SUNUCU: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Gerçi ben programda da söyledim ama Mehdi (a.s.)’nin dış görünümünü yeniden detaylı olarak anlatalım Oktar Hocam, inşaAllah. Hz. İsa (a.s.)’nın da dış görünümünü anlatalım, çok detaylı olarak. Hz. İsa (a.s.)’nın dış görünümü o kadar bilinmiyor. Yani geldiğinde, hatta “geldiğinde tanıyın” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), ondan sonra açıklamaya başlıyor. “Şöyle, şöyle, şöyle görünümü vardır” diyor.
“O (Mehdi (a.s.)) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir.” Evet, İkdüd Dürer isimli eserden. “Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur”, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar’dan. “Yüzü parlayan yıldız gibidir”, demek ki parlak görünümlü. Yani yüzü o yönden dikkat çekecek. Evet, siyah saçlı olduğu söyleniyor rivayette. “Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahlarına kadar yükselir.” Yine başka bir rivayette; “siyah saçlıdır. Siyah sakallıdır”. “Yüzünde bir ben bulunacaktır” diyor rivayette. El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar’da; “Omzunda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’deki gibi bir alamet bulunacak” diyor, kalp hizasında büyükçe bir ben, sırtında Mehdi (a.s.)’nin. Yani bu Mehdilik iddiasıyla ortaya çıkan kişilerin hiçbirinde biz böyle bir alamet görmüyoruz. Mesela bu çok önemli, Peygamber (s.a.v.) aradaki farkın bilinmesi için özellikle bunu bildiriyor, değil mi? “Omzunda Peygamber (s.a.v.)’in alameti vardır”. Bir başka rivayette Berzenci’de; “omzunda Peygamber (s.a.v.)’in nişanı vardır”, bir ben. “Ayrıca sırtında ikinci bir ben daha var” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “et beni gibi. O da onun üst tarafında” diyor, “Mersin ağacının yaprağı gibi”, yani; “dışa çıkık, 3 boyutlu bir ben daha vardır” diyor, “ikinci bir ben daha.” Evet, “Mehdi (a.s.)’nin rengi Arabidir”, İbn-i Hacer el-Mekki. “Enes bin Malik, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in rengi hakkında şöyle dedi: ‘Beyaz idi’ dedi, ‘fakat beyazı esmere çalıyordu’”. Yani Peygamberimiz (s.a.v.) gibi rengi. Yani kırmızıya çalar, “kırmızı ile karışık nurani beyazdı” diyor, İbn-i Kesir’de. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gibi, Mehdi (a.s.) de aynı şekilde, rengi Arabî, yani beyazla kırmızıya çalar bir renk. Evet, “Hz. Mehdi (a.s.)’nin boyu, posu sanki Ben-i İsrail ricalindedir”. Yani “Ben-i İsrail Peygamberleri gibi gösterişlidir” diyor, El-Kavlu’l Muhtasar’da. “Cismi, İsrail cismidir” diyor. Yani, “İsrailli bir insan gibidir” diyor “görünüşü.” Yani “genel yapısı, kafatası görünümü, vücudunun görünümü, beden görünümü, dışarıdan baktığında yüz ifadesi İsrail cismidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Başka bir rivayette; “Mehdi (a.s.) sanki Ben-i İsrail’den bir adam gibidir.” İsraillilere benzer, Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar. “O, heybetli bir adamdır”, Mehdi (a.s.) için. Yine başka bir rivayette; “Hz. Mehdi (a.s.)’nin bedeni İsrailî’dir”. Yani Ben-i İsrail görünümündedir, İbn-i Hacer’de. “Cismi İsrail bünyesi gibidir”, başka bir hadis bu. “İsrailli insanların görünümü gibidir” diyor “görünüşü.” “Sanki o, İsrailoğulları’ndan bir adam gibidir”, Nuaym bin Hammad’dan rivayet bu. Yine ayrı bir hadis, Ukayli, En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib isimli eserde; “(Mehdi (a.s.)) iri gövdelidir” diyor. Genel olarak bütün gövdesi iri, yani başından itibaren başı büyük, omuzları büyük, karnı büyük, bazı büyük, uylukları geniş, yani boydan boya geniş bir insan. “O, alnı açık… karnı büyük, iki uyluk arası açık.” Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar. Yani bunlar hep normal beş yüz yıllık, yedi yüz yıllık eserler. Kimi sekiz yüz yıllık eserler. Eski eserler. Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis, bak; “o, alnı açık” geniş alınlı, yani saçları dökülmüş değil; geniş alınlı. “Karnı büyük”, geniş karınlı, “iki uyluk arası açık.” Zaten vücudu geniş olunca, boydan boya geniş olunca uyluklarının da geniş olması gerekir, Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi isimli eser. “O, açık alınlıdır”, yine başka bir hadiste, Mer’iy b. Yusuf b. Ebi Bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si'den rivayet, İmam El-Mehdi El-Muntasar isimli kitap. Yine başka bir hadiste; “iki uyluk arası da açıktır” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “geniştir” diyor. Uylukları geniş. “Hz. Mehdi (a.s.), Hz. Hasan (a.s.) soyundandır, bacakları aralıklıdır”. Yine burada da bacaklarının geniş olduğunu, yani boydan boya geniş olduğunu anlamış oluyoruz. Yani uyluklarının da geniş olduğu anlaşılıyor. “Onun alnı geniştir”, o zaman tabii bütün vücudu geniş olduğuna göre, kafasının da büyük olduğu anlaşılıyor.
OKTAR BABUNA: Hadis vardı Hocam, geniş yüzlü diye; “O, (Hz. Mehdi (a.s.)) mu’tedil, güzel yüzlü ve güzel saçlı, ince burunlu ve geniş yüzlü bir gençtir”, Sımt-ul Nucum-il Avali.
ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s.) orta boylu olacaktır”, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sayfa 41. Orta boylu, yani klasik bilinen orta boylu. Orta boy, yani uzun boylu da değil, kısa boylu da değil. “Mehdi (a.s.)’nin adı Muhammed bin Abdullah’tır”. Bu rivayeti açıklamıştık, yani Peygamberimizin (s.a.v.)’in adına uygun. Burada bu şerh edilmiş şekli. Şerh edilmiş şekli olmaz. Hadisin kendisinde Peygamberimiz (s.a.v.) sadece; “adı, adıma uygundur” diyor. “İsmi şudur” demiyor. “Mehdi (a.s.) orta boyludur”, başka bir rivayet bu. “Enes Bin Malik rivayetlerde buyurdu ki, Resulullah (s.a.v.) orta boyluydu.” Peygamberimiz de orta boylu. “Mehdi (a.s.) bendendir… Açık alınlıdır.” Kitab-ül Burhan’da. Bakın saç dökülmesinden kaynaklanan bir şey değil bu, yani yaratılıştan alnı geniş. “Mehdi (a.s.) bizdendir, alnı açıktır.” Yine başka bir hadis; “Allahu Teâlâ, benim neslimden alnı açık, yeryüzünü adaletle dolduracak, malı ve eşyayı insanlara bol bol ikram eden bir evladımı gönderecektir”, bu da El-Kavlu’l Muhtasar’da. “O açık alınlıdır.” Mer’iy Bin Yusuf Bin Ebi Bekir’den rivayet bu. Yine çok fazla, alnının geniş olması ile ilgili çok fazla hadis var. Ben kısa bırakmak istiyorum. “O, açık alınlı… karnı büyük, iki uyluk arası açıktır” diyor, Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar, sayfa 13. Karnının geniş olmasına ayrı dikkat çekilmiş. Yürüyüşüne dikkat çekmiş Peygamberimiz (s.a.v.). “Bir özelliği de, yürürken uyluklarının açık ve birbirinden uzak olmasıdır.” Yani dışarıya doğru basıyor ayakları, yani yürüyüşünde açık. Bazı insanlar düz yürürler, “o dışarıya doğru basıyor” diyor, “ayaklarını” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir.” Vazifeye başladığı tarih 30 ile 40 yaşları arasında. “Mehdi (a.s.) benim evlatlarımdandır, 40 yaşlarındadır.” El-Kavlu’l Muhtasar. Başka bir rivayette; “40 yaşındadır.” Diğer bir rivayete göre; “30 ile 40 yaş arasındadır.” “Mehdi (a.s.) benim neslimdendir. O 40 yaşındandır. Sanki yüzü parlak bir yıldızdır...” Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar isimli eser. “(Mehdi (a.s.)’nin) sakalı sıktır” diyor, Kıyamet Alametleri, Berzenci’de. Bir başka rivayette de; “sakalı sık ve bol olacak” diyor. El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntasar. Diğer rivayette nasıldı?
OKTAR BABUNA:‘Kevsec ve meczum’ geçiyordu Hocam. Yanlarda ince olup ortada düzeltilmiş toplu olup böyle.
ADNAN OKTAR:‘Meczum’; cezm edilmiş. Arapça ‘cezm’ kelimesinden geçiyor. Yani, “toparlanmış, düzenlenmiş” diyor sakalı, alt kısmı düzenlenmiş. “Meczum” ‘meczum’; hafif sakal, ince ve hafif sakala denir Arapçada meczum. “Kenarlardan incelir” diyor, “altta cezm edilmiş” diyor, “toparlanmıştır” diyor, Mehdi (a.s.)’nin sakalı için. Detay veriyor. “O’nun alnı geniş, burnu ise ince olacaktır.” Mehdi (a.s.)’nin burnu ince. Tırmizi, bu sahih hadis kitabı, Tırmizi. Yani bütün Ehl-i Sünnet’in kabul ettiği bir kitaptır. “O, açık alınlı, küçük burunludur” Muhammed Bin Resul El Benzenci, Kıyamet Alametleri. “O, açık alınlı ve ince burunludur” Ahmed Bin Hambel; bu Hambeli mezhebinin kurucusu. Kimi bin yıllık, kimi dört yüz yıllık, kimi sekiz yüz yıllık kitaplar bunlar, oradan alınma. “İnce burunlu.” Yani küçük burunludur. “O açık alınlı ve ince burunludur.” Süneni Ebu Davud, sahih hadis kitabıdır yine. Yani bütün Ehl-i Sünnet ile muteber bir kitaptır. Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “burnunun orta kısmında hafif bir bombe vardır” diyor, hafif, “hafiftir” diyor. “Alnında da hafif bir içbükeylik vardır” diyor, “alın kısmında.” Ama bak özellikle belirtmiş Peygamberimiz (s.a.v.), “hafifçe” diyor, “içbükeydir” diyor. Yani bombeli bir alın değil. Geliyor, fakat içbükey dönüyor, ondan sonra iniyor. O şekilde Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıklaması.
