdîs-i şerife güzelce anlaşılmadığından,”, Kıyamet alametleriyle ilgili ve Ahir zaman, yani, Mehdi (a.s.)’den, süfyandan, deccaldan bahseden hadis-i şerifler güzel anlaşılmadığından, “akıllarına güvenen”; Şaşar Beşer Hocam, dikkatlice dinle, çok çok dikkatli dinle ama burada. Yani bütün dikkatini ver. Tabii Allah’a ver, Allah için de bu konuya ver. Bak; “akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim (ilim sahibi), onların bir kısmına zaîf veya mevzu (hadis) demişler.” Yani zayıf veya uydurma hadistir” demişler.” Şimdi bak, Faruk Beşer Hoca en hassas yere geldik, burayı çok dikkatli dinlesin: “İmanı zayıf ve enaniyeti kavi”; kendini en büyük görüyor. “Kavi, bir kısım da inkara kadar gitmişler." Kökten inkar etmişlerdir, diyor. Ne Mehdi (a.s.) vardır ne İsa (a.s.) vardır, kökten inkar etmişlerdir diyor. Sözler, sayfa 355. Yani Şaşar Beşer’in burada meseleyi çözmesi gerekiyor artık, bu konuda, inşaAllah. Bak “imanı zayıf ve enaniyeti kavi”, zayıf imanlı fakat kendini beğene beğene en büyük gören noktasına gelmiş, “kavi bir kısmı da inkâra kadar gitmişler.” Yani Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) diye böyle bir konu yok diyor. Ne Mehdi (a.s.) gelecek, ne İsa (a.s.) gelecek diyor. “İttihat-i İslam da yok” diyor. “İnsanların,” bak, Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor, bu duruma karşı? “İnsanların ümitsiz olduğu” Resulullah (s.a.v.) diyor, “hiç Mehdi (a.s.) falan yokmuş dediği bir sırada, Allah Mehdi (a.s.)’yi gönderir”.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, alameti maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Faruk Beşer, iyi duy. Kim söylüyor bu hadisi? Resulullah (s.a.v ) söylüyor. Kim iletiyor? Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Kitabül Burhan Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman, sayfa 55. Ehl-i Sünnet’in göz bebeklerindendir Hocamız. Bakın, diyor ki Bediüzzaman, Şualar sayfa 495. “İsa aleyhisselâm'ı” şahs-ı maneviyi değil, İsa (a.s.)’nın bizzat şahsını, “nur-u iman ile (iman ışığı ile)tanıyan ve tâbi' olan” ona tabi olan. Bak tanıyorlar, Hz. İsa (a.s.)’yı şahıs olarak tanıyor, “bu İsa (a.s.)” diyor, tanıyor. Sonra diyor ki, “Efendim ben size tabi olabilir miyim?” diyor, tabi oluyor. “Tâbi' olan cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin (Hz. İsa (a.s.)’nın) talebelerinin sayısı o kadar azdır ki,” diyor, ki yaklaşık 1400 civarında. Mehdi (a.s.)’nin 313 civarındadır. Hz. İsa (a.s.)’nın 1400.“Kemmiyeti (sayısı), deccal'ın mektebce ve askerce,” okullar ve asker, yani siyaset. “Siyasete değinir, ilmî ve maddî ordularına nisbeten”, “ilmî ve maddî ordularına nisbeten” yani bilim adamlarından ve maddi asker, yani normal askerlerinden, “ona nispeten, çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.” Çok azdır sayıları diyor, Hz. İsa (a.s.)’nın talebelerinin. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri de çok azdır diyor Bediüzzaman. “Her ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor, Mehdi (a.s.) için inşaAllah. Bak diyor ki bu konuda, Mehdi (a.s.) için; “Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevi ordusu,” Mehdi (a.s.)’nin, “yalnız ihlas” yani samimiyet, son derece samimi. “Ve sadakat” sadık, bağlı. “Ve tesanüd (dayanışma)” sürekli birbirleriyle görüşüyorlar. “Tesanüd” tam bir dayanışma içinde olan, “sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şarkirdlerdir (talebeleridir)” diyor Mehdi (a.s.)’nin. Müritleri, talebeleri çok az, “(talebeleridir). Ne kadar da az olsalar” diyor Bediüzzaman “çok az sayıları” diyor. “Manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar”. Emirdağı Lahikası sayfa 259. Şaşar Beşer Hocam, değil mi? Saçları kestirdin, kafandaki o yanlış bilgileri de kestirirsen olacak, değil mi? Sırf saç kestirme ile olmaz, inşaAllah.
Evet “Hz. Mehdi (a.s.)’ye aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişi biat eder” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bir rivayette “313”, bir rivayette “314”. Yani o, küsurat şey değil, önemli değil. Yaklaşık 300 civarında olduğu anlaşılıyor. “Aralarında kadınlar da bulunacak” diyor, Mehdi (a.s.)’nin talebeleri, 313 kişi kadar. “Bedir Savaşı’ndaki askerler gibi” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bak “Bedir Savaşı'ndaki askerler gibi 313 kişinin kumandasını elinde tutarak etrafa meydan okuyacak Mehdi (a.s.)” diyor. Meydan okuyacak öyle delikanlı ki, “beşer beşer, onar onar gelin” diyecek inşaAllah. “Çünkü bu 313 kişi gece abit, (çok ibadet eden) kimselerdir. Gündüz de kahraman, delikanlı niteliği taşımaktadır” diyor. Kim söylüyor? Allah'ın Resulü söylüyor (s.a.v.). Kıyamet Alametleri kitabının, sayfa 369. “Muhammed b. Hanefi (r.a.)'dan rivayet edildi ki: ‘(Hz. Mehdi (a.s.) talebeleri) sayıları Bedir ashabı kadardır.’” 313 kişidir. “Evvelkiler onları geçmediği gibi”, bütün evvelkiler ama, evvelkiler. Peygamberimiz (s.a.v.) sınır koymuyor. “Evvelkiler onları geçmediği gibi”, o talebeleri, yani üstünlük açısından, “sonrakiler de onlara yetişemezler.” Mehdi (a.s.)’nin talebelerini. “Ve onların sayıları Talud ile” Kuran’da geçen Talut ile, “nehri geçenler kadardır." Onlar da 313 kişiler. “Talut ile,” Kuran’da geçiyor; Talut kıssası var. Kitab-ul Burhan Fi Alamet-i Mehdiyy-il Ahir Zaman. Hz. Musa (a.s.)’ya da bak, ayette ne diyor, Yunus Suresi 83'te; “Sonunda Musa (a.s.)'ya kendi kavminin zürriyetinden (gençlerinden)” Mehdi (a.s.)’nin talebeleri de gençlerden oluşuyor, Ashab-ı Kehf de gençlerdendir. Bak; “kendi kavminin bir zürriyetinden başka -Firavun ve önde gelen çevresinin,” o devrin deccalının, “kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla” yani mahkum etmesi, dövmesi, sövmesi, şehit etmesi korkusuyla, “iman eden olmadı.” Korkudan millet, insanlar tırsmışlar, çekinmişler. Bir avuç delikanlı Hz. Musa (a.s.)’nın yanına geliyor, genç. Annesinden babasından ayrılıyorlar, Firavun’a meydan okuyorlar; “Ne yapıyorsan, yap” diyorlar, “biz gidiyoruz, yanına gidiyoruz” diyorlar. Asiye annemiz de gitti, kahpe Firavun onu şehit etti, alçak, Hz. Musa (a.s.)’nın yanına gitti diye. Özel adam gönderdi ve şehit ettiler annemizi. “Çölde senin yanına gideceğim, ben sarayı istemiyorum” dedi. “Firavun’un sarayını da, kendini de, hayatını da, inançlarını da istemiyorum, senin yanında ben çölde gideceğim” dedi Hz. Musa (a.s.)’ya annemiz. Ama o kahpe onu yüce bir mertebeye çıkarttı, şehit etti. Ne mutlu ona; hem mümin hem de şehit mümin, ne güzel. Allah Cennette tanışmayı nasip etsin inşaAllah. “Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba.” Bak, enaniyetli, iddia edilen Ergenekon Örgütü gibi, tahakküm ediyor, halktan daha büyük, daha yukarda ve daha üstte olduğu kanaatinde. O zamanın iddia edilen Ergenekon Örgütü onlar. “Bir zorba”, aynı iddia edilen Ergenekon Örgütü gibi sadist ve kan dökücü, işkenceci. Bak, “zorba” diyor Allah. “Ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.” Ölçü yok adamda. Yunus Suresi 83.
