SUNUCU: İyi geceler, yayınımıza HarunYahya.Tv’den devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, İncil’de İsa (a.s.)’nın münafıklarla ilgili bir ifadesi var Hocam. Okuyayım mı onu? “Bundan sonra İsa halka ve öğrencilerine şöyle seslendi: "Size söylediklerinin tümünü yapın ve yerine getirin, ama onların yaptıklarını yapmayın. Çünkü söyledikleri şeyleri kendileri yapmazlar. Ağır ve taşınması güç yükleri bağlayıp başkalarının sırtına taşımak için parmaklarını bile oynatmak istemezler. Yaptıklarının tümünü gösteriş için yaparlar."” (Matta, 23)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Bak, Kuran’daki üslubun aynısı, maşaAllah. Münafık kendi, işte evlenmesi, yemesi, içmesi, rahat hayatı; “ama namaz da kılarım” diyor. Yani “namaz istiyorsan kılayım” diyor. “Oruç da tutarım” diyor. Ama “İslam ahlakını dünyaya hakim etmek, İttihad-ı İslam, kendini Allah’a adamak, varını yoğunu Allah yolunda harcamak... Bunu benden istemeyin” diyor. Klasik var ya bazı toptancı tipler olur, böyle beş karış ensesiyle ailesiyle mutlu yaşar. Sadece zekatını verir. Namazını da kılar. “Şu oruçlu ağzımla konuşuyorum” der, “şu namazlı ağzımla konuşuyorum” der. Ama İslam ahlakının dünya hakimiyeti onu hiç ilgilendirmez. Fakir Müslümanlar onu ilgilendirmez. İttihad-ı İslam ilgilendirmez. Müslümanların acı çekmesi, canlarının yanması onu ilgilendirmez. Onun derdi güzel ticaretini yapsın, işine gücüne baksın, ailesiyle mutlu yaşasın. Risksiz bir dünya olsun o kadar. Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanına baktığımızda riskte var, zorlukta var ve İslam ahlakının olabildiğine yayılması için var gücüyle gayret etmek var inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz Hocam münafıklar hacca giderler, gösteriş olsun diye infak ederler, gösteriş olsun diye namaz kılarlar ama asla cehd etmezler” demiştiniz. Ayeti okuyorum Hocam bu konuda. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cehd (mücadele) edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah Katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.”
ADNAN OKTAR: Tabii, onları yapar adam. Su dağıtır, namaz kılar, hepsini yapar. Tek istemediği İslam ahlakının dünyaya hakimiyetidir. O çok rahatsız eder. Bütün müşriklerde ve münafıklarda bunu görürüz.
Bir de kadın düşmanlığı vardır. Kadın düşmanı derken, onu estetik ve güzel varlık olarak görmez. Onun varlığından rahatsız olur. Derdi sapıklıktır onun. Yani o şekildedir. Hatta kız çocuklarını daha yeni doğduğu anda, bakıyor kız çocuğu, şimdi bunun potansiyel namusuna zarar verecek bir varlık olarak düşündüğü için diri diri toprağa gömüyor. Münafık böyle psikopattır aynı zamanda, küfür kafasıdır. Münafıkla kafirlerin özellikleri aynıdır. Mesela kafirlerden bahseden ayetler aynı zamanda münafıklardan bahseder. Ama kafirle münafık ayrıdır. Münafığın bazı vasıfları kafirde bulunmaz. Mesela münafık bazı konularda samimiyetsizdir. Birçok konuda samimiyetsizdir. Ama kafir açıktır, aleni söyler. Onunda samimiyetsizliği vardır ama açık söyler. Yani sinsi değildir, belirlidir. Münafık serseri mayın gibidir. Mesela Müslümanların yanından gider, bir başka Müslüman’ın yanına gider, onun da başına bela olur. Başka bir yere gider, orada yine başa bela olur. Dün de söylemiştim, mesela Müslüman’a der ki; “ben şu şu hususlarda Müslümanları beğenmediğim için gidiyorum” der. Tamam. Müslümanları beğenmediği hususun ne olduğunu sorarız. Şu kadardır, o da anlamadığındandır. Anlasa bambaşka olacak. Yahut anlamazlıktan geldiği içindir. Bahane arıyor ya bahaneyi mutlaka bulur. Kenardan köşeden, ucundan bucağından, karar verecek ya. Mesela yukarda bulamazsa aşağıdan arar. Aşağıdan bulamazsa sağdan arar, soldar arar. “Ama illaki bulacağım” der. Peki, gittiğin sığındığın yer? Domuz pisliğinin içi, tam ortası. Ayette diyor; “tam ortasına dalarlar” diyor. Hani Müslümanlardan rahatsız olmuştun? Bütün pisliğin, rezilliğin içine niye girdin o zaman? Çünkü senin dediğin yer bir gram, orada 1 milyon tonluk pisliğin içine girmişsin. Oradaki 1 gramı da bahane etmişsin, olmadığı halde varmış gibi göstermişsin. Ama orada var olan pisliğin içine girmişsin. İş yerine gider; kafir dediği, dine tam aykırı dediği adamlarla kucak kucağa oluyor. Onlarla can ciğer kuzu sarması oluyor, sırdaş oluyor, onlara güveniyor, onlara her şeyini teslim ediyor, canını da teslim ediyor. Onlarla iç içe. Hani Müslümanları beğenmiyordun sen? Hani sen doğru yoldaydın? Demek ki menfaatin olan yere, paranın olduğu yere gözü kapalı giriyorsun sen. Müslümanların yanından çıkmanın nedeni, senin çıkarların, çıkarın ve enaniyetin, kibirin, büyüklük hissini yapamaman.
