SUNUCU:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne anlatayım Oktar?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Haberlere devam edeyim mi Hocam? “Boykot Kararı Tutmadı” diye bir haber vardı Hocam referandumla ilgili. Bakan Eker, Yenişehir ilçesindeki Diyarbakır Teknik Üniversitesi sandıkta oy kullandıktan sonra gazetecilere açıklamalarda bulunmuş. Boykot kararının tutmadığını söylemiş. Ayrıca Hocam, Kılıçdaroğlu oy kullanamamış. Onunla ilgili bir haber vardı.
ADNAN OKTAR:Ben Kılıçdaroğlu’nu seviyorum. Yani olabilir, insanlık hali. İnsan, kaydı tamam der de bir şey olur, bir aksilik olur. Birçok vatandaşa olur, oyunu kullanamamıştır. Bu bir zaaf veya eksiklik değil. Yani insanlık hali, olabilir. Öyle olmaz inşaAllah.
OKTAR BABUNA:PKK yanlıları okulu ateşe vermişler Hocam. “Mersin’de Kürt kökenli vatandaşların yoğun olarak yaşadığı mahallelerde oy kullanımına engel olamayan PKK yandaşları, okula ve okul önündeki araçlara molotoflarla saldırmışlar”.
ADNAN OKTAR:Komünizmin gereğidir, o. Komünistliklerini uyguluyorlar işte.
OKTAR BABUNA:Siz dikkat çekiyorsunuz Hocam hep bu şiddet olaylarını. “Ürküten Tablo Harekete Geçirdi” diye bir haber var. “Devlet Bakanı Kavaf, şiddet mağduru kadınlar üzerine yaptığı açıklamada, nüfusu 50 binin üzerinde olan her il ve ilçede sığınma evi nin zorunlu olacağını söyledi. Hedefimiz her yıl 10 kadın konukevi açmak” demiş, Hocam. Siz bu şekilde dikkat çekmiştiniz Hocam daha önceden de inşaAllah; devletin sahip çıkması yönünde inşaAllah. O yönde bir çalışma varmış şu an maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şerh ederek anlat.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Diyanet’in projesiyle imamlar camiden çıkacak, mahallelerindeki her sorunla ilgilenecek” diye bir haber var. “Diyanet İşleri Başkanlığı imamların yalnızca camide namaz kıldırmak göreviyle değil, aynı zamanda insanlara her yönden yardımcı olmak ve bilgilerini ve kültürlerini, görgülerini arttırmak yönünde çalışmalar yapması için çalışma başlatmış” Hocam.
“Kilisede bayram namazı, sinagogda Cuma namazı” diye bir haber vardı Hocam inşaAllah. ABD’li Müslümanlardan Kuran’ı yakma girişimine cevap diye Kiliselerde bayram namazına açılmış Müslümanlar bayram namazı kılmışlar bazı kiliselerde. Bazı sinagoglarda da Cuma namazı kılmışlar Hocam Müslümanlar. “Vaizin geri adımı Müslümanları teskin etmiyor” diye bir haber vardı. Bu Amerika’daki, haşa Kuran yakma girişiminde bulunan bu vaizin şeyine reaksiyon olarak bazı Müslümanlar da gösteriler yapmışlar. Afganistan göstericileri NATO karargahına saldırmışlar; bir kişi ölmüş bu yüzden.
ADNAN OKTAR:Ama işte böyle bu değil de İttihat-ı İslam’ı açıkça savunmaları gerekir. Mesela orada bir yazı yazsınlar, desinler ki; “bütün Müslümanlar birleşsin” desinler, değil mi? “Çözüm İslam Birliği’nde” desinler. Bunu demiyorlar. Adamlar kağıda yazı yazıp, Hıristiyanlar falan da oluyor, bir kağıda yazı yazıyorlar, küçücük A4 kağıda yazı yaz, ne varsa anlattıkları anlatıyorlar. Bu, bu kadar zor mu? “İttihat-ı İslam’ı istiyoruz”. Bu kadar. “Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz”. Israrla yapmıyorlar. Yani hastalık var, çözümü var, çözüme yanaşmıyorlar. Bu olmaz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Türkiye Küresel Aktör” diyor. “Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları toplantısında konuşan Finlandiya Dışişleri Bakanı Stubb, Türkiye’nin dış politika açısından bugün dünyanın en tepedeki 5 ülkesinden biri olduğunu söylemiş” Hocam, maşaAllah. Finlandiya Dışişleri Bakanı.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Yine aynı yönde haber: “Türkiye dış politikada 5 büyük ülkeden biri. Fin’li Bakandan çarpıcı tespit” diyor. Siz söyledikten sonra Hocam, Türkiye’nin önemi her geçen gün daha da artıyor, maşaAllah. “Obama: Düşmanımız İslam değil, aşırı gruplar” demiş Hocam. Böyle açıklaması olmuş.
“Obama, dini inançlara saygı çağrısı yaptı” diye bir haber var. Dini inançlara saygılı olmak gerektiğini söylemiş Hocam, inşaAllah.
“Şehit çocukları burslu okuyacak. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talimatıyla şehit çocuklarına vakıf üniversitelerinde burslu okuma imkanı getirildi. 20’ye yakın vakıf üniversitesinde ekstra kontenjan ayrılacak olan şehit çocuklarından, bu seneki LYS’de taban puanı tutturanlar, başvurmaları halinde hemen kayıt olabilecek”. Yine siz söyledikten sonra Hocam maşaAllah, şehit ailelerine sahip çıkma yönünde büyük gelişmeler olmaya başladı. Bununla ilgili kısa bir filmimiz de var Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakalım, evet.
OKTAR BABUNA:Şehit ailelerine yardım inşaAllah. Sizin açıklamalarınız vardı Hocam, maşaAllah. “Şehit çocukları burslu okuyacak. Şehidin ailesine devlet yardımı” gazete haberleri.
