SUNUCU 1:Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kanal Avrupa, Adana Ceyhan Crt Tv ve Radyo, Mardin Kanal 47’den canlı olarak yayınlanan “Sayın Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı tüm dünyaca tanınan Sayın yazar Adnan Oktar ve Sayın Oktar Babuna.
ADNAN OKTAR:Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Emredin Hocam.
Hocam Allah sizi vesile etti maşaAllah hakikaten. Sizin açıklamalarınız neden “evet” olduğunun; bunun hükümetin meselesi olmadığı, Türkiye’nin önünü açacak bir mesele olduğu, iddia edilen Ergenekon konularını anlatınca Türk halkı ona göre davrandı maşaAllah. Sizin özellikle yayın yaptığınız bölgelerde Hocam, oylarda çok büyük değişiklik var. Yani yapısal olarak değişiklikler, özellikle sizin televizyon yayınlarınızın olduğu bölgelerde çok hissedilir şekilde farklı var maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Doğru söylüyoruz, inşaAllah. Efendim, evet Oktar Hocam şimdi senden anlayalım dinleyelim. Dün bir kardeşimiz yazı göndermişti Amerika’dan, o yazı nerde? Ona cevap verelim o çocuğa. Bana yeniden göndersinler. Bu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hanımlarıyla ilgili, bu Züleyha’yla ilgili bir soru sormuştu bir çocuk.
OKTAR BABUNA:Tamam İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, evet Oktar Hocam anlat seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu Rahibin Kuran (haşa) Kuran yakması engellendikten sonra, lokal olarak bazı olaylar olmuş. “Beyaz Saray’ın önünde Kuran’ı Kerim, (haşa) Allah’ı tenzih ederim, bir yırtma eylemi yapmışlar. “Florida da Rahip Terry Jones’un, 11 Eylül saldırılarının yıldönümünde Kuran’ı Kerim yakma eyleminden vazgeçmesiyle dünya rahat bir nefes aldı. Ancak Washington ve New York bazı bireysel eylemlere sahne oldu” diyor Hocam haberde.
ADNAN OKTAR: Evet. Bu çocuk ne yapmış Kuran’ın sayfasını mı yırtmış?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Darwinist, materyalist, ateist adamlar. Şimdi kardeşim, Kuran’ı yırtmış, tamam. dünyada Darwinistler, materyalistler zaten Kuran’ı inkar ediyor adamlar zaten. Yani kökten inkar ediyor. Ve muazzam bir dinsizlik hakim dünyada, yaygın. Peki bu niye önemli görülmüyor? Afganistan’da Müslüman genç kızların ırzına geçiliyor. Kadınların ırzına geçiliyor, adamlar fotoğrafını koyuyor internete, yapıyoruz bunu, ne diyorsunuz falan diyorlar. Ses yok. Pakistan perişan vaziyette, ses yok. Irak işgal oluyor, orada da çoluğun çocuğun perişanlığını herkes görüyor. 1 milyonun üstünde insanı katlettiler, şehit ettiler, ona da ses yok. İttihat-ı İslam olsun, bu iş bitsin diyoruz, bunu da ses yok. Türk-İslam Birliğini oluşturalım. Böyle şanlı anlı güzelce hakimiyet olsun, herkes rahatlasın diyoruz, Buna da ses yok. Kuran yırtılıyor diyor, ondan sonra kılıçları çekip gösteri yapan bazı kardeşlerimiz var. Tabii ki biz tavır koyacağız ayrı mesele de, ama buralar da ses çıkmaması nedir? Yani bu daha mı az olaylar. Yani Kuran’a adam olmadık söz söylüyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’e olmadık söz söylüyor, Allah’a, Kitab’a olmadık söz söylüyor, bunlar yayınlanıyor kitaplar halinde, kitap olarak basılıyor. Çıtını çıkartmayanlar var, biz veriyoruz mahkemeye. Biz ilgileniyoruz. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Veyahut Fas, Tunus, Cezayir bütün dünyanın her tarafı, her yer kaynıyor. Ve İttihat-ı İslam olsa konu bitecek. Buna rağmen gerekli gayreti göstermiyorlar. Gayret ne biliyor musun? Diyecek ki YaRabbim bize Türk-İslam Birliğini hakim et. İttihat-ı İslam’ı hakim et. İttihat-ı İslam nasip et. Bak Cübbeli her konuyu söylüyor. Cinsel ilişki nasıl yapılır, diyor adam 2 cilt kitap yazdım, detay olarak anlatayım seks hakkında, size bilgi vereceğim diyor detaylı. Pilav nasıl yenir, ondan sonra işte üzüm hoşafı nasıl içilir? Pırasa mı, maydonoz mu daha faydalı? Bu adam bunların hepsini anlatıyor. Bir tek bu konuyu anlatamam ben, Türk-İslam Birliği’ni, İttihat-ı İslam’ı anlatmam diyor. “Müslümanlar perişan” diyor. Tamam güzel, iyi, doğru anlatıyorsun. Çözüm diyoruz, “çözüm yok” diyor. Yani “İttihat-ı İslam; bunu söyleyemem ben. Ne zaman söylerim biliyor musun? 570 yıl sonra” diyor.
O TGRT’de çıkan Osman Ünlü Hoca. Efendim bir tane daha var onlardan bir ekipte bir adam, daha geçen günler gösterdiler. O da bir tane flu, bulanık bir fotoğrafını koymuş, herhalde fotoğraf haram diye mi koymuyor bilmiyorum, anlamıyorum da. O da 1000 yıl sonrasına atıyor. İmam-ı Rabbani, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından 1000 yıl sonra Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s) çıkacak diyor, 1000 yıl sonra. Şimdi onlar, İmam-ı Rabbani de 1000 yıl sonra geldi ya, “şimdi İmam-ı Rabbani daha büyük, daha önemli, yani bir 1000 yıl geçmesi gerekiyor İmam-ı Rabbani’den sonra. Yani onun şanını mahvedeceğini düşünüyorlar. İmam-ı Rabbani’yle aynı devirde nasıl gelir, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi(a.s).” diyorlar. Yani onun şanını ortadan kaldıracağını düşünüyorlar.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Halbuki yani yaklaşık kaç yıl sonra geldi, İmam-ı Rabbani kaçta çıktı?
OKTAR BABUNA:Hicri 971 Hocam. 1034’e kadar da yaşıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:971, evet. Şimdi onların hesabı şu; üçünün bir arada bulunması durumunda İmam-ı Rabbani’nin makamına, mevkisine zarar gelir diye düşünüyorlar. Halbuki İmam-ı Rabbani’nin böyle bir düşüncesi yok onun. Çünkü, Hz. İsa (a.s) Ulu'l Azm bir Peygamber, değil mi? Evet Ulu'l Azm Peygamberler 1000 yılda bir geliyorlar. Peygamber Efendimizin gelişi, 1000 yıl dolmadan geldi, değil mi? Hz. İsa (a.s)’dan sonra.
OKTAR BABUNA:Evet, 571 yıl sonra geldi inşaAllah.
ADNAN OKTAR:571 yıl sonra geldi. Bu Peygamberimiz (s.a.v.)’in şanına veyahut Hz. İsa (a.s)’nın şanına zarar veren bir durum mu?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Tabii ki değil Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak orada mantık hesabı yapıyor onlar. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisini esas almıyor, onu hiç önemli görmüyor. Veyahut az önemli görüyor. O 1000 yılın mutlaka dolması gerektiği kanaatinde. Halbuki İmam-ı Rabbani diyor ki; “Şahıslar, kişiler bu binden sonradır” diyor. Kişi demiyor, kişiler. Yani birçok kişi bu ikinci bindedir diyor. Kendisi de ikinci binde, efendim Peygamber Efendimiz (a.s.)’in müceddidi Hz. Mehdi (a.s)’de, Hz. İsa (a.s)’da, değil mi? Onun nüzulü de, hepsi bu ikinci bindeler. Delil göster deyince, delil gösteremiyorlar, ama biz delil gösteriyoruz. Açık, sarih ifadeyle gösteriyoruz.
Orada asıl gaye 1000 yıl daha Müslümanları atıl halde tutmak. 1000 yıl daha bu acıyı, çileyi Müslümanlara çektirmek. Adam Kuran da yakar, Kuran da yırtar, küfür de eder, hakaret de eder, adam zaten garantiye almış, 1000 yıl sonra diyor. Türk-İslam Birliği olacak, İttihat-ı İslam olacak da, böyle adam Kuran yakacak, değil mi? Kuran yakılmasının sorumluluğu kimde? İttihat-ı İslam’ı istemeyenlerde. Doğrudan günahı onların boynunadır. İttihat-ı İslam’ı istemeyenlerin boynunadır. Kuran yakılıyorsa, Kuran yırtılıyorsa, Müslüman kadınların ırzına geçiliyorsa, çoluk çocuk perişan ediliyorsa, Pakistan’da veyahut diğer ülkelerde, Bangladeş’te kardeşlerimiz perişan halde yaşıyorlarsa, Bangladeş’te daha da beterler, değil mi? Her yerde öyle. Afganistan’ın durumu zaten malum, Irak’ın durumu zaten malum, say say sabaha kadar sayarız. Bunların hepsinin kesin net çözümü var. Şimdi ateş var, ateş yanıyor, sen de koskoca bir kap dolusu elinde su var. Suyu üzerine dökeceksin, ateşe söndüreceksin. “Yok, ben 1000 yıl bekleteceğim arkadaşım, bu suyu ben dökmem” diyor. Öbürü de diyor ki; “ben 570 yıl daha bekleteceğim, yansınlar, bekleyeceğiz” diyor. Kardeşim bekleyeceğine hemen döksene. İttihad-ı İslam’ı hemen oluştursana, Türk-İslam Birliği’ni hemen oluştursana. Bak, ağzına al bunu, söyle. Yani uğraş, gayret et de demiyorum. Hayır diyorum da yapmasa da olur. Ben ona da razıyım. Hiç olmazsa şu sözü söyle de ki; “bu yüzyılda İslam ahlakı dünyaya hakim olsun” de. Osman Ünlü Hoca bunu diyemiyor, demiyor. Cübbeli bunu diyemiyor. Şaşar Beşer Hoca diyemiyor. Sanki bir koro şefi var, hepsini yönetiyor. Ben koro şefini biliyorum da, şimdi yeri ve zamanı müsait değil, onun için söyleyemiyorum.
OKTAR BABUNA:O ismini sorduğunuz Hoca, Mehmet Ali Demirbaş’mış Hocam ismi.
ADNAN OKTAR:Mehmet Ali Demirbaş, çok flu, bulanık bir resmini gördüm. Bir tek bıyıklarını boyamış hazret, o görünüyor böyle. Çok çok flu, baygın baygın bakınıyor, böyle bir resmi var. O da Cübbeli’ye hayran. Acayip muhabbeti var, aynı kafadalar. Biri 1000 yıl diyor, biri 570 yıl diyor. Çünkü ittifak ettikleri konu var, ikisi de İttihad-ı İslam’ı istemiyor. Türk-İslam Birliği’nin bu yüzyılda olmasını istemiyorlar, ittifak var aralarında. Osman Ünlü’den tut, bilmem şaşar Beşer Hocadan çık. Bayağı bir ekip var böyle, yeni moda bu. Yeni bir ekol çıktı böyle. Biz de Müslümanları bu konuda aydınlatmaya devam edeceğiz, kardeşlerimizi, inşaAllah.
“Hususi iletiniz, çok mühim” demiş kardeşimiz. İsmi yok mu, nasıl soruyor? Benim adım, Bilal kardeş, Amerika’dan. Bilal şimdi; “Hocam” Hz. Yusuf (a.s.) o, kendisini hapse attıran hanımla evlendi, siz de onu niye eleştiriyorsunuz” diyor. Kardeşim şimdi masum, tertemiz bir Peygambere tecavüz etmeye kalkıyor bu kadın bir, tecavüz etmeye kalkıyor. İftira atıyor, iki. Yedi yıl hapiste kalmasına sebep oluyor, üç. Ya hapiste onu şehit ederlerse, yedi yıl hapis ne demek, çok büyük bir zulüm değil mi bu?
OKTAR BABUNA:Çok büyük zulüm Hocam.
ADNAN OKTAR:“Onu bilemezsin, o benim annem” diyor. Neye göre annen? Bilmiyor. Kardeşim Hz. Yusuf (a.s.) mümin, muttaki bir insan, kiminle evleneceğini bilir. Kadın ona şehvetle yaklaşıyor, sevmiyor. Allah rızası için seven yedi yıl hapsettirir mi cinsel ilişkiye girmedi diye? Yedi yıl, yedi yıl. Cinayette falan bile insanları o kadar yatıyor ancak. Ne yapmış yedi yıl yatıyor? Kılı kıpırdamıyor kadının, unutuyor, unutuyor, yedi yıl unutuyor. Muhatap dahi olmuyor. Dilinin ucunda isterse çıkarttırır. Yedi yıl. Hayır, unutulmuş zaten cezaevinde, haberi bile yok kadının, muhatap dahi olmuyor. Böyle bir kadınla Hz. Yusuf (a.s.) niye evlensin? Ne amaç olabilir? Ne gayesi olabilir? Kadın sadece o an şehvetle ona yaklaşmak istiyor ve cinsel ilişkiye girmek istiyor. Hz. Yusuf da istemiyor ve zor kullanıyor Hz. Yusuf (a.s.)’a karşı ve gözünü kırpmadan iftira ediyor. “Bu benim annem, buna söz söyleme.” Bizim annemiz değil. Böyle birisi yok, böyle biriyle evlenmedi Hz. Yusuf (a.s.). Böyle hayali şeyleri ortaya koymaya gerek yok. Nereden çıkarıyorsun annemizin olduğunu? Kaynak var mı? Yok. Hadis var mı? Yok. Neye göre söylüyorsun? Ama ayette, Kuran ayetinde Cenab-ı Allah, nasıl kadınlarla Müslümanların evleneceğini ayetlerde açıklıyor. Var mı sende Kuran ayeti?
