SUNUCU:İyi geceler. HarunYahya.Tv’den programımıza devam ediyoruz, buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anlatayım Oktar Hocam?
ADNAN OKTAR:Estağfurullah Hocam. Stephan Hawking ile ilgili bir haber var bugün. “İngiltere’nin en tanınmış bilim insanı Hawking” diyor. “Nasıl ki Darwinizm biyolojide Yaratıcı (haşa) ihtiyacını sona erdirdi. Yeni fizik teorileri de evrenin oluşum konusunda Yaratıcı’nın rolünü gereksiz kılmıştır” gibi bir açıklama yapmış Hocam.
Hocam. Bir kas hastalığı var, sinir dokusu hastalığı daha doğrusu.
ADNAN OKTAR:Sinir dokusu hastalığı.
OKTAR BABUNA:Hiçbir şeyini hareket ettiremiyor, konuşamıyor da o şekilde bir rahatsızlığı var.
ADNAN OKTAR:Peki beyninde bir tahribat oluyor mu bu hastalıkta?
OKTAR BABUNA:Etkiliyor tabii, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Düşünceleri o kadar sağlıklı olmayabilir o zaman.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Neden mühim bu adamın konuşması? Birçok adam var o kafada olan. Darwinist, materyalist. O da demek ki materyalist yetişmiş, kendine göre konuşuyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
“HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısıyla ilgili değişiklikler hukuk devleti için şart” haberi var Hocam. Zaman’da çıkmış.
“Anayasa değişikliği paketine karşı çıkan muhalefetin AK Parti kendi yargısını kuruyor tezine, Anayasa hukukçularından tepki geldi. İstanbul Üniversitesi ile, Hukukçular Derneğinin ortaklaşa düzenlediği toplantıda bir araya gelen hukukçular HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısındaki değişiklikleri, hukuk devleti olma yolunda büyük bir adım olarak değerlendirdi” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim ben bunu anlamıyorum, şimdi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda bir düzenleme yapılıyor. Avrupa düzeyinde kaliteli, güzel bir görünüm meydana geliyor. Evet, Anayasa Mahkemesi’nde de bir düzenleme yapıyorlar o da Avrupa ayarında hatta daha da güzel bir hale geliyor veya gelmesi için adım atılıyor. Bu çok şahane. Şimdi AK Parti iktidardan gittiğinde çok güzel bir miras bırakmış olacak. Gelen parti kimse onu en güzel şekilde değerlendirmiş olacak. Daha ne istiyorsunuz? CHP geldiğinde, şimdi biz desek ki: “CHP kendi yargısını kuruyor”. Yani biz böyle mi diyeceğiz? Çünkü CHP’nin de iktidara geldiğini düşünelim AK parti’den sonra, bu sistemi, hazır sistemi o kullanmayacak mı? Kim gelirse, o onu en iyi şekilde değerlendirecektir. Bir de parti ile ne alakası var? Hakimler seçiyor, savcılar seçiyor. Devletin hakimine, savcısına güvenmiyor mu bunu diyenler? Böyle şey olmaz. AK Parti’nin yerinde olsam ben ne yaparım? Şu iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün tamamen bir tasfiyesini beklerim. Bu Avrupai yönde bu reformları da gerçekleştiririm. “Buyrun derim. Bu hizmetlerden sonra ben iktidardan çekiliyorum desin” Tayyip Erdoğan Beyefendi. “Siz buyurun devam edin”. Bütün sözler tıkanır gider. Konuşmalar tıkanır gider. Sanki sayın Tayyip Erdoğan böyle iktidar meraklısı, yani böyle hani hırs yapıyor. Ne alakası var? Onlar muhafazakar, mukaddesatçı insanlar. Yükselmekse en yüksek noktaya kadar çıkmıştır. Başbakan olmuş daha ne olsun yani. Bir de hırs yapılacak bir yönü yok ki, Başbakanlık zor kolay bir şey değil ki.
Cumhurbaşkanlığı da çok zor. O hayat kolay bir şey değil ki. Dolayısıyla bu kafa yanlış. Türkiye katılıktan, zorluklardan, pustan, bulanıklıklardan, korkudan, acılardan kurtuluyor gittikçe. Bu reformlar da bunu daha da güzelleştiriyor. Reformlar olsun, sürekli olsun güzelleşelim. Daha güzel olalım, inşaAllah. Dolayısıyla “Evet” diyoruz.
“Evet” diyoruz. Yalnız şu teoriye ben şaşıyorum, rahatsız oluyorum, yani “ bu AK Parti’nin işine yarayacak işte parti bunu kullanacak”. Bence en güzel çözüm bu, bunu söylemek. “Arkadaş biz iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü tamamen temizleyeceğiz, Allah’ın izniyle. Ondan sonra reformları da yapacağız, Avrupa düzeyinde bir Türkiye meydana getireceğiz, sonra da ben istifa edeceğim” desin Başbakan. “Hiçbir şey de istemiyorum, çekip evime gideceğim” desin. Bu adamların da ağzı tıkansın kardeşim. Sanki gören de muazzam bir iktidar hırsı varmış gibi. Yok öyle bir şey kardeşim, yani bunu tekrar, tekrar söylüyorum ki insanlar iyice anlasınlar diye.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
Hocam, İsmail Hekimoğlu, Ömer Okçu ağabeyimizin bir ifadesi var kitabında okuyayım mı onu?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Diyor ki:” Müslüman ve Para” kitabında. “1980 yıllarında ise, kitleleri peşinden sürükleyen liderlerin kalmadığını, adeta güneşlerin batıp yıldızların kaldığını gördük. Çünkü 1980’de hicri 15. asra girilmişti, asrın başındaydık. Bu asrın mühim şahısları çocuk veya gençlik çağında. Öyleyse 2000 yılı önemlidir. Zaten 2000 yılının önemi buradan ileri geliyor. Ya İslamiyet hakimiyet noktasında ortaya çıkacak veya insanlığını kaybeden insanlar bütün güçleriyle kıyameti arzu edecek.”
