SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Mardin Kanal 47’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımızla yine sizlerle birlikteyiz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah çiçek olarak tecelli eder, insan olarak tecelli eder, balık olarak tecelli eder, değil mi? Hepsi birbirinden güzel ama insan güzelliğinin üstüne yoktur. İnsan da kadında çok güzel tecelli eder. Yani, şefkat açısından, sevilme açısından, kadını daha Allah fıtraten uygun yaratmıştır. Hatta Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “erkek çocuklarını sevin, onlara karşı sevgi gösterin” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Ya Resulullah (s.a.v.), kız çocuklarının durumu nedir?” diyorlar, “onları zaten Allah sevilecek şekilde yaratmıştır” diyor. “Fıtraten sevilecek şekildedir onlar zaten, onlar kendini sevdirir zaten” diyor.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, bu şeyleri söylemiştiniz Hocam, bu kedi yavrularındaki, kuzulardaki güzelliği de insan demiştiniz, kendine benzediği için seviyor, ondaki garibanlık merhamet uyandırıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, bak, şimdi onların resimlerini internete yüklemişler, bakıyorum, yani acayip tatlı bakıyorlar böyle. O çocuk masumluğu var ya, o çocuk saflığı, onunla bakıyorlar, ama müthiş tatlı bakışları, yani insanı zorluyor. Mesela ördek yavruları da müthiş tatlı adamlar. Yani böyle bakıyor, süper şeker. Gagasını ısıracaksın, yani sevilecek gibi de değil, insan eline de alamıyor, canları da hafif. Mesela, civcivler de öyle, süper tatlılar. Allah Rahim ve Rahman ismiyle tecelli ediyor onlarda, o çok muazzam bir tecelli. Allah Kendi ahlakını gösteriyor onlarda. Yani masumluğa, efendiliğe, temizliğe ne kadar önem verdiğini Allah orda göstermiş oluyor. Mesela, çocuklarda da öyledir, pırıl pırıl şeker gibidir çocuklar, değil mi? Küçük ufaklıklar.
Evet, Oktar Hocam, neler anlatalım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Sizin Ermenilerle ilgili açıklamalarınız olmuştu. “Ermeniler’in evlerde misafir edilmesi için kampanya” Hocam haber. “Ahtamar Kilisesi’nde, 19 Eylül’de düzenlenecek ayine yaklaşık beş bin kişinin katılacak olması, konaklama sorununu beraberinde getirdi. Bunun üzerine, kentte Van’a gelecek Ermeniler’e evlerimizi açalım kampanyası başlatıldı”. Kampanyaya başvuran altı bin vatandaş, ayine katılacakları misafir etmek için gönüllü olmuşlar Hocam. Telefon üstüne telefon yağıyormuş, Ermeniler’i misafir etmek için. Siz, Azarbaycan Haber Ajansı’na, 16 Ağustos 2008 tarihinde şöyle demiştiniz Hocam, siz daha iyi bilirsiniz tabii inşaAllah: “Ermeniler bizim kardeşimiz, yıllarca beraber yaşadığımız insanlar. Kiliseleri her yerde duruyor. Ermeni kiliseleri, iç içe yaşadık, Ehl-i Kitap bu insanlar”. O kiliselere gelecekler Hocam şimdi. Erzincan Tv, 14 temmuz 2008’de de: “Ermeniler, onlar bizim kardeşlerimizdir, onlar da bizim canımız inşaAllah. Ermenistan da inşaAllah Türk-İslam Birliği içerisinde yerini alacaktır. Boş yere kendilerini üzüyorlar, biz onları kardeş olarak görüyoruz, dost olarak görüyoruz. İnşaAllah Türk-İslam Birliği’nin o şefkatli kolları içerisinde onlar da yerlerini bulacaklardır. Huzur içerisinde yaşayacaklardır, güvenlikleri sağlanacaktır”. Ayrıca, Gaziantep Kanal 5 Tv’de de, “Ermeniler de bizim kardeşimiz, onlar da bizim canımız ciğerimiz. Biz onları aç sefil oralarda bırakmayız, Osmanlı’dan bize mirastır onlar, bizim kardeşlerimizdir. Biz Ermeni kardeşlerimiz ile sevgi ile muhabbet ile yaşıyorduk. Ermeni ustalar çok mükemmel mobilyalar yaparlardı, resimler yaparlardı. Osmanlı ülkesini güzelleştirirlerdi, siyasetçiler, doktorlar vardı. Nerede bu insanlar şu an? Bir fitnedir, bir yaygaradır koptu, darmakeşan oldu her yer. Niye bizden kopsun Ermenistan? Niye ayrı olsun?” demiştiniz. Aynıyla gerçekleşiyor, halkımız evlerini açmaya başlamış Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Daha da var Hocam, uygun görürseniz Hocam inşaAllah. “Hergün 39 kadın şiddet görüyor, polis ve jandarmanın, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet verilerine göre, 2009 yılında zirve yapan olay sayısı, bu yılın ilk yedi ayında düşme eğilimine girdi. Cinsel istismar ve taciz olayları ise, son iki yılda tavan yaptı. Değişmeyen tek şey, şiddetin hedefi kadın”. Siz bu önemli konuya dikkat çekmiştiniz Hocam. 2009 tarihinde diyorsunuz ki: “Mesela 2006 yılında yapılan araştırmaya göre, “Türkiye’de her 26 dakikada bir aile içi şiddet olayı yaşandı” diyor”.
“Aile içi, rezalet, çocuk istismarı, kadın istismarı”, devam ediyorsunuz. “Bakın, rezalete bakın. Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre, aile içinde fiziksel şiddetin boyutları oldukça büyük. Araştırmalara göre, Türkiye’de kadınların % 57’si fiziksel, % 47’si cinsel şiddete maruz kalıyor, % 8 ise tecavüze uğruyor aile içinde. Bu tam bir rezalet, tam bir kepazelik. Buna karşı, aklı başında, makul bir örf geliştirilmesi gerekiyor. Makul bir gelenek geliştirilmesi gerekiyor”. Tam da söylediklerinizi teyit eder şekilde, gazetelerde haberler çıkıyor Hocam, bu konunun önemine yönelik olarak.
ADNAN OKTAR: Tabii, bak, kadınların % 57’si fiziksel, % 47’si cinsel şiddete maruz kalıyor, % 8’i tecavüze uğruyor, aile içinde, yani ensest ilişki.
OKTAR BABUNA:Devam ediyorsunuz Hocam, Destan Tv, yine 2009 yılında. Aile içi şiddete dikkat çekiyorsunuz. “Ne mecburiyeti var? Niye her gün ağzını burnunu kırdırsın? Niye kendini dövdürsün? Yani babandır döver, annendir döver. Hayvan mı bu? Bu insan, öyle bir şey olmaz. Öyle ise, gider, resmi müracaatta bulunur, devlete sığınır” diyorsunuz Hocam. “Gider bir dostu, sevdiği, güvendiği kişi varsa, onun yanında can güvenliğini korumak şartıyla kalır. Ayrıca, 18 yaşın altında olanların da, devletin direk kurumlarına sığınması lazım, devletin bu konuda özel yerleri olması lazım ve çocuğun ifadesine itibar edilmesi lazım. Yani ispat mecburiyetinin olmaması lazım” diyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi çocuk eve geliyor, babası zil zurna içmiş. Geliyor çocuğa tecavüz etmeye kalkıyor. Korkuyor çocuk, söyleyemiyor. Bu muazzam yaygın, yani çok çok yaygın. Şikayet ettiğinde, annesine söylediğinde, “babandır” diyor. Babalığı kalmış mı onun? O artık ebedi olarak babalığı olmaz. O bitti o yani, değil mi? Şikayet ettiğinde de genellikle örtbas ediliyor. Amerika’da çok çok yaygın. Brezilya’da çok yaygın aile içi cinsel ilişki, yani ensest ilişki. Ben de o zamanlar teşvik etmiştim genç kızları. Gidin, şikayet edin dedim, gidin ailenizden başkalarının yanına sığının, değil mi? Veyahut, sevdiğiniz, saygı duyduğunuz bir insan vardır, gidin onun yanına sığının, bu rezilliği kabul etmeyin dedim, inşaAllah. Halen de devam ediyor, bak, “devam ediyor” diyor, eder de. Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan önce her türlü rezalet, her türlü kepazelik dünyada olacak, inşaAllah. Yani, Allah Mehdi (a.s.)’nin çıkışının, ne kadar büyük bir nimet olduğunu göstermek için de bunu meydana getiriyor. Aradaki muazzam zıtlığı göstermek için, inşaAllah. Mesela, 15 yaşında genç kız, koskoca babası adam ne bileyim mesela şakaya getiriyor, bilmem neye getiriyor, kıza tecavüz etmeye kalkıyor çocuğa. Veyahut doğrudan doğruya tecavüz etmeye kalkıyor ama oranlar, istatistikler acayip yüksek. Yani, çok çok yüksek oranlar. Bir de, “bu resmi intikaller” diyor. “Resmi intikal etmeyen bunun kat kat fazlası” diyorlar, değil mi? Müthiş bir rezalet. Yani dinsizliğin, Darwinizmin yayılmasıyla dünyada bu kepazelikler yayılmaya başladı, evet.
OKTAR BABUNA:Yine sizin söylediklerinizin önemini ve o yönde olan gelişmeleri gösteren bir diğer haber de Hocam inşaAllah şu şekildeydi: “11 Eylül tanıklarının esrarengiz ölümü” diye bir haber var Hocam. “Olayın tanıklarının bazıları zehirlenerek, bazıları intihar ederek hayatlarını kaybetti” diyor. 11 Eylül saldırılarındaki tanıkların. Siz Hocam, Harunyahya.Tv’deki canlı röportajınızda, bu geçtiğimiz aylar içerisinde, “11 Eylül araştırılırsa, Amerikan derin devletine ulaşılır. O da, pek iç açıcı bir şey olmaz. Herhalde Amerika’daki bazı yöneticiler açısından. CIA bu olayı kimin yaptığını çok iyi biliyor. Darwinist, materyalist, eski Marksistler kullanılmıştır bu olayda. Marksist teröristler kullanılmıştır ve Müslümanlarla Hıristiyanların arasını açmak için şeytani örgütün, şeytani dünyadaki yapılanmanın bir oyunudur. Hiçbir gerçek Hıristiyan, gerçek dindar Hıristiyan, gerçek bir Müslüman böyle bir oyuna gelmemesi gerekir” demiştiniz Hocam. Tam dediğiniz gibi, gazete haberlerinde, bugünkü gazete haberlerinde, “ABD’li bin mühendisin 11 Eylül şüphesi” diyor. “Uçak çarpması böyle yıkmaz. 11 Eylül saldırılarını teröristlerin yapmadığını öne süren bir mimar ve mühendis, iki yüz bin ton çeliğin 11 saniyede erimesi mümkün değil. İçeride patlama meydana gelmiş olabilir” diyorlarmış Hocam. Yine, ABC Televizyonu, Avusturalya röportajında, 2009 yılında diyorsunuz ki: “Amerika’daki 11 Eylül olaylarını yapan kişilerin tamamı Amerika’da, İngiltere’de, Darwinist, materyalist eğitimden geçmiş Marksist eğilimli kişilerdir. Ve kökeninde, Lenin’in terörün çözüm olduğuna dair teorilerine inanmış kimselerdir. Dolayısıyla, dinden kaynaklanan hiçbir saldırı, hiçbir zulüm olmamıştır ve olamaz. Dinin gerçeğinde çünkü şefkat ve merhamet var. Kuran, “cinayet işleyen insanı dahi affedin” diyor. Yani, cinayet işleyen insanı dahi affeden bir dinde, nasıl terör ve anarşi olsun? “Dinde zorlama yoktur” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Dinde zorlama yoktur dendiğinde, zaten baskı yok anlamına geliyor. Baskı olmayınca da, kavganın, şiddetin imkansızlığı anlaşılıyor. Mesela Kuran, “affı tut, iyiliği emret, kötülükten yüz çevir” der. Affı Allah bize emrediyor, dolayısıyla intikamı değil. Kötülüklerden yüz çevirmemizi istiyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Bu izahlar Kuran’da yüzlerce yerde geçer. Aynı şekilde, Tevrat’ta da, İncil’de de, hep şefkatten, merhametten, sevgiden bahsedilir. Dolayısıyla, dinden kaynaklanan hiçbir savaş olmamıştır, dini kullanmışlardır. Sadistler, kan dökücüler, evrim inancından olan sapkın inançlı kişiler, masonik örgütler dini sadece kullanmışlardır, şu anda da kullanıyorlar. Saldırılarında, şiddette dinin ismini kullanıyorlar, dini zaten kullanamazlar” demiştiniz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Oktar Hocam sen devam et, güzel şeyler anlatıyorsun sen.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, inşaAllah. Onun gazete haberi de vardı. 11 Eylül tanıklarının esrarengiz ölümü diye, biraz önce. Ankara’da, “Ankara’nın üyeliği Avrupa Birliği için bir nimet açıklaması var” Hocam. Siz hep vurguluyordunuz Türkiye’nin önemini, zengin bir ülke olarak gireceğini, inşaAllah. Hatta Avrupa Birliği’ni, Türk-İslam Birliği’nin alacağını. “Ankara’nın üyeliği AB için bir nimet. Türkiye gibi güçlü bir ülkenin üyeliği, Avrupa Birliği için, ekonomik ve siyasi açıdan muazzam bir fırsat” demiş Britanya, Finlandiya Dış İşleri Bakanları. AB Dış İşleri Bakanları Toplantısı’nda söylemişler Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Yine devam ediyor Hocam söyledikleriniz gerçekleşmeye. Demiştiniz ki: “Vizeler kalkacak, sonra da sıra pasaportlarda”. Tam o yönde bir haber maşaAllah. “Çayıyla, şekeriyle el öpmeye geliyorlar. Vizelerin kalkmasıyla, sınırı geçme sözü de tarih oldu. Öncüpınar ve Karkamış kapılarından giriş yapan Suriyeliler, yanlarında da bayram hediyesi olarak, çay, şeker ve baharat getiriyorlar” Sonra da, “vize kalktı, şimdi sıra pasaportta” diyor, yine aynı haberin devamında Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Söyledikleriniz birer birer gerçekleşiyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Suriye’yle zaten pasaport yani tamamen gereksiz. Irak’la da gereksiz, Azarbaycan’la da gereksiz, Türki devletlerin hepsiyle gereksiz, yani bölgenin tamamında gereksiz. Hepsi bizim kardeşimiz, yani niye pasaportla gidelim ki?
