OKTAR BABUNA:“Türkiye-Suriye arasında pasaport kalkıyor” diye haber var Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kaç yıl önce söyledim? 2 yıl önce söyledim. Kalkacak dedim mi?
OKTAR BABUNA:Dediniz Hocam. Örnek vereyim mi Hocam? Hem 2008’de söylediniz, hem 2009’da. 2009 da diyorsunuz ki Kanal 35’te; “Bütün İslam ülkelerini kapsayacak bir şekilde, Türkiye’nin öncülüğünde büyük bir İslam Birliği'nin oluşturulması, yani pasaport ve vizenin kalkması, sınır kapılarının açılması, askeri, siyasi, politik bir ittifak yapılması.” Yine Kanal Urfa’da 12 Aralık 2009’da. Diyorsunuz ki; “Şimdi mesela Tacikistan’ın da değil mi? Vizesi kalktı. Bakın, sıradan önce vizeler kalkıyor. Arkasından pasaportların kalkması başlayacak, pasaporta gerek kalmayacak. Mesela Azerbaycan’a gidiş için sadece nüfus cüzdanı yetecek. İran’a gitmek için, Pakistan’a gitmek için sadece nüfus cüzdanı ile gidilecek. Suriye, İran, Fas, Tunus, Cezayir hepsinde pasaport da kalkacak. Pasaport yoksa ne demektir bu?”
ADNAN OKTAR:Bakın Suriye, isim verdim. Ne diyorsun?
SUNUCU:Şaşırtıcı.
OKTAR BABUNA:O zaman lafı bile yoktu bunun Hocam. Siz söylediniz, oldu maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Başka ?
OKTAR BABUNA:1200’ü geçti bu şekilde Hocam maşaAllah. Başbakanımızın Diyarbakır’da yaptığı bir konuşma, sizin anlattıklarınız ile çok mutabık maşaAllah. Sayın Tayyip Erdoğan diyor ki konuşmalarında “Çünkü biz bir gün Edirneli, İstanbullu, Yozgatlıyız, Hakkariliyiz, Diyarbakırlıyız, Diyarbakır’ın evladıyız. Selahattin Eyyübi’nin sancağı altında Kudüs’ü biz hep birlikte fethettik. Fatih ve Kanuni ile birlikte dünyaya adalet dağıttık. Şu Süleymaniye Camii’nin tuğlalarında hepimizin sağlam iradesi var. Zılgıt da bizim, halay da bizim, horon da bizim, zeybek de bizim. Bizim dualarımız ortak, kıblemiz bir. Hepimiz aynı geleceğe yürüyoruz. Nasıl tarihimiz bir ise istikbalimizde bir. 12 Eylül’deki halk oylaması demokratikleşme açısından çok önemlidir. 12 Eylül’de kazanan herhangi bir parti olmayacak. Kazanan millet olacak. Diyarbakır, Mekke ve Medine’den sonra en çok sahabe kabrine sahip olan şehir. Bu şehre gelip de yalan söyleyenler, o yalanın altında ezilirler, biterler” demiş Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ne yapacağız 12 Eylül’de. “Evet” mi veriyoruz. Ben “ evet” veriyorum.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Gerekçelerini çok net açıkladınız Hocam maşaAllah.
VTR
OKTAR BABUNA: Özal’ın konuşması.
ADNAN OKTAR:Niye “evet” dediğimizi anlıyor musun Oktar? İşte bu sebeplerden dolayı “evet” diyoruz. Bunların olmaması için “evet” diyoruz. Cumhurbaşkanlığı yapmış, Başbakanlık yapmış bir insanın haline bakın. Başbakan’ın haline bakın. Ağzını burnunu paramparça ettiler Mesut Yılmaz’ın. Başbakan şikayetçi olabildi mi? Şikayetçi olamadı. Niye olamıyor? Çünkü dev bir çete vardı. Bahriye Üçok, bak şehit ettiler. Ahmet Taner Kışlalı çok güzel tertemiz insandı. Üzeyir Garih, Uğur Mumcu, Özdemir Sabancı, Gün Sazak, aslanım benim, Gümrük ve Tekel Bakanı idi. Abdi İpekçi, Mehmet Bedri İncetahta kaç defa geldi bize. Çok değerli bir ağabeyimizdi. Necip Hablemitoğlu, Eşref Bitlis; beş vakit namazında idi. Muammer Aksoy tertemiz insandı. Böyle 100.000’in üzerinde aydınımızı şehit ettiler. Bu reform bu tip olayları durdurmak için alınacak tedbirleri içeren bir reform aynı zamanda. O yüzden “evet” diyoruz. Yoksa ben AK Partiye “evet” anlamında demiyorum. AK Partiye ayrıca evet deriz biz gerekirse. Bu ayrı bir konu. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Haberlerde, “Genelkurmay başkanı ve paşalar teşekkür ettiler” diye Erbakan Hocamızın bir açıklaması var Hocam inşaAllah. “54. Hükümet Başkanı ve Milli Görüş Lideri Prof.Dr. Necmettin Erbakan, Genelkurmay başkanı ve paşaların kendisine gelerek Cumhuriyet tarihinde dolar bazında en büyük artışı gerçekleştirmeleri nedeniyle teşekkür ettiklerini söyledi.” Haberi var Hocam. İlk defa denk bütçe yaptıklarını açıklıyor haberde, kendi dönemlerinde başarılı olduğunu ve teşekkür ettiklerini.
ADNAN OKTAR:Erbakan Hocam dünya tatlısıdır. Aslandır benim Erbakan Hocam, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:“70 sahabeye büyük saygısızlık” diyor Hocam. “Baraj inşaatında patlatılan dinamitler, Kiğı Kalesi’nde yatan 70 sahabeye saygısızlık.” Haberi var.
ADNAN OKTAR:Orada sahabe mezarı olduğuna göre, oranın özel korunmaya alınması lazım. Bir de bakımsız da görünüyor. Nasıl oluyor o iş öyle. Sahabe mezarları çok bakımlı, çok çok güzel olması lazım. Çok utanç verici bir şey. Bütün sahabe mezarlarına Türkiye’de sahip çıkılması lazım. Hepsinin bakımdan geçirtilip, hepsinin en güzel hale getirilmesi lazım. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “ABD Genelkurmay Başkanı Türkiye’deydi. Muhalif güçlerini Irak’tan çeken ABD, Türkiye’ye silahsız teknik malzeme geçişi konusunda resmen talepte bulundu. ABD Genelkurmay Başkanı Mülen’in talebine Dışişleri sıcak bakıyor” haberi var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Geçerken Türkiye’den geçebilir miyiz anlamında?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam denizden de gidebilirler, ne fark eder? Niye Türkiye’den geçmek istiyor? Karayolu ile nasıl olacak. Boğaz’dan geçecekler, çok uzun iş o. Mutlaka gemi ile gitmesi gerekiyor. Çeksinler gemiyi oraya doldursunlar, oradan gidebilirler. Bağlantıyı anlayamadım ben, ne anlama geliyor o?
OKTAR BABUNA: Türkiye üzerinden denize mi geçecekler acaba?
ADNAN OKTAR:Niye? Oralar çok müsait. Ama çekiliyorsa asker, tamam çok güzel bir hareket bu zaten, onu destekleriz. Başka ne var?
OKTAR BABUNA:“Erbakan oy kararını açıklamış. Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Altınoluk beldesindeki yazlığına çekilen Necmettin Erbakan referandumda ‘evet’ diyeceğini söylemiş” Hocam.
ADNAN OKTAR:Aslan Hocam benim, aslan. Bir tanedir o, bir tane.
OKTAR BABUNA:Aynı zamanda haberde de şöyle diyor. “Cihad şuuru olmadan Müslümanlık olmaz. Cihad demek herkesin iyiliğini istemek demek. Yeryüzünde adil bir düzenin kurulması için topluca çalışmaya mecburuz demiş”.
ADNAN OKTAR:Şimdi bakın kardeşim, diyor ki adamlar; “Erbakan Hocamızı niye destekliyorsun?” İşte ben bu yüzden destekliyorum. Bu sözünden, bu ruhundan dolayı destekliyorum. Bunu anlayan anlar. Anlamayan da anlamazlıktan gelir.
OKTAR BABUNA:“Erbakan’ı da sinirlendirdiler” diye bir haber var Hocam. “Erbakan ismini kullanarak saldırganlaşanlara Hoca da tepkili. Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı karşılamak üzere Sabiha Gökçen havalimanına giden bir grup içindeki bazı saldırganlardan Saadet Partisi İl Başkanı Erol Erdoğan’a saldırmasına Erbakan Hocamız tepki göstermiş Hocam. “Kim benim adıma iş yapıyorsa, yanlış yapıyor.” demiş.
ADNAN OKTAR:Münasebetsizlik tabii bunlar çok gereksiz şeyler. Erbakan Hocamıza fikir ile sevgi ile akıl ile sahip çıkacaklar. Sopa ile değnek ile sahip çıkılır mı? Çok cahillik yapıyorlar.
OKTAR BABUNA:Saldırıya uğrayan Saadet Partili İl Başkanı’nın haberi. Havalimanında saldırıya uğramış.
ADNAN OKTAR:Hocamıza geçmiş olsun, o da pehlivan gibi. Hocam da gereğini yapmıştır herhalde.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah. “İslami pragmatizm bu olsa gerek” diye Hürriyet’ten Mehmet Yılmaz’ın bir yazısı var, Hocam. Bayraktar Bayraklı’nın bir konuşmasında şöyle bir şey soruyorlar. “Devlet ormanından çaldığı kereste ile ahır yapan imamın arkasında namaz kılınır mı” diye. O da “ Evet. Bu kadar hassas davranmaya gerek yok” diye cevap vermiş. Mehmet Yılmaz da bunu eleştirmiş. İslam’da devletin malı deniz, yemeyen domuz” ilkesi gereği, bu işte bir sakınca olmayabilir. Ağzından dini, kitabı düşürmeyen malum şahısların, ellerini daldırdıkları devlet hazinesinden bir türlü çekmiyor olmalarının nedeni de belki budur.” Diye devam etmiş. “Hırsız olmak daha kabul edilebilir oluyordur.” demiş Mehmet Yılmaz. “Dedim ya, dini konularda uzman sayılmam, tahmin yürütüyorum sadece.” Diye bitirmiş yazıyı.
ADNAN OKTAR:Kardeşim işte bakın, Cübbeli, bu malum Hocam, diğerleri falan bunlara malzeme çıkarıyorlar. Bilinçaltını, toplumun bilinçaltını uzun vadede çok zedeleyip hasta hale getiriyorlar ve İslam’a karşı biliyorlar toplumu, epey bir kitleyi. Mesela dün de birisinin dilinde, diyor ki; “bir İslam büyüğü sağ elini kutsal olan hiçbir şeye dokundurmuyormuş, eğer kötü bir yere dokunursa o kolu...” Yani bir kere dokunursa çirkin bilinen bir şeye, herhangi bir şekilde, bir daha hiçbir yere dokunmuyormuş, kutsal olan hiçbir şeye dokundurmuyormuş. Bu ne kadar münasebetsiz bir izah. Ne kadar mantıksız bir izah. Bir kere temizlik iki elle yapılır zaten. Bir şeyi yapacaksan iki elini kullanacak. Bir eli ile nasıl yıkasın. O adam otomatik olarak kirli kalacaktır mecburen. Tek elle çok zor, biri yardım edecek. Olmayacak iş bu? Mesela bunu ballandıra ballandıra gözünü göğe dikmiş böyle anlatıyor. Ne kadar güzel anlatıyor, diyorlar. Halbuki o yavaş yavaş toplumu kemiriyor. Mesela Cübbeli’nin izahları da, yavaş yavaş gençlikte ve toplumda muazzam tahribat yapıyor. Farkına bile varmıyorlar. Mesela Bayraktar Bayraklı da çıkıyor, farkına bile varmıyor, muazzam tahribat yapmış oluyorlar. Bunlar çok ufak kısımları. İşte eşeğin tüyünü toplasak, onunla kavak ağacı yapsak, kavak ağacını elma ağacı aşılarsak, elmalar yere düşse, üç parçaya bölünse yenir mi bu? Yani böyle abuk sabuk. Ne alaka kardeşim, nereden nerelere gidiyorsunuz? İşte ölüyle bilmem şu olur mu, bu olur mu? Böyle tiksindiricek, anormal şeyler. Zaten insan tahayyül dahi etmez öyle bir şeyi. Böyle bir şeyi konu olarak getirmenin alemi ne? Oktar Hocam devam et.
