SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam, Kahramanmaraş ve Kaçkar Tv’de yayındayız. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Sizin söylediklerinizin gerçekleşmesi çok büyük müjde Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben söylüyorum ama Peygamberimiz (s.a.v.)’den naklediyorum. Dolayısıyla, aynısıyla çıkıyor.
OKTAR BABUNA:Bir örnek daha verelim mi Hocam inşaAllah. 2008 tarihinde, The Golf Today’e yaptığınız röportajda diyorsunuz ki: “Türkiye’nin öncülüğünde, Türk devletlerinin birleşmesiyle meydana gelecek, Türk Birliği’nin yardımıyla bir Türk İslam Birliği oluşacak inşaAllah. Bu Türkiye’nin öncülüğü ile olacak. Her yerde bir ağabeylik görevini dolaylı yoldan veyahut dolaysız olarak da göstermektedir. Her türlü anlaşmazlıkta Türkiye devreye girmektedir. Mesela Kafkas İttifakının oluşmasında Türkiye devreye girmiştir. Diğer ülkelerin arasında anlaşmazlık olduğunda Türkiye arabulucu konumunda olmaktadır”. Türkiye’nin arabuluculuğuna veya devreye girmesini vurguluyorsunuz Hocam inşaAllah. “Büyük Arabulucu Türkiye”, The Economist dergisi Ağustos sayısında, Dışişleri Bakanımız Davutoğlu konuşuyor, Türkiye’nin büyük arabulucu olduğunu söylüyor Hocam inşaAllah, yazının başlığında, Economist’deki bu yazıda. Aynı zamanda, Esad: “Arabulucu tek ülke Türkiye” diyor, Suriye başkanı, Beşir Esad: “Arabulucu tek ülke Türkiye”. Sizin söyledikleriniz kelimesi kelimesine gerçekleşiyor, maşaAllah Hocam. “Balkanlarda kalıcı istikrar için kararlıyız. Kafkasya’da Türkiye, Gürcistan ile Rusya arasında arabulucu olabilir. Arabulucu çabası sürecek.” “ABD ile İran’a da köprü olabiliriz”. Yine 2010 yılında, Yeni Asya’da “Pakistan ile İran arasında, Türkiye arabulucu”. “Afganistan ile Pakistan arasında arabulucu olun.” “Türkiye, Suriye-Lübnan gerginliği için devrede. Suriye ile Lübnan arasında”. Tam söylediğiniz şekilde, maşaAllah Hocam. Türkiye bölgedeki ağabeyliğini, arabuluculuğunu siz söylemiştiniz iki sene önce. İki sene sonra harfiyen gerçekleşti, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Bak, ne diyor burada? “Yeni hedef, Alevi-Sünni çatışması. Emniyet Genel Müdürlüğü, Hatay’dabazı terör örgütlerinin Alevi-Sünni çatışması için hazırlık yaptığını yönünde istihbarat bulunduğunu belirterek, halk oylaması öncesi dikkatli olunması için gizli yazı gönderdi” diyor. Bazı cins şahıslar, bazı cahiller, bazı böyle sevgiden, şefkatten aklı nasip olmayanlar, bir de bazı cahillerin yönlendirdiği bazı kişiler diyelim, Şii, Caferi, Alevi, Bektaşi, Vahabi dedin mi tüyleri diken diken olup onların öldürülmesi gereken varlıklar olduğuna inanıyorlar. Allah’ın tertemiz kullarına, “La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah” diyen bu insanlara, Peygamber aşıklarına bu tarz bir üslup içerisinde kullanıyorlar. Ve bunlar alenen yazılar da yazıyorlar, konuşmalar da yapıyorlar, bunu bir kahramanlık gibi de anlatıyorlar. Çok çok garip, çirkin, yanlış ve ayıp, günah bir tavır içindeler. Onlara sorsan, çok akıldaneler. Yolda yürümekten acizler, köşe bucak saklanan adamlar. Hani “insanlara verir talkını” derler, “kendi yutar salkımı” derler. Böyle tipler aynı zamanda. Alevi, insan sevgisiyle dolu olan bir insandır. Hayvanları sever, insanları sever. Hacı Bektaş’ın resimlerine bakın, kucağında çeşit çeşit hayvanlar vardır, onları sever, coşku insanıdır, sevgi insanıdır. Yunus Emre’nin şiirlerine bakın, hep sevgiden bahseder. Güzelliklerden bahseder, ne oluyorsunuz? Bunlara karşı da sürekli bir açıklama ve anlatım politikası güdülmesi gerekiyor. Yani bu cahiller hakikaten bazı cahil insanları da yönlendirebiliyorlar bazen. Evet, Oktar Hocam ne anlatıyorsun başka?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, “Kanlı sayfada 600 bin kurban” Allah’ı tenzih ederim. “Obama, 7 yılda 600 binden fazla Iraklı’nın hayatına malolan Irak işgalinde, operasyonun bittiğini ilan etti. Bitiş kararını, Bush’un işgali başlattığı oval ofiste açıklayan Obama, ‘şimdi yeni bir sayfa açma zamanı’ dedi. Ancak danışman sıfatıyla Irak’ta bırakılan 52 bin ABD askeri tekrar kan dökebilecek” diye bir haber var Hocam.
ADNAN OKTAR: Bundan sonra, öyle geniş çaplı bir savaş olmaz. Yani bunların dediği o Armagedon tarzı bir savaş olmaz. Hz. İsa (a.s.)’ın, Hz. Mehdi (a.s.)’ın olduğu bir ortamda, bunun olmayacağı hem Tevrat’ta da belirtiliyor, hem hadislerde de var, mümkün değil, inşaAllah. Başka ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Kılıçdaroğlu’nun bir açıklaması var Hocam inşaAllah. “Onların solculuğu tartışılır” diyor. “Referanduma 10 gün kala, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, bu süreçte boykot’un çok anlamsız olduğunu, evet demeyi düşünen solcuların, solculuğundan tartışılır bir durum olduğunu ifade etti” diyor.
ADNAN OKTAR: Ben de Kılıçdaroğlu’nu anlayamıyorum. Yani, demokraside bir rahatlık varsa, hukukta güzel bir düzenleme varsa ve en önemlisi de iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü bu referandumdan acayip paniğe kapıldıysa, acayip rahatsız olduysa, danalar gibi böğürüyorlarsa korkudan, daha ne istiyorsun? Bayağı güzel yoldayız demektir. Niye çekiniyorsunuz.
Hükümete evet demekmiş. Kardeşim, şimdi beni kızdıracaklar, AK Partiye hayır oyu vereceğim zorla. Hayır derken, yani iktidara gelmesi konusunda başka partiye oy vereceğiz. Bu alakası yok bunun, otuz kere bana bunu söyletmesinler. AK Parti, herhangi bir parti, Cumhuriyet’in partilerinden her hangi bir parti. Ne mecburiyetimiz var AK Parti’ye oy vermeye? Canımız ister gideriz MHP’ye oy veririz, CHP’ye oy veririz, Saadet Partisi’ne oy veririz. Yani, kilitlendik mi biz? Ama bu konuda haklılar, çok açık. Çünkü iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle hükümet göğüs göğüse bir mücadele halinde. Ve iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü, bu referandum Anayasası’nda, bu referandumdan, bu değişikliklerden, paniğe düşmüş halde, panik halde. Sırf onların paniği bile benim için yeterli. Sırf o yüzden bile evet oyu vereceğim, sırf o yüzden. Ne güzel, hukuk rahatlasın, genişlesin, Türkiye güzel olsun. Seçimler geldiğinde de bakarız bir sürü birbirinden güzel partilerimiz var. Canımız hangisini istiyorsa gideriz, oyumuzu veririz. Kilitlendik mi biz AK Parti’ye? Ne mecburiyetimiz var? Ama bakarız, AK Parti de hakikaten çok mükemmel çalışmalar yapar, güzel atağa geçer, gider ona da oy veririz yani onlar da vatan evladı. Yani AK Parti’ye oy vermek haram mı? Yasak mı yani? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Ertuğrul Özkök de bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
OKTAR BABUNA:“14 Eylül günü yazacağım yazının başlığını bugünden attım” diyor. “Niye 13 değil de 14 Eylül?13 pazartesi, benim yazı günüm değil, ondan 14.
Referandumdan ‘Evet’ çıkarsa, salı günkü yazımın başlığı şu olacak: ‘Nifak Anayasa’sı’. Peki ya ‘Hayır’ çıkarsa? O zaman da sadece ‘Nifak’ diyeceğim. Yani evet, hayır fark etmiyor. Biliyorum, ağır, çok ağır bir itham. Kimi diyecek ki, demokraside böyle laf olur mu? Olur arkadaş. Bir Anayasa toplumu tam ortasından ikiye bölmüşse, iki ay boyunca herkes öteki hakkında ağzına geleni söylemiş, işin içine soy soptan, boya, ihanete, ne kadar nifak tohumu varsa girmişse, hangi sıfatı uygun bulurdunuz?” diyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi Ertuğrul Özkök böyle süper takılıyor ama öyle zannettiği gibi değil. Dar düşünüyor, çok dar düşünüyor. Bundan sonra sürekli referandumlar olur. Biz modern bir ülkeyiz, modern bir devletiz. Referandum gayet sıhhatli bir olay. Sık sık da olsun, niye bölsün? Biz kardeşiz, canız. Evde bile diyoruz mesela, “Balık mı getirttirelim, kuzu kebap mı getirttirelim?” Referandum oluyor, çoğunluk ne istiyor? Diyorlar, “biz balık istiyoruz” diyorlar, tamam, balık geliyor. Ne var bunda? Birbirimize mi düşüyoruz biz yani? Bunun gibi bir şey bu. Bir güzelliktir. Allah, bizim için iyi olanı, güzel olanı, hayırlı olanı yaratır. Hayırlı olanı ben şu an evet olarak görüyorum, inşaAllah. Geçen günler birisi bana böyle uyanıklık yapmış. “Hocam hangisi bizim için hayırlıdır?” diyor. Ben de diyeceğim ki işte “hayırlı olan”. Yani ‘hayır’a dilimiz gitsin gibisinden. Biz hayırı zaten kullanırız Müslümanlar. Tabii ki hayır var her şeyde. Ama ‘evet’, ‘evet oyu’, iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü üyelerini kudurtuyor, delirtiyor adamları. Danalar gibi böğürüyorlar. Ben şimdi bu durumda ne yapayım? İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü dediğin, 30 seneden beri bizimle uğraşır. Ne yapmamız gerekiyor? Bize bir tavsiyede bulunsunlar. Tabii ki ‘evet’ vereceğiz. Sırf onları gıcık etmek için gider ‘evet’ oyu veririm ben yani, kıl etmek için. Bu yeter bana gerekçe olarak. Ne güzel işte, ben Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu geniş ekipten oluşsun, ne şahane işte, güzel. İsviçre, Norveç, işte bilmem ne, oranın demokrasilerini katlayalım kardeşim, özgür olalım. Referandum da olsun her zaman. Nifak falan yok, nifak gibi göstermek yanlış olur. Ertuğrul efendi. Geçenlerde yurt dışına gitmiş, böyle tarz yapmış, kot pantolon falan, 15 yaşında delikanlı takılıyor böyle, ayağını dikmiş aşağıya orada birini, elektrik direği gibi bir şeye dayanmış falan, tarz yapıyor kendince. Tarz yaptığına bir şey demiyoruz da fakat böyle sivri laflar yapmasına, sivri akıllı olmasına gerek yok yani, inşaAllah. Yani, çok şey bildiğini zannediyor, öyle değil yani dar düşünüyor, çok dar düşünüyor. Zaten sık sık da fikirlerini değiştiriyor. Bir gün ak dediğine öbür gün kara diyor, kara dediğine ak diyor. Böyle olmaz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Azeri Ermeni hattında çatışma çıkmış Hocam, “5 ölü” diye haber var Zaman Gazetesi’nde. Azarbeycan’la, Ermeni işgali altında bulunan topraklarında, cephe hattında olan çıkan çatışmada, 3 Ermeni ve 2 Azeri askerin öldüğü bildirildi.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Türk İslam Birliği olmadı mı, bu rezaletler devam edecektir, sel gibi kan akacaktır. Türk İslam Birliği olsa, bu olur mu?
