SUNUCU: Bu akşam Harun Yahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Mardin Kanal 47, Sakarya Kanal 54’ten canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Ramazan Sohbetleri programımızda yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza, sizler de bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla e-mail’leriniz ile katılabilirsiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Efendim, bugün ne günlerden?
OKTAR BABUNA:Hocam, Kadir Gecesi. Bütün Müslüman aleminin mübarek olsun inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Allah tekrarını erdirsin. Bize Kadir Gecesi hakkında biraz bilgi ver.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Kadir Gecesi 27. gecesidir Ramazan’ın inşaAllah. Kuran’ın indirildiği gece, Kuran’da övülmüş bir gecedir. Bedir Savaşı’nın zaferi de bu gecenin sabahında gerçekleşmiştir inşaAllah. Kadir Suresi’nde Kuran’ın Kadir Gecesi’nde indirildiğinden Kadir Gecesi’nin bin aydan daha hayırlı olduğundan, Kadir Gecesi’nin rahmet ve berekete vesile olduğundan bu sebeple insanlık için taşıdığı değerlerden bahsedilir.
Kadir Suresi’ni okuyorum inşaAllah. Beş ayetten oluşuyor.
Şeytan’dan Allah’a sığınırız, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla.
Gerçek şu ki, Biz onu kadir gecesinde indirdik.
Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren nedir?
Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.
Melekler ve ruh, onda Rablerinin izniyle her bir iş için inerler.
Fecrin çıkışına kadar bir esenliktir (selamdır) o.
İnşaAllah Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğu bildiriliyor, Kadir Suresi’nde. Kadir Gecesini ihya etmek için yatsı namazında Hocam Kadir Suresi’nin okunması, bir iki sayfa Kuran’ı Kerim okunmalı inşaAllah, az da olsa sadaka vermeli, bu gece dört rekat Kadir gecesi namazı kılınır, Kandil gecesi olması sebebiyle tesbih namazı kılınır. Kadir gecesinde nasıl dua etmemiz gerektiği Hz. Ayşe (r.a.) annemiz tarafından rivayet edilen hadiste şöyle bildirilmektedir: “Dedim ki ya Resullullah Kadir Gecesi’ne rastlarsam nasıl dua edeyim?” “Resulullah aleyhisselatu vesselam Allah’ın sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affeyle, dersin” diye buyurmuş Hocam inşaAllah maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Allah tekrarına erdirsin milletimizi, Allah mübarek etsin. Neler anlatmak istiyorsun Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Çok güzel gelişmeler oluyor aslında maşaAllah. Bu arada Yeni Zelanda’da da büyük bir deprem oldu Hocam. Yine siz söyledikten sonra büyük olaylar oluyor maşaAllah. “Yeni Zelanda yerle bir oldu, polis halkı sokağa çıkarmadı” diye ama büyük hasara rağmen iki kişinin ağır yaralandığı bildiriliyor. 7.4 büyüklüğünde bir deprem olmuş fakat bazı kimseler hemen yağmaya başlamışlar, bunun üzerine polis de halkın sokağa çıkmasına izin vermiyormuş, evden çıkmasına. Böyle bir önlem almışlar.
ADNAN OKTAR:Böyle şeylerde yağma yapılması, oradaki dinsizliğin, ateizmin, Darwinizmin yaygınlığından. Çünkü deprem bir imtihandır. O imtihanda orada rezillik çıkartmak, adilik yapmak çok çok aşağılık bir hareket olur. Zaten oradaki insanlar zor bir imtihandan geçiyorlar. Orada onlara bilakis yardımcı olan, saygılı, sevecen, şefkatli bir tavır göstermeleri gerekir. Evet başka neler var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Ertuğrul Özkök bir yazı yazmış Hocam. “Müjde olgunluk yaşıma girdim” diyor.
ADNAN OKTAR:Hayırdır inşaAllah. Ne oldu buna böyle, her gün bir şey.
OKTAR BABUNA:Evet, bu altmışını devirenlerin onların çıkardıkları dergiler, onlardan bahsetmiş, onları övmüş kendisinin de “Müjde olgunluk yaşıma girdim, tabi kendini teneke trampetli bir çocuk sayan ben için, olgunluk bile kaldırılamayacak kadar ağır bir kelime, ama bana emekli kelimesinden çok daha iyi geliyor. Yazıyı okuduktan sonra Teoman’ın şarkısının sözlerini değiştirdim. Babamın ölmediği yaştayım, henüz olgunluk çağındayım” diye bitirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Emekli kelimesinden neden çekiniyormuş?
OKTAR BABUNA:Evet işte ağırına gidiyor herhalde o kelime.
ADNAN OKTAR:Neden canım, altmış yaşına girmiş işte emeklilik çağı gelmiş gayet normal yani bunda bir şey yok. Ama o birçok konuda emekli olmanın sıkıntısını yaşıyor yani öyle bir sorunu var gördüğüm kadarıyla. İşte hızlı giden değil mi, sonra zorluklarla karşılaşıyor. Hızlı da gitme değil de o yani biraz maneviyat ile gitmesi gerekiyordu. Kuran’ı, Allah’ı seven bir çizgide derin bir imanla yaşaması gerekiyordu, o zaman çok daha başarılı, bereketli olurdu. Şu an mutlu olmak için çırpındığını görüyoruz. İşte “Hürriyet Gazetesi’nin koridorlarında tavşan kıyafeti ile zıplayarak gezmek istediğini söylüyor” geçen günler, en büyük hayali oymuş. Zaten beyaz bir tavşana benziyor şu an da saç, sakal. Ama o tavşanlık nereden çıktı onu anlayamadım. Bir şeyler anlatmak istiyor ama neyse, evet devam edelim.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Erbakan yanlıları Saadet Partisi yöneticilerine saldırdı” haberi var yine.
“Sabiha Gökçen Havalimanı’nda karşılamaya giden Saadet Partisi İl Başkanı Erol Erdoğan ve yardımcıları Muammer Kaynar ve Fahri Şahin ile özel kalem müdürü Ümit Kaya’nın bulunduğu araç, iki yüz kişilik bir grubun saldırısına uğradı. Erol Erdoğan ve arkadaşları polis saldırıdan güçlükle kurtarıp VIP salonuna ulaştırdı” diye bir haber var Hocam.
ADNAN OKTAR:Erbakan Hocamızın böyle saldırgan adamları var işte, antidemokratik yöntemlerle mücadele eden... ki o tarzda bir imaj vermeye çalışıyorlar. Bu ikinci raund gibi. Bir kere Erbakan Hocamızı bütün dünya alem sever. Bir tek Türkiye değil, herkes sever. Son derece barışçıl, sevecen, munis, esprili, hoş sohbet bir insandır ve bir tek Allah’tan korkar. Kabadayılığa falan da hiçbir şekilde ihtiyacı yoktur. Ayıp yapıyorlar yani bunlar yöntem değil, biz böyle oldukça Hocamızı daha çok severiz. Dolaylı yoldan bu çizgiye getirmeye çalışıyorlar. Saadet Partisini, Saadet Partisi yapan Erbakan’dır. Efendim, Numan Kurtulmuş Hocamızı, Numan Kurtulmuş yapan da Erbakan Hocamızdır. O’nu eğiten, olgunlaştıran, bilgilendiren kişi de odur. Dolayısıyla yeni yetme bir nesil oluştu. Geçenlerde bana bir tanesi yazmış işte “artık emekli olması gerekir, hırs yapmaması gerekir.” Sanki böyle akranıyla muhatap oluyormuş, konuşuyormuş gibi böyle garip bir üslupla. Bir kere sen daha doğmadan, o doğmadan evvel İslam’ı, Kuran’ı yaymak için var gücüyle gayret ediyordu o insan. En zor şartlarda, en zor zamanlarda 71’ler, 73’ler, 77’ler çok güç zamanlardı. Allah’ın anılmasının güç olduğu devirlerde, o devirlerde çıktı ortalarda böyle aslan gibi kükredi. Allah’ın birliğini anlattı, İslam’dan Kuran’dan anlattı. Ağır sanayiyi bizim yapabileceğimizi, milli görüşle olaylara bakmamız gerektiğini anlattı. Türkiye’de milli benliğin gelişmesinde çok büyük etkisi oldu. Yani dışa bağımlı olmanın yanlış olduğunu vurguladı. Güçlü bir milli sanayinin, ağır sanayinin ne kadar isabetli olacağını söyledi ve diğer İslam ülkeleri ile ittifak ederek birlikte yaşamanın Türk-İslam Birliği’ni oluşturmanın faziletlerini, faydalarını anlattı. Yeni yetme entel-dantel böyle modernist bazı gençler, Erbakan Hocamıza karşı saygıda kusur ediyorlar, ayıp yapıyorlar. Onların haddine değil, Erbakan Hocamız her zaman başımızın tacı. Evet, devam edelim.
Yalnız burada çok dikkatimi çeken şey Milli Gazete’de artık Erbakan Hocamızın haberlerini görmeye başladık. Dün de baktım vardı, hoşuma gitti. Yalnız böyle gazeteye tam hakim olan ve bu kadar sevdiğimiz bir insanı böyle ara ara küçük haberlerle değil de dolu dolu haberlerle çıkartsınlar. Biz bunu istiyoruz. İnternet sayfasından çıkartılması ayıbını da bir daha tekrarlamamalarını istirham ediyoruz, çok çok ayıp. Erbakan Hocamız gittiğinde, eğer Erbakan Hocamıza karşı bir tavır gelişiyorsa, ona karşı sadakat ve vefa hissi kalktıysa, Saadet de benim kalbimden kalkmıştır. Saadet Partisi diye bir parti yoktur, anlaşıldı mı? O güzel ruhu devam ettirsinler.
Mesela Büyük Birlik Partisi nasıl bizim şehidimiz olmadan, Büyük Birlik Parti’sinin bir anlamı kalmaz bir yönüyle. Nasıl Alpaslan Türkeş olmadan, MHP’den bahsetmemiz çok güçtür, aynı onun gibi.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz söyledikten sonra o hatadan dönmüşlerdi Hocam, siteye koymuşlardı inşaAllah. “Kuran’ın indiği her gönül, Kadir Gecesi kadar değerlidir” haberi Diyanet İşleri Başkanımızın açıklaması Hocam. “Bu kutlu geceden istifade edilmesi ancak Kuran’a yönelmekle ve hayatı Peygamber kılavuzuyla yaşamakla mümkün olacaktır” demiş Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Hocamız yaman çıktı maşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah evet. “1400. yılında Kur'an'ın ilk nüshaları sergileniyor” haberi var Hocam inşaAllah. Geçtiğimiz günlerde de yapılan bir çalışmasını söylemişti Diyanet İşleri başkanlarının. Bilimsel olarak kıyaslayarak Kuranları tek bir harfin bile değişmediğini ortaya koyduklarıyla ilgili haber vardı Hocam geçen günlerde.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Başka Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Avrupa’nın en büyükleri Türkiye ve Almanya olur” haberi var. “20-30 yıl sonra Avrupa’da iki büyük ekonomi olacağını belirten Başbakan Yardımcısı Babacan, “Raporlar en büyük ülkelerden olacağımızı gösteriyor” dedi. Allah’ın izniyle siz en büyüğü olacağını söylemiştiniz Hocam inşaAllah.
“Başbakan Erdoğan: Petrol, saltanatınızı korumak için değil” demiş Hocam Arap ülkelerini kastederek, İslam ülkelerini. Başbakan bu konuşmasında, Arap ülkelerinde bazı çevrelerin maddi imkanlarını İslam ve Müslümanlar yararına kullanmadıklarını söylemiş. Tam siz söylemiştiniz Hocam bunu. Daha önce siz bu konuda Başbakan’ın net açıklaması yoktu, siz söyledikten sonra, çok fazla açıklamanız oldu Hocam, futbol takımı satın aldıklarını, kitap dağıtmadıklarını söylemiştiniz. İslam Birliği için çalışma yapmadıklarını daha önce defalarca anlatmıştınız Hocam. Başbakan’ın da bu yönde bir açıklaması olmuş. Bu konuşmasında ayrıca “İslam’ın altın çağı yeniden yaşanacak” demiş.