Otuz iki dakika olmuş şimdi biraz ara verelim, inşaAllah.
SUNUCU 1: Yayınımıza kısa bir ara veriyoruz, sonrasında kaldığımız yerden devam edeceğiz, inşaAllah.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, Oktar Hocam ne söyleyelim?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siz münafıkların her türlü ağır işi yaptıklarını, gösteriş için çalışmaktan kaçınmayacaklarını ama Müslümanların birleşmesi için, İslam ahlakının hâkim olması için asla çalışmayacaklarını söylemiştiniz. Ayetler de vardı, inşaAllah. Okuyorum Hocam, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: ‘Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın’ dediler. De ki: ‘Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir.’ Bir kavrayıp-anlasalardı.’” (Tevbe Suresi, 81)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Biraz şerh et.
OKTAR BABUNA: “Allah’ın elçisine muhalif olarak” Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı çıkarak, zamanımızda da Hz. Mehdi (a.s.)’ye, inşaAllah. “(savaştan geri) kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler”. Mücadeleyi istemiyorlar, riske girmeyi ve geride kalmalarına da sevinç duyuyorlar. “ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek,” Müslümanların yaptığı mücadeleyi, Hz. Mehdi (a.s.) dönemindeki fikri mücadeleyi, cehd etmelerini, Hz. Peygamber (s.a.v.) dönemindeki mücadeleyi çirkin görüyorlar ve geride kalmalarına seviniyorlar. “’Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın’ dediler”. Sıcaklığı bahane ediyorlar, yani bu şekilde. Riski de istemedikleri için, savaşa katılmıyorlar ama onun dışında her türlü işi de yapabiliyorlar. “De ki ‘cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir’”. Allah da bildiriyor, tehdit ediyor; “Cehennem çok daha şiddetlidir” diyor, “Cehennem azabı” inşaAllah. “Bir kavrayıp anlasalardı”.
ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi bakın, münafıkların istemediği neyi olmuş oluyor? Din ahlakının dünyaya hakimiyeti için gösterilecek gayret. Yani bu noktada sıkılmış vaziyetteler, başka bir şey yok. Yani tek sorunlarının bu olduğu anlaşılıyor; cihat, cehd etmek, İslam dinini yaymak. Namazla ilgili bir şey yok, adam kılıyor namaz münafıklar, ayette var, namaz kılıyorlar, oruç da tutuyorlar, zekât da veriyorlar ama canı yanarak veriyor. Hacca da gidiyor, ticaret yapıyor Hacca gidip. Sadece cihadı istemiyor. Bakın ayetlerin hepsinde bunu görürsünüz. Hz. Musa (a.s.)’nın devrindeki münafıklar da öyle, ne diyorsa yapıyorlar Hz. Musa (a.s.). Konu cihad oldu mu, “Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz yapmayız.” diyorlar. Ama dini zorlaştırmak, dini böyle açmaza sokmak, girift hale getirmek, içinden çıkılmaz hale getirmek gibi bir sistem oldu mu, en öndeler. Ve bunu da Peygamberleri beğenmediklerini iddia ederek ortaya koyuyorlar (hâşâ). Mesela ne diyorlar Hz. Musa (a.s.)’ya? Hz. Musa (a.s.) diyor ki; “Rabbiniz bir sığır kesmenizi emrediyor”. Ne yapar bir insan, normal bir Müslüman? Bir sığır bulur, alır, keser Allah için, değil mi? “Nasıl bir sığır? Öyle olmaz ki” diyorlar. Şimdi bak burada ne demek istiyor? “Allah’ın, Allah burada noksan bilgi vermiş, Allah’ın eksik bilgi bize veriyor bize, yanlış yaptı Allah. Ben Allah’tan daha iyi bilirim” diyor, (hâşâ). Evet değil mi? “Peygamber (s.a.v.), zaten ondan çok çok daha iyi biliriz biz” diyor. Yine açıklıyor, yine “olmadı” diyorlar, “yani böyle olmaz” diyorlar, “sen detay iste” diyorlar. Bak burada yine Allah’a karşı içinde bir düşmanlık, Peygamber (s.a.v.)’e de bir düşmanlık var. Ama zahiren bir avanak baksa der ki; “adamlar ne kadar takva ya” der, değil mi? “Ne kadar detaylara giriyor, bak zorluk arıyor adam” der, değil mi? “Yani dinin girift yönlerini arıyor, yüzeysel yaklaşmıyor” değil mi? “Çok incelik arıyor adamlar, demek ki takva” diyecektir. Münafıkların silahıdır bu işte. Detaya girip, detayda kendilerini ve insanları boğmaya çalışmak. Şeytani bir oyundur. Allah diyor ayette; “Biz onlara ruhbanlığı emretmedik, onlar kendileri ruhbanlığı çıkarttılar” diyor Allah, “fakat onu da yapmadılar” diyor. Mesela münafıklar hem ruhbanlık çıkarırlar, hem detay çıkarırlar ama onu yapmazlar. Özelde bambaşkadırlar. Özel ne demektir, biliyor musun? Kimsenin görmemesi. Yani bakarsın; evliyadır, kendi kafasına göre ama özelde manyaktır, münafık delidir, yani tahmin edemeyeceğin derecede delidirler. Kuran buna dikkat çekiyor, inşaAllah. Tabii cahilliğinden, aklının zayıf olduğundan da yapanlar oluyor, ayrıca inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İncil’de de münafıklarla ilgili bir bölüm vardı Hocam, okuyayım mı inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Hz. İsa (a.s.), “Vay halinize ikiyüzlüler. Siz badanalı kabirlere benzersiniz ki, dıştan güzel görünürler. Fakat içten ölü kemikleri ve her türlü murdarlıkla doludurlar. Siz de böylece insanlara dıştan salih görünürsünüz fakat içten ikiyüzlülük ve fesatla dolusunuz” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak münafıkları ne güzel anlatmış Hz. İsa (a.s.), değil mi? Bak çok manidar, ölüye benzetiyor. Hakikaten ölüdürler, ruhları da ölüdür ve kokuşmuş ve pistirler hakikaten böyle ceset yani pis bir hayvan leşi gibidirler münafıklar. Pis ve kokuşmuş, iğrençtir dünyaları; ama dışarıdan hakikaten böyle bir şey yokmuş gibi gösterirler. İncil’de de bu konuya dikkat çekilmiş, değil mi? Kuran’da da çok detaylı anlatılıyor, evet.