OKTAR BABUNA:Olmaz.
ADNAN OKTAR: Bu kanın sorumlusu kim? Türk İslam Birliği’ni oluşturmayan herkes. Türk İslam Birliği oluştumu, ne alaka? Aklından bile geçmez adamların, konu kökten hallolur. Evet, başka Oktar ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Michael Douglas kanser olmuş, gırtlak kanseri olmuş, 4. derece. “Fazla sigara ve alkol tükettim” dedi ve “yaşam tarzım kanser etti” diye bir haber var Hocam.
ADNAN OKTAR: “Ben süperim” falan diyordu, uçuyordu havalarda falan. Sonra böyle mi olmuş? Demek ki hayat kısa, bunu bilecek. Neyin ne olacağı hiç belli olmaz. Gencim, güçlüyüm, işte şuyum, buyum falan demeyecek insanlar. Ölüme ciddi şekilde hazırlanacaklar, Allah’tan korkacaklar. Bu Doktor Mehmet Öz de vardı, işte evet bak o da. O da işte, “marul yeyin, kestane yeyin, kanser olmazsınız”, işte bir acayip sesler çıkarttırıyor millete, böyle kükreme tarzı sesler falan bir garip, geçenlerde gördüm televizyonda. “Bunu yaparsan hiçbir şey olmaz” diyor. “Bol bol meyan kökü yeyin”, işte, ıspanak tohumu, bilmem ne falan, anlatıyordu bayağı bir. Otla, marulla, maydanozla, bu işlerle alakası yok. Allah’ın takdiridir o yani, olur. Yani, kimde ne zaman ne olacağı da hiç belli olmaz. Hiç sebepsiz ölenler de var. Tak diye kalbi duruyor, ölüyor adam. Diyorsun “kalbi var mıydı?” yok, ölüyor adam.
OKTAR BABUNA:Demiş ki: “Şok oldum, her şeyi doğru yaptım” diyor, “anlamadım, bunu sorguluyorum” diyor. Yani “bana niye oldu?” diye bir ifadesi var Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak şimdi, çok acayip.
OKTAR BABUNA:“Ailede de yok” diyor.
ADNAN OKTAR: Bu da çok acayip yani sebeplere ne kadar kilitlenmiş, her şeyi Allah’ın yarattığını bilse, bunun mantıksız olduğunu bilecektir. Kanser, hastalıklar, ölüm, maydanozla, turpla falan alakası yok bunun. Allah’ın takdiriyle alakası vardır, kaderle alakası vardır, inşaAllah. Babası dindar bildiğim kadarıyla, fakat bir tıp konusunu iyi biliyor da, fakat din konusunda biraz eksik. Hocama biraz anlatmak gerekiyor. Bak sen de doktorsun, meslektaşsın, git görüş işte.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, bir kere görüştüm Hocam telefonda. “Sizi hep duyuyordum” dedi, “görüşmek nasip oldu” dedi. Fakat bir kitap yazmış Hocam, kitabında anlatıyor iman hakikatlerini, böyle midenin işleyişini anlatıyor, organların, sonunda “bu böyle evrimleşti” diye bir ifade koymuş hepsine.
ADNAN OKTAR: Bak, bak, bak. Şimdi Mehmet Hocam olmadı bu. Şimdi Yaratılış Atlası’nı gönderelim, okusun. Amerika’da Hocamı fikren yanlış yollara götürmüşler. Amerika’da mı okudu o?
OKTAR BABUNA:Amerika’da evet.
ADNAN OKTAR: Aksan falan tam Amerikan aksanı. Neyse, sen o kitabı gönder Hocama. Her şeyin Allah’tan olduğunu bilsin. Kanser de evrimle olmaz, Allah yaratır. Kalp hastalığı da evrimle devrimle olmaz, Allah yaratır.
OKTAR BABUNA:Bende en sağlıklı olduğum gün başlamıştı Hocam. Bir gecede başladı, 7 sene sürdü tedavisi kanserimin benim de, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Kimi insan olur, mesela 40 yaşında, 50 yaşında herkes ölüyor gençler. Bir çoğunu görüyorum, kalbi tutuyor, ölüyorlar. Kimi insan da 100 küsur yaşına kadar yaşıyor. Bütün ailesinde de kanser oluyor, hiçbir şey olmuyor adamda. Bütün ailesinde kalp oluyor, onda olmuyor. Yani, illa ki bu böyledir diye bir kanı yok, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz o zaman da söylemiştiniz Hocam, ben hastalandığımda, bana demiştiniz ki daha yeni hastalanır hastalanmaz, “sen bunun hayrını görürsünüz” demiştiniz Hocam, inşaAllah. Elhamdülillah, çok şükrediyorum, hastalık o kadar hayırlı ki.
ADNAN OKTAR: İlk başta nasıl havalıydın, nasıl bize havalar atıyordun?
OKTAR BABUNA:Allah affetsin, estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Bize geldi, “biz Türk doktorları olarak” dedi, “niye bizim kıymetimiz, değerimiz bilinmiyor?” dedi, “niye Türk aydınları olarak” falan dedi. Şimdi ne diyeyim ben yani? Neyse, bize sakın bir daha öyle havalar atma.
OKTAR BABUNA:Allah saklasın. Allah razı olsun, siz vesile oldunuz Hocam her bakımdan, inşaAllah. Yetişmemize, imanımıza, hidayetimize elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunun hastalığı mesela “mutlak ölüm” diyorlardı doktorlar. Yani, “bilimsel açıdan, mutlak, kesin ölür” dediler. Yani tedavi etmeye falan gerek yok. Dünyada bu hastalıktan yaşayan yok dediler. Biz son ana kadar mücadelemize devam ettik. Hoca bak turp gibi maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam, 1000 doktora takip ettirdiniz dünya çapında, 1000 yani tam 1000’di sayı.
ADNAN OKTAR: Dünyayı ayağa kaldırdım, dünyayı ayağa kaldırdım. Hakikaten Amerika’sını, Rusya’sını, Pakistan’ını, İsrail’ini, İtalya’sını.
OKTAR BABUNA:Evet, kampanya Türkiye’de, Almanya’da, Avusturalya’da, Kanada’da ve Amerika’da olmuştu. Amerikan CNN televizyonu iki defa haber yapmıştı Hocam bu kampanyayla ilgili, Amerikan CNN’i, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
“Selam ve rica değerli Adnan Hocam. Allah’ın en hayırlı selamı sizin üzerinize olsun”. İnşaAllah hepimizin üzerine olsun. Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Efendim, ben severim sizi maşaAllah. Babası hastaymış kardeşimizin, dua etmemizi istiyor. Kanser beynine sıçramış diyor. “Doktorlar beyne sıçrayan kanserin tedavisinin pek mümkün olmadığını söylüyor. İstatistiklere bakarak sadece ömür biçiyorlar değerli Hocam” diyor. Bak aynı konu. “Değerli Hocam, sizden ricam, Allah’a babamın iyileşmesi için dua etmenizdir, duaya çok ihtiyacım var”. Ama hayret. Benzer bir konu. Bak şimdi getirdiler yazıyı, tabii. Allah hayırlısını versin, Allah şifa versin, inşaAllah. Ama Hüseyin kardeş hepimiz eninde sonunda öleceğiz. Ya kanserden ya kalpten, ya bir şeyden herkes ölür. Ölüm bir güzelliktir. Ama bak Allah lütuf etmiştir. Ahir Zaman’da insanların hem yakini artsın, hem sevinsinler, hem hoşlarına gitsin diye bir güzellik olarak, diyor ki Cenab-ı Allah: “İslam ahlakını dünyaya hakim edeceğim”. Adamlar “olur mu?” diyor. Ben de diyorum olur. “Direneceğiz” diyorlar, direnin diyorum. “Ama biz kalabalığız” diyorlar. Yani, iki kuşak devreye girebilirsiniz. Yani, milyonlarcanız gayret edin, bağırta bağırta, söke söke İslam ahlakını dünyaya hakim edeceğiz. Tabi bilimle, sevgiyle, şefkat ve merhametle. Ve hayretler içinde kalacaklar. Bakın adamlar çırpınıyor. Bak direnemediler, her yerden çöküyorlar. Mesela, en güçlü kaleleri masonluktu, gacır gacır çöktü masonluk.
Şimdi bak, bütün dünya masonlarının ileri gelenleri, geçen sefer Amerikan ve İngiliz masonları geliyor. Şimdi Avrupa masonlarının da liderleri geliyorlar. Anladılar ki, İslam’dan başka bir yol yok. Yani, herkes bunun farkında. Tapınak Şövalyeleri de aynı şekilde. Dünya’ya sevgi, barış, kardeşlik, Allah sevgisi, Allah korkusu, “La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah” hakim olacak, bunu göreceğiz. Çünkü benim Peygamberim (s.a.v.), güzel insan, güzel insan, doğru konuşan insan, samimi insan, gerçek Peygamber, söylediklerinin hepsi doğru. Kuran’ın tamamı doğru. Ben Kuran’ı başından sonuna kadar defalarca titizlikle okudum, tamamı vahiy, tamamı Allah’ın sözü. Ne kadar güzel, saf vahiy olan bir kitap. Müşerref olmak. Tevrat’ı açıyoruz, isteyen aklına geleni yazmış. Olur mu öyle şey? Hak olan kısımlar çok, doğru olan kısımlar çok ama ilave de çok. Kardeşim biz nasıl onunla uğraşalım yani, ayırt edelim yani. Adam onu okurken orada, onun için ben onu kitap haline getirdim. Tevrat’ta bozulmamış kısımları kitap haline getirdim. Şimdi İncil’de de bozulmayan kısımları ayırıyorum. Ama Kuran’ı okuduğunda, hiç sorun yok, gözü kapalı oku, aç istediğin yere bak. Gözünü kapat, herhangi bir yeri aç, mutlaka doğru, ne güzel.
