SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv ve Kaçkar Tv, Adana Ceyhan Crt Tv ve radyo, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Mardin Kanal 47’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam neler anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam dün bu göktaşlarının yoğunlaşmasından bahsetmiştiniz, evvelki gün daha doğrusu Hocam. Dün de iki tane göktaşı teğet geçti maşaAllah. Siz söyledikten bir gün sonra mucize olarak NASA tespit etmiş bunları. Onların görüntüsü vardı gösterelim mi Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Göreyim.
OKTAR BABUNA: Siz söyledikten hemen 1 gün sonra. “NASA’yı alarma geçiren göktaşları” diye haber çıktı Hocam. “ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) bugün iki göktaşının Türkiye saatiyle 13:00 sularında dünyanın yakınından geçeceğini açıkladı. NASA'nın resmi internet sayfasından ilk verilen habere göre, göktaşları dünyaya zarar vermeyecek. Kendilerinin göktaşlarını izlemediklerini belirten Kandilli Rasathanesi yetkilileri ise ortada büyütülecek bir durum olmadığını ifade etti. Göktaşlarından ilki geçti, ikincisi ise gece saat 24.00'da geçecek.” Bir gün sonra bu oldu Hocam, maşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, hadislerde de bildiriliyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Nasıl geçiyor?
OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle diyor.“Bu ümmetimin son anında yer batması, şekil değiştirmesi ve gökten taş yağma olayları vuku bulacaktır” Tirmizi. “Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgarı, (zelzeleyi) yere batışı ve suret değiştirmeyi (ya da gökten taş yağmasını) bekleyin.” Kütübi Sitte, Tirmizi.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şimdi Oktar’ım Kuran’da küfürden bahseder, münafıklardan bahseder, müminlerden bahseder fakat bir ara sınıf vardır; -onlarla ilgili de benim bir kitap çalışmam olacak- bir de kalbinde hastalık olanlar vardır. Ayrı bir sınıftır bunlar. Yani, münafıklığa da aday, Müslümanlığa da adaydırlar, ikisinin arasında yani. Ayette diyor, “ikisi arasında bocalayıp dururlar.” Yani, “Küfürle İslam arasında, münafıklıkla Müslümanlık arasında bocalayıp dururlar” diyor. Ama bunların, yani Müslümanlığa geçişi çok kolay oluyor, kolay olur. Ama münafıkların da potansiyel tabanıdır. Yani münafıklığa da çok rahat geçebilir, ortadadır. Bunlarla ilgili Kuran’da çok fazla ayet vardır. “Kalplerinde hastalık mı var?” diye geçer Cenab-ı Allah’ın, değil mi?
Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hanımlarına iftira atıldığında kalbinde hastalık olanlar şüpheye düşüyorlar. Münafık değil, Müslüman ama hasta, kalbinde hastalık var. Yani yatkın, tahkik ediyor. Allah diyor ya Cenab-ı Allah, hüsn-ü zanda bulunup “bu apaçık bir iftira demeniz gerekmez miydi?” diyor, değil mi? Demiyor. Yani, “acaba” diyor, “hakikaten var mı acaba?” diyor. “Ben Peygamber'i çok seviyorum ama hakikaten böyle bir şey var mı?” diyor, o bir hastalık.
Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanında sesini yükseltiyor. Yüksek sesle konuşuyorlar. Ama sesini yükseltmenin kastı biraz da akıl verme. Yani üst perdeden konuşma böyle, değil mi? Buna da bakıyor aynı zamanda. Çünkü diğer ayetlerde de bunu görüyoruz. Bu da bir hastalıktır. Halbuki bak ayette buna başka bir yönden de bakıyor Cenab-ı Allah, başka yönden de değerlendiriyor. “Peygamber (s.a.v.)” diyor “size bir şey söylediğinde onun hükmünü” diyor,“kalbinizde en ufak bir burkuntu duymaksızın itaat etmedikçe mümin sayılmazsınız” diyor Allah, “gerçek hakkıyla, Müslüman sayılmazsınız”. Şimdi bak burkuntu, burkuntu da bir hastalıktır. Burkuntu olmaması lazım. Mesela münafıkta burkuntu olmuyor. Münafık doğrudan reddeder. Kafir doğrudan reddeder. Onların öyle bir konusu yok. Ama müminde burkuntu oluyor kalbinde. Mesela kalbinde bir rahatsızlık hissediyor. Kanaat getiremiyor elçinin sözüne, yani kanaati gelmiyor. Kabul ediyor ama yani içinden böyle tasdik ederek değil. Halbuki içinden tasdik ederek kabul etmesi gerekiyor. Bu da bir hastalıktır, kalbi hastalıktır. Bak ayette diyor ki Ahzab Suresi 12’de: “Hani, münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar” apayrıdır. Onun için bu konuyla ilgili benim daha önceki çalışmalarımı bir araya getirip bir kitap haline getirmemiz iyi olacak. Daha önce aldığım notları bir araya getirin. Bu konuyu bir kitap haline getirelim. Bak: “"Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı.” Şimdi münafık tamamen kopma kastıyla söylüyor. Kalbinde hastalık olan da bunu hem içinden geçiriyor hem kalben, mesela, diliyle de uygun yerde söylüyor. Fakat amacı gitmek değil burada münafığın. Yani hastalığını söylüyor sadece. Bir rahatsızlık vermek, Müslümanlar içinde disiplinsizlik meydana getirmek. Yani Peygamber (s.a.v.)’e olan saygıyı yok etmek, güveni yok etmek. Dolayısıyla, “ben senden daha büyüğüm, daha iyiyim ama kalacağım Müslümanların içinde kalacağım ama sen de hatanı bil, yanlışını bil” gibi, haşa. Anlaşıldı mı? Ama münafık “Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan” “Allah ve Resulü”, zaten Resullüğünü kabul etmiyor ki münafık, değil mi? Yani mümin söyler bunu. Münafık ancak tanıtım için söyleyebilir konuyu. Bak: “Bize boş bir aldanıştan başka bir şey vaat etmedi” diyorlar. Yani, boş bir tespit yaptı, boş yere götürdü, yani “bir daha yapma” gibi haşa, yani, “düzelt bu hatanı” gibi. Anlaşıldı mı? Yani, “insansın hata yapabilirsin, bak burada hata yaptın” gibi haşa. “Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: "Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün"”. Bak bu tam münafık ifadesi. Bitti yani, burada hüküm var. “Boş bir aldanıştan başka bir şey vaat etmedi” diyor ama ortada bırakıyor bu. Yani, burada bir hüküm yok. Ama bak burada hüküm var. “Dönün” diyor. Şimdi burada, “dönün, dinlemeyin imamı” diyor artık. Yani, kontrolden çıkmış burada. Burada münafık eylemine geçmiş olay. “Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu” onlar da gitmek istiyor, bu da münafık. “Oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı” diyor Allah. Yani, bak kaçma eylemi var. Kalbinde hastalık olanda kaçma eylemi olmaz. O durur yani Müslümanların içerisinde durur. Fakat sürekli kalbinde kuruntular olur. Hep üst perdeden olur, yani karar veremez. “Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (bir zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı.” Bu münafıkların tavrıdır. Çünkü bu, Müslümanlara doğrudan saldırıya hedef var burada. Bakın diyor ki: “Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi”, şimdi bakın Müslümanlara saldırı olduğunda, genellikle saldırıyı yapanlar geri planı hazırlarlar. Yani buna çok dikkat etmek lazım. Bir Müslümanlara saldırı yapıldığında, atak yapıldığında, tek cephedendir diye, oraya bütün dikkati vermek değil, yani mutlaka ikinci, üçüncü cepheden de saldırı vardır. Yani hem basın ayağı vardır mesela hem tuzak ayağı vardır, hem saldırı ayağı vardır. Yani, münafıklar o tip saldırılarda zemini geniş çapta ayarlarlar. Kalbinde hastalık olanlar da, işte orada Peygamber (s.a.v.)’e akıl vermeye kalkıyorlar. Orada üst perdeden, yani, “hata yaptın sen, düzelt”, yani onu bir fırsat biliyorlar. Sıkışık anı fırsat bilir, onun üzerine üzerine gelir. Peygamber (s.a.v.)’in üzerine üzerine gelir. Ama saldırı çekildikten sonra gücünü gördüğünde sakinleşir, mutmain olur, hastalık olanlar. Bak: “Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi” demek ki her cepheden saldırı olabiliyor Müslümanlara, ona çok dikkat etmek lazım. Aynı anda ekonomik saldırı da yapabilirler, başka şey de yapabilirler. Ona çok dikkatli olmak lazım. Sonra da bakın, “girilse”, ikinci aşama önce giriliyor, burada bir saldırı var. “Sonra da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş olsaydı”, şimdi fitne apayrı bir şey. Ona ayrı bir çalışma yapması gerekiyor fitne için. Fitne genellikle dağılmayı kolaylaştırmak için yapılır ama imam esas alınır. Yani, Resul esas alınır. Çünkü onun güvenilmezliği vurgulandıktan sonra artık arkası kolay onlar için. Yani bütün mesele onun güvenilmezliğinin vurgulanmasıdır. Yani “yanlış hesap yaptı, yanlış düşündü, buradaki hükümleri de yanlıştı, şu da yanlıştı. Biz size iyilik yapmak istiyoruz. Dolayısıyla hatanda devam etmeyin en kestirme yerden dönün” mantığındalar. Ama kalbinde hastalık olanlar da bunu tekrar ediyor, fakat eyleme geçirmiyorlar. Bak: “İstenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı”. Bak bu kararlı, bunlar münafık. Hastalık olanlar da mütemerriddir, karar veremezler, yani tereddüt içindedirler. Şüphedir, karar veremiyorlar bunlar.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Ahzab Suresi 7’de, “Hani Biz peygamberlerden kesin sözlerini almıştık”, bak kesin söz, “senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan. Biz onlardan sapasağlam bir söz almıştık.” Allah’ın aldığı söz ne? İsa (a.s.)’dan ve Peygamberimiz (s.a.v.)’den de alınmış bir söz var. “Bir elçi gelecek” diyor, “bir imam, bir Mehdi (a.s.), buna yardım edeceksiniz bu kişiye” diyor Cenab-ı Allah. “Bu ağır ahdimi, bu yükümü aldınız mı?” diyor. Onlar da diyorlar, “evet, aldık Ya Rabbi” diyorlar. Zer alemindeyken, ruh alemindeyken bunu kabul ediyorlar, bu sözü. Hz. İsa (a.s.)’dan da söz alınıyor. Şimdi bak Hz. İsa (a.s.)’nın Mehdi (a.s.)’ye yardım etmesinin sebebi bu verdiği sözdür aynı zamanda. Çünkü Allah’a söz vermiş. Yani, çünkü Mehdi (a.s.) İncil’in aslını da tasdik ediyor, Kuran’ın aslını da, Tevrat’ın aslını da tasdik ediyor. Tasdik eden bir nevi elçidir Mehdi (a.s.), ona yardım etmekle mükelleftir. O Allah’a verdiği ahdini, sözünü yerine getirmiş oluyor, Hz. İsa (a.s.), inşaAllah. Ahzab Suresi 16. “De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir yarar sağlamaz"”, münafıkların en korktuğu olay budur, ölüm. Herhangi bir şekilde ya hastalıktan ölmek, bir şekilde ölmek veya öldürülmek. O daha da korkarlar, “bunun yanında olduğumuza göre” diyorlar, “Peygamber (s.a.v.)’in yanında, riski daha yüksek” diyorlar. “Kaçış size kesin olarak bir yarar sağlamaz;” kaçarak ölümden kurtulacak zannederler. Bunlara mağaralar falan her yere sığınırlar, kaçarlar. “Böyle olsa bile, pek az (bir zaman) dışında yararlandırılmazsınız”. “Kısa süre sonra zaten canınızı alacağım” diyor Allah. Yani, “kaçmanızın bir şeyi değiştirmeyeceğini bilin” diyor. 