SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv, Gaziantep Olay Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Sakarya Kanal 54’ten canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Ramazan Sohbetleri programında yine birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımızda bilmediğiniz, merak ettiğiniz bütün sorularınızı e-mail adresimiz Ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresimizden bizlere ulaştırabilirsiniz. Nasıl başlamak istersiniz?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Hocamız da katılıyor inşaAllah. ‘‘2012’de elektronik kıyamet yaşanabilir’’ diye bir haber vardı. ‘‘Eğer iddialar doğru çıkarsa’’ diyor, ‘‘2012 ya da 2013 yılında güneşteki patlamalar dünyadaki bütün elektronik sistemi kullanılamaz hale getirecek.’’ Hocam buyurun. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:2012 yılı dikkat çekilen bir yıldı. Bu da büyük bir alamet. Hocamız söylediğinden beri hakikaten çok büyük alametler oluyor. Tabii Ahir zamanın en önemli alametlerinden bir tanesi inşaAllah Darwinizm’in yerle bir edilmesi Hocamızın çalışmalarıyla maşaAllah. Biliyorsunuz Yaratılış Atlası’yla fosilleri dünya çapında yurt dışındaki memleketlerde Fransa, Avrupa, Amerika’da çok büyük bir etki meydana getirdi. Çünkü bunlar bugüne kadar hep gizleniyorlardı. Gizliyorlardı, çünkü Darwinizm’i yerle bir ediyor ara geçiş formlarının olmaması, onların tabii Darwinizm’i yani evrim iddialarını tamamen ortadan kaldıran bir durum olmuş oluyor. Bu yüzden de bugüne kadar bütün müzelerde dünya çapında her yerde gizleniyordu. Hocamız Allah razı olsun, bunları ortaya çıkartarak Darwinizm’in yerle bir olmasına vesile oldu. Tabii Darwinizm’in önemi de şuradan kaynaklanıyor. 30 yıllık çalışmaları boyunca Hocamızın 1979’dan itibaren bu kadar önem verilmesinin sebebi, Darwinizm’in çarpık mantıklarının, bütün sapkın felsefelerinin temel mantığını oluşturması. Yani siz Darwinizm’i çekip alırsanız o zaman komünizm olamıyor, faşizm de olamıyor, vahşi kapitalizm de olamıyor, anarşi ve terör de olamıyor. Komünizm tamamen Darwinizm zemini üzerine oturuyor. Hatta şöyle söyleyelim; eğer siz Darwinizm’in eğitimini verirseniz -ki bu dünya çapında veriliyor. Biliyorsunuz 20. yüzyılın en önemli özelliğiydi, Darwinizm’in dünya çapında hakim olması. Okullarda güya bilimsel bir gerçekmiş gibi anlatılıyordu. Darwinizm’i anlattığınız zaman, öğrettiğiniz zaman yani siz bilinçaltına insanların ‘‘sen bir hayvansın, hayatta kalmak için savaşman, mücadele etmen gerekir, çatışma da ilerlemenin temelidir, insanlık da böyle çatışarak ilerler,’’ mantığını verdiğiniz takdirde, o mutlaka komünizme kayıyor. Bu kaçınılmaz tabii doğal sonucu. Zaten Karl Max ve diğer bütün önde gelenler komünistler de...
SUNUCU:Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Hoş geldin.
SUNUCU:Hoş bulduk.
OKTAR BABUNA:Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Ben de hoş buldum. Oktar ne anlatıyordun?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Darwinizm’e neden önem verdiğinizi çünkü bütün sapkın felsefelerin temeli olduğunu ve dünya çapındaki çalışmalarınızı Allah razı olsun, bunu yerle bir ettiğinizi.
ADNAN OKTAR:Anlattın.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Şimdi kardeşim, Darwinizm’e karşı dünyada bizim dışımızda öyle vurucu, çökertici bir mücadele yapan yok. Dünyanın da bir numaralı meselesi. Dünyada başka bir mesele yok şu an. Din karşıtı dünya tarihinin en büyük hareketidir. Yani baksınlar dünyanın 5000 yıllık tarihine din karşıtı başka böyle bir hareket varsa, bu kadar çaplı, bu kadar güçlü 7 milyar insanın %95’ini etki altına alan böyle bir hareket varsa bana söylesinler. Başka yok. Ve dünyada bu kadar tahribat yapan 350 milyonun üstünde insanın 1. Dünya Harbi’nde, 2. Dünya Harbi’nde bir o kadar da sonradan insanın katledilmesine, şehit olmasına sebep olan başka bir hareket varsa bana söylesinler.
OKTAR BABUNA:Yok Hocam, evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnsanları mutsuz kılan, neşesini alan insanların, insanların birbirine kuşkuyla bakmasına sebep olan, ekonomik krizlere sebep olan, değil mi? Toplumu hasta eden, İslam âleminin paramparça olmasına sebep olan, ateizmin dünyada dal budak salmasına sebep olan başka bir felsefe yok. En büyük harekettir. Bu en büyük hareketi ortadan kaldırdık. Bütün dünyanın gözü önünde yaptık bunu. Allah vesile etti. Allah bize nasip etti. Çok şükür inşaAllah. Bak daha hala Türkiye bunun sarsıntılarını yaşıyor. Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü, Darwinizm’in Türkiye’deki tahribatının bir sonucudur. Çünkü iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün ana felsefesi Darwinizm’dir, materyalizm’dir. Kan dökücü olmalarının sebebi de odur. Bakın tam Darwin’in zamanında başlamıştır, iddia edilen Ergenekon Örgütü. Tam Darwin’in zamanında o devirden bu zamana kadar devam etmiştir. Bak, bizim devrimizde de öldü. O devirde doğdu, bu devirde öldü, inşaAllah.
İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yaptığı tahribatı bir çok insan daha hala kavrayamıyor. Bakın Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti adamlar 22’ye bölmeye kararlı. PKK’yla alenen iş birliği yapıyorlar yani alenen gösteriyor adamlar. “Beraberiz, hep birlikteyiz ne var bunda?” diyorlar. Artık bakın MİT Müsteşarı’nı şehit ettiler Hiram Abas’ı. Çekip vurdular. Jandarma Genel Komutanı yani artık, en üst seviyede korunan insan. Gidip onu vurdular. Şehit ettiler. Nihat Erim’i gidip vurdular, başbakan eski başbakan. Gün Sazak yiğidimizi vurdular. Say say sabaha kadar sayarım. Şehit ettiler. Mehmetçiğimizin şehit olmasına vesile oldular. PKK’yı kurdular, diğer terör örgütlerini kurdular. “Ya diyorlar, siz ne yapıyorsunuz, niye uğraşıyorsunuz ki iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle? Mahsuru nedir bize bir anlatın? Ne güzel adamlar faaliyet yapıyor” diyor. Kardeşim sen deliysen git Allah’a yalvar, dua et. Düzel, inşaAllah biz de sana dua edelim. Sen manyak mısın, nasıl konuşuyorsun? Yüzbinlerce insanımızı sen şehit et, binaları yerle bir et, bütün Türkiye’nin huzurunu kaçır. Türkiye kalkınamadı bunların yüzünden. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yüzünden kalkınamadı. Daha hala kalkınamadık. Bütün Avrupa, büyük bölümü mesela İtalya, Almanya hep savaştaydılar. Yerle bir oldular. Adamlar katlar Türkiye’yi. Yani sanat yönünden de, sanayide de her yönden müthiş geliştiler. Bunlar bırakmadı milletin yakasını. “Biz size demokrasiyi layık görmüyoruz arkadaş. Ağır sanayiyi de layık görmüyoruz. Yaşamayı da layık görmüyoruz. Sizi süründereceğiz, sürekli vuracağız, döveceğiz, domuz bağıyla bağlayacağız. Gece yarısı evlerinizden alacağız, sizi şehit edeceğiz. Nefes aldırmayacağız size” diyorlar. Kardeşim şimdi bak ben size o zaman bir şey söyleyeyim; Deli deliyi görünce değneğini saklar. Derler, değil mi? El mi yaman bey mi yaman? Bey hepsinden yaman, derler. Peki niye şimdi böyle odun görmüş domuz sürüsü gibi dağıldınız? Niye öyle böyle tenhalardan karanlıklardan böyle çipil çipil bakıyorsunuz? Değil mi? Gittiniz bizim yiğit hakimlerimize mermi gönderiyorlar, kabadayılık yapıyorlar. Delikanlıysan çık önümüze, bir görelim bakalım nasıl kabadayıymışsın sen. Bu çakalların tek yöntemi sinsiliktir ve kahpelik ve kalleşliktir. Ana yöntemleri budur. Kıskıvrak da yakalandıkları için felç oldular. Ben yargılananları, şunları bunları tenzih ediyorum. Onlar gariban takımı benim onlarla bir işim yok. Ben asıl ağababaları var iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün bizim konumuz o. Onlar, halen itliklerini sürdürüyor bunlar. Halen cesaretlerini devam ettiriyorlar ve en güçlü yapılanmaları da yargı sistemi içerisinde. Yargı sistemi, acayip arsız ve acayip pişkinler. Adamların yüzünde böyle eşşek tepişmiş. Hiç utanma yok adamlarda. Yani alenen, biliniyor iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi olduğu adam elini kolunu sallayarak geziyor. “Delil getirin, ispat edin” diyor adam. Şimdi öyle bir kilitleme yapmış ki yani çok sinsi çalışıyor adam. Çok sinsi faaliyet yapıyor. Şimdi bize diyorlar ki, arkadaş bu sistemi biz götürmek istiyoruz, iddia edilen Ergenekon Örgüt üyeleri. Sıkıysa götür bakalım. Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyet’i yıktırmayacağız bir. Türkiye’yi süper devlet yapacağız, iki. Türk-İslam Birliği’ni kuracağız, üç. Vatanın bölünmesi fikrini, bir kere kafalarından atsınlar. Bakın deliliklerine bakın; “Bir tek Güneydoğu’yu bölmeyeceğiz biz” diyorlar başka? “Ermenistan’a da bir pay istiyoruz” diyorlar, başka? “Karadeniz’i de böleceğiz” diyor. “E kardeşim öyle bir talep yok onlardan” diyoruz yani. Var yine onlardan Güneydoğu’da bazı çakallar çıkıyor da. Ama orada öyle bir şey de yok, değil mi? Ne alaka? “Yok İstanbul’u da biz böleceğiz” diyorlar. İstanbul’u da ayrıca istiyorlar. Orayı da ayrı bir bölge yapacaklarmış. Sıkıysa gelin o zaman. Bir görelim bakalım, nasıl oluyormuş. Bundan sonra bunların münasebetsizliğine tam anlamı ile set çekecek milletimiz ve tek vücut olması gerekiyor. MHP de Saadet Partisi de AK Parti de DYP de CHP de toplu olarak tam anlamı ile kararlı olarak, ayette diyor ya “kurşunla kaynatılmış binalar gibi” diyor Allah. “Saf bağlayarak mücadele edenleri Allah sever” diyor. Öyle bir saf bağlayalım. O durumda bunların aklının, hayalinin, ucundan bile geçmez. Milleti bölündü zannediyor bunlar. Oradan bu itliği yapıyorlar. Buna müsaade yok. Referandum meselesine gelince, bana diyorlar ki; “Biz iyileştirme yapacağız” ne yapacaksınız, diyoruz. Mesela ben öylesine bir baktım. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üyelerini, hakimlere ve savcılara seçtireceğiz. O güzel. “Kalabalık bir heyete seçtireceğiz” diyorlar. Çok güzel. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu daha kalabalık hale getireceğiz çok güzel. Bir kısım vatandaşlarımız diyorlar ki “Ben bundan rahatsız oldum” Şimdi bana niye rahatsız olduğunu söyleyeceksin sen? Niye rahatsız oldun ki? Ne var ki? Seni rahatsız eden ne var burada?
O zaman Millet Meclisi’ni 50 kişi yapalım, değil mi? Delegeler de 10 tane olsun. Seçim için de dar bir bölgede yani mesela İstanbul’un onda birinde seçim yapalım. Onları gönderelim. O mantık onu götürüyor o zaman. Niye öyle oluyor ki? Hakimler savcılar seçsinler Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini, yüksek hakimlerden de seçsinler. Kalabalık olsun Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, güvenelim. Diyelim ki; şeriatın kestiği parmak acımaz. Kalbimiz çok rahat olsun. Mevcut sistem nasıl. Vasat. Bu, çok iyi. Bu yeterli mi, yetmez. Avrupa demokrasisidir bizim hedefimiz. Onunda üstünde bir demokrasi anlayışı ama hiç olmazsa bir Avrupa demokrasisi kadar olsun sonra onun da üstüne de çıkalım. Dolayısı ile “Evet” diyoruz.