OKTAR BABUNA: Ayrıca, siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah Magdalalı Meryem İncili var 5. asırda gelen, orada da bir bölüm var, onu da okuyayım mı Hocam, inşaAllah? Şöyle Hocam inşaAllah Hz. İsa (a.s.)’nın öğrencilerinden Magdalalı Meryem inşaAllah. “Öyle ise gidin hakikati tebliğ edin, size anlattığım kurallardan hiçbirini arkanızda unutulmuş bırakmayın. Kanun koyucu gibi kanun çıkarmaya da kalkmayın. Yoksa koyduğunuz kural sizi boğar”. Tam söylediğiniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Kendi kendilerine kural çıkartıyorlar. Bak ta o zamanlar Hz. İsa (a.s.) onları uyarmış ki, bu hanımın Hz. İsa (a.s.)’dan aldığı bilgiler Allah-u alem bozulmamış olan kısımlar. Bunları zaten muhafaza ediyorlar, bazı sayfaları muhafaza ediliyor. Mesela bak Hıristiyanlar hiç yanaşmıyorlar, bir kısmı, bu gerçeklere. Hâlbuki gerçek İncil’dir, gerçek bozulmamış ifadedir, değil mi? Şimdi ama bir de İncil’in inşaAllah orijinallerini kaybetmişler, çok çok az kısmı var. Ahir zamanda tam orijinali bulunacak, inşaAllah. İncil’in de, Tevrat’ın da inşaAllah. Osman Ünlü Hoca’nın uyanıklığına, kendince uyanıklığına yine çok dikkat etsin kardeşlerimiz. Bakın diyor ki; “Sitemizde deniyor ki” diyor, demin de anlatmıştım, bir daha vurguluyorum ki iyice kardeşlerimiz dikkat etsinler. “Resulullahın vefatından bin sene geçtikten sonra, ümmetinden gönderilen âlimlerin sayısı az ise de, İslamiyet’i tam kuvvetlendirmeleri için, çok yüksek olacaklardır.” Ama bak; “Resulullah (s.a.v.)’ın vefatından bin sene geçtikten sonra,” yani İmam-ı Rabbani, Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.). “Resulullah Efendimiz (s.a.v.), Hazret-i Mehdi (a.s.)’nin teşrif edeceğini haber vermiştir.” Bak Osman Ünlü Hoca’nın uyanıklığına şimdi dikkat edin. Bakın; “Resulullah Efendimiz (s.a.v.), Hazret-i Mehdi (a.s.)’nin teşrif edeceğini haber vermiştir. Bin sene sonra gelecektir.” Şimdi bu, “1000 sene sonra gelecektir”i defalarca açıklıyor mu İmam-ı Rabbani? Burada vurgulamak için bir kere daha söylemiş olmasını, kurnazlık yapmış, onun üzerine yeni bir sistem kurmuş. Diyor ki mesela; “Bin sene sonra gelecektir”, başında “Resulullah (s.a.v.)’ın irtihalinden sonra” diyor mu? Demiyor. Bir kere de dememiş. O dememe ona yetmiş, Hocaya yetmiş. “Bin sene sonra gelecektir.” Hoca buraya ilaveyi koymuş. İmam-ı Rabbani diyormuş ki; “benim vefatımdan bin sene sonra gelecektir. Ben, İmam-ı Rabbani, benim vefatımdan sonra,” parantez içinde, “bin sene sonra gelecektir.” Osman Ünlü Hoca’nın ilavesi, “gelecektir.” Böylece bambaşka bir şekle sokuyor ve böylece bin sene daha ilave edip, Mehdi (a.s.)’nin gelişini, Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini bin sene daha ileriye almış oluyor. İttihad-ı İslam’ı ve Türk-İslam Birliği’ni de kendince durdurmuş oluyor, değil mi? Bakın şu kilittir burada, ona çok dikkat etsinler, “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in vefatından, bin sene geçtikten sonra” değil mi, burada açıkça söylüyor, değil mi? Sonra, aynı konuyu vurgulamak için diyor ki, “Bin sene sonra gelecektir” diyor. Bunun, burada Hocanın tarafından kurnazlıkla değerlendirileceğini bilseydi İmam-ı Rabbani, oraya da yine bu ilaveyi koyardı. O nereden bilsin, o “İmam-ı Rabbani’nin vefatından sonra bin sene” diye oraya ilave yapacağını, değil mi? Bak bir yerde açıklamamanın hemen hakkını vermiş kendi kafasınca, değil mi? Ve bin yıl daha İttihad-ı İslam’ı, İslam Birliğini ileri tarihe almış, ilaveyle. Tatlı tatlı böyle ikna ettiğini zannediyor milleti. TGRT’ye çıkıyor, böyle karşısındaki Hoca efendi de onu dinliyor.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Evet, münafıklardan yine ayet söyle, açıklayayım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Yine bu, cehd etmeyi istememeleri: -Şeytandan Allah’a sığınırım- “Kendilerine; ‘Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin’ denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: ‘Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?’ dediler. De ki: ‘Dünyanın metaı azdır, Ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız.’"(Nisa Suresi, 77)
