SUNUCU: İyi geceler yayınımıza HarunYahya.Tv’den devam başlıyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Papalıktan dayanışma çağrısı” diye bir haber vardı Hocam, “Vatikan’dan Ramazan mesajı: İnananlar şiddete karşı birleşin” demiş Papalık Hocam, Papalık Dinlerarası Diyalog Kurulu.
ADNAN OKTAR:“Şiddete karşı birleşsin.” Sonra Papalık’a Darwinistleri toplayacaklar, Darwinist propaganda yapacaklar. Darwinizmi öğrenen insanlar diğer etik felsefeyi savunmak durumunda, yani hem Darwinist olup da başka türlü bir sistemi savunmak mümkün değil. Diyalektik. Diyalektiği savunan mecburen Marksist oluyor, Marksist olan Leninist, Leninist olanı terörist oluyor. Terörist olduktan sonra ne diyor? “Şiddete karşı birleşsin.” Lenin de diyor ki; “şiddet yapın.” Kimi dinleyecek adam; Papayı mı, Darwin’inkini mi dinleyecek? Tabii ki Darwin’inkini dinliyor. Papalık’ta Darwinistleri toplanıp toplantı yaparsan; “Darwinizm geçerlidir, önemlidir, doğrudur” dersen; Darwinizmin geçersizliğini anlatan adamları oradan çıkartmaya çalışırsan zor kullanarak ki biz gitmiştik, bet beniz kül gibi olmuştu yüzü. Böyle olmaz, bu çok samimiyetsiz olur. Şiddete karşı birleşmek, Darwinizme karşı mücadelede birleşmekle olur. Darwinizme karşı mücadelede birleşirsen, şiddete karşı da birleşmiş olursun, konu biter. Kökeninden öğretmek lazım.
OKTAR BABUNA: “Türkiye Avrupa’yı zenginleştirir” diye haber var Hocam. “Kültür ve Turizm Bakanı Günay, Türkiye’nin AB’ye girmesinin, Avrupa’yı zenginleştirecek ve Avrupa’ya farklılıkların bir arada yaşaması anlayışını gerçek bir biçime dönüştürme fırsatı vereceğini kaydetti” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben ne demiştim?
OKTAR BABUNA: Bunu dediniz Hocam. “Türkiye zengin olarak girecek, orayı zenginleştirecek asıl” diye, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne kadar oldu? İki yıl önce söyledim. Bak Ertuğrul Bey de iki yıl sonra bu gerçeği ifade etmiş, inşaAllah. Güzel.
“Hawking din alemini karıştırdı” diye, şimdi bu adamcağız, bu garibim, bu zaten konuşamıyormuş.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu nasıl konuşuyor, bu?
OKTA BABUNA: Hocam tam dediğiniz gibi Allah-u alem; siz demiştiniz, “onun adına konuşuyorlar” diye, Allah-u alem. Çünkü 88’de de zaten başka bir fikri savunuyor. Sadece göz hareketleri yapabiliyor. Böyle söyledi diye iddialarda bulundular ama.
ADNAN OKTAR: Gözünden anladık diyorlar?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, Allah-u alem o şekilde Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu zavallı adamcağızla böyle uğraşmaları çok ayıp. Gözünü oynattı, bunu söyledi; gözünü oynattı, şunu söyledi. Böyle bir şeyi yok adamın, adam canı ile ilgileniyor. Öyle bir şey yok, direkt düz atışa geçtiler.
OKTAR BABUNA: Bir de siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, o kadar mantıksız ki, bir şey diyor; “Big bang’le bütün kainat yoktan var oldu” diyor, “kendi kendine, tesadüfen yoktan var oldu” diyor. “Çünkü yerçekimi vardı” diyor. Böyle ipe sapa gelmez bir iddia, iddiaları da.
ADNAN OKTAR:Yani çekimi olunca bir şey olmuş oluyor. Allah Allah.
OKTAR BABUNA: Bir de Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, haberin sonunda bazı ilahiyatçıların verdiği cevap var Hocam; o da çok içler acısı ilahiyatçıların verdikleri cevaplar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bir de bu insan hem bedenen çökmüş, hem zihnen de sorun olur yani bu şeyde. Çünkü beyni de çöküyor. Bir de “sadece gözünü oynatarak bunu söyledi” demek çok samimiyetsiz bir hareket. Atış derken yani alette bir atış olmuş olabilir. Oradaki kullandıkları aletlerde, bunu bırakacaklar. Bu ancak yemesini içmesini söyleyebilen bir insan, perişan bir durumda. Oturup böyle bir insana şunu söyledi, bunu söyledi diyerek… “Yerçekimi vardı.” Hem “yokluk vardı” diyor, hem “yerçekimi var” diyor. Olacak iş mi şu? “Hiçbir şey yoktu ama yerçekimi vardı” diyor. Yerden bahsediyorsun sen, yer nerede? Yeri karga yuttu. Karga nerede? Dalda. Dal nerede? Bilmem ne. Böyle abartılı mantıksızlıklarla bizi uğraştırmasınlar.
Oktar Hocam, var mı bir şey?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siz Hocam, münafıkları çok detaylı deşifre ediyorsunuz, maşaAllah. Allah razı olsun. Tartışmacı olduklarını, delice teviller yaptıklarını söylemiştiniz. Bir ayette münafıkların Peygamberimiz (s.a.v)’le ahlaksızca tartışmaya yeltendikleri haber veriliyor Hocam. Şöyle haber veriliyor inşaAllah, şeytandan Allah’a sığınırım; “(Her şey) Açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki kendileri, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı.”
