SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo, Asu TV, Adana Ceyhan CRT TV ve Radyo, Mardin Kanal 47, Sakarya Kanal 54’ten canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Ramazan Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Birbirinden değerli konuklarımız Adnan Oktar Bey, Oktar Babuna.
ADNAN OKTAR:Evet. Hepiniz hoş geldiniz, sefa geldiniz. Oktar Hocam, anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Çok büyük müjdeler veriyorsunuz. Altınçağ’ın başlangıcını müjdelemişsiniz. Hazreti Mehdi (a.s.)’nin çıktığını, Hz. İsa’nın. Altınçağ’ın geleceğini Başbakanımız da söyledi Hocam, maşaAllah, sizin söyledikleriniz doğrultusunda, yıllardır söylediğinizi. Dünkü açıklamalarında Hocam şöyle diyor, Sayın Başbakan; “İslam’ın Altınçağ’ı Yeniden Yaşanacak” maşaAllah. “Müslümanlar, bugün neden insanların hayranlığını kazanan eserler, görkemli şehirler inşa etmekten uzaklar diye düşünmeden edemedim” diyor.
ADNAN OKTAR:Çok önemli onlar. Bak; “bugün neden insanların hayranlığını kazanan eserler” yani sanatta büyük bir atılım, büyük bir Altınçağ, değil mi? Ve “görkemli şehirler” görkemli şehir, demek ki hala da görkemli bir şehir yok. Olağanüstü bir şehircilik anlayışı, mimari ve sanat anlayışı; bu, Mehdi (a.s.) devrinin özellikleridir. Evet, şimdi devam et.
OKTAR BABUNA: "10’uncu, 11’inci, 12’nci, 13’üncü ve 14’üncü yüzyıllarda Altınçağ’ını yaşayan İslam coğrafyası, 20’inci, 21’nci yüzyılda neden bu etkinliğini devam ettirmiyor, bunu düşündüm. Tıptan astronomiye, cebirden geometriye, fizikten coğrafyaya kadar hemen her bilim dalında insanlığın önünü açan, çağının ötesinde fikirler ve buluşlar ortaya koyan İslam dünyası, bugün neden tarihe, geleceğe yön verecek fikir ve buluşların altına imza atamıyor diye düşündüm. Elbette her günün bir gecesi, her gecenin bir gündüzü vardır. Çok iyi biliyorum ki, medeniyetler, ülkeler, milletler için de geceler ve gündüzler vardır. İnsanlık tarihine, insanlığın ortak kültür ve bilim birikimine eşsiz katkılar sağlamış bu derin medeniyet, elbet bir gün, aslına, özüne dönecek ve yeryüzündeki haklı konumunu yeniden elde edecektir” diyor.
ADNAN OKTAR: Ne diyor, bak; “her gecenin bir gündüzü vardır ve her günün bir gecesi vardır”. Şimdi gecedeyiz, geceden gündüze doğru çıkıyoruz. Güneş doğacak, inşaAllah. Güneş Mehdiyettir, Hz. İsa’nın inişi, nüzulü ki gelmiştir Hz. İsa ve Mehdi (a.s.) de çıkmıştır. İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olacak. Ama sonra, gündüzken de bu sefer gece oluyor. Yeniden kararacak ortalık, yeniden bozulacak ve yeniden küfür dünyaya hakim olacak. Ondan sonra da kıyamet bekleniyor. Bu mühim hakikati Başbakanımıza Allah söyletiyor, maşaAllah. Helal olsun, çok güzel konuşmuş, çok hayati bir konuyu açıklamış. Tebrik ediyorum, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Siz yıllardır söylüyorsunuz Hocam. Mesela Amerikan Public TV’ye Aralık 2008’te yaptığınız açıklamanızda diyorsunuz ki; “asıl bundan sonra medeniyette, bilimde, çağdaşlıkta, ilericilikte, sanatta ve güzellikte müthiş hamleler yapacaklar. Bu Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) zamanında olacaktır. Böyle bir fetret devrinden geçileceği, böyle acı devirlerden geçileceği, böyle bir çöküntü devrinden geçileceği de zaten rivayetlerde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından belirtilmiştir. Bu fitne çağı bitti, şimdi aydınlık ve güzel bir çağ başladı. O dediğiniz çağ yakın zamanda bitti. Bundan sonra sürekli aydınlanma, ileriye gitme ve güçlenme çağı var” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:19 Aralık 2008’de söylediğim konuyu Başbakanımız iki yıl sonra tekrarlamış oldu. Çok çok güzel, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Yine bu da diğer örneği Hocam. 2008 yılında yine; “daha önce biliyorsunuz, İslam’ın ilk yıllarında öyle bir kültürde, sanatta, bilimde gelişme olmuştu. Bu sefer dünya çapında muazzam bir gelişme olacak. Müthiş bir medeniyet meydana gelecek. Bunu da inşaAllah sizin yaşınız genç, hep beraber inşaAllah göreceğiz” diyorsunuz, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ben nereden öğrendim? Peygamberimiz (s.a.v.)’den, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden. Dolayısıyla Başbakanımız da Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden öğrenmiş oluyor. Oktar Hocam bana bir konu söyle, anlatayım.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu sizi yurtdışından takip edenler var. Allah razı olsun, dünya çapında insanların imanlarına vesile oluyorsunuz, kitaplarınız çok sayıda indiriliyor. Hatta çok güzel örnekleri de var bunun. Almanya’da kardeşlerimizin Müslüman olması var. Orada olan kardeşlerimizden de böyle bir profesyonel boksör var. İsmi de maşaAllah Pierre Vogel, Müslüman kardeşimiz. Göstereyim Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Pierre kimmiş? Hay maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Sizin eserlerinizden dolayı Müslüman olduğunu söylüyor bu kardeşimiz Hocam inşaAllah. MaşaAllah. Burada görüyoruz. Buradaki de Yusuf Estez Hocam. O da sonradan Müslüman olmuş bir Hıristiyan. Eskiden de rahipmiş hatta. Sizi çok seven, eserlerinizi yakından takip eden birisi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Demek ki benim kitaplarımı okumayan kimse kalmamış gibi görünüyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:EvelAllah Hocam. Kitaplarınızın hatta dünya çapında indirilişinde çok büyük oranda bir artış var; onun grafiği vardı. Şurada hemen göstereyim seyircilerimize maşaAllah. Bu Hocam, sizin eserlerinizin indirilme rakamları yıllara göre. 2005 yılında iki milyonken, sekiz milyona, otuz üç milyona, elli yedi milyona, seksen milyona, yüz yirmi beş milyona çıkıyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah 2010’da.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, maşaAllah, elhamdülillah. Bir o kadar da satılıyor Hocam inşaAllah. Bunlar yıllara göre rakamlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah, maşaAllah. Evet. Yalnız Başbakanımız orada önemli bir konu söylüyor. Bir daha sen o yazıyı göstersene.
OKTAR BABUNA:Hemen gösteriyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Bakın; “elbet bir gün, aslına, özüne dönecek ve yeryüzündeki haklı konumunu yeniden elde edecektir” burada bakın, her kelime çok önemli. “Bunu düşündüm” ve anlatıyor, anlatıyor; “düşündüm” Bir kere aslında baştan bir alalım. “Müslümanlar” bak, “bugün neden” diyor, bak bir kere “neden”? İşte bu nedenlerin üzerinde duracağız biz. “Niye bu hakimiyet elimizdeyken, imkan varken, İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti oluşmuyor?” diyor, “neden?” Demek ki, bu çok hayati bir konu. Yani, bütün Müslümanların bunu düşünmesi lazım. Çünkü her türlü imkan var elimizde. İslam ülkeleri dünyada yaygın olarak güçlüler. İslam da çok güzel anlatılıyor. Kuran’ı insanlar çok güzel anlıyorlar. Hadisleri anlıyorlar. İnternet var, bilgisayar var. Fakat Müslümanlar birleşemiyor ve bir medeniyet atılımına giremiyorlar, bir coşkuyu elde edemiyorlar. Şimdi bunun nedenlerini bu hafta inceleyeceğiz. Yani mesela bir Cübbeli zihniyeti nasıl durduruyor bu medeniyetin gelişmesini? Bu İslam Birliği’nin oluşmasını nasıl durduruyor? Böyle detay detay bir analiz edelim. Yahut bir Osman Ünlü’nün mantığıyla nasıl bu İslam medeniyetinin oluşması engelleniyor? Ve gençlik neden coşkuyla İslam’ı yaşamaktan çekiniyorlar? Bunları, yani çünkü bilinçaltı çok önemlidir. İnsanların bilinçaltı çok hayati bir konudur. Mesela adama anlatırsın, gayet neşeli anlatır ama mesela şu anda da izliyor beni insanlar. Ama her hareketime dikkat ederler, kurduğum cümlelere, değil mi? Bakışıma, vurgularıma ve o kelimelerde neyi kastettiğime ve onun hangi yan dallara ayrılabileceğine. Yani insan aklı çok keskindir, çok yamandır. Yani insanlar bayağı akıllıdır. Özellikle bizim milletimiz çok akıllıdır.
Mesela bak dün ne konuda konuşmuştuk? Dedik ki; “Allah’a karşı saygı çok önemlidir”, değil mi? Dün, Cübbeli’nin tavırlarından bahsettik. Hitap şekillerinden bahsettik. Allah’a karşı saygının öneminden bahsettik. Şimdi, bir tek onda değil. “Profesör” diyoruz, adam Allah’la, Kuran’la, Ahiretle ilgili öyle bir konuşma yapıyor ki yani çok alaycı, saygıya uygun olmayan ve çok üst perdeden, değil mi? Allah’a hitapları çok üst perdeden. Allah’ın karşısında saygılı bir üslup göremiyoruz. Cübbeli’de de bunu göremiyoruz. Bakın, dedim ki ben dün; “orada” dedim, “sesleri kısılacak” Taha Suresi 108-109, Şeytan’dan Allah’a sığınıyorum “O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar” Bir çağırıcı var, çağırıyor insanları. “Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır;” öyle üst perdeden bağırıyor ya hani, kafa tutar gibi, haşa böyle piyasa ağzıyla konuşuyor ya. Öyle olmayacak diyor Allah. Bak, “Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır;” ama diyor ki; “ben piyasa ağzıyla konuşurum orada” diyor, “konuşanlar da var” diyor. Allah yapamayacaklarını söylüyor. “Artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin. O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati de yarar sağlamaz” Yani öyle orada öyle bir kabadayılık, üst perdeden konuşma, böyle pervasız bir üslup mümkün değildir Allah’a karşı, haşa. “Onları görürsün;” diyor Allah, bak; “zilletten başları önlerine düşmüş bir halde, ona (ateşe) sunulurlarken göz ucuyla sezdirmeden bakarlar” Orada bile gurur yapıyorlar, enaniyet yapıyorlar. Yandan, sezdirmeden bakıyorlar. “İman edenler de: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendi nefislerini, hem yakın akraba (veya yandaş)larını da hüsrana uğratmışlardır" dediler. Haberiniz olsun; gerçekten zalimler, kalıcı bir azap içindedirler” Allah’a karşı saygı olmadığında, Allah onun karşılığını verebilir; bunu düşünecekler. Bak; "yürüyüşünde orta bir yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt” Allah’a karşı öyle bir üslup olmaz. Peygamber (s.a.v.)’e karşı da olmaz. Son derece saygılı konuşuluyor Peygamber’e karşı da. “Kendi aranızda bağrışmanız gibi, konuşmanız gibi konuşmayın” diyor Allah. “Bütün amelleriniz gider” diyor. Değil ki, bak; Peygamber (s.a.v.)’e denemiyor, Allah’a nasıl yapılsın değil mi? Ne cesaret yani? Evet. “Seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir" diyor Allah; Lokman Suresi, 19. Bak; “gözleri korkudan ve dehşetten düşük, kendilerini zillet sarıp kuşatmıştır” diyor. Öyle bir kabadayılık, ters bir tavır, ne Müslüman yapabilir, ne küfür içinde olan yapabilir. “Kıyametin geleceği gün de O’nun izni olmaksızın hiç kimse söz söyleyemez” Öyle hani kahvehane ortamı gibi bir ortam değil. Onu bilecek Cübbeli. O konuşmayı yayınlarsanız, orada anlaşılır yani benim kastettiğim.
TEKNİK EKİP:VTR hazırmış Hocam
ADNAN OKTAR:Evet bakalım o konuşmaya.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Bak, bu tipte konuşmaya hazırlanıyor yani şimdiden ve imreniyor. Yani Allah’a böyle hitap etmeye hazırlanıyor, Allah’ın ismini bile anmadan.
SUNUCU 1:Bir ahbap gibi yani.
ADNAN OKTAR:Tabii, böyle sanki mahalleden arkadaşıyla konuşuyor, değil mi? Sokakta konuşuyor gibi. Müminun Suresi, 57. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçekten, Rablerine olan haşyetlerinden” Allah’tan korkularından “dolayı saygıyla korkanlar,” yani Allah’tan saygıyla korkanlar, saygıyla. “Ve onlar Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar” Böyle pervasız konuşma tahayyül dahi edemez Müslüman, haşa. “Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlardır” Ama Cübbeli’nin üslubundaki pervasızlığı görüyorsunuz. Enbiya Suresi, 90 “Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi” diyor Allah, derin saygı. Böyle bir üslupta derin saygı var mı? Bunu bir insan müdürüne, herhangi bir sokaktaki bir insana dahi yapamaz böyle bir üslubu. Bu nasıl bir konuşma oluyor böyle? “Şayet Biz bu Kur'an'ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş” bak, “dağ bile” diyor, değil mi? “Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz” İşte İslam ahlakının hakim olmamasının sebebi, bu zihniyet ve bu kafadaki insanlar; bundan kaynaklanıyor. Yani İslam ahlakı hakim olunca bak, söylediği kişi “evliya” diyor, kendisi de zaten evliya olduğu imajını veriyor. Dolayısıyla “ideal insanlar biziz” diyor. “Allah’a karşı bu böyle hitap edilir” diyor. E ne olur o zaman toplum? Ne olur insanlar? “İman edenlerin, Allah'ın ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin 'saygı ve korku ile yumuşaması' zamanı gelmedi mi?” diyor Allah. Bakın; “İman edenlerin, Allah'ın ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin 'saygı ve korku ile” bakın “'saygı ve korku ile yumuşaması' zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar” diyor. “Kalpleri katılaşmış ve pervasız kişiler gibi olmasınlar” diyor Allah. “Onlardan çoğu fasık olanlardı” diyor, Hadid Suresi, 16. “Ki Allah'a ve Resûlü’ne iman etmeniz, onu savunup-desteklemeniz, onu en içten bir saygıyla yüceltmeniz”, “en içten bir saygıyla” Burada saygı var mı? En içten bir saygı var mı?