OKTAR BABUNA:“Müslüman ve Hıristiyanlar iftarda buluşturdu” diye haber var Hocam. “Yunanistan'ın başkenti Atina'da yaşayan Müslümanların Atina Ledra Marriott Otel'de verdikleri iftar yemeği, farklı kesimden insanları bir araya getirdi.” Beraber iftar yapmışlar Hocam Hıristiyanlar ve Müslümanlar.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi bak, bu bir usulen olanlar var böyle resmi, bizim Türkiye’de baş haham vardır, Ermenilerin Patriği vardır. Böyle bir gelirler usulen, böyle gayet ciddi bir şekilde, soğuk bir şekilde. Bizim Hocalar da gelirler böyle gayet soğuk ciddi bir şekilde. Resmidir toplantı zaten, resmi tebliğ yapılır, el sıkışırlar, yemeği yerler, giderler. Bu Hıristiyanlar ile Müslümanları iç içe olmasını göstermek açısından yeterli değildir bu. Böyle olmaz. Sen Hıristiyana lanetlenmiş olduğunu söylersen, Musevinin lanetlenmiş olduğunu söylersen, kafir olduğunu ve aşağılık adam olduğunu söylersen, yolda onun sıkıştırılması gerektiğini söylersen kenara ve buna samimi olarak inanırsan, sen istediğin kadar Hocalar ile onları karşılaştır, beraber sabahlara kadar yemek yer. Buradaki çarpık zihniyetin kalkması gerekiyor. Adam onu bile bile geldiğinde, ne konuma gelmiş olur adam? Sen lanetlemişsin adamı, lanetlisin sen diyorsun. Lanetli ile yemek yemiş oluyorsun. Önce onun lanetli olmadığını söylemen lazım. Ahlaksızlık yapan lanetlidir. Kuran’da belirtilen, ahlaksızlık yapan, zulüm yapan lanetleniyor. 7 yaşındaki bir çocuk lanetli olur mu? 3 yaşındaki çocuk lanetli olur mu? Mantıksız değil mi?
“Hocam” diyor Deniz Hanım. “Değerli Hocam, ateistlerin internet sitelerine bakıyoruz, hemen tamamında sizden bahsediyorlar. Hedef olarak ağırlıklı olarak sizi görüyorlar. Bazı Hoca gibi görünen kişilerin de tek hedefi sizsiniz. Onlar da sitelerinde sırf sizi konu ediniyorlar. Hocam bunun hikmeti nedir sizce?” Deniz hanım bir düşün bakalım nedir? Demek ki ciddi bir tehlike olarak görüyor ateistler. Diğer kişileri de tehlikeli olarak görse adam, onu da hedef alır, inşaAllah. Bazı Hocaların niye hedef aldığını da, şeytanlara sormak lazım.
Muhammed Said kardeşim diyor ki; “Sayın Hocam, münafıklar kime nereye yaklaşsa, bir gariplik, Allah’ın emrinden uzaklık olduğunu görüyorum. Acaba, siz daha iyi bilirsiniz Hocam, Allah’ın böyle bir kanunu olabilir mi? Mümin vicdanını kullanarak, münafıkların doğru dediği şeylerden uzak durmalı mı genel olarak?” Doğru. Daha önce de söylemiştim. Münafık bir şeye kötü diyorsa, o iyidir. İyi diyorsa, kötüdür, öyle bileceksin. Mesela sakın şuna yanaşmayın diyorsa, mutlaka ona yanaşıp etkisiz hale getirmek lazım. Şunda başarısızsınız diyorsa, çok başarılısın demektir, çok etkili oluyorsun demektir, canını yakmış demektir. Bunu bileceksin. Münafığın beyazı siyahtır, siyahı da beyazdır. İnşaAllah.
Hasan Eroğlu, Mardin. “Selamlar aslan Hocam.” Ve aleyküm selam ve rahmetüllahü. Dün sabah sahurda, Cübbeli Hoca’nın TV’de konuşmasına denk geldim. Namazda cübbe giymenin öneminden bahsederken, insan her yerini örter...” Yani öyle bir laf etmiş ki Cübbeli, söyleyebileceğim gibi değil. Bak mesela Cübbeli diyor ki; “güzel olmak istiyorsanız hanımlar, botoks motoks yaptırmayın, hiçbir şeye de gerek yok, bakım malzemelerini de. Ne yapın? Gece namaza kalkın, gece namazına, o zaman güzelleşirsiniz” diyor. Güzelleşmek için namaza kalkılır mı? Allah için değil midir namaz? Güzelleşmek için namaz kılınır mı? Şu mantığa bakın. Ondan sonra da toplumda dinsizlik yayılıyor. Böyle bir samimiyetsizlik ile adam ne olur, değil mi? Baksana adam ne diyor? Allah’ın günahları görmesini, tespit etmesini; “işte, yakalandım radara” diyor. Allah’ı radar gibi görüyor (haşa) ve alaycı bir üslup kullanıyor, güya. Yani böyle alaycı değil de, çirkin, yakışık almayan bir üslup. Allah’a öyle denir mi? Toplum bilincinde oturuyor işte bunlar insanların beynine, bir süre sonra Allah’a karşı üslupları daha pervasız, daha saygıya uyun olmayacak hale geliyor. “Allah, Kuran’da Kıyamet gelecek diyor aslında. Ben onu gizlemek istiyorum, söylemek istemiyorum. Fakat işime gelmedi“ diyor. Şimdi Allah’a karşı böyle bir üslup kullanabiliyorsa bir insan, bu Allah’tan korkmamayı ve Allah’a karşı saygıya gerek yok mesajını verir. Anlamı bu olur. Mesela diyor ki: “Bir hadis zayıf mıdır şişman mıdır onun kriterleri var tabii” diyor. Yani bir hadis zayıf mıdır, sahih midir değil de; şişman mıdır, zayıf mıdır; bak onda da alaycı üslup kullanıyor. Buna bu şekilde zemin hazırlarsan, sürekli toplumu bu yönde yönlendirirsen, insanlar bir süre sonra din ile mukaddesat ile alay etmeye başlarlar, değil mi? Çünkü sen alay ediyorsun. Alaycı bir üslup kullanıyorsun veyahut onu andırır bir üslup kullanıyorsun, yani o anlama gelecek bir üslup kullanıyorsun. Mesela cep telefonu müziği konusunu anlatırken; “namazda telefon çalıyor, namazda başlıyor oyun havası. Millet nerdeyse safta başlayacak oynamaya, dönmeye.” Yani Müslümanın bu kadar mı karakteri, aklı zayıf? Telefonda herhangi bir müzik çaldığında, namazı bıraktırıp, o kadar oynakmış ki o kadar yerinde duramıyormuş ki namazda herhangi bir müzik duyduğunda, namazı bırakıp hemen oynamaya başlarmış dönerek. Ve Müslümanları insanların gözünde küçük düşürüyor. Hangi Müslüman bunu yapar? İnsanların gözünde böyle bir imaj canlandırıyor. Ve bu bilinçaltı kurgulamadır işte bu. Ve “çok faydalı oluyor, çok iyi oluyor,” diyor ve muazzam bir tahribat yapıyor. Ya alay ediyor dini konular ile, veyahut alaya uygun bir zemin hazırlıyor veyahut alayı andırır hareketler yapıyor. Alay demeyeyim tabii de, alay görünümü meydana getiriyor. Alay görünümü meydana getiriyor.
VTR
ADNAN OKTAR:Bakın gördünüz mü? Burada meydana gelen, bilinçaltı kurgulama. Bir kere Allah ile (haşa) aksi, yaşlı bir insan konuşuyor gibi (haşa), değil mi? Böyle kafa tutar bir üslup ile sert ve ters bir üslup ile konuşulabileceği imajını veriyor, bir. İkincisi Allah’ın, eğer karşıdaki kişi o hadisi bilmiyorsa; ama yapmış, Allah bir söz vermiş, yani mesela diyor ki; “saçı sakalı beyaz olan bir insanı ben Cehenneme koymam” diyor. Fakat o da, o hadisi unutmuş. O anda heyecandan aklına gelmemiş veya bir sebeple aklına gelmemiş. Allah’ın onu unutmasını fırsat bilip, (haşa) alıp onu Cehenneme koyacağı imajını veriyor. Yani Allah’ın bu kadar mantıksız, bu kadar zalimane bir şey yapabileceği imajını veriyor. Eğer bilgisi de olursa, Allah ile böyle cedir cedir (haşa), kaba bir üslup ile konuşarak Allah’ı mahcup edeceğini (haşa) ve dediğini yaptıracağı gibi bir imaj veriyor. Bunun sonucunda ne olur bir insan?
OKTAR BABUNA:Dinsizlik olur Hocam, inşaAllah. Allah saklasın.
ADNAN OKTAR:Nasıl olur böyle bir toplum? Yani mesela bir insan, her şeye çok dikkat etmiş, gayet iyi biliyor, fakat orada unutun, bak “unutabilir, ben de unutabilirim” diyor. “Unuttuysak yandık,” diyor. Allah son derece Gafur’dur, Rahim’dir ve sonsuz Akıl’dır Allah. Allah akıla ve mantığa uygun olmayan hiçbir şeyi yapmaz. Dolayısıyla buradaki üslup, tahribat üslubudur, ama bilinçaltına etki yapar bu. Çok çok cahile belki etki etmeyebilir. Zaten diyor ki; (haşa) “kocakarı imanı ile iman edin, tahkiki imana, derin imana gerek yok.” Yani gözü kapalı iman edin, diyor. Allah’ın sanatını, Allah’ın yarattıklarını görmenize gerek yok gibi, araştırmanıza gerek yok gibi. İlimin verdiği delilleri de gerek yok, diyor. Kocakarı imanı edin, diyor. Kocakarı imanı ile gelen, kocakarı imanı ile de gidiyor ondan sonra. Bir de kocakarı deyince, oradaki imaj da çok acayip. Neyi kastettiği de belli değil. Yaşlı kadın bizim anneannemizdir. Kocakarı, bir de acayip bir üslup. Halk arasında pek hoş bilinen bir şey değil, değil mi? Bir yaşlı anne üslubu dese, yine bir derece olabilir. Dolayısı ile tahribatın önü arkası yok. Mesela diyor ki; “en son Cebrail (a.s.) kalıyor. Hatta o da ustalık ediyor orada Allah’a.” Yani Allah’a o da (haşa) böyle, orada dilbazlık yapılması, Allah’ı kelime ile, mantık ile mat etmenin iyi netice vereceği gibi bir imaj veriyor. Bakın,”ustalık yapıyor”, diyor. Allah’a ustalık yapılır mı? “Kim kaldı ey Cibril? Bir sen kaldın,” diyor. Ben kaldım demiyor, diyor. “Ustalık yapıyor,” diyor. Yani Allah herkesin canını aldığında, son kim kaldı dediğinde Cebrail (a.s.)’e, “bir tek sen kaldın” diyor. Şimdi o zaman Allah herkesin canını alacağına göre, bu ne anlama gelir? Senin canının alınması gerekiyor, anlamına gelir Allah’a, değil mi? Ben kalacağım, senin canının alınması gerekiyor, gibi bir anlama geliyor (haşa). Çünkü bir kişi kalması gerektiğine göre, bir varlık kalması gerektiğine göre, Allah kalacak demektir. Cibril (a.s.) Allah olmadığına göre, yani çok garip ve karmakarışık bir mantık örgüsü meydana getiriyor. İnsanların beyni böyle adeta pişiyor. Yani Osmanlı döneminde olan o karmakarışık ruh, Osmanlı’nın çökmesine neden olan o karmakarışık ruh ortaya çıkmış oluyor. Kuran’ın tertemiz üslubu varken, sahabe devrinin tertemiz, net, berrak, akılcı üslubu varken, böyle bir üslup ile ortaya çıkıyor. “Allah’a ustalık etti.” Denir mi böyle bir şey? Sen kimsin de, Allah’a ustalık edeceksin sen, inşaAllah.