OKTAR BABUNA:Siz bunu ilk söylediğinizde kimse inanamamıştı Hocam. Çünkü zaten siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Suriye’yle bir zamanlar savaş durumundaydık, şimdi birer birer oluyor söyledikleriniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, Ürdün’e de gideceğiz, efendim Sudi Arabistan da aynı şekle gelecek bir süre sonra. Ama o daha ilerde, biraz daha ilerde, inşaAllah. Hicaz, Hicaz ülkesi. Ne anlatayım Oktar?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, Erbakan Hocamız’ı sahiplendiniz Hocam. Hocamız canlandı ve aleyhindeki fikirler değişmeye başladı. “Erbakan, Kurtulmuş için ne ifade ediyor?” diye bir haber var Hocam. Numan Kurtulmuş, “sizin Milli Görüş’ten anladığınız, Erbakan’ın anladığı aynı şey mi?” diye soruyorlar. “Peki Milli Görüş?” diyorlar, “Milli Görüş Türkiye’de Sultan Alparslan’dan bu yana gelen siyasi mücadelenin özetidir. Milli Görüş hareketi, bu topraklardaki hak, hukuk, adalet, özgürlük mücadelesinin adıdır ve bu topraklarda Kıyamete kadar da varolacaktır” diyor. Siz de, “Kıyamete kadar varolacak” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet doğru.
OKTAR BABUNA:Devam ediyor: “Milli Görüş’ü şey etmiş. Erbakan Hocamız’ın, siyasete ilk girdiğinizde, Fazilet Partisi İstanbul İl Başkanı, Erbakan’ın varisi olarak gösterilirdiniz, bu günkü tablo hiç aklınıza gelir miydi?” diyor, devam ediyor. “Erbakan Hoca” diyor, “1969’da ortaya çıkarak, bunu, bu hareketi, siyasete, ete kemiğe büründürmüştür” diyor. “Biz de bu siyasi halkanın dördüncüsünü oluşturuyoruz.
ADNAN OKTAR: Biz derken kimi kastediyor?
OKTAR BABUNA:Yani, yeni, en son, Saadet Partisi’ndeki yapıyı Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, ama işte, biz daha önce Erbakan Hocamız’a yapılan muameleyi, tavrı, o Alparslan’dan beri gelen geleneği uygun bulmadık, değil mi? Yani o eski geleneğe uygun görmedik. Alparslan, büyüklerine derin saygısı vardı, derin sevgisi vardı, onları gördümü ayağa kalkardı, onlara danışılırdı, değil mi? Kocalar denirdi onlara, değil mi? Ondan sonra, onlardan fikir alınırdı, derin hürmet duyulurdu. Buradaki üslupta biz bunu göremedik. Biz bunun rahatsızlığı içerisindeyiz. Başka bir şey yok.
OKTAR BABUNA:Siz hatırlattıktan sonra da Hocam, Saadet Partisi’nin sitesine Erbakan Hocamız’ı çıkarmışlardı, yeniden koydular onu inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bu bir lütuf değil ki zaten. Zaten böyle olması lazım. Yani olmaması ayıptı, yani çok ayıptı. Ben şu an onu, rahatsızlıkla hatırlıyorum öyle bir hatırayı. Öyle bir hatıranın olmaması gerekiyordu, inşaAllah. Kaderdeymiş, oldu. Bir daha hiçbir şekilde tahakkuk etmemesi, tekrar etmemesi gerekiyor. Evet Oktar Hocam, zat-ı alinizi dinliyoruz, evet.
OKTAR BABUNA:“İstanbul’daki intiharda şok rakam” diyor Hocam. Ramazan’ın başladığı 11 Ağustos’la 4 Eylül arası, şaşırtan intihar ve cinayet rakamı. İntiharlarda artış olmuş Hocam, son aylarda. O rakamları veriyor, Ramazan ayındaki rakamları. İntihar haberlerinin veriliş şekli, bu şekilde intihar sayılarında artış olmuş.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim, Allah’tan korkan, böyle bir cinayete giremez. Çünkü, insan öldürmektir o. Bir de, tövbe etmeden ölmüş oluyor. Adam öldürmenin karşılığı sonsuz Cehennemdir, çok büyük bir zulümdür. Ama, cinnet geçiriyor da oluyorsa, o ayrı mesele. Yani cinnette çünkü aklını tamamen kaybetmiş oluyor, Allah vermesin. Ama, öyle bir konumda da önceden ailesi haber vermesi lazım. Yani devletin ilgili kurumları ve etrafı, arkadaşları öyle kişilere çok yardımcı olmaları lazım. Çünkü birden bire bunlar bu kararı vermiyorlar, ön alametleri oluyor. Alametleri olduğunda çok yardımcı olmaları lazım. Genellikle sevgisizlikten, şefkatsizlikten oluyor. Yoksa yani bir genç kız, mesela bir seveni olsa, hiçbir şekilde öyle bir şey aklına gelmez, değil mi? Ama en başta Allah sevgisi, Allah korkusu olacak. Yani, o olmadı mı, tamam. Allah korkusu, Allah sevgisi zayıf oluyor, seveni de olmuyor. Ondan sonra, bir de bunalıma da giriyorsa, artık dengesi tamamen gidebiliyor. Ama çevresi, devlet bu konuda tedbirli olabilir. Yani, çok kolay önlem alınabilir. Ahir zamanda, Mehdiyet devrinde bir insan intihar edecek, mümkün değil, mümkün değil yani inşaAllah. O sevgi, dostluk, kardeşlik ortamında aklının ucundan bile geçmez. Bak diyor: “Mezardaki insanlar bile özenecek” diyor. “Artık değil canlılar, onlar bile mezardan, “keşke kalksak da biz de bu güzelliği tatsak” diyecekler” diyor. Oktar Hocam, devam et.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, Lenin Meydanı’nda bayram namazı kılınmış Hocam. “Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’teki bayram namazı, bu yıl da parlamento binasının önündeki Lenin Meydanı’nda kılındı” diye haber var, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Kırgızistan’da, maşaAllah. Oraya da pasaportu kaldıracağız Allah’ın izniyle. Ne acayip bir şey, Kırgızistan’a gidiyoruz, “pasaport var mı?” diyorlar. O zaman ben de Konya’ya gideyim, bana desinler ki: “Pasaport var mı?”, ha o, ha o, aynısı. Kesinlikle olmaması lazım pasaport. Türkmenistan, Azarbaycan, ne alakası var yani? Öz be öz kardeşlerimiz, değil mi? Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:Obama’dam Amerikalılar’a çağrı. ABD Başkanı Obama: “Amerika’nın düşmanı İslam değil, El Kaide ve diğer aşırı gruplardır” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: El kaide ve aşırı gruplar, Amerika düşmanı. Biz Amerikalılar’ı seviyoruz, şefkat duyuyoruz. Çok neşeli, sevecen, hoş insanlar. İçlerinde anormaller var tabii, ayrı mesele. Ama genelinde hoş insanlardır Amerikalılar. İnşaAllah, İslam ahlakı oraya da hakim olacak, inşaAllah. Ama zor olmayacak, zor kullanma olmayacak. Bak ben bazen Hıristiyanlardan, Musevilerden bunu duyuyorum. “Zorla Müslüman yapılmamız bizi üzer, bize rahatsızlık verir” diyorlar. Dinde zorlama olur mu? Ayet var, şeytandan Allah’a sığınırım, net, “dinde zorlama yoktur” Allah’ın hükmü, bitti, bu artık. Sevgiyle, kendi isteğiyle, kendi talebiyle, iman etme vardır. Etmiyorsa da etmez yani, inşaAllah. İnşaAllah, evet.
OKTAR BABUNA:“Öcalan aradan çekiliyor” diye bir haber var. “Terörist Abdullah Öcalan, isteği doğrultusunda, terör örgütü PKK’nın tek taraflı ilan ettiği eylemsizlik kararının 20 Eylül’de sona ereceğini anımsatarak, ‘20 Eylül’den sonra ben karışmayacağım sorumluluk’” diye bir açıklaması var Hocam.
ADNAN OKTAR: 20 Eylül, ne oluyor o karışmayınca?
OKTAR BABUNA:O şekilde söylemiş Hocam, çok detay verilmiyor haberde. “Ak Parti’yle ordu Askeri Şura’da anlaşmışlardır” diye söylüyor bölücü başı. “Ordu siyasette Ak Parti’ye yol verecek, karışmayacak, Ak Parti de ordunun Kürtlere yönelik her türlü operasyonlarına, Kürdistan’daki şiddetine göz yumacak” demiş
ADNAN OKTAR: Bir kere, bizim ordumuz bayağı şefkatlidir. Hepsi gayet aklı başında, son derece kültürlü, görgülü, bilgili, sevecen, merhametli insanlar. Ama her toplulukta acayip insanlar çıkar, cins insan çıkar, ordu da gereğini yapıyor öyle bir şeyde, değil mi? Anında, değil mi? Bak, diyorlardı işte, askeri mahkemeler olaya el koyuyor ve hemen gereğini yapıyorlar, öyle göz açtırmıyorlar, öyle bir konu olmaz, evet.
OKTAR BABUNA:PKK Hakkari’de Kuran kursu yakmış Hocam. “Referandum öncesi, imamlara silah çeviren PKK, şimdi de Kuran kursu ve öğrenci yurdu kundakladı. Hakkari’de Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’ne ait yurtta, ölen ya da yaralanan olmazken maddi hasar meydana geldi” diyor.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, şimdi deccalliklerini ilan ettiler demek ki açıkça. Bak biz size söyledik, kardeşim dedik, bu komünist hareket dedik, doğrudan dine karşı bir harekettir dedik. Çünkü, komünizmin zıttı olan dindir. Adamlar komünist düşünceyle geliyorlar, doğrudan dine saldırıyor. Çünkü din olduğunda, komünizm gelişmiyor. Çözüm ne onlar için? Dinin ortadan kaldırılması. Kaldırmak için ne yapıyor? Ya dindarları öldürmeye kalkacak, ya bombalayacak, ya yakacak. Israrla, bakın yıllardan beri, PKK’ya komünist hareket dedirttiremedim. Demiyorlar, bir çok kişi demiyor. Diyenler var ama büyük bir bölümü, insanlar epey bir bölümü demiyor. Kardeşim, hastalığın ne olduğunu söylemezsen, tedavisini nasıl yapacaksın? Çünkü, komünist harekettir dersen, kabul ederlerse, bunun felsefi olarak kabulü anlamına geliyor ve felsefi mücadelesi gerekiyor. “Böyle bir hareket değil” diyorlar. “Yani, öyle, adamların canı istedi, olay çıkarıyorlar” diyorlar, “burada bir komünist hareket yok” diyorlar. Öyle dersen, adam ilerlemeye devam eder. Zaten onların ihtiyacı olan konu bu. Yani “bizim önümüzde, bizi engelleyen bir şey olmasın” diyorlar. Adamlar da diyorlar ki: “Biz engellemeyiz, siz devam edin” anlamına geliyor. Ama tabii, buna karşı tavır koyan da çok fazla insan var. Onları tenzih ediyorum. Komünist harekette, teşhis çok önemlidir. Yani, hareketin komünist hareket olduğu, Marksist, Leninist, terörist hareket olduğu, bir kere vurgulanması gerekiyor. “Bu terördür” diyor. Terör, ama ne terörü bu? “Bir terör”. Terör, tamam anladık, herkes görüyor. Durup durup, “bu terörist harekettir, terörist harekettir” diyorlar. Tamam güzel, ama nasıl terörist harekettir? Adını koysanıza, değil mi? Felsefi kökenini koysanıza. Yani bu bir inanç, komünist terör. Marksist, Leninist, komünist terördür. Bunu deyince, diyalektik felsefe karşımıza çıkar, diyalektik felsefe. O zaman diyalektik felsefenin bilimsel olarak, yani Darwinist felsefenin ortadan kaldırılması gerekiyor demektir, değil mi? Darwinist felsefeyi zaten ortadan kaldırdın mı, Marksizmin hem temelini, hem belini kırmış oluyorsun, Marksist düşüncenin. Yani her şeyini kırmış oluyorsun. Ondan sonra adam ne yapsın? Ondan sonra gitmez Marksist hareket. Yani, PKK’lılar öyle hanzo takılıyorlar ama gece gündüz okuyor bu adamlar. Yani çok fazla kitap okuyan adam var. Sürekli okuyor, araştırıyor ve sürekli anlatıyorlar. Yani, yoğun çalışma var Güneydoğu Anadolu’da. Evlerde toplantı yapıyorlar, kahvehanelerde toplantı yapıyorlar, oraya toplanınca Apo’nun bıyığından bahsetmiyorlar, değil mi? Göbek kaşımasından bahsetmiyorlar. Neden bahsediyorlar? Marksizmden, Leninizmden bahsediyorlar, komünist ideolojiden bahsediyorlar ve Darwinist, materyalist düşüncenin, komünizmin kökeni olduğundan bahsediyorlar. Yani o taş atan çocuklar falan, yok bu çoluk çocuk. Sen git bir konuş bakalım çocuk nasılmış. Yani 12 yaşında, 13 yaşında çocuklarla gidin konuşun bakalım. Marksist felsefeyi su gibi içirmişler çocuklara, yani bayağı biliyorlar. Yani Marksist düşünceyi, Marksist ideolojiyi, yani bu saldırıların Marksizmin bir gereği olduğunu, Marksist, Leninist ideolojinin gereği olarak bunu yaptıklarını anlatıyorlar. 16, 17, 18 yaşında koskoca delikanlılar, adamlar. Bakın şimdi bizim istediğimiz ne biliyor musun? Göğsünü gere gere desinler, bu Marksist, Leninist, materyalist bir harekettir ve deccali bir harekettir. Deccali bize bıraksınlar, deccali demelerine gerek yok. Bilim adamlarını getirsinler, Marksist ideolojiye karşı bilimsel bir mücadele gerekir. Ben görüyorum büyüklerimizde, şimdi beni, söylemek de istemiyorum da. Konuyu getiriyorlar, getiriyorlar, tam ilgili yere gelince diyorlar ki: “Bunun” diyorlar, “tabii, sosyolojik boyutları da var”. Desene, “komünist harekettir”, desene. Yani mübarek büyüğüm, canım ciğerim. Yani, ayağının altını öpeyim, yapma yani. “Tabii ki” diyor, “bunun sosyal yönlerinin de düşünülmesi gerekir” diyor mesela, “bu mücadelede” diyor. Muhterem büyüğüm, sosyal yönleri diyeceğine, açıkça söylesene, “bu hareket komünist harekettir, Leninist harekettir, ilmi, bilimsel kapsamlı, devlet bununla mücadele etmesi gerekir” desenize. Yani ne olur bunu deseniz, değil mi?