Mesela Dırar Mescidi’nin münafıkları muazzam bir mescid yaptılar. Dırar Mescidi diye bir mescid. Bir de Mescid-i Nebevi vardı. Peygamber (s.a.v.)’in mescidi. Mütevazi bir mescid. Ama onlar muazzam bir mescid yaptılar. Emek emek bak, yani bunlarda eşek gibidir gayret. İnanılmaz gayret vardır. Müslümanlardan bazı konularda rahatsız olduklarını ama oranın mükemmel bir yer olduğunu iddia ediyorlardı, değil mi? Peki Peygamber (s.a.v.)’den rahatsız oldunuz haşa, sahabelerden rahatsız oldunuz; niye gittiniz dinsiz, imansız kafirlerin içerisine? Onlarla niye can ciğer kuzu sarması oldunuz peki o zaman? Niye Medine’de gittiniz? Münafıklarla, kafirlerle iç içesiniz ve müşriklerle böyle can ciğer kuzu sarmasısınız. Onlarla ticaret yapıyorsun, bağrına basıyorsun, arkadaş oluyorsun. Tertemiz sahabelerden niye kaçıyorsun? Niye Allah’ın Resulü’nden kaçıyorsun ve “biz namazı burada çok mükemmel kılıyoruz” diyorsun, değil mi? Ne yapıyor sana Peygamber (s.a.v.)? Peygamber (s.a.v.)’in gücünü kıskanıyorlardı, güzelliğini kıskanıyorlardı, sağlığını kıskanıyorlardı. Hz. Hasan (r.a.)’ı görüyorlardı, deli oluyorlardı öfkeden. Hüseyin (r.a.)’i görüyorlar, deli oluyorlardı. Yakışıklılığını, gücünü, neşesini, hepsini, inşaAllah. Kendileri, onlar iğdiş adamlar, kafası iğdiş, ruhu iğdiş, iğdiş olmuş adamlar. Bu insanlar gürül gürül güç insanları, güzellik insanları, kudret insanları. Bunların sağlığını, güzelliğini, mutluluğunu, bu mübarek insanların hasetle kıskanıyorlardı ve oralara gidiyorlardı. Konu bu. Çünkü orda Allah yolunda mücadele teklifi oldu mu hemen mescidden kendi evlerine gidiyorlardı. “Ailemiz var, çocuklarımız var, onları korumalıyız,” “dedemi korumalıyım,” “babamı korumalıyım,” “eniştemi koruyacağım,” değil mi? Dede, baba merakının, enişte merakının kökeninde çıkar vardır. Çıkar olmazsa oraya gitmez o. Kene niçin gidip domuzun en pis yerine yapışsın, kan olmasa orada çekeceği, değil mi? Kene çiçekten hoşlanır mı? Hoşlanmaz. Saraydan hoşlanır mı? Hoşlanmaz. Kan yok orada çünkü. Nerede var? Domuzun kanı olacak ayrıca, orada emecek, oraya yapışacak. Oranın hayatı onun hoşuna gider. Sorduğunda da zaruri olduğunu söyler, zaruri. Nasıl zaruret oluyor ayrı bir mescid kurmak? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yerle bir etti Dırar Mescidi’ni. Ordaki üçkağıtçılar ne yapacaklarını şaşırdılar. İnşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) münafıklarla ilgili genel konuşuyordu, ödleri kopuyordu, hepsi kendilerine hitap edildiğini zannediyordu. Doğru, değil mi? İte it denir. İt deyince tabii oradan havlıyor. Köpek dedin mi havlıyor. Yani insan cevap verir mi, münafıklarla ilgili bir ayet okunduğunda bir Müslüman tedirgin olur mu?
OKTAR BABUNA: Olmaz tabii ki Hocam.
ADNAN OKTAR:Mümin muttaki olduğunu Allah’ın izni ile bilir ve onun muhatabı olmadığını da bilir. Ama öyle olmaktan korkar ve Allah’a sığınır. Ama münafık öyle olduğundan emin olduğu için hoplar. Yani ensesine dürtmüş gibi hoplar.