OKTAR BABUNA:Onu söyleyeyim mi Hocam, hadis?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“Hz. Mehdi (a.s.)’nin saçı sıktır, alnı geniştir ve alnında hafif içbükeylik vardır.” Bihar-ül Envar.
ADNAN OKTAR:“Kaşı kavislidir.” Yani düz değil kaşları, yani kavis oluşturuyor; “kaşı kavislidir.” Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci. “Mehdi (a.s.)’nin kaşları… araları açıktır” diyor. Yani bazı kaşlar göze yakındır. Mesela bu sevimlinin kaşları yüksek. “Kaşlarının arası açıktır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “yüksektir” diyor. Yani gözüne yakın değil, inşaAllah. “Kaşı kavislidir.” Başka bir rivayette, başka bir rivayette de; “Kaşı kavislidir” diyor, Kıyamet Alametleri’nde de, Naim Erdoğan’ın tercümesinde, sayfa 163. “Dişleri parlak olacaktır.” Nuaym Bin Hammad’tan Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. “Mehdi (a.s.), gür sakallı, dişleri parlak…” diyor. Yine Yusuf el-Makdi’si, Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar isimli eser. “Mehdi (a.s.) Allah’a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygamberimiz (s.a.v.)’e benzer.” “Son derece boyun eğici” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ahlakı benim ahlakım olan bir evladım çıkacak” Mehdi (a.s.). Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman. Mehdi (a.s.)’nin Allah’a karşı boyun eğici olduğuna dair çok fazla hadis var. Bunlardan ben bir kaç tane verdim. “Mehdi (a.s.), gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir.” Celaleddin Suyuti belirtiyor. Bu da ünlü hadis imamıdır, Celaleddin Suyuti çok muteberdir. Bak “Mehdi (a.s.), gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi, Allah’tan çok korkan bir kimsedir.” İbn-i Cerir, Tehzib-il Asar'da şöyle tahric etti (ortaya koydu): Muhammed ümmetinin en hayırlısı” Mehdi (a.s.) “sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın... O Mehdi (s.a.)'dir.” “Devrinde yeryüzünün en hayırlısı Mehdi (a.s.) olacaktır” diyor. El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar. Kutb’ül-aktab’dır ve kutb’ül-irşattır, onu Peygamberimiz (s.a.v.) belirtiyor. “Nuaym Bin Hammad kab’dan tahric etti: Mehdi (a.s.) (zamanındaki) insanların en hayırlısıdır.” Kitab-ül Burhan’da yine. “Hz. Hüseyin (r.a.)’e soruldu: ‘İmam Mehdi (a.s.) hangi alametleri ile bilinir?’ Şöyle cevap verdi: ‘Gönül rahatlığı ve vakar sahibi oluşu.’” Bir kere gönlü çok rahat, yani çok huzurlu bir insan ve vakar sahibi; vakarlı yani asil bir görünüşü var. Ve “helal ve haramı çok iyi bilmesi ile tanınır.” Yani Kuran’a çok hâkim. Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi, Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, isimli eser. Hz. Mehdi (a.s.) için Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Ben Mehdi (a.s.)’yi Peygamberlerin sayfalarında (kitaplarında) şöyle bulurum” yani “Tevrat’ta, Zebur’da ve diğer Kitaplarda şöyle bulurum, Mehdi (a.s.)’yi”; “Mehdi (a.s.)’nin amelinde” yani eylemlerinde; “ne zulüm ne de ayıp vardır.” Yani, “mükemmel bir insandır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Nuaym Bin Hammad’dan. “Peygamberlere dair olan kitaplarda, ‘Mehdi (a.s.)’nin işi zulüm ve kötülük değildir’ şeklinde işaret edilmiştir.” El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar. Tevrat ve Zebur’da da var Mehdi (a.s.) ile ilgili. Cahil Hocalar da çıkıp diyorlar ki; “bunlar” diyorlar, “Tevrat ve Zebur’da geçiyor, bu şeyler. Dolayısıyla bunlar doğru değil” diyor. Tevrat’ta ve Zebur’da olması zaten onu tasdik eden, onun doğruluğunu ortaya koymuş oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de aynı şeyi söylüyor, Tevrat’la Zebur da aynı şeyi söylüyor. Nasıl, birbirini tasdik eden bir şey olduğunu insan göremez mi?
Oktar Hocam, sen başka neler anlatmak istiyorsun?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani bu konuda neler anlatmak istiyorsun, Mehdi’nin dış alametleri? Evet.
OKTAR BABUNA: “Alnında ‘Bir Yara İzi’ Vardır” diye geçiyor Hocam. “Humran Bin Â’yân der ki, İmam Muhammed Bakır (a.s.)’a şöyle arz ettim: “…(Hz. Mehdi (a.s.)’nin) alnında iz vardır, yüzü güzellerin evladıdır. (Yani yüzü güzeldir).” “İki Kaşı Arasında Küçük Bir Çukur Vardır”. “Hz. Mehdi (a.s.)’nin… İki kaşı arasında küçük bir çukur vardır.” Bihar-ül Envar, cilt 13, sayfa 243.
ADNAN OKTAR: Yani kaş çatma çizgisi tek. İki çizgiden oluşmuyor, tek çizgi var ve ayrıca, “alt kısmında bir çukurluk var” diyor. Bak, detay veriyor Peygamberimiz (s.a.v), değil mi? Evet devam et.
OKTAR BABUNA: Ayrıca Hocam ileri yaşlarda genç görünümlü olduğu bildiriliyor, şu şekilde inşaAllah. “Çekik gözlüdür” Humrân Bin Âyân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a şöyle arz ettim: … ‘Hz. Mehdi (a.s.)’nin gözleri çekiktir.’” Şeyh Muhammed bin İbrahim-i Numani.
ADNAN OKTAR: ”Hafif çekiktir” diyor, “hafif.” Yani klasik anlamda çekik değil de, “hafif çekiktir” diyor.
OKTAR BABUNA: ”O (Hz. Mehdi (a.s.)), yeşil gözlü bir gençtir.”
ADNAN OKTAR: Kaynak ver.
OKTAR BABUNA: Onun kaynağını kaydetmemişim Hocam. Bulurum şimdi, inşaAllah. “Hz. Mehdi hilal kaşlı” onu söylemiştiniz Hocam, inşaAllah. “(Hz. Mehdi (a.s.)’nin) yanağında, inciyi andıran, bir yıldız gibi yüzünü aydınlatan bir işaret vardır.” Muhammed Bin Resul Al-Hüseyni El Berzenci.
ADNAN OKTAR: Koyu olmayan bir ben yüzünde, yanağında, “herhangi bir yanağında siyah olamayan, cilt renginde bir ben vardır” diyor, evet.
OKTAR BABUNA: Ayrıca bu “yanağındaki dışa çıkık bir beni vardır.” Bihar-ül Envar. Dışa çıkık olduğu da bildiriliyor.
ADNAN OKTAR: Dışa çıkık. Yani düz ben değil, hafif ette bombe yapmış bir ben, evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’nin sırtında yaprak şeklinde bir ben vardır. “Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık (a.s.) şöyle buyurdu: ‘(Hz. Mehdi (a.s.)’nin) iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır. Sol kürek kemiğinin sol alt tarafından bir yaprak vardır, tıpkı mersin yaprağı gibi.” Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253
ADNAN OKTAR: Bak detay bildiriyor. Peygamberimiz (s.a.v.) Mehdi (a.s.)’yi tam anlamıyla bütün detaylarıyla görmüş, Cebrail bütün detaylarıyla tarif etmiş, aynısıyla biliyor. Biz de Mehdi (a.s.)’yi Allah’ın izni ile aynı şekilde göreceğiz. Devam et.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Söylüyorum Hocam, inşaAllah.“Hz. Rıza (a.s), Rayyan b. Saltı’ın ‘Sen Sahib-ul Emr misin?’ sorusuna şöyle cevap verdi: ‘Evet ben de Sahib-ul Emrim (emir sahibiyim) ama yeryüzünü adaletle dolduracak olan Sahib-ul Emr ben değilim. Bende gördüğün bu güçsüzlük ve zayıflığa rağmen nasıl olur da o Sahib-ul Emr olabilirim? Va’dedilmiş Kaim Hz. Mehdi (a.s.), ileri yaşlarda ama genç bir surette zuhur edecektir.” Bihar-ul Envar. “Ve onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) işaretlerinden biri de günlerin ve gecelerin geçmesi ile yaşlanmamasıdır.” Muntekab-ül Esar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi Tevrat’tan Mehdi (a.s.)’nin hakkında bilgi vereyim. Bizim ezberimizde de var ama kaynak vererek anlatmak önemli. Talmud, yani Musevilerin kutsal kitabında Mehdi (a.s.)’yi tarif ediyor. Orada “Kral Mesih” olarak geçiyor. “Mehdi (a.s.)” olarak geçmiyor, “Kral Mesih” olarak geçiyor. Bizim kitaplarımızda da Mehdi (a.s.) olarak geçiyor Peygamberimiz; “Tevrat’ta ismi geçiyordur Mehdi (a.s.)nin, Zebur’da da geçiyor” diyor.
