ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi, hepsinden ayrı olarak, İslam ahlakı dünyaya hakim olur mu olmaz mı; adamlar diyorlarsa eğer evet olur, niye olmasın olabilir diyorlarsa, tamam o konuda bir anlaşalım. İslam ahlakı dünyaya hakim olur, İttihat-ı İslam olabilir diyorlar değil mi, olacak inşaAllah, Kuran'a göre zaten olacak. Olunca peki Müslümanların bir lideri olur mu diyoruz yani artık nezaketen soruyoruz, mümkün mü; yok diyorlar 4-5 tane lider birden olur diyorlar. E bir tane olduğunu görüyoruz biz Kuran'da, yani 5 tane lider olmaz. 5 tane Başbakan var mı Türkiye'de?
OKTAR BABUNA:Tek Başbakan var inşaAllah.
ADNAN OKTAR:5 tane de Cumhurbaşkanı yok. 5 tane de Müslümanların lideri olmaz, bir tane olur. Ekmeleddin İslamoğlu, değil mi, bir tane.
Mehdi (as)'den kurtulmak için akıl almaz bir debelenme ve bir yol arama var. Yani İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinden, İttihad-ı İslamdan; bir tek onunla kalmıyor, Hz. İsa (as)'nın inişi de çok büyük sorun haline geldi ondan da kurtulmaya çalışıyorlar. Ama Cenab-ı Allah çift yönden kilitlemiş, bakın; Mehdi (as)'den kurtulabileceklerini düşünüyorlardı ama Allah bir de Hz. İsa (as) ile de kilitlemiş. İsa (as)'yla da. Hz. İsa’yı Kuran'da müjdelemiş, yani hiç geriye kaçacak halleri kalmamış. Ama bu tarz bir tevili ben İslam tarihinde ilk defa görüyorum. Yani bu kadar dil eğip bükme ve bu kadar İsa (as)'dan ve Mehdi (as)'den kurtulma azmi ve İttihad-ı İslam'dan kurtulma azmini ilk defa görüyorum. Kardeşim İttihad-ı İslam varsa mutlaka Müslümanların bir lideri olur. İslam tarihi hep böyle olmamış mı kardeşim? Ne zaman Müslümanlar lidersiz olmuş? İlk defa oluyor Müslümanların liderinin olmaması, halifelik ilk defa kaldırıldı. Müslümanların mutlaka bir lideri olacak, manevi lider. İster halife de, başka bir şey de diyebilirsin; ama Müslümanların mutlaka bir lideri olacaktır.
Şimdi o zaman biz bu konuyu öncelikli konu haline getirelim. Yani diğer konular değil de, özellikle bu konunun üstünde durup bu tamamen sökülünceye kadar aylarca bu konunun üstünde duralım, inşaAllah. Çünkü hadisleri zaten külliyen reddetmiş oluyorlar şu an. Yani çünkü hadislerde Mehdi (as)'nin dünyaya hakim olacağı, Hz. İsa (as) ile beraber namaz kılacağı değil mi, açık açık belirtiliyor. Dünyadan yeryüzünden küfrün tamamen kalkacağı, Mehdi (as)'nin alametleri, dış görünüşü filan hepsi bildiriliyor. Dış görünüşü, önceki çıkış alametleri... Şimdi bu durumda çıkış alametleri de külliyen reddedilmiş oluyor, Mehdi (as) ile ilgili alametler de onlar da reddedilmiş oluyor, İttihat-ı İslam da reddedilmiş oluyor. 5 tane lider varsa İttihad-ı İslam yok ki zaten. O zaman şu anda da var İttihad-ı İslam, o zaman Pakistan ayrı bir İslam ülkesi, İran ayrı bir İslam ülkesi, İttihad-ı İslam olmuş gözümüz aydın o zaman, öyle oluyor. Halbuki İttihad-ı İslam'da tek bir lider oluyor. Bunu Peygamberimiz (sav) de söylüyor, Üstad Bediüzzaman da hadislerden istifade ederek açık açık anlatıyor. Oktar Hocam bu konuda ne diyorsun sen?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Söylediklerinizi siz delillerle söylüyorsunuz zaten Kuran, hadis, sünnet dayanaklı olarak inşaAllah ve İslam alimlerinin izahlarıyla; reddedilebilecek bir konu değil. Allah'ın izniyle herkes kabul edecek, bu zaten kaçınılmaz bir şey. Siz de Allah rızası için, Allah sizi vesile ediyor inşaAllah Hocam. Söyleyebilecekleri bir şey kalmıyor zaten inşaAllah, bütün yolları kapadınız Allah'ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Evet. Bediüzzaman Risale-i Nur Külliyatı'nda 63 kere Hz. Mehdi (as)'nin bir şahıs, bir zat olduğunu söylüyor, 63 kere. E anlayana derler değil mi...
Oktar Hocam sen bir konu daha anlat, sonra ben başlayacağım inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, Hz. Mehdi (as)'nin çıkış alametleri var, verelim mi Hocam delil olarak inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Şimdi onu zaten kabul etmezler. Şimdi Bediüzzaman'ı önce bir inkar etmekten çıkartmak gerekiyor. Buradaki açık ifadeleri yani göz göre göre bütün Türkiye'nin gözünün içine baka baka, İslam aleminin gözlerinin içine baka baka bunlar bir kere yok diyor yani örtbas ediyorlar bir kısım kardeşlerimiz. Belki iyi niyetle yapıyorlar ama olay pek öyle görünmüyor.