ADNAN OKTAR:Kim?
OKTAR BABUNA:Tayyip Erdoğan Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İslam’ın altın çağı?
OKTAR BABUNA:“Yeniden yaşanacak.”
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Hay maşaAllah. Bunun diğer adı Türk İslam Birliği’dir. Bir daha üst adı da mehdiyettir. Altın çağ eşittir mehdiyet. MaşaAllah ağzından nur akmış Başbakan’ımızın maşaAllah çok çok güzel.
OKTAR BABUNA:Okuyayım mı o bölümü Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet oku tabii.
OKTAR BABUNA:“Elbette her günün bir gecesi, her gecenin bir gündüzü vardır. Çok iyi biliyorum ki, medeniyetler, ülkeler, milletler için de geceler ve gündüzler vardır. İnsanlık tarihine, insanlığın ortak kültür ve bilim birikimine eşsiz katkılar sağlamış bu derin medeniyet, elbette bir gün, aslına, özüne dönecek ve yeryüzündeki haklı konumunu yeniden elde edecektir. Benim petrolüm var diyen ülkeler, İslam dünyası acaba ne yapıyor? Petrolünün kaçta kaçını buraya veriyor. Gücenmesinler darılmasınlar bu petrolü siz bulmadınız, bu size bir nimet. Bu ne zaman işe yarayacak? Biz bunları saltanatlarımızı ikame etmekte mi kullanacağız? Biz bunu Pakistan’ın düştüğü bu durumda kullanmayacağız da ne zaman kullanacağız? Onun için görevimiz ağır, yükümüz ağır, sorumluluğumuz büyük” diye konuşmuş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani bu Türk İslam Birliği’nin net açıklaması. Çok güzel. Peki o altın çağ nerede geçti o kelime? Var mı öyle bir şey?
OKTAR BABUNA:Bu haberin içine bakayım Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama yaklaşık zaten bu anlatım altın çağı anlatıyor. Evet.
OKTAR BABUNA:Buluyorum şimdi Hocam inşaAllah. “İslam’ın altın çağı yeniden yaşanacak” burada Hocam.
ADNAN OKTAR:Oku orayı.
OKTAR BABUNA:“Müslümanlar, bugün neden insanların hayranlığını kazanan eserler, görkemli şehirler inşa etmekten uzaklar diye düşünmeden edemedim.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Hocam yani net Mehdiyet. İki yıldan beri anlattığımız olayın özetini anlatmış. Bakın çok önemli “Müslümanlar, bugün neden insanların hayranlığını kazanan eserler” hani sanat, bilimde müthiş bir atak olacak dedik ya altın çağda “görkemli şehirler inşa etmekten uzaklar.” Bak aylardan beri anlattığımız konuyu söylemiş Başbakan. Evet devam et.
OKTAR BABUNA:“10’uncu, 11’nci, 12’inci, 13’üncü ve 14’üncü yüzyıllarda altın çağını yaşayan İslam coğrafyası, 20’nci, 21’inci yüzyılda neden bu etkinliğini devam ettirmiyor, bunu düşündüm.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Ne mübarek açıklamadır. Kadir Gecesi’nde evet maşaAllah. Evet devam et.
OKTAR BABUNA:“Tıptan astronomiye, cebirden geometriye, fizikten coğrafyaya kadar hemen her bilim dalında insanlığın önünü açan, çağının ötesinde fikirler ve buluşlar ortaya koyan İslam dünyası, bugün neden tarihe, geleceğe yön verecek fikir ve buluşların altına imza atamıyor diye düşündüm. Elbette her günün bir gecesi, her gecenin bir gündüzü vardır. Çok iyi biliyorum ki, medeniyetler, ülkeler, milletler için de geceler ve gündüzler vardır. İnsanlık tarihine, insanlığın ortak kültür ve bilim birikimine eşsiz katkılar sağlamış bu derin medeniyet, elbet bir gün, aslına, özüne dönecek ve yeryüzündeki haklı konumunu yeniden elde edecektir” demiş maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şahane, şahane, bu aylarca gündemde tutulması gereken bir konuşma, muhteşem. Mehdiyetin özeti, Hz. İsa Mesih (a.s.)’in inişinin gizli bir müjdesi. İnşaAllah. Başbakan ancak bu kadar söyleyebilir. Şahane söylemiş. Ağzına diline sağlık, Allah söyletiyor, çok şahane.
OKTAR BABUNA:Siz maşaAllah, Allah razı olsun, yıllardır açıklıyorsunuz. Hem Kuran’dan ayetlerle, hadislerle ve İslam alimlerinden delillerle inşaAllah, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Büyük bir medeniyetin kurulması gerektiğini ve Mehdiyet devrinde büyük bir medeniyet kurulacağını, modern şehirler kurulacağını ve bunun çok kısa sürede olacağını, çok muhteşem olacağını, adeta çağlar üstü yeni bir medeniyete gideceğimizi söylemiştim. Başbakan’ımızın da gönlünde bunun yattığını gördük. Bu çok güzel bir bereket. Bir bereketin güzelliğin yoğun olduğu bir konuşma olmuş çok güzel. MaşaAllah, elhamdülillah. Başka ne var?
OKTAR BABUNA:“Kanser çıksaydı bunalıma girerdik” diye bir haber var Hocam. Bu Mehmet Öz’deki hastalıktan bahsederek yazmışlar. “Haberi duyan herkes derin bir oh çekmiştir.. Oh be!.. Mehmet Öz’ün poliplerinde kanser çıkmamış.. Bu oh çekiş sadece Mehmet Öz adına değil, insanlar kendi adına da oh çekti.. Ya tersi çıksaydı” diyor haberde.
ADNAN OKTAR:Yani polipi önemsiz mi görüyorlarmış? Polip de önemli, polip her an kansere dönüşebilir. Bir garantisi var mı Mehmet Öz’ün şu anda? Yani niye insanları böyle ilahlaştırmaya, böyle insanların da can veren, can kurtaran yani Allah gibi görmeye bir eğilimleri var. Mehmet Öz de gariban Allah’ın bir kulu. O da yiyip içiyor, yatıyor, uyuyor, yarın bir gün o da Allah’ın izniyle kaderindeki hayatı yaşadıktan sonra da vefat edecek. Ama süpermen havasında Allah genellikle bir şeyler meydana getiriyor. Bakın supermen diye bir adamı çıkartmışlardı, değil mi halini görüyordunuz, felçli ve perişan bir şekilde yaşıyordu. Hawking, o da öyle. İşte, süper beyin bilmem ne falan dediler. Bak Allah beynini de eritti, perişan şekilde şu an. Şimdi de onun adına; şunu dedi, bunu dedi; adam gözünü kıpırdatamıyor, nefes alamıyor, canıyla mücadele halinde adam, oturmuşlar adamın polemiklere girdiğini, şunları anlattı, bunu dedi, işte hava durumunu sordu, astronomiyle ilgili görüşlerini belirtti. Adamın nefes alacak hali yok. Oradaki bilgisayarla onu takip eden, onun yemesini, içmesini, doğal ihtiyaçlarını takip eden, oradaki doktora verdiği bilgi veyahut oradaki onlara yardımcı olan kişilere verdikleri bilgi. Yani tahminen, gözleriyle herhalde bunu demek istiyor, diyorlar. Yok Allah’ı inkar etmiş, yok din hakkında görüşler belirtmeye başlamış, yeni sıçramalar yaptılar diyorlar, Hawking bir şeyler yaptı. Yani zaten ibret alınacak bir durumda, değil mi yani perişanlığı görülmemiş bir perişanlık, Allah vermesin. Vücudunun hiçbir ihtiyacını gideremeyecek durumda yani perişan halde bir insan. Bütün her yeri erimiş durumda, beyni de eriyor, kasları eriyor, vücudu perişan. Böyle bir insanı haşa ilahlaştırmaya kalkıyorlar. Yani bu da çok garip, bu da çok şaşırtıcı.
OKTAR BABUNA:“Tanrı’ya dönerek ekonomik krizden çıkılabiliyorsa” Meral Tamer yazmış Milliyet Gazetesi’nde. “Kısa bir süre için de olsa Türkiye dışına çıktığınızda, olayları bambaşka gözle görmeye başlıyorsunuz. Çünkü izlediğiniz TV kanalları, okuduğunuz gazeteler ister istemez farklılaşıyor” diyor.
ADNAN OKTAR:Özetle nedir? Başlığa göre almaya çalışalım. “Tanrı’ya dönerek ekonomik krizden çıkılabiliyorsa” Evet başka türlü de çıkamazsınız, söyledik. Çıkabiliyorsanız çıkın. Ateizmle, Darwinizmle, materyalizmle dünyada çökme oluyor. Sanatta çökme oluyor, bilimde çökme oluyor, ekonomide çökme oluyor, ruh aleminde çökme oluyor; mutsuzluk, neşesizlik, sevinçsizlik etrafı kaplıyor ve hayat adeta çöküyor, bitiyor. Bunu gördüler mi, görmediler mi? Gördüler. Bütün güçleriyle önlem alıyorlar, ekonomik çöküşü durdurabiliyorlar mı? Durduramıyorlar. Ben ne dedim? 2014’ten itibaren ekonomik krizde bir gevşeme, rahatlama ve düzelme olacak. Ama bir şey söyledim, böyle samba yaparak değil. Nasıl olacak? Allah’a dönerek olacak. Allah’a dönecek derken Cübbeli gibi olacaklar anlamında değil. Akıllı, Kuran’a dayalı, gerçek İslam’a dayalı bir ruh haliyle. Cübbeli kafasıyla iyice çökersin, mahvolursun. Olan da gider yani.
Osmanlı’nın çökmesinin sebebi Cübbeli zihniyetidir. Yani o sebeple çöktü Osmanlı. Osmanlı’da yaygın olan şey oydu zaten. Mantık oydu. Yani hurafeler, akıl almaz izahlar, Allah karşı üst perdeden haşa saygıya uygun olmayan üslupla konuşmalar. Bak gördünüz o yayınladık o gün, saygısız bir üslupla Allah’la konuşmayı iftaharla anlatıyor, iftaharla anlatıyor. Kimin haddine Allah’la öyle konuşmak. Ve Allah’ı böyle haşa yaşlı, ne yapacağı belli olmayan bir insan gibi göstermeye çalışıyorlar. Allah sonsuz akıldır, sonsuz merhamettir ve en güzelini yapar Allah yarattığında. Bu nasıl bir sözdür böyle? Nasıl bir konuşmadır? Var mı o konuşması?
Bilinçaltında yavaş yavaş insanların tahrip edilmesi çok önemli bir konudur. Bilinçaltında insanlar yavaş yavaş imar da edilir, geliştirilebilir de, yavaş yavaş çökertmek de mümkündür. Yani insanlar şimdi televizyon seyrederken biz bir konuşma yaptığımızda, o bir konuşma yaptıysa o yirmi çeşit yorum yapar insan kafasında. İnsan beyni çok hareketlidir. Kuşkuya da açıktır, olumluluğa da açıktır, olumsuzluğa da açıktır, anında düşünür. Mesela adam oturuyor Cübbeli’nin veyahut işte şaşar beşer Hocanın veyahut diğerlerinin konuşmalarını izliyor...