Mesela; “Efendimiz pazarlık yapıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) sahabeler ile pazarlık yapıyor. Rabbimiz 3000 Melek gönderse yeter mi diyor.” diyor. Yani Peygamber (s.a.v.), sahabelerle pazarlık yapıyormuş, kaç tane Melek göndersin diye, (haşa). Mesela bak; “adamın parasını iste, evini iste cemaatini bırakır” diyor. Sen böyle yetiştirirsen, böyle olur tabii ki, değil mi? Bak diyor ki; “adamın evini iste, parasını iste cemaati bırakır. Arabayı kapıda bırakacak hali yok ya. Hayrına arabayı bırakacak. Nerede öyle cemaat?” “Cemaati bırakır,” bak bütün cemaati suçluyor, toptan. Halbuki Müslümanlar malını, canını Allah’a satmış, Kuran’a göre. Niçin Allah yolunda malını canını vermesin? “Cemaati bırakır tabii. Herkes evini, arabasını,” diyor. Mesela namaza diyor ki, teravih namazına; “sakın korkmayın. Hepsi birden 45 dakika sürüyor. Korkulacak bir şey yok. Üç saat, beş saat namaz kıldırmıyoruz size.” Bu Müslümanlara karşı hakaret değil mi? 3 saat namaz olsa, Müslüman ondan rahatsız mı olacak, korkacak mı? Namaz kısaysa kılarım, uzunsa kılmayayım o zaman” mı diyecek. “Zorsa yanaşmayayım” mı diyecek. Olacak iş mi bu? Bak; “şeytan öyle bir ustalık yaptı ki,” diyor. Onu da, şeytanı çok akıllı ve Allah’a karşı ustalık yapabilecek bir güçte göstertiyor. “İnsanların dirileceği kadar beni yaşat, diye bir ustalık yaptı ki, tamam derse Allah bu ölümden sıyrılıyor.” diyor. Yani Allah’ı oyuna getirecek, şeytan diyor. Ama yapamadı diyor. Ama yaptığı ustaca hareketti, diyor. Bu toplumun bilinçaltına birikir birikir, ne olur sonra toplum, değil mi? Çöker beyni, Allah esirgesin. Mesela büyük bir kitlenin imanı muazzam zarar görür.
Televizyon reyting yapacak diye böyle insanları çıkartıp milim milim, santim santim insanların beyninde tahribat meydana getirmek çok büyük hata olur. Asıl olan insanların imanlarının kurtarılmasıdır. Allah aşkının, Allah korkusunun artırılmasıdır. Bunun da, Allah’ın varlığının delillerinin, yani iman hakikatlerinin insanlara gösterilmesi çok önemlidir. Hücrenin yapısından tut, kelebeklerin hayatından, kendi bedeninden. Çünkü Allah diyor: “Size Allah ufuklarda ve kendi bedenlerinizde size ayetlerini gösterecek, siz de görüp tanıyacaksınız” diyor. Ve Allah Kuran’da sürekli iman hakikatlerine dikkat çekiyor. Çünkü Allah’ın varlığının delilleridir. Biz onunla Allah’ı çok severiz, Allah’a bağlanırız, vicdanımızı kullanarak. Dolayısıyla putların ortadan kaldırılması, Darwinizmin ve materyalizmin ortadan kaldırılması ve iman hakikatlerinin anlatılması çok hayatidir. Ve dinin de, Kuran’ın da, Allah’a saygılı bir üslupla, Kuran’a saygılı bir üslupla, hadislere saygılı bir üslupla anlatılması lazım. Böyle bilinç altı kurgulama üslubuyla olmaz. Yani bilmeden, cahillikle müthiş tahribat yapıyor. Bilmeden alaycı bir üslup kullanıyor. Kasten yapıyor demiyorum ama çok cahil. Yani insan psikolojisinden anlamıyor. Bir insanın neyi niçin yaptığını bilmiyor. Mesela Habertürk’e çıkarttılar bunu, yerlere yatıyor adam, tombul, anlamıyor. Keyfe geldi, hoşuna gitti onun gülmesi. Boş boş bakıyor ona. Neden güldüğünü fark edemiyor. Mesela Fatih Altaylı böyle ince ince ona dokunduruyor. Onu da fark edemiyor. Böyle mest oldu, acayip hoşuna gitti. Kafaya da parlak fesini koymuş. Böyle soba borusundan kesme gibi yeni bir stil, tarz yapmış kendine.
Mesela bak diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.)’yi çok bekleyenler var ama yarın gelince Mehdi (a.s.) onları kesecek en evvela.” Bak Mehdi (a.s.)’yi kasap gibi gösteriyor, “kendilerini kesecek en evvela.” Kasap derken, tabii insan kasabı. Gerçek kasaplar olmazsa biz et yiyemeyiz. Onlara helal olsun, onları çok seviyoruz. “Hz. Mehdi (a.s.)’yi çok bekleyenler var.” Ama insan kasabı da demeyelim, o da kullanıyor, öyle doğrayıcı diyelim. “Hz. Mehdi (a.s.)’yi çok bekleyenler var. Mehdi (a.s.) gelince onları kesecek.” Bakın bu da Mehdi (a.s.) için bir bilinç altı olumsuz kurgulamadır. Yani bir çocuk duyduğunda, Mehdi (a.s.) ne yapacak? Adam kesecek. Mehdi (a.s.) ne yapacak? Kırıp yıkacak. Binaları çökertecek. Halbuki Mehdi (a.s.) kan akıtmaz. Damla kan akıtmaz. Uyuyan kişiyi uyandırmaz. Sevgiyi, tutkuyu, aşkı yaşatacak insandır. Bunu teşvik edecek insandır Mehdi (a.s.). Bak “Mehdi (a.s.) gelince onları kesecek. Bugün Vahabi mezhebi, bugün Şia mezhebi,” yani Aleviler, Bektaşiler hepsi. “Şia mezhebi, Mehdi (a.s.)’yi en çok bekleyen mezheptir. Şia mezhebi şimdi Mehdi (a.s.)’yi bekliyor. Mehdi (a.s.) geldi mi ne yapacak? Onları asker mi yapacak acaba yoksa pırasa gibi doğrayacak mı?” Şimdi pırasa gibi doğrayacak mantığını verirsen, kan dökecek bir Mehdi (a.s.)’den bahsedersen, bütün binaları yerle bir edecek, yıkacak bir Mehdi (a.s.)’den bahsedersen, insanlar Mehdi (a.s.)’nin gelmesini istemez. İsa (a.s.)’yı da böyle tanıtırsan, İsa (a.s.)’nın da gelmesini istemiyorlar. Ondan sonra da, “570 sene sonra gelecek” diye müjde veriyor. Bir kısmı da, “hiç gelmeyecek” diyor. Ve bu sevgi insanlarını, bu aşk insanlarını, Allah aşkını insanlara öğretecek bu masum, tertemiz insanları, bambaşka bir şekilde insanlara gösteriyor. Ve muazzam hizmet yaptığını söylüyor. Öbürü de 1000 sene daha ilave ediyor. “İmam-ı Rabbani dedi” diyor. Bir 1000 yıl daha ilave ediyor kafadan, 3000 yıl yapıyor.
VTR
OKTAR BABUNA:Evet Hocam tam dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR:Evet. Şimdi kesecek dedin mi, bir de bu cahil Müslümanları, Alevi, Bektaşi kardeşlerimize karşı öldürme hırsı bilemez mi böyle bir şey? Ve Şiileri. İran tertemiz insanlar. Bizim dostumuz İran ve yarısından çoğu da Türk’tür İran’ın. Nur gibi insanlar. 5 vakit namazlarında, Allah’ımız bir, Kitabımız bir, Kıblemiz bir, her şeyimiz bir. Niye doğransın bu insanlar? Vahabiler 5 vakit namazını kılan tertemiz insanlar. Niye doğransın? Zaten Musevilerin tamamı doğranması gerekiyor. Hıristiyanların tamamı doğranması gerekiyor. Yani diğer zevat zaten doğranması gerekiyor. Yani hele ben, herhalde en başta doğranması gerekenlerden bir tanesiyim. Nereye gidiyor bu durum, bunun mantığı ne?
OKTAR BABUNA: Milyarlarca insanı katledecek yani.
ADNAN OKTAR: Bu durumda en fazla 50 milyon falan insan kalır. Dünya 7 milyar değil mi? En fazla 50 milyon, o da en fazla. O da artık Cübbeli’nin insafına kalmış. Sel gibi kan akıtılması lazım; bu kafada olan Evanjelikler de var. Onlar da atların boynunu geçecek kan diyorlar, o kadar kancı bunlar. Kan istiyorlar. Mehdiyet kan akıtmaz, damla kan akmayacak. Peygamberimiz (s.a.v.)’den açık hadis var; “insanların burnu dahi kanamaz. Tek damla kan akmaz ve hatta uyuyan kişiyi uyandırmaz” diyor. O kadar merhametlidir Mehdi (a.s.). Mesela “İstanbul’u tekbirle Allah’ı anarak alır” diyor. Ve hiçbir şekilde orada mücahitler kan akıtmaz, İstanbul fethedilirken. Mesela “Roma’yı da feth edecek, orada da kan akmayacak,” diyor. Mehdi (a.s.)’nin kılıncı ilimdir, bilimdir, sevgidir, şefkattir, merhamettir. Bak bunun yaptığı tahribatı ve bunun tiplerin yaptığı tahribatı temizlemek çok zor oluyor. Onun için, bunu çok iyi bildikleri için de, bunu ısrarla ortaya çıkarıyorlar, bir kısım insanlar bilmeden. Bir kısmı da bilerek.
“Saygıdeğer Hocam. Siz hep Bayraktar Bayraklı gibi Hocaların hiç sevgiden bahsetmediklerini söylerdiniz. Dün Bayraktar Bayraklı sevgiden bahsetti.” MaşaAllah, hele şükür, güzel, iyi bir gelişme. Cübbeli de İslam aleminin çektiği acılardan bahsetmeye başladı ilk defa. O da iyi bir gelişme, hayra alamet yani maşaAllah. “Tavsiyeleriniz mutlaka hayata geçiyor Allah’ın izniyle. Saygılarımla.” Nedret Hanım yazmış.