Bak diyor ki Bediüzzaman; "Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyetin -bak şeriat-ı İslamiyet'in- ebediyetine bir eser-i himayet olarak -himaye eseri olarak- her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muhlis veya bir müceddid veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u a'zam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi (as) hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmediyi (A.S.M.) muhafaza etmiş. Madem adeti öyle cereyan ediyor”, bak hiç şahsı manevi gelmemiş şu ana kadar, Bediüzzaman bir kere bile şahsı manevi gelmedi diyor. “Madem adeti öyle cereyan ediyor” Allah'ın adeti diyor bu Allah'ın kanunu diyor “Ahir Zamanın en büyük fesadı zamanında” şimdi en büyük fesadı yaşıyor muyuz dünyada? İslam ülkeleri işgal edilmiş durumda, kadınların kızların ırzlarına geçiliyor İslam ülkelerinde değil mi? Yabancı askerler, adam parmak doğruyor Müslümanların parmağını kurutup saklıyor adam hatıra olarak ve Afganistan'da işlenen cinayetler tevafuken esrar kavgasında ortaya çıkıyor. Bakın bir yerde işlenen küçük, Afganistan'ın ufak bir bölgesinde işlenen yüzlerce cinayetin binlerce cinayetin faili olan çetelerden küçük bir çete ufak bir çete Amerikan askerlerinden oluşan küçük bir çeteyi esrar kavgası sonucunda kendi arkadaşları ortaya çıkarıyor, sen esrar içtin ben esrar içtim kavgası sonucunda; yani esrar kavgası olmasa, o parmak doğramalar ve şehit ettikleri kardeşlerimizden dünyanın haberi yok yani öyle bir olay yok. Afganistan ile bağlantı kopmuş; adam istediği an Afgan evine giriyor, istediği an ırzına da geçiyor genç kızların annelerin ırzına da geçiyor, Müslüman kardeşlerimizi doğruyor adam parmaklarını da doğruyor kurutuyor adam saklıyor. Arkasından esrar içip eğlence yapıyorlar, kimsenin haberi yok. Afganistan ile bağlantı kopmuş durumda şu an. Bediüzzaman ne diyor, “Ahir Zamanın en büyük fesadı zamanında,” en büyük fesat Ahir Zamanda işte “elbette” elbette diyor bak elbette yani haklı olarak diyor, elbette “en büyük bir müctehid -yani gelmiş geçmiş en büyük müctehid-, hem en büyük bir müceddid -yani şu ana kadar gelmiş en büyük müceddid,” bak büyük demiyor, en büyük; en büyük ne demektir, daha üstüne yok, “hem hakim” yani bütün dünyaya adalet dağıtacak hakim, “hem Mehdi” insanların hidayetine vesile olan, Hadi isminin tecelli ettiği bir insan, “hem mürşid” yani kalpleri açan, kalplere doğruyu aktaran, insanların hakkı ve doğruyu bulmasına vesile olan, “hem kutb-u azam” yani o devrin en büyük kutbu, kutbu azam “olarak bir zat-ı nuraniyi” şahsı manevi değil, zat, bir tane zat bak bir diyor zaten bir, ne demek bir, yok onlara bir bir anlamına gelmiyor, milyonlar anlamına geliyormuş, zat-ı nurani, nurani zat bir tane kişi “gönderecek” gönderdi demiyor, gönderecek ne demektir, kardeşlerimize göre o anlama gelmiyor, gönderdi anlamına geliyor diyorlar “ve o zat” şahıs bak zat şahsı manevi demiyor “da, ehl-i beyt-i Nebeviden olacaktır.” Seyit olacaktır, Peygamberimiz (sav)'ın neslinden olacaktır diyor.
Şimdi bak “o zat da Ehli nebeviden olacaktır.” Şahsı manevi değil. Şimdi kendine Nur talebesi diyen bir takım şahıslar, böyle bir şey adetullaha aykırı olmaz zaten halbuki Bediüzzaman diyor ki benim zamanımda olmaz diyor, benim zamanımda. “Hayatın dar dairesinde olmaz” diyor. Ancak Mehdi (a.s.) zamanında içtima edip olabilir diyor. Benim zamanımda olması mümkün değil diyor. Onlar da ona takmış durumdalar. Bediüzzaman diyor “olmaz dediğine göre” diyor. “Bir şahısta ve bir cemaatte olmaz dediğine göre, olmayacaktır” demektir diyor. Kardeşim benim zamanımda olmaz ayrıdır. Değil mi? Hiç olmayacak demek ayrıdır. Benim zamanımda olmaz diyor. Ama “Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde olur” diyor. Ve olacak diyor. Nasıl anlatıyor? Bak kafaları alması için. En almayacak kafaya bile bak Bediüzzaman küt küt vuruyor eliyle. Var ya böyle alınlarına vuruyormuş, ağabeylerimiz. Şimdi de böyle küt küt vuruyor yani.
Çok net bak diyor ki, “Cenab-ı Hak” diyor Allah “bir dakika zarfında, bir dakika bak o kadar kısa süre zarfında, “beyn-es sema vel-arz alemini (yer ile gök arasındaki alemi)” semayı gökyüzünü “bulutlarla doldurup boşalttığı gibi” bir anda gökyüzünü zaman zaman görürsünüz açık oluyor, simsiyah bulutlarla doluyor mu? Hızla geliyor. Gördün mü sen hiç öyle? Yağmur bulutları aniden geliyor. Kısa sürede oluyor değil mi? Bak bir dakika zarfında Allah yapar diyor. Gökyüzünü bir anda bulutlarla doldurur. Simsiyah bulutlar kaplıyor kısa sürede. Nur talebesi kardeşlerimiz diyorlar ki, “bu olmaz” diyor. Allah öyle kısa sürede bulut kaplatamaz. Mümkün değil diyor. “Boşalttığı gibi” diyor bak. “Doldurup” bak bir de boşaltıyor. Mesela bulutlarla dolu, aniden çekiliyor bulutlar birden güneş açıyor. Gördün mü sen hiç öyle? Kısa sürede yaparım diyor, evet. “Bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder”. Mesela müthiş bir fırtına varken, kısa sürede denizdeki fırtına duruyor. Adamlar da hayret ediyorlar. “Ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini (örneğini)” bahar mevsiminde müthiş bir sıcaklık meydana geliyor birden bire. Nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmına göre “böyle bir şey olmaz zaten” diyor. “Denizde fırtına varsa böyle kısa sürede dinmez ki“ diyor. Saatler alması lazım. Bediüzzaman diyor ki “bir saniyede düzelir” diyor. “Bir saniyede” yok diyor olmaz diyor öyle bir şey çok uzun zamanlarda olabilir. Dolayısıyla olmaz öyle bir şey diyor. Bak “bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini” yapar diyor. Bir saatte yapar diyor. Bahar ayı, adam diyor ki yaz gibi oldu diyor. “Ve yazın da bir saatte kış fırtınasını” meydana getirir diyor. Şaşırır kalırsınız. Bir saatte. “İcad eden Kadir-i Zülcelal (herşeye muktedir olan Yüce Allah) Hz. Mehdi ile de,” bakın kafalarına tak tak vuruyor. “Hz. Mehdi ile de, Alem-i İslam'ın (İslam aleminin) zulümatını (zulüm devrini, karanlığını) dağıtabilir. Ve va'detmiştir vaadini elbette yapacaktır.” Adam diyor ki dağıtamaz, öyle bir şey olmaz diyor. Kısa sürede yapar diyor bak Bediüzzaman. Sürenin kısalığını anlatıyor burada, örnek vererek. O kadar çok örnek veriyor ki böyle odun gibi kafa bile anlar artık, en odun kafa bile anlar. Yani sırf tahtadan ibaret olsa tahta, tahtaya vursan anlar yani. Adam diyor ki ben anlamıyorum. Ben Nur talebesi kardeşlerimi tenzih ediyorum. Hiç anlayamadım diyor. Olmaz diyor öyle bir şey. Bediüzzaman diyor, Peygamber söylüyor” diyorsun, “yok önemi yok” diyor. Akıl mantık var kardeşim diyor, zeka var diyor pardon zeka mantık var diyor. Olmaz diyor. Ben hesap ettim olmaz diyor. Bak “Va'detmiştir vaadini elbette yapacaktır” diyor şüpheli konuşmuyor Bediüzzaman. Bak “Kudret-i İlahiye noktasından bakılsa, gayet kolaydır.” Adam diyor ki Kudreti ilahiye noktasına baktım. “Bana kolay gelmiyor” diyor “olmaz” diyor. Bediüzzaman da diyor ki kolaydır, o diyor ki kolay değildir. “Eğer daire-i esbab” yani sebep “ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse,” yani sebeplere sarılma, sebepler açısından Allah’ın hikmeti yönünden bakılsa, “yine o kadar makul ve vukua layıktır ki;” yani mantıklıdır, makuldur. Ve meydana gelmesi son derece normaldir. Vukua layıktır diyor. “Yok” diyor adam “ben mantıklı görmüyorum, vukua da layık görmüyorum” diyor. “Olmaz ki öyle bir şey” diyor. “Bu kadar kısa sürede olmaz” diyor. “Bunun olması için en az 4 Mehdi ömrü kadar ömür gerekiyor” diyor. Dolayısıyla “büyük Mehdi diye bir şey çıkmaz” diyor. 'Eğer muhbir-i Sadık'tan rivayet olmasa dahi,” hadis dahi olmasa diyor Bediüzzaman. Adama zaten hadis söylesen hiç dinlemiyor. Onun için onların kafasını durdurmak için Bediüzzaman, hadisleri de reddedeceklerini biliyor ya diyor ki, “'Eğer muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa dahi,” hadisi reddedenlere de cevap olsun diye kapıyı tamamen kapatıp onları durdurmak için “herhalde öyle olmak lazım gelir.” “Yine öyle olacak” diyor. “Yine hakim olacak” diyor, “yine Mehdi (a.s.) çıkacak” diyor. “Ve olacaktır'” diyor, net hüküm söylüyor. “Diye ehl-i tefekkür hükmeder.” Yok diyor adamlar. Bak anlatıyor arkadaşımız, kardeşimiz ben bu kardeşlerimi tenzih ediyorum. Hüsn-ü zanla bakıyoruz bu kardeşlerimize. Baksana içler acısı. Hz. İsa (a.s.) da yok hükmüne getirmişler. Halbuki Hz. İsa (a.s.) görülecek. Gelecek değil mi? Bütün Hıristiyan alemi Müslüman olacak. Mehdi (a.s.)’yle beraber namaz kılacaklar, Bediüzzaman söylüyor. Risale-i Nur külliyatında, Kütübi Sitte’de açık açık geçiyor. Onun için şaşar beşer nasıl riskliyse, bu yapı da aynı şekilde riskli, inşaAllah.
