SUNUCU:İyi akşamlar sayın dinleyicilerimiz ve izleyicilerimiz bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv, Adana Ceyhan Crt Tv ve Radyo, Mardin Kanal 47, ObjektifBakış.com, ObjektifSpor.com, YerelObjektif.com, Selam Haber.com kanallarından canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programına hoş geldiniz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımızda bilmediğiniz merak ettiğiniz konulardaki sorularınızı eposta adresimiz ahirzamansohbetleri@hotmail.comadresimizden bizlere ulaştırabilirsiniz. Nasıl başlamak istersiniz sayın Hocam?
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Üsluplarını politikacıların doğru bulmadığınızı söylemiştiniz, yani sertlik olarak. Başbakanın hemen açıklaması var referandumdan hemen sonra diyor ki; “İncittiysem özür dilerim” Başbakan Tayyip Erdoğan, “Bu sonucun ülkemize, milletimize ve bütün vatandaşlarımıza hayırlı olmasını Allah’tan temenni ediyorum. Türkiye demokrasi bayramından yüzünün akıyla çıkmıştır. Seçim sürecinde birilerini incittiysem özür dilerim, hakaretlere karşı hakkımı helal ediyorum.” dedi.
Siz Hocam Gaziantep Olay Tv’ de 31 Ağustos’da diyorsunuz ki; “Siyasetçilerin kullandığı gergin üslubu izlemek de yorucu oluyor. En iyisi tek taraflı yatıştırıcı bir politika. Böyle gergin bir ortam bazı partililer tarafından isteniyor olabilir ama bu kısa dünyada bu imtihan ortamında Allah’ın bizi duyduğunu, Allah’ın bizi gördüğünü bilirken, böyle bir üslup güzel olmaz. Liderler de imtihan oluyorlar, her tavırlarından her sözlerinden hesaba çekilecekler. Mülayamet her zaman iyidir.” demiştiniz Hocam inşaAllah. Abdullah Gül de Cumhurbaşkanımız “Siyasetteki kavgacı üslup Türkiye için tehdittir.” diye açıklaması var onun da. Tam söylediğiniz yönde Hocam maşaAllah etkili oldu bu şekilde liderler üstünde de inşaAllah.
Ayrıca Hocam yine sizin söylediklerinizden Hocam “Sevgi Mağazaları, Ramazan Ayında 2400 Kişinin İhtiyacını Karşıladı” diye bir haber var Hocam inşaAllah. Bu “Sevgi mağazalarında çifte mesai yapıldı” ihtiyaç içinde düşkün olanlara hizmet eden mağazalar açıyor Kocaeli Büyükşehir Belediyesi.
Siz bunu Hocam Çay Tv’de 11 Mart’ta söylüyorsunuz, bu yeni olan bir şey siz diyorsunuz ki; “Fakir insanlarımız da, kardeşlerimiz de oraya geldiklerinde devletten, muhtardan bir yazı alsın. Bu insan muhtaçtır, ihtiyacı vardır diye. Gizli, imzalı, mühürlü, marketten içeri girince, hatta kredi kartı gibi de bir kart verilir, makineden çeker, istediklerini alır, ihtiyacı kadarını alır çeker gider. Biz de mutlu oluruz, o da mutlu olur.” diyorsunuz. Siz söylediğiniz de hiç böyle bir şey yoktu şimdi aynı bu yönde mağazalar açılmaya başlandı hatta kartta çıkarmışlar Hocam o kartla alışveriş yapabiliyorlar maşaAllah dediğiniz yönde. Tam dediğiniz gibi maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktarım Nur talebesi kardeşlerimizin de epey bir bölümü pek ummuyorlar ama İslam ahlakı gerçekten dünyaya hakim olacak Bediüzzaman doğru söylüyor, Peygamberimiz (s.a.v.) doğru söylüyor. Hakikaten böyle bir çile ve acı dönemi olacak ve gerçekten İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. “Olamaz adetullaha (İlahi Kanun) aykırı” diyorlar. Peki canım kardeşim küfrün dünya hakimiyeti adetullaha uygun mu? Uygun. İslam ahlakının hakimiyeti de uygun. Yok küfür uygun ama İslam ahlakı uygun değil diyor. Cenab-ı Allah daha önce Hz. Süleyman (a.s.)’ı hakim etmiş göstermiş Cenab-ı Allah hakim ettiğini değil mi? Zülkarneyn (a.s.)’de hakim etmiş. Onunla da göstermiş. Küfür’ü de defalarca hakim etmiş bak son zamanlarda Deccaliyeti dünyaya hakim etti demek ki hakim oluyor. Masonluk’u dünyaya hakim etti Allah. İslam ahlakı niçin hakim olmasın? İslam’dan kasıt en doğru en güzel hareketleri yapmak. Mesela bak buradayız biz en sevecen, birbirimizin en lehine olan en güzel tavırların toplamına İslam denir, Müslümanlık denir. Bir insanın bir insanın canını yakmaması, onu korkutmaması, tedirgin etmemesi, haysiyetine, şerefine zarar vermemesi, sağlığına sıhhatine zarar vermemesi, Allah’ı çok sevmesi, Allah’tan korkması, Allah’a aşkla bağlanması, helallere haramlara dikkat etmesi değil mi? Helaller de haramlar da hep lehimize olan şeyler şimdi domuz eti yiyor olsaydık kim bilir ne hale gelirdik Allah vermesin.
OKTAR BABUNA: Amerika Hocam siz daha iyi bilirsiniz şişmanlık en büyük problemleri haline geldi. Dediğiniz gibi onun da çok büyük payı var. Sabah kahvaltısında bile bakılmayacak şekilde o kadar kötüydü ki. Hatta ben Amerika’daki doktorlara yemeyin demiştim hemen vazgeçmişlerdi.
ADNAN OKTAR: Görünüşü de çok itici, birkaç defa mağaza da gördüm olacak gibi değil. Helal olsa da ben onu yemem, çok kötü görünüşü. Şimdi bana maymun eti ye deseler yemem ben onu ama domuz en berbatı. Pelin Batu köftesi de oturup ona özeniyor bir şeyler yapıyor bilmiş bilmiş minik canıyla, kereta acayip şeker bir şey. Ama o tombulda da iyi düzelme olmuş biraz geçenlerde baktım dine imana, İslam’a uygun konuşmalar yapıyordu. Aslında biraz konuşulsa çok bilmiş ama açılabilir o, İslam’ı Kuran’ı tam öğrenmeye müsait. Öbür arkadaş zaten iyi, o kilolu bir çocuk daha var.
OKTAR BABUNA: Erhan Afyoncu.
ADNAN OKTAR: Evet o bayağı aklı başında çok halim selim. Fatih Altaylı çok sinirli, geçenlerde hastanelik olmuş, hastaneye kaldırmışlar. Halbuki tevekkülü olsa, Allah’a tam kendini teslim etse, kalbi çok rahat olsa hem eline yüzüne nur gelir, kafası dinçleşir, son derece rahat olur, üslubu rahatlar inşaAllah. Ama hepsinde bir hayır var tabi o insanlar da gerekiyor o insanlar da gerekiyor, hepsi gerekiyor, Allah dünyayı böyle birçok renkle kuşatmış her şey olması gerekiyor onların hepsinde hayır var inşaAllah.
Ama tabi gericilik hakikaten insanın bilinçaltında bir ızdırap ve acayip bir bela. Bunu Osmanlı ta zamanında keşfetmiş aslında, ehemmiyetsiz de görebilirlerdi ehemmiyetli görmüşler. İnsan gün geçtikçe daha çok görüyor yani gericilikte bir kere yalan çok doğal bir malzeme çok doğal. Gerici kendini çok akıllı zannediyor veya bayağı abartılı şekilde ahmak ve çok akılsız oluyorlar. Ama kendini süper uyanık zannediyor. Kavruk, sanattan böyle nasibini almamış, sevgiden nasibini almamış böyle hanzo bir havaları var klasik hanzo değil mi?
Halbuki Kuran’a baktığımızda Hz. Süleyman (a.s.) son derece kaliteli bir insan, olağanüstü kaliteli bir insan. Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyoruz olağanüstü kaliteli bir insan. Üslubu öyle, giyinişi öyle, yaşantısı öyle, neşesi, hitap şekilleri, inceliği, nezaketi, her şeyi mükemmel. Onun için bizim milletimizin biraz öyle bir hassasiyeti de var, güzel o hassasiyeti. Eğer o olmasaydı çok büyük bir tehlike olurdu. MaşaAllah o yönde ki hassasiyet güzel. Mesela Hz. Yusuf (a.s.)’a bakıyoruz çok yaman çok çok yaman, acayip zeki, güzelliğe ve estetiğe son derece önem veren bir insan, acayip güzel Hz. Yusuf (a.s.) son derece klas bir insan. Konuşmaları son derece mükemmel, hitabeti son derece güzel. Bakanın nefesi kesiliyor acayip hoşuna gidiyor yani oturması kalkması yemesi içmesi her şeyi mükemmel. Çok çok güzel. Müslümanın öyle olması lazım.
Sonradan böyle hanzo bir sistem çıkarttılar “Bu ne diyorsun?” “Müslümanlık bu.” diyor. “Sen nesin?” diyorsun “Müslümanım.” diyor. Bakıyorsun tepeden tırnağa hanzo, klasik hanzo. Konuştuğunda yalan söylüyor. Estetikten anlamaz, sanattan anlamaz, sevgiden anlamaz. Son zamanlarda birkaç tanesine sevgiyi öğretmeye başladık herhalde ki sevgiden bahsetmiş geçen günlerde hazret ilk defa. Gazetede köşe yazısına baktım şaşırmış herkes diyorlar ki sevgiden bahsetmiş, diye bana her yerden haber geldi. Yani tam odun.
Bir de gericilerin bir özelliği vardır haşa Allah’ı hiç sevmezler. Peygamber (s.a.v.)’i haşa Allah’ın yapacağı haşa zulümden kurtaran bir kişi olarak görürler. Yani Peygamber (s.a.v.) engeller sürekli. Allah’a güvenmezler haşa. Yani Allah hep zulüm yapmak ister, acı çektirmek ister. Peygamberimiz (s.a.v.) veyahut artık kendi mürşitleri kimse o araya girer. O onları kurtarır. Haşa yani hep hikayeleri bu yönde oluyor. Genellikle üslupları bu yöndedir. Allah’la, dinle haşa kendi ahmak kafalarıyla alet etmeye kalkarlar, haşa. Espri yapmaya kalkarlar. Sık sık bunu görürsünüz. Sakin gibi görünür ama bunların içi çok öfke doludur, böyle tipler. Yani hatta ayette de var. Diyor ki; “Eğer” diyor, “iş başına geçerlerse” değil mi? “Eğer yönetimi ele alırlarsa, ne akrabalık bağlarını, ne insani değerleri önemli görmezler.” Yani her türlü zulmü yapabilirler. Onun için böyle sakin görünmeleri korkaklıktan ve çaresizlikten oluyor. Yoksa eline bir imkan geçmiş olsa sel gibi kan akıtır, gerici. Eğer iyi bir imkan verilirse eline, kapsamlı bir imkan verilirse, yani verilen imkanla orantılı olarak muazzam kan akıtma eğilimi vardır. Şeytanın etkisi altında olduğu için. Sevgi asla duymaz, mesela çocuklara, kadınlara, insanlara karşı bir sevgi duymaz. Yani mesela kadın potansiyel ahlaksızlığa eğilimli bir varlıktır onun için ve sert önlemlerle hiza edilebilir ancak. Çocuk zaten hiç adam yerine konmaması gereken bir varlıktır, gerici kafada. Gerici kendini çok beğenir. Yani azamet ve enaniyet, kibir muazzamdır. Güya tevazu böyle sahte tevazuları gösterirler ama müthiş kendini beğenir. Enaniyetten böyle havalara çıkarlar. Yüzlerinde bir nursuzluk, bir uğursuzluk olur. Gerici aynı zamanda müşriktir. Şirk içindedir. Yani Kuran’ı yeterli görmez, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini yeterli görmez. Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıklamaları onun için yeterli değildir. O Asrı Saadet’i bir kabus gibi görür. Bambaşka bir şey ister o. O kendi anladığı dini ister. Yani müşrikle, gerici aynıdır. Onun için hani diyorlar, müşriklerden bahsediyorlar “şimdi asrımızda müşrikler” bayağı müşrik var. Kalbinde hastalık olan bayağı var. Münafık bayağı var. Ama iyi olan bir şey varsa bizim milletimiz, Türk Milleti, Türkiye’deki Müslümanlar, bakın abartmıyorum. İslam’ı en kaliteli yaşayan insanlar, yani herkes bu ittifakla bunu söylüyor. Güzel bizim milletimizin ahlakı.
