SUNUCU:Konuklarımız sayın Adnan Oktar Hocamız, sayın Oktar Babuna. Buyurun Hocam.
OKTAR BABUNA:Hocam söylediklerinizin bir bir gerçekleşmesi mucize, maşaAllah. 1200’e de ulaştı. Hocam söylediğiniz burada çok önemli bazı şeyler, maşaAllah aynısıyla gerçekleşiyor. Örnek verecek olursak, inşaAllah;
ADNAN OKTAR:Kaç tane söylediğim doğru çıktı?
OKTAR BABUNA:1200’ü geçti Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Şehit ailelerine ve ihtiyaç sahiplerine bayram alışverişi için kredi kartı” Siz bunu, kredi kartını söylemiştiniz Hocam, kart olarak verilmesi gerektiğini, inşaAllah. “Sevgi kartıyla bayram sevinci” diye bir haber. “Belediye ve Kaymakamlık başta şehit aileleri, özürlü ve yetim çocuklar olmak üzere ihtiyacı olan yediden yetmişe her vatandaşı belirleyerek ücret ödemeden bayram alışveriş yapmaları için Sevgi Kartı dağıttı.” Kart dağıtmışlar Hocam bu şekilde, onu gösteriyor; alışveriş yapabilmeleri için şehit ailelerine. Siz Hocam 2010 yılında, 28 Mayıs’ta Harun Yahya Tv’de diyorsunuz ki; “Şehit ailesine yardım, çok makbul güzel bir hizmettir. Allah’ın rızasını kazanmak isteyen mutlaka bu ibadeti bu güzel tavrı göstermek durumunda.” Çay TV’de, 11 Mart 2009; “Fakir insanlarımız da, kardeşlerimiz de oraya geldiklerinde, devletten, muhtardan bir yazı alsın; bu insan muhtaçtır, ihtiyacı vardır diye ama gizli, imzalı mühürlü, marketten içeri girince, hatta kredi kartı gibi de bir kart verilir, makineden geçer, istediklerini alır o, ihtiyacı kadarını alır, çeker gider. Biz de mutlu oluruz, o da mutlu olur. Hem biz sevap kazanırız, o da inşaAllah şükreder, Allah’a şükreder, Allah’a hamd eder, o da bir sevap kazanır ve bizim milletimize bir güzellik gelmiş olur, bir hoşnutluk gelmiş olur. Fazla kıyafetlerini götürsünler, fazla olan her şey olur; eşya da olur, mobilya da olabilir. Mesela dört tane koltuğu vardır, fazla geliyordur; iki tanesini götürür, oraya bırakır. Oradan da ihtiyacı olan insanlar, kardeşimiz evine alır götürür onu ve böylece çok güzel bir yapı meydana gelir.” Hatta “kredi kartı gibi de bir kart verilebilir” diyorsunuz Hocam.
MaşaAllah Hocam; “sevgi kartıyla bayram sevinci” İnşaAllah. Daha var Hocam, inşaAllah. Yine böyle, bu şekilde söylediğiniz bir şey; ekmeklerle ilgili söylemiştiniz Hocam siz. Bu şimdi “sepette pide uygulaması” diye. Fırından pide alanlar fazla bir pideyi mesela istedikleri kadarını oraya bırakabiliyorlar, ihtiyaç fazlasını. Siz de diyorsunuz ki Hocam, 11 Mart 2009 tarihinde, Çay TV’de; “Mesela evimizde bulgur var, on kilo bulgur aldık. Götürelim bir kilo bulguru, orada bulgurun bulunduğu bölüme koyalım. Mesela 10 tane ekmeğimiz var, bir tane ekmeğimizi götürüp oraya koyalım.”
ADNAN OKTAR:Aynısıyla yapılıyor, oluyor. Ne dersem oluyor, değil mi? MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hemen bugün oldu, maşaAllah Hocam. Allah razı olsun. Bu şekilde 1200 oldu Hocam. 1200 oldu böyle bu şekilde. Tabii asıl İslam Birliği yönündeki söyledikleriniz birer birer gerçekleşiyor, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:“2011’de Milli Görüş iktidar olacak” diye bir haber var. “Necmettin Erbakan Hocamız genel seçimler için 'canla başla' çalışacaklarını söyledi. Eski Başbakanlardan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, ''Milli görüş harekatını başlattınız, 41. sene oluyor, gelecek sene Ramazan'da 42. olacak. Bu ne demek, Konya'nın plakası bu. Gelecek sene Milli Görüş iktidar olacak''” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Hocamız, çok sevimli bayağı çok şeker; huyu suyu çok tatlı, maşaAllah. Çok sevecendir Erbakan Hocamız. Bak aşka geldi, açıldı Hocamız. Saygı, sevgi çok önemli, şefkat çok önemli. Ne demek yaşlandı? Kenarda otursun. Sen yaşlanınca biz de seni kenara koyacağız öyleyse. Olur mu öyle şey? Yaşlandıkça insanın değeri daha da artar, daha şefkat duyarız, daha sevgi duyarız. Yeni moda, Avrupa’da çıktı bu, yaşlandın mı işte düşkünler evine, uzaklara bir yerlere göndermek falan. Adam doğal olarak orada ölsün gibisinden. Olmaz, onlar berekettir, güzelliktir. Yaşlılar çok sevimli bir şey, insanın dedesi olması, anneannesi olması. Ne şekerler, evin içinde geziniyorlar.
OKTAR BABUNA:Hocam, ABD ve NATO’nun Afganistan savaşını başlattığı 2001’den bu yana her gün hava bombardımanı veya askeri operasyonlarla öldürülen Afgan sivillerin sayısına pek dikkat çekilmiyor” diyor Hocam. Önemli ölçüde sivillerin savaşta öldürüldüğü ve yaralandığı anlatılıyor. “Oysa yüz binlerce Afgan sivil bütün silah türlerinin kullanıldığı savaşta şehit edildi veya yaralandı.”
ADNAN OKTAR:İşte Cübbeli; “öldürsünler bizi” diyor, “Cennet’te zaten rahat edeceğiz” diyor, “mücadeleye gerek yok” diyor. “İttihad-ı İslam’a, Türk-İslam Birliği’ne gerek yok” diyor. “Öyle bir şeye destek de vermem ben” diyor. “Düşünmeyin de” diyor. Faruk Beşer, şaşar beşer, o da diyor; “olsa Peygamber (s.a.v.) zamanında olurdu zaten” diyor, “öyle bir şey yok” diyor. “Masonlar dünyaya hakim olabilir mi Hocam?” diyoruz, “hem nasıl” diyor. “Kapitalistler olabilir mi?” diyoruz. “Of, hem de nasıl, bayağı şahane olur” diyor. “Avrupa?” “O da olur” diyor. “Çin olabilir mi?” “O da olur” diyor. “Müslümanların ne eksiği var?” “Bilmiyorum, ama olmaz” diyor. Böyle Müslümanları derin uykuya, derin hipnoza sokmaya çalışan bir üslup olmuş oluyor, bu çok yanlış. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Erbakan çağımızın Abdülhamit’i” demişler Hocam. “O siyonizmi ümmete anlatan çağımızın Abdülhamit'idir. Filistin davasına en çok o sahip çıktı." Bu sözler Vakit Gazetesi’nden M. Mustafa Uzun'a konuşan Hamas'ın lideri Halid Meşal'e ait. Meşal, Filistin davasıyla ilgili önemli açıklamalar yaptığı röportajda, Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile ilgili olarak da ilginç açıklamalarda bulundu” diyor. “Erbakan çağımızın Abdülhamit’idir” demiş, en çok o sahip çıkmış.
ADNAN OKTAR:Numan Kurtulmuş Hocamızı sorun bakayım tanımaz adam hiç, haberi bile yoktur. Ama bütün dünyanın Müslümanları Erbakan Hocamızı tanırlar. Onun için derin saygı, derin şefkat, hürmet ve vefa istiyoruz. Bir daha böyle bir olay sakın ha sakın tekrar etmesin. Yani beni acayip rahatsız etti. Daha hala etkisindeyim yani.
OKTAR BABUNA:Siz sahip çıkınca bayağı üslupları değişti.
ADNAN OKTAR:Ne kadar ayıp, ne kadar çirkin. Diyor ki: “Bizim onun yüzünden başımız çok derde girdi” diyor. Kardeşim sen muhallebi Müslümanısın, tabii ki başın derde girmez senin. Evinde sen muhallebi pişirip tatlı tatlı yiyorsun. Başın niye derde girsin? Dava adamının başı derde girer. Dava adamı belalı olur, başından bela eksik olmaz. Erbakan Hocamız dava adamıdır. Onun için başından bela eksik olmadı. Helal olsun ona. Peygamberler de öyledir, veliler de öyledir. Bediüzzaman nasıldı, değil mi? Bediüzzüman’ın en güzel yönü nedir? En güzel yönlerinden birisi? Dava adamı olup çile çekmesidir. Onun yüzünden talebelerinin de başı belaya girdi, kendi başı da belaya girdi. Helal olsun, helal olsun. İsa Mesih (a.s.) diyor; “Benim yüzümden başınız belaya girecek” diyor İncil’de. “Benim adımdan dolayı yargılanacaksınız, hapse düşeceksiniz” diyor. “Mahkemeye çıktığınızda sakın ne konuşacağım diye düşünmeyin, Allah sizi konuşturacak” diyor. Dava adamı böyle olur. Onun için bıraksınlar öyle muhallebi Müslümanı üslubunu. Çok ayıp yapıyorlar.
Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:“Partiler beni sempatik buluyor” demiş Numan Kurtulmuş, Hocam.
ADNAN OKTAR:Ya aslında gariban, mazlum adam ama olan olay çok anormal. Erbakan Hocamız bizim canımız ciğerimiz, bir hürmet lazımdı, değil mi? Türkeş için de aynı şeyi yapmışlardı bazı kardeşlerimiz. Kardeşim, bütün ömrünü verdi, işkenceler çekti, acılar çekti, bütün eli yüzü buruş buruş oldu çektiği acılardan. Yaşlandı, kenara çekilsin. Dava adamı niye çekilsin kenara? Olur mu öyle şey. Türk-İslam Birliği fikrini en güçlü savunan insanlardan birisiydi o. Fikrini beğenirsin, beğenmezsin ayrı bir şey, ama saygı duymaya mecbursun sen; hürmet edeceksin, nezaket göstereceksin. Çok anormal bir hareket bu. İnönü’ye de onu yapmaya kalktılar, yaşlanınca. Yani çok çok çirkin bir hareket. Yani İnönü’nün yanlışları da var, doğruları da var, o ayrı konu. Ama her halükarda hürmet ve saygı gerekir. Yani yaşlandı diye bir kenara koymak, çok çok çirkin bir hareket. İftiharla anlatıyor Taha Akyol, iftiharla. “Bak” diyor; “MHP’nin başarısı Türkeş’e karşı koydukları bu tavırdan oldu” diyor. “İnönü’ye karşı da koyulan tavırdan dolayı CHP gelişti” diyor. Sonunda ne oldu? Ecevit de yaşlandı, hatta perişan oldu. Ama saygı duydular. Yürüyemiyordu, çorapsız yürüyordu bakanlığın içerisinde, ayakkabısını çıkartıp yürüyordu.
OKTAR BABUNA:Bakanlar Kurulu toplantısına çıkmıştı.
ADNAN OKTAR:Su şişesinin kapağı üzerinde durduğu halde içmeye kalkıyordu onunla. Dili dolandı, hiçbir kelimeyi konuşamayacak hale gelmişti. Devlet saygı gösterdi, almadılar başbakanlıktan. Herkes saygı gösterdi, almadık başbakanlıktan. Yani hemen hemen hiçbir cümleyi kuramıyordu, bambaşka kelimeler söylüyordu. Bütün herkesin gözü önünde oluyordu bu olaylar. Çok daha galiz olaylar var da biz söylemiyoruz. Buna rağmen saygı gösteriyorlardı. Çok ayıptır saygı göstermemek. Bizim büyüklerimize karşı hürmetimiz Kuran’dan kaynaklanır. Türk-İslam örf ananesidir değil mi aynı zamanda. Anane olarak da vardır bizde. Büyüklerimize derin saygı, küçüklerimize sevgi, bizim hayati özelliğimizdir.