ADNAN OKTAR: Bakın, münafıkları ayıran bir tane nokta var, görüyor musunuz? Yani ana nokta; İttihat-ı İslam’a karşı olmaları, cehd etmeye karşı olmaları. Yani, Allah’ın dininin yayılması ve dünyaya hakim olması, tek takıldıkları nokta bu. Yani bunu geçemiyorlar. Namaz, oruç hepsini yapıyorlar. Bakın, dikkat edin, Kuran’a bakın, hepsini yapıyorlar. Hac, tamamını yapıyorlar. Hatta ilave istiyorlar. Yani, mesela sığır kesilecekse, daha kapsamlı detaylar istiyorlar. Çok çok detay istiyor. “Detay yapalım, detayına girelim” diyor. “Haydi, Allah’ın dinini yayalım, İttihad-ı İslam olsun.” dedi mi, böyle sanki ateşe düşmüş yarasa gibi çırpınıyor. Bir tek buna güçleri yetmiyor. Bakın, bütün Müslüman kardeşlerimiz buna dikkat etsin. Burada canları yanıyor, takıldıkları nokta bu. Burada canları tatlı, bunu istemiyorlar, değil mi? Şu an dünyada Mehdi (a.s.)’nin gelişi, Hz. İsa (a.s.)’nın zuhuru konusunda muazzam bir panik var. Deseler ki; “Mehdi (a.s.) gelecek ama sadece namaz kılacak ve size namazı tavsiye edecek, bir kısım insanlara ve görevi bitecek” desen, hiç rahatsız olmazlardı, hiç. “Mehdi (a.s.) gelecek, ne yapacak, öğrenebilir miyiz?” diyorlar. “İslam ahlakını dünyaya hakim edecek” diyor, “Aman sen ne diyorsun?” diyor. Adama böyle şehir elektriği vermiş gibi, saçları diken diken oluyor. “Aman. Aman ha aman” diyor, en hassas oldukları nokta. O yüzden Mehdi (a.s.)’den rahatsızlar. “Hz. İsa (a.s.) ne yapacak? O da dünyaya hakim edecek İslam’ı“ diyorlar. “Aman aman aman aman!” diyorlar, “aman! Ya, buna uygun öyle bir söz bulalım ki, hiç kimse itiraz edemesin.” diyor. “Ne yapalım?” diyor. “Ya en kurnazcası ne biliyor musun?” diyor. “’İslam ahlakı eğer dünyaya hakim olacak olsaydı, Allah’ın Resulü (s.a.v.)’ne nasip olurdu. Ona olmadığına göre, Mehdi (a.s.)’ye mi olacak? Hz. İsa (a.s.)’ya mı olacak?’ diyelim, konuyu kökten halledelim” diyorlar. Bu bir kurnazlıktır. Bunu bir kısmı münafıklığından yapıyor. Bir kısmı sahtekarlığından yapıyor. Bir kısmı cahilliğinden yapıyor. Bir kısmı kendini alim zanneden cahil olduğu için yapıyor. Bir kısmı mühendislik projesinin bir gereği olarak yapıyor. Her ne amaçla yaparlarsa yapsınlar, nefes aldırmayacağız; ilimle, bilgiyle, sevgiyle ve akılla, inşaAllah.
Oktar Hocam, anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir ayet daha okuyorum Hocam, münafıklarla ilgili.
ADNAN OKTAR: Oku evet.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. “’Allah'a iman edin, O'nun elçisi ile cihada çıkın’ diye bir sûre indirildiği zaman onlardan servet sahibi olanlar, senden izin isteyip: ‘Bizi bırakıver, oturanlarla birlikte olalım’ dediler. (Savaştan) Geri kalanlarla birlikte olmayı seçtiler. Onların kalpleri mühürlenmiştir. Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar.” (Tevbe Suresi, 86-87)
ADNAN OKTAR: Bakın, gördünüz mü? Şimdi bu adama desen ki; Hacca gideceğiz. “Hep beraber gidelim” der, sevinçle. “Namaz kılalım” diyorsun, yani adam senin kıldığın namazı beğenmiyor. “Öyle namaz kılınmaz, bak beni bir gör” diyor. Sarık on dört metre, cübbe yine öyle. Böyle derin huşu içinde güya kılıyor namazını. Onların hepsini yapıyor. “Allah’ın dini dünyaya hakim olsun” dediğinde, deliriyor. Aklı atıyor yani, manyağa dönüyor. Onu istemiyor, görüyor musun onu? Bir de servet sahibi. Paraya da zarar gelmeyecek yani zenginlik de olsun, inşaAllah. Biraz verecek ama o da çok canını yakıyor. İkinci dereceden çok canını yakan da para vermektir münafığın.
OKTAR BABUNA: Etinden et söküyor gibi oluyor.
ADNAN OKTAR: Yani acayip ızdırap çeker, acayip ızdırap çeker, ama yine haydi, hani yakasını kendince kurtaracağını düşünerek, kısmen verir bir parça. Ama çektiği acı, çektiği acı git, ona bir sor sen yani. Durup durup aklına geliyor, “Ya dün şu kadar altın para verdim Allah için” diyor. Adam sararıyor, soluyor, eriyor aklına geldikçe, acayip ızdırap çekiyor. Ama cehd etme dedin mi, orada doğrudan deliriyor. Yani “Ben gitmiyorum, ben bunu yapamam” diyor. Bakın öbürünü istemeye istemeye yine de veriyor, canını yakıyor. Cihadı hiç istemiyor. İttihad-ı İslam’ı hiç istemiyor. En hassas olduğu noktadır münafıkların. Onun için, münafık kızdırmak isteyen, İttihad-ı İslam’dan bahsetsin. Acayip darlanır, acayip darlanır. Canları pek tatlıdır, münafıkların. Evde otursun, kendisi gibi bir turşu gibi de bir karısı oluyor onların. “Münafikun ve münafikat,” münafık erkeklere ‘münafıkun’ deniyor, münafık erkekler topluluğu. ‘Münafıkat’ da kadınlar, münafık kadınlar. Ondan sonra, işte, sarımsaklı zerde yapsınlar beraber böyle. Ondan sonra, yesinler ikisi birlikte, dedikodu yapsınlar, mahalle şeyleri gibi. Müslümanları eleştirsinler. Ondan sonra, kendilerince takva adı altında, dini böyle girift ve karma karışık hale getirmeye çalışsınlar. Çocuk yetiştiriyorlar ama onları Sosyal Sigortalar Kurumu gibi görüyorlar; “yarın bir gün bize bir şey olursa, bunlar bize bakar.” Kafa bu. Onun için çocuk yetiştiriyorlar. Yani Allah rızası için, Allah’a adayarak değil. Efendim, ya rahatını bozmayacaksın, tehlike