Evet aile terbiyesi de güzeldir bizde. Anadolu’ya gidip, hayret yıkamadılar. Bütün herkes uğraştı. Yani Komünist diktatörlük döneminde Rusya’nın, akıl almaz bastırdılar Türkiye’ye, hiç tınmadı Türkiye, etkilenmedi. Ateist Masonlar var gücüyle bastırdı. Bak iddia edilen Ergenekon Örgütü dünyanın en büyük örgütlenmelerinden bir tanesidir. Dev bir örgütlenmedir. Çok büyük bir örgütlenme, hiçbir şey yapamadı. Mesela normalde bu sistemde Türkiye’yi paramparça etmesi gerekiyordu iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün. Çünkü muazzam örgütlenmişler. Yani sarmışlar, örümcek ağı gibi sarmışlar. Ta kapıcıya varıncaya kadar adamlar en ince noktaya kadar muazzam örgütlenmişler, her şey bitmiş gibi görünürken, devlet bunlara bir tokat vurdu. Tepe üstü aşağıya indiler. Tabii diz üstü çöktüler.
Ama tabii devlete hem destekçi olmak lazım, iyi niyetli, temiz insanlara çok destekçi olmak lazım. Nezih insanlara böyle güzel huylu insanlara mutlaka onlara sevgi göstermek. Çünkü onlar mükafata layık insanlar tabii her şeyin üstünde Allah’ın rızası vardır onlar için ama iyinin iyiyi desteklemesi gerekir. Güzel insanlar birbirini sevmesi lazım. Partisi martisi fark etmez. CHP’liyle ne alakası, CHP’li nur gibi insanlar var, CHP’de. Çok çok büyük bölümü, çok nadirdir böyle ateist, zalim yani böyle acımasız insan çok çok nadirdir. Diğer partilerde öyle yani parti ayrımından dolayı sevgisizlik yapmak çok büyük bir zulümdür. Çok büyük bir zulüm olur. MHP’liler de nur gibi insanlar, BBP’liler nur gibi, DYP’liler tertemiz insanlardır değil mi? CHP’liler yine öyle. İyi ve güzel olduktan sonra parti farklılığını sıfır kabul etmek lazım. Sıfır, hiç fark etmez. Yani Allah esirgesin ırk farklılığı gibi olmuş oluyor o zaman. Yani sen zencisin, ben beyazım ayrım olmaz öyle şey. Bütün partiler bizim biz millet olarak bir bütünüz. Tabi ki bu ne güzel bir süs, hizmet yarışı. Parti demek, hizmet yarışı, ben daha iyi yönetirim, sen daha iyi yönetirsin yarışı bu. Bu güzel yarıştan dolayı birbirimizi rencide edecek bir üsluba girmemiz çok büyük bir hata olur inşaAllah.
Ümitsizlik çok kötü yani bir kısım kardeşlerimizde, Nur talebesi kardeşlerimizde Allah’ın gücünü anlamadıklarını anlıyoruz. Yani Masonluk’un gücüne inanıyorlar, komünizmin gücüne de inanıyorlar ama Allah’ın gücüne inanmada zorlanıyorlar. Mesela diyoruz ki, “Masonlar dünyaya hakim olabilir mi? “Zaten olmuş niye, hemen anında olurlar isteseler.” diyor. “Komünistler?” “Onlar da olur.” diyor. Yani çok kısa. Mesela “Çin” diyorum “Tek başına olabilir mi?” “O da çok rahat olur dünyaya hakim.” diyor. “Amerika?” “O da olur.” diyor. “İslam alemi olabilir mi?” diyorsunuz, yani Türk-İslam Birliği, bak Türk-İslam Birliği, “Yani sen hayal mi görüyorsun? Asla olmaz. Adetullah’a aykırı.” diyor. “Cari olan Adetullah’a aykırı” diyor. Kardeşim Adetullah nedir? Kuran’da Allah belirtiyor, Adetullah’ın da, “Hz. Süleyman (a.s.) zamanında dünyaya hakim ettim.” diyor. Adetullah’ını göstermiş Allah değil mi? Yani İslam ahlakı hiç dünyaya hakim olmayacak diyor mu Kuran’da Allah? Çok fazla ayet dünyaya İslam ahlakının hakim olacağını anlatıyor. Ayrıca Allah örneklerini gösteriyor. Hz. Süleyman (a.s.) devrinde olmuş, Zulkarneyn (a.s.) devrinde olmuş. Hz. Yusuf (a.s.) devrinde de kısmen ama çok geniş çaplı olmuş. Yusuf (a.s.) devri de çok önemli. Çünkü çok zeki ve çok akıllı bir insan. Bölgeye hakim olmuş Hz. Yusuf (a.s.)’da.
Dolayısıyla bu yeis ve ümitsizlik Bediüzzaman’ın da üstüne durduğu korkaklık, havf damarı bir kısım Nur talebesi kardeşlerimizi sarmış durumda. Hem korkaklık, yani tavşan gibi korkaklar. Mesela şöyle bir şey yap, pır anında kaçıyor. “Nerdesin?” diyorsun, “Masanın altındayım.” diyor. Daha dur bismillah bir şey yok. Mesela kapıya postacı geliyor. “Aman. Polis geldi” diyor. Bana müsaade. Gelse ne olur, o da bizim kardeşimiz. O da bizim canımız, ne var bir suç yaptıysan gider yatarsın ne olur? Etin mi kopar? Akıl almaz bir korkaklık ve akıl almaz bir ümitsizlik, yeis. Bediüzzaman bunun üstünde çok çok duruyor. “Olmaz” diyor, “yani İslam ahlakı dünyaya hakim olmaz. Mümkün değil, Adetullah’a aykırı” diyor. Uzun uzun da onu telkin ediyorlar. Ondan sonrada bitkin, perişan, solgun insanlar gelişmeye başlıyor.
Onun için ben bu Bediüzzaman’ın bu izahlarını sık sık anlatıyorum ki iyice otursun diye. Yalnız kardeşlerimiz, beni dinleyenler böyle olayları daha canlı, daha kararlı, daha derinlemesine izleyen kardeşlerimiz var. Konuyu kendisine bir vazife edinen inşaAllah, onlar not da alsınlar, yazarak not alsınlar. Yani mesela Hz. İsa (a.s.)’la ilgili, onlar akılda kalmaz. Çünkü “Söz uçar” derler değil mi? Yazı kalır. Yani anlatımı genellikle insanlar unutabilir. Not alarak dinlerlerse çok iyi olur.
“Selamun aleyküm Hocam.” “Aleyküm selam.” “Referandum’da hayır diyenler ne kadar telaş içindeler facebook da öyle şeyler paylaşıyorlar ki yok Kürdistan kurulacakmış, Öcalan Başbakan olacakmış, yok bizi affet paşam Cumhuriyet’e sahip çıkamadık, yok her karara saygılıyız ama ne olacak, olan bize olacak” Hocam buna benzer bir sürü şeyler, saygılar Zeynep.”
“Referandum’a hayır diyenler telaş içindeler,” bir kere bu çok yanlış. Özgürlük ve demokrasi, hükümetinde kuşkulu ve rahatsız edici hareket olduğunda, hükümeti durdurma imkanı sağlar insana. Bizim milletimize güvensinler, bizim milletimiz son derece uyanık, çok aklı başında. Bak burada ben bu kardeşlerimle bir kısmıyla yeni tanıştım ama tek tek konuştuğumda son derece uyanık olduklarını görüyorum. Yani anormal böyle çılgınca bir şeye münasebetsiz bir şeye karşı anında tavır koyacak, cesarete, yiğitliğe sahiptir bizim milletimiz. Bunu bıraksınlar. Sayın Erdoğan Anadolu çocuğudur. Mazlumdur yani öyle bir, çılgınca bir şeyin peşinde gidecek kadar anormal bir bakış açısına sahip değil ve ne çıkarı var? Niçin böyle bir şey yapsın? Yani elinden geldiği kadar özgürlükleri savunan bir kişi ki muhafazakar yetiştiği halde değil mi? Muhafazakar bir çevrede yetiştiği halde alabildiğine modern olmaya çalışan, özgürlüklere var gücüyle teşvik eden bir insan ve demokrasiye karşı da çok ciddi bir isteği var, tavrı var. Yani demokrasiye ciddi sahip çıkıyor. O yüzden böyle tavırda ben biraz şuurlu görmüyorum yani öyle şey olmaz. Abartılı görüyorum.
“Yok, Kürdistan kurulacakmış” Kürdistan’ı kurmaya kalkan elleri, kolları biz kırarız. Öyle bir şey yok. Benim Kürt vatandaşlarımı, benim canlarımı benden alacaklar. Nereye götürüyorsunuz?” diyeceğim. “Komünistlerin yanına götürüyoruz da onun için” diyecekler. Ne yapacaksınız? “Onları Komünist bir vatanda yaşatmak istiyoruz ve Komünist bir sistemde yaşatacağız” diyorlar. Buna müsaade etmem, etmeyiz. Beni Kürt vatandaşlarım güzel böyle yerde oturacaklar. Onların yer, sedirde hoşlarına gider anlaşıldı mı? Güzel sıra gecesi yapacaklar, sesi güzel olanlar şarkı söyleyecek değil mi? Toplu namaz kılacaklar, mırra içecekler güzel ondan sonra çiğ köfte yiyecekler. Neşelerine neşe katılacak. Misafir gelecek ayağa kalkacaklar, kucaklaşacaklar. Komünizm’de bunlar olmaz. Bak sımsıcacık benim Kürt annelerim, babalarım, başörtülü, başörtüsüz sıcacık benim annelerim değil mi? Sevgi dolular, muhabbet dolular, küçük bebeler var. Ufak keratalar böyle ayakları çıplak falan oradan oraya koşuyor oradan oraya. O benim canlarıma, bir komünist dikta gelip tepenize dikilecek derseler, biz o diktanın tepesini parçalarız. Ne ile? Akılla, bilgiyle, kanla değil. Damla kan olmadan, damla kan yani burunlar kanamadan, kan olmadan ve acı çektirmeden, hiçbir korkuya da mahal vermeden. Güneydoğu alabildiğine özgür olacak, bütün Türkiye alabildiğine özgür olacak, onların hepsi benim canım ciğerim, kimseye vermeyiz onları kimseye inşaAllah. O kadar büyük bir zenginlik ki yani tanımıyorlar onun için. Mesela kardeşlerimi bir gitseler Kürt kardeşimizle tanışmış olsalar, bir aileye gitmiş olsanız, muhteşem insanlar, acayip saygılı ve terbiyeliler. Yani hürmet, adap, edep böyle kitabını yazarlar. Allah’ın izniyle, Kuran’dan aldıkları feyzle, hadislerden aldığı feyzle inşaAllah.
