SUNUCU:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, biz de mutad üzere Oktar Hocam’a.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Anarşinin devam ettiği, terörün devam ettiği ile ilgili haber vardı Hocam. “İngiliz ve ABD’li bir grup akademisyen yaptıkları çalışmalarında 2750 kişinin öldüğü 11 Eylül saldırılarından bu yana, terör olaylarından yaklaşık 124 bin kişinin yaşamını yitirdiğini belirtti”.
ADNAN OKTAR:Peki çözüm ne?
OKTAR BABUNA:Türk-İslam Birliği Hocam inşaAllah. İttihad-ı İslam.
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Bir de Hocam siz “yaşa bakılmaz” demiştiniz tecrübede. “Ülkelerimizi 120 yaşına kadar yönetelim” diye bir haber vardı. Rusya Başbakanı Putin ile Rusya’yı 120 yaşına kadar yönetmeye talip oldu” diyor. Putin, 57 yaşındaymış.
ADNAN OKTAR:“Ülkelerimizi 120 yaşına kadar yönetelim” ikisi. Haydi bakalım, inşaAllah. Ama tabii Müslüman kişiliği gelişsin inşaAllah, Allah hidayet versin. Allah uzun ömür de versin. Mehdi (a.s.)’yi de görecekler, İsa(a.s.)’yı da görecekler inşaAllah, Hz. İsa(a.s.)’yı. Evet. Başka Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Ahir zaman alametleri var, gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Anlat, evet, devam et.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Hazreti Mehdi (a.s.)’nin çıkışı öncesi alametler: Fitnelerin çoğalmasını anlatıyor Peygamberimiz (s.a.v.).
“Hz. Mehdi (a.s.) fitnelerin zuhur ettiği bir zaman aralığında gelecek” Mektubat-ı Rabbani’den bu. “Mağrib’de (batıda) karışıklıklar, fitneler ve korku olacak. Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak. Fitneler çoğalacak.” “Hiçbir tarafın ondan mahfuz kalmayacağı bir fitne zuhur edecek, bu fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak ve bu durum bir münadinin semadan seslenerek; “Ey insanlar, emriniz artık Mehdi (a.s.)’dir” demesine kadar devam edecektir.” El-Kavlu’l Muhtasar.
ADNAN OKTAR:Münadi, gökten bir Meleğin bağırması değil. Bu hiçbir zaman, hiçbir peygamber devrinde olmamıştır. Radyoya, televizyona işaret var. Gökten, Mehdi (a.s.) devrinden tabiî ki bir Melek bağırır da. Yani, Mehdi (a.s.)’yi söyler, işaret eder, o ayrı. Ama onu Melekler görüyorlar. Yani Melek aleminde Meleklere yönelik bir ifadedir bu. Anlaşıldı mı? Dolayısıyla, insanlar görmezler. Evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, tam Peygamberimiz (s.a.v.)’in tarif ettiği dönemde yaşıyoruz. Buradaki gazete haberleri, tam bu şekilde bir fitnenin olduğu, karışıklığın olduğu bir dönem olduğunu gösteriyor. Hazreti Mehdi (a.s.)’nin çıkış zamanının olduğunun önemli bir delili inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne var mesela?
OKTAR BABUNA:Fuhuş, faiz isyanı, hırsızlık artışı diyor. Evladını, kızını öldürmesi, “toplum cinnet geçiriyor” diyor, “uyuşturucunun yaşı 9’a indi” diyor, “suç patlamasına çare aranıyor”, “Hollanda’da çocuklar 13’ünde alkole başlıyor”, “rüşvet arttı, zina arttı”, “kendimizi içkiye vurduk”, “fuhuşta kalkınma hızı yüzde 400 oldu” gibi çok sayıda gazete haberi gösteriyor.
ADNAN OKTAR:Tamam, peki, başka neler var?
OKTAR BABUNA:Müslümanlara baskının artmasını anlatıyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Rüku ve secdeye giden herkesi cezalandırır. Zulüm, fesad ve fısk çıkarır. Alim ve zahidleri katleder, pek çok şehri de işgal eder. Kan akıtmayı helal kılarak Al-i Muhammed’e düşman kesilir (Al-i Bin Hüsameddin El Muttaki). “Benden sonra halifeler olur. Halifelerden sonra emirler, emirlerden sonra zalim melikler gelir. Son olarak da Ehl-i Beytimden birisi çıkar (Kitab-ul Burhan).
“Burada Müslümanların üçte biri öldürülür” Peygamberimiz (s.a.v.), Müslümanlara olan baskı ve kan dökülmesinden bahsediyor. “İslam düşmanlığı had safhada.”
ADNAN OKTAR:Geri gel. Şerh ederek anlatacaksın. “Rüku ve secdeye giden herkesi cezalandırır. Zulüm, fesad ve fısk çıkartır” bunu biz iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yapısında görüyoruz. “Alim ve zahidleri katleder”, sürekli cinayet onların yöntemi. Şehit ediyorlar değerli kardeşlerimizi. “Pek çok şehri de işgal eder” gizli işgal bu. “Kan akıtmayı helal kılarak Al-i Muhammed’e düşman kesilir”. Kan akıtmayı, terörü ve anarşiyi zaten Lenin, Leninizmin şartı haline getirmiş. Açık söylüyor. Nerede bu? Ali Bin Hüsameddin El Muttaki Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler çok ünlü bir kaynak. “Benden sonra halifeler olur. Halifelerden sonra emirler” diyor. Halifelik kalkıyor. Halifeliğin kalkacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Emirlerden sonra da zalim melikler gelir” yani despot rejimler. Mesela Hafız Esad gibi, efendim Saddam gibi, değil mi? Müslümanları mahveden, acı çektiren zalim melikler gelir. “Sonra Ehl-i Beytimden birisi çıkar” Mehdi (a.s.). Evet. “Burada Müslümanların üçte biri öldürülür”den kasıt; yani bu tip sayılarda çok fazla Müslüman öldürülür anlamına geliyor. Şehit olurlar. Yani Ahir zamanda Müslümanlara yönelik cinayetlerin çok artacağına hadis işaret ediyor. Yoksa üçte bir matematik anlamda bir keskinlik ifade etmez. Orada bir toplu katliam anlatılmış oluyor. Devam edelim.