olmayacak, risk olmayacak, şehitlik olmayacak, evinde rahat olacak, yiyip içip yan gelip yatacak. Perdeleri çekip karısıyla mastika oynayacak entarileriyle, karşılıklı, özelde. Yahut daha başka, bilmediğimiz, tahmin edemediğimiz dans çeşitleri varsa, entariyle hoplaya zıplaya oynayacak böyle. Anlaşıldı mı? Müslümanları gördü müydü de Müslümanları sürekli böyle, açmaza sokmaya çalışacak. Öyle bir açmaza sokacak ki, adam diyecek; “artık ben yaşayamıyorum bu dini.” “Hey bre kafir, görüyor musun?” diyecek. Ondan sonra diyor ki; “Tam istediğim oldu şimdi.” diyor. Kendisi gibi bir adam yetiştirmiş oluyor sonunda, değil mi? Bunlara dikkat edeceğiz. Hem ne dikkat edeceğiz, biliyor musun? Bediüzzaman diyor ki, bakın; Mehdi (a.s.), küfürle mücadele ediyor, dalaletle mücadele eder, Darwinizm’le materyalizmle mücadele eder ama onun hayati bir görevi var; anti-süfyandır. Mehdi (a.s.) anti-süfyandır. Allah onun payına süfyanı da koymuştur, deccalı da koymuştur. Süfyaniyeti un gibi yapar, üfürür, denize atar. Anlaşıldı mı? Anti-süfyandır. Süfyaniyet için ne diyor Bediüzzaman? “Cereyan-ı münafıkane.” Kafir cereyanı demiyor, “cereyan-ı münafıkane”; münafık cereyandır diyor. Demek ki Ahir zamanda, Müslüman görünümlü yobazlar türeyecek. Ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.)? “Başları sarıklı yetmiş bin kişi, deccalın ordusuna girecek, süfyanın ordusuna girecek”, yetmiş bin kişi. Ve bir detay daha veriyor; “başları tıraşlı” diyor, “yetmiş bin kişi”. Yani o, çoğunluk ifade etmek için söylüyor. Belki yedi yüz bin, daha da fazla olabilir. “Yetmiş bin” çoğunluk ifade eder, ama detay veriyor Peygamberimiz (s.a.v.). Süfyanın ve deccalın ordusunda olacaklar. Mesela süfyanın ordusunda Hafız Esad ne yaptı? On binlerce, yüz binlerce Müslüman’ı şehit etti, değil mi? Arap sosyalizmini bütün ülkelere yaydı, İslam ülkelerine yaydı. Ateizmi, materyalizmi yaydı ama oğlu çok iyi, Beşir Esad. O yakasını kurtardı maşaAllah.
Getir yazıyı, evet. “Şeytandan Allah’a sığınırım.” Evet, bir ayet yazmış kardeşimiz. Bir kardeşimiz de diyor ki, “Selamün aleyküm Hocam.” Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Adnan Hocam,” diyor, “programlarınızı çok beğenerek izliyoruz, Allah razı olsun. Ama Hocam uydu kiralayarak yayınlarınızı sürdürürseniz, çok sevinirim.” Biz de uğraşıyoruz Halil’im, inşaAllah. Gayret ediyoruz bakalım, inşaAllah, ya nasip. Kolay bir şey değil. İnşaAllah, ben çok istiyorum öyle bir şeyi. “Zira sizi seyretmeye başladığımdan beri internet kotalarını geçiyoruz.” Ne demek?
OKTAR BABUNA: İnternetin belli bir sınırı var Hocam, belli ücrete karşılık, onu aşıyorlar herhalde.
ADNAN OKTAR: “Bu ay da kotayı geçmişiz, çok yazıyor internet.” Nedir o?
OKTAR BABUNA: Belli bir sınırın üzerinde daha pahalı oluyor, Allah-u alem.
ADNAN OKTAR:Ha, tamam o zaman, bak siz de duyuyorsunuz. Bak çocuklar, kardeşlerimiz seyretmekte güçlük çekiyorlarmış.
Yasemin Hocam diyor ki, “Hocam hayırlı geceler, benim anladığım Faruk Beşer, Mehdiyet’ini çaktırmadan ilan etmiş olabilir. Şöyle ki %95’i bidatler sayıyorsa”, daha da üzerinde, % 95’in daha da üzerinde. “İşte pek güzel dini bidatlerden temizliyor. Darwinizm’i de çökertti, bir sözüyle malum. Geriye kalan kendi kitapları ve işte bir ihtimal de Kuran-ı Kerim” diyor. Onun da bir kısmını başka türlü yorumluyor, açıklıyor. Yasemin Hocam mümkün, ama Mehdi (a.s)’yi kabul etmiyor adam zaten. ’Mehdi (a.s) diye bir konu yok’ diyor, ‘Hz. İsa (a.s)’nın inişi diye de bir konu yok’ diyor. ‘İttihad-ı İslam da yok’ diyor. Onun bir Mehdilik anlayışı vardır, bir ittihad-ı bir şey vardır da, biz ne olduğunu bilmiyoruz, yani bir ittihadı vardır.
ADNAN OKTAR:“Selam Hocam, sizleri beğenerek dinliyorum. Öncelikle şunu söylemeliyim, kitaplarınız harika maşaAllah” diyor. “Konuları mantıklı bir şekilde anlattığınız için net cevap buluyoruz. Açıkçası, delaletin kaçacağı bir yer bırakmamışsınız” diyor. “Birinci sorum; cüz-i irade ve kader meselesini tam anlamadım, yani yaptıklarımızda bizim hiç bir müdahalemiz yok mu? İkinci sorum; diğer kutsal kitaplar neden bozulmuş, Allah niye sadece Kuran’ı korumuştur? Dua ve muhabbetle.” Samsun’dan, Nihal Hanım.
Evet, Nihal Hocam, sevimli Nihal, sen merak ettiğin konularda çok cevap aldın ama acaba bizim filmleri izlemedi mi? Bir kısmını incelememiş olabilir, ama yine anlatayım. Harunyahya.Tv’de değil mi bu konular? Bir de konu konu hazırlıyorsunuz.
OKTAR BABUNA:Harunyahya.Org’ta da konu konu, konu başlıklarıyla bulunuyor.
ADNAN OKTAR: Var değil mi? Evet. “’Cüz-i irade ve kader’ meselesini tam anlamadım.” Nasıl Cüz-i irade? Anlat.