18.ayet: “Gerçekten Allah, içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri bilir.” Şimdi bakın münafıklar ne diyor? “Gerçekten Allah, içinizden alıkoyanları” bir kısmı direk alıkoyuyor, çocuğu kaçırıyor, alıyor, götürüyor, gasp ediyor. “Gitmeyeceksin” diyor. Çünkü, bir süre, uzun süre gitmediğinde, onun Müslümanlıktan vazgeçeceği inancı olur, münafıklarda ve küfürde. Mesela 1 ay, 2 ay, 3 ay, 6 ay Müslümanlardan uzak tutulursa, bir süre sonra kalbinin soğuyacağı ve Müslümanlıktan çıkacağı düşünülür. Onun için kaçırılma olayları Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da vardı, Mehdi (a.s.) devrinde de olacağını anlıyoruz. Yani kaçırma olayları. Kaçırıp, bir süre gaspen tutup, onun zaman içerisinde çeşitli menfaatler sunularak, çeşitli imkanlar sunularak, karşı tarafı da sürekli kötüleyerek, kötülenerek Müslümanlarla bağının koparılması yöntemi. Ayet buna dikkat çekiyor, alıkoyanlar. “Ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri bilir.” Şimdi “kardeşleri”, şimdi ayetin tabii zahir anlamına göre gerçekten kardeşi de oluyor. Çünkü kan bağını kullanıyor orada da. Diyor: “Kardeşiz biz, bak ayrıldım sen de gel benimle beraber” diyor, “kan bağım” diyor. Halbuki iman bağı esastır, değil mi? İman bağı olmadı mı kan bağı zaten cahiliye bağıdır. Yani, kan ne alaka? Kanla, ilikle ne alakası var, değil mi? İmanla, inançla alakası vardır. Ama münafık tıynetinde kan çok önemlidir, adam kana göre karar verir. İman hiç önemli değil onun için. Bak : “"Bize gelin" diyenleri bilir.” Şimdi “bize gelin” demesinin sebebi nedir biliyor musun? Gerçekten muttaki güçlü görse, onu demez. İşte bu kalbinde hastalık olanlardan olduğunu tahmin ettiklerine bunu der. Yani onun teşhisi budur. Yoksa gerçekten muttakiye, zaten şeytan da diyor, “benim ona gücüm yetmez” diyor, açıkça söylüyor. “Yapacağım bir şey yok” diyor. Tabii, “yapamam ona” diyor. Ama “bize gelin” dendiğinde bu çok tehlikelidir. Yani, bunu diyorsa adam, demek ki onda bir kendi kafasına göre zayıflık görmüştür. Çok güçlü ataklarla müminin cevap vermesi lazım böyle bir şeyde. Yani Müslümanlar içerisinde “bize gelin” denebilecek bir kitlenin olduğu anlaşılıyor. Yani, münafıkların potansiyel kitlesi. Yani çağırabilecekleri bir kitle olduğu anlaşılıyor. “Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler.” “Bazen de münafıklarda bir mümin alameti gibi bir şey de çıkabilir” diyor Cenab-ı Allah. Yani zorlu bir şeye girebilir. Mesela, gidip tebliğ yapar, hakikaten çalışma da yapabilir ama kısa süreli. Bazen yani istisna olur, onun için yani orada da aldanmamaları için Cenab-ı Allah uyarıyor. “(Geldiklerinde) Size karşı cimri ve bencildirler.” Çok egoist olur münafıklar. Yani kendini kurtarmanın peşindedir, it gibi böyle. Domuzun, affedersin kirli yerine gider yapışır, orada beslenir. Yani bencil olur, yani o kurtulduğunu zanneder. “Nereye gittin lan diyorsun?” “Mekana gittim” diyor. “Mekan ne?” diyorsun, “işte domuzun bilmem neresi” diyor. Orada beslendiğini söylüyor, değil mi? Bak, “size karşı cimri” diyor Allah. Yani mesela çok az bir para verse, çok az bir imkan verse, o ona acayip koyar, yani müthiş ızdırap verir. Çok sıkar onu, bunaltır. Kuran’da ona dikkat çekiyor Cenab-ı Allah. “Şayet korku gelecek olsa”, yani Müslümanların üzerine bir saldırı, baskı, yani bunun sebepleri çok fazla olur. Mesela kar, kış olabilir, soğuk olur, ekonomik kriz bir yandan gelmiştir. Adamlara hastalıklar gelmiştir, aileler saldırıyor olabilir, dışarıdan saldırı olabilir, bir çok şey olabilir. Allah bunun adına “korku” diyor. “Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.” Bakışta bir bozukluk meydana geliyor. Yani bakışta bir anlamsızlık, manasızlık, yani anlamlı bir bakış müminin bir vasfıdır. Kuran buna dikkat çekiyor. Yani, küfürde ve münafıklarda mutlaka bakış bozukluğu oluyor, istisnasız. Mesela bu çok büyük bir lütuf ve bir nimet ve kolaylık mümin için. Yani onların angutluğu hemen anlaşılır, bakar bakmaz. Yani, Allah’ın dilemesiyle. Kesin bir hüküm veremezsin ama anlaşılır. Bak: “Gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.” Anlamsız, böyle bön bön bakıyor. “Korku gidince, hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar.” Bak, “korku gidince.” Müslümanlar güçleniyor artık kendilerini savunuyorlar. Artık Müslümanlara bir atak yapılamayacağını anlıyor. Oradaki o münafık azgınlığı, münafık saldırganlığı duruluyor, daha sakin hale geliyor. Ama buna karşılık hayra karşı, yani çıkara karşı, işte mal, mülk, elbise, yiyecek herhangi bir şey, “karşı oldukça düşkünlük göstererek” yani böyle stok etmek. Malı mülkü biriktirmek, işte parasını bankaya koymak, bilmem ne, artık neyse, altın varsa altın biriktirmek. Bak: “Korku gidince, hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek”, “oldukça” diyor. Yani mutlaka gizlice, hani diyorlar ya, “şu kefen parası”, bilmem ne, falan. Samimi yapanları tenzih ederim de münafıkları kastediyorum. “Hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle” çok azgın ve dilbaz olur münafıklar. Yalnız, kalbinde hastalık olanlarda da bu olur. Yani bakın, “keskin dilleriyle”, yani hiç ummadığın anda çok münasebetsiz bir laf eder. Mesela durur durur yine bir münasebetsizlik yapar. Allah buna “keskin dil” diyor. Yani ağzından böyle insanı dinlendiren, huzur veren bir üslup çıkmaz münafıklardan veyahut kalbinde hastalık olanlarda. Sürekli zırvalar, yani dini konuları tenzih ederim, mesela iltifat edecekse bir fitne vardır, bir şey varsa fitne vardır kalbinde hastalık olanlarda veya münafıklarda. Ama münafıklarda tabii onların bir kuluçka dönemi vardır münafıkların, o dönemde bunu yapar. Yoksa kuluçka dönemi geçtikten sonra, o azıp kudurduktan sonra, değil mi? Mesela kuduz vakasında da önce sudan kaçıyor önce değil mi? Işıktan kaçıyor sonra hırlamaya başlıyor, saldırganlaşıyor, sonra debelenerek millete saldırır, sonra gider ölür. Münafık da öyledir, yani kuduz vakasına benzer, inşaAllah. Bak, “keskin dilleriyle eleştirip”, Peygamberi eleştiriyor, imamı eleştiriyor hiç onlar için engel yoktur kalbinde hastalık olanların ve münafıkların. Keskin dilleriyle eleştirip inciterek, bak eleştirmede hayır amacı yok, incitme amacı var, Kuran buna dikkat çekiyor. Yani rahatsız etme, tedirgin etme, ürkütme, gizli tehdit, evet bunlar vardır, “karşılarlar”. “İşte onlar iman etmemişlerdir, böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.” Yani, bir şeyler yapıyorlar, yapmıyor değiller. Namaz da kılıyor, oruç da tutuyor, zekat da veriyor, yapıyor. Ama bak diyor ki; “onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.” Yani adam faaliyet yapar, sakalı göbeğine kadar bırakır, değil mi? Elinde tespihiyle gezer. Ama Allah diyor bak; “yaptıklarını boşa çıkarmıştır, bu Allah’a göre pek kolaydır” diyor Allah. “Onlar (münafıklar, düşman) birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı.” Daha hala Müslümanlara saldırının devam ettiği kanaatindeler, zaten o yüzden araziye geçer münafıklar, yani kaçış sebepleri odur. “Eğer (askeri) birlikler gelecek olsa.” Veyahut o devrin polisi de olabilir veya güvenlik birimleri de olabilir. “Birlikler gelecek olsa, çölde Bedevi Araplar arasında olup sizin haberlerinizi sormayı cidden arzu ediyorlardı.”
Bedevi hanzo demektir. Yani, böyle okumayan yazmayan, kafası çalışmayan böyle küt adamlar. Yani böyle sığır gibi yaşamak isteyen, dinden imandan var ya böyle, maganda falan tabir ederler, tam klasik sığır yani. Ama bazen onların içinde çok nadir de olsa, iyi insan çıkar Kuran ona da dikkat çekmiştir. Ama genellikle cinstirler yani. Yani, Bedevi karakteri vurguluyorum ben, bu tip insanlar vardır. Tabii çölde de Bedeviler vardır, bu ayrıdır ama benim söylediğim, yani, Kuran’ın kastettiği bu tip kişilik, inşaAllah. Bak: “Eğer birlikler gelecek olsa, çölde Bedevi-Araplar arasında olup sizin haberlerinizi sormayı cidden arzu ediyorlardı.” Yani böyle hanzoların arasına dağılıp, oradan Müslümanlar hakkında bilgi topluyorlar, yani ne olduğu belli olmayan adamlar Bedeviler. Yani, Müslümanlığa da yatkın, dinsizliğe de yatkın yaşıyor adam, sadece öyle ot gibi adamlar, derler ya “ot gibi”. Kimseye de zararı yok, Müslümanlara da zararı yok, küfrede zararı yok. Bunlar nötr insanlardır, nötr insanlar. Fakat imana karşı da biraz kafaları küttür. Fakat nadir de olsa içlerinde imanlı insanlar çıkar ama medeni olanlar, yani Medine olan. Mesela kültürlü, araştıran, düşünen, inceleyen insanlarda daha çoktur imana yatkınlık. Çünkü din medeni insanlara daha çok hitap eder, yani okuyan, araştıran, derin düşünen insanlara, inşaAllah. Ama Bedevi tiynetinin içerisinde de iman edenler, güzel ahlaklı insanlar da çıkıyor ama medeni olmak esastır. “Haberlerinizi sormayı cidden arzu ediyorlardı. Fakat içinizde olsalardı ancak pek az savaşırlardı.” Yani, içinde de olsa girmez, mesela tebliğe girmez, İslam’ı yaymaya girmez, o hayatını yaşar, müstakil. Yani Müslümanların içerisinde bir ot parçası gibi, o ayrı kendi hayatını yaşar kenardan. Yani aktif, canlı olarak topluca Müslümanlarla birlikte o heyecanı, mücadele azmini yaşamaz. Mesela bir odaya çekilir hayatını yaşar veya bir mağaraya çekilir hayatını yaşar. Veyahut gider sokaklarda gezer, bütün mesele Müslümanların ayrı olmasıdır. Hiç ummazsın, mesela bir de bakarsın gider bir sinemada boş boş böyle bakınıyor. Birde gider bir pastanede oturur böyle, bulutları seyreder boş boş. Yani, mühim olan Müslümanlara uzak olmak, İslam’a hizmet etmemektir onun için Kuran buna işaret ediyor bak: “Fakat içinizde olsalardı ancak pek az savaşırlardı.” Ne tebliğ yapıyor, ne konuşma yapıyor, ne konuşmalara katılıyor, katılmak da istemez. Hani derler ya böyle göstermelik, inşaAllah. “Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar”, bak, “Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için.” Mesela bak sürekli biz Allah’ı zikrediyoruz, değil mi? “Allah'ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.” O zaman milletin beni örnek almasına gerek yokmuş demek ki, değil mi? Bak, Allah örnek alınacak kişiyi söylüyor, değil mi? “Adnan Hocayı örnek alın” demiyor, veya “başka kişiyi örnek alın” demiyor Allah. “Kimi örnek alın?” diyor; “Allah'ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır”, bitti. Oturmuş adam beni eleştiriyor, kardeşim ben eksiği de olabilen, günahı da olabilen, Allah’ın herhangi bir kuluyum ben yani, değil mi? Ben Peygamber değilim, “beni örnek alın” dedim mi ben sana? Kudurmuş gibi beni eleştiriyor internette işte, “şunu yapıyor, bunu yapıyor”, velev ki yaptığımı farz et, hadi düşünelim bir kısım dediklerinin doğru olduğunu düşünelim, bu neyi değiştirir yani? Ben seni Kuran’a davet ediyorum nihayetinde, benim gibi ol demiyorum ki, benim neyimi eleştiriyorsun? Eleştirirsen Allah razı olsun, inşaAllah düzeltirim, daha iyi yaparım, daha güzel hale getiririz, amacın benim düzelmemse. Ama amacın dini yıkmaksa, başarılı olamazsın sen çünkü ben kendimi örnek göstermiyorum. Çünkü ahmak, ben kendimi örnek gösteriyorum zannediyor, beni çürüttüğünde dini çürüteceğini zannediyor. Çok akılsızca ve aptalca bir şey bu. Sen beni eleştirdiğinde, ben sadece “Allah razı olsun” der, kendimi düzeltmeye gayret ederim, bu kadar. Bu dine hiçbir şekilde zarar vermez, çünkü dinde ben kendimi örnek göstermiyorum. Boşa çabalıyorlar, uğraşıyorlar, yüzlerce internet sitesinde gece gündüz böyle.
OKTAR BABUNA: Ki söyledikleri de doğru değil ayrıca, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Doğru değil evet. Canım şimdi biz kokain içiyor muyuz Oktar?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam sigara bile, hayatınızda öyle bir konunuz yok sizin.
ADNAN OKTAR: Niye canım bir kere sigara içmiştim. Hemen öyle deme birkaç kere içmiştim. Ama kokain içmedim.
OKTAR BABUNA: O da mucizeydi Hocam maşaAllah, mucizeydi yani devletin karakolunda, Emniyetinde, yemeğinize kokain koyulması tarihte hiç örneği yok başka.