SUNUCU 1:Kesinlikle yok zaten hiç.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Tabii. “Ve sabah akşam O'nu (Allah'ı) tesbih etmeniz için” (Fetih Suresi, 9) Müminlerin vasfı anlatılırken Ahzap Suresi 35’te, bak Cenab-ı Allah diyor ki; “sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar” diyor. “Saygıyla”. Allah’tan doğrudan korkmak da değil, bak; “saygıyla korkmak”. Al-i İmran Suresi, 199; “şüphesiz, Kitap Ehlinden, Allah'a; size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah'a derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır” değil mi? Cübbeli’nin mantığında ve birçoğunun mantığında biz bunu göremiyoruz. Özellikle televizyona çıktıklarında, yani tek tek isim olarak saymayayım; cennetle ilgili konuşmalarında alaycı bir üslup, cehennemle ilgili alaycı bir üslup, cennet melekleri, hurileriyle ilgili konuşurken alaycı bir üslup veyahut bu tarz, üst perdeden saygıya uygun olmayan bir üslup. Ve bunu tavsiye de ediyor ayrıca. İşte Başbakanımızın da dediği, bizim de dediğimiz yani dinsizliğin, ateizmin ve deccaliyetin elini kolunu sallayarak hakimiyetini devam ettirmesinin nedeni bu tip mantıklardır, bu tip insanlardır, bu tip hitaplardır. Bunlardan vazgeçecekler, inşaAllah. Evet. Bir de bakın, zaten mantık da yok söylediğinde. Şimdi bir insan düşünün; Allah için mücadele etmiş, altmış yaşına gelmiş ama çoğu insanda saçları simsiyah oluyor, beyaz olmuyor. Aynı adam; o da altmış yaşına gelmiş ama o her türlü üçkağıtçılığı yapmış, anormalliği yapmış. Yahut şöyle diyelim bakın; ikisi de aynı sevap durumundalar, yani sevapları, günahları aynı. Sadece saçlarında farklılık var adamların; birinin saçı siyah, birinin saçı beyaz. Saçı beyaz olan cennete geçiyor, saçı siyah olan da ömür boyu yani sonsuza kadar, sonsuza kadar cehennemde kalıyor. Allah’ın böyle bir adalet anlayışı olur mu? Bakın Allah’ı haşa mantıksız bir güç olarak göstermek de istiyorlar. Yani böyle vicdanı olmayan bir güç gibi göstermek istiyorlar, haşa. Allah sonsuz vicdan ve sonsuz akıldır. Yani böyle bir mantıksız uygulamayı Allah, akla uygun olmayan, Kuran’a uygun olmayan bir uygulamayı yapar mı Allah? Aynı şartlardalar, bak aynı şartlarda; birinin saçı siyah, birininki beyaz. Siyah olan cehenneme gidiyor, beyaz olan cennete gidiyor.
SUNUCU 1: Adaletsizlik yani zaten bu.
ADNAN OKTAR: Adaletsizlik tabii bu. Allah sonsuz adalettir. Ve ballandıra ballandıra, büyük bir heyecanla, etrafına da kendi talebelerini dizmiş. E çağırsana üniversitelerden öğrencilerden, gençlerden, değil mi? Hep kendi kafanda insanları oraya getirmişsin. Hayır, ben onları tenzih ediyorum, onlar benim kardeşlerim, samimi Allah rızası için geliyorlar. Ama bu öyle olmaz. Oradaki on kişiyle İslam ahlakı dünyaya hakim olmaz. Değil mi, orada samimi bir ortam, orada çocuklar diyecekler ki... Ben “gitsinler saygısızlık yapsınlar; hani var ya tipler olur böyle küstah, gidip kafa tutar, bilmem ne” ben öyle demiyorum. Saygılı efendi insanlar gelsin, yani lafını sözünü bilen, ama bunu sorabilsin. “Hocam” diyecek, değil mi; “mesela benim altmış yetmiş yaşında bir babam var; saçları simsiyah, amcamın da bembeyaz. Bunların kişilikleri, ahlakları aşağı yukarı aynı, aynı şeyler içerisindeler. Şimdi birisi cehenneme, birisi cennete gidecek senin sözüne göre.” Ne yapması gerekiyor bu insanın? Saçının beyaz olmaması, beyaz olmaması, niçin onun için bir suç olsun? Değil mi, bunu sorması lazım? Sormuyorlar, o da sürekli böyle, Kuran’a uygun olmayan, akla uygun olmayan sözleri geceli gündüzlü anlatıyor. Ben bir tane örnek olsun diye söylüyorum, böyle binlerce açıklaması var, yüzlerce. Bir kısmını söylemeye haya ediyorum, utanıyorum, anlatamam yani. Kitaplarında da var, yani haya ederim anlatmaya. Ve geceli gündüzlü ideal bir din adamı gibi gösteriyorlar. E bunun sonucunda böyle bir ortam oluşur işte ve İslam ahlakı da dünyaya hakim olmaz. Hayır; olacak, ayrı mesele ama bizim sebebe sarılmamız açısından ben bunu söylüyorum. Yoksa bunların yüzünden İslam ahlakı hakim olmamazlık etmez. Fakat Cübbeli’nin konumu önemli olduğu için söylüyorum. Çünkü Ahir zamanın önemli bir şahsıdır, yani önemli bir şahsıdır. Yani benim kanaatim, samimi kanaatim, hadislerle belirtilmiş bir insandır. Ahir zamanda geleceği, vazife yapacağı bildirilen bir insandır. Onun için uyarıyorum. Yani önceden de söylüyorum ki hani, insanlar hayret etsinler diye.
Mesela bir kısmı çıkıyor, “ticaret yapalım” diyor, “şunu yapalım bunu yapalım” Tamam, çok güzel. “Peki İslam ahlakı dünyaya hakim olsun mu?” diyorsun. Kesinlikle istemiyorlar. Bakın, bir insanın muttaki ve alim olduklarını anlamak istiyorlarsa, ilk soruları bu olsun. İlk soruları, mesela Allah’tan korktuğunu, Allah’ı sevdiğini söylüyor; “Hocam” desin, “bu yüzyılda İslam dünyaya hakim olacak mı?” Sadece bunu sorsun: “İnşaAllah, bunun için gayret etmemiz gerekir mi, İslam ahlakının dünyaya hakim olması için? İttihad-ı İslam gerekir mi? Türk İslam Birliği güzel bir şey mi?” bunu sorsunlar. “Bunun olması gerekiyor mu? Bu yüzyılda ümit ediyor musunuz, Allah’ın izniyle?”, “yok benim ümidim” diyorsa; tamamdır. Yani konuşacak bir şey yoktur artık. Ama “tabii ki olacak, Allah’ın izniyle gayret edelim. Var gücümüzle gayret ediyoruz, İttihad-ı İslam en büyük farzdır” diyorsa ben o adamın alnından öperim, o alimdir o. Bunu demiyorsa, başka bir şeydir. Bak Cübbeli Hazretleri “570 yıl sonra İslam ahlakı dünyaya hakim olacak” diyor, “hiç boş yere uğraşmayın” diyor şu an.
SUNUCU 1:İnsanları soğutuyor bir nevi.
ADNAN OKTAR:Yani zaten aklı başında bir insan, bir üniversite öğrencisi veyahut kolejlerde okuyan bizim aydın gençlerimiz var; bunu bu üslubuyla, bu tavrıyla, bu mantığıyla, bu aklıyla incelediğinde çocuk, ne olur bu insan?
OKTAR BABUNA:Dinden uzaklaşır, haşa, Allah saklasın.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Yani bunun yaptığı bir tahribatı, geceli gündüzlü düzeltmeye çalışıyoruz.
OKTAR BABUNA:Evet, Allah razı olsun Hocam.
ADNAN OKTAR:Anladılar bunda ışık olduğunu, bu da anlamıyor, coşuyor. Gece gündüz anlatıyor, bak şu üsluba bak. “Ya ne kadar tatlı konuştun” diyorlar. Allah’a karşı böyle bir üslup, bunda tatlılık var mı? Çok korkunç bir şey, Allah vermesin, değil mi? Allah affetsin yani çok çirkin bir cesaret bu.
TEKNİK EKİP:Teravih namazıyla ilgili konuşmaları vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyor? Bakayım.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Yani sanki böyle, var ya bir ameliyat olur adam, “korkma” derler, “canını yakmayacağım, ızdırap vermeyeceğim” Yani böyle namaz olur mu? Pazarlık yapıyor. Yani, “sizin” diyor, “canınızı yakmayacağım. Izdırap çekmeyeceksiniz. Gelin, ben size daha kolay bir namaz şekli buldum, o şekilde yapacağım” diyor. “Yoksa öbür türlü ben biliyorum” diyor, “sizin canınızın yanacağını” diyor, “kaçarsınız siz” diyor. “Gelin, anlaşalım” diyor, “ben sizi rahatsız etmeyeceğim. Kolay bir şey yapacağım. Öyle anlaşalım” diyor. Böyle namaz kılma olur mu? Allah diyor ayette münafıklara; “onlar” diyor, münafıklar için, “üşenerek namaza gelirler” diyor. “Ağır gelir onlara” diyor. Bu üslup o anlama gelmez mi o zaman, değil mi? Çok büyük hata yapıyor. Çok büyük yanlışlıklar yapıyor. Böyle üslup olmaz.
Bak, o konuşmanın öncesinde de diyor, “herkesin” diyor, bak istisnasız “herkesin, evini iste” diyor, “arabasını iste,” diyor, “bir daha cemaate gelmez” diyor. Yani, “Müslümanlığı bırakır, davayı bırakır, her şeyi bırakırlar” diyor ve onlara bilinçaltı telkin yapıyor; “yani siz bu kadar zayıf ve bu kadar güçsüzsünüz. Bu kadar dinden uzaksınız ve herkesin” diyor, “kimden istesen” Müslüman evini de verir, Allah için canını veriyor canını. Bizim Mehmetçiğimiz, aslanlarımız canını veriyorlar. Otuz bin kişi canını verdi yani Allah için. Şehit oluyorlar. Evi, evini de verir gerekirse Allah rızası için, arabasını da verir. Niye dinden imandan çıksın, İslam’dan çıksın? Bakın bunu insanlar unutmaz işte, bu bilinçaltı telkindir. “Ya,” diyecek, “ben evimi ve arabamı vermem yani, Allah için, Allah istese de, Kuran bana emretse de vermem. Ben böyle bir adamım” gibi, onu bilinçaltı kodlamayla yanlış bir yola sokuyor. Ondan sonra, o insanın kendisine güveni kalır mı? Müslüman olduğuna inanır mı, ondan sonra? Değil mi? “Her şeyi bırakır” diyor, “dinden imandan çıkar” diyor, “adam vazgeçer” diyor, “ne evi verir, ne..” yani, “o evini putlaştırmıştır” diyor ama bir istisna da koymuyor, “herkes” diyor, “herkesin” diyor. Bu çok anormal bir eğitim ve çok anormal bir telkin. Bunlar bilinçaltında kalır insanların. Yani sen, mesela yüz kilo bal getirirsin, bir gram içine siyanür koyarsın. Adama yedirirsen, adamı öldürürsün sen, değil mi? Çok tehlikeli bunlar. Onun için bu tip mantıklara karşı insanları uyarmak çok önemli.
Evet, Oktar Hocam devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Erbakan Hocamız’la ilgili bir haber vardı Hocam, inşaAllah. “Bir Milyon Genç, Milli Görüş’le Eğitildi” diyor, inşaAllah.
“Anadolu Gençlik Derneği’nin İstanbul Şubesi’ndeki konuşmasında, ‘bir ülkenin varoluşu, topla tüfekle değil, imanlı gençlerdedir’” demiş, Erbakan Hocamız, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, çok güzel söylemiş.
OKTAR BABUNA: Siz de Hocam; “Erbakan Hocamız’ı, Milli Gazete’de görelim. Hocamıza vefa, çok önemlidir” demiştiniz, inşaAllah. O zamandan beri, sadece Milli Gazete’de değil, Time Türk, Haber5, Habervaktim gibi tüm İslami haber sitelerinde de Erbakan Hocamız’la ilgi haberler çıkmaya başladı MaşaAllah Hocam, siz söyledikten sonra.
ADNAN OKTAR:Vefa bir Müslüman’ın en önemli özelliklerindendir. Bir insan ömrünü İslam’a vakfedecek. Allah için hapislere girecek, canı yanacak, değil mi? Hakaret görecek, baskı görecek, olmadık işkenceden geçecek, dışlanacak ve bunun sonucunda muazzam hizmet edecek ama sonunda yaşlanacak. Diyeceksin ki sen; “sen bittin, sen kenara çekil, ne senden bahsetmek istiyoruz, ne yüzünü görmek istiyoruz. Biz artık kendimiz devam edeceğiz sana gerek kalmadı” Bu vefaya uymaz, ahlaka uymaz, hiçbir şeye uymaz. Yani Kuran ahlakına uymaz bu. Onun için bunun düzeltilmesi çok önemli. Kardeşlerim daha da titiz olması gerekiyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz söyledikten sonra Hocam, Anadolu Gençlik Derneği İstanbul il Başkanı Kerem Öncel’in, “ahdine vefalı, liderine sadık bir gençliğiz” sözlerini söylemişti.