Dün senin dahiler dahisi çıkmış ondan sonra leylek yuvası gibi tarz yapmış kafasına. Saçların bir kısmı simsiyah, bir kısmı bembeyaz, gördün mü? Hafif de kırpmış. Ben bonus deyince kırptırmış Allah-u alem. Ondan sonra kibarlaşarak anlatıyor böyle, büyük bir coşkuyla. Kardeşim burada demokrasinin büyük bir geleceği var açık. Bir özgürlük olacağı. Ya diyor, “AK Parti hükümeti devam ederse. Kardeşim, AK Parti ile biz beraber doğmadık. Mecburiyetimiz de yok. Canımız ister MHP’ye oy veririz. Canımız ister CHP’ye oy veririz. Ne mecburiyetimiz var. Saadet Partisi’ni iktidara getiririz, değil mi? Dolayısı ile böyle bir demagojiye gerek yok. Ayrıca AK Parti güzel hizmet ederse bizim ne alıp veremediğimiz olsun. Tertemiz insanlar o zaman. Ama bakarız bir anormallik yapıyorlar, dikkatimizi çekecek bir şey yapıyorlar bizim milletimiz çok uyanıktır. Bayağı da zekidir. Hemen ilk seçimde.
Kardeşim şimdi bak, Mesut Yılmaz tepmez devrilmez görünüyordu, değil mi. Her yeri kapladım havasındaydı. 99’da bize operasyon yaptıklarında dönemde adam dehşetli bir güç gibi görünüyordu. O da bu işin başındaydı. Ne oldu? Milletimiz o olayı gördü. İçi çekildi milletimizin yani acayip etkilendiler. Oradaki olayı fark ettikleri için. Fevkaladeliği fark ettikleri için. İçişleri Bakanı Saadettin Tantan çıktı dedi ki bana, “PKK’dan daha tehlikeli, Abdullah Öcalan’dan daha tehlikeli” dedi. Şimdi milletimiz onu bir kenara yazdı. Mesut Yılmaz da onun üstündeydi onu görevlendiren de oydu, onu da bir kenara yazdı milletimiz. “Tamam” dediler. Sustular sessiz sakin milletimiz. Bunlar coştu. Dediler ki; “Bir seçim yapalım. Gürül gürül iktidara gelelim” dediler. Bir seçim oldu. Buhar oldular. Bu kadar işte, milletimizin yapacağı budur. Bir anormallik gördü mü, tak karşılığını verirler. Heyecanlanmaya gerek yok. Ama AK Parti candan ve samimi bir hizmet yapıyorsa ne sözümüz olur? Gayet güzel. Ama baktık kafamızı bulandıracak bir şeyler yapıyor. Uyarırız, söyleriz, konuşuruz, dinlemiyorsa seçimlerde alırız. Bu kadar. Bunun usulü budur. Kardeşim diyorlar “Sürekli iktidarda.” Sürekli iktidara gelecek ise demek ki millet beğeniyor, demektir. Sen o zaman ne derdine düşüyorsun, değil mi? Milletimizin tercihinden niye tedirgin oluyorsun?
SUNUCU: Hepimizin seçme ve seçilme hakkı var sonuçta.
ADNAN OKTAR:Tabi. Beğenirsek getiririz iktidara. Beğenmezsek indiririz bu kadar basit. Niye dert edindiniz? Ayrıca ordaki üsluplarını da pek beğenmedim. Bir garipti ama özetle bizim milletimizin feraseti, basireti çok açıktır. Evet. Bayağı iç açıcı, güzel, çok hoş. Demokrasi olabildiğine gelişsin özgür olsun insanlar. Sokakta da özgür olsunlar. İstedikleri yere kadar ellerini kollarını salayarak gitsinler. Sevinci, neşeyi yaşasınlar. Kardeşim yeter artık yıllardan beri milletimiz hep korku içinde yaşıyor. Korku aşağı korku yukarı. Biz bunu istemiyoruz, bu kadar yani. Güven içinde yaşamak istiyoruz. Milletin büyük bölümü korku içinde yaşıyor, epey bir bölümü veyahut. Niye öyle olsun? Dolayısıyla soldaki bazı kişilerin bu kadar paniğe kapılmasını yersiz görüyorum. Bir de milletimizin modern yapısı giderse, diye düşünüyorlar. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yıkmaya, değiştirmeye hiç kimsenin gücü yetmez. İddia edilen Ergenekon Örgütü, bak, biz en büyük çeteyiz diye ortaya çıktılar. Devlet katladı hamur gibi açtı oturtturdu aşağıya. Hani kabadayıydınız siz? Hani etrafa korku çemberi ile sarmıştınız? Demek ki olmuyormuş. Millet de istemediği parti olduğunda hemen aşağı almayı gösterdiler. Biz modern yaşayacağız. Kuran ahlakı ile yaşayacağız. Türk-İslam Birliği’ni yaşayacağız. Resullullah’ın o güzel coşkulu hayatını yaşayacağız. Sevinç dolu, aşk dolu hayatını yaşayacağız. Allah aşkı ile dolu hayatını yaşayacağız. Dünyanın en modern ülkesi olacağız. En ileri sanatta, bilimde, estetikte en mükemmel ülkesi olacağız. Bunun kökeninde de demokrasi vardır. Demokrasi olmadan bizim kafamız açılmaz. İnsanların kafası açılmaz. Demokrasi bizi özgürleştirir. Çin’de antidemokrat bir yapı var. Ne oldu? Çin halkını delirttiler. Gidin bakın Çin’e. Adamları insanlıktan çıkardılar. Ne sevgi biliyorlar, ne şefkat biliyorlar. Robot hale getirdiler. Delirttiler, koskoca Çin’i delirttiler. Deli oldu adamlar yani. Rusya’da da. Daha yeni yeni kendine geliyor Rus halkı. Yeni yeni gülmeyi öğrendiler. Yeni yeni yüzleri gülüyor. Bilmiyorlardı gülmeyi. Bütün suratlar böyle buzdolabından çıkmış gibi, değil mi? Politbüro (Politik Büro) üyeleri, eskiden bizim çocukluğumuzda dizilirlerdi, insanın kanı iliği çekilirdi böyle. Acayip buz gibi bir surat. Bu hayat mı bu?
Kardeşim tamam evet verilebilir, ama bu millete olmaz, evet diyor. “Niye olmaz ki?” diyorsun. “Demokrasiyi hazmedecek durumda değiller, cahil millet. Bunlara şimdi sen evetle kapıyı açarsan, özgürlükle demokrasi verirsen, mahvoluruz biz. Biteriz biz” diyor. Kardeşim bu Türk Milleti’ne ne kadar üst perdeden bakıyorsunuz siz? Aklınızı başınıza alın kimsiniz siz? Bizim milletimiz son derece basiretli, ferasetli bir millettir. Çok akıllıdır. Anneler, babalar çok ince ince düşünürler. “Biz sizden daha güzel düşünüyoruz” diyorlar. Biz de diyoruz ki; Bizim milletimiz sizden daha iyi düşünüyor. Onun için bize akıl vermeyi bırakacaklar. Kendi akıllarıyla kendilerini idare etmeye çalışsın. Millet koluna giriyor; diyorlar, otelde toplantı yapacağız diyorlar. Gidiyor otelin camına bindiriyor dedem. Yolda yürümekten acizsin sen, daha ne bize akıl verirsin? Üst perdeden diyor; “Ben Türk Milleti’ne akıl vereceğim” diyor. Garsonlar tutuyor kolundan. Dede buradan geçeceksin, diyorlar. Hepinizden akıllıyım, demokrasi size fazla lüks, ben size başka türlü bir yöntem göstereceğim, diyor. Biz istemiyoruz. Yoluna yürümeyi öğren yeter. Camlara bindirme yeter. Kapıyı bul yeter. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “2012’de elektronik kıyamet kopacak” diye bir haber vardı Hocam inşaAllah. ”Eğer iddialar doğru çıkarsa 2012 ya da 2013 yılında güneşteki patlamalar dünyadaki bütün elektronik sistemi kullanılamaz hale getirecek,” diyor. 100 milyon hidrojen bombasına eşit patlama olacakmış güneşte. Oluşması bekleniyor.
ADNAN OKTAR:2012’de bir şeyler olacak da ben söylemem inşaAllah. Allah-u alem bir şeyler olacak. Beklerseniz görürsünüz.
Bu göktaşlarında bir yoğunlaşma olmuş son 30 yıldan beri. Mehdi (a.s.) çıktıktan sonra. O çok acayip. Son 30 yıldan beri Mehdi (a.s.)’nin çıkışı ile beraber göktaşları dünyanın etrafını çok yoğun sarmaya başladılar ama akıl almaz bir yoğunlukta sarmaya başladılar. Eskiden çok çok nadirdi. Burada ki görüntüde de görülüyor. 1980ler de çok normal. Çok çok az. Bu bilimsel çalışma. NASA’nın yaptığı çalışma. Muazzam bir yoğunluk oldu, muazzam yoğunlaştı.
Acaba bu göktaşları neye hazırlanıyor dersin Oktar? Cenab-ı Allah’ın izniyle, emri ile nereye yağmaya hazırlanıyor acaba? Cübbeli diyor ya, 570 sene. Keşke ömrü uzun olsa da şunun. Cenab-ı Allah şöyle bir 1545’i bir görecek şekilde olsa. O zaman cübbesiyle sarığıyla bakalım nerelere, ne yapacak. Merak ediyorum. Oktar Hocam devam et.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Çok açık bir şekilde Hocam toplanmışlar.
“AB olarak Türkiye’ye ihtiyacımız var. Haberi vardı inşaAllah. “İtalya'da ana muhalefet temsilcisi Demokrat Parti (DP), ülke genelinde festival adı altında düzenlediği siyasi ve kültürel etkinlikler çerçevesinde Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) üyeliği konusunu da mercek altına aldı” diyor.
ADNAN OKTAR:Şu anda olmaz. Avrupa Birliği’ne girecek durumda değil Türkiye şu an. Biraz zenginleşelim. Biraz gücümüz artsın. Türk-İslam Birliği’ni bir toparlayalım. Güç ve ihtişam ile onlara bakacak hale gelelim biz. Gariban onlar. Bizim öksüzlerimiz, yetimlerimiz Avrupa bizim. Bizim bakmamız gereken ülkeler onlar. Biz onlara madenler götürelim, imkan götürelim, yiyecek götürelim, buğday götürelim, meyve sebze götürelim. Adamlara bakıp besleyelim. Adamlar perişan durumdalar. Ama hepsinin üstünde maneviyat götürelim. Sevinç. Türk’ün o neşesi, sevinci, insanlık anlayışı, misafirperverliğini, coşkusu, sıcak şefkati. Avrupa’nın beyni de Çinliler gibi oldu yani dondular. Ne anne sevgisi var, ne baba sevgisi var, ne kardeş sevgisi var. Ne vatandaş sevgisi var. Ne komşu sevgisi var. Komşu diye bir olay yok, bitti yani. Komşu sevgisini yeniden canlandıracağız. Ne şahane bir şeydir komşuya gitmek.
OKTAR BABUNA:“Ahmedinejad açıkça meydan okudu”, diye bir haber var inşaAllah. Katar ziyareti sırasında düzenlediği basın toplantısında konuşan İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, İran'a yapılacak olası bir saldırının İsrail'in sonu olacağını söylemiş.
ADNAN OKTAR:Allah’ım YaRabbim. Karşılıklı kabadayılıklar. O ona. İşte senin tozunu çıkartırım, o, seni acayip silkelerim falan. İran ile İsrail savaşmayacak. Mehdiyet devrinde böyle bir şey yok. O anlamda bundan sonra geniş çaplı bir savaş olmaz. Armagedon tarzında bir savaş olmayacak. Bir de İsrail zannedildiği gibi yerle bir olmayacak. Kudüs bilakis iman edecek. Mehdi’nin gideceği şehirdir Kudüs. Gıcır gıcır olacak böyle Allah’ın izni ile. Eski binaları temizleyeceğiz. Güzel o ara sokakları pırıl pırıl hale getireceğiz. Hz. İbrahim (a.s.)’in mescidi bakımsız. Orayı güzel bir imar edeceğiz ve oraya koskoca bir cami. Hz.Süleyman (a.s.)’in, dedemizin güzel mescidini yeniden imar edeceğiz ve orayı cennet gibi yapacağız, Kuddüs-ü Şerifi. Dolayısı ile yerle bir olma diye bir şey yok. Ahmedinejad o parmağını aşağı indirecek. Gerek yok ona. Çok iyi bir insandır Ahmedinejad. Delikanlıdır, güzel huyludur. Böyle dediğine bakmayın. Tedirgin ediyorlar onu. İsrail’den bazen laf geliyor, “Biz İran’ı vuracağız, atom bombası atacağız. O da refleks olarak, “Ben de sizin tozunu çıkartırım” diye cevap veriyor. Bunlara gerek yok. Ne İsrail onları tehdit etsin ne de onlar onlara cevap versin. Gerek yok. Atom bombası İsrail’e kullanılmaz. Müslümanlar var İsrail’de. Musevi kardeşlerimiz var, Hristiyan kardeşlerimiz var. Filistin’li Müslümanlar, her yerde var. Bütün peygamber mezarları orada. Oraya atom bombası şu bu olmaz. O atom bombası atan kolu, atmaya kalkan kolu açıkça söylüyorum, kırarız. Aynı şekilde İran’a atom bombası atmaya kalkan kolu yine kırarız. Yani manen, maneviyatla kırarız Allah’ın izni ile. Cenab-ı Allah’ın izni ile, öyle bir şey olmaz. Hızır (a.s.) bir gün orada, bir gün orada. Öyle başıboş bir dünya yok. Akıllarını başlarına alacaklar. İnşaAllah. Biz Hızır (a.s.)’ın gıyabında naciz talebeleriyiz. Hızır (a.s.)’ın nacizane, acizane, inşaAllah. Gıyabında. Evet.