ADNAN OKTAR: Evet, Peygamber (s.a.v)’le sürekli cedelleşmeye kalkışmışlardır münafıklar, yani Peygamberimiz (s.a.v.)’i güya kendilerince mat etmeye çalışmışlardır ve Kuran’la mat etmeye çalışmışlardır kendilerince, ahmak akıllarınca. Her seferinde rezil rüsvay olmuşlardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in evliliklerini diline dolamışlardır, Peygamberimiz (s.a.v.)’e kendini hibe eden kadınlar vardı, ondan çok rahatsız oldular. Çok fazla mümin kadın kendini hibe etti, mehirsiz. Mehirsiz, direkt; “ben seninim” dediler Peygamber (s.a.v)’e, bu da ağırlarına gitti. Allah ona özellikle dikkat çekiyor sonra Kuran ayetinde, inşaAllah. Ve teyzesinin kızlarını, halasının kızlarını, hepsini Cenab-ı Allah helal kıldı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e. Bu beyni iğdiş, ruhu iğdiş, böyle hayatı kaymış tipler bunlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in coşkusu, sevgisi, kadınlara karşı olan muhabbeti bunların ağrına gitti, haset ettiler. Allah onlara rezil rüsvay olmayı; Peygamberimiz (s.a.v.)’e de onuru, güzelliği, izzeti, şerefi, mutluluğu ve sevinci nasip etti ve Cenneti nasip etti. Hepsinin üzerinde rızasını nasip etti, elhamdülillah. Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Yine Peygamberimiz (s.a.v)’in uygulamalarını da münafıklar kendi düşük akıllarınca beğenmiyorlar, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah ve yadırgıyorlar. O da ayette bildiriliyor Hocam, şu şekilde, şeytandan Allah’a sığınırım; “Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. Ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar, kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazaplanırlar. Eğer onlar, Allah'ın ve elçisinin verdiklerine hoşnut olsalardı ve: "Bize Allah yeter; Allah pek yakında bize fazlından verecek, O'nun elçisi de. Biz gerçekten ancak Allah'a rağbet edenleriz" deselerdi (ya)” diyor Allah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
“Ali bin Ebi Talib (r.a.)'dan; Resulullah (sav)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Dünyanın ömründen sadece bir gün kalsa bile"” yani “Kıyametin artık vakti girse bile” ki bu yedi bin yıl ile ilgili hadise göre Hicri 1400’den itibaren zaten tamam. Ama 1400, 1500’de bittiği için, Hicri 1500’de bittiği için, 1500’den sonra bekleniyor Kıyamet. Çünkü hepsi 1400 içinde, 1499’a kadar bile 1400 olmuş oluyor. Ama 1500’den sonra Kıyamet bekleniyor, inşaAllah. “Dünyanın ömründen sadece bir gün kalsa bile, Allah benim Ehl-i Beytim’den bir adam (Hz. Mehdi (a.s.)yi) gönderecektir. O dünyayı (daha önce) zulümle olduğu gibi adaletle dolduracaktır.” Şu an dünya zulüm ile dolu. Cübbeli de anlatıyor. Demek ki Mehdi (a.s)nin alametlerinden biri de ‘dünyanın zulümle dolması’dır. “Dünya şu an zulüm ile doludur, dünyanın zulüm ile dolu olması Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametleridir. Her ne kadar Cübbeli bu konuyu anlamazlıktan gelse de bu açık bir gerçektir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru ile dünya bu yüzyılda aydınlanacak. Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili sahih hadis-i şerif Sünen-i Ebu Davud’ta, 14. ciltte, 402. sayfada yazmaktadır.” Bu hadisi veriyor, kaynağını, Sünen-i Ebu Davud. Diyorlar ya; “sahih hadis yok.” İşte bak bu sahih hadis.
Ayrıca bakın, Ahir zaman hadislerinin güzel bir yönü; hadis çıktığında, aynısı ile çıktığında o zaten sahih hadis olmuş oluyor. Zayıf hadis bile sahih hadis olmuş oluyor. Yüz ellinin üzerinde hadis doğru çıktı. Dolayısı ile sahih hadis hükmünde.
“Hz. Mehdi (a.s.) devrinde insanlar ağır davranacaklar, Hz. Mehdi (a.s.)'nin cemaatine katılmayacaklar. Bu nedenle de bu mübarek topluluğun sayısı 313 kişi olacaktır. Onlara imtihan olarak isabet eden hapis, sürgün, iftira, hakaret gibi zorluklardan ve musibetlerden etkilenip onlardan uzak kalacaklar ve uzak kalmalarına sevinip,” şeytandan Allah’a sığınırım, “"Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" diyecekler. Bu sahtekarlar, Allah'ı anarak takva görünmeye çalışarak, Hz. Mehdi (a.s.)'nin cemaatine karşı mücadele edecekler” diyor Gülşen Dağcı, Sinop-28.06.2009 tarihinde saat 13:12’de göndermiş bu mesajı.
“Nisa Suresi, 72; "Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: "Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" der.” Münafıkların ağır davranması vardır. Ağırlaştırırlar, her şeyi zorlaştırırlar, uzaklara atarlar, ağırlık verirler. Bir kısmı da cahilliğinden yapar tabii. “Fakat Allah, Hz. Mehdi (a.s)'nin cemaatine zafer verip, İslam ahlakı dünyaya hakim olduğunda aynı kişiler "Keşke onlarla birlikte olsaydık, böylece biz de büyük 'kurtuluş ve mutluluğa' erseydik" diyecekler.” Münafıkların ahlakıdır bu. “Nisa Suresi, 73 - Eğer size Allah'tan bir fazl (zafer) isabet ederse,” yani Mehdi (a.s.) ve cemaati bir zafer kazanır, İslam dünyaya hakim olursa “"o zaman da, sanki onunla aranızda hiç bir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; "Keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük 'kurtuluş ve mutluluğa' erseydim." Ayet-i Kerimelerin işari anlamları Hz. Mehdi (a.s.)'nin devrine ve Ahir zamana da bakmaktadır” diyor kardeşimiz, inşaAllah. Oktar Hocam sen de şu Ömer Bilal Ekinci’nin yazısını oku, Aydın’dan kardeşimiz.