ADNAN OKTAR:Helal olsun, helal olsun, helal olsun maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocamız da konuşmasında şöyle demiş Hocam; “size bu gecenin armağanı olarak size şu sözü söylüyorum” demiş, Erbakan Hoca. “İman var, her şey var” diyerek konuşmasına son vermiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. “Milli Görüş’ün, milletin aslı olduğunu dile getirdi” diyor, doğru söylüyor. MaşaAllah, evet, Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şube Başkanı. Helal olsun o delikanlıya, maşaAllah. Muhammed Kenan Öncel’de üç yüz elli bin olan üye sayılarını 2011 yılına kadar iki milyona çıkaracaklarını ve bunda İstanbul şubesinin öncü rol üstleneceğini kaydediliyor. Evet, Erbakan Hocamız’a sevgi, saygı ve hürmetler, inşaAllah.
Bütün gençlik aynı görüştedir, yani bizim milletimizin hepsi Türk milliyetçisidir, Türk İslam Birliği’ni savunur, İttihad-ı İslam’ı savunur; modernliği, güzelliği, neşeyi, sevinci, iyiliği, bilimi, sanatı, estetiği, değil mi? İyi olan her şeyi, en güzel şeyleri savunur. Bizim ruhumuz güzelliğe göredir, değil mi? Hep güzel olanı ararız, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Bediüzzaman Hazretleri Şanlıurfa Mevlidinde Anıldı” diye bir şey var, Hocam. “Şanlıurfa’da vefatından 50. yılı münasebetiyle, Bediüzzaman Said Nursi ve manevi şehitlerin ruhlarına bağışlanmak üzere, Ramazan’ın 25. gecesine rastlayan Cumartesi akşamı Bediüzzaman’ın ilk defnedildiği yer olan Dergah Camii’nde mevlidi şerif ve hatim okundu” diyor Hocam, inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz, Hocam inşaAllah. Abdullah Aymaz Hocamız’ın Bediüzzaman’ın talebesi. ‘Göze Takılanlar’ isimli köşesinden bir alıntı Hocam. Diyor ki; “muhterem zat bir soruya cevap verirken, güzel tahlillerinin yanında bir ihbar-ıgaybinevinden vefat gününü de keramet kararını da ifşa el vermiş, ‘Vel mevtü yevmu Nevrûzina’, yani ‘ölüm bizim Nevruz Günü’müzdür’ deyivermiştir. Gerçekten de vefatı Nevruz Günü’ne rastlamıştır.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, maşaAllah. Abdullah Aymaz, o yaman bir insandır, bayağı kalp gözü açık bir insan, değerli bir insandır, maşaAllah. Evet, ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Üstad’ın kabrinin kırılması; anlatalım mı Hocam onu?
“Cemal Tural Paşa, Bediüzzaman’ın kardeşi; ‘Abdülmecid Ünlükul’a Said Nursi’nin kabrini şark ahalisi ve güney sınırlarımızdan kaçak olarak gelip ziyaret edenler var. Nazik bir zamandayız, sizin de içtirakinizle kabrini İç Anadolu’ya nakledeceğiz’ der. Bediüzzaman’ın kardeşi Abdülmecid Ünlükul, zorla dilekçe imzalatıldıktan sonra Konya Havaalanı’na götürülür, askeri uçakla Urfa’ya intikal edilir. 12 Temmuz 1960 Salı günü, gece yarısı askerler şehri kontrol altına alırlar. Sokağa çıkma yasağı ilan edilir. Şehrin önemli noktaları, tanklarla, zırhlarla, araçlarla kuşatılır. Gece 01.00’de Urfa Halilurrahman Dergahı sıkı bir kontrol altına alır. Askerler, komutanlarının kendine verdikleri emirle, Bediüzzaman Said Nursi’nin kabrinin bulunduğu iki kubbeli yerin üst pencerelerini ve demir parmaklıklarını kırarak içeri girerler. Ellerinde demir kesme aletleri ve balyozlarla mezarın mermerlerini, sökmeye, parçalamaya başlarlar. Kabir kırılır, naaşı çıkartılır. Vefatından 111 gün sonra kabrinden çıkarılan Said Nursi’nin naaşı doktor ve askerlerin gözetiminde galvanizli bir tabuta ve bir askeri cemsiyeye bindirilir. C-47 askeri uçağıyla önce Afyon’a oradan da geceki askeri bir vasıtayla Dinar-Baladız üzerinden, Isparta istikametine götürülür. Abdülmecid Ünlükul yanındadır, gecenin zifiri karanlığında dağlık bir bölgede, meçhul bir mekanda daha önce hazırlanmış olan bir kabir vardır, kabre varılır. Askeri birlik mensuplarınca alelacele hazırlanan kabre konulur kabrin üzeri toprakla örtülerek kamuflaj yapılır. Ve gecenin zifir karanlığında olay mahali terk edilir”
ADNAN OKTAR:Evet, Bediüzzaman’ın şu an mezarının yeri bilinmiyor, evet. Ama O, kendisi söylüyor, kendi mezarının yıkılacağını önceden söylüyor. Kaç yılında öleceğini bildiriyor. Nevruz gününe rast geleceğini de söylüyor, ölümünün. Ve mezarının yerinin bilinmemesini de ihbar ediyor, bildiriyor önceden, evet.
Oktar Hocam sen güzel şeyler anlatıyorsun.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, sizin vesilenizle inşaAllah. “Dünya İslam’a Koşuyor” diye bir güzel yine müjdeli bir haber var Hocam, inşaAllah. Dünyadaki Müslümanların artışını ve Müslüman olanların özellikle Batı’da, bu şekilde Müslüman olanların olduğundan bahsediyor Hocam, inşaAllah. Allah razı olsun, buna da büyük ölçüde siz vesile oluyorsunuz Hocam, bu yönde de haberler var. Hatta bir filmimiz var, gösterelim mi Hocam?
İnşaAllah, Bu Andreas isimli Almanya’da bir kardeşimiz, şimdi Müslüman oluyor. Sağ tarafta da başka bir kardeşimiz var Hocam, sizi çok seven, takip eden eserlerinizi maşaAllah, bizim kardeşlerimizden biri. Kelime-i Şahadet getiriyor.
-VTR-
OKTAR BABUNA:Sizin eserlerinizi okuyarak Müslüman olan bir kardeşimiz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, ben tanıyorum. O, buraya da geldi kardeşimiz, İstanbul’a birkaç kere geldi, çok faal maşaAllah. Bizim kitaplarla, CD’lerle hem konferanslar veriyor, yani ağırlıklı olarak zaten benim kitaplarla yapıyor faaliyetlerini, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Gösterelim mi Hocam, dünya çapında kitaplarınızın sergilendiği sergileri?
ADNAN OKTAR: Göreyim, bakalım.
OKTAR BABUNA:Bu ICNA, Amerika’nın en büyük Müslüman toplantılarından Hocam, binlerce kişinin katıldığı. ISNA, yine aynı şekilde sizin kitaplarınız, eserleriniz. Tiran Kitap Fuarı, Arnavutluk; yine sizin kitaplarınız, eserleriniz alınıyor, satılıyor Hocam. Hong Kong Kitap Fuarı, yine aynı şekilde sizin eserleriniz. Jakarta, İslami, Endonezya; yine sizin eserleriniz Hocam. Uluslararası Kitap Fuarı, Malezya; sizin eserleriniz, maşaAllah. Uluslararası Kuran Semineri’nde sizin belgeselleriniz izleniyor. Hindistan, Hocam.
Evet, yine Kenala eyaletinde, Hindistan’da Hocam, sizin eserlerinizle yapılan toplantılar. Lozan burası Hocam, İsviçre Konferansı; sizin katılımınızla, maşaAllah, Evrim Teorisi’nin Çöküşü Konferansı. Bakü Kitap Bayram’ında, Azerbaycan; Hocam sizin eserlerinizi alan gençler, maşaAllah. İran Hocam, Uluslararası Mehdiyet Konferansı’nda kardeşlerimiz orada. Sizin eserleriniz alıyor, İslam alimleri. Riverside İslam Merkez’inde Amerika’da Hocam, Evrim Teorisi’nin Çöküşü ve Yaratılış Gerçeği Konferansı; arkadaşlarımız orda. Dünya Müslüman alimlerinden sizin eserleriniz büyük ilgi… Türkiye’deki toplantı Hocam, sizin eserlerinizle. San Fransisco’da yine bir konferans; sizin katılımınızla Hocam, Evrim Teorisi’nin Çöküşü Konferansı. Pakistan Konferanslar Serisi Lahor; binlerce, on binlerce kişinin katıldığı konferanslar Hocam. Sizin konferanslarınız, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, bu sadece küçük bir bölümü. MaşaAllah, yeri yerinden oynatıyoruz, evelAllah, evet.
OKTAR BABUNA: Amerika’nın bütün, en önde gelen üniversitelerinde, İngiltere ve Avrupa’nın en önde gelen üniversitelerinde binlerce, konferans oldu Hocam, sizin adınıza, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
“Sayın Hocam, cumartesi günü Kayseri’de seksen dört şehit ailesinin evleri teslim edildi. Sizlerin biz şehit ailelerine ve gazilerine göstermiş olduğu, yakınlığa teşekkür ederiz, Allah, sizlerden razı olsun” “Şehitlere, gazilere ev verilsin” demiştim. Hükümetimiz, Allah razı olsun; hemen atağa geçtiler, değil mi? TOKİ kanalıyla hemen ev dağıtılmaya başlandı, maşaAllah. Israrla üstünde durdum. Hemen o duam yerine geldi, Allah’a çok şükür, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Genel Kurmay Başkanlığı’nın resmi sitesi Hocam, Türk Silahlı Kuvvetleri. “Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ve eşi tarafından Ankara Garnizon’da bulunan gazi ve ailelerine Gazi Ordu Evleri’nde verilen iftar yemeği” Siz bunu söylemiştiniz Hocam, “birlikte yemek yensin” diye, şehit aileleriyle birlikte. Genel Kurmayımız yemek vermiş, iftar vermiş daha doğrusu.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Evet.
OKTAR BABUNA: Dünkü haber, Genelkurmay’ın sitesinde Hocam.
ADNAN OKTAR:Cumhurbaşkanımız da verdi. Şehitlerimizle, gazilerimizle, değil mi? “Beraber yemek yiyelim onlarla, beraber iftar açılsın” dedim, inşaAllah. Her zaman ama bir tek orda değil, her zaman beraber yemek yemek çok güzel.
“Sayın Hocam geçenlerde, internette bir habere rastladım. Aktüel Dergisi’nin 19 Ekim 2006 tarihli sayısında Cübbeli Ahmet Hoca, 28 Şubat dönemi öncesinde, kendisine çok yardımcı olan bir yüzbaşıdan bahsediyor. E güzel.O yüz başının kim olduğu sorulduğunda da, ‘İzinsiz adını veremem. Sıkıntı olmasın adama. Birkaç sene kaldı, sonra gitti. Batı Çalışma Grubu’nun önemli isimlerinden biri, isimlerinden oldu.’” “’Batı Çalışma Grubu’nun önemli isimlerinden oldu. Şimdi emekli’ diyor,” “Batı Çalışma Grubu” bu nedir bu? Bu ‘28 Şubatı yapanlar’ olarak bilinen ekip mi oluyor? Onlar ne diyor? “O yüz başının kim olduğu sorulduğunda da, ‘İzinsiz adını veremem. Sıkıntı olmasın adama. Birkaç sene kaldı, sonra gitti.’” Kendisine çok yardımcı olmuş. Evet.
“Değerli Hocam, İncil’deki şu bölümde münafıklar mı tarif ediliyor?” diyor, Figen Hanım. “Domuz da” diyor, “Petrus’un İkinci Mektubu’nda” Çok manidar, çok güzel. “Petrus’un İkinci Mektubu. Domuz da yıkandıktan sonra, çamurda yuvarlanmaya geri döner” diyor. Yani bakın, mesela, değil mi? “İslam’la müşerref oluyor, yıkanıyor, üstündeki kiri gidiyor ama” diyor, “domuzsa” diyor, “domuz da” diyor, “yıkansa da” diyor, “yıkandıktan sonra çamurda yuvarlanmaya geri döner. Gider çamurun içine yine yatar” diyor. Çok şahane anlatmış, maşaAllah.
Evet, Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu, Amerika’da -haşa- Kuran’ı yakmaya kalkan bir teşebbüs olmuştu Hocam. Bu, “Washington Post gazetesinin köşe yazarı Michael Gerson, muhafazakâr Hıristiyanların Kuran-ı Kerim yakma girişimini ahmaklık olarak yorumladı” Nitekim o yakmaya kalkanlar, siz de açıklatmıştınız, sapık çıkmışlardı, sapık eğilimlerinin olduğu, daha sonra.
ADNAN OKTAR: Evet, o tutuklandı, değil mi? Sapıklıktan tutuklandı, evet. Dedim ya, “manyaktır bu, sapıktır” dedim. Ta en başından söyledim. Söyledikten sonra, kısa bir süre sonra adamın sapık olduğu ortaya çıktı ve tutuklandı. Sapıktan başka kim diyebilir, “Kuran’ı yakalım” diye, değil mi? İncil de yakılmaz, Tevrat da yakılmaz, Kuran da yakılmaz; çok büyük ahlaksızlık ve zulüm yani, tabii.
OKTAR BABUNA: Hocam, bu, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, 11 Eylül saldırılarıyla ilgili bir konuydu bu, Kuran yakma konusu. 11 Eylül saldırılarının yapıldığı yere bir cami yapma girişimi var, inşaAllah. Bu da sizin vesilenizle oldu. Okuyayım mı Hocam?
Masonların liderinin, dünya masonlarının liderinin bir mektubu var Hocam. Diyor ki, sizi, bu, sizi ziyarete gelen, sonra da dünya masonlarının lideri oldu bu kişi Hocam, inşaAllah.