OKTAR BABUNA:Hemen Hocam, hazırlıyorum.
ADNAN OKTAR:Mümin erkekler, mümin kadınlarla diyor, değil mi?
SUNUCU:Hocam bir de herkesin nefsine göre eşler nasip edeceğini söylüyor.
ADNAN OKTAR:“Sizin nefsinizden eşler yarattık, nefislerinizden eşler yarattık.” O, sizin gibi insan olan anlamında, yoksa ruh ikizi anlamında değil, inşaAllah. Müminlerin nasıl hanımlarla yahut hanımların nasıl beylerle evlenmesine dair Kuran ayeti var. Bakıyor musun ayete?
OKTAR BABUNA:Bakıyorum Hocam inşaAllah, hemen. Şeytandan Allah’a sığınıyorum.
“Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık vardır.”
ADNAN OKTAR:Evet, bir ayet daha olması lazım. Sabreden erkeklerle, sabreden kadınlar, itaatli erkekler ve itaatli kadınlar. Ki bu ayete göre zaten açıkça, Hz. Yusuf (a.s.) takva bir insan, tipe göre şuna göre evlenmez. Kadının vasıfları şu; tecavüz etmeye kalkıyor, bir. İftira atıyor, iki. Yedi yıl gözünü kırpmıyor, muhatap dahi olmuyor, bu kadar zulmediyor. Hz. Yusuf (a.s.) da gidecek, seni mükafatlandırmak istiyorum, evlenmek istiyorum diyecek. Hz. Yusuf (a.s.) evlenmedi o kadınla, öyle bir şey yok. O efsanelerde var, şarkılarda var. Biz şarkıya göre hareket etmiyoruz, efsaneye göre hareket etmiyoruz. Ehl-i Sünnet kaynaklarına göre hareket ederiz. Böyle bir şey yok, inşaAllah. Hz. Yusuf (a.s.) da büyük, değerli bir Peygamberdir. Çok akıllı bir insan, neyi nasıl yapacağını bilir. Böyle bir evliliğe yanaşmaz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Okuyorum Hocam ayeti. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.”
ADNAN OKTAR:Evet, Hz. Yusuf (a.s.) bu ayete uygun hareket etmiştir ve bu ayet sadece Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanına yönelik bir ayet değildir. Hz. İbrahim (a.s.) dönemini de kapsayan, Hz. Nuh (a.s.) döneminde, bu İslam ahlakının bir gereğidir. Yani bütün İslam dinlerinde bu vardır, bu hükümler vardır. Anlaşıldı mı? Onun için kardeşimiz yanlış biliyor.
OKTAR BABUNA: Daha önce de anlatmıştınız Hocam, Kuran’da da bildirilen, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Firavun’un eşi var iman eden. Hz. Musa (a.s.) ile birlikte oluyor, sonra demiştiniz inşaAllah ama iman eden olarak da bildiriliyor Kuran’da inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii iman eden, tertemiz annelerimiz onlar. Mesela Hz. Ayşe, Hz. Hafsa, bunlar Kuran’da övülmüş açıkça, bunlar mübarek annelerimizdir bizim. Hadislerde övülmüş, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımları vardır, hadislerde övülmüştür. Bunlar nur, ışık, mübarek annelerimiz ama Kuran’da Tahrim Suresi’nde ve diğer surelerde Peygamberimiz (s.a.v.)’i üzen hanımlar var. Peygamberimiz (s.a.v.)’in boşandığı hanımlar var, boşanmıştır Peygamberimiz (s.a.v.). Bir şey var ki boşanıyor. Bakın, “gelin sizi güzellikle boşayayım” diyor Allah ayette ve “ücretlerinizi vereyim, mehirlerinizi vereyim, gelin sizi güzellikle boşayayım.” Bak, “Allah’ı, ahiret yurdunu, Allah’ı, Resulü’nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız” diyor. O ayeti biliyor musun?
OKTAR BABUNA:Evet, hemen hazırlıyorum Hocam inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey Peygamber, eşlerine söyle: "Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir salma tarzıyla sizi salıvereyim.”
ADNAN OKTAR:Nitekim de boşamıştır Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Sen bunu söyleyemezsin, Allah söylüyor. Biz bu yaptıklarından dolayı, Peygamberimiz (s.a.v.)’in onu almış olması neyi değiştirir? Allah ona orada hatasını söylüyor, yanlışını söylüyor. Bir hastalık bu, hasta hareket yapmış. Kalbinde hastalık olmuş, değil mi? Biz bunu söylemekle mükellefiz. “Söyleyemezsin” diyor, ben söylerim. Allah söylüyor, Allah’ın söylediğini söylüyorum ben. Kendi kafamdan söylemiyorum ki, tabii. Hakk’ın hatırı mı önemli, halkın hatırı mı önemli? Ben Hakk’ın hatırını önemli görürüm. Allah’ın hatırı önemlidir benim için. Allah söylüyor ve ibret alalım diye söylüyor. Ben, nur Peygamberim (s.a.v.)’i rahatsız eden, onu tedirgin eden her şey, beni de rahatsız eder, tedirgin eder. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Daha vardı Hocam. Okuyorum inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Onların dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Boşadığın hanımlardan arzu ettiğini tekrar yanına almanda senin üzerine bir günah yoktur. Böyle yapman, onların gözlerinin aydın olmasına, sevinmelerine, üzülmemelerine ve hepsinin senin verdiklerine razı olmalarına daha uygundur.” Ahzab Suresi, 51.
“Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından Melekler de onun destekçisidirler. Belki onun Rabbi, -eğer o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı Müslüman, mü'min, gönülden itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler' verir.” Tahrim Suresi.
SUNUCU 2:Hocam bir de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisi vardı. Kelimesi kelimesine hatırlamıyorum, Allah affetsin. “Toplumdan çekinmeniz size doğruyu söylemekten alıkoymasın” diyordu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak mesela burada Mevdudi diyor ki, büyük alim, İslam alimidir, Bediüzzaman’ın da çok sevdiği bir alim. “Züleyhâ'nın, kocası vefât ettikten sonra Hz. Yusuf (a.s) ile evlendiği şeklindeki anlatımlar daha çok edebî hikâye türlerine uymakta ve dayanmaktadır.” Böyle masallara, efsanelere. “Aslına bakıldığı zaman, Züleyha iyi bir izlenim bırakmamıştır. Kuran'daki ayetlerden anlaşıldığına göre, Züleyha, Hz. Yusuf (a.s)'u yoldan çıkarmak için her türlü şeytanî yola başvurmuştur. Onu, Allah yolundan, doğruluktan, haktan saptırmak için uğraşmıştır. Bunun için yalan söylediği ve çeşitli hilelere başvurduğu ayet ile sabittir.” Kuran ayetleriyle sabit. Yalan söylemek de haram, iftira da haramdır, değil mi? Biz güzel mi yaptı diyeceğiz buna? Tabii ki çirkindir yaptığı yani, inşaAllah. Hastalıktır bu. “Bir Peygamberin böyle bir hanımla evlenmesi, onun izzetini zedeler. Yusuf (a.s)'un onunla evlenmesi, şu mealdeki ayete de ters düşmektedir. Nur Suresi, 26. “Kötü karakterli kadınlar, öyle erkeklerle; kötü karakterli erkekler de, öyle kadınlarla; temiz karakterli kadınlar, öyle erkeklerle ve temiz karakterli erkekler de öyle kadınlara uygundur.” diyor Cenab-ı Allah. Kötü karakterli kadınlar, kötü karakterli erkeklere denilmesi, kısaltmak için o şekilde yapmış.
Evet, bir de Hz. Ayşe (r.a.) annemizle ilgili böyle hikayeler var, yani onun aleyhinde. Biz burada Kuran’a bakarız. Kuran’da Hz. Ayşe (r.a.) annemizin temizliği, tahirliği, mübarekliği övülmüştür, bitti. Bana hiçbir şey anlatmayın bundan sonra. Dinlemem ve ters cevap veririm inşaAllah. Onu söyleyeyim. Benim ölçüm, Kuran. Kuran’da övüldüğüne göre, bitti. Bana şu şuradan şunu duymuş, bu buradan bunu duymuş, hiç muhatabım değil. Kim ne derse desin, inşaAllah. Kuran’da övüldü mü bitmiştir. Ben niçin ona inanayım? Allah diyor bak; “çok güzel bir zanda bulunup, apaçık iftiradır demeleri gerekmez miydi” diyor Cenab-ı Allah. Bu, Hz. Ayşe (r.a.) annemizin bütünüyle tertemiz olduğunu gösterir. Bütün hayatının temiz olduğunu gösterir ve dolaysıyla aleyhinde burukluk verecek tarzda bile olan ifadelerin hiçbirinin doğru olmadığı anlaşılıyor. Tamamının yanlış olduğu anlaşılıyor. Bunu da ayrıca belirteyim. Diğer mübarek annelerimizin de, hadis nakleden annelerimiz, bunlar mübarek insanlardır. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’i rahatsız eden, onu zor durumda bırakan hanımlar olmuştur, ayetle onlar belirtilmiştir, Kuran ayetiyle. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor bak, ayeti bir daha oku.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey Peygamber, eşlerine söyle: "Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir salma tarzıyla sizi salıvereyim.”
ADNAN OKTAR:Bakın, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i rahatsız etmişlerdir, hastalık göstermişlerdir, anormal hareketler yapmışlardır, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de boşamıştır. Detaylarını biz bilmiyoruz. Allah ile Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in arasında. Ama bak buradaki ayetin ifadesi çok açık, Kuran’a uygun davranmadıkları anlaşılıyor, Kuran’a uygun davranmadıkları. Kuran’a uygun davransa Peygamber Efendimiz (s.a.v.) boşamaz zaten ve bu bir hastalıktır. “Bunu söyleyemezsin” diyor, ben söylerim. Allah’ın söylediğini nasıl söylemem ben yani.
OKTAR BABUNA:Ayetin devamında da Hocam.
"Eğer siz Allah'ı, Resûlü’nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır."
ADNAN OKTAR:İşte bak, güzellikte bulunanlar ayrıdır. Hadis nakleden annelerimiz vardır, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den mesela. Övülen anneler vardır, bunlar bizim nurumuz, ışığımız, mübarek annelerimiz. Çünkü hadis nakletmesi ne demektir biliyor musunuz? Güvenilir ve tertemiz olduğu herkes tarafından tasdik edildi anlamına geliyor. Ama boşadıkları, demek ki bir rahatsızlık var ki boşamış Peygamberimiz (s.a.v.). Peygamberimiz (s.a.v.) kaşına, gözüne, ağzını, burnunu beğenmiyorum diye boşamaz. Kuran’a uygun olmadığı için tavırları boşuyor. Anlaşıldı mı? Hastalık gösterdiklerini anlatıyor zaten Cenab-ı Allah ayette. “Sen bunu söyleyemezsin” diyor. Allah söylüyor, ben nasıl söyleyemem yani, değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “İslam’ın Işığında Günün Meseleleri” adlı kitabının ikinci cildinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in dört eşini boşadığını ve Ahzab Suresi 51. ayetinde de bu bildirildiğini söylemiş.
ADNAN OKTAR:Dörttür, daha da fazladır, Allah biliyor. Biz o devri o kadar kapsamlı bilmiyoruz. Ama bilinenler onlar, daha da fazla olabilir inşaAllah. Evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “HSYK ve YARSAV harekete geçti” diye bir haber var Hocam. Bugün yapılacak referandumda istediği sonucu alamayacağını öngören HSYK'nın yüksek yargıdan gelen üyeleri ve YARSAV harekete geçti” diyor. Bu yeni oluşacak HSYK’daki 22 kişiden 13’ünü kendileri atamak için, kendi elemanlarını yerleştirmek için diye bir haber var Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bakın, bugün İstanbul’un üzerinde gök gürültüsü elhamdülillah diye defalarca zikir çekti. Elhamdülillah diye, Allah yağmur yağdırdı böyle, hafif yağmur yağdırdı. Sürekli elhamdülillah zikri çekti gökyüzü. Bütün İstanbul duydu. Allah diyor ki bak; “gök gürültüsü Allah’ı hamd ile tesbih eder” diyor. Elhamdülillah diyor ama bizim kulak algımız onu o şekilde almıyor. Melekler onu direk hamd olarak duyuyorlar, inşaAllah. Hayırlı, mübarek olsun milletimize, bu bismillah başlangıcı. Daha özgür olacağız, daha aydınlanacağız, daha ufkumuz açılacak. Yani AK Parti'nin zaferi değildir bu, milletimizin zaferidir. AK Parti kendi halinde, normal bir partidir. Bir de AK Parti’nin başarısı zannediyor insanlar. AK Parti’nin bir başarısından bahsetmiyoruz biz. Bizim milletimiz imanlı bir millet, Allah'a karşı derin coşkusu olan, derin sevgisi olan bir millet. Bunu bir şekilde yansıtmak istiyorlar. Bunu çeşitli şekillerde yansıtırlar ve dolayısıyla sağ partilere ağırlık veriyorlar. Mesela CHP’ye de oy verirken yine dürüstlüğü, sevgiyi aradıkları için, sosyal adalet aradıkları için verirler. Yani güzel ahlakı aradıkları için. Mühim olan toplumun, milletin güzel eğitilmesidir. İyi eğitildin mi, dindar oldun mu konu bitmiştir. Mesela Demokrat Parti zamanında da zannettiler ki Adnan Menderes’in kabiliyetinden kaynaklanıyor, öyle bir şey yok. Adnan Menderes öyle ahım şahım bir insan değildi, herhangi bir insandı. Böyle bir özelliği yoktu. Millet mübarek, millet şahane. Ama Adnan Menderes ne yaptı? Bediüzzaman, mübareği cendereye aldı adeta. Ankara’ya sokmadılar, kendi memleketine sokmadılar. Bediüzzaman dedi bak; “bunları böyle yapıyorlar” dedi, “gidecekler” dedi. Yani bu şekilde, artık ne anlama geliyorsa, anlayın, inşaAllah. Yani “dua ediyordum” diyor Bediüzzaman, “artık dua etmiyorum” diyor. Dua etmiyorum ve gidecekler diyor. İnşaAllah
OKTAR BABUNA:Hatta siz diğer şeyleri de anlatmıştınız Hocam. Tandoğan ve İçişleri Bakanının durumlarını da anlatmıştınız Bediüzzamanla olan..
