SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam www.harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Keyif Fm, Bingöl Fm, Erzurum Radyo Süper Kanal, Enerji Fm Ordu, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Mardin Kanal 47, Sakarya Kanal 54’ten canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Ramazan Sohbetleri programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konukların yer alacağı programımıza bilmediğiniz merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla sizde e-maillerinizle katılabilirsiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, senin vardır anlatacağın şeyler.
OKTAR BABUNA: Bu Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı TRT’de yayınlanan, Çıkış yolu programına katılmış Hocam. Bu programda Saadet Partisi'nin olaylı iftarı ile ilgili olarak diyor ki; “Bize zaten haber gelmişti. Yani parti yönetimi bunu biliyordu” Şöyle bir açıklaması olmuş Hocam. Ekrem Dumanlı başından geçen hadiseleri anlatıyor. “Zaman Gazetesi yazı işlerine bir kısım mailler geliyor. Akşam ki iftar yemeğinde kavga çıkacak diye. Ben bizim haber müdürümüz Fatih Uğur'a sordum. Bu nedir diye? Fatih Uğur: “Abi biz biliyorduk, sadece biz değil tüm basına haber vermişlerdi. O sebeple çok kamera vardı” dedi. Bunun üzerine "Peki parti bilmiyor muydu?” diye sordum. Bu kadar medyaya iftarda olay çıkacağını bildirilen parti merkezi bu hadiseyi bilmez miydi?”. Ve şok eden açıklama, diye devam ediyor. Arkadaşlarımız Saadet Partisi'nin önemli kişilerini ve Saadet Partisi'nin basınla ilgili önemli kişilerini aradığında ise "Önemli değil gelin zaten size buradan haber çıkacak” deniliyor. Bu da çok enteresan bir şeydir” demiş.
ADNAN OKTAR: Yani burada demek istedikleri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un bu olaydan haberi vardı mı? Daha önceden haberi vardı yani böyle bir olay olacağından haberi vardı gibi mi söylüyor?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam o şekil.
ADNAN OKTAR: Onu kendisine sormak lazım bilmiyorum. Ama kardeşim bu olayı niye bu kadar büyütüyor, ben anlamıyorum. Ben eskiden beri bilirim. Parti toplantılarında kan gövdeyi götürür yani bayağı bir olay çıkar. Kafa, gözler yarılır. Sandalyeler havalarda uçuşur. Yani hemen hemen her parti kongresinde olur bu. Getireyim resimlerini, fotoğraflarını, o ne yani. Veyahut herhangi bir parti toplantısında. Ama orada iftarda diye herhalde bir şey oldu. Yani nasıl olur gibisinden. Yoksa oluyor. Biliyorum ben eskiden beri olur. Bir çok partide oluyor. Ama “Numan Kurtulmuş’un daha önceden haberi vardı” iddiası tabii biraz garip. Onu bir ilgililerin cevaplandırması gerekir. Ben haberi olduğunu zannetmiyorum. Haberi olsa, çünkü öyle şaşırmış havasına girmezdi.
İkinci olarak da bundan sorumlusu Erbakan Hocamız'ı tutmak çok anormal bir hareketti. Çünkü partinin genel başkanı var, yetkili kurulları var, disiplini kurulları var. Erbakan Hocamız'ın ne alakası var. Yani o yaşta bir insanı sorumlu tutmaya kalkmak biraz bana puslu geldi. Yani daha türkçesi biraz karanlık geldi. Yani samimi görmüyorum. İnsanlarda böyle ince tekniklere çok dikkat etmek lazım. Yani kaba tekniklerle genellikle pek bir şey yapılmıyor. İnce tekniklerle, ince bilinçaltlarıyla. Bu devrin yöntemleri bunlar. Onun için münafıklarda da buna çok dikkat etmek gerekiyor. Yani ince bilinçaltı, detay bilinçaltı çalışmalarına karşılık çok uyanık ve dikkatli olmak gerekiyor.
Ahir zamanın münafıkları diğer münafıklar gibi değildir. Çünkü ellerinde internet var, bilgisayarlar var. Efendim her türlü eser var, kitap var. Bağlantı kurabiliyorlar. Herkesten akıl alabiliyorlar değil mi? Bastın mı bütün münafıklarla aynı anda bağlantıya geçebiliyor. Dolayısıyla münafığın üstünde durduğu yöntem şeytanın yöntemidir. Yani şeytan alabildiğine samimi görünür, dikkat ederseniz. Mesela Allah’a karşı çok saygılı olduğunu göstermeye çalışıyor sonunda. "Ben Allah’tan korkarım. Ben sadece sizi davet ettim” diyor. Yani o kadar dürüst gibi anlatıyor ki yani bakan şaşırır değil mi? Sanki o kepazeliği yapan o değil. O ahlaksızlıkları yapan o değil.
Şeytanda ahlaksızlık kavramı çok ayrıdır. Yani çok çok ayrıdır. Mantık kavramı da çok ayrıdır. Yani ona göre suç ve mantık bambaşkadır. Mesela haşa Allah’ın mantıksız olduğu kanaatinde. Değil mi? Kendinin çok mantıklı olduğu kanaatinde. “Ben sadece bunu söylüyorum. Bak bütün insanların anormal olduğunu iddia ediyorum. Çoğu anormaldir. Ben iyiyim, bunu ispat edeceğim. Bana vakit ver, bunu ispat edeceğim” diyor. Peki onu yapacağına köpek herif, doğrudan Allah’a itaat etsen, Adem (a.s.)’e secde etsen, saygılı davransan değil mi? Müslüman gibi yaşasan, bu köpekliği yapmasan olmuyor mu? Ama illa ki işte o münafık köpekliğini yapacak, illa ki. Ve karmakarışık bir sistem kuruyor. Ve onun içinde de kendi dürüstlükleri ve doğrulukları var. Yani bakan anlayamayabilir. Mesela o konuşmaya bakan diyor ki; “Allah’tan korkuyorum ben” diyor. “Ben sizi davet etmedim, siz kendiniz geldiniz” diyor, değil mi? Yani çok özenli bakıldığında münafığın tahribatı durdurulabilir. Onun için çok şedit varlıktır. Mesela kafir merttir. Açık ve sarihtir, saydamdır. Yani münafık çok grift ve çok karmaşıktır. Yani çok iyi gizlenmesi ve çok dikkat edilmesi gerekir. Daldan dala atlar. Sincap gibi oynar. Oyununu yakalamak çok ince akıl gerektirir. Yani detay akıl gerektirir. Çünkü muazzam bir mantık silsilesi kurar münafık. Yani mantığa hakimdir şeytanın etkisiyle. Ona karşı mükemmel bir akılla karşılık verilir. Münafığın bir özelliği vardır. Her gürültüyü aleyhine zanneder. “Köpek” dersin. “Bana mı dedin?” der. “Aşağılık” dersin. “Bana mı dedin?” der. Yani senin adın köpek değil, değil mi? Niye alınıyorsun? “Aşağılık” diyorsun. “Bana mı dedin?” diyor. Niye alınıyorsun, madem öyle ahlaksız değilsin değil mi? Madem öyle karaktersiz değilsin, hiç alınma. Ayette diyor, Allah diyor ya; “Aleyhlerinde bir sure inmesinden çok korkarlar” diyor, Allah. Halbuki sureler genel anlamda isim vermiyor zaten. Yani şu münafıktır demiyor. Genel münafık karaktersizliğini anlatıyor. Adam hopluyor değil mi? “İt” diyorsun, “ Ne dedi?” diyor. Burdan da münafığı anlamak mümkündür. Çünkü normal bir Müslüman, münafıklarla ilgili bir açıklama yapıldığında sadece Allah’a sığınır ve kendisinin hitap alınmadığını yani kendisiyle muhatap olunmadığını bilir. Gönlü çok müsterihtir değil mi? İyi, dürüst bir insan alınır mı öyle bir şeyde?
Şimdi bakın bu konudaki yapıyı insan hayatta bol bol görebilir, dikkat ederseniz inşaAllah. Samimi, dürüst insanlar münafık ayetlerini coşkuyla okurlar. İbret alırlar ve Müslümanlar etkilenir münafık ayetlerinden. Yani münafık ayetlerini okudukça Müslüman kendini düzeltmeye çalışır. Münafığa okuduğunda, münafık zaten o ayeti kabul etmez ama alınır. Kendisine hitap edildiğini bilir. Müslüman kendisine hitap edildiğini kabul etmez. Allah’a sığınır ondan. Öyle olmamak için gayret eder. Yani öyle olduğunu kabul etmez Müslüman. Öyle olmamak için gayret eder. Benziyorsa da hemen korkup, hemen halini düzeltir. Hakikaten benziyorsa da hemen düzeltir. Ama münafık batağa batmıştır. Şimdi münafık böyle çok özenlidir. Tam işine gelen yerleri alır. Kuran’dan ve hadisten tam kendisine ilgili olan yerleri alır. Müslümanları suçlarken de kendince açık bulduğunu, mantık örgüsünü açık bulduğu yerleri alır. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’i suçlamada buldukları açık yer, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kadınlara olan sevgisi, münafıkların. Bundan acayip rahatsız olmuşlardır. Sürekli bunu gündeme getirmişlerdir tarih boyunca. Bunu anlamak için girin internet sitelerine, ateist sitelere ana konu budur. Peygamberimiz (s.a.v.)’in gücüdür. Helal olsun benim dedeme, her zaman söyledim helal olsun. Ne güzel aşk insanıymış. Ne güzel tutku insanıymış, ne güzel kadınlardan çok etkileniyormuş, değil mi? Ve nimet olarak görüyormuş, onlara sevgi gösteriyormuş, saygı gösteriyormuş. Ama münafıklardan da nefret ediyordu Peygamberimiz (s.a.v.). Allah ne diyor münafıklara karşı, “Sert ve caydırıcı davran” İman alametidir değil mi? Yani taviz verilmez. İlimle, fenle, bilgiyle, akılla, kültürle gereken önlemler alınır. Yani Müslümanlara zarar vermesine set çekilir. Küfür böyle değildir, küfür çok merttir. Dobra söyler. Mesela "Ben direkt Allah’a inanmıyorum” der. Açık söyler, “Ayetleri de kabul etmiyorum” der. Sinsi değildir. Açıkça söyler. Mesela gayri meşru bir şey yapıyorsa “Ben bunu yapıyorum” der. Ama münafık öyle değildir. Her şeyi gizli yapar. Çok sapık, deli, gizli bir dünyası vardır. Onu fark etmek çok güçtür. En hassas oldukları konuda her zaman söylüyorum, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetidir. Çünkü şeytan kendisinin dünyaya hakimiyetini istiyor değil mi? Allah ne istiyor? Rahmani hakimiyet, Kuran ahlakının hakimiyetini istiyor.