Bir de ağır hastalıklarda falan panik olmasınlar kardeşlerimiz. Yani hepimiz, ne güzel böyle, Cenab-ı Allah’ın yanına, Resulullah (s.a.v.)’in yanına gideceğiz, Peygamberlerin yanına gideceğiz. Bakın, yakinlerinin artması için de Allah Peygamber gönderecek Hz. İsa (a.s.)’ı. Hz. Mehdi (a.s.)’ı gönderiyor. Hızır ortada faaliyet halinde. “Hocam” diyorsunuz, “biz gözümüzle görelim, ellerini tutalım” diyorsunuz. Bakın ben açıkça söyleyeyim, bunlar da olacak. Hz. Mehdi (a.s.)’ın elini tutacaksınız, Hz. İsa (a.s.)’ın elini tutacaksınız, yüzünüzü mesh edecek İsa Mesih (a.s.). Bakın, daha da somut, dese ki adam, “emin olamam Hz. İsa (a.s.) olduğundan, Hz. Mehdi (a.s.) olduğundan”, İslam ahlakının dünyaya hakim olmasından da mı emin olamayacaksın mübarek? İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. Bak, elle tutulur bir olay. Yobaz hakimiyeti değil, İslam ahlakı hakimiyeti, dikkat edin. Sevginin, dostluğun, bilimin, sanatın, demokrasinin, özgürlüğün, güzelliğin hakim olduğu bir dünya olacak. Nefesi kesilecek insanların. Bir de diyeceksiniz ki: “Allah ne yetenek vermiş bu insana, maşaAllah” diyeceksiniz Hz. Mehdi (a.s.) için. “Kardeşim” diyeceksiniz, “10 yılda bir memleket, bir ülke, İslam alemi, bu hale nasıl getirilebilir? Ben bunu aklım almakta zorlanıyor” diyeceksiniz. “Bu bir mucize” diyeceksiniz yani. Adam Peşaver’e gidecek, nefesi kesilecek. “Burası Peşaver değil, başka bir yere geldim ben” diyecek. Anlaşıldı mı? Adam diyecek: “Ben herhalde Norveç’te bir caddede geziyorum herhalde” diyecek, inanamayacak, tabii. Sürate şaşıracaklar, sürate. Hz. Mehdi (a.s.) fırtınadır, fırtına. Hadis var, “20 yılda yaptığınızı” diyor “1 günde yapar” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)” diyor, “20 yılda yaptığınızı”. Öyle kemik kafa ve odun kafa zihniyetler var ya böyle taş kafa falan zihniyetler, böyle beynine kan böyle milim milim giden tipler, onlar böyle apışıp kalacaklar. Adam odun, kütük yani bir türlü, çünkü hakikaten düşünüyor, olacak gibi değil ona göre. Ama bir kısmı da hakikaten normal düşünen de şaşıracak. Ama odun ve kütükler şok olacaklar, inşaAllah. Çünkü onlara göre imkansız.
Evet, münafıkun ve münafıkat, onlarla ilgili ayetler var. Münafıkların bir özelliği vardır Oktarım; kadın düşmanıdırlar. Yani tarihin en eski devirlerine git, ya kadınları yakmışlardır ya feci şekilde öldürmüşlerdir. Böyle yetersiz ve hasta tiplerdir, sapıktırlar. Şimdi onun hıncını da kadınlardan alıyorlar. Yani manyak tiplerdir. Onun için ya kadını feci şekilde döver veyahut feci şekilde öldürür. Münafığın karakteridir bu. Ve bir güvensizlik vardır kadına karşı münafıklarda, müthiş bir nefret vardır, aç Kuran’ı bak. Münafıklarla ilgili hep böyledir yani. Mesela kız çocuklarını alıp gömerler, nefret eder. Kız, kadın gördü mü nefret eder böyle. Kadın sevgisine de hayret ederler. Peygamberlerin kadın sevgisine, sahabelerin kadın sevgisine, onların çocuklara olan sevgisi, onlara olan şefkati, mesela kendi çocuklarına karşı şefkati.
Münafıklarda müthiş bir gurur ve azamet vardır. Onun için şeytan bunları çok iyi analiz eder, münafıkları. Mesela münafığın ruhuna ne uygundur, enaniyet ve gurur neyle tatmin olur; bunlara bir sistem bulayım diyor: Faşizm. Bir faşist müthiş gururlu olur, acayip enaniyetli olur. Azgın, kan dökücü. Tam şeytanın dizaynıdır aslında faşist. Yani faşizmi oluşturanlar şeytanı bir masaya koyuyorlar. Ya, diyorlar; şimdi bizim ustamız bu, diyorlar; bu ne ister bakalım bir düşünelim; bir, kan ister, tamam; iki, kadın düşmanlığı, tamam; üç, hurafe, faşizmin hurafeye çok ihtiyacı vardır. Hitlerin hurafelerinin ucu bucağı yok, psikopat herifin. Mussolini’nin ucu bucağı yoktur. Şimdi, ya diyorlar tamam şeytan faşizmi ister ama şeytan bununla doyar mı? Bir de onun zıddı olması gerekiyor. Şeytan biraz renkli şeylerden de hoşlanır: Komünizm. Komünizmde ne var; kan, gurur. Mesela komünistler acayip enaniyetli olurlar epey bir bölümü, büyük bir bölümü. Yani deli kararlılığı oluyor üstlerinde, deli inadı. Mesela PKK’da bunu görüyoruz. Yani işi psikopatlığa vardırır daha olmasa kendini yakar, cayır cayır yakar; şeytan delirtmiş artık. Şeytani gurur var. Hükümet dedi ki, sizleri işte vatana getirelim, adam gibi hareket edin. Adamların girişini gördün mü sen Güneydoğudan, göğüs ileride böyle. Neyine seviniyorsun, ne yaptın da göğüs ileride geliyorsun sen? Utansana, başını öne eğ sen. Göğsün ileride gelecek sen; benim aslan gibi Mehmetçiklerimi sen şehit etmişsin, arkadaşların şehit etmiş –onlar etmemiş tamam da ama o takım etmiş- onların utancını yaşayacaksın sen. Değil mi, başın önde geleceksin, özür dileyeceksin. Göğüs ilerde gelince tabi nevri döndü herkesin, benim de nevrim döndü. Ama benim bayağı bir döndü nevrim, inşaAllah. Ve apar topar geri gittiler. Gurur. Yani gurur muazzam bir şey, mesela saldırganlıklarının kökeninde de bu vardır ve kadın düşmanlığı. Mutsuzdur, mesela komünist kadınlara bakın çok mutsuzdurlar. Güzel bir komünist kadın göremezsin, hep çirkindirler yani böyle genellikle; bakımsız, pejmurde, perişan. İstisnalar vardır da genelinde böyledir. Mesela faşist kadınlar da öyle, berbattırlar hep. Böyle mafya kadını gibidirler, katil kılıklı olurlar faşist kadınlar. Kadına benzemiyor, erkeksi ve çok iticidirler. Böyle daha değişik ciltleri, eti, kemiği falan tiksinti veren yapıdadır. Bakın Hitler’in takımına hemen anlarsınız, bakın Mussolini’nin takımına hemen anlarsınız, Franco, faşist Franco’ya bakın hemen anlarsınız, aynı, bu şekildedir. Ve muazzam detaycıdırlar ve muazzam üstünlük, ahlak ve adap iddiasındadırlar. Mesela Hitler kendisinin dünyanın en ahlaklı insanı olduğunu iddia eder. Halbuki dünyanın en ahlaksızı kendisi. Her münafığın karakterinde bu vardır. Dünyanın en ahlaksızı olduğu halde dünyanın en ahlaklısı olduğunu iddia eder, kendisinin en ahlaklı olduğunu iddia eder. Mesela Lenin de müthiş ahlaksız bir adamdır ama ona sorsan dünyanın en ahlaklısı odur. Var, ifadeleri var, yazıyor. Mussolini, dünyanın en ahlaklısı olduğunu ve sisteminin de en ahlaklı insanları yetiştirdiğini iddia ediyor. Ve muazzam girift detayların üzerinde dururlar. Hepsinin de ortak özelliği kadın nefretidir. Dikkat edin mesela Hitler sapıktır, Mussolini sapıktır, Franco sapıktır, Lenin sapıktır, hayret mesela. Açık, ispatlı. Bunların takımı da sapıktır tek tek, yani şahitli ispatı var ortada. Kafa ve mantık bu yöndedir. Onun için şeytanın dizayn ettiği bu felsefeleri incelerken şeytanı iyi bilmek lazım. Şeytanı iyi bildin mi bunları tam teşhis edersin.
Mesela gururu aşağılandığında faşistler de komünistler de çılgınca tevillere girerler, delice tevillere girerler, zırvalama tarzındadır açıklamaları. Mesela ahlaksızlığını anlatırsın, onu kurtarmak için delice mantıklar ortaya sürerler, delice izahlar yaparlar. Ve karşı suçlamalarla kendilerini kurtarmaya çalışırlar. Mesela Peygamberimiz (sav) zamanında öyleydi. Mesela Peygamberimizin (sav) Zeynep annemizle izdivacını çok mühim bir konuymuş gibi ele aldılar münafıklar. Peygamberimize karşı onu koz olarak kullanmaya kalktılar. Ve Allah ayetle Peygamberimizin haklılığını, güzelliğini ve doğruluğunu onlara anlattı. Evliliklerinden rahatsız oldular, Allah onu da açıkladı, ayetlerle açıkladı. Bu sefer hanımlarından onu rahatsız etmek istedi münafıklar, Allah onu da açıkladı. Mesela Hz. Meryem’in zamanındaki o münafıklar, Hz. Meryem’in haklılığını... Nur akıyor Hz. Meryem’in elinden yüzünden, tertemiz olduğu açıkça belli. Ona da iftira etmek istediler, Allah onu da temizledi, tahir kıldı. Hz. Musayı da, onun gücünü, dedemizin iktidarını, yamanlığını, ihtişamını kıskandı ve haset ettiler. Ayet var; Allah diyor onların iftiralarından onu tahir kıldı, vecih kıldı diyor Allah, temizledi diyor. Gücünü kıskandılar Hz. Musa’nın, dedemdir, iftihar ederim, iftihar ederim. Resulullah’ın gücünü kıskandılar, dedemdir, iftihar ederim. Allah cennette kat kat daha güzellerini nasip etsin, inşaAllah.
Onun için Müslüman hayatı münafık için bir azaptır. Münafıkların en canını yakan kimdir biliyor musun halihazırda; Hz. Mehdi’dir. Şimdi halk diyor ki, biz Mehdi’yi göremiyoruz. Ben de göremiyorum hakikaten, ben de arıyorum. Ama münafıklar biliyor, sen bunu biliyor musun? Hangi münafığa sorarsan sor, bilinçaltında Mehdi’yi bilir. Çünkü şeytan, senin düşmanın o, diyor, en büyük düşmanın o. Hemen oradan çözer. Yani şu an dünyada münafık olup da Mehdi’yi bilmeyen bir kişi yoktur, hepsi bilir. Tamamı bilir, merak edenlere duyurulur. Hepsi bilir. Ama mümin tabi Allahualem kalben kanaati gelir. Allahualem o, der. Ve vicdanı kadar da destek olur, anlar.
Ben de bakıyorum, bütün alametleri, kokusu etrafı sarmış, ayak seslerini duyuyorum, sesi kulağıma geliyor, var gücümle ona yardım ediyorum. An meselesi karşılaşmamız. Ama buna rağmen ne derim? “Mübarek” diyeceğim, “çok benziyorsun, çok benziyorsun, o sensin demem” diyeceğim, “Yani sen Hz. Mehdi (a.s.)’sın demem, ama çok benziyorsun” diyeceğim. “Bayağı benziyorsun” diyeceğim, “Resullullah (s.a.v.)’in kokusunu hissediyorum üstünde” diyeceğim, “mübarek torun” diyeceğim. “Yani ben o kadar diyeyim” diyeceğim, “bayağı benziyorsun” diyeceğim, o kadar. Sensin demem. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın de gözlerindeki o derinliğe bakacağız, o derinlikte müminler kaybolur adeta, fena makamına çıkarlar. Bir kere bakması yeterlidir Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın. Eğer müminse, fena makamına ulaşır, inşaAllah.