“Öcalan Başbakan olacakmış.” Öcalan yatar ben size söyleyeyim. O oranın başbakanı olur bulunduğu hücrenin başbakanı tabii ona bir şey diyemezsin orada. Sadece bulunduğu hücrenin başbakanı inşaAllah. Ama ben tabii mahkum da olsa, her ne olursa olsun, hiç kimseye ekstradan eziyet edilmesini istemem. Yani tam kanunlara uygun neyse onun yapılmasını isterim. Ekstra bir koruma da, korunma da istemem ama eziyet de istemem. Hiçbir mahkuma ve hiç kimseye. Ne koruma olsun, ne eziyet olsun inşaAllah. Öcalan en büyük hatasını yaptı ve çok akılsızca bir hareket yaptı. Güneydoğu’daki kardeşlerimizin perişan olmasına vesile oldu ve kendi aklınca Stalin’e özendi. Onun gibi olacağını düşündü. Halbuki Stalin’in sonunu düşünmesi lazımdı. Komünizm’in sonunu düşünmesi gerekiyordu. Ve bizim milletimizin fıtratının Komünizm’e uygun olmadığı belli. Bir de Allah vermesin hadi böldün diyelim. Allah vermesin, küçücük bir toprak parçası. En akılsız adam bile bilir ki orası kısa sürede işgal edilecek demektir. Aç kurt gibi bekleyen malum yerler var. Aç kurt gibi bekleyen. Yani haftasına, 15 gününe tak orası işgal olacaktır. Ondan sonra ne olacak? “Pardon” diyeceksin. Akıllarını başlarına alsınlar. Diyecekler ki hani “Biz direniriz.” Senin direnmeni öyle bir un gibi yaparız ki sen Türk ordusunun şefkatine güvenerek böyle pervasız davranıyorsun. Merhametliler Türk ordusu onun için. Yani el oğlu öyle olmaz. Yani senin tahmin ettiğin gibi olmaz. İflahını keserler senin, iflahını keserler. Kaçacak delik ararsın. Türk ordusu çok itinalı. Aman can yanmasın, aman mazlumlara bir şey olmasın, aman çocuklara bir şey olmasın, annelere bir şey olmasın. Üniformayla aslan gibi benim yiğitlerim ortada geziyor. Öbür adamlar çalıların altından falan kaya porsuğu gibi gidiyorlar. Şimdi aynı şartlarda değiller ki, karşına delikanlıca çıkmıyorlar ki. Kalleşlik üstüne kuruludur. Komünist gerilla sisteminin özelliği kalleşlik üstüne kuruludur. Bütün dünya bilir. Avantajı da budur, kalleşlikten dolayı avantajlıdır. Orada benim aslanım ay yıldızlı üniformasıyla üstünde aslan ortaya çıkıyor. “Ben buradayım, delikanlıyım, ben varım ortada” diyor. Ama öbür adam, nereden çıkacağı, ne yapacağı, nereden vuracağı belli değil ki değil mi? O yüzden bu akıl değil. Çok büyük akılsızlık yapıyorlar. Abdullah Öcalan ne yapacak? Çıkacak “Ben özür dilerim. Çok büyük bir densizlik yaptım. Çok büyük bir hata yaptım. Darwinist, Materyalist sistemin etkisiyle buradaki insanlar mahvettim. Büyük hata yaptım. Yanlış yola girdik” diyecek. Demesi lazım. “Benim milletim Müslüman fıtratlıdır, güzel ahlaklıdır, o güzel örfüyle, ananeleriyle, gelenekleriyle hür ve bağımsız rahatça yaşasın.” demesi lazım. Bütün Türkiye için bunu istemesi lazım.
Bölgecilik ne kadar tehlikeli, geçenlerde o ekipten mi? Yok başka, partili miydi şimdi bilmiyorum. Bir adam çıktı. “Karadeniz’i de ikiye bölelim” diyor. Kardeşim sen delirdin mi sen? Karadeniz boydan boya delikanlı yatağı sen Karadeniz’e, delikanlı adama sen ne diyorsun? Delirdin mi sen, ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin? Karadeniz Türkiye’nin çimentosudur bir kere yani değil mi? Boydan boya delikanlıdır. Trakya öyledir, Antalya öyle, İzmir öyle hep efe diyarıdır yani. Akdeniz sahilleri boydan boya, İç Anadolu yiğit doludur, Güneydoğu öyle, her yer böyle, efe mizaçlıdır bizim millet. Dolayısıyla böyle bir teklif hakarettir. Çok ayıp yapıyorlar. Çok çok ayıp yapıyorlar. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yıkamamanın acısıyla iddia edilen Ergenekon Örgütü hopluyor. Tavaya oturmuş sincap gibi böyle kızgın tavaya oturmuş gibi oradan oraya hopluyor, oradan oraya hopluyor. Peki yani bıraksaydık da Türkiye’yi 22 parçaya mı bölselerdi? Bıraksaydık da 3 milyon insanımızı bir gecede şehit mi etselerdi? Bıraksaydık da Türkiye’yi kan revan içinde mi bıraksalardı? Bombalar efendim şunlarla, bunlarla falan feşmekan. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yıktırmayız. Ben milletime saygılıyım, seviyorum. Demokrasiyi hak ettiklerine inanıyorum. Özgürlüğü hak ettiklerine inanıyorum. İddia edilen Ergenekon Örgütü ne diyor? “Hak etmiyorlar” diyor. Demokrasiyi değil mi? Bazı cahiller de bunu söylüyor ama onlar da söylüyor. Benim milletim erdemli aklı başında, müşfik ve son derece dengeli. Burada AKP’li, CHP’li de var aramızda, MHP’li de var. Kardeşiz biz aklımızın ucundan bile geçmez. Onun için böyle panik ifadelerle falan bunlar densizlik yapıyorlar bazı kişiler. Samimi olanları tenzih ediyorum. Onlar olabilir hakikaten, geçenlerde o bir burnu kemerli sevimli bir hanım var, kabadayı falan, ne onun ismi? Böyle kalın sesli falan. Erkek sesli, kadın olarak o da cesaretli, medeni cesarete sahip olması, o kadar akıcı konuşması, kişiliği falan çok güzel, şahane bir insan. Bayağı güzel. “Korkuyorum” falan diyor. Ben yazık ben de çok rahatsız oldum. Niye korkuyorsun? Korkacağın ne var sen bizim canımızsın.
OKTAR BABUNA: Nuray Mert.
ADNAN OKTAR: Nuray Mert. Bir de yani Allah’tan başka kimseden korkmaz belli delikanlı. Fakat Başbakan’ın daha önceki sert üslubundan herhalde biraz tedirgin olmuş. Başbakan dedi, “özür diliyorum, hatam olduysa” dedi. Mazlumdur Başbakan öyle Türkiye’nin iyiliğini ister. Kontrol edilemeyen bir insan üslubunu kullanmak çok ayıp. Yani son derece halim selim, makul bir insandır Başbakan değil mi? Cumhurbaşkanı da çok çok efendi insan. Mazlum ve çok efendidir. Bu tip bir üslubu ben biraz yadırgıyorum, ayıp yapıyorlar. İnşaAllah. Evet.
OKTAR BABUNA: Hocam not almalarını söylemiştiniz. Sizin sitenizde yeni bir bölüm açıldı. Onu gösterebilir miyim Hocam? Burada günü gününe Hocam, sizin bütün konuşmalarınızın konu başlıkları var inşaAllah, “röportajlardan önemli konu başlıkları” diye HarunYahya.org sitesine girerlerse günü gününe konuyor, tarihleriyle burada. Üzerine tıkladıklarında bütün konular orda yazılı çıkıyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu çok iyi, bu bayağı güzel. Ben bu bölümü özellikle tavsiye ederim çünkü ben konuşuyorum biraz hızlı geçiyor ama orada, ilk defa anlattığım konular oluyor bazen. İlk defa, hiç anlatmadığım konular oluyor çok hayati bir konu oluyor onu bazen birkaç defa daha tekrarlıyorum ama bazen de tekrarlamadığım oluyor. İyi kavranması için buralara bakarlarsa kardeşlerimiz.
OKTAR BABUNA:Mesela Hocam, 12 Eylül tarihinde Kanal Avrupa’da yaptığınız konuşmanın konu başlıkları ve altında sizin açıklamalarınız var, inşaAllah. Bu şekilde, her konuyu böyle takip edebilirler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, başbakanımız biraz daha güvence versin biraz daha rahatlatsın. Madem öyle şeyler var, mesela bu konuları, merak ettikleri konuları alenen ve açıkça söylesin. Bir ferahlık meydana getirebilir, çünkü defalarca söyledi ama bir daha söylemesinde fayda var. Mesela bu Güneydoğu’nun asla bölünemeyeceği, defalarca söyledi ama bir daha bir daha söylesin, rahatlatır, iyi olur, inşaAllah.
Öcalan, bıraksınlar bunu, böyle bir şey olmaz, mümkün değil, inşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam, sizinle ilgili bir soru kafamı karıştırıyor. Hocam siz İmam Mehdi (a.s.)’ nin alametlerini söylemiştiniz ve onun, geldiği zaman kendini tanımayacağını demiştiniz. Farkında mısınız Hocam?” diyor. “Çok benziyorsunuz Mehdi (a.s.)’ye” diyor. Tamam, benziyorum, ben her zaman söylüyorum böyle bir şeyi, yani ben çok kapsamlı söyledim bak, saçım, alnım, alnımdaki çukur, iki kaşımın arasındaki çukurluk, onun dibindeki çukurluk, yanağımdaki ben, sol yanağımdaki ben, hakikaten “çıkıntı halindedir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), o da benziyor.
OKTAR BABUNA:Yeşil gözleriniz.
ADNAN OKTAR:Yeşil gözlüyüm, Mehdi (a.s.) de yeşil gözlü evet, “geniş omuzludur” diyor, sakalı ince” diyor, ince benim sakallarım mesela. Liseden beri öyle benim sakallarım ayrıca, ben bu hadisleri yeni gördüm, bilmiyorum, hani hadise göre ben kendimi şekillendirmiş de değilim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Karnı geniş” diyor. “Geniş omuzlu” diyor, karnı geniş diyor, boydan boya geniş, uylukları geniş, sırtındaki benden bahsediliyor, biri kalp hizasında, Hocamızda var bu zaten cildiyeciye götürmüştük Hocam diğer beni, o zaman hadisi de bilmiyorduk.
ADNAN OKTAR:Hakikaten benim sırtında yaprak gibi ben var şöyle, şüphelendim dedik hani acaba değişik bir şey midir falan diye. Hakikaten tam hadisin dediği hizada, aynı hadise de uygun.
OKTAR BABUNA:“Mersin yaprağı gibi” diyor.
ADNAN OKTAR:“Mersin yaprağı gibi bir ben var sırtında” diyor.
OKTAR BABUNA:Hakikaten yaprak gibi Hocam.
ADNAN OKTAR:Ve kalp hizamda hakikaten büyükçe bir ben var, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’de olduğu gibi.
OKTAR BABUNA:“Konuşurken sağ elini kullanır” diyor, ”adımlarını dışarı atarak yürür” diyor, siz hakikaten dışarı atarak yürüyorsunuz Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Hatta ben düzeltmeye çalışmıştım adımlarımı, vitrinde baktım dışarı dışarı basıyorum, nasıl yürüyorum ben böyle, içe basayım dedim ama olmadı tabii, yine dışarı dışarı basıyorum. “Burnu hafif kemerlidir” diyor, “hafif bir çıkıntı vardır burnunda” diyor.
OKTAR BABUNA:“Dişleri parlaktır, cildi çok parlaktır” diyor,
ADNAN OKTAR:“Cildi çok parlaktır”, diyor,
OKTAR BABUNA:“Pembe beyazdır” diyor, “Beni İsrail ricalindedir” diyor,
ADNAN OKTAR:“Heybetli ve acardır.” diyor. Çok fazla hadis var.