Şimdi iki gücün şiddetli çatışması var şu an dünyada. Bakın birisi Kuran ahlakının hakimiyetini istiyor, Allah’ın hakimiyetini istiyor. Birisi şeytanın hakimiyetini istiyor. Şimdi şeytanın hakimiyetini isterken, şeytan taraftarı İslam ahlakı hakim olsun, İttihat-ı İslam olsun nasıl desin? Kavrulur, yanar. Yani onu mahveden bir ifadedir bu, bunu diyemez. Bir kısmı cahilliğinden demez. Bir kısmı gururundan demez. Ama şeytan, şeytanlığından bunu söyleyemez. Bakın döner dolaşır her şeyi söylerler, namazın faziletlerinden bahseder, orucun faziletlerinden bahseder ama İttihat-ı İslam’ın faziletinden, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinin faziletinden bir türlü bahsedemez münafıklar. Bir türlü bahsedemezler ve hepsi bu konuda ittifak halindedirler. Mesela Bediüzzaman’ı ince ince eleştirirler, bakarsın çok takva görünümünde. Çok takva görünümünde ince ince eleştirirler. Bediüzzaman’ın özelliği ne? Dünya hakimiyeti istiyor, İttihat-ı İslam istiyor. İblis takımı ne istiyor? “Sakın ha sakın” diyor. “Şeytanın hakimiyetini biz kabul ediyoruz. Ama İttihat-ı İslam’ı asla ve asla istemiyoruz” diyorlar. Bunu nasıl söylüyor? “İttihat-ı İslam olmaz ki çok zor” diyor. Binbir türlü bahaneleri var. Ama bakın aynı iddiayı bir kısmı da cahilliğinden, bilgi eksikliğinden söylüyor. Bilmeyerek şeytana yardımcı oluyorlar. Bir kısmı da bilerek yardımcı oluyorlar. Böyle bir durum var. Onun için mesela biz şimdi İttihat-ı İslam’ı isteyen tarafız. Şimdi biz sadece namaz kılsak, orucun faziletlerinden bahsetsek, zekattan bahsetsek yani hiçbir sorun çıkmaz. Yani tabii ki bir evrim vardır desek, Kuran’da zaten evrimden bahsediyor desek değil mi? İstediğini yap, kimse ilgilenmez seninle, hiçbir sorun çıkmaz. Sen ne zaman ki İttihat-ı İslam’dan bahsedersin, İslam ahlakının dünya hakimiyetinden bahsedersin ve onların putuna küt diye vurup ortada bölersin Darwinizm’i, o zaman adamlar havaya hoplar işte. Sorun bu.
Şimdi mesela bunların şeker pamuk Hocaları var. Ne özellikleri? Darwinizm'e ya dokunmuyorlar veyahut okşuyorlar Darwinizm’i, o da aynı kafada olduğunu söylüyor. İttihat-ı İslam’ı da ya hiç ele almıyorlar, hiç konuşmuyorlar. Veyahut “Hiç olmaz ki zaten” diyorlar. Ve böylece şeytani sisteme yardım etmiş oluyorlar. Şeytanın sistemine yardım ediyorlar. Ama bak diyorum, bir kısmı da çok cahil olduğundan bu sistemi destekliyor. Yani şeytanın sistemini bilmeden destekliyor. Bunun grift taraflarını detaylı olarak bütün müminlerin çok iyi bilmesi gerekiyor. Mesela dün akşam bana bir adamı gösterdiler. Yarı bedevi yarı medeni. Yani yarı hanzo yarı insan. Hakikaten ben bu tiplerde ben bunu görüyorum. Yarı hanzo yarı modern. Yani böyle modern taklidi yapan hanzo. Şimdi bu tipleri tabii ben genel çok da ele almak istemiyorum. Çünkü çok da gündeme alırsak bizim konularımız dağılacak, onların içinden bellirli tiplerle özellikle ilgileniyorum. Yani sembolik.
Mesela Cübbeli benim için semboliktir. Garibanın teki, benim onunla alıp veremediğim yok. Ama onun ifade ettiği bir zihniyet var. Mesela Osman Ünlü, bayağı onun kafasında adam var. Ama ben onun şahsını önemli görüyorum yani onda konuyu anlatmak önemli oluyor. Mesela bir de kapalı anlattıklarım var. Mesela Freddy’nin kabusu var. Adamı gören çocuklar, üç yaşında çocuğun önce gözünü kapatıyorlar. "Aman, dur yavrum televizyonu kapatalım sen bakma falan” diyorlar. Adam böyle pirana gibi. Dişler mişler falan. Hakikaten abartmıyorum acayip korkunç bakıyor böyle akık gözlü falan, süper kendinden emin. Geçen günler yine bir başka Hocaya baktım. Birçok kişi, onlardan bir tanesi başka bir Hoca dediğim. Yani şimdi onu detaylandırmak istemiyorum. Bediüzzaman’ı eleştiriyor kendince. Ona “İniyor” diyor. İniyor, böyle hareketler yapıyor. Nasıl insin başka türlü. Yani bizim kalbimize Allah bilgiyi indirmiyor mu? Her şeyi Allah indirmiyor mu? Her şeyi Allah yaratmıyor mu, değil mi? Ee bunda şaşacak ne var? Niye küfürle itham ediyorsun Bediüzzaman’ı? Yani iniyor, Allah indiriyor demek bu bilgiyi indiriyor demek. Yani “vahiy iniyor bana diyor” diyor. Orda nerde “vahiy” diyor.
OKTAR BABUNA: Demiyor Hocam hiçbir şey.
ADNAN OKTAR: Yani şu anda da beni Allah konuşturuyor. Tabii ki Allah’tan iniyor bilgi. Herkese Allah’tan geliyor bilgi. Her yerde Allah’tan iner. Bunda şaşacak ne var. Niye bunu böyle küfre delil olarak kullanmak için uğraşıyorsun.
Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Bir o söylediğiniz ayeti okuyorum Hocam münafıklarla ilgili.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar”
ADNAN OKTAR: “Allah onları kahretsin” tabii ki. Ayeti şimdi bölüm bölüm, parça parça oku.
OKTAR BABUNA: “Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar”
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Tamam, mesela diyoruz. “Haysiyetsiz herif, kahpe karakterlisin” diyoruz, değil mi münafıklar için. “Kahpe karakterlisin” diyoruz. Adam hopluyor, “Bana niye dedin?” diyor. “Kardeşim münafıklara dedim” diyorsun. “Sen bana dedin?” diyor. Allah Allah nasıl biliyorsun mübarek yani mübarek de demeyeyim de, melun diyeyim. Nasıl biliyorsun? Nasıl biliyorsun değil mi? Biz isim veriyor muyuz? Adres de vermiyoruz. Ama hopluyorsun sen her düğmeye bastığımızda. Demek ki tam adres inşaAllah. Şimdi ben anlatıyorum münafıklarla ilgili. 20-30 tane münafık ayrı ayrı yazıyorlar. “Bana niye böyle dediniz. Bana söyledin” diyorlar. Her biri ayrı ayrı “Bana söyledin” diyor. Birbirlerine tanıştırmak lazım bunları inşaAllah. Şimdi devam et ayete.
OKTAR BABUNA: “Onlar düşmandırlar”
ADNAN OKTAR: Allah’ın düşmanı, Peygamber (s.a.v.)’in düşmanı, Mehdi (a.s.)’nin düşmanı, İttihat-ı İslam’ın düşmanı, değil mi? Peki düşman deyince böyle alnında boynuzlar mı çıkıyor bunlar? Kuzu gibi görünür. Posta bürünür böyle, kurt münafığın özelliğidir o. Anlaşıldı mı? Gerektiğinde postunu atar, hemen dişlerini gösterir. Öyle bir yapıdadır. Evet, devam et Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: “Bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının”
ADNAN OKTAR: Müslüman kaçınması nasıl olur? Onun karakterini ince ince tahlil etmek, kişiliğini çok iyi bilmek. Bak çünkü Bediüzzaman, Mehdi (a.s.)’ın mücadele edeceği kavmi söylüyor. “Cereyan-ı münafıkane” diyor. “Münafık cereyanla mücadele edecek” diyor. En kahpe cereyan, en tehlikeli cereyandır. Çünkü tam Müslümanlık görünümü altındadır. Çok incedir perdesi yani onu fark etmek için böyle milimetrik detaylara çok dikkat etmek gerekiyor. Yani çünkü gizlenme gücü çok yüksektir münafığın. Kuran’da bu zaten açıkça belirtiliyor. Allah bak diyor ki; “Sen onları bilmezsin, Ben bilirim” Kardeşim sahabelerin içinde yaşıyor. Bakın, düşünün. Şeytan sahabelerin içinde yaşıyor. Fakat bilinemiyor. Aynı safta namaz kılıyor. Yani adam tam takva görünümünde. Mükemmel Müslüman görünümünde. Sadece münafıkane konuşmalarından anlaşılabiliyor. Tam teşhis konamıyor ama anlaşılıyor. Allah diyor; “Onları sen bakışlarından anlarsın, istersem” diyor. “Bakışlarından anlarsın.” "Ama” diyor "Bozuk konuşmalarından anlarsın” diyor. Bozuk konuşmaları dikkat verildiğinde fark ediliyor. Çünk bakın başka bir ayette diyor ki Allah; “konuşmalarını dinlersin” diyor. Yani bozuk konuşmayı insan dinlemez, değil mi? Kastedilen dikkat verildiğinde fark edilen bozuk konuşmalar. Yani herkesin bileceği gibi değil. Bak, “Onları” diyor, “Bozuk konuşmalarından anlarsın” Ama Peygamber (s.a.v.)’e söylüyor bunu, kolay değildir fark etmek. Yani veli aklı, derin bir akıl olması lazım. Çünkü münafık çok avantajlıdır. Gücü de daha yüksektir münafığın. Çünkü küfür onun yanındadır. Dinsizler onun yanındadır. Bütün şeytan takımı onun yanındadır. Şeytan da ruhuna ilka olmuştur onun. Yani beynine ilka olmuştur. Allah diyor ayette, “Onu” diyor, “Kabuk gibi bağlar” diyor “Üstünü” Bütün vücudunu kaplıyor. Dolayısıyla konuşmalarındaki yetenek şeytandan kaynaklanıyor. Muazzam mantık örgüsü kuruyor. Onun çok iyi yakalanması gerekiyor. Bu konuda üstad Mehdi (a.s.)’dir. Yani dünyadaki en güçlü münafık sistemdir. Onun için Bediüzzaman onun biçilmesini sağlayacak kılıcı açıklıyor. “Mehdi (a.s.)” diyor. İnşaAllah. Çünkü bütün girift taraflarını görecekler münafıklığın. Ahir zaman münafıkları daha da şiddetlidir. Yani çünkü detay ve giriftlik, kapsam çok çok daha fazladır. Yani kaba alamet vermez münafık. Bir de yakalandıkça, tecrübe kazandıkça pusuya yatar. Mesela bir yerini yakalarsan münafığın, orasını biçer. Bukalemun gibi şekilden şekle girer. Mesela şu münafık alametidir denildiğinde onu belli etmeyecek bir stile girer. Şu denildiğinde oraya girer. Ama ordan kaçarken sırtı açılır. Yani sırtını kaparken, ensesi açılır. Ama mutlaka yakalanır. Yani bir köşeye sıkışmış bir uyuz domuz gibidir. Böyle her seferinde yakalanır. Akılsızdır, akılsız olunca mantıkla oynar. Mantık da başına bela olur. Ordan oraya sıçrar, ordan oraya sıçrar münafık. Ve bütün ömrü böyle sürünmekle geçer. Ve her münafık da ayrı ayrı kendisine hitap edildiği konusunda emin olur. Benim bildiğim şu an 20’ye yakın münafık var ki yüzlerce, binlerce münafık kendine söylendiği kanaatinde şu an inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Demek ki tam yerine gidiyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tam adres yerini buluyor tabii.
OKTAR BABUNA: Hocam, Yeni Zelanda'da deprem olmuş. 7.2 şiddetinde, çok fazla yer çökmüş.