ADNAN OKTAR:Neydi kısaca anlat.
OKTAR BABUNA:Hemen hazırlıyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hazırlama ezberinden anlat.
OKTAR BABUNA:Ankara’ya sokmuyor Hocam Tandoğan.
ADNAN OKTAR:Nevzat Tandoğan.
OKTAR BABUNA:Nevzat Tandoğan. Evet. Ankara’ya sokmuyor.
ADNAN OKTAR:Olmaz ezberden söyleyeceksin.
OKTAR BABUNA:Vali, Üstadın Isparta’ya götürülmesi öncesinde Ankara’da onunla görüşmek ister Hocam. Tutuklu olarak memurların odasına gelen Üstad ile vali arasında şiddetli bir konuşma oluyor. Sesleri dışarı geliyor. vali Üstadın sarığını çıkarmasını istiyor. Üstad odadan çıkarılırken Vali ona ucuz bir kasket getirtmiş. Bunun üzerine Üstad kıyafet kanunun münzevilere uygulanamayacağını söyler. Ardından da valiye de “başımdan bul” der. Bunun üzerine Üstad “bu sarık bu başla çıkar” demiş. 2 yıl sonra valinin adı bir cinayet olayına karışır, bunun üzerine başına kurşun sıkarak intihar eder. Zübeyir Gündüzalp anlatıyor.
Bir de Namık Gedik var Hocam. Namık Gedik’in Üstadı Ankara’ya sokmaması. Üstad 1959’da Menderes ile görüşüp, ona ihtilal tehlikesini bildirmek için Ankara’ya gitti, ama Menderes’e ulaşamadı. 1960’da Namık Gedik’in evinden bile çıkmayacaksın emirleri üzerine Mustafa Sungur ile Menderes’e bu durumu çok garipsediğini ifade eden bir mektup ulaştırdı. Üstad ikinci defa Menderes ile görüşmek için Ankara’ya gitmek isterken yolda durduruldu. Namık Gedik Üstadın Ankara’ya girmesini engelledi. Bunun üzerine Üstad Menderes yanlış yaptı dedi. Üstad bizi anlamadılar, bizim onlara olan duamızı, himmetimizi anlamadılar. İki elini birbiri etrafında döndürerek onlar da şöyle olacaklar der. Yani altı üstlerine gelecekler. Sait Özdemir Ağabeyden.
ADNAN OKTAR:Tabii Allah hepsini hayırla yaratıyor inşaAllah. Yani böyle şeylerde genellikle iktidarın başarısı olarak zannediliyor. Böyle değil. Bu milletin güzelliği, milletin güzelliğidir, inşaAllah, başka bir şey yok. Milletin hürriyet aşkıdır, demokrasi aşkıdır. Yani Adnan Menderes’e insanlar ölüp bayıldığından değil. Yani bunu yapan bir insana, bir insanın nasıl bakacağı belli bu durumu değil mi? Ama onu hürriyet getirecek diye, özgürlük getirecek diye iktidara getiriyorlar. Ne bilsinler böyle bir şey olacağını değil mi? Zaten Allah-u Alem seçim olsa gidecekti zaten.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam evet.
ADNAN OKTAR:Yani ordu müdahale etti ayrı. Ama tabii asılması, çok çok çok yanlış bir hareket oldu. Ama kader-i ilahi. Daha önce de uçak kazası geçirmesi, mesela Bediüzzaman’la uğraşırlarken, bu Hükümet döneminde eziyet ederlerken Bediüzzaman’a, Allah Adnan Menderes’i uyardı. Uçak kazası geçirdi. O sağ kaldı. Ayaklarından asıldı kaldı uçakta, ayaklarından asıldı, ters baş aşağı, bu bir uyarıydı, onu anlamadı Adnan Menderes. Bu birinci uyarısıydı. İkinci kere uyarılınca yine dinlemedi. Yani Allah’ın velileriyle uğraşmak, olabilecek en yanlış hareketlerden bir tanesidir. Olabilecek en yanlış hareketlerden bir tanesidir. Yani bir kişi için Allah dünyayı yerinden oynatır. Bir kişi için. Allah zulme razı olmaz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Siz açıklamıştınız Hocam hadislerle inşaAllah. Allah’ın Hz. Mehdi (a.s.) için Kıyameti durdurduğunu söylemiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii ki. Hadis, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Sahih hadis kitaplarında geçiyor.
Dün bir risale sitesi mi dedin, bir şey yazı vardı, ona cevap veremedik, yarım kaldı. Neydi o? Nur talebeleri...
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Hz. İsa (a.s.)’nın ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin geldiğini, şimdi okuyayım Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onun çıkışını bana versene sen. Bediüzzaman’ı dediler, şahit göstermişler. Kardeşim ben bu işi sonlandıracağım, Allah’ın izniyle. Bediüzzaman adına doğru söylememe olayını durduracağım. İnanılır gibi değil. Beş yaşında çocuk yapmaz şunu.
Bakın mesela Üstad diyor ki, Barla Lahikası sayfa 162. Bunlar meydanı boş bulmuşlar, bunlara cevap veren de olmamış, rüzgar böyle, savuruyorlar. Bakın diyor ki Bediüzzaman; “fakat kendimi o gelecek kişi olduğumu,” yani Mehdi (a.s.) olduğumu iddia edemem diyor Bediüzzaman. “Hiçbir cihette riyakatım yoktur.” “Hiçbir cihette riyakatım yoktur. Fakat o ileride gelecek acib şahsın,” bakın; “o ileride gelecek acib şahsın.” Burada Bediüzzaman yalan söylüyor diyorlar. Yani dünyanın en büyük yalancısı Bediüzzaman’dır diyorlar özetle, bunu demek istiyorlar. O risalelerdeki kardeşlerimi tenzih ederim, onlar iyi niyetli de, fakat cahiller. “O ilerde gelecek,” yani çok özür diliyorum. Ne anlama geliyor? Siz ne anlıyorsunuz “o ilerde gelecek” deyince sen ne anlıyorsun?
SUNUCU 1:İlerleyen zamanlarda.
ADNAN OKTAR:İlerde gelecek birisi değil mi? “Yok” diyorlar, “o anlamda değil. Burada yalan söylüyor, öyle bir şey yok.” “O ilerde gelecek acib şahsın,” bak birde acib diyor, acib ne demektir? Hayret verecek bir insan. Yani o kadar yetenekli, o kadar üstün ki, yani Cenab-ı Allah’ın yaratmasıyla, kendinden değil, o etten, kemikten bir varlıktır Mehdi (a.s.). Yani insanlar (haşa) onu ilahlaştırmasın, çok çok akılsızca olur. Mehdi (a.s.) Allah’ın zavallı bir kuludur. İnsanlar zavallıdır, inşaAllah. Allah’ın karşısında hiç kimse büyük değildir.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Ve hiç kimsenin ilah vasfı yoktur. Bütün güç, kuvvet Allah’a aittir. Bak, “o ilerde gelecek acib şahsın bir hizmetkarı,” ben Mehdi (a.s.)’nin hizmetkarıyım diyor. “Yok yalan söylüyor” diyorlar. Ben de sizin doğru söylemediğinize inanıyorum o zaman.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Ve “diyor, bak devam ediyor. “Ona yer hazır edecek bir dümdarı.” Kardeşim bu kadar kapsamlı yalan olur mu? Niye yalan söylesin Bediüzzaman? Peki doğru söylediğine ihtimal versen; şimdi bak 50’ye 50. Diyor ki; “bana göre yalan söylüyor” diyor. Doğru olduğunu düşün, bir de öyle düşünelim. Bir düşünelim değil mi? Zaten doğru söylüyor yani, çok büyük anormallik yalan söylediğini iddaa etmek değil mi?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir gün doğru söylediğini düşünün. Bir günlüğüne ama, bir günlüğüne doğru söylediğini düşünün. Bir selim kafayla, salim kafayla bir bakın bakalım. “Ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın” bak büyük kumandan diyor. “O büyük kumandanın pişdar öncü bir neferi (önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum.” Kardeşim bu kadar kapsamlı bir yalan söyleyebilir mi bir insan?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, tabii ki söylemez.
ADNAN OKTAR:Vefat etmiş mübarek bir insana gıyabında hepsi yalan denir mi? Mesela şaşar beşer çıkıyor. Hiçbiri geçerli değil diyor. Bediüzzaman bunu söylerken doğru söylemedi diyorlar. Yani “bir aldatmaca yaptı, takiye yaptı, öyle bir şey yok.” diyorlar. “Aslında kendini kastetti” diyorlar. Kendini kastetse mübarek insan... Açık açık söylüyor, kimden korkuyor, bunlardan mı korkacak yani? 30 yıl hapiste yatmış bir insan kimden korkar? Bir tek Allah’tan korkuyor, niye çekinecek yani? Gürül gürül herkesin suratına söylüyor açıkça ne olduğunu, değil mi? Der, “ben Mehdi (a.s.)’ye benziyorum. İddia etmiyorum ama benziyorum, başka da kimse gelmeyecek” der. Ne mahsuru olur? Hiçbir şey de olmaz. Zaten bir nevi Mehdi’dir. İnkar etmiyor ki Bediüzzaman zaten. “Bir nevi Mehdi’ler” gelmiş diyor. “Ben de bir nevi Mehdi’yim” diyor. “Ama Büyük Mehdi (a.s.), Ahir zamanın büyük Mehdi’si ayrıdır” diyor. Gelen Mehdiler zaten o 3 görevden bir tanesini, sadece bir tanesini; ya siyaset, ya saltanat, ya diyanet veyahut cihad, tebliğ yönünde vazifeleri yapmışlar diyor. Yani yapmadılar demiyor. Birçok Mehdi gelmiştir diyor Bediüzzaman. Bende bunlardan bir tanesiyim diyor. Bu gelenler bu görevlerden bir tanesini, sadece birini ve ayrıca ikinci bir özellik daha belirtiyor, bir cihette. Mesela %100’lük bölümünün, %50’sini, %25’ini, %3’ünü, %7’sini, neyse artık o devirde, yapmışlardır, olmuştur diyor. Fakat Mehdi (a.s.) geldiğinde bir, iki, üç, dört bunların tamamını, bunların tamamını bir tam hakkıyla, yani %100’lük olarak tamamını yapacak diyor. Bizim Hocalarımız, mübarekler böyle, o badem bıyıklı bazı kardeşlerimiz var böyle. Kafasına da takkeyi iyice bir oturtuyor böyle. “Kardeşim bu olmaz böyle bir şey” diyor. Niye olmaz, diyorsun. “Olamaz öyle” diyor. Yani “aklım almıyor, olamaz” diyor. Bediüzzaman diyor ki; “olur,” Allah “olur” diyor. Peygamber (s.a.v.) olur diyor. “Bana göre de olamaz” diyor. O zaman ne yapalım, diyor. İşte bir şöyle şöyle ileri geri bir zikzak yapalım, konuyu bilmeyenlere hazmettirebildiğimiz kadarıyla anlatırız diyorlar. İyi, hazmettirebilirsen hazmettir bakalım. O arkadaşın yazısını bana getirin.
Evet. Bakın, “Aziz kardeşlerim” diyor, şimdi açıklıyor. “Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki,” yani komünizm, faşisizmin daha yeni çıktığı yıllar, azgınlaştığı yıllar. “Her şeyi kendi hesabına aldığı için,” yani her şeyi kendine göre yontar diyor. “Faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat.” Şimdi bu nedir kardeşim, diyoruz. Bak, “faraza hakiki beklenilen, hakiki beklenilen ve bir asır sonra.” Bediüzzaman 1300’de geldi. Hicri 1400’de, yani 1900’lerde geldi. 2000’de gelecek olan. Bir asır sonra 2000, değil mi? “Bir asır sonra gelecek o zat.” Bu nedir, diyoruz. “Yalan söylüyor, takiye yapıyor Bediüzzaman” diyorlar. “Doğru değil” diyorlar. Canım ciğerim kardeşim, bakın diyorum, bir gün, 24 saat doğru söylediğini düşünün. Allah rızası için bir gün. Beyniniz açılacak. Kafanızda ki o ağlar falan, tozlar falan hepsi gidecek, bir gün. Bana müsaade edin, bir gün.