Numan Kurtulmuş, ben iki kere görüştüm Numan Kurtulmuş’la, çok efendi. Bizim eve gelmişti daha önce de anlatmıştım. Hürmetkar ama çok sakin, içine kapalı bir insan böyle, halim selimdir. Sordum Erbakan Hocamızla ilgili, ilk şeyde anlayamadım da aslında bağlılığını, ilk konuşmamızda. Kanaatim gelmedi, bir kere daha çağırdım sonradan; lütfetti geldi, istirham ettik. İki saat falan konuştum en az, baktım hakikaten seviyor, saygısı var Erbakan Hocamıza karşı. Sadakati yönünde baktım, “o yetiştirdi beni, çok şiddetlidir benim saygım sevgim” dedi. “Elhamdulillah, o zaman içim rahat” dedim. “Allah mübarek etsin, inşaAllah olursunuz” dedim o zamanlar. Sonradan bir çıktılar ortaya kardeşim, Milli Gazete’ye bakıyoruz Erbakan Hocamızın resmi yok. Ne oluyor? Taha Akyol’un karşısına çıktı Hoca; Taha Akyol Erbakan Hocamıza olmadık laflar söylüyor, Milli Görüş’e olmadık laflar söylüyor, “haklısınız efendim” diyor. Kükresene kardeşim, “sen kim oluyorsun” desene. “Benim Hocama, beni yetiştiren bu değerli insana sen böyle nasıl konuşursun?” niye demiyorsun? “Benim davama niye böyle söylüyorsun?” desene. Onu demediği için biz rahatsız olduk. Ama sonra üslubunu değiştirdi, şu an iyi yani saygılı, daha sevecen, vefalı bir üslubu var. Ama çok tedirgin oldum, çok. Bunu şiddetle telafi etmesi lazım.
Bu göktaşı gelmiş iki tane, Oktar nedir bu?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, göktaşlarından bahsetmiştiniz siz dün nasıl çoğaldığını. Hatta bir filmimiz var gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Göster evet bakayım.
OKTAR BABUNA:Dünyanın yakınında göktaşlarında muazzam bir artış meydana geliyor.
ADNAN OKTAR:Son 30 yıldan beri, bak Mehdi (a.s.)’nin çıkışından itibaren göktaşlarında muazzam bir kümelenme var dünyanın etrafında.
OKTAR BABUNA:Evet, bu ölçümler de ayrıca, onu da söyleyeyim, bilgisini Hocam, inşaAllah. Göktaşları, bu bilgi Cornell Üniversitesinin Ulusal Astronomi ve İyonosfer Araştırmaları Merkezi tarafından hazırlanıyor.
ADNAN OKTAR:Evet aynı zamanda NASA’nın da araştırması var, aynı yönde tespiti var. Üniversitelerin de tespiti bu. Evet.
Bak görülmemiş bir şey. Yani dünyada, milyonlarca senelik dünya tarihinde ilk defa bak Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan sonra muazzam bir göktaşı ablukası oldu. Yani tahkimat yapıyor Cenab-ı Allah, dünyanın etrafına göktaşlarını yığıyor. Allah’ın emriyle. Daha önceden isteseler gelirlerdi o taşlar, Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle. Ama gelmediler. Vakit gelince geldiler.
-Video-
OKTAR BABUNA:Ulusal Astronomi ve İyonosfer Araştırmaları Merkezi gözlemleri.
ADNAN OKTAR:Bakın 1981 yılındaki rakam. 82’deki rakam, 83, bakın gittikçe müthiş bir süratle göktaşlarının sayısı artıyor.
OKTAR BABUNA:Ve sürati giderek artıyor Hocam. Başlangıçta sürati düşükken.
ADNAN OKTAR:Amerika’daki birçok üniversitenin ilmi tespiti. Bak Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki Tirmizi’de, sahih hadis kitabı; “Mehdi (a.s.)’nin zuhur zamanında, Ahir zamanda son anlarda yer batması, şekil değişmesi ve gökten taş yağma olayları vuku bulacaktır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), Tirmizi’de. İnşaAllah.
Bakın ayrıca Kütüb-i Sitte’de, Tirmizi’de Fiten bölümünde başka bir hadis; “ bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere” yani eski büyüklerine, mürşidlerine, Hocalarına, ağabeylerine, “(çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği,” bakın bir daha söylüyorum, “bu ümmetin sonradan gelen nesillere, önceden gelip geçenlere,” mesela İman Rabbanilere, İmam Abdülkadir Geylanilere, Kütüb-i Sitte’yi yazan alimlere veyahut işte Erbakan Hocamıza, “(çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgarı, zelzelelerin sıklaşmasını, yere batışı,” dolayısıyla zelzeleden yere batış oluyor, “suret değiştirme” yani “insanların tipi kayacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), yani “güzel insanlar çok azalacak, insanlar çirkinleşecek, böyle hastalıklı, sağlıksız ve çirkin bir görünüm alacaklar” diyor Ahir zamanda. “Bir bela olarak Allah’tan böyle bir şey olacak” diyor. “Ve gökten taş yağması” diyor, inşaAllah. (Kütüb-i Sitte, 14.cilt 340. Sf. Tırmizi, Fiten 31, 2307. Sf.)
Kuran’da ayet var mı Oktar Hocam bu konuda?
OKTAR BABUNA: Var Hocam okuyorum inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir.”
“Göğün bulutlarla parçalanacağı ve meleklerin bir indirilme ile indirileceği gün; İşte o gün, gerçek mülk, Rahman (olan Allah)ındır. İnkar edenler için oldukça zorlu bir gündür.”
“Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir. Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman. Gök yarıldığı zaman. Dağlar, kökünden sökülüp savurulduğu zaman. Ve resuller de (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman. (Bu,) Hangi gün için ertelenmişti?”
Hep gökten bir azaptan bahsediyor Allah, inşaAllah. Daha da var Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak, diyorlar ki, şeytandan Allah’a sığınırım, Tur Suresi, 44-45; “Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler,” yani bir göktaşının yaklaşmakta olduğunu görseler, “bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur" derler” diyor. Mesela şu an bu göktaşları bir bulut haline geldi dünyanın üzerinde. Üst üste yığılmış bir bulut görünümünde, uzaktan bakıldığında bulut gibi kapladı dünyanın üstünü. Ayette diyor ki: “"Üst üste yığılmış bir buluttur" derler. Öyleyse sen onları (en dayanılmaz azapla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.” (Tur Suresi, 44-45)
Allah Kıyameti Mehdi (a.s.) vesilesiyle erteledi. Açıkça hadislerde var, çok net söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Mehdi (a.s.)’nin gelişi Kıyametin durmasının sebebidir. Kıyamet erteleniyor Mehdi (a.s.)’nin gelişiyle. İsa Mesih (a.s.)’in Mehdi (a.s.)’ye yardım etmesi için erteleniyor. Son kere İslam dünyaya hakim olacak, onun için durduruldu, yoksa vakit tamam, inşaAllah.
“Onlardan zulmedenler, sözü kendilerine söylenenden başka bir şeyle değiştirdiler.” Yani “Kuran’a uymadılar, bambaşka bir sisteme girdiler” diyor. “Biz de bunun üzerine zulmetmeleri dolayısıyla gökten 'iğrenç bir azap' indirdik” diyor Allah. (Araf Suresi, 162)
“Ama zulmedenler, kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler.” Yani bambaşka bir, mesela Darwinist, materyalist, ateist bir sisteme geçtiler. “Biz de o zalimlerin yaptıkları bozgunculuğa karşılık,” yani; anarşi ve terör, savaşlar, kargaşa, zulüm, “buna karşılık üzerlerine gökten iğrenç bir azap indirdik” diyor Cenab-ı Allah. (Bakara Suresi, 59)
Onun için bu bir harikulade olaydır. ‘Gökten bir alamet’ zaten Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerinden biridir. Gökteki bir alametin oluşması. “Gökten bir alamet olacak” diyor, bu da odur. Çok olağanüstü bir olaydır. Çünkü milyonlarca yıllık dünyanın tarihinde böyle bir göktaşı yığılması yok. Bulut gibi dünyanın üzerine toparlandılar. Allah dünyayı Kıyamete hazırlıyor, tahkimat yapıyor Allah. şu an hazır, Allah’ın emrindeler taşlar. Öyle bir tane, iki tane, on tane, yüz tane de değil.
OKTAR BABUNA:500 katına çıkmış Hocam, çok kısa sürede.
ADNAN OKTAR: Ki onun bir tanesi, iki tanesi yeter dünyaya. Çok büyük olay meydana gelir. Bak, “NASA’yı alarma geçiren göktaşları” diyor. ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) bugün iki göktaşının TSİ 13:00 sularında dünyanın yakınından geçeceğini açıkladı” diyor. Müthiş telaş etmişler, o göktaşlarından iki tanesi bu. Teğet geçecekmiş dünyaya. Kulakları saçlarına karıştı, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Milyonlarcası bekliyor.
ADNAN OKTAR: Milyonlarca, tabii. NASA'nın resmi internet sayfasından ilk sırada verilen habere göre,” bak ilk sırasında vermişler, “göktaşları dünyaya zarar vermeyecek.” Tabii ki şu an bağlılar da onun için, Allah tutuyor onları. “Kendilerinin göktaşlarını izlemediklerini belirten Kandilli Rasathanesi yetkilileri ise,” Türkiye’deki Kandilli Rasathanesi, “ortada büyütülecek bir durum olmadığını ifade etti” diyor. Tamam, büyütmesinler, bir şey yok, sakin olsunlar. Ama zamanı gelince bayağı büyütecekler, onu söyleyeyim. Şimdi zamanı değil. Mehdi (a.s.) olduğu dönemde tabii ki bir şey olmayacak.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, ona güveniyorlar Allah-u alem.
ADNAN OKTAR:Yani bilmiyorum, neye güveniyorlarsa. “NASA tarafından finanse edilen Catalina Gök Araştırmaları tarafından keşfedilen, (çeşitli adlardaki) göktaşlarının dünyaya çarpmayacağı açıklandı” diyor. Bir göktaşının on veya yirmi metre uzunluğunda olduğu belirtiliyor. “Dünya’nın 248 bin kilometre yakınından 13:00 sularında geçeceği belirtildi” diyor. “NASA öteki göktaşının ise altı ile on dört metre büyüklüğünde,” yaptıkları tespit, “olduğunu belirtti.” “dünyanın 79 bin kilometre yakınından, ilkinden 11 saat sonra geçeceğini duyurdu.” Yani 79 bin kilometre şurası gibi, çok yakın. Neredeyse gözle görülecek kadar. “NASA’yı alarma geçiren olaya ilişkin hürriyet.com.tr’ye değerlendirmede bulunan Kandilli Rasathanesi yetkilileri,” bakın akşam açıkladım, sabah bu haber yayınlandı.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, dün söylediniz.