Allah benim beynimde renk meydana getiriyor. Renk olur da Allah sevdirmez. Bir de Allah sevdiriyor. Mesela insan güzel olur ama seven olmazsa ne yapacak? Seven olmazsa olmaz. O güzelliğin mutlaka takdir edeni olması lazım. O zaman güzel ortada kalır sadece. Güzel vasfının oluşması için onun mutlaka bir seveni olması lazım. Yani ondan hakkıyla hoşlanan olması lazım. Aşağılıkça değil, adice değil; asilce, güzelce ve derinliğiyle; Allah’a bağlayarak, Allah aşkıyla ve onu Allah’ın yarattığını bilerek olması lazım. O zaman müminin kalbinde bir ferahlık olur. Mesela çiçek güzel ama çiçeği gören yoksa ne olur? Durur o çiçek orada. Adeta yok gibi, değil mi? Mutlaka bir gören olması lazım. Onun için Allah seven gönülleri yaratır. Yani güzelliği yaratır, bir de onu takdir edeni yaratır Allah. Mesela güzel menekşe yaratır. Allah onu takdir edecek bir göz yaratır. Yoksa menekşe orada kurur gider. Onu görür insan, “Allah, Ya Rabbi ne güzel yaratmış” der. Bir de güzel görür de zevk almaya bilir de. Zevk alacağımız şekilde yaratmış Allah. Yani sırf “güzel” der, “düzgün” der teknik anlamda, değil mi? Bir alet, makineye de bağlasan bir şeyi “çok düzgün” der. Ama zevk almak ayrı bir şeydir. Ondan heyecan alır. Şimdi güzelliğin hakkı bir de budur. Ondan hoşnut olmak da çok önemlidir. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i Hz. Ebu Bekir (r.a.) gördüğünde; aşıktı Peygamberimiz (s.a.v.)’e Hz. Ebu Bekir, nefesi kesiliyordu gördüğünde. Güzeldi ama Allah takdir edeni de yaratıyordu. Ebu Hureyre, Hz. Osman (r.a.), Hz. Ali Keremullahi Veche, Allah’ın aslanı, hep Peygamber (s.a.v.) aşıklarıydılar ve bütün Mekke ve Medine’nin insanları hep Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı aşkla bir sevgi duyuyorlardı, inşaAllah. Onu gördü mü insanların içi açılıyordu, inşaAllah. Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Rusya’dan Ramazan manzaraları” diye bir haber var Hocam. “Geniş Rus topraklarında yaşayan yüz binlerce Müslüman Ramazan coşkusunu iftarlarla ve camilerde yaşıyor” diye. 20 milyonu bulmuş Rusya’da Müslümanların sayıları, resmi rakamlara göre. “Her yıl daha büyük bir coşkuyla Ramazanı şerif’i karşılıyorlar” diyor ve resimleri var Hocam, çeşitli bölgelerdeki Müslümanların. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Münafıklar ülser oluyordur. İslam ahlakının her yayılma haberi münafığın beynine kurşun gibi iner. Acayip ızdırap duyar. Münafığı en çok ızdırap veren şey onlardır. Sen gösteriyorsun ya şimdi televizyonda, internette, anormal bunalıyorlar, anormal. Kafir rahatsız olur ama münafık dehşete kapılır; İslam ahlakının yayılmasına, hakim olmasına. Çünkü tamamen hakim olması ne demektir, biliyor musun? Münafığın mahvolması demektir. Şeytana verilmiş bir sözü vardır münafığın. “Ben senin gibi olacağım” der. Onun gibi olamamak onu dehşete düşürür, inşaAllah. Ne anlatalım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Tevrat’ta, Levililer kitabında gizlenmiş Harun şifreleri var Hocam. Harun ismi şifreli olarak geçiyor.
ADNAN OKTAR: Tamam oku.