OKTAR BABUNA:Nitekim gazete haberleri de “İslam düşmanlığı had safhada”, “İsviçre’de ezana izin yok”, “Hollanda’da İslam düşmanlığı had safhada”, “internet yoluyla Müslümanlara ırkçı saldırılar arttı”. Hakikaten bu dönemin yaşandığını görüyoruz inşaAllah. Allah’ın açıkça inkar edilmesini tarif ediyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak. “Alenen ve apaçık Allah Teala inkar edilinceye kadar Hz. Mehdi (a.s.) gelmez”.
ADNAN OKTAR:Evet, burada anladığımız şu: Darwinist, materyalist olan insanlar gelişecekler. Allah’ın varlığını inkar edecekler. Kainatın yaratılışının tesadüfler sonucu, çamurda, kendiliğinden, tamamen Allah’ın yaratışı olmadan olacağını söyleyecekler. Dolayısıyla Allah’ı inkar etmiş olacaklar. Bir kısmı da internet siteleri kurarak, işte yayınlar yaparak alenen ve net olarak Allah’ı inkar edecekler. Bu zamanımızda oluyor mu, oldu mu dünya çapında?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Zaten haberler de çok net teyid ediyor. “Londra’da ateist otobüs” diyor. “Allah yoktur” diye haşa otobüslerin üzerine yazmışlar. “Avrupa kilisenin yolunu unuttu”, “ateist sloganlar otobüsle yolculuk edecek” günümüzdeki haberler bunlar.
ADNAN OKTAR:Yalnız şimdi bu, tabii bu dar olan kısmı. Yani burada kastedilen hadisteki dünya çapındaki şumullü olana dikkat çekiliyor. Yani Darwinist, materyalist felsefeye dikkat çekiliyor. Dünyanın yüzde 95’i de Darwinist, materyalist felsefenin etkisi altında kaldı. Yoksa otobüslerin üstündeki bu kadar yazı, bu değildir hadiste kastedilen. Yani dar planda değil. Dünya çapında, kitlevi olarak okullarda Allahsızlık, dinsizlik ders olarak okutulacak. Ateist, Darwinist, materyalist bir sistem dünyada gelişecek. Buna dikkat çekilmiş oluyor. Evet.
OKTAR BABUNA:Yine diğer bir alamet olarak inşaAllah, helallerin haram sayılması olarak gösteriyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Hz. Mehdi (a.s.) bütün haramların helal sayıldığı büyük bir fitneden sonra çıkacaktır” (El Kavlu’l Muhtasar). “Ey Huzeyfe! O günde (Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde) onlar Ridde (dinden çıkmak) üzere olacaklardır. Şarabın helal olduğunu zannedecekler ve namaz da kılmayacaklardır” (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyani Enne’l Mehdi (a.s.)). “Haram olan şeylerin helal sayılması kıyamet alametlerindendir”. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) haramların helal sayıldığı bir dönem olduğunu bildiriyor. Hakikaten günümüzde baktığımız zaman bunun böyle olduğunu görüyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, geriye al o hadisleri, geriye al. Evet, bakın Hz. Mehdi (a.s.) haramların helal sayıldığı büyük bir fitneden sonra çıkacaktır. Orada çok daha geniş şümullü bir şeyden bahsediliyor. Bakın “bütün haramların helal sayıldığı büyük bir fitneden sonra çıkacaktır”. Avrupa’da uyuşturucu helal, fahşa helal, değil mi? Domuz helal, şarap helal, zina helal, efendim faiz, hepsi. Hepsinin helal sayıldığı büyük bir fitne. Bak, bütün ve büyük. İki önemli kelime var. “Bütün helallerin haram sayıldığı” yani demek ki çok şumullü bir haramları helal sayma olacak ama diyor bak; “büyük bir fitneden sonra çıkacaktır” dünya çapında. Dünya çapında var bu olay şu an. İslam ülkelerinde de var. Git Mısır’a böyle, git Ürdün’e böyle, Irak’a gitsen yine böyle. Gerçi orada iyi Müslümanlar da var ama fakat böyle bir durum da var. “Ey Huzeyfe! O günde (Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde) onlar Ridde (dinden çıkmak) üzere olacaklardır.” Bak dinden çıkmış değiller, dinden çıkmak üzere. Bediüzzaman da onu diyor. Yani ehl-i imanın imanını muhafaza etmek Mehdi (a.s.)’nin görevi. Yani ehl-i imanın epey bir bölümü dinden çıkmak üzereyken, Darwinist sisteme girmek üzerelerken, veyahut girmiş de daha kapsamlı hale gelecekken Mehdi (a.s.) devreye giriyor ve Darwinizmi, materyalizmi etkisiz hale getiriyor. “Şarabın helal olduğunu zannedecekler.” Ne diyorlar adamlar? “Şaraplar kalbinize çok iyi gelir.” Beynine nasıl gelir? “Zararı vardır beynine” diyor. Kalbine, karaciğerine? “Oraya da çok zararı var” diyor. Vücut hücrelerine? “Ona da zararı var” diyor. Neden diyoruz, kalbine faydalı? “Antioksidan var içinde de onun için” diyor. Tamam, antioksidan var, doğru. Üzüm suyunda var mı antioksidan? “Daha iyisiyle var” diyor. Eh o zaman neden şarap içsin o zaman? Üzüm suyu içer, değil mi?