ADNAN OKTAR:Dün söyledim, sabah bu haber oldu. “Kandilli Rasathanesi yetkilileri ise bu tarz göktaşı hareketlerinin sık sık karşılaşılan bir durum olduğunu ifade etti.” Doğru, çünkü yoğunlaştı. Yani on binlerce göktaşı şu an dünyanın etrafını sardı. Eskiden tek tüktü göktaşları dünyanın etrafında, değil mi? Mehdi (a.s)’ın zuhurundan sonra muazzam bir yoğunluğa ulaştı. Bulut gibi şu an. “Saat 13:00 sularında geçecek ilk gök taşının, gökyüzünün aydınlık olması nedeniyle Türkiye’den teleskop ile izlenemeyeceği ancak diğer göktaşını takip edilebileceği ifade edildi” diyor. “Gökten görülecek” diyor, “görebileceksiniz” diyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Bu da söyler söylemez, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi Allah’a boyu eğmişler de onun için. Allah; “sen içlerindeyken böyle bir şey olmaz” diyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’ın zaten gelişindeki en önemli nedenlerden biri, bakın şiirlerde de vardır, bütün Ehl-i Sünnet kaynaklarının tamamında da vardır, Kütüb-i Sitte’de de vardır. Mehdi (a.s.) Kıyametin durmasına vesiledir. Kıyamet Mehdi (a.s.) vesilesiyle erteleniyor, durduruluyor Kıyamet, geçici bir süre. Yoksa vaktine girdik. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor; “7000 yıldır” diyor. “5600 yılı geçti” diyor. Hicri 1431’deyiz. “Hicri 1500’e kadardır” diyor. 1500’den sonra bozulma başlayacak, 1500’den sonra zaten birer ikişer ziyaretçileri olacak dünyanın, inşaAllah ve gittikçe artan ziyaretçiler.
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Birer, ikişer, üçer, dörder, beşer, onar vakit yaklaştıkça dünyaya ziyaretleri olacak. O devirde olanlar, bir yere yazsınlar, inşaAllah. Mehdi (a.s.) devrinin en önemli alametlerinden birisidir, göktaşlarının dünyaya yavaş yavaş ziyaretleri ve gittikçe dozunu arttırarak ziyaretleri devam edecektir. İnşaAllah.
1545’ler de Cübbeli mezarından seyredecek, inşaAllah. Hani diyor ya o, Allah ona uzun ömür versin inşaAllah, 1545’e kadar inşaAllah yaşar da; ama yaşamazsa mezarından seyredecek. Bakalım o dediği gibi 570 sene sonra mı Mehdi (a.s.) geliyor, değil mi? Kıyamet öbür Hocaların dediği gibi binlerce, milyonlarca sene mi sonra kopuyor veya Şaşar Beşer Faruk Beşer Hocamızın dediği gibi bu tamamen bir hurafe mi, bunu bir görecekler, inşaAllah. Hurafe olmadığını Allah onlara gösterecek, inşaAllah. Artık yani yapılan tahkimattan anlamaları lazım, görülmemiş bir tahkimat yani, değil mi? Dünyanın tarihinde yok, milyonlarca senelik tarihinde yok öyle bir tahkimat. İlk defa oluyor ve Mehdi (a.s.)’ın çıkışı ile beraber başlıyor tahkimat, göktaşı tahkimatı. Bunu aklı olan düşünür, inşaAllah. “Ben anlamadım” derse, Allah anlatacak, anlayacakları bir şekle getiriyor tabii, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam neler anlatalım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Doğu Türkistan’ı, siz maşaAllah sık sık konuşmalarınızda dile getiriyorsunuz, yapılan zulmü. Ahmet Varol da Vakit’te yazmış Hocam; “Doğu Türkistan’ı hatırlamak” diye ve orada yapılan zulmü anlatıyor yazısında Hocam, Doğu Türkistan’da.
ADNAN OKTAR:Çözüm, Doğu Türkistan’a buradan bulgur, mercimek gönderelim, ondan sonra çorap göndeririz, pantolon gönderelim çözülür. Kardeşim böyle bir bela varsa bunun tek çözümü Türk-İslam Birliği değil midir? İttihad-ı İslam değil midir? Neyi bekliyorsunuz? Çözümü başlık olarak atsanıza, niye bekliyorsunuz? Yani ne var bu kelimede? “Allah bizi İttihad- İslam’a nasip etsin, Türk-İslam Birliği’ni nasip etsin, Türkiye’nin öncülüğünde dünya hakimiyeti Allah bize nasip etsin.” Bu duanın anormal olan yönü nedir? Bana bir söylesinler. Dua edecekler, bu kadar, başka bir şey yapmalarına gerek yok. Otursun evinde adam, yine çekiniyorsa bir şey dediğimiz yok. Sadece bu duayı yapacaklar. Yazsın internet sitesinde, “Ya Rabbi, Bize Türk-İslam Birliği’ni nasip et” diyecek, o kadar. Bunu ümmetin çoğunluğu yaptığında konu biter bu kadar, başka bir şeye gerek yok. Bu duayı yapmıyorlar, Cübbeli de yaptırmıyor. Zamanında yapmıştı. Baktı, birilerini gördü herhalde, bir şeyler fark etti adam, dilini yuttu. Tek kelime Türk-İslam Birliği’nden bahsetmiyor, İttihad-ı İslam’dan da bahsetmiyor. Dünyadaki zulmü ben anlata anlata en sonunda utandığından anlattı geçen günlerde Flash Tv’de, uzun uzun. Dedim “herhalde güzel bir şey söyleyecek sonunda da inşaAllah böyle.” “Gelsinler bizi öldürsünler, hepimiz şehit oluruz, kurtuluş budur” dedi. Geride bırakacağın çoluk çocuk ne olacak, kadınlar ne olacak? Değil mi? Sen öldün, gittin. Nereye gideceğin de belli değil ayrıca. Cennete gideceğinden emin gibi konuşuyor da, öyle bir şey de olmayabilir, değil mi?
Kurtuluş; dünyaya İslam’ın saadetini, İslam’ın güzelliğini yaymaktır. Bak, dünya masonlarının ileri gelenleriyle konuştum, adamlar dediler ki; “biz senin anlatımından sonra Kuran konusunda çok titiz, yoğun bir çalışmaya başladık” dediler. Yani “çok dikkatimizi çekti, dediklerinin çok ehemmiyetli olduğuna samimi kanaatimiz geldi, dünya Masonluğu olarak, bütün dünyadaki masonluk olarak şu an yoğun olarak Kuran’ı izliyoruz” dediler. Buraya gelen kişi de sonra Tapınak Şövalyeleri’nin dünyadaki lideri oldu. Dünya masonlarının lideri oldu yani bütün masonların lideri şu an. Şimdi yeniden, bütün hepsi birden geliyorlar. Yani “senin anlattığın İslamiyet, bize gösterdiğin Kuran, çok mükemmel” diyor adamlar. Küçük Ayasofya Camii’nde çocuklarla birlikte namaz kıldılar. Çünkü barış var, kardeşlik var, sevgi var, dostluk var, modernlik var, bilim var, sanat var, estetik var, demokrasi var, güzel olan her şey var. Aklı başında olan bir insan neyi arar, zaten başka ne arar? Ya belasını arar bir insan ya mutluluğu ve güzelliği arar. Güzel olan her şeyin toplamına İslam denir. Yani bir insanın aklının en mükemmel işlemesi, en mükemmel düşünmesine de Müslümanlık denir. İnşaAllah. En isabetli hareket etmek. Mesela kimseyi kırmamak, incitmemek, vefalı olmak, sadık olmak, sabırlı olmak, cömert olmak, sabaha kadar sayarım. Bunun toplamında süper bir insan çıkar ortaya. Bu süper insanın adına Müslüman deniyor.
OKTAR BABUNA:Elhamdülillah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir de şeytan bize şimdi böyle iblis takımı gibi şeytani Müslüman modeller çıkarttı. Ona bakanın kanı iliği çekiliyor, “eyvah” diyor adam, “eğer Müslümanlık buysa biz mahvolduk” diyor adam. Bakıyor; sevinç yok, sevgi yok, neşe yok, sanat yok, bilim yok, estetik yok, demokrasi yok. Ne var? Kan var, sopa var, ondan sonra hakaret var, baskı var. Estetiğin tamamı kalkıyor, sanatın tamamı kalkıyor. Bilim de yok. Teknik alet edevat hepsi ortadan kalmış oluyor. Ne kalıyor geriye? Geriye ölüm kalıyor ve acılar kalıyor, ızdıraplar kalıyor, aşağılanmalar kalıyor. Bunun adına şeytan Müslümanlık gibi bir üslup göstererek insanları olumsuz yönde etkilemeye çalışıyor. Şeytanın biz oyununa gelmeyiz. İslam bütün güzelliklerin toplamına denir, insan beyninin en gelişmiş şekline denir, en yüksek akla denir. Modelleri görüyorsunuz, yani insan baktığında nevri dönüyor. “Muazzam hizmet yapıyor yani, maşaAllah” diyor. Tamam, yapıyor; şeytana hizmet ediyor ve muazzam tahribat yapıyor. İnsanların bilim altını karartıyor. Adamın kanı iliği çekiliyor yani ve Allah’ın onu nasıl bir beladan kurtardığı için de Allah’a şükrediyor. O yönden de çok faydalı oluyor böyle cins tiplerin görünmesi. Tabii, çok faydalı. Çünkü anlatsak inanmazlar, “bunlar böyle bir adamdır” desem, inanmaz adam. Gözüyle görüyor işte. Bir de zoraki de gösteriliyor değil, alenen görünüyorlar. Tabii cahil cühela olanlar var, saflığından yapanlar var, işte Şaşar Beşer gibi, Cübbeli gibi, falan onlar da ayrı bir alem.
Aleviler aslandır aslan, Alevilere söz yok, onlar benim canım ciğerim. Aleviler, Bektaşiler, bunlar hep gönül insanlarıdır, sevgi insanlarıdır. Bakın Hacı Bektaş’ın resimlerine; aslana sarılmıştır, ceylanlara sarılmıştır. O resimlerde, minyatürlerde coşkun bir sevgiyi ifade eder. O Alevi nefeslerine bakın, şiirlerine bakın; hep sevgi, muhabbet, Allah korkusu, Allah sevgisi, Hz. Ali (a.s.)’ye karşı coşkun muhabbet, bunlar işlenir. Gönül insanlarıdır, bazı kemik kafalar bu güzelliği göremiyorlar. Onlar önemli değil, biz görüyoruz inşaAllah. Ehl-i Beyt sevgisi, çok coşkun bir Ehl-i Beyt sevgisi vardır. “Haydar, Haydar,” değil mi? Ne güzel. Haydar biliyorsun Hz. Ali (a.s.)’nin lakabıdır. İnsanların birçoğu bilmez söylenirken niçin. “Ali’yi gördüm, Ali’yi.” O da, orada yine Hz. Ali (a.s) kastedilir, inşaAllah.
Evet, ne anlatayım Oktar?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Dünyanın ömrünün uzamasının Mehdi (a.s.) vesilesiyle olduğunun hadisi var Peygamberimiz (s.a.v.)’in.