ADNAN OKTAR:Yani İslam ahlakı hakim olacak. Değil mi? Ama Hocamız zaten söylemiş. Bayağı güzel. Bak dürüstçe, samimi Müslüman’ın ifade edeceği bir tavır, üslup, konuşma çok güzel.
Oktar’ım ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz münafıkların anlatırken haşa Peygamberlerini, Allah’ın dinini beğenmediklerini, kendilerinin bambaşka bir din anlayışları olduğunu söylemiştiniz Hocam inşaAllah.
Ayet okuyorum Hocam inşaAllah.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım: “Münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar söyle diyorlardı: “ Bunları (Müslümanları) dinleri aldattı. Oysa kim Allah’a tevekkül ederse, şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Enfal Suresi, 49)
ADNAN OKTAR:Münafık bilinçaltında münafık olduğunu bilir ama bilinçüstünde bilmez görünümdedir. Kendini o yönde yönlendirir. Hatta bilakis çok dürüst insan olduğuna, çok namuslu olduğuna hatta namus bekçisi olduğuna böyle namus koruduğuna, insanları düzelttiğine, ıslah ettiğine, muslih olduğuna inanır. Ayette diyor ya; biz ıslah edicileriz, derler; diyor. O kafada olurlar. Ama süper üçkağıtçı ve sahtekardırlar fakat onu dışarıya hiç sezdirmedikleri için münafık deniyor, yani o çok dikkatli bir gözle fark edilebilir Allah’ın dilemesiyle. Muazzam mantık oyunu yapan münafıklar.
Mesela diyor ki ayette, Tevbe Suresi, 54. “İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları, (bunlar infak ediyor da Allah kabul etmiyor. Yoksa bunlar malını mülkünü istemeye istemeye, canları yana yana verirler. Etleri kopuyor gibi olur. Ömürlerinin sonuna kadar da onun acısını yaşarlar. Durur durur eşeğini kaptırmış köylü gibi –bir fıkrada geçen eşeğini kaptıran bir köylü var, ondaki gibi- sürekli durur durur “aman nasıl da kaptırdık, nasıl kaptırdık...” Devamlı onun derdindedir. Ömrü boyunca onun içine uhde olur. Onu Allah için verdiğini düşünmediği için o, sanki kumarda verilen para gibi görür onu. Yani hani kumarda adam parayı yatırır fakat karşılığında bayağı bir şeyler kazanır. Bir kumar oynadığını fakat kaybettiğini düşünür bunlar. Kumarbaz mantığıyla bakar. Ve o da ona çok koyar, çok ızdırap verir. Kumarbaz nasıl kaybettiğinde canı yanıyorsa, bu da “beş koyduk, elli alacakken kaybettik” der. Kumarbaz gibi sürekli canı yanar, ızdırap duyar.
gitmiyorken infak etmeleridir. Bak,) “İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları, (bir kere Allah’tan üstün görüyorlar kendilerini. Bir de elçisini tanımamaları; imam kabul etmezler yani kendi üstünde bir lider, kendi üstünde bir yönetici kabul etmez. Münafığın en ağırına giden konulardan biri budur. Şeytanın da en ağırına giden konu budur. Diyor ya Cenabı Allah; secde edeceksin, diyor; acayip ağırına gidiyor şeytanın, muazzam ağırına gidiyor. Münafık da aynı İblis gibidir, çok ağırına gider itaat etmek. Onun için itaatten kaçar. Müslümanların yanından kaçmasının en büyük nedenlerinden biri budur. Bir de infak etmek istememesi, çok az da olsa infak etmenin canını yakması. İkincisi de itaat. Çünkü o, ancak şeytana itaat eder münafık. Başka kimseye itaat etmez. İblis’in emrindedir. Onun için çok çok ağırına gider itaat. Bak ayet devam ediyor;) namaza ancak isteksizce gelmeleri (namazdan hiç hoşlanmaz münafık ama çok hoşlanıyormuş gibi gösterir. En istemediği şey namazdır. Namaz, yalnızken kılmaz münafık, tekken kılmaz. Ama birini gördü mü, takkeyi kapar, tesbihi kapar, böyle kendini kaybetmiş gibi yapar. Huşu içinde namaz kılıyormuş gibi yapar, münafığın özelliğidir. Ve ayet devam ediyor,) ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.” (Ama bu hoşlarına gitmemeyi insanlar tam tahayyül edemiyor olabilir. Etini koparıyormuşsun gibi böyle kerpetenle, acayip ızdırap çeker. Münafığa en ızdırap veren konulardan bir tanesi budur.
Muhammed Suresi, 29’da Cenabı Allah diyor ki; “Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar?” diyor. Akılalmaz bir kin vardır münafıklarda. Ta başından itibaren muazzam bir kin vardır. Onu çeşitli şekillerde ifade etmek ister ama o kahpe ruhu o sapık ruhu ve o kalleş ruhu ona müsaade etmez. Çünkü enaniyet var ya, şimdi enaniyetiyle itaatsizlik bir arada gitmeyeceği için itaat ediyor gibi görünmesi gerektiği için kinini gizler. Ama kahredici bir kin vardır münafıklarda, öyle az boz değil. Şeytanın nefretini taşır münafıklar. Aynı şeytanın ruhu. Şeytanın insan haline gelmesi gibidir.