Bak; “namaz da kılmayacaklardır” diyor. Zaten dünya çapında bir durum bu. Yani mesela Müslüman genç kızlar var. Hanım, “kapalıyım ben” diyor, “dindarım ben” diyor, ta ayak topuklarına kadar kapalı. Namaz kılıyor musun? “Kılmıyorum ben” diyor, değil mi? “Ama başörtüsüne çok titizim ben” diyor. Namaz? “Namaz önemli değil” diyor. Olmaz. Tabii bir kısmında var. Hepsini tenzih ederim. Bir de İslam ülkelerinde namaz kılmamak İslam tarihinin en yüksek oranındadır şu an. Mesela, Mısır’da, Ürdün’de olsun, Irak’ta olsun çok nadirdir namaz kılan. Zannedildiği gibi değil. Türkiye’de çok yüksektir inşaAllah. “Haram olan şeylerin helal sayılması” yine aynı hadisin devamı bu. Onu teyid eden bir açıklama. Ahir zamanda geniş çaplıdır bunlar; haram olan şeylerin helal sayılması. Mesela gitti mi adam markette haberi bile yok. Mesela domuz etinden sosisler var, bilmem neler var. Hiç mahsuru yok gibi biliyor. Halbuki haram ve ama ayrıca dünya çapında da bu. Bu çok önemli. Dünya çapında ve yaygın. Küçük ve bölgesel bir şeyden bahsetmiyor hadis. Büyük çaplı, dünya çapında olan bir şeyden bahsediyor. Evet, devam edelim.
OKTAR BABUNA:Afganistan’ın işgali Hocam. “Talikan’a (Afganistan’a) yazık oldu” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:O zamanki Afganistan’ın ismi Talikan’dır. Sonradan Afganistan olarak değiştirilmiştir. Talikan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki Afganistan’ın ismi. Onun için “Talikan’a yazık oldu” diyor. Yani demek ki bir işgal, bir azap ve acı çekecekler ve o işgal de bir türlü kalkmayacak. “Yazık oldu” budur. “Şüphesiz” diyor, yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) orada bir garanti veriyor. “Allah-u Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır”. Bu da Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir mucizesidir. Afganistan’da çok zengin maden yatakları bulundu. Ama diğer dünya ülkelerinde rastlanmayacak tarzda. Hem petrol denizi bak mesela “Afgan Dağları’nda petrol denizi bulundu” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in 1400 yıl önce toprağın altında olan madenlerden haberi olması, petrolden haberi olması ve bunun Mehdi (a.s.) zamanında ortaya çıkacağını söylemesi Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerindendir. Net mucizedir. Yani 1400 yıl önce “toprağın altında petrol var” diyor, “madenler var ve çok zengin madenler var” diyor toprağın altında. Bu bilinemez. Kimsenin bilmeyeceği bir şey. Ama Peygamber biliyor ve aynısıyla, Mehdi (a.s.) devri geldiğinde aynısıyla çıkıyor. Evet, devam edelim.
OKTAR BABUNA:Geçtiğimiz aylarda çıktı Hocam: “madenlerin değeri 1 trilyon dolar” diyor.
ADNAN OKTAR:1 trilyon da çıkar, 2 trilyon da çıkar.
OKTAR BABUNA:Evet. “Amerikalılar, büyük bir maden zenginliği buldular”. Yine gazete haberleri.
ADNAN OKTAR:Nerede buldular?
OKTAR BABUNA:Afganistan’da Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Ne diyor? Afganistan’da lityum mu var diyor, ne demek istiyor?
OKTAR BABUNA:Demir, bakır, altın, kobalt ile lityum.
ADNAN OKTAR:Çok zengin olarak bu madenler var diyor, değil mi? Evet. O madenleri bir daha say.
OKTAR BABUNA: “Demir, bakır, altın, kobalt ve lityum” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ve bak Lityum’un Suudi Arabistan’da olabileceği, yani “muazzam maden çıkacak” diyor. Yani petrol gibi, değil mi? Nasıl Suudi Arabistan’da bol petrol varsa onun gibi “Afganistan’da da muazzam; hem petrol var” diyor, “hem bol maden var” diyor. Bunu 1400 sene önce Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Bilim adamları 1400 yıl sonra buluyorlar. Büyük bir mucize.
OKTAR BABUNA: Evet, yeni bulundu.
ADNAN OKTARBunu Cübbeli’ye anlattırabilir miyiz? Anlatmaz, çünkü Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti. Mehdi (a.s.)’yi 570 sene sonra beklediği için mecburen söyleyemeyecek. Ne Fırat’ın suyunun kesilmesini söyleyebilir. Ne Lulin Kuyruklu Yıldızı’nı söyleyebilir. 15 gün arayla ay ve güneş tutulmalarını söyleyemez, 150 alameti ve bu alametleri de anlatamayacak. Bak onları nasıl kilitliyor bu. Halbuki mesela kardeşlerimizin o Risale-i Nur talebesi olan kardeşlerimizin internet sitelerinde Peygamberimizin (s.a.v) bu mucizelerinin açık açık anlatılması lazım, değil mi? Ve bu çok büyük bir mucize ama anlatmıyorlar. Çok acayip bir şey, Peygamber (s.a.v) 1400 sene önce bildirdiği bir olay öncesiyle tahakkuk ediyor, bir mucize meydana geliyor. Sırf Mehdi (a.s.)’den bahsedilmemek için, sırf Mehdi (a.s.)’yi çağrıştırır diye bu mucizelerden bahsedilmesse bu Ahirette sorumluluk gerektirir. Evet, devam edelim.
OKTAR BABUNA: “Doğu tarafında ateşin görüleceğini bildiriyor Peygamber Efendimiz(s.a.v). Hüseyin B. Ali (R.A.) dan şöyle rivayet olunmuştur: Gökyüzünde doğu cihetinden, geceyi aydınlatan büyük bir ateş gördüğünüz vakit, işte o an Hz. Mehdi (a.s.)’nin geliş vaktidir. (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi (a.s.) El-Muntazar)” diyor.
ADNAN OKTAR: Nedir bu?
OKTAR BABUNA: Bu Hocam doğu cihetinden olduğunu söylüyor ve “geceyi aydınlatan” diyor büyük de bir ateşten bahsediyor.
ADNAN OKTAR: Oldu mu böyle bir şey?