OKTAR BABUNA:“Bediüzzaman Hizmet Tırı tura hazır” diye bir haber var Hocam inşaAllah. Bir hizmet tırı oluşturmuşlar. Bunun içerisinde Bediüzzaman’ın eserlerinin de dağıtılacağı bir tır meydana getirmişler ve bununla hizmet edeceklermiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın ben bu tıra güzel bir düşünce sunmak istiyorum. Bediüzzaman rahmetlinin en büyük isteği İttihad-ı İslam’dı. “En büyük farz bu”, diyordu. “Ve ben bunun için hizmet ediyorum” diyordu. “Allah’ın rızası için. İttihad-ı İslam için. Mehdi (a.s.)’ye talebe olmak için. Benim görevim bu” diyordu. “Ben Allah’a kulluk için geldim”, diyordu, değil mi? Şimdi İttihad-ı İslam’ı savunan güzel bir Risale hazırlasınlar veya biz hazırlayalım, Bediüzzaman’ın sözlerinden. Yorumsuz ve Mehdi (a.s.) ile ilgili Bediüzzaman’ın bütün izahlarını alalım. İslam ahlakının dünya hakimiyeti ile ilgili bütün izahlarını alalım, yorumsuz. Ben ücretsiz bastıracağım. Bu tır ile vatandaşlara dağıtsınlar. Söz veriyorum. Bakın, İttihad-ı İslam ile ilgili Bediüzzaman’ın sözleri, Mehdi (a.s.) ile ile ilgili sözleri, Hz.İsa (a.s.) ile ilgili sözleri, İslam ahlakının dünya hakimiyetinin önemini anlattığı sözler, ittihadın birlik ve beraberliğin ne kadar önemli olduğunu anlattığı sözler. Hiç yorum yapmayacağım. Bu tır kiminse kardeşimizin onun adına ben bastırtayım. Allah rızası için. 100.000 adet bastırtayım. Dağıtılsın, ama kabul ederler mi? Ben onu bir öğreneyim, bakayım. İttihad-ı İslam’ı duymak ister mi kardeşlerimiz? Bediüzzaman’ın her türlü sözünü duymak istiyorlar. Güzel ama İttihad-ı İslam ile ilgili sözünü duymak istiyorlar mı? Mehdi (a.s.) ile ilgili sözünü duymak istiyorlar mı? Hz.İsa (a.s.)’ın inişi ile ilgili sözünü duymak istiyorlar mı? Bunu istiyoruz diyorlarsa ne güzel, benim canım kardeşlerim. Allah 10.000 tane daha tır nasip etsin, inşaAllah.
-VTR- (Bediüzzaman’ın vasiyeti ile ilgili film)
“Sabahleyin çıktım, efendim, Bediüzzaman’ın elini öptüm. Baktım sıkıntılı. Ta kalktı sofaya kadar geldi, gelmezdi. Tekrar bir kucaklaştık, elini öptüm. “Said kardeş” dedi, “sana son vasiyetim” dedi. Son vasiyet deyince anlamadım, hakikaten ondan sonra hiç görüşmedik. Dedi ki, “hizmeti düşünmeyin” dedi. “Cenab-ı Hak bu hizmeti Kendi kuvvet ve kudretiyle bütün dünyaya yayacak. Bunu ta bize 55 sene evvel söyledi. Bütün dünyaya yayılacak. “Sizin düşüneceğiniz şu” dedi, bakın: Uhuvvet, muhabet, ittihad, tesanüd.”
ADNAN OKTAR: Ne diyor Bediüzzaman? “İslam bütün dünyaya hakim olacak” diyor. Bunun diğer adı nedir? Mehdiyet, İsa Mesih (a.s.)’in nuzulü demek, bütün dünyaya demek. Yani istisna yapar değil mi? Bütün dünya ne demektir? “Bütün dünya Müslüman olacak” diyor. Hz. İsa Mesih (a.s.)’in inişi ile ve Mehdi (a.s.)’nin çıkışıyla olacaktır bu. Bir kere olacak bu zaten dünyada bir kere oluyor. Ve bu da bu şekildedir. Bediüzzaman da bunu uzunca açıklamış. Şimdi tırda bunu anlatalım, değil mi? Bunu kitaplarını anlatalım. Bak diyor ki Bediüzzaman; “muhabbet, ittihat, tesanüd, uhuvvet” İttihat; birleşme, bütün Müslüman ülkelerin birleşmesi. Bütün Müslüman ülkelerin birleşmesi ne denir buna? İttihat denir, değil mi? İttihat-ı İslam. İttihat-ı İslam olunca Müslümanların başında bir lider olmayacak mı? Zaten Allah’ın emri bu yani Kuran’ın emri. Yani mutlaka Müslümanların başında bir lider oluyor. Allah’ın sünneti bu, aksi bir şey yok. Karıncaların bile lideri oluyor yani. Hepsinin lideri oluyor değil mi? Ve tesanüd, demek ki Nur talebeleri, işte yazıcılar, işte Fethullah Hoca’nın talebeleri, işte Yeni Asya grubu gibi böyle ayrı ayrı gruplara ayrılıp birbirleriyle görüşmemezlik etmeyecekler, birbirlerini çok sevecekler. Diyor ki; “muhabbet” diyor. Muhabbet nedir? Sevgi, ben hepsini çok seviyorum. Hepsinin ayağının tozuyum ben değil mi? Bana emretsinler ben onların kölesiyim yani tabii. Yok tevazu etmiyorum yani bana emretsinler bak, ne istiyorlarsa yaparım. Benim bir iddiam yok. Ama bakın “tesanüd” diyor. Birbirleriyle görüşmek, birbirlerini çok sevmek, bağlantı kurmak. Ayrıca ne bileyim mesela Mahmut Hocamın talebelerini çok sevmek, Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın talebelerini çok sevmek, Fethullah Hocamızın talebelerini çok sevmek, Seyyid Abdulbaki Arvasi Hazretlerinin talebeleri var, onları çok sevmek, Sultan Baba’nın talebelerini çok sevmek, Menzil’deki o mübarek efendilerin talebelerini çok sevmek. Ben hepsini çok seviyorum. Hepsinin kölesiyim, hepsinin emrindeyim inşaAllah. Ama bir anormallik; dinle birisi alay etmeye kalkarsa, Kuran’la, İslam’la alay etmeye kalkarsa, İttihat-ı İslam’ı redederse, İttihat-ı İslam’ın olmasını engelleyecek faaliyet yaparsa tabii ki cevap veririm. Konuşurum yani ben o konuda sessiz kalacak birisi değilim. Düzeltirse onun da kölesi olurum. Yani benim bir iddiam yok. Ben istirham ediyorum, rica ediyorum Allah rızası için. Çünkü ben insanlığın bu halde olmasından rahatsızım. Niye korkuyla yaşasınlar. Solcular bile korkuyor bak adam. Çıktılar o sanatçılar falan. Mustafa Altıoklar mı diyorlar? Var mı öyle birisi?
OKTAR BABUNA: Var Hocam.
ADNAN OKTAR: Yanlış aklımda kalmadıysa o. Ondan sonra işte diğer zevatta yani suni değil hakikaten bir korku var içlerinde, onlar da bir korku yaşıyorlar. Kardeşim Mehdiyet’i kucaklasanıza, Mehdiyet’i desteklesinize. Onun içerisinde sevgi var, barış var, kardeşlik var, güven var, huzur var. Tabii ki yobaz sistem sizin kafanızı ezer. İflahınızı keser tabii ki yobaz sistem. Yobaz sistemden biz de çekiniyoruz. Ben onlardan on misli daha çok çekiniyorum yobaz sistemden. Gerici sistem büyün dünya için çok korkunçtur. Bunun çözümü oralara çıkıp bas bas bağırıp istibdat istemek değildir. Baskı istemek değildir. Bunun çözümü, özgürlük, demokrasi ve Mehdiyet’tir, değil mi? Mehdiyet’in şefkati, sevgisi, coşkun muhabbetine gelmektir. Yobazlıktan korkan dine saldırarak çözüm bulamaz. Yobazlığa karşı mücadele eden, çözümü dine saldırmak değildir. Mehdiyet’e tabii olmaktır. Yani Kuran’ın gerçeklerine tabii olmaktır. Madem özgürlük istiyorsun, sevgi, barış istiyorsun, kardeşlik istiyorsun, hepsinin üstünde Allah’ın rızasını istiyorsun. O zaman Mehdiyet’e tabii ol. Bak bakalım modernlikte, bakacaksın ki yani sen modernliğin m’sini bilmediğini anlayacaksın. Özgürlüğün ö’sünü yaşamadığını anlayacaksın, değil mi? Sevinç’in s’sini yaşamadığını anlayacaksın. Kafalarında var bir özgürlük mesela bir neşeli olmak istiyor, sevinç içinde yaşamak.
Mesela Bedri Baykam’a baktım benden daha küçük. Çökmüş yani feci şekilde çökmüş. Sevgisizlik insanı işte bu hale getirir. Perişan olmuş yani. “Bir tıkım.. bir tıkım..” falan öyle bir şeyler anlatıyordu o. A ile ı harfi değişmiş durumda takım demiyor, tıkım diyor, o neyse öyle ultra modern genç inşaAllah. Bu aralar yine bir tablo yapsın da bakalım. Özledik tablolarını. Şöyle bir duralit parçası alıyor, tahta 3 metreye 4 metre falan. 4 kova boya, serpiyor hazret böyle boyayı, sonra eliyle falan böyle bir karıştırıyor, bir de yapıştırıyor ellerini, orda da işte bez parçaları buluyor onları yapıştırıyor, eski gazeteler buluyor onları da yapıştırıyor. Yani ben öyle bir şey birçok yerlerde rastlıyorum öyle şeylere de şimdi söylemeyeyim yani. Benim sanatına karşı bir sözüm yok da mesela çöplükte de o tip şeylerle karşılaşırdım zamanında. Mesela boyacıların kullandığı şeyler olurdu böyle tahta parçaları olurdu. Üstüne mesela gazete parçaları düşer, değil mi? Taş parçaları düşer, kum parçaları düşer. Olur böyle mesela sökerler onu, sonra götürür ardiyede satmak için gönderirler. Biraz onu andırıyor ama çok böyle ilginç bir sanat türü olduğu için insan tabii adapte olamıyor. Yoksa bir şey dediğimiz yok.
OKTAR BABUNA: “Dahi çocuk” diyorlar.
ADNAN OKTAR: Dahi çocuk evet. Böyle Einstein gibi de saç bırakmış falan ama biraz daha çok leylek yuvasını andırıyor. Einstein’ı da aşmış.