ADNAN OKTAR: Ama araştırmadılar işte biz hükümetten bunu istiyoruz, yani bu, bizim evimize kokaini kim getirdi? Bu adamlar yaşıyor, duruyorlar, şüpheliler de duruyor, değil mi? Benim yiyeceğime kim karıştırdı? Bu cesareti nasıl gösterdiler? Mahkeme bakar bakmaz anladı oyun olduğunu, inşaAllah. Tabii, kardeşim biz bak burada içeceğimin en alasını titizlikle dikkat ediyorum, ben zehiri gidip niye alayım? Gidip dünyanın parasını vereceğim, “getir benim beynimi aklımı bozacak zehir ver bana arkadaş” diyeceğim, ben gidip onu içeceğim. Neşeleneceksem bana zaten Kuran yetiyor, ben Kuran’la neşemi buluyorum elhamdülillah, bol bol, fazla fazla elhamdülillah, değil mi? Benim kokaine ihtiyacım yok. İşte onlar, o zamanlar “Hoca niye bu kadar canlı, bu kadar güçlü? Herhalde kokainden oluyordur” diye böyle aklı evvel bir şey, “biz atalım belki tutar” dediler. O da tutmadı, kafalarına tak diye tas gibi geri geçti, inşaAllah. Benim gücüm imanımdan geliyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam evet. Günde üç dört saat uyuyarak otuz senedir, hiç aralık vermeden, Allah dünyanın iki yüz ülkesinde öyle bir etki meydana getirdi ki, üç yüz kitapla Hocam ve çalışmalarınızla. Darwinizm yerle bir oldu, İslam ahlakı hakim oldu dünya çapında maşaAllah. Rusya’dan bir haber var inşaAllah.
Hocam Baykal’ın öyle bir açıklaması olmuş, insanların ceplerine kokain konulması döneminden bahsetmiş, “bilinen bir komplo, araştırabilirler de” demiş Baykal.
ADNAN OKTAR: Baykal, ne zaman.
OKTAR BABUNA: Zamanı öğreneyim Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Neyse de, çok güzel söylemiş mübarek, bak mesela bu, oldu bu olay, daha hala tespit edilmedi, gayet kolay. Failleri ortada geziyor, elini kolunu sallayarak geziyorlar, her kes biliyor yani, benim söylememe gerek yok. Su gibi ezberden Emniyette herkes biliyor yani, değil mi? Onun mutlaka sorulması lazım.
“Mü'minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise(korkuya kapılmadan) dediler ki:” Bak şimdi kalbinde hastalık yok, sağlam mümin. “Bu Allah ve Resulünün bize vaat ettiği şeydir.” Bu Allah’ın, mesela bu devre bakarsak, “bu Allah’ın ve Resulü (s.a.v.)’nün ve Mehdi (a.s.)’nin bize vaat ettiği şeydir.” Çünkü Mehdi hadise göre söylüyor. “Allah ve Resulü doru söylemiştir ve bu yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.” Daha da coşturuyor bize mesela münafıklar bir saldırı yaptıklarında biz ne oluyoruz Oktar?
OKTAR BABUNA: Coşuyoruz.
ADNAN OKTAR: Coşuyoruz, değil mi? Kudret geliyor yani, maşaAllah. Canlanıyoruz, maşaAllah. Küfür saldırdığında coşuyoruz, Darwinistler saldırdığında coşuyoruz, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Yerle bir de ediyorsunuz tabii inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Oktar Hocam bugün mübarek Ramazan Bayramı ne diyorsun? Allah milletimize mübarek kılsın, değil mi? İnşaAllah, Allah tekrarına erdirsin, bütün milletimizin bu güzel bayramları defalarca görmesini Allah hepsine müyesser etsin. Sağlık, sıhhat, iman, neşe, canlılık, güzellikle, zenginlikle ve bereket ve bollukla bütün milletimize Cenab-ı Allah nasip etsin.
Bak, diyor ki Cenab-ı Allah Ahzab Suresi’nde; şeytandan Allah’a sığınırım: “Ey peygamber, eşlerine söyle: "Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir salma tarzıyla sizi salıvereyim."” Bak bir felaket, işte bu, şimdi bu,münafıklık yok burada ama hastalık var.Yani kalplerine hastalık gelmiş. Böyle bir ayet durduk yere inmez. Bak: “Ey peygamber, eşlerine söyle” Hem bir tanesi de değil, birçok eşinde hastalık var. Yani kalplerinde hastalık oluşmuş. “Eğer dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini istiyorsanız”, bak, “dünya hayatını ve süslü çekiciliğini istiyorsanız gelin sizi yararlandırayım” yani, para, mal, mülk,ne istiyorsanız vereyim, “ve güzel bir tarzda sizi salıvereyim”. Yani bak, öyle kavga olmadan boşanmanın da nasıl olacağını Kuran gösteriyor Cenab-ı Allah. Bol para vermek, imkan sağlamak ve güzel bir tarzda salıvermek, rezalet çıkartmamak, hakaret etmemek, saldırganlaşmamak. Ama Peygamber (s.a.v.)’e bunu söyletmeleri eşlerinin dehşet bir olaydır. O Allah’ın nuru, o güzeller güzeline, Değil mi? Tabii, bunu söyletmişlerdir, bu ayeti söyletmişlerdir, inşaAllah. Allah’ın takdiri tabii. "Eğer siz Allah'ı ve Resûlü’nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız”, evlilikte amacın ne olduğunu Allah açıklıyor. Bir insan neden evlenir Kuran burada çok net açıklıyor, başka da bir açılaması yok. “Eğer siz bir Allah’ı”, evlenecek insan neyi arıyor? Bir, Allah’ı, Resulünü ve Ahiret yurdunu. Ahiret için, Allah rızası için. Demek ki saf takvayı arayacak. Yani Allah’ın rızasını en çok kimde görüyorsa, ahlaken, kişilik olarak, tavır olarak, şefkati, merhameti, temizliği, candanlığı, derinliği, tutkusu, sevgisi, merhameti, sabaha kadar sayarım. Kimde çoksa, onda en çok Allah tecelli ediyor demektir. En büyük nimet odur onun için, yani dünyada ki en büyük nimet odur insan olarak. Ona yönelecek ve ne yapıp yapıp onunla evlenmeye çalışacak.
Mesela, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında ne yaptılar hanımlar? Helal olsun benim annelerime helal olsun benim can annelerime. Bakıyorlardı Allah’ın Resulü (s.a.v.)’ne simsiyah gözleri, saçlar upuzun, iki taraftan örüyordu Peygamberimiz (s.a.v.) saçlarını. Ondan sonra, Bizans işi cübbe, omuzlar geniş. Daha yüzüne baksan kızarıyor, o kadar kibar ve saygılı ve mahçup tiynetli Peygamberimiz (s.a.v.). Bembeyaz, pembe beyazdı çocuk cildi gibiydi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in cildi. Vefatında da öyle, vefatına yakın 5-10 tane saçında beyaz var. 63 yaşında vefat etti, saçlar simsiyah, maşaAllah, elhamdülillah. Ehl-i kudretti, maşaAllah. Allah cennette kat kat kudretini arttırsın, maşaAllah. Aşık oluyorlardı haklı olarak değil mi? Zeynep annemiz de öyle aşık oldu, inşaAllah. “Ben” dedi, “kalben aşık oldum”, onu istedi. Eşinden boşandı Peygamberimiz (s.a.v.) ile evlendi, inşaAllah. Allah diyor; “sen de onu istiyordun” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e, “ama insanlardan saklıyordun” diyor utandığı için söyleyemiyor. Birde münafıklardan çekiniyor. Aslında çok samimi bir ortam olsa söylerdi Peygamberimiz(s.a.v). Bak bu ne büyük bir beladır, ne büyük bir acıdır, değil mi? Bakın, o benim canıma ne kadar güzel bir ortam sağlanması gerekirdi. Niye çekinsin Peygamber (s.a.v.), değil mi? Niye çekinsin? Ne kadar güzel bir şey, helal olsun anneme. Çok güzel yapmış, tabii öyle olması gerekiyordu. Bunda çekinecek ne var? Sonsuza kadar beraber olacaklar, değil mi? Bakın münafıklardan çekindiği için Peygamber (s.a.v.) söyleyemedi Allah ayette açıkça söyledi, “sen onu istiyorsun” dedi, “insanlardan saklıyorsun” dedi, değil mi? Ve Allah, “sana verdim onu” dedi, inşaAllah. Bu kadar, ondan sonra nikahı kıydılar annemizle, elhamdülillah, maşaAllah.
Fakat kardeşim o dönem ne kadar acayip insanlar var. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarına karşı böyle bir anormal ima meydana geliyor, haşa, haşa, binlerce, milyonlarca, sonsuz kere haşa, vefatından sonra hanımlarıyla evlenme düşünceleri var. Cenab-ı Allah bunu, insanların kalbini bildiği için söylüyor. O yüzden Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımları perde ile ayrılmışlardır ondan sonra. Yani, böyle bir kuşku ve böyle bir eylem, böyle bu niyette adamların oluştuğu anlaşıldığı için. Yani, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatını bekliyor ki hani veyahut “boşansın veyahut vefat etsin hanımlarıyla ben evleneyim” gibisinden. Ayet diyor Cenab-ı Allah, “onlar size ebedi olarak haram kılınmıştır”, değil mi? Yani, onlar bizim annemizdir inşaAllah. Böylece Cenab-ı Allah o fitneyi de engellemiş oluyor ama bu tabii çok ürkütücü bir şey. Yani bir Müslümanın kalbinden bunun geçmiş olması, o devrin ne kadar ürkütücü ve zor olduğunu gösteriyor. Peygamber (s.a.v.)’in ne kadar zor şartlarda yaşadığını gösteriyor. Bak, içinden geçen en güzel bir duyguyu ifade edemiyor çekindiği için, münafık ve kalbinde hastalık olanlardan çekindiği için. Çünkü kalbinde hastalık olanlar ne yapıyorlar? Gidiyorlar orada burada konuşuyorlar.
Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hanımlarına bir söz söylüyor, “bu aramızda kalsın, sır” diyor, anında götürüp yetiştiriyorlar. Cenab-ı Allah Cibril kanalıyla bildiriyor, “senin bu söylediğin sır olan sözü, konuşmayı, gitti söyledi” diyor Cenab-ı Allah, hepsini anlatıyor Cibril. Peygamberimiz (s.a.v) anlattıklarının bir kısmını anlatıyor, “sen” diyor, “bunları söylemişsin” diyor, müthiş hayret ediyor hanımı. “Sana bunu kim söyledi?” diyor. Bak, yine bu da hastalık işte, bu da bir hastalık işte. Yani, halbuki tam muttaki bir mümin bunu sorar mı Peygamber (s.a.v.)’e? Yani nasıl kim söyledi? Zaten vahiyle hareket ediyor, değil mi? “Her şeyi bilen söyledi” diyor, “Allah söyledi bana” diyor, değil mi? Ki, Tahrim Suresinde Cenab-ı Allah uzun uzun Peygamber (s.a.v.)’in hanımlarını tehdit etmiştir. Garip yani evli olmanın verdiği bir rahatlık. Halbuki Peygamber o, yani senin imamın. Yani evli olman neyi değiştirir? Sana özel bir statü meydana getirmez ki, bilakis daha saygılı daha titiz olmanı gerektirir, değil mi? Yani, hani kadın geleneği vardır, dünyanın ilk yaratıldığında, kadın geleneğiyle daha rahat olunabileceğini düşünüyor, daha rahat olunmaz. Daha saygılı olması gerekiyordu, daha itaatkar, daha bağlı olması gerekiyordu. Ve çok yordular Peygamberimiz (s.a.v.)’i. Allah diyor: “Hz. Musa (a.s.)’ya eziyet edenler gibi olmayın” diyor Allah. Ona da çok eziyet ettiler Hz. Musa (a.s.)’ya. Yani psikolojik baskı yapıyorlar. Peygamber (s.a.v.) zaten gözler önünde, zaten fitneye açık, zaten münafıkların malzeme aradığı bir ortam var, kalbinde hastalık olanlar zaten “bir açık olsa da eleştirsek” diyorlar. Yahut demese bile, eleştirecek bir ortam olduğunda hemen onu alıp ima ediyorlar mesela Peygamber (s.a.v.)’e, rahatsız ediyorlar. Böyle bir ortamda Müminlerin çok sıkı Peygamber (s.a.v.)’den yana tavır koyması gerekirdi, değil mi?
Ondan sonra, Hz. Ömer zamanında da yaptılar, Hz. Osman zamanında da yaptılar. Çıktılar herifler tavana, Hz. Osman’a, işte, “halifelikten ayrıl, sana yiyecek vermeyeceğiz, su vermeyeceğiz, bekliyoruz” diyorlar, tavana çıkmış. Bir sürü zonta, ayı, ondan sonra, köpek hatta. Hz. Osman da çok nazenin, çok şefkatli, merhametli. O da yüzüne baksan, kıpkırmızı olan bir. “Ben” dedi, “Müslümanlar’a karşı sert davranmak istemiyorum” dedi. “Allah affetsin” dedi, “ben istemiyorum” dedi, “inşaAllah vazgeçerler” dedi. Oktar’ım ben orada olacaktım. O tavanda olanlar orada duracaklardı. Ben çok şefkatli bir adamım, çok sevgi dolu bir adamım. Ah ben bir orada olacaktım yani. Yani onu tamamen bana bırakacaklardı, ondan gerisine sen karışma. Bak karınca ezmem ben ama onları sen bana bırakacaktın. Yani orada, Hz. Osman’ı tehdit etmek ne demekmiş, çok güzel ikna ederdim ben onları orada, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz orada olsaydınız çıkamazlardı oraya.