Geçenlerde bir Hoca efendi söylüyor, “elini kişi uygun görmediği bir yere dokunduğunda, bir daha mukaddes olan hiçbir şeye dokunamaz” gibi bir putperest bir inanç meydana getiriyor. Kirli olan bir şeye bir insan mecburen dokunabilir, yıkanırken dokunabilir veyahut vücudunu temizlerken dokunabilir veyahut vücudunun herhangi bir yerine dokunabilir, yani temizlemek kastıyla veyahut ne bileyim insanlık hali bu, yani ömür boyu o el nasıl devreden çıkar? Bir daha nasıl Kuran’a dokunamaz? Mukaddes olan hiçbir şeye nasıl dokunamaz o el bir daha? Göğsünü gere gere anlatıyor. İftaharla böyle sesini de böyle mahruki bir havaya sokuyor. Adam bunu düşünür sonradan, ben eğer gerçekten dindar olursam demek ki böyle olacağım, o zaman ben dindar olmayayım düşüncesi gelişiyor.
Mesela halk arasında çok yaygın “aman fazla kaptırma, dindar ol, Müslüman ol ama fazla da kaptırma, fazla derinlere gitme boğulursun.” Halbuki böyle ilkel bir üslupla bunu anlatırlar. Halbuki din zaten derinlikle yaşanıyor. Derin düşünmeden Allah’a nasıl insan yaklaşabilir? Allah’ı nasıl sevebilir? Allah’tan nasıl korkabilir? Tabii ki derin düşünecek. Müslümanlık da hakkıyla yaşanır. Dolayısıyla insanlar bunları böyle düşünürken kafaları allak bullak oluyor, yani ruhlarında böyle bir karmaşa yaşıyorlar. Bunu hiç hesap etmiyor insanlar. Adam orada çok pervasız Allah’la bir insanın saygısızca konuşmasından bahsediyor. Şimdi düşünür; ya bu alim adam, bilgili adam, Allah’la böyle saygısız konuşmayı bu mahsursuz gördüğüne göre haşa ben de daha saygısız olayım diyecek. O adamın oradan alacağı kıssa budur. Bunu alır. Demek ki Allah’la böyle pervasız konuşuluyor diyecektir. Ve Allah’ın haşa öyle bir şeyi akledemediğini, kaderde böyle bir şeyin olamayacağını ve kaderin böyle tartışmalarla geçtiğini düşünebilir, bu tarz. Halbuki Allah’ın karşısında, Allah diyor ayette, “artık o gün başları öne eğiktir, hırıltıdan başka hiçbir ses duyulmaz” diyor. Kimse sesini çıkartamıyor Allah’ın karşısında. Öyle kafa tutar bir üslup, haşa küstah bir üslup kimsenin haddine değil. “O gün başları öne eğilmiştir” diyor Allah. “Sadece bir hırıltı, bir ses vardır” diyor, yani yoğun bir hırıltı, “başka bir ses yoktur” diyor Allah. Adam orada çok pervasız bir üslupla Allah’la tartıştığını söylüyor. Hazır mı o film? Evet göster.
VTR
ADNAN OKTAR:Bak ne kadar avami bir üslupla Allah’la konuşulacağını söylüyor. “Demesin mi” diyor, Allah’ın demesinden rahatsız olmuş oluyor. “Demesin mi dedi” diyor. “Ben de işi bitirdik zannettim” diyor, bak “işi bitirdik.” Böyle avami bir üslupla Allah’la konuşma, yani böyle piyasa ağzıyla. Böyle bir üslup olur mu veli bir insanda? Allah’tan korkan bir insanda böyle bir üslup olur mu? Böyle suni saygısız bir üslup ortaya koymaya çalışıyor. Yani hayalinde böyle bir üslupla konuştu diye getirtmeye çalışıyor. Benim rivayetim vardı diyor, Allah’la böyle cedele girdiği üslubunu veriyor. Allah bilmiyor, yani böyle bir hadis söylediğiniden de haberi yok veyahut onun söyleyeceği, onun bilgisinde olan sözden de haberi yok gibi ve sert bir tartışmayla Allah’ı yenmiş oluyor haşa. Ve Allah orada sanki mahçup olmuş oluyor, “ha tamam dedi” diyor, yani öyle bir üslup. Böyle bir din anlayışı olsa ne olur bir insan? Mesela bak, “unutmayı da Allah affetmez” diyor. “Adam çıksa orada heyecandan unutsa böyle bir hadis olduğunu konu biter” diyor. Bir de saçı sakalı beyaz bir insan düşünelim, ama her türlü ahlaksızlığı yapmış, ama La İlahe İllallah Muhammedun Resulullah diyor, bu yeterli değildir saçının sakalının beyaz olması. Albino da olabilir, saçı sakalı beyaz olabilir. Allah bizi neye göre yargılayacağını Kuran’da ve hadislerde açık açık belirtmiştir. Biz Kuran’a uyup uymamamıza göre yargılanacağız biz. Saçımıza sakalımıza göre yargılanmayacağız, saçımızın beyazlığına göre. Bazı insanların saçı sakalı beyazlanmaz, yaşı ilerler siyah kalır adamın. Bu dezavantaj olmuş oluyor, bu insan saçı siyah kaldığı için. Veyahut mesela genç ölebilir, saçı siyahtır. Burada aynı suçu işleyecek şahıslar, ama birininki sakalı beyaz olacak, saçı beyaz olacak, birinin saçı siyah olacak, sırf saç rengi farkından dolayı bir Cehennem’e gidecek, biri Cennet’e gidecek saç farklılığından dolayı aynı suçlardan, aynı suçu olacak. Yani bunu bir insan rahatça düşünür, gençler düşünür, insanlar bunu düşünür. Yani yoğun olarak mantıksızlık, yoğun olarak bir Müslümanın kabul edemeyeceği, Kuran’a uygun olmayan, hadise uygun olmayan üslup çıkartıyor. Bunun sonucunda da insanların dine İslam’a karşı güveni çok ciddi şekilde sarsılıyor. Yani “Müslümanlık buysa ben Müslüman olmayacağım” diyor adamlar o zaman. Böyle bir riski var. Yani bu daha da genişletilebilir. Yani bu sadece bir tanesi, bunun gibi yani yüzlerce, binlerce konusu var Cübbeli’nin anlattığı. Gece gündüz de insanlara bunlar aktarılıyor. Halk, insanlar da bunları birbirlerine anlatıyorlar, birilerine anlatıyorlar. Adam düşünür, “ya ben aynı şekildeyim, benim saçım sakalım siyah, onunki de beyaz.” İki insan var, biri Cehennemde sonsuz azap çekiyor, bir tanesi de hiçbir şekilde Cehenneme de gitmiyor sonsuza kadar Cennette kalıyor sırf saçının beyazlığından dolayı. Böyle bir üslupla da Allah’la konuşulur mu? Müslüman böyle piyasa ağzıyla konuşur mu? Allah’ın karşısında ne haddine, nasıl böyle bir şeye gücü yetsin. “O gün sesler kısılmıştır” diyor Allah. Baksana üsluba nasıl, yaşıyor o anı adeta. “Demesin mi ya, ben de iş bitti zannettim ya” diyor piyasa ağzıyla. Bakayım Ahirette böyle konuşabilecek mi Cübbeli?Bak bütün müminler orada olacaklar. Bakalım bu cesareti, bu üslubu kullanabilecek mi, bu çirkin cesareti? Yani unutmasın aklında iyi kalsın. Onu tasdik edenlerin de aklında iyi kalsın, bakayım bunu söyleyebilecek mi Allah’ın karşısında? Demesin mi, iş bitirdik, bilmem ne. Böyle piyasa ağzı ile konuşabilecek mi Ahirette?
OKTAR BABUNA:Tabii ki konuşamaz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Konuşamaz, bak Allah diyor ki: “ O gün sesler kısılmıştır” diyor, “başları öndedir” diyor Allah. İnşaAllah. Çok uzun konular da fakat ben bir tane örnek veriyorum yani binin üzerinde böyle konusu var evet, Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, bir önceki haber de Hocam, ekonomik kriz ile ilgili haber de aynı zamanda yazar şöyle diyor. Amerikalı Hıristiyanlar Hz. İsa (a.s.)’a yöneldiklerini anlatıyor bu yazıda. Krizde üç yüz bin kişi toplanmış Washington’da Hocam. “Hz. İsa (a.s.) bu ekonomik politikaları onaylamazdı” diye açıklama yapmışlar.
Güngör Mengi bir yazı yazmış. “Darwin Nasihatı” diyor. Yazı boyunca Türkiye’deki genel durumu eleştirmiş Hocam. Yazının sonunda “Darwin’in bir nasihatini kullanarak kendince öğüt vermiş, şöyle diyor: “Birkaç gündür internette Darwin’in sözleri uçuşuyor. Bize de ilham verebilir diye düşündüm. Bilim ile sanat bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olur. Tavuk toplumun önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığını farkında bile olmaz” demiş.
ADNAN OKTAR:Bir daha anlat bakayım, Hocamız ne demiş bakalım.
OKTAR BABUNA:“Birkaç gündür internette Darwin’in sözleri uçuşuyor. Bize de ilham verebilir diye düşündüm. Bilim ile sanat bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olur. Tavuk toplum önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığını farkında bile olmaz.”
ADNAN OKTAR:Şimdi bu olayı bizzat Darwin kendi yaşadı mı? Yaşadı.
Çünkü bilim ve sanat onu yerle bir etti. Darwinizm’i yerle bir etti. Küçük bir kuş gibi böyle bir tavır gösterdi. Bilimle ortaya çıktı, bilimin kendisini tamamen yok edeceğini tahmin etmedi. Bilim ve sanat Allah’a inananlarındır. Bilim Kuran’ı, Allah’ın varlığını ispat ediyor bize. Yaratılışı ispat ediyor. Bilim materyalizmin çöktüğünü bize ilan ediyor. Yani bir kaos olmadığını dünyanın. Kainatın bir kaos olmadığını, başıboş olmadığını, bir nizam üzerine kurulu olduğunu, matematik sistem olduğunu, altın oran olduğunu bize gösteriyor. Dolayısıyla Darwin bu sözün tam muhatabıdır. Dolayısıyla Darwin’i kendisine mürşit sayan Güngör Mengi beyefendi hazretleri de tam muhatabıdır bu sözün. Yani bilimden Güngör Bey ne anlar? Şimdi biz ona bir proteinin tesadüfen meydana gelip gelmeyeceğini söyleyelim. Protein deyince o kasaptaki et anlayacaktır. Pirzolayı anlar. Proteinin molekül yapısını bilmez, peptid bağlarını bilmez, proteinin molekül halkası hakkında bilgi yoktur, bir proteinin meydana gelmesi için uygun şartlar nasıldır bunu bilmez. Gelin sorun, buyurun gönderin. Şu an yakınında birisi varsa gitsin sorsunlar. Tam anlamıyla cahil, hiçbir şekilde bilmez. Paleontoloji hakkında bilgisi yoktur. Tek bir ara fosil olmadığını bilmez, tek bir ara fosil yok. Buna karşılık üç yüz elli milyonun üzerinde Yaratılışı ispat eden fosil olduğunu da bilmez. Dolayısıyla 1940’lardan, 1950’lerden kalma o devirde okuduğu üç beş kitabın etkisiyle böyle çıkıp ahkam tarzında konuları açıklıyor kendince ve çok çok akıllı olduğu kanaatinde yani muazzam bilgiler serdettiğini düşünüyor. Dolayısıyla da bilgisinin az olduğunu görüyoruz. Evet, sizin yapacağınız Güngör Bey’e Yaratılış Atlası’nı göndermek olsun. Daha hala bu yaşında Darwin dedesinin peşinden koşuyorsa o, yani ne diyelim. Şu Güngör Hoca’nın yazısını bana bir göster bakalım bölüm bölüm.
OKTAR BABUNA:Burası Hocam “tavuk gibi olmayalım.”