Bak, “Şüphesiz 'gizli toplantıların fısıldaşmaları' (kulis), iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü olan işler)dandır.” Münafıklar da sürekli gizli toplantı yaparlar. Müslümanları güya rahatsız edeceklerini düşünürler; onları üzeceklerini, kızdıracaklarını... Halbuki münafık Müslümana gıdadır, gıda. Acayip. Güç kudret olur, azmini artırır, sökücülüğünü artırır. Şevkini artırır. Artırır da artırır, maşaAllah. Ama o avanaklara göre tabi öyledir, yani kötülük yaptığını düşünür o avanaklar.
Bak, Allah münafıkların karakterini açıklıyor. Kalem Suresi 10-13. “Yemin edip duran,” (Münafıklar sürekli Allah’ın adını anarak yalan söylerler, hep çok muttaki gibi göstererek hareket ederler.) aşağılık, (diyor Cenabı Allah, süper aşağılıktırlar, tam kahpe. Bak,) Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, (sürekli Müslümanları ayıplarlar ve kötülerler, sürekli eleştirirler; “şurasında hata var, burasında bunu yanlış yaptılar” Yani kendi karaktersizliğini, İblisliğini düşünmez, kendisinin mücadeleden kaçındığını, Müslümanlara kinini düşünmez; sürekli Müslümanları ayıplar ve kötüler ve kendince doğru bildiği noktalarda – yanlış ama kendince doğru bildiği noktalarda- sürekli ayıplayıp kötüler.) söz getirip götüren (kahpeliğinin gereği olarak istihbarat faaliyetinde bulunur, Müslümanlar hakkındaki bilgiyi sürekli taşır. Küfre taşır, diğer münafıklara taşır, Müslümanların düşmanlarına taşır. Gizlice yaptığını zanneder. Hayrı engelleyip sürdüren, (İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini engellemeye çalışır. İttihadı İslam’ı engellemeye çalışır, Mehdi’nin çıkışını engellemeye çalışır, Hz. İsa’nın inişini engellemeye çalışır. Ama bunu tabi alenen “Hz. İsa gelmesin, Hz. Mehdi gelmesin” şeklinde değil, şeytani yöntemlerle, malum yöntemlerle yapar.) saldırgan, (cinayete eğilimlidir münafıklar, çok kahpedirler. Hitler’de, Mussolini’de, Mehdi’nin münafıklarında, Peygamberimizin (sav) münafıklarında hep bunu görürüz. Saldırgan. Böyle kahpe bir saldırganlık içerisindedirler. Var ya böyle sapıklarda saldırganlık olur, görülür; televizyonlarda bazen görürsünüz sapıkların saldırganlığını, o tarz saldırgandır.) olabildiğince günahkar, (çünkü Kuran’ın temel hükümlerine karşı isteksiz ve öfkelidir. Yani ittihadı İslam’a karşı, İslam ahlakının dünya hakimiyetine karşı öfkelidir, isteksizdir.) Zorba-saygısız, (Ve zorbadır. Kabalıkla işleri halletmeye, kaba güçle halletmeye çalışır. Hitler’de de Mussolini’de de bütün faşistlerde Lenin’de de ve bütün karaktersiz, kahpe münafıklarda bunu görmek mümkündür, zorbadırlar. Saygısızdır. Saygı çok ağırına gider münafığın. Sahte bir saygısı vardır ama, mesela farz edelim bir şeyh efendinin önünde ellerini bağlar ama, Allah’a karşı da saygısızdır, Peygambere karşı da saygısızdır, o şeyh efendiye karşı da saygısızdır. Saygı taklidi yapar kalben. Ama bir fırsatını bulduğunda hemen o kahpe karakterini gösterir ve saygısızlığını bütün açıklığıyla göstermeye başlar. Yoksa taktik yapmıyor değildir.) sonra da kulağı kesik; (yani tam it kopuk takımıdır.) Kalem Suresi 10-13. İnşaAllah.
Oktar Hocam şimdi seni dinleyelim.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Dün Bediüzzaman Hazretleri’ne yapılan eziyetten bahsetmiştiniz, birkaç örnek söyleyeyim mi Hocam? 10 Mayıs 1935 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ne bir açıklama yapan İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Bediüzzaman’ı Peygamberlik ilan etmekle, estağfurullah, makam peşinde koşmakla saf gençleri kandırıp paralarını almakla ve gericilikle suçlar, bunun üzerine...
ADNAN OKTAR: Bir daha say bakayım nelerle suçladığını.
OKTAR BABUNA: Peygamberlik ilan etmekle.
ADNAN OKTAR: Peygamberlik ilan ettiğini iddia ediyorlar. Evet bir.
OKTAR BABUNA: Makam peşinde koşmakla.
ADNAN OKTAR: Amacının makam oğlunu yani belirli bir maka, değil mi böyle, mehdilik, peygamberlik yahut şeyhlik insanlara tahakküm etmek gibi bir makam peşinde olduğunu iddia ediyorlar Bediüzzaman’ın evet.
OKTAR BABUNA: Saf gençleri kandırıp paralarını almakla.
ADNAN OKTAR: İşte bu münafıklarda da olan bir mantık aynı şekilde o kişide de var. O cahilliğinden yapmış ama, münafıklar. Bak saf kişileri kandırıp, saf gençleri kandırıp paralarını almakla Bediüzzaman’ı suçluyorlar, evet.
OKTAR BABUNA: Ve gericilikle.