“Türkiye’de Sayın Oktar ile gerçekleşen diyalog ile ilgili iletişimlerim, bütün dünyada binlerce masonun kulaklarına ulaştı. Hatta özellikle, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki masonların bakış açılarında kesin bir değişiklik görmeye başladım. ABD’deki Müslümanların ibadet hakkına sahip olmalarının sağlanması konusunda yeniden çaba göstermeye başladılar ve Kuran birçok kardeşimiz tarafından yeni bir gözle okunuyor. Biliyor ya da bilmiyor olabilirsiniz, New York’taki yeni bir Müslüman Cemaati Merkezi inşa edilmesi hakkında medyada tartışmalar yapıldı. Burası 11 Eylül saldırılarının yapıldığı yerden birkaç blok ilerde. İslam’dan korkan bazı kapalı görüşlü insanlar ve politikacılar olmasına ve bu Merkez’e karşı geniş çaplı protesto gösterileri yapmalarına rağmen, Yerel Hükümet oy birliğiyle Merkez’in inşasına karşı olmadıklarını açıkladılar. Yerel Hükümet oy birliğiyle, inşa edilmesine izin verilmesi için oy kullandı. Başkan Obama bile, çok açık biçimde, Merkez’in inşa edilmesine karşı olmadığını açıkladı. Hükümetin belirli üyelerinin inşa edilecek İslami Merkez’e böylesine destek vermesine imkân sağlayan bu bakış açısındaki değişikliğin, büyük ölçüde masonların etkisi olduğunu düşünüyoruz ki, bu da doğrudan bizim Sayın Adnan Oktar ile yaptığımız toplantıyla bağlantılıdır.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çünkü parlamentoda çok yüksek sayıda mason var. Devletin de kilit noktalarının hemen hemen tamamı masonların elinde Amerika’da. Bizimle görüştükten sonra, benimle görüştükten sonra, İslam’a Kuran’a karşı içlerinde bir muhabbet belirdi. Zaten birlikte gittik, namaz kıldık, Ayasofya, Küçük Ayasofya Camii’nde. Ama tamamı 33 derece yani en yüksek dereceli masonlar. Şimdi Avrupalı masonlar geliyor, önümüzdeki günlerde. Hazırlık yapıyorlar, çok kalabalık bir ekiple gelecekler, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:O gelen mason da Hocam, 33. derece, sizinle görüştükten birkaç hafta sonra, Tapınak Şövalyeleri’nin, yani dünya masonlarının lideri oldu. Şu an dünya masonlarının lideri bu mektubu yazan kişi.
ADNAN OKTAR: Evet, tek lider yani inşaAllah. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: “Erbakan Hoca’dan Önemli Mesajlar” yine “Milli Görüş Lideri Pof. Erbakan Anadolu Gençlik Derneği'nin iftarına katıldı” Hocam, inşaAllah. Burada, Kerem Öncel’in yine, “’Ahdine vefalı liderine sadık bir gençliğiz’ sözleri ile yaptığı selamlaşma konuşması ile başlayan İftar programı,” diye devam ediyor. “AGD neferleri verdiği söze, tuttuğu elle sadık olarak çalışmalarına devam edecektir”Siz bunu çok vurgulamıştınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak, tabii. “Hoca’ya sadakat şerefimizdir”diyor ama “Hocamıza sadakat şerefimizdir” daha güzel olur. “Hoca” dedin mi, biraz şey o, daha flu bir ifade yani. “Hocamıza sadakat şerefimizdir” demeleri lazım, daha güzel. Böyle, daha sıcak olur.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Ama, “slogan açısından kolaylık olsun” diye dedilerse, olabilir o. Yani çünkü onu, “Hocamıza” kolay olmaz sloganda, o açıdan o zaman tamam, olur.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Erbakan Hoca da “’İman var, her şey var.’ diyerek konuşmasına son verdi” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Erbakan Hocamız hep imanı esas alır. MaşaAllah. Evet.
OKTAR BABUNA: Yiğit Bulut’un bir yazısı, Hocam; “hâlâ ‘bölüneceğiz, şeriat gelecek’ diyenler” -haşa- “iyi okusunlar” diyor. Burada, bu, Türkiye’nin neden büyümesi gerektiğini anlatıyor. “Kuzey Irak, Türkiye’ye katılmak istiyor” diyor, devam ediyor. Aynı şekilde, diğer ülkelerle birleşme eğilimlerinden bahsediyor Hocam. “’Türkiye-Ermenistan- Azerbaycan’” çizgisine bakalım... Türkiye ile Ermenistan arasındaki ‘ilişkinin düzelmesi’ hatırlarsanız, ABD Başkanı ‘seviyesinde’ ele alınmış ve Obama‘nın devreye girdiği bu denklem, AB’den de ‘destek’ görmüştü” diyor. “Bu hatırlatmalar sonucu gelelim sonuçlara: Bir: Yukarıda yazdıklarıma ilişkin sizler de ‘yüzlerce detay’ bulabilirsiniz. Diyeceksiniz ki; ‘çok zor değil’, zaten köşe yazarları ‘Kuzey Irak’ın da içinde olduğu bir federasyon’ fikrine kamuoyu alıştırılmak isteniyor olabilir. Konu bununla ‘sınırlıysa’ haklısınız, yazdıklarımızda ‘yeni bir şey yok’. Ama ben konunun ‘bu kadar basit’ olduğunu düşünmüyorum” Devam ediyor; “Orta Asya’ya Azerbaycan ile giren, Hazar’a kıyısı olan ve Kuzey Irak ile İran’ın ‘bir bölümünü’ de içine alan bir ‘yapı’ tek elden yönetilseydi, ‘yeni dünya düzeni’ için nasıl olurdu? Daha açık yazayım: Türkiye, Azerbaycan, Kuzey Irak ve bölünen İran’ın bir bölümünü ‘kapsayan’, dört tarafı denizlerle çevrili, Hazar’a çıkmış yeni bir ‘yapı’! Bir detay daha var: AB ‘yeni Batı Roma ise’, Doğuda ‘daha güçlü bir karşıt parçaya’ ihtiyaç yok mu? Sonuç: Yerleşik düzen ‘Türkiye böyle kalsın, benim olsun’ diyor! 72 milyon çalışsın, 5000 gerçek-tüzel kişi yesin! Asla kabul edilemez! Türkiye’nin önünde tarihi bir genişleme, ‘genleşme’ fırsatı var ve bunu kullanacağız! Bunu yapmamız için birilerinin ‘bertaraf’ olması gerekiyorsa, varsın bir an önce olsunlar! Son söz: Bu tezi daha önce de sizlerle paylaştım... Sonrasında yaşanan gelişmeler ve son günlerde ‘durdurmak amacıyla’ pompalanan korkulara karşı bazı detayları yeniden aktarmak istedim... Aç gözünü halkım, tarihi fırsatı kaçırma..” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Helal olsun Yiğit Bulut’a. Yani adı gibi yiğit maşaAllah, çok delikanlı çocuk.
OKTAR BABUNA: Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliği’nin alenen, değil mi, çekirdeğini ve oluşumunu açıklıyor? Yıllardan beri söylediğimiz ve güzel olan bu ideale, onun da böyle candan katkıda bulunması çok şahane, çok güzel bir şey. Tebrik ediyorum, mübarek olsun. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Hocam sizin fikirleriniz, maşaAllah, dünyada iktidarda. Siz evinizdesiniz ama. “Pakistan’a Yardım Çağırısı” diyor Hocam, “Kuran’ın nüzulünün 1400’üncü” özür dilerim biraz, “Kuran’ın nüzulünün 1400’üncü yılı İslam Dünyası’ndan birçok önemli ismi bir araya getirdi. IRCICA’nın düzenlediği toplantıya İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'nun Pakistan'a yardım çağrısı damga vurdu. Her Müslüman’ın gelirinin belli bir kısmını ihtiyaç sahiplerine vermekle mükellef olduğunu belirten İhsanoğlu, selzedeler için daha fazla destek istedi” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama Ekmeleddin Hoca’mın bileceği bir şey var. Türk İslam Birliği olmadan bu yardımlar çok çok yüzeysel ve sathi olur. Kardeşim, şimdi bütün İslam ülkeleri Mehdi (a.s.)’nin çevresinde birleşmiş olsa, Pakistan Paris’e döner. Konu biter. Ne kadar? En fazla bir ayda; haydi bilemedin, iki ay. Biter, yıldırım gibi ama bu resmi çağrılar her zaman yapılır, yapılır ve Allah razı olsun Hocamızdan ama netice çıkmaz bundan. Böyle olmaz. Yani bu resmi açıklamalarla, bu ruhen zayıf ataklarla bu olmaz. Delice bir coşku, delice bir aşk, değil mi? Tutkulu bir İslam ahlakının hakimiyeti düşüncesiyle bu olur. Buna iman etmekle olur. Aşk gerektiren olaylardır bunlar. Aşk olmadan olmaz. Herkes ne para verecek? Şimdi Türkiye yardım etse, Pakistan’ın dişinin kavuğunda kalmaz. Yani zaten bizim milletimiz fakir, yani ne para verecek böyle bir devlet. Haydi, verdiklerini düşünelim. Yani meydana gelen felaketin yüzde birini karşılamaz o. Ama İslam ülkeleri bir araya gelir de, Mehdi (a.s.)’nin çevresinde toparlanırlarsa, İslam ülkelerindeki para, yani vagon hesabıyla böyle, konteynırlarla taşınacak gibi. Adamlar parayı ne yapacaklarını şaşırıyorlar, bilmiyorlar yani, değil mi? Amerikan bankalarında bloke ediyorlar, İngiliz bankalarında bloke oluyor. Adam, parayı yapacak bir şeyi yok, götürüyor onlara veriyor sadece. “Orda dursun” diyor adam. Onlar da sürekli kullanıyor onların parasını. Zengin oluyorlar. O zaman alır o parayı, değil mi, İslam ülkeleri için kullanırlar? Adamlarda aşk oluşmuyor. Yani İslam Birliği’ni görmedikleri için, Türk İslam Birliği’ni görmediği için o heyecanı yaşayamıyor ve parasını veremiyor o yüzden. Parasının çar çur olacağını düşünüyor adam. İstiyorlar ki; “işte falanca zengin versin” Adam, tamam verdiğini farz edelim, kaybolur İslam alemi içersinde. Fas, Tunus, Cezayir, Çad, her yerde paraya ve yardıma ihtiyaç var, bir tek Pakistan değil ki. Afganistan’da ihtiyaç yok mu? Irak’ta ihtiyaç yok mu? Sürünüyor oradaki çocuklar, değil mi? Onun için bunun, bir an önce İttihad-ı İslam’ın, Türk İslam Birliği’nin oluşmasını her vicdanlı insanın istemesi gerekiyor. Hatta dinsizlerin dahi istemesi lazım, sırf dindarlar değil, dinsizlerin de istemesi lazım. Çünkü bu herkese mutluluk getirecek, güzellik getirecek bir şey, inşaAllah.
Bu, “Batılı iyice tasvir” derler, “safi zihinleri idlal eder” derler. Kardeşlerimiz böyle elalemin delilerinin yazdığı ipsiz sapsız şeyleri, İslam’a Kuran’a yönelik sözleri bana gönderiyorlar. E bunlarla oturup muhatap olmaya değil… Bunlar milyonlarca var. Dünyada milyonlarca köpek vardır, milyonlarca da münafık vardır. Yani hangi biriyle öyle oturup… Genel mantığıyla uğraşılır. Yani münafıkların mesela, genel karakterlerine atıfta bulunup, onlara yönelik mücadele yapılması lazım. Kuran, hep genel yönlerini açıklamıştır. Ben de mesela genel karakteristik özelliklerini anlatıyorum. Yani madde madde, yani bizzat karşılaştığımız olaylara cevap vermeye gerek yok. Çünkü hepsinin derdi aynıdır. Mesela karaktersizse adam, aynı özellikte oluyor. Vefasızsa aynı özelliklerde olur. Evet.
Şimdi kısa bir ara verelim, ikinci yarıda devam edelim.
Evet, yayındaymışız. Tamam. Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Bu, petrol ülkelerindeki parayla ilgili konuşmuştunuz Hocam, inşaAllah. “Başbakan Erdoğan da, petrol zengini İslam ülkeleri eleştirdi” diyor. “’Saltanatı Bırak Yardım Et’; İslam ülkelerinin Pakistan’a yeterli yardım yapmadığını söyleyen Erdoğan, ‘Bu petrolü siz bulmadınız, bunu saltanatınız için mi kullanacaksınız’ dedi” Siz, nitekim ellerindeki parayı İslam ülkelerinde önemli şeylere, Allah Yolu’nda kullanmadıklarını söylemiştiniz Hocam. 2008 yılında diyorsunuz ki, Kordon TV’de; “İslam ülkeleri normalde çok çok zengin. Parayı nereye vereceklerini bilmiyorlar. Yani çok akıl almaz yerlere yatırım yapıyorlar ve adamlar sıkıntı içinde. Hakikaten, ‘Parayı biz nereye harcayacağımızı bilmiyoruz’ derecesine gelmiş neredeyse adamlar. Bir Türk İslam Birliği ruhu olmuş olsa, o zaman o insanlar parayı nereye yatıracağını bilirler” MaşaAllah, tam dediğiniz yönünde Başbakanımızın açıklaması olmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet, başka neler var anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Bu, gerçekleşenlerden bir tanesi inşaAllah Hocam. Söylüyorum Hocam, inşaAllah. Bu, Gavs Azam‘nin sözleri vardı, okuyalım mı Hocam?