Yani, salih, samimi müminse, bir anda kalp ehli olur, ehl-i velayet olur. Yani 3 saniye 5 saniye, fazla değil. Ama mümin ferasetiyle bakarsa, Allah aşkıyla bakarsa. Kuşkuyla, gafletle olmaz, öyle olmaz. Zaten böyle 70 bin volt elektrik çarpmış gibi olur gözünle karşılaştı mı, inşaAllah. Ta iliklerine kadar çarpılır yani inşaAllah. Manevi ışık, manevi nur bütün her tarafını kaplar. Onun özelliğidir Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın.
Efendim, bütün dünyada Armagedon’dan vazgeçme var Oktarım, ne oldu böyle? Bir şey mi oldu? Birinden haber mi geldi acaba?
OKTAR BABUNA:Sizden Hocam maşaAllah. “Armagedon oldu” dediniz, inşaAllah. “Bundan sonra savaş yok” dediniz, büyük savaş. Dün de çok önemli bir şey daha söylediniz Hocam inşaAllah. “Hz. Hızır (a.s.)’ın izni yok” dediniz savaşa.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bak şu eli var ya, eli bükülür böyle arkaya gider. Düğmeler ortada, atom bombası düğmeleri, basamaz. Odaya bile giremezler. İzin alacaklar, izin de yok, inşaAllah.
Bak diyor ki ayette, Bakara Suresi, 14. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler.” Bunlar her yerde Müslüman olduklarını her zaman söylerler. Sormadan da söylerler daha. Niyeyse böyle bir suçluluk hissiyle sürekli Müslüman olduklarını hissettirmeye çalışırlar. Takva olduğunu, işte oruç tuttuğunu, namaz kıldığını sürekli vurgulamaya çalışır, hissettirmeye çalışır. Bak, “İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler.” Daha sormadan. Yahut sorularak. “"İman ettik" derler” diyor. “Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: "Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz." Yani Kuran’dan, dinden bahsediyoruz, bir şeyler söylüyoruz yahut onları eleştiriyoruz ama bizim amacımız bu değil, diyor. Kime bunu söylüyor biliyor musun, kalbindeki şeytana söylüyor bunu. Ey İblis diyor, dost olduğunu söylüyor onunla. Onunla konuşuyor. Hep delidir münafıklar, tabi, manyaktırlar. Diyor ki, şüphesiz diyor yani hiç şüphe etme diyor, sizinle beraberiz. Bütün şeytan takımıyla beraberiz diyor. Biz diyor Müslümanlarla yalnızca alay ediyoruz diyor. Biz onları eleştiririz, iftira atarız, bir şeyler söyleriz ama amacımız bizim onların hakikaten iyi olması, hakikaten düzgün olması veyahut hakikaten onlar da bir eksklik gördüğümüzden değil. Bizim amacımız sadece alay etmek, yani uğraşmak. Yoksa benim zaten böyle bir niyetim olmaz, diyor. Doğrudan senden yanayım ey şeytan, diyor. Münafığın özelliğidir bu.
Bak, Nisa Suresi, 77. şeytandan Allah’a sığınırım. “Oysa savaş (mücahade, Allah’ın dinini yaymak) üzerlerine yazıldığında, (mesela Mehdi diyor ki, bak, Allah’ın emridir İslam ahlakını yayalım, dünyaya hakim edelim) onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar (münafığın ilahlaştırdığı şey insanlardır yani insanlar çok önemlidir münafıklar için. Her şeyi ona göre düşünür, onlara göre ayarlarlar. Bak diyorlar bir de Rabbimiz diyor. Sanki iman ediyormuş gibi. Bakın küstah bir üsluba geçiyor arkasından bak sapıklığının alametini görün, bakın) ve: "Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, (yani haşa Allah’a söylenecek bir hitap mı bu. Tam münafık aklı. Büyüklük hissinden kaynaklanıyor, Allah’tan daha büyük olduğunu düşünüyor.) bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" dediler. (Bakın, ahmak aklıyla çok akıllı olduğunu zannettiği için, kendini Allah’tan da akıllı zannediyor. Onun için Peygamberden de akıllı, Mehdi’den de daha akıllı zannederler. Yalnız o ahmaklığını göremez o böyle at gözlüğü gibi bakar. Yani bir kısmını görür bir kısmını göremez. Bak,) bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" (Allah’a akıl veriyor haşa. Bu işte şeytanın ilkasıyla olan şeydir, münafıkta da aynısını görürsün.)
Bak, Allah diyor ki, Bakara Suresi, 11-12. “Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: (Münafıklara deniliyor, fesat çıkartmayın, değil mi, İslam’ı tebliğ edelim, yayalım. Gidip küfrün bağrına yapışıp onlarla yaşayacağınıza gelin Müslümanlarla beraber olun. Ben Müslümanlarda şu hataları gördüm o yüzden Müslümanların yanından gittim, diyor. Peki yanına gittiğin münafıkların, itin kopuğun hataları ne; trilyon. Müslümanlarda gördüğünü iddia ettiğin hata ne; yarım santim. O da senin yalanın yani. Peki be hey köpek, alçak köpek, yarım santim nerde, trilyonlarca metre, trilyonlarca tonluk rezillik nerede? Sen o rezilliğin içine niye öyle balıklama giriyorsun o zaman, madem o kadar dürüstsün, o yarım santimi bahane ediyorsun -ki o da senin uydurman, o kör gözünün göremediği bir gerçek. Bir güzellik var ve sen onu ters görüyorsun. Çünkü İblis gözüyle baktığı için ters görür. Bakın), "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler. (Bu, münafıkların genel özelliğidir. Mesela Hitler ne diyor, ben ıslah etmeye geldim diyor dünyaya. Mussolini ne diyor, ıslah etmeye geldim. Münafık ne der, ıslah etmeye geldim. Orasını burasını yıkamaktan aciz bu avanaklar bu kafada olurlar. Islah etmek, sen önce şeytanından bir yakanı çıkart bakalım.) Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, (bakın dünyayı fesada verdiler, 350 milyon insanın katline sebep oldu bu köpekler.) ama şuurunda değildirler.” (Allah, hayvan gibidirler diyor, şuurunda değildirler. Bakara Suresi, 11-12)
Tevbe Suresi, 49. “Onlardan bir kısmı: (Allah böyle, münafıklardan birtakım kesitler göstertiyor.) "Bana izin ver ve beni fitneye katma" der. (Yani ben gideyim, diyor. Ben gideyim, çünkü fitne çıkarıyorsunuz siz burada diyor. Nasıl fitne, diyorsun. Şimdi kardeşim tamam, diyor; Kuran’ın yüzde 99.99’unu yapıyorsunuz ama, diyor; o kısım ne, ben onu anlamadım, diyor; o yüzden ben gidiyorum, diyor. Nereye gidiyorsun, diyoruz. Domuzun pisliğinin içine, diyor. Balıklama dalacağını söylüyor. Be hey köpek, sen yarım santim için –şaşı gözünle göremediğin hak olan yarım santimlik güya eksiklik için- milyonlarca tonluk pisliğin içine giriyorsun, bu nasıl oluyor? Demek ki sen karaktersizsin. Bak,) "Bana izin ver ve beni fitneye katma" (ben gideceğim, diyor. Beni fitneye katma, çünkü fitne çıkarıyorsunuz siz, diyor Müslümanlara.) Haberin olsun, onlar fitnenin (ta) içine düşmüşlerdir. (diyor bak Allah. Tevbe Suresi, 49. Yani o pisliğin ta içine girmişlerdir, diyor bak, yanına yanaşırlar demiyor Allah, dokundular demiyor; ta içine, ortasına kadar gittiniz diyor pisliğin içine diyor.) Münafığın vasfı budur. Ama müthiş bir gurur ve enaniyet vardır, ahmak olduğu için laf, söz de dinlemez. Mesela sen Hitler’e istediğin kadar anlat, anlamaz. Adam kudurmuş gibi anlatıyor, var ya o yayınlanıyor falan. Şu Lenin’in falan da resimleri vardı son zamanlarında bir manyak resimleri var, onları da bir gösterelim, millet nasıl deli olduklarını bir görsün.
Bak, Allah diyor ki, Nisa Suresi 139. “Kuvvet ve onuru (izzeti) onların yanında mı arıyorlar? (Yani o pislik güruhunun, o domuz pisliğinin içinde mi arıyorsunuz ey münafıklar, diyor Cenab-ı Allah. Bak, kuvvet ve onur. Enaniyet buradaki onur. İzzet; büyüklük. Yani bak iki şeye ihtiyacı var münafığın: Bir kuvvet arıyor; para kuvveti, işte basının kuvveti, kafirlerin kuvveti, onların desteği; bir onu arıyor. Bir de enaniyet; azamet, büyüklük hissi. Onların yanında mı arıyorlar, diyor Allah. Batağın, pisliğin içinde mi arıyorlar, diyor Allah. Ama bulduğunu zannediyor tabi. Allah da diyor ki bakın,) Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” (Boş yere enaniyet yapıyorsunuz, boş yere dışarıda kuvvet arıyorsunuz siz, diyor. Batağın içindesiniz diyor, Allah. Nisa Suresi, 139)
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlardan çoğunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün.” Maide Suresi, 80. Mesela Müslümanların yanında duramayan bu alçak köpekler, napıyorlar, inkara sapan domuzların taa pisliğinin içine kadar giriyorlar. Bak, dostluklar kurduklarını görürsün, diyor; yapışmış. Onların o pis kokusu içerisinde yaşıyor. Resulullah zamanındaki münafıklar da öyleydi.
Allah, diyor bak ayette Mümin Suresi, 19. “(Allah,) Gözlerin hainliklerini ve göğüslerin sakladıklarını bilir.” Yani gözlerindeki o hainlik, nefret, o alçaklık bu kahpelerin gözünde görülür, yani dikkatlice bakılırsa görülür. Ve göğüslerinin sakladıklarını Allah bilir, diyor. Ama, Ben istersem, diyor; gözlerinden anlarsın, diyor. Yani Cenabı Allah’ın dilemesiyle anlaşılıyor gözlerinden. Ama, diyor; onların bozuk konuşmalarından da anlarsın, diyor Allah. İki delil vermiş Allah. Yoksa, konuştuklarında dinlersin, diyor Allah ayette. Çünkü mantıklı konuşur münafık ama akıllı konuşmaz. Şeytani, kusursuza yakın bir mantık örgüsü vardır. Şeytanın aklıyla hareket ettiği için çok zeki zannedersin münafığı. Daldan dala atlar, sürekli oyun oynar. O yalandan o yalana, o taktikten o taktiğe sürekli oyun oynar ve geliştirir. Muazzam bir mantık uygulaması yapar. Onun için zayıf mantıkla bakanlar veyahut orta bir mantıkla bakanlar bazen onu doğru bulabilirler, yani makul gibi gelebilir. Onun için diyor Allah; konuştuklarında dinlersin, diyor. Dinlenecek gibi görünüyor bakıldığında. Çünkü mantık hakim. Akıl var mı? Akıl hiç yok. Bak, gözlerinin hainliklerini; bazen mürşit insanlar, veli insanlar bu kahpelerin gözündeki hainliği görür, anlar ve gerekli ışığı verirler. Yani dikkat çeker, anlaşılır. İnşaAllah.
Tevbe Suresi, 67. “Münafık erkekler ve münafık kadınlar, (münafıkun ve münafıkat) bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar,” (mesela İslam ahlakının yayılmasını durdurmaya çalışırlar, darwinizmin yıkılmasını durdurmaya çalışırlar, darwinizmi sinsice desteklerler, hem Müslümanız der hem darwinizmi gizlice destekler. Bir kısmı tabi cahilliğinden yapıyor ama bir kısmı münafıklığından yapar.