Video
ADNAN OKTAR:Bilal kardeş Amerika’dan; “Hocam biraz daha detaylı bilgi verebilir misiniz?” diyor. Ona biraz detaylı bilgi verelim. Bakın, Mevdudi çok büyük bir alimdir. Onun anlattığını anlattım ama bir daha anlatayım. Bediüzzaman’ın da övdüğü bir alimdir. Yani Mevdudi çok önemli bir insandır. “Züleyha’nın kocası vefat ettikten sonra Yusuf (a.s.) ile evlendiği şeklindeki anlatımlar daha çok edebi hikaye türüne uymakta ve dayanmaktadır”. Hadise dayanmıyor. Yani dini, Kurani bir kaynağı yok, hadis kaynağı yok. “Aslında bakıldığı zaman, Züleyha iyi bir izlenim bırakmamıştır. Kuran’daki ayetlerden anlaşıldığına göre Züleyha, Yusuf (a.s.)’ı yoldan çıkartmak için her türlü şeytani yola başvurmuştur”. Mevdudi diyor bunu. Yani hani diyor; “Hocam, nasıl Züleyha’ya bunu söylersin” diyor, Kuran söylüyor, Allah söylüyor ve bak büyük müceddittir Mevdudi, o söylüyor, inşaAllah. Bak, “Züleyha, Yusuf (a.s.)’ı yoldan çıkartmak için her türlü şeytani yola başvurmuştur”. Bizim kınadığımız bu, değil mi? Acayip olan bu. Yani hastalıktır bu. Ben demiyorum ki “bu hastalığı ölünceye kadar devam etti, bu adamlar, bu kişiler Cehenneme gittiler” demiyorum ben, bilmem ben. Allah inşaAllah affetmiştir, Cennetlik olmuşlardır. Ben ne bileyim? Ama o anki tavırlarını biz eleştiriyoruz. Kuran eleştiriyor, Cenab-ı Allah eleştiriyor; ben de onu naklediyorum. Büyük alimler eleştiriyor, ben de onları naklediyorum. Yani Cehennemlik, ben de günahkar oluyorum, bir çok insan günahkar oluyorlar, hata yapıyor. Tevbe ediyoruz. Yani hata yapıyor demek Cehenneme gidecek anlamına gelmez ki. Sonunun ne olduğunu kimse bilemez kimsenin, değil mi? Ama yapılan bir hata varsa bu anlatılır. Yanlış bir şey varsa bu anlatılır. Bir hastalık varsa bu anlatılır. İbret olması için anlatılır; başkası bu hataya düşmemesi için. “Onu Allah yolundan doğruluktan, haktan saptırmak için uğraşmıştır” bunlar hep fısktır, anormal hareketlerdir. “Cehenneme gitmiştir” demiyor, bak. Ne diyor? “Hazreti Yusuf’u Allah yolundan, doğruluktan, haktan saptırmak için uğraşmıştır”. Bu şeytani bir harekettir, yanlış bir harekettir. “Bunun için yalan söylediği ve çeşitli hilelerle başvurduğu ayet ile sabittir”. Yalan söylemek, o da haramdır, değil mi? Mesela Müslümana hile yapılmaz, bu da haramdır. İftira atılmaz, bu da haramdır. Bunları yapmıştır. Ama biz, “Cehenneme gitti” demiyoruz. Oradaki yapılan hatayı, eksikliği, hastalığı anlatıyoruz. “Çeşitli hilelere başvurduğu ayet ile sabittir. Bir Peygamberin, böyle bir hanımla evlenmesi onun izzetini zedeler. Yusuf (a.s.)’ın onunla evlenmesi şu mealdeki ayete de ters düşmektedir” diyor Mevdudi. “Nur Suresi, 24. Sure, 26. ayet “Kötü karakterli kadınlar, kötü karakterli erkeklerle; kötü karakterli erkekler, kötü karakterli kadınlarla, temiz karakterli kadınlar, temiz karakterli erkeklerle ve temiz karakterli erkekler de temiz karakterli kadınlarla” Nur Suresi, ayet var, Allah’ın ayeti. Bu hükümler bütün Peygamberler için geçerlidir. Hepsi için geçerlidir yani bir tek Peygamber Efendimiz (s.a.v.) İslam’ın gelişi ilk defa değil ki; Tevrat da İslam’dır. Tevrat’ın geldiği zamanda İslam diniydi o. İncil’in geldiği zaman da İncil, İslam dinini anlattı.
Mesela kardeşime bir delil daha veriyorum. Taberi; artık Taberi tefsiri, en büyük alimler, İslam, Ehl-i sünnet alimlerinden kaynak veriyorum. Bak, Taberi ne diyor? “Tevrat'ta Hz. Yusuf (a.s.)'ı zindandan çıkararak yönetimi ona teslim eden kralın, ayrıca onu 10 şehrinin kâhini Poti-fera'nın kızı Asenat’la evlendirdiği ve Hz. Yusuf (a.s.)'ın bu hanımından, kıtlık başlamadan önce iki oğul sahibi olduğu bildirilir”. Bak, “Poti-fera'nın kızı Asenat”. Yani Züleyha değil, ayrı bir insan. Mesela bu, tamam bu. Tekvin, 41/45-50 “Züleyha'nın kocası Aziz'in adı Potifar idi. Muhtemeldir ki, Asenat'ın babası Poti-fera ile Züleyha'nın kocası Potifar isim benzerliği yüzünden karıştırılmış” diyor. “İsim benzerliğinden karıştırılmıştır” diyor. “Ve Hz. Yusuf (a.s.)'ın görevini devraldığı Potifar'ın hanımı, yani başına bilinen sıkıntıları açan Züleyha ile evlendiği söylenmesinin sebebi budur” diyor. O yüzden yani böyle bir karışıklık olmuş diyor, söylenmiştir diyor. Taberi, Tarih I, 178; İbn Kesir, Tefsir, Salebi 128. sayfa, hepsinde var. İbn Kesir’de de var, Salebi’de de var, Taberi’de de var. “Kurtubî, onun çocukları hakkında bilgi verirken, iki oğlu ve bir kızının isimlerini vermiş; ancak onların annelerinden bahsetmemiştir (Tefsir, 9, 270). Bunun sebebi, Hz. Yusuf (a.s.)'ın hanımı hakkındaki rivayetlere güvensizlik olmalıdır” diyor. Çünkü rivayet yok, hikaye var; hikaye ile olmaz. Ama bak diyorum, belki bu insanların hepsi velidir, sonra Allah affetmiştir, değil mi? Günahlarından arınmışlardır. Biz o kısmını demiyoruz. Kuran’ın anlattığı, yani “bunlar cehenneme gitmiştir” demiyor. O an ki hatalarını anlatıyor. Yusuf’un kardeşlerinde de o an ki hataları. İbret olarak anlatılıyor. Bize insanlar bunu ibret olarak , “bu bir hastalıktır, şeytani tavırdır” diye anlatmak durumundayız. Yani saygıdan dolayı biz bunun anlatamayız diye bir konu yok. Allah anlatmış zaten Kuran’da. Nasıl anlatamayız yani? Hakk’ın hatırı alidir, halkın hatırı ali değildir. Peygamberimizin (s.a.v.) boşanmasıyla ilgili delil veriyorum; Diyanet Meali. Bak Diyanet; Ahzab Suresi, 51. ayet. Herhalde Diyanet Meali’ne güveniyordur kardeşimiz. Şeytandan Allah’a sığınırım “Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Boşadığın, (Peygamberimiz’in (s.a.v.)) boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda senin üzerine bir günah yoktur”. Demek ki, Peygamberimizin (s.a.v.) boşadığı hanımlar var. Ben “Cehenneme gitti” demiyorum. Ama Cenab-ı Allah orada onların tavrını eleştiriyor, yanlışlıklarını anlatıyor, bir hastalık olduğunu anlatıyor, inşaAllah. Mesela, Ali Bulaç meali, Ali Bulaç zaten biz sürekli Ali Bulaç’tan okuyoruz. O değerli bir ağabeyimizdir, kardeşimizdir. “Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini de yanına alıp-barındırabilirsin”, Peygamberimiz’in hanımlarından “ayrıldıklarından, istek duyduklarına (dönmende) senin için bir sakınca yoktur”. Abdülvâhit Metin meali, yani yeter aslında Diyanet meali ve Ali Bulaç meali ama yine de anlatayım buradan da. 51. ayet “Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini yanına alırsın, boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda senin üzerine bir günah yoktur”. Anlaşıldı mı? Ayette de çok açık yapılan hatalar. Ahzab Suresi’nde var ve Tahrim Suresi’nde var. Tahrim Suresi’ni aç, Kuran’dan bul bana Tahrim Suresi’ni. Yani bu ayetler okuyalım diye Allah bildirdi. Biz bunu gizleyelim diye değil ki Cenab-ı Allah. İbret olacak, anlatacağız. Bir daha da insanlar bu tip şeylere yanaşmayacaklar, inşaAllah.