Bak “bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse, harekatını” harekat, demek ki operasyon yapıyor mübarek Mehdi (a.s.). “Harekat” diyor baksana Üstad, maşaAllah. “Harekatını o cereyanlara kaptırmamak için “yani çeşitli siyasi düşünceler, ekoller. Şu anda da var, birçok siyasi düşünce var. “Harekatını o cereyanlara kaptırmamak için,” yani zarar görmemesi için hareketinin, canlı ve aktif olarak hareketin devam etmesi için. “Siyaset alemindeki vaziyetten feragat edecek.” Yani siyasete girersen, ezilirsin diyor Mehdi (a.s.) için. Mehdi (a.s.) zaten yapmayacak, biliyor Mehdi (a.s.)’nin siyasete girmeyeceğini Bediüzzaman. Hakikaten siyaset çok çetin. Mesela şimdi bak görüyorsunuz. Kıyasıya birbirini etkisiz hale getirme mücadelesi halinde siyaset şu an, değil mi? O onun açığını arıyor, o onun açığını arıyor. Bir film koyuyorlar, mesela bir tane fotoğraf. Adam mesela 60 yıl saygı duyulan adam, 60 saniyenin içerisinde 60 parçaya ayırıyorlar. Bak adam 60 yıl şerefiyle yaşıyor. 60 saniye içerisinde, adama 60 saniye bakıyor, adamcağızı 60 parçaya ayırıyor ve iş bitiyor bu kadar. Bütün emekleri gidiyor. İşte bunun için Bediüzzaman diyor ki; “siyasete Mehdi (a.s.) girmeyecek” diyor. “Girmez” diyor diyasete. Sadece iman hakikatlerine ağırlık veriyor başlangıçta, 40 yıl kadar. “Risalelerde, Mehdi (a.s.) benden bir asır sonra gelecek veya buna benzer bir ifade geçiyorsa ne demektir? “ İyi tamam işte, Hocamlar. Tevil ustası mübarekler maşaAllah. Ne, hangi internet sitesi bu?
OKTAR BABUNA:Sorularla Risale Hocam.
ADNAN OKTAR:Sorularla Risale. Aslında nur gibi insanlar, hakikaten hepsini çok seviyorum. Ben onların kölesiyim.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Hakikaten getirsinler, ayakkabılarının altlarını öperim yani.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Benim bir üstünlük iddiam yok. Ben garibanın tekiyim ben.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Hakikaten hep sonradan öğrendim ben. Ama açık bu ifadeler. Şimdi ben göz göre göre doğruyu olmayan bir şeye nasıl inanayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet benim istediğim bu. “Mehdi (a.s.), deccal, Hz. İsa (a.s.) aynı zamanda mı gelecektir? Oysa ben hala Hz. İsa (a.s.) gelecektir diye biliyordum doğrusu, bizi aydınlatır mısın?” Bu herhalde suni bir soru. Bediüzzaman’ın bir ifadesi vardı onu almışlardı. Risale-i Nur’dan bir şey var ya, bu değil benim kastettiğim.
Tamam, evet bu. Bak; “Risale-i Nur’da bu manayı akla getirebilecek şöyle bir ibare geçmektedir.” Yani sizi şüpheye düşürebilir diyor Mehdi (a.s.) için. “Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki; her şeyi kendi hesabına aldığı için, farazâ hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât dahibu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten ferâgat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.”Şimdi canım kardeşlerimiz burada Bediüzzaman’ın takiye yaptığının kanaatindeler. “Mehdi (a.s.)’nin iman ve...” açıklama yapıyor hazretler, kardeşlerim. Ben onların elini öperim yani. “Mehdi (a.s.)’nin iman, hayat ve şeriat olmak üzere üç temel vazifesi vardır. Bu vazifelerden en önemlisi ve birinci olan iman vazifesidir. Hayat ve şeriat geniş ve siyasi kavramlardır ki, bunların oluşması uzun bir süreç ister.” Sen nerden biliyorsun uzun bir süreç istediğini, onu Allah’a bırak, değil mi? “Ben bilirim” diyor baksana hazret. Süreci de tespit etmiş yani. Sosyolojik değerlendiriyor, sosyolog gözüyle bakıyor. Allah sosyolog dinlemez.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Peygamber söyledi mi o olur. Diyor ki Bediüzzaman mesela; “yazın aniden kış mevsimi meydana getirir” diyor. Şimdi bir rasat uzmanına değil mi? Bir gökyüzüyle ilgilenen bilim adamlarına göre bu çok zor bir ihtimal. O anda olamaz diyor adam mantıken. Mantıkçılara göre olamaz. Birden oluyor, aniden oluyor.
“İman, hayat ve şeriat geniş ve siyasi kavramlardır ki, bunların oluşması uzun bir süreç ister. Bu sebepten dolayı Mehdi (a.s.) bu üç vazifeyi kısa hayatında cem edemez.” Buyurun, hayatının kısa olduğunu nerden biliyorsun, nerden biliyorsun sen? Sen (haşa) Allah mısın kardeşim, sen nerden biliyorsun hayatının kısa olduğunu? Cem edemez. Allah’ın kudretine sen nasıl sınır koyuyorsun? Peygamber (s.a.v.) olur diyor, Bediüzzaman olur diyor, “ben hayatının kısa olduğunu biliyorum” diyor. Nerden biliyorsun kısa olduğunu, gördün mü sen Mehdi (a.s.)’yi? Hayatının kısa olduğunu nerden biliyorsun? Sana doktorlar öyle söylemiş bile olsa, yine geçerli olmaz. Nerden çıkarttın bunu? “Mehdi (a.s.) bu üç vazifeyi kısa hayatında cem edemez.” Bak kestirip atmış. Neye göre? “Mantığıma göre” diyor. Hadis var mı? “Yok.” Kuran’a göre mi? “Değil.” Bediüzzaman’ın izahına göre mi? “Değil.” Benim kafama göre diyor. “Mehdi (r.a) kendi hayat döneminde vazifelerinden en önemlisi olan iman vazifesini ifa edip, sair hayat ve şeriat vazifelerini nurani cemaatine ve takipçilerine bırakmak durumundadır.” Niye bırakmak durumunda kalıyor? Bediüzzaman böyle bırakmak durumundadır demiyor. “Eğer bırakmak durumundaysa, zaten gerçek Mehdi (a.s.) değildir” diyor Bediüzzaman.
Yani bu durumda, böyle bir durum varsa, o gerçek Mehdi (a.s.) değildir diyor. Yani bir kısım vazifelerinden bir tanesini, mesela hayat, şeriat efendim işte, yahut şöyle diyelim, siyaset, saltanat, diyanet gibi görevleri yaparken, bunlardan herhangi bir tanesini yapıyorsa, mesela Bediüzzaman diyanet görevini yapıyor. Bunu yapıp vefat edip gittiyse, kastedilen Mehdi (a.s.) değildir diyor Bediüzzaman. Büyük Mehdi (a.s.) değildir. Çünkü daha önceki Mehdi’ler de aynısını yapmıştır diyor. Onlar da diyanet yönünde gelmiştir. Sadece diyanet yönünde görevini yapıp gitmişlerdir diyor. Ya siyaset yönünde gelmiştir. Sadece siyasette görevini yapıp gitmiştir. Veyahut saltanatta gelmiştir ve isim isim de liste de veriyor. 12 imam, 4 mezhep imamı, hepsini sayıyor tek tek. Bu kişilerin hepsi diyor Mehdi’dir. Ama kastedilen Büyük Mehdi (a.s.) değildir diyor. Kastedilen Büyük Mehdi (a.s.) olması için 3 görevi birden yapması gerekir diyor, aynı anda, aynı zamanda, sağ iken. “Nurani cemaatine ve takipçilerine bırakmak durumundadır.” Tamam, nurani cemaatine bıraktı Bediüzzaman, cemaatini paramparça ettiniz. Parçalara ayırdınız, birbirinizle görüşmüyorsunuz. Kaderde bu, ayrı, yani Allah’ın takdiri böyle. Ama böyle bir olay olmadı., değil mi? Ne Hırıstiyanlarla ittifak oldu, Hilafet-i Muhammediye cihetinde, Mehdi (a.s.) halife olarak ortaya çıkmadı. Ne İttihat-ı İslam oluştu. Ne İslam ordularının kumandanı oldu Bediüzzaman, hiçbiri olmadı. Takipçilerinin de buna hiç niyeti yok gibi görünüyor, bir kısmının. Bir kısmı zaten külliyen reddediyor, Bediüzzaman gibi bir olay yok zaten diyor. Hiç kabul etmiyoruz diyor.
OKTAR BABUNA:Başka delillerde varmış Hocam. Siz daha bilirsiniz. Mesela mezhep mukallitiydi, mezhepleri Mehdi (a.s.) kaldıracak demiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii bütün mezhepleri kaldırıyor Mehdi (a.s.). Bak, “nurani cemaatine ve takipçilerine bırakmak durumundadır. Zaten akılcı ve gerçekçi olan da budur.” Kardeşim sen aklını kendine sakla mübarek kardeşim. Gerçekçiliği de kendine sakla sen. Kuran’da diyor ki Cenab-ı Allah; “zaman yok” diyor. Adam diyor ki; “aklımızın gerçekçiliğine göre zaman olmaması gibi bir şey yok, zaman zaten var, görüyoruz, nasıl inkar edelim ki” diyor adam. “Allah yok” diyor (haşa). Allah’ın dediğinin doğru olduğu ortaya çıktı, değil mi?
OKTAR BABUNA:EvelAllah. İnşaAllah Hocam
ADNAN OKTAR:Biz iman ettik. Allah dedi ki; “bütün kainat yoktan yaratıldı.” 1400 sene, olur mu öyle şey?” dediler. Yani vardan var olur dediler. Var olan bir şeyden var olur dediler. Yoktan var olmaz dediler. Bütün dünya bunu kabul etti nerdeyse, büyük bir bölümü. Sonra çıktılar dediler ki; “yoktan var olmuş dünya” dediler. Doğru bu dediler. Kuran’ın dediği doğru çıktı. O zaman nedir? Akılcı ve gerçekçi, yani bak akılcı değil, zekacı ve mantıkçı olan budur anlamında konuşuyor bu. Sen çünkü mantıkla konuşuyorsun. Akılda bu olmaz. Akıl Kuran’dır, hadistir. Akıldan bahsetme. Akıldan bahsedersen Bediüzzaman’ın dedikleri açık zaten, ortada. Hadisler ortada, Kuran ortada. İttihat-i İslam’ı Kuran’da emrediyor Allah. “En büyük farz vazifedir” diyor Bediüzzaman. En büyük farz vazifeyi, gece gündüz logolara koymaları gerekiyor, sitelerine. Oradaki kardeşlerimin yüzde doksan dokuzu benim canım, hepsini çok seviyorum; fakat bu yazan kardeşimiz yanlış yazmış. Tabii uslüp biraz belki sert olabilir ama, o da hamiyet-i İslamiyemden oluyor. Yoksa ben o kardeşimizin kölesiyim. Getirsin ayakkabısının altını öperim, öyle benim bir iddiam yok.
“Zira Mehdi (r.a) bütün icatları harika ve olağanüstü bir şekilde olsa, bu hem kainatta cari olan Adetullah’a, hem de imtihanın sırrına zıt olur.” Doğru, harika değil ama Bediüzzaman diyor ki; “benim zamanımda Mehdi(a.s.)’nin gelmesi mümkün değil” diyor. “Ama hayatın geniş dairesinde, ileride Mehdi (a.s.) geldiğinde bu üç vazifeyi yapması son derece makul.” diyor. Arkadaşlar ne diyor; “makul değil” diyorlar. “Ve vukua layıktır ki,” diyor, “vukua layıktır” diyor değil mi? “Hadis dahi olmasa bu şekilde olacaktır, Adetullah gereği budur, Allah’ın kanunu gereği budur” diyor. “Mutlaka olacaktır”, diyor. Zülkarneyn (a.s.) zamanında da ‘olur mu ki’ diyorlardı, oldu. “Akla zıt” diyorlardı, “mantığa zıt” diyorlardı o devirdekiler. Hz. Süleyman (a.s.) zamanında da ‘imkansız , bizim az bir adamımız var, az bir grubumuz var, bütün dünya bize karşı, bizi eziyorlar, biz nasıl dünya hakimi oluruz, olacak iş mi bu?’ diyorlardı, rahatsız olan bazı arkadaşlar. Allah gümbür gümbür hakim etti dünyaya Hz. Süleyman (a.s.)’ı. Devrinin Mehdisiydi. Hani olmuyordu, hani mantığa, akla uygun değildi bu? Hani Adetullah’a uygun değildi? Adetullah’a uygun ki Allah yapmış. Zülkarneyn’ (a.s.)’de de aynı iddia bulundular, Zülkarneyn (a.s.)’de de hakimiyet oldu, inşaAllah. Firavun da çıktığında insanlar, etrafındakiler, onun da hakim olacağını tahmin etmiyorlardı. Buhtunnasır da çıktığında. Dokuz ay on günlük bir veletti Buhtunnasır, dünyaya hakim oldu. Kardeşim, küfür hakim olurken mantıklı oluyor, değil mi? Kabul ediyorsun. Buhtunnasır hakim olurken ‘ne var bunda’ diyorsun. “Nemrut da hakim olur” diyorsun. Avrupa Birliği de hakim olur, Mason da hakim olabilir, komünist de hakim olabilir. Peki İslam? “Cari olan Adetullah’ın kanunlarına aykırıdır bu” diyorlar. Cari olan Adetullah’ın kanunlarına uygun bu. Uygun olduğunu Allah tarihte göstermiştir bize. Aynı senin kafanda olan insanlar itiraz etmişler, bu rağmen Hz. Süleyman (a.s.) gümbür gümbür dünyaya hakim olmuş. Ta Afganistan’a kadar hakimiyeti vardı Hz. Süleyman (a.s.)’ın. “Bu sebepten dolayı,” bak “bu sebepten dolayı.” Hadis yok, Kuran ayeti yok, hazretin mantığı var sadece. Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’ndan kaynak vermemiş, hadisten kaynak vermiyor, her şeyin üzerinde Kuran ayetinden kaynak vermiyor. “Benim mantığım bunu almıyor” diyor. “Zekam bunu almıyor, kabul edemiyorum arkadaşım” diyor. “Bu sebepten dolayı” diyor, gerekçe, mahkeme kararı gibi karar almış bak. “Ve şerh ediyorum hüküm özetinde” diyor. Hükmü neye göre verdiğini, delil kısmına geçtiğimizde, “delil benim zekam ve mantığım” diyor. “Bu sebepten dolayı, bu üç vazifeyi hayat ve şeriat uzun vadeli olmasından dolayı.” Bediüzzaman “kısa sürede olur” diyor. “Kısa sürede olacak” diyor, ‘Uzun süreli olmasından dolayı,’ nereden biliyorsun uzun süreli olacağını? Yani gayb mı kaldırıldı sana, gayb perdesi mi kaldırıldı, nereden biliyorsun uzun süreç alacağını? Bediüzzaman süratı anlatmak için, kafalarına iyice girsin diye, o kadar çok örnek veriyor ki; mesela “deniz muazzam karışır, dalgalar etrafı alır, birdenbire bir saniye teskin eder Allah denizi” diyor. Hocaya göre, bunu yazan arkadaşa göre, bu mümkün mü; mümkün değil. Ne cari olan Adetullah kanunlarına uygun, ne Hocamızın zekasına uygun, ne mantığına uygun, zaten olamaz. “Allah olur” diyor, yapıyor Allah. “Bana göre olmaz” diyor, “teşekkür ederim” diyor. “Bu üç vazifeden hayat ve şeriat uzun vadeli olmasından dolayı Mehdi (a.s.)’nin bizzat şahsının değil, onun çizdiği rotada giden cemaatin üstünde olacaktır.” Kardeşim ona da razıyız, tamam yap. İttihat-i İslam’ı savun, onu da savunmuyorsun. Türk-İslam Birliği’ni savun, böyle dil ucuyla değil, geceli gündüzlü var gücünle. Ve yine Müslümanların bir lideri olacak. “İslam ahlakını dünyaya hakim edeceğiz” diyorsun değil mi? Talebeleri bunu tamamlayacak. Müslüman aleminin lideri olmayacak mı? İşte o liderin adı Mehdi (a.s.) kardeşim, canım kardeşim. Ona da formül bulduysan o ayrı mesele. Bazı kardeşlerimiz var yazıyorlar; “niye bir tane lider olsun ki? Beş, altı, yedi, sekiz tane olabilir.” Kardeşim bu Mehdi (a.s.)’den kurtulma derdi nedir? Bu nedir bu rahatsızlık? Nerede görülmüş Müslümanların sekiz tane lideri olduğu.