Sen Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerini göstererek anlatmaya başla.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Yayında bahsetmediklerimiz vardı, hepsini baştan mı alayım?
ADNAN OKTAR:Bahsetmediklerimizden başla.
OKTAR BABUNA:“Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı öncesi alametler” inşaAllah. “Uzayda insan eli biçiminde görüntü oluşması.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor hadiste; “semadan zuhur eden bir el ve "emiriniz Mehdi'dir" şeklindeki bir nida duyuluncaya kadar tefrika (ayrılık) ve ihtilaflar devam edecektir.” Yani uzaydan bir el, semadan gökten bir el. “O günün alameti: semadan bir el uzanacak ve insanlar ona bakacak ve göreceklerdir. İnsanların bakıp görecekleri el şeklinde bir görüntü. (Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdinin Alametleri, El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, S. 53) hadis olarak bildiriliyor. Bakın bu 2009 yılında çıkan gazete haberleri. “Nasa, Tanrı’nın Eli’ni görüntüledi” -haşa- diye bakın tam bir el şeklinde burada görüyorsunuz. Uzayda bir görüntü oluşmuştu ve Nasa tarafından bu görüntülenmişti. “Ulusal havacılık dairesinde Chandra Röntgen Gözlemevi'nden çekilen ve bir elin mavi yıldızları kavrıyor gibi göründüğü bu fotoğraf” diye geçiyor. “... Esma binti Umeys dedi ki: "o günün (Hz. Mehdi (as)'ın zuhurunun) alameti semadan uzatılmış ve insanların kendisine bakıp durduğu bir el'dir." Bakın insanların bakınca gördüğü bir elden bahsediliyor. (Celalettin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, s. 69) “İşte o zaman (Hz. Mehdi (as)'ın zuhuru zamanında) semadan kendini belli eden bir el görünür... (Celalettin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, s. 51) aynısıyla bakın gerçekleşti. Burada da bakın resimleri. Tam el şeklinde, burada baş parmak, elin parmakları şeklinde gözüküyor, maşaAllah. Uzayda oluşmuş görüntü.
Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği diğer bir alamet “Yıldırım çarpmalarının çoğalması”. “Hz. Enes (r.a.): “Kıyamet yaklaştığında, yıldırımlar çok olur.” Kıyamet yaklaştığı sırada yıldırımlar o kadar çoğalacak ki, insanlar (birbirlerine şöyle) diyecekler: “Dün kime yıldırım isabet etti?" Onlar da şöyle cevap verecekler: “Dün falan ve filan (kimselere) yıldırım çarptı." (El-Hakim, Müstedrek, Ramuz el ehadis.) “Evlerinizi depremler yıkacak, Hayvanlarınızı yıldırımlar yakıp kömüre çevirecektir”. Bakın kıyametin yaklaştığı sırada yıldırımların artması bildiriliyor Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından. Nitekim bunlar yaşadığımız dönemin haberleri 2008 yılının, “Yıldırım düştü, 52 inek telef oldu”, “23 günde 16 kişi öldü”, “yıldırım uçağı vurdu”, “yıldırım çarptı” haberleri.
ADNAN OKTAR: Şimdi Oktar Hocam, bu konularda diyor ki Bediüzaman,Kastamonu Lahikası’nda. 76. sayfa Kastamonu Lahikası. “Risale-i Nur'un şimdiye kadar fütûhâtı ve zındıkların ve dalâletlerin savletlerinin kırılması ve yüzbinler bîçârelerin îmanlarını kurtarması ve her biri yüze mukabil binler hakiki mü'min talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i Sadıkın (a.s.m.) ihbarını aynen tasdik etmiş”. Kim Muhbir-i sadık?
OKTAR BABUNA:Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
ADNAN OKTAR: İhbarı ne? İhbar nedir?
OKTAR BABUNA:Bildirdikleri.
ADNAN OKTAR:Hadisler. Bu bildirdikleri hadislerden mi bunlar?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:İhbar değil mi bunlar?
OKTAR BABUNA:Aynısıyla oldu.
ADNAN OKTAR: “Aynen tasdik etmiş” diyor Bediüzzaman. “Çıktı” diyor, “oldu” diyor. “Ve vukûât ispat etmiş” vukuat ne demek?
OKTAR BABUNA: Olay, olmuş.
ADNAN OKTAR:Olmuş, ispat etmiş. Netleşmiş. ”Ve ediyor” devam ediyor. Ediyor mu şu an? Ediyor. “Ve inşaAllah daha edecek” diyor. Halen de daha devam ediyor mu? Edecek, evet. “Öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet, Anadolu'nun sinesinden onu çıkaramaz” Risale-i Nur külliyatını. Her yerde var değil mi Risale-i Nur Külliyatı?
OKTAR BABUNA:Var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şu an burada da var. Sonra diyor ki Bediüzzaman devam ediyor “çıkaramaz. Ta ahir zamanda “ne zamanın vakti, Bediüzzaman’ın vakti mi bu?
OKTAR BABUNA:Değil Hocam. İlerde gelecek bir zamanı kastediyor ve uzak diyor.