ADNAN OKTAR: Ahir zamanda depremler sıklaşacak. Hiçbir devirde olmadığı kadar, bak bu son 30 yılda Mehdi (a.s.) devrinde, dünya tarihine bakın. Son 2 bin yıllık tarihe bakın. Hiçbir devirde bu kadar depremler sıklaşmamıştır. Mehdi (a.s.) devrinin özelliğidir. Peygamberimiz (s.a.v.)’de söylüyor. Hz. İsa (a.s.)’da İncil’de söylüyor. “Depremler sıklaşacak” diyor. “Benim gelişimden önce” Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan önce” diye Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ayrıca belirtiyor.
Bakın bu alim Hocalara, Bediüzzaman’ı eleştiren Hocalara bu takva, muvahhid olduğunu iddia eden Hocalara diyecekler ki; “Hocam biz sizden hiç İttihat-ı İslam’ı duymuyoruz. ‘İslam ahlakı dünyaya hakim olsun’ bir kere de benim yanımda” desinler. Bir kere, kamuoyu da duymuyor. Şu an benim yanımda. Bakın bir kişiye dahi diyemezler. Diyemiyor adamlar, tekrarlayacak adamlar. “İttihat-ı İslam’ı istiyorum. İslam Birliği’ni istiyorum. Türk-İslam Birliği’ni istiyorum.” Bakın Cübbeli her şeyi konuşuyor. Tek bunu söyleyemiyor.
OKTAR BABUNA: Söyleyemiyor Hocam evet.
ADNAN OKTAR: Müslüman aleminin ezildiğini konuşmuyordu daha önce, çok şükür onu söyletmeye başladık. Onu anlatıyor. Çözüme gelince diyor ki; “Hepsi gelsin bizi öldürsün, şehit olalım. Bu bir kurtuluştur” diyor. “Alın size çözüm” diyor. “İttihat-ı İslam olsun da kurtulalım, Allah’ın dini dünyaya hakim olsun, fitne yeryüzünden kalksın, din Allah’ın olsun” diyemiyor. Yani bu çok büyük bir mucize ve harikadır bu.
Osman Ünlü Hoca böyle tam muhabbetçi bir üslubu var. Güzel yani üslubu var, konuşma üslubu var. Sevimli de bir tip. Hoca her şeyi anlatıyor, her şeyi ama. Tek söyleyemediği konu var. İttihat-ı İslam, Türk-İslam Birliği. Herkes bu hazretlere bunu sorsunlar. Mehdi (a.s.)’den korkulmasının nedeni de budur. İttihat-ı İslam’dır. Mehdi (a.s.) geldiğinde size ticaret sağlayacak, yiyecek sağlayacak, İslam ahlakını dünyaya hakim etmeyecek, sadece bunu yapacak dese, deliler gibi Mehdi (a.s.)’yi arar bu tipler. Bak büyük bir coşkuyla. Mehdi (a.s.) şeytanın sistemini yıkacak, deyince. Adamlar böyle 300’le giden arabanın betona toslaması gibi koltuklardan havaya fırlıyorlar. Bakın bütün sorun orda şeytanın sisteminin yıkılmasıdır. Şeytan buna müsaade etmez. Namaz kıl, şeytan namaz kılmana bir şey demez. Oruç da tut. "Dünyaya benim hakimiyetim devam edecek” diyor. "Ben bunu istiyorum. Sen ayrı ayrı kılabilirsin” diyor. Zaten söylüyor şeytan, “Senin samimi, dostların, seni sevenler, zaten bana uymayacaklar” diyor. “Ama ben büyük bir çoğunluğunu kendime çevireceğim. Yani dünyaya İslam ahlakını hakim ettirmeyeceğim ben” diyor, şeytan. Açıkça söylüyor değil mi? Haşa güya kendince Allah’a karşı böyle bir garip bir üslubu, çirkin bir üslubu var, haşa. Mehdi (a.s) ne diyor? “Ey şeytan, ben senin ağzını böyle yırtacağım, kafanı da bükeceğim, seni alıp ezeceğim ve tozunu çıkaracağım senin” diyor. “Allah’a bu üslubundan dolayı seni perişan edeceğim” diyor, değil mi? Şeytan dostları ne diyor? “Aman şeytanı elleme, Ey Mehdi (a.s.)” diyorlar. “Aman aman aman kurtaralım” diyorlar. Çünkü “Elimizden gidecek” diyorlar. Veli nimet olarak görüyorlar. Bakın bütün İblis takımının veli nimetidir, velisidir şeytan. Kuran’da bu çok açık. Onların dostudur. Yani bütün hasta olanların, küfrün, münafıkların dostudur. Dostlarının hakimiyetine zarar gelsin istemiyorlar. Bu Hoca efendiler de cahilliklerinden dolayı, bilmeden şeytanın bu sistemine hizmet ediyorlar. Yani kasten yaptıklarını düşünmüyoruz tabii. Ama bilmeden bu sistemi devam ettiriyorlar.
Şeytan dünya hakimiyetini istemez. Bakın bir tek Süleyman (a.s.) devrinde, Hz. Süleyman (a.s.) ne yaptı? Ayette geçiyor. “Şeytanları bağladı” diyor. “Zincirlerle bağladı” Çok özür dilerim böyle eşek gibi onlara hizmet ettirdi, eşek gibi değil mi? Hepsi hizmet etti şeytanların ama şeytanları bağladı. Ve şeytanın o an sistemi yoktu. Zülkarneyn (a.s.)’de bunu yaptı. Mehdi (a.s.) ne yapacak? Aynısını yapacak ve dünya hakimiyeti oluyor. Şeytan felç olacak. Onun için şu an dünyada şeytan hizbi ile Allah hizbinin mücadelesi var. Yani şeytan hizbinde adam senin oruç tutmana karışmaz. Hatta daha da fazla oruç tutmanı ister. Orucuna bir şey demez o. Bakın tekrar söylüyorum. Dünya hakimi olmanı istemez. “Çoğunluk benden yana olacak” diyor, şeytan. “Ben bu kadar benim iddiam bu” diyor. Ben aksini söylemiyorum ki zaten yani samimi olan kullar Allah’dan yana olmayacak demiyorum. Ama dünya hakimiyetini vermem ben” diyor. Mehdi (a.s.)’de ne diyor? “Senin o boynuzlarını birbirine katacağım. Perişan edeceğim seni” diyor. Şu an şiddetli bir çatışma var. Allah hizbi ile şeytan hizbinin. 10 yıl sonra Allah’ın hizbinin galip olduğunu göreceksiniz inşaAllah. Kuran’da geçer Allah hizbi olarak geçer inşaAllah.
“Bismillahirrahmanirrahim. Selamün aleyküm. Faruk Beşer’in” yani şaşar beşer Hocamızın. "Kendi sitesinde "Hz. İsa (a.s.) gelecek mi?" Sorusunda bir cevap yer alıyor. Aşağıdaki linkte inşaAllah. Hz. İsa (a.s.)’nın şahs-ı manevi olarak geleceğini Bediüzzaman hazretlerinin ismini kullanarak söylüyor ve tıpkı Ünlü Hoca gibi Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra Peygamber gelmeyeceğini aksi takdirde Peygamberimiz (s.a.v.)’in yapamadığını haşa, başka bir peygamberin yapacağını yazıyor. Allah sizden razı olsun. Kardeşiniz Ramazan” diyor. Yalnız yanlışlık olmasın. Ha Faruk Beşer, tamam. Ben Osman Ünlü demez onu. Şaşar Beşer zaten diyor yani sitesinde var. İsa (a.s.)’da gelmeyecek, Mehdi (a.s.)’de gelmeyecek. İttihad-ı İslam da olmayacak diyor. Ondan sonra anlatıyor. Samanyolu’nda, Mehtap Tv’de inşaAllah. Mehtaplı gecelerde hep seni andım, tarzında böyle. Şarkılı türkülü yaşayalım diyor böyle. Ticaret yapalım, ticaret diyor. Ticaret çok önemli diyor inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Selam vermişler Hocam.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü.
“Hocam bugün NTV...” Nedir bu, televizyon mu?
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR:"Bedri Baykam, Referanduma niye hayır dediğini açıklarken okulların Darwin Teorisi'nden uzaklaştığını, söyledi. Ağzındaki baklayı çıkardılar artık Hocam” Bedri Baykam Darwin’i benim böyle katlayıp baklava hamuru gibi açıp 4’e katlayıp ondan sonra güzel pişirdiğimi biliyor.
OKTAR BABUNA: Sizin kitaplarınızı da okuyor zaten Bedri Baykam.
ADNAN OKTAR:Darwinizm'in bittiğini de çok iyi bilir Bedri Baykam. Solun da bittiğini bilir. Eski havası da yok. Eskiden böyle kibarlaşarak anlatıyordu. Ultra sanatçı havalarında falan böyle anlaşılmaz adam. Bir tahta parçası alıyor mesela 3 metreye 4 metre, kirli gazete parçalarını yapıştırıyor, elini ayağını sürüyor boyayla. Kırmızı boyalar üzerine falan bakan yani “Ne oldu, ne yaptın?” diyorsun. “Sanat oldu” diyor. Dahi çocuk. Tamam bir dahilik var da yani değişik bir dahilik.
OKTAR BABUNA: Dün ben de gördüm değişik bir tarz yapmış saçına falan bir şeyler.
ADNAN OKTAR: Yani böyle ultra insan, bilinmez, sanat üstü sanatçı. Darwinizm'in gidişi Bedri Baykam’ı öksüz bıraktı ya çocuğu. Garibimi yani. Darwin dedesinin elinden böyle tutup bahçelerde geziyordu parklarda falan dedesi vefat edince bu yalnız kaldı. Şimdi kaval çalıyor. Ağlamasına gerek yok. Olay bitti. Bilim Darwinizm'i parçaladı. Bilim Darwinizm'i parçaladı. Bedri Baykam, proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini bilmiyordu. Bizden öğrendi. Bakın, Bedri Baykam çok bilen takılıyordu, her şeyi bilen takılıyordu. Bir proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğini bilmiyordu. Bu kadar cahildi. Tek bir tane ara fosil olmadığını, Darwinistler'in dediği gibi ara fosil, olmadığını bilmeyecek kadar cahil. Bunu da bizden öğrendi. Önce zannediyordu ki, üniversiteler falan hakikaten bir şeyler anlatıyor böyle gizemli dünyalar vardır, ultra modern adamlar vardır, gazete kağıtlarını bürer büker zampkla yapıştırır, üstüne boya sürer bir kova da üstüne boya atar.
OKTAR BABUNA: Sizin kitaplarınızla ilgi bir yazısı vardı Hocam onun, Cumhuriyet'te köşesinde diyor ki, işte sizin kitaplarınızı anlata anlata bitirememiş diyor ki; “Ben 18 tane kitap yazdım, 19’uncusunu yazıyorum, kitap yazmanın ne olduğunu biliyorum” diyor. Diyorlar ki diyor; “Adnan Hoca'nın 300 tane yardımcısı var, o kitapları öyle yazdığını söylüyor” diyor, benim 300 tane yardımcım olsa o kitapları 300 yılda yazamam” diyor.
ADNAN OKTAR:İşte bu kadar. Kardeşim benim yardımcım sensin işte, Serdar, diğer bu evrim anlatan, buraya gelen bizim gençler.
OKTAR BABUNA: Bir sayfasını bile yazamayız biz onun Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam buyur. Çocukları getirin buraya yazsınlar bir tane kitap yazsınlar, buraya getirin.
OKTAR BABUNA: Hocam ben yazı yazıyorum dünya çapında makaleler var kitaplarda bir sayfasını bile yazamam o kitapların, söylüyorum. O Allah’ın size verdiği özel bir ilimle ve hikmetle Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hayır canım bilenleri alıp getiriyoruz çocukları buraya işte yazsınlar yazamazlar.