ADNAN OKTAR:Olmayalım derken kendisini içine katmış, doğru söylüyor tabi. Olmaması gerekir ben de yanlış anladım.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:“Birkaç gündür internette Darwin’in sözleri uçuşuyor.” Peki Darwin’in sözlerini darmakeşan eden sözler de uçuşuyor onları neden görememiş? Gözlerini bir muayene ettirsin bakalım. “Bize de ilham verebilir diye düşündüm.” Bizim yazılarımızı Darwinizm’in eleştirisi ile ilgili yazıları okursa ona çok fazla ilham gelecek inşaAllah. “Bilim ve sanat bir kuşun iki kanadı gibidir.” Bilim ve sanat ile İslam ahlakı dünyaya hakim olacak zaten. İnşaAllah ve oluyor. Bediüzzaman ne diyor: “Sanat, marifet ve ittifak” diyor. Bu sözünü herhalde Bediüzzaman’ın değerlendirecektir. Bilim, yani sanat, marifet ve ittifak. Sanat nedir? Sanat, sanatın her türü, marifet nedir? Bilim, teknoloji ve ittifak birleşme. Bak iki parçadan olduğu ifadesi, Bediüzzaman üçüncüsünün de “ittifak, birlik ve beraberlik” diyor. O’nun akıl edemediği bir şeyi daha o’na Bediüzzaman öğretmiş oluyor. İttifak, Türk-İslam Birliği, Müslümanların birleşmesi, Türk’lerin birleşmesi, büyük Türkiye olmak, bölünmemek, parçalanmamak, Türkiye’nin yirmi ikiye ayrılmaması. Mengi Bey, Türkiye’nin yirmi ikiye ayrılmaması. Dolayısıyla iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı topyekün, milletçe mücadele vermemiz. Devleti bu konuda desteklememiz. İnşaAllah. “Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar,” havaya uçuyorlar sanatla bilimle olmaz sadece ve ittifak gerekir, kardeşlik bağının güçlenmesi, maneviyat gerekir. Allah korkusu, Allah sevgisi gerekir. Avrupa’da bilim ve sanat yok mu? Var, çöktü Avrupa, Rusya’da bilim ve sanat yok muydu? Çöktü Rusya. Avrupa ülkeleri sürünüyor, Amerika da çöktü, perişan vaziyette. Demek ki; iki kanadının ikisi de yeterli olmamış bu kuşa. Ayrıca akıl, derin iman, Allah sevgisi, Allah korkusu gerekir. Ve birlik ve beraberlik gerekir. Bunlar olmadığında sadece kuş olursun Mengi bey. Uçsan da sadece kuş olarak uçarsın. İnsan olmak ayrıdır, akıllı insan olmak ayrıdır, kuş olmak ayrıdır. Özgür olmuyorsun o zaman, özgür olmuyorsun. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü kendine göre bilimi esas aldığını söyledi ama özgürlüklerin en büyük düşmanı oldu. Rusya da bilimi esas aldığını söyledi, özgürlüklerin en büyük düşmanı oldu. Ne bilim adamlarına nefes aldırdılar, ne sanatçılara nefes aldırdılar. Çin de bilimi esas aldığını söylüyor ama Çin’de insanların yüzü gülmüyor. Vatandaşları mutlu değil. Bak sen (Sunucu) görmüşsündür, gezdin oraları gördün. İnsanların yüzünden düşen bin parça, bütün insanlar stresli, üzüntü ve azap içerisinde Çin’de. Hani bilim ile sanat insanları uçuruyordu? Havaya uçuruyor, havaya. Mussolini de, Hitler de bilim adına ortaya çıktılar, dünyayı yerle bir ettiler. Darwin de bilim adına ortaya çıktı, üç yüz elli milyon insanın katledilmesine sebep oldu. On binlerce şehrin yerle bir edilmesine sebep oldu. Demek ki sadece bilim ve sanat yetmiyormuş. Allah korkusu ve Allah sevgisi de gerekiyormuş. Allah korkusu, Allah sevgisi olduğunda zaten bilim ve sanat mecburen olur inşaAllah. Ve özgür olur. Özgür olmadıklarını da gördük. Komünist ülkelerin hepsinde tam bir baskı ve diğer ülkelerde de şu an. Birçok ülkede bunu görüyoruz. Özgürlük ancak Türk-İslam Birliği’nde, İttihad-ı İslam’da, Kuran’ın gerçekten yaşanmasında olacaktır, Hz. Mehdi (a.s.) devrinde olacaktır. “Uçamayanlar için de tavuk olmuyor” “(Güngör Mengi’nin yazısı)” daha da beter oluyor uçamayanlar tavuk olmuyor, daha da beter oluyorlar. Yani böyle saydırmasın şimdi. “Tavuk topluluğunun önüne atılan bir avuç yemi gagalarken” mesela Rusya’yı öyle yaptılar, tavuk gibi yaptılar. Önlerine yem attılar ve onlara yediriyorlardı. Sadece yiyecek üzerine kurulu. Çin de öyle halkı tavuk gibi görüyor. Tabii. Bilim ve sanat adına ortaya çıkmıştır, sadece bilim ve sanat vardır demiştir. Sahte bilim, sahte sanat ile insanları mahvetmiştir. Gerçek bilim mutlaka Allah’a götürür insanı. Mutlaka imana götürür, Allah’ın sanatını görürsün. Mitokondrinin, kofulların, hücrenin yapısını gören bir insanın iman etmemesi mümkün değildir. Atomun yapısını bilen bir insanın iman etmemesi mümkün değildir. “Yumurtaları alındığının farkına bile varmıyorlar” Halkı zaten sömürüyorlar böyle ülkelerde ve perişan oluyorlar.
Dolayısıyla Güngör Mengi 1940’ların kafasında bakmayı bıraksın, aydın, ileri bir kafayla, modern bir kafayla olaylara baksın. Kuran’ın ruhunu kavrasın, Allah’ın varlığını, birliğini anlasın, derinliğini. Anlıyordur zaten de yani Kuran’a sımsıkı sarılsın. Dolayısıyla felsefenin insanları ne hale getirdiğini de görsün. Çin’i felsefe bu hale getirdi. O da felsefeyle ortaya çıkıyor. Felsefe insanları kurtarsaydı, insanlık bu dramı, bu acıyı, bu perişanlığı yaşamazdı. Bütün dünya sürünüyor adeta. Kurtuluş Kuran ahlakındadır, Türk-İslam Birliği’ndedir, İttihad-ı İslam’dadır. Altınçağ bu şekilde olacaktır.
İnsanlar mutlu diyebiliyor mu? Diyemiyor. O zaman görüşünün dar ve yanlış olduğunu görüyoruz. Okurken, araştırırken geniş baksın olaylara Güngör Mengi. Geniş değerlendirsin, derin düşünsün o zaman yani işte.
Yine bu konuyu işleriz, başka bir konuya geçelim.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Michael Jackson’ın ölmeden önce bir şarkı söylüyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam dinleyelim.
OKTAR BABUNA:Bu arada Müslüman olmuş Allah-u alem Hocam, ölmeden önce.
ADNAN OKTAR: Aç sesini duyalım.
OKTAR BABUNA:“Kabe’ye yakın olmak, hacca gitmek istediğini” söylüyor.
ADNAN OKTAR:Bir daha söyle bakayım, sen sürekli söylediklerini söyle.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Şarkıda Hac yapma isteğinden, tüm insanların Müslüman olduğunu görmek isteğinden bahsediyor, “gördüğüm zorluklar imanımı arttırıyor, kendimi canlı ve güçlü hissediyorum.”
ADNAN OKTAR:Tamam peki kapat, kapat şimdi. Yalnız bu onun olduğunu nereden biliyoruz bu sesin, yani video olarak olması lazım.
OKTAR BABUNA:Görüntü olarak.
ADNAN OKTAR:Yani onun olmasını umalım diyelim yani o olmasını isterdik diyelim. Çünkü öyle bir şey olması için videoya alınması lazım, ses bandı olması pek yeterli değil. Gerçi çok benziyor ama o biraz şüpheli, biraz değil ciddi bir şekilde şüpheli. Ama söyleyen kimse güzel söylemiş inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah Hocam. Bediüzzaman’ın vasiyeti diye bir film var (video).
ADNAN OKTAR:Tamam görelim.
VİDEO:Bediüzzaman Said Nursi’nin öğrencisi Said Hoca anlatıyor.
“Sabahleyin çıktım efendim, Bediüzzaman’ın elini öptüm. Baktım sıkıntılı. Ta kalktı sofaya kadar geldi, gelmezdi. Tekrar bir kucaklaştık, elini öptüm. “Said kardeş” dedi. “Sana son vasiyetim” dedi. Son vasiyet deyince anlamalıydım, hakikaten ondan sonra hiç görüşmedik. Dedi ki, “hizmeti düşünmeyin” dedi. “Cenab-ı Hak bu hizmeti bizzat kendi kuvvet ve kudretiyle bütün dünyaya yayacak.” Bunu ta bize 55 sene evvel söyledi. Bütün dünyaya yayılacak.”Sizin düşüneceğiniz şu” dedi, bakın: Uhuvvet, Muhabbet, İttihad, Tesanüd.
ADNAN OKTAR:Bak üstad açıkça İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını söylüyor. Ta başlangıcından söylüyor. Net ifade, “dünyanın her yerine yayılacak” diyor, “siz sadece vazifenize devam edin” diyor. Onun için telaş etmemek lazım yani aman ne oluyor, nasıl olacak demesinler kardeşlerimiz. Mesela İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti en az on yılı alacaktır. On yıl epey bir süre ama bize göre de çok kısa bir süre. Mesela internetten bizi takip eden arkadaşlarımız çok heyecanlılar. Hemen olsun istiyorlar, sürekli gayret edecekler Allah o süreyi kullanır. İnşaAllah. “Müddet-i Ahir zaman uzundur” diyor Bediüzzaman. “Biz bir faslındayız” diyor. Ama her yıl harika yönünü görecekler. İslam’ın bir adım daha ilerlediğini daha güçlendiğini görecekler ve görüyorlar da. Sürati de çok yüksek görüyorlar inşaAllah.
Ne yapalım, bir dakikamız mı var?
Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Rabbin Meleklere vahyetmişti ki: Şüphesiz ben sizinleyim. İman edenlere sağlamlık katın”.
Allah’ın melekleri iman edenlere sağlamlık katacaklar. Hz. Mehdi (a.s)‘a yardımcı biliyorsun melekler ama görünmeden yardım edecekler. Cübbeli’nin dediği gibi görünerek değil.
“İnkar edenlerin kalplerine, amansız bir korku salacağım”.
Bu korkuyu hissediyoruz biz, inkar edenlerde şu an. Bakın girin internet sitelerine üsluplarına paniğin ve korkunun etkisini göreceksiniz. Bilimin gelişmesinden duydukları etki, onlarda şiddetli korku şeklinde görülüyor. “Öyleyse ey Müslümanlar” diyor Cenab-ı Allah Meleklere “Vurun boyunlarının üzerine, vurun onların bütün parmaklarına” diyor. Meleklere hitap var burada yani Meleklerin şiddetli darbeler vuracaklarını, onları etkisiz hale getireceklerine dair Allah’ın Kuran’dan ayeti inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’ın da yanındadırlar yani Hz. Mehdi (a.s.)’ı koruyorlar, Müminleri koruyorlar. Mesela her Müslümanın yanında iki tane Melek vardır ama hiçbir zaman için görünmezler. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yanında da Melekler vardır görünmezler. Mesela cin vardır, hatta insanlar cin çağırırlar görünmez. Ama varlığı anlaşılır mesela verdiği bilgilerden anlaşılır fakat görünmez. Görünür hale geldiğinde o ayrı bir şey.
Evet bir on dakika ara verelim.