Evet. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım “Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah'ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun?” Bak, Peygamberi (s.a.v.) zor durumda bırakmışlar. Bakın, “Allah'ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun?”, “kendine niye haram kılıyorsun?” diyor Cenab-ı Allah. Benim nur yüzlü Peygamberim zor durumda kalmış. Bunu anlatacağım tabiî ki. “Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. Allah, yeminlerinizin (keffaretle) çözülmesini size farz (veya meşru) kıldı. Allah, sizin mevlanız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, O da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince”, Peygamberimiz haber veriyor; böyle bir konuşma oldu diye “(eşi) demişti ki; ‘bunu sana kim haber verdi?’ O da; ‘bana bilen, (herşeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi’ demişti. Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel)”, tamam, tevbe ederse mükemmel, çok güzel. Yani Cehenneme gitti demiyor ki Cenab-ı Allah. Tevbe etmelerini söylüyor ama bunun söylenmesi gerekir. Tevbe edilecek bir hareket yapmışlar, değil mi? Yanlış bir hareket yapılmış. “Çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi”. Bu ne demektir? Hastalıktır bu; kalplerin eğrilik göstermesi. Bu nasıl anlatmak suç oluyor bunu? “Eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun Mevlasıdır; Cibril ve müminlerin salih olan(lar)ı da”, Peygamberin destekçisidir diyor, Cenab-ı Allah. “Bunların arkasından Melekler de onun destekçisidirler”, Peygamberimiz’in. “Belki onun Rabbi, eğer o sizi boşayacak olursa (nikahından düşürürse) ona yerinize (sizin yerinize) sizlerden daha hayırlı Müslüman, mümin, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler verir. Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert (iri cüsseli) güçlü Melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler”. Alır Cehennemin içine atarlar. Bak Cenab-ı Allah tehdit ediyor. “Ey inkar edenler, bugün özür beyan etmeyin. Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz”, Cenab-ı Allah tehdide devam ediyor. Sonra Cenab-ı Allah diyor ki “Ey iman edenler, Allah'a kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Allah sizin kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan Cennetlere sokar”, Kurtuluş yolunu da göstertiyor Cenab-ı Allah. “O gün Allah, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar-parıldar. Sürekli bir nur, bir ışık takip ediyor, onları Ahirette. Derler ki: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz Sen, herşeye güç yetirensin. "Ey Peygamber” diyor Cenab-ı Allah, “kafirlere ve münafıklara karşı cihad et”, Müthiş bir tehdit bu, değil mi? Münafıklara ve kalbinde hastalık olanlara karşı da, değil mi? Fısk içinde olanlara da, anormal hareket edenlere karşı da. “Münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran”, Tabii, burada, “kafirlere ve münafıklara karşı sert ve caydırıcı davran” diyor. Ama kalbinde hastalık olanlar da uyarılıyor, izah ediliyor ama bunların hakkı, sert ve caydırıcı davranmaktır ve cehd etmektir. Kafir ve münafıklar yani iki azılı mahluk ama özellikle münafıklar en ziyade Müslümanların düşmanı olanlar onlardır. Yani münafık, kafir ile kıyası zor yani, acayip bir şey. Ama çok azılı mahluklardır münafıklar. Bak “sert ve caydırıcı davran. Onların barınma yeri Cehennemdir. Ne kötü bir dönüş yeridir, o”, illa ki Cehenneme gidecekler. ”Allah, inkar edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de, ‘ateşe diğer girenlerle birlikte girin’ denildi”. Burada tehdit devam ediyor, Allah tehdidine devam ediyor, Tahrim Suresi’nde. “Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki; ‘Rabbim bana Kendi Katında, Cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar’”. Benim mübarek annem ne yaptı? Firavun’un yanından kaçtı. Hicret etti, kurtuldu ondan. Hazreti Musa’nın yanına gitti. O çakal da, çakal da demeyeyim, mikrop diyeyim, bunu haber aldı, gitti annemizi orda şehit etti. Adamlarını gönderdi, gitti şehit ettirdi. Zaten diyor mübarek, bak ne diyor? “Rabbim bana Kendi Katında, Cennette bir ev yap” buna kavuştu, bu nimete kavuştu, elhamdülillah. “Beni Firavun’dan ve yaptıklarından kurtar”, Allah şehadetle kurtardı işte. “Ve beni zalimler topluluğundan da kurtar”, istemiyor kadın, mal var, para var, eğlence var, her şey var, mükemmel bir saray var. “Ben Allah’ı istiyorum, takvayı istiyorum, güzel ahlakı, sevgiyi istiyorum, gerçek sevgiyi istiyorum, Allah sevgisini” diyor. “İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı”, mübarek annemiz, Meryem annemiz, inşaAllah. Bunları anlatacağız, inşaAllah. Bunlar birer gerçek, inşaAllah. Evet Oktar Hocam, anlat dinliyorum seni.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu “Hz. İsa (a.s.) gelmeyecek” diyen sözde alimler için, Sahih Buhari ve Sahih Müslim’den hadisleri okuyalım mı Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Adamlar kabul etmiyorlar ki, Şaşar Beşer, Faruk Beşer saçları tıraş ettirdi, bu fikir de devam ediyor. Dedim ki, “sen eski ünlü bir şarkıcıya benziyorsun” dedim, saçlar onu andırıyor dedim. Koşarak hemen berbere gitmiş. Esaslı şekilde tıraş ettirmiş, kestirmiş. Ama kardeşim başka birkaç yönde daha benziyorsun. O yönlerini de düzeltecek, eksik yönlerini düzeltecek, inşaAllah. Her halükarda Müslüman’dır, ben acıyorum, şefkat duyuyorum ama akıl almaz bir izahta bulunuyor. “İttihad-ı İslam yok, Türk İslam Birliği de olmayacak. Olsaydı Peygamber zamanında olurdu. Mehdi (a.s.)’de gelmeyecek, İsa (a.s.)’da gelmeyecek. Ben de Cübbeli’yle bu yönden bu kulvarın içerisinde beraberim” diyor. Osman Ünlü de bunların içerisinde. O, bıyığını siyaha boyayan beyin ismi neydi o? Suç değil de ben ayırt etmek için, yoksa mücahidler boyar. Sakalını da boyar, bıyığını da boyar Allah’ın izniyle dinç olur tabiî ki.
OKTAR BABUNA: Mehmet Ali Demirbaş.
ADNAN OKTAR:Efendim, neticeten bakın Cübbeli Ahmet, İttihad-ı İslam’a, Türk İslam Birliği’ne karşı. Mehdi (a.s.)’nin gelişinden, Hz. İsa (a.s.)’nın gelişinden bir anlamda mutazarrır olmuş gibi bir şey var. Çünkü 570 yıl sonrasına ertelemesi başka türlü açıklanacak gibi değil, bu açık hadislere rağmen, açık alametlere rağmen. Beddiüzzaman’ın açık izahlarına, Peygamberin açık hadislerine rağmen, İmam Rabbani’nin açık izahlarına rağmen 570 yıl geriye aldı. 7000 yıl ile ilgili hadisleri bilmesine rağmen.
Efendim, Osman Ünlü, Demirbaş’lı olan arkadaşımız, Demirbaş denilen kişi. Bunlar da 1000 yıl geriye aldılar. Bunların hesabı daha da değişik. Bunlar da 1000 yılcı. O, 570 yılcı. Şaşar Beşer Faruk Beşer, olduğu gibi kaldırıyor. Sağlama almış kendi kafasınca, o Said Nursi’yi de devreden çıkarttı, hadisleri de devreden çıkarttı. Buhari Müslim falan hepsini devreden çıkartmış durumda, o. O da kaldığı yerden devam ediyor, Samanyolu ve Mehtap Tv’den. Sadece saçları tıraş ettirmiş, başka bir şeyi değiştirmemiş. Bir tek onda bir değişiklik olmuş. Sanki en önemli konu oymuş gibi. Kendisinde oldu mu hemen anında düzeltiyor, öbür konuları da düzelt, değil mi? Sırf saçla bitmiyor ki olay. Yani, şimdi bu kafada bayağı bir adam olduğu ortada yani.