ADNAN OKTAR:Bir kere oraya çıkamazlardı, yani. İnşaAllah. Derin derin bir ah çekiyorum yani başka bir şey diyemiyorum yani, inşaAllah.
Bak Cenab-ı Allah diyor ki, 29. ayette: “Eğer siz Allah’ı, Resulünu ve Ahiret yurdunu istiyorsanız”, demek ki insan sadece Allah rızası için evleniyor. Yani çünkü sevgi öbür türlü olmaz ki, insan etten, kemikten neyini seveceksin insanın bunun dışında, değil mi? Yani, karaciğeri var, dalağı var, bağırsakları var, etten, kemikten oluşmuş bir şey. Yemek yiyor falan, doğal ihtiyaçları var. Temizlenmezse ne hale geldiğini görüyorsunuz bir kadının. Bir erkeğinde temizlenmediğinde ne hale geldiği belli. Ölüp, bayılacak ne var bunda? Pek tabii ki imanıyla sevilir kadın, ahlakıyla sevilir. Ondan geriye bir şey kalmıyor ki geriye zaten, değil mi? Bir avuç tüy olması saçında, bir kaç et parçası falan bu yeterli değil ki, bir insanı sevmek için, değil mi? İmanla, akılla, takvayla, tutkuyla, derinlikle insanın içindeki özel elektrikle sevilir ve bunu da Allah verir. Yoksa durduk yere niye olsun? 10 dakika ağzını yıkamadığında ağzı kirleniyor insanların. Kulağını temizlemediğinde kulağı kirleniyor. Burnunu temizlemediğinde burnu kirleniyor. Kaç noktadan birden Allah aciz yaratmıştır, değil mi? Bak, koltuk altı için özel malzemeler yapılıyor. Özel sanayi var yani bu insanların aczini ortadan kaldırmak için. Mesela dişi yıkanmadığında bayağı sorun çıkıyor. Sürekli yıkamak mecburiyetinde kalıyor dişini. Kulak için özel kulak pamukları yapılıyor.Mesela, gözünü özenle yıkaması gerekiyor, sabah kalktığında. Her yeri acz içinde. Mesela, saçı ayrı acz içinde, saçının mutlaka yıkanması gerekiyor. Ayaklarının mutlaka yıkanması gerekiyor, bütün vücudu için bu böyle. Neresine baksan vahim aczlerle dolu, vahim yani. Cennette bu yoktur mesela, hiçbiri yoktur. Ama burada bir tanesi bile insana yeter, yani insanı uzaklaştırmak için. İnsanlardaki aczlerden sadece bir tanesi bile yeter. Allah insanları tahir kılıyor, o yüzden insanlar bu beladan, hastalıktan kurtulmuş oluyor, rahatsızlıktan kurtulmuş oluyor. Ama Cennette doğrudan temizdir insan. Gül nasıl gül kokusu saçıyorsa, ağzı gül kokusu saçar insanın. Doğal olarak. Kulağı pırıl pırıldır. Dişler, trilyonlarca sene yemek yiyor, inci gibidir dişleri. Kat trilyonlarca sene yemek yiyor, hiçbir şey olmaz, olduğu gibi durur dişleri. Ne dişçi, ne şu, ne bu, ne grip olur, ne nezle olur.
Grip özel yaratılır. Nezle özel yaratılır. O virüslerin her biri harika. Mesela bir tane virüs koskoca adamı yatağa düşürüyor. “Nerede?” diyorsun, göster”, “göremiyorum” diyor. Bakın göremediği bir varlık koskoca bir adamı, dağ gibi bir adamı deviriyor, hatta öldürebiliyor, değil mi? Bir tane virüsün yetmesi yetiyor. Adam 5 dakikada çoğalıyor, kısa sürede, darmakeşan ediyor. “Eğer siz Allah'ı ve Resûlü’nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır”. Bak: “Güzellikte bulunanlar için”. Demek ki dünyada, zaten bir güzellikte bulunmuş oluyor. Zaten, güzel yaşamış oluyor. Güzellikte bulunmak ne demektir? Güzel yaşantı demektir. Kendi de güzel olur, hayatı da güzel olur. Ve diyor ki Allah; “Büyük bir ecir hazırlamıştır”, “Ben onlardan razı olacağım” diyor Allah, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım 31. Sure; “Ama sizden kim Allah’a ve Resulu’ne gönülden itaat eder,” bak, “İtaat” demiyor, Allah, “gönülden itaat” , aşkla, canla, muhabbetle, hakiki itaat. “Ve salih bir amelde bulunursa”, samimi olursa, Allah’ın kurtuluş için gösterdiği tek yoldur, samimi olmak.
Geçenlerde bir kardeşimiz var, “Hocam” diyor, “samimi olmak tek başına nasıl yetiyor?” diyor. Şimdi anlamamış tabii samimiyeti. Şimdi, bir insan samimi olunca ne yapar? Hz. İsa (a.s.) gelecek, geldi. Hafızasını kaybetmiş olarak gelecektir, yani bilmiyor hafızasını, geçmişini hiç bilmiyor ama samimi. Geliyor, “burası neresi?” diyor, “dünya burası” diyorlar. Ondan sonra, “bu nedir?” diyor, “kitap” diyorlar. “Ne?” diyor, “bu Müslümanların kitabı” diyor, “bu Tevrat, bu da İncil”. “Bunlar ne?”, “harf” diyorlar. Harfleri öğrenecek, okumayı öğrenecek. Okuyunca, “bu doğru” diyor, Kuran için. “Bu kitap doğru” diyor. O kadar. Ömrü boyunca net ve kesin iman ediyor. Mesela bakıyor, görüntü ve ışık var, beyninin içinde oluştuğunu görüyor. Sesi duyduğunu görüyor. Çok kaliteli ses duyuyor. Beynin yapısını görüyor, değil mi? Kulağın yapısını görüyor. Dokunuyor, bakıyor, hissediyor birisi hissediyor. Net ve kesin imanla iman ediyor. Bir kere iman eder İsa (a.s.), bitti, ömür boyunca o imanını kullanıyor işte. Bir daha hiç sarsılmıyor imanı. Vardır ya bazıları böyle bir eğilir, bükülür, gelir, gider falan. Halbuki akıllı bir insan çok keskin karar verir, bir kere karar verir. Yani çok kapsamlı imanı kavrar, bir daha da imanı bırakmaz. İnşaAllah.
Bak: “Gönülden itaat eder ve salih bir amelde bulunursa”. Yani samimi olunduğunda ne yapıyor insan? Kuran’ı zaten bulur, Kuran’a tam uyar, değil mi? Allah’a aşkla bağlanır, Resulünü aşkla sever. “Ona ecrini iki kat veririz, ve Biz ona üstün bir rızık hazırlamışızdır” diyor, Allah. Yani Cennet rızkı kastediliyor ve dünyaya da tabi işaret ediyor. “Ey Peygamberin kadınları siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki” bakın bir Peygamber hanımı bunu yapmaması lazım. Zaten bu ayetin inmesinden önce bunu zaten akletmeleri gerekiyor yani, değil mi? Bunu zaten yapmamaları lazım. Peygamber hanımısın sen. Bu da bir hastalıktır. Yani şiddeti değişebilir ama münafıklığın altında olan bir hastalıktır. Kalplerinde hastalık olanlardan bahsediyor ya ayet, bu bir hastalıktır işte. Bak: “Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz”. Bunu insan zaten bilmesi lazım, değil mi? Peygamber hanımı olmak ne demektir, insan bilmez mi? “Eğer sakınıyorsanız sözü artık çekicilikle söylemeyin ki”, demek ki bak çekicilikle söylemişler. Peygamber hanımı olarak sen bunu nasıl yapıyorsun böyle bir şeyi, değil mi? “Sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder” Bakın, “bir hasta da karşıda var” diyor Allah, değil mi? Şimdi hastalığın ne kadar yaygın olduğu anlaşılıyor. Şimdi Peygamber hanımı bunu yapıyor ama bak ayet açık söylüyor zaten: “Kalbinde hastalık bulunan” diyor, “kimse tamah eder”. O da zayıf, yani münafıklığa yatkın, yakın, tamah eder. “Sözü maruf bir tarzda söyleyin” yani, “tamah etmeyecekleri bir tarzda söyleyin” diyor Allah. Yani Peygamber hanımlarının özel bir statüde olduğunu belirtiyor. “Herhangi bir halktan, avamdan bir insan gibi değilsiniz” diyor Allah, inşaAllah.
Oktar Hocam bu konu çok geniş bir konu. Bu konuda çok fazla ayet vardır. Bizim bu konuda kitabımız yok, “kalplerinde hastalık olanlar” la ilgili. Münafıklarla ilgili var.
OKTAR BABUNA:Ben de söylediğiniz konuyla ilgili bir ayet okuyorum Hocam.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah’ın kinlerini hiç ortaya çıkarmayacağını mı sandılar? Eğer biz dilersek sana onları elbette gösteririz. Böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun sen onları sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah amellerinizi bilir.”
ADNAN OKTAR:Kaçıncı ayet, hangi Surede?
OKTAR BABUNA:47’ye 29 ve 30 Hocam.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım, “Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar”, bak “münafıklar” demiyor, Allah. “Allah’ın kinlerini hiç ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?” Ama bu münafıklarda, yani bak, kalbinde hastalık olanlarla münafıklar ortak hastalık içerisindedirler. Yani, kafirlerinde birçok yönü münafıklarla aynıdır. Bakın kafirlerin, münafıkların ve kalbinde hastalık olanların hepsinin tek blok olarak münafıklıkta toplandığını görürüz. Ama kalbinde hastalık olanlarda, münafıklıkların sert eylemleri aleni saldırıları olmaz. Yani onlar daha değişik oluyor. Küfür ama çok alenidir. Net söyler onlarda bir mertlik vardır. Kalbinde hastalık olanlarda yine bir hastalık yani bulanık zaten ayette diyor “hastalık vardır’’, ama küfür çok net açıktır. “Allah’ın kinlerini hiç ortaya çıkarmayacağını mı sandılar.” Yani kalplerinde bunlar biraz kine yatkın oluyorlar. Kine ve nefrete, öfkeye, dedikoduya, kavgaya, saldırganlığa yatkın oluyorlar, Allah ona dikkat çekiyor. Yani kin içlerinden gitmiyor. Bir tutku gibi oluyor kin. Halbuki müminin kalbinde olmaz bu. Bak: “Eğer dilersek sana onları elbette gösteririz. Böylece onları simalarından tanırsın”. “Simalarına da vurur” diyor Allah. “Ama ben istersem” diyor. Demek ki simalarında da bir kararma, bir bozulma, bir anormallik hissediliyor. “Andolsun sen onları sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın.” Yani sivri dilli oluyorlar, yani Müslümanları rahatsız edecek, kızdıracak, onları korkutmaya yönelik, onları huzursuz etmeye yönelik veyahut onları beğenmediğini gösteren, “eleştirir” diyor ya ayette “eleştirir” diyor. Yani eleştirmeden kastı onu küçük düşürmek kastıyla yapıyor. Yani, “ben senden daha akıllıyım, daha büyüğüm” diyor haşa. “Sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın Allah amellerinizi bilir. Andolsun Biz sizden mücahit olanlarla sabredenleri bilinceye belli edip ortaya çıkarıncaya kadar deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız açıklayacağız.’’ İşte kilit ayet bu. Şimdi münafıkla muttakinin, kalbinde hastalık olanla müminin arasındaki farkı ortaya çıkartan Allah’ın sistemi, bunu açıklıyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım, bak: “Andolsun, Biz sizden mücahit olanlarla” cehd edenlerle, gece gündüz Allah’ın dinini yaymak için Müslüman kendini zapt edemez, dayanılmaz bir tutku duyar. Yani münafıktan akıl almaz nefret eder, yani doğal olarak nefret ederler. Hani nasıl bir Müslüman pislikten, foseptikten nasıl tiksinir, yani tiksin dediğimiz için mi tiksiniyor adam? Doğal olarak tiksinir. Münafıktan da doğal olarak tiksinir bir mümin, kafirden şiddetli nefret eder yani doğal olarak, bedeninden değil, şahsından değil, fikrinden, eyleminden yani bak bu da çok önemlidir. Bedenini Allah yaratır, bedeni değil, şahsı değil, fikir sistemi, onun yaptığı eylemler, ondan rahatsız olur. “Mücahit olanlarla sabredenleri”, şimdi cehd etmek de bir de sabır var. 79 yılından beri aynı aşkla devam ediyorum. Bak benimle beraber yola çıkanlar birçoğu devrildi gittiler. Ne dernekler çıktı, ne gruplar çıktı. Şu an “dört kat ense yan gel Naci” demiş yani böyle. Uyuyorlar. İşlerine güçlerine, bambaşka bir aleme girdiler. Ama bak ben artan bir şevkle devam ediyorum. Buna rağmen tirtir titriyorum Allah’tan korkuyorum Cehenneme giderim diye yani ter basıyor artık “Allah vermesin” diyorum, “ya Cehenneme gidersem” diyorum. Kendimi de övmüyorum ben. Günahkar, acz içinde olan bir insanım. Yani, “ben örneğim” de demiyorum. Yani durup durup ikide bir “sen şöylesin”. Bana bu edebiyatı yapmasınlar yani. İnşaAllah. Ama eleştiriye açığım. Tabii, doğruyu güzeli arıyorum inşaAllah. “Deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız açıklayacağız”, “haberlerinizi sınayacağız”. Yani, “sizden gelen her türlü haber, bunu sınayacağız” diyor Allah.