ADNAN OKTAR: Ve gericilikle.Halbuki gericiliğin hası onlarda Darwinist, Darwinist ne demek eski Sümer putperest dinine inanan demektir. Gericiliğin aslı esası o işte, eski Mısır dinine inanıyor. Çamurdan tesadüfen oluştu diyordu Firavun, o da aynı dinde değil mi? Bakın münafıkların mantığı değişmiyor, cahil cühelanın mantığı da değişmiyor, Bediüzzaman’a münafıklar da aynı iddiada bulunuyordu, o cahil şahıs da aynı iddia da bulunuyor. Mehdi (a.s.)’ye de aynı iddiada bulunacaklar, Peygamberimiz (a.s.)’e de aynı iddiada bulunuyorlardı, demek ki münafıkların karakterlerinde bir değişiklik olmuyor, cahillerin karakterlerinde bir değişiklik olmuyor, zır cahillerin karakterlerinde bir değişiklik olmuyor, mesela orada ki adam kişi, bayağı cahil bir adam değil mi?
OKTAR BABUNA: Bunun üzerine, Dahiliye Vekili ve Jandarma Umum Kumandanı, teçhiz edilmiş askerî bir kıt'a ile birlikte Isparta'ya geliyorlar. Isparta-Afyon yolu boyunca süvari askerleri yerleştiriliyor. Bir sabah vakti; mâsum ve mazlum Bediüzzaman evinden çıkarılarak, talebeleriyle beraber, elleri kelepçeli olarak kamyonlarla Eskişehir'e sevk ediliyorlar. Gizli dinsizler Isparta havarisinde, Bediüzzaman ve talebelerini idam edilecek diye propagandalar yaptırarak korku ve dehşet saçıyorlar. Said Nursi onbir ay hapisle birlikte Kastamonu’da mecburi ikamet, on beş talebesine de altışar ay hapis cezası verilmiştir. Mecburi ikamet için Kastamonu’ya getirilen Bediüzzaman sürgünün ilk bir ayında polis karakolunun üst katında oturmak zorunda bırakılmış, daha sonra ise yine karakolun tam karşısında ve birkaç metre uzaklıkta bulunan bir eve yerleştirilmiştir. Evinin karakola bakan pencerelerini, perde ile kapatmasına dahi müsaade edilmemiştir. Kastamonu sürgünü sekiz sene sürmüştür. İsmet İnönü dönemi. Üstad 1944 senesinde Denizli mahkemesinde beraat ettiği halde Afyon Emirdağ’da ikamete mecbur ediliyor, Emirdağ’da tutulduğu süre boyunca iftiralar ve baskılar artıyor. Nihayet 1947 senesinde gizli cemiyet kurmak iftirasıyla Afyon Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk ediliyor ve tutuklanıyor. Yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda tek bir suç unsuru bulunmamasına rağmen Üstad’a yirmi ay, talebelerine de altı ay ceza veriliyor. Temyiz’e başvuruluyor. Yargıtay Üstad’ın aynı suçla Denizli Mahkemesi’nde yargılandığını ve Denizli’de beraat ettiğini, aynı suçtan tekrar yargılanıp ceza verilmesinin uygun olmadığını söyleyip, ceza kararını bozuyor. Tekrar yargılayıp cezayı bozuyor. Bunun üzerine yeniden mahkeme başlıyor. Dava iki sene boyunca uzatılıyor ve bu süre zarfında Bediüzzaman hapishanede tutuluyor. Üstad, Afyon Hapishanesi için Denizli Hapishanesi’nde bir ayda çektiği sıkıntıyı, Afyon’da bir günde çektiğini ifade ediyor. Hapishanede tam yirmi ay kışın, çok soğuk olan kötü ve dağınık bir koğuş içinde yalnız bırakılarak tecrit ediliyor. Kışın en şiddetli günlerinde hapishane pencerelerinin iki milim buz tuttuğu zamanlarında zehirleniyor. Yatağında bir taraftan bir tarafa dönemeyecek bir hale geldiği zamanlarda bile hizmetine bir talebesi olsun müsaade edilmemiştir. Hastalığı o kadar şiddetlenmiştir ki, günlerce bir şey yiyememiş ve gıdasız kalmış ve çok zayıf bir vaziyete gelmiştir. Bediüzzaman’a sadece selam veren mahkumlar dahi, “sen neden ona selam verdin” diyerek dövülmüştür. Nihayet 20 Eylül 1949 günü ceza müddetini hapishanede tamamlayarak tahliye edilmiştir. Bediüzzaman Hazretleri Afyon’da bir müddet ikamet etmiştir. Bu esnada cezasını çektiği ve Temyiz Mahkemesi, mahkumiyet kararını tamamen lehine bozduğu halde üç polise, kapısı önünde geceli, gündüzlü nöbet beklettirilmiştir. 1951’de Emirdağ’da, bundan hemen bir yıl sonra da İstanbul’da “Gençlik Rehberi” adlı kitabı nedeniyle birer dava daha açılmıştır. İstanbul’da yapılan duruşmada mahkeme lehte karar vererek davayı sonuca bağlamıştır. Adnan Menderes Hükümeti. Ocak 1930’da Ankara’ya girmesi polis tarafından engellenen Bediüzzaman buradan Isparta’ya gitmiştir. Bu dönemde ağır hasta olan 83 yaşındaki Said Nursi daha sonra talebeleriyle birlikte Urfa’ya gitmiştir. Burada yürüyemeyecek kadar rahatsız olan Said Nursi’nin yerleştiği otele gelen polisler İç işleri bakanının emriyle Bediüzzaman’ı Isparta’ya geri götürmeye çalışmışlardır. Said Nursi bu baskılar sürerken hakkın rahmetine kavuşmuştur. Adnan Menderes Hükümeti.
OKTAR BABUNA:Ne diyorsun Oktar’ım?
OKTAR BABNUNA: Hocam çok zulmetmişler Hocam Üstada. Çileli bir hayatı olmuş.