“(Mehdi (a.s.)) sadece sedirinden hükümdarlık edecek...” Evinden oturduğu yerden idare edecek, siyasetle böyle gidip Başbakanlık binasına, Cumhurbaşkanlığı binasına giderek değil; evinden. Demek ki bir sevgi insanı, bir dostluk insanı, bir muhabbet insanı. “Onun adı harika öğütçü... olacak” Mükemmel tebliğ yapan, mükemmel anlatan olacak, Tevrat Yeşaya, 9:6. Talmud, yine Musevilerin kutsal kitabı; “(Mehdi (a.s.)) unutulduğu/beklenmediği bir anda gelecek.” Yani Hocaların, alimlerin; “Mehdi (a.s.) çıkmayacak, yok öyle bir şey. İşte hurafedir, İsrailiyattır” dedikleri bir dönemde gelecek. “(Halk Mehdi (a.s.)’yi) bütün güzelliğiyle görecek…”, “bütün insanlar onu görecek" diyor. Televizyonlardan, internetten, radyolardan, halka hitap edecek, halk da görecek. Yeşaya, 33:17. “Sen insanların en güzelisin...” diyor Mezmurlar’da, 45’e 2. “Kral için söylüyorum… Sen insanların en güzelisin, lütuf saçılmış dudaklarına.” Yani; “çok güzel konuşuyorsun” diyor. “Doğruluğu sever, kötülükten nefret edersin.” Tevrat, Mezmurlar 45:1:7. Bakın aynı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisleriyle aynı, mutabık. Zekari’ya bölümü 9:10, Tevrat’ta; “(Mehdi (a.s.)) uluslara barışı duyuracak...” Hani savaş vardı, hani kan akıyordu, hani Armagedon vardı, değil mi? Bak; “uluslara barışı duyuracak.” Zekari’ya bölümü 9:9. “O adil kurtarıcı ve alçak gönüllüdür.” Yani; “mütevazi ve mazlumdur” diyor, “adalelidir.” Tevrat Yeşaya, 42:4. “Adaleti sadakatle ulaştıracak.” Her yere adaleti sadık olarak, kararlılıkla ulaştıracak, “yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu, cesaretini yitirmeyecek” diyor, Tevrat’ta. Bak; üç bin yıllık kitap bu Tevrat. Ahir zamanda, şu devirde olacak olayı anlatıyor Tevrat. Bak; “yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu, cesaretini yitirmeyecek.” Demek ki, umudunu kırmak için münafıklar uğraşacak, cesaretini kırmak için insanlar uğraşacaklar ama o umudunu ve cesaretini asla yitirmiyor; gayretli olacak. Yeşaya bölümü, Tevrat 53:7. Bu çok büyük bir mucizedir; üç bin yıllık bir kitapta bu kadar detay. “Baskı görüp eziyet çektiyse de” bak; “baskı görüp eziyet çektiyse” Mehdi (a.s.)’nin baskı görüp eziyet çekeceği belirtiliyor. İftira atacaklar, hakaret edeceler, saldıracaklar, mahkemelere verilecek, uğraşacaklar, hapsedecekler. “Baskı görüp eziyet çektiyse de ağzını açmadı. Kesime götürülen bir kuzu gibi” diyor. “O kadar mazlumdur” diyor, Mehdi (a.s.). “Güçle kuvvetle değil, ancak Benim Ruhum’la başaracaksın” diyor, Allah. Atom bombasıyla, tankla, topla değil. Bak, Allah; “güçle kuvvetle değil.” Tevrat Zekari’ya bölümü 4:6. Bakın tekrar ediyorum; üç bin yıllık bir kitap bu. “Güçle kuvvetle değil, ancak Benim Ruhum’la başaracaksın.” “Benim Ruhum üstünde olacak” diyor Allah. Allah’ın Ruhu Mehdi (a.s.)’nin içinde, inşaAllah. “Böyle diyor, her şeye egemen Rab.” Allah herkese ruhundan üfürür, ona da tabii Cenab-ı Allah’ın ruhu hakim. “Böyle diyor her şeye egemen olan Rab” diyor, Tevrat, Zekari’ya bölümü, 4:6. “Zevki Rab’bin şeriatındadır.” Yani; “Şeriata uyduğu için zevk alır, mutlu olur” diyor. “Mehdi (a.s.)’nin sevincinin kaynağı odur” diyor. “Ve gece gündüz O’nun şeriatını derin derin düşünür” diyor. “Sürekli Allah’ın Kitabı’nı araştırır, okur ve düşünür” diyor, Mezmurlar bölümü, 1:2. “(Mehdi (a.s.)) uluslara barışı duyuracak.” Zekari’ya bölümü, 9:10. Barış ve esenliği, “savaş yok” diyecek. “Armagedon yok, kan dökmek yok, damla kan akmayacak” diyor, “uluslara barışı duyuracak.” “Bağırmayacak ve sesini yükselmeyecek.” Yeşaya, 42:2. Yani böyle, sinirlenip saldırganlaşan, bağıran çağıran tipler var ya, birden öfkelenir, delirir, kırıp yıkar. “O bağırmayacak ve senini yükseltmeyecek” diyor, Cenab-ı Allah. Mezmurlar 21:3-4; “Senden yaşam istedi, verdin ona uzun… bir ömür” diyor, Cenab-ı Allah. Allah’tan uzun ömürlü olmayı dileyecek Mehdi (a.s.), Allah da ona uzun ömür veriyor. Ama Allah rızası için istiyor uzun ömrü, küfrü ve münafıkları ezmek için. Yoksa kendisi açısından, nefsi için istemez tabii. Tevrat Yeşaya 11:4; “yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek.” Yani, ekonomik krizle ezilenler, fakirler, adaletsizlikle ezilenler, savaşla ezilenler her türlü, “yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek”; “son derece samimi karar verecek” diyor. Tevrat Yeşaya, 42:4; “kıyı halkları” yani deniz kenarında yaşayan insanlar, “onun (Mehdi (a.s.)’nin) yasasına umut bağlayacak.” Yani, Kuran’a umut bağlayacak, çünkü o devirdeki yasayı kast ediyor, Cenab-ı Allah. Çünkü Hz. Musa (a.s.)’dan üç bin yıl sonra geliyor. Hz. Musa (a.s.) üç kere Allah’a yalvarıyor; Hz. Mehdi (a.s.) olabilmek için, Ahir zamanın Mehdi (a.s.)’si olmak için, değil mi? Her Peygamber ister dünyaya, yedi milyar insana İslam’ı duyurmayı. İslam ahlakını dünyaya hakim etmeyi her Peygamber ister.
OKTAR BABUNA: Herkes ister Hocam.
ADNAN OKTAR: Hz. Musa’da istiyor tabii. “Gözüyle gördüğüne göre yargılamayacak, kulağıyla işittiğine göre karar vermeyecek.” Yani; “vicdanıyla karar verecek” diyor. Tevrat Yeşeya 11:3. “Yönetim onun omuzlarında olacak” Tevrat Yeşeya 9:6. Yani; “bütün dünyanın yönetimiyle ilgilenecek” diyor. Yüzlerce, çok uzun. “Rab korkusu hoşuna gidecek” diyor mesela, “Allahtan korkmak hoşuna gidecek” diyor, 11:2-3. ”Tüm insanlara Allah’ın yollarını ve ondan korkmayı öğretebilecek.” Yani; “insanlara Kuran’ı, Allah’ı sevmeyi, İslam’ı öğretecek” diyor. ”Tüm insanlara Allah’ın yollarını” Allah’ın yolu nedir? Kuran’dır, değil mi? “Ve O’ndan korkmayı öğretebilecek.” Maimonides, Mişna Tora, Tövbe 9:2. Bu da Mehdi (a.s.)’nin dünya hakimiyetiyle ilgili uzun uzun Tevrat’taki açıklamalar. “O dönemde (Hz. Mehdi (a.s.) döneminde)… tüm dünyanın tek meşguliyeti Allah’ı bilip tanımak olacak.” Yani; “herkes bütün dünya buna odaklanacak” diyor, “Allah’ı bilip tanımaya yönelecek” diyor, Mişna Tora, Kralların kuralları 12:5. “O dönemde (Hz. Mehdi (a.s.)’nin döneminde)… insan için mümkün olan en üst seviyede Yaratıcılarını anlamaları mümkün olacak... Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa, dünya da Rab’bin yüceliğinin bilgisiyle dolacak” Bu, Tevrat’taki bilgi, Mişna Tora, Kralların kuralları 12:5. “O zaman Rab’bin yüceliği görünecek, bütün insanlar hep birlikte O’nu görecek.” “Bütün dünya onu bir anda görebilecek” diyor. Nasıl olur bu?
OKTAR BABUNA: Televizyon, internet, radyo dediğiniz gibi Hocam, televizyonla inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Bütün insanlar hep birlikte O’nu bir anda görebilecek” diyor, “bir anda” Yeşeya 40:5. Üç bin yıl, düşünün, mucize bu, inşaAllah. “Bütün milletler onu (Hz. Mehdi (a.s.)’yi) dinlemeye gelecek”, “bütün milletler.” Nasıl dinleyebilir bütün milletler?
OKTAR BABUNA: Televizyon, radyo.
ADNAN OKTAR: Almanya, Fransa, Amerika, Rusya, bütün milletler bir yere sığmaz. Nasıl olsun, değil mi? Bir alana toplasalar, yine sesini duyamazlar. Tek çözüm nedir? Televizyon, radyo ve internettir. Tabii basın yayındır, tabii. Bakın; “bütün milletler, onu Mehdi (a.s.)’yi dinlemeye gelecekler” Tora, Tövbe bölümü 9:2. “Uluslar senin ışığına” bütün dünya insanları, “uluslar senin ışığına” diyor, yani “saçtığın nura”, “krallar üzerine doğan aydınlığa gelecek.” “Senin üzerine doğan aydınlık ve nura gelecekler” diyor. “Başını kaldır da çevrene bir bak” diyor Mehdi (a.s.)’ye “hepsi toplanmış sana geliyor” diyor. “Bütün dünya” Yeşeya 60:3-4. Mehdi (a.s.)’nin bir ismi de Şilo’dur, Şilo’dur, Şilo. Ünlü bir sanatçı da çocuğunun ismini Shiloh koymuştu.
OKTAR BABUNA: Hocam onunla ilgili bir haber vardı şu anda. Göstereyim mi onu, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Bakayım.