OKTAR BABUNA:“Orta boyludur.”, siz de orta boylusunuz hakikaten, doğum,
ADNAN OKTAR:“Kaşları kavislidir.” diyor.
OKTAR BABUNA:“Peygamber (s.a.v.) soyundan” diyor, Peygamber (s.a.v.) soyundansınız.
ADNAN OKTAR:Seyidim, evet.
OKTAR BABUNA:Kafkaslar üzerinden diye tarif ediliyor hakikaten sizin ailenizde Kafkaslar üzerinden geliyor hakikaten o şekilde, inşaAllah. Doğumunun evde gizli olacağı söyleniyor, sizinde evde doğduğunuz, evde doğmuşsunuz.
ADNAN OKTAR:Evet, evde doğmuşum.
OKTAR BABUNA:İnşallah, o şekilde. Kıyafetleri de tarif ediliyor Hocam, beyaz kıyafetleri vardır, diyor.
ADNAN OKTAR:Parlaktır kıyafetleri Mehdi (a.s.)’nin diyor. “Atının gözleri parlar, ışık saçar” diyor, yani arabası olacağını anlatıyor. Ve “atının çok kısa sürede yol alacağını” söylüyor, arabayağıişaret ediyor.” Mehdi (a.s.) her yerde insanların evinde görülür” diyor, televizyonlardan.
OKTAR BABUNA:Televizyonlarda görülür diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi tamam, var bunlar. Bak yemin ediyorum, Allah adına yemin ediyorum, acayip korkuyorum cehenneme gideceğim diye. Peki, benim Mehdi (a.s.) iddiası olsa nasıl bu kadar böyle bir şey yapayım, değil mi? Acayip korkuyorum yani.
OKTAR BABUNA:Bir de defaatle, sürekli yemin ettiniz Hocam, inşaAllah, “öyle bir iddiam hiçbir zaman olmayacak hayatımın sonuna kadar” diye, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Dedim, bak dedim, “Allah’ın, meleklerin, bütün insanların laneti üstüme olsun ölünceye kadar hiçbir şekilde Mehdilik iddia etmeyeceğim” dedim, etmem de. Nasıl yapayım öyle bir şeyi, ne cesaret, kim yapabilir böyle bir şeyi yani? Bu ne demek? Ben vahiy alıyorum demektir, ben Peygamberim demektir o zaman, olur mu öyle şey? Hayır, rüyada gördüm diyor adam mesela, bu da küfürdür, bunda da dinden çıkar adam. Diyor ki ben, bana da yazıyorlar, “Hocam ben defalarca sizi her seferinde rüyamda görüyorum, Mehdi (a.s.) olduğunuzu görüyorum” diyor. Sevgiden görür insan, sevdiğini görür, öyle sen şartlandırırsan kendini, görürsün yani
SUNUCU:Bilinçaltı.
ADNAN OKTAR:Bilinçaltında görürsün, bu delil olmaz ki bu. Otuz kere yatsan, otuzunda da görsen hiçbir şekilde delil olmaz bu, o, Mehdi (a.s.) olduğunu göstermez. Dolayısıyla bu tip şeylerden de şiddetle kaçınacaklar. Mesela bazı kardeşlerimiz diyor “ben işte rüyamda gördüm” falan, yani Peygamberlik iddiası olur, Kuran’da var o. “Ben vahiy alıyorum, hüküm meydana geliyor, farz olan hüküm meydana geliyor” diyor. Bir insan rüyasında farz olan hüküm ortaya çıkartırsa o Peygamberlik iddiası demektir ve bu küfürdür, çok anormal bir hareket. Dolayısıyla biz dengesizliklere, anormalliklere karşı mücadele ederken akıl almaz bir dengesizliği, akıl almaz bir anormalliği yapmamız düşünülemez. Ben buna karşı mücadele veriyorum, bu kafaya karşı mücadele veriyorum.
“Eskiden beri safdil bazı kişiler” diyor Bediüzzaman, “Mehdi (a.s.) olacağım diye dava ederler.” diyor. Bir kısmı da hakikaten tarikatlarda da olur o, Mehdilik makamı vardır, oraya gelir, orada bir şuur kapanmasına giriyor, kendisini Mehdi (a.s.) zannetmeye başlıyor yani üslup olarak. Manevi sarhoşlukta alenen söyler, “Ben Mehdi (a.s.)’yim.” der. Ama ona uyanlar çok anormal konuma düşerler, harama girerler, o diyebilir, sarhoştur o, manevi sarhoşluk halinde. İçkili oluyor adam mesela, akıl almaz laflar ediyor, ayıldığında adam bambaşka bir şey konuşuyor, “Ben ne konuştum.” diyor. Tarikat sarhoşluğunda da öyledir, şuuru tamamen gider ve orada açıkça söyler, “Ben Mehdi (a.s.)’yim.” diye. Hiçbir geçerliliği yoktur, dua edersin, Allah şifa versin, Allah düzeltsin, Allah sülükünü tamamlasın dersin o kadar. Ama ona ittiba olmaz, inanma olmaz, haramdır o.
“Fidan İskender, “Zahiren çok benziyorsunuz bence siz kendiniz İmam Mehdi (a.s.)’ siniz ama bunu sürekli olarak inkar ediyorsunuz.”. Fidan İskender, Azerbaycan.
Fidan İskender beni seve seve, seve seve. Diyor ki Bediüzzaman, “Eskiden beri hüsnü zan olur,” diyor, “alimlere karşı hüsn-ü zan olur” diyor ve ”ilişilmez” diyor, yani niye böyle düşünüyorsun denmez diyor. İnsan sevdiğini Mehdi (a.s.) bilebilir, inşaAllah Mehdi (a.s.)’dir dersin. Her topluluk, Müslüman topluluğu mürşidini zaten doğal olarak çok sevmese, dünyada en iyi insan olarak görmese neden ona bağlansın? En iyi insan gördüğüne göre dolayısıyla da Mehdi (a.s.) gibi görüyor demektir, bu, bu kadar açık. Ama iddia etmek çok anormal olur, hüsn-ü zan edebiliriz, mesela derim ki ben, inşaAllah velidir, inşaAllah Kutbu Azam’dır diyorum ama ben kesin bilemem. O benim hüsn-ü zanım, benim sevgiden kaynaklanan bir ifadem. Bir insan da mürşidine şeyhine, “Sen dünyanın en büyük insanısın, en büyük mürşidisin inanıyorum.” diyebilir, ama bu kadar.
Mehdi (a.s.)’yi nasıl anlarız, acele etmesinler, on yıla kadar ben onlara göstereceğim Mehdi (a.s.)’nin kim olduğunu, inşaAllah. Bir kere Hz. İsa (a.s.)’ın ortaya çıkışı çok önemlidir. Bak şu an Hz. İsa (a.s.) tamamen perdeler altında, gizli faaliyet yapıyor. Ama Mehdi (a.s.) alenidir, Mehdi (a.s.), çünkü Peygamberlik iddiası gibi aleni bir iddiası yok, Mehdilik iddiası yok, dolayısıyla gizli olmasına gerek yok. Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor, “Çarşılarda gezinir, hatta “Bin mağazalı çarşılara girer”, “büyük çarşılar” diyor ki yeni kuruldu o çarşılar, İstinye Park, bilmem şu bu falan, değil mi yeni kuruldu. “Oralarda gezer diyor, halk onu tanımaz ama o halkı tanır” diyor, “Hz. Yusuf (a.s.) gibidir” diyor. Ve diğer Peygamberler’e benzer yani bütün Peygamberler’in bir özeti olduğu anlaşılıyor hadislerden. Dolayısıyla ben de Mehdi (a.s.) öncüsüyüm ama Mehdi (a.s.)’nin gelişi, o kesin, doğru. Bediüzzaman net söylüyor, çünkü Nur talebelerinin sitelerinde akıl almaz bir panik görüyoruz bir kısmında ve panikten kaynaklanan mantık bozuklukları inanılmaz boyutlara geldi. Artık kelime çıkartmalara döndü, mesela “Yüz yıl sonra.” diyor Bediüzzaman, o kelimeyi çıkartıyor, yani yüz yıl sonra kelimesini çıkartıyor. Çünkü yüz yıl sonrasının hiç açıklaması yok orda. Yüz yıl sonra kesin net, mesela Mehdi (a.s.) diyor Bediüzzaman açık söylüyor bak; “Mehdi (a.s.)ve şakirtleri” hayır diyor, orada “Mehdi (a.s.) kelimesi şahsı manevi, şakitleri de şahsı manevi gösteriyor, şahsı manevide şahs-ı manevi gösteriyor” diyor. Nereye dönsen şahsı manevi, nereye baksan şahs-ı maneviye döndürdüler. Halbuki Bediüzzaman söylüyor; “Beni bir nevi Mehdi (a.s.) biliyorlar” diyor, o şahsı manevi konusunu da çok açık açıklıyor. “O şahs-ı maneviyi bir çare tercümanı olan” diyor, beni de Mehdi (a.s.) biliyorlar.” diyor. Temsilcisi ayrıdır, temsil eden ayrıdır, tercümanı ayrıdır, “Ben tercümanıyım.” diyor Bediüzzaman. Onun için mesela dün çok kapsamlı anlattım. Cübbeli’de ki panik Mehdi (a.s.) geldiği içindir, Mehdi (a.s.) gelmese Cübbeli böyle paniğe kapılmaz. Açıkça dua da eder hiçbir mahsuru yok, mümin Müslüman der ki Yarabbi bu ne kadar güzel bir dua bir kere farz olan bir duadır. Bu bütün Müslümanlar’ın yapması gereken farz olan duadır, “Yarabbi,İttihad-ı İslam'ı Müslümanlar’ın birleşmesini bize en kısa sürede nasip et.” Açsınlar Kuran’ı baksınlar çok fazla ayet var, farzdır bu. Cübbeli bunu söyleyemiyor, bu duayı edemiyor, daha önce bu duayı eden insan o dua hazır mı onu yayınlasınlar. Bak o duayı daha önce eden insan şu an edemiyor. Mehdi (a.s.)’nin geldiğine emin olduğu için edemiyor. Mesela Osman Ünlü Hoca Mehdi (a.s.)’nin geldiğine emin olmasa bin yıl daha ilave eder mi?
OKTAR BABUNA: Etmez Hocam, etmez.
ADNAN OKTAR: Şaşar Beşer Hoca, artık Bediüzzamanı karşısına aldı, Bediüzzamanı devreden çıkarttı, paniğin şiddetinden. KütübüSitte'de denen halis ve gerçek samimi hadisleri, doğru hadisleri devreden çıkarttı. Bir de uydurma hadisler vardır. Evet devam edelim.
VTR.