OKTAR BABUNA: O da canlı yayında bunu söylemişti Hocam, hatırlıyorum bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Acayip bilmiş böyle bir tıkım, bir tıkım. Madem bu kadar irticadan korkuyorsun, gericilikten korkuyorsun, çözümü nedir? Kuran’ın nuruna sarılmaktır, değil mi? Yoksa dine karşı yani dinin bir kısım hükümlerine karşı böyle değişik bir bakış açısı değil, inşaAllah. Kafası çalışan bir çocuk ama modernliğe çok saplantı halinde bağlanmış. Yani buna modern denilmesi, işte sen olağanüstüsün, dahisin falan dediğinde bu kendini kaybediyor adeta. O da inanıyor da ona. Yani hakikaten insan bakar şu tablosuna falan bu ne var bunda der yani. Eski gazete parçaları var, yağlı boya eliyle de sürüyor, elinin izleri çıkıyor bazen de ayağını da sürüyor, ayağının izlerini de çıkarıyor. Yani değişik bir şey tabii bilmiyorum ondan hoşlananlar da oluyordur, ben bir şey demiyorum. Ben garibime gidiyor yani biraz değişik. İrticadan korkan Mehdiyet’in sıcaklığına gelsin. Bütün dünya için korkunçtur irtica. Evanjelikleri gösterdik, Evanjelikleri. Adam ne diyor? “Atın boynuna kadar kan olacak” diyor, kan. Milyonlarca bakın, yüz milyonun üstünde Evanjelik var. “Sel gibi kan akıtacağız” diyorlar. Kadın çok güzel bir kadın bayağı hoş görünümü var. Diyor ki; “Ben kılıçla bizzat kendim doğrayacağım insanları” diyor. Al sana irtica işte. Asıl korkacaksan ondan korksana sen, değil mi? Cübbeli ne diyor? “ Ne kadar Alevi varsa, ne kadar Vehabi varsa, ne kadar Şii varsa, ne kadar Caferi varsa hepsini doğrayacağız. Pırasa gibi doğrayacağız” diyor. Ordaki çocukları da ikna etmiş. Onlar da koro halinde “Doğrayacak” diyor hep bir ağızdan. Şimdi Evanjeliklerin üslubuyla burdaki üslup birbirinin aynı. Komünistlere, iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne bakıyoruz. “Siz ne istiyorsunuz?” diyoruz. “Üç milyon kişiyi doğrayacağız. Şehit edeceğiz” diyorlar. Kardeşim kandan başka bir şey bilmiyor musunuz siz? Komünistlere gidiyoruz. “Siz ne istiyorsunuz?”. “Bu kızıl kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğacak” diyor. Onlar da deniz istiyorlar. Öbürleri ırmak gibi kan istiyor. Bunlar da deniz, “Atlas Okyanusu gibi kan istiyoruz” diyorlar. O kadar kan. Komünistler bunu istiyorlar. O leylek yuvası saçlı Dahi benim sözümü iyi dinlesin bak. Komünistlere karşı genellikle bir sempatisi var, üslubundan anlaşılıyor. Onlar da kızıl bir kan denizi istiyor ve muazzam bir istibdat istiyorlar ve Proletarya diktatörlüğü istiyorlar. Proletarya diktatörlüğü ne demektir? İşkence, zulüm, kan ve hapishane demektir. Mehdiyet ne diyor? “Damla kan akmayacak” diyor. Uyuyan kişi uyandırılmayacak, değil mi? Ve Allah’ın garantisi var. Bakın Allah’ın garantisi var. Ne kadar muhteşem bir şey. Dünya tarihinin en mükemmel medeniyeti meydana geliyor, büyüklük açısından. Yani muazzam bir ihtişam. Çünkü Hz. Süleyman (a.s.) devrinde hakimiyet çok küçüktü. Küçük bir bölgedeydi. Ama askeri gücüyle dünyanın çeşitli noktalarında etkisi oluyordu Hz. Süleyman (a.s.)’ın. Onun sözünü dinliyorlardı. Ama devlet küçüktü. Yani Filistin’de o ufak şey yani bugünkü İsrail ve Filistin’i de içine alan biraz işte Mısır’a doğru sarkan, biraz Ürdün’e doğru giden küçük bir devletti. Ama taa Afganistan’a kadar etkisi vardı. Oradaki insanları düzenliyordu. Fakat küçük bir yerdi. Şimdi Ahir zaman, Mehdi (a.s.) devrinde bütün dünya taa kutuplara kadar, Afrika’ya kadar her yerde İslam ahlakı hakim olacak.
Bediüzzaman’ın dediği o bak. Bak diyor; “Siz telaş etmeyin, rahat olun” diyor. “İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olacak” diyor. Ne zaman? Bu yüzyılda, “Ben de kabrimden bakıp Allah’a şükredeceğim” diyor. Şimdi tırda bunu anlatsın kardeşlerimiz değil mi? Yani bu olduğunda çok çok güzel olur. Milletin heyecanını kıran bir üslup olmaz. Şevkini kıran bir üslup olmaz. Bediüzzaman biliyorsunuz, 30 yıl falan hapiste kaldı mübarek inşaAllah, değil mi? Zor şartlarda yaşadı. Şimdi tatlı tatlı evlerde böyle esprilerle şakalarla falan “Büyüklerimiz neler yaşamış” mantığı olmaz. Biz de gidelim hapse girelim demiyoruz ama eğer sevgiyi, şefkati, merhameti savunuyorken hapse gireceksek girelim. Tımarhaneye gireceksek girelim yani bir şey olmaz. Öleceksek, şehit olacaksak iftihar ederiz, olalım inşaAllah. Ama biz kan akıtmayız. Ama bizim kanımızı akıtmak isteyen varsa gelsin. Tabii kolaysa tabii.
OKTAR BABUNA: Sıkar Hocam inşaAllah. Çok zorlu olur.
ADNAN OKTAR: Bayağı bir sıkar yani inşaAllah. Özetle biz milletimizi seviyoruz. Özgür olmasını istiyoruz. Bir kısım tipler tabii bunlara benim canlarıma taassup ve baskının onları mutlu edeceğini düşünüyorlar. Yani bunlar insanlıktan çıkmak, güvenmemek. Mesela kadın evde olacak. Tamam ee güzel. “Pencere çarşıya bakıyor” diyor. “Sakın!” diyor, aman. Eee niye? “Ya ordan dostuyla bağlantıya geçer, ya kendine dost edinirse” diyor. “O yüzden çarşıya doğru pencere olmaması gerekiyor” diyor. Bak akla bak. Yani güvensizlik, kadına güvensizlik ve potansiyel tehlike olarak görme düşüncesi bunun içinde yatıyor değil mi? Kız çocuklarını öldürmek, daha doğar doğmaz. Müşrik ve münafıkların bir karakteriydi. Münafıklarda müthiş bir kadın nefreti vardır. Ama sorsan onlara “Koruyorum” der. Nasıl koruyorsun? “İşte eve sokuyoruz” diyor. “Sokağa baktırmıyorum daha ne yapayım?” diyor. Başka işte onların kendine has klasik yöntemleri var. Say say bitmez. Kendisini güvenli görür. Peki sen de insansın o da insan. O da seni o zaman odanın içine soksun, değil mi? O da seni çarşıya baktırmasın. Olur mu öyle şey? Her şeyi erkek yanlısı yontma kafası var. Halbuki Kuran hep kadını savunan bir üslup içindedir Cenab-ı Allah. Hep kadının lehinedir. Hep kadının korunması üstünedir. Yani bütün ağırlık erkeğin üstündedir Kuran’da. Ama yobaz sistemde bütün sistem erkeği korumaya yöneliktir. Kadını da ezmeye yöneliktir. Sıkıysa yapın bundan sonra bir görelim bakalım, inşaAllah. Yok müsaade bundan sonra inşaAllah.
“Sayın Hocam, Allah Cuma Suresi 5. ayette bildirdi. Şu ayet bazı din adamı görünümdeki kişilerin durumuna işaret ediyor olabilir mi? “Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür. Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez” diyor Sezin. Çok güzel hakikaten var mesela, bazı alimler var. Muazzam ayet bilgisi var. Kuran’ı ezberlemiş, hadisleri ezberlemiş. Su gibi ezberden biliyor. Ama Cenab-ı Allah ne diyor bak; “Kitap yükü taşıyan eşek gibidirler” diyor. Kafa boş, hidayete vesile olacak bir yönü yok. Sevgi yok, şefkat yok, Allah’a karşı saygısız haşa değil mi? Kuran karşı saygısı yok. İman zafiyeti içinde olduğu, hasta olduğu üslubundan anlaşılıyor. Ama muazzam bilgisi var. Mesela Rusya’da Kuran kürsüsü profesörleri var, ateist. Çin’de var, mesela Çin’de var Kuran kürsüsü profesörleri var, çok fazla. Su gibi Kuran’ı ezberden biliyorlar, ateist profesörler veyahut münafık oluyor farz edelim.
SUNUCU 2: Ateist kalabiliyor yani.
ADNAN OKTAR: Tabii ateist kalabiliyor. Hidayet ayrı bir konudur. Bilgi ayrıdır, hidayet ayrıdır. Yani Kuran’ı doğrudan okuduğunda bir insanın hidayet bulması zannedildiği gibi olmayabilir. İman hakikatleri gerekir yani Allah’ın varlığına birliğine o kişiyi inandırmak. Bunun için de Allah’ın ayette belirttiği gibi, şeytandan Allah’a sığınırım. “Hem afakta, hem kendi nefislerinde” Allah’ın gösterdiği ayetleri o insanlara göstermek gerekiyor. Allah’ın mucizelerini göstermek gerekiyor. Kuran’ın mucizelerini göstermek gerekiyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerini, yaşanan mucizelerini göstermek gerekiyor. O zaman insanlar iman ediyorlar. Yani yoksa Kuran okuduğunda bir çok insan, ayet diyor; “bir çoğunu delalete düşürür” diyor, Allah, Kuran. Yani hasta olan bir insanı delalete düşürür. İyice sapıtır yani. Allah diyor ayette, “gelen ayet onların iyice azmasından başka bir şeye sebep olmuyor” diyor değil mi? “Daha da sapıtıyor” diyor. “Daha da inkarcı oluyorlar” diyor. Ayet var. Şeytandan Allah’a sığınırım. Şimdi işte böyle tipteki adamları da piyasaya sürdüklerinde muazzam tahribat yapıyorlar. Yani ben belirli tipleri değil mi? Mesela Cübbeli falan onlar cahilliklerinden, Osman Ünlü’ler işte Şaşar Beşer Hocalar falan bunların ki cahillikten. Çünkü Şaşar Beşer’in Darwinizm’le, materyalizmle ilgili bir bilgisi yok. “Çok iyi biliyorum” diyor. E anlat. diyorsun. “Sana müthiş bir delil vereceğim. Tek bir delille işi bitireceğim” diyor. “Nasıl?” diyorsun. “Madem insanlar maymundan oldu. Maymunlar niye şu an insan olmuyorlar ha, söyle bakayım bana” diyor. Bomba bomba yani. “Bitirdim” diyor, bu kadar.
SUNUCU 2:Düz mantık.
ADNAN OKTAR: Evet o kadar.
SUNUCU: 10 dakikalık bir aradan sonra tekrar birlikteyiz.
Sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz birbirinden önemli konuların işlendiği programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Sayın Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam. Ahmet Altan bir yazı yazmış. Risale Haber de yayınlamış anladığım kadarıyla ama şimdi bakın buna burada bir şerh getirmek açıklama getirmeleri gerekirdi. Ahmet Altan’ın samimi olduğu belli ama Allah korkusunu yanlış biliyor. Mesela biz Allah’tan korkuyoruz ama Allah korkusu insana sevinç verir. Derinlik verir. Yani Allah aşkını arttıran, tutkuyu arttıran, sevgiyi arttıran büyük bir nimettir Allah korkusu. Yani çocuk, mesela bir çocuğun Allah’tan korkması böyle bir vahşet görünümünde bir şey değildir ki, mutluluk getiren bir şeydir. Yanlış biliyor. Onu da olduğu gibi almış Risale Haber. Bunu mutlaka şerh etmeleri gerekiyor. Allah’ın gazabı aşağılık insanlara, münafıklaradır, müminlere değil. “O gün, siz Müslümanlara tam bir güven, tam bir huzur, tam bir güzellik vardır” diyor değil mi? Müslümanların rahatsız olacağı, üzüleceği bir şey yoktur. Eğer zalimi Allah ezmiyorsa, aşağılık adamı ezmiyorsa bu Allah’ın adaletine uygun olur mu? Tabii ki olmaz, yani bir çocuk, bundan mutlu mu olur çocuk? Mesela zulüm edenlere, ahlaksızlık yapanlara Allah mükafat verse cennetine koysa haşa yani tabii ki biz Allah’ın kudretine karşı boyun eğeceğiz. Tabii ki hiçbir şey demeyiz ama bunu Allah böyle yapmaz zaten değil mi? Yani Müslüman Allah’tan bunu ummuyor. Çünkü Allah’ın ahlakı böyle değil, değil mi? Allah’ın bir ahlakı vardır. Zalimden intikam alır Allah. Dolayısıyla Allah’ı böyle iyileri de güzel insanlara sürekli zulmeder, acı çektirir gibi bir görünümde Allah’ı değerlendirmeleri çok yanlış. Allah sonsuz akıldır. Ahmet Altan’ın şefkatini, merhamet hissini yaratan da Allah’tır. Ona bu yazıyı yazdıran da Allah, harfleri kelimesi kelimesine yazdıran da Allah’tır değil mi? Ahmet Altan o kalemi eline aldığına tek kelimesini yazamaz bunların. Allah, o merhamet duygusunu onun kalbine veren de Allah’tır. Dolayısıyla Allah kendisinin anlaşılmasını murad ettiği için ona bu yazıyı yazdırıyor ama Risale Haberin de olduğu gibi bunu alması, yorum yapmaması olmaz inşaAllah. Ne diyor? “Neden bir çocuk, inancında ve inandığı Tanrı’sında lekesiz ve berrak bir şefkatin koruyuculuğunu ve güvenini bulurken, büyükler bu inançta, gazap, korku ve öfke bulsun?” Çocuk da Allah’ın gazabından çekinir, büyük de Allah’ın gazabından çekinir. Ama nasıl? Birisine zulüm ettiğinde çekinir. Ama iyilik yapıyorsa gönlü müsterih olur Allah’a güvenir inşaAllah. Bir de Allah yani biz tabii ki var gücümüzle iyilik yaparız, güzellik yaparız ama buna rağmen Cehenneme gitmekten çekiniriz. Ama bu bizde böyle bir ızdırap, acı, ruhi bir çöküntü, el ayak boşalması gibi görünmez. Bu bize mutluluk verir. Allah korkusuyla biz aşkı, tutkuyu daha derin yaşarız. Daha keskin akıllı oluruz. Görüşümüz daha keskinleşir. Hayatı daha güzel kavrarız ve o adaletin verdiği mutlulukla sevinç içinde oluruz yani zulmü Allah’ın durduracağını biliriz. Zalimlerden mutlaka intikam alacağını biliriz. Allah’ın intikam almamasını istemek çok acayiptir değil mi? O gariptir. Allah’ın intikamından Müslümanlar memnun olur, mutlu olur. Mesela bir çocuğu farz edelim. Adam alıyor, götürüyor bir tenhada kirletiyor ve öldürüyor. Şimdi bu adam Cennete mi gitmesi gerekiyor bu adamın? Bunu duyan bir çocuğun onun Cehennem’e gitmesini istemesi o çocuğa mutluluk mu verir? Azap mı verir? Mutluluk verir. Bunu Ahmet Altan’ın bilmesi gerekir değil mi? Allah biz mutlu olalım diye Cehennem’i yaratmıştır. Bize azap için değildir. Zalimlere bak diyor; “Yaşasın Cehennem” diyor bak Bediüzzaman. Bak, zalimler için yaşasın Cehennem. Onun için.
SUNUCU 2:Hak için, adalet için.
ADNAN OKTAR: Tabii sevinç veren bir güzelliktir Cehennem. Cehennem müminler için bir güzelliktir. Çünkü Allah’ın intikam yeridir ve Allah onunla bütün zalimleri cezalandırıyor. Münafıkları mesela, münafıklar dünyanın en aşağılık mahlukları değil mi? Son derece cibilliyetsiz, kansız mahluklar. Bu alçak köpekleri alıp Cenab-ı Allah’ın Cennet’e mi koymasını istiyor? Cehennem’e tabii ki gidecekler. Cehennem’de neresini istiyor mümin kalben? En derin ve en şiddetli yerini istiyor. Allah da diyor ki; “en derin ve en şiddetli yerine koyacağım” diyor, değil mi? Bu bir nimettir biz bundan rahatsız mı oluruz, mutlu mu oluruz? Sevinç duyarız. Tabii mutlu olur, sevinç duyarız. Dolayısıyla Allah korkusunu sanki azap veriyormuş gibi değerlendirmek çok yanlıştır. Allah korkusu sevinç verir. Allah korkusu koruma hissimizi arttırır, şefkatimizi arttırır. Şefkat nedir? Acımayla karışık sevgi ki gerçek sevgidir bu. Yani ruhu gerçek anlamda doyuran bir sevgidir. “Salt sevgim var” diyor. Sahtekarlık yapıyorsun sen. Ee salt sevgin var. Salt hevesin var senin. Çünkü mesela Allah vermesin benim sevdiğim ertesi gün Allah vermesin yüzüne felç gelebilir. Ağzı gitti, gözü gitti. Eee noldu sevgin? “Bitti benim sevgim” diyor. Senin hevesin bitti çakal, sevgin değil.
SUNUCU :Çok doğru söylediniz.
ADNAN OKTAR: Tabii hevesin bitti senin. Hevesi sevgi zannediyor. Orada şefkat devreye girer. İnsan daha da bağrına basar, korur, kollar değil mi? Acımayla karışık sevgi çok daha şiddetlidir.
SUNUCU 2:Allah korkusu olunca.
ADNAN OKTAR: Tabii Allah korkusuyla olur ama bu. Allah korkusu olmadan olmaz bu. Adam der ki o zaman. “Ya ben buna heves duymuyorum. Gözümün önünden kalksın bu, ben bunu görmek istemiyorum bir daha” der, bu kadar. Bu tabii geniş bir konu. Ben şimdilik bu kadar anlatıyorum ama Ahmet Altan’ın iyi niyetine inanıyorum ama bu konuda biraz dar düşünüyor. Onun da gerçek sevgiyi Mehdiyet’te araması lazım. Yani onun özlediği dünya Mehdiyet’in içindedir. Özgürlük, sevgi, barış, kardeşlik, koruyup kollama, tam güvenlik ama tam gerçek sevgi, kafa dinçliği, kafa berraklığı, görüş keskinliği, sanatın, bilimin alabildiğine yayılması, huzurun, sosyal adaletin tam hakim olması, herkesin zengin olması ancak Mehdiyet ile mümkündür.
“Yok arkadaş” diyorlar, “biz ayrı ayrı parçalar halinde biz bunu yaparız”. 100 yıldan beri niye sürünüyorsunuz o zaman? İslam alemi sürünüyor 100 yıldan beri. Hemen hemen tamamı sürünüyor yani çok küçük bir bölüm bunun dışında, değil mi? Çözümü Allah göstermiş. Anlamazlıktan gelenlere Allah sürekli müceddilerini göndermiş. Her müceddid Mehdi (a.s.)’yi müjdelemiş. Tevrat’ta müjdelemiş Allah Mehdi’yi, İncil’de müjdelemiş, Zebur’da müjdelemiş, Peygamberimiz (s.a.v.)’i göndermiş, Peygamberimiz (s.a.v.) müjdelemiş. Kuran’da isim vermeden müjdelemiş. Dünya hakimiyetini vermiş Allah müjde olarak. Bütün bunlara bir insan gözünü kapıyorsa bir acayiplik var demektir. Şaşar Beşer, Faruk Beşer bu konuda önde gidenlerden yani “Türk-İslam Birliği olmayacak. diyor. “İttihat-ı İslam’da olmayacak, Mehdi (a.s.)’de çıkmayacak, İsa (a.s.)’da yok. diyor. Eee napalım? Faruk Beşer, şaşar beşer onun şiirlerini dinleyip oturacağız. Yanlış, değil mi? Osman Ünlü Hoca ne yapıyor? İslam ahlakının hakimiyetini aç, susuz olan İslam alemini büyük bir coşkuyla Allah’tan kurtarıcı bekleyen, Allah’tan birleşme, bereket, bolluk bekleyen İslam alemini ümitsizliğe ve yeise sürüklemeye kalkıyor. Ne diyor? “Bin yıl daha ilave ettim ben, kafadan. Bin yıl sonra Türk-İslam Birliği olabilir. İttihat-ı İslam olabilir. Hiç unutun şu an. diyor. “Nereden çıkarttın Hocam?” diyorsun. “Kafamdan ilave ettim. diyor.
İmam Rabbani’ye baktığımızda çünkü öyle demiyor İmam Rabbani. “Bin yıl sonra Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Açık söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra, bin yıl sonra. Ayrıca 7 bin yılla ilgili hadislerde de bu konu zaten açık çünkü 7 bin yıllık bir takvim veriyor Peygamberimiz (s.a.v.), 8 hadis var. “5600 yılı geçmiştir” diyor. Ee oradan da çıkıyor tabii, hicri 1400 çıkıyor. Hicri 1400’le 1500, yani “1980’den itibaren İslam ahlakı dünyaya hakim olacak” diyor. Hadisler bize bunu gösteriyor. Çünkü tek vakit var. Dolayısıyla solda olan, sanatçı olan, bilim adamı olan yahut yazar olan kardeşlerimiz, arkadaşlarımız ateist dahi olsa, eğer mutluluk istiyorlarsa sıkı sıkıya Mehdiyet’e sarılmaları lazım. Bunun dışında mutluluk yok. Komünizm’i getirirlerse mahvolurlar. Çünkü kan denizi istiyor komünizm. Faşizm’i getirirlerse, Faşizm’de kan denizi istiyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü getirirlerse, zaten Türkiye’de adam kalmaz.
SUNUCU 2:Kan konusunda mutabık olmuşlar.
ADNAN OKTAR: Tabii yok etmeye kararlılar. Halihazırdaki sistemde de zaten görüyorsunuz bunalıyor insanlar ve insanlar mutlu değil dünyada. Bunu uzatmaya gerek yok. Allah’ın bu müjdesine sarılsınlar. Ayrıca teknik gözle değerlendirip, teknik gözle de baksınlar. O gözle bak, yine kurtuluşun burada olduğunu görürler. Çünkü kan akmayan, damla kan akmayan, uyuyan kişiyi uyandırılmadığı, bilimin, sanatın en yüksek noktaya çıktığı, sosyal adaletin en yüksek noktaya çıktığı bir sistem Mehdiyet’in mecburiyetidir. Mehdiyet’in olmazsa olmazlarıdır bunlar. Böyle bir güzel sistemi bir insanın savunmaması akılla, mantıkla açıklanamaz inşaAllah. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Biz bütün Türkiye için özerklik istiyoruz” demiş Hocam. “İstediklerini söyleyen Demirtaş "Bu idari modeli değiştirelim, bir de bölge meclisleri koyalım her yere. İl Genel meclisinin üstünde TBMM altında. diyerek özerklikte ısrar edeceklerini söyledi.
ADNAN OKTAR: Kaç parçaya ayırmak istiyorlarmış?
OKTAR BABUNA: BDP Genel Başkanı Selahaddin Demirtaş evet.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bunlar işte. Kimi “22 özerk bölgeye ayıralım. diyor, kimi “32 bölgeye ayıralım. diyor. Bak şöyle olacak. Ben ona söyleyeyim. Türkiye’nin kendisi bir devlet. Pakistan ayrı, Suriye ayrı, birçok İslam Cumhuriyeti olacak. Birçok modern devlet olacak, Türkiye gibi. Hepsi, bir araya gelecekler, Türk-İslam Birliği’ni oluşturacaklar. Onun içerisinde onlar da mutlu olacaklar.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. EvelAllah.
ADNAN OKTAR:Bölünmede bereketsizlik vardır. Izdırap vardır, acı vardır ve yok olma vardır, değil mi? İnsan değil mi? Allah vermesin, bölündüğünde insan ölüyor. Millet beden gibidir yani böldün mü ölürsün. Federasyon, bilmem ne, bıraksınlar bunları, bunun ne anlama geldiğini çocuk olsa anlar. Yani böyle bir edebiyata gerek yok. Evet.
Ne diyor Berzenci Hazretleri: ‘‘Mehdi (a.s.), dini Peygamber (s.a.v.)’in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak.’’. Peygamber(s.a.v.)’imiz zamanında Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezhepleri var mıydı?
OKTAR BABUNA:Yoktu Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şiilik var mıydı?
OKTAR BABUNA:Yoktu.
ADNAN OKTAR:Vahabilik var mıydı?
OKTAR BABUNA:Yoktu.
ADNAN OKTAR:Caferilik var mıydı?
OKTAR BABUNA:Yoktu.