Evet şimdi bir 10 dakika ara vermemiz gerekiyor. İnşaAllah.
SUNUCU 1: Kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir kardeşimiz, Fikret Kerimoğlu Atina’dan yazmış, Yunanistan’dan. “Muhterem Adnan Hocam size Atina’dan yazıyorum ve Atina’da yaşayan Müslümanlar adına bir dileğimizi dile getirmek istiyorum. Hocam Atina camisi olmayan tek Avrupa ülkesi.” Allah Allah öyle mi? Nasılmış öyle? “Biz Müslümanlar namazlarımızı yer altı mescitlerinde kılmak durumunda kalıyoruz, nitekim bugün de bayram namazımızı yer altı mescidimizde kıldık. Umarım en yakın zamanda bir camimiz olur ve biz Müslümanlar ibadetlerimizi rahatlıkla yerine getirebiliriz. Sizin aracı olmanızla Atina yönetiminin bu konuda kararlığını kırmasını diliyoruz Hocam. Çünkü siz ne zaman bir konuyu ele alsanız Allah size bereket veriyor ve o konu hemen çözüme kavuşuyor. Duacınızız, Allah’a emanet olun.” Şimdi biz Yunanistan Büyükelçiliği’nden ve Yunan Hükümeti’nden istirham ediyoruz. Atina’ya çok güzel böyle modern, koskoca bir cami yapalım. Değil mi? Yani ne amaç olabilir, yani mantığı olmaz ki.
OKTAR BABUNA:Hocam maşaAllah, şu an cami için şu an izin çıktı. 11:08 itibariyle. Atina Belediye Başkanı da açıklama yapmış.
ADNAN OKTAR: Ama bu mucize hakikaten. MaşaAllah, hakikaten net mucize. Hayret, şaşırdım şimdi.
OKTAR BABUNA:Mucize Hocam. Şimdi, şu an haber geldi, “izin çıktı” diye. Atina Belediye Başkanı da açıklama yapmış.
ADNAN OKTAR: Hayret maşaAllah. Hep böyle oluyor, maşaAllah.
SUNUCU 3: Mucize.
ADNAN OKTAR: Allah’ın hikmeti, hayret. Elhamdülillah, maşaAllah. O zaman camiyi sonuna kadar takip edelim güzelce kurulsun. Camiye de halı gönderelim buradan bir tane, inşaAllah.
SUNUCU 3: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Saygıdeğer Hocam. Ben evet diyenlerden yanayım. Ama bu aralar kafam çok karıştı. Zannedersem halkında aynı kafasını karıştırdılar. Kararsızım lütfen bana yardımcı olursanız çok memnun olurum. Açıklamalı bilgi verirseniz iyi olur” diyor Mustafa. Mustafa kardeş ben hukuk ile ilgili konularda, yargı ile ilgili konularda 30 yıldan beri zaten geceli gündüzlü ilgileniyorum, mecburen ilgileniyorum. Bize birçok dava açılıyor, birçok olaylar var. Yani inanın yargıda tahmin tahayyül edemeyeceğiniz eksiklikler var. Yani dile getirilecek gibi değil. İçinde olanların bileceği bir, tahmin edilemeyecek olaylar var. Öyle söyleyeyim. Bu evet neyi sağlıyor? Sadece yargıda bir düzenleme ve rahatlık sağlayan bir sistem. Yani bir düzenleme ne demektir? İyiye, güzele götüren bir çalışma var. Yani milletimizin aleyhine, bizim aleyhimize hiçbir madde yok. Sadece ilerleme yönünde bir madde var. Ama şu şöyle algılanabilir. Şimdi bu AK Parti işte ezdi geçti, %60 aldı, demek ki iktidar. Öyle değil, belki hiç istemiyor olabilir de millet AK Parti’yi, ama bu doğru bir olay, bu doğru. Anlaşıldı mı? Ama yine de AK Parti iyi biliniyor, halk arasında da öyle görünüyor. Fakat hiçbir zorumuz, mecburiyetimiz de yok. Yani AK Parti’yi illa iktidar da tutacağız diye bir mecburiyet niye olsun ki? Ne Partiler gitti. Mesela Ecevit’in partisi gitti, efendim Mesut Bey’in partisi gitti diğer partiler aynı şekilde, değil mi? DYP tepmez devrilmez biliniyordu, gitti. Böyle bir şey yok yani. Türkiye’de partilerin bir devamlılığı olmuyor. Böyle bir şey olmaz. AK Parti’nin de bir ömrü vardır. Allah’ın takdir ettiği ömrü vefa etti mi gider. Ama Türkiye’nin modernleşmesi, aydınlanması, hürriyetlerin gelmesi, demokrasinin pekişmesi çok hayatidir. Ben baskı istemiyorum, kokain komplosu istemiyorum, değil mi? Gece yarısı 3’te evden alınıp, paldır küldür Emniyete götürülmek istemiyorum. Yani yargıda olan olayı ben şimdi burada anlatmaya kalksam, insanların aklı hayali durur. Yani genel olarak yargıyı tenzih ederim. Herkes biliyor. Bak Yargıtay’ın içindeki herkes biliyor. Yargıtay’ın tamamını tenzih ederim. Ama bir kısım yerlerde, bir kısım kişilerde tarif edemeyeceğim rahatsızlıklar var. Yani büyük olaylar var, bana inansınlar. Ama, “illa anlatın” derlerse de anlatayım. Yani kapalı bir üslupla da anlatabilirim. Mutlaka düzenleme gerekiyor. Mutlaka evet gerekiyor, başka şey yok.
Ve geçen günler, efendim, o çocuğu çıkartmışlar böyle leylek yuvası gibi saçlarıyla çıktı. Bir tıkım, bir tıkım falan böyle anlatıyor falan coşmuş. Kardeşim sen kerata genellikle baskıdan yanasın. Üslubunu biliyorum. Darbeleri desteklersin. Ben darbe istemiyorum. Ben askeri yönetim istemiyorum, özgürlük istiyorum. Rahat yaşamak istiyorum ben, zorla bir fikrin dayatılmasını istemiyorum. Komünizmin zorla Türkiye’ye getirilmesini istemiyorum. Faşizimin de zorla Türkiye’ye getirilmesini istemiyorum. Rahat yaşamak, özgür yaşamak istiyorum bu kadar. Kuşlar gibi özgür olmak istiyorum. İstediğim gibi konuşayım, istediğim gibi giyineyim, istediğimi yiyeyim. Ama kimseye zarar vermeyeyim, kimseyi rahatsız etmeyeyim. Kimsede kimseyi rahatsız etmesin. Biz bunu istiyoruz, işte evetin anlamı budur. Ve bu evetler kesilmeyecek zaten. Peş peşe referandumlar istiyoruz. Tamamen üzerimizdeki bu pus kalksın, ben Türkiye’nin üstündeki bu pusu görüyorum. Herkes de görüyor. Kaç yıldan beri, 60 yıldan beri de diyebilirim. Atatürk döneminde bir tek bir rahattık biz. Ondan sonra hiç rahat etmedik. Ettik mi rahat yani? Rahat etmedik yani rahat etmedik. Sabah akşam darbe geldi geliyor, geldi geliyor, geldi geliyor. Biz bunu duymak istemiyoruz. İstemiyorum ben yani. Hayır, ben askerlerimiz benim canım, hepsi bizim ciğer paremiz. Ben onlara bir sözüm yok. Ama baskı ve şiddet zorla adamı, mesela ellerini enselerinde toplayıp adamları duvara dizme falan. Bunları ben istemiyorum. Hapishanelere adamların doldurulmasını istemiyorum. Yani suçsuz, günahsız gel hadi yürü falan ben bunları istemiyorum. Geçmiş sistemlerde bunlar körüklendi. Şimdi de rahat etmek istiyoruz. Kardeşim biz niye İsviçre’ye özenelim? Niye Norveç’e özenelim? Onlar bize özensinler. Niye üçüncü dünya ülkesi gibi olalım biz, değil mi? Türkiye mi falan deyinde bıyık bükecekler, ağız bükecekler bir durum olmaz. Herkes özensin Türkiye’ye, desinler “orası hürriyet vatanıdır, herkesin hür olduğu yerdir, demokrasinin vatanıdır”, değil mi? Amerika biliniyor şu an, “hürriyet ülkesidir” bilmem ne, işte “ışıkların yeridir” falan. Türkiye olsun orası ve Türkiye olacak. Hürriyet arayan buraya gelecek, özgürlük arayan buraya gelecek, rahatlık arayan buraya gelecek. Bunalıyorum ben istemiyorum. Dolayısıyla milyon kere evet, sonsuz kere evet. Hiç tereddüt edilecek bir şey yok. Ama tabii “iktidar da çıkar bize evet verdiler” derse diye düşünüyor arkadaşlarımız. Diyemez, Sayın Tayyip Erdoğan açıkladı. “Evet oyları AK Parti’nin oyu değildir” dedi. Bunu daha iyi vurgulayabilirler.
OKTAR BABUNA: Bir açıklaması oldu siz söyledikten sonra Hocam. “Hükümet meselesi değildir” dedi.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bana bağnazlıktan falan ben bağnazlıktan, gericilikten en ziyade rahatsız olan benim yani. Türkiye’de en şiddetli rahatsız olan benimdir gericilikten. Hakikaten acayip nefret ettiğim bir sistemdir yani. İrticadan acayip nefret ederim ben. Çocukluğumdan beri nefret ederim. En hoşlanmadığım bir sistem. Ama ”irticadan hoşlanmıyorum” diyen, Kuran’a saldırmak olur mu? Bu çok delice bir hareket. İrticadan kurtulmak için Kuran’a sarılacaksın, değil mi? Peygamber (s.a.v.)’e sevgiyi geliştireceksin, aşkı geliştireceksin. Yoksa gelir ümüğünü sıkar senin gerici yani. Faşist görünümüde gelir, komünist görünümünde gelir, illa ki gelir. Gericinin kıyafeti sorun değil ki. Yani gerici seni bulur, her yerde bulur, değil mi? Almanya’da nasıl buldular? Bütün milleti perişan etti işte. Hitler gericinin şahıydı adam.
OKTAR BABUNA: Tv 24’te Ülkücü gençlerin 80 döneminde çektiği işkenceler ve idamları anlatan bir belgesel varmış Hocam şimdi. İşkence görenlerden biri, “Ülkücü gençlik Mehdi (a.s.)’nin çıktığı dönem olduğunu bilerek sabrediyorlardı” diye anlatmış Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Benim koç yiğitlerim, aslanlarım benim maşaAllah, maşaAllah, Ülkücü gençlik olsun, Saadet gençliği olsun, Büyük Birlik Partisi gençliği olsun, CHP gençliği de olsun, çünkü aydın çocuklar, kafalı çocuklar, böyle olacak Mehdi (a.s.) gençliği inşaAllah. Bağnazlıkla, şiddetle savaşan, gericilikten nefret eden, aydınlamayı, ilerlemeyi isteyen, değil mi? Allah’ı seven, Peygamber (s.a.v.)’i seven tertemiz vicdanlı bir gençlik inşaAllah. Oktar Hocam devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Güncel haberler vardı inşaAllah. PKK’nın bir eyleminden sonra yaptığı bir şey var Hocam PKK’nın. “PKK’lı teröristler sabah namazı için camiye giderken katlettikleri imam için cennete gönderdik diyip kahkahayı basmışlar” diye haber bir vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bunlar aşağılık herifler, bunları bana durup durup anlatmayın. PKK diyorsun, dinsiz. Zaten komünist partisi bu. Zaten bunu yapar adam. Bu en hafifinden bunlar zaten dine, imana, mukaddesata gece gündüz hakaret eden adamlar bunlar. Bu ne burada bu söz? Herhangi bir söz yani.
“Selamun aleyküm değerli Hocam. Sizi kadınlara ne kadar merhamet duyduğunuzu, onların nazenin varlıklar olduğunu birçok defalar röportajlarınızda dile getirmiştiniz. İran’da zina suçu sebebiyle recm cezası uygulacak kadın için 5 Temmuz HarunYahya.Tvröportajınızda “elçilik mensuplarıyla görüşebiliriz. İran’a doğrudan soralım, en azından bunu ertelesinler ne olduğuna bir bakalım. Aklı başında, Kuran’a uygun olarak olaya yaklaşmaları lazım” demiştiniz. MaşaAllah Hocam bu recm olayında da ertelendiği gazete haberlerinde yayınlandı. Allah sizi birçok olayda vesile kılıyor. Bunları tarih yazıyor. İlerde insanlar bu olaylara hayret edecekler inşaAllah. Sungur Ağabey’in söylediği gibi “yakın bir gelecekte insanlar sizi alkışlayacaklar”” diyor ama tabii Cenab-ı Allah’ın takdiri o, inşaAllah Hocamızın hüsnü zannı idi inşaAllah. Canan Hanım yazmış, maşaAllah. Evet başka, Oktar Hocam sen söyle bir şeyler.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Hakaretçi karikatüriste ödülü Merkel’den” diye Alman.