ADNAN OKTAR: Cübbeli daha önce sürekli Mehdi (a.s.)’yi müjdeleyen bir insandı sürekli. Fethullah Hocamız da öyle, Fethullah Gülen Hoca Mehdi (a.s.)’den bahsettiğinde cami yıkılıyordu adeta, cezbeye gelip kendilerini kaybediyorlardı böyle şeyler vardı hakka feryat figan, yeri göğü inletiyorlardı. Sonra bir proje gelişti, büyük bir proje çok kapsamlı bir proje bizim tam anlayamadığımız bir proje. Risale-i Nur Külliyatı bir kere bir kenara koyuldu çünkü Mehdilik çok net anlatılıyor. Asla kaçamayacakları bir gerçek, net bir gerçek. Baktılar hadis kitapları da çok nethadis kitaplarını bir kenara koydular. Buna rağmen yine kurtaramıyorlar, çünkü Kuran’da açıkça dünya hakimiyetinden bahsediyor Allah ve farz. Bakın, şeytandan Allah’a sığınırım, “Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlara, Şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir” diyor. Zaten bu, Mehdiliğin net açıklamasıdır. Yani geceli, gündüzlü her Müslüman’ın, Allah’ın dinini dünyaya hakim etmek gayret etmek için farz olduğunu görüyoruz burada, bu ayette. Tabii İslam ahlakının hakimiyeti deyince Cübbeli’nin tarif ettiği hakimiyet bambaşka. Onda Aleviler, Bektaşiler, Şiiler, Caferiler, Vahabiler, yani geceli, gündüzlü Mehdi (a.s.)’ın onları doğrayacağını söylüyor. Mehdi (a.s.)’ın gücü yetmez. İnsanın adale, gücü yetmez. Bir insanın değil mi? Geceli, gündüzlü hepsini doğrayacağını söylüyor. Var mı onun filmi? Yayınla bakayım.
VTR:Cübbeli Ahmet Hoca.
ADNAN OKTAR:Bak görüyor musunuz? Liste çok kabarık, yani bu doğramaya göre benim anladığım, eğer yanlış hesap etmiyorsam, milyarlarca insan.
OKTAR BABUNA:Milyarlarca insan Hocam. Şiiler, Vahabiler demiştiniz, buna göre o zaman Hristiyanlar da, Museviler de giderdi.
ADNAN OKTAR:Hıristiyan, Museviler zaten gidiyor.
OKTAR BABUNA:Ateistler.
ADNAN OKTAR:Ateistler, hiçbiri kalmıyor. Hindular zaten gariplerim onlar tamamen gitmiş oluyorlar. Bakın bu mantık Cübbeli’nin, Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyor ki; “Mehdi (a.s.) geldiğinde damla kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz, insanların burnu dahi kanamaz. Tam bir adalet uygular, mezardaki insanlar bile imrenir bu hayata” diyor. Yani sanatın, bilim, estetiğin, güzelliğin bütün dünyayı kaplayacağını, muhteşem bir medeniyet olacağını Peygamberimiz (s.a.v.) anlatıyor. Cübbeli de bunu anlatıyor. Baktı, olacak gibi değil, 570 yıl sonraya erteledi Mehdi (a.s.)’ın çıkışını. Osman Ünlü Hoca da müttefikler zaten, aynı kafadalar. “Çok iyi diyor” zaten, birbirini ikisi de övüyor. O onu övüyor, o onu övüyor. Aynı kafada olduğu için. O da 1000 yıl geriye aldı, “1000 yıl sonra” diyor. Ortak ses hepsinde de İttihad-ı İslam’ı istememe var. Şaşar Beşer, Faruk Beşer, elbet hata işler üçer beşer.
Dolayısıyla burada bir ittifak görüyoruz. Yani İttihad-ı İslam’ın olmaması konusunda bir ittifak var. “Bu yüzyıl istemiyoruz” diyorlar özetler. Bütün bunlara rağmen, bakın bütün bu direnmelere rağmen İslam ahlakı dünyaya hakim olacak ve direnenler de çok mahcup olacaklar. Bu kan, irin edebiyatı da tamamen ortadan kalkacak. “Kadınlar tek başına” diyor, “Şam’a giderler” diyor. Şu an bir kadın tek başına çıkabilir mi, gidebilir mi?
SUNUCU:Gidemez.
ADNAN OKTAR:Bak Peygamberimiz (s.a.v.) “tek başına” diyor, “elini, kolunu sallayarak” diyor, “tek başına gidecek” diyor, Şam’a. Tek başına, o kadar güvenilir. “Hiçbir olay olmayacak” diyor. Bak gidiyor ve “hiçbir olay olmayacak” diyor. “O kadar güvenli olacak ortam” diyor ama bak özellikle kadınların güvenliğine Peygamberimiz (s.a.v.) dikkat çekmiş. Bu çok manidar. Mesela bir çocuk, bir erkek demiyor. “Bir kadın” diyor. “Ve kadınlar” diyor, “başlarında erkek olmaksızın hacca gidecekler” diyor. Birkaç kadın. İstedikleri gibi ve kadınları o devirde alabildiğine özgür olabileceğini gösteriyor bu. Yani bir kadının tek başına Şam’a gitmesi ne demek?
SUNUCU 2:Özgürlük demek kesinlikle.
ADNAN OKTAR:Alabildiğine özgürlük demektir. Demek ki kadınların üzerindeki baskı kalkacak. Yani isimlendirmek istemiyorum ama o malum baskı kalkacak. Çok açık Peygamber (s.a.v.)’in ifadesi. Tam bir huzur, güven, neşe ve sevinç ortamı olacak. Baktılar Mehdi (a.s.) böyle bir Mehdi (a.s.) geliyor. “Aman aman aman aman durduralım” dediler benim gördüğüm kadarıyla. Çünkü kanlı Mehdi (a.s.)’ın gelemeyeceğini anladılar. Evanjelikler de anladılar.
Mesela George Bush’un Irak’ı işgalinin sebebini George Bush açıklıyor; “İsa Mesih (a.s.)’ın gelişi için biz orayı işgal ettik, o yüzden kan akıttık, Armagedon’a hazırlık için” diyor, “biz orayı işgal ettik” diyor. Adam açıkça söylüyor. “Afganistan’ın işgalimizin nedeni de Armagedon’dur” diyor, “Armagedon’a hazırlık için” diyor. Biz Armagedon’u durdurduk ve sel gibi Cübbeli’nin bu kan akıtma projesini durdurduk. Dolayısıyla Osman Ünlü Hocalar da aynı kafadalar, aynı mantıktalar. Anladığım, bildiğim kadarıyla, çünkü yazdıkları yazılarda onu görüyoruz ama değilse çıksın söylesinler. Yani naklettikleri bilgilerde biz bunları görüyoruz ama emin değilim. Onun için onlara da bir şey demeyeyim. Çünkü bu tip açık, aleni bir demeç görmedim fakat “Cübbeli doğru söylüyor ve çok isabetli doğru yolda” diyorlar. Oradan benim dediğim. Osman Ünlü ile müttefikler şu an. Her ne kadar şaşar Beşer’le aralarında dağlar gibi fark varmış gibi görünse de onunla da ittifak halindeler ve Edip Yüksel’le de ittifak halindeler.
Babanın evinde ikisini beraber yakaladık. Değil mi? Babanla Cübbeli görüşüyordu.
OKTAR BABUNA:Cübbeli görüşüyor, Edip Yüksel de görüşüyor.
ADNAN OKTAR:Evet ailenle görüşüyorlar ama Edip Yüksel sizin eve gidip geliyordu.
OKTAR BABUNA:Evet orada yakalandı zaten.
ADNAN OKTAR:Polis baskın yaptı, kaçtı.
OKTAR BABUNA:Aranıyor birçok suçtan.
ADNAN OKTAR:Birçok suçtan aranıyor, Oktar’a telefon açtı, buna akıl veriyor. Ehl-i sünnet çizgisinden çık, kendi kafasına göre bir inancı vardı böyle. İlginç inançları vardı. Onları anlatıyordu Oktar’a. “Madem buraya gelmiş” dedik, polisler arıyor, “hemen gözaltına alsınlar, gitsin” dedik, “ifadesini versin” dedik.
OKTAR BABUNA:Kaçmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Anında kaçmış. Sabaha kadar aradı polis bulamadı, ondan sonra Türkiye’den de kaçtı, şimdi Türkiye’ye gelmiyor. Gelse hemen havaalanında alacaklar. Birçok suçtan aranıyor. Onu da bana karşı bir silah olarak karşıma çıkardılar. Silah demeyeyim de bir imkan olarak herhalde kendilerince. Cübbeli, şu, bu falan. Yani koro, hepsi aynı şeyleri söylüyorlar özetle.
Ne yapalım? Biraz ara mı verelim? Tamam.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz.
Kaldığımız yerden devam ediyoruz, buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ne anlatayım.
OKTAR BANUNA: Estağfurullah Hocam. Vakit gazetesinin Hocam facebook sayfasında bugün, geçen akşam sizin onlar için kuruluş yıldönümü için yaptığınız açıklamanın videosunu alıp giriş sitelerine koymuşlar ve teşekkür ediyorlar. Size diyorlar ki;
“Vakit Gazetesi önemli duyuru: Değerli arkadaşlar dün yani 12 Eylül, gazetemizin kuruluş yıl dönümüydü. 1993’teki Akit ismiyle kurulan gazetemiz için dün bu sayfadan paylaştıklarımız, Sayın Adnan Oktar tarafından dikkate alındı. Vakit’e desteklerini belirttiler. Şahsı alilerine ve emeği geçen herkese şükranlarımızı sunuyoruz.”
Bir de Hocam Vakit’in imtiyaz sahibi Nuri Aykon Beyefendi vefat etmiş Allah Rahmet eylesin.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.
OKTAR BANUNA: İmtiyaz sahibi Nuri Aykon Beyefendi.
ADNAN OKTAR: Nasıl haberimiz olmadı?
OKTAR BANUNA: Rahatsızlanmıştı Hocam, rahatsızlık haberleri çıkmıştı ben duymuştum.
ADNAN OKTAR: Allah rahmet etsin. Muhteşem çok değerli büyük bir abimizdi. Allah mekanını Cennet etsin, Allah geride kalanlara uzun ömür nasip etsin. Çok muhterem çok değerli mücahit bir abimizdi ama çok coşkulu delikanlı, yiğit aslan inşaAllah. Şimdi Hz. Hamzalarla, Hz. Ali’lerle beraber inşaAllah. Allah nasip etti, Allah ona güzellik nasip etmiş inşaAllah. Hepsi hayırla, güzellikle oluyor inşaAllah. Vakit Gazetesi de arslandır, bayağı delikanlı, yiğit bir gazetedir. Bir tek Allah’tan korkar, samimi dürüst gazetedir.