OKTAR BABUNA: Angelina Jolie’nin kızı dediğiniz gibi, Shiloh. “Angelina Jolie’den Kuran Yakma Girişimine Sert Tepki” diye haberler çıkıyor Hocam. “Amerikalı oyuncu Angelina Jolie, ülkesinde 11 Eylül saldırılarının yıl dönümünde bir Evanjelist grubun Kuran-ı Kerim yakması planı yapmasına tepki gösterdi.” Onun kızının ismi Shiloh, dediğiniz gibi Hocam. Bir tane daha haber var, yine aynı onunla ilgili; “Angelina Jolie’den Kuran yakma eylemine tepki” diye.
ADNAN OKTAR:Ama bayağı şahsiyetli kadın, hem çok güzel hem de bayağı şahsiyetli, kişilikli bir kadın, evet.
“Sahibi (Şilo) (Hz. Mehdi (a.s.)) gelene kadar“ yani bir ismi de Şilo, Mehdi’nin ismi. “(Hz. Mehdi (a.s.)) gelene kadar uluslar onun sözünü dinleyecek.” Yani; “ondan sonra, (Mehdi (a.s.)’den sonra) uluslar onun sözünü dinleyecekler” diyor, “(Mehdi (a.s.)’nin) sözünü dinleyecekler” Yaratılış bölümü, 49:10. “Ona, (Hz. Mehdi (a.s.)’ye) egemenlik, yücelik ve krallık verildi.” Bak, “yücelik ve krallık verildi. Bütün dünya halkları ve uluslar, her dilden insan ona hizmet edecek” diyor, Daniel bölümü, 7:14. Museviler ile de konuştuk. Onlar da Hz. Mehdi (a.s.)’nin geldiği kanaatindeler, yani hahamlar.
Mehdi (a.s.)’nin benim ezberimde olan başka özellikleri… Neler var? Saçlarını anlattık. Küçük burunludur, kalkık burunludur.
OKTAR BABUNA:Hocam, bir hadis daha vardi Hocam, görüntüsüyle ilgili.
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“(Hz. Mehdi (a.s.)) uzun ömürlü ve genç yüzlüdür. Onu gören, kırk yaş civarında bir erkek, diye düşünür ve bir işareti de Allah’ın emri gelinceye kadar yaşlanmayacağıdır.” “Vaad edilmiş kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) ileri yaşlarda ama genç bir surette zuhur edecektir” diyor. “(Hz. Mehdi (a.s.)’nin) gaybetinde Allah onun ömrünü uzatacak, sonra Kendi kudreti ile onu kırk yaşından daha genç görünümlü olarak aşikar edecektir ve bu Allah’ın her şeye Kadir olduğunun bilinmesi içindir.” Kemal-ud Din.
Bir de şeyi sormuştunuz Hocam, kaynağını. Yeşil gözlü, inşaAllah. Okuyayım mı onu?
ADNAN OKTAR: Evet, oku.
OKTAR BABUNA:“’O (Hz. Mehdi (a.s.)) yeşil gözlü bir gençtir.’ (Mehdi (a.s.) ile ilgili gelen haberler, (Nurul Ebsar) Ehl-i Beyt & Oniki İmam Kutuplar ve Mezhep İmamlarının Menkibeleri Şeblenci– Tercüme: Saim Güngör, Pamuk Yayıncılık)” diye devam ediyor.
Elini kullanması vardı Hocam, konuşurken özellikle sağ eliyle.
ADNAN OKTAR:Evet, Peygamberimiz (s.a.v.); “bazen zorlanır” diyor, “dili sürçtüğünde, zorlandığında elini depretir, hareket ettirir” diyor, “sağ elini.”
“Selamün aleyküm Hocam.” diyor bir kardeşimiz. Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Dün özel bir kanalda konuşan Cübbeli Hoca, insanlara yeni programının saatlerini veriyor. ‘3 saat sürecek ama arada reklam meklam, çay içme zamanınız olacak merak etmeyin.’ diyor. Ardından Şevval orucundan bahsediyor. ’Neyse daha yeni çıkıyorsunuz oruçtan şimdi bundan bahsedip bunalıma sokmayalım sizi. Bayramda şeker çikolata yiyin sonra bir 6 gün daha bindiririz’ gibi bir üslup ile oruçtan bahsediyor. Hocam biz sizin sohbetinizi saatlerce dinlesek de doymuyoruz ve ‘reklam olsa da çay içsek’ diye bir kollamamız da yok. Ayrıca oruç ayı geldiği için büyük sevinç duyuyoruz. Oruçtan çıkarken bir daha ki Ramazana ulaşmak için dua ediyoruz. İman eden insan oruç ibadeti yüzünden nasıl bunalıma girebilir ki? Cübbeli iman edenleri ne zannediyor, anlamadım Hocam. Allah sizden razı olsun. Hayırlı bayramlar. Fatih Duman.”
İşte benim kastettiğim, böyle uyanık olsun Müslümanlar. Bu tip insanların böyle garip, yanlış, çirkin üsluplarından olumsuz etkilenmesinler. “Bu adettendir, makuldür” diye görmesinler. Böyle kalben, vicdanen tepki göstersinler. Çünkü söylediği sözler yanlış, çirkin ve haramdır. “Altı gün daha bindiririz.” Bu ne demek bu? Bu nasıl? Müslüman böyle konuşur mu?
Mesela o devirde Peygamberimiz (s.a.v.); “geldiğini anlamanız için” diyor, “size” diyor, “alametler vereceğim, sayacağım size. Bu alametleri gördüğünüzde bilin ki Mehdi (a.s.) gelmiştir” diyor, değil mi? “Mehdi (a.s.) işi sıkı tutacak” diyor. Kıyamet Alametleri, sayfa 175. “İnsanlar Hakk’a dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir.” El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar. “İnsanlar Hakk’a dönünceye kadar” bak çizgisi bu, yani “bütün dünya Hakk’a dönünceye kadar mücadelesine devam edecek” diyor ve “asla vazgeçmez” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehl-i Beyt’ime mensup birisi (Mehdi (a.s.)) sahip olmadan” Mehdi (a.s.) dünyaya sahip olmadan “günler ve geceler bitmeyecektir.” “Kıyamet kopmayacaktır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman. “Mehdi (a.s.) hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir.” Yani “İslam’ın dünyaya hakimiyeti, Türk İslam Birliği vaadi olacaktır” diyor ve “ben bu sonuna kadar devam edeceğim bunun için” diyor “ve asla dönmeyecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.); “dönmeyecektir.” Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, yüzlerce yıllık kitaplar. “Mehdi (a.s.) Doğu tarafından çıkacak” yani tabii Avrupa’ya göre doğu olmuş oluyor, İstanbul. “Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek” bak; “ezip geçecek” diyor. Bir rivayette; “yol bulup geçecek” diyor, burada da “ezip geçecek, dağı ezecek” diyor. “O dağlarda kendisine yol bulacaktır.” Dağı ezip çökertiyor, yol haline getiriyor; “oradan geçecektir” diyor, inşaAllah. Bu çok manidar, yani bak; “karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek.” Yani yanından geçmek ayrıdır, ezip geçmek ayrıdır. “Mehdi (a.s.)’nin asrında cahil, cimri ve korkak olan bir adam” bak, hem cahil, bilgisi yok; cimri, mal vermek istemiyor, para vermek istemiyor kimseye ve korkak, ürkek, ödlek “olan bir adam hemen Mehdi (a.s.)’den sonra alim, cömert ve cesur olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bak; “alim”, çok bilgili, kültürlü; “cömert”, malını mülkünü dağıtan “ve cesur”, delikanlı “olacak” diyor, inşaAllah.
Evet devam et sen Oktar.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. “Hz. Mehdi (a.s.)’nin yüzü altın bronz bir metal gibi parlar. Öyle parlak ki neredeyse cildinin asıl rengi görünmeyecek.” Bihar-ül Envar. “Hz. Mehdi (a.s.)’nin cildi çok parlaktır.” Bu da Bihar-ül Envar, Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakın, başka bir şey; “Mehdi (a.s.) bizden Ehl-i Beyt’tendir” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). “Biz öyle bir ev halkıyız ki, Allah bizim için Ahireti dünyaya tercih etmiştir.” Yani; “bize dünya verilmemiştir” diyor, “Ahiret verilmiştir”. “Benim Ehl-i Beyt’im muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır.” Yani, “Ehl-i Beyt’e müthiş bir saldırı olacak” diyor, Mehdi (a.s.) dahil. Çünkü Mehdi (a.s.)’de Ehl-i Beyt’ten. “Benden sonra Ehl-i Beyt’im bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar.” Yani hapsedilecekler, dövülecekler, değil mi? Sövülecekler, hakarete uğrayacaklar, şehit edilecekler, tarda maruz kalacaklar. Bak “Tarda maruz kalacaklardır.” Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman. “Peygamberimiz (s.a.v.) bunu söylerken” diyor, “rengi soldu” diyor, rivayette maşaAllah. “Mehdi (a.s.) Resulullah (s.a.v.)’ın bayrağı ve insanların başlarına bela üstüne bela yağdığı ve çıkışından umut kesildiği bir sırada çıkar.” Bak, “Mehdi (a.s.), Resulullah (s.a.v.)’ın bayrağıyla”, Resulullah (s.a.v.)’ın bayrağı nerede?
OKTAR BABUNA:Topkapı Sarayı.
ADNAN OKTAR: İstanbul’da, demek ki İstanbul’da Mehdi (a.s.) de. “İnsanların başlarına bela üzerine bela yağdığı” Afganistan, Fas, Tunus, Cezayir, Irak her yerde bela yağıyor Müslümanların üstüne, değil mi? “Ve çıkışından umut kesildiği bir sırada çıkar.” Ne diyor Şaşar Beşer? “Mehdi (a.s.) diye bir şey yok” diyor, “çıkmayacak” diyor, değil mi? Faruk Beşer, Şaşar Beşer. Yine o baygın bakışlı bir Hoca var, neydi onun ismi?
OKTAR BABUNA:Abdülaziz Bayındır.