ADNAN OKTAR: Ne hakareti ne?
OKTAR BABUNA: Bu Peygamberimiz (s.a.v.)’e hakaret eden bir karikatürist vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu ayyaş, beyni çökmüş, perişan, içkiden ayakta duramayan bir herif. Ondan sonra bir resim yapmış böyle maymun gibi bir resim yapmış. Millet de diyor ki; “bu herifin kendi resmi” ben de diyorum “kendi resmi”, o da diyor ki işte “falanca”. Diyebilir, mühim değil. Biz resme baktığımızda adama benzetiyoruz, buna benziyor, maymuna benziyor. Tamam, onun demesiyle o Peygamberimiz (s.a.v.)’in resmi mi olur haşa? Tamam.
OKTAR BABUNA: Almanya Başbakanı ödül vermiş Hocam. Ve bu demiş hakaret karikatürlerinin ifade özgürlüğü olduğunu savunmuş.
ADNAN OKTAR: Ayyaşlar şampiyonu olarak, ayyaş ve avanlar şampiyonu olarak vermişler ödülü. Biz de verelim, ayyaş ve avan ödülü.
SUNUCU: Evet o da bizim ifade özgürlüğümüz.
ADNAN OKTAR: Değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: “İranlı Yahudiler ve Gazze’li Filistinliler” diye bir haber var Hocam. İran’lı Yahudilerin çok rahat yaşadığı, özgürlüklerinin olduğu, korunup kollandıkları anlatılıyor haberde. “Herhangi bir kötü baskı ve muameleye tabii tutulmadıkları gibi İran anayasasının koruması altında bulunuyorlar” diyor. Kendilerinin de bu yönde açıklamaları var. İran’daki Museviler çok rahat. Ahmedinejad anti-semit gibi göstermeye çalışıyorlardı. Onu anlatmış haber.
ADNAN OKTAR: Semitle simitle alakası yok onun. Biz ehl-i kitabın hepsini severiz, hepsini severiz. Çok da güzel yapıyor maşaAllah orada rahat ediyor. Türkiye’de de çok rahat ediyorlar. Biz onları aldık ta İspanya’dan İstanbul’a getirdik. En güzel şehre, en güzel şekilde yaşattık ve zengin ettik onları. Yine olacağı o, onlar bizim yedi emanımızdalar Allah’ın izniyle, hepsi, ehl-i kitap yani Hıristiyanlar da, Museviler de öyle. Ecdadımız nasıl davrandıysa bizde öyle davranacağız inşaAllah.
“Kılıçdaroğlu namaza gitmedi”. Çok sevimli HaberVaktim’in. “CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bayrama Ankara’da giren liderler arasında yer aldı. Kılıçdaroğlu önceki genel Başkan’ın aksine bayram namazına gitmeyerek ailesiyle birlikte bayramı karşılamayı tercih etti”. Ne biliyorsunuz canım, evde kılmıştır arkadaşlarıyla cemaat yapmıştır. Adamcağıza niye öyle kesin? Veyahut rahatsızdır, bir şey olmuştur, değil mi? Dizleri ağrımıştır. Olur olur yani insanlık hali veyahut evinde kılmıştır. Kılıçdaroğlu’na bir sözümüz yok. O niye o adama benzemeye çalışıyor gibi gösteriyorlar onu. Nedir ?
OKTAR BABUNA: Hoşuna gidiyor olabilir mi onun da? Hiç rahatsız olduğunu belirten en ufak bir açıklaması olmadı.
ADNAN OKTAR: Yok o herif 6 ayda falan bir yıkanıyor benim bildiğim. 15 günde benim öğrendiğim. Son öğrendiğim 6 ayda falan yıkanıyor.
OKTAR BABUNA: Senede bir o nehire falan giriyorlar Hocam. Ganj nehirine.
ADNAN OKTAR: Ben buna Gandi dedirtmeyeceğim arkadaşlarıma, tertemiz adam, değil mi? Ne alakası var ki?
OKTAR BABUNA: “İslam’ı aşağılamaya suç duyurusu” diye haber var Hocam. Bilim ve Ütopya Dergisi’nin kapağında yer alan İslam dinine yönelik hakaret ve aşağılama içerikli ifadeler
ADNAN OKTAR: Şimdi olmamış o başlık “İslam’ı güya aşağılamaya suç duyurusu” diyecek, nereyi aşağılıyor, değil mi? Ne haddine yani? O kendi kulağına, söyleyeyim şimdi. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Devam ediyorum Hocam inşaAllah. “Kuran yakma planına kınama” diye. Bu Amerika’da bir, sizde söylemiştiniz Hocam, sapkın bir rahip, cinsel sapıklığı olan. Alman protestan kilisesinde 11 Eylül’de bunu yakma planını kınamış Hocam.
ADNAN OKTAR: Onların amacı kardeşim, Deccaliyet Armagedon istiyor. Hıristiyanlarla, Müslümanların dünya çapında, atom bombaları da kullanarak birbirine girmesini istiyor. Biz bunu engelledik, Armegedon’u engelledik. Armegedon oldu, Irak’ta olan savaştır. Onlar diyorlar ki: “Öyle Armegedon mu olur?” diyorar. Yani, “çok geniş çaplı bir şey istiyoruz” diyorlar. Evet ve sel gibi kan akıtılmasını istiyorlar. Buna müsaade etmiyoruz, etmeyeceğiz, ve yapamayacaklar, bu kadar, inşaAllah. Amaç bu yani, akıllarınca milleti tahrik edecekler, ayaklandıracaklar, yok öyle şey, inşaAllah. Kan yok Mehdi (a.s.) devrinde, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu rahibin yine bir açıklaması olmuş. “Kuran yakmaktan vazgeçmem” diye. Bu arada, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Kuran yakmanın bedeli ağır olur diye Ortadoğu’lu siyasi ve dini yetkililer, “ABD’li bir rahibin Kuran-ı Kerim yakma planının bedelinin ABD için ağır olacağını bildirdi”. Bu El Ezher Üniversitesi’nin ileri gelenlerinden birisi konuşmuş Hocam, bunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim kıtıbiyoz tipler bunlar adamlar “Kuran yakacağız” diyor. Yani amaç alttan alttan işte “minareleri yıktıracağız, Kuran yakacağız”, işte dine hakaret etmeler falan. Gerilim meydana getirip Müslümanları böyle saldırganlaştırmak, kan döküp olay çıkarttırmak, sonrada diyecekler ki, “bak Müslümanlar böyle, biz de kendimizi savunuyoruz” diyecekler. Ve kastettikleri Armagedon’un zeminini hazırlamaya çalışıyorlar. Yani bunlar çok avanakça planlar. Kimse bunu yapamaz. Boşa uğraşıyorlar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Obama da bir açıklama yapmış Hocam. “Obama devreye girdi” diye. ABD Başkanı Barac Obama Amerikalı bir rahibin 11 Eylül’ün yıl dönümünde Kuran-ı Kerim yakma planını eleştirerek, rahibe bu yıkıcı planını gözden geçirmesi çağrısında bulunmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Gözden geçirmesi, bu çok önemli bir açıklama, inşaAllah. Yani, “yoksa ben gözden geçirttiririm” der gibi bir ifade evet.
OKTAR BABUNA: “Kuran’ı yakmaya Musevilerden kınama” diyor Hocam. Türkiye’deki Musevilerin, Türk-Musevi Cemaatinin açıklaması, ABD’deki Florida eyaletindeki bu eylemi, yakma girişiminin bulunulacağına yönelik haberleri kınamışlar Hocam. “Müslümanlar çoğalacak endişesi” diye bir haber var Hocam. Vatikan’daki bir yetkili Hıristiyanlara daha fazla çocuk yapmaları yoksa Avrupa’da Müslümanların çoğunlukta olacağı uyarısında bulunmuş.
ADNAN OKTAR: Peki çoğalıyorlar ama dinsiz olarak çoğaldıktan sonra ne anlamı var, değil mi? Birde Müslüman olarak çoğalması Avrupalıların, onların son derece lehine, son derece güzel olur. Müşvik, merhametli, şefkatli, akıllı, çalışkan insanlar meydana gelecek demektir. Avrupa’nın son derece lehine bu.
OKTAR BABUNA: “Hıristiyanlardan bayrama pankartlı kutlama” diye bir şey var. “Hatay’da İskenderun ilçesinde yaşayan Hıristiyanlar kilise duvarına astıkları pankartla Müslümanların Ramazan Bayramı’nı kutladı”. “Tüm İslam aleminin mübarek Ramazan Bayramı’nı kutlarız” diye pankart asmışlar Hocam.
ADNAN OKTAR: “Tüm İslam aleminin mübarek Ramazan Bayramı’nı kutlarız”, çok güzel, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Bayram namazında camiler dolup taştı” diye haber var Hocam. “Ankara’nın en büyük camisi olan Kocatepe Camii bayram namazında yine doldu taştı”. Diyanet İşleri Başkanı orada hutbe vermiş.
Dabbet-ül inkar diye bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR: Kim yazan?
OKTAR BABUNA: Stephen Hawking hakkında Mustafa Özcan, Vakit’te. Stephen Hawking’in eleştirmiş bu haberlerini ona “dabbet-ül inkar” diyor. “Yaşar Nuri Öztürk, “dabbet-ül arzdır” diyordu onun için” diyor. “Halbuki o dabbet-ül inkar” diyor. “Dabbet-ül arzın hiçbir özelliğini taşımıyor” diyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ben anlatamadım herhalde. Bu Hawking denilen adam perişan durumda, bunu nasıl bu kadar hedef haline getiriyorlar ben anlamıyorum. Adam milim, santim kıpırdayamıyor. Bütün vücudu erimiş, beyni erimiş yani komada adam. Sadece bakıyor adam. Bütün millet hop oturuyor, hop kalkıyor. Adamı kendi haline bıraksınlar, adam canıyla ilgileniyor. Çok perişan durumda. Yani bütün kasları, beyin hücreleri her yeri erimiş halde. Adamın yani mecali yok, bir şey söylemeye mecali yok. “Biz” diyor, “gözüne bakıyoruz bakıyoruz onun, çok acayip şeyler anlatıyor. Gözüne baktık anlatıyor” diyor. Bütün dünyada dinliyor onu. Milyonlarca insan, “vay be Hawking” diyorlar, “yine bir şey söylemiş” diyorlar. Bir şey söylediği yok, adam sadece bakıyor kardeşim ve canıyla ilgileniyor adam yani.
OKTAR BABUNA: Söylediğini, söyledikleri şey ipe sapa gelmez bir şey. O da alakasız bir şey böyle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zaten o durumda beyin gidince insan ne konuşacak hali kalır ki? “Madde yoktu” diyor. “Ama” diyor, “aynı anda madde vardı” diyor.
OKTAR BABUNA: Yer çekimi vardı.
ADNAN OKTAR: “Ve yer çekimi vardı” diyor. “Ama madde yoktu aynı zamanda” diyor. Şimdi bu neden olur bu, değil mi? Yani dört gün uykusuz kalır adam falan böyle, değil mi? Artık ne konuştuğunu bilmez, o duruma gelmiş. Ki öyle bir şey dediğini de iddia ediyorlar. “Gözüne bakarak öyle anladık” diyorlar. Adamın bir şey dediği de yok garibimin yani.
Evet, bir de Fethullah Hocamız’ı seven kardeşlerimiz, onu izleyen kardeşlerimiz Fethullah Hocamız’ın zamanında Mehdi (a.s.) ile ilgili çok net ifadeleri vardı. Onları bana gönderebilirlerse çok memnun olurum. Yani o devrin kasetlerinde vardı. Ben açıkça hatırlıyorum. Mesela “hakimin müstedrekinde” diyor, “Mehdi (a.s.)’nin sakalından bahsediyor” diyor. Çok kapsamlı izah ediyordu. Ama şu an o kasetler bende yok, inşaAllah. Yani yaklaşık olarak aklımda kaldı. Fakat o koleksiyon yapan kardeşlerimiz var. Onlar, ondan bir kopya bana gönderirlerse hem emeklerini de zayi etmem. Ondan sonra, emeklerinin karşılığını inşaAllah onlara sunarız. Ayrıca da bilgilenmiş oluruz. inşaAllah, Fethullah Hocamız’ın Mehdi (a.s.) ile ilgili açık aleni sözleri, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Milli Görüş forum sitesinde yayınlanan Erbakan Hocamız’a sadakat mesajı yayınlamışlar Hocam. Mili Görüş forum, “liderine sevdalı milli gençlik, seni bir katre görüp küçümseyenler bir gün böyle bir çağlayan haline geleceğini hiç düşünmediler mi? Hepimiz Erbakanız”. Erbakan Hocamızın bir sözü diyor; “biz elhamdülillah inançlı insanlarız. Biz inanıyoruz ki Allah bize yardım eder. Allah bize yardım ettiği zaman ancak biz galip geliriz. Kimse bize galip gelemez.”