OKTAR BABUNA: “Musevilik dininde Hz. Harun (a.s.)’un soyundan gelenlere Museviler için son derece önemli olan kohenlik görevini üstlenirler. Süleyman Mabedi yıkılmadan önce burada kurban kesilmesi kohenler tarafından gerçekleştirilirdi. Günümüzde kohen soyundan gelenler Tora okumak üzere ilk olarak çağırılır. Cemaati bereketlendirme olarak kabul edilen Nesihat Kapayim dini tören ve merasimleri gerçekleştirme görevleri onlara aittir. Süleyman (a.s.)’ın mabedi yeniden inşa edildiğinde bu kişilere ihtiyaç duyulacağı için gelecekteki görevlerine hazır olmaları gerektiğine inanılır. Tevrat’ın Levililer kitabında açık olarak dört yerde Harun kelimesi geçer. Ancak 1982’de Levililer kitabında yapılan araştırma sonucunda Tevrat’ın bu kitabında Harun kelimesinin belli harf atlamalarıyla bilinenden çok daha fazla sayıda geçtiği tespit edildi. Yapılan inceleme sonunda Harun isminin yirmi beş defa daha metnin içinde gizlenmiş olduğu görüldü. Metnin uzunluğu ve harflerin dağılımına bakıldığında istatistik olarak ancak sekiz Harun ismine rastlanması normal karşılanacaktı. Fakat yirmi beş adet Harun ismi tespit edildi. Bunun gerçekleşme olasılığı iki milyonda birden daha az. Yedi yüz on altı harflik, on üç cümleden oluşan bölümde,” İbranice harfleri söylemiş, “doksan bir, elli beş ve kırk yedi defa bulunuyor.” Ekte bir tablo var. Bu tabloyu da göstereyim Hocam, İbranice harfler. Neticede Levililer kitabının içinde Hocam yirmi beş defa şifreli olarak Harun kelimesi geçiyor, ismi geçiyor. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: Özellikleri de var Hocam. “Harun kohendir. (Musevilik için çok önemli din görevlisi.) Hak dinde kohenlik gibi önemli bir görev almıştır. Harun Allah’ı yüceltmiştir. Harun, Allah ve Musa (a.s.)’nın temsilcisidir.” Kitapta. “Harun barışı seven, barışı uygulayan ve canlıları seven bir kişiydi. Ondan yardım isteyenlere ve çağrıda bulunanlara giderdi. Harun yılda bir kez Ahid Sandığı vesilesiyle, Allah’tan halkın günahları için bağışlanma diledi. Allah onlara bir mucize olarak bulut gönderdi. Halk bulutu izledi. Bulut konutun üzerinden kalkınca göçtüler, bulut durdukça yerlerinden ayrılmadan beklediler. Allah onu kutsadı. Din için barış önemlidir. Harun barışı sevmesi ve barışı uygulamasıyla tanınır. Harun İsrailoğulları’nın Allah’a yaklaşmasına vesile oldu.”
ADNAN OKTAR: Evet, kohenler Davud (a.s.) soyu oluyor benim bildiğim. Hz. Davud (a.s.) soyu. O anlamda Hz. Ali (a.s.) de Hz. Davud (a.s.) soyundandır. Mehdi (a.s.) de, Davud (a.s.) soyundandır. O zaman anlıyoruz ki gerçek kohen Mehdi (a.s.)’dir, değil mi? İslam ahlakı dünyaya hakim olduğunda, Hz. Süleyman (a.s.)’nın mescidinin sorumluluğu Mehdi (a.s.)’de olacaktır. Diyor ya onlar; “kohen.” Tamam, güzel; işte Allah onu meydana getiriyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ye teslim edecektir. Mescidin sorumluluğu da, diğer mescidlerin sorumluluğu da yine Mehdi (a.s.)’de olacaktır. Dolayısıyla bütün İsrail halkı, Allah’ın izniyle hepsi Muhammedi olacaktır ve böylece gerçek Musevi olacaklardır. Kuran’a tam tabi olacaklardır, o zaman Tevrat’ın gerçeğine de tam uymuş olacaklardır. Tevrat’ın içindeki gerçek Tevrat ayetlerini de o zaman imanının nuruyla tam görmüş olacaklardır, inşaAllah. Nitekim biz Tevrat’ın içindeki gerçek hükümleri açıkladık, izah ettik. Kitap olarak da yayınladık. Yanlış ve hatalı olan kısımları da böylece göstermiş olduk. O zamanlar çok fazla hüküm vardı, çok fazla izahlar vardı, anlatım vardı. Ama Kuran sadeleştirmiştir hayatı, tahfif etmiştir. Musevilerin üzerindeki ağır zincirleri Allah çözmüştür Kuran’la, inşaAllah. Kuran’a tam tabi olduklarında o ilave olan, ek olan, onların hayatını zorluğa çeviren ki birçok Musevi yapamıyor onu; sorduğumuzda hemen hemen hiçbir Musevi Tevrat’taki hükümleri yapamıyorlar. Mehdi (a.s.) işte onlara sade ve gerçek Tevrat’ı göstermiş olacak. Sade ve gerçek Tevrat nerdedir? Kuran’ın içindedir. Sade ve gerçek İncil nerdedir? Kuran’ın içerisindedir. Kuran’a tabi olduklarında en güzel şekilde Museviyeti de yaşamış olacaklardır. Yani Muhammedi olmadan gerçek Musevi olmanın mümkün olmadığını göreceklerdir. Muhammedi olmadan gerçek İsevi olmanın imkansız olduğunu göreceklerdir. Mehdi (a.s.) gerçek Muhammedi’dir, gerçek İsevi’dir, gerçek Musevi’dir. Onun için Mehdi (a.s.) geldiğinde hadislerde vardır; “Musevilere Tevrat’ın orijinaliyle, Hıristiyanlara da İncil’in orijinaliyle hükmedecek” diyor. Ne demektir bu? Tevrat’ın orijinali nerede?