Evet demin çocuklarla da konuştum, bu referandum konusunda böyle körükleyen bir üslup millete böyle millet bu huzursuzluk verir, bunu yapmasınlar. Millet ikiye bölündü bilmem ne. Nerden çıkarıyorsunuz; referandum, bütün modern ülkelerin sürekli uyguladığı büyük bir nimet ve güzelliktir. Bazen hükümetin aleyhine olur, bazen lehine olur. Hükümetin aleyhine derken hükümetin dediğinin tersine olur ama hükümet görevde devam eder. Hükümet der ki mesela; şu olsun referandum yapalım, halk biz istemiyoruz derler, iktidardan gideyim mi der? “Yok sen kal” derler, “ama biz bu konuyu istemiyoruz.” derler değil mi? Yahut der ki halk; “sen iktidardan git ama biz bu konuyu istiyoruz.” derler. “Bu olsun bu çok güzel ama seni iktidarda istemiyoruz.” derler, onun için biz bir bütünüz millet olarak. Böyle şunlar bunlar onlar böyle bir konu yok. Biz blokuz, nerden çıkarıyorsunuz bunları. Yok bölünürsek... Bir kere bu, büyü etkisi yapar böyle bir şey ağza alınmaz, böyle bir şey konuşulmaz. Bölündük bölünüyoruz bilmem ne falan, telkin etkisi yapar bunlar. Safi zihinlerde “acaba”yı meydana getirir. Ne gerek kardeşim, seçim de oluyor şimdi biz bölündük mü? AKP iktidara geldi, veyahut MHP iktidara gelse bölünmüş mü oluruz? CHP iktidara geldi kaç defa, Ecevit iktidara geldi bölündük mü biz? Niye bölünelim bütün Türkiye bir aileyiz, bütünüz, kardeşiz niye bölünelim, ne oluyor. Demokrasiyi bölünme olarak gösterirsen o zaman o çözüm diktatörlük gibi gözükür. En güzel birlik beraberlik diktatörlükten olur anlamı çıkıyor o zaman. Tabii ki muhalif fikirler olacak, düşünceler olacak hepsine saygı duyuyoruz. Biz mesela şu anki referandum sonucunda demokrasinin gelişeceğine kaniyiz. Baktık demokrasinin aleyhinde kullanılsa Allah esirgesin faraza. Veririz oyumuzu hükümete indiririz bu kadar, bu kadar yani. Biz mecbur değiliz ki, anamızdan, babamızdan biz AKP’li doğmadık ki, AKP’de yeni kuruldu. Eski olsa ne fark eder ayrıca değil mi? Şimdi CHP iktidara gelmişti, DSP halk memnun olmadı indirdiler. ANAP’ta da öyle mesela halk memnun olmadı indirdi o kadar. Hoşuna gider getirir, bizim milletimize güvensinler ayıptır yani böyle milletimizin özgür iradesine güvenin güvenmemek onların olgun, derin bakışlarını güvenmemek acayip olur. Türkiye bölünecek kardeşim daha anasından doğmadı öyle adam, nereye bölünüyor yani. Biz tabii ki müşfik milletiz, Türk ordusu da müşfiktir, polisimiz de müşfiktir, en adil en akılcı hareketleri yapıyoruz. Özgür adam, sokakta bağırır çağırır bir şey diyemiyoruz, demokrasi ortamında. Ama bölme, “Saksağan gibi bağırıyor adam böleceğiz böleceğiz” diyor. “Biz de böldürmeyeceğiz.” diyoruz. Aslan gibi kükrüyoruz, o ordan bağırsın biz buradan bağırırız değil mi? Yok böldürmeyeceğiz, Allah Allah. Kardeşim benim Karadenizli kardeşlerim o kadar şahane insanlar ki niye ayrılsın benden, Güneydoğu ne kadar şahane insanlar Türkiye’nin zenginlikleri güzellikleri her biri birbirinden ayrı güzel insanlar. Bütününde muhteşem bir görünüm var ben onlarla mutlu yaşamak istiyorum kardeşimle. Bir de komünist olmak istemiyoruz anlatamadık herhalde Allah Allah, istemiyorum kardeşim zorla mı yani ben Kuran ahlakına, Peygamber (s.a.v.) ahlakına uygun yaşamak istiyorum, Asr-ı Saadet’e uygun yaşamak istiyorum. Herkes rahat yaşasın, istediği gibi konuşsun, istediğini ifade etsin. Şam’a tek başına alsın çantasını, gitsin. Gitsin Şam’da tatlı yesin, baklavasını yesin, tatlısını yesin, binsin uçağa geri gelsin, ben geldim desin. Bak; “tek başına gidecek” diyor Peygamber (s.a.v.), ”tek başına” Şam. Düşün yani gider orada gezer şöyle bir arkadaşıdır sohbet eder gelir, kılına kimse dokunabilir mi? Dokunamaz, iffetine haysiyetine dokunabilir mi? Tahayyül dahi edemez, bitti. Mehdiyet işte bunu getiriyor. Ama Cübbeli’nin dediği Mehdi (a.s.), kan denizinden bahsediyor, kan denizi. Ona göre Mehdi (a.s.) eşittir kan denizi, kan denizi eşittir Mehdi. (a.s.) Bu Mehdiyete karşı yapılmış, çok büyük bir sert bir söz kullanmayayım ama, anormal bir hareket. Çok çok anormal bir hareket, Allahtan korksun. Cahilsen sus inşaAllah. Ne anlatayım Oktar Hocam.
OKTAR BANUNA: Estağfurullah. Bu sizin referandum öncesi açıklamalarınız vardı onunla ilgili bir film var. Göstereyim mi Hocam? Referandumun neden yararlı, önemli olduğunu ve evet çıkacağını söylüyordunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam bakayım.
VTR.
ADNAN OKTAR:“Sayın Adnan Hocam, Newyork’ta ve diğer eyaletlerde Evanjelik Hristiyanlar Kuran yaktılar ve Evanjelikleri durdurduk demiştiniz ama hepsini değildi sanırım. Kuran yakıldı. Biz bu ülkedeyiz, azap ilerlerse ne yapacağız? Teşekkürler, Çiğdem.” Çiğdem Tandoğan yazıyor.
Şimdi, Evanjelikler’in dünyada istedikleri büyük bir proje vardı, kan projesi vardı. Bu projede de tarif ediyor, diyorlar ki; “atın boynuna kadar kan çıkacak.” Biz bu projeyi durdurduk. Yoksa Newyork’taki yapılan ahlaksızlıklar, bölgesel veyahut ferdi ahlaksızlıkları durdurduk demedik. Dünyayı hizaya getirdik demedik ki biz. Evanjelikler’in Armagedon planını, büyük planı durdurduk dedik. Bu durdu, yapamıyorlar ve yapamazlar, yapamayacaklar. Yani açıkça söylüyorum, zaten vakti de geçti, şu an çoktan başlaması gerekiyordu Armagedon’un. Kastettikleri vakitlere girdik zaten Armagedon’un vaktine girdik. Yapmaları gerekiyor, yapamıyorlar, yapamazlar. Niye yapamazlar? Biliyorum bazı şeyleri de ondan yapamazlar.
OKTAR BABUNA:Evanjeliklerin liderleri gelmişti Hocam size, onların zihniyetinin değişmesine tamamen vesile oldunuz.
ADNAN OKTAR:Asma, kesme projeleri. Kardeşlerimiz zaten bana inanıyorlar, şimdi onun acelesi yok. Tamam seyredeyim. Kaç dakikalık? Dört dakika, epey bir sürer, neyse tamam bir seyredelim hadi bakalım.
VTR:Evanjeliklerin açıklamaları.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam ne diyorsun?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, dediğiniz gibi tam gözü dönmüş bir şekilde kan dökmeye yönelik, Armagedon’a yönelik bir açıklamaları var ama siz Allah’ın dilemesiyle bunun değişmesine vesile oldunuz Hocam. Evanjeliklerin bu planları, liderleri size gelmişlerdi, evinize gelmişlerdi Hocam.
ADNAN OKTAR:Evanjeliklerin değil mi?
OKTAR BABUNA:Evanjeliklerin, o şekilde Hocam ve fikirlerinin değişmesine vesile oldunuz maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Obama’yla ünlü ve çok etkili bir haham görüştü ama önce benimle görüştü. Sonra gitti Obama’yla görüştü, sonra Obama ilk önce Türkiye’ye ziyaret yaptı. O haham efendi Obama’nın Türkiye’ye ilk ziyaret yapması için girişimde bulunacağını zaten söylemişti ama “senin vesilenle” dedi, “ben gidip görüşeceğim” dedi. Buraya geldiğinde konuştular, filmi de var burada, yayınlayabiliriz. Dolayısıyla Allah vesile etti, çok emek verdik, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam maşaAllah. Obama’nın danışmanıyla da görüşmüştünüz.
ADNAN OKTAR:Evet. Obama’nın danışmanı ile de görüştüm ve böylece fitneyi var gücümüzle yatıştırdık. Bakın açık açık söylüyorlar. “Atların” diyorlar, “boynuna kadar çıkacak kan” diyorlar. İran’da buna hazırdı, Cübbeli de buna hazırdı birçok kişi hazırdı. Evanjelikler de hazırdı. İki tarafta birbirine meydan okuyordu adeta. Yani biz de kan istiyoruz, onlar da kan istiyor gibi bir görünüm vardı. Ben dedim ki, “Ne sizin kanınız doğru, ne onların kanı doğru.” “Damla kan akmayacak.” dedim. İsa Mesih (a.s.) geldiğinde kan akıtmaz, Mehdi (a.s.) da kan akıtmayacak.” dedim. Ondan sonra ortalık duruldu ve kaynak gösterdim Tevrat’tan ve hadislerden, net, çok açık kaynak gösterdim. Ondan sonra zaten Cübbeli Türk- İslam Birliği’nden bahsetmemeye başladı, İttihad-ı İslam’dan da bahsetmemeye başladı. Bakın daha önce “asacak, kesecek” diyordu, “Mehdi (a.s.) çıkacak, bekliyoruz” diyordu. Şu an İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni hiçbir şekilde ağzına almıyor. Dua da etmiyor ve Allah-u alem edemez de. Yani bir garip durum var.
Efendim, Orhan Hocamız yazmış. “Selam” diyor Hocam, “sevgili Hocam” diyor. “Şeyh Nazım Hocamız’ın sizlerle ilgili görüşlerini” diyor, “merak ediyorum” diyor. “Bu konuda bana bilgi verirseniz sevinirim” diyor, özetle, uzun bir yazı yazmış. Şeyh Nazım Hocamız’ın vekillerinden Şeyh Ahmet Yasin Efendi var. Çok mübarek, muhterem, mücahit, değerli bir büyüğümüz. Şeyh Efendi, geçenlerde bir konuşmasında beni bayağı bir öven güzel bir üslup kullanmış. İnşaAllah o dediği gibi oluruz, inşaAllah o güzel mertebelerde oluruz. Hüsn-ü zan etmiş, Allah razı olsun. O bizim çok değerli bir büyüğümüz. Biz de onu saygıyla, hürmetle yad ediyoruz. Allah yolunu açık etsin, Allah muvaffak etsin. “Aslandır” diyor, “Hocamız” diyor. MaşaAllah. “Türkiye’deki en iyi insanları” diyor, “sayacak olursak” diyor, “ilk şeyler içindedir” diyor, inşaAllah. “Hocamız” diyor, “hatta daha da detaylı veririm de” diyor, “daha da güzel detaylar ama bu kadar kafi” diyor. Şeyh Nazım Hocam da beni çok çok sever. Oğlum diye hitap eder. Değil mi? İnşaAllah. Onun videosu varsa onu da bir yayınlayalım, Hocamızın inşaAllah.
VTR:Şeyh Nazım Efendi.
ADNAN OKTAR:Şeyh Nazım Hocam bir tane, dünya tatlısı, çok Hüsn-ü zannı var, çok çok seviyor, maşAllah. Zaten bütün dünyada seviliyor, bir tek Türkiye değil. Çok mütevazi olmak öyle kolay değildir. O kadar sevilen, o kadar ilmi olan bir insan için, onları aşmış, o hoş, güzel ahlaklı, mübarek bir insan. Allah ömrünü uzun etsin inşaAllah.