ADNAN OKTAR:Şaşar beşer Hoca yanlış buluyor Bediüzzman’ı. Onun gibi böyle janti olması gerekiyormuş Bediüzzaman’ın. Avrupa birliğinin tam beğeneceği tarzda alim olması gerekiyormuş. Mesela bu şaşar beşer Avrupa Birliği’nin tam beğeneceği bir alim. Bayağı beğenecekleri bir alim. Suç değil tabi onların beğenmesi de benim biraz dikkatimi çekti inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Tam dava adamı maşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Tabii. Ne istiyor biliyor musun Bediüzzaman İttihad-ı İslam istiyor. Türk İslam Birliği istiyor. İşte böyle olur Türk İslam Birliği isterse. Koçyiğit, arslan arslan. Yiğitler yiğidi yani. 13. Hicri asrın Mehdisi, arslanı, koçyiğidi, delikanlısı, işte böyle olur Müslüman, maşaAllah. Böyle yaya yaya, sakin sakin konuşmuyor Bediüzzaman. Söküyor söküyor. Tuttuğunu koparıyor, maşaAllah. Samimiyet onda, aşk onda, sevgi onda, candanlık onda, güzellik onda, tevazu onda, bütün alimlere saygı onda. Bütün Müslümanları kucaklamak onda. Ne idüğü belirsiz insanlara karşı, çok şeffaf bir hayat sürüyor. Karakolun önünde. Bakın, görün diyor. Pencereler de açık. Herkes biliyor mükemmel olduğunu. Diyor ki o devirde; “ben bu devrin müceddidini anlayamıyorum”. Anlayamazsın tabii. İşine gelmiyor da onun için anlayamıyorsun. Çünkü anladığında içeri gireceksin sen. Sen de içeri gireceksin. Anlamazsan içeri girmeyeceksin. İçeri girmemen için de anlamaman gerekiyor zaten. O yüzden de anlamazsın. Ben olacaktım o devirde, Hocamla beraber Allah’ın izniyle gezerdik. Kastamonu, Manisa falan. Hayır suç işlemezdim, hata da yapmazdım. Ama hapishaneci olurduk Allahu alem. Gezerdik yani. İnşaAllah. Üstad nerede, biz orada. İnşaAllah. Öyle bir insanı yalnız bırakmak da vicdana uygun bir tavır değil. Hayır ben orada suç teşviki değil, bilakis suçtan şiddetle kaçınırdım ama, buna rağmen hapise girmek çok büyük bir şereftir. Üstadımızın kapıcısı olacaksın. Tabii.
OKTAR BABUNA:Hocam, arslanlar arslanı Üstadımız da; “ben hiçbir cihette, Ahir zamanın acip şahsı gibi olamam” diyor.
ADNAN OKTAR:Bak tevazuya, bak güzelliğe, bak ahlaka. Ama mübarek bilmiş. Bak diyor, bir kısım Nur talebelerinin Risale-i Nur’a ve kendisine sahip çıkmayacağını biliyor, diyor ki; “asıl sahipleri, Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelecek” diyor. Risale-i Nur Külliyatı’nın. Demek ki bir kısmı Bediüzzaman’a sırt çevirecek. Çok ayıp çok. Eserlerinin okunmasını yasaklayacaklar. Bazı sözlerinin konuşulmasını yasaklayacaklar demek ki. Onun anlattığı hakikatleri örtbas etmek isteyecekler. Avrupa Birliği’ne göre ayarlamaya çalışacaklar Risale-i Nur’u. Avrupa Birliği’ne göre ayarlı değil Risale-i Nur. Türk İslam Birliği’ne göre ayarlıdır. Ayarlı demeyeyim de, ona göre bir sistemdir. İttihad-ı İslam’a göre bir sistemdir. Avrupa Birliği ne istiyor? Dinsiz dindarlık, Kuran’sız Müslümanlık, yani böyle entel dantel karışımı falan bir şeyler. “Evet, Allah’ın varlığına inanın ama ondan gerisi bizim gibi olun” diyorlar. Yok kardeşim, biz sizin hepinizin iman etmenizi sağlayacağız. Size sevgi öğreteceğiz, şefkat öğreteceğiz, aşkı öğreteceğiz, fedakarlığı öğreteceğiz, sevecenliği öğreteceğiz, güzel olan her şeyi öğreteceğiz. Biz sizin gibi olacak olduktan sonra zaten mahvolduk demektir. Değil mi? Allah vermesin. Olmaz. İnşaAllah.
Türkiye’yi de böldürtmeyiz ayrıca, detay olarak belirteyim. Yani ince bir detay o. Böldürtmeyeceğiz, müsaade de etmeyeceğiz. Mühendislik bilmem ne hikayelerine falan. Ama bakın çok geniş alanda uyguluyorlar; bir kısım Türk milliyetçilerine uyguluyorlar. Bazı partilere uyguluyorlar kendilerince. Bir kısım cemaatlere uyguluyorlar. Fikir gruplarına uyguluyorlar, zaten ateist masonlar tavada hopluyorlar zaten onlar. Onlarla bir sorunları yok. Kardeşim o projeyi alırım, yırtarım. Böyle boru haline getirir, onların iki kulağına da tıkaç olarak tıkarım. Münasebetsizlik yapmayacaklar, densizlik yapmayacaklar. Anlaşıldı mı? Terbiyesizlik hiç yapmayacaklar. Bu millet Müslüman. Bu millet mübarek. Türk İslam Birliği’ni kuruyoruz. Hatta yarıladık, Allah’ın izniyle engel de yok. Yok işte Armegedon falan onları da yapamayacaklar. Onu da belirttik. Yani mümkün değil. Daha Türkçesi imkansız. Şu andan itibaren söyleyeyim de anlasınlar, inşaAllah. Ne diyeceksin Oktar’ım bir şey mi diyeceksin?