OKTAR BABUNA: Sizden öğrendik Hocam proteinleri.
ADNAN OKTAR: Ben öğretiyorum onlara inşaAllah. Bana da Allah öğretiyor. O Hocanın şaşırdığı gibi de söyleyeyim Allah indiriyor bilgi veriyor, bütün Müslümanlara Allah indirir bilgiyi hepsine, rızkı Allah indirir, değil mi? İniyor iniyor, diyor. İma ediyor yani vahiy geliyor dediği gibiye getiriyor. Bediüzzaman onun aklının milyonlarca mislinde, Bediüzzaman’ın tırnağı olmaz o inşaAllah.
Niye hayır dediğini, bir de bakın Referandum'a biz niye onun hayır dediğini söyleyelim. Şimdi Darwinistler’in çökmesi, Darwin’in dedesinin ölmesi, Materyalizm'in çökmesi, Rusya'da komünizmin dağılması onun minik yüreğinde demek ki çok büyük derin yaralar yaptı, perişan etti. Bir de yaşlandı da şimdi paltoyu giyip parklarda geziyor şu an. Kimse resimleriyle de ilgilenmiyor, konuşmalarıyla da ilgilenmiyor, demeçleriyle de ilgilenmiyor, çünkü bilgisi olmadığını, cahil olduğunu toplum gördü, insanlar gördü. Eskiden dahi çocuk falan diye ortaya çıkarıyorlardı. Dahi görmesek tamam da yani şimdi. Biz niye evet dediğimizi açıklayalım, kardeşim ben özgürlük istiyorum, demokrasi istiyorum ben bunun yeterli olmadığını biliyorum. Hükümetin de fevkalade hükümet olmadığını da biliyorum, hükümeti tekrar tekrar iktidara getirmek isteğim de yok benim, yani öyle bir şeyim de yok. Burada hükümet haklı, iddia edilen Ergenekon Örgütü'ne karşı mücadelede haklı, doğru yapıyorlar. Demokrasiyi genişletme konusunda haklılar. Yani samimi görüyorum. Birçok yönden eksik acayip yönler var, ben de görüyorum, beni rahatsız eden yönler var, biz uyarıyoruz hatırlatıyoruz. Düzeltmezlerse başka partiye oy veririz, indiririz bizim hiçbir mecburiyetimiz yok AKP’ye. Yani bir olağanüstülüğü de yok AKP’nin, sadece özgürlük istemeleri, demokrasi istemeleri. Kim isterse özgürlük ve demokrasi, onu ben iktidara getirmek için gayret ederim. Ben bunu istiyorum; demokrasi ve özgürlük, başka bir şey değil anlaşıldı mı?
Ve iddia edilen Ergenekon Örgütü'nü istemiyorum, Uğur Mumcuları, Bahriye Üçokları, benim aydınlarımı, kardeşlerimi, Gül Sazakları, Nihat Erimleri şehit eden ve Başbakanı döven, bakın kaç tane Başbakan dövdüler, Süleyman Demireli dövdüler feci şekilde, Mesut Yılmaz'ı dövdüler feci şekilde. Özal’a suikast yaptılar, Evecit’e suikast yaptılar, müthiş pervasızlar bakın ortak nokta Mesut Yılmaz dedi ki "Ben şikayetçi değilim” dedi ve "Söyleyemem de" dedi, "Konuşamam da” dedi. Özal’a sordular "Cevap yok” dedi, "Yorum yok.” Kardeşim işte bu kafayı, biz istemiyoruz anlatamıyorum herhalde ve bu mantığın gelişmesine sebep olan iddia edilen Ergenekon Örgütü'nü istemiyorum. Üç milyon Müslüman'ın, milliyetçinin katledilmesi, şehit edilmesini istemiyorum, Türkiye'nin yirmi ikiye bölünmesini istemiyorum, o yüzden “evet” veriyorum. Bu kadar.
Hükümet anormal bir şey yaparsa, yer yerinden oynatırız. Bizim milli menfaatlerimize yönelik herhangi bir şey. Ama biz göremiyoruz. Kim yaparsa yapsın, kim yaparsa yapsın hukukla kanunla gök kubbeyi başlarına çökertiriz, hukukla kanunla, hiç kimse böyle bir şeye cesaret edemez, tahayyül dahi edemez. Ne Türkiye'nin bütünlüğüne ne birliğine ne bu güzel ortamın, bu özgür ortamın karartılmasına yönelik bir tavra hiç kimse müsaade etmez, anlaşıldı mı? Yani şu an samimi görüyorum. Bana yazsınlar desinler ki hükümet şu yönlerde hatalı, var gücümle burada açıklayacağım, anlatacağım, izah edeceğim. Ben Tayyip Erdoğan Bey'i ta Belediye Başkanlığı döneminden beri takip ederim, bilirim. Mazlum Anadolu delikanlısıdır, insan hata yapabilir ama uyarırız ve kardeşim mükemmel dahi olsa hükümet ben illa ki bu hükümetle gidilmesi taraftarı zaten değilim. Değişir zamanla değişir yani dert edilmesin, kimse sürekli iktidarda kalacaklar diye böyle bir konu yok. Biz demokrasi istiyoruz bu kadar. Kanunların, hukukun güzelleşmesini istiyoruz, daha iyi olmasını istiyoruz, daha mükemmel olmasını istiyoruz, düzenleme istiyoruz o kadar, güzel daha güzel olsun diyoruz o kadar.
Bedri Baykam, “hayır” demesinin nedeni ben değilim yani? Çünkü bak ne diyormuş; okulların Darwin teorisinden uzaklaştığını söylüyormuş. Onu yapan benim, hükümet mi yaptı onu? Kardeşim ne alaka hükümet Bilim Teknik Dergisi'ni çıkarıyordu, Darwin’i öven yazı çıkaracaktı ve çıkarttılar da, değil mi? Sonra da biz uyardık hatta TRT bile Darwin propagandası yapıldı, biz uyardık. Hükümetin Darwin'le ilgili bir sorunu yok, kardeşim nerden çıkarıyorsun sen Hazret değil mi, dahi Baykam diyelim, dahi çocuk. Bak bak dehan burada işlemedi işte, hükümet Darwinizm'e karşı hiçbir tavır almadı böyle bir şey yok, tavır alan biziz, hükümet tavır alamaz zaten, hükümet tarafsız davranmak durumundadır yani, kanunların yapısı açısından devletin yapısı açısından zaten mecburdur tarafsız davranmaya ama buna rağmen yine taraflıdır hükümet şöyle gelenek olarak taraflıdır. Hükümetler, daha önceki hükümetler sürekli böyle gelmiş Darwin'i savunmuşlar. Biz yıktık Darwinizm'i dahi Baykam, bay dahi inşaAllah. Değil mi? Bay dahi bak bunu fark edememiş, biz Darwinizm'i yıktık diye “hayır” olur mu? Sen bize hayır oyu verebilirsin, biz bir oylamaya gidersek sen bize hayır oyu verebilirsin ama tabii onu dinleyen olursa, tabii.
OKTAR BABUNA: Ağlamasına mahal yok.
ADNAN OKTAR: Yeni Şafak gazetesinde zaman zaman evrimin lehinde, evrimi öven haber çıkar, ararız telefonla deriz; ne yapıyorsunuz siz kardeşim, yapmayın etmeyin. Türkiye gazetesinde çıkar uyarırız; yapmayın etmeyin, bak yanlış yaptınız deriz. Arkasından ilanlar çıkartıyor çocuklar. Bunun yanlışlığına dair biz bayağı uğraştık. Bu Fethullah Hocam’ın dergisi var neydi o, Aksiyon. Haber kapaktan: “İnsan mı, maymun mu belli değil” Al sana Darwinizm propagandası. Kardeşim dedik siz ne yapıyorsunuz, yıllardan beri biz neyle uğraşıyoruz siz ne yapıyorsunuz, onunla da uğraştık. Haber 7 sık sık yapıyordu, onları uyardık ve daha yeni netice alabildik. Ne uyarmalar, telefon ettik, anlattık, yazılar gönderdik, ilanlar verildi zor durdurduk. Hocaları çıkartırlar Yaşar Nuri Hoca çıkar bilmem başkası çıkar; Kuran’da da evrim var zaten der yani bir çoğu bu Abdüllaziz Bayındır'ı şunu bunu falan hepsi. Bizi çok uğraştırdılar, ama elhamdülillah bu ibadet tabii ki uğraşacağız ama netice aldık. Dolayısıyla yani hükümetin böyle bir politikası olmadığı gibi dindarların da bir kısmı zaten Darwinizm'i savunuyorlardı bilerek veya bilmeyerek evrimi savunuyorlardı ama biz onları ikna ettik; bilgiyle, sevgiyle, nezaketle, kültürle, delillendirerek ikna ettik. Ama hükümeti bizim ikna edecek konumumuz yok, yani hükümetin resmi politikası var, anayasaya dayalı bir hükümet. Dolayısıyla bizim sözümüze göre hareket etmez. Ne yapıyor TRT’de açık açık Darwinizm propagandası yapıyorlar, değil mi? Ne yapıyor Bilim Teknik'te açık açık Darwinizm propagandası yapıyorlar; idi. Ama yapacak hal bırakmadık, yani öyle bir milleti aydınlattık ki halkın %95’i Darwinizm'e inanmıyor. E bu durumda Bilim Teknik yazsa kaç yazar kardeşim. Darwinizm var, dese kaç yazar. Hükümetin tavrı öyle özgür değildir. Hükümetin sistemi yok Türkiye'de, bu laikliğin bir gereğidir zaten, anlaşıldı mı? Laiklik Darwinizm'i git anlat demez, değil mi? Darwinizm'i de anlat, karşıtını da anlat der. Karşıtını anlatmak yasak Türkiye'de. Siz hiç devletin herhangi bir televizyonunda veyahut yayınında proteinler tesadüfen meydana gelemeyeceğini duydunuz mu? Duyamazsınız. Ancak bizlerden duydu milletimiz. Ara fosil olmadığını hiç devletin bir yayın organında siz duydunuz mu? Duyamazsınız. O zaman Dahi Bey’e ne oluyor, değil mi? O gazetesini yapıştırmaya devam etsin, kova kova boyalarını serpsin, eliyle de şöyle bir karıştırsın. O dehaya biz bir şey dediğimiz yok, baksın şu resimlerine uzaktan.
OKTAR BABUNA: Bu Hocam siz demiştiniz ki iner Allah’tan bu şekilde ayeti okuyorum Hocam inşaAllah.Şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah,yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir,bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için”
ADNAN OKTAR: Allah "Biz onlara rızık indirdik” diyor bilgi iner tabii her şey Allah’ın Katından iner. Bediüzzaman'ı sapkınlıkla suçlayan bir üsluba girmek için kendince bu noktayı yakaladığını düşünüyor, ben bu stilin mantığını biliyorum da ve bu kişilere kimlerin yardım ettiğini de biliyorum ama ben nezaketi ile açıklıyorum yani boyundan büyük işlere girişiyor bunlar, değil mi? Kaldıramayacağı yükü sırtlamaya kalkıyor, değil mi? Mesela yüz tonluk yükün altına giriyor bacakları ayrılır düşer.
Ne yapalım Oktar Hocam, ikinci yarıda mı devam edelim.
SUNUCU 1:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anlatalım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu “Ergenekonsuz Türkiye için DSP’de toplu istifalar” olmuş.