“Ebu Davud’un rivayet ettiği hadis-i şerifte, Allah’ın Resulü (s.a.v.): "Dünya tek bir gün kalsa bile Allah Teala muhakkak o günü uzatır ve yüce Allah o günde benim neslimden yahut da Ehl-i Beyti'mden adı adıma, babasının adı da babamın adına uygun olan (yani Abdullah oğlu Muhamed olan) kemal sahibi bir kimseyi gönderir" buyurmuştur.” Tirmizi, Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani bak, orada şerh yapılmış, görüyor musun? Hadisin ilavesi o, işte Peygamber (s.a.v.) onu diyebilirdi, dememiştir. Yani “Abdullah oğlu Muhammed” dememiştir. Adı adıma uygun, denk, müsavidir demiştir. Orada bir sır var. Bunun Ahir zaman’da ortaya çıkacağını biliyordu Peygamberimiz. (s.a.v.). O da Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir mucizesidir. Onu dün de açıklamıştım, anlatayım mı yine?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hz. Ali (a.s.) kasidesinde açıkça bildiriyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
OKTAR BABUNA:Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyadını bildiriyor. Burada sizin söylediğiniz, anlattığınız şekilde Hocam. Bir tek şekilde olabiliyor, o da soyadı şeklinde olabiliyor. Yani “babasının adı, babamın adına, benim adım onun adına denk olması” sadece soyadı uygunluğuyla olabiliyor. Yani başka bir açıklaması olamaz. Öbür türlü zaten söylerdi, “isimlerimden biri” derdi. Ahmed, Muhammed, Mustafa, Mahmut isimleri var. Onlardan olmadığı anlaşılıyor zaten. Sadece soyadı ile olabiliyor bu. Peygamberimiz (s.a.v.)’in de bir soyadı var. Ben-i Adnan neslinden geliyor, inşaAllah. Adnan’a kadar gidiyor ve bütün dedelerinin hepsinin aynı şekilde Ben-i Adnan soyu. Hz. Ali (a.s.) de kasidesinde; “Mustafa Adnan Peygamber” diyor, soyadı olduğunu söylüyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Soyadı dediğinde ilk bilinen bir soyad vardır, oradan silsile olarak gelir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyunu sorduğumuzda Adnani’dir, bütün herkes bilir. İkinci bir açıklaması yoktur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in adı Muhammed yahut Ahmed, Mahmut, Mustafa ama soyadı sorulduğunda Adnan’dır. Hz. Ali (a.s.) de kullanmış o soyadı, ama yaygın olarak Ahir zaman’da kullanılıyor. Ahir zaman, bizim zamanımızda kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlı döneminde de yok, şu an yoğun olarak kullanılmaya başlandı, değil mi? Örnek vermiştim mesela bak biz Demirel’e, Cumhurbaşkanı Demirel’e Süleyman demiyoruz. Sayın Süleyman desek kimse tanımaz. Demirel deyince herkes tanıyor. Hanımına ne diyoruz? Sayın Demirel, Bayan Demirel diyoruz. Babasına ne diyoruz? Sayın Demirel diyoruz. Kardeşlerine ne diyoruz? Yine Demirel diyoruz. Çünkü soyadı ile anılıyor, ismiyle anılmıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kastettiği de budur. Ahir zaman’da insanlar soyadı ile anılacak. Buna da işaret etmiş oluyor. Bir mucize de budur, inşaAllah. Dolayısıyla bunun anlaşılmayacak bir yönü yok.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, Hz. Ali (a.s.)’nin o bölümünü okuyayım mı Hocam, kasidesinin?
ADNAN OKTAR:Oku, evet.
OKTAR BABUNA:“Bundan dolayı iki isim sahibi oldu” diyor Hz. Ali (a.s.). “Bir de künye ki daha önce hiç duymamıştım, Ebu Turab ki bu bana künyeyi vermişti, ‘Hadi olan Mustafa Adnan Peygamber’.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. “Mustafa Adnan Peygamber.” Evet, Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitabı, maşaAllah.
Cübbeli; “hiç kullanmamışlar ki,” böyle ilginç bir ses tonuyla söylüyordu, “böyle Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında.” Buyurun, Hz. Ali (a.s.)’nin. Hz. Ali (a.s.) söylüyor, inşaAllah. Evet, ne anlatayım başka Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Üstad bir saatte yedi kitap tashih ediyormuş Hocam. Onunla ilgili bir haber var, maşaAllah. Çok iyi tanıyanlardan, “tashihatın sık olduğu zamanda bir gün Üstad’ın yanına gitmiştim” diyor. Bunu söyleyen de Abdullah Gayretlioğlu, son şahitlerden. “Tashihatın sık olduğu zamanda, bir gün Üstad’ın yanına gitmiştim. Bana hitaben, "Kardaşım Abdullah, ben bir saatte kaç risale tashih edebilirdim?" demişti. Düşündüm ve hemen cevap verdim. "Üstadım, ben ancak bir tane yapabilirim" demiştim. Üstad elindeki risaleyi göstererek; "kardaşım, bu bir saatte tashih ettiğim yedinci kitaptır" diye buyurmuştu. Ben hayretler içinde kalmıştım.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bir de orada bir haber var. Ne diyor?
OKTAR BABUNA:“Nur cemaatlerinin referandum kararı”
ADNAN OKTAR:Nedir? Bak bakayım. Merak ettim, bir öğreneyim bakayım. Hocalarımız ne diyorlar?
OKTAR BABUNA:“Nur cemaatleri referanduma ‘evet’ diyecek. Risale-i Nur cemaatlerinin referanduma neden ‘evet’ dediklerine dair çeşitli açıklamaları” diyor.
ADNAN OKTAR:Hepsi, ‘evet’ diyorlarmış.
OKTAR BABUNA:Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Tamam. Gözlüklü bir bey var, ne diyor? Ben anlamadım, oku bakayım.
OKTAR BABUNA:“Yargıdaki kast sistemi sona erecek. Avrupa’da Anayasa Hukukunun otoritesi kabul edilen Venedik Komisyonu Başkanı Gianni Buquicchio’dan Anayasa paketine önemli destek geldi. Türkiye’deki yüksek yargıda kast sistemi olduğunu belirten Buquicchio "evet çıkarsa, bu tekel son bulacak" dedi. Referandum da hayır çıkması halinde Türkiye için kötü bir anı olacağını belirten Buquicchio Yüksek Yargıya yönelik sert eleştiriler yöneltti. Yüksek Yargı’da kast var diyen Venedik Komisyonu Başkanı Yargıtay ve Danıştay’ın, Hakimler ve HSYK üyelerin ataması ve HSYK’nın da Yüksek Yargı mensuplarınca seçmesini Avrupa standartları açısından kabul edilemez olduğunu vurguladı.”
ADNAN OKTAR:Kardeşim, davası olmayan, mahkemesi olmayan, olayların içinde olmayan hakikaten yargıdaki gariplikleri, eksiklikleri ve bazı faciaları pek bilmezler. Yani işin içinde olanlar bilir. Yargının içinde olan herkes yargıdaki akıl almaz olayları çok iyi bilirler. Özellikle de Yargıtay’daki olayları, yani herkes bilir. Ama dile getirip söyleyemiyorlar, söylenemiyor. Yani akıl almaz bir sistem var, akıl almaz bir sistem var. Bunun gerçekten düzenlenmesi gerekiyor. Hangi parti gelirse gelsin fark etmez. Mesela CHP iktidara gelsin, inşaAllah gelsin, isterim. Bu sistemi daha da mükemmelleştirmesi lazım yani şu hükümetin yaptığı bu düzenlemenin daha da gelişmişini yapması gerekir. Yani bu zaten yapılması gerekiyor.
Bu çok hayati. Yani zaten bunu, hangi parti olursa olsun bunu yapması gerekiyor bir, bu düzenlemeyi. Ayrıca bunun üzerine yeniden daha kapsamlı bir düzenleme gerekiyor. Çok modern yeni bir anayasaya ihtiyacımız var bizim. Yani daha güzelleştirilsin. Güzel, daha güzel hale getirilsin, daha iyi hale getirilsin. Anlaşıldı mı? Yüksek yargıdaki insanlara gidin sohbet yapın, özel sohbet yapın, hepsi anlatırlar, herkes biliyor. Yani çok garip olaylar var ve eksiklikler var. Yargıtay’a gelen dosyaların yarıdan çoğu bozuluyor zaten. Yargıtay da kendi içinde yarıdan çoğunu, kendi içindeki hükümlerin yarısını bozuyor. Hayır, güzel, bir şey dediğimiz yok da. Ama diyorlar ki şimdi, “ya AKP iktidarda sürekli kalırsa?” Kardeşim, biz annemizden AKP ile beraber doğmadık, mecbur değiliz, Allah Allah. Yeni ortaya çıkmış bir parti AKP. Yani biraz ANAP’lılar, biraz Doğru Yol Partisi, Saadet Partisi, biraz MHP’den karışım bir parti. Yani o kadar gözde büyütülecek büyük bir olay yok ki kardeşim. Birçok partimiz var. CHP’yi de getirebiliriz, MHP’yi de iktidara getirebiliriz, Saadet Partisi de gelebilir. Hepsi vatanın evlatları, paniğe gerek yok. Yani bu çok akla uygun bir şey değil. Ama bunu, bu düzenlemeyi, her partinin en az bu düzeyde yapması gerekiyor zaten. Yani bir parti dese ki, “ben geleceğim fakat yargıda düzenleme yapmayacağım, yani Türkiye’yi demokrasi yönünde geliştirmeyeceğim, demokrasinin zeminine bir dur diyeceğim” diyorsa, o partiyi Allah iktidara getirmesin, ben istemem. Ben istemiyorum inşaAllah. Biz aydınlık istiyoruz, ferahlık, rahatlık istiyoruz. Baskı insanı felç eder. Ben mahkemeye gittiğimde gönlüm çok rahat olsun, Yargıtay’a benim dosyam gittiğinde gönlümüz çok çok daha rahat olsun. Rahat ama daha iyi olmasını istiyoruz biz, olay bu. Tabii ki Türkiye’nin biz daha modernleşmesini, daha güzel olmasını istiyoruz. Bir de bizim milletimiz zaten aydın bir millet, yani bu paniğe ne gerek var? Dağ taş modern insanlarla dolu, bayağı aklı başında. Ben kiminle konuşsam yani %99,99’u çok akıllı bizim milletimiz. Bayağı uyanıklar yani, çok keskin bir zekaya sahipler. Öyle aldanacak, kandırılacak falan, yönlendirilecek bakma hepsi keratalar, cin gibiler maşaAllah. Süper uyanıklar, nasıl kandıracaksın? Mümkün mü seni kandırmak?
SUNUCU 2:Zor.
ADNAN OKTAR:Zor tabii. Nasıl olsun? Yani o geçmiş o. Yani belki 1900’lerde falan olsa bir ihtimal, 1800’lerde falan; halk az okuyor, internet yok, televizyon yok, radyo yok, hakikaten yönlendirebilirsin. Yani yamuk yumuk bir şey gördüğünde bizim milletimiz aslan kesilir, öyle bir şey olmaz. Ne alaka? Ha cahiliz, ses çıkartmayız. Bizim milletimiz öyle, sessiz sakin durur. Dedim ya, Mesut Yılmaz’a mesela öyle oldu. O havalarda uçuyordu böyle 1999’da, bize operasyon yapıldığında. Hükümetteydi. Tantan’ı da İçişleri Bakanlığı’na getirdi. Sonra da dedi ki Tantan’a; “kendini Mehdi (a.s.) zannedenler var” dedi. Kardeşim niye getiriyorsun o zaman İçişleri Bakanlığı’na onu? Madem öyle değişik görüyorsun onu. Yani Tantan kendi başına apayrı bir kafaya girmişti, mantığa girmişti, uçuyordu adeta üslupta. Bak milletimiz dersini verdi. Siyasete girdi, sıfır virgül sıfır sıfır, bilmem kaç.
OKTAR BABUNA:O da kendine verdiği oydur. Kendi kendine vermiştir.
ADNAN OKTAR:İşte bak millet böyle cevap verir. Bak Mesut Yılmaz gitti meclise, tek başına gitti oturdu garip garip böyle. İnsan acıyor yani. Yani partisi dağıldı, o anlamda diyorum. Tamamen dağıldı partisi. Hiç kimse yanında olmadı. Bak şu anda da yalnız bir insan. Ne adı duyuluyor, ne sanı duyuluyor. O zamanlar kükrüyordu. Demek ki gerektiğini yapıyor milletimiz, bu paniğe ne gerek var? Biz tedirgin olduk mu? Mesut Yılmaz döneminde bize akıl almaz baskı vardı, akıl almaz baskı vardı. Kokain komplosu o zaman yapıldı bize, kokain komplosu o zaman yapıldı. Diğer olaylar da o devre geliyor. Biz rahatsız olduk mu? Bekledik seçim gününü, gittik oyumuzu başka partiye verdik. Bu kadar. Tak indiler aşağıya. İnşaAllah.
Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Mehmet Öz’ün itirafta bulunduğunu belirten bir gazete haberi var. “Hasta olmanın ne olduğunu anladım” diyor.
ADNAN OKTAR:Hah, hah, maşaAllah iyi. Bu artistik duruşa ne gerek var? Bu çok klasik, şimdi olmadı ki Mehmet Hocam Allah aşkına. Böyle özenti gibi şeylere ne gerek var? Doğal, tabi olmak var. Şimdi bu bizim işte, şu senin beyaz tavşan var ya, o da çok meraklı. Gitmiş bir yere, İngiltere’de mi nerde gitmiş bir yere, gitmiş elektrik direğine falan dayanmış bu, ayağının tekini dikmiş böyle yukarıdan aşağıya tarz yapıyor.
OKTAR BABUNA:Amerika’da.
ADNAN OKTAR:Filinta takılıyor böyle, 17 yaşında falan takılıyor, inşaAllah.
Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hollanda ordusu Müslüman askerlere iftar vermiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Helal olsun, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Hollanda Savunma Bakanlığı, Müslüman askerleri için iftar verdi. Geleneksel hale gelen ve bu yıl beşincisi gerçekleştirilen iftara, Kraliyet Donanması ev sahipliği etti” diyor. MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne oldu? Yani ne kayıpları olur? Keşke insanlar daha çok okusa, daha kültürlü olsa, böyle milletin birbirine tahammülü daha çok olsa, her fikre açık olsak, bu ne oluyor böyle, fikirden korkma falan? Bak adamlar diyor ki; “referanduma ‘evet’ tabii ki güzel, tabii ki gerekir, ama bizim milletimiz kaldırmaz bunu” diyor. “Kültür düzeyi yeterli değil” diyor. “Demokrasiye yaklaşmaları öyle pek makul bir şey değil, hazmedemezler. Onun için ‘hayır’ dememiz gerekiyor” diyor. Allah Allah, nasıl bakış açısı bu? Benim milletim işte burada bak; son derece uyanık, son derece kaliteli, aklı başında insanlar. Gidelim İstanbul’un herhangi bir semtinde, her yerde gayet uyanık insanlar. Anadolu’ya git, dağdaki çobanla gidip konuşalım, son derece arif, derin düşünen, makul, mantıklı bir insandır. Bize bu aklı verenlere bakıyoruz, otelde toplantı yapıyor hazret, gördüm yani, cama bindiriyor. “Amca cam burada, dikkat et şuradan geç falan,” kolundan tutup. Otelin camı gıcır gıcır böyle, temiz, fark edemiyor, Türkiye’ye akıl vermeye gidiyor oraya, toplantıya. Akıldaneler toplantısı. Kolundan tutup götürüyorlar yani. Önce düz yolunda yürümeyi öğren sen, ondan sonra millete akıl ver. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hillary Clinton; “Kuran yakmak saygısızca ve utanç verici” demiş. Bu 11 Eylül günündeki bir rahip Hocam ki daha sonra sapık olduğu ortaya çıkmıştı, cinsi sapık olduğu, Kuran yakmaktan bahsediyordu haşa. “Bu eylemden bahsetmesi için baskılarını arttırıyor” diyor.
ADNAN OKTAR:Bak bir haber daha; “Erbakan Hocamız Milli Gazete ile buluştu” diyor. Hele şükür. Kardeşim biz günlerden beri, Allah’ın hikmeti, hayret mesela buna seviniyorum şu an. Milli Gazete deyince Erbakan Hocam aklıma gelirdi. Kuran o, destekleyen o, şevki veren o, oradaki mantığı geliştiren o. “54. Hükümetin Başbakanı Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan iftarda Milli Gazete yazarlarıyla buluştu.” Her zaman buluşsun, Hocamızı şefkatle bağırlarına bassınlar. Bu hemen telafi edilsin. Allah’a şükür ki söz dinliyorlar yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Ayrıca haberde şöyle bir ek var inşaAllah, Erbakan’la ilgili olarak; “Eski Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Özkafa sözlerini şöyle sürdürdü” diyor. “Bu hareketi Hocamız yedi düvelin karşı çıkışlarına aldırmadan, imanla ve inançla, azimle, 1969 yılında Konya’dan başlatmıştır. Hocamıza Allah’ın izniyle tam sadakate ve bağlılığa devam edeceğiz. Eninde sonunda Hocamızın öncülüğünde hedefimize varacağız” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:EvelAllah. Bak ağzından nur akıyor, çok güzel. Bu saygıya, nezakete uygun. Hocamız bir ülkü insanıdır, bir dava adamıdır, yerden göğe kadar saygılıyız. Türkeş de öyleydi. İnönü de; eksikleri, kusurları var ayrı mesele ama o da dava adamıdır, inşaAllah.
Bir ara verelim mi?
SUNUCU:Programımıza kısa bir ara veriyoruz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anlatalım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Almanya’da profesyonel boksör iken, Müslüman olan Pierre Vogel isimli bir kardeşimiz var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Sen de şimdi Pierre Vogel deyince, dünyada matematik üzerine böyle doktora tezi yapmış falan. Normal Müslüman bir kardeşimiz. Birçok kardeşimiz var, onun da herhalde anladığım kadarıyla Allah nerede gibi bir şeyi var, onun düşüncesi var. Tamam, anlat. Güzelce anlat.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Allah’ın her yerde olduğunu bildiren Kuran ayetleri var Hocam, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Doğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir.” Bu ayette Hocam, her döndüğümüz yerin Allah’ın yüzü olduğu, yani nereye dönsek, burada tabii yön ve mekansızlık kavramında, Allah mekandan ve zamandan münezzehtir, inşaAllah. Demek ki Allah’ın her yerde olduğu bu ayetten anlaşılıyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak, özetle adamlar diyor ki, arkadaşlarımız; Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında bir çoban kız elini yukarıya açarak “Allah gökte” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de “doğru söyledin” diyor. Özetle bu, yani asıl kaynakları bu. Tamam, doğru söyledi elini yukarı kaldırıp, gökte tamam, Allah gökte. Peki, onun bulunduğu yerin karşısına, mesela Kuzey Kutbu’na gitse, Güney Kutbu’na gitse, Ekvator’a gitse, Peygamber (s.a.v.) aynı şekilde birisiyle karşılaştığında, sorduğunda ne diyecek? “Gökte” diyecek “Allah.” Venüs’te, Merih’te, diğer gezegenlerdeki bir canlı, bir Melek veyahut bin cin, “Allah nerede?” desen, “gökte” diyecek. Venüs’ün kuzeyinde, güneyinde, doğusunda, batısında, her yerde aynı şekilde “gökte” diyecek. O zaman her yerde olmuş oluyor Allah. Bunu akledemedikleri için olay açmaza giriyor onlarda. Onlar zannediyor ki, gök deyince bir tane gök var. O genç kızın bulunduğu yerdeki gök var zannediyorlar. Gökte, yerde de var Allah. Peki Allah gökte, yere niye Allah hakim olamıyor? Göğe hakim olmasını kabul ediyorsun, yere hakim olmasını niye kabul etmiyorsun? Yerde olmasını niye kabul etmiyorsun? Yerde olmasından niye rahatsız oluyorsun? “Şu an Allah burada var mı? diyorsun, “burada yok Allah” diyor. “Nerede?” diyorsun, “gökte” diyor. Niye burada olmasın ki? Allah diyor; “Ben size şah damarınızdan daha yakınım” diyor, ayet var. Şahdamarı ne demek? Bizim içimizde. “Ben size ondan daha yakınım” diyor. Ama nasıl? Zamansız ve mekansız olarak. Onlar zamanlı ve mekanlı olarak olduğunu zannediyorlar. Allah zaman ve mekandan münezzeh zaten, nasıl olsun ki zaten? Zamansız ve mekansız olarak Allah bize bizden daha yakındır.
OKTAR BABUNA:Evet, tam söylediğiniz canlandırma Hocam işte. Herhangi bir gezegende, dünyada, her yerde duran, her noktada duran insanın baktığı farklı bir yön vardır. Dolayısıyla ellerini kaldırdığında da inşaAllah, bakacağı farklı bir yön olacaktır dediğiniz gibi. O zaman her yönde, her yerde olmuş oluyor Allah, inşaAllah, çok açık bir şekilde.
ADNAN OKTAR:Bunu akledemiyorlar. Bir tane böyle zenciyle beyaz karışımı bir kardeşimiz vardı. Benim aleyhimde muazzam konuşuyor işte; “kafir oldu, dinden çıktı, bunu dedi.” “Allah her yerde” dediğim için. Sonra anladı, “çok özür diliyorum, Allah affetsin” dedi. Bir de video yayınlamış, “ben hata yaptım” diye. Kardeşim bu kadar anlaşılmayacak bir konu mu bu? Yani Allah’ın, mesela Allah şu an burada, bundan niye rahatsız oluyorsun sen? Niye olmamasını istiyorsun Allah’ın burada? “Ben buradayım ama Allah olamaz” diyor. Olur mu böyle şey? Sen kendini ilahlaştırıyorsun. Sen gölge varlıksın, Allah mutlak varlıktır. Ve Allah zamansız ve mekansız olarak her yerdedir. Olmadığı hiçbir yer yoktur Allah’ın. Zamansız ve mekansız olarak. Ve bütün atomların içinde, mesela farz edelim bir yemekten çıkan, yemek kaynarken içinden çıkan bir buhar düşünelim. Onun içerisinde katrilyonlarca atom var. Atomların içinde elektronlar, nötronlar, protonlar var. O elektronların hepsi bir alem. Yani Samanyolu gibi bir galaksi sistemi. Allah orada da var. Her yerde var. “Allah’ın büyüklüğünü hakkıyla takdir edemediler” diyor Allah. Yani bu Samanyolu’ndan, şu evrenden dışarıya çıkamıyorlar. Allah böyle sonsuz evren yaratıyor, sonsuz. Sonsuz büyüktür Allah. Mesela “atom” diyor, atom deyince onu alelade bir şey zannediyor. Mesela temiz ve kirli de Allah’ın yaratmasına göre olur. Mesela bize, mesela ne bileyim bir baldıran otu kötü kokar, ama bir başkasına tertemiz kokar o. İzafidir. Mesela Cehennem bir kısım insanlar için müthiş sıcaktır ve çok rahatsız edicidir, bir kısmı Cehennemde donar, üşür. Cehennem’in öyle bir yönü de vardır, soğuk yönü de vardır. Adam donuyor Cehennem’de. Allah’ın vereceği hisle alakalıdır. Mesela güneş bir insana dondurucu etki yapabilir, bir varlığa. Güneşe yanaştıkça daha da donar, daha da üşür. Ama kimini de yakıyor. O algıyla alakası olan bir şeydir. Yani algıyı esas alıyor bu arkadaşlar, kendilerini esas alıyorlar. Halbuki Allah’ı esas almaları lazım. Allah’ın aklını esas almıyorlar, kendi akıllarını esas aldıkları için açmaza giriyorlar. Mesela biz suyu çok güzel görüyoruz, çok hoş bir nimet. Bir başkası için su asit etkisi yapar, feci şekilde canını yakar. Suyu gördüğüne kaçacak delik arar. Acayip ızdırap duyar. İzafidir bu, tamamen algıya bağlı olan bir şeydir. Kendini esas yapmaktan çıkartmaları gerekiyor, Allah’ı esas yapmaları lazım. Bir şey değerlendirirken Allah’a göre değerlendirmek gerekir, kendine göre değil. İnşaAllah. Yine anlamazlarsa, yine anlatırız.