OKTAR BABUNA: “Ebu Hureyre Resulullah'tan şöyle buyurduğunu işitti: "Meryem oğlu İsa sizin içinize, hükmünde adil bir hakim olarak inmedikçe, salibi kırmadıkça, domuzu öldürmedikçe, cizye vergisini kaldırmadıkça ve mal hiçbir kimse kabul etmeyecek derecede dolup taşıncaya kadar kıyamet kopmaz." (Sahih-i Buhari)
Müseyyeb, Ebu Hureyre'den şöyle dediğini işitmiştir: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, muhakkak ileride Meryem oğlu İsa sizin içinize adaletli bir hakem olarak inecektir. O zaman o, salibi kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak, mal o kadar çoğalacak ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecek. Nihayet bir tek secde dünya ve dünyadaki her şeyden daha hayırlı olacaktır" (cilt 7, sf. 3263)
Ebu Hureyre şöyle demiştir: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İmamınız (Hz. Mehdi (a.s.)) kendinizden olduğu halde Meryem oğlu sizin içinize indiği zaman (İsa'da imanınıza (Hz. Mehdi (a.s.)'ye) uyduğunda) acaba sizler nasıl olursunuz?" (Cilt 7 syf. 3264)
Hz. İsa (a.s.)'nın şahs-ı manevi olarak değil, şahıs olarak ineceği Sahih-i Buhari'deki sahih ve mütevatir Hadis-i şeriflerle açıkça bildiriliyor.” Şahıs olarak.
ADNAN OKTAR: Gönül Candan, İzmir’den yazmış. 24.06.2009, saat 20:38’de göndermiş. “Cübbeli'nin bir kısım sabetaycı mason ailelerle nasıl bir bağlantısı var? Onlarla neler konuştu? Bu aileler ne zaman, nerede Cübbeli'yle bağlantıya geçti? Bu ailelerin Cübbeli'ye herhangi bir vaadi oldu mu? Neden Harun Yahya'nın yanında İslam'a fedakarane hizmet eden gençlerin dağılmasını istiyor? Bu gençler mason ve sabetaycı olan bu ailelerle aynı inancı paylaşararak birlikte hareket ederlerse Cübbeli'nin bu durumdan çıkarı ve faydası ne olacak?” Yani “bu çocuklar mason ve sabetaycı olan dinsiz, imansız olan bazı ailelerin yanına geri dönerlerse ve dağılırlarsa bundan Cübbeli’nin ne çıkarı olacak, ne faydası olacak?” diyor. “İslam’a, Kuran’a ne fayda getirecek” diyor. “Cübbeli'nin bu durumdan çıkarı ve faydası ne olacak? Cübbeli'nin asrın deccaliyeti olan Darwinizme ve materyalizme karşı ilmi bir mücadelesi yok.” Doğru söylüyorlar, sorduğunda “evrim ne ki?” diyor. “Bu konulardan da hiç anlamaz. Eğitimi, kültür durumu ve zihniyeti böyle bir hizmete müsait değil. Dolayısıyla da şu ana kadar bu tarzda bir mücadelesi olmadı. Ama Harun Yahya küfrü ve delaleti dehşete düşürdü. Onların batıl inançlarını yerle bir etti. Bilimsel kanıtlarla, ilmi bir mücadeleyle büyük zafer kazandı. Bu konulara gücü hiç yetmeyen, bu alana hiç giremeyen Cübbeli'nin bu kadar faydalı faaliyetler yapan gençlerin dağılmasını istemesi çok şaşırılacak bir durum. Tam Ahir zaman alameti.” Gönül Candan Hanım, İzmir’den yazmış, 2009’da.
OKTAR BABUNA: Dünya çapında devam ediyor faaliyetleriniz, bir Fas gazetesinde de sizinle ilgili bir yazı var Hocam, göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Bakayım, evet.
OKTAR BABUNA: Bu Fas da yayılan Al-Tacrid Gazetesi, İslami bir partinin yayın organı, oranın Milli görüşü tarzında, inşaAllah. Fas’ın önemli gazetelerinden. BBC mesela bir haber yapacağı zaman bu gazeteden alıp haber yapıyor Hocam oradan, bölge ile ilgili haberleri. Deşifresi de var ayrıca size soruyorlar Darwinizmi soruyorlar okuyayım mı Hocam?