ADNAN OKTAR:Bu anlama gelmiyor mu; ”Ta ahir zaman” o değil mi? Bak ”ta ahir zamanda hayatın geniş dairesinde.” Şimdi hayatın geniş dairesi oluştu mu?
OKTAR BABUNA:Oluştu Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Nerden anlıyoruz hayatın geniş dairesini?
OKTAR BABUNA:İnternet, radyo, televizyon ve dünya çapında bir geniş daire oluştu Hocam inşaAllah. Onun zamanında olmayan Said Nursi’nin, kendisi de söylüyor zaten bunu demiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak ”taa ahir zamanda hayatın geniş dairesinde.” Şu anki zamanımızda, “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri”, Nur talebeleri niye asıl sahibi olmuyor da Mehdi ve talebeleri Risale-i Nur’un asıl sahibi oluyor? Acaba sorularla risale sitesindeki kardeşlerimiz buna acaba bir cevap verebilirler mi, rica etsem. Ben de bir soru gönderiyorum istirham ediyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Bak diyor ki; ”taa ahir zamanda “bu ta ahir zaman” nedir bize açıklasınlar şu cümleyi istirham ediyorum. Bak bilmiyorum, öğrenmek istiyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Bildiğimde beni uyarın yani benim bir sorunum yok. Ben her şeyi bilen iddiasında değilim yani. Ben Ankara’da kendi kendimi yetiştirdim, ben alim değilim. Herhangi bir insanım Allah’ın herhangi bir kuluyum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bana öğretsinler yani onlar da benim kardeşim değil mi? Bak ilmi talep ediyorum, ben öğrenmek istiyorum. “Ta ahir zamanda” dediği vakit ne zaman? Eğer bu zamansa “hayatın geniş dairesi” ne demek? Oluştu mu şu an hayatın geniş dairesi?
OKTAR BABUNA:Oluştu Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani bu internet, radyo, televizyonlar eğer hayatın geniş dairesiyse, oluşmuş. Şimdi diyor ki “asıl sahipleri”. Ha burada acayip bir durum var. Kim asıl sahibi diyoruz Üstadımıza, yani diyor Mehdi. O zaman Nur talebeleri Risale-i Nur’un asıl sahibi değil. Ben de dahil ben de Nur talebesiyim. Nur talebesi olmaya çalışıyorum yani. Okuyorum kendimce.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani Mehdi ve şakirtleri o zaman ben oradan çıktım. Yani siz diyor, Risale-i Nur’un gerçek sahibi değilsiniz. Kim Üstadım diyorum Mehdi ve şakirtleridir diyor. Eğer yanlışsa söylesinler. Yanlış biliyor, desinler.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Evet. O zaman onlar çok güzel şerh edecek demek ki Risale-i Nur’u. Demek ki anlamayan kafamıza vura vura vura bize anlatacaklar. Ve biz de anlayacağız.
Bak ”ta ahir zamanda hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri yani Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir.” Sonra gelecekmiş, hani Mehdi geldiydi? Bediüzzaman sonra geliyor diyor. Bak “ta ahir zamanda sonradan hayatın geniş dairesinde radyonun, televizyonun, internetin olduğu bir dönemde, Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri olarak yani Mehdi ve Şakirtleri. Hem Mehdi bir de talebeleri de var yanında, Cenab-ı Hakkın izniyle gelir. Gelmemiş daha geliyor. Ahir zamanda geliyorlar. “O daireyi genişletir” daire dar, daireyi genişletiyorlar açıyorlar ve “siz bir tohumsunuz” diyor Bediüzzaman. Ben ve bütün Nur talebelerine siz tohumsunuz diyor. “O tohumlar sümbüllenir.” Açacaksınız diyor, genişleyeceksiniz. “Bizler de” Mehdi bunu görevi yaparken diyor Mehdi ve talebeleri bu görevi yaparken, “kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. Hani Bediüzzaman Mehdi’ydi, hani şahs-ı manevi Mehdi’ydi? Ben kabrimde olacağım, diyor. O da taleberiyle gelecek ve Risale-i Nur’un gerçek sahibi onlar diyor. Şimdi buna cevap vermeleri lazım kardeşlerimizin.
Bir de iflah olmaz şekilde saplantıya girdilerse o mühim değil. Yani öyle 50 kişi, 100 kişi, 1000 kişi saplantı, artık yani hani derler ya kafayı şey yaptı derler sabit bir noktaya kilitledi. Onlara sözümüz olmaz. Ama biz milletimize bunları anlatırız. Bu çocuk olsa bunu anlar, anlayamayacak gibi değil. Kardeşim nasıl olur bu, daha anlayamıyorum diyor yani. Diyorum ki ben burada oturuyorum diyorum, ha sen orda yürüyor musun ya, diyor. Ben diyorum burada tavan var diyorum. Ha sen demek yukarda, yer yukarı taşındı demek ki diyor. Burası şu an ışık var diyorum, niye kararttınız ortalığı ya, diyor; aydınlık olsa, diyor. 1000 yaz, 1000 rakamından sonra 3000 gelir diyor. Burada Mehdi’den bahsetmiyor diyor, nerden çıkarıyorsun diyor. Kardeşim yani Mehdi ve şakirtleri diyorum şahs-ı manevi diyor diyor orada anlamıyorsun ki sen diyor. Allah Allah. Kardeşim diyorum “ta ahir zamanda” yani ileriki vakit bahsediliyor. Kendi vakti şu vakti söylüyor diyor. “Hayatın geniş dairesi” yok öyle bir şey yok nerenin geniş dairesi, diyor. Bediüzzaman’ın zamanı geniş daireydi, diyor. Şimdi bilakis daraldı, diyor. Asıl sahipleri, diyor; asıl sahibi ne demek, diyor; sahibi vardır, diyor; asıl sahibi Bediüzzaman yanlış söylemiş diyor. Yani Mehdi ve şakirtleri önemli değil sen onu geç, diyor. Ee daha da olmazsa, kardeşim diyor Bediüzzaman da bir insan tabii ki diyor hata yapar diyor. Bak şaşar beşer Hocamız var diyor bize çok güzel yol gösteriyor, yeni mürşit, yeni müceddit, dünyanın en büyük müceddidi ve müctehidi diyor. Orada kitapçıda satılan eserlerin zaten % 95’in üstünde eserleri geçersiz kıldı, diyor. Onun içinde Risale-i Nur da var zaten diyor. İman Rabbani’nin Mektubatı da var, İmam-ı Gazali’nin İhya’sı var, Suyuti’nin eserleri var bütün Ehl-i Sünnet Aleminin eserleri var içinde diyor. Hepsini geçersiz kıldı zaten diyor. Yani sen kendini o kadar yormana gerek yok diyor. En son nokta, olay buraya geldi diyor. Yani ben ağzımdaki baklayı çıkarttım artık, diyor. Risale-i Nur geçerli değil artık zaten, diyor. Şahs-ı manevi şu bu falan derken olay bu noktaya geldi sonunda. Değil mi? Adam külliyen Bediüzzaman’ı kabul etmiyor, yok öyle bir şey diyor. Ben hepsinin üstündeyim, diyor. Gidip sorsunlar etrafa.