OKTAR BABUNA: 5000 milyar ileri atan da vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:5000 milyarcılar. Kardeşim bir kere İttihad-ı İslam ve Türk İslam Birliği’ne karşı derin bir alerji var gibi görünüyor. Dua edin, ne kaybedersiniz, diliniz mi kopar. Deyin ki; “Ya Rabbi, bize Türk İslam Birliği’ni nasip et bu yüzyılda, en kısa zamanda. İttihad-ı İslam’ı nasip et bu yüzyılda, değil mi? Ve başımıza bir lider nasip et, Müslümanların başına bir lider” Madem Mehdi (a.s.) demeye diliniz dönmüyor, madem bu kadar canınızı yakıyor Mehdi (a.s.) demek, değil mi? “Bir lider, bir alim. Bir sevdiğimizi başımıza getir YaRabbi” deyin. Bütün Müslüman aleminin başına manevi bir lider isteyin Allah’tan, değil mi? Şimdi İsa (a.s.) Mesih de var onu da istemiyorlar, onu da 1000 yıl geriye aldılar, 570 yıl, öbür Hoca da öldü diyor baksana. Öbürleri de çıktılar öldü demeye başladılar. “İsa (a.s.) geldi öldü” diyorlar. Şimdi o da var bu deminki internet sitesi. “İsa (a.s.) geldi biz gömdük” diyor. Yani “Mehdi (a.s.)’de oda öldü, İtthad-ı İslam’da yok” diyor. Konu bitmiştir diyor. Yapacağız diyor ama İttihad-ı İslam yapacak olan adam, gündem yapar, ana konu olarak gündem yapar. Gündem niye yapmıyorsun? İttihad-ı İslam olunca tabii Müslümanların yine lideri olacak, Yani Mehdi (a.s.) her yerde karşılarına çıkıyor. Söyledik ona da çözüm bulmuşlar. “Sekiz tane Müslümanların lideri olur” diyor. Kimi “beş tane” diyor. İsa (a.s.) vefat etmiş, gösterin mezarını o zaman nerde olduğunu gösterin onun ne mahsuru var, değil mi? Yani yok öyle bir şey de, mezarını gösterin bakalım.
OKTAR BABUNA: Bu hadisi hatırlatmıştınız Hocam siz daha önce Hazreti Peygamber, “Hazreti İsa (a.s.)’nın yanında yatacağını, birlikte kalkacaklarını” söylüyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim kim gömmüş. Beraber, herhalde en az 4-5 kişi gerekiyor değil mi? Hazreti İsa (a.s.)’yı gömmek için. Türkiye’de nereye, hangi yere gömdünüz çok önemli bir şey bu. Peygamberin mezarı varsa Hazreti İsa (a.s.)’nın yerini gösterin. Ama bile bile kasten yalan söylüyorsanız, bak Allah hidayet versin ve doğruyu söylemek nasip etsin. Samimi olarak hakikaten anlamıyorsanız, Allah size hidayet versin, Allah aklınızı açsın. ”Hazreti İsa (a.s.) öldü gömdük” diyor, kardeşim nereye gömdünüz, İslam aleminin haberi yok ve Hazreti İsa (a.s.) görevini yapmadan nasıl gömüyorsunuz siz, değil mi? Bediüzzaman diyor “İttihad-ı İslam olacak, bütün Hıristiyanlar müslüman olacak. ”Kuran söylüyor ayrıca, bak iki ayet var. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Ehl-i Kitap’tan sana inanmayacak hiçbir fert kalmayacak” diyor. “İnanmadık” onu görecekler, görerek iman ediyorlar, hayattayken. “Sana uyanları” diyor, Cenab-ı Allah, “Kıyamete kadar İslam ahlakını hakim edeceğim (sana uyanlarla birlikte) diyor,Ceneb-ı Allah, değil mi? Bu nerede, bu olaylar? Bu Mehdi (a.s.)’yle olacak. Hazreti İsa (a.s.) ile birlikte olacak. Hazreti İsa (a.s.)’ın arkasında Bediüzzaman namaz kılacak diyor. Diyorlar ki; “Biz gördük namazı kıldı” diyorlar. Bediüzzaman hakkında. Bediüzzaman Mehdi (a.s.) değil, kastedilen Mehdi (a.s.) değil, değil mi? Madem öyle mezarını gösterin. Yapmayın kardeşim ayıp yapıyorsunuz. Aklınızı başınıza alın. Doğru söylememek haramdır. Gömdük ne demek bu, değil mi? Yani sizi bu duruma getirecek bu perişanlığa sokacak ne var ortada? Rahat rahat söyleyin, Bediüzzaman’ın anlattıklarını anlatın, ne korkuyorsunuz siz? Bir acayipliktir ki gidiyor. İsa (a.s.) konusunu apayrı alacağım, Hazreti İsa (a.s.) konusunu. O konuda bunların açıklamaları var onları da koyacağım, inşaAllah. Allah hidayet versin. Ama samimiyetle cahiliyetle yapıyorsa Allah affetsin, doğruyu göstersin Allah, ne diyeyim yani?
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam, Sorularla Risale’de yine bir yazı daha var. Faraza hakiki beklenilen. Şimdi Bediüzzaman’ın açıklamalarını şöyle açıklamışlar: “Ancak o zatın içinde bulunduğu ekibin şahsı manevisi ilerde diğer vazifeleri de gerçekleştirecektir. Dolayısıyla şahsı manevi bir zat olarak ifade edilmiştir”, yani şahs-ı manevi yerine, Bediüzzaman “zat”, kelimesini kullanmıştır” diyorlar. Yani mesela uçak diyorsa kahve anlayacağız, anladın mı? Mesela kahve diyorsa, kamyon aklımıza gelecek. Yani “Türkçeyi orijinal kullanma metodu var” diyor, Bediüzzaman’ın. Mesela “faraza” diyor ya o feza anlamına geliyor. Mesela hakiki mi, halı anlamına geliyor hakiki, bu Kayseri halısı. Hakiki’nin anlamı, bu. Biz bu girmiş oluyoruz o zaman böyle şey olur mu? O zat diyorsa o zattır. Hayır, şahsı manevi demeyi bilmeyen bir insan mı, Bediüzzaman? Bak diyor ki; “Mehdi (a.s.) şakirtleri ve şahsı manevisi” diyor. Demek ki o kelimeyi kullanmayı biliyor, Bediüzzaman, değil mi? Yani zat demek şahsı manevidir, denir mi böyle şey? Yani Bu Risale-i Nur’un neresinde geçiyor böylez bir şey, değil mi? Yani durup durup kanun çıkartıyorlar. Bak, “ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü, ümmet bekliyor” diyor Mehdi (a.s.)’yi. Gelmiş olsa “bekliyor” der mi? Ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek, yani ileride gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi, şimdi “zat demek” diyor, “şahsı manevi demek” diyor. Şimdi kardeşim bu adamlarla nasıl baş edeceğiz, yani bambaşka bir şey meydana gelmiş oluyor bu durumda. “Nasılsın” diyorsun, “evet güneş doğmuş” diyor.
OKTAR BABUNA: Tam öyle oldu Hocam tam bu şekilde oldu.
ADNAN OKTAR:“Mesela şu kitabı verir misin” diyor, “yemeği ne zaman hazırlayalım, yemek yiyecek misin?” diyor. Nereye gider bu mantık? Şahsı manevi ile şahsı yahut zat ile kişileri ayırt edemeyecek kadar eksik bilgiye sahip mi, Bediüzzaman? Açık açık söylüyor, şahsı manevi gerektiğinde “şahsı manevi” diyor, zat gereken yerde “zat” diyor. Niçin böyle bir şey yapsın? Şimdi ne diyelim onlara bilmiyorum ki. Artık bu dereceye getirdilerse. Bak diyor ki; “ancak o zatın içinde bulunduğu ekibin şahsı manevisi ileride diğer vazifeleri de gerçekleştirecektir. Dolayısıyla bir şahsı manevi, bir zat olarak ifade edilmiştir”. Kaynak, mantık yok, açıklama yok. Oktar Hocam anlat, seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, dün akşam da bu akşamda zaten tekrarlaşmıştınız Hocam. Üstadın Hazreti Mehdi (a.s.) hakkında sözlerini okumuştunuz. Üstadın ifadeleri çok açık. “Bunu tevil edebilmeleri mümkün değil” demiştiniz. “Ya Risale-i Nur’u tamamen reddedecekler, ya hadisleri tamamen reddedecekler ya da Kuran’ın bir kısmını kabul edip bir kısmını etmeyecekler. Bunun dışında reddi mümkün değil” diye, çok net açıkladınız Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Devam et başka konular da anlat.
OKTAR BABUNA: İncil’de Hocam, Allah’ın delillerini gördükleri halde inkâra sapmaları anlatılıyor Hocam. Okuyayım mı, o bölümü inşaAllah?