Adil Bozdan; “Selam Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi. “Cafer İskenderoğlu,” kim bu? Şimdi yeni yeni adamlarla uğraşmak istemiyorum ben böyle. “Hz. Mehdi (a.s.), İsa (a.s.) ve Kıyamet alametleri konusunda televizyonda programlar yapıyor ve sizin söylediklerinize benzer tarifler olduğu için, doğru söylemediği konusunda bir zanna düşmedim. Ve bu tür röportaj da bana çok mantıklı geldi.” Tamam, güzel. “Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz? Siz gökteki UFO’ların, cinlerin yaptığı bir oyun olduğunu sohbetinizde söylemiştiniz” Olabilir. “Kendisinin de böyle bir yazısı var.” Olduğu gibi almıştır bizim siteden, yazmıştır. Zaten birçok kardeşimiz alıyor, Müslüman kardeşimiz alıyor. Bizim sitelerimizden birebir aynısıyla alıp yayınlıyorlar. Allah razı olsun, güzel. Canım bir şey yok, güzel, tamam Adil Kardeş bir şey dediğimiz yok, yayınlasın. İyi aferin, maşaAllah. Abuk sabuk bir şey anlatırsa, açıklarız inşaAllah. Başka ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siz de bahsettiniz şimdi sizin eserlerinizi yayınlamasından, sizin eserlerinizle Müslüman olan birisi var Hocam inşaAllah. “Müslüman olan uyuşturucu kaçakçısı. Bir zamanlar tam bir suç makinesi olan İngiltereli uyuşturucu kaçakçısı olan Clifford Brown Müslüman olup Bilal ismini almış” Hocam. Şöyle diyor: “İslama girmesinde Kuran-ı Kerim’in ve Harun Yahya’nın kitaplarının etkisinin olduğunu ifade eden Bilal’in, hidayete ermesi ise son derece ilginç” diyor. Camiye kitaplarınızı getirmişler Hocam sizin, en sonunda da diyor zaten. “Bu arada mescidde tanıştığı bir İngiliz Müslüman, bana Harun Yahya’nın kitaplarından bazılarını hediye etti. Bu kitaplar beni çok etkiledi. Harun Yahya’nın kitapları sayesinde İslam ve Allah ile ilgili kafamı karıştıran soruların cevabını buldum ve Müslüman olmaya karar verdim” diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Böyle milyonlarca insan var, İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da. Onun için bu dünya çapında panik. Yani Cübbeli’nin kitaplarıyla adam imanını kaybederken, benim eserlerimle insanlar iman buluyorlar Allah’a çok şükür. Allah orada “Hadi” ismiyle tecelli ediyor. Hangi internet sitesinde yayınlanmış bu bakayım?
OKTAR BABUNA: Habername.com Hocam. Amerikan devleti, Amerikan hapishanelerinde sizin kitaplarınızı okutturuyor Hocam maşaAllah. Ve en çok Müslüman olanların oranı da, Amerikan hapishanelerinde. Hidayetlerine vesile oluyorsunuz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela ünlü sanatçılar var, yabancı sanatçılar var Müslüman olan benim kitaplarım vesilesiyle, ama ben bunu söylemiyorum. Onlar bize özel olarak bildirdiler, ama Hocam söylemeyin dediler, inşaAllah. Birçok sanatçı var Müslüman olan, Allah’a çok şükür, maşaAllah.
Görüntüyü tamamen Allah yaratır. Renkleri Allah verir, dışarıda renk yoktur. Dışarıda dalga boyları var, sadece dalga yayar madde. Renk çıkmaz, ışık da yoktur dışarıda. Bizim beynimiz dalgayı, güneşten gelen dalgaları ışık olarak algılıyor, parlaklık olarak algılar. Renk de dalga boylarının farklılıklarından kaynaklanıyor, beynimiz onu o şekilde yorumluyor. Beyinde yorumlanır. Yoksa dışarıda biz saydamız. Görse insanlar, bambaşka bir durum olabilir. Ve dışarısı simsiyah karanlıktır. Güneşi millet pırıl pırıl zannediyor, öyle değildir. Simsiyah karanlıktır güneş. Sadece dalga yayar güneş. Isı da öyle; mesela çok sıcak diyoruz, o bizim beynimizin yorumu. Bir başkasına göre güneş çok soğuktur, donar onun içinde. Güneşe yaklaştıkça böyle kemikleri çatırdar, donar. Kimine göre de bahar mevsimi gibidir güneşin içi, çok çok rahat ve hoş bir yerdir. Tam ortamıdır, oh ne güzel der. İzafidir, algıya göre değişir. Bizim beynimizin algısı bu şekildedir.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, maşaAllah. Hocam sizin sitenizde sizin vesilenizle iman edenler ve imanları artanların çok az bir kısmının mesajları var, izleyicilerimiz de girerlerse, görürler maşaAllah. Dünya çapında insanlar sizin eserlerinizle iman ediyorlar, ya da imanları derinleşiyor, maşaAllah Hocam. Milyonlarca insan bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Bak, Cübbeli’nin lafına bak. Diyor ki: “Mevla buyuruyor. ‘Habibim sabrederseniz haramlardan sakınırsınız’ diye bildiriyor. Bu özellik bizde yok. Bir çıplak karı görsek hemen bakarız.” Müslümanlara hitaba bak, karı. “Müzik dinleriz,” müzik dinlemenin ne mahsuru varsa, bunu da anlamadım. “Televizyonun başından kalkmıyoruz.” Akşama kadar kendisi televizyon seyrediyor. Millete televizyonu yasakladı, seyretmeyin dedi, kendisi seyrediyor. “Sabır yok. Rüşvet almadan duramaz. Haramlardan uzak duramıyoruz,” bak haramlardan uzak duramıyoruz. “Hele şu gıybet, dedikodu, iftiradan kurtulamıyoruz. Bu en çok Müslüman Hacı hocalarda bulunur, dedikodu ve gıybet.” Bak istisna yok. Peygamberimiz (s.a.v.) Hacı değil miydi? Hoca değil miydi Peygamberimiz (s.a.v.)? Nasıl konuşuyorsun sen? Sahabeler Hacı değil miydi? İstisna koymadan bak; “bu en çok Müslüman Hacı hocalarda bulunur.” Zaten halkın kafasında böyle bir imaj oluşturulmaya çalışılıyor. Yani Hacı hoca takımı falan derler ya böyle, aman aman hacı hoca takımı. İşte bu imajı, bu ağızlarla etrafa yaymış oluyorlar. Ve bu insanlar unutmaz onu, bilinçaltında kalır. Adam bak tasdik ediyor, yani bu yanlıştır, bu hatalı bir üsluptur. Samimi bir Müslüman dünyanın en iyi insanıdır, demesi lazım. Fasıksa ayrı, onun adını koysana sen. Fasıktır, zaten ahlaksızdır, onu ayır sen. Münafıktır, zaten ahlaksızdır, ayır onu. Kafirdir ayır. Ama istisnasız bütün Müslümanlara bunu nasıl söylüyorsun? Bu anlama gelmez mi bak? “Bu en çok Müslüman Hacı hocalarda bulunur, dedikodu ve gıybet.” Ben yapmıyorum, açıkça söylüyorum. Ben Emri bil maruf ve nehyi anil münkeri yapıyorum. Allah’tan korkarım inşaAllah. Evet Oktar Hocam ne anlatıyorsun başka?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Ertuğrul Özkök bir yazı yazmış Hocam. “Yeni statükocular çöplüğe gidiyor” diye. Özetle şunu şöylüyor Hocam. Yazının genelinde modada 60’lara dönüş olduğunu anlatıyor. Ancak yazının en sonunda dünyanın yeniden 1968’liler ruhuna döndüğünü söylüyor ve şöyle demiş. “Hey orada afra tafra atan liberal arkadaş, bütün bunlar tesadüf olamaz. Dünya yeni bir 1968’e giriyor ve sizler dünyadaki bu değişimin zerresini anlamayan, kendi dar siyasetinin bir milim dışına çıkamamış, sıkıcı, karanlık insanlar olarak çöplüğe gidiyorsunuz. Artık yeni ve karanlık statükonun devrim muhafızları sizlersiniz. Sizler yeni statükocularsınız. Karanlıklara, kuytulara alışmış ruhlarınız yeni 1968’in yarattığı bu tertemiz havada boğulup gidecek.” diyor.
ADNAN OKTAR: 68’de ne varmış ki?
OKTAR BABUNA: Komünist kuşak Hocam, siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Niye ki? 68’de ben de vardım, ben de Müslüman kuşağıyım. Ve yerden yere vurmuyor muyum, pestillerini çıkartmıyor muyum? Darwinizmi yerle bir etmedik mi? İslam çığ gibi yayılmıyor mu? Bak bütün uyuşturucu içen insanlar, şarkıcılar, şunlar bunlar herkes Müslüman olmuyor mu, milyonlarca insan? Mesela şu an 30 milyon kişi falan takip ediyor bizi, değil mi? Ne zaman oluyor bu iş o zaman?
OKTAR BABUNA: O orada kalmış herhalde, 68’lerde.
ADNAN OKTAR:Şimdi bu yaşlandıkça Ertuğrul Efendi, bazı özelliklerini kaybetmeye başladı. Onun için artık 68-45 falan derken geriye doğru öyle gidecek gibi görüyor. Sürekli her gün bir şeylerini kaybediyor, yaşlandıkça. Acı acı da ağlıyor zaten; şunu kaybettik, bunu kaybettik, teker teker daha da kaybedecek. İslam gittikçe dinçleşiyor. 68 kuşağı inletiyor şu an dünyayı, inletiyor. Ben 68 kuşağıyım buyur, 56 doğumluyum ben değil mi? Onun için Ertuğrul Özkök gece gündüz ağlamasın. 68 kuşağı şu an Darwinizmi yerle bir etti, materyalizmi yerle bir etti, komünizmi yerle bir etti, değil mi? Çığ gibi İslam’ın yayılmasını 68 kuşağı sağlıyor. Helal olsun 68 kuşağına, inşaAllah. 68 kuşağı Mehdi (a.s.) kuşağıdır, Mehdi (a.s.) de o yıllarda doğdu. Sakin olsun, rahat olsun inşaAllah. Oktar Hocam anlat seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Kanser Mehmet Öz’e bile uğradı, Amerika şaşırdı” diye haber var Hocam. Mehmet Öz’deki, bu kalınbağırsağında kitle çıktıktan sonra yaptığı açıklamada; “niye bana oldu, neden oldu?” gibi ifadeleri olmuştu Hocam inşaAllah. “Bütün tedbirleri aldım.”
ADNAN OKTAR: Kardeşim diyordu ki; “turp tohumu yiyin, sarımsak tohumu yiyin hiçbir şey olmaz,” Ben ölümsüz adamı temsil ediyorum,” yani sizler ölümlülersiniz, “ben sizi ölümsüz hale getireceğim, size ölümsüzlüğün sırrını öğreteceğim. Kanserin yaklaşamayacağı insan kitlesini göstereceğim. Bana kanser yaklaşamaz, bana hastalık yaklaşamaz. Size yanaşabilir, ama ben size onun sırlarını göstereceğim” dedi. Büyük konuştu, çok büyük konuştu Allah’a. Ve bak bağırsak da hep yeme içmeyle ilgili yer olur, hep oraya gider. Ben iyi oldu demiyorum, Allah şifa versin, ben bir şey demiyorum. Ama büyük konuşulmaz, çok üst perdeden gidiyor. Amerikan aksanıyla böyle konuşamıyor gibi yapıyor, “siz ne derdiniz ona” diyor. Bırakacak bu ağızları, samimi olacak, Allah’a tam teslim olacak, candan bir üslup kullansın. Her şeyi Allah yaratır, kanser hücresini Allah yaratır, o emri Allah verir, değil mi? Üst perdeden böyle insanlara can veren, canını kurtaran bir üslup olmaz, inşaAllah. Allah canları kurtarır, Allah can verir, değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz Hocam siyasetteki üslubu eleştirmiştiniz. Onun üzerine Abdullah Gül de, Cumhurbaşkanı birkaç defa açıklama yaptı. En son açıklamasında yine; “Siyasetteki kavgacı üslup Türkiye için tehdittir” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet güzel. Cumhurbaşkanımız çok sevimli, bayağı sevimli, çok da mazlum, mütevazi bir insan. Hanımı da, o da çok mazlum, çok mütevazi. İyi insanlar, Allah selamet versin. Şefkatle bakıyorum, şefkat. Şefkatle baksınlar. Bir kısım insanlar öfkeyle bakıyorlar, çok ayıp yapıyorlar. Ve enaniyetle, bilmişlikle, yanlış öyle üst perdeden bakmak yanlıştır. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Amerika’nın “Hoover Institution” isimli düşünce kuruluşuna ait yayınevinin yayınladığı bir kitapta sizden bahsediliyor Hocam. Özet olarak diyor ki;
ADNAN OKTAR:Göreyim, kitap neymiş. Var mı görüntüsü?