Tek iyi gelişme, ünlü bir şarkıcıya benziyordu saçları, dedim ya dedim saçların ünlü bir şarkıcıya benziyor. Gitti kestirdi saçlarını apar topar, yıldırım gibi. Güzel, söz dinledi, onunla da yetinmemiş daha da kestirmiş, güzel olmuş şimdi. Yani hiç benzemiyor şarkıcıya saçları. Ama sadece saçı benzemiyor, ama bazı yönleri yine benziyor yani.
Oktar’ım şimdi kitaptan okuyorum gözlere hitap ediyorum, bu sefer de şimdi acaba yalan söylüyorsun demesinler diye kitabın orjinalini okumaya başladım.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah
ADNAN OKTAR:Ne yapayım artık yani.
OKTAR BABUNA:Hocam zaten o kitaptan bir bölüm çıkarmışlar Risale-i Nur’dan. Eski orjinalleriyle ispat ettiniz o bölümün olduğunu, el yazmalarıyla ve diğer eski baskılarla.
ADNAN OKTAR:Evet.
“Selamun Aleyküm Hocam. Ramazan bayramınızı tekrardan kutlarım ve ellerinizden öperim. İnşaAllah.“ Allah hepimizi mübarek etsin, Allah bayramınını da mübarek etsin kardeşlerimizin. Ramazanı da mübarek etsin. Geçmiş Ramazanlarını. “İnşaAllah Hz. Mehdi‘ye hizmet ederiz. Onun talebesi oluruz inşaAllah. Hocam bir sorum olacak. Hz. Mehdi ve Hz. İsa (a.s) geleceğine inanmamak küfre götürür mü? Bunun hükmü nedir? Hocam, aciz biçare kardeşiniz Osman. Hollanda’dan selam olsun.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. Kardeşim biz Ehl-i Sünnet alimlerinin, o mübarek insanların eserlerini okuyoruz. Mesela İmam Rabbani’nin Mektubat’ı var. Bu eser, çok değerli bir eserdir. İmam Rabbani, Hz. Mehdi’ye ve Hz. İsa (a.s) inanmanın vacip olduğunu söylüyor. İnanmayan diyor dinden çıkar. Yani ben alim değilim. Alim olan İmam Rabbani. Hadislere dayanarak bunu söylüyorum. Dinden çıkar diyor inanmayan diyor.
“Selamun Aleyküm Hocam. Dünyanın ömrünün 7000 yıl olmasının bir takvim başlangıcı olduğunu söylediniz. Öyleyse Hz. Adem’den bugüne kadar ne kadar zaman geçmiştir. Takvim başlangıcı yorum mudur? Ayet, hadis var mıdır? Hz. Nuh’un gemisinin 4800 yıllık olduğu söyleniyor. Bu durumda Hz. Adem’e kadar çok gerilere gidilmese gerek, 35.000 yıllık flütte yanlışlık olabilir mi? Cevaplarınızı bekliyorum inşaAllah.” 35.000 yıllık flüt doğru. Çünkü, bilimsel metotlarla tespit ediliyor yani. Yani anlaşılmayacak gibi değil. Hangi yöntemler kullanılıyor?
OKTAR BABUNA:Karbon metotları kullanılıyor Hocam. Karbon, radyoaktif karbonun yarılanma zamanını biliyorlar.
SUNUCU 1: Karbon 12 ve karbon 14 atomunun oranından. Orana göre eksilmesini hesaplıyorlar bu birincisi. İkincisi aynı yöntemin içinde karbonun yarılanma ömrü var. Hocam daha iyi bilir zamanını. Yarılanma ömrüne göre de yaş hesabı yapıyorlar.
ADNAN OKTAR:Dolayısıyla doğru. Peygamber Efendimizin Hadislerinde Hz. Adem 7000 yıl önce dünyaya geldi, demiyor. Dünyanın ömrü 7000 yıldır diyor. Takvim, Musevi takvimi de var. O da yaklaşık o tarihlere çıkıyor. Musevi takvimi. Mesela o devirde başka takvimler de vardı. Yani her medeniyetin kendine has takvimleri vardı. Peygamberimizin de (s.a.v) kendi kabul ettiği bir takvim vardı. Sonra hicri takvime geçildi. Peygamberimizin o vakte kadar kabul ettiği takvime göre 7000 yıl geçti diyor Peygamberimiz. 7000 yıldır diyor dünyanın ömrü. Bunun diyor 5600 yılı geçmiştir diyor. Net konuşuyor. Son 1000 yılındayız biz diyor. Sonra da 5600 yılı geçmiştir. Hicri 1400 ile 1500’ün arasındaki vakitten başka vakit yok. Bediüzzaman da bunu cifir ve ebcedle açıklıyor ama hadise dayandırarak açıklıyor tabi. Yani Dünya’nın ömrü Müslümanların yaşayacağı İslam’ın yaşanacağı dönem hicri 1400 ile 1500 arasındadır diyor. 1506’dan sonra bozulma başlayacak diyor. 1545’te de inşaAllah Allah’ın izniyle kıyamet kopacak diyor.
OKTAR BABUNA:Sizin sitenizden flüt ile ilgili bir bilgiyi okuyayım mı Hocam?
Arkeolog Nicholas Conard’ın 12 ayrı parça halinde bulduğu, kızıl akbaba kemiğinden yapılmış bu flüt, arkeologlar aynı mağarada flütün yanısıra mamut dişinden yapılmış altı heykelcik de bulmuşlardır. Hollanda Leiden Üniversitesi’nden arkeolog Wil Roebroeks, 35 bin yıl önce Avrupa’da ileri bir kültürün hakim olduğunu ve bu insanların yaşam biçimleriyle günümüz insanlarınınkinin benzerlik gösterdiğini açıklamıştır. Arkeolog Roebroeks bu flütleri modern insanların üretip, çaldığını söylemektedir. Kanada, Victoria Üniversitesi’nden April Nowell de bu bulguların iyi gelişmiş, yerleşik bir teknik ve geleneğin varlığını ortaya koyduğunu açıklamıştır.”
ADNAN OKTAR:Bak Bediüzzaman Hazretleri diyor ki; Kastomonu Lahikası 61. Kastomonu Lahikasından okuyorum sakın başka türlü bir şey demesinler bakın. Bak gösteriyorum. Tamam mı?
OKTAR BABUNA:Bir izleyicimiz de selam vermiş Hocam size.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü.
“Bu zamanda” diyor Kastamonu Lahikası 61’de. “Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, farazahakiki beklenilen” ne demektir hakiki beklenilen, gelmiş anlamına mı geliyor?
OKTAR BABUNA:Hayır Hocam, gelecek.