OKTAR BABUNA: Görülmemiş Hocam hiç. Siz demiştiniz, her dönemde halife var, daha yeni kalktı halifelik Hocam.
SUNUCU: Yayınımıza kısa bir aradan sonra devam edeceğiz. Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir duyuru yapabilir miyim Hocam? Kanal Avrupa olduğu için inşaAllah. 16 Ekim 2010 tarihinde 19:00-22:00 saatlerinde yer Hanzezaal Ring Hotel, Am Stadtpark. Kurt-Schumacher Str. 41, Lünen. Konuşmacılar Öztürk Kalem Hocam, Oktar Babuna, Cihat Gündoğdu. Saat 13:00’ten itibaren otelde fosil sergisi olacak. Çok fazla fosil gösterime sunulacak. Davetimiz yemeklidir, giriş serbesttir konferans ismi “Bilimin Işığında Evrim Teorisi” bekliyoruz inşaAllah.
Hocam, Başbakan’ın konuşma üslubunu biraz sert bulduğunuzu belirtmiştiniz. Başbakan’ın bu geceki referandum sonrasındaki ilk konuşmasından bir alıntı okuyabilir miyim? Sizin uyarınızla paralel olarak, “Ben seçim sürecinde yanlış anlaşılan, maksadı aşan ifadelerden mümkün olduğunca kaçındım. Şahsıma yönelik, partime yönelik ağır ithamlar, hakaretler ve şık olmayan yakıştırmalar sebebiyle ben hakkımı helal ediyorum. Eğer gerçekten ben de birilerini incittiysem, ben özür diliyorum. Artık geçmişe takılıp kalmadan ileri bakmak, hele hele birinci dereceden terör konusunda iktidarıyla muhalefetiyle iş birliği yapmak zorundayız. Tüm siyasi partileri işbirliği yapmaya davet ediyorum.” demiş Başbakan.
ADNAN OKTAR: Güzel. Mübarek bir insan, temiz bir insan, mazlum. Eski, Belediye Başkanlığı döneminden beri dikkatle takip ediyorum. Ama insandır tabii eksik yönleri, hatası olabilir, uyarırız. Yani sözlü de uyarırız, gerekirse oyumuzla da uyarırız. Ama doğruya doğru, eğriye de eğri demek lazım, vicdanlı davranmak lazım, inşaAllah.
Yalnız terörle mücadelenin yolu, bilimsel mücadeledir. Yani karşındaki bilimsel mücadele, sahte bilimle bilimsel mücadele yapacak, ama bizler de susarsak; bak Bediüzzaman diyor; “ikna ve telkin kabiliyeti geliştikçe.” Bak “ikna ve telkin kabiliyeti,” yani konuşma, anlatma, kahvehaneler de izah etme, sokakta anlatma, dağda bayırda anlatma, broşür dağıtma, kitap dağıtma, her türlü konuşma. “İkna ve telkin kabiliyeti tevessüs ettikçe, genişledikçe bu taun da” diyor “taun.” Bu komünist hareket, PKK hareketi veyahut iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün hareketi, “eğer tek yanlı çalışırsa, tek yanlı faliyet yaparsa gelişir” diyor, “durudurulamayacak şekilde gelişir” diyor. Kardeşim şimdi söylüyorum, dağın üstüne sen bir tanker su çıkarırsan yahut bir kamyon kaya diyelim, yuvarlak kaya. Damperli kamyonu açar bırakırsan, dağdan aşağıya yuvarlanır. Ona karşı bir güç olması lazım, değil mi? Karşı güç yok. Bilimsel çalışma yapılması gerekiyor karşıt. Anti-komünist, anti-Darwinist, anti-materyalist, anti-Leninist, anti-Stalinist, ama hepsinin üstünde anti-Darwinist çalışma yapılıyor. Bu yapıldığında, bu taun durur. “Onun dışında” diyor Bediüzzaman; “polisiye ve askeri tedbirlerle durduramazsınız” diyor. “Durmaz” diyor. Ara ara söyleyeceğiz, başka yapacak bir şey yok, “durmaz” diyor Bediüzzaman. Bütün partiler bir araya gelse, sırt sırta verseler, ne yaparsa yapsın, eğer karşı bilimsel atak yapılmazsa, karşı felsefi açıklamalar yapılmazsa, ilmi cevap verilemezse, o tağun tevessür eder gelişir, durdurulamaz. Söyleyeyim yani. Evet Oktar Hocam söyle.
OKTAR BABUNA: Siz, Allah’ın izniyle dünyada bunu yapabilen siz varsınız Hocam. Siz dediniz zaten “iki ay içinde Allah’ın izni ile bitiririm” dediniz. O imkanı verirlerse.
ADNAN OKTAR: Kardeşim mesela bana TRT’de; şu ŞEŞ Tv var ya, günde iki saat program verseler, bir ay. Yani eğer PKK kalırsa bana ne diyorsa deyin. Kökünden kazırız. Kardeşim mesela köpek ölüyor, niye ölüyor? Onun da bir canı var, canı çıktığı için ölüyor değil mi? Canı olmayan bir köpeğin bir etkisi var mı? Yok. Şimdi PKK hareketi de böyledir. Onun canı bilimle durdurulur, felsefeyle, ilmi çalışmayla durdurulur. Canı durduğu müddetçe o havlamaya devam edecek, ısırmaya devam edecektir. Canının alınması gerekiyor. Canı da ilmi olarak alınır. Fikirle, bilgiyle alınır. Yani “askeri tedbirle, polisiye tedbirle olmaz” diyor, Bediüzzaman. Kuran’a göre de olmaz, hadise göre de olmaz, akla göre de olmaz, fikre göre de olmaz, mantığa göre de olmaz. İlla ki fikri mücadele gerekir, inşaAllah. Adam gece gündüz anlatıyor. Diyorlar ki; “ovaya insinler ovadan ovada anlatsınlar.” Ovayı kaplamış adamlar zaten. Ovanın her yerinde anlatıyor adamlar, öyle bir derdi yok ki adamın. Ovaya inse, “siyasetin” diyor adam, “ben kitabını yazıyorum” diyor. Komünist düşünceyi anlatıyor. Siyaset değil mi komünizm? Marksizm siyaset değil mi? Anlatıyor işte, Darwinizmi, materyalizmi anlatıyor adam. Leninizmin gereğini anlatıyor. Cayır cayır anlatıyor. Orada gidin, Bingöl’de, Muş’ta kardeşlerimizin, Kürt kardeşlerimizin olduğu yerlerde, 12-13 yaşındaki çocukları bile yoğun siyasi eğitimden geçiriyorlar. Ovaya inmişler ki anlatıyorlar. Daha hala onlar dağda duruyor zannediyor. Adamlar ovayı kaplamış, öyle bir şey yok. 30 yıldan beri onlar ovada zaten. Bir ucu dağda, bir ucu ovada. Oradaki Deccaliyet böyledir.
OKTAR BABUNA: Fakat Hocam siz maşaAllah ilmi delillerle bunların Darwinist, Stalinist, komünist olduklarını ispat etmenize rağmen, din düşmanı, buna rağmen hayret verici bir şekilde hala anlamazlıktan gelinmesi de bir mucize Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi tabii kabul etti mi, mücadele etmek gerekiyor. Mücadeleyi de, Allah-u alem hepsi değil de, bazı devlet kurumlarının, bazı memurları yapamayacaklarını düşünüyorlar. “Susup bekleyelim” diyorlar. Susup beklersen, adam seni adım adım köşeye sıkıştırıyor işte. Sıkıştırır yani inşaAllah. “Bilmiyorsanız, bilenlerden sorunuz” diyor Allah ayette. “Bilenlerden sorunuz.” Zor değil ki bu, gayet kolay.
OKTAR BABUNA: Hocam Allah’ın izniyle Fransa’yı bir kaç gecede dümdüz ettiniz. Bütün Fransa’yı yani 100-150 yıllık kalesi böyle Marksizm’in, Darwinizm’in, Materyalizm’in Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Kardeşim Güneydoğu’dan çocuklardan aldılar 2-3 tane, çocuk getirdiler. Burada konuşma yapıyor, tartıştırıyorlar çocukları. Çocuk acayip siyasi bilince ulaşmış onların tabiriyle. Bilinçlenmiş, siyasi bilince ulaşmış. Tartıştılar, yenemiyorlar çocuğu tartışmada. Çünkü tartışmada kullanılan malzeme demagoji. Demagojiyle yenemezsinki. Bilimle, felsefeyle yenersin. Bilimi kullanmıyorsun sen. Yani o “yapılır mı, vicdana uyar mı bu?” diyor. O da diyor ki; “vicdana uyduğunu bize Lenin söylüyor” diyor, mesela. “Komünizmin gereğidir bu” diyor. “Markisizm’in, Leninizm’in gereğidir. Bilimsel gereğidir bu” diyor. Adam da diyor ki; “bilim ne ki?” diyor, gibi yani. Leninizm ne ki” gibi. Olacağı bu. Yani Marksizmi, Leninizm’i yok saydığında, Darwinizmi yok saydığında, bütün dünyayı kaplayan felsefeyi yok saydın demektir. Madem yok sayıyorsun, devletin kitaplarında ne işi var Darwinizm’in o zaman? Cayır cayır anlatmıyor mu resmi kitaplarda, Darwinizm anlatılmıyor mu, değil mi? Yani direkt gerçek gibi anlatıyor. Tarih dersine bakıyoruz, Darwinizmi anlatıyor. Sosyoloji de Darwinizm, Felsefe kitabında Darwinizm anlatılıyor. Her yerde Darwinizm anlatılıyor. Televizyon kanalları cayır cayır Darwinizm anlatıyor. Hatta TGRT bile; zaman zaman uyarıyoruz, “Ara fosil bulundu” diye haber yapıyor. “Kardeşim ne yapıyorsunuz siz?” diyoruz. “Özür dileriz, gözümüzden kaçtı” diyorlar. Kaç defa, Yeni Şafak gazetesi de, kaç defa. “Pardon” dediler, “gözümüzden kaçtı.” Gözden kaçar mı bu, değil mi? Kaç defa uyardık. Yani diğer gazetelerde de, çok şaşırtıcı oldu yani. Bir çoğunda gördük. Bakın burada ne diyor mübarek kardeşimiz? Onun bir göstersene logosunu, yerini bir göstersene.
OKTAR BABUNA: Sorularla Risale Hocam.
ADNAN OKTAR: Sorularla Risale evet. Bak mesela burada kardeşlerimiz; bakın eğer buradaki dürüst ve samimilerse; ki ben dürüst ve samimi olduklarına inanıyorum.