OKTAR BABUNA: Kuran’da Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İncil’in orijinali nerde?
OKTAR BABUNA: Kuran’da inşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR: Kuran’da. Orijinali bulunduğunda yine Kuran’a uygun olduğunu görüyoruz. Mesela Barnabas İncil’ine baktığımızda Kuran’a uygun hükümler olduğunu görüyoruz, değil mi? O diğer yakılan İncil’lere baktığımızda, kaybedilen İncil’lere baktığımızda yine Kuran’a uygun hükümler olduğunu görüyoruz. İlaveleri ve yanlışları Kuran bize gösteriyor. Ama Tevrat’ın doğru olan hükümleri yok mu? Çok fazla var. Onları biz aşkla okuyoruz, sevinçle okuyoruz, sevgiyle okuyoruz. Kuran’a uygun olan kısımları. Kuran’a uygun olmayan kısımları böylece Kuran’ın ölçüsüyle ayırmış oluyoruz. Bunu Kuran sayesinde öğreneceğimizi Allah zaten bize gösteriyor. Yani onunla ilgili çok fazla ayetler vardır; bu hususu vurgulayan, açıklayan inşaAllah. Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Mehdi (a.s.)’nin sıkıntı ve zorluklarla karşılaşacağı hadislerde belirtiliyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) bizden, Ehl-i Beyt’tendir. Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için Ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır. Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle (eziyet ve sıkıntılarla) karşılaşacaklar ve tarda maruz kalacaklardır.” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)
ADNAN OKTAR: Bunu derken Resulullah (s.a.v.)’ın yüzü solmuş, mübarek yüzü solmuş. Raviler öyle diyorlar. Yani o Mehdi (a.s.)’nin çekeceği acıları bildiği için, zorlukları bildiği için rengi soluyor. Çok sevgi dolu. Peygamberimiz (s.a.v.) bir şeyden rahatsız olduğunda rengi hemen kızarıyor. Öfkelendiğinde de alnında bir damar var o kızarıyor ama Peygamber (s.a.v.) müthiş adaletli, çok merhametlidir. Yani öfkelendiğinde asla adaletten ayrılmaz ve Allah için öfkelenir, Allah için buğz eder, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz “Hz. Davud (a.s.)’un soyundandır” demiştiniz Hocam inşaAllah. Onunla ilgili hadis okuyayım mı Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: “Bizim Kaim'imiz Hz. Mehdi (a.s.)ile Allah'ın Resulleri arasında bir takım benzerlikler vardır. Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), Musa (a.s.), İsa (a.s.), Eyyub (a.s.) ve Muhammed sallâ'llâhu aleyhi ve alih Peygamberlerin her biri ile bir benzerliği vardır. Nuh (a.s.) ile uzun ömürlü olmasında, İbrahim (a.s.) ile doğumunun gizli olması ve halktan uzak durmasında; Musa (a.s.) ile korku hali ve gaybette yaşamasında, sürekli gizlenerek yaşamasında; İsa (a.s.) ile halkın onun hakkındaki ihtilafa düşmesinde, Eyyub (a.s.) ile beladan sonra kurtuluşun yetişmesinde, Muhammed (s.a.v.) ile de kılıçla kıyam etmesinde benzerliği vardır.” (Kemal'ud-Din) Aynı zamanda Hocam bir hadiste de; İmam Mehdi (Hz. Mehdi (a.s.)), Davud Peygamber (a.s.)’in sakınmasına ve Eyyub Peygamber (a.s.)’in sabrına sahiptir” diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Demek ki çok çile çekecek, Hz. Eyyub (a.s.) gibi. Çok zorluklarla karşılaşacak. “Hz. İsa (a.s.) gibi hakkında ihtilaf olacak” diyor, değil mi? Eskiden beri olan ihtilaf nedir? Hz. İsa (a.s.) gerçekten yeryüzüne gelecek mi, gelmeyecek mi? Gelecek mi, gelmeyecek mi? İki bin yıldan beri bu konuşulur. Allah diyor; “inecek.” Bir kısım insanlar diyor ki; “inmeyecek.” Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Mehdi (a.s.) gelecek.” Bir kısım insanlar diyor ki; “gelmeyecek.” Hazretler, Mehdi (a.s.) geldi, ne yapacaksınız şimdi? Hani gelmeyecekti? Hani alametler çıkmayacaktı? Hani o alametler hurafeydi? 150 alamet birden çıktı mı peş peşe?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, hepsi çıktı.