ADNAN OKTAR:Bir de hakiki diyor bak bak hakiki beklenilen. “Ve bir asır sonra gelecek o zat” bir asır sonra kendi hicri 1300’de gelmiş. 1400’de gelecek o zat, şahıs. Değil mi zat? “O zat dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” Geldiğinde, Mehdi (a.s.), siyasetle de ilgilenebilir, direk şeriatı anlatabilir uygulamaya kalkabilir veyahut iman hakikatlerini anlatabilir. Ne yapacak diyor, ilk geldiğinde bakacak siyasetin uygun olmadığını görecek. Şeriatın doğrudan uygulanmasının, Kuran’ın doğrudan uygulanmasının mümkün olmadığını görecek, İslam ahlakını uygulamak mümkün mü şu an? Dünyada mümkün değil uygulanması, çok zor. O zaman ne yapacak diyor, ilk tehlikeyi, en büyük tehlikeyi bertaraf edecek Darwinizme, materyalizme yüklenecek ve iman hakikatleri anlatacak diyor. Ve “daha önce bir kısım şahısların hazırladığı kitapları hazır bir program olarak hazırlayacak, onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor. Dolayısıyla ilk başlangıçta siyasete girmiyor Mehdi (a.s.), siyasetle ilgilenmiyor, kaçınıyor. Bu son derece makul, kırk yıl kadar ilgilenmiyor, inşaAllah. Ama bakın burada çok önemli bir şey var, “faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat”, bunun tevil edilecek bir yönü yok, ayıp yapıyorlar, çok ayıp yapıyorlar. Bediüzzaman’ı yalancılıkla suçlamak da çok ayıptır, takiyyecilikle, çok kapsamlı yüzlerce sayfa yalan söylemekle suçlamak çok ayıptır, günahtır. Bir insanın takati yeter mi bu kadar yalan söylemeye? Birbiriyle çelişir, insanın gücü yetmez yani ve hadislere dayalı olarak bir Müslüman alim yalan söyleyebilir mi, hadisleri kaynak göstererek, Allah’a dayandırarak, Cenabı Allah’a dayandırarak yani değil mi? Cenabı Allah söylüyor diyerek, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor diyerek yüzlerce sayfa yalan söyleyebilir mi bir alim? Kardeşim ne gerek var bu perişanlığa? Bakın, “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat“ diyor bunun lamı cimi, kapanacak yönü yok, ayıp yapıyorlar. Yani bu Bediüzzaman’ı korumak değil, Bediüzzaman’a karşı muazzam bir tavır almaktır bu yapılan hareketler. Dürüstçe anlatın, Bediüzzaman bunu demiştir, Mehdi (a.s.)’nin geleceğini anlatıyor ve açık sarih zaten anlaşılmayacak gibi değil, ne dediyse o diyecekler, ne dediyse o. Kardeşim sen ne diyorsun? “Bediüzzaman bunu söylüyor, tamam söylemiş ama taktik yapmıştır” diyor, “kast ettiği o değil oyun oynamıştır” diyor, haşa, “yalan söylemiştir” diyor.
Bugün, Vakit Gazetesi’nin kuruluş yıl dönümüymüş, helal olsun Vakit Gazetesi’ne, delikanlı gazetedir, yiğit gazetedir. “Bugün Vakit Gazetemizin doğum günü” diye başlık atmışlar, “12 Eylül 1993’te bir grup cesur, yiğit, imanlı Müslüman tarafından “Akit” ismiyle kurulan gazetemiz, yaptığı yayınlarla milletimizin gören gözü, işiten kulağı ve haykıran sesi oldu” diyor. Doğru söylüyorlar, helal olsun, Allah yollarını açık etsin, Allah bereket versin, Erbakan Hocamıza da saygılıdırlar, vefasızlık yapmazlar, döneklik yapmazlar, oyun oynamazlar değil mi, oradan buradan üfürmeyle üç kağıtçılık yapmazlar, ondan sonra mühendislik projelerinin içine girmezler, büyüklerine saygılıdırlar, küçüklerini severler. Efendim, seni başbakan yapacağız, bilmem ne yapacağız diye kandırmaya kalksalar da inanmazlar değil mi? Allah yolunda samimi olarak mücadele ederler, inşaAllah. Helal olsun.
OKTAR BABUNA:Size bir mesaj var Hocam. “Mekke’de”, Güney Afrikalı birisi yazmış, “Mekke’de Güney Afrikalılar için ayrı bir yer yapmışlar namaz kılmaları için, yani onların diğer Müslümanlarla birlikte namaz kılamayacakları şekilde. Böyle bir uygulama nasıl olur? Siz bu konuda açıklama yapar mısınız?” diyor. Soran, sonradan Müslüman olan bir Avrupalıymış Hocam.
ADNAN OKTAR:Böyle bir şey yoktur, öyle bir şey ben hiç duymadım, ben fotoğraflar görüyorum Kabe’de namaz kılıyorlar zenci, çok fazla zenci var, yüzlerce zenci görünüyor, simsiyah zenciler var, bayağı çok. O fotoğrafları göndersin, namaz kılan kişilerin fotoğraflarını. Mekke’de hiç gördün mü sen hep beyaz hep beyaz? Karışıktır yani öyle bir şey yok, nereden çıkarıyorlar onu?
Bak, diyor ki Bediüzzaman, “Böyle bir cemaati azime içindeki mukaddes kuvveti tehyiç edecek ve uyandıracak hâdisât-ı azîme vücuda geliyor” büyük olaylar hadisat-ı azime, büyük olaylar Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali kadınların, kızların Afganistan’da ırzına geçilmesi, parmaklarının doğranması, zulüm, Müslümanların ekonomik yönden perişan olması, birbirlerine yardım etmemeleri, bölünmeleri, kardeş olan kişilerin bile bölünmeleri, Nur talebelerinin bile kendi aralarında bölünmeleri bu hadisat-ı azime’dir bu büyük konudur vücuda geliyor “Elbette” diyor elbette ne demektir? “O kuvvet-i azîmedeki” büyük kuvvetteki “bir hamiyet-i âliye”, koruma hissi, kurtarma hissi, değil mi şövalye ruhu, yani ruhun delirmesi Allah adına, “bir hamiyet-i âliye feveran edecek” ruh coşacak, kurtarma azmiyle değil mi? Allah aşkıyla delirecek, Allah’ın delisi olacak “hamiyet-i âliye feveran edecek ve” bakın şahs-ı manevi demiyor “Hazret-i Mehdî başına geçip” şimdi tercüme yapıyorum kardeşlerimizin bir kısmının üslubuyla, Hz. Mehdi(a.s) yerine ne diyor Hz. Şahs-ı manevi, Şahs-ı manevi’nin başına geçip, Şahs-ı manevi, şahsı manevi’nin başına geçip “tarik-i hak ve hakikate sevk edecek.” Hangisi doğru? Kardeşim bak hamiyet-i İslamiye feveran kaynayacak diyor, Müslüman alemi ayağa kalkacak ve Hz. Mehdi (a.s.)... Kardeşim Hz. Mehdi (a.s.) deyince sizin aklınıza ne gelir?
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi(a.s.) gelir inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yok öyle bir şey yok diyorlar, sen yanlış anlıyorsun diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip” diyor. Başına geçmek ne demektir? Yok o anlamda değil diyor. “Tarik-i hak ve hakikate sevk edecek.” Allah Allah, bin rakamını sayıyorsa bin rakamına geçiyoruz, yok bin bir diyoruz yok üç bin geçtin şu an diyor. Allah Allah YaRabbi. Bak; “Muhbir-i Sâdık’ın ihbarını aynen tasdik etmiş”. Muhbiri sadık kim?