Size soruyorlar, “siz” diyorlar, “özellikle Darwinizme karşı uzun süredir mücadele ediyorsunuz kitaplarınızla ve Avrupa’daki birçok savaşın bundan olduğunu söylüyorsunuz. Ne diyorsunuz” diye, siz diyorsunuz ki Hocam; “Darwin bir bilim adamı değildir, teorisi de bilimsel bir teori değildir. Sümerliler devrinde, Eski Mısır’da, Antik Yunan’da olan pagan efsaneleri yeniden derleyip toparlamış ve hiçbir bilimsel delil ile desteklemeden ortaya koymuştur. Mısırlılar da Nil’in çamurlu sularında canlıların kendi kendine oluştuğuna inanıyorlardı. Darwin de bir çamur birikintisi içinde ilk hücrenin kör tesadüfler sonucunda kendi kendine ortaya çıktığını savunuyor. Darwin’in döneminde müthiş cehalet hakimdi. İnsanlar hücreyi içi dolu bir baloncuk zannediyorlardı. Hücrenin içindeki muhteşem düzenden, apayrı bir alemden ve komplekslikten haberleri dahi yoktu. Dolayısıyla Darwinizmin ayakta tutulmaya çalışılmasının, tüm üniversitelerde adeta baskı ile öğretilmesinin, pek çok ülkede mahkemelerle korunmasının sebebi bilimsel değil, ideolojiktir. Darwinizm, materyalizme ve ateizmi ve dinsiz ideolojilere zemin hazırladığı için Darwinist bir dikta tarafından korunmakta ve kollanmaktadır. Darwinizmin toplumlara uyarlanması durumunda ne büyük felaketlere yol açtığı; Birinci Dünya Savaşı’na, İkinci Dünya Savaşı’na zemin hazırladığı; 350 milyar insanın hayatına mal olduğu; insanları mutsuzluğa, karamsarlığa, neşesizliğe sürüklediği ise bilinen bir gerçektir. Adolf Hitler Darwinist olduğunu kendi sözleri ile ifade eder Marx, Darwin’in ideolojisini kendi teorisinin en büyük destekçisi ilan etmiştir. Mao, Lenin, Stalin, Darwinizmin gençlere telkin edilmesinin komünist ideoloji için hayati olduğunu kendileri bizzat anlatmışlardır.” Bu konu ile ilgili detaylı bilgi için internet sitenizi veriyor Hocam. “Bir Müslüman’ın tehdit eden böyle bir bela karşısında ise sessiz kalınması, tepkisiz kalması mümkün değildir. Ben vicdani bir sorumluluk olarak Allah’ın lütfuyla bu konuda çalışmalar yaptım. Allah beni vesile etti, çok da etkili oldu, inşaAllah.” Sizin Yaratılış Atlası’nı soruyor, Fransa’daki etkilerinden bahsediyor. Siz de diyorsunuz ki; “çünkü bu kitap kimsenin bilimsel olarak itiraz edemeyeceği, reddedilmesi mümkün olmayan, Darwinistlerin özenle yüz elli yıldır sakladıkları ve teorilerini yerle bir eden bilimsel delilleri getirdi ve onların önüne koydu. Yaratılış Atlası’nı okuyan ve inceleyen bir insanın artık Darwinist olması mümkün değildir, gururuna ağır geldiği için bunu açıkça ifade edemeyebilir. Ama bilinçaltında Darwinizmin bittiğini bu kitabı okuyan herkes kabul eder. Nitekim Avrupa’da son birkaç yıldır başlayan manevi değişimin Evrim Teorisi’ne karşı büyüyen sesleri, Allah inancına yönelişi dikkatlice incelediğinizde ardında Yaratılış Atlası kitabının etkisini açıkça görürsünüz” diye devam ediyor Hocam, bayağı uzun.
ADNAN OKTAR: Fas’ta?
OKTAR BABUNA:Fas’ta Hocam, bütün dünyada fikirleriniz iktidarda Hocam, maşAllah. En önemli yayın organlarından biriymiş Fas’ın.
ADNAN OKTAR: Tunus’da da yayınlandı, Cezayir’de de yayınlandı, Mısır’da yayınlandı. Amerika’daki radyo konuşmalarımız zaten sık sık tekrarlıyor, orada çok etkili oluyoruz, elhamdülillah. Allah imkan meydana getiriyor.
SUNUCU: 24.06 2009 tarihinde yazılmış. “Hz. Mehdi, bütün haramların helal sayıldığı, büyük bir fitneden sonra çıkacaktır. Hilafet (Müslümanların manevi liderliği), ona evinde otururken gelecek ve devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)
"Sen Hz. Mehdi (a.s.)'sin" dediklerinde o kabul etmeyecek." (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Beklenen Hz. Mehdi'nin Alametleri, s. 40)
"Kendisine ‘senin ismin budur, babanın ismi şudur, alametler sende mevcuttur’ diyecekler, ancak o yine kabul etmeyecek." (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Beklenen Hz. Mehdi'nin Alametleri, s. 40)
Bu hadis-i şerifler bu kadar açıkken Cübbeli hala Hz. Mehdi (a.s.)'nin kendisinin Mehdi (a.s.) olduğunun ispatı için "madem sen hakikaten Hz. Mehdi (a.s.)'sin, göster bir keramet" diyen küstah, saygısız ve züppe bir kısım insanlarla uğraşacağını belirtiyor. Cübbeli hadis-i şerifleri incelerse boş bir beklenti içinde olduğunu anlayacaktır.”
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’ a sığınırım, Şuara Suresi. Şeytandan herkesin Allah’a sığınması için sık sık insanlara hatırlatıyoruz. Çünkü Kuran okunurken biliyorsunuz Allah’ın emri, ‘şeytandan Allah’a sığınmak’.
“Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim” diyor Şuara Suresi’nde Hz. Lut (a.s.). “Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir.” Yani “hiçbir çıkarım yok” diyor, inşaAllah. O zaman diyor ki Hz. Lut (a.s.), oradaki ahlaksızlardan kurtulmak için; “Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar. Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık. Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç.” O zaman ahlaksızları ortaya çıkmış kadının, inşaAllah. “Sonra geride kalanları yerle bir ettik. Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü” diyor Allah. “Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler. Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir. Eyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı.” Genellikle böyle Allah’ın vaadi olduğunda mutlaka yalanlama eğilimi oluyor. Mesela Peygamber gelecek denildiğinde her devirde mutlaka yalanlamışlardır, olay çıkartmışlardır. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.), “Mehdi (a.s.) gelecek” diyor, mutlaka yalanlıyorlar. Alışmışlar. Dünya tarihinde hep böyledir. Bak Peygamber (s.a.v.) garanti verdiği halde, açıkladığı halde, Kuran’daki sünnetullahı uyguladığı halde, Kuran’ın ayetleri işaret ettiği halde, bütün Kütüb-i Sitte’de Mehdi (a.s)’nin varlığı anlatıldığı halde, var gücüyle müthiş bir panik halde reddetmek için zemin hazırlıyorlar ve uğraşıyorlar. Bak, “Eyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı.” Yani tebliğciyi yalanlıyorlar. “Hani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti.” Şuayb (a.s) ‘şubecik’ demektir, şube. Mehdi (a.s.)’nin de bir ismidir. Yani küçük bir şube yani büyük bir topluluk içerisinde küçük bir şube, küçük bir topluluk anlamına geliyor, inşaAllah. “Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.” Mehdi (a.s.)de mesela güvenilir bir insandır “Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir." Yani insanlar hep maddeci ve çıkarcı insanlardan çekinir ya, elçiler de hep özellikle onu belirtiyor, “benim hiçbir maddi çıkarım yok” diyor. “Allah için anlatıyorum” diyor. “Ölçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın.” Yani “ticarette, her şeyde ölçüyü tamam tutun, yalan söylemeyin” diyor Allah. “Eksiltenlerden olmayın,” değiştirmeyin. “Dosdoğru olan terazi ile tartın.” Yani ticarette de dürüstlüğün önemine, birinci derecede önemine dikkat çekiliyor. Ama her konuda bu titizlik önemli tabii. “İnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.” Yani “anarşi ve terör çıkarmayın” diyor. Ama bak, “insanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin.” Mesela adam bir emek verdiyse ona düşük ücret veriyor. Belli ki fazlaca hak ediyor ama onun mağdur durumda olmasından dolayı mesela dörtte birini veriyor ona, hakkı olan paranın. “Bunu yapmayın” diyor Allah, “bu haramdır.” Veyahut adamın evi var ama sıkışmış, mecbur durumda; mesela farz edelim bir trilyonluk evini, adam 300 milyona satışa çıkartıyor, sıkıştığı için. Adam diyor ki; “ne iyi bir fırsat, hemen alayım ben 300 milyona” diyor. Bu doğru değil. Tam hakkının verilmesi lazım, yazık adama. Onun sıkışmış olmasından istifade ederek, onu köşeye sıkıştırmak, onu mağdur durumda bırakmak Kuran’da haram kılınmıştır. Hakkı neyse onu vermek lazım, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Şuara Suresi, 198’de; “Onu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık. Böylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi. Bu aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye de bakan bir ayet çünkü “Mehdi (a.s.) Arapça pek bilmez” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ama Kuran’ı anlatacaktır Mehdi (a.s.), Arapça bilmediği halde. Peygamber (s.a.v.) Arapçayı çok iyi biliyor ama bak Kuran’da burada çok ehemmiyetli bir konuya dikkat çekilmiş; “Onu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık.” Mesela “Kuran’ı anlatma görevini, Kuran’ı en iyi şekilde izah etme ve şerh etme konusunu ona vermiş olsaydık” gibi alsak, tabii ikinci işari anlamı olarak, “Böylece onlara okusaydı,” çünkü mesela şu an mealler var, meallerden okunuyor. Arapça bilmeyen zaten ancak meal şeklinde okuyabilir. “Yine de ona iman edecek değillerdi.” Demek ki Mehdi (a.s.) de insanlara okuyacak ama iman etmeyen yine iman etmeyecek. Çünkü Arapça bilmeyen birisi zaten Kuran’ı anlatamaz. “Böylece onlara okusaydı,” belli ki tercüme olarak okuyacak, meal olarak okuyacak yani işari olarak. Bir yönüyle de böyle olduğu anlaşılıyor. Ama düz anlamıyla da alabilir ama bu anlamıyla aldığımızda da, bu şekilde aldığımızda da çok ehemmiyetli bir hakikate; Mehdi (a.s.)’nin Arapça bilmemesine ve Mehdi (a.s.)’nin buna rağmen Kuran’ı okuyacağına, mealden okuyacağına ve insanlara anlatacağına işaret etmiş oluyor, inşaAllah. Veyahut tefsirlerden veyahut Ehl-i Sünnet eserlerden okuyarak anlatacağına işaret etmiş oluyor. Ama “yine ona iman edecek değillerdir” diyor. “Biz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik” diyor Allah. “Onların ruhunda bu vardır, kalbine işlettik” diyor