ADNAN OKTAR:Ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.): ‘‘Mehdi (a.s.), dini kendi zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak yeryüzünden mezhepleri kaldıracak.’’ İstisna var mı? Hiçbir mezhep kalmayacak. Osmanlı Ünlü Hoca ne diyor: ‘‘Mehdi (a.s.)’nin mezhebi ’’ diyor ‘‘Hanefi mezhebi olacak.’’. Peki, Mehdi (a.s.) Hanefi olduğunu kabul edelim. Hanbeli, Maliki, Şafi mezhepler, onlar Ehl-i Sünnet mezhepler değil mi? Onlar diyecek ki Mehdi (a.s.)’ye: ‘‘Biz senin mezhebini beğenmiyoruz. Biz kendi mezhebimize devam edeceğiz. Beğenmiyoruz değil de, tamam sen devam et mezhebine, biz de kendi mezhebimize devam edelim’’ diyecekler. Böyle bir şey Mehdi (a.s.)’ye kimse diyemez. En büyük velidir, en büyük müceddit ve en büyük müctehiddir. Açsınlar Peygamber (s.a.v.)’in hadislerine baksınlar, İmam Rabbani izahlarına baksınlar, hepsinde bunu göreceklerdir. Dolayısıyla Mehdi (a.s.) geldiğinde hepsini kaldırıyor mezheplerin. Mezhebi Hanefi Mezhebine benzer. O ayrı, benzeyebilir. Çünkü İmam-ı Hanife İmam-ı Cafer’den ders almıştır. Benzemesi normal ama yani o zaman İmam Ebu Hanife Mehdi (a.s.)’den daha üstün olmuş oluyor aksi durumda. İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik daha üstün olmuş oluyor İmam-ı Hanbel’den. O zaman Mehdi (a.s.)’ye gerek yok ki o zaman onların kafasına göre, işte onun için Mehdi (a.s.) bin yıl ileriye atmaya çalışıyorlar, kimi de 570 yıl. Mevcut sistemi devam ettirmek istiyorlar. Böyle bir şey yok. Mehdi bütün mezhepleri kaldırıyor, açık Peygamberimiz (s.a.v.)’in ifadeleri.
Bak diyor ki Hüseyin Hilmi Işık Hocamız rahmetli, Osman Ünlü’nün şeyhidir, Nakşibendi şeyhi. Hem emekli albaydır Kimya Yüksek Mühendisi, bir de eczacıdır Hüseyin Hilmi Işık. Çok mübarek, muhterem, nurani, değerli bir İslam alimi çok temiz bir insan. Bak Osman Ünlü Hoca iyi duysun, onun şeyhidir. Aynı zamanda işte TGRT camiasının, efendim Türkiye Gazetesi camiasının gönül bağıyla bağlı olduğu bir kişidir Hüseyin Hilmi Işık Hocamız. Saadeti Ebedi adlı eserinde Hz. Mehdi (a.s.)’nin bu özelliği şöyle haber vermiştir: ‘‘Hz. Mehdi (a.s.) Ahir zaman’da dünyaya gelecektir. Resulallah efendimiz (s.a.v.) soyundan olacaktır.’’ Bakın Hüseyin Hilmi Işık söylüyor bunu. ‘‘İsa (a.s.)’la buluşacak’’ bakın dikkat edin ‘‘mezhepleri kaldıracak’’ istinasız ama bak hepsini kaldıracak buraya istisna koymamış, şunlar duracak demiyor. ‘‘Mezhepleri kaldıracak yalnız’’ diyor bak yalnız onun mezhebi kalacak, bitti. Osman Hoca bunu iyi okusun, Osman Ünlü ününü şanını bak gittikçe arttırıyorum onun inşaAllah. Hüseyin Hilmi Işık, Saadet-i Ebediye, sayfa 35 inşaAllah. Bak ‘‘Hz. Peygamber (s.a.v.) en başta İslamı nasıl ayakta tuttuysa Resulullah devri nasılsa sahabe devri nasılsa Hz. Mehdi (a.s.)’de en sonunda aynı şekilde’’ bakın aynı şekilde sonraki gibi demiyor tabiin tebbe tabiin, değil mi Peygamberimiz‘den sonra çıkmıştır mezhepler. Bak ‘‘Hz. Mehdi (a.s.)’de en sonunda aynı şekilde İslam’ı ayakta tutacaktır’’ El-Kavlul Muhtasar Fi Alameti’l Mehdiyyil Muntazar, yani Ehl-i Sünnet’in göz bebeği olan eserlerden, alimlerden biz bunları duyuyoruz, sayfa 27.
Evet, bakın yine Kıyamet Alametleri’nde ‘‘Ahir zaman’da Mehdi (a.s.) aynı Peygamber (s.a.v.) gibi dinin icablarını yerine getirecektir.’’ Bakın aynı diyor. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezhepleri ayrı ayrıdır. Hepsinin farzları ayrıdır, vacipleri ayrıdır, birçok konuda ayrılırlar. Mesela abdestleri bozan hükümleri ayrıdır, helaller ayrıdır, haramlar ayrıdır, değişir. Ama genel anlamda şu an da şu şeyde mezheplere uymak en akılcı harekettir. Ama Mehdi (a.s.) zuhur ettikten sonra mezhepler kalkıyor. En akılcı hareket o zaman Mehdi (a.s.)’ye uymak. Şu an zaruret olduğu için mezheplere uyuluyor. Zaruridir çünkü öbür türlü adam kendi içtihat yapar, sapıtır. Sapıtmaması için en güzel yol nedir? Bir mezhep imamını taklit etmek, mukallid olmak, ben mukallidim mesela. Hepimiz mukallidiz. Yani şu an mecburiyet var. Ama Mehdi (a.s.) çıkınca mukallid olmaya gerek yok, Mehdi (a.s.)’ye tabii olunuyor. İnşaAllah. Anlaşıldı mı, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’ye bağlanılmış mukallit olunuyor ama Asr-ı Saadet gibi Peygamber (s.a.v.)’imize bağlanmış gibi olacağız.
OKTAR BABUNA:İmam Rabbani’nin de sözleri var Hocam.
Mehdi (a.s.)’yle ilgili İmam Rabbani şöyle diyor: ‘‘Hz. Mehdi (a.s.) velayetin en yükseğindedir” İmam Rabbani Mektubat sayfa 357. Cabir İbn Abdullah’dan rivayet edilen. “Mehdi (a.s.)’nin çıkışını inkar eden muhakkak Muhammed (s.a.v.)’e indirildiğini inkar etmiştir. Meryem’in oğlu İsa (a.s.)’nın inişini inkar eden de muhakkak kafir olmuştur. Deccal’ın çıkacağını kabul etmeyen de muhakkak kafirdir” Mektubat-ı Rabbani, 1611 Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir de sen bunu şaşar beşer Faruk Beşer’e bir sor bakayım. Külliyen reddediyor hepsi acayip yanlış, diyor tamamı yanlış diyor. Hiçbirini kabul etmiyor. İttihad-ı İslam da yok diyor Türk-İslam Birliği de yok diyor. Hz. Mehdi, tabii bak velayetin en yükseğindedir. Nasıl o, İmam-ı Hanbel’e uysun, İmam-ı Hanefi’ye uysun. En büyük müceddid, müctehid.
Bak Cabir İbn Abdullah’dan rivayet edilen hadis Peygamber (s.a.v.)’imizin hadisi “Mehdi (a.s.)’nin çıkışını inkar eden muhakkak Muhammed (s.a.v.)’e indirileni inkar etmiştir” Yani İslam’ı inkar etmiştir diyor Mehdi (a.s.)’ye inanmayan. Hadis “Meryem oğlu İsa (a.s.)’nın işini inkar eden de muhakkak kafir olmuştur” dinden çıkar diyor. “Deccal’in çıkacağını kabul etmeyen ve muhakkak kafirdir” Mektubat-ı Rabbani, 1 cilt, 611.
Tabii Osman Ünlü kabul ediyor bunu. Cübbeli de kabul ediyor ama onlar kurnazlık yapıyorlar. Onlar bin yıl ileriye atıyor, biri de 570 yıl geriye atıyor. Öbürü de külliyen reddediyor, bir kısmı da geldi geçti zaten öyle bir şey yok diyor. 5 milyar yıl diyen Hoca bak göster onu, göktaşlarından haberi yok onun, dünyanın etrafında nasıl sıralandıklarından haberi yok. Bak yoğunlaşmaya bak, 30 yıl, zaten bütü alametler 30 yılın içinde çıkıyor Mehdi (a.s.)’nin alametleri. 30 yıl sürmüştür. Kim emir veriyor bu taşlara, orada yoğunlaşın diye? Kardeşim on binlerce yıl, milyonlarca yıldan beri gelmemiş bu taşlar, milyonlarca yıldan beri tam Mehdi (a.s.) geldiğinde birden yoğunlaşıyorlar. Tam 30 yıl içerisinde ama muazzam bir yoğunlaşma. Onları oraya kim çağırıyor? Allah çağırıyor. Taş toprak hepsi Allah’ın emrindedir. Evet. Allah’ın emrinden kırılan taşlardan bahsediyor Allah, değil mi? İnşaAllah. Allah korkusundan.
Bakın geleceği vaat edilen Mehdi (a.s.) diyor İmam-ı Rabbani, 1.cilt 582. sayfada ‘‘Geleceği vaat edilen Mehdi (a.s.) dinin revaç bulmasını” insanların arasında meşhur olmasını artık, ünlü olmasını dinin “sünnetin ihyasını yani Kuran, Peygamber (s.a.v.)’imizin hayatının aynı benzerini murad ettiği zaman bidat ile ameli adet edinen” yani sürekli uyduran, yalan söyleyen, Peygamber (s.a.v.) demediği halde Peygamber dedi diye Peygamber‘le savaşan adeta haşa sahte hadisler uyduran, rivayetler uyduran “hasene zanı ile” yani güzel zannı ile “dine karıştıran” yani dini içinden çıkılmaz, yaşanmaz hale getiren. Tabii bir kısım insanlar için o hale getiren “hayretle şöyle diyecektir: ‘Bu kimse dinimizi kaldırmak ve şeriatimızı izale etmek istiyor’ ” “Bu sapkın mahvedecek dinimizi, bu nerden çıktı bu adam?" diyorlar değil mi? “Bunun üzerine Mehdi (a.s.)’nin o kimsenin etkisiz hale gelmesini emredip onun hasene sandığının yanlış olduğunu gösterecektir”, sayfa 582. Özellikle Cübbeli bu hadislere çok dikkat etsin inşaAllah. Ve diğerleri de tabii Osman Ünlü’sü şusu busu hepsi.
“Bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlamasıyla başlar, yani Resulullah efendimizin (s.a.v.) irtihalinden, vefat etmesinden itibaren.” Osman Ünlü Hocamızın dilinden anlatıyoruz şimdi aynısını, “Bu ümmetin ahirliği üçüncü binin başlamasıyla başlar. Yani İmam-ı Rabbani’nin vefat etmesinden itibaren.” O da böyle diyor, hangisine inanalım biz? Bu İmam-ı Rabbani böyle diyor, Osman Ünlü de böyle diyor, onunki ilave. Bu doğrusu. Çünkü öyle bir ifade Mektubat’ta göremedik, Mektubat burda duruyor değil mi? Bak yazısı da burada ortada duruyor. Bir kişi de çıkıp Hocam, canım Hocam bu üçüncü bini nerden çıkardın, demiyor. Karşısına birisi çıkmış TGRT de o böyle var ya kahvehanede sohbeti tatlı olan dedeler olur. Anlatıyor böyle şapır şapır, dini konuları tenzih ederim, o da “Hay maşaAllah Hocam ne güzel söylüyorsun” diyor. “Hocam ben Mektubat-ı Rabbani’den merak ediyorum”, zaten satıyorlar onlar da satıyorlar İhlas Yayınevi’nde “getir bir tane bize şu fakire hediye et” desin. “Aç sayfayı göster, ben de burda millete göstereyim” desene. “Aa öyle mi?” diyor. Öyle mi olmaz, gösterecek biz burda gösteriyoruz değil mi?
Bak yenileme, modernleştirme, güzelleşme bu ikinci bindedir. “Bu davanın doğruluğuna adil şahit İsa Mesih (a.s.)in inişi, Mehdi (a.s.)’nin bu binin içinde var oluşlarıdır.” Bunu kim diyor; İmam Rabbani Mektubatı Rabbani, 1. cilt, 261. Mektup, sayfa 628; buyrun göstereyim inşaAllah. Bak Osman Ünlü’nün yapacağı bu tarzda olacak açıkça gösterecek, değil mi? Bak ne diyor; “Bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlamasıyla başlar. Yani Resulullah (s.a.v.) Efendimizin irtihalinden vefatından itibaren.” Nerde burda üç bin yılı, nerde İmam Rabbani’nin vefatından itibaren demesi, değil mi?
OKTAR BABUNA:Peygamberimiz (s.a.v.)'in vefatından itibaren.