OKTAR BABUNA: Oldu Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne?
OKTAR BABUNA: İstanbul’da Independenta isimli bir gemi çarpışarak büyük bir parlama oldu, geceyi aydınlattı. Doğu tarafından gelen petrol, hadiste bildirildiği gibi Hocam inşaAllah. “Ve o an” diyor Hz. Mehdi (a.s.)’nin geliş vaktidir” diyor. Hazreti Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’a geldiğini anlıyoruz Hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela böyle bir patlama olurdu da gündüz olurdu ve gündüz de biterdi, yani konu biterdi. Ama bak vakit bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v) “gece olacak” diyor. “Geceyi aydınlatacak” diyor. “Ve insanlar uykudan uyanacaklar” diyor, gürültüden. Bak “insanların uyuduğu bir vakitte patlama olacak” diyor. Yani “yatsı vaktinde olacak patlama” diyor şimdi muazzam detaylar bunlar . Geceyi aydınlatan ateş nasıl bir ateş, büyük bir ateş. Demek ki yani herhangi bir ateşe büyük bir ateş demez Peygamberimiz (s.a.v). Demek ki gündüz gibi ortalığı aydınlatacak muazzam bir ateş olacak, “o an işte o an” ne demek? O saatlerde, “o saatlerde Hz. Mehdi (a.s.)’nin geliş vaktidir” Yani “Mehdi (a.s.) İstanbul’a gelmiştir” diyor, o saatlerde. Bakın “o an Mehdi (a.s.)” diyor “o saatlerde İstanbul’dadır” diyor. Bu çok büyük bir mucize, değil mi? Yani Mehdi (a.s.) patlamayı planlayamaz ki, patlama olsun da ben oraya gideyim mi diyecek. Haberi bile yoktur yani. Devam et.
OKTAR BABUNA: “Doğudan bir ateşi gördüğünüz zaman Al-i Muhammed'in (Hazreti Mehdi (a.s.)’nin) çıkmasını bekleyiniz” (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdi (a.s.)yy-il Ahir Zaman, s. 32)” diyor.
ADNAN OKTAR: Yani Mehdi (a.s.) gelmiştir. “Artık zuhurunu bekleyiniz”, bak “bekleyiniz.” 30 sene beklersin, 40 sene beklersin ama “artık bekleme müddetine girdiniz” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Çünkü geldi. Gelmesi ayrıdır, beklemeniz ayrıdır. Yani zahir olması ayrıdır inşaAllah. Doğudan. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: Nitekim böyle bir parlama ve patlama oldu Hocam; Romen tankerinin patlaması, 1979 yılında. 15 kasım da böyle bir patlama oldu. “İstanbul gece yarısı gündüz gibi oldu diyor, tam hadiste bildirildiği gibi büyük bir parlamayla gece aydınlanma oldu hakikaten, karanlıkta.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi orada yatanlara bir sürpriz oldu akşam yatanlara, değil mi, insanlar? Müthiş bir gürültü var. Aniden kalktığında da bir sürprizle karşılaşıyor. Gecenin geç vaktinde öğlen vakti olmuş. Adam gözüne inanmıyor, bakıyor pırıl pırıl caddeler yani normal aydınlık. E gece vakti yatsı vakti ama aydınlık bir harika meydana geliyor çok büyük bir olaydır bu. Ve insanlara gazetelerde yazdı. Herkesin ortak ifadesi şu: “gündüz oldu zannettik” diyor, “Kıyamet koptu zannettik” diyorlar. Yatanlar yattıkları yerden kalkacaklar diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). “Ayakta olan da oturacak” diyor, çünkü insanlar çok panik olursa bir ses duyduğunda çok panik olursa ayakta duracak hali kalmaz yani dizleri tutmaz. O heyecanla oturmak ister, değil mi? Fenalaşır mesela, tansiyonu çıkar, kalbi çarpar. Onun yatışması için de oturur. Bak “ayakta olan da oturacak” diyor, aynısıyla olmuştur. Ayakta olanlar oturmuşlardır, heyecan fırlayıp kalkmışlardır ve “günlerce sürecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v), gök gürültüsü gibidir diyor bak gök gürültüsü tam o sesin ifadesi. Aynı gök gürültüsü gibi patlamıştır hakikaten sesi, gökgürültüsü gibi, “yer ve gök ehlinin anlayacağı şekilde nida edilecek” diyor. Ve dev bir duman sütunu ve ateş sütunu olacağı hadis belirtiliyor, değil mi?Aynısıyla oldu. Evet, devam edelim.
OKTAR BABUNA: Evet, yine “geçmiş olsun” haberleri o dönemden Hocam: “Denize dökülerek yanan petrol sahilleri tehdit ediyor”. “İstanbul duman altı oldu” diyor. Dumandan bahsetmiştiniz Hocam. “Yunan Şilebi İle Romen tankeri çarpıştı” ölülerin olduğu, şehitlerin.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) “bu olayda” diyor “can kaybı da olacak” diyor. Bak, detay veriyor. Şimdi bu Peygamber (s.a.v.)’in mucizesini önemli görmeyenler, on yıl sonra hayretler içerisinde “biz bunu nasıl anlamazdan geldik, nasıl dinlemezden geldik” diye kendilerine şaşıracaklar. Bediüzzaman açıkça “zat” dediği halde “zat’ı nasıl şahs-ı manevi olarak aldık, isim olarak Mehdi diye söylediği halde Mehdi ismini nasıl şahs-ı manevi olarak aldık?” “Şakirtleri, talebeleri” dediği halde “şakirtlerini ve talebelerini nasıl şahs-ı manevi olarak aldık” diye şaşıracaklar.