ADNAN OKTAR: Alametlerin şiddetinden titriyor mu kulaklarınız? Sırtınız da titriyor değil mi, alametlerin şiddetinden? Demek ki doğruymuş. İstediğiniz kadar şunu bunu ortaya çıkartın. Şu an Mehdiyet’in zıl ve gölgesi içerisindesiniz. İsteseniz de istemeseniz de o sizi kaplamış durumda şu an. Ve isteseniz de istemeseniz de hizmet ediyorsunuz. “Mehdi (a.s.) yok” diyerek nasıl hizmet ediyorlar? Bak Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “İhtilaf edecekler” diyor, “İsa (a.s.) ile olduğu gibi.” Gece-gündüz ne diyorlar? “İsa (a.s.) gelmeyecek, Mehdi (a.s.) gelmeyecek.” İşte kastedilen ihtilaf bu. Bir kısım Müslümanlar diyor ki; “İsa (a.s.) gelecek, Mehdi (a.s.) gelecek.” “Aynı İsa (a.s.)’da olduğu gibi ihtilaf olacak” diyor. “Tam ümitlerini kesmişken, evlatlarımdan Muhammed Mehdi (a.s.) çıkar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
Şimdi Azerbaycan’dan da bizi kardeşlerimiz seyrediyorlar. Bakın bir şey söyleyeyim. Şimdi devletin bir çok resmi Hocası var. Bunların epey bir bölümü gece-gündüz; “Mehdi (a.s.) gelmeyecek,” “İsa (a.s.) gelmeyecek” diyor. Cübbeli ve onun tarzında olanlar, işte Osman Ünlüler, Şaşar Beşerler, gece-gündüz “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diyor. Allah Allah, Allah Allah, binlerce konu var Müslümanlıkta; niye bundan bu kadar dehşete, telaşa düştünüz be hey kardeşim? Bir de “Mehdi (a.s.) gelecek” diyen ve bunu ispat eden benden başka da kimse yok. Bak, ispat eden diyorum. Gelecek diyen var, geldi diyen var da ispat eden yok. Ben diyorum ki; “geldi ve ispat ediyorum” diyorum. Delileri ile hadisleri ile ispat ediyorum. Kaç tane, en az yüz elli tane delil veriyorum. Fotoğraf, belge, haritalarla, 150 tane. Bakın dikkat edin; bir kişi de çıkıp, “yok bu delil doğru değil,” “bu fotoğraflar doğru değil,” “bu belgeler yanlış” diyemiyor. Kardeşim, yüz elli tane delile birden niye susuyorsunuz be hey canlarım? Çıkın bir bağırın, deyin; “Kabe’de kan akmadı” deyin, “bu fotoğraflar yanlış” deyin, “böyle hadis yok” deyin. Bir göreyim sizi. Bülbül oldunuz, dut yediniz. Hani çıkmıyordu bu alametler? Bu hadislere niye susuyorsunuz? Bak Lulin dediğimizde hopluyorsunuz, değil mi? Halley dediğimizde hopluyorsunuz. Bu kelimelere hassaslar. Niye tek kelime bahsedemiyorsunuz? De kardeşim, “böyle bir hadis yok” de. “Kuyruklu yıldız çıkması ile ilgili hadis yok” de ve “kuyruklu yıldız da çıkmadı” de. “Çift kuyruklu yıldız hurafedir” de, bir duyayım. Diyemezsin, ispat ettim. İspat ettim dedem. Bak, dikkat edin; “Mehdi (a.s.) geldi” dedim, delilleriyle ispat ettim. Kaç tane biliyor musun? Yüz ellinin üzerinde. Dünyada başka bunu diyen kimse yok. Yani böyle ispatla Mehdi (a.s.) geldi diyen yok. Var, dedem çıkıyor “Mehdi (a.s.) geldi” diyor. “Nerede?” “Rüyaya yat anlarsın” diyor. “Ne göreceğim rüyamda ben dedem?” diyorum, “beni göreceksin” diyor. Kardeşim, biz pilav da görüyoruz, kızarmış tavuk da görüyoruz, herhangi bir şey de görüyoruz, sevdiğimiz birisini de görebiliriz. Yani ne alaka? Bana en az yüz elli tane yazı gelmiştir; “Hocam seni rüyamda gördüm, Mehdi (a.s.) olarak gördüm” diye. “Üç kere yattım,” “beş kere yattım, rüyamda Mehdi (a.s.) olarak gördüm.” Hiçbir delil kıymeti yoktur. Sevdiğin insanı rüyasında görebilir. Şartlanırsa bir insan, Mehdi (a.s.) diye kafasını şartlarsa olabilir, görür. Hangi şeyh olursa olsun, bu şekilde olur. Mesela Fethullah Hocayı seviyorsa adam, Mehdi (a.s.) olduğuna inanıyorsa, akşam yattığında aynen Fethullah Hoca, hatta çıkar rüyasında “ben Mehdi (a.s.)’yim” der. Bu delil olur mu kardeşim? Vahiy mi bu, nasıl delil olur bu? Sen buna delil dediğinde, bunları hüküm yerine getirdiğinde ne olursun, biliyor musun? Peygamberlik iddia etmiş olursun. Çünkü sen diyorsun ki; “bana rüyamda vahiy geldi” diyorsun. “Kesin hüküm geldi. Ben de bu hükmü, Allah’ın indirdiği vahyi açıklıyorum” diyorsun. Yani “ben Peygamberim; vahiy geldi, sana açıklıyorum ve kitaplı Peygamberim” diyorsun adeta. Değil mi? Bu olmadı. Bana de ki; “bak Hocam” dersin, “şimdi ben sana bir güzellik yapıyorum” dersin. Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerinden mesela Celalettin Suyuti’nin Tasnif’inden Hadisler kitabını alırsın. 1000 yıllık, 700 yıllık eserler; Osmanlı’dan kalma, daha evvelki devirden kalma eserler. 300 yıllık, 400 yıllık eserler. Hep hadis. Dersin ki; “Hocam bak burada Mehdi (a.s.)’nin alametini şöyle yazıyor.” “Tamam, aslanım” derim. “Delil hangisi?” “Delil de bu fotoğraf” Hocam dersin. Bakarım, diyor ki; “on beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak Mehdi (a.s.) çıktığında, Ramazan ayında.” Bakıyoruz, hem de iki kere olmuş üst üstte. Tamam, delil oldu. Hadisin doğruluğu ortaya çıktı. Hadis var, vahye dayalı hadis, aynısıyla çıkmış. Bu delildir. Ama dedemgiller ne yapıyorlar? Saf insanlar, çocuksu insanlar. Biri diyor ki; “ben rüya gördüm.” Biri diyor ki; “benim ayağım topal. İşte ben Mehdi (a.s.)’yim.” Biri diyor ki; “delile gerek var mı? İşte ben çıktım, Mehdi (a.s.)’yim ben” diyor. Öbürü diyor ki; “sakalım var, o yüzden ben Mehdi (a.s.)’yim” diyor. Biri diyor ki; “benim şeker hastalığım olmasaydı, kafamda stent takılı olmasaydı, kafamın damarlarındaki tıkanıklarıyla ilgili sorun olmasaydı ben de Mehdi (a.s.) olacaktım, ama o tıkanıklıktan dolayı maalesef olamadım Mehdi (a.s.)” diyor. “Teşekkür ederim” diyor. Şimdi böyle delilleri bırakacaklar. Delil hadistir. Hadislerde Mehdi (a.s.)’nin alametlerini; biz yüz elli tane hadisi, dünyada tektir, hepsini açıkladık. Kardeşim bir tane Allah’ın kulu çıkıp da demedi; “Hocam, niye yalan söylüyorsun benim canım Hocam? Nereden çıkarttın bu fotoğrafı, nereden çıkarttın bu belgeyi?” diyemiyorlar. Bütün ağababaları ortada, çıksınlar. Benim gösterdiğim fotoğrafı göstersin, hadisi de göstersin; “hadis de yanlış, fotoğraf da yanlış” desin. Diyemiyorlar, diyemezler, diyemeyecekler çünkü doğru. Değil mi? İsa Mesih (a.s.) o da şu an hayatta ve vaziyet itibariyle gayret halinde, inşaAllah. Hızır (a.s.) zaten ilgili yerlerde, inşaAllah. Hızır (a.s.) Türk-İslam Birliği’ni istiyor, İttihad-ı İslam’ı istiyor. Niye istiyor? Kuran’ın emri de onun için istiyor. Allah’ın emri. Engel oldu mu ne yapıyor?
OKTAR BABUNA:“Çakıl taşını” demiştiniz, “şöyle kum haline getirir.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bakın, Mehdi (a.s.)’yi kim savunuyorsa, kim müjdeliyorsa iblis ordusu onun üzerine çöktü şu an. İblis ve iblis taraftarları. Bak Mehdi (a.s.)’yi kim müjdeliyorsa, kim savunuyorsa üzerine çökmüş vaziyetteler. Bu arada cahil cühela da çökmüş vaziyette. Bilgisi az olanlara da çökmüş vaziyette. Bilmeden onlar da şeytana hizmet ediyorlar. Beni bilen bilir. Emin olmadığım bir şeyi söylemem. Bu kadar titremelerinin kökeninde de bu var. “Kardeşim, bu Darwinizmi yıkacağız” dedik. “Dünya çapında, nasıl yıkacaksın sen bunu” dediler. Yani “adamların on binlerce üniversitesi var, on binlerce imkanları var; gazeteleri, televizyonları, radyoları var. Yüz binlerce profesörleri ve doçentleri var” dediler. “Milyonlarca talebeleri var” dediler. “Ve milyonlarca imkanları var” dediler. “Sen İstanbul’da bir insansın, etrafında da az bir genç topluluk var. Sen hayal görüyorsun” dediler. Oktar Hocam, koydum mu oturttum. O kadar. Tek vuruş, nakavt. O kadar. Hadi kaldırın yerden bakalım. Eskiden anlatıyordunuz; gazeteleriniz, radyolarınız vardı. Haydi bakayım yine söyleyin. Yine bulun bakalım bir ara fosil daha, kaybolmuş ara halkalar falan. O halkalardan kolye oldu. O kolyeyi yedirdim size ben. Halkayla, boncukla olmuyormuş demek ki bu işler. Bak doğru söylememeye güçleri yetmiyor şu an, cesaret edemiyorlar. Kardeşim, şamar oğlanına döndüler. Gösteriyorlar, bir tokat atıyorum; gösteriyorlar, bir tokat atıyorum. Yani artık sopa şeyi oldular yani. Kafayı kaldıramıyorlar. Üzerlerine tik geldi, yani şimdi gösterecek ama anında vuracağım onun için çıkaramıyorlar. Diyorum; “bir gösterin, bir şey olmayacak” diyorum. Ama elleri yüzlerinde, “yine vuracaksın” diyorlar. Vuracağım tabii ki. Her seferinde vuracağım. Doğru söylememek yasak. Doğru konuşacaksınız. Bilimsel delillerle, akılla, bilimin kahredici gücüyle yerle bir ederim. Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah.