OKTAR BABUNA:Halbuki Hocam çok net delillerle ispat ediyorsunuz. Yani, bölücü başının kendi sözleri var. “Ben bu zamanın Leniniyim” diyor Hocam. Kendisi söylüyor bunu. Darwinist olduğunu söylüyor, komünist harekettir diyor PKK için. Daha ne desin yani?
ADNAN OKTAR: Kardeşim, yani hareket zaten komünist hareket olmasa, böyle azimli, bu kadar sistemli devam etmez. Çözümler getiriyorlar bazı büyüklerimiz, bazen görüyorum böyle. “Ya” diyorlar, “anneniz sizi bekliyor evladım, ayıp yapıyorsunuz, dağa niye çıkıyorsunuz? Zulüm yapıyorsunuz, insan öldürülür mü, nasıl kıyıyorsunuz canlara? Annenizin sıcak çorbası sizi bekliyor. Eğer evlenmekse derdiniz, gelin sizi evlendirelim, bitsin bu olay” diyor. Yani kardeşim, yani alay eder gibi. Çok anormal ifadeler bunlar, yapmayın, etmeyin. Komünist adam evlenme ne alaka? Çorba, morba, ne yapsın adam çorbayı yani, değil mi?
SUNUCU:Gelişigüzel bir saldırı gibi göstermeye çalışıyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii, anasının çorbasıyla ne alakası var bunun, değil mi? Adam anasının yanından ayrılıp zaten dağa çıkıyor. Ve canını veriyor adamlar, sekizer, onar, her gün ölüyor adamlar. Yani böyle bir şeyi, evlenmek için, çorba için yapar mı adamlar, değil mi? Bunu bu şekilde hafife almak, daha da olayları geliştiriyor Güneydoğu’da. Yani çapını genişletiyor ve onları hem kızdırıyor da karşı tarafı, hem de haklılıklarını iddia ediyorlar. “Bakın biz ne kadar haklıyız. İlmi mücadele veriyoruz, karşımıza çıkamıyorlar” diyor. Yani, “bilimsel bir mücadele veriyoruz” diyor yani. Çünkü Marksizmi anlatırken, bilimsel görünümlü anlatıyorlar.
Bak diyor Bediüzzaman; “fen ve fesefenin tasallutuyla maddiyyun tabiiyyun taunu beşer içinde intişar etmesiyle” diyor. “Materyalist sistemin, Darwinist sistemin, Marksist, Leninist sistemin beşer içinde intişar etmesiyle” diyor. Güneydoğu’daki ve dünyadaki olayları anlatıyor Bediüzzaman. Deccaliyet, deccali tarif ederken, tam net bu şekilde tarif etmiştir. Yani, deccalin geldiğinde, yapacağı faaliyet olarak, materyalist faaliyet yapacağını söylüyor Bediüzzaman. Ve bak; “maddiyyun tabiiyyun taunu (maddecilik, Darwinist felsefe) beşer içinde intişar etmesiyle (gelişmesiyle) her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini (Darwinizmi, materyalizmi) tam susturacak tarzda beşere ders vermektir Mehdi (a.s.)’nin birinci vazifesi” diyor. “Bu olmadan mümkün değil. İkna ve telkin kabiliyeti geliştikçe, bu taun da tevessü eder, gelişir” diyor. Bakın yani, “telkin, tebliğ, anlatım gücü geliştikçe, materyalist, Darwinist, Marksist, Leninist, terörist düşünce gelişir” diyor. “Tek yanlı gelişir” diyor Bediüzzaman. Ve şu anda da gelişiyor, sürekli gelişiyor. Ve karşıt hareket yapılacağı vakit de, bazı muhterem büyüklerimiz, konuyu örtbas ediyorlar. Yani adını koymuyorlar, söylemiyor. Yani bir şekilde çekiniyorlar, “bu komünist harekettir” demeye çekiniyorlar. Bakın, komünist, materyalist, Marksist, Leninist harekettir diye konacak teşhis. Devletin sosyologları var, bilim adamları var, her türlü araştırma yapan uzmanları var. Getirirler, bu insanlara anlatırlar, yani Marksist felsefenin geçersizliğini, Darwinizm’in, Leninizm’in geçersizliğini. Güneydoğu’daki gençler bunları dinleyecektir o zaman, radyolardan, televizyonlardan ve inançlarını temelden kaybederler o zaman. Yoksa öbür türlü yüzde yüz iman ediyorlar. Diyor ki çocuklara: “Dünya tesadüfen, bir patlama sonucunda meydana geldi, kainat meydana geldi. Ve tesadüfler sonucu da moleküller meydana geldi, proteinler meydana geldi ve onlar da hücre oldu, hücrelerden de insan oldu, bu bir evrim aşamasıydı. Sonra ilkel toplum vardı. Yani böyle, komünal toplum vardı, işte kapitalist toplum vardı, feodal toplum vardı” bilmem ne falan çeşitlere ayırıyorlar. “Görüyor musunuz şu an?” diyorlar. “Görüyoruz” diyor adam. “Feodal toplumu da gördünüz, kapitalist toplumu da gördünüz” diyor. “Ve bize karşı bu adamlar bilimsel olmayan şekilde, yani bizim bu açıklamalarımıza karşı, sadece baskı ve saldırarak karşılık verecekler. Bunun adına faşizm deniyor” diyor. “Şimdi karşınızda faşist hareket olacaktır” diyor. Bu devletin kendini savunmasını da faşist hareket olarak alıyor adam. “Buna karşı komünist, Marksist, Leninist şehadetimiz olacak, şehit olacağız biz, mücadele vereceğiz” diyor. Bütün dünyadaki olay budur.
Hakikaten, mesela Hitler, komünistlere karşı fikren çıkamamıştır karşılarına, şiddetle çıkabilmiştir sadece. Mesela Mussolini İtalya’da, komünistlere fikirle çıkamamıştır. Kara gömleklileri çıkartmıştır, sopayla, değnek ile girip, adamların ağzını burnunu kırıp o şekilde baskı yapmaya kalkmışlardır. Ve sonunda mağlup oldular. Fikir, fikirle yenilir, fikir fikirle yenilir. Bizim ordumuz tabii ki can havliyle, Allah rızası için milleti koruyor. Ama onların bakış açısına göre, bu bir faşist hareket. Cevabı verilmediği müddetçe de adam buna inanır ve doğru olduğuna yüzde yüz emin. Diyor ki: “Kardeşim, eğer Darwinizm yanlış olsa, devletin kitaplarında Darwinizm anlatılır mı canım ciğerim?” diyor adam, değil mi? PKK Güneydoğu’da gençleri topluyor, çocukları topluyor, mesela 12-13 yaşında, “gelin bakın size sosyal bilgiler kitabını açayım, hep beraber okuyalım” diyor. “Biz neden olmuşuz? Tesadüfen olmuşuz” diyor, değil mi? “Darwin ne demiş? Siz tesadüfen oldunuz, yani maymunlardan oluştunuz” diyor özetle. “Bu doğru mu? Bak devlet de tasdik ediyor bunu. Bizim dediğimizi, devlet tasdik ediyor” diyor. “Darwinist olunca ne olunur?” diyor. Demek ki sen diyalektik felsefeyi kabul ediyorsun. Diyalektik felsefe de, sen canlıların evrimini kabul edersen, tarihin evrimini de kabul ediyorsun, etmen gerekir, değil mi? Tarihin evrimine göre, o iddiaya göre, doğru adamlar o zaman, doğru yolda olmuş oluyorlar, değil mi? Ve Marksist, Leninist safhaya da geldiklerine göre, Leninizmde de şiddetin dışında bir yol yok. Çünkü, tez, anti-tez, sentez olması için, “maddenin içinde çelişki var” diyorlar. “Toplumda da çelişki vardır” diyorlar. Yani, zayıflarla kuvvetliler savaşır, mücadele yapar, tez, anti-tez vardır. “Atomun yapısında da vardır bu” diyorlar. Yani, “tez, anti-tez, her şeyde bir zıtlık vardır, çelişki vardır” diyorlar. “Bakın tez biziz, anti-tez de, bize karşı mücadele veren devlettir” diyorlar. “Biz buna karşı mücadele edeceğiz, tez, anti-tezi ortadan kaldıracak ve bir sentez oluşacak, komünist Kürt toplumunu oluşturacağız” diyor adam. Şimdi buna cevap nedir? Cevap, sessizlik, cevap, sessizlik. Adamlar o zaman uygun adım ilerlemeye devam ediyorlar. Fikri cevap mutlaka şarttır. Fikirle hallolur bu konu. Yani başka türlü hallolması mümkün değildir, mutlaka fikirle. Yapamıyorlarsa bir kısım insanlar, bize gelsinler, biz yapalım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, “iki ayda bitiririz” demiştiniz, evelAllah.
ADNAN OKTAR:Allah adına söz veriyorum, yani iki ayda biter, inşaAllah. Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah, yemin ediyorum biter, inşaAllah, Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah. Yani, çünkü fikri gücünü kaybetmiş bir hareket, sıfırdır, bitmiştir. Bir insan kendine güvenini kaybetti mi, gücü kalıyor mu? Değil mi? Bu hareketin de geçersizliği bilimsel olarak anlatılırsa, nasıl hareket gücü kalsın? Güneydoğu’nun tamamını adamlar, yani büyük bir bölümünü okul haline getirmişler. Bir büyüğümüz, muhterem büyüğümüz, “dağdan insinler, ovada siyaset yapsınlar” diyor. Adamlar siyasetin kitabını yazmış zaten, yazıyorlar Güneydoğu’da, öyle bir konuları yok. Dağdan ovaya, ovadan dağa, zaten adamlar böyle çaça yapıyor adamlar, öyle bir konuları yok ki. İstediğinde dağa çıkıyor, istediğinde ovaya iniyor adam. Yani bize mi soruyor ovaya inmek için adam? Yani “inebilir miyim?” mi diyor? Elini kolunu sallayarak iniyor zaten adam, elini kolunu sallayarak yine çıkıyor. Öyle bir konuları yok adamların. Ama bilimsel görünümlü, yoğun bir propaganda var. Irak’ta da var, “Irak Kürdistan’da, İran Kürdistanı” dedikleri yerlerde de var.
Kürtlerin bulunduğu bölge, bizim bölgemizdir, kardeşlerimizdir. “Kürt” denen varlık, benim canım, ciğerim, güzel ahlaklı, Selahaddin Eyyubi’nin torunlarıdır, canlarımdır benim, Bediüzzaman’ın evlatlarıdır, Sait Nursi’nin evlatlarıdır onlar. Ben onların komünist olmasına müsaade etmeyeceğim. Komünistlerin eline de teslim etmeyeceğim. Onlar, gelenekleriyle, örfüyle, zılgıtlarıyla, efendim, toplu yemek yemeleriyle, efendim ne diyorlar? Sıra gecesi yapmalarıyla, topluca namazlarıyla, mutlu olarak yaşamalarını istiyorum. Komünizm zehir. Darwinizm, materyalizm zehir. Benim halkım, milletim, kusar öyle bir şeyi, tiksinir, rahatsız olur öyle bir şeyden. Böyle bir hayat istemiyoruz. Tabii, kardeşim, Mardin’den binecek otobüse, basacak gelecek İstanbul’a istediği gibi. Adamlar ne diyor? “Sınır istiyoruz biz” diyor, “pasaport ve vize”. O pasaportu ve vizeyi ben yedirtirim. Böyle küçük küçük lokmalar halinde yerler, öyle bir şey olmaz. Bilimsel mücadele şart, adının mutlaka konması gerekiyor. Anlamazlıktan gelinecek gibi değil. Bediüzzaman, deccaliyetin ilmi görünümde, fen ve felsefenin, bak, fen ve felsefe, felsefe nedir? Diyalektik felsefeyi diyor. Fen nedir? İşte biyoloji bilimleri, paleontoloji falan. “Bunu sahte olarak kullanarak” diyor, “sahte olarak kullanarak, saldırıya geçecekler, deccaliyet budur” diyor. Süfyan da budur. Yani, süfyanın kökeninde, Darwinist, materyalist sistem vardır. Ama ayrıca, “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, buyruklarını, Kuran’ın buyruklarını, kısmen ta’tile uğratarak, yani onların etkisini ortadan kaldırarak faaliyet yapar ve cereyan-ı münafıkanedir” diyor. Hafız Esad’ın başını çektiği cereyan. Anlaşıldı mı? Şimdi deccaliyet açıkça tarif edilmişken, bir çok Nur talebesi kardeşimiz bunu anlamazlıktan geliyor. Eğer aksini söylüyorsa, bana söylesinler. Yani, “cereyan-ı Nemrudane” dediği budur, Darwinizm, materyalizmdir, evet.
OKTAR BABUNA:Siz Hocam, “Darwinizm mutlaka komünizme, komünizm de mutlaka şiddete ve teröre gider” demiştiniz. Lenin’in de söylediklerini örnek olarak vermiştiniz. Okuyayım mı Hocam Lenin’in sözlerinden?
ADNAN OKTAR: Evet, oku.