ADNAN OKTAR:Helal helal maşaAllah.
OKTAR BABUNA: "DSP’nin Muş’taki tüm yönetici ve üyeleri evet demek için istifa etti. 7300 DSP’li “Hayırcıları görünce AK Parti ve Erdoğan’a saygı duymaya başladık” dedi” diye haber yapmışlar.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Erdoğan herhangi bir Müslüman evladı. Yani makul olarak aklı başında bir insan ne ister? Özgürlük ister. Ve kan döken bir eşkıya örgütü varsa, değil mi? Ve yüz binin üzerinde de kardeşimizi şehit ettiyse bunu durdurmak ister. Bunda şaşıracak ne var. Biz diyoruz ki yani böyle devlet içine çöreklenmiş bu mafyayı, kanlı örgütü durdurmak gerekiyor diyoruz. “Niye gerekiyor ki?” diyorlar. Yani ne cevap vereyim, ben bu adamlara? Buna cevap verilir mi, böyle bir şeye? Tabii ki duracak yani.
OKTAR BABUNA:Hatta siz okutmuştunuz Hocam, HSKY’nin açıklaması oldu, “Hayır için gerekçe olarak yapılanlar doğru ama Türkiye’de demokrasi yok, Türkiye halkı laik değil” gibi bir açıklama yapmışlar.
ADNAN OKTAR:Kardeşim inanılır gibi değil. Daha önce de bunu duyduk. Daha dur bakalım diyorlar, “Daha yeni yeni uygun hale geliyor, ondan sonra olabilir” diyorlar, yani şu an demokrasiyi hazmedecek durumda değiller gibi bir üslup var. Benim milletim son derece erdemli, ben kiminle görüşsem çok nezihler. Bayağı aklı başında. Bir de diyor ya Atatürk, benim milletim için çok zekidir diyor. Zehir gibidir Türkler, bayağı akıllıdırlar. Gidin köylere, çobanıyla görüşürsün, veli tiynetlidir. Çok güzel düşünür, çok ince düşünür. Yani illaki kültür gerekmez ki onun için. Başka ne var?
OKTAR BABUNA:Rusya’da yangınlar devam ediyormuş Hocam. Rusya’nın ciğerleri yanıyor, diye haber var. Son 130 yılın en sıcak yazını yaşayan Rusya'da Haziran ayının sonundan itibaren çıkan orman ve bataklık yangınları, havaların serinlemesi nedeniyle kontrol altına alınırken, Rusya bu defada Volgograd bölgesindeki yer alan yangınlarıyla sarsıldı.
ADNAN OKTAR: Son 130 yılın. Bak yine Ahir zaman.
Bir de bu Ehli Sünnetiz diyen, Ehli Sünnet'e çok titiz olduğunu iddia eden, Suyuti’yi Hadis İmamı olarak kabul eden Osman Ünlü, efendim Ahmet Mahmut Ünlü, onun soyadı da Ünlü değil mi o, ikisi de Ünlü. Bakın bu Ünlüler ne yapacaklar? Suyuti’nin bu eserini alacaklar, şu eser bak göster. "Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler, Ahir zaman Mehdisinin Alametleri. Ali Bin Hüsameddin El Müttaki Hazretleri” Tam muteber değerli bir Ehli Sünnet eseridir. Bakın burda hadisler var. Dünyanın ömrüyle ilgili. Bakın bunların hepsi muteber hadislerdir. Bu hadislerin tamamında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 7 bin yıllık bir takvimden bahsediyor. En sonunda ne diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) Ahmed İbni Hanbel'den naklediyor. Abdulkerim, Abdulsamed'den, oda Vehd'den rivayet etti. “Dünyadan 5600 yıl geçmiştir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). 7 binden, 5600’ü çıkardığında 1400 kalır. 1400’le 1500. İmam Rabbani’nin yine bu 1000 yıldan sonra gelecektir sözünün bu da yine aynı tasdik ediyor bu hadisler. 3000 yılını iddia etmekle bu hadisleri de geçersiz kılmaya kalkıyorlar. Mesela 8 tane hadisi de geçersiz kılmaya kalkıyorlar. Ve ayrıca İmam Rabbani adına doğru söylemiyorlar. Benim gördüğüm Cübbeli'de aynı kafada bu konuda, inşaAllah. Bu noktada da kardeşlerimiz uyaracaklar inşaAllah. Evet Oktar Hocam başka ne var?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, Türkiye’nin en ünlü Aktüel Dergisi'nde "Kanser doktorları anlatıyor” diye bir haber var Hocam. Çok garip bir açıklama yapmışlar burda. Hatta Çapa’nın direktörü bu konuşan kişi. “Kanser evrimin bir parçasıdır” diyor. Güya "Doğanın kendisi kanserojen, doğal seleksiyonun ayıklama bir parçası” diyor. Bu mutasyonları mekanizma olarak göstermiş. Tahrip olan genleri evrime yani kanser hastalığını evrime delil gibi göstermeye kalkmış Hocam. Bu kadar garip bir açıklamayla.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere orada meydana gelen bak, hücre bozukluğu, mutasyona uğramış hücre insanı öldürüyor. Evrimle kanser olup da böyle yakışıklı olmuş bir adam gördünüz mü siz, değil mi? Daha iyi hale gelmiş insan olur mu? Kanser öldürür, bozar, parçalar. Bunlara göre süsler diyor insanı güzel yapar diyor. Kim o dahi, bir dahi de bu.
OKTAR BABUNA: Bu onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adnan Aydıner Çapa'dan.
ADNAN OKTAR: Aydıner yanlış, yanlış konuşuyor.
OKTAR BABUNA: Hatta orda Hocam hastalananların öldüğü için, güçlü olan ayakta kalır, zayıf olan elenir mantığını da kullanmış Darwinizm’in burda.
ADNAN OKTAR: Hayır kardeşim hayret yani yüzlerindeki olayı ben tam anlayamadım. Kardeşim bak bu evrimi çürüten mühim delillerden bir tanesidir kanser hücresi. Bak herhangi bir şekilde mutasyona uğruyor hücre. Anında vücuda saldırıyor ve paramparça ediyor vücudu. Ve insanı kısa sürede öldürüyor. Her kanser bunu yapıyor. Hazret ne diyor? “O süsler mükemmel hale getirir” diyor. Daha klas hale geliyormuş. Bilim adamı havalarında o da orda öyle.
OKTAR BABUNA: “HSYK’nın feryadı manidar” diye Türkiye Gazetesi'nin haberi var Hocam. Yandaş yargıyı oluşturmak değil, yandaş algı ve görüntüyü ortadan kaldırmak istediklerini belirten Adalet Bakanı HSYK’da seç beni seçeyim seni sistemi kuruluş ve bize karışma deniliyor” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi HSYK’dakiler de, hakimler de ben çok fazla hakim tanırım. Yargıtay üyesi de tanırım. HSYK’nun üyelerinden de kişilerle konuştum. “Hepsi doğru yani bir bozukluk var. Bir eksiklik var, bir yanlışlık var” diyorlar. Ve ordaki sistemi böyle tur atan sistemi de çok iyi biliyorlar. Herkes biliyor. Yani gözünün içine baka baka bunun aksini savunmanın bir alemi yok. Mutlaka bir düzenleme gerekiyor. Yanlışlıklar var, eksiklikler var. Yani ayıp, bunu Türkiye’de herkes biliyor kardeşim. Bilmeyen hiç kimse yok. Hangi HSYK üyesi bu gerçeği bilmiyor. Bana bir tane getirsinler. Samimi konuşulduğunda, samimi sohbette söylüyorlar. “Evet Hocam” diyorlar. “Bir eksiklik var, bir yanlışlık var” diyorlar. Değil demesinler inşaAllah. Efendim, ne anlatıyoruz Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Hıristiyanlar da Müslümanları bayram sofralarına davet etmeli” diye bir haber var. İftar programına katılan Alman İç İşleri Bakanı de Maizere söylemiş Hocam bunu. “Hıristiyanlar'da Müslümanları bayram sofralarına davet etmeli”
ADNAN OKTAR: “Hıristiyanlar'da Müslümanları bayram sofralarına davet etmeli” doğru.
OKTAR BABUNA: Alman İç İşleri Bakanı söylemiş.
Irak Savaşı resmen bitti. 7.5 yıllık savaşın bilançosunu çıkarmışlar Hocam. “İşgal tarihi 2003, savaşın süresi: 7.5 yıl, ölen ABD’li asker sayısı: 4400, yaralanan ABD’li asker sayısı: 34000, ölen Irak’lı sayısı: 97 000 ile 106 000 arası, evsiz kalan Irak’lı sayısı: 4.8 milyon, ABD’nin Irak harcamaları 750 milyar $, bazı kaynaklar bu sayının 3 trilyon milyar $ olduğunu iddia ediyor. İşsizlik oranı resmi rakamlara göre; % 28 ancak % 50’lere çıktığı tahmin ediliyor. Ülkenin günlük petrol ihracatı: 2 milyon varil. Obama’nın savaşın bittiğini ilan eden konuşmasının süresi 18 dakika” diye haber yapmışlar.
ADNAN OKTAR: “Irak Savaşı resmen bitti” Yani Irak Savaşı resim olarak bitti anlamına mı geliyor? O nedir? Çünkü benim gördüğüm devam ediyor.
OKTAR BABUNA: Evet askerler orda.
ADNAN OKTAR: Evet ama tabii hepsinde bir hayır vardır. İnşaAllah.