ADNAN OKTAR:Abdülaziz Bayındır Beyefendi Hazretleri Hocamız, Hazretleri. Ne diyor? O da diyor; “Mehdi (a.s.) diye bir şey yoktur” diyor, “İsrailiyattır” diyor, “Tevrat’ta geçer o” diyor. “Öyle bir şey yoktur” diyor. Tevrat’ta geçiyorsa zaten delil üstüne delil; Tevrat’ı Peygamber ayrıca hadisten tasdik ediyor, değil mi? Ve Kuran’ın söylediği sözü de tasdik ediyor, inşaAllah. “Çıkışından umut kesildiği bir sırada çıkar.” Cübbeli ne diyor? “Beş yüz yetmiş sene sonra.” O da umudunu kesmiş. Bir başkası; “beş milyar yıl sonra” diyor, “Kıyamet kopacak” diyor. Osman Ünlü bin yıl ilave etti, maşaAllah yani o Hoca daha şey o; bin yıl. “Bin yılından sonra üç bin gelir” diyor. Binden sonra, benim bildiğim, eğer bana bir şey olmadıysa, iki bin gelir. “Yok” diyor, “üç bin gelir” diyor, “binden sonra” diyor, “inanmıyorsanız açın bakın kitaba” diyor. Bakıyoruz orda da binden sonra, iki bin geldiği yazıyor. Yani ne diyelim biz bu adamlara?
“İki rekât namaz kılar.” Mehdi (a.s.) iki rekât namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der; “ey insanlar ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyt’i çok belalar gördü.” Afganistan, Irak bütün Müslümanlar bela gördüler, acılar çektiler. Ama özellikle o Peygamberimiz (s.a.v.)’in Ehl-i Beyt’i çok belalar gördü. “Ben de, benim kardeşlerim de çok bela gördük” diyecek Mehdi (a.s.). “Ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık.” Bakın; “kahredilme”, kahredilmek, her yönde ezilmek “ve haksızlığa maruz kaldık”, yani “’iftira atıldı bize, oyun oynandı’ diyecek” diyor, “Mehdi (a.s.).” Haksızlığa maruz kaldığını belirtmesi nereden, kitap? Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 55.
Bak; İbn-i Hibban diyor ki hadiste; “Dininde kavi, güçlü olanın”, yani imanı güçlü olan, İslam yolunda hizmet edenin “başına gelecek belalar da, ona oranla büyük olur” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi. “Hakk Teâlâ bir kulunu sever veya kendine yaklaştırmak isterse,” yani makbul bir insansa, iyi bir insansa, “üzerine bela ve musibetleri ardı ardına gönderir” diyor Cenab-ı Allah, İbn-i Ebi'd Dünya. Orada geçiyor. “Hakk Teâlâ bir kimseye hayır diledi mi, ona bela ve musibet verir.” İmam Malik ve Buhari, Sahih-i Buhari’de geçiyor. Bak; “Hakk Teâlâ bir kimseye bir hayır diledi mi, ona bela ve musibet verir.” Nedir? “Hapis, hakaret, baskı, iftira, münafık saldırısı, kâfir saldırısı”, değil mi? “Suikastlar, hepsi olur” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) inşaAllah.
“Allah Konstantiniyye'yi (İstanbul'u) çok sevdiği dostlarının ehline fethedecek.” “Mehdi (a.s.)’nin ehline, Mehdi (a.s.)’ye İstanbul’u manen fethedecek” diyor. Çıkacağı yer de Mehdi (a.s.)’nin, İstanbul’dur, hadislerde. “Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak." Demek ki, onlardan bir kısmı hasta olacak, Allah onlardan mucize olarak hastalığı kaldıracak ve üzüntüyü kaldıracak. “Üzülmeyecekler, neşeli ve dinç olacaklar.” Kıyamet Alametleri, sayfa 181; İmam Berzenci’nin hazırladığı bir eser, orada geçiyor.
“Deccal çıkınca, ona karşı müminlerden bir adam (Mehdi (a.s.)) yönelir.” Mehdi (a.s.), deccala karşı tavır alıyor, yani Darwinizm ve materyalizme karşı tavır alıyor. “Derken o mümin kimseye birçok silahlılar,” o devrin silahlıları kimse, “deccalın merkezlerde gözetleme yapan silahlıları karşı çıkarlar.” Demek ki, Mehdi (a.s.) gözetlenecek ve takip edilecek. Bak; “deccalın merkezlerde gözetleme yapan silahlıları karşı çıkarlar.” Sahih-i Müslim. En sahih hadis kitaplardan Sahih-i Müslim. 11’inci cilt, 393'üncü sayfasından naklen geçiyor. Bakın; “deccalın merkezlerde.” Demek ki, yer yer merkezleri olacak. Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü gibi; bunlar da silahlı, değil mi? Birçok yerde merkezleri var. “Gözetleme yapan silahlıları karşı çıkarlar” Mehdi (a.s.)’ye. “Ona karşı mücadele verirler” diyor. “Mümin şahıs (Mehdi (a.s.)) deccalı görünce; ‘Ey insanlar! Resulullah (s.a.v.)’ın zikrettiği deccal işte budur’ der” diyor, Darwinizm, materyalizm, Darwin mesela, değil mi? “’İşte budur’, tanıtır” diyor, insanlar anlayamıyorlar deccalı fark edemiyorlar, deccal çıkıyor fark edemiyorlar. Deccal biliyorsunuz Ahir zamanda bütün dünyanın, dinsiz olmasına sebep olacak fikirleri ortaya atacak bir akımın başında olan kişidir. Deccal binlerce yıldan beri bekleniyor. Bütün insanlık ilk defa bu devirde dinsiz olmuştur. Dünya tarihinde görülmemiş bir şeydir bu, ilk defa oluyor. Yani yedi milyar insanın %85’i, %90’ı dinsiz hale getirildi. “Mümin şahıs (Mehdi (a.s.)) deccalı görünce: ‘Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği deccal işte budur’ der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: ‘Onu alın da yaralayın!’ der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir.” Yani, “Deccal saldırıya geçecek” diyor, Mehdi (a.s.)’ye karşı. Bu gerçek anlamda bir dövme değil, çünkü böyle bir şeyde ölür insan. “Karnı ve sırtı sürekli genişler, büyür” diyor, “Mehdi (a.s.).” Şöhreti artar, gücü artar. Demek ki basınla, televizyonla Mehdi (a.s.)’nin üstüne gelecekler, Mehdi (a.s.)’ye saldırdıkça halk arasındaki yayılımı ve gücü de son derede artacak. Çünkü insan dövüle dövüle sırtı genişleyen bir insan ölür. Demek ki saldırdıkça, ünü ve şanı genişleyecek. Müteşabih bir hadis bu, bu şekilde açıklaması. “Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar ve fırlatır atar. İnsanlar deccalın onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır.” Demek ki; Mehdi (a.s.)’yi böyle bağlık bahçelik bir yerlere atacaklar, gönderecekler, hapsedecekler. Bak; “Halbuki o bir cennet içine atılmıştır.” Ama asıl ikinci anlamı şu, Hz. Mehdi (a.s.) ruhunda cenneti yaşadığı için orası da ona cennete dönecektir. Yani, hapishane de onun için bir cennet gibi olacaktır. Bu anlama da geliyor. Mehdi (a.s.)’nin Peygamber neslinden olduğuna dair çok fazla hadis var, onlar geçiyor.
Kırk beş dakika oldu. Biraz ara verelim.
SUNUCU:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne anlatayım Oktar?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Sizin eserleriniz ile hidayet bulan yüz binlerce insan var Hocam. Bunların bir kısmı da size zaman zaman mesaj atıyor. Okuyayım mı Hocam mesajlarını da?
ADNAN OKTAR:“Mesaj gönderiyor” de.
OKTAR BABUNA:Evet, gönderiyor, özür dilerim.
“Selam ben Kosova’dan bir Müslüman’ım.” Aleykümselâm.
ADNAN OKTAR:Aleykümselâm.
OKTAR BABUNA:“Daha önceki hayatımın nasıl olduğu önemli değil ama Harun Yahya’nın kitapları sayesinde kendimi daha da fazla Müslüman hissediyorum. Bu şekilde düzenli olarak namaz kılmaya başladım. Daha önce düzenli olarak namaz kılmıyordum. Karanlığa doğru giderken; kendimi daha doğruya giderken görüyorum. Harun Yahya kitapları sayesinde artık dünyayı çok farklı görüyorum. Allah’ın yardımı ile kitabın İngilizceden Arnavutçaya tercümelerini yapıyorum. Size göndereceğim. Böylece Arnavutluk’tan okuyucular faydalanabilirler. Size her şeyin en iyisini dilerim. Ali Avdiju, Kosova.”
“Harun Yahya’nın bazı kitaplarının tercümesini bizzat tamamladıktan sonra imanımın kuvvetlendiğini hissettim. Ve kendimi Harun Yahya gibi Allah’a adamak için söz verdim. İnşaAllah birkaç yıl içinde, Türkiye’deki toplumda nasıl değişiklikler olduysa Harun Yahya eserleri Tayland’da da bir değişiklik yaratacak. Zaki Tayland.”
“Merhabalar İslam dinine yeni döndüm. Allah’a şükürler olsun. Bunda Sayın Yahya’nın çalışmaları çok büyük. Bu nedenle minnettarlığımı iletmek isterim. Harun Yahya’nın açıkladığı konular vesilesi ile kazandığım netlik sayesinde şaşkınlık içindeyim ki bu konuda milyarlarca insanın kafası karışık durumda. Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Tom Maelese”
MaşaAllah Hocam, birkaç örnek Hocam. Bir de bir Rus gazetesinde çıkan bir yazı var Hocam. Okuyayım mı onu, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
OKTAR BABUNA: Nezavisimaya ta Gazeta Moskova, Hocam. Kırk bin tirajı olan bir gazete. 1 Eylül 2010 tarihli sayısında NG-Religii ekinde RF Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü doktoru Türkolog Nicolai Crew imzası ile yayınlanan bir yazı Hocam. Özetle çevirisi şöyle; “NG-Religii’nin 2 Haziran 2010 tarihli sayısında, George Town Üniversitesi ve Ürdün Krallığı İslam Araştırmaları Enstitüsü tarafından hazırlanan, günümüzün beş yüz ünlü Müslüman’ından oluşan listeden bahsedilmişti. Listede yirmi Türk vatandaşı da var. Hepsi ünlü politikacı ve toplumsal faaliyet gösteren kişiler değil. Beş yüz kişi arasında bulunan iki ruhani lider, ılımlı İslam’la ilgili dinî aydınlatma alanında yoğun faaliyet gösterdikleri için listeye alınmış. Listenin on üçüncü sırasında çok etkili dinî cemaat lideri Fethullah Gülen bulunuyor. Ayrıca Türk medyasında ve internette sıkça Harun Yahya ismi ile yazılar yazan Adnan Oktar da listede var.