Kuran insan karakterlerini muazzam analiz etmiştir, Cenabı Allah. Münafık karakterini, faşist karakterini, komünist karakterini, en ince ayrıntısına kadar. Hiçbir psikoloji kitabında yoktur bu. Bakın.
OKTAR BABUNA: Lenin’in ölmeden önceki resmi. Tam dediğiniz gibi Hocam.
ADNAN OKTAR: Lenin’in son resmi, artistik bir poz vermiş. Ve bu manyağa insanları teslim ettiler, 350 milyon insanın katledilmesine sebep oldu bu manyak. Ve bunun için de ölüme gidiyor adam, mesela PKK’nın lideri bu. Şu an PKK’nın mürşidi, büyükleri.
OKTAR BABUNA:“Ben” diyor, “şimdinin Lenin’iyim” diyor bölücü başı.
ADNAN OKTAR:Tabii, tabii, kitabında yazıyor, “bu devrin Lenin’i benim” diyor, o devrin Lenin’i de buymuş. Bu da mürşitleri PKK’nın, tepe tepe kullanıyorlar herifi.
OKTAR BABUNA:Tam dediğiniz gibi Hocam, aşırı psikopat yani bu kadar olur.
ADNAN OKTAR: Evet, kendine de bir tarz mı yapmış kendince? Tamam kaldır da midemiz bulanmasın.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah’ın gözde tecellisi Cennet’te de var, dünyada da var. O’nun güzel bir sanatıdır. İnsanın gözü olmasaydı, çok garip olurdu insan. Çok çok garip olurdu. Yani bayağı ürkütücü olurdu, Allah vermesin yani. Gözle Allah yüze mana veriyor. Mesela, Ahiret’te de Allah gözlerine dikkat çekmiş, “eşlerine” diyor, “tutkuyla gözlerini bağlamış ve sadece ona yönelmiş” diyor. Çünkü kadının namusu çok etkileyici bir şeydir, çok hoştur. Yani, insanın ruhunda çok şiddetli etki yapar namusu. Mesela Allah vermesin, onun için mesela, genel kadınlarda bir şey oluyor insanların ruhunda. Gayri ihtiyari bir, Allah vermesin tabii, Allah onlara hidayet versin, düzeltsin, doğru yola. Onları o hale getirenler asıl suçlular bence. Fakat yani malum, bakış açısının nasıl olacağı belli. Ama namusta, kadının değeri kat kat artıyor. Çünkü değer vermek çok önemlidir kadına, saygı duymak. Saygı duymadın mı, kadın yok olur, bambaşka bir şey olur. Değer vermedin mi bambaşka bir şey olur. Münafığın da özelliği nedir, değer veremez, saygı duyamaz. Onun için Allah onun kalbine nefret verir. Münafıkun ve münafıkat. Münafık kadınlar da münafık eşlerinden acayip tiksinirler. Acayip tiksinirler böyle pislikten tiksinir gibi. Ama onu böyle domuzdan süt sağar gibi, domuzun pis sütünü sağar gibi, onu sağar öyle. Yani onun parasına, onun yiyeceğine tenezzül eder. Ömür boyunca o pis sistem içerisinde yaşar. Sorsan, mecbur olduğunu söyler. Niye mecbursun, desen; diyor ya Cenabı Allah; Allah’ın arzı geniş, diyor; o kendice bir mantık bulur. Yani münafığın mantığı vardır, kendince dar bir mantıkla o haysiyetsizliğe o ezilmişliğe o aşağılanmaya o karaktersiz yaşama mutlaka bir mantık bulur. Muazzam bahaneler anlatır. Ben tiksindiğim için bahanelerini söylemeye dahi gerek duymuyorum; pis pis bahaneler. Onursuzca, haysiyetsizce o hayatı yaşar. Bir tabak yemek için. Mümin kadın onurludur. İsterse ömür boyu evli kalmasın, illaki muttaki, illaki kendi değerini bilecek, illaki saygı duyacağı bir insan olmasına özen gösterir. Çünkü öbür türlü ruhu isyan eder, yapamaz. Acı çekecek, ızdırap çekecek yani asidin içine düşmüş gibi olur.
Evet, şimdi kardeşim bugün arabada gelirken -kardeşlerle sabah bir işimiz vardı- Kadıköy’e kadar gittik, dönüşte konuşuyorduk. “Ya” dedim ben, “ben pek kondurmuyorum ama bir kısım Müslümanların üstünde hakikaten mühendislik uygulanıyor” dedim. Yani, çünkü bu kadar delil, yani öyle benim o kadar dikkatimi çekmedi önce ama çok fazla delil var. Bir oyun oynanıyor Müslümanların üstüne. Yani Türkiye’yi dinsiz dindar bir toplum yapmak istiyorlar, dinsiz dindar. Yani, Kuran’sız Müslümanlık, Peygamber (s.a.v.) olmadan Müslümanlık gibi. Bir oyun oynuyorlar ve tıpış tıpış da, teket teker, yavaş yavaş da yaklaştırıyorlar gibi gördüm. Şimdi bak, ilk aşaması bunun ne? Bir kere diyorlar ki: “Kardeşim, İttihad-ı İslam diye bir şey yok. Nerden çıkarttınız siz bunu?” diyorlar. “Yani, böyle bir şey olsa, zaten Peygamber (s.a.v.) zamanında olurdu”. Tabii, Müslümanların asıl hedefi olması gereken, en büyük farz olan konuyu bir kenara koyuyorlar. Kardeşim şimdi bir Müslümanın İttihad-ı İslam hedefi yoksa ne oluyor? Yani Kuran’da anlatılan ne? Biz sevdiklerimizin çoğalmasını istemiyorsak, bütün dünyanın mutlu olmasını istemiyorsak, biz neyiz o zaman? Ne olmuş oluyoruz biz. Allah vermesin. Aklı zayıf olan insanlar, sezdirmeden, alttan alta bunu elde ediyorlar. Mesela, nasıl yapıyor, bunu doğrudan yapmıyorlar. Mesela, bu yüzyılda İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti mümkün mü? “Yok, mümkün değil” diyorlar. Komünizm olabilir mi? “O olabilir” diyorlar. Kapitalizm? “O zaten olur, o niye olmasın?” diyorlar. Masonluk? “O zaten bitmiş” diyorlar, “niye olmasın?”. Amerika dünyaya hakim olabilir mi? “O da olur, niye olmasın?” diyor. Çin? “Çin de hakim olur.” Müslüman? “Haşa” diyor, “ne biçim konuşuyorsun? İmkansız” diyor. “Olsa, Peygamber (s.a.v.) zamanında olurdu” diyor. Bakın, bunun bir kısmı münafıklığından, bir kısmı da cahilliğinden söylüyor. Müslümanın mutlaka ideali olacak İttihad-ı İslam. Yani bütün dünyanın kurtuluşunu istemesi lazım. İttihad-ı İslam’ı istememelerinin nedeni de, arkasından Mehdiyeti getireceği için. Bakıyorlar şeyhlerine, pek müsait değil Mehdilik için. Mesela şeyhine bakıyor adam, neyse anlatayım. Şimdi üsturuplu konuşmak istiyorum da onun için bir kısmını. Ama bakın en net hemen söylediğimde anlaşılır. Cinsi sapıkları adam yanına alıyor, bacak bacak üstüne atmış, bak tarikat şeyhi bu, yani Nakşi şeyhi, açıkça da söyleyeyim. Bilinmiyor ama toplumda Nakşi şeyhi olduğu. Mutluluk tablosu gibi resim çektirtiyor adam, haya edeceği, utanacağı, yerin dibine gireceği bir olayı iftiharla yapıyor ve o tipleri helikopterle getirttiriyor adam. Müslümanların parasıyla, helikopterle getirttiriyor. Alem yaptırıyor böyle. Sonra da diyor ki: “Sakın ha sakın” diyor, “müzik, telli sazlı çalgılar falan hepsi haramdır” diyor. Kardeşim sen manyak mısın sen? Sen helikopterle alıp getirmiyor musun adamları? Sen onlara bunları söyletmiyor musun? Beraber değil misin sen bunlarla? Ne konuşuyorsun sen o zaman? “İslam ahlakı asla hakim olmaz” diyor, “ve” diyor, “Hıristiyanlardan, Hıristiyan arkadaş, efendim işte kardeşimiz denmez” diyor. Bütün müesseseni niye götürüp Hıristiyana verdin o zaman? Hem de masona niye gidip verdin? Olduğu gibi, Müslümanların alın teriyle, el emeğiyle, parasıyla oluşan bir yapıyı niye götürüp onlara teslim ettin. Kardeşim deli gibiler, ben bunlarla ne konuşacağımı, ne söyleyeceğimi yani bir tanzim etmeyi düşünüyorum yani ucu bucağı yok. Madem öyleydi bu adamlar. Oğlunu götürüyorsun, zaten onlara teslim ettin. Ve, senin baş danışmanın, baş danışmanın sıfır numara mason ve suç değil Musevi. Ben Musevi olmasından rahatsız değilim ama sen diyorsun ki: “Çok çirkin varlıklardır, lanetli varlıklardır, düşman olunması gereken varlıklardır” diyorsun ama senin de baş danışmanın, para veriyorsun adama ve milyonlarca lira diyelim. Evet, çok fazla para veriyor. Taraftarları da kaz gibi bunu seyrediyor bir kısmı. Hepsini tenzih ederim, ama tabii asıl zemini tertemiz insanlardan oluşuyor. Taraftarları yani yüzde 99’u tertemiz. Ama böyle bir yapı da var. Şimdi, bunlar ayrı bir konu. Şimdi onlar zaten kendilerini biliyorlar. Kardeşim ben bunları söylemeyeyim diyemem, çünkü bir acı gerçek bunlar. Hıristiyanları biz düşman bilecekmişiz, her yerde lanetleyecekmişiz, Musevileri de lanetleyecekmişiz ve onlar lanetli varlıklarmış, Vahabiler de öyle lanetli insanlarmış, Aleviler öldürülmesi gerekiyormuş, Caferiler öyleymiş, Şiiler öyle nefret edilmesi gereken varlıklarmış. Adam bunu alenen yazıyor, yani gösterebilirim de. Şimdi açıp göstereyim isterseniz. Göğsünü gere gere anlatıyor bunu adam. İş yerinde bir çok Alevi kardeşimiz var, iftihar ederim. Onlarla da gayet içli dışlı, onlara işlerimi yaptırtıyor. Kardeşim, “La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah” diyen insanları sen nasıl böyle lanetli bir varlık gibi göstermeye kalkarsın? O bizim canlarımızı, tertemiz insanları böyle tehlike gibi göstermeye nasıl kalkarsın? Ve katledilmeleri gerektiğini nasıl söylersin sen? Bu ne biçim çılgınlıktır? Bu ne biçim kafadır böyle? Tam iki yüzlü bir sistem kurmuşlar, iki yüzlü. Bunun üstünde duracağız, inşaAllah.