OKTAR BANUNA:Peygamber Efendimiz (a.s.) inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İhbar ediyor hadislerde sadık her söylediği doğru çıkıyor mu? Çıkıyor mu, çıktı mı şu ana kadar? Bak “Muhbir-i Sâdık’ın ihbarını aynen tasdik etmiş” gece gündüz fotoğraflarla, belgelerle ispat ediyoruz doğru çıkıyor değil mi? “Vukuatla ispat etmiş” Fırat’ın suyu kesildi mi? Vukuat hepsi vukuatla ispat edilmiştir. “Ve öyle kökleşmiş ki inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sidesin’den onu Risale-i Nur’u çıkaramaz yani bu kitaplarıçıkaramaz diyor, Risale-i Nur’u, görünüyor değil mi? Evet çıkaramaz. Şimdi devam ediyor Beddiüzzaman; “Ta Ahir zamanda”, bak 30 kez anlattım ama bazı kafalar odun gibi, odun gibi. Nurcu kardeşlerimi tenzih ederim, Nur talebesi kardeşlerimi tenzih ederim ama bazı odunlar var birkaç tane onları kastediyorum yani abanoz kafa ondan da beter adam, granitler. “Ta Ahir zamanda” yok, öyle bir şey yok diyor Ahir zamanda. Ta Ahir zaman ne demek kardeşim işte sonra? Ta demek ne?“Hayatın geniş dairesinde” hayatın geniş dairesi olmadı diyor adam daraldı daire diyor. Çelik gibi sinirleri olması gerekiyor adamın bak; “hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur Külliyatının asıl sahipleri”, bak açıklık getiriyor en odun kafalılar bile açılacak şekilde “yani Mehdi” diyor, 26. kere tekrar ediyor bak, 26. kere, çok afedersin öküz olsa anlar artık. 26. kere “yani Mehdi ve şakirtleri” talebeleri “Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir”, gelmiş demiyor gelir, “o daireyi genişlettirir” mevcut daireyi genişlettirir “ve o tohumlar sümbüllenir” tohumsunuz, tohumlar sümbüllenir, “bizler de kabrimizde seyredip”, ben o zaman vefat etmiş olacağım, ben Mehdi(a.s.) değilim ben vefat etmiş olacağım Mehdi(a.s)’ı kabrimden ben seyredeceğim diyor “. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz” bakın Beddiüzzaman kabirdeyken olan kişinin kim olduğunu söylüyor bak “, asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir” ben o anda kabrimde olacağım, ben kabrimdeyken gelecekler, gelecek olan kişiler kimmiş “ Mehdi ve şakirtleri”. Beddiüzzaman ben kabirden onlara seyredeceğim, diyor. Şimdi abanoz, granit gibi kafası olan aslında üç beş kişi var, üç beş tane arkadaş var, onları kastediyorum. Bu kütükleri yarıncaya kadar faaliyete devam edeceğim. İnanılır gibi değil, inanılır gibi değil. Mesela kahve içiyorum, “yok ekmek yiyorsun sen” diyor. Her şey tersine döndü kardeşim. Kalem elime alıyorum, “yok ayakkabını giydin şu an” diyor. Rüya mı görüyoruz biz kardeşim? Daha nasıl açık söylesin? Bunun tevil edilecek hali var mı? Ama bak şaşar beşer bayağı darlanmış, bakmış ki, o aslında uyanık o, çok uyanık o. Baktı Risale-i Nur öyle tevil edilecek gibi değil, yani beş yaşında çocuk olsa anlar. “Arkadaş” diyor adam, “kökten reddedelim bu iş bitsin” diyor. Yani o en kolay işi bulmuş kendince. Onunki en kurnazı o. Kendi kafasına göre en sağlam yolu bulmuş. Hadise müracaat ederiz diye, hadisleri tamamen reddetmiş, Kütübi Sitte’nin tamamı neredeyse, ve bak, ehli sünnet eserleri vereceğimizi biliyor. Mesela İmam-ı Rabbani’nin Mektubatı, efendim Suyuti’nin eserleri, İbn-i Abidin, hepsi. Onu da sağlama almış. Diyor ki; “arkadaş” diyor, “bir şey açıklıyorum” diyor, “ilan ettim” diyor. Zaten göstersene, var mı o film?
OKTAR BABUNA:Var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Yüzde doksan beşini” diyor, “iptal ettim ben zaten, geçersizdir, sağlama aldım ben” diyor. “Ama” diyor, “aslında daha da fazlasını aldım” diyor, yüzde doksan beşin de üzerinde, yani yüzde doksan dokuz demek istiyor. “Hepsini iptal ediyorum bu kitapların” diyor. Çünkü Mehdi (a.s.)’dan kitaplarda bahsediyor ya, hepsini iptal ediyorum” diyor. “Yüzde biri geçerli, benim dediklerim geçerli” diyor. “Ondan geri hepsini bırakın” diyor. Aslında en sağlamcısı bu, şaşar beşer, Faruk Beşer. Öbür kardeşlerimizin kurtarırı yok yani onun yanında. Kurtarırı demeyeyim de Allah affetsin. Yani mecburlar kabul etmeye. Ancak nasıl hallolur bu iş onların açısından? Allah vermesin yapacaklarına inanmıyorum. Şaşar beşer, Faruk Beşer’e tabi olurlar da külliyen reddederlerse hadislerin tamamını, Buhari ve Müslim’deki hadislerin de tamamını reddederlerse, Kuran’daki ayetlerin de bir kısmını tevil ederek, dil eğip bükerek onları da kabul etmezlerse, bu şekilde olabilir. Allah vermesin. O şekilde netice alabilirler. Bunun dışında hiçbir şekilde halledemezler. Çok açık çünkü. Bakalım.
VTR
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Görüyor musun baş mücedditi? Dünyanın en büyük alimi bak yüzde doksan beşe çıkarmış. Konuşmayı kesmişler, devamı da var. Diyor ki; “o da değil aslında, daha fazla” diyor. “Ben öylesine söyledim yüzde doksan beş diye, ayıp olmasın diye söylüyorum” diyor. “Tabii daha yüksek aslında” diyor. Yani “yüzde doksan dokuz” diyor, ama bak işte böyle olursa bu tamam. Bak burada adam hakikaten bu sağlama bağlamış. Risale-i Nur Külliyatı’nı külliyen kaldırmış. Zaten adam ağzına dahi almıyor Bediüzzaman’ı. Konu hallolmuş. Samanyolu TV’ye çıkıyor, Mehtap TV’ye çıkıyor adam anlatıyor. Dinliyor herkes de. Konu kökünden bitmiş zaten. Bediüzzaman’a gönderme yaparak bir konu anlatmak yok. İmam-ı Rabbani’den de bahsetmiyor adam. Suyuti’den de bahsedemez, Berzenci’den de bahsedemez. Bitmiş yani. Adam alim olarak görmüyor, “hepsi yanlış yaptılar” diyor, “Buhari, Müslim, tamamı yanlış” diyor. Mehdi (a.s.) ve deccalle ilgili izahların tamamı yanlış” diyor. “İsa (a.s.)’ın inişiyle ilgili, Hz. İsa (a.s.)’ın zuhuruyla ilgili hadislerin tamamı uydurma, yalandır” diyor, “öyle bir şey yok” diyor. Bediüzzaman diyor ki bak, “imanı zayıf, enesi kavi” diyor bak, zayıf, kendi üslubuyla zayıf. Enesi kavi, yani kendini şişire şişire balon gibi yapmış. “Bir kısım ulema da” diyor, “inkara kadar gitmişleridir” diyor. “Tamamen reddetmişlerdir” diyor. “Bir kısmı tevil edip kapatmıştır” diyor Mehdi (a.s.) konusunu, çeşitli yöntemlerle. “Ama” diyor, enesi kavi, enaniyetten artık şişmiş ve imanı zayıf. Bak bu çok manidar bir nokta, imanı zayıf. “Bir kısmı da” diyor, “külliyen reddetmiştir” diyor. Tamamı.