Efendim, Esra Hanım bana bir yazı yazmış. Erbakan Hocamız'la ilgili bir şeyler söylüyor. Kardeşim şimdi iftarda zaten olay çıkartılmasını zaten istemez Erbakan Hocamız. Hiç kimse istemez yani. Ayıp, yakışık almaz; misafirler var, kadınlar var, çocuklar var. Orda öyle hadise zaten çıkarılmaz. Hiçbir yerde çıkarılmaz zaten. Fikren konuşulur, nezaketle halledilir. Bunu Erbakan Hocamız ömrü boyunca hiç tasvip etmediğine göre bunu Erbakan’la ilişiklendirmek ayıp. Bunu hiç söylemesinler. Birde ne diyor kardeşimiz? “Erbakan Hocamız yaşlandı artık siyaset yapması hiç hoş değil” diyor. Şimdi bu ayıp yapıyor burda Esra, ayıp yapıyor. Aydın Doğan da yaşlı devam ediyor. Bizim bıyıklı Oktay baba yine aynı şekilde o da devam ediyor. Yani yaşlı olması, bir insanın canlı canlı mezara girmesi mi anlamına geliyor? Çok çok ayıp yapıyorlar. Erbakan Hocamız siyaseti Allah için yapıyor. İslam’a, Kuran’a faydalı olsun diye yapıyor. Bir çıkarı olduğundan değil, hırsı olduğundan yapmıyor. Esra yanlış düşünüyorsun. Erbakan Hocamız kendini Allah’a adamış bir insan, değil mi? Birde yaşlı bir insanın tecrübesinden, bilgisinden istifade etmek çok güzel bir şey. Yaşlı demek bir kenara konması gereken insan anlamına gelmez. Yanlış biliyor. “İnsanlar bunlardan yaka silkti artık” diyor. Ben çok seviyorum Erbakan Hocamızı, yaka silken sevgiyi, şefkati az bilen insanlar. Ama Esra ben sana hiç yakıştıramadım yani ben senle bir özel görüşeyim. Ben bu hatanı sana daha detaylı anlatmak istiyorum. Çünkü bu ifade nasıl bir genç kızın ağzına yakışır. Bir hanımın ağzına yakışır anlamıyorum. 30 yıl İslam’a, Kuran’a, vatana, millete hizmet etmiş, başbakanlık yapmış bir insana böyle bir üslup ne kadar ayıp. Nasıl vicdanına bunu yediriyorsun? “Herkes nerde durması gerektiğini bilip kenara çekilmeli” yani biz elimizi ayağımızı tuttukça Allah’a, Kuran’a, vatana, millete hizmetle mükellefiz. Allah bizi durdurur değil mi? Felç olur, konuşamayacak hale gelir. Orda bile gözüyle Allah’a hizmet eder. Kenara çekilme diye bir şey yoktur. Bu cahiliye karakteridir. Yapma bunu, yanlış biliyorsun. “Koltuk derdi için yaptıkları hareketler bir Müslüman'a yakışmıyor” Koltuk derdi yok. Başbakanın koltuk derdi mi vardı? Atatürk’ün koltuk derdi mi vardı? Fatih Sultan Mehmed’in koltuk derdi mi vardı? Vatana, millete hizmet için. Vatana, millete hizmet nasıl yapacak peki, kim yapacak bu hizmeti? Her hizmet yapana biz koltuk derdinde mi diyeceğiz? Olur mu böyle şey? Tabii ki koltuğu olacak, ayakta duracak hali yok değil mi? Napsın, inşaAllah. “Ben” diyor “Bir kişinin yakını değilim” Ama bağlantısı nerden çıkarttın şimdi anlamadım. “Sade bir vatandaş olarak fikirlerimi beyan ettim. Çünkü bana göre Müslümanlar onurlu ve toplum içinde saygınlığı olan insanlar olmalı” Benim Erbakan Hocam son derece onurlu, başımızın tacı ve müthiş saygınlığı var. Müthiş hürmet ediyoruz. Yaşlı halinde İslam’a, Kuran’a hizmet etmesi bir kat daha sevgimizi arttırıyor. Ne güzel, ne güzel. Hz. Musa (a.s.) 130 yaşında Peygamberlik yapıyordu, Esra. 130 yaşında kenara mı çekilmesi gerekiyordu? Peygamberlik yapması gerekiyordu. Allah’a hizmet etti. Hz. Yusuf (a.s.), o güzeller güzeli 120 yaşındaydı Peygamberlik yapıyordu. Yapmasın bunu. “Hırslarıyla konuşan insanlar olmamalı” Kalbini nerden biliyorsun sen? Hırsı var, Türk-İslam Birliği hırsı var. İttihat-ı İslam hırsı var. Vatanın birliği, bütünlüğü hırsı var. Vatana hizmet hırsı var. Güzellik, iyilik olsun hırsı var. Bu hırs zaten Müslüman'ın güzel ahlakıdır. Yanlış yapıyorsun, yanlış yapıyorsun Esra. Erbakan Hocamız da hiçbir şekilde şiddeti tasvip eden bir insan değil. Hiçbir şekilde aman aman bakın böyle gençler oluştuysa Saadet Partisi içerisinde bu çok çok vahim bir gelişmedir. Mühendisliğin sağlam adımlarla geliştiğini gösteren bir tavır gibi görünüyor. Biz o sağlam ayakları, sağlam adımları hukukla, sevgiyle, akılla, bilimle kıracağız. Böyle mühendislik olmaz. Büyüğüne saygısı olmayanın, büyüğüne sevgisi olmayanın, ruhu ne olmuştur? Büyüğüne saygısı yoksa, küçüğüne de sevgisi yoksa ne olur bir insan, değil mi? Onlar bizim başımızın tacı, yaşlandıkça sevgimizi artırır. Yaşlandıkça sevgimiz artar. Bunu Sungur Abi’ye de yapmaya kalktılar değil mi? Bunu engelledik. Erbakan Hocamız'a yapmaya kalktılar. Bunu da engelledik. Şeyh Nazım Hocam'a yapmaya kalktılar, bunu da engelledik. Ben böyle saygıya uygun olmayan, sevgisiz, ruhsuz tavırlardan rahatsız oluyorum, ayıp oluyor. Özellikle bir bayanın böyle bir tavır göstermesi, kadınlar şefkatli olur, merhametli olur, daha şefkatli olur. Hiç ağzına yakışıyor mu Esra? Ne ayıp, ne ayıp. Erbakan Hocam'ın gitsin, özür dilesin, elini öpsün. Hocam desin, “Siz yıllarca bize hizmet ettiniz, Allah için bizleri yetiştirdiniz, bizim mürşidimizsiniz bir nevi, İttihad-ı İslam için uğraştınız. Ben böyle düşünüyordum ama Hocamızın sözlerinden sonra uyandım. Allah beni affetsin, ben sizi çok seviyorum, saygı duyuyorum” desin. İnşaAllah. Evet Oktar Hocam buyurun.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Serdar Turgut’un bir açıklaması olmuş Hocam. Bir ara dindarlaştığını söylüyordu. “Değiştiğimi sandım meğer sadece korkmuşum” diyor. Kısmi bir felç geçirmişti Hocam, orada korktuğunu söylemiş ve deist olduğunu açıklamış. Yani dinsiz, Allah var ama haşa, hiçbir müdahalesi yok gibi, din de yoktur gibi bir açıklaması olmuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Ertuğrul Özkök’te de öbürlerinde de oluyor, bu bir kısım entel dantel takımında da var. Bunlara doğruyu geceli gündüzlü anlatmak lazım. Şimdi bunlar Cübbeli’yi seyrettikçe imanlarını kaybediyorlar, Osman Ünlü’yü dinledikçe imanlarını kaybediyorlar. Şaşar beşeri dinliyorlar, kafaları böyle adeta gidiyor. Bunların etkisiyle bu hale geliyorlar. Bunlar akılcı, samimi, candan İslam ahlakını anlatsalar, dinleseler Kuran’ın mucizelerini görseler bu konumda olmazlar inşaAllah, Allah-u alem. Evet, tamam devam edelim.
OKTAR BABUNA:Hocam sizin bazı kitaplarınızın İngilizce yeni baskıları var gösterelim mi inşaAllah? MaşaAllah. Hz. Musa (a.s.) kitabınızın yeni İngilizce baskısı 'The Prophet Moses (pbuh)' maşaAllah. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in Mucizeleri” 'The Miracles Of Our Prophet (saas)' kitabınızın İngilizce bakısı, yeni baskısı maşaAllah.
“Düşünen Çocuklar İçin Hikayeler ” 'Stories For Thinking Children .I.' kitabı, İngilizce baskısı maşaAllah. Onun ikinci cildi 'Stories For Thinking Children .II.' . Birinci cildiydi demin gösterdiğim, şimdi ikinci cildi ve “Hz. İbrahim” 'The Prophet Abraham (pbuh)' kitabınızın İngilizce baskısı, yeni baskısı inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim benim yaklaşık altmış üç yabancı dilde kitapların tercüme oldu.
OKTAR BABUNA:Daha da arttı Hocam.
Hocam sizin kitaplarınızın satıldığı bir kitapçı vardı. Sadece sizin kitaplarınız satılıyordu, dünya çapında bir İsrail’li bir profesörü götürmüştüm. Kitapların önünde resim çektiriyordu ailesine göstermek için. Dedim ki; “Dünyada tek bir yazarın kitaplarının satıldığı başka bir kitapçı gördünüz mü?” diye, görmedim demişti. İnanamamıştı, rengarenkti bütün kitapçı, sizin kitaplarınızla. MaşaAllah. Bu kitaplar Hocam Pakistan’da müfredatta okutulmak üzere basıldı. Bu İngilizce gösterdiğimiz bu İngilizce kitaplar. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Efendim, Mehtap Tv’de “Kainat Kitabı” isminde, cumartesi günleri yeni bir program başlamış. Sen seyrettin mi?
OKTAR BABUNA:Seyretmedim Hocam.
ADNAN OKTAR:Allah’ın varlığının delillerini ortaya koyduğu, insanın tefekkürü ve imana ulaştırmaya vesile olacak konular anlatılıyormuş. “Programın konuları hep Hocam” diyor, “Hep sizin röportajlarınızda üzerinde çok durduğunuz evrenin yaratılışı, Big Bang, maddenin gerçeği, bugünkü bilimin nasıl Allah’ın varlığının delillerini ortaya koyduğu gibi, insanı tefekküre ve imana ulaştırmaya vesile olacak konular işleniyormuş”. Bir bu programı inceleyin, izleyin. Bana bir detay olarak getirin hangi konuların anlatıldığını, biz de tavsiye edelim bu programın seyredilmesini, düzgün bir program ki herhalde kardeşimiz dediğine göre.
“Bediüzzaman’a gönül verenlerin camiası olarak sevdiğimiz Samanyolu Televizyonu’nda yayınlanan "İftar Vakti" programında bir şey dikkatimi çekiyor. İmani konular anlatılırken Faruk Beşer Hoca şairlerden, Antik Yunan felsefecilerin garip sözlerinden, her şeyden örnek verip anlatıyor fakat Kuran tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı’ndan, Bediüzzaman’ın derin imanını ve Allah’a olan bağlılığını açıkça ortaya koyan hikmetli öğütlerinden hiç örnek vermiyor. Aynı programda Doçent Doktor Ayhan Tekineç'de konu anlatıyor ve konuşmalarında Bediüzzaman’ın derin tefekkürlerinden örnek veriyor. Bediüzzaman’ı sohbetlerinde anıyor. Faruk Beşer Hoca'nın bu değişik. Ses kesiliyor. Düzeltmek için böyle bir atak yapmışlar. Güzel, Doçent Doktor Ayhan Tekineç'de konuşuyormuş. Demek ki şaşar Beşer Hoca'nın fayda yerine bir yönüyle ciddi zararlar verdiğini fark etmişler ki bir önlem olarak böyle bir tavır geliştirmişler, bu da iyi bir gelişme. İmani konularda da yayına başlamış olmaları, maddenin hakikatini anlatmaları özellikle bizim anlattığımız programdaki konuları anlatmaya başlamış olmaları da yukarıdan bir uyarı geldiğini gösteriyor. Bu çok güzel, bu ikisi de güzel gelişme. Evet, Oktar Hocam başka bir şeyler anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Dün gece konuşurken söylediniz ağır hastalıktan, ölümden olumsuz etkilenmesin kardeşlerimiz dediniz inşaAllah. Hepimiz Allah’a gideceğiz, hepimiz Peygamberlerin yanına gideceğiz, ne güzel diye anlatmıştınız Hocam, maşaAllah. Kuran’da her nefsin ölümü tadacağı şöyle bildiriliyor. Okuyorum ayeti, şeytan’dan Allah’a sığınırım: “Her nerede olursanız ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile”. "Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, biraz şerh et.
OKTAR BABUNA:Ölüm sizi, diyor Allah, nerede olsanız bulur. Ne yaparsanız yapın, mutlaka öleceksiniz inşaAllah. “Yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile”
ADNAN OKTAR:Marul, ot, maydonoz değil mi, meyan kökü yemek bir şey değiştirmez diyor Cenab-ı Allah.
OKTAR BABUNA:“Her nefis ölümü tadıcıdır” Herkes ölümlü, ölümü tadacak inşaAllah. Biz sizi hem başınıza gelecek, imtihan edeceğiiz konularla da hem hayırla da deneyerek imtihan edeceğiz diyor, mutlaka bir şeyler gelecek başınıza inşaAllah imtihan edilmek için.