ADNAN OKTAR: Bak elhamdülillah, maşaAllah. Şahlandı çocuklar maşaAllah. Erbakan Hocamız’ı sevenler şahlandılar. Doğru olan buydu. Öbürü kafamda çok kötü bir hatıra olarak ölünceye kadar kalır kafamda. Ben onu asla hazmedemeyeceğim. Yani Erbakan Hocamız’a bu yapılanı asla hazmedemem. Yani affederim, ama unutmam. Asla unutmayacağım söyleyeyim yani, inşaAllah. Çok büyük bir olay o yani gazetelerde çıkartmamak, internet sitesinin ismini çıkartmak, Taha Akyol’un talimatıyla bambaşka bir üsluba geçmek, bambaşka bir tavra geçmek, ona saygıda, nezakette ve sevgide kusur etmek. Ve bu kadar emek vermiş, bu kadar güzel ahlaklı, mücahit bir insanı sırf yaşlandı diye adeta cezalandırmaya kalkmak. Ben bunu asla unutmayacağım, asla yani, inşaAllah. Affetmek sorun değil, Allah affeder zaten ben onu, ben kindar değilim. Ama unutmam yani mümkün değil kafamda mutlaka kalacak o, Allah’ın izniyle, inşaAllah. Ve bunu daha da katlamalı telafi etsinler. Bu yetmez, çok rahatsız oldum ben, inşaAllah, evet.
OKTAR BABUNA: Erbakan Hocamız iftar vermiş Hocam. Siz sahip çıktınız inşaAllah. Hocamız da bayağı bir canlandı.
ADNAN OKTAR: O da coştu maşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Milli Görüş lideri ve 54. Hükümetin Başkanı Profesör Necmettin Erbakan, Başkent’te 45 sivil toplum kuruluşunu temsil eden başkan ve yönetim kurulu üyeleriyle iftar sofrasında bir araya geldi” diyor haberde. “Yeni bir dünya mutlaka kurulacak” demiş. “Yeniden büyük Türkiye ve yeni bir dünyanın mutlaka kurulacağını ve bu milletin ecdadının yaptığı gibi bütün insanlığa saadet getireceğini belirten Erbakan Milli Görüş’ün bunu yapacağını 40 senelik tarih ispat ediyor” diye konuşmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Neyi anlatıyor Hocamız? İttihat-ı İslam, Türk-İslam Birliği, dünyanın Türkiye’ye manen teslim olması, Türkiye’nin liderliği ele alması. Dünyaya mutluluk, saadet sunmak için, huzur ve güven sunmak için, özgürlük sunmak için, evet.
OKTAR BABUNA: Yine Erbakan Hocamız’ın iftar haberi Hocam. Son iftar programına Konya’da katılmış. Bu da Hocam, Vatikan’dan açıklama; “Kuran yakmak çok çirkin” diye bir açıklama Hocam, yabancı basında çıkan.
ADNAN OKTAR: Evet, o Kuran yakmaya kalkanlar Darwinist, o sapık aynı zamanda. Tabii, yani o çok manidar. Nerede böyle bir şey çıksa, altında mutlaka bir Darwinist çıkıyor ne hikmetse? Allah’ın hikmeti. Söyle bakalım.
OKTAR BABUNA: Seyyid Salih Özcan Hocamız’la ilgili bir haber var Hocam Vakit’te çıkan. “Çavuşesku’ya Kuran kursu açtırmış” diyor. “Romanya’nın devrik dikdatör lideri Çavuşesku’yla anlaşma yaparak Romanya’da Kuran kursu açılmasını sağlayan Bediüzzaman Said Nursi’nin talebesi Salih Özcan, bunun olacağını yıllar önce Bediüzzaman’ın kendisi haber verdiğini söyledi”.
ADNAN OKTAR: Onu burada anlatmıştı.
OKTAR BABUNA: Evet anlattı Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Buradaki sohbetinde anlatmıştı. Hayret ama çok acayip. Çünkü Romanya komünist ülkeydi. Oraya bir kere gitse zaten direk ya asarlar, ya keserler, ya hapis ederler. Yani, gidecek, Çavuşesku’yla bunu konuşacak aynısıyla detaylarıyla veriyor Bediüzzaman. “Gideceksin” diyor, “şunları şunları yapacaksın ve böyle bir faaliyet yapacaksın” diyor. Aynen dediği gibi de çıkmış. Şaşar Beşer’de beğenmiyor, haşa, Said Nursi Hazretleri’ni. “Ben daha büyüğüm” diyor. “En iyi bilen benim” diyor. Öbürü de 600 sayfa falan yazı yazmış. Erbakan Hocamızı ayrı eleştiriyor. Efendim bir başkasını ayrı eleştiriyor, Said Nursi hazretlerini ayrı eleştiriyor. Yani nerede İttihat-ı İslam’ı savunan varsa oraya odaklanıyorlar.
Nedir konu? Hadi göreyim. Haham başıyla ilgili. Kardeşim inanılır gibi değil. Bunun böyle bir haham başıyla falan karşılaşması yok. Türkiye’de bir tane haham başı vardı. O zamanda da o adam yoktu zaten, hapse de girmedi. Haham başı hapse girse Türkiye’de bu duyulmaz mı? Üstelik Cübbeli’nin yanına götürüp, verip bırakacaklar adamı yani. “Benim yanıma geldi haham başı” diyor. Bunu otele götürmeye kalkmış, Cübbeli’yi. Ne yapacaksa otelde sohbet mi edecekler, konuşacaklar mı? Anlayamadım yani. Arkasından diyor ki, “ben hiç kimseyle görüşmedim” diyor. Onu da ayrı uzun uzun açıklıyor. “Cezaevinde beni kimseyle görüştürmediler” diyor. Peki ordan diyorsun ki, “benim yanıma verdiler” diyorsun “haham başını” diyorsun. ““Seni Eresin Otel’e götüreyim” dedi” diyor. ““Bilmem nereye götüreyim oraya” dedi” diyor. “Tel Aviv’e götüreyim Amerika’ya” ne yapacaksa bunu sakal göbeğinde onu yanında öyle gezdirecek. Allah’ım Ya Rabbim. Bakayım nasıl bir şey?
-VTR-
ADNAN OKTAR: Bak kendi anlatıyor. Önce diyor ki: “Ben görüştüm. Haham başı yanıma geldi.” Bu seferde diyor ki: “Bana böyle dediler” diyor. “Yanıma haham, adam geldi dediler” diyor. “Halbuki ben yalnız başımaydım” diyor. “Bana iftira atıyorlar” diyor. Söyleyen sensin zaten, kendin söyledin. Biz senin söylediğini sana söylüyoruz. Biz nereden duyalım?
SUNUCU: Sunucu da anlamış dengesizliği soruyor “Yıl kaç?” Bunu da yalanlar belki diye.
ADNAN OKTAR: Hayır “çıkarırız dedi” diyor. Zaten sen anlatıyorsun. “Çıkarırız” dediler diyorsun. Kendin anlatıyorsun.
OKTAR BABUNA: “4 sene ceza aldı yanıma getirdiler” diyor.
ADNAN OKTAR: Bir de adamı başbakan gibi gösteriyor, haham başını. “Beni merkez vaizi yapacaktı” diyor. Tabii, bunun amacı kendini böyle kahraman gösterecekti etrafa yani böyle Yahudilerle savaşır, işte masonlarla savaşır, o uğurda hapse girer falan. Karşıdaki insanlar onu sorgulamadıkları için, yani böyle bir şeyin doğru olmadığını ispat edecekleri aklına gelmemiştir. O bol bol söylüyor, rahat rahat söylüyor. Ama sonradan biz belgesiyle karşısına çıkınca bu sefer 180 derece dönüş yaptı. Bu seferde “nerden çıktı bunu, kim söylüyor bunu ya?” diyor. “Nasıl söylerler böyle bir şey?” diyor. Zaten kendin söylüyorsun. Kendi söylediğinden haberi yok. Unutmuş, kendi söylediğini de unutuyor. Biz nereden öğreneceğiz? Senden öğrendik. Kuran’da ayrıca Yahudilerle ilgili zaten ayetleri herkes okuyor. Yani Kuran’da basılıyor ve televizyonlarda da gece gündüz Kuran okunuyor. Her yerde, herkesin evinde de var. İsteyen okuyor zaten. Yani Cübbeli’nin okumasına ihtiyaç yok ki. Yahudilerler ilgili, yani “bunu okuma” dediler, yani o kadar mağdur ki artık Kuran’daki ayeti bile okutmuyorlar. Bu kadar baskı yapılıyor ama bu kahramanlığından dolayı, Kuran’ bağlılığından dolayı direniyor, aslanlar gibi direniyor. Ve cezaevinden çıkabilecek iken, bak adam adli sistemin de üstünde bir adam bu. Yani cezaevinden de çıkarma gücü var. Ve onu tayin de ediyor istediği yere. Hükümetin üstünde bir güç olarak gösteriyor. Hayali birisi, böyle biri de yok ayrıca. O dönemde öyle birisi yoktu ve hapse de girmedi ayrıca.
OKTAR BABUNA: Söylediği dönemde David Aseo haham başı, hiç hapse falan girdiği, öyle bir şey yok. Öyle bir konu yok, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani öyle olsa duyardık zaten. Öyle bir insan yoktu o dönemde, inşaAllah. Genelde bu tarz çok fazla üslubu var. Çok fazla konuşmaları var da ben örnek olması için gösteriyorum. İslam’la, Kuran’la ilgili sözlerinde de böyle şakacı, haşa, biraz yani Kuran’a saygıya uygun olmayan, Allah’a saygıya uygun olmayan bir üslubu var. Ve çok yaygın. Sakın dinleyenler onun etkisinde kalmasınlar, çok yanlış yapıyor, günaha da giriyor. Ve çok çirkin bir cesaret gösteriyor. Yani Allah’a karşı böyle hitap edilebilir, Kuran’a karşı böyle hitap edilebilir gibi bir inanca hiç kimse kapılmasın. Yaptıkları net olarak haramdır. Kimse cesaret edemez, böyle bir şey konuşamaz. Bu tiplerin etkisiyle sonradan bir cesaret geldi bir çok alim görünen kişiye, Hocaya. Televizyonlara çıkıp, Cennetle ilgili, Cehennemle ilgili, Meleklerle ilgili böyle kendilerince çirkin, yanlış espriler yaparak insanları güldürmeye çalışan yeni bir ekol oluştu. Ama bu çok geniş bir zemin buldu. Bunların başını bu tipler çekiyorlar, bunlardan cesaret aldılar. Ve muazzam bir yaygınlık göstermişti. Mukaddesatla alay olmaz, mukaddesatla espri olmaz. Allah’a kitaba yönelik espri yapılmaz. Derin bir saygı ile bağlanılır. Çok yanlış yapıyorlar. Hiç kimse de bundan bir fetva bulmasın, yani bu makul görmesinler. Çok yanlış bir harekettir. Günah, haram olan bir eylemdir, inşaAllah. Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Dün siz de anlattınız Hocam. Allah Zebur’da da, Kuran’da da Müslümanlara dünyaya hakim olacaklarını vaadediyor Hocam, inşaAllah, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Andolsun biz zikir'den (bütün semavi kitaplar veya tevrat) sonra Zebur'da da 'hiç şüphesiz, salih kullarım yeryüzüne mirasçı olacaklardır' diye yazdık” Enbiya Suresi. Zebur’da da şu şekilde bildiriliyormuş Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “Şehirler kesilip atılacak, fakat Rabb’i bekleyenler dünyayı miras alacaklar, biraz bekle ve kötü olacaktır. Onun yerini araştıracaksın ve o yok olacaktır. Fakat salihler dünyayı miras alacaklar ve selamet bulduğunda lezzet alacaklardır. Onların mirası da ebedi olur. Salihler arzı miras alır. Ve onlar ebediyen otururlar”, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii şöyle, kıyamet tabii ki olacaktır da oradaki kastedilen, “Cennette de devam edecektir” anlamında inşaAllah. Yani dünyada çünkü hayat kesintisiz devam ediyor. Biz canımız alındığında hemen aniden yeni bir boyuta geçmiş oluyoruz. Dolayısıyla bir kesinti olmamış oluyor. Muntazam bir devam olduğu için, o ona işaret ediyor oradaki izah. Zebur’a Cenab-ı Allah dikkat çekiyor. Bakıyoruz, Zebur’da aynısını görüyoruz, Tevrat’ta aynısını görüyoruz. Dolayısıyla, “Tevrat’ın ve Zebur’un ve İncil’in tamamı geçersizdir” diyenler çok büyük hata yapıyorlar. Epey bir bölümü geçerlidir. Kuran’a uygun olmayan yerleri çıkartıyoruz, ama bir kitabı tamamen kökten kabul etmemek çok anormal bir hareket olur. Çünkü Kuran’da Allah Tevrat’ı övüyor, İncil’i övüyor ve “nurdur” diyor Allah, değil mi? “İnsanlara ışık saçan bir nur.” Dolayısıyla Tevrat düşmanlığı, İncil düşmanlığı da çok anormal bir harekettir. Yanlış olan kısımları Kuran’a bakıp oradan çıkartırız. Ama doğru olan kısımlarına tam anlamıyla uyarız, inşaAllah. Yani, Kuran’la mutabık çünkü aynısı, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin “Tevrat’tan Güzel Hikmetler” diye Kuran’la mutabık kısımlarını çıkarıp kitap yapmıştınız Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam size bir mesaj gelmiş inşaAllah. Siz biraz önce Fethullah Hoca’nın kasetlerini istemiştiniz. “Hocam bende var o kasetler göndereyim mi?” Hamza Safarov.