OKTAR BABUNA:Tam dediğiniz gibi Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben Faruk Beşer’in durumunu bilmiyorum ben yani Allah bilir ama çok manidar.
“Selamün aleyküm aslan Hocam, arz edeyim inşaAllah” diyor. “Eğer siz tembel kalıp da, onun yolunu yapmazsanız, tembellik etseniz, yüz sene sonra tamamen cemalini göreceksiniz. Zira sizinle İstanbul arasındaki mesafe bir aylıktır.” Yeri de söylüyor bak, İstanbul diyor. “Yüzünü göreceksiniz” diyor, 2010’da. 1910 yılında söylüyor bunu. İstanbul’da yüzünü göreceksiniz diyor, cemalini. “Bu yazı inşaAllah bugün samimi olan Nur talebelerini tenzih ederim, diğer Nur talebeleri anlamamakta ısrar ederek aslında tembellik yapıyor Allah-u alem inşaAllah” diyor. Yok canım Nur talebelerinin yüzde doksan dokuzu maşaAllah iyi anlıyorlar. Anlarlar, anlamayan takıma biz anlatıyoruz. Doksan dokuz virgül doksan dokuza anlatırız, anlaşılmayacak bir şey yok. Nur talebeleri ferasetlidir, basiretlidir. Çünkü nereden biliyorum, nereden biliyorum? Bizzat gözümle müşahade ettim. Ben Nur talebesi ağabeyleri eve davet ettim, mübarekleri, muhteremleri, ileri gelen hazirun geldiler. Hocam dedim, ne diyorsunuz bu Mehdi (a.s.) konusuna dedim. “Mehdi (a.s.)’ın geleceği dediler çok açıktır” dediler, alenen belli dediler, Risale-i Nur’da. “Amma velakin” dediler, “biz anlatırsak, Bediüzzaman’a kaşı ilginin, ona karşı teveccühün azalacağından biraz endişe ediyoruz, o yüzden bu konuyu biraz setrediyoruz, sebebi bu” dediler. Kardeşim, teveccüh niye azalsın? Mehdi (a.s.) bu kadar geniş, gözüyle görmüş olarak, kulağıyla duymuş olarak anlatan bir insan, neden böyle acayip bir konuma gelsin? Değil mi? Niye olumsuz bir konuma gelsin? Şu an baş tacı olmuyor mu şu an? Geceli gündüzlü anlatmıyor muyuz? Bak ben Mehdi (a.s.)’ı bekliyorum. Mehdi (a.s.)’ın ayağının tozuyum. Bediüzzaman’ın da ayağının tozuyum. Değil mi? Bediüzzaman’ı niye küçük düşürsün bu? Büyütüyor da büyütüyor benim gözümde. Büyütüyor da büyütüyor, çok seviyorum, daha değeri artıyor, daha saygım artıyor, inşaAllah. Evet.
OKTAR BABUNA:Size bir mesaj daha var. O deminki konuyla ilgili Hocam.
“Selamün aleyküm çok sevgili Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA:“Az önceki soruya kısa bir bilgi vermek isteriz inşaAllah. Mekke’de saudiler tarafından sınıf farkı bir sistem yapılmıştır Allah-u alem. Pakistanlı, Hindistanlı, Bangladeşli, Afrikalı, Uzak Doğulular, Türk, Avrupalı Müslümanlar, yani beyaz Müslümanlar ayrı ayrı yerdeler. Biz bu durumu burada bulunan Uzak Doğulu ve Bangladeşli kardeşlerimizden duymuştuk. Size hayırlı geceler dileriz, Selim.”
ADNAN OKTAR:Allah Allah, kabus mu görüyorum ben? Biz yanlış mı gördük? Beraber kılmıyorlar mıydı zenciler falan, hep beraber?
OKTAR BABUNA:Hep öyleydi Hocam. Acaba yeni bir durum mu bu?
ADNAN OKTAR:Yani şimdi Allah rızası için başka bilen bir kişiler varsa bize göndersinler.
OKTAR BABUNA:İlk defa duyduk, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir şey. Kepazelik üzeri kepazelik, rezalet üzeri rezalet olur. Bu çok büyük olay yani bu. Dehşetli rezalet olur böyle bir şey. İnanılmaz bir şey. Faşist bir sistem var demektir.
OKTAR BABUNA:Mesajı yazanlar iki ayrı kişiymiş Hocam. Bu yeni bilgi başka bir kişiden geldi. Güney Afrikalılar için yapılmış ayrı tenteler varmış. Galiba hac vaktini kastetmiyor bu kardeşimiz de söyledikleriyle. Onun dışında.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şöyle olabilir, şöyle olabilir. Kayboluyordur adamlar. Mesela Güney Afrikalılar hemşehridir, bir araya getiriyorlardır, kaybolmasınlar büyük yer diye bir yerde kalıyorlardır. Türkler de büyük bir yerde kalıyorlar, toplu bir arada kalıyorlar. O anlamda hatta bayrak götürüyorlar ki karışmasın diye. O anlamda doğru, var öyle bir şey ama adamları tecrit etme anlamında o kardeşlerimiziyse, bu korkunç kepazelik. Faşizmin, Hitler bile yapmaz bunu, rezalet yani. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Bu ilk mesajı gönderen de Hocam, Avrupa’lı, İngilizce göndermiş aslında, İngilizcesi geldi şimdi. Belgeselde izlemiş bu görüntüyü, diğeri de Türk kardeşimiz, o da Bangladeşlilerden duymuş.
ADNAN OKTAR:Yok, yok biz mümkün mertebe inanmayalım. Çünkü Allah-u alem böyle bir şeyin çıkması mümkün değil. Yani zırıl zırıl deli olması lazım bunu yapanın. Açıklanacak durum yok ki burada artık, çok felaket demektir. Ben inanmıyorum. Bunu bana net belgelerle, fotoğraflarla ispat edilmedikten sonra inanmam. Akıl alacak gibi değil.
Oktar Hocam biraz ara verelim mi?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, nasıl emrederseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, verelim.
SUNUCU:Programımıza kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz.
Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...