Bakın Bediüzzaman ne diyor? “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek olan o zat.” Bunu yazsınlar, koysunlar, diğer saydıklarımı da, Bediüzzaman’ın anlattıklarını da, bunların hepsini koysunlar. Yorumu bir de gençlere bıraksınlar bakalım, yani Risale Nur’dan ne anlıyorlar? “Arkadaşlar” desinler, “siz bu Bediüzzaman’ın izahlarından ne anlıyorsunuz? Bize kısaca yazar mısınız?” diye bir okuyucu bölümü koysunlar. Okuyucu yorumları bölümü. Tamam sizin yorumlarınızı anladık biz, teşekkür ediyoruz. Ama bir de halkın, milletin yorumu nedir, değil mi? Herkesten gelsin. Bir de onlara bakalım. İnşaAllah. Bak diyor ki arkadaşımız. “Bu gerçekten yola çıkarak” şimdi bir kere gerçek diye sen hüküm veremezsin. Nereden çıkarıyorsun gerçek olduğunu? Yani Mehdi (a.s.)’nin gelmeyeceğini, “bu gerçekten yola çıkarak” diyor. Şimdi burada bir dur. Gerçek yani onu hadislere bırak, Bediüzzaman’a bırak birde milletin takdirine bırak. “Bu gerçekten yola çıkarak Üstad Hazretleri, faraza beklenilen Mehdi (a.s.) bu zamanda gelse siyaseti anımsatan diğer iki vazifesinden feragat edip, bütün mesaisini iman üzerinde teksif edecektir diyerek” diyor. Kardeşim tercümeye ne gerek var. Orjinalini koysana, kendi kendine böyle eksiltmeler, kısaltmalar, düzeltmeler şeklinde, şemailini değiştirerek ne gerek var? Zaten kısa bir yazı. Yani bunu değiştirmedeki hikmet nedir? Kendi ağızındsn uydurmanın alemi ne? Desene, işte tam bak; “bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için,” bakın “faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek olan o zat.” Kardeşimiz neyi yapmış bak burada? “Faraza beklenilen Mehdi (a.s.) bu zamanda gelse.” O dilin mi paralize olurdu canım kardeşim. Bu ifadeyi koysan; “bir asır sonra gelecek,” niye bundan rahatsızsın, bu kelimeden? Risale-i Nur’dan da çıkartmış bazı kardeşlerimiz bunu. Biz böyle böğürlerine mi dürttük artık, kulaklarına mı dürttük, geri koydurttuk yerine, değil mi? Bediüzzaman el yazısıyla kendisi yazmış. Böyle altta düzeltmiş, yani bu hususun önemli olduğunu belirtmiş. Niye çıkarttın uyanık kardeşim? Rahatsız mı oldun o ifadeden? Bak diyor ki; “Üstad hazretleri faraza beklenilen Mehdi (a.s.) bu zamanda gelse.” Bediüzzaman’ın orjinal ifadesi ne? “Faraza hakiki beklenilen.” Hakiki, bunu niye çıkardın hakikiyi? “Beklenilen ve bir asır sonra gelecek.” Bunu niye çıkartıyorsun güzel kardeşim? Niye rahatsız etti bu kelimeler seni, değil mi? Buna rağmen becerememişsin. Yine olmuyor. Yine becerememişsin, yine olmamış. “Faraza beklenilen Mehdi (a.s.) bu zamanda gelse, siyaseti anımsatan diğer iki vazifesinden feragat edip, bütün mesaisini iman üzerinde teksif edecektir.” Böyle anımsatma, benimsetme falan bunlara gerek var mı? Orjinal ifadeyi koysana, sakin ol sen, değil mi? Bak, “edip” diyor, “bütün mesaisini iman üzerinde teksif edecektir.” Aksini söyleyen var mı? Mehdi (a.s.) ilk çıktığında, bütün ağırlığını Darwinizmi, materyalizmi yıkmaya ve iman hakikatlerine verecektir ve 40 yıl sürecek bu, hadislerde de var. Bediüzzaman da bunu söylüyor; “birinci bölüm budur” diyor, birinci vazifesi. Ama “ikinci, üçüncü, dördüncü vazifelerini yapacak” diyor. “Bu birinci vazifeyi yaparken Mehdi (a.s.)’yi kimse fark edemez” diyor Bediüzzaman. “Kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. “Belki o eşhas-ı Ahir zaman imanın nuruyla fark edilebilir” diyor Mehdi (a.s.) için. Birinci vazifesi uzun sürüyor 40 yıl sürüyor. Ve o dönemde yoğun olarak imani faaliyet yapıyor. Siyasetten çekilecek diyor zaten. Ama sonraki bölümünde, siyaset saltanat ve şeriat hepsini uygulayacak diyor inşaAllah. Ve bunu kısa sürede yapacaktır ve bunun kısa sürede olmasına siz şaşırmayın diyor Bediüzzaman açıklıyor; “Cenab-ı Allah fırtına ortamında aniden fırtınayı durdurur” diyor. “Kış mevsiminde aniden yaz yapar, yaz mevsiminde aniden kış yapar. Buna gücü yeten Kadir-i Mutlak bu gerçeği vaat etmiştir, vaat ettiği için elbette gönderecektir.” diyor değil mi? “Mehdi (a.s.) geldiği vakit bedahat derecesinde herkes tarafından bilinmez” diyor inşaAllah. “Diyerek, bu zaman insanına nasıl hareket edilmesi noktasında önemli bir ders veriyor.” Bir kere burada Mehdi (a.s.)’nin birinci vazifesini çok kapsamlı izah etmiş Bediüzzaman. “Ders veriyor” tabiî ki ders veriyor, ama anlıyorsan sen değil mi? Anlamamışsın ki. Sen bir kısmını almışsın, kelimeleri de çıkartmışsın. “Bir asır sonra,” ondan rahatsız olmuşsun, çıkartmışsın. “Hakiki” kelimesini çıkartmışsın, “hakiki beklenilen.” Bunlardan niye rahatsız olduğunu yazman lazım. Mesela ben de şu kelimelerden alerji duydum. “Bir asır sonra” kelimesinden neden alerji duyup çıkarttığını bize açıklayacaksın sen. Senin çıkartman kurtarıyor mu? Kurtarmaz ki. Ve bu üfürük nerden geldi sana ayrıca yani, kim üfürdü? Bu şaşar beşer Hocaya, Osman Ünlüye, Cübbeli Ahmet’e toptan bu üfürüm nereden geldi, ben merak ediyorum. Acaba Avrupa Birliğini mi hoplatıyor Türk-İslam Birliği, İttihat-ı İslam kimleri hoplatıyor, bize bu konularda da biraz detay bilgi verirlerse ve İttihat-ı İslam’dan neden ısrarla bahsetmiyorlar? Bak ısrarla belirttikten sonra, şöyle (haşa) göstermelik gibi birkaç kere yayınladılar bazı sitelerde, sonra durdu. Bu olmadı ki kardeşim. Bakın en büyük farzı vazife diyor 5 vakit namazı biz her gün unutuyor muyuz? Unutulmuyor. Her gün yerine getiriyoruz. Bak, “bunun üzerinde” diyor Bediüzzaman, “en mühim mesele İttihat-ı İslam” diyor. Ne demektir? O zaman niye çıkartıyorsun siteden? Dursun kardeşim, görelim Allah Allah. İttihat-ı İslam, nereye yapacak bak. Mesela diyecekler ki; şu bölümde sürekli kalması lazım, “İttihat-ı İslam’ın Önemi” diye bir bölüm. İttihat-ı İslam. Kesintisiz devam etmesi lazım. Çünkü en büyük farz vazife olduğuna göre, değil mi? Bundan kimsenin rahatsız olmaması gerekiyor, İttihat-ı İslam’dan. Türk-İslam Birliği’nin istenmesi, mesela bütün Müslümanlar dua etsin deyin, değil mi? İttihat-ı İslam için hepimiz dua edelim arkadaşlar deyin, bir satırı koyun, ne olur? İstirham ediyorum kardeşlerim olarak. Ben onların kapıcısıyım, gidip çalışayım, kapıcıları kapıcıları olarak çalışayım, yeter ki bu görevi yapsınlar, bu işi yapsınlar. Yemin ediyorum yaparım, İttihat-ı İslam hakim olacaksa, Türk-İslam Birliği olacaksa, gideyim kapıcıları olayım, tabii. Kadrolu yani, ben üzerine para vereyim kapıcıları olmak için, maaş da istemiyorum, inşaAllah. “Bu zaman insan nasıl hareket edilmesi noktasında önemli bir ders veriyor.” Ama sen bu dersi olduğu gibi alırsan olur. “Bir asır sonra” kelimesini çıkarırsan, hakiki beklenilen, “hakiki” kelimesini çıkarırsan, şimdi o dersi tam anlamamışsındır demektir. Demek ki oradan bir kopukluklar var. O kopuklukları biz sana yeniden ekleyeceğiz, inşaAllah. “Nitekim kendisi de aynı şekilde iman hizmeti üzerinde yoğunlaşıyor” Doğru, Mehdi (a.s.) de aynı şekilde yoğunlaşıyor. Bediüzzaman; “ben diyanet yönünde Mehdi’yim” diyor. Ve bütün hayatımı buna teksif ettim, yoğunlaştım diyor. İmam-ı Rabbani, bu şekilde diyor, Abdülkadir Geylani bu şekilde, sadece imani yönlerde. On iki İmam bu şekildedir, mezhep imamları bu şekildedir, bunların hepsi Mehdi’dir, ben de dahil hepimiz Mehdiyiz diyor. Ama Ahir zamanın büyük Mehdi ünvanını alamamıştır hiçbiri diyor. “Alamamasının sebebi nedir biliyor musunuz? Diyanet, saltanat, siyaset hepsini birden yapması gerekiyordu bu kişilerin. O zaman Büyük Mehdi (a.s.) olurlardı” diyor. “Bunu yapamadıkları için, bu sadece Büyük Mehdi (a.s.)’ye ait olduğu için, onun için onun durumu ayrıdır” diyor. “Onun için ona Büyük Mehdi (a.s.) deniyor, gerçek Mehdi (a.s.) odur” diyor. “Hakiki beklenen”’ den kasıt bu işte. Hakiki demek ayrıdır, hakiki olmayan ayrıdır. Yani bir Mehdiler vardır, bir de hakiki Mehdi (a.s.). Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerde bahsettiği hakiki Mehdi (a.s.). Onun için o cümleyi özellikle kullanıyor, hakikiyi. Ben Mehdi (a.s.) değilim demiyor ki Bediüzzaman, o da Mehdi’dir. Biz de inkar etmiyoruz. Hepsi Mehdi’dir onların, inşaAllah değil mi? Ama bakın “bu üç vazifeden, ben de dahil” diyor Bediüzzaman, “hepsi bir tanesini yaptılar, bir vazifeyi. Ya siyaset, ya saltanat, ya diyanet, bir tanesini yaptık. Üç vazifeyi yapan hiç yapan olmadı. Bir tek Mehdi (a.s.) yapacak bunu ve kısa sürede yapacak bunu” diyor. “Aklınız almasa dahi, mantığınız almasa dahi, yani mantıksız görseniz de, yine olacak, yapacak ve siz de göreceksiniz” diyor. “Ve arkasından da Hicri 1400-1500’ler arasında bu iş bitecek, 1506’ya kadar devam edecek” diyor. İş demeyeyim de Allah affetsin, bu güzel durum. “1506’ya kadar devam edecek, 1506’dan sonra bozulma başlayacak, Hicri 1545’de de, yani 2120 gibi de Kıyamet kopacak” diyor, değil mi? Hepsi bitecek bu dönemde diyor. Yazı mesela Risaleler’de, bunu da. Kıyametin vaktini belirtiyor Bediüzzaman. Hadislere dayalıdır bu yalnız, yedi bin yılla ilgili hadislere dayandırarak söylemiştir. Bediüzzaman bir şey söyleyeceği vakit; hadis, ilham ve Kuran. Kuran’dan işareti alır, hadisle onu tamamlar, ilham alıyor ve onu ebcede dayandırarak açıklar. Ebcede dayandırarak açıklar, inşaAllah. Mesela ondan niye bahsetmiyorsunuz? Kıyamet çok yakın, büyük bir olay bu. Hicri 2120’de Kıyamet kopacak diyor Bediüzzaman, niye çekiniyorsunuz? Bu çok hayati bir konu değil mi? Artık saat geriye doğru sayıyor. Yani yılbaşında bile millet gün sayıyor değil mi? Böyle diyorlar, şu kadar gün kaldı, şu kadar gün kaldı. Kıyamete de şu kadar gün kaldı, belli Allah’ın izniyle. Şu anda da kopabilir ama Kıyamet. Öyle bir garanti yok, şu anda da kopabilir, ama Allah-u alem diyor, 2120 gibi kopacak. Yani şu anki neslin, şu anki gençlerin, onların torunları görecek. Net inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Okuyayım mı Hocam o ifadesini Üstadın?