OKTAR BABUNA:Bush’un Armegedon’la, Ahir zamanla bağlantısı vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyor hazret?
OKTAR BABUNA: ”Amerikan askerleri 2003’de Irak’ta savaşırken, İncil’den sözler, istihbarat raporuna, önsöz ve giriş olarak yazılıyor ve dönemin savunma bakanı Rumsfeld tarafından, bu raporlar onaylanıyor, ve sonra George Bush’a sunuluyordu. Amerikan’ın en önde gelen politik haber bülteni, Counter Pounch’da yayınlanan; “Bush’un Armegedon tutkusu yeniden başladı” başlıklı haberde, Bush’un Ahir zamanla bağlantısı şöyle açıklanıyor. “Bush’un birçok hayati sisteme, dış politikadan çevreye kadar, çok farklı cephelerde saldırması, reel politik bakış açısıyla kafa karıştırıcı görünebilir. Ama Bush’un kabul ettiği kıyamet bakış açısıyla bakıldığında şeffaf hale geliyor. Tüm sistemlerin çökmesi gerek ki Mesih (a.s.) gelebilsin, ve Bush’da bunu gerçekleştiren kişi rolünü oynuyor. Baş Psikopos Billy Grahem Bush’a Hz. İsa (a.s.)’nın ikinci kez gelişini bekleyerek yaşamayı öğretti. Ancak kıyamet çağında nasıl davranacağıyla ilgili Bush’un politik görüşünü şekillendiren, Dr. Tony Evans ile arkadaşlığı oldu. Bush Irak’ı işgal için savaş emrini Allah’tan aldığına inanıyor. Dominyonizm, dünyanın kurtuluşunun tek yolunu, Allah’a inananların dünya güçlerini elde etmesi olarak resmeder. Bush’un özümsediği Ahir zaman doktrini budur. Böylece Bush kendini aşamalı olarak, Allah’ın yeryüzündeki kontrolüne vesile olacak, O’nun tarafından gönderilmiş, seçilmiş bir araç olarak görmeye başladı. Bush’un inancına göre harap olmuş bir dünyada Mesih deccali etkisiz hale getirir, ve Allah yeni bir yer ve yeni bir gök yaratır. Ölüler hesaba çekilir, Hıristiyanlar kurtarılır ve diğerleri de sonsuz azap ile lanetlenir. Bush Irak’ı işgal etmeden önce destek almak için Almanya’dayken Pentagon anonim bir şekilde buna karşı çıktı. Hatta Cumhuriyetçi’lerin dış politika kurucularından oldukça kıdemli bir devlet adamı, Bush’un planlarının Ortadoğu’da Armegedon’u başlatacağını duyurdu. 2002 yılında Mahmut Abbas ile bir görüşmesinde George Bush; “Allah bana El Kaide’yi vurmamı ilham etti ve bunu yaptım. Sonra bana Saddam’ı vurmamı ilham etti bunu da yaptım. Şimdi Ortadoğu’daki problemi çözme konusunda kararlıyım. Eğer bana yardım ederseniz, harekete geçeceğim” açıklamasında bulundu. Başka bir sözünde ise; “Allah’ın bana ilham etmesine güveniyorum. Başka türlü ben görevimi yapamam” ifadesini kullanmıştı.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bayağı iyi detaylı anlatıyorsun.
OKTAR BABUNA:Tam dediğiniz gibi Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Adamlar kendilerince bunu yapmaya kalkıyorlar. Fakat gerçek Mesihiyeti ve gerçek Mehdiyeti anlayınca meydanı boşalttılar. Şimdi meydan Mehdi (a.s.)’nin ve Mesih (a.s.)’in. Mesih İsa (a.s.)’ın inşaAllah. Gittikçe durulacaklar, sakinleşecekler, akıllarını başlarına alacaklar. İnşaAllah.
Yasemin Hanım’ın bir yazısı var. Sevgilerini ifade eden bir uslubü var. “Mehdiyet konusunu anlattığım insanlar arasında fark ettim ki ilgilenip heyecanlanan kişilerin tamamının burcu kova” diyor. Ne alakası var kova burcuyla? Böyle şeylere inanmayın yok. Her burçtan insanlar hepsi güzel insanlardır. Ne burcun senin?
SUNUCU:Yay.
ADNAN OKTAR:İyi tamam, benim Hocam da Mehdi (a.s.)’nin geleceğine inanıyor, mesela. Alakası yok.