Harun Yahya’nın Elektronik İmparatorluğu; 500 etkili Müslüman listesinde yer alan bir başka kişi olan Adnan Oktar veya Harun Yahya, özellikle Türk İslam birlik görüşünün benimsenmesini hedefleyen çalışmanın başını çekiyor. Oktar'ın grubunun, faaliyetlerini özellikle internet aracılığıyla tanıtması Türkiye'de göze çarpıyor. Metinler, Rusça dahil çeşitli dillerde yayımlanıyor. Oktar, Türk dünyasının yalnızca Orta Asya ülkeleriyle sınırlı olmadığını hatırlatarak, ‘Türk dünyası, Adriyatik Denizi'nden Çin'e kadar uzanıyor, bu coğrafyada yaşayan toplukların etnik kökenleri farklı, ama tarihte hepsi Türk İslam manevi değerlere dayalı olarak birleştirilmişti. Özbek, Kazak, Uygur, Tatar, Çerkez, Abhaz, Boşnak ve Çeçenler; tek ülkü altında, bu topraklarda hala varlığını sürdüren Türk İslam medeniyetinin mirası altında birleştirilmiştir.’ diye hatırlatıyor. Adnan Oktar, Kafkasya ve Orta Asya'daki durumla ilgili olarak şöyle diyor: ‘Bu bölgede Türkiye açısından büyük potansiyel var. Tarih boyunca Rus baskısından kaçarak Osmanlı İmparatorluğu'na sığınan Kafkasyalılar, Müslüman haklardır. Orta Asya, Osmanlı toprağı değildi ama ortak Türk kökenlere sahip oldukları için bu bölge Türkiye'ye sadıktır.’ Adnan Oktar'ın Türk-İslam birliği hakkındaki düşüncelerinde özellikle Rusya'ya büyük yer ayrılmıştır. Oktar, ‘Yalnızca bağımsızlığa kavuşan Türk cumhuriyetler değil, Balkanlar'dan Doğu Kazakistan'a kadar uzanan Türk dünyası Türkiye'nin liderliğinde sabırsızlıkla Türk birliğinin kurulmasını bekliyor’ diye belirtiyor.” MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Türk İslam Birliği olduğunda Rusya da çok rahat eder, herkes rahat eder, inşaAllah.
Yasin Suresi, 17. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur.” Yani sadece bizim görevimiz tebliğ etmek, bildirmek. İnsanlar nasıl takdir ederse, nasıl isterlerse o şekilde davranmakta hürdürler. Kuran harflerinin toplamı tam 2010 tarihini veriyor. Demek ki, bu 2010’da tebliğ bir hayli güçlü olacakmış ki Kuran’da böyle bir işaret var, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Hocam bu konu ile ilgili de Üstadın bir izahı var. Okuyayım mı onu? Üstad, Hz. Mehdi (a.s.)’nin 2010’larda cemalinin görüleceğini söylediği sözü var, Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “Eğer siz tembel kalıp da onun yolunu yapmazsanız, tembellik etseniz 100 sene sonra tamamen cemalini göreceksiniz. Zira sizinle İstanbul arasında mesafe bir aylıktır” diyor Üstat, Hocam. Bunu yazdığı zaman da Hocam, 1910 tarihli.
ADNAN OKTAR:Yani; “2010’da göreceksiniz” diyor, “cemalini göreceksiniz” diyor. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet, “yüzünü göreceksiniz” diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu, kalplerinde hastalık olanların konumunu daha detaylı, önümüzdeki günlerde yine anlatırız ama kalpte hastalık olmanın kolaylığı şudur; münafıklıktan dönmek zaten Kuran’da mümkün. Yani dönenler var. Ama kalbinde hastalık olanların zaten mümin, kalplerindeki hastalığın gitmesi için Allah’a dua ediyor müminler. Müminlerin duası var, değil mi? “Yarabbi üzerimizdeki hastalığı gider” diyor. Dolayısı ile Müslüman’ın kalbinde hastalık olması, yani o tarz bir şey içerisinde olması karşılaşılabilecek bir durumdur. Rahatça şifa bulacağı bir durumdur Müslüman’ın. Dua edip, sebebe sarıldığında ondan çıkar, inşaAllah.
Allah bak diyor ayette, Ahzab Suresi, 48’de; “Kafirlere ve münafıklara itaat etme.“ Yani onların hiçbir sözünü dinleme. Onlara karşı ilmi, akılcı, şefkatli bir mücadele sergile. “Eziyetlerine aldırma.” Çünkü münasebetsizlik yapabilirler, iftira atabilirler, hakaret edebilirler, tuzak kurabilirler, iş birliği yapar, kahpelik yapar, her şeyi yapabilir. Çünkü münafık deli gibi bir şey yani, ‘gibi’ değil; deli. “Eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” Ama onların deliliğini yaratan Allah’tır. Onun için Allah diyor ki “vekil olarak Allah yeter.” Yani Müslüman onlara karşı ibadet olarak mücadele veriyor, yoksa münafık zaten kaderde yenilmiş bir mahluktur. Yani, bir kağıt mesela yakıldığında ne oluyor? Bir süre sonra kül oluyor. Kaderinde onun kül olma vardır, biliriz kül olacağını. Münafık da böyle yakılmış bir paçavra gibidir. Yani mutlaka kül olur ve mutlaka tozu kalmaz. Ama Müslüman onun yanışına uygun bir zemin hazırlamakla mükelleftir, manen yanışına. Ama Allah her halükarda yakar zaten. Biz müdahale etsek de etmesek de yakar Allah. Onun için ne olacak münafıklar, kafirler? Böyle bir konusu yok Müslümanların. Zaten küfür mutlaka yenilmeye mahkum olarak yaratılıyor, Allah tarafından. Kader böyledir. Yani mesela taşı atarsın, yere düşer. Allah’ın kanunudur, değil mi? Suyu sıcağa koyarsan, buharlaşır. Münafık da mutlaka sonunda etkisiz hale geliyor. Küfür de mutlaka etkisiz hale gelir. Allah’ın kanunudur.
Özellikle kalbinde hastalık olanlar da, Kuran’a sıkı sıkıya sarıldığında, zaten şifadır Kuran. Allah; “size şifa olan şeyleri söylüyoruz” diyor ayette. Hastalığı kalkar. Dolayısı ile kalbinde hastalık olan da öyle özel bir bölüm vardır, yani özel insan grubu vardır ve “bunlar hep hasta kalır” diye bir şey yok. Hasta ne demektir? Tedaviye açık olan bir varlığa, “hasta” denir. Ölmüşe, “ölmüş” denir. Münafık ölmüştür. Allah mucize olarak diriltiyor bazen münafığı. Münafık bitmiş yani. Diyor, Cenab-ı Allah; “sen onlar için yetmiş kere tevbe etsen, yine Allah onları affetmez” diyor. Münafık felakettir ve Allah diyor, “kalpleri parçalanmadıkça vazgeçmezler” diyor. Yani; “ölmedikçe mümkün değil durduramazsın” diyor. Cehennemde de yine devam ediyor. Cehennemde de azgınlıklarına devam ediyorlar. Münafıkta bir düzelme yok. Ama “kalbinde hastalık vardır” dendi mi, adı üstünde; “şifaya açık” demektir. Sadece ilacı alacak ve kendini tedavi edecek. Onun için yani, kalbinde hastalık olduğunu hisseden birisinin tedirgin olmasına gerek yok. Kuran’a sıkı sarılması, vicdanına uyması yeterlidir. O hemen şifa verecektir, hemen hastalıktan kurtulur. Yani uzun da sürmez. Kendi kendini tedavi etmeyen tipler olur ya böyle. Grip, nezle olur gider soğuğun içine girer, yemek yemez, hastalığı körükler. Hastalık da bir türlü gitmez üstünden. Kalbinde hastalık olan da öyle, tedavi ile uğraşacağına hastalığı daha da artıracak zeminlerde ve ortamda olur da öyle bir gayret içinde olursa hastalık devam ediyor; sebebi budur. Yoksa ilacını verir de gerekli önlemi alırsa, hastalık hemen üstünden kalkar. Yani kalbinde hastalık olanlar için diyorum, inşaAllah.
“Bismillahirrahmanirrahim. Selamünaleyküm. Bayramınız mübarek olsun.” diyor. Hepimize mübarek olsun ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. ”İnşaAllah” diyor. “Bugün Kastamonu’nun Araç ilçesinde bulunan Abdullah Yeğin Ağabey’in dershaneye çevirdiği, bazen gelip kaldığı evine gittim. Orada kalan” isim vermiş ama biz verelim mi isim? Ne olur, yani kötü bir şey yoksa? Evet, makul bir şey, ismini verebiliriz. “Orada Halis ismindeki ağabey ile konuştuk. Sizin vesileniz ile öğrendiklerimi anlatmaya çalıştım. Çok karışık anlattı. Üç farklı şekilde, üç farklı Mehdi (a.s.) anlattı. Birinde Üstadın beklenilen büyük Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu, “seyyid değilim” dediği yerlerde tevil olduğunu, Üstadın kendini gizleme nedeninin şahs-ı manevi zamanı olması ve ihlası bozmamak olduğunu, Hz. Mehdi (a.s.)’nin üç vazifesini üç farklı Mehdi (a.s.)’nin yapacağını ve bu hizmetleri cemaatin şahs-ı manevisi yapacak olduğundan, cemaatin şahs-ı manevisinin Mehdi (a.s.) olacağını anlattı. İlk defa bu kadar karışık bir izahla karşılaştım. Sizin ‘Hz. Mehdi (a.s.) Hakkında Bilgiler’ isimli kitabınızı gördüm. Tam kitaptan anlatacaktım ki, ‘bir bakayım’ dedi. Biraz kitabı karıştırdıktan sonra; ‘bende bu kitap kalsın, okuyayım. Ondan sonra senle konuşalım’ dedi. Ben de ısrar etmedim. Merakla bekliyorum, okuduktan sonra ne diyecek. Görüştüğümüzde tekrar sizlere ileteceğim inşaAllah.”