ADNAN OKTAR: Tamam nasıl gönderecek? Bir şekilde göndersin.
OKTAR BABUNA: Bağlantıya geçilir Hocam inşaAllah kardeşimizle.
ADNAN OKTAR: İnternette sesi de gönderebilir. Ses olarak, değil mi?
OKTAR BABUNA: Olabilir evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Elektronik olarak göndersin evet. Çok iyi olur gönderirse, inşaAllah. İyi maşaAllah. Başka kardeşlerimizin de elinde varsa gönderirlerse çok memnun olurum. Fethullah Gülen Hocamız’ın, Mehdi (a.s.)’nin açıkça ismini zikrederek, Mehdi (a.s.) ile ilgili soru soruyorlar, onlara cevap veriyor. O kasetlerden elinde olan kardeşlerimiz bir kopyasını gönderirlerse çok memnun olurum, inşaAllah. Tabii o belirli bir masrafları olacaktır. Onu da karşılarım, inşaAllah. Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Münafıkların gücü ve onuru Müslümanların yanında değil, küfrün yanında gördüklerini anlatmıştınız Hocam siz inşaAllah. Mesela siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Hz. Nuh (a.s.)’un oğlu tufan geldiğinde “ben dağa sığınırım” diyor. Ayeti okuyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım. “(Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: "Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kafirlerle birlikte olma. " (Oğlu) Dedi ki: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bugün Allah'ın emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan başka bir koruyucu yoktur." Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.”
ADNAN OKTAR:Yani sonuçta ne münafık kalacak, ne kafir kalacak. Çok güzel cennet gibi bir dünya göreceksiniz, yaşınız da genç, hepimiz göreceğiz inşaAllah. Türkiye de çok güzel olacak. Referandumda Allah’ın izniyle ‘evet’ çıkacak, bunu göreceksiniz. O net yani inşaAllah. Ve müthiş bir şekilde özgürlük dalgası başlayacak Türkiye’de, yani gittikçe özgürleşecek. Üzerimizdeki baskılar zincirler gittikçe kalkacak. Bunu da göreceksiniz. Demokrasi tırmandıkça da İslam ve İslamiyet’e olan bağlılık gittikçe gelişecektir Türkiye’de. Çünkü baskı ortamında din gelişmez, gelişse de zayıf gelişir. Ama özgürlük ortamında din en mükemmel şekliyle gelişir. Ve gericilik de geriye doğru gider. Çünkü gericilik de baskı ortamında gelişir. Yani çok ihtiyacı vardır gericiliğin öyle şeye. Aydınlanan bir ortamda, ışıklı bir ortamda gericilik kalmaz. Yani en bunaldıkları yer bilgidir, kültürdür, bilimdir. Yani bilimle gericilik karşı karşıya geldi mi, gericilik kaçacak delik arar. Dolayısıyla münafıkların da küfrün de gericilerin de sığınacakları bir yer yok artık bundan sonra. Bundan sonra sürekli aydınlık, inşaAllah. Aynı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dönemi gibi olacak, asr-ı saadet gibi olacak, aynı. Aynı neşe, aynı şakacı üslup, aynı gülen yüz, aynı insan sevgisi, aynı çocuk sevgisi, aynı kadın sevgisi, aynı temizlik ve kardeşlik anlayışı vedemokrasi anlayışı inşaAllah, inşaAllah.
Bediüzzaman’dan anlatayım mı?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, nasıl uygun görürseniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Bu üç vezaifi bir şahısta, yahut bir cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi (zarar vermemesi) pek uzak, adeta kabil görülmüyor” diyor Bediüzzaman. “Benim zamanda Mehdi (a.s.) şahıs olarak ve şahısın temsil ettiği cemaat olarak oluşması mümkün değil” diyor, “bu şartlar, bu zeminde olmaz” diyor, “Mehdi (a.s.)’nin gelmesi mümkün değil bu dönemde” diyor. Bak ne diyor sonra? “Pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ehl-i Beyt-i Nebevi'nin (a.s.m.), (Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyunun), cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi (a.s.)'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir” diyor. Ahir zamanda. Bak, “ta ahir zamanda” diyor. “Ehl-i Beyt-i Nebevi'nin (a.s.m.) (Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyunun) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Mehdi (a.s.)'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir, bir araya gelebilirler” diyor. “Büyük Mehdi (a.s.)'nin çok vazifeleri var.” Bak: “Siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde ve mücadele alemindeki çok dairelerde icraatları olacak” diyor Bediüzzaman. Yani “tek değildir” diyor. Hem siyasetle ilgilenecek, hem diyanetle. Siyasetle etkisi çok büyük olacak Mehdi (a.s.)’nin. Diyanet, yani iman hakikatleri, Kuran’ın gerçeklerini anlatacak. Saltanat aleminde, bütün dünyaya zaten saltanatı hakim oluyor. Yani, her yer lüks ve son derece güzel olacak inşaAllah. “Ve cihat, mücadele aleminde”, yani geceli, gündüzlü bir mücadelesi olacak, kırk yıl inşaAllah.
Oktar’ım başka ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, Ahir zaman alametlerini göstermiştik. Daha da vardı Hocam, eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Anlat biraz daha.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametleri, depremlerin çoğalması Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “ilim kalkmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman kısalmadıkça, fitneler zahir olmadıkça, cinayetler çoğalmadıkça kıyamet kopmaz.”
ADNAN OKTAR:“İlim kalkmadıkça”, gerçek bilim yerine, sahte bilim aldı, Darwinizm, materyalizm aldı, değil mi? Gerçek bilimden korkulur hale geldi. “Depremler çoğaldı”, son 2000 yıl içerisinde en yoğun deprem olduğu döneme geldik. Son 2000 yılın, yani bu kadar yoğun deprem olduğu hiçbir dönem olmamıştır dünyada ve bu kadar göktaşının toplanması da ilk defa oluyor ama milyonlarca yıllık dünya tarihinde olmayan tarzda bir göktaşı ablukası oluştu şu an dünyanın etrafında. Yani muazzam bir tahkimat oluştu ve devam ediyor bu tahkimat. Yani adeta bulut gibi kapladı dünyanın üstünü göktaşları. NASA’nın da, üniversitelerinde, hepsinin tespiti, korkuyla izliyorlar. Niçin toplandığını da anlayamadılar taşların. Niçin olduğunu (hicri) 1545 gibi anlayacaklar, hiç acele etmesinler. Beklerlerse görecekler.
OKTAR BABUNA:Depremlerle ilgili gazete haberleri Hocam. Bu söylediğiniz Hocam grafikte görülüyor, 2000’li yıllarda, 2004’lü yıllarda.
ADNAN OKTAR:Bak, 66’dan itibaren başlıyor depremler, görüyorsunuz. 68’de bu kadar, 82’de bu kadar, 92’de bu kadar, 2000, 2002 ve de 2000’den itibaren muazzam bir yükselme.
OKTAR BABUNA: Tarihinde hiç olmadığı gibi.
ADNAN OKTAR:İsa Mesih (as.)’in inişinin başlamasıyla ve Mehdi (a.s.)’nin atağa geçmesiyle depremlerde de muazzam bir yükselme oluyor. İncil’de de geçiyor depremlerin artacağı. “Ben geldiğimde” diyor, “alametlerden birisi” diyor İsa Mesih (a.s.), “depremlerin artmasıdır” diyor. Buyurun, bilimsel delil, hayali bir şey söylemiyoruz.
OKTAR BABUNA:Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisi de gerçekleşmiş oldu. Yine deprem haberleri dünyadaki.
ADNAN OKTAR:O malum biliniyor zaten, evet, geç bakayım.
OKTAR BABUNA:Büyük sellerin olması Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “Ev ve kulübe bırakmayan şiddetli bir yağmur yağıncaya kadar kıyamet kopmaz.”
ADNAN OKTAR:Pakistan’daki sel, Pakistan tarihinde yok. İlk defa oluyor, yani bu kadar geniş çaplı, bu kadar büyük bir sel görülmüş bir vaka değil. Mehdi (a.s.) devrinde olan harika olaylardan bir tanesi ve dünyanın her tarafında da yoğun olarak seller olmaya başladı. Yani bu kadar sel sıklığı yoktu. İlk defa oluyor. Evet, geç bunu da.
OKTAR BABUNA:Halley Kuyruklu Yıldızı’nın doğması. “O (Hz. Mehdi (a.s.)) gelmeden önce, doğudan ışık veren bir kuyruklu yıldız görünecektir.” “Yıldızın doğması, Güneş ve Ay tutulmasından sora olacaktır.” Halley Kuyruklu Yıldızı da, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, 1986 yılında geçti inşaAllah fakat hadiste yine bildirildiği gibi “ay ve güneş tutulmalarından sonra” diyor, 1981 ve 1982 yılında, Ramazan ayında, hadiste bildirildiği gibi ay ve güneş tutulmaları olmuştur. Halley de ondan sonra çıkıyor, 1986 yılında, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bak, her ikisi de hadislere uygun olarak oluştu, evet.
OKTAR BABUNA:Gazete haberleri. Yine 19 mucizesiyle ilgili bazı mucizeler var Hocam, Halley Kuyruklu Yıldızı’yla. Anlatayım mı Hocam? İnşaAllah. Halley Kuyruklu Yıldızı 76 yılda bir geçiyor. 76, 19’un dört katı. Bu yıldız en son Hicri 1406’da görüldü. Bu, 19’un 74 katı. 74 sayısı ise aynı zamanda Kuran-ı Kerim’de 19 mucizesine işaret edilen MüdessirSuresi’nin sıra numarasıdır. Bir başka büyük mucize inşaAllah, Halley Yıldızı’nın 1986 (Hicri 1406)’daki geçişinin, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Peygamberlikle vazifelendirildiği MS. 607’den bu yana 19. geçişi olması, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den sonra 19. geçişi, son geçişi inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, maşaAllah. Burada Halley Kuyruklu Yıldızı’nın geçtiği dönemlerde; Nuh (a.s.) kavminin helak olması, Hz. İbrahim (a.s.)’in ateşe atılması, Firavun ve kavmi yok edilmiştir, Hz. Yahya (a.s.) şehit edilmiştir, Hz. İsa (a.s.) doğmuştur, Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’e ilk vahiy gelmeye başlamıştır, Osmanlı İmparatorluğu tarih sahnesinde yer almaya başlamıştır, İstanbul Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmiştir.
ADNAN OKTAR:Hep büyük olaylarda Halley Kuyruklu Yıldızı geliyor. Bir kere daha gelecek, ondan sonra kıyamet. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Bu geçişinde de Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışını müjdeliyor Hocam inşaAllah. Güneş’ten bir alamet belirmesi. “O (Mehdi), Güneş’ten bir alamet belirinceye kadar gelmeyecektir.” “Asrın patlamasını yakaladılar” diye güneşteki büyük patlamaları bildiren haber.
ADNAN OKTAR:Bir de bir patlama daha olacak Allah-u alem güneşte. Daha büyük çaplı bir patlama daha olacak. Bu hadisin aynı tahakkuku olarak, Allah-u alem.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, böyle bir haber çıkmıştı Hocam. “2012’de büyük patlama olacak” diye ama.
ADNAN OKTAR:Allah-u alem, evet devam et.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Katliamların artması. “Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Ölümler ve katliamlar yaygın hale gelecek.”
ADNAN OKTAR:Bak, terör ilk defa dünyada bu kadar yaygın hale geldi. Birinci Dünya Harbi’nde, İkinci Dünya Harbi’nde 350 milyonun üzerinde insan şehit edildi, katledildi. Bir o kadarı da terörle, anarşiyle ve diğer savaşlarla yok edildi. Yaklaşık 1 milyara yakın insan katledildi, Ahir zamanda. Buna dikkat çekiyor hadis.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Gazete haberleri.
ADNAN OKTAR:Halen de devam ediyor.
OKTAR BABUNA:Ekonomik kriz olması. “Çarşı ve pazarların tekarubu kıyamet alametlerindendir. Dedim ki; “Pazarların tekarubu ne demektir?” Şunlardır: “Herkesin az kazançtan yakınması.” “Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan (ortaya çıkışından) önce piyasanın durgun olması, kazançların azalması olacaktır.” “Herkesin az kazançtan yakınması, paraları için zenginlerin saygı görmesi olacaktır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Evet, bu da Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti, ekonomik kriz. Oktar Hocam bir dakikamız var. Kuran’dan bir ayet okuyayım.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım, Casiye Suresi 32, “Gerçekten Allah'ın vaadi haktır, kıyamet-saatinde hiç bir kuşku yoktur” Allah’ın vaadi haktır, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı hak, İsa Mesih (a.s.)’in çıkışı hak, kıyamet haktır. Bak, “Gerçekten Allah'ın vaadi haktır” diyor, “Allah vaadettiyse mutlaka olur” diyor. “Kıyamet-saatinde de hiç bir kuşku yoktur.” “Kıyamet de mutlaka olacaktır” diyor inşaAllah. Ebcedi 2031 yılını veriyor. “Gerçekten Allah'ın vaadi haktır.” İnşaAllah, İslam ahlakının dünyaya tam hakimiyeti inşaAllah. Evet, bitirebiliriz inşaAllah.
SUNUCU:HarunYahya.Tv sitemizden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...