OKTAR BABUNA:Bazı kimseler bizi zalimliğimiz sebebiyle ayıpladıkları zaman, bu kişilerin en basit Marksist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz” diyor Lenin. Devam ediyor Hocam, inşaAllah. “Propagandacılar her grubu basit bomba formülleriyle donatmalılar. Onlara işin mahiyeti hakkında açıklamalar yapmalı ve gerisini onlara bırakmalılar. Gruplar derhal askeri eğitimlerine, operasyonlara katılarak başlamalılar. Bazıları bir casusun öldürülme işini veya bir polis karakolunu basma görevini üstlenmeli. Bir kısmı ise banka soymalı”. Aynısını, dediğiniz gibi Hocam, bölücü örgüt yapıyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi, geçenlerde Şaşar Beşer Faruk Beşer Hoca, “deccal, internettir” diyor. Hoppala, hayırdır inşaAllah. Şimdi bir kere Hoca, sen deccali kabul etmiyorsun ki zaten. Niye internete musallat oldun sen yani? Hiç kabul etmiyorsun sen. Sen deccali kabul etsen, zaten Mehdi (a.s.)’yi ve İsa (a.s.)’yı da kabul etmek durumundasın. Niye kabul ediyormuş gibi görünüyorsun, değil mi, interneti? İnternet, İslam ahlakının yayılmasında, Kuran ahlakının yayılmasında, hakkın yayılmasında, Allah’ın bir ilim kılıcı. Onu tabii ki şeytani unsurlar isterlerse aksi yönde kullanabilirler. Ama mesela şu an Türkiye’deki kullanımın sonucunda, çok olumlu etki meydana geliyor, değil mi? Yani imanlı bir millette, imanlı bir toplumda çok olumlu meydana getirir neticeyi. Bir de biz yanlışı, kötüyü de bileceğiz. İnternette biz anormal bir şey görmeyeceğiz diye bir konu yok ki. Biz küfrü de bilip, göreceğiz, küfrün ne olduğunu bileceğiz biz. Küfür bilmiyorsak, Kuran küfürden bahsediyor, küfrün ne olduğunu bilmeyeceğiz. Olur mu öyle şey? Hıristiyanlıktan bahsediyor, Hıristiyanlığın ne olduğunu bileceğiz biz. Museviliğin ne olduğunu bileceğiz. Efendim, deccali düşüncelerin, Darwinizmin, materyalizmin ne olduğunu bileceğiz. Tabii ki internette biz onları göreceğiz. Kötüyü de göreceğiz, ona karşı mücadeleyi de bileceğiz. Yani, bilmeyeceğiz diye bir şey yok. Allah zalimlerden bahsediyor, onların ahlakını da, kişiliğini de biz burada anlatıyoruz işte, değil mi? İnşaAllah. Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, “PKK’dan tehlikeli açıklama” diye bir haber var Hocam. Gülen cemaatine karşı, Fetullah Gülen’in cemaatine karşı,
“Ateşkes ilan edilmesine rağmen Hakkari'de 9 PKK’lının öldürülmesi üzerine Güneydoğu karıştı. PKK, öldürülen 9 kişinin intikamını alacağını duyururken örgüt içinde ateşkes”ten bahsediyor Hocam, ve “yeni hedefi PKK'nın Gülen Cemaati” diyor. O dershanelere çocukların gönderilmesine karşı,“Ak Parti teşkilatlarında yönetici ve üye olanlar, PKK'nın Gülen cemaatine yakın olan dershanelere çocuklarını gönderen halkı hedef alması Güneydoğu’da yeni bir süreci başlatacak gibi gözüküyor” diye bir haber var Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne yapacaklarmış?
OKTAR BABUNA:Gülen cemaatine karşı, bir tehtitvari bir şeyleri olmuş Hocam, o şekilde bir haber yapmışlar. Hareket yapacak gibi PKK.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi adamları durdurmak için orda okul açmak, kardelenler meydana getirmek, buzdelenler meydana getirmek, bunlarla olmaz. Yani, anti-Marksisit, anti-Leninist, anti-terörist, anti-Darwinist, ilmi mücadele gerekiyor. Şimdi devlet orda okul açıyor, “kardelenler gelin” diyorlar, çocuklar geliyorlar. “Bismillah, konumuza başlayalım. Ne anlatacağız? Önce kainat nasıl meydana geldi, onu anlatalım” diyorlar. “Nasıl oldu?” diyoruz, “bir tesadüfen bir patlama oldu” diyor, “evet” diyor adam. “Kainat meydana geldi, kendi kendine oldu” diyor. “Sonra? işte, çamurlu sular vardı” diyor, “evet” diyor, “ordan da hücre oldu, sonra da sen oldun” diyor. “Haydi hayırlı, uğurlu olsun, bayağı yetiştin, aydın oldun, aydınlığın da sana ışık saçsın, buyur, devam et faaliyetine” diyor. Kardeşim, bir kere bu zeminde, yani o kadar kolaydır ki o adamı PKK’lı yapmak, yani an meselesi. Komünist yapmak an meselesi. Zaten ana tabanı oluşturmuşsun. Materyalist, Darwinist yetiştirmişsin, bir üfürmeye kalıyor gerisi, değil mi? Yani sen ana, temeli kurmuşsun, binayı çıkmışsın, böyle kolonlar tamam, her şey tamam. Sırf kapı, pencere falan takılacak, o kadar, ısıtma tertibatı takacaksın, o kadar. Gir içine, ondan sonra işine bak. Böyle bir şey olmuş oluyor. Onun için, o konunun böyle ısrarla örtbas edilir bir üslupla kapatılması, çok acayip bir hareket olur.
Bediüzzaman, Mehdi (a.s.)’nin mücadele edeceği güç olarak deccaliyeti belirtmiştir. Deccaliyetin de tek yönü olarak, fen ve felsefeyi kullanan bir hareket olduğunu söylemiştir. Yani, Cübbeli’nin dediği gibi, Atlas Okyanusu’nun ortasında, 20 kilometrelik bir adam, kıllı kılçıklı, alnında deccal yazıyor. Bir avucuyla böyle sulara daldırıyor, balıkları alıyormuş böyle trol gibi balıkları yiyormuş adam. “Fakat Amerika şu an tespit edemiyor” diyor, Cübbeli biliyormuş ama yerini. Atlas Okyanusu’nda oturuyormuş adam.
OKTAR BABUNA:Uçaklar böyle yanından geçiyor böyle Hocam, kafasının yanından.
ADNAN OKTAR:Adam eni boyu belli değil, 20 km eninde, mesela 15 km, 20 km boyunda, 15 km eninde adam. Canı sıkıldıkça balık tutuyor, güneşte kızartıyor yiyeceklerini. Bir adımda dünyanın öbür ucuna gidiyor, fakat biz bilemiyoruz. Zincirlerini de koparamıyor adam. Şu an zincirlerle bağlı, böyle diyor Cübbeli. Eşeği de orda bekliyor, otluyormuş eşek de, 300 metre, 300 metrelik eşek, tabii. Yani o eşeğin orda bir anırdığını düşün. Yani, buna rağmen duyulmuyorsa yani, ben ne diyeyim? Yani, alttan alta şimdi dini de böyle anlatıyorlar. PKK da buradan bastırıyor, materyalist. “Biz,” diyor ki bak PKK: “Biz, ilmi, bilimsel, akılcı bir açıklama yapıyoruz arkadaşım” diyor. “Adamlar ne diyor?” diyor, “al sana Cübbeli” diyor. “Şimdi sen bana mı inanacaksın, Cübbeli’ye mi inanacaksın?” diyor. “En ala adam olarak bunu göstermiyorlar mı? En akıllı olarak gösterdikleri, en itibar ettikleri bu değil mi?” diyor, “Tamam işte, televizyona da çıkıyor adam, Habertürk’e çıkarıyorlar, bayılıyorlar adama” diyor, değil mi? “Cübbeli bak sana 20 kilometrelik bir deccalden bahsediyor. Biz de sana bilimsel açıklamalar yapıyoruz. Sen hangisini tercih edeceksin?” diyor. Şimdi bakın, buradaki oyunu görmemek için, yani ne olmak gerekir bir düşünün, değil mi? Oyun mu diyeyim artık? Eksiklik diyelim, oyun demeyelim, eksiklik, yanlışlık. Çok vahim bu. Bizim anlatımlarımız son derece vurucu, etkileyici, akılcı ve ispata dayalı.
Mesela Darwinizmi yıkarken biz, Şaşar Beşer Faruk Beşer gibi ben çıksam desem ki: “Şimdi ben Darwinistlere bomba gibi bir açıklama yapacağım şimdi” desem, “madem insanlar maymundan oluyor, bu maymunlar niye insan olmadı ha?” falan desem, “alın size bomba gibi bir açıklama” desem ne olur? PKK işte bunu duyduğunda, “bak adamlar ne kadar acz içindeler ve ne kadar güçsüzler” diyor. “En ala Hocaları Cübbeli. Alın, buyurun, adamın anlattıklarını görüyorsunuz” diyor. “Namazda” diyor, “telefon çaldığında oynayacağını söylüyor adam dersin” diyor, değil mi? “Telefonda eğer müzik çalarsa, döne döne adam oynar, oynayabilir her an Müslüman” diyor. Müslümanları komik göstermeye kalkıyor ve aciz göstermeye kalkıyor. “Adamı evini istesen, arabasını istesen, cemaati, dini, imanı bırakır, adam çeker gider” diyor. Ve Allah’a karşı hitaplarını da görüyorlar, üslubunu görüyorlar. Yani, “biz, böyle mi olmak istiyorsunuz çocuklar?” diyor adam PKK’ya, PKK eğitim yaparken. “Bunun gibi mi olmak? İdeal olan bu, ideal olarak gösterdikleri. Bunun gibi mi olmak istiyorsunuz?”. Adam televizyonda çıkıyor, gösteriyorlar. “En mükemmel olan bu” diyorlar; onların görüşüne göre, bazı kişileri tabii kastediyorlar. “Biz de bunu anlatıyoruz” diyorlar. “Ve bizim dediğimizi devlet de destekliyor. Darwinist, materyalist düşüncenin aynısı kitaplarda var” diyorlar, değil mi? Şimdi bu durumda, olay ne yönde gelişir?
OKTAR BABUNA:Tam dediğiniz gibi Hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Bediüzzaman işte bu büyük tehlikeyi, ta 60 yıl önce, 70 yıl önce, tespit etmiş. Marksist, Leninist, Darwinist, materyalist sistemin dünyayı bütün sardığını, ve bunun deccaliyet olduğunu, çıkacak Mehdi (a.s.)’nin bunu hedefleyeceğini, birinci hedef olarak bunu alacağını ve bunu tam anlamıyla yeneceğini belirtiyor. “Birinci vazifesi budur” diyor. “Her şeyden evvel maddiyyun tabiiyyun taunu beşer içinde intişar etmesiyle” diyor, değil mi? “Her şeyden evvel fen ve felsefeyi tam susturacak tarzda beşere ders vermektir” diyor, “birinci vazifesi”. “Ama bu, halk arasında pek görülmez, önemsiz görülür” diyor. Yani, “asıl saltanat aleminde, işte böyle şaşalı bir, debdebeli bir hayat beklendiği için Mehdi (a.s.) çıktığında anlayamazlar” diyor. Yani, “hep o yönde bekleyeceklerdir” diyor. Ki, Tevrat’ta da geçiyor, en az 40 yıl Mehdi (a.s.)’nin ilk mücadelesi. Hadislerde de 40 yıldır. O dönem içerisinde bilinemeyecek hareket, evet. Ne anlatayım Oktar başka?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Güneşte yeni bir patlama görüntülenmiş. “Bilim adamları güneşte yaşanan yeni bir patlamayı tespit ettiklerini açıkladı. Önceki gün gerçekleşen patlamanın video görüntüsünü web sitesine koyan NASA, daha sonra patlamanın fotoğraflarını da servis yaptı”. Siz söylediğinizden beri, hep büyük olaylar oluyor Hocam. Depremler, güneşte patlamalar, gök taşlarının birikmesi, dünya çapında sel felaketleri, inşaAllah.
Türkistan’da bayram namazı coşkusu yaşanmış Hocam maşaAllah. “Türkistan’da halk bayram namazı için camilere akın etti” haberi var Hocam.
Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin bir açıklaması var. “Keşke Müslümanlığa kalben sahip çıkabilsek” diyor, Amerika’da bu açıklamayı yapmış Hocam. “Müslümanlar, keşke Müslümanlığa kalben sahip çıkabilseler” temennisinde bulunmuş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet devam et.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Ertuğrul Özkök’ün bir yazısı var. “Ah benim sağ ayağım” diyor. Batıl inançlarından bahsetmiş Hocam. Nasıl sağ ayakla girmenin uğur kabul ettiğini, ellerini kavuşturma, bazı şeyler anlatmış orda.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Ertuğrul Özkök’ten bundan sonra bana bahsetme, hiç bahsetme, hiç hiç bahsetme. Bana onun üç tane yazısını gösterdiler, son yazılarını gösterdiler, ben artık bahsetmeyeceğim. Konuşulacak gibi değil, anlatılacak gibi değil.
OKTAR BABUNA:Ben görmedim ama ben de bahsetmeyeceğim Hocam. Tamam Hocam, geçiyorum hemen haberi.
ADNAN OKTAR: Geç, felaket açık açık söylüyor, anlatıyor. Üç dört ayrı yazısında var. “Hocam” dediler, “bir tek bu değil” dediler. “Bu ne?” dedim ben, “aman” dedim, “bunu o mu yazmış?” dedim, “evet” dediler. “Bir tek o değil, bunu da o yazmış, bunu da o yazmış” dediler. “Eyvah” dedim yani.
OKTAR BABUNA:“ABD siyasetinde ırkçılığın yeni kod adı: Din ve İslam” diye bir açıklama var Hocam. “ABD’de İslam odaklı siyaseti yakından takip eden Hamline Üniversitesi'nden Prof. Dr. David Schultz, 11 Eylül saldırısının ardından ülkede ırkçılığın İslam'a yöneldiğini vurguluyor. Schultz'a göre, ülkenin çoğunluğunu oluşturan beyaz ve Hıristiyan Amerikalılar, Müslümanların güçlenmesiyle ülkedeki ayrıcalıklı konumlarını yitirmekten korkuyor” diyor.
ADNAN OKTAR: Bak, Bediüzzaman ne diyor. Amerika’dan sorun çıkmaz. Onlar da Müslümanlığa teslim olacaklar, başka hiçbir çözümü yoktur dünyanın.