ADNAN OKTAR: Doğru söylememek haram. Bak daha hala çıkıp; evet ben hata yaptım, yanlış yaptım demiyor. Daha hala çocuklar ona bazı bizi sevenler mektup yazıyormuş, daha hala “üç bin yıl” diyor. Göstersene kardeşim beş dakikalık iş, bak şurda yazıyor de. Delil olarak ne yapıyormuş biliyor musun? Bu sayfayı veriyormuş, “bakın orada yazıyor” diyormuş “üç bin yıl” Allah Allah bizim gözümüze bir şey oldu o zaman. Kardeşim “Bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlamasıyla başlar. Nerde burda üç bin, “bakın orada göreceksiniz“ diyor. İyi saatte olsunlar, bak yani Resulullah (s.a.v.) Efendimizin irtihalinden itibaren. Yok diyor İmam Rabbani’nin vefatından itibaren. Bak “iyi bakın, görürsünüz” diyor. Ben Osman Hocam’a ne diyeyim bilmiyorum. Yazıyı tersten mi okumamız gerekiyor, Hocanın bir yöntemi var herhalde anlamadım. Allah hidayet versin, Allah bilgilerini, imanlarını artırsın. Oktar Hocam söyle bir şeyler.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, demin taşlarla ilgili ayet söylemiştiniz, okuyorum Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar; öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir. MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir daha oku ayeti.
OKTAR BABUNA: “Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir.” Bütün göktaşları gelmiş Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın bu hazırlık, bu taşları gökyüzünde yoğun hazırlığı ve yine büyük bir yıldız biliyorsunuz yaklaştı. Ve dev yıldız fırlatan bir yıldız, Nemesis. Bunun neyin hazırlığı olduğunu 1545’te insanlar anlayacaklar, bir yere yazsınlar inşaAllah. Bu yağmur gibi yağacak göktaşlarının, ondan sonra büyük yıldız çarpmasının ve delip geçmesinin dünyaya yeniden gelip bir daha vurmasının ve dünyanın dönüş istikametini tersine çevirmesinin ne demek olduğunu görecekler. Bediüzzaman bir şey söylüyorsa mutlaka hadise dayandırır.
Diyorlar ki gayb bilinmez, bağırıyorlar günlerden beri panik halde. Kıyametin vaktinin belirlemeyeceği şeklinde bağırıyorlar. Paniğe kapıldılar çünkü ağızlarının tadını kaçırıyor Kıyamet. Ben dedim ki; şu anki gençlerin torunları görecek, açık. Birçok ilahiyatçıyı çıkarttılar “gayb belli olmaz.” Kardeşim tamam doğru gayb belli olmaz ayet var ama Cenab-ı Allah diyor ki; “Ancak Allah’ın seçtiği elçileri hariç” diyor. Allah onlara gaybı bildirir diyor. Bu kısmı niye söylemiyorsun? Israrla söylemiyor bu ayeti. Gaybı bildirdiğine ait çok fazla ayet var. Değil mi bir tane de değil, hangi gayb haberlerini bildirdiğini de ayrıca bildiriyor Allah. Peki bunları niye söylemiyorsun? Ayrıca Kıyamet her an kopabilir. Mesela şu an kopabilir Kıyamet. Ama ben diyorum ki Allah-u alem hadislere göre 1545’te. İnşaAllah 1545 Hicri, 2120. Bu panikten ne yapacaklar bu durumda Mehdi (a.s.)’nin çıkması mecburi oluyor İsa (a.s.)’nın inişi de mecburi oluyor çünkü başka vakit yok İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti için de başka vakit yok yani. Çok kısa bir zaman aralığı var. “570 sene sonra benim CD’lerimi seyredersiniz” Cübbeli “şu anki” diyor. Senin Cd’lerin buhar olacak 570 sene sonra. Dini konuları tenzih ederim var ya öyle milleti güldürdüğü Cd’leri falan inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu söylediğiniz gayb ayetini okuyorum Hocam inşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım.
“O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.) Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Elhamdulillah. Şerh et Oktar.
OKTAR BABUNA: Allah gaybı bilendir. Gaybı sadece Allah bilir. “Kendi gaybını kimseye açık tutmaz” Allah gaybını kimseye açık tutmaz, diyor inşaAllah. Ama “ancak” diyor “Allah elçileri peygamberleri içinde razı olduğu seçtikleri kimseler başka” Seçtikleri elçilere Allah gaybı bildirebiliyor, inşaAllah bildirdiğini söylüyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Rusya’daki sitelerde de, Rus sitelerinde de benim Türk-İslam Birliği idealim düşüncem geniş çapta yer almış. Rusya’daki sitelerde, internet sitesinde. Türk-İslam Birliği içerisine Rusya’yı da almak istiyor, diye yazmışlar. Ne güzel, ne güzel elleri yüzleri çok sevimli insanlar Ruslar. Değil mi kafaları açılır, gelsinler hep beraber yemek yiyelim, sohbet edelim.
SUNUCU: Yüzleri gülecek inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii kafalarına kan gelecek açılacaklar inşaAllah. Oktar Hocam anlat başka ne var?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam iddia edilen Ergenekon’nun yaptığı tahribatla ilgili bir haber vardı eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Bak bu Turgut Özal’a yapılan suikast. İddia edilen Ergenekon Örgütü tarafından yapıldı. Buyurun.
VTR.
ADNAN OKTAR: Bak iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bir marifeti bu işte. Ne var bunda ne mahsuru var, diyorlar. Sanki maytap atılıyor ne var hiçbir şey yok diyorlar. Bak Demirel’e Cumhurbaşkanlığı yapmış, Başbakanlığı yapmış bir insanın ağzını burnunu darmadağın ettiler, feci şekilde dövdüler. Bülent Ecevit’e de yine aynı şekilde hava alanında silah sıkmaya kalktılar. Mesut Yılmaz’ın ağzını burnunu parçaladılar, feci şekilde dövdüler. Ne var bunda diyorlar. Nihat Erim rahmetli kafasına kurşun sıkıp şehit ettiler. Bahriye Üçok dünya iyisi bir insandı, Atatürkçü, milliyetçi tertemiz bir insandı. Ne istediniz bundan? Çetin Emeç gazeteci kendi halinde bir insan. Ahmet Taner Kışlalı çok efendi bir insan. Üzeyir Garih o da efendi, kendi halinde terbiyeli bir insan. Uğur Mumcu nur gibi çocuktu nur gibi insandı. Özdemir Sabancı rahmetli. Gün Sazak aslanımız maşaAllah. Abdi İpekçi, Bedri Abi bize sık sık gelirdi bu mübarek. Necip Hablemitoğlu tarihçi yazar. Eşref Bitlis beş vakit namazındaydı bu mübarek. Bak tertemiz Muammer Aksoy. Elinden yüzünden nur akıyor bu insanların. Teker teker kalleşçe kahpece şehit ettiler. Ne mahsuru var siz ne yapıyorsunuz. diyorlar. Ne olur mesela 3 milyon kişiyi şehit etsek, ne mahsuru var Türkiye’yi de 22’ye böleriz daha iyi açılırsınız iyi olur, diyor. Kardeşim senin şuurun kapanmış delirmişsin, ben sana ne söyleyeyim? Ne konuştuğundan haberin yok. Gereği yapılacaktır Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yıkmaya azmetmiş bu İblis örgütü, yerle bir olacak Allah’ın izniyle inşaAllah. Ve it kopuk takımı şu anda elini kolunu sallayarak dışarda geziyorlar. Her zaman söylüyorum cezaevindeki garibanlarla benim bir alıp-veremediğim yok. Benim sözüm onlara değil inşaAllah. Bilmiyoruz onların durumunu inşaAllah.
“Selamun aleyküm sevgili Hocam geçen gün bir yazı okudum Risale-i Nur’un ilk talebelerinden olan ve Risale’nin birçok yerinde isminden ve hizmetlerinden bahsedilen Hüsrev Altınbaşak ağabeyin bir sözü.” Evet Hüsrev ağabey ünlüdür. “Risalelerde yer alan birçok mektupları bulunmaktadır. Hüsrev Altınbaşak ağabey bu mektupların birinde Ahir zamana yönelik Müslüman olarak Müslümanlar’a şu müjdeyi vermiştir; Türk ve Arap iki hakiki kardeş millet inşaAllah yakın bir ati’de gelecekte ittihat edecek birlik kuracak ve ittihat sayesinde müthiş düşmanlarının Müslümanların içine saçtıkları fesat karışıklık tohumları kendi yüzlerine atılacak ve zincirler altında inleyen 400 milyon Müslümanlık, yeniden hayati kudsiye’ye, nevi beşerin bütün insanların başına geçip “lider olup” sulh barış ve esenlik temin edecek ve sağlayacak inşaAllah. Risale-i Nur’un aciz bir şakirdi Hüsrev” diyor. İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini açık açık belirtiyor inşaAllah Hüsrev ağabeyimiz rahmetli. O zaman 400 milyondu şimdi 1,5 milyar. Bak “yeniden hayati kudsiye’ye iyi islami” yeniden İslami yaşantıya dönecekler diyor. Ve “nevi beşerin” bütün insanların başına geçeceğiz diyor. Yani İslam alemi lider olacak diyor. İşte bu Mehdiyet’in müjdesi. İşte bu tırla bunların anlatılması lazım, eğer bunlar anlatılmıyorsa sadece belirli konular anlatılıyorsa olmaz. İman hakikatleri tabiî ki çok önemli ama bu iman hakikatleri içinde bir bölümdür, hayatidir. En büyük farzdır İttihad-ı İslam inşaAllah. Evet Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Referanduma evet toplantısında Türk İslam Gönüllüleri Birliği Hocam fotoğraf çektirmişler.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, maşaAllah. Koç yiğitler aferin.
OKTAR BABUNA:Başbakanın referandum toplantısı.
ADNAN OKTAR:Tişörtler de çok iyi olmuş, onlarda Türk-İslam Birliği yazıyor değil mi? MaşaAllah iyice çoğaltsınlar sayıyı, o tişörtleri biz böyle milyonlarca kişide görelim. Bu haritaları da milyonlarca kardeşimizde görelim inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Geçen göstermiştik Hocam “Kurtlar Vadisi’nde Türkiye’nin 2023 hayali” diyor inşaAllah veya hedefi Türkiye’den başlıyor bütün dünyaya yayılıyor Hocam dünya hakimiyeti, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Rus internet sitelerinde bak ne diyor; “Harun Yahya’nın Elektronik İmparatorluğu” diyor. Oktar yalnız Türk Dünyası’nın Orta Asya ülkeleriyle sınırlı kalmadığını hatırlatarak Türk Dünyası Adriyatik Denizi’nden Çin’e kadar uzanıyor. Bu coğrafyada yaşayan topluluklar etnik kökenleri farklı ama tarihte hepsi Türk İslam manevi değerlerine dayalı olarak birleştirilmişti. Özbek, Kazak, Tatar, Uygur, Çerkez, Abhaz, Boşnak ve Çeçenler tek ülke altında bu topraklarda hala varlığını sürdüren Türk İslam Medeniyeti’nin mirası altında birleşmiştir” diye hatırlatıyor.
Oktar; Kafkasya ve Orta Asya’daki durum için şöyle diyor; “Bu bölgede Türkiye açısından büyük potansiyel var tarih boyunca Rus baskısından kaçarak Osmanlı İmparatorluğu’na sığınan Kafkasyalılar Müslüman halklardır. Orta Asya Osmanlı toprağı değildi ama ortak Türk kökenine sahip oldukları için bu bölge Türkiye’ye sadıktır” diyor ve devam ediyor. “Rusya’nın da bu birliğe katılacağını söylüyor.”
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi onların da hoşuna gidecek bir sistem Hocam maşaAllah zenginlik, bereket, huzur, güven.
ADNAN OKTAR: Rus genç kızları gayri meşru ilişki için oraya buraya gönderiyorlar perişan halk perişan. Bırakın açın Rusya’nın kapılarını gelsin Ruslar her yere gelsinler yani bütün İslam alemi istediği yere fabrika kursun, tesis kursunlar, evlensinler, çoğalsınlar rahat etsinler. Devlet olarak da çok güçlü olsun Rus Devleti, Allah Kıyamet’e kadar güç kuvvet versin. Biz Rusya’nın yıkılmasını istemeyiz. Çin’in de yıkılmasını istemiyoruz. Biz zihniyetin değişmesini oradaki insanların mutlu olmasını istiyoruz. Çin Devleti de Kıyamete kadar bak, olsun. Ama insanları mutlu olsun benim orada ki Doğu Türkistan’daki kardeşlerimi gece yarısı evlerden almasınlar, oradaki o korku imparatorluğu kalksın. Huzur, güven gelsin. Daha hala adam kaybetmeler devam ediyormuş. Kardeşim Doğu Türkistan’da kardeşlerimiz yazı yazmak için ödleri kopuyor çocukların gidip tespit ediyorlar, kaybediyorlar. Mecburen karmakarışık yöntemlerle Doğu Türkistan’la bağlantı kurabiliyoruz şu an. Çin Hükümeti’nin gizli imhalarının oluşmaması için. Kardeşim Türkiye ile konuşma cezası ölüm. Bir fikir beyan etmenin cezası ölüm, delirdiniz mi siz? Bırakın konuşsun insanlar bunda ne var korkuyorsunuz? Çin Devleti’nin bekasını istiyorlarsa samimi olarak bekasını istiyorlarsa özgürlük versinler millete. Bizim Çin Devleti ile Çin Milleti ile alıp veremediğimiz yok. Ben çok seviyorum Çinlileri, yazık acıyorum ben onlara, garibanlara. Mutlu olmalarını istiyorum. Çin Devleti niye yıkılsın, ne zorumuz. Bilakis daha güçlü olsun daha iyi olsun, değil mi? Ama insanlara uyguladıkları bu açık ve gizli şiddeti kaldıracaklar. Bunu istirham ediyoruz, bak geçenlerde bir kardeşimiz uzun uzun orada olan olayları anlattı. Yarın anlatalım. Bir de beni Doğu Türkistan’a, Çin’e davet ediyorlar gelin Hocam gezdirelim diyorlar Çin hükümeti. Tamam da daha hala adam kaybetmeler devam ediyor bu sefer bizi de kaybedecekler. O biraz zor tabi de. Kardeşim Avrupa gibi olsun Çin değil mi? Biz niye karmakarışık yöntemlerle bağlantı kuralım? Telefon edemiyoruz kardeşim telefon edemiyoruz Doğu Türkistan’a. Bir kere özgürce bir telefon edelim bir şey yok konuşalım, gidelim gelelim değil mi? Bu istibdata ne gerek var?