OKTAR BABUNA: Cüz-i irade, Hocam siz şöyle açıklamıştınız. Özetle; külli irade, Allah’ın iradesi var, cüz-i iradede onun içindedir. Cüz-i irade vardır, ama külli iradenin içindedir. Allah yaratıp bitirmiştir, bir anın sonsuzda biri kadar bir zamanda, sonsuzda biri, bütün sonsuz geçmişi, sonsuz önceyi ve sonsuz sonrayı yaratıp bitirmiştir. Külli irade vardır, cüz-i irade de vardır, ama cüz-i irade külli iradenin içindedir, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Evet, Nihal Hoca’mızın, Nihal Hanım’ın sözüne gerekli cevabı sorusuna cevap vermiş olduk mu biz?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Yaptıklarımızda bizim hiçbir müdahalemiz yok mu?” E, ben şimdi ıhlamuru kendim döktüm, ama kaderdeydi. Yani cüz-i iradem de vardı ama o da kaderdeydi. Ben daha annemden doğmadan, ben bu ıhlamuru bunun içine dökmüştüm. Ama irademle yaptım, ben farkındayım, haberim var yani. Nihal de, bu sevimli Nihal de bunu yazarken iradesiyle yaptı, kimse onu zorlamadı, değil mi? Ama o da annesinden doğmadan bunu yazmıştı, bu yazı bitmişti. Ve bu cevabı sen vermiştin. Bak, sana verdirttim cevabı. Kaderdeydi, öyleydi.
OKTAR BABUNA: Siz bir ayeti hep hatırlatıyorsunuz, Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.“(İnsan Suresi, 30)
ADNAN OKTAR:Bak ne kadar net, önce Allah dileyecek, sonra biz dileyeceğiz. Cüz-i iradeyi şirkte kullanan cahiller var. Diyor ki adam; (haşa)“Sen Allah gibisin. Tamam, Allah’ın bir gücü var ama sen de küçük bir güce sahipsin. Sen de bir ilahsın.” diyor (haşa), değil mi? “Allah’ın cüz-i iradesi vardır, senin de cüz-i iraden vardır. Allah’ın külli iradesine karşılık, senin de cüz-i iraden vardır. Allah senin cüz-i iradene sahip değildir. Yani, öyle bir gücü yoktur” gibilerine getiriyor, değil mi? Yani sana Allah iki yol göstermiştir ama nereye gideceğini bilmez, ne yapacağını bilmez; sürpriz olur senin yaptığın işler. Bu sefer de lafı değiştiriyorlar, “Yok tabii ki bilirler orayı” diyorlar. E kardeşim, niye o zaman böyle yollara giriyorsun? Biliyorsa, bilmesi ne demektir? O adam, onu yapmış demektir, bitmiştir. “Allah hepsi bir kitapta yazılıdır” (Yunus Suresi, 61) demekle neyi anlatıyor? Hepsi yazılıp bitmiş. Bakın; “Hepsi bir kitapta, ana bir kitapta yazılıdır”(Yunus Suresi, 61) dediğine göre, sonsuz evvel ve sonsuz sonra tek bir an içerisinde olup bitmiş. Ne demek istiyorsun sen, nereye getireceksin yani? Cüz-i irade de, külli irade de Allah Katında kader içerisindedir, bitmiştir; an içerisinde bitmiştir. İnsanlar hiç şirk koşmazsa, müşrik olmazsa, Allah İslam ahlakını dünyaya hâkim edecek. Nur Suresi’nin 55. ayetine baksınlar, Mehdi (a.s.) devrinde şirk kalkıyor inşaAllah.
“Diğer Kutsal kitaplar niye bozulmuştur? Allah niye sadece Kuran’ı korumuştur?” Bozuluyor işte, yani zamanla bozuluyor. Adam, mesela İncillerin aslı vardı, yani adamlar yakmışlar. Adamları yakmışlar kitaplarla beraber adamları da yakmışlar, şehit etmişler, değiştirmişler. İlah olarak gördükleri Zeus’u almışlar, İncil’e örnek hale getirmişlerdir, değil mi? Bunların hepsi Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde, İsa (a.s.) devrinde düzelecek. Şimdi biz, İncil’i nasıl bu hale getirdiklerini kapsamlı olarak önümüzdeki günlerde anlatacağız, ders olarak anlatacağız. Sohbet ederek anlatacağız, kısa ve özlü olarak anlatacağız. Bu sevimli Nihal bizi takip ederse orada görecek inşaAllah.
“Selamün aleyküm, bir sorum var. Hocamızı dikkatle ve ilgi ile izliyorum, Allah razı olsun. Ebu Hureyre (radıyallahu anh), Hazreti Peygamber (s.a.v.)’mın şöyle buyurduğunu bildirmiştir. “Sizler yüzleri deri kaplanmış kalkanlar gibi olan bir kavim ile muharebe etmedikçe” yani savaşmadıkça “Kıyamet kopmaz ve yine siz ayakkabıları keçe olan bir kavim ile harb etmedikçe Kıyamet kopmaz” buyurdu. Sahih-i Müslim hadis numarası: 5184.” Cengiz ve Hülagu fitneleri, tam aynısı ile bu şekildeydi. Bak, tarif aynı, yüzleri deri kaplanmış kalkanlar gibi, onlar hakikatten güneş yanığı olmuş, ondan sonra ve ayaklarında da keçe vardı hakikaten, Cengiz Han, Timuçin ve Hülagu fitnesi. Bediüzzaman diyor “Kuran’ın işareti bunu gösteriyor ki Cengiz ve Hülagu fitneleri” diyor, inşaAllah. “İkisi beraber olsa”, tarih olarak veriyor “Miladi 1971 olurdu, o tarihte dehşetli bir şerden haber verir” diyor Kuran. “Şimdiki tohumların mahsulü eğer ıslah olmazsa, 20 sene sonra tokatları elbette şiddetli olacak” diyor, açıklamış. Cengiz ve Hülagu fitnelerinin tarihlerini veriyor Bediüzzaman Kuran. “İkisi beraber olduğunda da, Miladi 1971 tarihini veriyor” diyor. “Dehşetli bir şerden haber verir” diyor. Onlar da birer şerdi, Müslümanlar için hayırdı, onlar için bir şerdi.
Evet, 32 dakika geçmiş, efendim bir yarım saat daha sohbet edeceğiz, şimdi kısa bir ara verelim sonra gidelim inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
SUNUCU:Yayınımıza kısa bir ara veriyoruz, sonrasında kaldığımız yerden devam edeceğiz inşaAllah.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah, buyurun Hocam.
ADNANOKTAR: Evet, ben de güzel güzel şeyler anlatayım inşaAllah.