Efendim, ateistlerin dediğiyle ne olaya giriyorsunuz? Onlar zaten öyle demesi için onlar yaratılıyor. Ateist olmasa Mehdi (a.s.) çıkmaz zaten. İsa (a.s.) gelmez. İmtihan olamayız. Ateist mutlaka ihtiyaç olan bir varlıktır. Yani o zaman Cennet, Cehennem olmaz. Dünya olmaz. Dünyanın olmasının nedeni; buraya ateist gönderiliyor zaten, imtihan için onlar malzemedir. Yani onlar çok önemlidir. Ateist olmadan nasıl imtihan olursun sen? Münafık olmadan nasıl imtihan olacaksın? Şaşırıyorlar; “nasıl ateist olur, nasıl münafık olur?”. Peki nasıl imtihan olacak? Bana bir anlat. Yani soru sormadan imtihan olunur mu? Onlar diyor ki; “soruya ne gerek var?“ gibi oluyor. Haşa. Münafık illaki olacak. Firavun olacak, Nemrut olacak. Firavun olacak ki, Hz. Musa (a.s.) olsun. Nemrut olacak ki, Hz. İbrahim (a.s.) olsun. Deccal olacak ki Hz. Mehdi (a.s.) olsun. “Deccal var, ama ateist de var Hocam nasıl oluyor?” diyor. Kardeşim, deccal varsa ateist nasıl olmaz? Onun çok fazla hampası olacak, ekibi olacak, adamı olacak. Münafıklar deccalin ordusudur. Küfür deccalin ordusudur. Darwinistler, materyalistler bir kısmı isteyerek, bir kısmı istemeyerek deccale hizmet ederler ve onun ordusu içinde yer alırlar. Farkına bile varmaz bir kısmı. Dolayısıyla onların zırvaları, abuk sabuk konuşmaları imtihanın temel özelliklerindendir. Biz onları duyacağız, cevaplarını vereceğiz. Bir de, yani Allah deccali tepelemeyi bize zor mu kılmış? Darwinizmi yerle bir etmeyi zor mu kılmış? Münafıklarla mücadeleyi bize zor mu kılmış? Ne kadar kolay ve zevkli kılmış. Kafalarına vuracaksın da vuracaksın tokmağı o kadar. İlim tokmağını, bilim tokmağını. İnşaAllah. O kadar pinpon topu gibi hoplatacaksın onları bu kadar. Zevklidir; münafıklarla mücadele, küfürle mücadele, Darwinizmle mücadele. Çok heyecanlı değil mi Oktar?
OKTAR BABUNA:Çok heyecanlı Hocam, elhamdülillah. Kafalarında davul çalıyoruz, bilimle inşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah. Tabii. Bilim onların tokmağıdır. Onların bilim zannettiler, bilimin yanına yanaştılar; “ey bilim sen bizi koruyorsun” dediler. Tak diye tokmağı kafalarına yiyince bir de baktılar ki, bilim onların aleyhineymiş. Şimdi tokmağı gördükleri zaman kaçacak yer arıyorlar. Bilim şu an ateizmin düşmanı oldu. Ateizmin ayakta durması için bilime düşman olması gerekiyor. Başka çareleri yok. Onun için mantık gitti. Bak arkadaşımız diyor ki; “mantık gitmiş vaziyette ne yapalım onlara?” diyor. Akıl mantık gitti. “Tamam. Bilimsel açıdan Darwinizm yıkıldı, hakikaten doğru. Ama biz yine inanmak istemiyoruz” diyorlarmış. Kardeşim adam illa Cehenneme gitmek istiyorum diyorsa ve Cehennemden geldiyse, sen onu geriye çeviremezsin ki zaten. Gidecek o. Geliş yeri orası zaten, inşaAllah. Adam buraya kendini tanıtmaya gelmiş, Cehennemden gelmiş. Geri geldiği yere gidiyor, o kadar.
“Selamün aleyküm”, “Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü”. “Canımdan çok sevdiğim Adnan Hocam, çalıştığım işyerinde Hollandalılar’a evrim yanılgısını anlatıyorum. Yalan olduğunu, Yaratılış Atlası ve sizden duyduklarımı, bizi Allah’ın yarattığını ispatlıyorum. Hepsinin doğru buldular. Mantıklı olduğunu ve Allah’ın yarattığını kabulleniyorlar, inşaAllah sevgili Hocam. Ama bir türlü nedense Müslüman kardeşlerime, komşularıma, tanıdıklarıma, bu yüzyılda İslam’ın dünyaya hakim olacak, Türk İslam Birliği kurulacak, Hz. Mehdi (a.s.)’nin geldiğini, Hz. İsa (a.s.)’nin nuzül ettiğini, hadislerle ve Kuran ayetleriyle ispatlayınca bana; “sen delisin” diyorlar” diyor. Ne güzel, ne güzel. Peygamberlere söylenen sözü söylüyorlar sana daha ne istiyorsun Necati kardeş ? Ne güzel bir makam, ne hoş değil mi? Mehdi (a.s.) talebelerine de deli diyecekler, Mehdi (a.s.)’ye de deli diyecekler. Peygamberimiz (s.a.v.)’e de deli dediler, Hz. Musa (a.s.)’ya da dediler, Hz. İsa (a.s.)’ya da dediler. Velayet alametidir, ne güzel. Kimin akıllı, kimin deli olduğunu 10 yıl sonra anlayacaklar acele etmesinler. 10 yıl dediğin çok çabuk geçer, ben anlatamıyorum adamlara. Müslüman kardeşlerimizi bir türlü inandıramamamızın nedeni; Cübbeli Hocamızın yoğun gayretleridir, Osman Ünlü Hocanın yoğun gayretleridir, şaşar beşer Hocanın yoğun gayretleridir. Biz de yoğun gayret edersek, şaşar beşerin şaşarlığı onda kalacak. Cübbelinin yanlış anlatımları onda kalmış olacak. Onun için çok gayret etmemiz lazım. Anlatacağız.