Bu, Alevi düşmanlığı, Şii düşmanlığı, Caferi düşmanlığı, Vahabi düşmanlığı, bunu ortadan kaldıracağız. Onlar bizim canımız. Kardeşim, Allahımız bir, kitabımız bir, kıblemiz bir, aynı Peygamberlere iman ediyoruz, Cennete, Cehenneme aynı şekilde iman ediyoruz ve beş vakit de bu insanlar namazlarını kılıyorlar. Yani en ince detaya kadar aynıyız, ne istiyorsun adamlardan, bu mübarek insanlardan? Zorun nedir? Dinsizlerle de kakara kikiri, iç içeler. Cinsi sapıklarla, omuz omuza muhabbet ediyor adam, gülüşüyor, sırıtıyor, fotoğraflar çektiriyor. Yahudiyi lanetlenmiş olarak gösteriyor Yahudileri, baş danışmanı Yahudi, Musevi, tabii. Çok ayıp yapıyorsun. Peygamber Efendimiz zamanında (s.a.v.), Hıristiyan bayanlar alınıyordu, evleniyorlardı, Maria annemiz Hıristiyandı, Peygamberimiz (s.a.v.) nikahına aldı. Sahabeler Musevi annelerimizle nikahlanıyorlardı. Lanetlendiği için mi evleniyorlardı? Lanetlendiğini bilse, evlenir mi bir insan lanetlenmiş bir insanla? Kardeşim, bu putperest bir düşünce. Daha 7 yaşında bir çocuk, Musevi bir çocuk, çocuğa diyorsun ki: “Sen lanetlenmiş bir adamsın.” Günahı ne sabiinin? Ne yapmış da lanetlensin yani? Lanetlenen, o ahlaksızlığı yapanlar lanetleniyor, suçundan dolayı lanetleniyor, bu adamlar da ilgili şahıslar lanetlenmiştir. Kuran’da budur. Babasından dolayı bir insan, dedesinden dolayı, yahut yedi kuşak öncesinden dolayı bir çocuk suçlanır mı? Bu Hıristiyanlıkta var. Garip inançları var yani. Herkes adına acı çekiyor Hz. İsa (a.s.), herkesin günahı bağışlanıyor, Hz. İsa (a.s.)’ın kanı sayesinde Allah herkesi bağışlıyor inancı var, yani garip inançlar. Bunları ortadan kaldıracak. Bakın hemen başlamışlar, Alevi. Benim Alevi bir sürü tanıdıklarım var, akrabalarım var, tanıdıklarım var, Nur gibi insanlar. Bir kere, delikanlıdır Aleviler, cesurdurlar, çok mert, yiğit, bütün Anadolu gibi. Sevgi doludurlar, Bektaşiler de öyle. Sevecen, güzel huylu, tertemiz. Caferiler, Şiiler, müthiş takva insanlardır. Vahabiler de öyle. Ne istiyorsun adamlardan? Kardeşim dünyada adam kalmıyor ki bunların kafasına göre. Adam kalmıyor yani, dünyanın yüzde 95’i bitmiş zaten. Hepsi doğranması gerekiyor, doğranma. Kimi “pırasa gibi doğrayalım” diyor, kimi “ıspanak gibi doğrayalım” diyor. O zaman sizi bir otelin mutfağına alalım, akşama kadar orda pırasa doğrayın, madem doğramaya meraklısınız yani. Benim canlarıma bu tip ben sözler ettirtmem. Bunu daha netleştireceğiz, daha da yoğun anlatacağız inşaAllah. Bu büyük bir tehlikedir.
OKTAR BABUNA:Bu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatından örnek vereyim mi Hocam? Ehl-i kitapla ilgili.
Necran Hıristiyanlarının temsilcileri, Medine’ye geldiklerinde, Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ashabı ikindi namazını kılmışlardı. Onlar da ibadet vakitleri geldikleri için mescide girip doğu istikametine yöneldiler. Resulullah (s.a.v.) onların ibadetlerini yapmalarına müsaade etti. Resulullah (s.a.v.)’in Ehl-i Kitab’ın düğün yemeklerine katıldığına, cenazelerini taşıdığına, hastalarını ziyaret ettiğine ve onlara ikramda bulunduğuna dair rivayetler bulunmaktadır. Hatta Necran Hıristiyanları onu ziyaretlerinde, Resulullah (s.a.v.) onlara abasını sermiş ve oturmalarını söylemiştir. Taberi ve Zemahşeri’nin değişik rivayetlerde naklettikleri haberlere göre, Mekke’de demircilik yapan, Tevrat ve İncil’i çok iyi bilen, Peygamber (s.a.v.)’in kendisiyle görüşüp sohbet ettiği Hıristiyan bir adam yaşıyordu. Taberi’den Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cübbesini seriyor bak, Hıristiyanların oturması için Peygamber (s.a.v.). Sen diyorsun, “lanetli mahluk” bilmem ne, öyle abuk sabuk laflar ediyorsun. Senin için kinle dolmuş, nefretle dolmuş, ne yapacağını şaşırmışsın sen. Allah sana hidayet versin. Allah senin aklını açsın, kendine gel.
SUNUCU:Zaten hiçbir dayanakları da yok.
ADNAN OKTAR:Tabii. Kardeşim bir Hıristiyana sen böyle dersen ne olur o adam? Sen İslam’a, Kuran’a davet ediyorsun. Senin güzelliğini, ahlakını, sevgini, şefkatini görecek ki İslam’a, Kuran’a gelsin. Sen ona haşa lanet mahluk havası verirsen, ne olur o insan? Olacak iş mi bu?
SUNUCU:İslam ahlakının hakimiyetinin engellenmesi için İslam nefreti oluşturuluyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Kardeşim, bakın çok güzel projenin temeli, sağlama alıyorlar projeyi. Şimdi sen sel gibi kan akıtmak için neye ihtiyacın var? Delice bir nefrete ve kine ihtiyacın var. Bunu nasıl sağlaman lazım? Din, iman görünümünde bir zemin oluşturulması gerekiyor. Allah için yapılması gerekiyor. Hıristiyan’ı lanetlenmiş mahluk olarak görecek, Musevi’yi öyle görecek, haşa, Alevi’yi, işte, Caferi’yi, hepsini ve istedikleri işte kan denizi işte o zaman oluşmuş olacak. Çünkü “atların boynuna kadar gelecek” diyor, “kanlar” diyor. Evanjelikleri de gördünüz mesela, orada kadın, bayağı güzel, aklı başında bir insan gibi görünüyor. “Öyle bir kan akacak ki” diyor, “atların boynuna gelecek”, bak onu da çıldırtmışlar. “Ve ben bizzat keseceğim” diyor kadın. Bak, bir kısmı cahilliğinden, bir kısmı münafıklığından, bir kısmı deliliğinden yapıyor bunu. Cahilliğinden yapanlar, işte Cübbeli, efendim Osman Ünlü, şu bu falan.
“Selamün aleyküm Hocam”, aleyküm selam, “Osman Ünlü’ye aşağıdaki maili gönderdim ama artık bana cevap vermiyor”. Nasıl cevap versin? “Neden vermiyor olabilir? Suskunluğu kabul etti anlamına gelir. Arslan Hocam, hayırlı yayınlar” diyor, “Allah’a emanet olun” diyor. Melisa göndermiş, 209. Mektup “Resulullah (s.a.v.)’ın vefatından 1000 sene geçtikten sonra” bakın Osman Ünlü Hoca ve onun bir ekibi var, başka bir adamlar daha var, onların internet sitelerine girdim baktım, onlar da beni ana hedef yapmışlar, haberim yok. Kurcaladıkça çıkıyor adamlar, dini konuları tenzih ederim. Bakın, “Resulullah (s.a.v.)’ın vefatından 1000 sene geçtikten sonra”, İmam-ı Rabbani’nin vefatından sonra değil, bakın “Resulullah (s.a.v.)’ın”, İmam-ı Rabbani’nin üslubu net ve açık. Onun adına yalan söylemek de hem ayıp hem günahtır. Bakın, “Resulullah (s.a.v.)’ın vefatından 1000 sene geçtikten sonra zuhur eden evliya az ise de” 1000 sene geçtikten sonra sayıları az. Bir tane değil, bak “sayıları az” diyor. Sayıları ne demektir? Çok. Bir kişi değil. Sayıları. “Sayıları az ise de, bu şeriatı kuvvetlendirmeleri için çok yüksek olacaklardır”, bir kişi değil. Bunun içindeki Resulullah (s.a.v.) elçilerin sonuncusu evet, mübarek “gidişinden, vefatından, 1000 sene geçtikten sonra müjdelediği, Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişidir”. 1000 sene geçtikten sonra, çok net. Kimin diyor? Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in, bak “(s.a.v.)’in gidişinden, vefatından 1000 sene geçtikten sonra müjdelediği, Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişidir”. Hani İmam-ı Rabbani’nin vefatından sonraydı?
OKTAR BABUNA:Değil Hocam, çok açık inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Böyle Hz. İsa (a.s.) da 1000 sene sonra iner”, yani aynı şekilde. Şimdi bak burada, “böylece Hz. İsa (a.s.) da 1000 sene sonra iner” diyor ya, “hah” diyor, “ o zaman bak, bir 1000 sene daha ilave edeceğiz o zaman” diyor. O her seferinde, “Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra” cümlesini duymak istiyor adam. Eğer bunu duymazsa, “İmam-ı Rabbani’nin vefatından sonra demek ki” diyor, onu ilave ediyor. Yani, takmış kafayı bir kere yani. “Sayın Osman Ünlü, bu mektupta zaten, ‘Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in vefatından 1000 sene geçtikten sonra’ diyor, ‘İmam-ı Rabbani’nin vefatından’ demiyor. Sanırım sitenizde bunu daha açıklayıcı yayınlamanızı ve sizi seven ve sizi izleyen, takip eden tüm insanlara bunun anlaşılır olmasına özen gösterirseniz sevinirim, hayırlı akşamlar.” Şimdi, bu sevimli, daha nasıl anlatayım Melisa? “Bunun daha anlaşılır olmasına özen gösterirseniz” diyor. Tamam, yapayım ama, bunu tekrar edebiliriz. Başka ne yapalım?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, çok açık yani ifade, dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Melisa bildiği bir yöntem varsa bize bildirsin, başka nasıl anlatayım yani?
OKTAR BABUNA:En son bana da sunum hazırlatmıştınız Hocam, o cetvelle, artık o kadar.
ADNAN OKTAR: Melisa, çok çok özür dilerim ama, en gerizekalı insanın anlayacağı gibi, artık bunu da anlamıyorsa bir insan, ben ona daha ne anlatayım yani?
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz, anlamazlıktan geliyor, yani anlamayacağı bir durum yok inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, yani böyle, gerizekalı o da Allah’ın yaratması, o mübarek bir varlıktır benim için. Tabii, ben gerizekalıyı aşağılamam. Allah öyle yaratmıştır, inşaAllah. Fakat bu çok açık, buna rağmen anlaşılmıyorsa bunu daha nasıl anlatalım? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz, Melisa zaten Osman Ünlü’ye yazmış bunu, Melisa anlamış da, Osman Ünlü anlamamış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama daha anlaşılır bir yöntem varsa bildiği, bize yazsın, göndersin. Anlatıyoruz işte, daha ne söyleyeyim? Sen anlamada zorluk çekiyor musun bunu?
SUNUCU:Hayır.
ADNAN OKTAR: Sen?
SUNUCU 2:Hayır.
ADNAN OKTAR: Anlamada zorluk çeken bana bir kişi gelsin, yazsın. “Ben anlamadım” desin.
OKTAR BABUNA:Osman Ünlü.
ADNAN OKTAR: O anlamazlıktan geliyor. Anlamaz olur mu? Anlamıştır, hemen anlamıştır. Dolayısıyla, Melisa’nın aklı, ruhu rahat olsun. Anlıyorlar, anlamazdan geliyorlar, biz bunun üstüne gidiyoruz. Yoksa anlaşılmayacak gibi değil. Ben Nur talebeleriyle de konuştum, mesela dediler o konuştuğumda, “evet” dediler, “bir Mehdi’nin geleceği çok açık” diyorlar.