Şu adama kafam takıldı, bunun rahatlığına şaşıyorum ben. Bu kadar kolay bir şeyi, yani insanların anlayıp bilip fark edip ona soracağını ve söylediği sözün doğru olmadığını bir insan nasıl bilmez? Bak diyor ki: “Burada açıkça 1000 sene sonra gelecektir deniyor, yani kendisinden 1000 sene sonra geleceği bildiriliyor.” Yani nereden çıkarttın sen bunu? “Yani kendisinden sonra” diyor, “İmam-ı Rabbani’den sonra.” Daha ne desin İmam-ı Rabbani? Çok açık söylüyor işte “Resulullah (s.a.v.)’ın vefatından 1000 sene geçtikten sonra” diyor. Şimdi gelecek olsaydı İmam-ı Rabbani Hazretleri, “Peygamberimiz (s.a.v.)’den 1500 sene sonra gelecek” diyemez miydi? İmam-ı Rabbani’ye de akıl veriyor. “O zaman böyle demedi” diyor, sana ne? İmam-ı Rabbani böyle diyor işte, “1000 sene geçtikten sonra gelecek” diyor, değil mi? Çok açık. Çünkü 7000 yıl ile ilgili hadise de uygun sözü.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNANOKTAR: Yani 1000 yıl sonra çok net bir rakam, “Peygamberimiz (s.a.v.)’in irtihalinden, vefatından 1000 yıl geçtikten sonra, Mehdi (a.s.) gelecek ve İsa (a.s.) gelecek” diyor. Ve kendisi de zaten 1000 yıl sonra gelmiş, ama kendisini kastederek, benden sonra 1000 yıl geçme sözü yok. Ve 3000 yıla çıkartma diye de bir konu yok. Bunun ısrarla üzerine gitsinler, bu konuda Hoca çıkıp, açıklama yapsın. Yani “ben yanıldım hata yaptım” diyecek; dürüstçe samimi olarak açıklayacak.
Oktar Hocam ne anlatalım?
OKTARBABUNA: Estağfurullah Hocam, dün gündeme getirdiğiniz bir konu daha vardı. Dini yanlış tanıtmak konusunda bilinçaltı kurgu yapıyorlar demiştiniz Hocam inşaAllah. Ayrıca Cübbeli’nin videosunu göstertmiştiniz. Orada da Cübbeli, “Peygamber (s.a.v.)’in kıldığı gibi namaz kılarsanız, kılamazsınız” diyor. Hatta (hâşâ), “gelin sizle pazarlık yapayım, yoksa başınıza iş alırsınız ve içinden çıkamayacağınız bir hale gelirsiniz, gelin siz buna razı olun” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte gece gündüz tarif ediyoruz, anlatıyoruz; yani buradaki tehlikeyi insanlara hissettirmeye çalışıyoruz. Dikkatlice bakan, ferasetle, basiretle bakan bu tehlikeyi anlar. Kimi cahilliğinden, kimi münafıklığından, kimi bir mühendislik projesi içerisinde olduğundan, kimi zır cahilliğinden, kimi yanlış yönlendirildiğinden bu hataların içine giriyorlar, inşaAllah.
Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, emredin inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evrim ile ilgili her gün bunlara tuz serpmek gerekiyor inşaAllah, faydalı olur. Uzmanlarımız burada mı?
OKTAR BABUNA:Buradalar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam, biraz sonra çağıracağım onları, şöyle bir güzelce baklava hamuru gibi bir açsınlar inşaAllah, bir pestillerini çıkarsınlar inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Kuran’dan her hangi bir sayfa açalım. Bismillah, Hud Suresi’ni açmışsın, 109. Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım; “Artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma.” Yani ne Darwinizm’e, ne materyalizme inanma, asrımıza bakan yönü ile. Onların söyledikleri delillere inanma; sakın kuşkuya kapılma. “Daha önceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler,” nasıl Eski Mısır’da Darwinistseler, nasıl Sümerler döneminde yine Darwinistseler “onlar da ancak böyle tapıyorlar.” “Aynısını yapıyorlar” diyor Allah, asrımıza bakan yönü ile. “Şüphesiz Biz, paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız.” “Ben gereğini yapacağım” diyor Cenab-ı Allah, buraya geldiklerinde. O kromozomları mesela soracak Cenab-ı Allah, nasıl tesadüfen oldu, anlatacaklar, değil mi? Proteinlerin nasıl tesadüfen olduğunu anlatacaklar; madem samimi inanıyor, anlatacak. Ne diyecek? “Ben proteinlerin tesadüfen olamayacağını biliyordum. Kromozomların da tesadüfen olamayacağını biliyordum” tamam “koful, mitokondri, hepsi” “Görüntü?” “Onunda tesadüfen olamayacağını biliyordum.” “İşitme?” “Onunda.” “Hangisi tesadüfen olacaktı?” “Hiç birinin tesadüfen olamayacağını biliyordum.” “Sana verilen süre ne kadar?” “70 yıl.” Kaç yılında mesela “bunun 50 yılında şuurum açıktı” diyecek, “bilgim de vardı” yahut daha az veya eksik. “Bilerek, isteyerek yaptın mı?” “Bilerek, isteyerek yaptım” diyecek, inşaAllah. “Ben hak ettim” diyor zaten adam, değil mi? Hud Suresi, 117 “Halkı, ıslah eden kimseler iken” tebliğ yapılıyorsa, İttihat-ı İslam için çalışılıyorsa, İslam ahlakı yayılıyorsa ve hakim olduysa İslam “Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi.” Ne yapacak o zaman? “İhya ederim” diyor Cenab-ı Allah. “Hakim ederim, güzellik veririm, helak etmem” diyor. Bir tane ebcedi var: 2020. Mehdi (a.s.) var, İsa (a.s.) var, Nehyi Anil Münker Emr-i Bil Maruf yapılmış, tebliğ yapılmış, Allah “Hadi” ismiyle tecelli etmiş ve İslam ahlakı hakim olmuş. Halkı ıslah eden bir çalışma yapmışlar. Ve ebcedi de 2020 yılını veriyor. Oktar Hocam şimdi sen anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Milli Görüş lideri Prof. Necmettin Erbakan’ın basın açıklaması” diye bir haber var Hocam inşaAllah. “Erbakan: Milli Görüş herkese sevgi, refah, insan hakları ve saadet demektir.” diyor.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Bak ne kadar güzel açıklamış Hocamız. “Milli Görüş herkese sevgi,” herkesi seven insan kavgayı arar mı? “Çık, açıklama yap” diyorlar Erbakan Hocamıza. Neyin açıklamasını yapacak? Kim sorumluysa o açıklama yapsın. “Refah, insan hakları ve saadet demektir.” Ne demektir biliyor musun? Bir nevi Mehdiyet demektir diyor. “Bir nevi Hz. İsa (a.s.)’nın inişi demektir” diyor, maşaAllah. Hıristiyanlarla ilgili çok geniş açıklama yapacağım, yarın da yapabiliriz. Yarın bu konuya özlü olarak bir girelim bu konuya. Yani Hıristiyanların yanlışlıklarını, eksikliklerini, delilleriyle, belgeleriyle yarın açıklayalım inşaAllah.