Bak Bediüzzaman diyor ki, Emirdağ Lahikası, sayfa 297’de: “Hamisen; şimdi, bu zamanda en büyük tehlike” bak en büyük tehlike, “olan zındıka (inançsızlık)” Allah’a iman etmeme, ateistlik, “ve dinsizlik ve anarşistlik (terör) ve maddiyun (Darwinist, materyalist felsefeye) karşı yalnız ve yalnız tek bir çare var, o da Kur'ân'ın hakikatlerine sarılmaktır. Yoksa koca Çin'i az bir zamanda komünistliğe çeviren musibet-i beşeriye (insanlara gelen belâ ve musîbetler)” koca bir Çin’i komünist yapan düşünce. PKK’nın düşüncesi zaten Çin modelidir. Yani, Stalinist düşüncedir ama Çin modelini esas alıyorlar. “Siyasî, maddî kuvvetlerle susmaz.” Bak; “siyasî, maddî kuvvetlerle susmaz.” Bir daha söylüyorum, bakın; “siyasi önlem alınmakla durmaz bu hareket” diyor PKK hareketi için. “Maddî kuvvetlerle susmaz”. Yani, “askeri ve polisiye önlemle susmaz” diyor. “Yalnız onu susturan hakikat-i Kur'âniye (Kuran’ın hakikatleri)dir. Bunun dışında durmaz” diyor. Durdu mu? 30 yıldan beri devam ediyor. Evet, bakın bir daha söylüyorum: “Şimdi bu zamanda en büyük tehlike olan zındıka (inançsızlık, ateistlik) ve dinsizlik ve anarşistlik (teröristlik, terör faaliyetleri) ve maddiyunluğa karşı (Darwinist ve materyalist felsefeye karşı) yalnız ve yalnız tek bir çare var” diyor. Yani başka çare olsa, söyler Bediüzzaman, “bir çare var” diyor. “O da Kur'ân'ın hakikatlerine sarılmaktır. Yoksa koca Çin'i az bir zamanda komünistliğe çeviren musibet-i beşeriye” beşeri musibet, yani deccali düşünce, deccaliyet, “(insanlara gelen belâ ve musîbetler.)” Bir daha söylüyorum, “siyasî, maddî kuvvetlerle,” yani askeri ve polisiye tedbirlerle “susmaz” diyor. “Yalnız onu susturan hakikat-i Kur'âniye (Kuran hakikatleri)dir. Bunu da Mehdi (a.s.) yapacak Ahir zamanda” diyor Bediüzzaman. “Mümkün değil durmaz” diyor, inşaAllah.
Evet, Oktar Hocam seni dinliyorum, yahut bir ara verelim.
SUNUCU:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Habertürk sitesinde bir garip evrim haberi çıkmış. Zaten başlığı da: “Bir garip evrim hikayesi” diye. Diyor ki bu haberde: “Elmanın ilk kez gen haritasını çıkarmayı başaran bilim adamları, aralarında dinozorların da bulunduğu birçok türün yeryüzünden silinmesine yol açan felaketin ardından, hayatta kalabilmek için elmanın da genetik değişikliğe uğradığını düşünüyorlar. Kavak gibi başka türlerin de aynı zamanda benzer bir evrim yaşadığı belirtiliyor”.
ADNAN OKTAR:Fatih Altaylı, yani.
OKTAR BABUNA:Artık ne diyeceklerini şaşırdılar Hocam, iyice siz sıkıştırınca, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şöyle diyeyim ben en nezaketli şekilde, yani 150 milyon yıllık, 200 milyon yıllık ağaçlar var, ağaç yaprakları var. Ve çok sayıda ama, binlerce, her türe ait var. Hiç birinde, milim santim değişiklik yok, milim santim olduğu gibi. Mesela, çam ağacı aynı, kavak ağacı aynı, hiçbir değişikliğe uğramamış.Ama mesela, 200 milyon yıllık, 150 milyon yıllık. Bak dikkat edin, binlerce. Bir tane, iki tane değil, her türe ait fosil var. Hiç birinde böyle bir şey görmüyoruz. Dolayısıyla Fatih Altaylı biraz... yani... yanlış söylemiş.
OKTAR BABUNA:“Kuran yakma krizini medya mı başlattı?” diye bir haber var Hocam. Bu Amerika’daki Kuran yakma, rahibin çabası iptal edildi gerçi. “Küçük bir kilisenin, 11 Eylül yıldönümünde Kuran yakacağını açıklamasıyla başlayan uluslar arası krizde, haberi günlerdir gündemde tutan medyanın etkili olup olmadığı tartışılıyor” diyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi adam Kuran yakacağından falan değil, bu adamlar, şimdi beni konuşturuyorsunuz, konuşayım. CIA’in zaman zaman toplumu yoklamaları vardır. Yani, ne tepki verecek toplum? Bu, CIA’in herhangi bir elemanı bu, açıkça söyleyeyim. Böyle bir olayda, yani Kuran yakılması durumunda, toplumda tepki hangi noktalarda olacak? Ne çapta olacak? Ve nasıl olacak? Yani, bir toplumsal kargaşa meydana getirilmesi gerektiğinde, yani Müslümanların ayaklandırılması gerektiğinde, hadise çıkartılması gerektiğinde, bu konu nasıl değerlendirilebilir, olay bu. Yani denemedir, küçük bir deneme, adamın yakacağından değil. Onlar daha vakti var onların açısından. Yani, uygun bir ortamda bu tip olayları düşünüyorlar, inşaAllah. Provokasyona açıklar mı? Ne derece açıklar? Hangi noktalardaki tepki ne kadar şiddetli olacak? Bunu yokluyor adamlar, tabii.
OKTAR BABUNA:Hocam bu rahiple ilgili, bir haber de şöyle, kızı söylemiş: “Babam bir zavallı, yardıma ihtiyacı var”. Amerikalı rahip Terry Johns’un kızı babasının zavallı ve yardıma muhtaç biri olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Yani “para verirseniz durur” falan gibiye mi getiriyorlar?
Evet, Risale Haber’de sen bir şey okumuştun dün, neydi o? Sorularla Risale evet. Ezberden değil de, göster bakayım.
OKTAR BABUNA:Bakıyorum Hocam inşaAllah. Devam edeyim mi?
ADNAN OKTAR: Anlat hadi, peki.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, şöyle bir haber daha var: “Zevk için öldürdüler” diye Milliyet’te. “Afganistan’da görev yapan 5 Amerikan askerinin özel tim kurup, sivilleri rastgele öldürdüğü ortaya çıktı. Askerler en az üç sivil öldürdükten sonra, parmaklarını kesip, hatıra olarak sakladılar. Soruşturma devam ediyor” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, Türk-İslam Birliği oluşmadığı müddetçe bu tip olaylar geceli gündüzlü devam eder. Kuran yakmaya da kalkarlar, parmak keserler, adam öldürürler, kadınlara kızlara tecavüz ederler. Cübbeli de diyor: “İşte hiçbir şey yapmamıza gerek yok, İttihad-ı İslam da yoktur, Türk-İslam Birliği de olmayacak” diyor. Faruk Beşer Şaşar Beşer, o da çıkıyor: “İttihad-ı İslam yok, Türk-İslam Birliği de yok. Dolayısıyla mücadele etmenize de gerek yok. Olsa bile ben yapıyorum zaten” diyor. “Kitapların yüzde 95’i geçersiz, benim kitaplarımı okuyun yeter” diyor. Ve bu tip olaylar da çığ gibi gelişmeye devam ediyor, evet.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah. Ayrıca, Ahir zaman alameti olarak Hocam, biraz önce de gösterdik, intihar olaylarındaki artış. Bir hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
“İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü belalar kaplar”, İbn-i Kesir’den Hocam. Nitekim bugünkü çıkan haberlerde de, intihar olaylarındaki artışa dikkat çekiyor. “Dünyada her üç saniyede bir intihar girişimi oluyor” diyor. Yine bir diğer haberde: “Dünya manevi buhran geçiriyor” demiş. Tespitlere göre, dünyada her üç saniyede bir kişi intihar girişiminde bulunuyor. Türkiye’de de durum iç açıcı değil. Son 30 yılda intihar edenlerin sayısı % 440 artış gösterdi”. Bu arada, Bediüzzaman’ın bir alıntısına yer vermişler Hocam. “İslam cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak?” diyor. “Dünya büyük bir manevi buhran geçiriyor” diyen Bediüzzaman Said Nursi: “İman kalesini küfrün çürük direkleri tutamaz. Onun için ben yalnız iman üzerine mozağimi teksif etmiş bulunuyorum” demiş.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah, evet.
OKTAR BABUNA:Peygamberimiz (s.a.v.) Ahir zaman alameti olarak dikkat çekiyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Başka neler var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz de anlatmıştınız, Hz. Mehdi (a.s.) döneminde insanların Hz. Mehdi (a.s.) ve cemaatinden uzak duracağı söyleniyor Hocam. İncil’de de Hz. İsa (a.s.) döneminde, insanların ondan ve talebelerinden uzak duracağı anlatılıyor Hocam, böyle bir ifade var.
“İmanlıların hepsi Süleyman’ın eyvanında toplanıyordu. Halk onlara büyük saygı duyduğu halde, dışardan hiç kimse onlara katılmayı göze alamyıyordu” (Elçilerin işleri). O dönemde de aynısı olmuş Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Yine Hocam, münafıkların “evlerimiz açık” diyerek mücadeleden kaçtıklarını anlatmıştınız inşaAllah. İncil’de de çok benzer bir ifade var Hocam. İncil’de de çok benzer bir ifade var Hocam, sizin söylediğiniz doğrultuda, “evlerimiz açık” diyerek mücadeleden kaçtıkları. Şöyle deniyor Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah: “Bir başkası senin ardından geleceğim, ama izin ver önce evimdekilerle vedalaşayım. İsa ona: ‘Sabanı tutup da geriye bakan, Allah’ın egemenliğine, Cennete layık değildir’ dedi”.
ADNAN OKTAR: “Aziz kardeşlerim” diyor Bediüzzaman, “sizin fevkalade sadakat ve ulüvv-ü himmetinizden tereşşuh eden bir hafta evvelki mektubunuza karşı hüsn-ü zannınızı bir derece cerheden benim cevabımın hikmeti şudur ki, bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek olan o zat” bakın, “hakiki beklenilen,” gerçek anlamda beklenilen “ve bir asır sonra gelecek.” Mesela, Hicri 1300’lerde, bir asır sonra Hicri 1400, evet, 1400’de. “Bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek vehedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum”. Yani, “geldiğinde siyasetle başlamayacak faaliyete, iman hakikatleriyle başlayacak” diyor. Yani, zaten “Darwinist ve materyalist felsefeyi ana hedefe alacak” diyor Bediüzzaman. “Birinci dereceden ona ağırlık verecek, sonra, siyaset, saltanat cihetindeki faaliyetlere geçecek” diyor. “Hem üç mes’ele var: Biri hayat, biri şeriat, biri imandır. Hakikat noktasında en mühimmi ve en a’zamı, iman mes’elesidir”. Yani, bak “iman şeriattan daha önemli” diyor Bediüzzaman. Yani, çünkü önce adam iman edecek, güçlü bir imanı olacak ki Kuran’ı uygulayabilsin, Kuran’ı anlayabilsin. Kuran’a karşı içinde bir muhabbet olsun, Kuran’ın hükümlerini yapmada tereddüdü olmasın. Ne yapıyor şimdiki kardeşlerimiz? Doğrudan Kuran’ı anlatıyor. Kardeşim adam iman ediyor mu etmiyor mu soruyor musun? Yok. Önce adamın imanını bir sağla, değil mi? Adam Ahirete iman etmiyor, Allah’a iman etmiyor, Cennete, Cehenneme iman etmiyor, Meleklere iman etmiyor, kadere iman etmiyor. Yani iman yönünden hasta adam, değil mi? Sen ona doğrudan namazı, zekatı, orucu anlatmaya kalkarsan, fıkıh hükümlerini anlatmaya kalkarsan, adamda o hiç etki etmez. Kabul etmiyor ki zaten, değil mi? Cübbeli çıkıyor, namazın nasıl kılınacağının detaylarını anlatıyor. Bir kısmını tabii ilave ediyor, geliştiriyor ve garip bir üslupla, garip bir anlatımla anlatıyor. Yani ve alaycı, espritüel bir anlatımı da bu olayın içerisine sokuyor. Yani malum, zaten görüyorsunuz.
Bak, Bediüzzaman: “Hem üç mes’ele var: Biri hayat, biri şeriat, biri imandır. Hakikat noktasında en mühimmi ve en a’zamı, iman mes’elesidir”. Yani, Darwinizmin, materyalizmin yok edilmesi, felsefenin yok edilmesi ve insanların imanının samimi olarak oluşması. Bu nasıl olur? İman hakikatlerini anlatmak, Kuran mucizelerini anlatmak, insanların gerçekten iman etmesini sağlamak ve kafalarına takılan soruları en güzel şekilde izah edip, kafalarındaki şüpheleri izale etmek, yok etmek. “Fakat şimdiki umumun nazarında ve hal-i âlem ilcaatında en mühim mes’ele, hayat ve şeriat göründüğünden”, yani Mehdi (a.s.)’nin başa geçip, bir anda herkesin ona, Melek üstünde duruyor, işte “bu Mehdi’dir” diyor. Böyle büyük törenler yapılıyor ve o da çıkar çıkmaz hemen Kuran’la hükmediyor. Herkese namazı öğretiyor, işte, abdesti öğretiyor, “bu şekilde bilindiğinden” diyor bakın: “Fakat şimdiki umumun nazarında ve hal-i âlem ilcaatında en mühim mes’ele, hayat ve şeriat göründüğünden o zât (Mehdi (a.s.)) şimdi olsa da,” yani, “benim zamanımda olsa da” diyor, “şimdi gelse de, üç mes’eleyi birden umum rûy-i zeminde vaziyetlerini değiştirmek nev’-i beşerdeki cârî olan âdetullaha muvafık gelmediğinden, her halde en a’zam mes’eleyi esas yapıp, öteki mes’eleleri esas yapmayacak”. Yani, “en önce iman hakikatlerine ağırlık verecek” diyor. “Tâ ki iman hizmeti safvetini umumun nazarında bozmasın” yani, insanlar: “Bunun bir çıkarı var, hedefi var” demesinler, yani “samimi faaliyet yapıyor” desinler. “Ve avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında” yani, “insanlar çok çabuk şüpheye düşecekle Ahir zamanda” diyor. “Ondan değil, yirmiden birine dahi güven olmaz insanların Mehdi (a.s.) devrinde. Çok şüphelidir insanların tavırları. Büyük bir bölümü böyledir” diyor. “Ve çabuk iğfal olunur akılları” diyor. İşte, “bunun amacı kadın kızdır, bunun amacı paradır, yiyecektir. İşte bunun amacı şöhret olmaktır. Yani, “çabuk iğfal olunur akılları” diyor. Yani, “çok çabuk kandırılabilirler” diyor. “Ve çabuk iğfal olunabilen akıllarında o hizmet başka maksadlara âlet olmadığı iyice tahakkuk etsin” diyor Bediüzzaman, “tam anlaşılsın”. Onun için çok uzun bir süre Mehdi (a.s.) faaliyet yapıyor, iman faaliyeti yapıyor. İnsanların artık konuşacak takati kalmıyor, yani 40 yıl iman hizmeti yapıyor. Ondan sonra, hayat ve şeriat safhaları oluşuyor. Bak mesela diyor ki: “Rivayetlerde Ahir zaman alametlerinden olan, Al-i Beyt-i Nebeviden, Hz. Mehdi’nin (r.a.) hakkında ayrı ayrı haberler var. Hatta bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velâyet, eskiden onun çıkmasına hükmetmişler”. “Gelip gitmiştir” diyor. Mesela, “Bediüzzaman’dır veyahut başka bir kişidir, gelip geçmiştir, gelmeyecektir” diyor. “Allahu a'lem ve bissavab, bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili şudur ki: Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var”. Bir çok vazifesi olacak Büyük Mehdi (a.s.)’nin. “Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad aleminde (yani tabliğ aleminde) çok dairelerde icraatları olduğu gibi”, yani “çok fazla alanda faaliyet yapacak, sadece iman hakikatlerini anlatmayacak” diyor. “Her bir asır, me'yusiyet vaktinde kuvve-i maneviyesini teyid edecek bir nevi Mehdî’ye veyahut Mehdî’nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan” yani, “insanlara baskı ve sıkıntının arttığı, dinsizliğin, ateizmin yayıldığı dönemlerde mutlaka” diyor, “bir Mehdi beklenmesi gerekir” diyor. Çünkü zıtlık oluyor. Çünkü siyah varsa mutlaka beyaz olması gerekiyor, pozitif varsa negatif, negatif varsa mutlaka pozitif. “Rahmet-i İlâhiye ile her devirde, belki her asırda bir nevi Mehdî Al-i Beyt’ten çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela siyaset aleminde Mehdî-i Abbâsî” Mesela, “o da bir siyaset aleminde bir Mehdi’dir” diyor, Abbasi, Mehdi-i Abbasi. “Ve diyanet âleminde Gavs-ı Azam”, “o da Mehdi’dir” diyor ama “diyanet aleminde gelmiştir” diyor. Bak o, biri siyaset aleminde, Gavs-ı azam diyanet aleminde, “Şah-ı Nakşibend diyanet aleminde ve Aktab-ı Erbaa ve on iki imam gibi büyük Mehdi’nin bir kısım vazifelerini icra eden zatlar.” Yani, Büyük Mehdi (a.s.)’nin vazifelerini kısmen, mesela “diyanet aleminde, kısmen yerine getirmişlerdir bunlar” diyor, “bu gelen şahıslar”. “Al-i Beyt’in hanedanına ve kabilesine ve cemiyetine”, evet. Bak: “Gerçi her asırda” diyor, “hidayet edici bir nevi Mehdî ve müceddid geliyor ve gelmiş”. “Ben de geldim, ben de bir Mehdi’yim”diyor. “On iki imam da Mehdi, hepsi. Mesela Mehdi-i Abbasi de Mehdi’dir, Gavs-ı Azam da Mehdi’dir. Her asırda hidayet edici bir nevi Mehdî ve müceddid geliyor ve gelmiş”. “Şu ana kadar oldu zaten” diyor. “Fakat her biri üç vazifelerden birisini” ya siyaset, ya diyanet, ya saltanat. “Birisini bir cihette yapması itibarıyla”, “tam anlamıyla da yapmamışlardır” diyor. “Bir cihette yapması itibarıyla, Ahir zamanın Büyük Mehdi’si ünvanını alamamışlardır” diyor. “Büyük Mehdi (a.s.) tamamını yapacak” diyor, “bir arada yapacak” diyor, evet.