Bir şahs-ı manevidir gidiyor. Her şey şahs-ı manevi, “adın ne?” “Şahs-ı manevi.” Sağa döndün, “her şey şahs-ı manevidir” diyor. Soruyoruz “kardeşim Süfyan var mı?” diyoruz. “Var” diyor, detay detay anlatıyor, o şahıs. “Firavun?”; “şahıs”, “Nemrut?”; “şahıs”, “şu ana kadar gelen on iki imam?”; “hepsi şahıstır” diyor. “İmam Rabbani?”; “o da”, “Abdulkadir Geylani?”; “hepsi şahıstır” diyor. “Mehdi?” “orada dur” diyor; “o, şahs-ı manevi” diyor. Daha da üstüne gidersen “ya Bediüzzaman’ın doğru söylediğini nereden biliyoruz?” diyor. Peki, biraz daha üstüne gidersek “hadislerin doğru olduğunu nereden biliyoruz” diyor. Biraz daha üstüne gidersek Kuran’ın doğru olduğunu nereden biliyoruz?” diyor. Kardeşim şunu başından söylesene sen, bu durumunu yani, değil mi? Yani cahilliğinden yapanları tenzih ederim ama muazzam bir iman zafiyeti var, ondan kaynaklanıyor. Çünkü Bediüzzaman diyor; “enesi kavi” yani kendini beğenmeden artık havalarda uçan, değil mi? Artık kanatlanmış adam. Bak “Enesi kavi, imanı zaif” diyor bak, “zaif.” “Zayıf” demiyor, “zaif olan bir kısım ulemada tamamen inkâr cihetine gitmişlerdir” diyor. “Olduğu gibi inkâr etmişlerdir” diyor. Şimdi bunları görüyoruz. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: Yine fotoğrafları o dönemin.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “şu an, o ateş Berehut denilen vadide toprağın altında sönük vaziyettedir” diyor. “Petrol olarak şu an duruyor o ateş” yani “yerin altında petrol olarak duruyor” diyor. “Zamanı geldiğinde o petrol oradan kalkıp gidecek muazzam bir patlamayla insanların da ölümüne sebep olarak, bütün ortalığı gündüz gibi aydınlatarak, gök gürültüsü gibi sesler çıkartarak ki günlerce devam edecek” diyor “ortaya çıkacak” diyor. Bu çok büyük bir mucize; bak, yerini de söylüyor “Berehut denilen vadide toprağın altında petrol olarak duruyor şu an” diyor. Yani patlayacak maddenin vasfını da belirtiyor, “petrol olarak” diyor. Toprağın altında ne vardır? Petrol vardır, değil mi? Yani patlayacak maddenin etrafını, vaktini, zamanını, insanlarda nasıl etki meydana getireceğini, insanlardaki psikolojik etkisine varıncaya kadar, değil mi? Ölecek insanların detaylarına kadar hepsini açıklamış Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: Tamam, şimdi bu neydi o? Dün, Risale neydi?
OKTAR BABUNA: Sorularla Risale.
ADNAN OKTAR: Sorularla Risale; diğer sitelerde var ama yani ben onlara şimdi hedef olarak alayım yani anlatım açısından. Onlar benim kardeşlerim, canlarım. Dün dedim; “ben onların kapıcısıyım.”
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Öyle yani inşaAllah, ben onların hizmetindeyim. Ama Allah aşkına bu eski stili, bu doğru konuşulmayan stili bıraksınlar. Risale-i Nur’a bakıldığında açık açık Mehdi (a.s.)’nin geleceği belli. Yani çocuk olsa belli, hem ayıp yapıyorlar hem komik duruma düşüyorlar, hem kendilerini mahcup ediyorlar, hem insanların imanını çok sarsar. Yani bu kadar açık bir şeyi inkâr ediyorsa bir adam, inkâr etmeyeceği ne kalıyor geriye ondan sonra? Yani bu kadar açık cümleler, kelimeler tamamen ortadan kaldırılıp bambaşka anlamlar verilerek örtbas edilmek isteniyorsa kapanmayacak bir konu olmaz ki o zaman, değil mi? Ucu bucağı olmaz bunun, dürüst olacaklar, samimi olacaklar.
Bak, Bediüzzaman ne diyor; (Kastamonu Lahikası, 61) “Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için.” Bakın, “her şeyi kendi hesabına aldığı için.” Yani her türlü siyasi faaliyet vardır” diyor “komünisti, faşisti, partiler, her şey vardır” diyor, “hesabına aldığı için, farazahakiki beklenilen” bakın, bu kelimeye özellikle söylüyor Bediüzzaman. Beklenilen birçok insanlar olmuş, Mehdiler olmuş. Ama hakiki gerçek Mehdi (a.s.)’yi vurgulamak için “hakiki beklenilen” diyor, “beklenilen” demiyor. Ona bir ilave yapmış “hakiki beklenilen” Büyük Mehdi (a.s.), hakiki Mehdi (a.s.), gerçek Mehdi (a.s.). “Faraza, hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek” Bakın, o gün kardeşlerimiz ne yapmış biliyor musunuz? Bu hakiki kelimesini çıkarmış; o Risale ile ilgili o sitede. Bir asır sonrayı da çıkarmış; demek ki o kelimelerin kilit kelimeler olduğunu fark etmiş; demek ki kafası çalışıyor o arkadaşımızın, yani uyanık. Yani doğru olduğunu da anlamış demek ki, o kelimelerin vurucu olduğunu ve onu duyan bir insanın ikinci bir ihtimal veremeyeceğini anlamış, o kelimelerle anlatım durumunda Mehdi (a.s.)’nin geleceğine kesin kanaatleri geleceğini bildiği için kardeşimiz ne yapmış, o kelimeleri çıkarmış ki böyle bir imaj olmasın. Ama hayır, buna rağmen yine net belli oluyor o ayrı meselede, ama çıkarmış. Demek ki geleceğinden emin; çünkü geleceğinden emin olmasa değil mi, niye öyle bir şey yapsın? Bak, “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi” “o zat” diyor “şahs-ı manevidir” diyor arkadaş. Bediüzzaman’ın Türkçe bilmediği kanaatinde, yani Türkçe’yi kullanmayı bilmediği kanaatinde. Bediüzzaman hiçbir yerde şahs-ı maneviye “zat” dememiştir, hiçbir yerde. Yani bunu ima da etmemiştir, böyle bir açıklaması da yoktur. Tamamen arkadaşımızın indi mütalaasıdır, şahsi kanaatidir. “O zat dahi bu zamanda gelse” bak, “ileriki zamanda gelecek” diyor, bu zamanda değil. Farz edelim bu zamanda gelse, “harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için” yani siyasi görüşlere kaptırmamak için “siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” Yani öyle mesela, siyaset adına çıksa, bir siyasi parti kursa, öyle faaliyet yapmış olsa, siyaset içerisinde karşılıklı konuşmalar oluyor ya, mesela siyasi liderler birbirlerine ağır ithamlarda bulunuyor “onu risk altına sokar böyle bir şey” diyor. Böyle bir model olmaz “o yüzden vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum”. “Bunu yapmaz Mehdi (a.s.)” diyor. “böyle tahmin ediyorum” diyor “Hem üç mes'ele var: Biri hayat, biri şeriat, biri imandır. Hakikat noktasında en mühimmi ve en azami, iman mes'elesidir. Zaten dünyada iman çöküntüsü var, dolayısıyla Mehdi (a.s.) ilk önce iman konusunu halletmeye yönelecek” diyor. Yani Darwinizmi, materyalizmi ortadan kaldıracak ve iman hakikatlerini anlatacak. “Fakat şimdiki umumun nazarında (halkın genel nazarında) ve hal-i âlem ilcaatında en mühim mes'ele, hayat ve şeriat göründüğünden.”