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırız; "Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar, Kıyamete kadar hak üzerinde olacaktır." “Ümetimden bir taife fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi (cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri) 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına (varlığının sonuna) îma eder. "Hak üzerinde olacaktır." (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117) ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. "Allah'ın emri gelinceye kadar" (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120), kâfirin başında Kıyamet kopmasına îma eder.(Kastamonu Lahikası, s. 33)
ADNAN OKTAR: Tabii bak, bu ne kadar hayati bir şey, çok kısa bir vakit var. Ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sekiz tane hadisi var, dünya tarihi yedi bin yıldır diyor, yedi bin yıl. Bir tarih vermiş yedi bin yıllık, bunu 5600 yılı geçti diyor. 1400 ile 1500’ün arasında. Bak, Bediüzzaman’ın ebcedle desteklediği konu budur, hayrettir yani, inşaAllah. Mesela onu yazmaları, hayati bir konu değil mi? Tatlıdan, muhallebiden, Avrupa Birliğinden, yapılacak ticaretten bahsediyor. Şimdi Kıyamet koptuğunda Avrupa Birliği de hallaç pamuğu gibi gidecek, Amerika da hallaç pamuğu gibi gidecek, her yer hallaç pamuğu gibi gidecek. Kuran’a, hadise, Risale-i Nur’a uygun konuşsun kardeşlerimiz, inşaAllah. “Nitekim kendisi de aynı şekilde iman hizmeti üzerine yoğunlaşıyor, zira zaman ve zemin diğer iki vazifenin ifasına müsait değildir.” Doğru, Bediüzzaman bunu diyor. Bakın diyor ki; “zira zaman ve zemin diğer iki vazifenin ifasına müsait değil.” Benim zamanım buna müsait değil, benim zamanımda Mehdi (a.s.)’nin gelmesi mümkün değil diyor. Çünkü hayatın dairesi geniş değil, dar diyor. “Mehdi (a.s.)’nin geldiği dönemde hayatın dairesi geniş olacak geniş.” diyor. İnternet olacak, televizyon olacak, radyolar olacak, basın olacak, dünyanın her tarafında duyulacak, demokrasi gelecek diyor Bediüzzaman, demokrasi gelecek ve Süfyan’ın komitesi diyor, yerle bir olacak. Yani iddia edilen Ergenekon Örgütü yerle bir olacak diyor ve gittikçe demokrasi de gelişeceği için o zeminde Mehdi (a.s.) çok rahat faaliyet yapacak ve İslam dünyaya, küfrü bağırta bağırta hakim olacak diyor. Bediüzzaman bunu diyor, ama bak arkadaşımız diyor ki, “zira zaman ve zemin diğer iki vazifenin ifasına müsait değildir.” Şimdi bunu okuyan ne anlar? “Artık İslam’dan ümidi kesin, Kuran’ın, Kuran ahlakının dünyaya hakimiyetinden ümidi kesin”, bu anlama gelir. Halbuki Bediüzzaman bunu ne zaman için diyor, “zira zaman ve zemin diğer iki vazifenin ifasına müsait değildir”, kendi zamanı için söylüyor. Benim zamanımda Mehdi (a.s.)’nin çıkması mümkün değildir diyor, doğru söylüyor. “Ancak Mehdi (a.s.) zamanında olur bu diyor, internetler, televizyonlar, radyolar o kadar müsait olacak ki, Mehdi (a.s.) herkesin evine girecek, hadiste belirtiyor. “İnsanlar yattığı yerden Mehdi (a.s.)’yi dinleyecekler” diyor, Mehdi (a.s.)’yi görecekler diyor, çok açık radyo, televizyon olduğu. Milyonlarca Müslüman var, bir insan yattığı yerden Mehdi (a.s.)’yi nasıl görür? Bir de ne haddine, yattığı yerden Mehdi (a.s.) orda olurda bir insan dinleyebilir mi öyle? Uyuyacak hali kalır mı? Şii kardeşlerimiz de Mehdi (a.s.)’nin her eve gerçekten insan olarak gireceğini zannediyorlar. Yani bir buçuk milyar insan varsa, mesela farz edelim yedi yüz milyon Müslüman evi olduğunu düşünelim, yedi yüz milyon, yedi yüz milyon eve bedeniyle gireceğini düşünüyorlar. Kardeşim burada çok açık değil mi televizyon olduğu? Hangi Peygamber yedi yüz milyon eve aynı anda girmiştir? Kuran’da uygun mu, Kuran’ın Adetullah kanununa uygun mu? Televizyon, radyo, internet olduğu çok açık bunun, inşaAllah. Bu konuyu tabii sürekli anlatacağız, inşaAllah. Ama doğru konuşmalarını sağlayıncaya kadar tabii. Bir kere Bediüzzaman’ın yüzlerce sayfa yalan söylediğini söylemek; hem ayıp, hem günah, hem yakışıksız. Bediüzzaman’ı dünyanın en büyük takiyyecisi, en büyük yalancısı ilan etmek demektir. Ben de diyorum ki, “dünyanın en doğru adamı, en doğru adamıdır”. Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.)’nin dışında dünyanın en doğru adamıdır diyorum ve asla takiyyeye de ihtiyacı yok. Bediüzzaman delikanlıydı, delikanlı. Otuz sene hapiste yattı, öyle badem bıyıklı kibarcık şeyi yoktu, değil mi? Şimdi ben badem bıyığa karşı olduğumdan değil de, o kibarcık bazı birkaç kişi var, iki üç kişi, onları kastediyorum. Bana ne, badem bıraksın, efendim ceviz bıyık bıraksın beni ilgilendirmez. Biz tabii kılığa kıyafete karışmayız, isteyen istediği gibi hareket eder, inşaAllah. Bakın yine “Beyanat ve Tenvirler”, Sorularla Risaledeki kardeşlerimiz bu konuyu da yazsınlar. Sayfa 310, “bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor Bediüzzaman, “sonra gelecek o mübarek zat” “Sonra gelecek,” ne anlıyorsun sonra gelecek deyince sen?
SUNUCU2:Sonra inşaAllah gelecek.
ADNAN OKTAR:Bir de buradaki kardeşlerime sor bakalım sonra gelecek ne anlama geliyor. “O mübarek zat.” “Yok öyle bir şey” diyorlar. “O şahs-ı manevinin diğer adı” diyorlar. “O mübarek zat demek, şahs-ı manevinin diğer adı” diyorlar. Kardeşim nereden çıkarıyorsun o zaman? Kitap getir diyorsun, adam televizyon getiriyor. Bu çok açık değil mi kardeşim? “Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nuru”, Risale-i Nur Külliyatı’nı, “bir programı olarak neşr ve tatbik edecek”. Televizyonlardan bağırarak Risale-i Nur’u anlatacak, Bediüzzaman’ın gerçeklerini anlatacak. Bediüzzaman’ın sözlerini çarpıtan, gizleyen, bambaşka şekle sokmaya kalkan ilginç tipleri mahcup edecek, onların yanlışlıklarını onlara gösterecek. “Risale-i Nuru bir programı olarak neşr”, neşriyat, neşr ne demek? Televizyondan neşr edilir, neşriyat vardır. İnternetten neşriyat vardır değil mi? Gazeteler, kitaplar mesela nedir? Neşriyattır. Her şey, yani umuma yönelik olan çalışmalar neşr. Bak “bir program olarak neşir ve tatbik edecek" uygulama “hayata geçirecek tatbik edecek” diyor. Demek ki o mübarek geldiğinde, bu Sorularla Risale’deki kardeşlerimiz de tam aydınlanacaklar Mehdi (a.s.) geldiğinde, mübarek. Bak ben Nur talebesiyim, ben Bediüzzaman’ın öncü talebelerinden bir tanesiyim. Mehdi (a.s.)’nin öncü talebelerinden bir tanesiyim. Bediüzzaman’ın da ondan sonra gelen talebelerinden. Fakat burada bu konu kapanacak gibi değil. Son derece dürüst ve samimi olacaklar. Yeter bu, çok yakışık almıyor artık, bu biraz normalin yok üstünde oldu. Son derece dürüst davransınlar bir şey kaybetmezler.
SUNUCU: Acaba Hocam dürüst olmamaktan korkmuyorlar mı? Bu şekilde yalanlamaları, her şeyin farkındalar bilgileri var.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi kapalı oldukları için bir kısmı, bir de şimdi dersaneye gidildiğinde, çok halim selim sakin bir ortam oluyor düzgün. Çok efendi insanlardır Nur Talebeleri, ben tanıyorum ve sakin nur yüzlü ve efendi insanlardır. Ama Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) konusunda akıl almaz bir hassasiyet meydana gelmiştir. Ne okuturlar, ne konuyu gündeme getirtirlerdi benim zamanımda. Ben bir kere Kutlular Ağabeye söylemiştim, beni acayip bir şeyle karşıladı, acayip sesini yükseltti. Çok kalabalıktı bütün abiler vardı orada, çok kalabalıktı, şaşırdım kaldım. Ben gayet sakin anlattım, dedim ki: “Bediüzzaman böyle” diyor abi bu nedir açıklayın? Muazzam bağırdı. Aman dediler, bu konu açılmaz gibisinden. Namık Ağabey götürmüştü beni, öğretmen Namık Ağabey. On beş gün sonra falan esaslı bir kopma oldu, Yeni Asya grubundan, çok büyük bir bölüm ayrıldı. Burhan Bozgeyik’ler, Sungur Ağabey’ler hatırladığım kadarıyla büyük bir bölüm ayrıldı. Ağabey dedim, bir daha derse gidelim biz oraya gidelim, konuşalım dedim. “Çok büyük bir bölünme oldu, çok büyük bir olay oldu” dedi. Benim olaydan haberim yoktu, bana eski DGM binasının orada söyledi. Oraya yüreyerek gidiyorduk biz o tarafa doğru, orada söyledi, Gülhane’nin orada, hatırlıyorum. Mesela bak Burhan Bozgeyik yazar, Yeni Asya yazarı. O, “Mehdi gelecek” diyor. Gelecek demiyor da, “geldi” diyor. Ama tabii onların bir Mehdi adayları var. Bir mahsuru yok, desinler, bir şey olmaz. “Risalei Nur’u şerh edecek” diyor ya, orada bir ağabeyimiz var, molla bir ağabey var. Molla, tam hatırlayamadım da, küçük küçük Risaleler yapmış böyle, Bediüzzamanın Risalei Nurundaki eserleri şerh ediyor açıklıyor. Güzel de yazmış maşaAllah, “odur” diyorlar. Şimdi herkes yakın zamanda gidip tabi olacaklar. Desin bir şey olmaz, hüsn-ü zan ediyorlardır inşaAllah, ben elini öperim onların. Hocam, o da hocam benim, inşaAllah Mehdi (a.s.) olsun, öyle bir endişemiz yok da, ama herhalde o arada derede ihtiyaç vardı herhalde tahmin ediyorum. Ben rahatsız olmam, ama fıkhen tabii sorun oluyor, ona çok dikkat etmeleri lazım. Herhalde desinler, Allah-u alem desinler, öyle diyebilirler.
Şunu da açıklayayım, açıklayalım o yazıyı da inşaAllah. Mektubat sayfa 411, 412 “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında.” Müslüman hanımların ırzına geçildiği, Müslümanların hayatının perişan edildiği, şu görüldüğü manzara. “En büyük fesadı zamanında, Ahir zamanın elbette en büyük hem bir müctehid, hemen büyük bir müceddid.” Dört büyük mezhep imamından daha büyük diyor. Kardeşim dört mezhep imamınından daha büyükse, nasıl Şafi mezhebinde olsun? Kendi mezhebini, kendi ictihadıyla hareket eder, mezhep imamlarına uyar mı öyle bir durumda?
OKTAR BABUNA:Uymaz tabii ki Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani müctehid, müceddid olan bir insan zaten uyamaz ki, uymaz yani. Kuran’dan ve hadisten kendisi çıkartmak durumundadır, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet
ADNAN OKTAR:Herhangi bir müceddid de demiyor Bediüzzaman. “En büyük müceddid” diyor, tamamından büyük diyor. Yani gelmiş geçmiş en büyük müceddid. O zaman Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerinin üzerinde oluyor. Yani ayrı, hiçbirine tabi değil. İmam-ı Rabbani diyor ki; “Hanefi mezhebine benzer” diyor. Benzeyebilir, niye benzemez? Şafi mezhebine de benzer, Maliki’ye de benzer. Çünkü hak mezhepler zaten, tabii ki benzeyecektir. Ama hepsinin üzerindedir, hiçbirine tabi değil.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam evet.
ADNAN OKTAR:Osman Ünlü Hocam diyor ki; “Hanefi mezhebinden olacak” diyor Mehdi (a.s.). O zaman müceddidliğini kaldırdın. İmam Hanifi’ye bağladın talebesi yaptın mukallit olmuş oldu Mehdi (a.s.). Mukallit olacak Mehdi (a.s.) diyor. O zaman nerede kaldı en büyük müceddid olması, en büyük veli olması, değil mi? Peygamberin (sav) anlattığı ne? “Asr-ı saadet gibi olacak. Aynı benim devrimdeki, benim devrim gibi olacak, bütün mezhepleri kaldıracak” diyor. Bakın mezhep taassubu nereye getirmiş görüyor musun? Peki farz edelim öyle oldu diyelim Hanefi mezhebiyle. Maliki, Şafi mezhepleri ne olacak? Maliki ve Şafi mezhepler diyecekler ki, biz onun ictihadına katılmıyoruz. Yani Mehdi (a.s.)’nin mezhebini kabul etmiyoruz diyecekler. Bu Mehdi (a.s.) olmadı ki o zaman, başka bir şey. Peygamberimiz (s.a.v.)’in tarif ettiği değil o. Yani böyle taassub yapacağız diye, bir şeyleri koruyacağız diye, karmakarışık bir şey meydana getirmeye kalkıyorlar. Mezheplerin hepsini kaldıracak Mehdi (a.s.). Asr-ı saadet gibi olacak ne demektir? Peygamberimiz Sallahu aleyhi vessellem, diyor ki bak mübarek ağzıyla; “aynı benim devrim gibi olacak, aynı” diyor.
OKTAR BABUNA:Mezhep yok yani.
ADNAN OKTAR:Mezhep yok.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman Şafi mezhebine titiz bir insandı, mezhep mukkallidiydi, mukallid. Mezhebe tabiydi. İmam-ı Şafi’ye tabiydi. Mehdi (a.s.)’nin böyle bir özelliği yok. Mehdi (a.s.) hepsinin üzerindedir. “Hem en büyük bir müceddid, hem hakim,” adalet dağıtan bakın, hakimlik görevi yapacak. Hakimlik yapacak, Bediüzzaman hiçbir şekilde hakimlik yapmadı. Yani adalet dağıtan bir, dünya çapında adalet dağıtacak. Bediüzzaman diyor ki; “bütün dünyaya İslamın adaletini gösterecek” diyor, bütün dünyaya. “Elzem ve zaruridir bu” diyor. “Hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak,” en büyük kutuptur. Bakın bütün tarikat şeyhleri diyorlar ki, tarikatlar bitti. Sadece Mehdi (a.s.) var diyorlar. Hidayet onun kanalıyla, Allah onu vesile ediyor artık diyorlar. En yetkili ağızlardan, en büyük mürşidler, Ali Haydar Efendi dahil hepsini bunu söylüyorlar.“Ve o zatta Ehl-i Beyti Nebeviden olacaktır.” Seyyid olacaktır diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Yani o da, Said Nursi Hazretleri tabii hadisten alarak bu gerçeği söylüyor.