“Allah’ın görünmeyen nitelikleri sonsuz gücü ve ilahlığı, dünya yaratılalı beri, O’nun yaptıklarıyla anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur. Allah’ın bildikleri halde onu Allah olarak yüceltmediler, ona şükretmediler. Tersine düşüncelerinde budalalığa düştüler. Anlayışsız yüreklerini karanlık bürüdü. Akıllı olduklarını ileri sürerken, akılsız olup çıktılar. Ölümsüz Allah’ın yüceliği yerine ölümlü insana, kuşlara, dört ayaklılara, sürüngenlere benzeyen putları yeğlediler.(Pavlustan Romalılara Mektup)” şeklinde açıklama vardı Hocam inşaAllah. Ayrıca; yalancı şahitler kullanmaları, iftira için özel kişi ayarlamaları da anlatılıyor Hocam.
Şöyle deniyor. “Allah’ın lütfuyla ve kudretle dolu olan Stephanos halk arasında büyük belirtiler ve harikalar yapıyordu ne var ki, Azadlılar Havrası diye bilinen Havra’nın bazı üyeleri ve Kirene’den, İskenderiye’den, Klikyadan ve Asya ilinden bazı kişiler Stephanosla çekişmeye başladılar. Ama Staphanos’un konuşmasındaki bilgeliğe ve ruha karşı koyamadılar. Bunun üzerine birkaç kişiyi el altından ayartarak onlara, ‘bu adamın Musa’ya ve Allah’a karşı küfür dolusu sözler söylediğini duyduk’ dedirttiler. Böylelikle halkın ileri gelenlerini ve din bilginlerini kışkırttılar, gidip Stephanos’u yakaladılar ve yüksek kurulun önüne çıkardılar, getirdikleri yalancı tanıklar; ‘bu adam durmadan bu kutsal yere ve yasaya, Allah’ın vahyine karşı konuşuyor’ dediler. Nasr’lı İsa (a.s.) Burayı yıkacak. Musa’nın bize emanet ettiği töreleri de değiştirecek dediğini duyduk. Kurulda oturanların hepsi Stephanos’a baktıklarında, yüzünün bir Melek yüzüne benzediğini gördüler, (elçilerin işleri)” maşaAllah Hocam. O dönemde de Yahudi şahitler, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Yalancı şahitler kullanıyorlar, iftira atıyorlar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ve Müslümanlar yine her halükarda galip geliyorlar, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah. Ayrıca Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Eski Tevrat tefsirlerinin derlemesi olan bir kitap olan Yalkut Şhimoni’de Kral Mesih yani Mehdi (a.s.) ile ilgili tasvirler var okuyayım mı Hocam inşaAllah?
“Haham Yitzchak dedi ki; ‘Kral Moshiya’nın çıkacağı yıl, dünya üzerinde tüm ülkelerin kralları birbirleri ile mücadele edecekler. Hertz Kralı, Arap Kralı’nı kışkırtacak, Arap Kralı tavsiye için Aram’a Şam ve civarındaki bölgeye gidecek dünyanın tüm ulusları kargaşa ve terör içinde olacak. Yüzlerinin üzerine düşecekler. Doğum sancıları gibi acılara tutulacaklar. İsrail’le kargaşa ve terör içinde olacak şöyle diyecek. Nereye geleceğiz ve nereye gideceğiz? Nereye geleceğiz ve nereye gideceğiz? Allah onlara diyecek ki; ‘çocuklarım, kullarım korkmayın tüm yaptıklarımı yalnız sizin iyiliğiniz için yaptım neden korkuyorsunuz? Korkmayın kurtarıcınızın zamanı geldi, bu önceki kurtarıcılara benzer olmayacak, bu son kurtarıcıdır (MaşaAllah). Çünkü önceki kurtarıcıların ardından zulümler geldi başka ülkelere boyun eğdiniz, fakat bu son kurtarıcının ardından zulüm gelmeyecek diğer uluslara boyun eğilmeyecek’” diyor, Hocam maşaAllah.
Zohar üzerine Haham Abraham Azulai’nin Hahama’daki Tefsiri’nde de, Hocam siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. “Moşia, o ruh ile faziletlendikten ve kendisinin Moşia olduğunu fark ettikten sonra Moşia’nın çıkacağı bildirilmiştir; fakat halkın geri kalan tarafından yine de tanınmayacaktır” diyor Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.).
OKTAR BABUNA: Evet Mehdi (a.s.) Hocam inşaAllah. Ayrıca bedeniyle hazır olan Moşia onları kurtarmak istese de Allah Katı’ndan merhamete teyakkuz etmek için aşağıdan halk arasında bir uyanış olması gerekir, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak bu, Sorularla Risale’deki kardeşlerimize biraz konuları anlatayım da yalnız öyle bir hale gelmişler ki, Allah hidayet versin ne diyeyim yani? Allah ilimlerini arttırsın.
Bakın, şimdi onların ifadesini okuyorum. “Ancak o zatın (Mehdi (a.s.)’nin) içinde bulunduğu ekibin şahsı manevisi ilerde diğer vazifeleri de gerçekleştirecektir”. Yani saltanat, siyaset âleminde, hepsini yapacaklardır” diyor. Yani İttihad-ı İslam’ı da oluşturacaklardır, dünyaya İslam ahlakını hâkim edeceklerdir, başa da biri geçecek” diyorlar, tabii onun kim olduğu, herhalde “sekiz kişi” diyorlar. Bunlar kaç kişi diyor onu da bilmiyoruz. Bunu bir sorsunlar Sorularla Risale’deki kardeşlerimize. “İttihad-ı İslam olduğunda, Türk İslam Birliği kurulduğunda Müslümanların lideri olacak mı?” Bak, hayati sorular, “Müslümanların lideri olacak mı? Kaç tane olacak, olacaksa?” Bir tane diyorlarsa iyi, sekiz tane diyorlarsa onu da bize bir açıklasınlar, ama bir tane diyorlarsa bu kim yani? Bütün İslam alemi’nin lideri, Ahir zaman’da, yani dünya tarihinde ilk defa böyle büyük olay oluyor çünkü yani bir buçuk milyar Müslüman’ın lideri olmuş olacak ve Hıristiyan âleminin de lideri oluyor çünkü Hıristiyan âlemi de Müslüman olacak, Museviler de Müslüman oluyor. Bütün dünyanın lideri olan bu kişi kim? Bunu bir sorsunlar Sorularla Risale’ye, yani bakayım, orada nasıl böyle bir kurnazlık yapacaklar bir onları görelim. Şimdi buradaki kurnazlığa karşı diyeyim yani artık ya cahilliklerinden yapıyorlar, bilmiyorum artık Allah hidayet versin. “Ancak o zatın, içinde bulunduğu ekibin şahs-ı manevisi ilerde diğer vazifeleri de gerçekleştirecektir dolayısıyla bir şahs-ı manevi, bir zat olarak ifade edilmiştir”. Yani “Bediüzzaman, şahs-ı manevi diyeceğine ‘bir zat’ diyor” diyorlar. Tamam, bu şeylerini de kabul edelim, yani doğru söylemedikleri bu sözü de kabul edelim. Faraza düşünelim.