OKTAR BABUNA: Görüntüsü yok Hocam, haber vardı sadece. Türkiye’deki eğitimin daha dindarlaştığını, Adnan Oktar’ın vesilesi ile yaratılışçılığın yayıldığın söyleniyor bu haberde.
ADNAN OKTAR: Kim bunu söyleyen?
OKTAR BABUNA: Hoover Institution isimli bir düşünce kuruluşu Amerika’da.
ADNAN OKTAR: Şimdi 10 dk. ara verelim, sen o konuyu baştan anlat, bir de onun hakkında daha detaylı bilgi ver.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam.
SUNUCU 2: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, buyrun.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Biraz önce bahsetmiştik Hocam, ilgili haberi de göstereyim Hocam, İngilizcesi. Özet olarak; “Türkiye’de eğitimin daha dindarlaştığını, Adnan Oktar’ın vesilesiyle yaratılışçılığın yayıldığı söyleniyor. Adnan Oktar’ın yürüttüğü evrim karşıtı bu çalışmaların, Türkiye’de çok büyük etkisi olduğu, 2008 yılında Amerika’nın ünlü bilim dergisi Science’ın yaptığı ankete göre, Türkiye’de evrime inanma oranının %25’in altında olduğu, bu oranın ise gelişmiş ülkelerde görülen en düşük oran olduğu söyleniyor. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani en çok Allah’a inananlar Türkiye’de diyor. Ve Harun Yahya sebep oldu diyor. Helal olsun, helal olsun. Demek ki iflahlarını kesiyoruz evelAllah. Kim diyor dedin bunu?
OKTAR BABUNA: Hoover Institution isimli ünlü bir düşünce kuruluşu Amerika’da Hocam. Onun, yayınevinin yayınladığı bir kitap bu, kitap da.
ADNAN OKTAR: Tamamdır, güzel. Daha yeni başladık ayrıca, onlara sen haber gönder selam söyle, Hocamız yeni başladı dersin, inşaAllah. Avrupa’yı da aynı şekle getireceğiz dersin. Ki orada da çok büyük netice aldık. Çünkü Türkiye’de %90- %95 Darwinizme inanmayanların oranı, çok yüksek bir oran bu, inşaAllah. Darwinizme inananlar %5-10 Türkiye’de şu an, inşaAllah. Bakın bir yılın içerisinde 110 milyon kitabım indirildi, bir yılın içerisinde internetten. Demek ki, dünya çapında bir hayli yaygınlık kazanmışım. 110 milyon kitap ne demek? Çok yüksek bir sayı değil mi? MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam siz münafıkları anlatırken, ibadetlerinde gösteriş yaparlar, mesela oruç tutuyorlarsa, mutlaka onu gösterecek tavırlar yaparlar, demiştiniz Hocam. İncil’de de tam bu örnek geçiyor, okuyayım mı Hocam? İnşaAllah. “Oruç tuttuğunuz zaman iki yüzlüler gibi surat asmayın. Onlar oruç tuttuklarını insanlara belli etmek için kendilerine perişan bir görünüm verirler.” Matta bölümü. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşte münafıkların yöntemlerinden. Bak diyor ki Cenab-ı Allah Nisa Suresi 89’da; “Onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler.” Onlar, mesela kendi nasıl gidiyor Müslümanları bırakıp mal için, para için, rahatlık için, bahane bulur zaten münafık. “Şeytan sizi sakın Allah ile aldatmasın.” Münafık mutlaka Allah ile aldatmaya çalışır, Müslümanları dağıtmak isterken mutlaka Allah ile aldatarak dağıtmak ister. Ve örnek olarak kendini gösterir. “Bak ben nasıl gidiyorum, siz de gidin, sen de git, sen de git ve bu dava dursun” der, münafığın özelliğidir. “Onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız.” Aynı seviyeye gelecektiniz diyor, istediği budur münafıkların. Nisa Suresi 81; “"Tamam-kabul" derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar.” Münafıklarda bir manyaklık vardır. Mesela durur durur, birden Müslümanların aleyhine ani bir hareket başlatır. Birden ters döner evliya gibi bir üslupla, bu şeytanın üslubudur, birden Müslümanlardan yana gibi görünür. Yeniden sapıtır, yine Müslümanların aleyhine döner. Yine ters döner, Müslümanlardan yana gibi görünür. Bak diyor ki Allah, Nisa Suresi 91’de: “Fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar.” Diyor Allah. Yani fitne oldu mu, en üzerinde durdukları konu, fitnedir. Mesela İslam’ın, Kuran’ın bütünü onları ilgilendirmez. O Müslümanların aleyhine ne bulabilir, ona bakar. Müslümanların aleyhinde ne kullanabilirim, dinin o kısmı onu ilgilendirir. Dinin diğer kısımları; cehd etme kısmı, tebliğ kısmı, İslam ahlakının dünyaya hakim olması kısmı, hiçbiri onu ilgilendirmez. Mesela Müslümanların vefalı olması, sadık olması, sabırlı olması küfre karşı Allah diyor; “kurşunla kaynatılmış binalar gibi saf bağlayıp mücadele edenleri Allah sever.” Bu ayetlerin hiçbiri münafığı ilgilendirmez. Münafığı ilgilendiren, tehlikeden uzak, rahat yaşamaktır. Ve sadece kendini düşünür münafık. Ama bunu düşünürken tabii, çok dürüst bir görünüm vererek bunu yapar. Bu çok önemlidir. Ahir zaman münafıkları öbür münafıklar gibi değil. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanının münafıkları da çok çetindirler. Ama Mehdi (a.s.) devrinin münafıkları çok incedir, çok detaylı ve çok girifttir, doğrudan şeytan yardım ettiği için. Çünkü şeytan İslam ahlakının dünyaya hakim olmasını istemiyor. İslam ahlakının dünyaya hakim olmasını istemezken, çıkarıp münafıkları dine, İslam’a, Kuran’a alenen karşı çıkacak şekilde karşımıza çıkarmaz. Dini, İslam’ı çok titiz savunan insanlar olarak karşımıza çıkaracaktır münafıkları, şeytan. Şeytan öyle avanak değil, bizim anladığımız anlamda. Çok zekidir şeytan. Yani müthiş bir zekaya sahiptir. Ve müthiş bir mantık örgüsüne sahiptir, muazzam bir mantık örgüsüne. Fakat akıl anlamında ahmaktır, aklı yoktur. Yani aklı ve vicdanı çökmüştür. Ve münafık da, şeytanın dünyadaki insan olarak yansımasıdır. Diyor ya, “atlılarıyla, yayalarıyla” diyor ya şeytan, yayaları insan şeklindedir, yayaları. Gelir konuşur, faaliyet yapar. Ama bak, şeytan onları tembihler, “sakın dinsiz görünümünde çıkma” der. Nasıl çıkması gerekeceğini sorar o, “çok dindar olduğunu göster, çok takva olduğunu” der. “Onları takva görünümüyle boğman gerekir. Detaya gir, detaylar meydana getir, Müslümanların açıklarını aramaya çalış, mutlaka bir şeyler bulmaya çalış. Ama bunları yaparken de mutlaka takva görünümünde yap ki dışarıdan bakanlar seni fark edemesin. O senin elbisen, öyle görüneceksin” der. Onun için Cenab-ı Allah diyor; “sakın şeytan sizi Allah ile aldatmasın” diyor. Allah’ın adını anarak aldatmasın. Çünkü İblis’in yöntemi, münafıkların yöntemi, Allah’ı yoğun olarak anaraktır. Yani takva görünümünde yapar. Dini mesela karmakarışık hale getirir. “Sen de zorluktan kaçıyorsun ama, ben zorluğun içindeyim bak” der. Şimdi ona bakan avamdan bir insan, “bu kolaylığın peşinde, bu zorluğun peşinde, zorluktan bu kaçınmadığına göre, doğru olan bu” der. Halbuki onu boğacak bir sistemi kurmuştur o. Yani o labirentler kurmuştur. O labirentlerin içinde onu boğacaktır. Yani Kuran’a uygun olmayan, hadise uygun olmayan karmakarışık bir sistem kurar. Onun içinde de boğulduğunda, “ben dememiş miydim? Ben güçlüyüm ama sen zayıfsın fakat bak gördün mü? Boğuldun” der. Halbuki o zaten onu organize edendir. Şeytanın üslubu bu biliyorsunuz. Cehennemde onu söylüyor. “Ben sizi sadece çağırdım, Allah’tan korkarım ben” diyor. Nisa suresi 62’de bak diyor ki münafıklar; “Kuşkusuz, sonra sana gelerek,” diyor. Mesela geliyorlar Mehdi (a.s.)’nin yanına veyahut Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanına; “Kuşkusuz” diyorlar, bak tebliğ yapıyorlar kendilerince. “Biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik." Biz iyilik amacıyla, düzeltmek amacıyla, biz iyi olmanızı istiyoruz. Ve uzlaşmayı istiyoruz diyorlar. Çok uzlaşmacı görünür münafıklar. Böyle alttan alan görünür. Ondan sakın hataya düşmemek lazım, uzlaşmacıdırlar. Bak “biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik." Çünkü ona ait mevzi kazanması gerekir. Münafık yakalandığında tedbiri yoğunlaştırır. Bunun içinde iyilik görünümü ve uzlaşma görünümü yoğunlaştırır, ki gözden kaçsın. Yani yakalanmayı ortadan kaldırmak için bunu yapar. Onun içinde münafıklar genellikle çok başarılı olurlar. Yani tahribatları çok şiddetli olur. Ama biraz bize zorlanıyorlar. Biraz mı, çok mu şiddetli?
OKTAR BABUNA:Çok şiddetli Hocam, inşaAllah. Zorlanıyorlar değil, yani güçleri olmuyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, “uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik diye Allah’a yemin ederler.” Yani Allah adıyla konuşuyor, “yemin ediyorum, sadece uzlaşma ve iyilik, başka hiçbir amacımız yok. Bakın, şurada bir açıklık, gedik var, ben onu düzeltmeye çalışıyorum” diyor. Halbuki bütün amacı, İslam’ı çökertmek. O anda bulabildiği, kendince güya gedik gibi bulduğu bir nokta olmuş oluyor. Bakın İslam’ın bütün hükümleri onu ilgilendirmez. Halbuki İslam’ın yüzlerce hükmü var, değil mi? Ve cehd var. Onu birinci plana alması gerekirken, onu almaz münafık. O, girift yönleri, Kuran’da açıklanmadığını zannettiği, hani vardır ya, (haşa) benzetmek gibi olmasın, kanun boşlukları olur bazen, değil mi? Kanun boşluğu olur. Suçlular ondan istifade etmeye başlar. Münafık da kendince Kuran’da açık bulduğu yerlerden girmeye çalışır. Halbuki Kuran’da zaten bir şey açıklandıysa, o zaten helaldir. Yani mesela kiraz helal mi, değil mi diye biz gidip kirazı araştırmayız. Üzüm helal mi diye araştırmayız. Ama münafık der ki; “bunun hükmünü sen nerde buldun. Kirazın hükmü var mı?” der. Yazmıyorsa haram diye, helaldir, bu kadar. Açık hüküm yoksa, helaldir değil mi? Ama münafık bunu kabul etmez. Onu kendince bir kurnazlık olarak kabul eder, yani bu yöntemi.
“Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet’teki en büyük hayalini açıklamış. Programda Hürriyet’teki en büyük hayalini açıklayan Özkök, tavşan kardeş kostümü giyerek Hürriyet binasının koridorlarında dolaşmak en büyük hayalim” demiş. Olacağı buydu yani. Her gün diyor, şunu kaybettik, şunu kaybettik, en sonunda bak. Tavşan kardeş kostümü giyerek Hürriyet binasında hoplayarak gezmek istiyormuş. Sıçrayarak gezecekler, böyle tavşan kardeş şeklinde. “Altmış sekiz kuşağının en iyi temsilcisiyim” diyor, sonuç bu. “En mükemmel temsilcisiyim, tavşan gibi de hoplayacağım” diyor.
Efendim, Tevbe Suresi, 74. Bakın, ayette diyor ki Allah; “İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir.” Ne biliyor musun erişemedikleri şey? Münafığı zannedersin ki, hani gözü büyük olur, mesela büyük bir alim olmak yahut Mehdi (a.s.) olmak veyahut Peygamber olmak, yani sapkınlıktır bu ama, bu zaten nefret ettiği sistemdir, yani öyle bir şey olmaz. Münafıklarda farklılık vardır. Mesela saf tipler vardır, aklı zayıftır yahut cezbe halindedir veyahut sorunludur, Mehdi (a.s.) olmak ister, belirli bir noktaya gelmek ister, değil mi? Mesela alim olmak ister veya Peygamberlik iddia eder. Münafık böyle değildir, münafık (haşa) Allah’ı da beğenmez. Hepsinin üzerinde görür, şeytan gibi, yani şeytanla aynıdır. Bak diyor ki Allah; “İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir.” Asıl bilinç altındaki ana hedefleri bu oluyor. Yani Allah’tan daha büyük olmak, (haşa). Bakın; “Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu.” İntikamcıdır münafık. Akşama kadar, yani böyle hasta ve psikopat ruhludur, nasıl intikam alırım, onun düşüncesi içerisindedir. Veyahut nasıl birilerine bir şeyler söylerim de Müslümanlara saldırtırım veyahut Müslümanın aleyhinde nasıl haber yayarım, diye bununla uğraşır münafık. Akşama kadar ana konusu budur, yani beynindeki tek konu budur, yemek, içmek, uyumak ve Müslümanlardan intikam almak. Başka bir konusu yoktur münafığın. Bak, “Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu.” Yani onlara, Allah, elçisi kanalıyla veyahut Mehdi (a.s.) kanalıyla onlara en güzel iyilikleri yapar, en güzel ikramları sunar, en iyi ortamlarda yaşatır. Ama bu onların azgınlığını ve ona karşı öfkelerini artırıyor. Mesela en güzel şekilde giyiyor, en güzel şekilde yiyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında, değil mi? Huzurlu bir ortam, kötü söz işitmiyor, yanlış bir konuşma olmuyor, çok sevecen, sevgi dolu güvenli bir ortam. Münafığa bu yetmiyor. Münafık pislik içinde yaşamak ister, pislik sever. Diyorum ya, domuzun kirli yerinde kan emme ve ayrılamaz da. Yapıştı mı kene gibi kanı sürekli emer. Şimdi zannedersin ki kene arada uçacak falan zannedersin, şöyle hafif bir tur atar gelir, yine gelir kene oraya yapışır. Çünkü kan oradadır. Bu pisliğin içinde işin ne dersin, “orada kan var, beni bu ilgilendiriyor” der münafık.
Bak diyor ki; Ali İmran Suresi 154’te, “Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak,” cahiliye kafasıyla bakarlar, yani Kuran-i mantıkla bakmaz. Kuran-i mantığı, Kuran’la mücadele için kullanır münafık. Kuran’a karşı savaş için kullanır Kuran’ı. Onun için Hz. Ali (r.a.), Mehdi (a.s.) ile ilgili gelen hadiste, “Mehdi (a.s.)’nin işi zordur. Çünkü münafıklar Kuran’la onun karşısına çıkacaklar.” diyor. “Mehdi (a.s.)’nin işi çok zordur” diyor hadiste. Bak, “Mehdi (a.s.)’ye, münafıklar Kuran’la karşısına çıkacaklardır” diyor. “Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: ‘Bu işten bize ne var ki?’ diyorlardı” çıkarcı oldukları için. Bakıyor, “kan var mı?” diyor, kan. Yok. Nerede? Domuzun ilgili yerinde, gider oraya yapışır. “Bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik diyorlar.” Yani “bir çıkarımız yok. Ya hapsedileceğiz, ya dövüleceğiz, ya iftiraya uğrayacağız, bizim burada bir çıkarımız olmaz” diyorlar. Nerede olur? “Domuzun ilgili yerinde” diyorlar. Onun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den kitleler halinde ayrılıyorlardı münafıklar. Yanında durmaya, yüzünü görmeye tahammül edemiyorlardı o mübareğin, o nurun. Yakıyordu onları onun nuru. Bak, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yüzüne bakmaya tahammülleri yoktu. Yakıyordu onun nuru. Bütün münafıkları, Mehdi (a.s.)’nin nuru da yakar bütün münafıkları. Bakamaz ve kaçabildiğince kaçar, yani en ziyade istek duydukları şeylerden bir tanesi de odur. Mehdi (a.s.)’den mümkün mertebe uzak durmak. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den mümkün mertebe uzak durmak. Hatta sohbet halinde Peygamberimiz (s.a.v.) sohbet ediyor; birisi kalkıyor gidiyor. Avanak münafık da onu siper alıyor, ayet var, onunla beraber çıkıyor. Yani bu kadar ahmak, fark edilebileceğini fark etmiyor. Bütün sahabeler orada, salak, görünmez mi o. Klasik ahmak yani ve kendini ama çok akıllı zannediyor, kurnazlık yaptığını düşünüyor böyle. “Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar.” Yani payına düşen nedir? Ona bakıyor ve ondan yararlanmaya çalıyor. Yiyip içip yan gelip yatmak, ama o arada Kuran’ı kolluyormuş gibi görünüp, Kuran’a karşı savaş vermek. Bunu nasıl yapıyor? Namazı kılar, orucu da tutar. Cihadı yapmaz, dinin yayılmasını istemez, tebliğ yapmaz. Dolayısıyla her münafık anti-Mehdi’dir. Hiçbir münafık Mehdi (a.s.)’yi ağzına almak istemez, yani şiddetle kaçınırlar. “Siz de, sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız.” Daha önceki münafıklar nasıldı, onlar da paylarından yararlanmak için, Müslümanların yanından kaçıyorlardı, değil mi? Gidiyor babasında yahut anasından yahut abisinden veyahut iş yerinden neyse, o paylarından yararlanmak için Müslümanların yanından kaçıyorlar. Bu münafık karakteri. Ama “daha öncekilerin yaptığının aynısını yapıyorsunuz” diyor Allah. Yani münafık karakterinde bir değişiklik olmuyor. Onlar da aynı şekilde Kuran’ı kullanarak, Kuran’a karşı mücadele verirler. Kuran’ı kullanarak Müslümanlara karşı mücadele vermeye kalkarlar. Ama cehd etmekten ve tebliğden şiddetle uzak dururlar. En istemedikleri şeydir. O da, Kuran’ı Müslümanların gerçekten anlayamayacağını zannederek öyle bir ahmaklık içine girerler. Yani Kuran onlara kapanmıştır, anlayamaz. Kuran’ın özgürlüğünü de kavrayamaz.
Oktar’ım özellikle, açıkça da söylüyorum, benim ana görevlerimden birisi de münafıkları pestil gibi ezmek, ama Kuran’la, hadisle, ilimle, bilgiyle, sevgiyle. Sevgi münafıkları yakar, muhabbet münafıkları yakar. Münafık kan ister, zulüm ister, bir kısım cahiller de istiyor. Ayrı onlar inşaAllah.
OKTAR BABUNA: O söylediğiniz ayeti okuyorum Hocam, “siper ederek”.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Elçinin çağırmasını, kendi aranızda kiminizin kimini çağırması gibi saymayın. Allah, sizden bir diğerinizi siper ederek kaçanları gerçekten bilir. Böylece onun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar.”
ADNAN OKTAR: Münafıklarda hep bir bela gelme korkusu içindedirler zaten. Yani hayatları Cehennemdir aslında münafıkların.
Erdem Üstün kardeşimiz diyor ki: “Hocam Türkiye’nin bölünmesi konusunda çok tedirginim. Bu konuda ne diyorsunuz” diyor, özetle. Allah Türkiye’yi bölmeye kalkanları helak etsin. Allah onları mahvetsin. Allah akıllarını alsın. Allah onları delirtsin. Allah mahvetsin Türkiye’yi bölmeye kalkanları, kim varsa. Türkiye’yi böldürmeyiz. Bölmeyi kalkanı da böleriz inşaAllah, ama ilimle, akılla, sevgiyle. Öyle bir şey olmaz. Yani gizli veyahut açık kahpelik yaptırmayız. Türkiye bütün, biz büyüyeceğiz. Türk-İslam Birliği’ni kuracağız. İttihat-ı İslam’ı kuracağız. Sezdirmeden, çaktırmadan yapmaya kalkanların da kafasını bura bura bura 8 kere tur attırırım, duya değdiririm ve pırıl pırıl aydınlanır. Çaktırmadan da yapamazlar, çaktırarak da yapamazlar. Biz onlara öyle bir çaktırırız ki neye uğradıklarını şaşırırlar. Onun için böyle bir korkuya gerek yok, inşaAllah. Mehdiyet devrinde ittihat vardır, birlik vardır. Türkiye büyüyecek, Turan olacak inşaAllah. Bütün Türki devletler birleşecekler. Koskocaman bir Türk Birliği olacak ve bütün İslam alemi birleşecek, Türklüğün öncülüğünde, koskoca bir Türk-İslam Birliği oluşacak. Bu ırk birliği değil. İman birliği, sevgi birliği olacak. Biz ırk üstünlüğünü kabul etmiyoruz. Genetik üstünlüğü kabul etmiyoruz. Genetiğe göre insanları değerlendirenleri, faşist kafayı Allah helak etsin. Ben onu kabul etmem. Bir ırkın bir ırka üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvayladır. Bunu kim söylüyor? Allah’ın nuru, güzel Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor değil mi? Bu konuda rahat olsunlar.