SUNUCU:Yayınımıza kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet şimdi dünyada zannediliyor ki, Kuran anlatılmadığı için yahut hadis anlatılmadığı için İslam yayılmıyor. Yani Hocalar ne kadar çok çıkar da mesela Abdülaziz Bayındır çıkar da detayları anlatırsa veya diğer Osman Ünlü Hoca ne kadar detaylı anlatırsa din de o kadar hızlı yayılıyor zannediyorlar. Halbuki internette o kişilerin anlattığı konular zaten bol bol var ve insanlar zaten dini merak ediyor ve öğrenmek istiyorlar. Fakat okuduklarında hidayet bulmuyorlar, yani hidayet için iman hakikatleri gerekir, Allah sevgisinin anlatılması gerekir, putların kaldırılması gerekir. Bu Hoca efendiler putlara dokunmuyorlar, yani Darwinizm’e, materyalizme dokunmuyorlar. Bilgileri de yok, dokunmuyorlar da. Sadece işte belirli konularda tartışmaya açık konularda görüş bildiriyorlar. Dolayısıyla ne Türk İslam Birliği’ni savundukları için, ne ittihad-ı İslam’ı savundukları için, ne de putlara karşı tavır almadıkları için ortada bir netice meydana gelmiyor, gelmez de. Ve bütün İslam alemi, bakın bu kadar kalabalık, bu kadar kalabalık ve bu kadar imkanları olan İslam alemi bütün dünyada yenik durumda şu an. Mağlup durumdalar. Yani herhangi bir ülkeye karşı koyacak güçleri yok. Mesela Amerika Irak’ı işgal etmek istiyor, çok rahat işgal ediyor, yerlebir ediyor, bütün İslam ülkeleri korku, tedirginlik içerisinde seyrediyorlar. Yani ağzını burnunu kırıyor Amerika ve hepsi burada sinip, panik halde, korku halinde seyrediyorlar. Çok nadir ülkeler delikanlı tavır gösteriyor, mesela Türkiye gibi. Anlaşıldı mı? Dolayısıyla yanlış olan bir uygulama var, fakat kimse bunu çıkıp seslendiremiyor, sebebi budur, bundandır demiyor. Dese de o kadar etkili olmuyor, Allah onu sadece Mehdi (a.s.)’ye nasip kılmıştır. Onun için İslam aleminin derlenip toparlanması bir kişinin etrafında birleşmesi için, Mehdi (a.s.)’ye tabi olmanın dışında bir yol yoktur. Yani hiçbir alimin etrafında İslam alemi birleşmez hiçbiri.
Yani mesela bir Nur talebesi asla Süleyman Hocanın talebesiyle liderlik anlamında bir ittifak kurmaz. Yani onları lider olarak kabul edip onlara tabi olmaz. Mesela bir Süleyman Efendinin talebesi gidip bir Hüseyin Işık’ın talebesine asla tabi olmaz. Veyahut onlar gidip Usame Bin Ladin’e, Usame Bin Ladin bilmem kime falan böyle bir şey olmaz. Usame Bin Ladin veya o tarz kişileri Amerika suni mehdi olarak hazırladı. Yani diyecekti ki bakın “bu sizi koruyan bir insan, orayı burayı bombalıyor, yakıp yıkıyor müthiş bir güç, siz buna sığının, İslam alemi de bunun arkasında olsun, siz de bunu mehdi ilan edin, başarılı olacaksınız. Bombalayın, yakın yıkın, hem böyle kendi içinize çekilin, bir hırka, bir lokma kafasında olun, pejmürde, perişan giyinin, bir parça da işte Cübbelinin kafasını ona ekleyin, bir parça da Osman Ünlü’nün kafasını da biraz eklersiniz, fakat asıl mehdiniz de budur” gibi bir mantık vereceklerdi. En sonunda da onu büyük bir ihtimalle feci şekilde öldüreceklerdi bir yerde. “Bulduk” diyeceklerdi, “bak mehdinizi de öldürdük, dolayısıyla o bir deccaldi” diyecekler. “Deccali de biz yok etmiş olduk Hıristiyan alemi olarak” diyecekler. Tabii onunda çeşitli fotoğrafları falan böyle kadınlarla içkiyle falan, onlar da önceden ayarlanmış olacaktı.
Biz bu oyunu da yıktık. Böyle bir mehdiyet yok dedik. Yani kan döken Mehdi (a.s.) yok. Yutkundular yutturduk geriye. Böyle bir iddiada bulunamıyorlar artık. Kan döken Mehdi (a.s.) yok. Böyle bir yobaz mehdi anlayışı vardı, bunun da olmadığını söyledik. O yüzden şu an ki Müslümanlarda ki ferahlama ve atak, büyük çapta bunun etkisidir. Bediüzzaman’dan itibaren devam eden bu Kuran’ı güzel yorumlama ve doğru yorumlama yöntemi, bunun devam etmesidir. Bu Mehdiyetle devam ediyor şu an, edecektir. Ama Mehdiyete karşı tabii, karşı taraf boş durmayacaktır, alenen bir karşı koyma olmaz, yani hedef şaşırtma yapacaklardır.
Mesela şimdi dine doğrudan doğruya vurmuyorlar, dini haşa itici gösterecek adamları ortaya çıkartıyorlar. Onları bol bol konuşturduğunda adam zaten dine karşı mücadele yapmasına gerek kalmıyor. Çünkü baktılar ki internet sitelerine, komünist sitelerden, ateist sitelerden dine karşı mücadele vermek pek etkili olmuyor. En etkili yöntem nedir? En itici ve en zarar verecek kişileri ortaya çıkartıp dini en istemeyecekleri şekilde insanlara anlattırtmak. Bir kısım insanları bu şekilde ortaya çıkarttılar dünyada, dünyanın birçok yerinde var bu. Dünyanın birçok yerinde ve yoğun olarak buna devam ediyorlar. Ve Müslümanların esareti de yoğun olarak buna bağlı olarak devam ediyor, perişanlığı. Bediüzzaman zaten direk bir küfür sistemi var demiyor Müslüman ülkelerinde, cereyan-ı münafıkane diyor. Münafık sistem var.
Mesela bak Başbakan’ın açıklaması da budur. Yani bu münafık sisteme karşı bir açıklamada bulunuyor. Yani biz Müslüman ülkelerin yöneticilerini tenzih ederiz, ama bir kısım zenginler hakikaten İslam ülkelerini rahatça kurtarabilecek bir potansiyele sahipler. Ama bu ittihad-ı İslam olmadan mümkün değildir. İşte Türkiye gitsin para toplasın Pakistan’a versin veyahut Kuveyt zenginine gitsinler Pakistan’a para versin, adam tek yanlı para vermez ve vermiyorlar da nitekim. Türkiye de verirse bile az verir, olmaz. Olmaz tabii. Ancak Mehdi (a.s.)’nin kontrolünde olan bir İslam aleminde toptan herkes çok sökücü ve etkileyici olarak yardımda bulunabilir. Konuyu kapatacak şekilde kökten bitirecek şekildedir. Başbakan’ın konuşmaları benim iki yıllık konuşmalarımın özeti. Tam özeti, yani o şehirlerin kurulması, medeniyetlerin oluşması, altın çağın oluşması, Türk İslam Birliği’nin oluşması, Müslüman ülkelerin birleşmemesinden kaynaklanan paraların oraya buraya çarçur edilmesi konusu. Ben bunu aylardan beri, yıllardan beri anlatıyorum. Başbakan da sonunda çok güzel bir özet çıkartmış, çok güzel bir özet açıklama yapmış ve çok candan bayağı güzel.
Münafıklar da, tabii güçlü bir sistem olduğu için Müslümanlar için de sırf Türkiye’de değil, İslam aleminde yani muazzam bir münafık sistem var. Türkiye’de de var münafık sistem, küçük küçük, irili ufaklı bunlar yayılmışlardır münafık sistemde. Münafık sistemde adamların takva görünümü esastır, ama pratikte İslam’ın dünyaya hakimiyetini istememe vardır. Bak bu çok önemli, yani Türk İslam Birliği’ni istememe vardır. Ama her şeyi yapar, yani adam işte ben dervişim der, sakalını göbeğine kadar uzatır, elinde tesbihi vardır, hepsini yapar. “Ama peki ittihad-ı İslam’ı niye istemiyorsun” diyorsun, “ben bunu istemiyorum” diyor. Yani tabii bunu direk söylemiyor, “bu ayrı bir konu” diyor. “Ben önce nefsimi ıslah etmek durumundayım” diyor. “Önce nefsimi, büyük cihat asıl, insanın kendi nefsiyle olan cihadıdır” diyor. “Baksana dışarıda nefis ne kadar cazip eder ortamı, ben ona karşı cihat yapıyorum şu an” diyor. “Çoluğun çocuğun?” “Onlar da cihat yapıyorlar” diyor. “Nefsiyle cihat yapıyorlar” diyor, zaten o konuyu bitirmiş oluyor. Böyle birçok kurnazlıkla egoist bir sistem kendini kurtarmaya çalışan bir sistem kurmuş durumdalar.
Mesela bir aile oluyor, o kendini kurtarmanın peşinde oluyor. Şahıs kendi ekonomik özgürlüğünü kazanmanın peşinde oluyor. Veyahut tahsilini yapmanın peşinde oluyor. İslam alemini topluca değerlendiren, topluca bir araya getirmek isteyen ve Allah’ın emri olan ruhu unutuyorlar. Halbuki bu dünyaya geliş amacımız zaten Allah’a kul olmak ve İslam ahlakının dünyaya hakim olmasıdır. Yani bu çok kolaydır İslam ahlakının dünyaya hakim olması, insanlar gözlerinde bunu büyütüyorlar. Şeytan onlara büyüttürüyor. Mesela namazı da insanlar gözünde büyütür, birde bakar ki namazı çok rahat kıldığını görür. Veyahut başka bir ibadet olur, mesela oruç olur gözünde büyütür çok kolay olduğunu anlar. İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti de çok çok kolaydır.