Allah, “kalplerine verdik” diyor. “O pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.” Yani ancak işte ekonomik kriz veyahut bir acı, bir azap olduğunda inanırlar, kanaat getirirler” diyor. “Artık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir.” Mesela Ahir zamana da, Kıyamete de Allah dikkat çekmiş oluyor, inşaAllah. “Derler ki: "Bize bir süre tanınır mı?"” Yani ne kadar süre? Mesela kimi diyor ki; “5 milyon sene,” kimi diyor ki; “570 yıl,” kimi diyor ki; “bin sene daha ilave yaptım” diyor. “Derler ki: "Bize bir süre tanınır mı?"” “Daha geniş süre verin” diyorlar, “zaman daha uzun olsun” diyorlar. “Onlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?” diyor Allah. “Gördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak, Sonra kendilerine va'dolunan (azap günü) gelse, yararlandıkları şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz.” Yani “senelerce, yüzyıllarca da bekleseler yine bela gelecek onlara” diyor, “yine azabı çekecekler” diyor. “Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz.” Yani mesela bu Mehdiyete de bakıyor. Demin ki hadis de vardı ya; “bir gün bile kalsa Allah Kıyameti durdurur” diyor, “Mehdi(a.s.) sebebi ile.” Bak, ayette diyor ki; “Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz.” Yani önce uyarıcının gelmesi gerekiyor. Peygamberimiz (s.a.v.) gelmiş ama Ahir zamanda Cenab-ı Allah Mehdi (a.s.)’yi de gönderiyor. O da bir uyarıcı, dolayısı ile onun gelmesi Kıyametin durmasına vesile oluyor. Ayette ona işaret ediyor, inşaAllah “(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz.” Mehdi (a.s.)ile hatırlatma yapılıyor. “Biz zulmedici değiliz” diyor Allah. “Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir. Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler” diyor Cenab-ı Allah. “Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.” Şeytanlar böyle bir şey yapamaz. “Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.” “Şirk koşmayın” diyor Allah. “(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar.” Yani mesela facebook’taki arkadaşlarını, çevreni, tanıdıklarını yani göz aşinalığı olan, sohbet edebildiğin, konuşabildiğin, sana güvenen kişileri uyar” diyor Allah, ayette. “Ve mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger.” Bu Mehdi (a.s.)’ye de bakan bir ayettir ve müminlerin sana tabi olanları; mesela tabi olmuş, onun talebesi olmuş, “koruyucu kanatlarını ger.” “Onları koru” diyor Allah, inşaAllah. “Eğer sana karşı koyacak olurlarsa” yani “münafıklar veyahut küfür sana karşı tavır alırlarsa,” “artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım. " Sen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et.” “Sen zaten Allah’ın kontrolündesin” diyor Cenab-ı Allah. Yani “senin tedirgin olmana, huzursuz olmana zaten gerek yok” diyor Cenab-ı Allah “Kıyam ettiğin zaman seni görüyor Allah.” Mesela “ayağa kalktığında seni görüyor” diyor, Allah. Kıyam ettiğin zaman. “Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da.” Müslümanlar arasında dönüp dolaşmanı da. Yani “gezerken Ben seni görüyorum” diyor Allah. “Hiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir. Yani “konuşmalarını da duyuyorum” diyor Allah ve “Ben bilirim” diyor Allah. “Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi?” diyor Allah. “‘Gerçeği ters yüz eden’, günaha düşkün olan her yalancıya inerler.” Münafıkların üzerine, kafirlerin üzerine nasıl şeytanın indiğini Allah açıklıyor. Bak diyor ki; “gerçeği ters yüz eden,” yani Kuran’ın açık hükmünü daraltıp, yeni yeni haramlar oluşturan, yeni yeni Kuran’ı parçalara ayırarak yeni açmazlar meydana getirmeye kalkanlar. Bak, “günaha düşkün,” günaha nasıl düşkün olur insan? İttihad-ı İslam’ı savunmazsa günaha düşkün olur, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini istemezse günaha düşkün olur. Çünkü zulme rıza zulmün direkt kendisidir. Çünkü Müslüman aleminde şimdi adamlar, mesela Müslüman çocuğu almış adam, baltayı eliyle kaldırmış, baltayı kafasına vuracak çocuğun, eli havada. Sen de oradasın. Elinden tutsan baltayı indiremeyecek. Tutsan indiremeyecek. Adam ne yapıyor? Seyrediyor. Bu ne demektir? Baltayı vuranla aynı hükme gelirsin. Aynı hüküm. Çünkü tuttuğunda durdurabiliyorsun. İşte ittihad-ı İslam’ı savunduğunda, İttihad-ı İslam uygulandığında o balta havada kalacak demektir. Tutmuş olacaksın. İttihad-ı İslam’ı istemediğinde o balta o insanın başına iner ve sen de sorumlu olursun manen ve bu çok büyük bir zulümdür ve günahtır, inşaAllah. ‘Günaha düşkün’ olmuş olur o zaman, çünkü her türlü günah işleniyor o zaman; gayri meşru ilişkilerin de kökeni de oluyor, uyuşturucunun kökeni de. Mesela uyuşturucudan yüz binlerce insan her yıl ölüyor, ona da bir nevi evet demiş oluyorsun. Çünkü durdurma imkanın varken durdurmuyorsan. Mesela farzedelim yılan, kapıdan içeri girecek, orada da çocuk var yatan, kapıyı kapatsan yılan girmeyecek. Koskoca yılan böyle yavaş yavaş ilerliyor. Adam elinde sigara içerek yılanı seyrediyor sırıtarak ve yılan içeriye giriyor, çocuğu girip boğuyor ve zehirliyor. Kapıyı çeksene, kapıyı