OKTAR BABUNA:Söylediğiniz haberi buldum Hocam inşaAllah, Sorularla Risale’de.
ADNAN OKTAR:Ne diyor orda?
OKTAR BABUNA:Tam bu anlattığınız konuyla bağlantılı olarak, soru sormuşlar Hocam. “Risalelerde ‘Mehdi benden bir asır sonra gelecek’ veya buna benzer bir ifade geçiyor mu? Geçiyorsa ne demektir?’” diyorlar, Sorularla Risale sitesinde. “Risale-i Nurlar’da, bu manayı akla getirebilecek şöyle bir ibare geçmektedir” diye cevap veriyorlar. “Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki; her şeyi kendi hesabına aldığı için, farazâ hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten ferâgat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum”. “Mehdi (a.s.)’nin iman, hayat ve şeriat olmak üzere üç temel vazifesi vardır” diyorlar. Bu vazifelerden en önemlisi ve sıralamada birinci sırada olan, iman vazifesidir. Hayat ve şeriat geniş ve siyasi kavramlardır ki bunların oluşması uzun bir süreç ister. Bu sebepten dolayı Mehdi (a.s.) bu üç vazifeyi kısa hayatında cem edemez” diye cevap vermişler ve devam ediyorlar.
ADNAN OKTAR:Peki, Bediüzzaman “eder” diyor, “edecek” diyor üç vazifeyi, değil mi? Bak: “Eğer bu üç vazifeyi yapamıyorsa, zaten Büyük Mehdi (a.s.) değildir” diyor, onu anlatıyor işte. Eğer bu arkadaşların dediği gibi olursa, zaten kastedilen Büyük Mehdi gelmemiş oluyor. “Böyle birisi yok” diyor Bediüzzaman. Yani sadece, mesela iman hakikatleri anlatıp, başka bir şey yapmıyorsa, “bunu yapan” diyor, “on iki imam da bunu yaptı, Gavs-ı Azam da yaptı, Şah-ı Nakşibend de yaptı, ben de yaptım” diyor. Yani, “bir yönde ve bir cihette yaptık biz zaten” diyor. “Ama hiç birimiz Büyük Mehdi (a.s.) unvanını alamadık” diyor, “böyle olmaz” diyor. “Bu üç vazifeyi birden yaptığında, Büyük Mehdi (a.s.) ünvanını alabilir ancak” diyor Bediüzzaman. Bak: “Elbette o kuvvet-i azimedeki bir hamiyet-i aliye feveran edecek” yani Müslümanlar coşacak, “feveran edecek ve Hz. Mehdi başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek”. “Bütün Müslümanları hak ve hakikate sevk edecek, başına geçecek Mehdi (a.s.)” diyor. “Burada Bediüzzaman yalan söyledi” diyorlarsa, o ayrı mesele. Yani bütün bu sayfalarda, yüzlerce sayfa yalan söylediğini söylüyorlarsa, onu tartışabiliriz. Ben Bediüzzaman’ın yalan söylemediğine inanıyorum. Yani bizi aldatmadığına inanıyorum. Ama arkadaşlar çıkıp, “evet aldattı Bediüzzaman, yalan söylüyordu. Yani alışmıştı yalan söylemeye” diyorlarsa, “baştan sona yalan anlatıyor bu konularda” diyorlarsa, ben de onların doğru söylemediğine inanırım o zaman. Yani benim de bu hakkım var. Yani, ben ona inanma mecburiyetim yok yani.
Bak: “Hz. Mehdi başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek. Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın gelmesi gibiAdetullahtan ve Rahmet-i İlâhiyeden bekleriz ve beklemekte haklıyız” diyor. Arkadaşlar diyor ki: “Biz beklemiyoruz” gibi oluyor yani. “Başa geçecek, Müslümanların başına geçecek” diyor. “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirdleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir”. Arkadaşlar şimdi buna “yalan” diyorlarsa, Bediüzzaman’ın bu sözüne, bunu açık, cesurca söylesinler. Yani bu ifade yalansa, çekinecek bir şey yok. Yani “biz biliyoruz, Bediüzzaman bize söyledi, “ben buraya yalan yazacağım, insanları aldatacağım, kitabımdaki hadisler de geçersizdir”” dediyse Bediüzzaman, çünkü hadisler de var ayrıca. Bunu hadislerden alıyor zaten. “Buhari, Müslim, Tırmızi, İbn-i Mace, Süneni Nesai, Süneni Davud’taki hadislerinin tamamı geçersizdir. Dört mezhep imamının izahları da tamamen geçersizdir. Bediüzzaman da burada yalan söylemiştir” diyorsa arkadaşlar, o zaman bir şey diyemem. O zaman tartışabiliriz. Yani, bir şey diyemem değil, derim, çok şey derim de, o zaman tartışırız. Ama peki bu izahlar varken, “bu taktiktir” diyorsa arkadaşlar, ben o zaman onlara inanmıyorum işte. Bakın: “Ta Ahir zamanda”, ta Ahir zamanda ne demek?
OKTAR BABUNA:İlerdeki, gelecek Ahir zamanda.
ADNAN OKTAR:“Hayatın geniş dairesinde” hayatın geniş dairesi yeni oluştu. İnternet, televizyon, radyolarla yeni oluştu.
OKTAR BABUNA:“O zaman tek bir radyo vardı” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bir tek radyo var, o da cızırtılı falan, devletin radyosu var, o kadar. Başka bir şey, radyo yok. Bakın: “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri”. Ben kendim mesela Nur telebesiyim, ben asıl sahibi zannediyordum. Demek ki ben de değilmişim asıl sahibi Risale-i Nur’un. Mehdi (a.s.)’ymiş. “Yani Mehdi” diyor, “asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirdleri.” Mehdi (a.s.) ve talebeleri Risale-i Nur’un sahibidir. Demek ki, Nur talebeleri olarak ben, Risale-i Nur’a gerçekten sahip çıkamayacağım ve anlayamayacağım. Bediüzzaman’ın bu açık ifadelerini belki de örtbas edeceğim, edecekler veyahut da, değil mi? Yani, Mehdi (a.s.) ortaya çıkıp bize bunu izhar edecek, açıklayacak. Bediüzzaman’ın doğru söylediğini bize ispat edecek, anlatacak, değil mi? Yani, örtbas edilmesini engelleyecek bu gerçekler. Ben de Nur talebesi olarak, Risale-i Nur’un gerçek sahibi olmadığımı görmüş oluyorum. “Gerçek sahipleri Mehdi ve şakirdleridir” diyor Bediüzzaman. Ve Risale-i Nur’un örtülen hakikatlerini, gizlenen hakikatlerini bağırta bağırta, söke söke kafalarına çakacak demek ki. Yani doğru söylememe olayı kalkıyor. Bu gizlenecek bir konu mu bu?
OKTAR BABUNA:Değil Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak: “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri yani Mehdi ve şakirdleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir”. Mesela, biz de o dairenin içerisindeyiz. Demek ki bizim dairelerimiz genişleyecek. “Genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir”. Bütün Nur talebelerini tohum olarak görüyor Bediüzzaman. Beni de, seni de, diğer kardeşlerimizi de. “O tohumlar açacak, gelişecek, sümbüllenecekler” diyor. “Bizler de kabrimizden seyredip”, “ben Mehdi (a.s.) olsam” diyor Bediüzzaman, “kabirde olmazdım” diyor. “O zaman Mehdi (a.s.) canlı olacak, hayatta olacak, ben vefat etmiş olacağım, mezarda olacağım ben” diyor. Bak burada diyor ki: “Bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz”. “Ben Mehdi (a.s.)’yi seyredeceğim faaliyetlerini” diyor. “Ben Mehdi’nin piştar bir neferiyim, öncü bir askeriyim” diyor. “Hem bu üç vezaifi birden bir şahısta, yahut cemaatte, bu zamanda bulunması” benim, kendi zamanını söylüyor Bediüzzaman, “bu zamanda bulunması mükemmel olması, birbirini cerhetmemesi pek uzak, âdeta kabil görülmüyor”. Yani, “Mehdi (a.s.) benim zamanımda mümkün değil gelemez” diyor. “Hiçbir yönde müsait değil” diyor. “Bir şahısta, yahut cemaatte bu zamanda bulunması, mükemmel olması, birbirini cerhetmemesi pek uzak, âdeta kabil görülmüyor”. “Mümkün değil” diyor. “Ama” diyor Bediüzzaman,“Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (a.s.m.) cemaat-ı nuraniyesini temsil eden”, temsici ne demektir? Hükümetin temsilcisi kim?
OKTAR BABUNA:Başbakan.
ADNAN OKTAR:Başbakandır temsil eden. “Hazret-i Mehdi'de” bak Hz. Mehdi (a.s.). Burada şahs-ı manevi diyor mu? “Hazret-i Mehdi’de ve cemaatindeki” bir de cemaati de var. Bak Mehdi (a.s.) var, “cemaatindeki şahs-ı manevîde ancak içtima edebilir”. “Hepsi bir araya toplanacaklar” diyor. “Bu üç vazife birden orda toplanabilir” diyor. Hani yoktu? Bak: “Hayat, şeriat, siyaset, saltanat, hepsi Ahir zamanda Mehdi cemaatinde ve Mehdi’de ancak içtima edebilir”, içtima ne demektir? “Toplanabilir” diyor. Demek ki ayrı ayrılar, “toplanacak” diyor. “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi” yani demek ki çok defa anlatmış anlayan kafalara.“Mehdi Al-i Resul’üntemsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var. Eğer çabuk Kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlahiyyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak” diyor Bediüzzaman. Burada da sayıyor vazifelerini. “Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle” demin anlattığım konu. “Ve maddiyyun ve tabiyyun taunu beşer içinde intişar etmesiyle.” Bir kere, “bilim ve felsefe Mehdi (a.s.)’nin vasfıdır” diyor. Yani, “sahte bilimi bilimle yok edecek” diyor, açık. Bak: “Sahte bilimi gerçek bilimle yok edecek” diyor, bir. “Sahte felsefeyi gerçek felsefeyle yok edecek” diyor, doğru felsefeyle, değil mi? Bilim ve felsefe Mehdi (a.s.)’nin iki önemli yönü demek ki, bunu görüyoruz, bir. “Fen ve felsefenin tasallutiyle” yani etkisiyle, “maddiyyun ve tabiyyun taunu beşer içinde intişar etmesiyle," maddiyyun tabiyyun taunu, Darwinist, materyalist, Marksist, Leninist felsefe, faşist felsefe. “Beşer içinde intişar etmesiyle”, intişar etti mi beşer içinde? Dünyanın yüzde 95’ini kapladı mı?
OKTAR BABUNA:Kapladı Hocam.