Ama bakın ısrarla kaçındıkları bir konu var, Mehdiyet konusu var bundan kaçınıyorlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mucizelerine, harikalarına karşı müthiş bir sevgi varmış gibi görünüyor, peki kardeşim Peygamberimizin (s.a.v.) olmayan hayali mucizeleri var bazı, esas. Diyor ya, sinek kanadını batırsın çorbanın içine diyor. Ya sineğin kanadını batırırsın çorbanın içine, sinek de orada durur tabağın kenarına koyar. Mesela bunu ballandırarak büyük zevkle anlatıyorlar. Peki bunu anlatacağına Peygamberin (s.a.v.) gerçekten oluşmuş bir mucizesi var, mesela bak diyor ki, “Kabe’de baskın olacak”, 1400 yıldan beri olmayan bir şeyi Peygamber (s.a.v.) Mehdi (a.s.) devrinde olacak diyor ve tarih vererek söylüyor, aynısıyla oluyor. Bu bir harika, niye gazetende, derginde bunu yayınlamıyorsun? “Onbeş gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor. Mesela bu çok büyük bir harika, bunu niye yayınlamıyorsun? Niye bunu Peygamberimize (s.a.v.) izaf ederek büyük bir heyecanla anlatmıyorsun? İran’la Irak arasında savaş olacağını söylüyor o dönemde, çok büyük bir mucize bu, tam dediği gibi çıkıyor. Bunu anlat. Kuyruklu yıldızı söylüyor mesela, Lulin Kuyruklu Yıldızı’nı, aynen dediği gibi çıkıyor. Halley Kuyruklu Yıldızı’nın çıkacağını söylüyor o devirde, aynısıyla oluyor. Buna benzer yüz ellinin üzerinde olay var. Her gün Peygamberin (s.a.v.) bir mucizesini açıklayın, anlatın. Bakın Cübbeli mesela hiç ağzına dahi almıyor, birçok hadisi görmezden geliyor. Ama hurafe olduğunda heyecanla anlatıyor. Peygamberimize (s.a.v.) karşı gerçekten saygı ve sevgi varsa, Peygamberimizin (s.a.v.) mucizelerenin anlatılması gerekir. Tahakkuk etmiş, elle tutulan mucizeler bunlar, harika olan mucizeler. Yani buna sanki böyle toptan karar almış gibi bazı kişiler susuyorlar. İslam aleminde mesela bugün bakıyoruz, internete bakıyoruz, büyük bir kitle bu mucizeleri dilden dile birbirlerine anlatıyorlar. Herkes farkında. Ama bir kısım yayın organları bunlardan bihaber gibi gösteriyor kendisini. Ama mesela biri kişi ortaya çıksa birgün, mesela bir başbakan ortaya çıksa “ya bunlar çok büyük bir mucizedir” dese, “bunlar harikadır çıkmış, bunlar niçin konuşulmaz” dese yer yerinden oynar ve hemen o gündem olur. Bütün dünyada gündem olur. Ama bu özellikle ve itinayla kapatıldığını görüyoruz, bu mucizelerin. Ha bu böyle mi devam edecek? Değil. İleride bunları insanlar utançla, hayretle hatırlayacaklar. Ya diyecekler “bize bu bir yıl anlatıldı, iki yıl anlatıldı, üç yıl anlatıldı, dört yıl anlatıldı, ısrarla anlamazdan geldik. Bu Allah’ın bir mucizesi, basiretimiz, ferasetimiz mi kapandı, bu nasıl oldu” diyecekler. Mesela İttihad- İslam’ı savunmadıklarından dolayı utanç duyacaklar. Türk İslam Birliği’ni savunmadıklarından dolayı utanç duyacaklar. Bunu şaşırarak hatırlayacaklar. Hayret edecekler. Hz.İsa (a.s.)’nın inişini inkar ettikleri için utanacaklar. Mehdi (a.s.)’nin gelişini inkar ettikleri için utanacaklar ve kendilerine de şaşıracaklar. Mesela Kuran mucizeleri her gün gündemde tutulması gereken bir gerçektir. Çok önemli bir konudur. Kuran mucizelerini mesela Flaş TV’de gece gündüz Kuran mucizeleri anlatılabilir, iman hakikatleri anlatılabilir, buna karşı hurafe anlattırıyorlar Cübbeli’ye. Veyahut öbür televizyonda çıkarıp kavga yaptırtıyorlar, işte şunu şöyle bunu böyle. İnsanların imanının güçlenmesine ihtiyaç var, iman hakikatlerine ihtiyaç var. İnsanlar Allah’a inanmada zorlanıyorlar, Ahiret’e inanmada zorlanıyorlar, Cennet ve Cehennem’e inanmada zorlanıyorlar. Asıl sorun bu.. Yani namazdaki detaylar, hangi kısım müstehap hangisi mekruh, bu konu buraya gelmiş değil ki. Adam zaten hiç namaz kılmıyor yani. Oraya da çıkıyorlar yani namazın detaylarını, girift taraflarını, bir kısmı da tabii ilave olmuş oluyor, olmayan şeyler olmuş oluyor, insanların kafasını iyice karıştıracak tarzda uzun uzun anlatıyorlar. Bana namaz kılan adamı da göster de ben anlatayım. Namaz kılmayan adama sen uzun uzun namazın detaylarını anlatıyorsun. Önce onu namaz kılacak hale getirmen lazım ve namazını kıldırtman lazım. Onun için de Allah’ın varlığına onun gerçekten iman etmesini sağlaman lazım. Allah’ı sevmesini ve Allah’tan korkmasını sağlaman lazım. Bunu sağlamadan bu tavır ne olmuş oluyor? “Ben” diyor adam “ben namaz kılmam” diyor. Gel sadece namazın detayına, “oruç da tutmam” diyor, orucun detaylarını anlatıyor..
VTR
OKTAR BABUNA:Hocam maşaAllah tam dediğiniz gibi söyledikleri hep “Kuran’ın bilimsel mucizelerine baktım, iman hakikatlerine baktım, o zaman iman ettim” diye söylüyorlar. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi bu gençlerle biz bağlantı kurduğumuzda, hepsinin benim kitaplarımdan etkilendiğini ve bu vesileyle iman ettiklerini öğrendik. Yani bu çok çok önemli. Dün de bir yine uyuşturucu konusunda dünyaya bayağı kök söktüren bir şahsın, benim kitaplarımı okuyup iman ettiğini gördük. Cezaevlerinde de geniş çaplı Amerikan cezaevlerinde Amerikalılar hep iman ediyorlar. Benim kitaplarım çok yoğun orada. Amerikan Devleti kendisi göndertti kitaplarımızı. Yoğun olarak, Allah vesile ediyor iman ediyorlar maşaAllah. Bana o kadar çok öyle mail geliyor ki yüzlerce, Rusya’dan, Çin’den, Japonya’dan, heryerden maşaAllah. Japonya’da mesela küçük küçük gruplar oluşmuş benim kitaplarımı okuyan. Yani artık Kızıl Çin en zor ortamda bile orada bile ekipler var.
OKTAR BABUNA:Nijerya’da uzun zamandır iç karışıklıklar devam ediyordu Hocam. Nijerya’dan yazan bir kardeşimiz, politik ve dini açıdan çeşitli karışıklıkların halen devam ettiğini, fakat gençler arasında bu karışıklığı dindirmek amacıyla ciddi bir uyanış başladığını, buna da Harun Yahya eserlerinin vesile olduğunu belirtti, maşaAllah. Harun Yahya eserlerinin burada özellikle gençler arasında oldukça olumlu etkilerinin olduğunu ve çeşitli internet ve forum sitelerinde Harun Yahya makalelerinin sürekli yayınlanmakta ve oldukça rağbet görmekte olduğunu belirtti. MaşaAllah, elhamdülillah Hocam. Orada ingilizce ve Hauza dilinde makaleleriniz sürekli yayınlanıyor maşaAllah Hocam. Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Şimdi tabii her şeyi yaratan Allah, burada ben kendime ben bir şey çıkartmıyorum. Ama dünya çapında olaylara baktığımızda, incelediğimizde, temel eser olarak, ana eser olarak benim kitaplarımı aldıklarını görüyoruz. Yani Kuran ve hadisin dışında ana eserler olarak benim kitaplarım hakim. Çünkü bakın geçen sene yüz on milyon kitabım indirildi. Yani hangi kitap bu kadar indirilir. Yüz on milyon. Sırf internetten. Seksen milyon da satış olarak oldu. Yani bu muazzam bir sayı. MaşaAllah. Onun için Avrupa’da gençler mesela bu aydın olan insanlar genç insanlar benim kitaplarımı okuduklarında her şeyin çok net cevabını alıyorlar ama mesela Cübbeli’nin kitabını okumuş olsa adam yani ne hale gelir bir düşünün mesela bu gençler. Değil mi, kafaları ne hale gelir bir düşünün. Ama orda o benim kitabımı okuduğunda kafasındaki bütün soruların tam net cevaplarını almış oluyor. Ve vesvese edeceği hiçbir şey kalmıyor çünkü kafasındaki putları kaldırıyorum. Darwinizm, materyalizmi kaldırıyorum bir kere putlar durarak devam etmiyor o bir kenara gidiyor putlar. Ondan sonra Kuran’ın hak olduğunu ispat ediyorum. Bilimle tam mutabık olduğunu bilimin Kuran’ı geriden takip ettiğini ispat ediyorum. Ve Kuran’da hiçbir çelişki olmadığını, insan hayatı için ne kadar mükemmel bir sistem olduğunu gösteriyorum. Ve Kuran'ın bütün mucizelerini anlatıyorum, Kuran mucizelerini anlatıyorum. Peygamberimiz (s.a.v.)'ın mucizelerini anlatıyorum. Ve gözüyle de görüyor yani eliyle tutuyor, gözüyle de görüyor, çok net. Böyle bir durumda insanlar can-ı gönülden samimi olarak iman ediyor. Özellikle Avrupa gençliği arasında çığ gibi İslam yayılıyor. Ama Allah'a çok şükür temel etkinin benim eserlerimde olduğunu görüyoruz. Hatta bazı cemaatler var benim kitaplarımı yasaklıyorlar, ama konuşuyorum, başka hangi kitabı okuyabilirler, mecburen sizin kitaplarınızı okuyoruz diyorlar. Yasaklanmış ama başka da okunacak kitap yok diyorlar, yani o anlamda. Yani iman hakikatlerini anlatmak konusunda, Risale-i Nur Külliyatı var ama dili çok ağır Risale-i Nur Külliyatı'nın. Oradan o kadar çok istifade edemiyorlar. Ama benim anlattıklarımda tam Türkçe ve tam net üslupla anlattığım için, diğer dillerde de. Bir de fotoğraf ve belgelerle, haritalarla, bilimsel delillerle net ispat ettiğim için çok çok doyurucu oluyor. Kökeninde tabi Risale-i Nur Külliyatı'nın bir değişik uygulaması olmuş oluyor. Çünkü geniş çapta istifade ediyoruz inşaAllah, Risale-i Nur Külliyatı'ndan inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam Müslüman ülkelerdeki kaynakların uygun kullanılmadığından bahsetmiştiniz, bir örnek verelim mi Hocam onunla ilgili?
Brunei Sultanı 1788 odalık sarayda yaşıyor, 5000 lüks arabası var, 5 adet hangar uçağı bulunuyor, 22 milyar dolarlık da şahsi serveti varmış Hocam inşaAllah. Dünyada da, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, 1 milyardan fazla aç insan var, 6 milyon çocuk da her yıl açlıktan ölüyorlar.
ADNAN OKTAR:İşte bak, Mehdi (a.s.) olmadan bu adam servetini Allah yolunda vermez. Mutlaka Mehdi (as)'ye ihtiyaç vardır Müslümanların. Hıristiyan alemi de, Hz. İsa gelmeden Kuran'a tabi olmaları mümkün değil, Allah-u alem, bütün Hıristiyan aleminin. Olsa olurlardı şu ana kadar, İslam alemi de şu ana kadar çoktan birleşirdi. 100 yıldan beri, özellikle son yüzyıldan beri perişan vaziyetteler, birleşmek tahayyül dahi edilemiyor. Ancak Mehdi (a.s.) ile mümkün, inşaAllah.
Evet, bak bu filmde de görüyoruz, Türk İslam Birliği'nin acilliğinin ne kadar ortada olduğu belli. Bir kısım Hoca efendiler bakın neyle uğraşıyor, İslam alemi ne halde. Nasıl perişanlık yaşıyorlar.
Bir de kurtuluş için Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in devrindeki İslam anlayışı esastır. Yani eğer insanların kendi kendine ortaya çıkarttığı, mesela Cübbeli'nin modeli esas olmuş olsaydı, Osmanlı yıkılmazdı zaten. Müslümanlar bu hale gelmezlerdi. Bu perişanlığın kökeninde, o mantığın çeşitli türevleri yatıyor. Bunun anlatılması çok hayati, eğer bu bilinmezse Kuran'ın bize bildirdiği emirlerini yerine getirmemiş oluruz. Çünkü Kuran, bu mantığın yanlışlığını da anlatmamızı bizden istiyor. Sadece iman hakikatleri yeterli değildir, biz iman hakikatlerini anlatırız, adam imanı anlar fakat gidip bu mantığı düşündüğünde bu sefer Allah hakkında dine olumsuz zanlarda bulunabilir. Çünkü bakın, ne kadar Allah ile haşa saygıya uygun olmayan bir üslupla konuşulabileceğini anlatıyor. Böyle çok çok fazla üslubu var. Hocaefendilerin de birçoğu çıkıyor, bu tip bir üslup gösteriyor, yani Allah ile böyle konuşulur, Allah'a böyle hitap edilir mantığı gelişiyor. Bu sefer insanlarda çirkin bir cesaret gelişiyor Allah'a karşı. Ve Allah'tan korkmama gelişiyor. Allah'tan korkmadın mı zaten din olmaz. Dinin kökeni Allah'tan korkma üstüne kuruludur. Bu üslup Allah'tan korkmamayı pratikte göstermiş oluyor, pratik uygulama. Evet diyor, bak ben Kuran'ı biliyorum İslam’ı biliyorum hepsini biliyorum ama ben Allah ile böyle konuşacak kadar pervasız ve kirli bir cesarete sahibim diyor. Kara bir cesarete sahibim diyor. Bu çok korkunç bir şey, Allah vermesin. Biz Allah'ın ismi geçince bile Celle Celalühu diyoruz, Allah'tan saygıyla korkuyoruz, derin bir korkuyla korkuyoruz, inşaAllah.