Evanjeliklerin bu tavrı daha da sakinleşecek inşaAllah. Bölgede barış, huzur ve sükunet oluşacak inşaAllah ama bunun için herkesin gayret etmesi lazım. Özellikle İttihad-ı İslam’ı, Tük-İslam Birliği’ni istemeleri gerekiyor. Epey bir kardeşimiz Türk-İslam Birliği’ne karşı tavır almış durumdalar. Türk-İslam Birliği’nden bahsetmeyerek, ittihad-ı İslam’dan bahsetmeyerek, İttihad-ı İslam’ı kendi içerisinde perdeleyip, kapatıp, haşa, Allah esirgesin bir nevi boğmak isteyen bir üslup içerisindeler bu çok yanlış Peygamberimiz (s.a.v.) Mehdi (a.s.) ile müjdelenin diyor. Mehdi (a.s.) müjdesini ortadan kaldırmak istiyor bir kere Mehdi (a.s.) ile müjdelenmek Peygamberimizin (s.a.v.) emri. Mehdi (a.s.) demek Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam demektir zaten ha Mehdi (a.s.)’ ye karşı tavır alınırsa İttihad-ı İslam durur, duruyor ve işte dikkat etsene hiç gelişme olmuyor bereketsizlik oluyor, yani sahneye çıkartıp çoluğa çocuğa şarkı söyletmekle veyahut ne bileyim evlere girip çay içmekle netice alınmaz. Yani mutlaka bir toplu coşku, toplu heyecan bir Mehdi (a.s.) sevgisi olması gerekir. Hz. İsa (a.s)’ ya karşı sevgi olması lazım ne kadar muhteşem bir şey göğe aldığı Hz. İsa (a.s.) yeniden yeryüzüne iniyor Müslümanlar’ın coşkulu bir sevgi duyması lazım diyorlar ki “Siz Peygamberimize (s.a.v.) Hz. Muhammed (s.a.v.)’e sevgi duymanız lazım Hristiyanların Peygamberine sevgi duyuyorsunuz?” yani kardeşim ben bu çılgınlığa ne diyeyim, “Peki Hz. Musa(a.s.)’ ya” O da Musevilerin Peygamberi” diyor “Niye ondan bahsediyorsun? Sadece Hz. Muhammed (s.a.v.)’ten bahset” diyor yani Allah’ın nur Peygamberi’ni böyle birbirlerinden ayırarak garip yani artık şeytani diyeyim artık ne diyeyim aklı başında bir adamın söyleyeceği bir şey değil ve uğursuz ve bereketsiz stile doğru gidiyorlar. Halbuki biz bütün Peygamberleri seviyoruz Hz. Adem (a.s.)’i seviyoruz, Hz. Şit (a.s.)’i, Hz. İbrahim (a.s.)’i hepsini aşkla seviyoruz. Peygamberimiz (s.a.v.)’de dünya güzelidir, dünyanın nurudur, değil mi? Allah’ın güzel bir tecellisidir ve Allah’ın Habibullahı’dır ama diğer Peygamberleri sevmemeyi mi gerektirir bu? Bakın burada bir şeytani oyun var buna gelmemek lazım Mehdi (a.s.) sevgisi, Mehdi (a.s.)’ye karşı muhabbeti olmadan Allah İslam ahlakını dünyaya hakim etmiyor yani bir lider etrafına toplanma arzusu olmadan Allah İslam ahlakını dünyaya hakim etmez. Bir tek merkeze karşı içimizde bir istek olmadan Allah İslam ahlakını dünyaya hakim etmez, öbür türlü bölünmüşlüğü istemiş oluyoruz olmaz o zaman yani. İttihad, ne demek, İttihad-ı İslam, Müslümanlar’ın bir araya gelmesi. Müslümanlar bir araya gelsin, Müslümanlar’ın bir başı olması bir lideri olmasın derseniz bu Kuran’da Cenab-ı Allah’ın sunduğu Adetullah’a uygun olmaz. O zaman başka bir şey demiş olursunuz. O yüzden Mehdiyeti ortadan kaldırmak için bin bir türlü mücadele var ittifak halinde, ben de bu mücadeleleri yenmek için, ortadan kaldırmak için var gücümle gayret ediyorum.
Şeyh Nazım Hocamız maşaAllah o “çok samimi o” diyor, “Mehdi (a.s.) geldi” diyor. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız da “Mehdi (a.s.) geldi” diyor “ve hala şu an faaliyette” diyor, “kısa bir süre sonra da görünecek” diyor, Şeyh Ahmet Yasin Hocamız diyor, “yani 2040’lara kalmaz” diyor inşaAllah. “2030’larda inşaAllah belli olacak” diyor. Net konuşması getireyim baksınlar inşaAllah. Çok değerli insanlar Şeyh Nazım Hocamız, mübarek insanlar çok değerli insanlar, bir bildiği olmadan konuşmaz yani mahcup olacağı bir şeyler söylemezler. Ben de söylüyorsam, bakın söylediğim her şey çıktı şu ana kadar yani bütün bunları bana göstersinler desinler ki; “Şu söylediğin çıkmadı” desinler. Mehdi (a.s.) konusunda ben son derece samimi ve eminim bir bildiğim var ki söylüyorum. İttihadı İslam olacak, diyorum. Bir bildiğim var ki diyorum. Ne dedim, vizeler insanın aklının ucundan bile geçmiyordu, dedim ki, vizeler kalkacak dedim, bak bütün ülkelerde kalktı.
OKTAR BABUNA:Yıllar önce söylediniz.
ADNAN OKTAR:Şimdi de diyorum ki; pasaportlar kalkacak diyorum ama hükümet şimdi onun girişiminde bulundu. Pasaportlar kaldırılacak. Ne söylüyorsam çıkıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine dayandırarak söylüyorum. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Peygamberlerin ayırt edilmemesi, ayet Hocam Kuran’dan okuyayım mı? İnşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım;
“Deyin ki; Biz Allah’a bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile Peygamberlere Rabbin’den verilene iman ettik. Onlardan hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz. Ve biz O’na teslim olmuşlarız.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ne anlatayayım Oktar’ım?
OKTAR BABUNA:Eğer uygun görürseniz güncel haberler var, Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Obama’nın bir açıklaması var. “Türk demokrasisi daha da güçlenecek” diyor, Obama. “ABD Başkanı Barack Obama, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak, halk oylamasında çıkan sonucun “Türk demokrasisini daha da güçlendireceğine, inandığını” söylemiş, Hocam.
ADNAN OKTAR: Daha çok güzel gelişmeler olacak. Daha bu başlangıcı, evet.
OKTAR BABUNA:“Doğan Grubu’nın sansürlediği anket doğru çıktı” diyor. Yapılan bu ankette % 58’e yakın bir sonuç çıktığı söyleniyor, ama Doğan Grubu sansürlemiş bunu. Onunla ilgili bir haber var. Tarhan Erdem’in anketi. Referandumdan önce.
ADNAN OKTAR: Demek Tarhan Erdem iyi anket yapıyor demek.
OKTAR BABUNA:Evet. Burada İngilizce bir haber var Hocam. “Hristiyan Postası” diye. “Dünyada 10 kişiden 8’i dini önemli olarak görüyorlar” diyor, haberde. Büyük bir kamuoyu yoklaması yapmışlar Hocam, inşaAllah. Die Kamuoyu yoklaması kuruluşu Amerika’nın. Dünyada 10 kişiden 8’inin dine önem verdiğini tespit etmişler, Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam ben kardeşlerime bir not aldıracağım. Böyle her gün bir konuyu kısaca not aldırmak istiyorum. Daha önce de söyledim. Kardeşlerim beni dinlerlerken yanlarına bir kağıt, kalem alsınlar. Çok kısa notlar aldıracağım. Onun üzerinde dursunlar.
Dün Risale-i Nur yayını yapan sitelerden bir kaç sitede, “Zat” kelimesinin, şahs-ı manevi anlamına geldiğini söylemişlerdi. Yani bu, gemi dediğimizde insan akla gelecek, ağaç dediğimizde kahve fincanı aklımıza gelecek, der gibi bir söz. Bu kurnazlığa karşılık, bak böyle demelerine karşılık, biz de diyoruz ki Üstad öyle bir sağlama bağlamış ki böyle bu tip yöntemlerle bu konuyu kapatamazlar.
Şimdi Kastamonu Lahikası, sayfa 72, Tarihçe-i Hayat sayfa 258, bunu bir not alsın kardeşlerimiz. Bakın Kastamonu Lahikası sayfa 72. Şu söz Bediüzzaman’ın; “Ta Ahir zamanda”, bir. Bu ayrı bir cümle bunu alsınlar. “Hayatın geniş dairesinde” iki. “Asıl sahipleri” üç. Risalei Nur Külliyatının asıl sahipleri. Bakın çok önemli şimdi. “Yani Mehdi (a.s.)” şimdi bunu bana şahsı manevi olarak açmaya kalkarlarsa çok komik olur. Zat’ı şahs-ı manevi dedi. Mehdi (a.s.) diyorum, o da mı şahsı manevi? Yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri”, peki şakirtleri, talebeleri nasıl şahsı manevi yapacaksın? Mehdi (a.s.) vardır, şakirtleri vardır ve onlardan oluşan bir şahsı manevi vardır. Bediüzzaman onun için ayırmış. Yani bak, “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir” Bu gelme nedir? Sorsunlar.
Şimdi şunları soracaklar. 1-Ta Ahir zamanda, bu cümleyi sorsunlar. 2-Hayatın geniş dairesinde, bu soruyu sorsunlar, bu nedir? 3-Asıl sahipleri, kimdir? Yani neden Risale-i Nur’un asıl sahibi Mehdi (a.s.)? 4-Yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri ne demek? 5-Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlarda sümbüllenir, bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz. “O anda ben vefat etmiş olacağım” diyor, Mehdi (a.s.) geldiği dönemde. “Ben zaten vefat etmiş olacağım, ama o benden sonra gelecek” diyor, net. Bunu yazsınlar kardeşlerimiz. Hepsine sorsunlar. Bir daha söylüyorum; “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir ve o daireyi genişlettirir ve o tohumlarda sümbüllenir, bizler de kabrimizden seyredip şükrediriz.” Bak, “Bizlerde kalbimizde seyredeceğiz, seyredip Allah’a şükredeceğiz” diyor. Bunu sorsunlar. Bakalım nasıl açıklamalar gelecek? Yani nasıl ilginç açıklamalar gelecek?
OKTAR BABUNA:Pek bir açıklama gelmez sanırım.
ADNAN OKTAR:“Zat demek şahs-ı manevi” diyorsa, kim bilir ona ne açıklamalar yapacak? Merak ediyorum yani. Hem komik duruma düşüyorlar, Allah esirgesin. Hem acınacak hallere düşüyorlar. Bu hallere gerek yok. Bu perişan hallere gerek yok. Alabildiğine dürüst samimi olsunlar, neyse o. “Bediüzzaman böyle diyor”, dersin. Görememiş olabilirsin. “Ama göremedim” de. O ayrı mesele. Ama Bediüzzaman böyle dedi, de. Yani bunu değiştirmeye gerek yok. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Irak’ta binlerce kişi, siz dikkat çekiyordunuz Hocam hep bu şiddet olaylarına. Müslümanlar’ın zulüm gördüğü dünya çapında. “Irak’ta binlerce kişi işkence görüyor” diye haber var. “Uluslararası af örgütü, Irak’ta binlerce kişinin yargılanmadan hapiste tutulduğunu ve işkence gördüğünü” bildirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim ırzına geçilenler, mesela geçenlerde internette yayınladılar. Dindar hanımlar, genç kızlar falan, askerler üçer, beşer tecavüz ediyorlar. Hepsinin filmleri var. Bir kısmını yayından kaldırdılar. Yani yüzlerce vaka var. Cübbeli burada maytaplarla falan, kafalarına konfetilerle geliyor, “Bütün İslam ülkeleri perişan vaziyette” diyor. “Bak size bir çözüm söyleyeceğim, gelsinler bizi de öldürsünler, biz Cennet’e gideriz, böylece kurtuluruz” diyorlar. Kardeşim, cihattan behsediyor, Allah’ın dinini yayın, İslam’ı yayın. İttihad-ı İslam meydana getirin. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak bir daha söylüyorum ayeti; “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar, din Allah’ın oluncaya kadar Allah yolunda mücadele edin” diyor. Fitne ne demek? Bu fitne işte. Irak’daki fitnedir. Kadınlara zulüm yapılıyorsa insanlara zulüm yapılıyorsa dünyanın her yerinde çocuklar aç, sefilse bu fitnedir. İslam’ın yaşanmadığı güzel ahlakın yaşanmadığı, özgürlüğün olmadığı her yer fitnedir. Pkk fitne değil mi? Bir zulümdür bu. Bak, “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar, din Allah’ın oluncaya kadar” diyor. “İslam ahlakı bütün dünyaya yayılıncaya kadar, Allah yolunda mücadele edin” diyor, Allah. Cübbeli ne diyor, “Böyle bir şeye gerek yok, öldürsünler bizi Cennet’e gidelim” diyor. Nereden biliyorsun Cennet’e gideceğini? Yan gelip yatarak Cennet’e gidileceği, nerede geçiyor Kuran’da ? Bak diyor ki Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Daha öncekilerin başına gelenler, sizin başınıza gelmeden hemen Cennet’e gireceğinizi mi sandınız?” diyor, Cenab-ı Allah. Cübbeli’nin üslup bu anlamda. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Avrupa’da İslam çığ gibi büyüyor” diye haber var Hocam maşaAllah. Avrupa Müslümanları Birliği Başkanı Rieger, “Batının İslamiyet’e olan ilgisi hızla artıyor” demiş, Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim sırf bize gelen mektuplardan bile, binlerce mektup geliyor. MaşaAllah, mühendisler, mimarlar, doktorlar, değil mi? Hep böyle bizim kitaplarımızı okuyan gençlerden muazzam bir İslam’a dönüş var. Elhamdülillah. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Biz dünyanın en önde gelen üniversitelerinde sizin adınıza konferenslar verdik. Her yerde söylüyorlar Hocam. ”Müslüman olmaktan onur duyduk, Harun Yahya vesilesiyle bütün dünyada” diyorlar. MaşaAllah.