Bu çok iyi olur, böyle yapılması. Önden bir kitap verirlerse Mehdi (a.s.) ile ilgili. Aslında çeşitli kitaplar tavsiye edelim biz. Mesela şu çok önemli Adem Yakup’un şu kitabı, Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) ve Deccal Neden Tanınmaz (Şahs-ı Manevi Yanılgısının Etkisi), Adem Yakup. Yalnız bunlar biraz, satışa daha çok sunulsun bu kitaplar. Herkes istediği yerde bulabilsin bu kitapları. Bir. Mesela bu küçük kitaplar var. Ahir Zamanı Bediüzzaman ile Anlamak, şu. İşte bunların çok fazla piyasada bulunmasını sağlayalım, tamam mı? Hz. Mehdi (a.s.) Hakkında Bilgiler isimli kitap. Mesela bu, ha şu büyük kitabı şey yapmış. Nedir o? Ha, şu kitabı vermiş. Çok iyi yapmış. Hz. Mehdi (a.s.) Hakkında Bilgiler. Bunun yalnız, satışını daha genişletelim. Yani her kitapçıda bulunması, bunun da sağlansın.
“Ayrıca bir husustan daha bahsetmek istiyorum. Araç ilçesinde, İstanbul’dan, Mescid-i Selam İlim ve Hayrat Vakfı’ndan tebliğ için birkaç kişi gelmişti. Bunlarla görüşmemi detaylıca yeni bir yazıda göndereceğim”. “Mescid-i Selam İlim ve Hayrat Vakfı’ndan tebliğ için birkaç kişi gelmişti. Bunlarla görüşmemi detaylıca yeni bir yazıyla göndereceğim” inşaAllah. “Bu gelen kişiler Cübbeli’nin talebeleri. Kalacak yer için dershaneye başvurmuşlar, Halis Ağabey, Abdullah Yeğin Ağabey’in ‘kalsınlar, onlara Risale-i Nur verin’ izni ile kalmalarına izin vermiş. Kim olduklarını, nereye bağlı olduklarını hiç sormamış. Ben Cübbeli Ahmet Hoca hakkında bilgilerimi anlatmaya çalıştım. Halis Ağabey, Üstadın; ‘kimsenin şeyhini çürütmeye uğraşmayın, size hücum dahi etse dokunmayın’ dediğini, Risale-i Nur’un mesleğinde böyle bir şeyin olmadığını söyledi.” diyor. “Ellerinizden öperim” diyor, Ramazan Kardeş, Kastamonu Karabük’ten yazmış. “Cübbeli Ahmet Hoca hakkında bildiklerimi anlattım.” Ama Cübbeli Ahmet ile ilgili bilgiler, çürütme, kimsenin şeyhini çürütme kategorisinde bir şey değil. Burada çok vahim bir durum var, yani İslam’a muazzam zarar verecek bir durum var. İlgili, hatalı kısımlar düzeltiliyor, bu çürütme değil, onu düzelttiğinde zaten Cübbeli ile kimsenin alıp veremediği yok. Doğru konuşacak konuştuğunda ve gereksiz konuşmalar yapmayacak. İşte diyor ya; “ işte yanıma hahambaşı geldi” falan, bilmem ne falan. Ne gerek bunlara? Sonra da “kimse gelmedi şaka yaptım” der gibi.
OKTAR BABUNA:“Bana iftira attılar, böyle diyorlar” diyor, kendisi söylüyor Hocam, sizin dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR:Hayır, iftira olması için bu anlattığını kendisi, başkasının anlatması lazım. Kendisi ballandıra ballandıra anlatıyor, sonra da; “bana iftira attılar, böyle dediler” diyor.
OKTAR BABUNA:“Böyle bir şey yok” diyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi bunu söylemek niçin aleyhine olsun ki? Onu doğru yola çağırmış oluyoruz. Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker yapıyoruz. Dolayısıyla çürütme yok burada, hastalığı düzeltme var. Çürütme ayrıdır; adamı manen öldürürsün sen, çürütürsün, etkisiz hale getirirsin. “Okuma kitaplarını” dersin, “adam yerine koyma, konuşma” dersin, “hiç muhatap olma.” Bu çürütmedir. Ama biz öyle demiyoruz, “bu yönlerini düzeltirse kardeşimiz” diyoruz biz, bir şey dediğimiz yok. Mazlum, garibanın teki, bizim onunla ne alıp veremediğimiz var? Ve ayrıca şeyhini de çok seviyoruz, Mahmut Efendi’yi. Hocasını da çok seviyoruz, oradaki insanları da çok seviyoruz, değer veriyoruz ama böyle galiz hataları, Kuran’a, İslam’a karşı böyle, hâşâ alaycı veya güya espritüel ve güya alaycı bir üslup olursa, uyarmamız farzdır bizim. Bu çürütme değil düzenlemedir, düzeltmedir, değil mi?
Cem Okutan kardeş diyor ki; “Hocam ilk başta sevgilerimi, saygılarımı sunarım. İnananların, Peygamber (s.a.v.)’in hükmüne karşı kalplerinde burkuntu duymaması gerektiğinden bahsettiniz önceki programda. Bu ayetin kapsamını örnek vererek biraz daha açıklar mısınız? Allah razı olsun, teşekkürler Hocam.”
Peygamberimiz (s.a.v.) mesela bir uygulama yapıyor farz edelim; “bugün küfre karşı yoğun bir faaliyet yapacağız” diyor. Adam diyor ki, “hava sıcak” diyor, “bu havada olmaz bu” diyor. Şimdi bu; münasebetsizlik, densizlik ve dangalaklık. Peygamber (s.a.v.) bilmez mi havanın sıcak olduğunu? Buna rağmen “olsun” diyor. Böyle münasebetsizlik yapanları Kuran uyarıyor, Cenab-ı Allah uyarıyor ve münafık vasfı olarak gösteriyor.
Kalbinde hastalık olanlar da gereksiz ukalalık yaparlar, yapıyorlar Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e. Hâşâ, akıl vermeye kalkıyorlar yani Peygamber (s.a.v.)’e. Mesela en basit bir şeyi, en kolay bir şeyi Peygamber (s.a.v.)’e akıl vermeye kalkıyor, sesini yükseltiyor, değil mi? Avami hareketler yapıyorlar. Bunları Kuran uyarıyor. Yani makul olacaklar, dengeli, tutarlı olacaklar, saygılı olacaklar. Ama kalbinde hastalık olan çok kolay, adı üstünde, daha önce de söyledim; ‘hastalık’. Tedavisi Kuran ve samimiyettir. Kuran’a uyar, samimi olursa hemen hastalık gider. Kuran, bak; “gönüllere şifa” diyor Allah, yani; “kalbinde hastalık olanlara şifadır” diyor Allah, ayet, Kuran ayeti. Kuran’a tabi oldu mu, bittiğine göre daha ne istiyor? Ne güzel; nimet.
Bak, 56’ncı Sure, Ahzab Suresi, 56; “şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler.” Yani onu koruyup kollarlar, destek olurlar, nezaket gösterirler, sevgi gösterirler, “Ey iman edenler, siz de O'na salat edin ve tam bir teslimiyetle O'na selam verin.” “Tam bir teslimiyetle” candan bir sevgiyle, candan bir muhabbetle, kalbinde bir burkuntu olmadan, içinde bir kuşku olmadan, tam güvenerek; çünkü mükemmel insan, çok akıllı bir insan, çok değerli bir insan. Yani şu kadarcık aklıyla oturup Peygamber (s.a.v.)’e akıl vermeye kalkarsa bir insan, bu çok anormal bir hareket olur. Çünkü o, vahiyle hareket ediyor. Sen kafana göre hareket ediyorsun. Allah, “Peygamber (s.a.v.)’e uyun” diyor, sen nasıl burkuntu duyarsın ki? Nasıl sözlerine karşı “acaba” dersin? Bu olmayacak. Bu 56’ncı ayetin ebcedi 1986 yılını veriyor. Mehdi (a.s.)’nin dönemini veriyor; 1986. Bak, “şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.” Yardımcı olun, destekçi olun. 1986’da bir şey var ki Kuran ona işaret ediyor. Yani yardımcı olmaya ve destekçi olmaya işaret ediyor. Mehdiyetin zor yılları demek ki, inşaAllah. Yani Kuran işarî anlamda onu söylüyor, 33’üncü Surenin 56’ncı ayeti.