İnşaAllah. “Büyük Ehl-i Sünnet Alimi Şeyh Esseyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.) Hazretleri'nin Şeyhi ve Hocası, Büyük Mürşid Gavs Hazretleri Seyyid Abdülhakim Hüseyni (k.s.) diyor ki: Gavs hazretleri bir sohbetinde; ‘Evliya yetiştirme mektepleri olan tarikâtler, artık iman kurtarma mektepleri haline geldi. Eskiden insanlar yıllarca gezer, kendilerine şeyh ararlardı. Şimdi ise şeyhler kapı kapı dolaşıp Müslümanları imanlarının kurtulması için çağırıyor ve topluyorlar. Şah-ı Hazne (Ahmed Naznevi) Ümmet-i Muhammed’in imanını kurtarmaya çalıştı. Yoksa bu zamanda tarikât meselesi diye bir şey olmuyor. Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz. Maksad iman kurtarmaktır. Tam hidayet Mehdi Aleyhirrahme zamanında olacaktır’ buyuruyor” Hocam, maşaAllah. “Gavs Hazretleri’ne sorulmuş: ‘Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve temellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor?’ Gavs Hazretleri buyurmuş: ‘Evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir durumu muhafazadır, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir. Tam manasıyla hidayeti o yapacak. Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz’” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama bak buradaki ifade “çünkü tam hidayet şimdi“ diyor. Yani geldiğini söylüyor Mehdi (a.s.)’nin, “Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir” Yani, “Mehdi (a.s.) gelecek” demiyor, “Geldi” diyor, “onun elindedir” diyor, değil mi? Dolayısıyla, Menzil’deki kardeşlerimizin de olduğu gibi Mehdi (a.s.)’ye tabi olduklarını belirtiyor, değil mi? Oradakiler ve dolayısıyla bütün Nakşî gruplar, efendim diğer, Kadiri gruplar, hepsi, tamamı Mehdi (a.s.)’nin manevi kontrolü altındadırlar, inşaAllah ve en yetkili ağızlardan söylüyorlar bunları. Her ikisi de seyittir zaten, aynı soydan gelen insanlar, inşaAllah.
“Sayın Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’nin mezhepleri kaldıracağıyla ilgili Berzenci Hazretleri şu şekilde belirtiyor. Buna rağmen” diyor, efendim “nasıl” diyor, işte “Hanefi mezhebinden olacağı söyleniyor?” diyor, “Mehdi (a.s.)’nin.” ‘Mehdi (a.s.), dini, Peygamber (s.a.v.)’in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak.’” Çok net ifade bu: “Mezhepleri kaldıracak. Halis ve hakiki dinden başka hiç bir mezhep kalmayacak” Bakın, “Mehdi (a.s.), dini Peygamber (s.a.v.)’in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak” Aynısıyla uygulayacak. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanında mezhep yoktu. “Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak” İstisnasız, tamamını. “Halis ve hakiki dinden başka hiç bir mezhep kalmayacak. (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri)” ki, bu Ehl-i Sünnet’in gözbebeği olan bir insandır. “Hanefi mezhebine benzeyecek” diyor, İmam-ı Rabbani. Tamam, doğru, benzer ama bu mezhepleri kaldırmadığı anlamına gelmiyor. Kardeşlerimiz diyor ki; “Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafii bütün mezhepler duracak” diyor, “ama Mehdi (a.s.) de” diyor, “Hanefi mezhebine benzeyecek onun ictihadları” diyor. “Hanefi mezhebini andıracak” diyor. Peki, o zaman insanlar ne yapacaklar? Kimin mezhebine uyacaklar? Mehdi (a.s.)’ye uyacaklar. Mehdi (a.s.) hepsinin üstünde olduğuna göre, bütün mezhep imamlarının üstünde olduğuna göre, e o zaman nasıl olacak o? Diyecek ki insanlar; “Mehdi (a.s.), tamam, kendisi bir Kuran’ı yorumlaması var, hadisi yorumlaması var ve bir mezhep anlayışı var ama biz kabul etmiyoruz. Biz Maliki’yiz” Öbürü de diyecek ki, “ben de Şafii’yim. Ben de Hanbeli’yim” diyecek, “dolayısıyla biz Mehdi (a.s.)’ye uymuyoruz” diyecekler. Böyle bir şey yok. Bu çok yanlış, bunu söyleyenler büyük hata yapıyorlar. Mehdi (a.s.), hepsinin Hocasıdır. Hepsinin üstündedir. Gelmiş geçmiş en büyük velidir ve en büyük alimdir. Bediüzzaman da söylüyor; “hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müctehid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek. O da, Ehl-i Beyt-i Nebeviden olacaktır” diyor, Bediüzzaman, değil mi? E hadislerde de bunu görüyoruz, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde de bunu görüyoruz ve büyük alim, mesela Berzenci’nin de bunu söylediğini görüyoruz. Muhyiddin Arabi’nin de aynı şeyi söylediğini görüyoruz. Hepsi hadislere dayanarak bunu söylüyorlar. Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’nin anlattığı din tabii ki, İslamiyet’in yorumu tabii ki Hanefi mezhebine benzer, tabii ki benzeyecektir ama herkes onun görüşüne göre hareket edecektir. Dolayısıyla bütün mezhepler kalkmış oluyor. Anlaşıldı mı? Yani ne Maliki mezhebi kalacak, ne Hanbelî mezhebi kalacak, ne Şafii mezhebi kalacak, ne de Hanefi mezhebi kalacak. Çünkü “Hanefi mezhebine benzer” diyor. Benzer olması ayrı bir şeydir, aynısı olması ayrıdır. Eğer İmam-ı Hanefi’nin aynısını uyguluyorsa zaten o Mehdi (a.s.) değildir, değil mi? Kendi görüşü ve içtihadına göre hareket edecektir ve bunun sonucunda ne olacaktır? Mehdi (a.s.), dini Peygamber (s.a.v)’in zamanında olduğu gibi, aynen uygulayacaktır. Yani, “benim zamanımda olduğu gibi uygulayacak” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.), “aynen benim zamanım gibi olacak” diyor. “Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak” Müslümanların bölünmüşlüğü kalkıyor. Bakın çok önemli bu; “halis ve hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak” Bunu anlamazlıktan gelip, yine böyle taassuba çevirip, yanlış bir mecraya girmeye gerek yok.
Evet, Oktar Hocam, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Ahir zamanın büyük alametlerinden bahsedelim mi Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Bahset, çünkü birçok Müslüman’ın, birçok kardeşimizin duymak dahi istemediği Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizeleri, değil mi? Mümkün mertebe kapatmaya çalıştıkları mucizeleri. O zamanlar, Mekke müşrikleri de Peygamberimiz (s.a.v.) mucize gösterdiğinde örtbas etmek isterlerdi. Onu anlamazlıktan gelirlerdi. Müşriklerin en mühim özelliklerinden biri de buydu. Peygamberimiz (s.a.v.) hangi mucizeyi gösterdiyse, onu örtbas etmek istemişlerdir. Onun mucize olmadığını vurgulamaya çalışmışlardır. “Bu mucize değil, bu büyü” İşte, “gözlerimiz döndürüldü” Ondan sonra, “yalan söylüyor” gibi -hâşâ- itirazlarda bulunmuşlardır. E şimdi de Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizeleri var ama birçok insan buna karşı tavır alıyor. Onun için göster, inşaAllah doğruyu görür insanlar, görmeyenler. Görenleri tenzih ediyorum.
OKTAR BABUNA: “Hz. Mehdi (a.s.)’nin Çıkış Öncesi Büyük Alametleri” Siz, anlatmıştınız Hocam, inşaAllah. Kâbe baskını olacağını bildiriyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Nitekim hadiste, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki; “onun çıkacağı yıl,” yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkacağı zaman, “insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler... Hep birlikte Beyt-i Şerif’i tavaf edecekler, sonra Mina’ya indiklerinde, köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak” Kıyamet Alametleri’nde. Nitekim 1400 sene boyunca Kâbe’de hiçbir şekilde bir olay olmuyor ama 1979 yılında bakın, 22 Kasım 1979 yılının gazeteleri; “Kâbe’de Silahlı Saldırı!... Mescid-i Haram’da namaz kılarlarken Harici oldukları söylenenler tarafından rehine alınan grup kurtarıldı” diyor. “Harem-i Şerif’e vaki saldırı lanetleniyor”yine 22 Kasım 1979 yılının gazeteleri. 21 Kasım 1979, Türkiye gazetesi; “Mekke işgal edildi”, “Harem-i Şerif’e menfur tecavüz”. Bu, tam Peygamberimizin (s.a.v.) bildirdiği gibi ilk defa 1400 seneden beri olan olay, Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti. Nitekim Hicri 1400 yılı yani 1979 yılında, 1 Muharrem, birinci günü gerçekleşiyor. “Kutsal Mekke Camii Basıldı Namaz Kılanlar Rehin Alındı” yine. “Kâbe’yi Bastılar; Hicret’in 1400. yılına girildiği gün İslam’ın Kıblesi Mescid’ül Haram işgal edildi” diyor. “Sapıklar hala camide” Son Havadis Gazetesi, aynı dönemin. “Meşke işgal edildi” yine aynı şekilde. “Mescid-i Haram baskını sırasında 135 kişinin can verdiği açıklandı”evet. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kâbe’de kan akıtılacağını da bildiriyor. Bakın, şimdi salallahü aleyhi ve sellemin hadislerinden, Ramuz El-Hadis’ten; “Ramazan'da bir seda olur. Şevval'de de bir seda olur. Zilkade'de kabileler birbirleriyle çarpışır. Zilhicce'de hacılar talana uğrar. Muharrem'de gökten şöyle nida olur. ‘Dikkat ediniz. Filan kimse Allah'ın halkının hayırlılarındandır. Onu dinleyiniz ve ona uyunuz.’” (Ramuz El Hadis, 2/518-5) “Zilkade ayında kabileler savaşır, hacılar kaçırılır, melhameler (kanlı harpler)olur” (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 34) “Şevval ayında ayaklanma, Zilkade'de harb konuşmaları, Zilhicce'de ise harb vaki olacak. Hacılar soyulacak kanları (Cemretül Akabe) üzerine akacak” (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 166) Yani Kâbe’de kan döküleceğini bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v.). Nitekim bu da 1987 yılında gerçekleşti. Bu mucizesi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in “Hac Terörü” bakın, 1987 yılının gazete haberlerinde; “Kâbe’de 402 ölü”, “Hac kana bulandı”, “Kâbe’de terör”; Milliyet, Cumhuriyet ve Hürriyet gazeteleri. Bu da tam Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in söylediği şekilde gerçekleşti. Şimdi, “İran-Irak Savaşı”, yine büyük alametlerinden Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışının, Ahir zamanın. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki; “...Şevval ayında ayaklanma Zilkade'de harb konuşmaları, Zilhicce'de ise harb vaki olacak”
ADNAN OKTAR:Aynı bu şekilde oldu. Yani tarihler açısından aynı bu şekilde oldu.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, maşaAllah Hocam. Ayrıca “Faris yönünden gelecek olan bir kavimdir ki, şöyle diyecekler”
ADNAN OKTAR:Fars, Farisi’dir; İran, evet.
OKTAR BABUNA:“Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır… Bir gün onlara” diye devam ediyor. Şimdi Faris’i Hocamız, siz söylemiştiniz Hocam; “İran tarafından gelecek olan, ‘Farsi’: İran- İranlı, ‘Ey Araplar siz fazla taassuba kaçtınız!’" deniyor. “’Yazıya inecekler’: Ovalık, Irak Ovası” anlamına geliyor. “’Mutık’: Bölgede bir dağın adı. ‘Rakabe’: Petrol kuyularının çok olduğu bölge” ve “Allah, her iki ordudan zaferi kaldıracak…” diye bildiriyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Nitekim tam hadiste belirtildiği şekilde; “bir ileri bir geri” yani kazananı olmayan, “işte İran-Irak savaşı” yedi yıl sürmüştü o dönem. “İran, Irak’a girdi”, “Irak uçakları İran’ı bombalıyor”; tam Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in belirttiği şekilde.
ADNAN OKTAR:Evet, “yenişemeyecekler” diyor; hakikaten yenişemediler ve “uzun sürecek savaş” diyor; uzun sürdü.
OKTAR BABUNA:Evet ve İran’ı, Irak’ı bölge olarak da veriyor, İran, Irak’la savaşmıştı.
ADNAN OKTAR:Evet aynısıdır, tamam.
OKTAR BABUNA:“Afganistan’ın İşgali” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor.
ADNAN OKTAR:Ve “bunların hepsi peş peşe olacak” diyor yalnız, yani “kesintisiz devam edecek” diyor. O olacak, ondan sonra şu olacak. Yani bunlar ayrı ayrı böyle yüzyıllara ayrılmış olarak değil. Hepsi kısa, mesela otuz yıllık bir süre içerisinde tamamı oluyor. Yani bu çok önemli, mesela yüzün üzerinde alamet; otuz sene içerisinde tamamı oluşmuş oluyor, bu çok büyük bir mucize.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, maşaAllah, nitekim biraz önceki alametler 1979 ve 1980 yıllarında gerçekleşti. “Afganistan’ın İşgali” yine 1979–80 yıllarında gerçekleşen bir mucizesi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. “Talikan'a (Afganistan'a) yazık oldu” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Şüphesiz Allah Teala'nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır” (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman s.59). Şimdi “Talikan'a (Afganistan'a) yazık oldu” Rusların Afganistan’ı işgal ettiğini görüyoruz, 1979 yılında, yani hicri 1400 yılı; tam Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dikkat çektiği tarih. Dönemin gazete haberleri; “Rusları protesto ettik” Afganistan’ı işgal eden Ruslar. “Sovyetler Afganistan’ı ele geçirdi”, “Rusya, Afganistan’a asker yığıyor”, “45 bin Rus askeri Afganistan’a yayılıyor”; o dönemin gazete haberleri. Tam bu şekilde gerçekleşti, hatta Hocam siz dikkat çekmiştiniz “Orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır” diyor, oradan lityum ve petrol zenginliği çıktı; altın ve gümüş olmayan ve trilyon dolar hesabıyla.
ADNAN OKTAR:Evet, işgal de halen devam ediyor. Arkasından Amerikan işgali başladı, kesintisiz. Sürekli işgal devam ediyor, evet.