ADNAN OKTAR: Kardeşim yani biz burada imtihan olduktan sonra, güzel faaliyetler yaptıktan sonra Cenab-ı Allah’ın huzuruna gidiyorsak, gidersek ve doğru hareketler yapmış olarak gidersek, sonsuz hayatın içine girmişsek, bir insan bundan başka ne isteyebilir? Allah’ın rızasını kazanmışsa, değil mi? Çalıya yapışır gibi dünyaya yapışmak istiyorlar aman aman aman. Bir şey yok dünyada. Biz burada kısa bir imtihana geldik. Özellikle zor şartlarda yaratılmıştır dünya. Değil mi? Mesela insan sabah kalkıyor Allah özellikle acz içinde yaratmıştır. Mesela bir kadın kendine çeki düzen vermek için ne kadar uğraşıyor, bir insan kendine çeki düzen vermek için ne kadar uğraşıyor. Değil mi? Hayatı Allah zor yaratmıştır. Mesela uyumaya mecbur ediyor, sekiz saat uyuma, uyuyor başka bir aleme geçer ve çok kısa bir süre vermiştir. Böyle çılgınlar gibi bağlanılacak bir yer değil burası. Herkes daha akılcı, daha derin bakmakla mükelleftir. Çocuk olsa anlar buraya imtihana geldiğimizi inşaAllah. Onun için ölüm mümin için bir rahmettir ve güzelliktir sonsuz hayatın başlangıcıdır. Ama ya Rabbi uzun ömürlü olayım, İslam’a hizmet edeyim diye tabii ki mümin dua edecektir. Çünkü mümin ne kadar uzun ömürlü olursa İslam’a o kadar çok hizmet eder, Kuran’a o kadar çok hizmet eder. Çok hizmet ettikten sonra, hayırlısıyla vefat etmesi güzeldir müminin, inşaAllah ama Allah kısa da tutarsa o da güzel, o da bir nimettir, hayırdır inşaAllah.
“Selamün aleyküm”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Bir arkadaşım Marmaris’in Turunç Belediyesi’nin, Referandum'a hayır propagandasının afişi fotoğraflanmış. Fotoğraf ekte” diyor. “Afişte aynen şöyle yazıyor: Ülkeyi Başbakan ve Cumhurbaşkanı’na teslim eden anayasaya hayır” Bence bu, Başbakan ve Cumhurbaşkanı değil mi zaten devleti yönetenler? Kime emanet olması gerekiyor? Bu nasıl bir mantık? Allah Allah ne demek istiyorlar? Başka bir Cumhurbaşkanı, Başbakan olmadığına göre nasıl olması gerekiyor? Çok acayip. Turunç Belediyesi’nin, oradaki o arkadaş bol bol turunç yesin, açılsın, vitamin. Evet Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Hz. Muhammed (s.a.v.)’in karakterinin Kuran’da kodlandığı 114 kavram” diye bir haber var Hocam. News Week Türkiye Dergisi'nin son sayısında diyor, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Ali Akyüzün Kuran’dan yola çıkarak Hz. Muhammed (s.a.v.) ‘in karakterini derlediği 114 kavram yer alıyor. Allah’ın emirlerini toplamış Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet güzel maşaAllah ama bu bir çalışma, bir şey yani bunun içerisinde bir mucize aramak gibi bir şey olmaz. Çünkü 114, her an 115’e de çıkarılabilir. Daha az da olabilir, mesela ne diyor burada? Peygamberimizin özelliği olarak söylüyor değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Neyse, yani ama çok güzel bir çalışma ama dikkatlice okunursa. Ben çünkü incelemedim, bir bakılması lazım. Mesela yanlış bir şey de olabilir ama genellikle doğru, çok güzel. MaşaAllah. Başka Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu yine Radikal’de garip bir haber yapmışlar Hocam. “Atalarımızın en sevdiği yemek bebek beyni” diye. Güya eskiden 800 bin yıl önce yamyamlık yaptıklarını çıkan fosillerden bunun anlaşıldığını ve evrimi ima eden bir şey. O zaman daha ilkeldi insanlar, yamyamlık yapıyorlardı gibi.
ADNAN OKTAR:Bakayım. En başına gel.
OKTAR BABUNA:“Atalarımızın en sevdiği yemek bebek beyni”
ADNAN OKTAR:Tamam kaldır, Radikal. Şimdi, “Atalarımızın en sevdiği yemek bebek beyni” Kardeşim şimdi bunlar o kadar cahiller ki, yani inanılmaz cahiller. Yakın tarihte Vietnam, Kamboçya, adamlar komünistler Kamboçya’da insan ciğeri yiyorlardı, kızartıp. Kamboçya’da ve insan beyni yiyorlardı. Şimdi bu Radikal’in kafasına göre, mantığına göre komünistler, oradaki komünistler insan beyni yiyor. Ne diyecek buna? Fotoğrafları var ve filmi var, filmi var. Adam hatta şimdi midem bulanıyor söylemeye, çok detaylı anlatıyor. Çeşit çeşit fotoğrafları var. “Onunla besleniyorduk” diyor adam. Kamboçya’da, komünistler, insan beyni ve ciğerle, insan ciğeriyle. Bak, Radikal’in dediğini dümdüz eden bir açıklama. Demek ki vahşilik her devirde varmış. Komünist kafa her devirde varmış. Ateist kafa her devirde varmış. Değil mi? Aynı devirde de muttaki müminler vardı. Ondan niye bahsetmiyorsun Radikalci kardeş? Aydın Bey’in değil mi orası, Aydın babanın. Aydın baydın, işte bizi böyle, insanları baymaya çalışıyorlar, olmaz. Doğru bilgi verecekler. Değil mi? Aynı devirdeki Müslümanlardan niye bahsetmiyorsun? Aynı devirdeki güzel hayattan niye bahsetmiyorsun? Bu her devirde vardır. Afrika’da da insan eti yiyorlardı yakın zamana kadar.
SUNUCU:Uzak Doğu’da hala cenin yiyorlar.
ADNAN OKTAR:Tabii, bu ölçü mü bu? Bu demek ki komünist, dinsiz oldu mu bir adam, bir kısmı bunları yapabiliyor. Bunu çıkartıyor olay. Radikalci Efendiler. İman eden de bunu yapmıyor, tertemiz güzel bir hayat sürüyor. Aynı devirde mümin ve muttakiler vardı. Tarzan gibi gezenler de vardı ama tertemiz giyinip gezen Müslümanlar da vardı. Otuz bin yıllık, kırk bin yıllık, iğne, dikiş iğnesi bulunuyor. Dikiş iğnesi otuz bin yıllık. Sen diyorsun ki; “Altı bin yıl önce, yedi bin yıl önce adamlar beyin yiyordu” diyorsun. Otuz bin yıl önce adam müzik aleti yapmış. Müzik, adam alem yapıyor. Ama orada beyin yiyen angutlar da var. Cins mahluklar da var. Ama aynı yerde ızgara yapan tipler de var. Koyun kesiyor, sebzeyle meyveyle yiyiyor. Onlardan neden bahsetmiyorsun. Bu akıl değil. Bay bıyık ve diğer takım hata yapıyorlar. Evrimci kafadan vazgeçecekler. İnşaAllah. Evet Oktar Hocam buyur.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu nasıl şeytanla bağlantı halinde olduklarını, şeytanı dost edindiklerini söylemiştiniz münafıkların. Onunla ilgili ayeti okuyorum, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Çünkü bunlar Allah’ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar”
ADNAN OKTAR:Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, pek dikkat çekmiyor, bir kısım Müslümanlar da Peygamberimiz (s.a.v.)’e yapılan iftiraların üstüne gitmiyorlar. Susuyorlar. Ben bu konunun çok üstüne gidiyorum. Yarın daha da kapsamlı da gideceğim. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kadınlara olan sevgisi, bunlar dert edindiler kendilerine. Hangi internet sitesine girsek ateistlerin, bu konuyu işliyorlar. Zeynep annemiz Peygamberimiz (s.a.v.)’i gördü, ahlakını gördü, güzelliğini gördü kalbinde ona karşı bir muhabbet oluştu. Evlenmek istiyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de beğendi. Ahlakını, kişiliğini, güzelliğini o da evlenmek istiyordu. Allah diyor; “Senin o gönlündeydi zaten” diyor. Fakat Peygamber Efendimiz (s.a.v.) münafıklardan, küfürden olay çıkmasın diye, onlardan bir zarar gelmesin diye, temkinli davranıyordu. Yani dışa sunmadı bu içindeki düşünceyi. “İnsanlardan çekiniyordun, utanıyordun. Ben açıklıyorum” diyor, Cenab-ı Allah. Boşandı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sürekli; "Eşinle evliliğini devam ettir, boşanma diyordu”. “Ama gönlünde istiyorsun” diyor, Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Boşandı ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile evlendi. Çok akıllı bir insandı. Bir kadın, bir kere geliyor bir Peygamber ve ömür boyunca onunla beraber olmak istiyorsa bu hakkını niye kaybetsin bir kadın? Ne mecburiyeti var? Ve Allah onu, ona yazdı. Ne güzel. İftihar ediyoruz biz annemizin bu tavrından dolayı. Tebrik ediyoruz onu. Allah mübarek etsin. Ama bir kısım münafık Müslümanlar bunu utançla karşılıyorlar. Ben iftiharla karşılıyorum, dedemin bu güzelliğini. Bu güzel tavrını. Kadınlara olan bu sevgisini, şefkatini, muhabbetini güzellikle karşılıyorum.
OKTAR BABUNA:Hocam bahsettiğiniz flüt; 35 bin yıllık.
ADNAN OKTAR:Buyursunlar. 35 bin yıllık.
OKTAR BABUNA:Evet tam 35 bin yıllık Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu beyin muhabbeti bunların 6000-7000 yıllık en fazla. Bak 35 bin yıl önce adam fasıl yapıyor inşaAllah. Bir tane iki tane de bulunmamış. Tef, darbuka gibi şeyler kalmıyor, tabii. Böyle deri olan şeyler çürüyor. Ama bunlar kalmış, mağaranın ortamında nasıl olduysa Allah’ın hikmeti. Bazen öyle soğuk oluyor, aşırı soğuk oluyor, buzlu oluyor veya havasız ortam oluyor. Kalıyor, bozulmuyor. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Hatta çıkardığı ses de varmış, ama onu bulamadım şu an.
ADNAN OKTAR:Kavalın?
OKTAR BABUNA:Evet bunun.
ADNAN OKTAR:Erbabına, ustasına verirsen bunu. Bayağı güzel çalar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Arkeologlar aynı mağarada Hocam, flütün yanı sıra mamut dişinden yapılmış 6 heykelcik de bulmuşlar. Hollanda Leiden Üniversitesi'nden arkeolog Wil Roebroeks 35 bin yıl önce Avrupa’da ileri bir kültürün hakim olduğunu ve bu insanların, yaşam biçimleri ile günümüz insanlarının benzerlik gösterdiğini, açıklamış.
ADNAN OKTAR:Bitti. Aydın dede bunu duysun. “Erbakan yaşlandı kenara çekilsin” diyor. Ama kendi çok faal. Ne o kenara çekilsin, ne o kenara çekilsin. Ama Aydın baba doğruları konuşacak. Doğru anlatacak, doğru bilgi verecek.