Bak, diyor ki Bediüzzaman, (Kastamonu Lahikası, sayfa 72, Tarihçe-i Hayat, sayfa 258, Hizmet Rehberi, sayfa 267, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 153) Şimdi iyi dinlesin kardeşlerimiz, bakın, bunu da bir tevil etsinler, harika yapılarını bir daha bir görelim bakalım. Yani bu ilim varsa böyle tevil etme ilmi uçsuz bucaksız okyanus gibi bir şey vardır demektir. Ben merak ediyorum; cahilliğimi bağışlasınlar, öğrenmek istiyorum. “Ta Ahir zamanda,” diyor Bediüzzaman “hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri,” yani Sorularla Risale’nin ekibi değil, “asıl sahipleri” diyor, “asıl sahipleri, yani mehdî ve şakirtleri Cenab-ı Hak’kın izniyle gelir”. Şimdi bana burada şahs-ı maneviyi bir açıklasınlar. Mehdi (a.s.) kelimesinin karşılığı şahs-ı manevi mi? Şakirtlerinin karşılığı mı şahs-ı manevi? Yani Bediüzzaman, şahs-ı manevi kelimesi yerine, Mehdi kelimesini mi kullanıyor? Mesela yine şahs-ı manevi yerine “o zat’ı kullanıyor” diyorlar, değil mi? Yine şahs-ı manevi kelimesinin karşılığı olarak Mehdi (a.s.)’yi mi kullanıyorlar? Bir de bunu öğrenmek istiyoruz, değil mi?
“Ve şakirtleri” diyor. Şakirtleri ne oluyor? Onu da bize bir anlatsınlar, o da mı şahs-ı manevi yani başka türevde bir açıklaması? Kardeşim ben rüyada gibiyim inanamıyorum yani, inanılır gibi değil yani. Bakın, “ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde (bu zamanda) asıl sahipleri, yani mehdî ve şakirtleri Cenab-ı Hak’kın izniyle gelir, o daireyi genişletir” diyor, Bediüzzaman. Mehdi kelimesi ve şakirtleri kelimesinin de yine aynı şekilde yeni bir kullanım şekli var mı? Yani şahs-ı manevi anlamına gelecek şekilde; şimdi onu bir söylesinler. Demek ki, şahıs diyemeyeceğiz artık, o zat, o şahıs. Kardeşim bunlar nasıl cesaret buluyor bu işlere?
OKTAR BABUNA:Hocam, sizi hesaba katmadılar Allahualem, o şekilde oldu.
ADNAN OKTAR:Allah Allah, cesarete bak. Bak, “faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi” dediğinde bu “şahs-ı manevi” diyor. Ne diyeyim ben bunlara? Peygamber (s.a.v.) hadisi veriyoruz, o da olmuyor. İmam Rabbani’den veriyoruz, Said Nursi’den söylüyoruz, “yok, o anlama gelmiyor” diyorlar. Yine sabırla anlatmaya devam edeceğiz, başka çare yok. Çünkü öyle bir çaplanmış ki olay yani, öyle bir garip hale gelmiş ki.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Siz zaten sürekli anlatıyorsunuz; her birinin açıklaması da birbirinden farklı oluyor. Birisini göstermiştiniz, bir Nur talebesini, düzeltti gerçi sonra ama bambaşkaydı o böyle, ayrı ayrı kendisi de anlatamıyor zaten, ne anlattığını da şaşırıyor bir müddet sonra, bir söylediğini bir daha ki sonra farklı söylüyordu. Sonra düzeltti maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Biri çıkmış diyor “Mehdi (a.s.) tabii gelecek, öyle bir şey nereden çıkarıyorsunuz. İsa (a.s.) da gelecek. Risale-i Nur’da bu açıkça açıklanmış” diyor. İyi güzel maşaAllah, iyi bir şey söyleyecek zannettim diyor ki: “Mehdi (a.s.) öldü, İsa (a.s.) da öldü. Ruhu, Dabbetül Arz’ın içine girdi” diyor. Dabbetül Arz da, hazret Allahualem o; alın size bir ekol daha.
OKTAR BABUNA: Orada tanışacaklarmış.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’yi reddetmek için can havliyle artık adamın, “benim içime girdi, Mehdi (a.s.)” diyor. Kardeşim bu perişanlığa ne gerek var? Bu dehşete ne gerek var? Siz Bediüzzaman ne diyorsa onu okuyun, dümdüz okuyun, anlatın. İlavelere, eklere, bilmem neler. “O zat” diyor, “yok, şahs-ı manevi demek istedi” diyor. “Şahs-ı manevi” diyorsun, “yok, o zat demek istedi” diyor. “Yemek” diyorsun, “yok, havadaki kuşlar kastedildi” diyor. “Havadaki kuş” diyorsun, “otomobil kastedildi” diyor. “Neye göre?” diyorsun, “kafama göre ben” diyor. Yani o zaman biz rüya görüyoruz yani kâbus görüyoruz, başka bir açıklaması yok. Kendilerine gelsinler inşaAllah. Kardeşim “halife olacak” diyor artık yani ne diyelim? “Halife de olacak, Müslümanların başına geçecek, seçilecek, halife olacak Mehdi (a.s.)” diyor. “Yok, o da şahs-ı manevi” diyor. Allah Allah, Müslümanların lideri nasıl şahs-ı manevi olur? Bir tanesi vardı, okudum “beş tane olacak, Müslümanların lideri” diyor. Artık yani can havliyle kendilerini duvarlara fırlatıyorlar artık yani.
Tamam bu konuyu şimdilik kapatalım; başka bir şeye geçelim. Oktar’ım ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. İmam Rabbani’nin açıklamasını okuyayım mı Hocam, sözünü? Mektubati-ı Rabbani’den, Mehdi (a.s.)’ye inanmayanlarla ilgili.
Mektubati-ı Rabbani’den“Cabir İbn-i Abdullah'dan rivayet edilen "Mehdi (a.s.)’nin çıkışını inkâr eden, muhakkak Muhammed (s.a.v.)'e indirileni inkâr etmiştir. Meryem'in oğlu İsa'nın inişini inkâr eden de muhakkak kâfir olmuştur. Deccal'in çıkacağını kabul etmeyen de muhakkak kâfirdir." (Mektubat-ı Rabbani, 1/611) Hocam.
ADNAN OKTAR: Ya Allah Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Bismillah, Rad Suresi’ni açmışsın maşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum; Rad Suresi 13. Sure biliyorsunuz, 13. ayeti okuyorum, bak, 13. Sure’nin 13, ayeti, bugün ayın kaçı?
OKTAR BABUNA: Şu an 13’ü, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:13’ü evet, 13’ü. 13. Sure’nin 13, ayetini okuyorum. Şeytandan Allah’a sığınıyorum “Gök gürültüsü O'nu hamd ile Melekler de O'na olan korkularından tesbih ederler” Bugün ne anlattım Oktar?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam gök gürültüsünün hamd ile “Elhamdülillah” diyerek Allah’ı tesbih ettiğini İstanbul’da uzun süre.
ADNAN OKTAR: Anlattım değil mi? Sürekli gök gürültüsü Allah’ı hamd ile tesbih etti, bayağı uzun tesbih ettiler; çünkü mübarek bir olay vardı.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çünkü Mehdiyet’in önündeki bir perde daha açıldı. Mehdi (a.s.)’nin bir perdesi daha açıldı bugün. Kat kat perdeler var daha, açıla açıla devam edecek, Mübarek’in Nur gibi yüzünü göreceğiz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Siz, Allahualem çok vesile oldunuz Hocam maşaAllah. Bu referanduma da inşaAllah. Çünkü açıklamalarınız hakikaten, ne olduğunu anlattınız yani olayın tam anlamıyla mantığını açıladınız.
ADNAN OKTAR: Ama hakikaten yayın yaptığımız illerde en yüksek oralarda çıktı maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de siz daha iyi bilirsiniz, bir önceki seçimlerde farklı bir oy şeyi vardı böyle.
ADNAN OKTAR: Tam tersi oldu, evet, bu bir harika yani.
OKTAR BABUNA: Tam tersi oldu Allah’ın izniyle; Kocaeli, Samsun, Adıyaman, daha birçok il var maşaAllah.
Canlı resimleri gösterelim mi Hocam, inşaAllah? Güzel, sevimli canlılar. Siz daha önce söylemiştiniz, üzerindeki garibanlık, ondan sonra şaşkınlık, merhamet hissi uyandırıyor.
ADNAN OKTAR:İnsana ne kadar çok benzerse o kadar çok hoşumuza gidiyor. Onun için Allah canlıları çok çok fazla şekilde bize benzetmiştir. Mesela esnemeleri, hapşurmaları, merakları.