OKTAR BABUNA:Devam ediyor evet, maşaAllah. Şimdi yine büyük alametlerden biri “Doğu tarafında ateş görülmesi” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Hüseyin b. Ali (r.a.)’dan şöyle rivayet olunmuştur: ‘Gökyüzünde doğu cihetinden, geceyi aydınlatan büyük bir ateş gördüğünüz vakit, işte o an, Hz. Mehdi (a.s.)'nin geliş vaktidir.’" Hz. Mehdi (a.s.)'nin geliş vakti olarak büyük bir ateşe dikkat çekiyor. “Doğudan bir ateşi gördüğünüz zaman Al-i Muhammed'in çıkmasını bekleyiniz” (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman) Bakıyoruz 1979 yılında, 15 Kasım’da, İstanbul önlerinde büyük bir patlama oldu. Bakın Independenta tankerleri çarpıştı.
VTR: “Dünyanın en büyük deniz kazalarından birinin adresi İstanbul Boğazı’ydı. Yükü 94 bin altı yüz ton ham petrol olan Romen tankeri Independenta, Yunan şilebiyle çarpıştı; kaza İstanbul’a korkunç günler yaşattı, 43 gemicinin yaşamını yitirdiği kaza sonrası tanker günlerce yandı, tonlarca petrol denize döküldü. Kaza, boğazların güvenliği konusunda önlem alınmasına ilişkin baskıları arttırırken, boğazlardan yapılan petrol taşımacılığına da dikkati çekti”
ADNAN OKTAR:Evet, bu hadisin devamını anlatacaksın, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah. Bu dönemin gazete haberleri “Romen tankeri patladı”. Bu, siz dikkat çekmiştiniz Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “çıkış vaktidir” diyor, “geliş vaktidir” diyor Hz. Mehdi (a.s.)’nin.
ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s.) geldiğinde” diyor “o Mukaddes Belde’ye geldiğinde, böyle çok büyük bir ateş zuhur eder” diyor, “insanlar gündüz oldu zannederler, yataklarından fırlarlar” diyor hadiste, “yattığı yerden fırlar” diyor. O gün gazetelerde yazdı; halkın ifadeleri var. Herkes; “yataklarımızdan fırladık, zannettik” diyorlar ve, bilmiyorum hatırlıyor musun o günü, “gündüz oldu zannettik” diyorlar. Hepsi gündüz olduğunu zannettiler, değil mi? Hatta bir kısmı “kıyamet mi kopuyor acaba?” dediler.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Baktığında normal öğlen vakti gibi oldu yani ateşin gücünden, patlamanın gücünden. “Gök gürültüsü gibi” diyor, “günlerce devam eden ses oluşacak” diyor. Ve “insanların gündüz olduğunu zannedeceği şekilde ışık oluşacak” diyor ve büyük bir duman sütunu oluşacağını belirtiyor hadiste Peygamberimiz (s.a.v.). “Bunu gördüğünüz zaman” diyor, “Mukaddes Belde’ye Mehdi (a.s.)’nin geldiğini bilin” diyor. “O gelmiştir artık” diyor. Yani “onun alametidir” diyor, “oraya ayak bastığının alametidir” diyor, inşaAllah
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. 15 Kasım 1979 günü oldu bu.
ADNAN OKTAR:Tam hicri 1400, yani Mehdi (a.s.)’nin geliş devrinde inşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Nitekim dönemin gazete haberleri; “İstanbul gece yarısı gündüz gibi oldu” söylediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR:Bak aynen; kalkan, perdeyi açan gündüz oldu zannetti. Yani pırıl pırıl aydınlık, normal öğlen vakti gibi aydınlandı.
OKTAR BABUNA:Evet, ben de uykudan uyanmıştım Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, İstanbul’un tarihinde bakın, üç bin yıllık tarihinde yok. Hiç olan bir olay değildir. Yani ilk defa olmuştur bu. Yani böyle bir aydınlanma böyle bir parlaklık hiç olmamıştır ve böyle bir gürültü ile uyanması insanların, aniden. İlk defa oluyor.
OKTAR BABUNA:Yine 15 Kasım 1979’un gazete haberleri; “İstanbul dumanaltı oldu”; duman yoğunluğu. “Yunan şilebi ile Romen tankeri çarpıştı 51 ölü”
ADNAN OKTAR:“Ve insanlar ölecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani; “bu olayda” diyor, “insanlar ölecek ve mallar gidecek” diyor. “Şu an” diyor, “bu ateş” diyor, “bu çıkacak olan ateş, Berehut denilen vadide yerin altındadır” diyor, “henüz petrol halinde” diyor, “duruyor” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) bakın. Bakın; “toprağın altında duruyor şu an” diyor “Berehut denilen vadide. Vakti geldiğinde” diyor, “oradan çıkıp, ateş haline gelecek” diyor.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Petrolü çıkarttılar, tankere yüklediler, getirdiler, İstanbul’da patlayıp, muazzam bir ateş ve duman sütunu meydana getirdi. Hem duman sütunu hem ateş sütunu ve “günlerce devam edecek” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bak günlerce devam etmesi, “gök gürültüsü gibi sesi olacak” diyor. “Bunu işittiğinizde” diyor, “Mukaddes Belde’ye Mehdi (a.s.)’nin geldiğini bilin” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Dediğiniz gibi Hocam; “Deniz Yanıyor” haberleri, “İstanbul Korktu”, “Allah Korudu” bütün yangının görüntüleri.
Bir diğer mucizesi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gerçekleşen, alamet olarak, “Bağdat’ın Alevlerle Yok Edilmesi; Ahir zamanda Bağdat alevlerle yok edilir…” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) zamanında, hepsi bu 30 yıllık dönem içerisinde oluyor, peş peşe, kesintisiz.
OKTAR BABUNA:Evet, nitekim bakın, 2003 yılındaki gazete haberleri; “Bağdat Yanıyor” aynen hadiste bildirildiği şekilde.
ADNAN OKTAR:Bak; “Ahir zamanda” diyor, “Bağdat alevlerle yok edilir” Mehdi (a.s.) devrinde. Amerikan işgalinde, bak; “Bağdat Yanıyor; Amerika, Irak’a bomba yağdırdı, Saddam’ın sarayları yerle bir edildi” Evet.
OKTAR BABUNA:“Bağdat Cayır Cayır” diye gazete haberi.
ADNAN OKTAR: Bak, “Atom Bombası Gibi” diyor, aynı hadislerde belirtildiği gibi.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, evet Hocam. “Bağdat’ı Hülagu’dan beter yağmaladılar”, “Iraklılar şaşkın: Bağdat niye direnmedi?”, “Irak alev alev yanıyor”
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Irak’ın yeniden yapılanacağını bildiriyor, şu şekilde bildiriyor; “…Irak’a saldırmadıkça kıyamet kopmaz. Ve Irak'taki masum insanlar, Şam'a doğru sığınma yerleri ararlar. Şam yeniden yapılanır, Irak da yeniden yapılanır” Irak’ın yeniden yapılanacağını söylüyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Mesela Şam’da da bütün sistem değişti. Komünist sistem yıkıldı, değil mi? Liberal bir sistem geldi. Oğlu tamamen değiştirdi. Mesela Hafız Esad, zamanının süfyanıydı, deccalıydı ama oğlu geldi bütün devletin sistemini, oradaki yapıyı kökten değiştirdi. Irak da yeniden yapılandı. Saddam gitti, Saddam’ın zulmü gitti, Saddam’ın kurduğu komünist sistem yıkıldı. Tabii şu an sistem oturmadı ama yeniden yapılanıyor; her şeyi değişti.
OKTAR BABUNA:“Irak’ı onarım ABD’nin” yeniden yapılanma haberleri, dönemin gazete haberleri.
ADNAN OKTAR:Evet, maddi yönden yeniden o binaları onarılıyor, her şeyi onarılıyor.
OKTAR BABUNA:“Irak’ın kültür mirası paramparça edildi” “Irak tarihi birikiminin nasıl korunacağını masaya yatıracak, otuz uzman” diyor. “Ne bulurlarsa yağmalıyorlar” Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Irak ile ilgili olarak, Ahir zaman alameti olarak, Hz. Mehdi (a.s.) döneminin; Irak’ın para biriminin değişmesini söylüyor. “Iraklıların elinde ölçecekleri bir tartı aleti ve alışveriş yapabilecekleri bir para hemen hemen kalmayacak” Kenzul Ummal’dan Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “Irak borç batağında; Irak’ın yeniden inşası için borçların ötelenmesi gerekiyor” haberi, “Irak, şimdi de ‘dinar’ çıkmazında” para birimi değişiyor Irak’ın.
ADNAN OKTAR:Bak, Peygamberimiz (s.a.v.) belirtiyor, yani “ekonomik yönden, para yönünden perişan olacaklar” diyor “hatta tartılar, dükkânlar falan, her yer yağmalandığı için tartı aletleri, şunlar, bunlar bile dağılacak” diyor, “ama para da kalmayacak” diyor, değil mi, Irak’ta? Para birimi de kalktı Irak’ın o dönemde.
OKTAR BABUNA: Evet kalktı Hocam, değişti; Hürriyet Gazetesi’nin haberi.
ADNAN OKTAR:“Mehdi (a.s.) döneminde olacak bunlar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
OKTARBABUNA: Nitekim “Iraklılar artık dolar kullanacak” para birimi değişiyor, “Iraklılar artık dolar kullanacaklar” haberi, “Irak’a uçak dolusu dolar” dönemin gazete haberleri. “Saddam’lı paralara veda”. Tam Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in belirttiği şekilde bir mucize gerçekleşti. Bir ordunun kaybolmasını söylüyor, aynı yine Irak’ın işgalinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle diyor: “Hz. Mehdi (a.s.)'nin beş alameti bulunur. Bunlar Süfyani, Yemani, semadan bir sayha (çağrı, nara), Beyda'da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir. (Naim Bin Hammad)” “...Kendisine bir ordu gönderilecek. Bunlar yerin bir çölünde iken yere batırılacaklardır. Bir ordu savaş için gelir, çöle girdiğinde baş ve sonundakileri batar, ortadakiler de kurtulmaz. (Hanbel, Tirmizi, İbni Mace, Ebu Davud)”
ADNAN OKTAR:Bir an da bir ordu yok oluyor, hadislerden bunu anlıyoruz, evet.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, tarihte hiç böyle bir olay yok ama burada gerçekleşti; “Saddam’ın uçakları kumlardan çıkarıldı” Vatan Gazetesi’nin 2003 tarihli haberi. “Saddam da yok, adamları da”. Hakikatten bir ordu yok oldu, Irak ordusu
ADNAN OKTAR:Bir gecenin içinde yok oldu. Hadiste o da belirtiliyor; “bir ordu çölde kaybolur” diyor. Bakın, çölde kaybolduğunu gördünüz. Uçaklar, tanklar, toplar, hepsi çölün altında kaldı, kumların altında hatta “kum” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), özellikle belirtiyor “kumun altında” inşaAllah. Yani kumların altından çıkarılacağını, “küçük bir parça görürler” diyor mesela, “kumun altında” Oradan anlaşılıyor kumların altında olduğu.
SUNUCU:Gömülmüş resmen.
ADNAN OKTAR:Evet, bak “Saddam da yok, adamları da yok”. Bir anda kayboldu koskoca Irak ordusu, dünyanın üçüncü büyük ordusu deniyordu, değil mi? Bu da Mehdi (a.s.) döneminin önemli alametlerindendir.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. “Saddam nerede?”, “Muhafızları kaçtı mı? 40 bin Cumhuriyet Muhafızı Musul ve Kerkük’te… Bazıları ise halka karıştı”
ADNAN OKTAR: Yok ortada adamlar. Bir anda yok oldular.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Evet yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Hadis çıkmamış burada ama düzeltiriz. Fırat’ın suyunun kesilmesini anlatıyor Hocam. Yine çıkmadı. Söyleyeyim mi Hocam hadislerden? Fırat’ın suyunun kesileceğini bildiriyor, Ahir zaman alameti olarak.
ADNAN OKTAR: “Fırat’ın su yatağı kurur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), Mehdi (a.s.) devrinin büyük alametlerindendir. Hiç tarihte olmamıştır bu ama hiç. İlk defa oluyor, yani beş bin yıllık tarihinde, on bin yıllık tarihinde böyle bir olay yok, ilk defa oldu evet.
OKTAR BABUNA: “Altından dağ çıkacak” diyor. Nitekim haberlere baktığımızda Fırat’ın 1975 yılında Keban Barajı’yla kesildiğini görüyoruz, tam Peygamberimizin belirttiği gibi.
ADNAN OKTAR: Kesildi. Fırat’ın su yatağı, o yatağı olduğu gibi kurudu kesildiği için. Gazetede “Fırat’ın yatağı kurudu” dediler. Yatak olarak ilk defa oluyor tarihte. Fırat gürül gürül akan bir ırmaktır. Hiçbir zaman için kurumaz. Ama baraj da kesildiği için kurudu, gazetelerde de bu verildi. Bu Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. Peygamberimiz (s.a.v.) buna özellikle dikkat çekmiştir. Hatta Hz. Ali (r.a.) geliyor bu Fırat Nehri’nin kenarına; “bir gün” diyor, “buradan” diyor, “ateş ve ışık çıkacak” diyor “bu nehirden” diyor. Yani elektrik enerjisi üretilecek. Ateş ve ışık değil mi? Mesela bak şu anda ışık oluşuyor, neyle? Elektrikle oluşuyor. Soba yakıyoruz, elektrik sobası. O da, ateş de ondan oluşuyor. Bakın çok acayiptir bu. Fırat Nehri’nin kenarına geliyor; “burada” diyor, “bu nehirde bir gün ateş ve ışık çıkacak” diyor, “ateş ve ışık oluşacak” diyor.