OKTAR BABUNA:Kuran’da çok net, siz gerçi anlatmıştınız, ilgili bölümleri okuyorum, inşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır.” (Bakara Suresi, 115)
“O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.” (Bakara Suresi, 255)
ADNAN OKTAR:“Bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.” Kaplamak ne demek? Ve kuşatmıştır. Yani olmadık hiçbir yer yok. Mesela bu kitap sayfasının araları, üstü; şimdi burada Allah yok mu? Her yerde vardır Allah. Ama zamansız ve mekansız olarak. Adam zamanlı ve mekanlı olarak anladığı için, anlamıyor. Kendisini esas alıyor, kendisini esas almayacak, Allah’ı esas alacak.
OKTAR BABUNA:“Biz sana: "Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır" demiştik.” (İsra Suresi, 60)
“Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır.” (Meryem Suresi, 94)
“Ama gerçekten Allah onları kuşatmıştır.” (Fetih Suresi, 21)
“Onları arkalarından sarıp kuşatmıştır.” (Büruc Suresi, 20)
“Biz ona şahdamarından daha yakınız.” (Kaf Suresi, 16)
ADNAN OKTAR:Sarıp-kuşatma ne demektir? Hücrelerine kadar, atomlarına kadar. Hangi atom Allah’tan izin almaksızın bir şey yapabilsin? Bak diyor ki; “Biz dilemedikçe, siz dileyemezsiniz” diyor Allah. “Önce Ben dileyeceğim” diyor Allah, “sonra siz yapacaksınız.” Ve bunu ne kadar zamanda yapmış? Sonsuz kısa zaman içerisinde yapmış, sosuz kısa zaman. Bak sonsuz önceyi ve sonsuz sonrayı, sonsuz kısa zaman içerisinde yapmış, bitirmiş. “Hepsi” diyor Allah, “bir ana kitapta yazılıdır.” Tamamı. Olmuş bitmiş. İllaki kendilerine bir ilahlık vermek istekleri var, bir de Allah’ın dünyada olmasını istemiyorlar. Gökte olmasını istiyorlar Allah’ın. Gökte de belirli bir noktada, belirli bir yerde olmasını istiyorlar. O Zeus mudur, nedir var ya? Putperestlerin bir inancı vardı, yaptıkları sahte bir tanrı var, onun gibi görmek istiyorlar. Böyle değildir Allah. Allah’ın olmadığı hiçbir yer yoktur. Her yeri kaplamıştır; bütün güç, kudret O’nundur. Ama bakın en hayati nokta bu, bunu sürekli unutuyorlar, zamansız ve mekansız olarak. “Ben bunu kavrayamıyorum” diyor. Kavrayamazsın kardeşim, kafan zaten ne kadar yani. Bir de onun görüntü olarak olduğunu da düşünürse, Allah’ın istediği kadarını kavrayabilir. Allah bizim düşünmemizi emreder, düşüneceğimiz bir bilgiyi verir, biz o kadar düşünebiliriz. Onun ne gerisine, ne ilerisine gidemeyiz. Yani insanın ruhunda ilah olma isteği vardır. Biraz oradan kaynaklanıyor. Şeytani bir duygudur, Müslüman ona karşı mücadele eder, şirke girmez. Orada iradelerini kullanamayıp, mutlaka oraya bir giriyorlar. Mesela cüzi irade istiyor. Mutlaka Allah’tan ayrı bir irade istiyor. Kendisi ilah olmak istiyor. Ama küçük de olsa bir ilahlık istiyor. Senin cüzi iraden de, külli iraden de hepsi Allah’ın iradesinde ve kader içerisinde olup bitmiştir. Tamamı olup-bitmiştir. Ama yine anlamazlarsa detaylandırırız, inşaAllah. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Thomas İncili’nden ifadeler var. Thomas İncili, 3. yüzyıldan kalma bir İncil. Burada hatta fotoğrafları da var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Orijinali değil mi bu? 3. yüzyıl, Peygamberimiz (s.a.v.)’den yüzyıllar önce.
OKTAR BABUNA:“Milattan sonra 2. ve 3. yüzyıllarda tarihlenen bu İncil 1945’te Mısır’da bulunuyor. “Yeni Ahit’teki dört İncil’den farklı olarak Thomas İncil’i hikaye üslubuyla yazılmamış, Hz. İsa (a.s.)’nın sözlerinin bir derlemesi.” Şöyle ifadeler var Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Thomas İncil’i, 59; “İsa dedi ki: “Yaşadıkça Hayy olan, diri olana bakınız. Ama onu görmeye çalışmayınız, göremezsiniz. Gözler O’nu kavrayamaz, O tüm gözleri kavrar” diye, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak Kuran ayetinin aynısı. Kuran ayeti, aynısı ile orijinal değişmedi mi böyle oluyor. Değişti mi de bambaşka bir şey oluyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah. Bir ifade daha var. Şimdi söylediğinize tam paralellik arz ediyor Hocam, maşaAllah.
“İsa dedi ki: Eğer size rehberlik edenler, size derse: "Bakın Tanrı’nın krallığı göklerdedir, o zaman göğün kuşları sizden önce oraya giderlerdi; eğer size derlerse: Tanrı’nın krallığı denizlerdedir, o zaman balıklar sizden önce oraya giderlerdi. Ama Tanrı’nın krallığı sizin içinizdedir ve çevrenizdedir."” MaşaAllah, tam söylediniz Hocam, şimdi.
ADNAN OKTAR:Bak aynısı, Kuran ile tam mutabık. Zamansız ve mekansız olarak evet. Bir daha oku, Hıristiyan kardeşlerimiz de dinliyor, onlara da faydası olur.
OKTAR BABUNA:Thomas İncili, 3; “İsa dedi ki: Eğer size rehberlik edenler, size derse: "Bakın Tanrı’nın krallığı göklerdedir, o zaman göğün kuşları sizden önce oraya giderlerdi; eğer size derlerse: Tanrı’nın krallığı denizlerdedir, o zaman balıklar sizden önce oraya giderlerdi. Ama Tanrı’nın krallığı sizin içinizdedir ve çevrenizdedir."”
ADNAN OKTAR: Yani “"Allah göklerde" derse, kuşlar ona daha yakın” diyor, değil mi? “"Denizdedir" derse, balıklar ona daha yakın” diyor, evet.
OKTAR BABUNA: “Ama Tanrı’nın krallığı her yerdedir. Sizin içinizdedir ve çevrenizdedir.”
ADNAN OKTAR: İşte o kadar, inşaAllah. Bundan rahatsız olacak bir şey nasıl buluyorlar, ben bunu anlamıyorum.
OKTAR BABUNA:Atlas’ın Fransa’daki etkileri, inşaAllah.
-VTR-
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Fransa’da çıkan binlerce haberden çok az bir bölümü bu. Ne dedim? Koydum mu oturturum dedim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Tek harekette bitirdiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Önce Fransa’yı neden hedefledim? Çünkü Marksizmin, komünist düşüncenin, ateist düşüncenin Avrupa’daki kalesi. En güçlü yer orasıydı. “Havadan felaket yağıyor” diyor, B-52 bombardımanı gibi böyle, Fransız gazeteleri bak; “gökten felaket yağıyor” diyor. “Bir gecede Fransa yerle bir oldu” diyor. Bu çok güzel, “deprem etkisi yaptı” diye yazmıştı, çok güzel, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Atom bombası”, deprem etkisi gibi.
ADNAN OKTAR:“Atom bombası etkisi yaptı” diyor. Yani şok olmuşlar, yani müsaade etsinler de yapalım yani. Müsaade etmeseler de yaparız, inşaAllah. Bundan sonra insanlar doğru konuşacaklar. Şu an Fransa’da insanların % 75’i Darwinizme inanmıyor. %75’i. Eskiden yaratılışa inananlar parmakla sayılıyordu Fransa’da. Yaratılışa inananlar. Herkes Darwinistti Fransa’da.
OKTAR BABUNA:“Okullarda kimseyi ikna edemiyoruz artık” diyorlar.
ADNAN OKTAR:Çocuklar Hocalar anlatırken böyle şefkatle bakıyorlarmış, “böyle gözlerinin içi gülüyor biz anlatırken” diyor. Çocuklar alay ediyorlarmış böyle Hocalarla. Yani hiçbir şey demiyormuş çocuk, sadece gözlerinin içine bakıp gülüyormuş böyle, anlat anlat hadi dinleyelim gibisinden. Nasıl inansın çocuk? Proteinler tesadüfen meydana gelemiyor, kendileri de kabul ediyor. O ara fosil dedikleri nesneye bir tanesine rastlayamamışlar. Üç yüz elli milyon adet ve üzerinde yaratılışı ispat eden fosil var. Konu bitmiş, konu bitmiş. Bunlar tepmez, devrilmez imparatorluk olduğunu zannediyorlardı, Muhammed Ali vardı ya boksör Fayzer mi ne, birisine koydu mu oturtmuştu böyle, biz de öyle yaptık yani. Tabii ben boksu beğenmiyorum ben yani öyle şeyden hoşlanmam, öyle bir spora da karşıyım da hani benzetme olarak söylüyorum.
“Selamun aleyküm Hocam. Ben İsviçre’den Mehmet Ali Kara. Sizi dört yıldır beğenerek takip ediyorum. Benim sorum Erbakan Hoca’yı biz de çok seviyoruz.” İsviçre’den benim çok sevdiğim bir kardeşim var, tahmin ediyorum o yazıyor. “Erbakan Hoca’yı biz de seviyoruz. Erbakan Hoca’nın basına verdiği demeçlerinden birine de ben şahit oldum, diyor ki; "AK Parti’ye oy verenler, Cehenneme bilet almıştır."”Der mi canım Erbakan Hocam? İnsaf yani, böyle Allah aşkına yapmayın. Erbakan dünya tatlısıdır, Erbakan Hocamız. “Milli görüşe oy verenler Cennete bilet almıştır.” Yani bunu da demez. Neden? “Allah rızası için iyi olur” der, “vatana, millete faydalı olur, hayırlı olur” der. Böyle bir şey demez Hocamız. “Onun gibi bilgin birisinin böyle bir demeç vermesini anlayamadım.” Demediği için biz de zaten buna cevap vermemize gerek yok. Hocamız öyle bir şey demez. “Siz açıklayabilir misiniz? Ayrıca Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan çok saygıdeğer bir insandır.” Şimdi insaf yani, ben övüyorum gece-gündüz, anlatıyorum güzel yönlerini, değil mi? “Anadolu insanıdır” diyorum, “tertemiz insandır” diyorum. “Mazlum insandır” diyorum. Ama insan yani; eğer bir hatası olsa, yanlışı olsa uyarırız. Israr ederse de oyumuzu başka partiye verir, indiririz. O kadar. “Hayırlı akşamlar şimdiden Ramazan Bayramız mübarek olsun.” Bütün milletimizin Ramazan Bayramı mübarek olsun. Allah tekrarına erdirsin.
Güneydoğu’daki kardeşlerimiz canlarım benim, o Kürt kardeşlerim, onların hepsini çok seviyorum. İnşaAllah kurtuluş vakti geliyor. Çok hoşlarına gidecek. Selahattin Eyyubi’nin zamanı gibi, Hz. Süleyman (a.s.) zamanı gibi, Zülkarneyn zamanı gibi olacak. Çok mutlu olacaklar, onlar benim çok değerli kardeşlerim. Onlara ayrıca böyle mesaj verdiğimde hoşuma gidiyor, İnşaAllah. MaşaAllah.