Sevimli Serçin ne yazmış bakayım, “Hocam, hayırlı akşamlar. Hocam, kalbimden geçen bütün sorulara ekrandan cevap veriyorsunuz maşaAllah. Hocam, Rabbim aklıma geldiğinde siz de aklıma geliyorsunuz. Benim sorum, nefis terbiyesi için ne yapmam lazım ve geçmişteki günahlarımın affı ve bir daha aynı hatalara düşmemek için neler yapmalıyım Hocam? Rabbimi nasıl çok zikredebilirim, teşekkürler, Serçin”. Sevimli güzel Serçin, şimdi sen zaten ne diyorsun? “Akşama kadar Allah aklımda” bu ne demektir? “Akşama kadar Allah’ı zikrediyorum” diyorsun sen, maşaAllah. Kalpten geçti mi zaten Allah’ın zikridir o inşaAllah, namaz da tabii, namazlarımıza titiz olacağız. Beş vakit namaz nurdur inşaAllah.“Benim sorum, nefis terbiyesi için ne yapmam lazım?” Sen dünya tatlısısın zaten belli üslubundan. “Geçmişteki günahların affı için?” “Ya Rabbi günahlarımı bağışla” diyeceğiz. Ne diyeceğiz? Tevbe edeceğiz, o kadar, MaşaAllah.
“Selamün Aleyküm” diyor Ahmet Karatepe kardeşimiz “beş-altı aydır sizin yayınlarınızı izliyorum. Programınızda sürekli yanlış yapan, hatalı olan insanları da uyarıyorsunuz, onların hakkında bilgi veriyorsunuz. Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde bu süreç devam edecek mi? Yoksa o kimseleri kaale almadan kendi bildiği yolda devam mı edecek?” diyor. Şimdi Mehdi (a.s.) geldiğinde zaten en önemli vazifelerinden bir tanesi Müslümanları Kuran’a ve Resulullah devrindeki gibi sünnete uymaya teşvik etmektir. Ama Mehdi (a.s.) dediğimizde de aklımıza ilk gelen zaten İttihad-ı İslam’dır, Türk İslam Birliği’dir. Mehdi (a.s.) bunu sağlıyor, adaleti sağlıyor. Mehdi (a.s.)nin en bariz vasfıdır adalet. Bütün İslam âleminde hem hukuk adaleti, hem maddi adaleti sosyal adaleti sağlıyor, yani temel vasfıdır. Allah’ın Adil İsmi’nin tecellisidir Mehdi (a.s.), Allah’ın Hâkim İsmi’nin tecellisidir, inşaAllah.Ve Sahib’tir, Sahib-i Zaman’dır. Bütün Müslümanların sahibidir; sahip çıkacaktır; onların ezilmesine müsaade etmeyecektir. Ama bunu yaparken Mehdi (a.s.)’ye karşı Peygamberimiz (s.a.v.)’in açık hadisi vardır. “Medineli âlim Mehdi (a.s.)’ye karşı zuhur edecek”, yani “İstanbul’da bir Hoca, Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecek, Mehdi (a.s.) de onu etkisiz hale getirecek” diyor. Bunu Peygamber (s.a.v.) söylüyor. ‘’Ahir zamanın mühim bir şahsı, topal bir insan, siperinden fırlayacak Mehdi (a.s.)’ye karşı” diyor. İddia edilen Ergenekon örgütünün fikir babasıdır. ‘’Fırlayıp Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecek’’ diyor. Hepsi zuhur etti görülüyor. Aynı şekilde ‘’en büyük düşmanı’’ diyor hadislerde ‘’fukaha olacak’’ diyor, ‘’bir kısım fakihler, fıkıh alimleri, bir kısım mezhep mukallitleri, Mehdi (a.s.)’nin düşmanı olacaklar. Hatta öldüresiye ondan nefret edecekler’’ diyor. Yani öldürmeye kastedecekler. Hapsedilmesi için, öldürülmesi için gayret edecekleri anlaşılıyor hadislerden. ‘’Mehdi (a.s.)’de bunları etkisiz hale getirecektir’’ diyor. Bunlara karşı mücadele edecek. Tabii bu oturduğu yerde olmaz. Ama bunların bir süre sonra tabii ki düzeleceklerdir, eksiklikler gidecektir. Mehdi (a.s.) ondan sonra onları niye kaale alsın? Tabii kaale almaz ama başlangıçta kaale almaması diye bir konu olmaz zaten deccali kaale alacak, süfyanı kaale alacak, topalı kaale alacak topal şahsı, değil mi? Medine’nin o azgın yobazını, o psikopatını da kaale alacak ve ‘’yetmiş bin adet, sarıklı, başı traşlı yobaz Mehdi (a.s.)’ye karşı ayaklanır. Deccal taraflarına geçerler’’ diyor. ‘’Deccal tarafına.’’ Cübbeli dedi ki, ‘’böyle hadis yok’’ dedi. ‘’Pekala cevap verelim’’ dedik. Kütüphaneye çocukları gönderdim kardeşlerimizi, Süleymaniye Kütüphanesi’ne. Orijinal kaynaktan, iki ayrı kaynaktan çıkarttırdım, hadislerin Arapçası ile gösterdim. Cübbeli’den bozuk musluktan ses çıkıyor ya böyle sular kesildiğinde, ses yok. Sahih hadis açık, sahih, “yetmiş bin sarıklı deccalin safında Mehdi (a.s.)’ye karşı tavır alacaklar’’ diyor, değil mi? Mehdi (a.s.) bunları kaale almayacak olması mümkün mü? Mehdi (a.s.) zaten mücadele edecek onlara karşı, değil mi? Ne yapacak, asıp kesecek mi? Yok. Cübbeli ‘’asıp kesecek’’ diyor. Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi dahi uyandırmayacak. ‘’İnsanların burnu dahi kanamaz’’ diyor, Peygamber (s.a.v.). Burnu dahi kanamayacak. Allah’ı anarak o kişileri etkisiz hale getirecektir, değil mi? Ben bunları anlattım Cübbeli; ‘’ ‘kesecek dedi, kesecek’’’ diyor. Aklın, hayalin, bilinç altına yerleşmiş kesme, hani diyor ya o ‘’bütün Alevileri, Bektaşileri işte Vahabileri, Caferileri hepsini Mehdi (a.s.) kesecek doğrayacak, pırasa gibi” diyor. Hatta “ne yapacak?” diyor, koro halinde ‘’pırasa gibi doğrayacak’’ diyorlar, hepsi birden. Kafa oraya gitmiş, geceli gündüzlü diyorum ki; ‘’Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak, damla kan akıtmayacak’’. ‘’Kesecek dedi’’ diyor. Var mı onun filmi? Hazırlayın. Kesme biçme yok, Cübbeli Efendi. ‘’Kan akmayacak, damla akmayacak’’ diyor. Nerenin kesmesi? Kesme sende var, yani senin anlatımlarında var, değil mi? Cübbeli; ‘’kesecek, doğrayacak, pırasa gibi doğrayacak’’ diyorsun. Kandan bahsediyorsun. ‘’Caferi, Vahabi, Alevi, Bektaşi kim varsa hepsini doğrayacak’’ diyor. Zaten Hıristiyanlar komple gidiyor, Musevileri de doğruyor, hepsini doğruyor. ‘’Doğramadık kimse bırakmayacak’’ diyor. Hazır mı? Bakayım.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Bak ‘’pırasa gibi doğrayacak’’ diyor. ‘’Kesecek dedi’’ diyor. Var mı onun filmi? Şimdi kesmeye, biçmeye kafa şey olduğu için, neyse önemli değil. Evet, bakayım.
-VTR-
OKTAR BABUNA: Evet Hocam burada hiç kesecek diye bir ifade yok.