“İslam Avrupa’da çığ gibi büyüyor” haberi, Hocam. “Tanrı’ya farklı isimler versek de” diye bir haber var Hocam. Obama’nın açıklaması. “ABD başkanı olduğum sürece, Allah indinde tek bir ulus hatırlatmak için elimden gelen her şeyi yapacağım. Allah’a farklı isimler veriyor olabiliriz ama, biz tek bir ulusuz” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
Bak diyor ki Bediüzzaman; “Nifak perdesi altında, Risalet-i Ahmediyeyi (s.a.v.)’i inkar edecek süfyan namında, müthiş bir şahıs ehl-i nifakın başına geçecek.” Bak demek ki başına geçiyormuş. Süfyan şahs-ı manevi değil ki, başına geçecek, lider olacak diyor. Hafız Esad başlarına geçti işte. “Şeriatı-ı İslamiye’nin tahribine çalışacaktır” Müslümanlar’ı kan revan içinde bıraktı. Zehirli gazlarla tahrib etti veya şehit etti. “Ona karşı Al-i Beyti Nebevi’nin, Peygamberimiz (s.a.v.)’nin, silsileyi nuraniyesine bağlanan yani Seyid olan, Ehli velayet, veli olan Veliyullahtan,“ Mehdi (a.s.) Veliyullahtandır. “Ve Ehli Kemal’in başına geçecek”, “Başına geçecek” diyor. Süfyan nasıl başa geçiyorsa, o da başa geçiyor. Şahs-ı manevi değil, değil mi? Mehdi (a.s.)’ye gelince o şahs-ı manevi değil, başa geçemez” diyor. Süfyan, “O insandır başa geçer” diyor. Deli misiniz siz kardeşim? Yani samimiyetinden, cahilliğinden yapanları tenzih ederim de, bu nasıl bir sözdür böyle? “Ehli Kemalin başına geçecek, Al-i Behyt’den, Muhammed Mehdi isminde, bir zat-ı nurani” Kardeşim nerede bu şahs-ı manevi? “Ehli Kemalin başına geçecek” diyor, bakın. “Al-i Behyt’den Muhammed Mehdi (a.s.)” ismini veriyor. Şahs-ı manevinin ismi, Muhammed Mehdi olur mu? İsmin ne? Dediğimiz de biz, değil mi bir insanın ismi vardır. Bak, “Bir Zat-ı Nurani”, Nurani bir zat. Şahs-ı maneviyi açıklıyor burada Bediüzzaman. Şahs-ı manevi kelimesini kullanmayı bilmiyor gibi söylüyorlar. Şahs-ı maneviyi nerede kullanması gerektiğini, Bediüzzaman çok iyi biliyor. İlgili yerlerde kullanıyor. Zat olan yerde, zat diyor, şahs-ı manevi olan yerde, şahs-ı manevi diyor. Bakın Süfyan’ın şahıs olduğunu kabul edip de, Mehdi (a.s.) ’nin şahıs olduğunu kabul etmemek, çok anormal bir harekettir. İnşaAllah. Ne diyor bakın, “Ehli Kemalin başına geçecek, lider olacak, başkomutandır” diyor. Yok adamların iddiasına göre yok, yok diyorlar. İnşaAllah. Ama tabii iyi niyetiyle, cahilliğinden yapanlara tekrar söylüyorum, onları tenzih ediyorum. Ne anlatayım Oktar?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz bu kabul etmeyenler için, Hz. Mehdi (a.s.) hakkında sözlerini okumuştunuz. “Üstad’ın ifadeleri çok açık, bunu tevil etmeleri mümkün değil” demiştiniz. “Ya Risale-i Nuru tamamen reddecekler ya hadisleri tamamen reddedecekler ya da Kuran’ın bir bölümünü reddedecekler.” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Bak diyor ki Bediüzzaman; “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lâm’lar ve mimler ikişer sayılsa, bundan,” “bundan” yani bulunduğu andan, “bir asır sonra,” kardeşim, 1300’den sonra 1400 gelir bak, “bir asır sonra” diyor, “bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdî (a.s.)’nin şakirtleri (talebeleri) olabilir.” Çok net değil mi bu? “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât,” ne demektir bu? “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât,” dünkü yazıda gördünüz, ‘bir asrı’ çıkartmış, ‘hakiki’yi de çıkartmış, “beklenilen o zât” diyor. Burada “bir asır sonra” diyor, onu niye çıkarttın? ‘Hakiki’ yi niye çıkartıyorsun? Ne gerek var? Niye bunlara tenezzül ediyorsunuz? Bak, “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât.”
Şeytandan Allah’a sığınırım; “Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar.” Yani tevil ederek, kapatarak. “Oysa kâfirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” Yani İslam ahlakını bütün dünyaya hakim edecek Cenab-ı Allah, inşaAllah. Bak, “Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” “Kafirler istemese de yapacağım” diyor Allah. “Onlar ağızlarıyla söndürmeye çalışıyorlar” diyor Allah. “Söndüremezler” diyor. Tevbe Suresi, 32. ayetteki, “Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor” cümlesinin ebced değeri Hicri 1454 yani Miladi 2004’tür. Bu da yine Bediüzzaman’ın eserlerinde bu konuya dikkat çekiliyor. Bunu daha sonra detaylı anlatacağım inşaAllah.
Bak diyor ki; “Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki; her şeyi kendi hesabına aldığı için, farazâ hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât,” bitmiş işte, çok açık, inşaAllah.
Oktar Hocam sen bana bir şeyler söyle.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Dün de göstermiştiniz Hocam, Sorularla Risale sitesinde yayınlanan yazıda “Hz. İsa (a.s.) da, Hz. Mehdi (a.s.) de gelip geçmiştir.” diyorlardı. Hz. İsa (a.s.)’yı da, onu dahi yok saymışlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın yine Barla Lahikası, kardeşler bunu yazabilir, arkadaşlarımız. Barla Lahikası, 162. “Fakat” diyor Bediüüzaman, “o ileride gelecek acib şahsın,” bakın “ileride gelecek,” “acib şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın,” kumandan diyor, şahs-ı maneviden kumandan olur mu? Kumandan bir kişiye derler, kumandan. Şahs-ı manevinin kumandan olmayacağını çocuk olsa bilir. “Pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum” diyor. Nefer de bir kişidir, Bediüzzaman bak “bir kişim” diyor, “bir neferi olduğumu zannediyorum” diyor. “Ben neferim, o da kumandan” diyor Mehdi (a.s.) için.”Ne zaman gelecek?” diyor. “fakat o İleride gelecek” diyor. “Acib şahıs” diyor Mehdi (a.s.) için, değil mi? onun için bunu öyle örtbas etmeleri zannettikleri gibi kolay bir konu değil.
Özetle; Türkiye’yi çok güzel günler bekliyor, çok heyecanlı, sevinçli, güzel günler bekliyor. Çok medeni, modern, güzel bir ortam olacak, sevinç ortamı olacak. Parti ayrılıklarından, muhalefetten şiddetle kaçınmak lazım. Güzel insanlar birbirini sevecek. İyi insanlar birbirlerini sevecekler. Aman, aman, aman. Bir de her biri birbirinden güzel partilerin. CHP’liler de çok hoş insanlar; medeni, modern, kaliteli insanlar. MHPliler de öyle, delikanlı insanlar, vatansever. AK Partililer desen özgürlüğü, demokrasiyi savunuyorlar, gayet güzel insanlar. Mukaddesatçı insanlar. Büyük Birlik Partililer zaten koç yiğit. Birbirinden hoş, güzel insanlar. Suni sorunlar çıkartmak olmaz. Bir de referandumlar sürekli olsun, ne güzel. Gidip oyumuzu kullanalım.
OKTAR BABUNA: Yabancı basın bayağı övmüş aslında referandumu.
ADNAN OKTAR: Sürekli olsun. Her konuyu bize sorsunlar. Millet hakem oluyor, ne güzel. “Ey millet, ne diyorsunuz” diyorlar. “Ne diyorsanız dediğinizi yapacağız” diyorlar. Ne güzel, ne istiyorsak yapıyorlar. Daha ne istiyoruz? “İsteyin, yapacağız” diyorlar. Referandum budur inşaAllah. Bazen, mesela farz edelim AK Parti’nin istediği bir şey vardır, referandumda ezici şekilde AK Parti’nin istemediği şekilde çıkabilir, ondan da mutluluk duyar AK Parti, duyacaktır. Milletin kararına her zaman saygılı olmak lazım. Milletimiz bir şey istiyorsa bir hayır vardır. Allah öyle istiyor demektir o. Onda hayır var demektir. Yani çoğunluğun istediğinde bir güzellik var. Ama iddia edilen Ergenekon Örgütü mantığında çoğunluk zaten her zaman hata yapar. Olmaz bu. O zaman demokrasi diye bir şey kabul etmiyorsun sen, diktatörlük kabul ediyorsun. Ama mesela ‘hayır’ veren, onlar da benim canım kardeşlerim, onlar da Türkiye’nin bir güzelliği, onlara da ihtiyaç var. Yani mesela %99,99 ‘evet’ çıksa, ben bunu istemem. Ben bunu istemem. ‘Hayır’a da ihtiyaç var. O da bir dengedir, değil mi? Onlarda da bir güzellik var. Hepsinde hayır vardır. Herkesin AK Partili olması gerekmez. Muhalefet de olacak. Muhalefet demokrasinin garantisidir zaten. Muhalefet olmaması çok tehlikeli bir şey. O zaman ne olur? Çok acayip bir şey olur. Ve ne güzel, aşağı yukarıda yarı yarıya yakın. Ne güzel, çok hoş işte, böyle olacak. Bakarsın Kılıçdaroğlu gelir, başka sefer, inşaAllah. Bak daha önce söyledim, Kılıçdaroğu dese ki; “Ben Darwinizm safsatasına külliyen kökünden karşıyım” dese, eğer %70 ile gelmezse. Sırf bunu desin. “Allah bir” diyecek ve “Darwinizm’e, materyalizme de ben inanmıyorum” yani “safsatadır” desin, gerisine karışmasın, o kadar. Dünyada hiçbir lider bunu söyleyemiyor. Bir delikanlılık yapıp birisinin söylemesi gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Obama’nın danışmanına söylemiştiniz onu Hocam; “Darwinizmin olmadığını söylesin” diye. “İsa (a.s.)’nın geldiğini.”
ADNAN OKTAR: O da söyleyemedi.
Ne yapalım? HarunYahya.Tv’den devam edeceğiz.
SUNUCU: HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...