ADNAN OKTAR: PKK hareketi de bunun içine giriyor mu? Giriyor, evet. “Her şeyden evvel”, Mehdi (a.s.) bak bütün faaliyetlerini durduruyor. Her şeyden evvel ne yapıyor? “Felsefeyi ve maddiyyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır”. Felsefeye ve maddiyyun, yani Darwinist, materyalist felsefeye muazzam bir yüklenme yapıyor Mehdi (a.s.). Ve “tam susturacak tarzda” diyor. “Ben susturdum” demiyor Bediüzzaman, “o yapacak” diyor. “Ben kısmen faaliyet yaptım” diyor. “Daha öncekiler de kısmen yaptılar” diyor. Bak diyor ki: “Tam susturacak bir tarzda”. Mehdi (a.s.)’nin özelliğidir, tam susturur. Yani koydumu oturtturur. Susturdu mu tam susturur, öyle yarım susturmaz. “Tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır”, tam kurtuluşa erdiriyor. “Ehl-i imanı delaletten muhafaza etmek”, yani abuk sabuk cahil Hocaların eline Müslümanları düşürttürmüyor. Müslümanlara gizlice Avrupa’nın, Avrupa’daki masonların meydana getirdiği mühendislik projesini uygulatmıyor, değil mi? PKK’ya müsaade etmiyor. Komünist, Marksist, Leninist düşüncenin sinsice, vatan içerisinde, İslam aleminde yayılmasına müsaade etmiyor. Bak: “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek”. Ehl-i imanı oynanan o mühendislik projesinin içerisine girmesini engelliyor. Yani muazzam bir mühendislik uygulanıyor şu an, bunu engelliyor Mehdi (a.s.). “Ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla”, bak, “hem dünya, hem her şeyi bırakmakla çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden”, sürekli araştırma, okuma ve dünyayı da bırakmak. “İktiza ettiğinden Hazret-i Mehdinin, o vazifesini bizzat kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade edemez.Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor”. Yani, “o kadar yoğun bir faaliyet yapıyor ki” diyor “onun ile iştigale vakit bırakmıyor.
Oktar Hocam sen biraz açıkla bakalım neler anladın anlattıklarımdan?
OKTAR BABUNA:Hocam, bir kere Bediüzzaman’ın ifadelerinden çok net bir şekilde, onun döneminde bunun mümkün olmadığını, daha önce de Mehdiler’in geldiğini, bir nevi Mehdiler’in geldiğini ama bu Mehdi’nin görevlerinden sadece birini, yani siyaset, saltanat, diyanet alanındaki görevlerinden birini bir cihette yaptıklarını, ama gerçek Mehdi (a.s.)’nin ta Ahir zamanda ve Hz. Said Nursi’nin vefat ettiği dönemden daha sonraki bir dönemde gelip, bu üç vazifeyi de tam anlamıyla yapacağını ve Darwinizm, materyalizm gibi asıl görevi olan Darwinizm, materyalizm gibi sapkın felsefeleri susturmayı da tam susturacağını çok net olarak bildiriyor. Ve bunun da bir şahıs olacağını anlıyoruz. “Kendisi vardır” diyor “şahsı”, “cemaati vardır” diyor ve “onun da şahs-ı manevisi, hepsi birlikte içtima ederek” diyor, yani “bir kişide toplanan bu vazifeleri” diyor, “tam anamıyla yapar” diyor “Mehdi (a.s.)” çok açık bir şekilde, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak Bediüzzaman diyor ki: “Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek”. Yani, “bilim adamlarının çalışmaları olacak” diyor. Çünkü bak burada anlattığı konu ne? Fen ve felsefenin tasallutuyla maddiyyun ve tabbiyyun taununa karşı bir işaret, faaliyet.“Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek”. Yani, bilim adamları bu yönde çalışmalar yapacaklar. “O zat, o taifenin uzun tetkikatı ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak”, onunla bir kısım kitaplar, eserler hazırlayacak. Yani, toparlayacak o kitaplardan eserleri. Yani, “kendisi bizzat peleontojojiyle, mikrobiyolojiyle kendisi bizzat uğraşmayacak” diyor, “vakit ve hal müsaade edemez” diyor. “Onun ile o birinci vazifeyi tam yapmışolacak”. Bak, “yarım” demiyor, “tam, tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir”. “Az bir talebe topluluğu olacak” diyor “Mehdi (a.s.)’nin”. Bak, “manevi ordusu” diyor, bir topluluğu var Mehdi (a.s.)’nin, arkadaş grubu var. “İhlas” samimiyet, “sadakat” son derede sadakatlar Mehdi (a.s.)’ye, “ve tesanüd” birbirleriyle tam bir ittifak halindeler. “Tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir. Ne kadar da az da olsalar” diyor. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz zaten “313 kişi kadardırlar” diyor, azlar. “Manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar”. Kim bunlar?
OKTAR BABUNA:Şahıslar, Mehdi (a.s.)’nin öğrencileri, talebeleri, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, “ikinci vazifesi”, “Mehdi (a.s.) öldü” demiyor, Mehdi (a.s.) vazifeye devam ediyor. “İkinci vazifesi Hilafet-i Muhammediyye unvanı ile”, bir kere halifelik unvan alıyor, unvan, bir şahsa unvan veriliyor. Yani şahs-ı maneviye halife denir mi?
OKTAR BABUNA:Denmez tabii ki.
ADNAN OKTAR: Milyonlarca adama halife denir mi? Halife bir tane olur. “Hilafet-i Muhammediyye” unvan alıyor, bak unvan. Yani, “ünvanı ne?” dediğinde, “halife” diyorsun. “Hilafet-i Muhammediyye ünvan ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir”, İslam’ın bütün hükümlerini ihya etmektir. “Alem-i İslam'ın vahdetini nokta-i istinad edip”, bütün Müslümanların birliğini nokta-i istinad, yani dayanma noktası yapıp, bütün Müslümanları bir araya getiriyor ve dayanma noktası yapıyor. “Beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden” yani, komünizmden, intiharlardan, belalardan, uyuşturucudan, ahlaksızlıktan, ensest ilişkiden, münafıklardan, üç kağıtçılardan. Bak, “beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden”. Maddi tehlike, savaşlar aynı zamanda, Armagedon, kan dökülmesi, kan denizi, değil mi? “Ve manevi tehlikeler,” bunalımlar, intiharlar, ahlaksızlıklar, ensest ilişkiler, dediğim gibi. “Ve gadab-ı İlahiden kurtarmaktır”, Kıyametten kurtarmaktır. Bak “gadab-ı İlahi”. Kıyameti durduruyor Allah’ın dilemesiyle Mehdi (a.s.). Allah onun yüzü suyu hürmetine Kıyameti durduruyor, “gadab-ı İlahi” denen budur, Kıyamet. Kıyamet durmuştur Mehdi (a.s.) nedeniyle. Bediüzzaman da onu açıkça söylüyor, hadislere dayandırarak söylüyor. “Bu vazifenin, nokta-i istinad ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır”. Büyük İslam orduları oluşacak” diyor. İran bile hazırladı, bir milyon kişilik Mehdi ordusu var. Irak’ta Mehdi ordusu var, her yerde var. Ama bu ordular kan dökme ordusu olmayacak, kan kurtarma ordusu olacak, can kurtarma ordusu olacak, kan yok. “Üçüncü vazifesi”, bak Mehdi (a.s.) ölmemiş, devam ediyor, Risale’deki kardeşlerime anlatıyorum. “İnkilabat- zamaniye ile”, zamanın inkılaplarıyla, değişimleriyle, “çok ahkam-ı Kur'aniyenin zedelenmesiyle.” Bak, “ahkam-ı Kuraniye yılıkdı” demiyor, “zedelendi”. Yani İslam ahlakının bir kısım şeari ortadan kalktı, insanlarca uygulanmıyor. “Ve Şeriat-ı Muhammediyye’nin kanunları bir derece ta’tile uğramasıyla”, Kuran ahlakına uyulmamasıyla, “o Zat, bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla”, bak bir kısmının değil, “bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla ve ittihad-ı İslamın muavenetiyle”, gece gündüz bağırıyoruz İttihad-ı İslam için, değil mi? “İttihad-ı İslam oluşacak” diyor “Mehdi (a.s.) devrinde. Bediüzzaman zamanında var mıydı? “Mehdi (a.s.) zamanında olacak” diyor Bediüzzaman. “İttihad-ı İslam’ın muaveneti”, yardımıyla, bütün İslam aleminin birleşmesiyle, “ve bütün ulema ve evliyanın” ne kadar alim ve Müslüman önde gelen varsa, “ve bilhassa Âl-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla”, ben de seyyidim, ben de iltihak edeceğim o topluluğa, “o vazife-i uzmayı yapmağa çalışır”. Ölmemiş bak Mehdi (a.s.), faaliyette burada anlattığında, “faaliyet yapacak” diyor. Adamlar diyor ki: “Ölecek, ondan sonra bir Mehdi daha gelecek” diyor, “ama o Mehdi’yi de biz bilmiyoruz” diyor. “Siyaset Mehdi’si gelecek, saltanat Mehdi’si gelecek” diyor, nerde, “ayrı ayrı ülkelerde olacaklar” diyor, “birbirlerini tanımayacaklar” diyor, “sonra bir masada toplanacaklar” diyor. Sonra, sonra, en sonunda Hoca kabul etmiş. “Evet” diyor, “bir Mehdi geliyor ama, Bediüzzaman en büyük Mehdi”. İyi tamam kabul, bizim bir şey dediğimiz yok. En büyüğü Allah’a bırak sen, değil mi? En sonunda kabul etti o Hoca. Ama yani daha bir çok anlamayanlar var. Bak: “Gerçi” diyor, “her asırdahidayet edici bir nevi Mehdi veya müceddid geliyor ve gelmiş.” Bediüzzaman “Mehdi gelmedi” demiyor ki. Yani kendisi de Mehdi’dir Bediüzzaman’ın. Diğer kişiler de Mehdi’dir. Yani, Şah-ı Nakşibend, Abdülkadir Geylani, on iki imam, hepsini saymış zaten Bediüzzaman. “Ben de Mehdi’yim” diyor, tamam. Gerçi bak “her asırda”, zaten on üçüncü yüzyıl, Hicri on üçüncü yüzyıl, tabii ki Mehdi gelecek o devirde, var. Ondan evvel Mevlana Halid var. Yani, her yüzyıl oldu zaten. “Gerçi her asırdahidayet edici bir nevi Mehdi veya müceddid geliyor ve gelmiş” zaten “olmadı” demiyor ki Bediüzzaman. On dördüncü yüzyılda da Mehdi (a.s.) geliyor. “Fakat her biri üç vazifelerden birisini” bakın, siyaset, saltanat, şeriat, cihat yani tebliğ, görevlerden birisini “bir cihette yapması itibariyle”, yani birini yapıyor, “onu da tam yapamıyorlar” diyor Bediüzzaman, “yapmamışlardır” diyor. Mesela “Şah-ı Nakşibend dünya çapında tam anlamıyla yapmamıştır” diyor. “Abdülkadir Geylani tam anlamıyla yapmamıştır. Ben de tam anlamıyla yapmadım” diyor. “Hiçbiri tam anlamıyla yapmamışlardır” diyor ve “bir cihette yapmışlardır” diyor. Bak: “Üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle, fakat her biri üç vazifelerden birisini” bir tanesini, “bir cihette yapması itibariyle” bir yönüyle yapması itibariyle, “Ahir zamanın Büyük Mehdisi unvanını almamışlar” diyor. Ahir zamanda gelecek olan işte bu Büyük Mehdi (a.s.). “Bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor Bediüzzaman, “sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur Külliyat’ını bir programı olarak neşir ve tatbik edecek”. Okuyacak, anlatacak, anlamayan kafalara da çaka çaka ikna edecek, anlatacak. Demek ki, Risale-i Nur’u anlamazlıktan gelecekler olacak, gerçek sahibi de Mehdi (a.s.) olduğuna göre, söylüyor çünkü Bediüzzaman, kafalarına yani, ilimle sevgiyle, şefkatle, vura, vura, vura anlatacak demek ki. Açık anlatıyor bak işte. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor, “sonra gelecek o mübarek zat”. Sonra gelecek ne demek?
OKTAR BABUNA:Sonra gelecek demek Hocam.
ADNAN OKTAR: “Yok önce anlamında burada” diyor, sonraya “öncedir” diyor. Gece diyorsun, “yok gündüz orda” diyor, “gündüz kastediyor” diyor. “1000’den sonra 3000 gelir” diyor. Kardeşim, kabus mu görüyorum ben? Rüya alemi gibi. Biri diyor: “Atlas Okyanusu’nda 20 kilometrelik deccal oturdu bekliyor” diyor, “eşek anırıyor orda geziniyor” diyor, “gelecek” diyor, “balık yiyor şu an” diyor, balıkla besleniyormuş herif. Yani, ne oluyor? Ben anlayamadım yani. Bak: “Bu hakikatten anlaşılıyor ki,“ anlamayanlar olacak demek ki, “anlıyorum” diyor Bediüzzaman, “anlaşılıyor ki”. Yani, “siz de anlayın” diyor. “Anlaşılıyor ki” ne demek? Bak, “hakikat var” diyor, “bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat” şahs-ı manevi değil, sonra geliyormuş. “O mübarek zat, Risale-i Nur Külliyatı’nı” Risalei Nur Külliyatı var ya, 13 cilt, 12 cilt, onu “bir program olarak neşr ve tatbik edecek”. Yani, televizyonlardan, radyolardan, bağıra bağıra anlatacak, bu anlatılıyor. Kitaplarında da yazacak, anlatacak da bağıra bağıra. “Anlamıyorum” yok yani. Bizim gibi tipler de Allah’ın izniyle, onun işte, ayağının tozu olarak, onu kavramaya çalışacağız, inşaAllah. “O zatın ikinci vazifesi”, bak ölmemiş, devam ediyor. Ölse, “öldü” derdi, “bitti” derdi, “mezardan devam ediyor” derdi, değil mi? “O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektir (uygulamaktır)” diyor. “Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikat,” bak, Mehdi (a.s.)’nin muazzam bir imanı var. “Ve ihlas”, özellikle söylüyor, yani “çok samimidir Mehdi (a.s.)” diyor. “Ve sadakat”, deli gibi sadık davasına, deli gibi. “Sadakatli olduğu halde, bu güçle hareket eder” diyor başta, “bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet ve hakimiyet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin”, “bu da oluşacak” diyor. “O zatın üçüncü vazifesi” bak, “şeriatı icra ve tatbik edecek” diyor bir, icra ne demektir?
OKTAR BABUNA:Uygulamak.