Allah yemin ediyor, bakın; “andolsun” diyor, 60’ıncı ayette. “Eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar” bak, münafıkları ayrı alıyor Allah; “kalplerinde hastalık bulunanlar” birbirine benzer çünkü. Münafığı çok andırır, kalpte hastalık bulunması. Çok andırdığı için Allah onu da; ama münafığı öncelikle söylüyor. Çünkü galizdir münafığın konumu, yani onlar Cehennemin en derin tabakasında olurlar. Ama hastalıklı olanlar, tedavi olabiliyor onlar. “Kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar” veyahut fitne çıkaran, Müslümanların hakkında kuşku ve tereddüt meydana getirmeye kalkan, İslam hakkında şaibeler çıkartmaya kalkan münafıkların “(bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa,” yani bu tavırlarına devam ederlerse, “gerçekten seni onlara saldırtırız,” Peygamber (s.a.v.)’e, “seni onlara saldırtırız.” Demek ki Müslüman onlara karşı saldıracak; ilimle, bilgiyle, düşünceyle, fikirle. Durmayacak, yani onun saldırısını seyretmeyecek. Çünkü o saldırıyor, sen de saldıracaksın. Farzdır, münafıklara saldırmak. “Sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler.” Demek ki it gibi kaçıyorlar bir yerlere gidiyorlar, inşaAllah, inşaAllah. Bak, diyor ki Cenab-ı Allah 62’nci ayette; “Daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir, bu” diyor. Yani “her zaman bu olur” diyor, münafıkların bu karakteri. “Allah'ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın.” Yani hep benzer. Mesela Mehdi (a.s.) Peygamberimiz (s.a.v.)’e benzer, Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Musa (a.s.)’ya, Musa (a.s.) İbrahim (a.s.)’e benzer. Olaylar benziyor, çalışmalar benziyor. Bütün Peygamberlere, hemen hemen tamamından başının üzerinde bir Melek olması istenmiştir. “Bir Melek getireceksin” diyorlar, “biz göreceğiz, senin Peygamberliğine o zaman iman ederiz.” Cübbeli ne diyor? “Ben de” diyor, “Mehdi (a.s.)’nin başının üzerinde bir Melek olsun istiyorum” diyor, “görünsün, onun Mehdi (a.s.) olduğunu söylesin, ben ona inanırım” diyor. Sanki Mehdi (a.s.), “gel benim Mehdiliğime inan” diyecekmiş gibi. Mehdi (a.s.)’nin böyle bir iddiası yok ki zaten, olmayacaktır da. “Ben Mehdi (a.s.)’yim” demez Mehdi (a.s.). Zorla iktidara getiriliyor Mehdi (a.s.), zorla yönetime getiriliyor. Hatta “ölüm tehdidiyle getirilir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hiçbir şekilde kabul etmez Mehdi (a.s.). Yani “ben Allah’ın günahkar, aciz bir kuluyum” diyecek Mehdi (a.s.). “Ben, ne haddime? Nasıl yapayım?” diyecek, değil mi? Öyle büyüklük iddiası yok Mehdi (a.s.)’nin, inşaAllah. Cübbeli, sanki böyle bir iddiası varmış gibi Mehdi (a.s.)’nin çıkıp ortada; “ben Mehdi (a.s.)’yim, bana uyun, herkes gelsin” diyeceğini iddia ediyor. O zaman da böyle kendini bilmez, haddini bilmezler çıkıp, hadi bakalım. Hatta diyor, avamî bir dille Cübbeli diyor, “’hadi bakalım bize bir keramet göster’ diyecekler” diyor. Sen kimsin de Mehdi (a.s.)’ye öyle diyeceksin? Ve Mehdi (a.s.) niye mecbur olsun öyle bir şeye? İddiası yok ki öyle bir şeye mecbur olsun, değil mi? Peygamber olsa, Peygamber tamam. Yani Peygamberden mucize beklenir, mecbur edemezsin ama mucize beklenir. Ama Mehdi (a.s.)‘nin öyle bir iddiası yok. Dolayısıyla başının üzerinde bir Melek görünmesi hiçbir Peygamberde olmamış. Kuran bunu belirtiyor. Her Peygamberden bu isteniyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’den de istenmiştir. Allah diyor; “böyle bir şey mümkün değildir“ diyor. Yani, “Ben” diyor, “başının üzerinde Melek, dışarıdan görünür şekilde göndermem” diyor, “ama bu geldiğinde” diyor, “size göz açtırmam” diyor. Yani “mahveder, perişan ederim sizi” diyor. Ne zaman oluyor? Kıyamette oluyor. Kıyamet vakti aklın ihtiyari kalktığı için, imtihan kalktığı için Meleklerin görünmesinde hiç bir mahsur olmuyor. Hepsi iniyorlar gökten. Alenen yağmur gibi Melek iniyor gökten. Şimdi zaten taşların hazırlığı da odur. Dünya’nın etrafını çepeçevre sardılar şu an, değil mi? Siz gördünüz mü o filmi, taşların yeryüzünü nasıl sardığını, Dünya’nın etrafını? Göstersene sen.
OKTAR BABUNA: Buluyorum Hocam şimdi, inşaAllah. Bu ayrıca şey, demiştiniz Hocam. “O Meleği de görseler zaten yine inanmazlar. Bu kadar alamete inanmayan kimse, Melek de olsa inanmaz zaten” demiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii öyle. Öyle bir şey görse; “ben halüsinasyon görüyorum” der, “bana bir şey oldu” der. “Büyü yaptılar, görüntü görüyorum” der, o kadar açık yani. Her zaman da öyle olmuştur. Zaten Peygamberler de mucize gösterdiğinde diyorlar; “büyü mü yaptın” diyorlar, inanmıyorlar. Cübbeli de inanacağından söylemiyor. Zaten inanmaz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“National Astronomy and lonosphere Center” diye Amerika’da NASA’nın çalışmalarıyla ortaya konan, sol tarafta yılları görüyoruz, 82 oldu. Göktaşlarındaki artışı, sayı olarak görüyoruz.
ADNAN OKTAR:Bak bu Dünya, Dünya’nın etrafında göktaşı artışları gösteriliyor yıllara göre. Bak, 86’da ne kadar sayı? Bunlar da sayısını veriyor, bu da yıllar.
OKTAR BABUNA:Yılları veriyor. 89’a geldi.
ADNAN OKTAR:Bak milyonlarca yıllık tarihinde, Dünya’da böyle bir olay olmamış. Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan sonra bak, bak son 30 yılda oluyor bu olaylar, son otuz yılda.
OKTAR BABUNA:Teleskopla çekilen görüntüler bunlar, fotoğraflar birleştirilmiş bu şekilde ve gittikçe artış başladı. 98’lerde iyice belirgin bir şekilde bulut haline geliyor. 2000’li yıllarda çok bariz bir artış söz konusu. 2002’li yıllar, 2003, 2004 ve milyona çıktı sayı böyle milyon hesabıyla. 2006’lı yıllar, 2007, 2008; son derece arttı. 2010’da, 2008’deki halinin beş yüz katı artış oluyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Beş yüz kat. Dünya’nın tarihinde, milyonlarca yıllık tarihinde görülmemiş şekilde bir abluka var şu an. Göktaşı ablukası oluştu, bütün dünyanın çevresini sarmış durumdalar. Evet.
OKTAR BABUNA:Evet, maşaAllah. Siz Hocam bu konuyu anlattırdınız, anlattınız. Bu konuyu anlattıktan bir gün sonra, iki tane göktaşı NASA’nın tespitiyle Dünya’nın hemen yakınından geçti. Alarma geçtiler Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, dün gazeteler de yazdı. Gördünüz mü gazetelerde? İki göktaşı teğet geçti Dünya’ya, çok yakın.
OKTAR BABUNA:Göstereyim mi Hocam, o haberleri?
ADNAN OKTAR:Evet göster.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Hemen bir gün sonraki haber, gece Hocamız anlatmıştı, bir gün sonra da bu haber çıktı. Hürriyet’ten bu; “NASA’yı alarma geçiren göktaşları; ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) bugün iki göktaşının TSİ 13:00 sularında Dünya’nın yakınından geçeceğini açıkladı. NASA'nın resmi internet sayfasından ilk sırada verilen habere göre, göktaşları dünyaya zarar vermeyecek. Kendilerinin göktaşlarını izlemediklerini belirten Kandilli Rasathanesi yetkilileri ise ortada büyütülecek bir durum olmadığını ifade etti. Göktaşlarından ilki geçti, ikincisi ise gece 24.00'te geçecek.”
ADNAN OKTAR:Zaten büyütülecek durum olduğunda Kandilli Rasathanesi kalmaz. O zaman ortalık bambaşka bir şekle girecek, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam yeni bir haber daha var inşaAllah. Bu, Kuran yakmaya kalkmıştı. Şimdi “iptal edildi” diye Amerikan basınında haber çıkmış Hocam. “Florida Bakanı iptal etti” diyor, Kuran’ın yakılma eylemini. Burada o rahip zaten imamla birlikte, o bölgenin imamıyla birlikte açıklama yapmışlar Hocam. Böyle bir şeyden vazgeçtiklerini, “çok yoğun baskı var” diyor haberde. “Obama devreye girdi” diyor, “diğer baskılar sonucunda” diyor, “geri adım attı” diyor. Vazgeçtiğini açıklamış.
ADNAN OKTAR:Ama fikriyat olarak, böyle fikriyata hazır oldukları görünüyor. Yani bir Hıristiyanlarla Müslümanları ve Musevilerle çatıştırma fikri var. Yani kavgaya sokma ve savaştırma fikri var. Buna karşı bütün Müslümanlar uyanık olsun. Bak, Hıristiyanlarla Müslümanların savaşmasını candan isteyen çok fazla insan var. MusevilerleMüslümanların çatışmasını, savaşa girmesini isteyen çok fazla insan var. Biz de bunu durdurmak için uğraşan bir tavır içerisindeyiz, değil mi? Ve Allah’ın izniyle de müsaade etmeyeceğiz. Göreceksiniz böyle bir şey de olmayacak yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam ayrıca Dünya’ya göktaşı gelirse neler olacağının da filmi vardı, canlandırma. Onu gösterelim mi?
ADNAN OKTAR:Evet göster.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Bu da dünyaya göktaşı gelirse neler olabileceğini gösteren bir canlandırma. Şehirlerin nasıl tahrip olacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Evet, yaklaşık tabii bu tarzda oluyor. Çünkü alev alev geliyor, doğru. Yani sürtünmeden dolayı akkor halinde geliyorlar, evet. Şu an adeta bulut gibi Dünya’nın etrafını sardı göktaşları, son otuz yılda. Bakın, hiç milyonlarca yıllık tarihinde yok Dünya’nın, inşaAllah. Bu da Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti; göktaşlarının Ahir zamanda yoğunlaşacağı ve yoğun bir göktaşı yağmuru olacağı ama bu Kıyametin hemen öncesinde olacak bir şey, inşaAllah. 1545’e hazırlık bu, inşaAllah. Önce o devrin insanları bir tadına tuzuna bakacaklar böyle bir ortamın. Arkasından da Kıyamet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu, adamın planını iptal ettiği haberi de yeni çıkmış Hocam, akşam, bu akşam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam, siz evrimle ilgili bir yarım saat daha devam edin, tamam mı? Şimdi bir kısa bir ara verelim, sonra devam ederiz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...