Benim hoşuma giden de Allah'a çok şükür elhamdülillah, Endonezya, Malezya, Filipinler'de, diğer ülkelerde, birçoğunda kitaplarımız resmi kitap olarak okutuluyor.
OKTAR BABUNA:Şu an önümde duruyordu Hocam maşaAllah onu söylediniz.
ADNAN OKTAR:Öyle mi, oku bakayım. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Okuyayım Hocam. ABD Al Ansar School Florida'da müfredatta kitaplarınız. İngiltere'de Hope Street Islamic School, Nottingham Islamia School müfredatta Hocam. Hindistan Min Hacıl Huda English School, Mom Residation School, Madin Public School, Arambaks Girls Collage, Malezya SMK Bandargarussumba Okulu, Nijerya New Horizons School, Pakistan Al Kalum School, Falk &Half Grammar School, Government British High School, Tamir Sirat Modern School, Cuhla Senior School, GS University Islamic Center in Faysalabat Ürdün’de Safana Bel Kamed Halta. Endonezya'da Hocam 2006 yılından beri eğitim müfredatında resmi müfredatta Harun Yahya eserleri kullanılmaktadır. Ayrıca Endonezya Milli Eğitim Bakanlığı'nın bir yan kuruluşu olan lise genel direktörlüğünün resmi internet sayfasında Harun Yahya eserleri biyolojiyle ilgili bölümlerde kaynak kitap olarak kullanılmaktadır. Harun Yahya kitapları şu anda müfredatında kaynak kitap olarak kullanılan okullar: Madrasah Aliyah PPMI As-Salam İslamic School, University of Gayja mada Yogoya Karta Endonezya Faculty of Pharmacy ,ITB Institue of technology Bandung, Datur TawhidA fganistan. Afganistan'da bazı üniversitelerin biyoloji bölümlerinde Harun Yahya'nın Kuran Mucizeleri kitabı ve diğer bazı kitapları kaynak kitap olarak kullanılmaktadır. Harun Yahya'nın Kuran Mucizeleri kitabı şu anda müfredatında kaynak kitap olarak kullanılan okullar; The University of Education, University of AlBroni. Rusya, Rusya'da çeşitli eserlerin basımı ve dağıtımına izin verilmezken Harun Yahya eserleri hükümet izniyle basılıp dağıtılmaktadır. Çin, dini içerikli tüm sitelerin yasaklanmış olduğu Çin'de www.harunyahya.com internet sitemize giriş izni verilmektedir. MaşaAllah. Brezilya; Brezilya Üniversitesi'ne bağlı Müslüman olmayan bir vakıf genç öğrenciler için Harun Yahya'nın "40 Konuda Evrim" adlı eserini hazırlatmaktadır. MaşaAllah Hocam böyle devam ediyor.
ADNAN OKTAR:Bu çok çok küçük bir bölümü. Nerede böyle bir aydın, mesela bakıyoruz hidayete ermiş oluyor, bakıyoruz yüzlerce mesela Çin'de olsun, Rusya'da olsun Danimarka'da Norveç'te, mutlaka benim eserlerimden faydalandıklarını görürüz. MaşaAllah elhamdülillah. Bu çok güzel bir hizmet. Tabii bizim hizmetimizi engellemek isteyen çabalar olacaktır ama o çabalar olmazsa da insan biraz durgunlaşabilir, yani münafık atakları, küfri ataklar insanı çok coşturuyor, çok heyecanlandırıyor. Ve mesela bakıyorum ateist sitelerde tek hedefim, çok hoşuma gidiyor. Mesela münafık sitelerine bakıyoruz münafıkların oluşturduğu, tek hedefim, iftihar ediyorum. MaşaAllah. Bu benim için çok büyük bir şeref.
Mesela bir münafık, dünyanın birçok yerinde küfür yaşanıyor değil mi, gayrimeşru hayat yaşanıyor, yedi milyarlık dünya, hepsine dikkatini verebilir, hiçbiriyle ilgilenmeyip münafıklar doğrudan benle ve bizim faaliyetimizle ilgileniyor, hayrettir yani. Etrafında akrabalarına bak, delalet içindeler, arkadaşlarına bak küfrün içine dalmışlar, diğer arkadaşlarına bakıyorsun münafıklarla iç içeler. Yoğun olarak küfrün ortasındasın, yoğun olarak münafıkların ortasındasın, münafıklığın başını çekenlerdensin, çok fazla böyle, yüzlerce site var. Ama bakıyoruz, tek hedef benim, ne güzel bir nimet. Niye gözün başka yerleri göremiyor? Hakikaten uğraşmak istiyorsan sen, komünistler var, ateistler var, dinsizler var, ahlaksızlar var değil mi, binbir türlü kepazelikler var dünyada uyuşturucu müptelaları var, zalimler var, zulmedenler var, Müslümanları ezenler var, Amerikasında, Rusyasında her yerde çaka çaka dolu. Bunlara sen tek kelime söyleyemeyip de geceli gündüzünü sen bana ayırıyorsan, bende bir fevkaladelik vardır arkadaş, değil mi? Siteni sırf bana ayırıyorsan bende bir fevkaladelik vardır, iftihar ederim. Çünkü senin en son muhatap olacağın adam olmam gerekiyor benim, en son. Ama en başta muhatap olduğuna göre, demek ki en önemli görevi biz yapıyoruz demektir inşaAllah. Ki ben kusursuzum, peygamberim demiyorum ben, Allah'ın herhangi bir kuluyum. Ama o kadar küfür ayaktayken, milyonlarca milyarlarca küfür ayaktayken, onbinlerce milyonlarca münafık ataktayken ve sen de onların içindeyken, sizler de onların içindeyken, oturup beni ana hedef yapıyorsanız, fevkaladelik vardır bunda. Demek ki canınızı çok yakıyorum, nasırınıza çok bastım herhalde. Basmaya devam edeceğiz. İnşaAllah. Nasırınıza basıp ayağınıza basacağız böyle, hamur gibi açacağız Allah'ın izniyle.
OKTAR BABUNA:Yalnız onlar değil Hocam, bölücübaşı da kitabında sizden bahsediyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim o kadar adam var, milyonlarca Müslüman var Türkiye'de, değil mi, milyonlarca İslam'ı Kuran'ı savunan insan var, PKK'ya karşı olan onbinlerce Müslüman var, binlerce alim var. Bakın, bölücübaşı Abdullah Öcalan sadece bana yönelik ifadesi var ve beni büyük bir tehlike olarak göstertiyor. Devlet fikri bundan alıyor diyor, yani felsefe üretiyor bu diyor, ve MİT'in elemanı diyor, iftihar ederim keşke olsam. Ve bu etkili mücadelenin kökeninde benim olduğumu düşünüyor, iftihar ederim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Yine iddia edilen Ergenekon'un yazışmalarında Hocam, tek hedef yine siz gösteriliyorsunuz onların da internet sitelerinde yargılananların...
ADNAN OKTAR:Orada baş listedeyim inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Resmi klasörlerde bu bilgiler, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İftihar ederim, iftihar ederim. Satanistlerin sitelerinde baştayız, ateistlerde en baştayız, münafıkların sitelerine bakın, hepsinde en baş köşedeyim. Bu benim şevkimi artıran onurum bu, çok önemli benim için inşaAllah.
"Hz. Mehdi (a.s.) Peygamberimiz (s.a.v.)'ın adımlarını izleyecek, kendisine görünmeden, -bak görünmeden, görünerek değil, aleni değil- görünmeden ona yardımcı olan bir melek olacak." (Şeyh Muhyiddin Arabi, Futuhâtu'l-Mekkiyye, Bölüm 366)
Cübbeli bunu iyi duysun. Osman Ünlü Hoca iyi duysun. Bakın görünür melek olmaz, gelmez görünür melek. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da olmadı, hiçbir şekilde de olmaz görünür melek. Ne zaman olacak diyor Cenab-ı Allah, Kıyamet vaktinde olacak, o zaman da göz açtırmayacağım diyor, görünür halde indiklerinde. Çünkü her peygambere müşrikler diyorlar ki, madem peygambersin, madem Mehdi (a.s.)’sin, o zaman başının üstünde bir melek olsun ona inanalım biz diyorlar müşrikler. Kuran'da çok fazla ayet var bununla ilgili. Müşriklerin peygamberlere yani Mehdi (a.s.)lere karşı iddiası bu. Yani onların peygamber olmadığını vurgulamak için, Mehdi (a.s.) olmadıklarını vurgulamak için delilleri bu, başınızın üstünde bir melek görmek istiyoruz diyorlar. Eğer bu Meleği görmezsek biz size inanmayız. Allah da bunun müşriklerin bir talebi olduğunu, bunu yapacağını Allah'ın ama ondan sonra da göz açtırmayacağını, perişan edeceğini söylüyor Allah onlara. Kıyamet vaktinde bunu yapacağını söylüyor Allah, çünkü aklın ihtiyarını kaldıran bir şey. Osman Ünlü Hoca ne diyor, Mehdi (a.s.)'nin başının üstünde biz bir Melek isteriz diyorlar, Melek görmek istiyoruz diyorlar. Müşrikler aynısını söylemiyor mu? Söylüyor. Sen de aynısını söylüyorsun. Allah, Ben onlara göstereceğim ama göz de açtırmayacağım, perişan edeceğim diyor, kıyamet vaktinde göstereceğim diyor, onun dışında göstertmem diyor Allah. E biz görmek istiyoruz diyorlar Osman Ünlü de diyor, Cübbeli de diyor, ben de diyor Mehdi (as)'nin başının üstünde Melek görmek istiyorum diyor. Aynı müşriklerin talebi gibi. Bu yanlış, bu yanlış. Bunu öğrenmeleri lazım. Açsınlar baksınlar Kuran'dan, defalarca anlattım. Bak, "Hz. Mehdi (a.s.), Peygamberimiz (s.a.v.)'in adımlarını izleyecek, -Peygamberimiz (s.a.v.)'in ahlakıyla ahlaklanacak, onun gibi Peygamberimiz (s.a.v.) gibi özgür, sevgi dolu, coşkulu, sanattan bilimden zevk alan, aydın, mükemmel bir insan olacak, bakın -kendisine, Mehdi (a.s.)'ye görünmeden- yani etrafındaki insanların göremeyeceği şekilde ona yardımcı olan bir melek olacak... Cebrail onun yanında olacak, Mikail sağında ve İsrafil ise solunda gelecektir - ama yine görünmeyecek, onlar diyor ki biz göreceğiz diyorlar, yani hem Cebrail'i hem Mikail'i hem İsrafil'i göreceğiz, hem de Mehdi (a.s.)'yi hapsedecekler, nasıl oluyor bu? Hem de Mehdi (as) çile çekecek. Mikail, Cebrail, İsrafil hep beraber Meleklerle beraber hapse gireceğini söylüyor Cübbeli, böyle bir şey olmaz - ve korku bir aylık yoldan onun önünden , arkasından, sağından ve solundan ilerleyecek - yani etrafını korku saracak diyor yani münafıklar, kafirler, iblis ordusu, şeytan var gücüyle Mehdi (as)'nin üstüne yüklenecekler- Allah'a yakın Melekler de onun hizasında olacaklar - onu koruyorlar, münafıklar, şeytanın ordusu, iblis ordusu, şeytanın ilkasıyla, şeytanın yayaları olarak geçer Kuran'da, var güçleriyle Mehdi (as)'yi hedef alacaklar, Melekler de onun etrafında siper vaziyetteler, bakın - Cebrail, Mikail ve İsrafil, Mikail sağında İsrafil ise solunda - Cebrail cephede inşaAllah, hiç kimseyi yanına yanaştırmıyorlar, bütün İblis orduları saldırmaya çalışıyorlar - Allah'a yakın Melekler de onun hizasında olacaklar" diyor. (Şeyh Muhammed bin İbrahim Numan, Gaybeti Numan, sayfa 274). Bakın ilgili ayetler:
"Sen müminlere: "Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?" diyordun." Peygamberimiz (s.a.v.)'e Cenab-ı Allah, 3. surenin 124. ayeti.
“Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanırlarsa, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır”.
Bu Melekler görünmüyor mesela, inşaAllah.
"Siz Rabbinizden yardım talep ediyordunuz, O da: "Şüphesiz ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim" diye cevap vermişti..." Bu da görünmüyor, bu Melekler de görünmüyor, aklın ihtiyarı kalkar, inşaAllah.
Bakın mesela diyorlar ki, ayet şimdi bu, Kuran ayeti okuyorum, Nahl Suresi, 33:
"(Küfre sapanlar) Kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi gözlüyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı."
"Bu durumda (eğer doğruysa), üzerine altından bilezikler atılmalı ya da yakınında yer almış vaziyette onunla birlikte melekler gelmeli değil miydi?" diyor müşrikler. Bakın diyor ki, yanında, Peygamberin, o Mehdi (a.s.)'nin yanında yer almış vaziyette onunla birlikte melekler gelmeli değil miydi diyorlar, şart koşuyorlar. "Şimdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin?" diyor Allah. Şart koşmuşlar müşrikler, illa ki başının üstünde bir melek göreceğiz diyorlar. "Sen yalnızca bir uyarıcısın, Allah her şeye vekildir."
Enam Suresi, 8:
"Ve derler ki: "Ona bir melek indirilmeli değil miydi?"..." Yani müşrikler söylüyor o devirdeki münafıklar, küfür söylüyor Peygamber (s.a.v.)'e, kendilerince alay ediyorlar. "... Eğer bir melek indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı." Mahvederdim diyor Allah, eğer melek inseydi diyor, Enam Suresi, 8. O yüzden bu müşriklerin talebidir, Müslümanın böyle bir talebi olmaz.
SUNUCU: Bunları bile bile nasıl talep edebiliyorlarsa.
ADNAN OKTAR:Yani Cübbeli'dir der, Osman Ünlü'dür der. Bin yıla bir bin yıl daha ilave edip iki bin diyeceğine, bir bin daha ilave edip üç bin diyor. Cübbeli'nin demediği konu yok. Cübbeli derken, ben aslında tekrar tekrar söylüyorum; benim ona karşı bir muhalefetim bir şeyliğim yok, ben acıyorum ona şefkat duyuyorum, garibanın teki. Orada bir yanlış zihniyet var, şimdi ben desem ki böyle bir zihniyet desem anlaşılmaz. Ama Cübbeli dersem göz önünde olduğu için anlaşılıyor, o yüzden. Mesela Osman Ünlü de tanınan biri, yoksa benim çok şefkat duyduğum biri, sohbeti de hoş. Ama yani alenen doğru söylemiyor. Mesela İmam Rabbani net söylüyor diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefatından ben yıl geçtikten sonra Mehdi (a.s.) ve İsa'nın geleceğini söylüyor, Hoca üç bin yıla çıkartıyor, açık alenen. Şimdi ben buna susamam ki, buna cevap vereceğiz tabi ki. Ama bu hatalarını gidermiş olsa nur gibi insan, benim ne alıp veremediğim var, bir şey demem ben, bu konuda doğru söylüyorsa tamam bitti. Doğru söylemiyor sorun bu. Mesela Cübbeli o saygıya uygun olmayan yani çirkin cesaret gösteren üslubunu kaldırırsa, bizim ona bir sözümüz olmaz, Türk-İslam Birliği'ni İttihad-ı İslam'ı savunursa bir sözümüz olmaz. Ama İttihad-ı İslam'ı ısrarla örtüyor. Türk İslam Birliği’ni ısrarla örtüyor. Bana da sorular geliyor, mesela diyor ki "Hocam, işte Kudüs'ün girişinde kaç tane kapısı var, bize bunu anlatın, ondan sonra, yemeği yerken yüzüğü ters mi çevireceğiz düz mü çevireceğiz..." Kardeşim İslam alemi perişan halde, öldürüyorlar Müslümanları şehit ediyorlar, siz ne konuşuyorsunuz siz? Bizim öyle bir şeye vakit ayıracak durumumuz var mı? Bu ne sakinlik? Bu ne lakaytlık yani, değil mi. Acil konular var: İman hakikatleri, insanların imanlarının güçlenmesi, Allah’ı çok sevmeleri, Allah’tan çok korkmaları, Kuran’ın mucize olduğunun onlara ispatı, anlatılması, bilimsel deliller de kullanılarak Kuran mucizelerini göstererek. Sonra hemen arkasından İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği, çok hayati.
OKTAR BABUNA:Mesela Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Çin’deki Uygur Türklerine yapılan zulmü siz hem anlattınız burada, yapılmaması gerektiğini, hem mektuplar gönderdiniz; Çin devleti, 30 yıldır 40 yıldır kimseyi dinlemeyen Çin devleti, bu baskıyı büyük ölçüde kaldırdı sizin bu çalışmalarınızdan sonra maşaAllah. Bu çok güzel örnek, bütün kamuoyuna da herkes de şahit oldu buna maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Ahmet bin İshak der ki: huzuruna gittim, hazret buyurdu ki –Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis bildiriyor – O (Hz. Mehdi (a.s.) bu ümmete Hızır (a.s.) ve Zülkarneyn gibidir. Demek ki Hızır (a.s.)’a benzeyecek bazı tavırları, biz hiç anlayamayacağız. Yani yanlış gibi olacak ama doğru olacak ve Zülkarneyn gibi de dünyaya hakim olacak, zaten diğer hadislerde de var, pek yaman olacak, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Peygamberimiz (s.a.v.)’ın rivayetlerinden Hz. Mehdi (a.s.) dönemindeki münafıkların karakteri vardı Hocam, okuyayım mı? Önce müsaade ederseniz Bediüzzaman’ın sözü var Hocam. “Ahir Zamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak diyor. Birisi nifak perdesi altındaki risalet-i Ahmediye’yi inkar edecek, Süfyan namına müthiş bir şahıs ehli nifakın başına geçecek…”
ADNAN OKTAR:Münafıkların.
OKTAR BABUNA:Münafıkların evet. “… şeriat-ı İslam’ın tahribine çalışacaktır. Ona karşı al-i beyti nebeviyenin silsile-i nuranisine bağlanan ehli velayet ve ehli kemalin başına geçecek, ali beytten Muhammed Mehdi (as) ismindeki bir zat-ı nurani, Mehdi (as) geçecek” diyor inşaAllah. “ O Süfyan’ın şahs-ı manevisi olan cereyan-ı münafıkaneyi etkisiz hale getirip dağıtacaktır inşaAllah.” MaşaAllah.
Peygamberimiz (sav), Hocam bir hadiste, “Ümmetimden bir cemaat devamlı olarak Allah’ın emri üzerine düşmanla kahredercesine mücadele edecek. Muhalifleri kendilerine hiçbir zarar veremeyecek” diyor inşaAllah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Süfyaniyet, hadis-i şeriflerde de baktığımızda Hafız Esad olduğunu görüyoruz Süfyan’ın Hafız Esad olduğu anlaşılıyor.
Zeynel Abidin kardeşimiz yazmış:
İmam Mehdi (a.s.) çıktığı zaman, -Peygamberimiz (s.a.v.)’ın hadisi- hususi olarak fıkıh alimleri O’na Hz. Mehdi (a.s.)’ye düşman olacak, -yani bir kısım cahil cühela alimler- onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) kılıncı kardeşleridir. Yani kardeşleri olmasaydı, zamanın fukuhası –fıkıh alimleri- onun –Hz. Mehdi (a.s.)’nin katline fetva verirlerdi. –Eğer zemin müsait olsa, ortam müsait olsa, Mehdi (a.s.)’nin katline fetva verecek kadar kararlı alimler olacak diyor. Hadis. Yani yobazlar, Ahir Zaman yobazları. Doğramaya alışmış, doğramaktan zevk alan Ahir Zaman yobazları.- Hak Teala, Mehdi (a.s.) keremiyle ve kılıncıyla – kardeşleriyle- tahir –temizleyecek-, yıkayıp pak edecek, onlar Hz. Mehdi (as)’ye itimat edeceklerdir, hükmünü inanmayan da kabule mecbur olup aksini izmah –gizleyecek, saklayacaklardır diyor. (Ramüzül eHadis)
Onun –Hz. Mehdi (a.s.)’nin- döneminde din tamamen reyden arınmış olacak –eski hüviyetini kazanmış olacak, aynı Peygamberimiz (s.a.v.) devri gibi, hiçbir mezhep kalmıyor, bir kısım adamlar diyor ki, Hanefi mezhebi olacak diyor Mehdi (a.s.)’nin mezhebi. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında Hanefi mezhebi var mıydı?
OKTAR BABUNA:Yoktu.
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v.) böyle hadis söyler mi? Mehdi (a.s.)’nin mezhebi Hanefi mezhebi olacak der mi? Sahabelere benim zamanım gibi olacak diyor. Nerenin Hanefi mezhebi gibi olsun? İmam Hanefi de Mehdi (a.s.)’ye bağlıdır.
OKTAR BABUNA:Demez Hocam, hepsinin üstünde inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Benzer o ayrı mesele, benzeyebilir, tabi ki benzer. Ama ne Hanefi ne Hanbeli ne Maliki ne Şafi, hiçbirine benzemeyecek. O zaman Mehdi (a.s.)’nin Hanefi mezhebinde olduğunu düşünelim, peki bütün mezhepler kalkıyor, Maliki, Şafi onlar ne olacak, Hanbeli ne olacak? Onlar yok biz Mehdi (a.s.)’ın dediklerini kabul etmiyoruz mu diyecek? Bunu bile akledemiyorlar. Mehdi (a.s.)’ye muhalif olacaklar, diyecekler biz daha iyi biliyoruz, senden daha iyi biliyoruz ey Mehdi (a.s.) diyecekler. Biz Hanbeli, Şafi, Malikiyiz, sen Hanefi olmaya devam et şeklinde. Bütün mezhepleri kaldırıyor Mehdi (a.s.). Bunu akledemiyorlar. “Vereceği birçok hükümlerde ulemanın mezheplerine muhalefet edecektir –bak hadis- bundan dolayı ondan Hz. Mehdi (a.s.)’den uzak duracaklardır –birçok alim ulema uzak duracaklardır diyor, tabii münafıklar bunlar. Zira zanlarına göre gerçekten Allah imamlarından sonra müctehid bırakmadığını kabulleneceklerdir –başka müctehid, müceddid gelmez, böyle bir şey olmaz, Mehdi (a.s.) de yok bir şey de yok, dolayısıyla kabul etmiyoruz seni diyecekler.” Muhyiddin Arabi, Futuhâtu'l-Mekkiyye, 66. Babta bu konu geçiyor.
Tabi saflığından, cahilliğinden yapan insanlar da olacaktır ama münafıklığından yapan insanlar da olacaktır, inşaAllah. Evet, programımıza Harun Yahya TV’den devam edeceğiz.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Dergiler
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Gözardı Edilen Kuran Hükümleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...