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi Hocam; “Keban açıldı, gözümüz aydın olsun; Fırat tarihinde ilk ve son defa 3 gün akmayacak” diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, bak “Fırat tarihinde ilk ve son defa” diyor, bakın tek alamet, Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir işte bu. Bir kere oluyor bak; “Fırat’ın tarihinde ilk ve son defa 3 gün akmayacak”, havzası kuruyacak. Cübbeli ne diyor? “Bu alametler tamam çıktı ama” diyor “bu sayılmaz” diyor. “Beş yüz yetmiş yıl sonra bu alametler bir daha olursa” diyor “o zaman kabul ederim” diyor. Bir de şartı var hazretin, diyor ki; “Mehdi (a.s.)’ın başında melek görmek istiyorum ben” diyor, “kanatlı melek” Allah Kuran’da söylüyor, “Mekke müşrikleri” Peygamberimiz (s.a.v.)’e şart getiriyorlar, diyorlar ki; “Eğer Peygambersen” diyorlar “kanatlı melekler olsun” diyorlar, “üstünde, senin Peygamber olduğunu bize söylesinler” diyorlar. Yani “melek istiyoruz yanında” diyorlar. Cübbeli diyor ki “ben de” diyor “aynı şekilde ben de istiyorum” diyor. Halbuki bu mümkün değildir. Allah diyor, “o, öyle melek geldiğinde mahvederim ben sizi” diyor, “kıyamette olacaktır bu” diyor. Melek hiçbir şekilde görülmez. Ancak Peygamberlere görülür melek. Yahut mesela çok mühim olaylarda, mesela Hz. Meryem’de insan suretinde görülmüştür ki aklın ihtiyarını almıyor. Söylüyor, tanımıyor hatta Hz. Meryem; “senden Allah’a sığınırım” diyor. Yani tanıyamıyor onun ne olduğunu bilmiyor. Yani melek midir, insan mıdır bilmiyor, değil mi? Kendini tanıttığında anlaşılıyor. Başının üzerinde bir melek olsa, Mehdi (a.s.) her yere gittiğinde; “bu Mehdi’dir” dese, böyle bir insanı sen hapse sokabilir misin? Veyahut Cübbeli oturup ona; “işte şöyledir, böyledir” diye bir fikir getiremez veya bir başkası da fikir getiremez, değil mi? Konu biter. Ama şimdi şöyle bir durum da var; Cübbeli’ye hakikaten böyle birisi gelse, böyle bir insan olsa, başının üstünde hakikaten böyle kanatlı bir varlık olsa insan gibi görünen, ya normalde olmaz ama olduğunu düşünelim, bu Cübbeli ne diyecektir? “Bana hipnoz yaptı” diyecektir, “bana büyü yaptılar gözüme“ böyle asla inanmaz, yine inanmaz. Yani bu kadar alamete inanmayan artık eliyle tutuyor, gözüyle görüyor, Peygamber (s.a.v.) söylüyor aynısı ile oluyor, buna inanmayan ona inanır mı, değil mi? Yine inanmayacaktır.
Bir de bu yine tekrarlayacak bir alamet değil, bunlar bir kere olacak alametlerdir. Kâbe’de baskın bir kere oldu. Tarihinde, Kâbe’nin tarihinde ilk defa olmuştur ve Hac’ın böyle yasaklanması ilk defa oluyor. Fırat’ın suyunun kesilmesi ilk defa olmuştur, bir kere oluyor. Bakın bir de ayrıca bunların aynı anda topluca olması tarihte ilk defa oluyor, hiç olmamıştır. Aynı anda Afganistan işgal ediliyor, hadis var. Aynı anda Azerbaycan işgal ediliyor, hadis var. Aynı anda İran-Irak Savaşı oluyor, hadis var. Ayrıca Irak işgal ediliyor, hadis var. Müslümanlar parçalanmış oluyorlar aynı dönemde. “Halife olmayacak” diyor, ilk defa İslam aleminde, ilk defa halifenin olmadığı bir dönemdeyiz biz, ilk defa olmamıştır. Her dönemde halife olmuştur, İmam-ı Rabbani’nin zamanında da olmuştur, Abdülkadir Geylani zamanında da olmuştur, her zaman olmuştur. Hz. Mehdi’nin şartlarından biri de halifenin olmamasıdır. Hiç olmamıştır böyle bir olay bak, ilk defa oluyor, Hz. Mehdi devrinde. Mesela Bediüzzaman’ın zamanında da halife var. Dolayısıyla Mehdi (a.s.) olması mümkün değildir orada, oradan da anlaşılıyor. Yani o devirde olan hiçbir insan Mehdi (a.s.) olamaz.
Fakat tabii biz bunları ara ara anlatıyoruz ki, sorumluluk olsun. Çünkü Cübbeli diyor ki; “hadisi” diyor, “bilecek insanlar” diyor, “Allah’ın karşısında da hadis hakkında da bilgi verecekler” diyor. Şimdi Cübbeli’ye Allah sorduğunda Peygamber (s.a.v.)’in bu hadislerini, tabii o, o üslubuyla olmaz yani, bunları çok iyi biliyor, bu hadisleri; “benim haberim yoktu” mu diyecek Allah’a? “Peygamber (s.a.v.)’in bu mucizelerini görmedim, bilmedim” mi diyecek? Bak geceli gündüzlü anlatıyoruz, fark etmemesi mümkün değil. Beş yüz yetmiş sene sonra bunların, bu hadislerin, olayların, bu alametlerin tamamının yeniden tekrar edeceğini söylüyor, bir daha tekrar edecekmiş. Bir kere olan tarihte, otuz yıl içerisinde yüz elli alamet oluştu, tamamı aynı anda oldu; “hayır bu sayılmaz” diyor, “beş yüz yetmiş yıl sonra bir daha olsun” diyor, “o zaman kabul edeceğim ben” diyor. “O zaman İttihad-ı İslam’ı savunabiliriz, o zaman İslam Birliği’ni savunabiliriz. Şu an ne İslam Birliği’ni savunun” diyor, “ne İttihad-ı İslam’dan bahsedin, ne Müslümanların birliğinden bahsedin. Bunlardan bahsetmeyin” Ne? “Cima teknikleri, kavun nasıl yenilir, pilavı nasıl yiyeceğiz, sağ elle mi sol elle mi yiyeceksin?”, değil mi? “Ben bunları anlatacağım size” diyor. Bir de her şeyde, yani her harekette bir mantık bozukluğu görüyoruz üsluplarında. Mesela şu beyaz saç olayında olduğu gibi, yani hâşâ Allah’ı adaletsiz gibi gösteren bir üslubu da var, inşaAllah.
Evet devam edelim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Hocam izin verirseniz bu, müsaadenizle inşaAllah “Allah Resulü (s.a.v.) buyurdu, “eskimiş ipi kopan bir kolyenin taneleri gibi birbiri ardına gelen alametleri beklesinler” diyor. Ayrıca “Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir, bir dizideki boncukların ardı ardına kopması gibi” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: Bunlarda izin almayacaksın, direkt anlatacaksın; izin olmaz. Namazda izin olmaz, oruçta izin olmaz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın, bu ayrı bir mucizedir, müstakil bir mucizedir. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışının ayrı, müstakil bir alametidir. Çünkü mesela, Afganistan belki bin yıl önce bir daha işgal edilmiş olabilir, bir kere daha işgal edilmiş. Ama bakın, burada ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.)? “Bu alametlerin tamamı kısa bir süre içerisinde, tamamı peş peşe olacak” diyor. Bu, en büyük mucizelerden bir tanesi de budur, yani daha büyük bir mucizedir bu, değil mi? Yani şimdi; “peşi peşine olacak” diyor. Şimdi, mesela Fırat’ın suyunun kesileceğini söylüyor, bu bir mucizedir bu ve bir kere oluyor tarihte, bir kere oluyor. Ama yüz elli tane olayın tamamı, otuz yılın içerisinde, tamamı oluyor, istisnasız. Ne diyor Osman Ünlü Hoca? “Ben bu alametlerin hiçbirini saymıyorum” diyor. “Kabul etmiyorum. Bana göre” diyor, “ben yüz yıl ilave ediyorum” o da bin yıl ilave ediyor, bin yıl. “Bin rakamından sonra üç bin rakamı gelir” diyor. Yeni bir mantık geliştirmiş, binden sonra iki bin gelmiyor mu? “Yok” diyor, “iki bin gelmiyor, üç bin geliyor” diyor adam. Yani “ne yaparsan yap, benim hesabım böyle” diyor. Cübbeli de “beş yüz yetmiş yıl sonra gelecek” diyor. Bir kısmı diyor ki; “geldi geçti zaten. Bir daha gelmez” diyor. Öbürü çıkıyor, Şaşar Beşer Hoca; “hiç yok” diyor. “Mehdi (a.s.) de Hz. İsa (a.s.) da yok, hiçbir şey yok” diyor. Biri çıkıyor; “şahsı manevidir” diyor, “göremeyiz” diyor. Yani hepsinde bir anti-Mehdi üslup görmüş oluyoruz. Yani bunun sonucunda İttihad-ı İslam’ı imkansız hale getirme düşüncesi yatıyor gibi görünüyor. Cahilliğinden söyleyenleri tenzih ediyorum, yani iyi niyetle söyleyenleri tenzih ediyorum ama bunda ben çok büyük bir samimiyetsizlik görüyorum. İttihad-ı İslam olmamasından dolayı bakın, bütün İslam alemi ve Hıristiyan alemi de perişan halde. Dünya ekonomik krize de teslim oldu. Şimdi ben 2014'te ekonomik kriz çözülecek dedim, ona seviniyorlar. IMF seviniyor, bütün Avrupa seviniyor. “Ne güzel” diyor, “2014'te” Ama zannediyor ki onlar, yine böyle kukuletaları falan takıp, samba, rumba falan yapıp eğlenerek, o şekilde yine ekonomik krizin çözüleceğini zannediyorlar. Böyle değil, 2012'de çok büyük değişiklik olacak dünyada. Masonlar dün yazı yazmışlar bana, diyor ki; “Hocam” diyorlar, “sizin bu 2012 ile ilgili sözünüz bizi çok şaşırttı” diyorlar, “biz de öyle biliyoruz” diyorlar, “2012'de dünyada çok büyük bir olay olacak” diyorlar. Yani, “bu konuda mutabık olmamıza ben şaşırdım” diyor, “hayret ettik” diyor yani. Masonluğun, yani en az böyle bir iki bin yıllık, üç bin yıllık düşüncesi, 2012 tarihini onlar biliyorlar. Yani dünyada çok büyük bir olay olacağını biliyorlar. “O yüzden” diyorlar, “şimdi biz bütün masonlar olarak Kuran'ı incelemeye başladık” diyorlar. “Kuran'ı ve İslam'ı incelemeye” O senin o yazında da var, ayrıca bana mesaj göndermişler. “Ama bu bizi çok heyecanlandırdı” diyorlar, “2012 ile ilgili sözünüz” 2014'te insanlar bayağı dindar olmuş olacaklar. O yüzden ekonomik kriz çözülüyor; şükretmeye başlayacaklar. Yoksa öyle ohoo, değil mi? Efendim Madonna'nın konserinde falan böyle ters takla atarak falan, o tarzda değil. Yani oradaki ruhu iyi anlayacaklar, anlaşıldı mı? Yani ben insanların eğlenmesine karşı değilim, neşelensinler ama meşru eğlence tabii ki olacaktır. Ben, meşru eğlenceye bir sözüm yok yani, o yanlış anlaşılmasın. Evet devam edelim.
OKTAR BABUNA: Siz şunu da söylemiştiniz Hocam, inşaAllah; “desinler ki” demiştiniz bu işte, “Osman Ünlü, Cübbeli, bu iddialarda bulunanlar, ‘Keban'ın suyu mesela Fırat'ın suyu kesilmedi, böyle bir hadiste yok’ desin” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Bunu desin ben gidip elini öpeceğim. Yani elini öpmem de artık bilmiyorum ne yaparım; şöyle bir “şap” diye kara boya süreriz herhalde. Çünkü bak, meşhur bir hadis. Mesela diyor ki, Peygamberimiz (s.a.v.) “Mehdi (a.s.)'nin mühim alametlerinden” diyor, “Fırat'ın suyu kesilecek” Çık arkadaş, de; “böyle bir hadis yok nereden çıkarttın?” de, “ve Fırat'ın suyu kesilmedi bu devirde” de, değil mi? “Böyle bir şey yok. Gazetelerin haberleri yalan” de. E çıtını çıkartmıyor. “Binden sonra üç bin gelir” diyor. Allah Allah, ben kabus mu görüyorum? “Mehdi (a.s.) çıkar” diyor, “Hanefi mezhebine uyacak” diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) böyle bir hadis söyler mi? “Hanefi mezhebi” Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında Hanefi mezhebi var mıydı? “Bu açık“ diyor, “buradaki açıklama Hanefi mezhebine uyacak” diyor, “Mehdi (a.s.)” diyor. “Hanefi mezhebine benzer” diyor, İmam-ı Rabbani. Yani benzeyeceğini, yani o ilhamla onu tahmin ediyor İmam-ı Rabbani. “Hanefi mezhebine benzer” çünkü Hanefi mezhebi en olgun mezheptir. “Ona benzer” diyor, o kadar. Yoksa eğer öyle bir şey olmuş olsa, eğer Mehdi (a.s.) Hanefi mezhebindeyse, o zaman Maliki, Şafii, Hanbeli hepsi durması gerekiyor. O zaman Hz. Mehdi (a.s.)'ye diyecekler ki; “biz kendi mezhebimize göre hareket edeceğiz, sen kendi mezhebine göre hareket et” diyecekler. E yine İslam Birliği sağlanmış olmuyor o anlamda, değil mi? Ve Mehdi (a.s.)'yi dinlememiş oluyorlar. Yani onun müçtehitliğini kabul etmemiş oluyorlar. Yani mutlak müceddid, mutlak müctehit olarak görmemiş oluyorlar, değil mi? Dolayısıyla tabi olmamış oluyorlar. E Hanefi, Hambeli, Maliki mezheplerini de kaldırıyorsa, Hanefi'yi niye kaldırmasın, değil mi? Hanefi mezhebine benzemesi ayrıdır, Hanefi mezhebine Hz. Mehdi (a.s.)'nin uyması ayrıdır. Nasıl olur, Mehdi (a.s.) talebesi olan İmam Hanefi'ye uysun, değil mi? Talebe Mehdi (a.s.)'ye uyar. İmam-ı Hanefi, Maliki, Şafii bunların hepsi Mehdi (a.s.)'a tabidir. İmam-ı Rabbani, Abdülkadir Geylani, hepsi Mehdi (a.s.)’ye tabidirler. Hz. Mehdi (a.s.) de Peygamberimiz (s.a.v.)'e tabidir, Peygamberimiz (s.a.v.) de Allah'a tabidir. Fakat Hz. Mehdi (a.s.)'nin büyüklüğünü anlamazlıktan geliyorlar. Bakın Ulu’l Azm Peygamber Hz. İsa Mesih (a.s.), gökten Allah özel olarak indiriyor ve Hz. Mehdi (a.s.)'ye tabi oluyor ve onun emrine giriyor Hz. İsa (a.s.). Ehl-i Sünnet’e meşhur bir kavil bu.