ADNAN OKTAR: Evet, yok. ‘’Yok’’ dedi, kütüphanelerden fotokopileri getirttirdim. ‘’Bana ne diyorsanız deyin’’ dedi. Sesi kesildi ondan sonra. Ne diyeyim ben şimdi ona? ‘’Ne dersen deyin’’ diyor. Ne diyeyim o zaman?
OKTAR BABUNA: Bir de hiçbir yerde o şekilde öyle kesecek gibi şey bir ifadeniz olmadı. Sadece hadisi okuyorsunuz olduğu gibi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi taktı ya kafayı kesmeye, ‘’kesecek’’ diyor. Oradaki hadiste kesmeden bahsediyor mu?
OKTAR BABUNA: Yok Hocam, hiç alakası yok Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Yetmiş bin sarıklı Mehdi (a.s.)’ye karşı ayaklanıyorlar o kadar. Mehdi (a.s.) onları kesecek var mı? ‘’Çelişki, çelişki’’ diyor. Şimdi ben bunu burada sürekli hatalarını tespit ediyorum, çelişkilerini gösteriyorum. O da ona karşı o da benim çelişkilerimi tespit etmiş oluyor güya ama hayali çelişki. Bak film ortada, konuşma ortada nerede orada kesme biçme? Bu kaçıncı? Yani kırka yakın bu şekilde.
Evet, Saliha Hanım diyor ki; ‘’Selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berekatü’’. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatü. ‘’Hocam bir arkadaşımın morali çok bozuk, Müslüman bu durumlarda ne yapmalı? Duanızı bekliyorum Hocam’’ diyor. Şimdi güzel Saliha ne yapacağız? Allah’a tam teslim olacağız. Çünkü kader, bütün kader yani sonsuz hayat, sonsuz önce ve sonsuz sonra sonsuz kısa zaman içerisinde olup bitti. Ben mesela epeyden beri konuşuyorum anlatıyorum daha benim babamın babasının babasının babası daha yokken biz bu konuşmayı bütün detaylarıyla yapmış, bitirmiştik. En ince detayına kadar. Saliha’nın da bu güzel Saliha’nın da yazısını okumuştuk. Kader bu. ‘’Morali çok bozuk”, kaderde ise o morali bozuk olur ama Allah’a tam teslim olan birisinin moralinin bozuk olmasının sebebi ne? Her şey hayırla yaratılıyor. Yani ne var hayırla yaratılmayan bana bir şey söylesin? Her şey hayır ise niye moralimizi bozsun? Biz her şeyde hayır görüyoruz. Hepsinden sevinç duyarız ve hepsinde bir güzellik vardır. Hayırda her zaman hayır vardır. Dolayısıyla imanını güçlendirsin, Allah’a sevgisini arttırsın, iman hakikatleri okusun. Bizim internet sitemize girsin, değil mi?
Bir kardeşimiz yazı yazmış ama çok uzun. Şimdi onu uzun uzun anlatmamız biraz vakit alır, inşaAllah. Yani konu uzun vereceğimiz cevap, onu ayrı bir gün detaylı sonra anlatırız.
Sen biraz anlatsana, dünyanın ömrünün yedi bin yıl olması konusunu.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.) bir takvim veriyor, başlangıç dönemini bilmediğimiz, inşaAllah. ‘’Dünya’nın ömrü yedi bin yıldır’’ diyor. Ve bu sekiz tane hadiste sabit Hocam inşaAllah. İmam Suyuti.
ADNAN OKTAR: Cübbeli ne dedi önce?
OKTAR BABUNA: ‘’Yedi bin yıl yoktur, hadis yoktur, ayet yoktur bu konuda’’ dedi. Açıkladı yani nasıl olduğunu açıkladı önce sonra dedi ki ‘’hadis yoktur bu konuda’’ dedi.
ADNAN OKTAR: Sonra ben ispat edince ne yaptı?
OKTAR BABUNA: Sonra da ‘’vardır’’ dedi Arapçasını da söyledi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak ‘’kesecek dedi’’ diyor, filmi gösterdim, hadislerde nerede kesme lafı var orada?
OKTAR BABUNA: Hiç yok Hocam yani kesinlikle böyle bir şey hatta.
ADNAN OKTAR: Bir daha yayınlasana onu. Yok o demin ki şeyi bir daha yayınla. Orada nerede? Çocuk gibi Allah’ım ya Rabbim. İspat edeceğim belli olduğu halde ‘’kesecek dedi’’ diyor. ‘’Ve hadis ile hadis böyle hadis okudu, kesecek dedi’’ diyor.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. O sizin ispat edemeyeceğinizi düşünüyor Allah-u alem böyle bir ben geçiştiririm kaynar diye arada böyle.
ADNAN OKTAR: Göster.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Nerede burada kan akması? Nerede kesecek sözü?
OKTAR BABUNA: Hiçbir zaman öyle bir şey söylemediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Al işte konuşma burada, hadisi de okuyorum. Nerede burada hadiste kesme, biçme?
OKTAR BABUNA: Evet, zaten bir damla kan akmayacak, yani onu da bildiriyorsunuz hadiste inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hem öyle hadis zaten belli ortada yazılı da getirdim ayrıca hadiste, değil mi? Hadis okuduk. ‘’Yok, böyle bir hadis’’ dedi. Kütüphaneden orijinalini getirttirdim okudum, değil mi? Ve ayrıca bir tane bir Ehl-i sünnet kaynağından da yeniden aynı mahiyette yine bir hadis daha getirdim. Onu da okudum. Hani yoktu hadis, değil mi? ‘’Medine’den de, bir Mehdi (a.s.)’ye karşı bir alim çıkacak’’ diyor. Mehdi (a.s.)’ye karşı, o alimden hiç bahsetmiyor. İstanbul’da Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecek bir yobaz alim var, bir yobaz. Defalarca sordum dedim ‘’ bak senin ilmin bayağı geniştir, bu ünlü alim yani bir çok yobazın güvendiği bu ünlü alim kim’’ diyorum, söylemiyor. Sen bilen adamsın, tahmin edersin bir söyle ne kaybedersin, değil mi? İnşaAllah. Yani ‘’şundan şüpheleniyorum, olabilir’’ dersin. Biz ona bir teksif olalım inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir konuşmasını göstermiştiniz siz Hocam. ‘’Medineli alim çıkacak. Mehdi (a.s.)’a karşı’’ diyor, kendisi söylüyor bunu zaten.
ADNAN OKTAR: Uzun uzun anlatıyor. Evet, var mı o? Yani önce Mehdi (a.s.)’nin çıkması için dua ediyor o kısımda işte. Mehdi (a.s.)’nin çıkması için dua ettiği kısım.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Demek ki böyle bir şeyler olacakmış. Demek ki birilerinin maddesine dokunacak Mehdi (a.s.) ve ekip halinde Mehdi (a.s.)’ye karşı tavır alacaklar. Bakalım kimler bunlar Ahir zamanda. Bunu anlayacağız inşaAllah. Ama ‘’Medine’nin alimi’’ diyor. Asıl İstanbul’daki alim. Bakalım kim bu? Çok merak ediyorum. Topal adam kimdir, Mehdi (a.s.) kimdir? İnşaAllah hepsini göreceğiz, az bir zaman kaldı.
OKTAR BABUNA: ‘’Büyük bir tehlike’’ diyor zaten kendi söylüyor.
ADNAN OKTAR: ‘’Büyük bir tehlikedir’’ diyor, değil mi? İşte ben de büyük bir tehlike olarak gördüğüm için bu konuyu çok gündemde tutuyorum. Yani Cübbeli’nin bak bu konuya katılıyorum. Ben de çok büyük bir tehlike olarak görüyorum. Yani Cübbeli her şeyi yanlış söylemiyor. Doğru, güzel söyledikleri de var. Mesela biri de bu. ‘’Çok büyük bir tehlikedir’’ diyor. Ve buna karşı Müslümanları uyarıyorum bu tehlikeye karşı. Yani o Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecek o yobaz, son derece hayati bir konu. Ben de bu konunun önemini sürekli böyle ara ara vurgulayacağım, inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...