“İyi akşamlar Adnan Hocam, sizin Referandum'a evet demeniz ve gerekçeleri sunmanızın ardından pek çok ünlü kişi de aynı yönde bir değişim oldu. Herkes fikrini açıkça belirtmeye başladı. Futbolcu Emre Belözoğlu’nun bir röportajını okudum. Şu ifadelere rastladım; “Ben 5 günlükken ülkede darbe olmuş. Doğumumun 4. Gününde babam işe gitmiş” ve tutuklanmış babası. Yani özetle “Ben hürriyet istiyorum, hukukta düzenleme istiyorum” diyor ve ” Bu yüzden oyumu evet vereceğim” "diyor. Tamam güzel, maşaAllah. “Sayın Hocam Referandum'la ilgili bazı kürt kardeşlerimizle konuşurken, oy kullanma konusunda tedirgin olduklarını farkettim. Referanduma evet derlerse, çevrelerinden tepki alacaklarını düşünüyorlar. Oysa oy kullanma gizli yapılacak. Bu konuda kardeşlerimizi nasıl rahatlatırız?“ Canım kürt kardeşlerimiz bizim bütün milletimiz gibi delikanlıdır. Kürt kardeşlerimiz öyle bir tek Allah’tan korkarlar. Karadeniz öyledir her yer yiğit kaynar bizde. Yozgat öyledir, Tokat öyledir. Git Trakya’ya öyledir. Ege zaten hep delikanlı doludur. Bizim millet delikanlı millettir. Öyle 3-5 tane zibididen diyeyim artık, korkmazlar. Öyle bir şey olmaz. Aslan gibi gidecekler, Allah’ın izniyle, aslan gibi oylarını kullanacaklar. Ama benim tavsiyem malum. Evet, inşaAllah. Kaval çalıyor, orada Oktar.
OKTAR BABUNA:Flütün sesi buymuş Hocam.
ADNAN OKTAR :Bakayım.
OKTAR BABUNA:Sitenizde, “35 bin yıllık flüt tarihin evrimi iddiasını yalanlıyor” haberi.
ADNAN OKTAR:Aydın Doğan’ın kafasında çalmak lazım bunu. Aydın baba şimdi dinlesin. Şahane, şahane.
OKTAR BABUNA:35 bin yıl önce müzik yapıyorlarmış Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii ya.
SUNUCU 2:Gayet de güzel tonu varmış.
ADNAN OKTAR:Evet. Aydın babaya böyle bu tip müzikler iyi gelir, açar. Kafasını dinlendirir, ruhu rahatlar. Öyle yazıların çıkmamasını sağlar, böyle şeyler. İnşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam” Aleyküm selam. “Hocam necesiniz? Azerbaycan’dan sizlere selamlar var Hocam. Hocam ben sizi, yine canlı yayında izliyorum. Sıhhetler olsun Hocam. Allah, canınızı sağ eğlesin, amin Hocam. Türk kardeşlerimizin bu Referandum'u bize nasıl tepki verir Hocam? Bakü’de her şey değişiyor iyi yönde. Ama bizim Karabağ sorunumuz hala çözülmedi” Evvel Allah, bize bırakın. Az bir şey kaldı. “Ruslar Ermenilere silah satıyor” diyor, yok Rusları ikna ederiz, sorun çıkmaz. “Ruslar, tüm Türkler’in, Türk-İslam Birliği’nin düşmanıdırlar” Onlar ırkçı, faşist bir kafa olursa karşı olur. Kuran ahlakıyla bezenmiş bir yapıyı Putin istiyor. Türk-İslam Birliği’ni Putin istiyor. İslam ahlakının yayılmasını da istiyor Rusya’da. Ama sevgi, şefkat, merhametin hakim olacağı bir sistemi, yani bizim anlattığımız sistemi istiyor, inşaAllah. “Yaşasın Türk-İslam Birliği, Amin” diyor. İnşaAllah, gönlün rahat olsun. Rusya’yı yaratan Allah’tır. Putin’i yaratan Allah, daha Putin’in annesi onun üstünü değiştirirken, böyle küçük bebekken, hani var ya böyle temizler annesi, Putin böyle küçük bebek değil miydi? Annesi onun üstünü temizlemiyor muydu böyle? Ta o zamana Türk-İslam Birliği kurulmuştu. İttihad-ı İslam kurulmuştu. Onu yaratan Allah, küçücük bir sperm parçasını Allah vesile ediyor. Allah’ın zavallı bir kuludur Putin. Rusya Allah’ın zavallı bir ülkesidir. Bütün güç Allah’ındır. Allah “Ol” dediği zaman olur. Kafalarını hiç takmasınlar. Bütün mesele İttihad-ı İslam’ı savunmak, şeytanın sisteminin yıkılması için Allah’a dua etmek, el birliği ile gayret etmek, başka bir şey yok. Mehdi (a.s)’yi kimse durduramaz, İsa Mesih (a.s.)’i kimse durduramaz. İttihad-ı İslam’ı kimse durduramaz. Çırpındıkça daha iyi gelişir. Susarlarsa daha da iyi gelişir. Ama çırpınma daha iyi gelişme sağlıyor, onu söyleyeyim. İnşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam. Türk Hava Yolları zekat ve fitre topluyor. Ne diyorsunuz?” diyor, kardeşimiz. Türk Hava Yolları, o uçak şirketi değil mi Türk Hava Yolları.
OKTAR BABUNA:Türk Hava Kurumu’mu acaba o anlamda mı soruyor?
ADNAN OKTAR:Türk Hava Kurumu, eskiden beri bildiğimiz, bekçiler gelirdi bir zarf getirirdi. Zekatlarınızı bunun içine koyun derlerdi. Koyun postu da alırlardı. Yani zor kullanmayacaklarına göre, isteyebilir yani istesin. Ne var? Sokakta da insanlar bir şeyler istiyor. Herkes isteyebilir. Ama seçim bize ait olması lazım. Zorla yönlendirme olmaz. Biz istediğimize istediğimiz gibi koyun postu da veririz, para da veririz. Bize bırakılması gerekir. Yani illaki şuna vereceksin postu dersen olmaz. İnşaAllah.
Meryem Hanım ne diyor. Meryem, vaktimiz kısa senin anlattığın konular uzun. Onu sen bana ayrıca yaz, ben sana cevaplayayım. Bizim adresimize yazsın, oradan cevaplayayım. Çünkü şu an 6 dakikamız var.
Bu Hawking midir geçen gün gösterdiğin adam. Bu garibanın teki, bu adama neden bu kadar önem veriyorlar. Bu artık beyni çökmüş, bedeni çökmüş, ruhu çökmüş, bundan sıhhatli bir bilgi alınamaz zaten bu insandan. Bunun muhakeme yargısı bozulmuş. Sağlığı bozulmuş. Sağlığı bozulmuş bir insanı, niye böyle diyor denmez. Ona şefkat duyulur. Ne önem var onun demesinde? Bizim milet böyle bir insanın süslü gösterilmesi konusunda, bazı kardeşlerimiz hepsi değil de bir hoş oluyorlar yani. Desin adam ne alaka?
OKTAR BABUNA:Daha kafası dinçken Allah’a inanıyor zaten Hocam. 1980 yılında çıkardığı bir kitap var, orada Yaratıcı’nın olduğunu söylüyor. “Daha büyük bir teori geliştirirsek” haşa “Allah’ın yaratmasını daha iyi anlarız” diyor.
ADNAN OKTAR:Perişan, hastalıktan dolayı perişan adam. Ondan sağlıklı bilgi çıkar mı? Zaten konuşmuyor da. Ne yapıyor, bir şey yapıyor. Adam ölmüş zaten, ölü vaziyette. Kıpırdayamıyor. Diyorlar ki yazdı, etti falan diyorlar. Ne malum yazdığı?
OKTAR BABUNA:Ondan olmayabilir hakikaten dediğiniz gibi maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii. Poligon metodu da uyguluyor olabilirler yani. Onun için ben ona pek inanmıyorum, inşaAllah. Çünkü sağlığını kaybetmiş insan bir, ikincisi konuşamayan insan. Hiçbir yeri kıpırdamıyor bu insanın, perişan bunu yazdı, bunu söyledi. Bunları bıraksınlar. Velev dese bile geçerli olmaz. Veyahut sağlıklı olsa kaç yazar yani. Bir sürü dinsiz imansız profesör var yazıyorlar. Ne yapıyoruz, yazdıklarını rulo haline getiriyoruz, kulaklarına tıkıyoruz. Darwinizm'le ilgili, Materyalizm'le ilgili anlattıklarını. Mesela Darwinizm’i bir kulaklarına tıkıyoruz, Materyalizm’i bir kulaklarına tıkıyoruz. Her seferinde bir rulo faaliyetimiz oluyor yani, inşaAllah. Dolayısıyla susuyorlar.
OKTAR BABUNA:Hocam bir de iddia edilen şey o kadar gülünç bir şey ki. Big Bang’in başlangıcını anlatmış. Bir şey kendi kendini yoktan var edecek sistem var yerçekimi olduğu için diyor yani yokken bir şey kendi kendini varedebilir tesadüfen diyor onu söylüyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim olur böyle şeyler bu kadar beyni, ruhu perişan olmuş bir insandan sıhhatli bir açıklama bekleyemeyiz, beyni sıhhatli olanlardan da zaten çok bazen acayip laflar çıkıyor. İşte diyoruz sürekli bir rulo yapma faaliyetimiz oluyor. Darwinizim'le ilgili mesela yanlış şeyler söylediklerinde bir kulaklarına tıkıyoruz, Materyalizim'le ilgili bir kulaklarına ve konu halloluyor. Mühim olan pestil gibi eziyor muyuz ezmiyor muyuz çok önemli olan bu. İşte efendim dahi Bedri bunu söyledi, Hawking bunu söyledi yani her biri değişik görünümde, kimi bonus. Her biri bir alem.
OKTAR BABUNA: Karşınıza hiçbiri gelemiyor zaten Hocam hepsi arazide uzaktan saklanarak bir şeyler söylemeye çalışıyorlar.
ADNAN OKTAR: Bu bizim Yaratılış Atlası'nı okusunlar onu tavsiye ederiz.
Hud Suresi'nden bir ayetle bitirelim. Şeytan’dan Allah’a sığınırım: “Halkı, ıslah eden kimseler iken,” tebliğ yapan kimseler iken “Senin Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi” O ülkeye bereket gelir, diyor Allah bolluk güzellik diyor. 2020 Ebcedi maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam yayın bitmeden bir soru sormuşlar acaba açıklanabilir mi diye. “Dünyanın ömrü 7 bin yıl ise nasıl 35 bin yıllık fülüt oluyor?” diye bir seyirci soru sormuş, anlayamamışlar. Yayın bitmeden açıklayabilir misiniz.
ADNAN OKTAR: 7 bin yıllık bir takvim veriyor Peygamberimiz; belki Hz. İbrahim (a.s.)’in doğumu belki Hz. İbrahim (a.s.)'in hicreti yani oradan itibaren 7 bin yıl geçti diyor. Mesela bir başka kişi dese ki 2 bin yıl geçti nereden biliyorsun Hz. İsa (a.s.)’n doğumundan itibaren 2 bin yıl, bir başka kişi de diyor ki 1400 yıl geçti veyahut 1431 yıl geçti, nereden itibaren Peygamberin hicretinden itibaren. 7 bin yıl da bir takvimdir Peygamberin verdiği bir takvim. O, 7 bin yıldan 5600 yıl geçmiştir diyor. 1400'le 1500 kalıyor. Yani şu an 1431'deyiz. Kıyametin çok yakın olduğunu anlıyoruz.
İnşaAllah. Evet, HarunYahya.Tv ’den devam edeceğiz.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu - Video
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...