OKTAR BABUNA: Gerek yok tabi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Güvensinler Müslümanlara inşaAllah. Bir de Doğu Türkistanlılar dünya tatlısıdır. Bayağı güzel huylu, sevecen, dindar tertemiz insanlar yani.
Oktar Hocam devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir izleyicimiz göktaşlarını tekrar gösterir misiniz demiş programın başında.
ADNAN OKTAR: Göster.
OKTAR BABUNA: Göstereyim Hocam. İsmi de Harun.
ADNAN OKTAR: Bak son 30 yıldan beri bu göktaşları dünyanın etrafında yoğunlaşmaya başladılar. Allah emir verdi taşlara ve taşlar yerini alıyorlar. Bakın 1980 yılı.
VTR.
ADNAN OKTAR: Kardeşim (Hicri) 1545’te Allah’ın ordusu hazır oluyor. İnşaAllah Allah’ın izniyle. Sonra da yağmur gibi dünyanın üstüne gelecekler inşaAllah. Yağmur gibi inşaAllah. Allah diyor o gün ayın parçalanacağını, güneşin parçalanacağını değil mi? Cübbeli de insanları Kıyamete hazır tutacağı yerde, onların zihnini dikkatini dağıtıp sulu şakalarla, sulu esprilerle Kuran’a saygılı olmayan bir üslupla bambaşka bir çizgiye çekiyor, bambaşka bir mantığa çekiyor, bunlar çok yanlış. Kıyamet Allah tarafından bize bildirilmiş mühim, çok büyük bir olaydır. Kuran’da da çok ısrarla belirtilir ve Allah orada muhteşem bir gösteri yapacak ve diyor ki mezar ehli de ölüler dahi görecekler diyor Allah Kuran’da, hepsi görecekler diyor inşaAllah ve taaccüple, hayretle, sevinçle seyredeceksiniz diyor Allah yani Müslümanlar için. Hadislerde belirtiliyor çünkü; Allah müminlere siz de göreceksiniz diyor Allah. Müminler sevinç içinde oluyorlar, Kuran’da, yani bir zorluk yok, acı da yok, korku da yok. Bir tek Allah’tan korkar mümin. Beddiüzzaman diyor; “Kışta Kıyamet’te çok soğuk bir günde” diyor “kar, tipi olursa sokakta yani sıcak bir evde diyor yani sobanın yanında sıcak bir evde, dışarıdaki o kar tipiyi seyretmek insana nasıl mutluluk verir” diyor “hoşuna gider, aynı bu şekilde seyredeceksiniz” diyor yani güvenlikli bir yerden, güvenlik içinde Kıyamet’i bütün ihtişamıyla seyredeceksiniz diyor. “2120 gibi de Kıyamet kopacak” diyor ve Peygamberimizin (s.a.v) de 8 tane hadisi var. Gayb bilinmez değil, gaybın nasıl bilineceğini Allah bildiriyor. Onun için milleti yanlış bilgilerle oyalamasınlar, insanları böyle bambaşka bir çizgi içerisinde tutup ani Kıyametle karşılaştıracak bir tavır içerisinde tutuyor. Halbuki Müslüman tamam Kıyamet’le ani karşılaşacak ama hazırlıklı olacak, her an da Kıyamet kopabilir ayrıca inşaAllah. Evet doktorum anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu kadın düşmanlığından bahsetmiştiniz özellikle münafıklar ve kafirlerin, ayetleri okuyorum inşaAllah Hocam, şeytandan Allah’a sığınıyorum.
“Onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir; onu aşağılanarak tutacak mı, yoksa toprağa gömecek mi? Bak, verdikleri hüküm ne kötüdür?”
ADNAN OKTAR: Yani çünkü kadını müşrikler ve münafıklar böyle namussuzluğun bir sembolü olarak görürler, yani potansiyel namussuz olarak görürler ve çok tehlikeli bir mahluk gibi görürler –haşa. Onun için ya çocukken öldürüyorlar veyahut sağken kafasına sıkıyor görüyorsunuz gazetelerde. Gazete de bazen diyor ki aşk cinayeti diyor, neresi aşk cinayeti alçakça cinayet diyeceksin değil mi, kahpece cinayet. Bir genç kız arkasından sırtından kafasına kurşun sıkıp öldürmek şehit etmek nerenin aşk cinayeti oluyor? Allah aşkı insanı böyle mi yaptırır, yani ne konuştuklarından haberi yok, ne yaptıklarından haberleri yok.
Bak Sad Suresi, 2’de Cenab-ı Allah diyor “Hayır; o inkar edenler” yani münafıklar ve küfür “(boş) bir gurur” enaniyet büyüklük hissi “ve bir parçalanma içindedirler” diyor Allah. İslam alemini de paramparça yapmak için var güçleriyle uğraşıyorlar, yetmiyor bu parçalar zaten daha da parçalara ayırmak istiyorlar. Kadınlar çok mübarek varlıklardır, dünya tatlısıdır onlar Allah’ın en güzel tecellileridirler, namus sembolüdürler, tertemizlerdir, şefkati sevgiyi çok güzel bilirler, şefkat madenidirler, dünyanın en çok heyecan veren süsüdür, yani dünyada kadın güzelliğinin üstüne süs yoktur, ne bir manzara, ne bir çiçek ne bir böcek hiçbir varlık kadın güzelliğinin yerini tutmaz ve bütün dünyaya sıcaklığı, sevgiyi, en güzel dostluğu öğreten öğretmenlerdir onlar. Şefkat madenidir diyor Beddiüzzaman değil mi? Onlar hepimizin anneleri, kız kardeşleri, eşleridir derler, değil mi? Kimi eşi olur, kimi annesi olur, kimi kız kardeşi olur. Bu mübarek varlıklar Mehdiyet döneminde öyle bir güvenliğe kavuşuyorlar ki bak bir hadiste diyor; “Şam’a tek başına gider” diyor, bir hadis de “Birkaç kişi ile birlikte Hac’a beraber sadece yalnız giderler yanında erkek olmadan” diyor bak bu çok manidardır, erkek olmadan diyor.
OKTAR BABUNA: Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Peygamberimizin (s.a.v.) kadın sevgisi ve münafıkların nasıl kin duyduklarını anlatmıştınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Hz. Hasan (a.s.)’da, Hz. Hüseyin(a.s.)’de coşkun bir kadın sevgisi var, Peygamberimiz (s.a.v.)’de coşkun bir kadın sevgisi vardır, dolu doludur. Hz. Süleyman(a.s.)’da yine coşkun bir kadın sevgisi vardır. Mesela münafıkları bu perişan eder, duydu mu acayip ızdırap duyarlar. Bakın 300 hanımı var, 700 tane cariyesi var. O bir münafık için bir müşrik için bu sadece cinselliktir. Halbuki o sadece Allah aşkı ile evleniyor, Allah’ın tecellisi olarak onlarla evleniyor, doyamıyor Allah’ın güzelliklerine. Mesela atları getirtiyor, onların güzelliğine doyamıyor, oturup onları seviyor. Allah diyor; “Boyunlarını seviyordu, bacaklarını seviyordu” diyor. Mesela ata bakıyor o Peygamber, müthiş bir sevgisi var. Allah o detayları veriyor. Karıncayı seviyor karıncayı mesela basmıyor karıncaya, gülüyor onların konuşmasına. Allah onların konuşmasını onlara duyurdu, Hz. Süleyman(a.s.)’da müthiş bir ilim vardı. Bu ilmin bir kısım yansımalarını, devamlarını şu an görüyoruz, bizim kardeşlerimize de biraz öğrettiler. Geçenlerde bir kardeşimiz parmağında, yaptığı iş toplantısını görmüş parmağının üstünde görüntü olarak. Çalışmaya başladılar onlar yani onun belirli duaları var, belirli çalışma şekli var. Mesela az bir gelişme var diyorlar; çok önemli bir şey geçen gün yaptığı bir iş toplantısı bir insanın parmağının üstünde dörtgen bir ekranda görmesi, küçük bir gelişme mi bu, çok önemli bir şey bu. Baktığında önce parmağı kaybolmuş. Mesela bu da çok önemli bir gelişme, bakarken parmağının kaybolması. Bu olayın olmaya başladığını gösteriyor. Mesela kapı açılıp kapanma seslerini duymuş, bu da çok önemli bir gelişme. Normalde çünkü “açılsın Süleyman (a.s.)’ın kapısı açılsın” deniliyor ondan sonra olay oluyor; “açılsın, tahtı açılsın” deniliyor Hz. Süleyman (a.s.)’ın tahtı gözüküyor ve ondan sonra o ana ait görüntü oluşuyor, yani istenilen ana ait görüntü aynısıyla oluşuyor. Çok hayret verici bir ilim. Ben hurafeye falan inanacak bir adam değilim yani ben öyle zaten beni tanıyan tanıyor yani değil mi? Bu net doğru olduğu için bunun üstünde duruyorum. Bak çok fazla bilgin var ben onları pek şey yapmıyorum çünkü ispatı mümkün değil ama bu ispatı mümkün olan bir bilgi. Ben de bunu tevafuken öğrendim. Bir de ben ekranın sadece küçük olduğunu düşünüyordum, asıl ustalarıyla karşılaştık; Hocam, dediler yani öyle az buz bir ölçü değil 4 metre, 3 metrede oluyor, dediler çok büyük de oluşuyor, dediler. Bir kısmında da mesela suda bakıldığında da direk suyun içine giriyorlarmış, direk içine girip görüyoruz diyorlar, çok detaylı bilgi ayrıntı elde edilebiliyor. Fakat tabii çok samimi olunması lazım. Yoksa hani böyle oyun için, eğlence için olmuyor bu. Allah diyor “İznimizle oluyor, iznimizle iş gören bir kısım cinler” diyor Allah. Allah’tan mutlaka emir almaları gerekiyor, o şekilde oluyor inşaAllah ve zannedildiği gibi müminlere karşı çok sevgi dolu cinler bayağı da saygılılar. Ama söyledim, bak dedim ki cinler beni tanıyorlar dedim. Dünyanın her yerinde cin çağıranlar var, bakın çağırsınlar beni sorsunlar hepsinin hüsn-ü zannı var istisnasız. Bana bir kişi desin ki yok, ben cin çağırdım da aksini söyledi, desin mümkün değil. Ama gerçek cinleri çağıranlar üstadları hangisine sorarsa sorsun gerçekten çok seviyorlar hüsn-ü zanları var maşaAllah. Bu çok şaşırtıcı mesela bak arkadaşımızın hemen başlaması da çok acayip. Ben özellikle ilgilenmiyorum ki hani şaibe olmasın gibisinden. Sadece arkadaşlarımın ilgilenmesini şey yapıyorum. Sarışın ve renkli gözlü olması gerekiyor yapanın bu çalışmayı yapanların, arkadaşlarımız öyle sarışın renkli gözlü, hemen oluyor. Hayret, koyu renkli gözlerde olmuyor. Nasip, mesela esmerlerde olmuyor yani illaki sarışın renkli gözlü olacak, acayip mesela ekran oluşmasında geçmiş bir olay net olarak televizyon gibi oluşuyor hayret yani sesli ve görüntülü.
HarunYahya.tv’den devam edelim, şimdilik programı bitirelim, inşaAllah.
SUNUCU: HarunYahya.tv sitemizden yayınımıza devam ediyoruz sayın seyirciler.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Allah'ın İsimleri
Devamı ...