Mesela Cübbeli’ye de sorsan o “Mehdi (a.s.)’yi zaten direk görürüz biz” diyor ”ona biat edecekler” diyor “Melek bağıracak üstünden, yani yüksek sesle haykıracak” diyor. Dolayısıyla ”halk böyle bilir” diyor “hayat ve şeriat göründüğünden o zat” yani Mehdi (a.s.) ki “şahs-ı manevi” diyor arkadaş burada o zata yine. Risale-i Nur’da o zatı nerede şahs-ı manevi olarak ele almış Bediüzzaman bir kere ama, bunu göstermesi gerekir kardeşimizin, öbür türlü doğru söylemediğini anlamış oluruz. “O zat şimdi olsa da, üç mes'eleyi birden” yani” farz edelim anlamında” diyor. “Üç mes'eleyi birden” yani hayat, şeriat, siyaset, saltanat, hepsi. “Üç mes'eleyi birden umum rüy-i zeminde” bak bütün dünyada, “vaziyetlerini değiştirmek nev'i beşerdeki cari olan adetullaha muvafık gelmediğinden” yani adetullah kanunlarına uygun olmadığından ”herhalde en azim mes'eleyi esas yapıp” yani imani konulardaki faaliyetlerini Darwinizmi ve materyalizmi ortadan kaldırmayı esas yapıp, ilk faaliyeti olarak “herhalde en azim mes'eleyi esas yapıp, öteki mes'eleleri esas yapmayacak.” Yani erteleyecek, bekleyecek yani “siyaset, saltanat ve şeriat yönündeki faaliyeti bekletecek” diyor. “Mes'eleleri esas yapmayacak, ta ki iman hizmeti, safvetini umumun nazarında bozmasın.” Yani yaptığı bu imani faaliyetin temizliği, samimiyeti, candanlığı “umumun nazarında” yani bütün İslam âleminde, Müslümanların gözünde, Hıristiyanların gözünde de insanların kanaatini bozmasın. İyice tahakkuk etmesin “ve avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında” mesela desen ki “ya bu insan anormal adamdır, sapkın adamdır, dini değiştirir” “ha, öylemi ya, Allah Allah, ben de iyi birisi zannediyordum, bundan sonra dikkatli olayım ya” diyor; bir cümle ile bitiyor. “Ben artık kitaplarını okumam” diyor “yakarım onun kitaplarını” diyor. Bak, Bediüzzaman da diyor ki; “avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında” çok kolaydır insanları yönlendirmek. “Ya belge varmış adamın elinde” diyor, yani mesela “diyanetten Hocalar konuşmuşlar” diyor. Veyahut ne bileyim “onu görmüşler” diyor “kadınlarla, kızlarla âlem yaparlarken görmüşler” diyor “bitti o zaman” diyor, “meseleyi anladım” diyor bak, “avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında o hizmet başka maksadlara alet olmadığı tahakkuk etsin”. İyice samimi kanaatleri gelsin. Yani ilk safhada “Mehdi (a.s.)’nin candan ve halis faaliyetlerine kanaatleri gelsin” diyor. “Hem yirmi seneden beri tahribkârane eşedd-i zulüm altında o derece ahlâk bozulmuş ve metanet ve sadakat kaybolmuş ki” şimdi toplumda öyle değil mi? Ahlak bozulmuş, metanet de yok, metin olamıyor. Mesela bir olay oluyor, farz edelim kolu kopuyor bütün aklı gidiyor veyahut hapsediliyor bütün faaliyetinden vazgeçiyor veya “polis soruşturma açtı” diyor; metanet olmadığı için feci şekilde korkuyor, araziye geçiyor. Yahut diyorlar ki “hakkında soruşturma olabilir“ diyorlar, “olabilir”, yetiyor. Adam saç sakalı kazıtıyor, haydi bana müsaade” diyor, ortadan kayboluyor. Yani muazzam bir korkaklık ve hafdamarı ve tevekkülsüzlük yayılmış. Bak, “metanet ve sadakat” davaya sadakat yok. İmamına sadakat yok, Bediüzzaman’a sadakat yok. Efendim, Erbakan Hocamız’a sadakat yok. Şeyh Nazım Hocamız’a sadakat olmuyor bir kısım insanlarda, bir kısım eksik eğitilmiş, ruhunda eksiklikler olan insanlarda diyelim. “Sadakat kaybolmuş ki ondan belki de yirmiden birisine, insanlara itimad edilmez” diyor. Yani o kadar insanlar bozulmuştur diyor. Yani yirmi kişiden birisine bile itimad edilemeyebilinir diyor o kadar tehlikelidir diyor yani insanlar, kimi psikopat çıkıyor, kimi deli çıkıyor, kimi dinsiz çıkıyor. Müslüman zannediyorsun manyak çıkıyor, vefasız çıkıyor, kahpe çıkıyor, çıkıyor da çıkıyor. Tabii cahilliğinden, aklının zayıf olduğundan yapanları tenzih ediyorum. “Ondan belki de yirmiden birisine itimad edilmez. Bu acib hâlâta karşı” bu anormal duruma, bu olağanüstü Ahir zamanın durumuna karşı, hâlâta karşı “çok fevkalâde sebat”; Mehdi (a.s.)’nin özelliği işte sebat, o benim aslanım başladı