Kimsenin bunu inkâr ettiği yok, Şaşar Beşer Hoca'nın dışında. Onu uyardıktan sonra, Nur talebesi bir kardeşimin karşısına çıkarttılar ama şimdi yani biraz acayip oluyor bu. Biz, hangisine tabi olacağımızı bize netleştirsinler. Şimdi Şaşar Beşer'i mi esas alacağız, Nur talebesi olan kardeşimizi mi esas alacağız? İkisi arasında bir sentez mi yapacağız? Birbirinin zıttı bu kişiler; biri hiç kabul etmiyor, biri mürşit olarak kabul ediyor. Biri diyor ki, “Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa hiç yoktur” diyor, öbürü de diyor ki; “Ehl-i Sünnet’te bu itikadî bir konudur” Ve inanması vacip. Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)'ye inanması vaciptir, Ehl-i Sünnet inancında. Ama öbürü de; “hiç yok” diyor. Biz bunun ortalamasını nasıl alalım? Hangisiyse ona ağırlıklarını versinler, kim doğru söylüyor ise ona intiba etsinler, öyle olmaz. Yani Samanyolu burada, böyle vaziyeti idare eder gibi bir üslup kullanmış oluyor; bu yakışık almaz. O zaman gençlik ve insanlar tereddütte kalır. Ne bilsinler hangisinin doğru söylediğini? Bir kısmı ona inanacak, bir kısmı ona inanacak, olmaz öyle şey. Hangisi Ehl-i Sünnet’e tam uygunsa, Kuran'a ve hadislere tam uygunsa o olsun. Şaşar Beşer ne diyor? “Kütüb-i Sitte'yi de ben kabul etmiyorum” diyor. “Ben hepsinden daha iyi biliyorum” diyor, değil mi? “Ben hangisinin içinde ne doğruysa onları ben bilirim, bana sorun siz” diyor. E şimdi karmakarışık bir durum oluyor. Onun için; Mehtap TV de, Samanyolu TV de bu büyük tehlikeye dikkat çekmesi lazım ve farkında olmaları lazım. Yani onun getireceği, götüreceği şeyleri iyi hesap etmeleri lazım.
Mesela Fethullah Hoca, 79’larda 77’lerde Mehdi (a.s.) ile ilgili vaazlarda yeri göğü inletiyordu. Mehdi (a.s.)‘den ima dahi etse seyredenler kendini kaybediyordu, baygınlık geçiriyorlardı, Mehdi (a.s.) sevgisinden. Yepyeni bir usul mü, yeni bir çığır mı ortaya çıkıyor? Nedir bu böyle, değil mi? İttihad-ı İslam olacak. Bakın, Şaşar Beşer’in ana özelliği ne? “İttihad-ı İslam yok” diyor. Kendince de çok güzel bir delil verdiğini söylüyor, çok acayip bir mantık ve Müslümanlara bak kutsal bir düşünceyle, kutsal bir inançla kendince köşeye sıkıştıracağını zannediyor ki; “eğer” diyor, “İslam ahlakı yeryüzüne hakim olacak olsaydı, Allah’ın Resul’ü zamanında olurdu. Onun zamanında olmadığına göre, sizin ne haddinize” diyor, “İslam ahlakını dünyaya hakim etmek?” diyor. Yani adam da diyor ki; “doğru söyledin” diyor “hakikaten” Ve bu çok, ben bunun tam karşılığı var da söylemek istemiyorum. Yani bu ne anlama geldiği, kime tabiyetle bu söylendi ben biliyorum. Yani bu mantık, bunu kim söyler; bunu da biliyorum. Ama şimdi söylemeyeceğim, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanları vardı, değil mi? Ömer kumandanı değil miydi? Her yere fetihlere gitmiyor muydu? Ee, Mehdi (a.s.) neyi? Onun oğlu Mehdi (a.s.), Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in torunu, değil mi? Onun sulbünden ve Peygamberimiz (s.a.v)’in kumandanı. Peygamberimiz (s.a.v) tayin etmiş onu kumandanlığa. Başkumandan olarak tayin etmiş. “Ahir zamanda İslam ahlakını sen dünyaya hakim edeceksin” diyor, “Allah’ın izniyle, görev verdim” diyor ve Peygamber (s.a.v)’in emrine uyarak, İslam ahlakını dünyaya hakim ediyor, Allah’ın dilemesiyle. Buradaki şeref kimindir, güzellik? Peygamber (s.a.v)’in oluyor yine, değil mi? O da onun askeri, değil mi? Böyle kurnazlıklar yapması Şaşar Beşer’in ve insanların bunun gözünden kaçması; çok çok acayip bunu fark edememeleri.
Mesela bak, Cübbeli’nin yöntemlerini de fark etmeleri gerekiyor, bunun yapacağı uzun vade de yapacağı tahribat; mesela on yıl, on beş yıl içerisinde muazzam çökme meydana getirir bu mantık, eğer serbest bırakılsaydı. Tabii evelAllah, Seyyid Battal Gazi gibi yani hallaç pamuğu gibi atarım ilimle, fenle, akılla, sevgiyle. Yani böyle, burası öyle Dumanlı Yaylası’nda at koşturur gibi olmaz. Kafasını “küt” diye çarpar düşer atından yani, inşaAllah. Hakkın gerçeğiyle karşılaşır. Öyle bir oyuna müsaade etmeyiz.
Münafığı bir yandan kudurdu, küfür bir yandan kudurdu. Bu cahil Hocalarla ayrı bir uğraşıyoruz. Onların yaptığı tahribatı yatıştırmaya çalışıyoruz, düzeltmeye çalışıyoruz. Yani İslam alemi fokur fokur kaynıyor. Bu kaynama hayra alamet inşaAllah, aynen Peygamberimiz (s.a.v)’in dediği gibi, evet.
OKTAR BABUNA:Hocam, siz biraz önce bahsetmiştiniz mezhepleri kaldıracağını. Hadisini okuyorum Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in; “dini Peygamber (s.a.v.)'in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak. (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 186-187)”
ADNAN OKTAR: Muhyiddin Arabi de öyle, Peygamber (s.a.v.)’in hadislerine dayanarak açıklıyorlar, evet. Başka var mı, anlatmak istediğin?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Alametlere devam, nasıl uygun görürseniz inşaAllah.
Keban Barajı’nın açılma haberleri... Yine “Fırat Nehri’nin suyunun çekilip altından bir dağ çıkmadıkça” diyor. Bakın barajın görüntüsü, tıpkı büyük bir dağ gibi inşaAllah. Söyleyelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet, Evet.
OKTAR BABUNA:Ramazan Ay’ında Ay ve Güneş tutulmaları olacağını bildiriyor, Peygamber Efendimiz(s.a.v.). “Mehdi (a.s.)’nin çıkmasından önce bir Ramazan içinde Güneş iki defa tutulacaktır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir zaman Alametleri). Mehdi (a.s.)’nin gelişi, Ramazan ayında Ay’ın iki defa tutulmasına sebep olacaktır. Birincisi Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları olacaktır” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v). “Bu tutulmalar ortalama 14-15 gün arayla olacaktır, bu tutulmalar iki kere tekrarlanacaktır” Şimdi takvimlere baktığımızda, dönemin takvimlerine; 1981 yılında yani Hicri 1401’de, Ramazan ayında 15’inci gün Ay, 29’uncu günü de Güneş.
ADNAN OKTAR:Tutuldu, değil mi? 1981’de, evet.
OKTAR BABUNA:Tutuldu, evet Hocam. 1982’ yılında yani, Hicri 1402’de Ramazan ayının 14’üncü günü Ay ve 28’inci günü de Güneş tutulduğunu görüyoruz.
ADNAN OKTAR:“Bak iki kere üst üste tekrarlayacak” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). İki kere üst üste tekrarladı. Aynı dediği gibi ve Ramazan ayında, değil mi? Mesela Osman Ünlü Hoca veya Cübbeli Hoca desin; “böyle bir hadis de yok. Böyle bir olay da tekrarlamadı” desinler, değil mi? Diyemez çünkü ortada, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu ayrıca, bir kere daha oluyor, inşaAllah. 2002 yılında Ay tutulması 20 Kasım’da gerçekleşiyor. 1423, Ramazan’ın ortasında. Yine 2003 yılında Güneş tutulması oluyor ve Ramazan ayında yine. Aynı şekilde bir sonraki yıl, yani 2002 ve 2003 yıllarında. Özür dilerim, 2002 yılında hem Güneş hem Ay tutuluyor, Ramazan ayında, bir sonraki yıl 2003 yılında yine hem Ay, hem Güneş tutuluyor. Yani bu hadis iki kere mucize olarak gerçekleşti, maşaAllah, aynısıyla.
ADNAN OKTAR:Bak aynı Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in dediği gibi evet inşaAllah.
“Hocam Allah’ın selamı ve bereketi size ve dostlarınıza olsun” Şimdi dostlarıma dersen o milyonlarca, onlar sana selam vermesi... Öyle demeyelim de, bana
OKTAR BABUNA: Masadakilere.
ADNAN OKTAR:Evet size desin, o zaman. “Aleyküm selam” diyorsun, değil mi sen? Herkes “aleyküm selam” diyor. Evet, ben de “aleyküm selam” diyorum “ve rahmetullahi ve berekatühü” “İzniniz ile bir gözlemimi paylaşmak istiyorum” diyor Yasemin Hanım, Ankara’dan. “Çevremdeki insanlardan ve kendimden izlediğim şu ki, bizler Kuran’ın muhatabı değilmiş gibi yaşamaya başladık. Yani aslında kendimize Kuran’ı rehber edip, Kuran’ın hükümlerinden başka bir topluluğu, bambaşka insanları işaret ettiğini sanır olduk. Sinsi sinsi bunu beynimize yerleştirdiler. Hem Kuran’ın Kıyamete kadar geçerli olacağını dilimizle söyledik, hem de onu bir masal kitabı gibi, hâşâ, okur gibi olduk. Bu yüzden Kuran’da bahsi geçen kişilerin günümüzde yaşadığını, her devirde var olacağını unuttuk. O zaman da geriye bir seçenek kaldı Müslümanlara; namazını kıl, orucunu tut, zekatını ver. Kuran’ın hükümlerini bugünkü insanlara örneklendirmeniz çok büyük bir nimet benim nazarımda Hocam. Bugünkü müminlerin hali nedir? Bugünkü kafir ne yapar? Münafık bugün nasıl davranır? Hepsi yerli yerini buldu inşaAllah. Tam” diyor, “konuyu anladım” diyor, inşaAllah. “Kuran’ın hayatta hakim olduğunu, hayat içerisinde yoğun olarak yaşandığını örneklerle anlatınca siz” diyor, “ben” diyor, “Kuran’la iç içe olduğumu alenen gördüm” diyor. Yasemin Akman kardeşimiz, Ankara’dan yazmış, maşaAllah.
Evet, o zaman Kuran’dan bir ayet okuyayım. Bismillahirrahmanirrahim. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. İbrahim Suresi’ni açmışsın. Cenab-ı Allah diyor ki, İbrahim Suresi 13, şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Şüphesiz Biz zulmedenleri helak edeceğiz” Yani, “deccaliyeti yok edeceğiz” diyor Allah. “Firavunu, deccaliyeti, Darwinizm, materyalizm, hepsini yok edeceğiz” diyor Allah. “Ve onlardan sonra sizi mutlaka o arza mutlaka yerleştireceğiz” Yani, artık dinsizlerin, ateistlerin, satanistlerin, dünyada hakimiyeti olmayacak. “Onlardan sonra sizi o arza”. Arz neresi? Dünya. Bak, diyor Allah, istisna koymuyor, bak diyor ki; ‘’mutlaka yerleştireceğiz işte bu Makamımdan korkana” Ben’den korkana “ve tehdidimden korkana (bir ayrıcalıktır.)” Yani öyle Allah’a haşa, kafa tutar gibi saygısızca konuşanlara değil; “gerçekten korkanlara Ben bunu nasip edeceğim” diyor Allah. 15. ayette Allah diyor ki; ‘’Fetih istediler” dünya hakimiyeti, galip olmak istediler, ‘’her zorba” her deccal, her süfyan ‘’inatçı bozguna uğrayıp -yok olup- gitti’’ diyor, “bütün münafıklar ve küfür yok olup gitti” diyor Allah. Ebcedi 1993 tarihini veriyor. Çok net olarak bütün ayetin tamamı 1993. Hz. Mehdi (a.s.)’nin tarihini veriyor.
Evet, evet bir dakikamız varmış, evet. O zaman HarunYahya.Tv’den devam edeceğiz.
SUNUCU: HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize, ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.Org ve HarunYahya.Net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Çay TV, Gaziantep Olay TV ekranlarından takip edebilirsiniz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...