çekmediğinde ne olur o? Sen tam anlamıyla sorumlu olursun, onun günahı üzerine olur. İntihar edenlerin sorumluluğu üzerine olur, İslam aleminin parçalanmışlığı sorumluluğu üzerine olur, İslam alemindeki ekonomik ızdırapların, acıların sorumluluğu üzerine olur, Müslümanlar birbirini kırıp geçirmesinin sorumluluğu üzerine olur, yabancı ülkelerin Müslümanlara yaptığı zulümün tamamının sorumluluğu üzerine olur. Çocuklara tecavüz ediyorlar, kadınlara tecavüz ediyorlar; internete koyulmuş filmler, gösterilecek gibi değil, rezalet. Amerika da, Afganistan’da tecavüz edilen kadınların resimleri var, tecavüz anları var, yüzlerce film var. Kapalı genç kızlar, mütesettir kızlar, zorla böyle üstlerini başlarını yırtarak açıyorlar, tecavüz ediyorlar, resimleri var. Küçük çocuklara tecavüz ediyorlar, küçücük mesela 8 yaşındaki genç kıza tecavüz ediyorlar, internete koymuşlar. Rezalet tarzında. Sonrada kaldırmışlar internetten. Bunların hepsine razı olmuş anlamına gelir. Cübbeli ne diyor? “Ben” diyor, “beni de öldürsünler, bekliyorum evde” diyor. Seni öldürmesini bekleyeceğine kapıyı kapatsana, çek kolundan kapıyı kapat. Müslümanlar da kurtulsun, sen de kurtul, kolun mu kopar? Kopsun kolumuz, Allah rızası için yap. “Yok, ben bekliyorum” diyor. Böyle olmaz, onun günahı olduğu gibi boynuna olur, inşaAllah. Bak “'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler.” Yalancıdır münafıklar. Sürekli yalan söyler ama tabii öyle alenen anlaşılacak gibi değil. Keskin bir akılla yakalanır münafıklar. Münafıklar öyle herkesin baş edeceği gibi değildir, çok çok yamandır münafıklar, yani şeytanın insan şeklidir. Kuran’la, Allah’ı anarak oyun oynarlar, çok özenli mücadele gerekir. “Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.” Oradan buradan haber toplarlar. Münafıklar birbirleriyle sürekli bağlantı halindedirler. Müslüman’ın aleyhine olan her türlü bilgiyi toplarlar. Bak, “şeytanlara kulak verirler” diyor. “Çoğu yalan söylemektedirler.” Sürekli zaten iftira ve yalana dayalıdır sistemleri. “Görmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar.” Yani böyle hayali olaylar çıkarıyorlar, vehim. Yani olmayan şeyleri ortaya çıkarıyorlar. Bir de masonların biliyorsunuz vadi toplantıları vardır, vadide toplantı yaparlar, ‘konvan toplantıları’ vadide mesela. Ona da işaret ediyor Kuran. “Ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar.” Münafıklar bol bol atarlar; şöyle yapacağım, böyle edeceğim, bilmem ne yapacağım. “Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar” yani samimi olanlar “ve Allah'ı çokça zikredenler,” gece-gündüz Allah’ı zikrediyorlar, “ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar,” demek ki Müslümanlar önce bir zulme uğruyorlar Allah rızası için, küfürle bir karşılaşmaları oluyor, münafıklarla. Ama sonra zafer kazanıyorlar. “Zafer kazananlar başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” Yine İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti devresini veriyor ebcedi. 227. ayet, Şuara Suresi yine Mehdiyete bakan bir ayettir, inşaAllah.
İhsan Başar, Mersin’den yazmış. Başka bir kardeşimiz daha bir yazı yazmış. Ama ismini unutmuş, olmaz. “Hayırlı akşamlar Hocam” diyor. “Programlarınızı severek dinliyorum, günümüzde İslam adına yaşayanlar gerçek İslam’dan çok farklı yaşıyorlar” diyor. “Al-i İmran, 139’da belirtilen ‘en üstün kişiler’ gerçekten çok az Hocam, samimi olmak için neler yapabiliriz? Kararlı olmak ve İslam’ı iyi anlamak için neler tavsiye edersiniz? Samsun’dan sevgilerle” diyor kardeşimiz. Oktar Hocam anlat, seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Kırgızlarla Özbekler aynı iftar sofrasında buluşmuşlar Hocam. “Kırgızistan’ın güneyindeki Oş kentinde yaşanan etnik çatışmaların üzerinden henüz iki gün geçmesine rağmen iki etnik grup Kırgız ve Özbekler aynı sofrada iftar açtı.” “Haziran ayında çıkan etnik kavgada her iki tarafta büyük kayıp vermesine rağmen, yeniden birlikte yaşamak için büyük çaba sarf ediyor” diye haber var Hocam. Filmde de gösteriyor. MaşaAllah. Beraber iftar yapmışlar, Kırgızlar ve Özbekler.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. İşte bu kadar, işte bu kadar. Türk-İslam Birliği’nin gelişmesi ile ilgili güzel bir gelişme bu.
OKTAR BABUNA: Hocam, siz bahsettiniz inşaAllah; Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.)’nin münafıkları tanıyacağını söylüyor. Okuyayım mı hadisi Hocam, inşaAllah? Şöyle buyuruyor Peygamberimiz (s.a.v.); “Ebu Basir’den: İmam Caferi Sadık (a.s.) ‘Suçlular çehrelerinden tanınacak’ (Muhammed Suresi, 30) ayeti hakkında şöyle buyurdu: “Allah onları tanır, lakin bu ayet Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) hakkında nazil olmuştur. (Hz. Mehdi (a.s.)) onları çehrelerinden tanıyacak ve ashabı ile birlikte onları fikren darmadağın edecek.”” (Şeyh Muhammed bin İbrahim-i Numani) Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Mehdi (a.s.) her grubun gizli planlarından haberdar olacak ve planlarını kendilerine söyleyecek. Hz. Mehdi (a.s.) bakmasıyla dost ve düşmanını tanıyacak.