Şimdi, nedir bu yeni çıkan bir yazı mı?
OKTAR BABUNA: Evet yeni gelmiş.
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: “Faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi, bu zamanda gelse,”
ADNAN OKTAR: Haa deminki yazı. Evet.
OKTAR BABUNA: “Harekatını ulvi cereyanlara kaptırmamak için siyaset alemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum. Bir asır sonra gelecek şahıs kimdir?” diyor Hocam.
Burada da şunu söylüyor. “Ancak o zatın içinde bulunduğu ekibin şahs-ı manevisi, ilerde diğer vazifeleri de gerçekleştirecektir. Dolayısıyla bir şahs-ı manevi, bir zat olarak ifade edilmiştir” diyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim zaten bu konuyu açıkladık biz.
OKTAR BABUNA: Açıkladık Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle son söylediğini.
OKTAR BABUNA: “Ancak o zatın içinde bulunduğu ekibin şahs-ı manevisi ilerde diğer vazifeleri de gerçekleştirecektir. Dolayısıyla bir şahs-ı manevi, bir zat olarak ifade edilmiştir” diyor.
ADNAN OKTAR: Tamam. İnşaAllah öyle olsun. Farz edelim, öyle olduğunu farz edelim, dediklerini farz edelim. Yani bak. Kurtarmaya çalışıyorlar ya o nedenle. Şeriat, yani İslam ahlakının dünya hakimiyeti. Ve bütün Müslümanların birleşmesi, İttihad-ı İslam oldu. Değil mi? Türk-İslam Birliği kuruldu. Eğer müsaade ediyorlarsa, Müslümanların bir lideri olacak değil mi? Hıristiyanların Papası var, Masonların Meşrik-i Azamı var. Müsaade etsinler de Türk-İslam Birliğinin, İttihad-ı İslam’ın da bir lideri olsun. Bunun adı nedir biliyor musun? Bu kişinin ismi Mehdi (a.s.)’dir. Yine kurtaramadılar bak.Kurtaramazlar. Bak demin de konuştuk. Çözüm, 8 tane daha lider olabilir diyorlar. Köşeye sıkıştılar ya. 8 tane lider, dolayısıyla 8 tane Mehdi olmuş olacak.
OKTAR BABUNA: Yine olmuyor Hocam, siz daha iyi bilirsiniz. 8 tane liderin yine 1 tane lideri olması gerekiyor. Yine olmuyor.
ADNAN OKTAR: Yok onlar olur diyor. Ona gerek yok diyor. Yani sekizin bir lideri olması gerek yok diyor. İnşaAllah. “Bir tane olmaz, niye olmasın?” diyor. Kimi 5 diyor, kimi 8 diyor. Yani burada amaç Mehdi (a.s.)’den kurtulmak. İsa (a.s)’dan kurtulmak için, içler acısı, yani çok zavallı bir durum meydana getirmiş durumdalar. Onu ayrı bir derste anlatalım. Ondan kurtulmak için söylenen, doğru olmayan sözlerin haddi hesabı yok.
“Hz. İsa (a.s) Bediüzzaman’la beraber namaz kılıyorlarmış, uzun boylu bir kişi, saçları uzun” diyor Hz. İsa (a.s)’yı kastediyor. Halbuki Hz. İsa (a.s) uzun boylu değil.“Namaz kılmışlar. Sonra o kişi birden pencereden çıkmış gitmiş” diyor. Böylece Hz. İsa (a.s)’dan da kurtulmuş oluyorlar (haşa). Gelmiş gitmiş. Başka ben bir ağabey var, ismini vermeyeyim de, o da dedi; “Hz. İsa (a.s) geldi” demiş, ağabeyler. Biraz gelmiş durmuş. Kısa bir süre sonra hemen ölmüş, ağabeyler gömdüler Hz. İsa (a.s)’yı diyor. Bak Hz. İsa (a.s)’yı biran önce gömüp, hemen ortadan kaldırmak eğilimi var. Kardeşim Hz. İsa (a.s), Mehdi (a.s.)’nin arkasında namaz kılıyor, Bediüzzaman söylüyor, hadisi söylüyor ve birlikte deccaliyeti dünyadan kaldırıyorlar. Ve İslam ahlakını dünyaya hakim edecekler diyor Bediüzzaman açıkça. Kuran bunu söylüyor ayrıca. Bak 2 tane ayet var. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sana iman etmedik hiçbir fert kalmayacak.” diyor Allah Ehl-i Kitap’ta.“Sana uyanları, seni sevenleri Kıyamete kadar dünya hakimi yapacağım” diyor Allah. Ve “Hz. İsa (a.s)’ın gelişi Kıyamet alametidir” diyor Allah.“Kıyamet için bir alamettir” diyor Allah. Kardeşim peki bunlar, bu ayetler ne?
OKTAR BABUNA: Onları da reddediyorlar o zaman (haşa).
ADNAN OKTAR: Yani yapmayın, etmeyin. Ve bunu yapmadınız mı zaten kurtaramazsınız. Ya Mehdi (a.s.)’nin çıkışını durduramazsınız. Hz. İsa (a.s)’nın gelişini, faaliyetini durduramazsınız. Bu panik nedir, nereden üfürdüler? Bu üfürüm nerden geldi yani, değil mi? Bu üfürüğe bizde kasırgayla karşılık veriyoruz.
OKTAR BABUNA: EvelAllah. MaşaAllah. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Yok öyle şey. Hz. İsa (a.s) ile ilgili izahların haddi hesabı yok. Her biri birbiriyle çelişiyor, yani kurtulmak için Hz. İsa (a.s)’dan. Mehdi (a.s.)’den kurtulmak için bak gördünüz. Yüzlerce sayfa Bediüzzaman’ın yalan söylediğini düşünüyorlar, yüzlerce sayfa. Öyle bir takiye yapıyormuş ki, öyle bir yalanlar söylüyormuş ki, yani kendisinin Mehdi (a.s.) olduğunu gizlemek için, yüzlerce sayfa yalan söyledi diyorlar. Kardeşim niye yalan söylesin, ne mecburiyeti var? “Ben Mehdi (a.s.)’ye benziyorum ama Mehdilik iddia etmiyorum” der, bu kadar biter. Kim ne diyebilir? Değil mi? Ayet ve hadisle yalan söylenir mi?
OKTAR BABUNA:Haşa.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’ın ayet ve hadisle yalan söylediğini söylüyorlar.
OKTAR BABUNA:Haşa.
ADNAN OKTAR:Ama yüzlerce sayfa. Yani inşaAllah bunlar düzelecek. Tabii, bu biraz vakit alır. Ama kardeşlerimiz de bize yardımcı olsunlar, bizi dinleyenler, okuyanlar sürekli sorsunlar. Yani bu nedir, niye bunu yapıyorsunuz diye. Utanacaklardır, bu kadar devam edemezler, bir insanın gücü yetmez. Yani bu kadar doğru söylememeye gücü yetmez.
SUNUCU 1 :Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Birkaç ay önce de Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişiyle ilgili konuları konuştuğunuz zamanlar bu kadar çok Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişine inanmayan ya da itiraz eden, ilgili böyle durumlarla karşılaşmıyorduk. Ama Hz. Mehdi (a.s.) geliş alametleriyle ilgili bir şeyler söylemiştik. Hz. Mehdi (a.s.)’yi gelişinde ona inanmayan insanlar artacak, onu inkar eden insanlar artacak diye.
ADNAN OKTAR:Evet hadis de var. Mehdi (a.s.)’nin, varlığı Ahir zamanda reddedilecek. Yani bu Mehdi (a.s.), Peygamberimiz (s.a.v.) mübarek diliyle belirttiği mühim alametlerden birisidir. Yani büyük bir kitle demek olacak ki, yani ufak tefek bir hareket olsa, zaten “küçük meselelerin nazar-ı nübüvvete ehemmiyeti yoktur” diyor Bediüzzaman, yani küçük meselelerin. Büyük çapta Mehdi (a.s.)’yi reddedecek, yani “Mehdi (a.s.) diye bir şey yokmuş diyecekler” diyor, yani Mehdi yokmuş diyecekler diyor. “Tam bu sırada Allah Mehdi (a.s.)’yi gönderecek, Mehdi (a.s.) ortaya çıkacak” diyor. İnşaAllah.
Bir tane daha söyleyeyim kardeşlerimiz bunu sorsunlar gördükleri yerlerde. Tasdik-i Gaybi, hizmet rehberinde, hepsinde var. Kastamonu Lahikası sayfa 72’de mesala bu konu. Bakın; “Ta Ahir zamanda,” Hocam desinler “ta Ahir zaman“ dediği Bediüzzaman’ın nedir? Kelime kelime sorabilirler. Sırf bu mesala, ezberden sorsunlar. “Ta Ahir zamanda,” hayatın geniş dairesinde.” Hocam “hayatın geniş dairesinde” ne demek, desinler, değil mi? “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri.” Bu nasıl oluyor asıl sahibi? Sahibi nedir, asıl sahibi nedir? “Asıl sahipleri yani” diyor bak açıklık getiriyor. “yani Mehdi ve şakirdleri (talebeleri)” “Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir.” Ahir zamanda. Bu ne zaman olacak diye sorun, mesala çok kısa bir cümle bunu ezberlesin kardeşlerimiz, her gelene sorsunlar. Belki imkanları olmayanlar olabilir. Bir daha 2-3 defa tekrar ediyorum, ezberlerine alsınlar.
“Tâ âhirzaman da hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yâni Mehdi ve şakirdleri, Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir.” Kolay bir cümle, bak bir daha tekrarlıyorum. “Tâ âhirzaman da hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, asıl sahipleri, yâni Mehdi” bak “yani Mehdi ve şakirdleri (talabeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir.” Hocam bize bunu anlatın desinler. Sırf bunu sorsunlar, sırf bu bitirir konuyu. Başka bir şeye gerek yok. Bu Risale Habere sorsunlar, öbür kardeşlerimize sorsunlar, evet.
SUNUCU 2:Hocam maşaAllah Darwinizmle, materyalizmle ilgili bu kadar çok çaba gösteriyor, bu kadar çok çalışma yapan başka bir kişi sizden başka yok.
ADNAN OKTAR:EvelAllah. EvelAllah. Seyyid Battal Gazi gibi. İnşaAllah. Daha vaktimiz uzun. Biz Ahir zamanın daha bir faslındayız. Bizimle, yeni ortaya çıkan kardeşlerimiz oluyor, birden heyecanlanıyor, Hocam size yardımcı olalım falan. Daha 1 ay geçmeden hemen keratalar tepetaklak düşüyorlar. Böyle nefes nefese kalıyorlar. Bu uzun bir koşudur. Nefesini ona göre ayarlayacaklar. Bazen hızlı koşuyorlar, soluk soluğa kalıp, Hocam diyorlar biz geride kaldık özür dileriz biz gidemeyiz diyorlar. Bu uzun koşuda iyi bir kondüsyon gerekir. En az bir 10 yıl daha devam edeceğiz. Ondan sonra bakacaklar ki Türkiye’ye demokrasi mükemmel gelmiş, hukuk çok güzel hale gelmiş. İnsanlar birbirini seviyor. Türk-İslam Birliği gelişmiş, vizeler tamamen zaten kalkacak. Pasaportlar kalkmış, Darwinizmin d’sinden bahsedilmiyor ama bir de Avrupa’da da yayılmış, Hıristiyanlar önümüze geldiğinde bak diyoruz ki; La ilahe illallah diyorlar. Bir de “Muhammeden resulullah deyin” diyeceğiz, onu da diyecekler. İnşaAllah. Ama önce bir La İlahe İllallah dedireceğiz. Ayet var. Kuran ayeti var. Önce bir “la İlahe İllallah” onu diyecekler. Hz. İsa Mesih (a.s.)’in zamanında da, “Muhammeden Resulullah” diyecekler, konu bitecek. İnşaAllah. Dinde zorlamak, bu zorla olmayacak, severek olacak diyoruz. İncil’in aslı bulunacak, Tevrat’ın aslı bulunacak.
Mübarek de şöyle parmağına bakacak, Oktar Hocam. Cinniler böyle inşaAllah ekran şeklinde diyecekler, Süleyman (a.s.)’ın alametleri şurada. İncil’in orjinali şurada. Hüddamlardan böyle, hakiki mümin Hüddamlar, efendim Tevrat’ın orjinali şurada, teker teker söyleyecekler. Elimizle koymuş gibi gidip bulacağız inşaAllah. Hüddamlar yavaş yavaş zaten hizmete başladılar. Bana değil de kardeşlerimize. Ben öyle işlere yanaşmıyorum pek. Kardeşlerimiz maşaAllah baktılar yani bayağı bir ilerleme var. Ben sonradan anlatacağım. Acayip gelişmeler oldu. Cayır cayır anlatıyorlar. 3 boyutlu tam renkli, böyle mükemmel anlatımla konuşmaya başladılar maşaAllah. Arkadaşlarımıza ve doğru bilgi de veriyorlar.
Harunyahya.tv’den devam ediyoruz.
OKTAR BABUNA:Devam ediyoruz Hocam. 16 Ekim’de de konferansa bekliyoruz kardeşlerimizi inşaAllah.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...