Yusuf kardeş diyor ki; “Hocam mail adresimden attığım sorularıma cevap zor geliyor.” Efendim sonra ne diyor? “Mehdiyet konusunu bize anlatın” diyor özetle, bunu anlıyorum. Canım kardeşim internet sitelerine gir alimlerin, bazı Hocaların ve anlı şanlı profesör Hocaların hepsi gürül gürül bağıra bağıra “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diyor. Niye korktunuz canım Hocalarım? Değerli Hocalarım ben elinizi öpeyim sizin. Niye bu kadar korktunuz? Gelmeyecekse çok sakin olun, oturun evinizde, değil mi? Mesela sen, “gökten bir şey gelecek” diyorsun, farz edelim. Gelmeyecekse sakin ol sen, niye korkuyorsun? Bu kadar paniğin sebebi ne biliyor musun? Geleceğinden % 100 emin olmaları. Ben niye bu kadar tedirgin değilim. Bak ben her zaman örnek veriyorum. Budistler, yüz milyonlarca adam bunlar, “Budha geri dönecek” diyorlar. Allah Allah. İlginç, ilginç bulurum sadece. Muhattap dahi olmam. Masonlar ne diyor? “Adonay, Adon geri dönecek ve dünyaya hakim olacak” diyorlar, Adon. Ben hiç rahatsız olmadım sayın Hocalarım. Yani hepinizin elini öpeyim ben. Niye internet sitelerinizde ana konu Mehdi (a.s.) gelmeyecek? Niye panik oluyorsunuz canım Hocalarım? Bediüzzaman gibi mübarek bir insan, “Mehdi (a.s.) gelecek” dedi diye, 600 sayfa Bediüzzaman’ı eleştiren kitap yazıyorsun canım Hocam. Darwinizm’i eleştiren niye 2 safya yazı yazmadın? Baygın bakışlı Hocam benim, değil mi? Niye 2 sayfa yazamadın? Niye oturup Darwinizm’i savunuyorsun, evrim vardır diyorsun, değil mi? O tombul Hocayla beraber oturuyorsun, takla atıyorsun değil mi? Sonrada 600 sayfa, vaktine yazık. Sen Bediüzzaman’ı eleştirsen kaç yazar, kaç yazar yani değil mi? Bediüzzaman ortada, sen de ortadasın. Senin o baygın bakışlarına bakıp kim hidayete erdi, kaç kişi imana geldi, değil mi? Bediüzzaman vesilesiyle kaç milyon kişi imana geldi, bir kıyasla bak bakayım, o zaman kendini anlarsın sen. Bediüzzaman’ın tırnağı etmezsin sen, tırnağı. Hepsini yanlış anlamış Bediüzzaman’ın izahlarının, hepsini. Ön yargıyla bakarsan göremezsin. Gelsin, dizimin dibine otursun, anlatayım. 600 sayfanın, 600’ünün de yanlış olduğunu anlatacağım, inşaAllah. Tek tek ispat edeceğim. Uçmasın, değil mi? Efendime söyleyeyim.
Kardeşim bakın, Yusuf kardeş, canım kardeşim. Osman Ünlü Hocam çıkıyor diyor ki; “ben bir 1000 yıl daha ilave ettim Mehdi (a.s.)’nin gelmemesi için “diyor. “Kafadan 1000 yıl.” diyor. Bu Mehdi (a.s.) paniğidir. Osman Hocamdan sonra Cübbeli Hocam çıkıyor diyor ki; “ben de 570 yı ilave ettim, 570 yıl sonra gelecek” diyor. Bunlar Mehdi (a.s.)’nin gelmesini istemeyen kardeşlerimiz. 5 milyar yıl diyen kardeşlerimiz var. Bir kısmı diyor ki; “yüzyıllar önce geldi.” Bir kısmı da; “hiç yok Mehdi (a.s.)” diyor. Hatta Nur talebesi bildiğimiz bir kardeşimiz, saçları ünlü bir şarkıcıya benziyordu. Kestirdi, şu an daha nispeten benzemiyor. Ama tavırlardan bazı kısmı benziyor yine, bazı yönleriyle benziyor. Bu Hocamız ne diyor? “Bediüzzaman diye bir kişi yok” diyor, bir. “İmam-ı Gazali de yok, İhya da yok. Efendim, İmam-ı Rabbani’nin Mektubatı da yok. Hiçbir şey yok” diyor. “Kütüb-i Sitte de yok. Hepsini ben bilirim” diyor. Samanyolu’na çıkıyor, Mehtap Tv’ye çıkıyor konuşuyor. Allah’a çok şükür ki karşısına Bediüzzaman’ı seven birisini çıkartmışlar, bir kardeşimizi, bir denge kurmuşlar, hele şükür, bismillah. Benim uyarılarımdan sonra yoğun uyarılarımdan sonra uyandı kardeşlerimiz, maşaAllah bu güzel.
Şimdi Şaşar Beşer Hocamız, meşhur, mübarek kastettiğimiz kişimiz. Ne diyor hazret? “Mehdi (a.s.) şahs-ı manevidir” diyor, diyebilir. “Hz. İsa (a.s.) şahs-ı manevidir” diyor, diyebilir. Bir de baktık, Hoca tamamen reddediyormuş meğer. “Hiç yok” diyor. “Mehdi (a.s)’de yok, İsa (a.s.)’da yok.” Çünkü şahs-ı manevi deyince, yine şahs-ı maneviden şahsa döner diye çekildi Hoca. Kökten sağlama başlamış. Şaşar Beşer Hocam, niye panik oluyorsun, niye panik oluyorsun? Mehdi (a.s.) gelmeyecek de, sakin ol, otur evinde. Sayfalarca niye yazılar yazıyorsun canım Hocam, değil mi? Ve niye çıkıp, de ki mesela; “Kabe’de baskın olması Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti değildir. Böyle bir hadis yok ve böyle bir olay da olmamıştır” de değil mi? “Fırat’ın suyu kesilmeyecek, böylede bir hadis yok. Fırat’ın suyu da kesilmemiştir. 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları yok. Böyle bir hadis yoktur. Böyle bir olayda olmamıştır Ramazan ayında” de, ben de geleyim senin elini öpeyim. Ama öbür türlü, o eline boya süreriz böyle hafif, yani elinin rengi belli olsun diye. Doğru konuşacaksın. Yani tam adamının eline geldiler, evelAllah. Gözümün içine baka baka 1000 yıl ilave ediyor Hoca. Bakın artık Hocalarımızın bir kısmının gözü bir şekle geldi, yani bir şekle geldi. Yukarıya doğru gitmeye başladı gözleri. Bir de Türk Milletinin gözünün içine baka baka bunu söylüyorlar, 1000 yıl ilave ediyor. Yanlış hesap bizden döner. Bak 7000 yılla ilgili hadisi konuşamıyor arkadaşlarımız. “Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler” bakın onları çok rahatsız eden bir kitap, bir daha gösteriyorum. Göster bunu kardeşim. Şimdi bu adamlar Ehl-i Sünnet’se, bu kitabı alıp okuyacaklar. Suyuti artık, Suyuti’ye de itibar etmiyorlarsa, ben Ehl-i Sünnetim demeyecekler. Bakın Resulullah (s.a.v.)’ı eğer seviyorlarsa, Resulullah (s.a.v.)’a eğer güveniyorlarsa, sahabelere güveniyorlarsa, sahabelerin naklettiği hadislere güveniyorlarsa, bak ne diyor? İbn-i Asakir diyor ki; “Ebu Said Ahmed b. Muhammed Bağdadi (aradaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.), O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) söylüyor” Hocalarım, canım Hocalarım. Ehl-i Sünnet olduğunu iddia eden Hocalar. Osman Ünlü, Şaşar Beşer hepsi. “Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: ‘Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah-u Teala onun için, gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişçesine şu dünyanın’” dikkat buyursunlar, dikkat etsinler, istirham ediyorum. ‘“Yedi bin yıllık ömrü müddetince sevap yazar.’” Sahih hadis, buyurun. 7 bin yıllık bir takvim veriyor Peygamberimiz (s.a.v.). Muhtemelen Hz. İbrahim (a.s.)’in doğumu esas alınmış. İbni Adiyy diyor ki: “Ebu İshak, İbrahim b. Abdullah Nebti, (aradaki ravi silsilesi ile) Enes b. Malik (r.a.)’den tahriç etti. O dedi ki: ”Allah’ın nuru, Allah’ın güzel Peygamber (s.a.v.)’i söylüyor bunu bakın. “Resullullah (s.a.v.) buyurdu ki: dünyanın ömrü, Ahiret günlerinden yedi gündür.” Ve Kuran’dan Peygamberimiz (s.a.v.) delil veriyor bakın, mübarek ağzından. “Allah-u Teala buyurdu ki: ‘Senin Rabbinin yanındaki birgün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.’" Yedi gün, yani yedi bin senedir diyor Resulullah (s.a.v.). Kuran’dan ayetle ispat ediyor, anlatıyor. Ayetle söylüyor. İbni Ebi Dünya, Zemmil Emel'inde diyor ki: Ali b. Said, Hamza b. Hişan'dan, O da Said b. Cubeyr'den rivayet ettiler ki, Dünya, Ahiret haftalarından bir haftadır.” Ahiret haftalarından, yani 7 bin yıldır. “İbni Ebi Hatem, Tefsir'inde İbni Abbas'dan rivayet etti ki: ‘Dünya, Ahiret haftalarından bir hafta olup, yedi bin senedir ve bunun altı bini geçmiştir.” Altı bini geçmiştir. Bu altı bini açıklıyor zaten Peygamberimiz (s.a.v.). Nasıl açıklıyor? Diyor ki; “Ahmed İbni Hanbel İlel'inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed'den O da Vehb'den rivayet etti: Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir.” Yani kastettiğini açıklamış oluyor Peygamberimiz (s.a.v.), 5600 yıl geçmiştir. 7 binden, 5600 yılı çıkarırsak ne yapar?
OKTAR BABUNA: 1400 sene yapar.
ADNAN OKTAR: 1400 sene evet. Cübbeli ağzına alamıyor bu hadisi. Önce bir inkar etmişti. Göstersene o filmi, bak nasıl Cübbeli’yi hoplattı bu hadis. O 7 bin yılla ilgili hadisi. HaberTürk’e çıktı, “Böyle bir hadis yok” dedi. Çünkü bu hadisi kabul ederse, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı için başka yüzyıl yok. Bu hadisleri kabul ettiğinde, kabul etmemesi de imkansız, 8 tane sahih hadis var, değil mi? Çünkü 5600 yıl çıkardığında Hicri 1400’le, 1500’ün arasında başka bir tarih kalmıyor. Ondan sonra Kıyamet bekleniyor. Hazır göreyim.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Cübbeli Hoca gördün mü? Adama böyle geri aldırırlar işte. Yine bak Türkiye’nin gözünün içine baka baka, milyonlarca insana yanlış bilgi verdi. Dedi ki: “7 bin yılla ilgili hadis yoktur” dedi. Çıkarttım Suyuti’den 8 tane hadisi gösterip, ısrarla da bağıra bağıra anlatınca, mecbur oldu, itiraf etti. “Evet hadis vardır” dedi ve Arapçasıyla söyledi. Peki, Fatih Altaylı’nın karşısında dilin mi tutuldu hazret? Yahut o tombul gözlüklü arkadaşın yanında dilin mi tutuldu? Sonra birden bire hatırına mı geldi? Orada işine gelmedi. Çünkü Mehdi (a.s.)’yi reddetmişti orada. 7 bin yılı kabul ederse, 5600 yıl geçtiğini de kabul edecek, çünkü hadisler açık burda. O zaman ne olacak? Hicri 1400’le, 1500 arası başka vakit kalmadığı anlaşılıyor. Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda gelmiş olmasının mecbur olduğunu anlayacak, anlaşılacaktı. Bunu dememek için anlamazlıktan gelip, “böyle bir hadis yoktur” dedi, hadis var olduğunu bile bile. Doğru söylememek haramdır. Bakın bir de Allah adına, Allah, Peygamber (s.a.v.) adına doğru söylemedi. Doğru söylememek İslam’da haramdır. Kuran’da haramdır. Açık ayetler vardır. Arapçasını ezberden bildiği halde, bakın çok iyi bildiği halde, 7 bin yılla ilgili hadis olduğundan emin olduğu halde, sırf inadından, sözü doğru çıksın diye hadisi varlığını reddetti. 8 tane hadisin varlığını reddetti. Ama bunu ben bütün Türkiye’ye böyle tanıtacağımı da tahmin etmedi. O beni böyle rahatça geçeceğini zannetti. Benim ne olduğumu pek anlamadı. Tam çıkaramadı, yani yeni anladı, ama çok geç oldu, değil mi? Ben hakkı sonuna kadar savunurum. Resulullah (s.a.v.) adına doğru söylememesi, çok büyük bir olaydır. Geri aldırdım bak, geri aldırdım. Çok fazla sözünü geri aldırttım. Bir tek şu İttihat-ı İslam’ı söyleyemiyor şu an. Türk-İslam Birliği’ni söyleyemiyor. Onu da uğraşacağız inşaAllah. İlimle, bilgiyle, sevgiyle inşaAllah onu da söyleteceğiz. Çünkü yaklaştı. “İslam aleminde müthiş bir zulüm var” diyor. Tek tek sayıyor hepsini, “her yerde kan akıyor. Ama deccal yok. Bütün dünyayı dinsizlik kapladı. Ama deccal yok. Deccal gelince dinsizliği yayacak dünyaya, dünyada zulüm olacak, bütün Müslümanları perişan edecek. Her yeri işgal edecek. Müslümanlar kan ağlayacak, İslam alemi kan ağlıyor. Her yer işgal altında, sel gibi kan akıyor ve dinsizlik dünyaya hakim, deccal de dinsizliği hakim edecek, ama şu an dünyaya hakim oldu” diyor. Yani tekrar tekrar, bir o mantığı söylüyor, bir o mantığı. Yani ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Senin anlattığın, zaten dünyaya deccalin hakim olduğunu anlatıyorsun. Açık açık anlatıyorsun. Yaptıklarını da anlatıyorsun. “Hepsini yaptı” diyorsun. Çözüme yanaşmıyorsun. Türk-İslam Birliği’ni kabul edemiyorsun. İttihat-ı İslam’ı kabul edemiyorsun. Türk-İslam Birliği’ni kabul etmemeni sana Avrupa Birliği’nden birileri mi üfürdü Hoca efendi? Bazı Hocaların böyle kulağına üfürdükleri gibi. Böyle havalarda bir şeyler mi uçuştu bizim göremediğimiz. Zarflar, kağıtlar falan mı uçuştu. İttihat-ı İslam olacak, Türk-İslam Birliği’de olacak, bunu kimse durduramaz, inşaAllah.