Diyorlar ki kardeşimiz; internet sitesine çıkıp, Bediüzzaman’ın sözü ile ilgili yazdığımızda açıkladığımızda bize hakaret ediyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’e de hakaret ediyorlardı. Hakkı anlatacaksınız siz. Demek ki oraya bazı mühendisler girmiş. Mühendis hakaret eder, o normal. Rahatsız olmayacaksınız. Hakaret ediyor diye vazgeçilir mi kardeşim? Anlatmaya devam. Fatih ne yaptı İstanbul’u fethederken? Birinci bir arslanlar ordusu geldi, olmadı. Bir daha geldi olmadı, bir daha geldi. Sonra da dediler ki; “şu saatte İstanbul Allah’ın izniyle düşecek” dedi, Akşemsettin. Vaktini saatini belli etti. Fatih Sultan Mehmet’e bastırın dedi. “Ya Allah Bismillah” dediler, efendim son saldırıda gacır gacır çöktü. Usulü böyledir. Mehdi (a.s.) bile İstanbul’u fethederken, manen fethederken safhalı atakları var. İlk atakta düşmüyor. Bir daha atak yapıyor, düşmüyor, bir daha atak yapıyor ya Allah Bismillah, gümbür gümbür çökertiyorlar. Tek atakta düşmez, tek atakta Cübbeli vazgeçmez. Zaten onlar vazgeçmez, onların etkilediği insanları eğiteceğiz biz. Cübbeli vazgeçmez. Yani bir sebepten vazgeçmez. Osman Ünlü de bir sebepten dolayı vazgeçmez. Şaşar beşer de bir sebepten dolayı vazgeçmez. Bir süreye kadar vazgeçmez. Ama en sonunda bir görsen evliya, evliya. Göreceksiniz siz, Osman Hoca’nın hareketlerini, Cübbeli’nin hareketlerini, böyle gözyaşı havalarında. Bin pişmanlık havalarında falan böyle. Kim bilir neler diyecekler, kim bilir neler diyecekler. Bakın bir yere yazın. İslam ahlakı hakim olduğunda, İttihad-ı İslam olduğunda, “ya biz ne yaptık?” diyecekler. “Ne kadar hatalıymışız” diyecekler.
ADNAN OKTAR:“Selamün aleyküm sevgili Adnan Hocam. Sizi tanımadan önce sabit fikirli bir insandım ve din ve İslam hakkında çok az bilgim vardı, şimdilerde ise sizin eserlerinizi okuyarak kendime yol çizmeye çalışıyorum inşaAllah. Hocam size şöyle bir sorum olacak; masonların yeni yöntemi psikologları kullanarak terapi bahanesiyle, insanların bilinç altını kullanarak, masonluk bilinçaltına yerleştirmeye çalıştıkları haberleri geldi kulağıma. Bu doğru mudur? Saygılarımla.” Yok kardeşim, İslam vardır, Kuran vardır. Kuran ahlakı hakim olacaktır, İslam ahlakı hakim olacaktır. Onlar da bilinçaltı, bilinçüstü ne yapıyorlarsa yapsınlar. Masonları biz götürdük, -33 derece bak, dikkat et, en üst. Bir tanesi dünya masonlarının lideri oldu, onlardan bir tanesi- Ayasofya Camiine götürdük hem de. Ayasofya çok manidardır. Çünkü o küçük Ayasofya da zaten Ayasofya Camii’nden sayılıyor. Aynıdır. Çünkü cami denildiği zaman onun arazisi camidir. Orada vakit namazını kıldırdık. Elhamdülillah, maşaAllah. Toptan. Kim kime terapi yapıyormuş?
OKTAR BABUNA:Sonra size geldikten sonra dünya masonlarının lideri oldu Hocam. Buraya geldikten sonra.
ADNAN OKTAR:“Allah Bir’dir” diyen mason, “La ilahe İllallah Muhammeden Resulullah” diyen masonun bizim başımızın üstündedir yeri. “La ilahe İllallah Muhammeden Resulullah” diyecek, baş tacımız olur.
OKTAR BABUNA:Bir de selam vermişlerdi Hocam galiba.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
“Değerli Hocam Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Ve aleyna aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam Allah’ın kadrini hakkıyla bilemediler” ayetinde geçen, “hakkıyla” kelimesini bizim için biraz açabilir misiniz inşaAllah. Bir de Allah’ın kadrini hakkıyla bilemeyenler günümüzde hangi topluluklardır Hocam inşaAllah?” diyor. Talebeniz ve kardeşiniz, diyor, Serdar kardeşimiz. MaşaAllah. O bizim canımız ciğerimiz. “Kadrini hakkıyla bilememek”, Allah’ı düşünememek. Mesela, atomlara hakimiyetini, uzaya hakimiyetini, evrenlere, alemlere hakimiyetini, insan ruhuna hakimiyetini düşünemiyor adamlar. Dar düşünüyor. Diyor ya; “bir külli irade vardır, bir cüzzi irade vardır. Külli olanı Allah yaratır, cüziyi de ben yaratırım. Ben de ilahım diyor. Allah bilmez benim ne yapacağımı” diyor. Külli iradeyi de, cüzzi iradeyi de Allah yaratır. Hepsi tek bir an içerisinde, sonsuz kısa zaman içerisinde olup bitmiştir. Mesela, bunu bilememek Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edememek demektir. Ağırına gidiyor, Allah’ın her şeyi yaratmış olması. Ağırına gidiyor. İllaki kendisine bir ilahlık istiyor, az da olsa. Sen ilah değilsin. Bir tane ilah var, Allah var. Başka ilah yok. Şeytandan Allah’a sığınırım; ne diyor Cenab-ı Allah; “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz”. Önce Allah dileyecek, sonra sen dileyeceksin. Cüzi iradeci kardeşim, iyi dinle. Önce Allah diliyor, sonra sen diliyorsun. Cüzzi iradeyi de, külli iradeyi de Allah yaratır. Tek bir kader vardır. “Hepsi diyor Allah bir ana kitapta yazılıdır” diyor, Allah. Bütün tamamı. Sonsuz önce ve sonsuz sonra. Tek bir an içerisinde hepsi olup bitmiştir. Bunu bilemiyorsa bir adam, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edememiş olur. Şimdi biraz ara verelim, inşaAllah.
SUNUCU:Yayınımıza kısa bir aradan sonra devam edeceğiz.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Allah'ın İsimleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...