Hamza Safarov. Hay maşaAllah, Azerbaycan. “Selamun aleyküm muhterem ve mübarek Hocam.” Sizler de muhterem ve mübareksiniz. Bütün Müslümanlar muhterem ve mübarektir. “Bizler sizi çok seviyoruz.” Ben de sizi canım gibi seviyorum, canımdan çok seviyorum Azerbaycan. Aslansınız siz, aslan. “İnşaAllah cennette de beraber oluruz ve orada da size sonsuza kadar bağlıyız inşaAllah” diyor. “Hocam bazı alimler Kuran’da gerçek evrim olduğunu açıklıyorlar. Bazı kardeşlerimiz de Hocaları destekliyor. Mesela” bir isim vermiş, şimdi bu isim beni biraz tiksindirdiği için, yani bu adamı anmak bile utanç verici. Onun için söylemiyorum yani. “Evrim Teorisi’ne biz inanmıyoruz ama gerçeği hem fıtratımız gereği iç güdümüzle hem de dünya tarihinde insanın iniş çıkışlarını geniş zaman diliminde aktaran Kuran’ı Kerim’de görebiliyoruz çok şükür. Bu konuda bilgi verebilir misiniz? Kuran’da şu ayetler yer alır: ‘Biz her canlıyı sudan var ettik.’ ‘Biz insanı topraktan yarattık.’ Bu bir tür konsantre balçıktan yarattık. Kurutulmuş konsantre balçık türü bir şeyden yarattık. ‘Bir nefisten yarattık.’ ‘Bir erkek ve bir dişiden var ettik.’ Bütün bu ayetler Darwin’inkiyle hiç alakası olmayan bir açıklama. Yani Darwin insanın değersizleştirilmesine ve hayvanlaştırılmasına indirgenen, tezinden bağımsız, farklı bir tekamül vardır” diyor. Evet. Şimdi karmaşık bir şey yok. Yani bu bildiğimiz balçık var ya şu seramiğin balçığı, bunu Allah porselenden, hiç görmediniz mi porselenden heykel? İnsan yapıyor, porselen heykel, normal. Çamur halinde yapılıyor ve normal porselen heykel haline geliyor, bildiğin heykel. Allah ona ruh üfürüyor, ruh veriyor. Birden bire ayağa kalkıyor, “selamun aleyküm” diyor, bu kadar. Olay budur. Yani bir tekamülse bu, mucize var burada. Yani mucize olmuştur. Şimdi bir insan evinde pijamayla duruyor, sonra üstünü başını giyiyor; tekamül ettiyse bu kıyafetini giydiğinde, “tekamül etmiş” diyelim yani, anlaşıldı mı? Yani porselen halindeyken Allah’ın ruh üfürmesiyle birden “selamun aleyküm” diye bir insan yürümeye başlıyorsa, bu nedir bu? Mucizedir. Aynen bu şekilde olmuştur. Doğrudan porselenin kullanıldığı kilden, bildiğin kilden yapılmıştır insan. Böyle gıcır gıcır normal bir heykel, porselen heykel. Allah ruhunu üfürünce, birden güler yüzlü olarak, insan olarak yürümeye başlamıştır, bu kadar. Konu bu. Porselene Allah’ın ihtiyacı olduğundan mı? Hoşumuza gitsin, ilginç olsun, değişik olsun. Mesela filimlerde bile gördüğümüzde nasıl hoşumuza gidiyor, değil mi? Porselen birden bire canlanınca insan şaşırmaz mı? Meleklerin, cinlerin orda seyredenlerin hoşuna gitsin. Biz de göreceğiz zaten Cennette Hz. Adem (a.s.)’in yaratılışını. Güzellik olsun, konu bu. Yani Hz. Adem (a.s.) daha yaratılmadan yine var Hz. Adem (a.s.). Sonsuz öncede var Hz. Adem (a.s.). Sonsuz öncede yaratmış Allah. Bu derinliği pek göremiyorlar. “Allah’ın gücünü hakkıyla takdir edemediler” diyor Cenab-ı Allah. Ayet de var, ayet, Kuran ayeti. Büyüklüğünü anlayamıyorlar. “Nasıl olur porselen?” diyor. Porselene ihtiyacı olduğundan mı Allah’ın? Ete kemiğe ihtiyacı mı olduğundan Allah’ın? Beynimizde yaratığında etten kemikten mi yaratıyor insanı?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, değil.
ADNAN OKTAR: Anlayamazlar kolay kolay, Allah’ın sırları bilinmez. Allah bilir inşaAllah. Bildirdiği kadarını biz biliyoruz inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu söylediğiniz konuyla ilgili ayet okuyorum Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ya biz ilk yaratılışta güçsüz mü düştük? Hayır, onlar karmaşık bir kuşku içindedirler.”
ADNAN OKTAR:Bak tam karşılığı: “ilk yaratılışta güçsüz mü düştük?” diyor Allah. Son derece kolay. Allah “ol derim” diyor, “olur” diyor, bu kadar. “Nasıl oldu?” diyor. Allah Allah. Sen Allah’ın büyüklüğünü anlamaya çalış, yüceliğini anlamaya çalış. Bunu anlayan zaten bu konuyu da anlar inşaAllah.
Yasin Suresi’ni açmışım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. “Yasîn” diyor Allah, Cenab-ı Allah. İki çok şifre olan, harikalık olan bir açıklamadır, Yasîn. “Andolsun hikmetli Kur'an'a,” Allah Kuran’a yemin ediyor. “Gerçekten sen, gönderilen (elçi)lerdensin.” Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyor. Aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye bakıyor. “Dosdoğru bir yol üzerinde(sin).” Kuran ve sünnete uymuş oluyor, “Dosdoğru bir yol üzerinde(sin)”. Şeytandan Allah’a sığınırım “Kuran, güçlü ve üstün olan,” bak “güçlü ve üstün olan ve esirgeyen (Allah')ın indirmesidir. Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).” Darwinist ve materyalist adamın babası, anası. Yani şu ana uygulaması olarak bakıyoruz. Gafil kalmış adam, ona bir uyarı olmuş oluyor. “Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar. Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır.” “Enaniyet içindedirler” diyor Allah, büyüklük hissi içindedirler.
Evet, Oktar Hocam şimdi ne yapalım biz biliyor musun? Bizim anti-Darwinist alim ekibini getirelim. Darwinistlere bir kurdeşen döktürtelim, anlaşıldı mı? Onlar hazırlasınlar deri kremlerini falan ilaçlarını hazırlasınlar, tansiyon ilaçlarını hazırlasınlar. Tabiî ki istemeyiz bu hallere düşmelerini ama oluyor yani. Yapmayacaklar inşaAllah. Evet, şimdi o zaman ara veriyoruz. Ekip gelsin kardeşler başlayalım
SUNUCU: Yayınımıza kısa bir ara veriyoruz sonrasında tekrar devam edeceğiz inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...