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam herkese hayırlı geceler” diyor Yasemin Hanım. “Hayırlı geceler. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.” Sizleri de Allah rahmetine gark etsin, bereketini versin, inşaAllah. “Tam münafıklık konusu açılmışken sormak istiyorum, inşaAllah; bu saatten sonra küfür dalaletine düşmem Allah’ın izniyle ama münafık olmaktan çok korkuyorum, kendimi bazen çok samimiyetsiz buluyorum.” Ne güzel, bu mümin alametidir. Münafık zaten hiç üzerine kondurmaz ama münafık olduğundan da emin olur. “Köpek” dersin, “efendim, bana mı dedin?” der. “Alçak” dersin, “efendim, bana mı dedin?” der. Ne desen, “bana mı dedin?” der. Her yerden çıkartır delilleri. Mesela “kağıt beyaz” dersin, “benim yüzüm de beyaz, sen oradan bağlantı kurdun, bana sen söylüyorsun bunu” der. İllaki bulur o, farkına varır onun. Ama samimi mümin zaten böyle münafık olmaktan korkar, çekinir. Münafık ayetlerinden zaten en çok mümin insanlar çekinirler. Müminleri ilgilendirirler. Münafık zaten münafık ayetlerini kabul etmez. Kuran’ı kabul etmiyor ki, öyle bir tehdidi kabul etsin. Münafık ayetlerinden münafık şu yönden çekinir? Rezil rüsvay olduğu için, aşağılandığı için çekinir. Çünkü öyle bir açıklamış ki Kuran, öyle bir şerh ediyoruz ki, yani münafığın yakalanmaması adeta imkansız hale geliyor. Münafık da enaniyet ve gururuna çok düşkün olduğu için, her anlatıldığında ciğerine ok yemiş gibi olur. Kafasına balyozla vuruyormuş gibi olur münafığın, deliye döner her seferinde. Çünkü her anlattığın tam on ikiden tam isabet, her anlattığın tam isabet. Şimdi etrafındaki insanlar da biliyor onun münafık olduğunu, kendi de biliyor; anlatılanlar da tam uyumlu olunca, birebir uyumlu olunca, hayır diyecek hali de kalmıyor. Bu uymuyor diyecek gibi de değil. Herkesin anladığını anlamaktan kaynaklanan panikten dolayı rahatsız oluyor. Yoksa Kuran ayetlerine zaten inanmaz münafık. Onu ilgilendirmez. Ama Müslüman münafık ayetlerinin hepsinden çok çekinir. “Aman” der, “acaba bana mı bakıyor? Ben de böyle bir özellik mi var?” Ve Allah’a sığınır, kendini düzeltir, çeki düzen verir. Münafık zaten hiç birini kabul etmediği için sadece rezil olmanın rahatsızlığını yaşar. Ondan kurtulmak için yeni yeni taktikler arar, yeni yeni yöntemler arar. Çünkü hem der münafık; “ben Allah’ı anıyorum, Kuran’la konuşuyorum, buna rağmen beni nasıl yakalıyorlar?” der. “Ben buna rağmen nasıl yakalanıyorum?” der. Münafık böyle yaralı bir domuz gibidir; sürekli kaçar ama sürekli de yakalanır, inşaAllah. “Kendimi bazen çok samimiyetsiz buluyorum.” Bu samimiyet alametidir. Samimi olacak demektir. “Münafıklar münafık olduklarını bilir mi?” Hem nasıl, hem nasıl. Yani beyninin en ince hücrelerine kadar bilir ama hiçbir şekilde de kabul etmek istemezler. Diliyle kabul etmez münafık. Yoksa kalbiyle anlar, kalben anlar. “Bunu değerlendirebilir misiniz?” diyor. “Cevaplarsanız çok sevinirim. Bu maili yazarken konu kapandı ama nasip artık” diyor. Nasip tükenmez, Yasemin, inşaAllah. Bak Allah nasibi getirdi ayağına, yakınına inşaAllah. Bizler senin emrindeyiz. Anlatırız izah ederiz, inşaAllah. Kendilerine kondurmuyorlar ama Ahirete gittiklerinde, “biz böyle bir şey yapmadık, böyle bir olayımız yok” diyorlar ve Allah’la orada haşa kendilerince tartışmaya kalkıyorlar. Münafıklar öyle çetin, öyle aşağılıklardır ki onlarla sözle baş etmek güçtür genelde. Çünkü böyle yaralı sincap gibi hoplar; oradan oraya hoplar, oradan oraya. Uğraşacaksın. Ama Ahirette bunu yapamıyorlar. Ama hoplarken de domuz avı gibidir. Müslüman’ın hoşuna gider, eğlenir. Çünkü sürekli yakalar yakalar, kafasına vurursun imanın nuruyla ve o nur onu parçalar. Ama Ahirette Allah’a karşı yapmak istiyorlar haşa, Cenab-ı Allah’ın karşısında diyor ki “şimdi ben böyle bir şey yapmayı düşünmedim” diyor. Dili diyor ki; “sen düşündün” diyor. “Elim böyle bir şey yapmadı” diyor. Eli konuşmaya başlıyor, cildi. “Buna ne oluyor, bu nasıl oluyor konuşuyor?” diyor. Her şeye nutku veren Allah onları da öyle konuşturduğunu belirtiyor. Ahir zamanda bir mucizedir, münafıkların kahrolacağı bir mucizedir, küfrün kahrolacağı bir mucizedir. Çok büyük azap çekecekler, vücud organları konuşmaya başlayacak, inşaAllah. Öbür türlü münafık demagojiye çok yatkındır. “Beni niye Cehenneme koydun? diyor Allah’a. “Ben ne yaptım?” diyor. Cildi cevap veriyor, dili cevap veriyor, gözü cevap veriyor; yani vücut organlarını kontrol edemiyor. En çok vücuduna güveniyor ya, ki rezalet tarzında yaratılıyor vücudu, perişan şekilde yaratılır. Simsiyah, gözleri mor yaratılır ve bayağı perişandır. Kafaları geriye dönük olarak. Yani insan yüzü düz ya, küfürde geriye dönük yaratılıyor yaratıldıklarında Ahirette. Yani yüzüne baktığında ensesini görürsün. Yüzünü görmek için sırtını dönmesi lazım. Yani sırtında yüzü. Öyle olacaklar inşaAllah. İşte orada Allah onları konuşturuyor, orada rezil rüsvay oluyorlar. Vücutları konuşuyor, vücut organları konuşuyor, inşaAllah.
Efendim, 50 dakika olmuş, biraz ara verelim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...