“Merhabalar Sayın Hocam. Son günlerde medyada ve belli çevrelerde CHP’nin hazırlattığı referandum afişlerinde Müslüman kadınları rahibeye benzetilmesi skandal olarak yer aldı.” Canım bir kişi yanlışlık yapabilir, hata yapar. CHP’liler saygılıdır başörtüsüne. Başörtülü hanımlar da bizim kardeşimiz, canlarımız; başörtüsüzler de benim canlarım, kardeşlerim. Hepsi birdir benim için. Hepsi benim ruhum, hepsi değerli insanlar, tertemiz kardeşlerimiz. Yani onu oturup tek tek söylemeye gerek yok. Ayrıca rahibe, onlar da çok güzel insanlar, ne var yani? Bayağı hoş insanlar, görünüşleri de çok hoş. Yani neden böyle bir üslup olsun ki? Yani iftihar ederim, onlar da bizim kardeşimiz. Bıraksınlar bunları, bunlardan bir şey çıkmaz. Ama Kılıçdaroğlu kardeşimiz, daha halim selimdi o üslubu güzeldi o daha önceki. Yani eski üslubu iyi, inşaAllah.
Evet, başka ne anlatalım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu yurtdışındaki etkilerle ilgili bazı haberler var, biraz okuyayım mı Hocam? Kısa bir bölüm.
ADNAN OKTAR:Oku, oku.
OKTAR BABUNA:Belçika’da yayınlanan De Morgen gazetesi; “on kişiden sekizinin Evrim Teorisi’nin tamamen bir saçmalık olduğunu düşündüğünü” yazmış Hocam, maşaAllah. Danimarka’da Extra Bladet gazetesinin internet sitesinin yer verdiği ankette; “"insanların maymundan geldiğini düşünüyor musunuz?"sorusuna Danimarka halkının yüzde seksen sekizi hayır cevabını verdi. İsviçre dergisinde yer alan haberde ise İsviçre halkının okullarda yaratılışın da okutulmasını istediği de bildirildi. İngiltere de öğretmenler arasında yapılan anketler, öğretmenlerin okullarda yaratılışın da okutulması gerektiğini ortaya koydu. Bu durum The Guardian, The Independent gibi ünlü İngiliz gazetelerinde geniş yer buldu.” Hocam, maşaAllah, bu hep sizin vesileniz ile oldu, bunlar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, on binlerce haber çıktı, elhamdülillah, maşaAllah. Hiç tahmin etmiyorduk böyle bir şey olacağını, yani tepmez devrilmez bir imparatorluk olduklarını zannediyorlardı. Böyle yanlış düşünceler, hatalı düşünceler çok kolay yıkılabilecek düşüncelerdir, sadece meydanı boş bulmuşlar o kadar. Kimse bunlara ses çıkartmamış şu ana kadar, işte Şaşar Beşer Faruk Beşer gibiler de böyle çok muazzam ilmi açıklamalarla bunlara karşı koymaya çalışmış, onlar da tabii pestil gibi ezilmişler. Ne diyor?
OKTAR BABUNA:“İnsan maymundan gelmiştir, o halde maymunlar neden insan olmuyor?”
ADNAN OKTAR:“Bakın size bomba gibi açıklama” diyor. “Eğer insanlar maymundan geliyorsa, hali hazırdaki maymunlar da insan olması gerekiyor, neden olmuyor onlar o zaman?” diyor.
Darwinistler güler kardeşim. Değil mi? Böyle mücadele olur mu ? Böyle ilmi mücadele olur mu? Çok kötü, yani çok kötü. Çünkü adamda genel kültür yok. Paleontolojinin ‘p’sini bilmez. Fosil bilimleri ile ilgilenmiyor adam, haberi yok. Genetik bilimini bilmez, mikrobiyolojiyi bilmez, bilmezoğlu bilmez. İnşaAllah Hocayı, onu da bilgilendireceğiz.
Ne anlatalım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Biraz önce Zeus’tan bahsetmiştiniz, onu örnek aldıklarını. Siz daha iyi bilirsiniz, ona işaret eden bir ayeti okuyorum Hocam. Şeytan’dan Allah’a sığınırım; “Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?”
ADNAN OKTAR:“Ondan öncekilerin sözleri” değil mi? Aynı yani bir baba var, bir de yarı Tanrı var gibi inançları bak aynı, onlardan aldıkları bir düşünce. “Onları taklit ediyorlar” diyor Allah, inşaAllah. Bu yanlış.
Bu Cübbeli; “bir haham gördüm” demişti. “Cezaevinde benimle arkadaş oldu” falan demişti, yani böyle bir hahama biz rastlayamadık. Böyle birisi yok Türkiye’de. Yani uzun süreden beri araştırıyoruz, cevap verdik, o da cevap vermiyor. Onu bize anlatsın, tamam? O kimmiş o? Böyle bir haham yok. Cezaevine giren bir haham da yok. Haham diyor, başhaham. Yani böyle bir olay olmadığı halde bu olay nereden çıktı? Rüyasında mı gördü, anlamadım bunu.
-VTR- (Cübbeli )
-VTR- (Cübbeli 29 Mart Sansürsüz Programı)
ADNAN OKTAR:Kardeşim, yani ben ne diyeyim buna? Bir kere daha önce ne dediğini unutuyor. “Yanıma getirdiler” diyor. Yahudi başhaham gelmiş yanına, kalmış yanında kalmış. Buna; “seni Eresin Otel’e götüreyim, Amerika’ya götüreyim.” Eresin Otel’de bunu ne yapsın adam, ne konuşacak yani bununla? Amerika’ya götürüp bunu ne yapsın? “Seni Tel Aviv’e götüreyim” diyor. Nedir bunun özelliği de bunu oralara götürsünler adamlar, değil mi? Bir de “"ayetleri okuma" dedi” diyor, İsrail ile ilgili ayetleri. Kuran ayetlerini Müslümanlar gece-gündüz bütün dünyada bir buçuk milyar Müslüman hepsi okuyor zaten. Onun okuyup okumaması neyi değiştirir yani. Hepimiz okumuyor muyuz Kuran ayetlerini?
OKTAR BABUNA:Okuyoruz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Basılıyor da kitaplar zaten. Gece-gündüz televizyonlarda da yayınlanıyor. Herkes okuyor. “Ama sen okumazsan, seni merkez vaazı yapacağım” diyor. Başbakan mı bu adam? Başhaham nasıl yapıyor? Bir insanı Türkiye’de devletin belirli bir kademesine bu başhaham mı getiriyor yani? “"Seni merkez vaazı yapayım" dedi" diyor. Böyle bir adam cezaevine girmedi, böyle bir vaka yok. Başhaham, cezaevine giren böyle bir olay yok. Böyle bir vaka yok. Sonra kendisi de söylüyor zaten, “yalnızdım, yanıma kimse gelmedi” diyor. Rüya mı gördün o zaman, söyle bu nedir bu, neyin nesidir yani?
OKTAR BABUNA:Hocam o Allah-u alem sizi hesaba katmadı, söyledi ama.
ADNAN OKTAR:Yani böyle sükse yapacaktı kendince; yani böyle Yahudilerle uğraşıyor, siyonistlerle uğraşıyor; buna teklifler geliyor, bu reddediyor falan, dava adamıdır. Bak bu kadar cazip teklifler var, para teklifleri var ama davasından dönmüyor ve çok masum bir hareket, Kuran ayetini okuyacak, bu kadar masun bir hareket, Kuran ayetini okuması engelleniyor ve bu korkmuyor bu kadar şeyi tepiyor, kabul etmiyor ve Kuran ayetini okumaya devam ediyor. Yani kendini kahraman göstermek için ama çok çocukça bir yöntem kullanıyor, çok çok çocukça. Daha da olmazsa Michael Jackson gibi maytaplarla çıkıyor, ateşler fışkırarak falan konuşmaya çıkıyor. Kafasına konfetiler serptiriyor. Tahtına oturuyor, portakal sandığı gibi taht yaptırmış kendine böyle, onun üzerine oturuyor. Çocuk gibi. Ama bunu dikkatlice izlemeyenler anlamıyorlar, bir kesim insanlar. Onun için yani dikkatlice izlendiğinde bu çok harika bir vaka aslında, çok çok harika yani, çok hayret verici bir şey. Yani ne böyle bir adam var, zaten kendisi de söylüyor; “böyle bir adam, böyle birisi gelmedi” diyor. Peki bu kadar kapsamlı bir şeyi sen nasıl anlatıyorsun o zaman, bütün milletin gözünün içine baka baka, değil mi? Doğru söylemediysen çık özür dile, değil mi? Ben böyle bir hayali vaka anlattım, dersin. Yoksa söyle ismini; hahambaşı, haham ne zaman gitmiş, kimmiş bu adam? Söyle ismini, görelim bakalım.
‘7000 yıl’ ile de öyle; önce “onunla ilgili hadis yok” dedi. Ben buna tam çözümüm yani böyle, nerede ben havada yakalıyorum bunu. Senin annenler, babanlar falan takım toplanmışlar, bunun evine gitmişler, bunu kafalamışlar. İşte “Adnan Hoca’nın aleyhinde konuşacaksın, işte Mehdi (a.s.)’nin çıkmayacağını söyle, Kıyametin de kopmayacağını söyle, belirli bir süreye kadar götür. Seni Habertürk’e de çıkartacağız” demişler, anladığım kadarıyla. Çünkü o avukat hanım zaten Fatih Altaylı’nın avukatı. Hepsi takım zaten, ekipler inşaAllah. Bununla konuşmuşlar, bunun da aklı yatmış. Seni kahraman yapacağız gibisinden fakat hesap etmediler yani benim kapsamlı cevaplar vereceğimi. Çünkü 7000 yıl ile ilgili hadis var. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sekiz tane hadisi var. Dünyanın son zamanlarını belirleyen bir hadis; “bunun 5600 yılı geçmiştir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hem de İmam-ı Hanbel gibi büyük bir müctehid bildiriyor bunu. 7000 ile 5600’ü çıkarttığımızda 1400 kalıyor. Şu an 1431’deyiz, Hicri 1500’e kadar İslam ahlakının dünyaya hakim olacağı anlaşılıyor burada. Yani başka bir vakitte yok. Bediüzzaman da “1545 gibi Kıyamet kopacak” diyor. Bakın tahkimatta devam ediyor gökte, bu açık yani çocuk olsa görür. Yani Kıyametin an meselesi olduğu, şu an mesela bir göktaşı bombardımanı bir başlasa zaten biter dünya. Göktaşları neyi bekliyor? Allah’ın emrini bekliyorlar. Yani normalde yağmur gibi yağar. Tam dünyanın kenarına gidiyor, duruyorlar. Ama hepsi gelip dünyanın etrafında toparlanıyorlar. Yani başka yıldıza gitmiyor, dünyanın etrafında toparlanıyorlar. Ve milyonlarca yıllık tarih içerisinde ilk defa dünyanın etrafında tahkimat var. Bu harikayı insanların görmemesi için yani basiret gözüyle bakmaması gerekiyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:7000 yıl ile ilgili ben hadisleri okuduktan sonra mecbur oldu kabul etmeye. Önce “yok” dedi, Fatih Altaylı’nın programında. Çünkü o zaman programa çıkmasının anlamı kalmayacak, kabul etmiş olacak. Ama ısrarla ben söyleyince, ezberi de olduğu, Arapça ezberinin de olduğu da ortaya çıktı. Arapçası ile söylüyor, net bilgi ortaya çıktı.