Ama mesela bak bazı internet sitelerine arkadaşlarımız giriyorlarmış, kardeşlerim dediğim, ben tanımadığım insanlar, hiç görüşmediğim kişiler, cevap yazdıklarında hakaretle cevap veriyorlarmış. Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişiyle ilgili sözlerini söylediklerinde. Demek ki mühendislik uygulaması bayağı bir dal budak sarmış, o küfürler normal değil, hakaretler normal değil, Bediüzzaman’ın sözünü yazıyorsun, karşısına hakaretle cevap veriyor. Bu bir çılgınlık. Demek ki mühendislik faaliyetinin tam ortasında inşaatın yarısında biz olaya el koymuşuz. İnşaatın ruhsatını falan iptal ediyorum. O ruhsatı ben yakacağım.
OKTAR BABUNA:EvvelAllah, yıktınız zaten, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, karar alındı, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz olmasanız, dediğiniz gibi, bambaşka, Allah saklasın, bir yere götürüyorlardı, siz vesile oldunuz Hocam, ortadan kaldırdınız maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, bakın, Şualar, sayfa 456: “Büyük Mehdi”nin dört ehemmiyetli vazifesinin ve daha evvel gelip geçen küçük mehdiler ‘Büyük Mehdi’nin bir kısım vazifelerini bir cihette (bir açıdan) icra ettiklerini (yerine getirdiklerini) ve Şeriat-ı Muhammediye’yi (a.s.m.)’ın yolunu, Kuran ahlakını ve hakikat-i furkaniyeyi ve sünneti ahmediyeyi, ihya, ilan ve icra ile, başkumandanları olan “Büyük Mehdi”nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini (doğruluğunu) dünyaya göstermeleri” bakın, bir ülkeye, bir yere değil, bütün dünyaya göstermeleri “gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasının (gereğidir)” diyor Bediüzzaman. Yani, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı. Bakın, “Ama hakikat-i furkaniyeyi (Kuran’ın hakikatlerini), sünneti ahmediyeyi, ihya, ilan ve icra ve başkumandanları olan ‘Büyük Mehdi’nin kemal-i adaletini” başkumandan, Bediüzzaman’ın belirttiği Hz. Mehdi (a.s.) bu. Bize yeni yeni Mehdiler, yeni yeni şeyler izah etmesinler. Bunu sorduğumuzda, adam hakaretle cevap veriyorsa, orada demek ki mühendislik faaliyetini yapan birileri var demektir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, sizin sitenize girdiklerinde, HarunYahya.org’a, orada ‘Nurcu kardeşlerimize sorular’ diye bir bölüm var Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, bak, Kastamonu lahikası, 139’da Bediüzzaman diyor ki: “Bu üç vezaifi birden bir şahısta, bir cemaatte, bu zamanda bulunması, mükemmel olması, birbirini cerh etmemesi pek uzak, adeta kabil görünmüyor”. Yani “Hz. Mehdi (a.s.)’ın benim zamanımda gelmesi imkansız” diyor. Bediüzzaman’a yağcılık yapmalarına gerek yok. Bediüzzaman doğrusunu söylüyor. Yani Bediüzzaman böyle şeylerden hoşlanan birisi değil. Yani iltifata da hiç ihtiyacı yok, inşaAllah. Yani, samimiyetle yapanları, cahilliğinden yapanları tenzih ediyorum. Bak: “üç vezaifi birden bir şahısta, cemaatte, bu zamanda bulunması, mükemmel olması, birbirini cerh etmemesi pek uzak, adeta kabil görünmüyor. “Ta Ahir zamanda” bak, “ al-i beyt-i nebevinin (soyunun) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hz. Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir”. “Şimdi değil” diyor. “Ta ahir zamanda gelecek olan Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak birleşebilir bu çalışma” diyor, “şu an mümkün değil” diyor. Anlaşılmayacak gibi değil. Bunu soracaklar, buna cevap verecek onlar da, Kastamonu Lahikası, 139. Bunu okumaktan korkuyorsa orayı, gitti demektir. Bir mühendislik faaliyeti de orada var demektir.
Bakın bütün kardeşlerim Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü için çok titiz olsunlar, bir. Bizim kendi örf ve ananelerimizi muhafaza edelim, iki. Biz, samimi olarak söylüyorum, gerçekten çok kaliteli, güzel bir milletiz. Mehdi (a.s.)’yle ilgili Bediüzzaman’ın sözleri gerçekten doğru. Bu insanın bütün söyledikleri doğru çıkıyor ve Peygamber (s.a.v.)’in sözlerini naklediyor, hadislerini naklediyor, kendinden bir şey söylemiyor. Mehdi (a.s.)’yle ilgili bir aldatmaca var. Şahs-ı manevi aldatmacası var, Bediüzzaman’dır aldatmacası var, geldi-geçti aldatmacası var, yüzlerce yıl sonra çıkacak aldatmacası var, görünmez bir varlıktır aldatmacası var. Bunların hepsinin amacı İttihad-ı İslam’ı engellemektir, Türk İslam Birliği’ni engellemektir ve Büyük Türkiye’yi engellemektir. Bizi bölmek isteyenlerin -bakın onlar iyi niyetle ve cahilliklerinden yapıyorlar, o ayrı- Ama bizi bölmek isteyenlerin en önemli noktası şudur: büyümeyen bir devlet, büyümeyen bir millet mutlaka küçülüyor. Sosyolojik bir gerçektir bu. Mutlaka parçalanıyor. İdeali, ülküsü olmayan bir millet, mutlaka parçalanır. Bu böyledir. Bunu sosyolojik olarak tespit ettikleri için, Türkiye’nin büyümesinin önüne geçecek her türlü ideolojik inanç ve düşünceyi önümüze sermeye çalışıyorlar. Ve Hz.Mehdi (a.s.) inancını da elimizden almaya kalkıyorlar, Hz. İsa (a.s.)’ın inişini de elimizden almaya kalkıyorlar. Böylece, Türkiye’yi, kendi içinde yavaş yavaş parçalayacak bir sisteme doğru itmek istiyorlar. Avrupa Birliği’nin talimatı bu çünkü. “Sizi” diyorlar, “bölmeden, parçalamadan, almayız arkadaş Avrupa Birliği’ne” diyorlar. Kardeşim bölüp parçalayınca, seni alır adam bir kenara koyar. Sen bir kere diyecek ki adam, “kardeşim sende kişilik olsa, bu hallere düşmezdin” diyecek. “Ben seni niye alayım?” diyecek adam yani. “Ne işin var senin Avrupa Birliği’nde?” diyecek. “Benim amacım buydu, parçalamak, seni sömürge yapmaktı” diyecek, “parçalandın, idealin de yok, gücün de yok, işte seni paramparça ettim” diyecek. Bunu yapabilirler mi? Asla, asla ve asla. Ben bu Avrupa Birliği mühendislerine bu sözlerini yalattıracağım, yere çöktüreceğim, kulaklarından tutacağım, ağızlarıyla yalayacaklar bu sözlerini. “Pardon” diyecek, “ben hata yaptım” diyecek, “yanlış yaptım” diyecekler. Bütün bölgeye hakim olacağız. Hz. Mehdi (a.s.)’ın öncülüğünde, Hz. İsa Mesih (a.s.)’in öncülüğünde, inşaAllah. Bunu susturan insanlar da cahilliğinden susturuyorlar. Bütün Nur talebeleri bilecek bu konuları, dürüstçe kabul edecek. Bunu oturup yalanla dolanla samimiyetsizce örtbas etmenin alemi yok. Cahilliğinden örtbas edenleri yine tenzih ediyorum.
Bak diyor ki Bediüzzaman Emirdağ Lahikası, 260, “Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş”, “evet” diyor, “bu anlamda ben de Mehdiyim diyor. “Ve her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle, Ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını alamamıştır” diyor. “Ya diyanet yönünde, ya siyaset yönünde, ya saltanat yönünde Mehdiler gelmiştir” diyor, “ben diyanet yönünde geldim mesela” diyor. Abbasi siyaset yönünde geldi, kimi saltanat yönünde geldi, İmam-ı Rabbani, Abdülkadir Geylani diyanet yönünde geldiler. “Ama hiç biri” diyor, “hem diyanet, hem saltanat, hem siyaset yönünde Mehdi olarak gelmediler” diyor. Dolayısıyla, “bu ancak Büyük Mehdi’de içtima eder” diyor. Bakın bunu söylüyor: “Ahir Zaman’ın Büyük Mehdi’si ünvanını alamamışlar” diyor. Bunlardan ne korkuyorlar kardeşim? Yani Avrupa Birliği bazı Nur talebelerine talimat verdi diye biz onu yapmakla mecbur değiliz ki. Avrupa Birliği’nin yanlışlığını biz onlara anlatacağız.
SUNUCU:Görüyoruz Hocam zaten küçük güçsüz ülkelerin de Avrupa Birliği’nde ne hale düştüğünü.
ADNAN OKTAR: Hayır, kardeşim şimdi Nur talebeleri değil mühendislikteki hedef. Bazı milliyetçileri de hedef aldılar, Türk milliyetçilerini. Onları da böyle kuzuya çevirmeye çalışıyorlar, bazı partileri hizaya getirmeye çalışıyorlar, grupları hizaya getirmeye çalışıyorlar, adamlar uğraşıyor. Ama Hz. Mehdi (a.s.)’ı hesap etmedi onlar, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı hesap etmedi ve Hz. Mehdi (a.s.) talebelerini hesap etmedi ve şu fakiri de hesap etmediler. Tozlarını çıkaracağım, tozlarını, iflahlarını keseceğim. Bak aferin o çocuklara, bir film hazırlamışlar, neydi o Kurtlar Vadisi mi o? O nedir? Kanlı bıçaklı falan bakamıyorum ben. Ama aferin, şu nokta hoşuma gitti: Avrupa Birliği’nin hedefi diyor, Türkiye’yi parçalamak, işte falancanın hedefi Türkiye’yi parçalamak, Türkiye’nin hedefi diyor, cayır cayır Türk İslam Birliği, arkasından dünya hakimiyeti. Aferin kim hazırladıysa, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam Melisa’dan bir mesaj var, okuyayım mı?
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
OKTAR BABUNA:“Hocam aşağıdaki soruyu ben Osman Ünlü’ye yazdım, ondan açıklama yapmasını istemiştim, yanlış anlaşıldı. Yoksa siz en güzel açıklamayı yaptınız, inşaAllah. Melisa.”
ADNAN OKTAR: Osman Ünlü net açıklasın, diyor. Osman Ünlü arazide, Osman Ünlü arazide. Nerde onun konuşması? Var mı Osman Ünlü’nün? Gevrek gevrek anlatıyor Hocamız. Aslında güzel insanlar iyi insanlar ama yalnız böyle saplantılılar. Bu kafanın, yani İttihad-ı İslam’ın olmamasının kimlere yarayacağını düşünemiyorlar. Türk İslam Birliği’nin olmamasının kimlere yarayacağını düşünemiyorlar. Kardeşim biz niye esir yaşayalım? Türk alemi olarak, İslam alemi olarak, niye esir yaşayalım? Nedir zorunuz yani? Biz hakim olalım, bizim güzellik anlayışımız, sevgi anlayışımız dünyaya hakim olsun, hepsini kurtaralım.