“Et-taberani El kebiyr de diyor ki: Ahmed bin Ennadril askeri ve Ceafer bin Muhammed el feryabi nakletmişler ki; ravi silsilesiyle Dakkak b. Zeyd-ü Cüheni ‘den rivayet ettiler. O dedi ki: ‘Ben gördüğüm bir rüyayı Resulullah (s.a.v.)’e anlattım. Bu rüyada Peygamberimiz (s.a.v.) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi.”’ Peygamber (s.a.v.)’e bu rüyasını soruyor. “‘O buyurdu ki; Yedi basamaklı gördüğün minber şu dünyanın ömrü olan yedi bin senedir.” Peygamber (s.a.v.) söylüyor bunu, Allah’ın Resulü (s.a.v.) söylüyor. ‘“7 bin senedir. Ben de onun son binin de olacağım” diyor.” Cübbeli duy. “Son bininde olacağım” diyor. Demek ki, son binindeyiz. Çünkü bak açıkça söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Vehb'den rivayet ediyor. Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçti” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Bu son bine açıklık getiriyor. “İbni Abd-il Hamid, Tefsir'inde diyor ki; Muhammed b. Fadl, Hammad b. Zeyd'den, O da Yahya b. Atik'deen O da Muhammed b. Sirin'den, O da Müslüman olmuş Kitab ehl-i birisinden rivayet ettiler ki: Allah, gökleri ve yerleri altı günde yaratmıştır. Rabbimin yanında bir gün, sizin dünya hayatında saydığınız bin yıl gibidir.” Kuran ayeti bu zaten. “Ve dünyanın eceli altı gündür.” Cübbeli duy, altı gündür. “Yedinci günde Kıyamet kopacaktır.” Üstad Bediüzzaman onun için diyor, 1545’te Allah’ın izni ile kıyamet kopacak derken, Peygamber (s.a.v.)’in hadisine göre yapıyor. Baygın bakışlı Hocam, sen de öyle. “Kıyamet kopacaktır. Altı gün gitmiştir, siz yedinci gündesiniz” diyor, Cübbeli duy. “Yedinci gündesiniz” diyor. Ve bak “Ahmet İbni Hanbel” onun bastığı topraktaki tozum ben. Hanbeli mezhebinin kurucusu, mutlak müctehid ve müceddid, hadis imamı ilelinde nakletti. İsmail bin Abdülkerim Abdussametten o da Vehbten rivayet etti. Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki; dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir.”
OKTAR BABUNA: MaşaAllah zaten başka vakit kalmıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Bırakın bana masal okumayı. Bütün, yüz elli tane Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti çıktı, Kıyamet kapıda, şu an ki insanların torunları Kıyameti görecekler. Yani şu an genç olan delikanlıların torunları Kıyameti görecekler, bir granit kayanın üstüne yazsınlar. O granitin dağıldığını da görecekler. Yazsınlar bir yere. 1545 yazsın, başka bir şey demesin. Bir taş ustası tutsunlar, 1545 yazacaklar. O taşın eridiğini görecekler 1545’te. Koskocaman bir granit kayanın üstüne yazsınlar isterlerse, su gibi eriyecek o kaya, inşaAllah.
Şimdi uykucu Hocalarımız var. Diyor ki zaten Cübbeli, ne diyor? “Allah’ı iyi anarsanız iyi uykunuz gelir” diyor. “Kuran’ı iyi okursanız, iyi uykunuz gelir” diyor. Biz uyumayacağız Hoca. Biz aydınlanacağız, biz dirildik, canlandık, uyku istemiyoruz biz. Seni de uyandıracağız biz inşaAllah. Uyku istemiyoruz biz. Uyku nasıl yapıyor? Bak ne diyor? “570 sene var, siz uyuyun” diyor. Öbürü de; “1000 yıl daha ilave ettim, rahat rahat uyuyun” diyor. Mehdiyet çağındayız, Hz. İsa (a.s.) Mesih’in çağındayız. Hızır kol geziyor, kol. Dün İstanbul’da, geçen hafta Kudüs’te, bir başka gün Roma da. Rahat olsunlar, paniğe gerek yok, inşaAllah.
“Sayın arslan Hocam” diyor. EvelAllah hepimiz arslanız, bütün Türk Milleti arslandır. “Dün gece Tv 24’te Prof. Dr. Ahmet Akgündüz Hocayı dinledim. Konu cefr ve ebcetti. İbni Arabi Bediüzzaman Said Nursi tarafından yoğun olarak kullandığı söyledi. Bir çok haber verilen şeyin çıktığını, Ahir zamanla alakalı Muhiddin Arabi’nin iki kitabının İstanbul’un fethi.” Hocam diyor ki; “bizim arslan Hocamız.” Ahmet Akgündüz Hocamız niye İttihad-ı İslamdan bahsetmedi” diyor. Çünkü Hocamızı profesörlükten alırlar. İttihad-ı İslam olacak, Türk-İslam Birliği olacak derse, alırlar mı? Alırlar. Bir denesin, alsınlar ne olur? Allah’ın izni ile Hocama biz bakarız.
OKTAR BABUNA: Çok büyük şeref olur Hocam.
ADNAN OKTAR: Çok büyük şeref olur. O bizim profesörümüz, kardeşimiz. Desin, bir tek Allah’tan korksun. Bediüzzaman diyor, Bediüzzaman diyor; “en büyük netice, en güzel netice Müslümanların olacak” diyor değil mi? “Ahir zaman inkılabı içerisinde” diyor. “En gür seda İslam’ın sedası olacak” diyor, inşaAllah. “Karşımızda cehalet, zaruret ve ihtilaf var. Sanat, marifet ve ittifakla onları yerle bir edeceğiz” diyor. Mehdi (a.s.) sanatın ustasıdır, marifetin, ilmin ustasıdır, ittifakın da ustasıdır. Cehalet, zaruret ve ihtilafı da birbirine katacaktır, cahil Hocaları susturacaktır. Müslümanların ihtilafı kaldıracaktır, kardeş olmalarını sağlayacaktır, fakirliği de ortadan kaldıracaktır. Zaruret dediği odur, fakirliktir ve adalet gelecektir inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam propaganda yasağı başlamadan bir haber daha verelim mi?
ADNAN OKTAR: Aman Oktar’ım beni şimdi, zaten bir sürü mahkemem var bana iş çıkartma. Kaç dakikamız var?
OKTAR BABUNA: On ikiye on var Hocam.
ADNAN OKTAR: Bismillah, anlat bakayım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, “Bediüzzaman’ın talebelerinden Hafız Ali Osman Karahan; ‘referandumda siyaset yok, vücudumun zerratı adedince ‘evet’ diyeceğim’”, demiş.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah Hocama, biz de evet diyoruz, inşaAllah. Oktar başka bana bu konuyu söyletme bir daha. Bizi şaşırtacaksın küt evet diyeceğiz, ondan sonra hadi buyur bakalım. Ne oluyor para cezası mı oluyor, ne oluyor?
OKTAR BABUNA: Öğreneyim Hocam bakayım.
ADNAN OKTAR: Canım şimdi onun için de bizi hapse sokmazlar, değil mi? Bir bakın cezasına ona göre dikkatli konuşalım, daha dikkatli olalım. Hapisten çekindiğimden değil de, pisi pisine şimdi niye hapse girelim yani değil mi?Ama onda da hayır olur, pisi pisine olmaz. Oranın da ihtiyacı var demektir.
OKTAR BABUNA: Zaten hayatınız hep o şekilde Hocam, böyle dolu. Hücre hapsi de var, akıl hastanesi de var.
ADNAN OKTAR: Ya hapishane, ya tımarhane diyorsun.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, estağfurullah. Bütün Peygamberlere deli denmişti Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah iftihar ederiz.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Yiğidin bir yatağı evinde derler, bir yatağı damda. Ama Allah yolunda mücade eden için tabii, burada yanlış anlaşılmasın. Tabii o devirler için diyelim, bu devirde de inşaAllah yiğit Mehdi (a.s.)’dir, Kuranla hizmet edenlerdir, Türk-İslam Birliğini savunanlardır, İttihad-ı İslam’ı savunanlardır. Güzelliği, barışı, sevgiyi, kardeşliği savunanlardır inşaAllah.
Ya Allah Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar umutsuzca yıkılırlar,” Mahvolacaklar, diyor Allah. “Kıyamet-saatinin kopacağı gün, (mü'minlerle kafirler birbirlerinden) ayrılırlar. Böylece iman edip salih amellerde bulunanlar; artık onlar 'bir cennet bahçesinde' 'sevinç içinde ağırlanırlar” diyor. İnşaAllah Allah hepimize Cennet nasip etsin. “(Bu), Allah'ın vaadidir. Allah vaadinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler,” diyor. Allah gaybı Peygamberimiz(a.s.)’e bildirdi, ayet var. Bak Peygamberlerime gaybı bildirim diyor Allah. Kıyametin vaktini de Peygamberimiz(a.s.)’e Allah bildirmiş, sene olarak sene olarak açıkça vermiş, çok net olarak. Ve Ehl-i Sünnet ulemasının tasdikiyle bu yıllara kadar, Allah razı olsun, bak bu hadis kitapları gelmiş değil mi? Ve en muteber hadis kitaplarındandır.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Taha Suresi, 123 “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir;”. Bir Mehdi.“Kim Benim hidayetime” Mehdi (a.s.)’me,“uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz." Ebcedi 1982 yılını veriyor, tam 1982.
SUNUCU 2: Harunyahya.Tv sitesinden yirmi dört saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize Ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren Harunyahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kaçkar Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza Harunyahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...