ADNAN OKTAR:Tatbik etmek, tatbikat, tatbik, uygulamak, faaliyete, “gösterecek” diyor. “O zatın üçüncü vazifesi”, bak vefat etmemiş mübarek, devam ediyor. “Hilafet-i İslamiye’yi İttihad-ı İslam’a bina ederek”, bak, “halife olacak” diyor ve İttihad-ı İslam, “Müslümanları bir araya getirecek” diyor. Türk-İslam Birliği oluşuyor. “İsevi ruhanilerle ittifak edip”, İsevilere de “la ilahe ilallah” dedirttiriyor, onlarla da ittifak ediyor. “İttifak edip, din-i İslam’a hizmet etmektir. Bu vazife pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o ikinci vazifeden üç, dört derece daha ziyade kıymettardır”, yani “ilk vazifesi daha önemli” diyor “Mehdi (a.s.)’nin”, 40 yıllık vazifesi, fark edilemediği dönem. “Fakat bu ikinci ve üçüncü vazifeler çok parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşalı bir tarzda olduğundan, umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli görüyorlar”. “Cübbeli mübbeli falan takımı kişiler, kardeşlerimiz daha önemli görecekler” diyor. 40 yıllık “imani faaliyetini fark edemeyecekler” diyor, bunu anlatıyor. Eğer kardeşlerimiz, Nur talebesi kardeşlerimiz, Bediüzzaman’ın tamamını yalan söylediğini iddia ediyorlarsa, yani bir kısmı tabii, ben hepsini tenzih ederim, hepsi nur gibiler, yüzde 99’u mükemmel. Ben yüzde 1’lik kısmını söylüyorum. Ben de onun doğru söylemediğini söylerim o zaman. Bediüzzaman’ı yalancı ilan ediyorsa, ben de onun doğru söylemediğini ilan ederim, inşaAllah. Bak: “Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var” diyor Bediüzzaman. O derdi ki “bir tane vazifesi vardır”. “Çok” diyor, çok ne demektir?
OKTAR BABUNA:Çok demektir Hocam, birden fazla.
ADNAN OKTAR:“Yok” diyor, “çok değil” diyor, “bir tane vazifesi var” diyor. “Yalan söylüyor Bediüzzaman” diyor, “doğru söylemiyor” diyor. “Çok vazifeleri var ve siyaset aleminde”, sayıyor, çoğu açıklıyor bakın. “Siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad aleminde, çok dairelerde icraatları olduğu gibi”, çoğu da açıklıyor. “Yalan söylüyor” diyorsan, ben de sana inanmıyorum arkadaşım. “Hazret-i Mehdi’nin cemaat-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı” tahribat. İddia edilen Ergenekon Örgütü ne yaptı? Tahribat yaptı.“Rejim-i bid'akârânesini”, yani bidatkar bir rejim oluşturdu ortada, yani gizli bir rejim, derin devlet rejimi oluşturdu. “Bidatkar” yani uydurma, “tamir edecek Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ edecek, yani Âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr niyetiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (a.s.m.) tahribe çalışan,” yani İslam’ı, Kuran’ı yeryüzünden kaldırıp, Darwinist, materyalist sistemi kurmaya çalışan, komünist, terörist sistemi kurmaya çalışan, “Süfyan komitesi”, işte iddia edilen Ergenekon Örgütü, “komite” diyor. “Hazret-i Mehdî cemiyetinin mucizekâr mânevî kılıcıyla”. Bak, “mucize tarzında” diyor, ama manevi kılıç. Sopa, değnek, top, tüfek, tabanca yok. İlim, bilim, felsefe, Kuran, “mucizekâr mânevî kılıcıyla öldürülecek ve dağıtılacak”, “fikren yok edecek” diyor, “dağıtılacak”. “Hem Âlem-i insaniyette inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesât-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden deccal komitesini”, bak “hem Âlem-i insaniyette”, bütün dünyada, “inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle.” Allah inkar ediliyor mu şu an dünyada? Darwinist, materyalistler inkar ediyorlar. “Allah yaratmadı, çamurdan tesadüfen oldu” diyorlar. “Medeniyet ve mukaddesât-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden”, medeniyet, sanat kaldı mı dünyada? Bilim kaldı mı? İnsanlar intihar ediyorlar artık. “Ve mukaddesât-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden”, Müslümaları ne hale getirdiler gördünüz. Mukaddesat kastediliyor, mukaddesat din demektir. Hıristiyanları ne hale getirdiler gördünüz, Musevileri ne hale getirdiler gördünüz. “Zîr ü zeber eden”, perişan eden, “deccal komitesini” yani, Marksist, Leninist, Darwinist, komünist sistem, “komitesini Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatiyle birleştirmeye çalışan” yani, Kuran’a benzemeye, İslam’a uymaya çalışan, “hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaati namı altında.” Yani, “Müslümanları andıran bir İsevi, Hıristiyan hareket başlayacak” diyor. “Altında, Müslüman İsevîleri" ünvanına lâyık bir cemiyet” ki şu an böyle çok fazla cemiyet oluştu. Müslümanlara çok benzeyen Hıristiyan cemaatler var, çok fazla. “Cemiyet o deccal komitesini, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak.” Yani, “Mehdi (a.s.) bir yandan, İsa (a.s.) bir yandan, deccaliyetin üstüne yüklenecekler” diyor, şu anda olduğu gibi. “Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak.” “Hz. İsa (a.s.) liderleri olarak başta olacak” diyor, şahs-ı manevi değil. Bak: Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın riyaseti”, liderliği altında. “Öldürecek ve dağıtacak” hem öldürüyor ve dağıtıyor, yok ediyor. “Beşeri inkâr-ı ulûhiyetten kurtaracak”. Allah’ı inkardan dünyayı kurtaracak, “bütün insanlar iman edecek” diyor. Hadislerde de, Kuran’da da bu şekilde geçiyor. Kuran ayetleri de bu şekildedir. “Şu mühim sır pek uzundur” diyor. “Başka yerlerde bir nebze bahsettiğimizden, burada bu kısa işaretle iktifâ ediyoruz” diyor.
Arkadaşlarımız da diyor ki: “Bediüzzaman taktik yaptı, tamamını yalan söyledi” diyor. “Yani başka türlü olmaz ki. Mecburen yalan söyleyecek. Sizin kalbinizi mi kırsın?” diyor. “Öyle inanıyorsunuz siz” diyor, “size göre konuşmuş” diyor. “Doğrusunu bize söyledi, ağabeylere gidin, sorun, bizim kulağımıza fısıldadı” diyor. ““Mehdi gelmeyecek, benim Mehdi” dedi” diyor, ondan sonra işte, şahs-ı manevi. “İsa (a.s.) da pencereden geldi, yanımda namaz kıldı” diyor, “onu da göğe aldılar” diyor. Yani akıl almaz izahlarla, hem kendilerini mahçup ediyorlar, hem kendilerini perişan ediyorlar, değil mi? Ve doğru konuşmuyorlar. Evet, bak: “İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati, asırlarında karib zannetmişler”. “Mehdi (a.s.) 1400 sene sonra gelecek” diyor, Hicri 1400’de. Kendisi Hicri 1300’de geldi Bediüzzaman. “O 1400’de gelecek” diyor. Rakam bilmiyor mu Bediüzzaman? 1400, değil mi?
OKTAR BABUNA:“100 sene sonra cemalini göreceklerdir” diyor 1910 yılında.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bunu anlamazlıktan gelmenin sebebi ne olabilir? Siz aslında yeni yeni öğreniyorsunuz, ben merak ediyorum, bu anlamazlıktan gelmenin anlamı ne olabilir sence?
SUNUCU:İşine gelmiyor gibi bir şey.
ADNAN OKTAR:Yani bir de örtbas edilebilecek gibi mi bu izahlar? Yani, kapanacak gibi görünüyor mu? Bak, siz daha yeni yeni bu konuları öğreniyorsunuz, yani yeni yeni biliyorsunuz, size de garip geliyor, değil mi? Burada bir acayiplik var yani. Yani, alenen doğru söylemiyorlar. “Daha önce Mehdiler gelmemiş” demiyor ki Bediüzzaman. Bak mesela, bak: “Siyaset aleminde Mehdi-i Abbasi, diyanet aleminde Gavs-ı Azam, Şah-ı Nakşibend, Aktab-ı Erba, on iki imam gibi büyük Büyük Mehdi’nin bir kısım vazifelerini icra eden zatlar gelmiştir” diyor Bediüzzaman. “Gelmedi” demiyor ki, “geldi” diyor. “Ama hiç biri bu üç vazifeyi birden yapmamışlardır” diyor. “O yüzden de” diyor, “Büyük Mehdi ünvanını almamışlardır” diyor. Yani, eğer dedikleri gibi olursa zaten Mehdi (a.s.), bu Mehdiler’den biri olmuş oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bahsettiği Mehdi (a.s.) olmamış oluyor o zaman, onun devamı. Yani, “o da diyanet aleminde kısmen iman hakikatleri anlatıyor, kısmen bu vazifeyi yapıyor, o da vefat etmiş, gitmiş” diyorlar. O zaman, Peygamber (s.a.v.)’in hadislerinin tamamı inkar edilmiş oluyor. Bediüzzaman’ın izahlarının da tamamı inkar edilmiş oluyor. Bak: “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir”. Şimdi bunu “yalan” diyorsan sen, ben de senin aklına şaşarım. Bunu nasıl tevil edeceksin? Bana yani en uç, sivri tevilciyi getirin, bunu tevil edemez, nasıl tevil edeceksin yani? Örtbas edilecek gibi mi bu izah? Bak: “Ta Ahir zamanda”, insan kendi zamanına “ta Ahir zaman” der mi? “Hayatın geniş dairesinde”, “benim zamanımda hayatın geniş dairesi yok” diyor Bediüzzaman, “hayatın geniş dairesi Ahir zamanda olacak” diyor. Ve gördük, oldu şu an, yani fiilen gördük. Televizyon, radyo, internetle oldu. “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri”, demek ki Nur talebeleri değilmiş. Ben de değilim, onlar da değil asıl sahibi Risale-i Nur’un. “Asıl sahipleri, yani”, “yani” diyor bak, açıklık getiriyor, “Mehdi ve şakirtleri” Bunu nasıl tevil edeceksin sen?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam, edilecek bir yanı yok, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir”, gelme ne demektir? Gelme, sonradan olma bir olaya derler, “gelir”, değil mi? “Gelir, o daireyi genişlettirir”, mevcut daireyi genişlettirir. Zaten, “dar bir daire var” diyor. Yani, Mehdi (a.s.)’nin dairesi olsa, yani dar olsa, zaten dediğine uymuyor Bediüzzaman’ın. “Dar” diyor “şu an”. “Bunu genişletecek” diyor, Büyük Mehdi (a.s.)’nin özelliği bu, genişletir, “ve o tohumlar sümbüllenir” yani, “tohum halinde kalacaksınız siz” diyor, “o devre kadar. O devre kadar tohum halinde kalacaksınız, “sümbüllenmeyeceksiniz” diyor. Ne zaman sümbülleneceksiniz? “Mehdi (a.s.) geldiğinde sümbülleneceksiniz siz” diyor. “Bizler de kabrimizden seyredip, Allah’a şükrederiz.” “Ben o zaman vefat etmiş olacağım” diyor Mehdi. Mezarda Mehdi (a.s.) olur mu? Faaliyet halindeki Mehdi (a.s.)’den bahsediyor burada. Onun için, bu örtbas edilecek gibi değil, ayıp yapıyorlar, bir kısmı kardeşlerimizin. Yani, Müslümanlarla böyle, (haşa) alay eder gibi oluyor. Yani, bu, bu kadar da olmaz artık yani, değil mi? Dil eğip bükme olur ama bu kadar olmaz. Bu, direk artık alay etmeye gelir ve acze düşmüş olurlar. Dürüstçe bunu kabul etsinler, açık bu. “Arkadaş” dersin, şöyle diyebilir: “Evet, Mehdi (a.s.)’den bahsediyor Bediüzzaman ama hani gelmedi?” diyebilir. Desin, ben buna bir şey demiyorum. “Hani olacaktı?” desin. Cübbeli de diyor, “hani çıkacaktı” diyor, “çıkmadı, gördük” diyor, bunu diyebilir. Olup olmadığını on yıl sonra görecekler. Niye acele ediyorlar, değil mi? Cübbeli de görecek, öbürleri de görecekler yani. On yıl sonra zaten ne diyorlarsa desinler, değil mi? “Bediüzzaman da yanıldı” desinler, “Cübbeli de yanıldı” desinler, kime, ne diyorsa desinler. Ama bütün alametleri çıktı Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği. Yani, 150 alamet sayıyor zaten, bakın 150 tane alamet. Gözlerine kakıyoruz artık yani, bak Fırat’ın suyu kesildi diyoruz. Binlerce yıllık tarihinde, Fırat Fırat olalı hiç kaynağı kesilmemiştir. Yani, yatağı hiç kurumamıştır, ilk defa kuruyor, bir kere olmuştur. Ve, “Mehdi (a.s.) zamanında olacak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Oldu, buyurun, görün. “Yok ben onunla ilgilenmek istemiyorum” diyor. “Şaşar Beşer Hocam’a sığınacağım şimdi” diyor. Şimdi yeni bir mühendislik, mimarlık projesi gibi görünüyor. Yani, şimdi baktılar ki bu açıklamalarla baş edilecek gibi değil, o zaman dediler “Bediüzzaman’ı kökten kabul etmeyelim bari” dediler. Yani, şimdi yeni çözüm bunu görüyorlar. Bakıyorlar, hadislerle de başolunacak gibi değil, (haşa). “O zaman onları da kökten kabul etmeyelim” diyorlar. Bakıyor Kuran’a, Kuran’la da baş edemiyor, “onu da o zaman kökten kabul etmeyeceğim” diyor bir kısım arkadaşlarımız. Yahut, “kısmen kabul edelim bari” diyor. “Namaz, oruç, zekat, kısmını kabul edelim de” diyor, “öbür dünya hakimiyeti, İttihad-ı İslam’la ilgili, Türk-İslam Birliği’yle ilgili kısımları, onları kabul etmeyelim” diyor. Yeni bir akım. Akıma da biz bir çakım yapacağız, inşaAllah, değil mi? Ondan sonra yapacak bir şey kalmayacak, düzelecekler yani inşaAllah. Kardeşim baş edecekleri gibi değil yani, çırpınmaya gerek yok yani. Arkadaşlarımı tenzih ederim, ben onları kastetmiyorum da, yani çok komik ve aciz duruma düşüyorlar. Yapmasınlar Allah rızası için. Yani, Ahir zamanda çok büyük bir olay meydana geliyor. Bu tevil edilecek gibi değil bunlar. Nasıl tevil edeceksin? Bu dil eğip, dilini otuz metre bükse, yine kurtaramaz yani. Kurtaramaz demeyeyim de yani, bu hakikatlerden uzaklaşamaz.
Tamam, HarunYahya.Tv’den devam edelim inşaAllah.
Sakın Unutmayın
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...