Vtr- (Cübbeli Habertürk)
Vtr- (Lalegül Fm)
ADNAN OKTAR: Bakın, görüyor musunuz? Annen-baban gitmişler bu garibana yanaşıyorlar ve benim hakkımda olumsuz bir faaliyet yapması için bununla konuşuyorlar, yani diyorlar ki; “Mehdi (a.s)’nin gelmeyeceğini, çok uzun süre sonra geleceğini söyle, Kıyametin de çok uzak olduğunu söyle ve bu çocukların da dağılmasını, etrafındaki insanların dağılmasını söyle.” Habertürk’e çıktı hazret, çıkar çıkmaz işte benim aleyhimde konuşmaya başladı. Fatih Altaylı, o tombul falan hep beraber; büyük bir heyecanla, kakır kakır gülüyorlar. Zaten o anlamıyor yani neden güldüklerini de anlamıyor, yani bunun anlattıklarına gülüyorlar. Önce buna bunu söylettiler; yani etrafımdaki insanların dağılması gerektiğini, arkadaşlarımın dağılması gerektiğini ve Mehdi (a.s.)’nin de çok çok sonra çıkacağını. İki hayati nokta. Yani sizin sadece Mehdiyet’ten dolayı benim yanıma geldiğinizi düşünüyorlar.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Yani böyle bir konu olmasa; imanla, Kuran’la zaten yanaşmayacağınızı düşünüyorlar. Sadece bu yüzden geldiğinizi zannediyorlar. Bu yanlış düşüncelerden dolayı bu garibanı gittiler, buldular, Habertürk’e çıkarttılar ve meşhur etmeye çalıştılar. Bir de “biz seni temize çıkartacağız, senin üzerindeki sözleri” falan gibisinden, bununla bayağı bir ilgilenmişler anladığım kadarıyla, evine gitmişler. Çok ciddi bir samimiyet oluşmuş. O yetmedi, baktılar onunla da yetmeyecek, Amerika’dan Edip Yüksel diye bir adam var, yani bütün ulemayı, herkesi reddediyor ve Amerika’da kendisine bir adamı Peygamber olarak ilan etti.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, Reşat Halife’yi.
ADNAN OKTAR:Reşat Halife, evet; “bu benim Peygamberim” dedi, herkesi de oraya davet etti, “yoksa büyük felakete uğrarsınız, bu Peygambere uyun.” Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra yeni bir Peygamber geldiğini iddia ediyordu, öyle bir kişiydi.
OKTAR BABUNA:Ayetlerin de sonradan eklendiğini Kuran’a.
ADNAN OKTAR:“Kuran’ın fazla ayetleri var” diyor, böyle birisi. Ta Amerika’dan adamı alıp buraya getirmişler, Oktar’ların eve.
OKTAR BABUNA:Beni aradı Hocam oradan.
ADNAN OKTAR:Oradan Oktar’ı aradı, Oktar’a nasihat ediyor, “ayrıl onlardan, görüşme, Mehdi (a.s.) de gelmeyecek, İsa (a.s.) çıkmayacak.”
OKTAR BABUNA:Ben gereken cevabı verdim evelAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Baban ile annen ne yapacakların şaşırmış durumdalar yani. Halbuki daha önce bizi bu kadar çok seven insanlar, bu kadar muhabbeti olan, değil mi? Baban beni canı gibi severdi, her yere konferanslara gönderiyordum. Ben hazırlıyordum ne konuşacağını, hangi konferansa gideceğini ben söylüyordum, fotokopileri ben veriyordum babana. Annen de beni çok seviyordu, değil mi? Evladı gibi çok severdi, baban da çok severdi. Sonra iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün üst yapısı diyeyim, yukarıdan bir üfürüm geldi böyle, bir rüzgar esti. Bunların haberi yok ve bunlar yüz seksen derece değişti ondan sonra ve bambaşka bir şeye girdiler. Akla gelen herkesi devreye sokmaya başladılar. Bu arkadaş, işte bu adam Oktar ile konuştuktan sonra, Oktar dedi ki; “Hocam beni aradı Edip Yüksel, böyle konuşma yaptık” dedi. “Onu zaten polis arıyor” dedik. Hemen polise haber verdik. Dedik; “şu adreste.” Polis gitti evlerine baskın yaptı. Haber almış, pır kaçtı, sabaha kadar araziye geçti.
OKTAR BABUNA:Dakika farkıyla kaçtı, dakika hesabıyla.
ADNAN OKTAR:Şu an aranıyor, birçok suçtan aranıyor. Türkiye’ye giriş yapsa hemen havaalanında tutuklanacak Edip Yüksel. Bakın güvendikleri adamlara bakın yani; Cübbeli, Edip Yüksel, yani bir de Fatih Altaylı’nın da bayağı bel bağladığı adamlar bunlar. Yani çok büyük netice alacağını zannediyor. Böyle garibanları benim karşıma çıkartmasın Fatih Altaylı, böyle yüzer yüzer getirsin, hepsini bir üfürükte böyle havaya uçururuz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, evelAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah ilimle, bilgiyle, kültürle ve sevgiyle. Değil mi? Hafif bir üfürme yeter yani, inşaAllah.
-Vtr- (Cevat Babuna: 06.02.2000 Tarihli Objektif Programı)
ADNAN OKTAR:Kıbrıs o zamanlar Türkiye’den koparılmak isteniyordu, Avrupalılar çok bastırıyorlardı. Ben o dönemde Hocayı da; birçok milletvekili, bakan, eski bakanlar, askerler yani çok seçkin bürokratları, bir uçak dolusu kişiyi Kıbrıs’a gönderdim. Rauf Denktaş’a destek olsunlar diye, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a. Oradaki yaptığı bir konuşma. Toptan mesela, maşaAllah acayip etkisi oldu. Mehter Takımı’nı da gönderdim, yüzyıllardan beri Mehter’i ilk defa, inim inim inlettik Kıbrıs’ı Mehter Takımı’yla. Çok güzel de konuşma oldu, Rauf Denktaş’ta müthiş açıldı, acayip sevindi, çok hoşuna gitti. Çocukları tebrik etti, bizleri tebrik etti. “Kendisiyle görüşmedim” diyor ama ben söyledim, ben dedim; “Hocam, benimle görüştüğünüzü söylemeyin” dedim, yani basına, “daha rahat çalışma yaparız bu şekilde” dedim. Yoksa gece-gündüz görüştüğümüz bir insan zaten yani ben gösteriyordum ne konuşacağını, dosyaları hazırlayan benim ona zaten. Nerede konferans yapacağını da ben ayarlıyordum, hepsini ben yönlendiriyordum. Ama bak bana hayranlığını uzun uzun anlatıyor, yazdığım kitapları övüyor, “hiç dışarı çıkmazdı” diyor.
OKTAR BABUNA:“Kimse yazamazdı” diyor.
ADNAN OKTAR:Bak arkadaşlarımızı, Berker’i övüyor, Tarkan’ı övüyor ve diyor “yolculukta aylarca beraber kalarak, samimi kanaatim olarak; çok yüksek ahlaka sahip, milliyetçi, mukaddesatçı, çok efendi insanlar olduklarını bizzat müşahade ettim, kusursuza yakın değerde insanlar” diyor, bu kadar övüyor. Peki kardeşim, ne oldu birdenbire, sana nereden üfürüm geldi? Kulağının dibinden biri üfürmüş sana. Adam yüz seksen derece döndü, bir anda allak bullak oldu. Annesi de beni öve öve bitiremez.
OKTAR BABUNA:Mektuplar yazıyordu her yere, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama çocuklarının hepsi bizimle beraberler, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Orada bir şey diyor; “ben konferanslara gidiyordum, rahatsızlandım” diyor. Rahatsızlandı Hocam, şöyle; evde yığılmıştı, hakikaten yığıldı yere, hastaneye gitmek istemedi. Biz zorladık, ona rağmen gitmek istemedi. Size haber vermiştik o zaman. Siz “olmaz” dediniz, ambulansı gönderdiniz, ambulansla zorla göndermiştiniz hastaneye.
ADNAN OKTAR:Mecbur ettim, evet. Kapıya ambulansı çektirdim, zorla götürttüm. Ölecek, yirmi saniyede bir atıyormuş kalbi, “gitmiyorum” diyor. Allah Allah, şimdi sorumlu olacağım, Allah vermesin; vicdanen çok rahatsız oldum, zorla götürttüm. Acil ameliyata aldılar, kalp pili taktılar.
OKTAR BABUNA:Gitmese ölüyormuş zaten, doktorlar dediler. Siz hayatının kurtulmasına vesile oldunuz. Sonra kalp ameliyatı oldu.
ADNAN OKTAR:Bak buna rağmen geceli-gündüzlü aleyhimize davalar açıyorlar, çete davaları açıyorlar, bilmem ne. Ellerinden geleni artlarına koymasınlar. İnanılmaz izahlar yapıyorlar, inanılmaz sözler ediyorlar. Bu üfürüm ortalığı karıştırdı. Yoksa bunlar bayağı can ciğer kuzu sarması insanlardı. Bambaşka bir çizgiye girdiler. İddia edilen Ergenekon Örgütü ailelerin hassasiyetini kullanmak istedi. Bu insanların da haberi yok onları, onların yönlendirdiğine. Kulaklarına gelen üfürüm o. Mesela mahkemeye gelen şahıs, iddia edilen Ergenekon Örgütü davasında ‘lobi sorumlusu’ olarak gözaltına alınan bir adam, Emin Şirin. Mahkeme de beraberler, yemeleri-içmeleri beraber. Adil Serdar Saçan ile sürekli iç içeler. Adil Serdar Saçan da iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne üye olmaktan yargılandı.
OKTAR BABUNA:Yargılanıyor halen.
ADNAN OKTAR:Yargılanıyor, halen de yargılanıyor. Yani çok garip, iddia edilen Ergenekon Örgütü bizi birinci hedef olarak ele aldı. “Onun için en etkili yol olarak da önce bir aileleri ayaklandıralım” dediler. Birkaç aileyi; üç, beş aileyi. Yüzlerce aile bana karşı derin muhabbetleri var. Mesela bizim yeni yaptığımız iftarda aileler beni bağırlarına basıyorlar, acayip seviyorlar. Kendi evlatları gibi seviyorlar. Ben de onları çok seviyorum, iç içeyiz. Ama böyle üç tane aileyi böyle bir konuma getirip, basının da etkisiyle; işte Habertürk’ü kullandılar, Fatih Altaylı’yı, Vatan Gazetesini kullandılar, Hürriyet’i kullandılar; büyük bir olay varmış gibi kamuoyuna lanse etmeye kalktılar. Ama Allah ayaklarına dolandırdı.
OKTAR BABUNA:Elhamdülillah, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Onlar da haberi olmadan; Hürriyet de, Vatan da, Habertürk de farkında olmadan iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün üfürümüne uygun bir tavır gösterdiler. Haberleri yok. Bir oradan üfürüyor iddia edilen Ergenekon Örgütü, bir oradan üfürüyor, adamların haberi olmuyor ve bilmeden onlara yardımcı olmuş oluyorlar. Allah hidayet versin.
Mesela bak geçen gün Vatan Gazetesi bir haber yaptı sürmanşet. Kardeşim bir kelimesi doğru olsa tamam, alayı tamamı yanlış. Gittik, konuştuk. Dediler; “doğru, haklısınız, bir tekzip getirin yayınlayalım.” Yok, vazgeçtiler yani o konuda da dürüst davranmadılar.
OKTAR BABUNA:Aydın Doğan’ın kızıyla da konuşulmuştu hatta.
ADNAN OKTAR:Evet. Aydın Doğan’ın kızı, onlar bize çocukken gelmişlerdi, 18-19 yaşındaydılar, ikisi köfte gibi bizim eve gelmişlerdi, Ortaköy’deki eve. İki kardeş meraklı gözlerle bana bakıyorlardı tavşan gibi, o zaman küçüktüler. Yani seneler ne çabuk geçiyor, bayağı yaşlanmış, koskoca bir kadın olmuş, hayrettir yani yaşlı başlı bir kadın olmuş. O da bizim çocuklara söylemiş, “benim gücüm yetmiyor onlara” demiş özetle. Vatan Gazetesine. “Benim yapabileceğim bir şey yok.” Kardeşim, sorsana “bunun kaynağı nedir?” diye, “nereden çıkarttın bu haberi?” desene.
HarunYahya.Tv’den devam edelim.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
SUNUCU: HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’dan itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv ve Kaçkar Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Dergiler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Sunumlar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...