Biraz hadis okuyayım da münafıkları ve Mehdi (a.s.) karşıtlarını biraz bunaltayım. Hazır olsunlar, tansiyon ilaçlarını alsınlar.
OKTAR BABUNA:Tamamı seyrediyordur Hocam şu an sizi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, “Hz. Mehdi (a.s.) Hz. Hasan (r.a.) soyundandır, seyyiddir” diyor. “Bacakları aralıklıdır” diyor. Yani “uylukları geniştir” diyor. “Naim b. Hammad, Abdullah b. Haris'den tahric etti. Buyurdu ki: "Mehdi (a.s.) sanki Ben-i İsrail'den bir reculdür."” “Ben-i İsrail’den bir Resul gibi görünümü var” diyor. Yani heybetli ve acar, tavrı onlara benzer. Beni İsrail’e benzer. “Naim b. Hammad, Kâb'dan tahric etti. Buyurdu ki:” Resulullah (s.a.v.) buyuruyor; “Mehdi (a.s.), gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi, Allah'tan çok korkan bir kimsedir.” Bir tek Allah’tan korkuyor, öyle yaman bir delikanlıdır, maşaAllah. Bak, Allah’tan çok korkuyor. Mehdilik iddia etse nasıl korksun Allah’tan? Emin olsa, Cennete gideceğinden emin olan bir insan nasıl korksun? Demek ki böyle bir iddiası olmayacak. Bu da iddiasının olmayacağına ayrı yan bir delildir. “Dişleri parlaktır” diyor. Yine “Naim b.Hammad Hz. Ali bin Ebi Talib'den tahric etti.” Hz. Ali Keremullahi Veche, “O dedi ki: "Mehdi (a.s.)'nin doğum yeri Medine'dir.” Şehir, herhangi bir şehir, büyük bir şehir. Çünkü sahabeler diyorlar ki, Peygamberimiz (s.a.v.) Medine’den bahsettiğinde soruyorlar; “hangi Medine?” diyorlar. Yani eğer sabit bir Medine olsa niye sorsunlar, değil mi? Soruyorlar, “hangi Medine?” “Konstantiniye” diyor, Mehdi (a.s.)’nin çıkış yeri olarak. İslam’ı tebliğ edeceği, Allah’ı zikrederek hakim olacağı yer olarak; İstanbul. “Hangi Medine?” diyorlar, “Konstantiniye” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
Bakın diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “bu iş tesbih taneleri gibi arka arkaya gelir.” Yani belirli bir zaman dilimi içerisinde hepsi blok olarak oluşur. Mühim bir delildir bu. Şimdi mesela bir alamet yüz sene önce olur, bir alamet üç yüz sene önce olmuştur, bir alamet dört yüz sene önce olmuştur. Böyle demiyor Peygamberimiz (s.a.v.). Mehdi (a.s.)’nin büyük çıkış alametleri; bak, küçük alametler de var, aralıklı var. Ama büyük alametler de yani artık Mehdi (a.s.)’nin son çıkış alameti oldu mu, bitti. Mehdi (a.s.) geldi demektir. Büyük alametler de “bu iş tesbih taneleri gibi arka arkaya gelir.” Son otuz yıl içerisinde bütün alametler peş peşe oldu mu, olmadı mı?
OKTAR BABUNA:Oldu Hocam, hepsi oldu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İspat ettik mi?
OKTAR BABUNA:Ettik.
ADNAN OKTAR:Fotoğraf, belge, resimlerle hepsini ispat ettik. Bak, “bu iş tesbih taneleri gibi arka arkaya gelir.” Muntazam olmuştur. Kesintisiz.
SUNUCU: Programımıza kısa bir aradan sonra devam edeceğiz.
Makaleler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Dergiler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...