Bakalım. Kardeşim, bu orada konuşan çocuk, onun karşısındaki, ismini ben bilmiyorum da TGRT’de konuşuyorlar. Hocam, bu 3000 yılla ilgili İmam-ı Rabbani benim vefatından sonra dediği, yani İmam-ı Rabbani ben vefat ettikten 1000 yıl sonra Mehdi (a.s.) gelecek, 3. bin yılda gelecek sözünü gelin şöyle bir ekranda seyreden kardeşlerimize bir gösterelim diye şöyle bir yakından niye göstermeyi düşünmüyor bu adam? Bakın bu söz doğru değil. Osman Ünlü doğru söylemiyor, doğru söylemiyor. Eğer, ispat etmezse çok ayıp yapar, bak eğer ispat etmezse çok ayıp yapar. Böyle bir şey söylenmediği halde, niye Türk milletinin gözünün içine baka baka Avrupa Birliği’nin ihtiyacı olan o 500 seneyi daha ilave ediyor? 500 sene daha İttihad-ı İslam olmayacak, Türk İslam Birliği oluşmayacak neden diyor? Demek ki beş asır daha Avrupa Birliği’ne ihtiyacı var, boş zamana ihtiyacı var. Biz onlara bir sene bile vakit vermeyeceğiz, bir sene. Ben bunu, ne maksatla bu Hocanın söylediğini ben tahmin ediyorum yahut cahilliğinden söylüyor, bayağı cahilliğinden söylüyor.
Kardeşim bakın, Melisa’nın mektubunda da, burada da adam, yani bilmiyorum daha bu adama nasıl anlatılabilir?
455, Mektubat-ı Rabbani, 209. mektup: “Ul’ül azm peygamberlerden birinin ahd zamanı uzadığı, mesela irtihali üzerinden (vefatından sonra) bin sene geçtiği zaman, enbiya-i kiramdan veya rüsül-ü izamdan biri gönderilir, ve irtihal eden peygamberin şeriatını takviye eder ve kelimesini yüceltir.” Bilesin ki” diyor, şimdi Osman Ünlü Hocamız dikkatli dinlesin “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihali üzerinden” bak, İmam-ı Rabbani’nin değil, Osman Hoca doğru söylemiyor. “(s.a.v.) Efendimiz’in irtihali (vefatı) üzerinden bin sene geçtikten sonra” iki bin sene değil, bin sene geçtikten sonra, “isterse az olsunlar”, sayıları az diyor, birkaç tane. Kim bunlar? Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ve İmam-ı Rabbani. “Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki: Şeriatın takviyesi, pek tamam şekliyle hasıl ola”, tam anlamıyla Kuran yaşanır diyor. Bakın, “Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi'nin gelişi de bunun içindir”. Şimdi burada, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra aradan bin sene geçtikten sonra kelimesi yeniden ilave edilmedi ya burada. Hoca bunun üstüne balıklama atlıyor, bu sözün üstüne. “Hah” diyor, “ben” diyor, “işte buraya İmam-ı Rabbani’yi koyuyorum” diyor, “İmam-ı Rabbani’nin vefatından sonra” diyor. “Bir ilave, o zaman benden de bir bin sene ilave ediyorum” diyor. Etti mi üç bin yıl? Çok ayıp yapıyor Osman Ünlü Hoca, gözümüzün içine baka baka. Bak karşısındaki de dinliyor, “ha, öyle mi Hocam?” diyor. “Hocam, nerede? Bir göster” desene. Bu kitabı almak zor mu? Satılıyor bu, onların mağazalarında da satılıyor. Hakikat Kitabevi mi ne? Bir kitabevi var onların. Ben sık sık giderdim, alırdım. Şimdi bakın, bu insanlar, TGRT camiasının, Türkiye camiasının çok güzel bir yönü vardır. Ehl-i sünnete titizdirler, ama bu konulara saplantıları var. Yani yanlış yönleri var. Bir kısmının, hepsinin değil. Zemini tertemiz insanlardan oluşur. Çok dürüst çok iyi insanlar. Ama içlerinde çok yanlış insanlar var. Bir tanesi de Osman Ünlü Hoca. Yoksa tanırım ben, çok severim. Ben onların dükkanlarına giderdim, kitaplarını alır dağıtırdım, yani hakikaten titizdirler. Yalnız şu sigara içmeleri bir tek sorun. Fosur fosur sigara içerler, yani, bir tek onu eleştiririm onlarda yani bu yönüyle. Abdülhakim Arvasi Hazretleri, “yemeğin üstüne bir cigara yakın” demiş herhalde zamanında, tamam artık, ruhsat çıktı, onu yakıp onu söndürüyorlar, onu yakıp onu söndürüyorlar. İnşaAllah iyileşmiştir, şu an, bilmiyorum. Hüseyin Hilmi Işık Hocamızı, ben çok severim onu. Onun tam ilmihali vardı, ben okurdum orda. Sigaranın zararlarını anlatıyor ama faydalı yandan bir şiir vermiş, diyor: “İster fakir ol ister fukara, yemek üstüne yak bir cigara.” Şimdi kardeşim, bunu okuyan adam ne yapar? Demek ki tamamdır der, başlayacak sigaraya.
Şimdi, bakın yeniden Hocaya yeniden söylüyorum, yine 678. sayfa, Mekubat-ı Rabbani, 261. mektup: “Bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlamasıyla başlar”. Binden sonra kaç geliyor Oktar?
OKTAR BABUNA:İki bin.
ADNAN OKTAR: Yok, üç bin. Osman Ünlü Hoca öyle diyor, “üç binde başlıyor” diyor. Biz şimdi, iki kere iki sekiz ediyor bundan sonra, yeni bir kanun çıktı böyle. Allahım Yarabbim. Bak: “Bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlamasıyla başlar. Yani, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihali (vefatından) itibaren”. Nerde burada İmam-ı Rabbani’nin vefatı? Yani, Osman Ünlü Hoca herhalde askerde poligonda böyle attığını indiriyordu Allah-u alem, oradan böyle nişancılığı var. Nişancılığı var ama oradaki atışıyla, yani poligondaki atışıyla, becerikli olması, yetenekli olması tamam o güzel, birinci de olmuş olabilir. Ama bu konularda doğru söyleyecek, inşaAllah. Hayır, atış derken yalan söyleme atış anlamında demiyorum, bu poligon atışı. Hocam askerde bir şeyliği var böyle, yaman bir şey böyle, maşaAllah onu takdir ediyoruz. Ama bu konularda tam doğru olacak inşaAllah. Bakın, “şeriatın teyid hasletleri, milleti tecdidi bu ikinci bindedir” Bak, bir daha vurguluyor, o kadar çok ki açıklama, bir tane, iki tane değil. “Bu davanın doğruluğuna adil şahit Hz. İsa (a.s.)’ın ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu bin içinde var oluşlarıdır”. İşte bu bin içinde varoluşu deyince Hocaya, terk etti konuyu, sen gerisine, o da bir bin daha ilave ediyor, al sana iki bin. Oraya diyor, İmam-ı Rabbani’nin vefatından sonra kelimesini de ilave ediyor. Karşısındaki de mübarek, “ha öyle mi Hocam? maşaAllah ne güzel konuşuyorsun” diyor.
OKTAR BABUNA:O ama hep öyle Hocam. Karşısındaki hep öyle yıllardır.
ADNAN OKTAR: O kadar zor bir şey mi ki? Ona gönder şu kitabı yarın. Postayla gönder Hocama. Altlarını çiz, gönder. Tamam mı? Postayla iki cildi de gönderiyorum. Hayır ben onun iyi niyetine bir şey demiyorum. Ne yapsın? O görevli orada, muhabbet de çok sıkı Hocamda. Fakat ne gerek var? Olduğu gibi naklet. Yazıyı oku, takdiri bize bırak. Niye ilave yapıyorsun? Niye ilave yapıyorsun? Mesela Nur talebelerine de ben bunu söylüyorum. Bediüzzaman’ın söylediğini söyleyin siz, ondan sonra dilini eğip büküyorsan yap, ne yaparsan yap. Ama, bir dediğini söyle. Bunu söylemiyorlar, okutturmuyorlar, yasak. Bak, konuşana küfredip hakaret ediyorlarmış, bir kısmı. Mühendisler, mühendis, nerenin mühendisi belli. Terbiyeli olacaklar ama Nur talebelerinin yüzde 99’u, adı gibi, nur gibidirler. Yani çok iyi insanlardır, ben ta 30 yıl öncesinden tanırım onları. 30 yıl deyince de şimdi biz yaşlıymışız gibi bir hava olacak, öyle demeyelim en iyisi. Bir süre önce inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Çok saygıdeğer Hocam, Beyazıt Kitap Fuarı’nda, birkaç saat önce Hekimoğlu İsmail Ağabeyimiz’le konuştum”, çok önemli, naklen yayın. “Kendisine ‘Risale-i Nur’da Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın şahıs mı yoksa şahs-ı manevi olarak mı gelecektir?’ diye sordum. Hiç duraksamadan ‘şahıs olarak gelecektir’ dedi. ‘Peki İslam ahlakı bu yüzyılda yeryüzüne hakim olacak mıdır?’ diye sordum, yine duraksamadan ‘evet’ dedi” Hocam benim, arslan Hocam. Bak, hakiki Nur talebesi. Alnından öperim Hocamın. Ben öyle Hocanın ayaklarının altını öperim yani. Ayakkabısının altını öperim, halis Hoca bunlar. “Hocam siz anlatır mısınız? MaşaAllah, çok büyük etkileri oluyor inşaAllah. Allah sizden razı olsun, inşaAllah” diyor Salih kardeşimiz. Allah hepimizi salih kılsın, inşaAllah, maşaAllah, ismi de çok güzel.
OKTAR BABUNA:Kurtlar Vadisi geldi Hocam, gösterelim mi?
ADNAN OKTAR: Kanlı, tüfekli sahneler istemiyorum.
OKTAR BABUNA:Sadece haritalar.
ADNAN OKTAR: Tamam.
OKTAR BABUNA:Bu, Amerika’nın Türkiye senaryosu.
ADNAN OKTAR: Ermenistan, Kürdistan parçalayacaklar, beklesinler.
OKTAR BABUNA:Bu da büyük İsrail senaryosu.
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA:Bu da Avrupa’nın Türkiye senaryosu.
ADNAN OKTAR: İstanbul’u da istiyorlar.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, yine aynı şekilde, Ermenistan, Kürdistan, Pontus. Cumhuriyet’in 100. yılında bizim senaryomuz ne olacak? MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, koçlarımı görüyor musun? İşte harita böyle olur.
OKTAR BABUNA:EvvelAllah, bütün dünyayı alıyor içine Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mühendisler iyi seyretsinler, olacak olan bu. MaşaAllah maşaAllah, helal olsun o koç yiğitlere, kim hazırladıysa. Ellerine sağlık.
OKTAR BABUNA:Siz vesile oldunuz Hocam, bu ufuk yani yoktu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hekimoğlu İsmail Hocamız’ın böyle açıkça söylemesi şahane. Hocamızın bir elinden öpüp bir gün ziyaretine gidelim, inşaAllah. Ve istirham edelim inşaAllah, bir gün davet edelim inşaAllah, bu konuları anlatsın bize.
Osman Ünlü Hocamız bu konuda cahil. Bu açıkça belli, bir hatası var, yanlışı var, diğer konularda bir çok konuda samimi buluyorum ama bu konuda bir acayiplik var. Bunu düzeltmesini istiyoruz. Çünkü doğru söylemiyor. Gözümüzün içine baka baka yapmasın yani. Olduğu gibi nakledecek, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Selamını almadık Hocam.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam ve rahmetullahi.
OKTAR BABUNA:Aleyküm selam inşaAllah.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...