mı, bitirir. Bak, diyor ki; “önüne dağlar çıkar, dağı ezer” diyor. “Kenarından geçmez” diyor. “Ezer, geçer” diyor. Sebatlı; kaypak, oynak adamların olduğu ortamda o, sebatlı olacak. Bak, “sebat, metanet” delikanlı, asla etkilenmiyor. Hapse sokarsın etkilenmez, otuz türlü hakkında soruşturma açarsın hakkında etkilenmez, şehit etmeye kalkarsın etkilenmez, yaralamaya kalkarsın etkilenmez. İftira edersin etkilenmez, etkilenmez oğlu etkilenmez, değil mi? Bak, metanet, Mehdi (a.s.)’nin ikinci özelliği bak, bir sebat, çok sebatlıdır Mehdi (a.s.), iki metanet, metin. Ve Allah’a, Kitaba, davasına sadık. Sadakat ve hamiyet-i İslamiye, Mehdi (a.s.) delicesinedir. Hamiyet-i İslamiye, İslam’ı koruma aşkı. Delicesinedir ve hamiyet-i İslamiye lazımdır Mehdi (a.s.)’nin vasıflarını sayıyor “Yoksa” diyor Bediüzzaman “akîm kalır ve zarar verir” mesela Mehdi (a.s.) ile yola çıkan bir çok kişi akîm kalıp, kendilerine zarar verecekler, değil mi? Devam edemeyecekler, bir tek Mehdi (a.s.) devam ediyor. “Demek ki” diyor Bediüzzaman: “Demek, en hâlis ve en selâmetli ve en mühim ve en muvaffakiyetli hizmet Risale-i Nur şakirtlerinin daireleri içindeki kudsî hizmettir. Her neyse, bu mesele şimdilik bu kadar yeter” diyor. Yani o devirde yapılabilecek en mükemmel faaliyetin, en hoş faaliyetin, en isabetli faaliyetin, sebatla, metanetle, sadakatle ve hamiyet-i İslamiye ile yapılmasını söylüyor Bediüzzaman o devirde, anlaşıldı mı? Aynı zamanda da Mehdi (a.s.)’nin vasıfları olarak bunları anlatmış oluyor. “Yoksa akîm kalır ve zarar verir” diyor inşaAllah. “Umum kardeşlerimize birer birer selam ve eyyamu mübarekede dua ederiz ve makbul dualarını gelecek eyyamu leyi mübarekte istiyoruz” ve devam ediyor, evet.
Şimdi bu konuda Bediüzzaman yine devam ediyor bu konuyu açıklamaya; “Aziz Sıddık Muhterem Kardeşimiz Hoca Haşmet” diyor148. sayfada, Kastamonu Lahikası. ‘’Senin müceddit hakkındaki mektubunu hayretle okuduk ve Üstadımıza söyledik. Üstadımız diyor ki; ‘evet bu zaman hem iman ve din için hem hayati içtimayı ve şeriat için hem hukuku amme ve siyaset-i İslami’ye için gayet ehemmiyetli birer müceddit ister. Fakat en ehemmiyetlisi hakaiki imaniye muhafaza noktasında, tecrit vazifesi en mukaddes ve en büyüğüdür.’ Yani ‘’imani faaliyet en büyüğü en önemlisidir’’ diyor, Bediüzzaman. Şeriat ve hayati içtimaiye ve siyasiye daireleri ona nispeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecelerde kalıyor. ‘’Daha dereceleri geridedir’’ diyor, geride kalıyor. ‘’Rivayat-i hadisiyede, (Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde) tecdit-i din hakkında ziyade ehemmiyet ise yani (dinin tecrit edilmesi, mücedditlik ise) imanı hakaikdeki tecrit itibariyledir.’’ Yani iman hakikatlerindeki yenileme, yeni bir iman hakikati anlatma metodu. ‘’Fakat efkar-ı amme de hayatperest insanların nazarında’’ yani dünyada hayatperest, ehl-i dünya insanların nazarında ‘’zahiren geniş ve hakimiyet noktasında cazibeler olan hayatı içtimaiye, içtimaiye sosyal hayat daha cazibedar görülür’’ diyor. ‘’Hayat-ı içtimaiye-i İslami’ye yani İslami sosyal hayat ve siyaseti diniye, dindeki siyaset cihetleri daha ziyade ehemmiyetli görüldüğü için’’ yani dinin sosyal yönü, siyasi yönü daha ehemmiyetli göründüğü için, ‘’o adese ile o nokta-i nazardan bakıyorlar, mana veriyorlar.’’ Yani ‘’sadece siyaset ve sosyal hayat yönünden dine bakıyorlar, o yüzden Mehdiyet’in iman hakikatleri ile ilgili, Darwinizm’e ve materyalizme yönelik faaliyetleri yönünden bakmazlar’’ diyor. Yani ‘’onu ehemmiyetli görmezler genelde’’ diyor. ‘’Hem bu üç vezaif birden’’ üç görev birden ‘’bir şahısta yahut cemaatte’’ demek ki şahıs demeyi biliyor, değil mi Bediüzzaman? ‘’Bilmiyor’’ diyor arkadaşlar da onun için. Bak ‘’bir şahısta yahut cemaatte’’ cemaat demeyi de biliyor Bediüzzaman, cemaat ayrı bir şey demek ki. ‘’Bu zamanda bulunması’’ Bediüzzaman’ın zamanında bulunması ve bak bu zamanda deyince adam bu zaman, git sor bakayım o Risaleyi yazan kardeşlerimize bu zaman ne demek? Bu zaman şimdiki zaman, Bediüzzaman’ın zamanında der, yani serbest. Osmanlı’nın ilk dönemi de diyebilir, bundan elli yıl sonrası da diyebilir. ‘’Bu zaman’’ adamına göre ferahlık var yani tefsir ferahlığı var. Halbuki bak diyor ki; ‘’bu zamanda’’ kendi zamanında ‘’bulunması, mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, âdeta kabil görülmüyor.’’ Yani bu Mehdi (a.s.)’nin üç vazifesinin birden bak ‘’bu üç vazife birden bir şahısta’’ yani mesela Bediüzzaman’da ‘’bir şahısta yahut cemaatte’’ o devirdeki Nur talebelerinde, Bediüzzaman’ın, Nur talebelerinde. ‘’Bu zamanda’’ Bediüzzaman’ın kendi zamanında “bulunması, mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi’’ birbirini yıkmaması, birbirini etkisiz hale getirmemesi ‘’pek uzak adeta kabildir.’’ ‘’Mümkün değil’’ diyor, ‘’Mehdi (a.s.)’nin benim zamanımda olması, şahıs olarak da olmaz, cemaat olarak da olmaz, hiçbir şekilde olmaz’’ diyor. ‘’Kabil görülmüyor’’ diyor, ‘’mümkün değil’’ diyor, bak açık. Şimdi açıklık getiriyor; ‘’Ahir zamanda’’ o Risaleci kardeşler Ahir zamanı kim bilir nasıl yorumlayacaklar? Ahir zaman? On dakika sonrasıdır Ahir zaman. Ne diyeceksin? Adam elastiki düşünüyor. ‘’Ahir zaman’’ yani bu devir, şu anki zaman bak ‘’bir asır sonra’’ diyor, ‘’bir asır sonra açıklık getiriyor Bediüzzaman; ‘’Ahir zamanda’’ diyor, arkasından da ‘’bir asır sonra’’ diyor. Bakın ‘’Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevî'nin (s.a.v.) cemaat-ı nuraniyesini temsil eden’’ bak bir cemaat var, nurani bir cemaat var, bak ‘’Ahir zamanda’’ vakti bildiriyor. ‘’Al-i Beyt-i Nebevî'nin Peygamberimiz (s.a.v.)’in cemaat-ı nuraniyesini’’ ne demek? Cemaat, değil mi? Evet, Nurani cemaatini temsil eden. Temsilci nedir? ‘’Temsilci gönderdik’’ diyoruz adama nedir temsil eden? Kardeşim ben bu adam, kardeşlerimden yani ben nasıl anlatayım yani bu kadar açık bir şeyi anlamıyorlar mı? ‘’Temsil eden’’ bakın diyor ki; ‘’Hz. Mehdi (a.s.)’ de’’ daha ne desin ya? Yok, ‘’şahs-ı manevi dedi’’ diyor, ‘’sen anlamadın’’ diyor. Allah Allah ve SübhanAllah. Bak ‘’Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevî'nin cemaati nuraniyesini (s.a.v.) temsil eden Hz. Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki, cemaatindeki şahs-ı manevi’’ işte bak burada ‘’şahs-ı manevi var’’ diyor. Ama bak önce bir Mehdi (a.s.)’den bahsediyor. ‘’ Hz. Mehdi (a.s.) de ve, ve’’ ilavesi var, ‘’cemaatindeki’’ bir de cemaati var, ‘’ve cemaatinin de şahs-ı manevisinde ancak içtima edebilir.’’ ‘’Hadi Bediüzzaman zatla, o zat demekten şahs-ı manevi demek istediği’’ diyor arkadaşımız, değil mi? Nerede bu, göster işte açıklıyor? Demek ki kelimeleri ayırt etmeyi çok iyi biliyormuş Bediüzzaman. Mehdi (a.s.)’yi de biliyor, Mehdi (a.s.)’nin cemaatini de biliyor, şahs-ı manevisini de biliyor. Hani ‘’bilmiyor’’ diyorsun sen? Bak ‘’Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi’nin (s.a.v.) cemaati nuraniyesini temsil eden’’ yani seyidler topluluğunu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslini temsil eden, ‘’Hz. Mehdi (a.s.) de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir.’’ ‘’Mehdi (a.s.) ancak bu üçünü birden yapabilir’’ diyor. ‘’Ahiz zamanda. Benim zamanımda olması mümkün değil’’ diyor, evet. ‘’Bu asırda Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, Risale-i Nur'un hakikatına ve şakirtlerinin şahs-ı manevîsine’’ bak şakirtler var ve onların şahs-ı manevisi var ‘’hakaik-i imaniye muhafazasında tecdit vazifesini yaptırmış. ‘’Bak imanı tecrit vazifesini biz yapıyoruz’’ diyor, ‘’yapıyoruz’’ diyor, ‘’şu an’’ diyor. ‘’Yapmıyorum’’ demiyor, Bediüzzaman, yaptırmış. ‘’Yirmi seneden beri o vazife-i kudsiyede tesirli ve fatihane’’ fethederek, ‘’neşriyle gayet dehşetli ve kuvvetli zındıka ve dalalet hücumuna karşı tam mukabele edip’’ yani benim zamanımda mukabele ediyoruz diyor küfre karşı, ‘’yüz binler ehl-i imanın imanlarını kurtardığını kırk binler adam şehadet eder’’ diyor. ‘’Ama benim gibi aciz ve zayif bir biçarenin böyle binler derece haddimden fazla bir yükü yüklemek tarzında, şahsı medar-ı nazar etmemeli diyor ve size selâm ediyor. Biz de zatınıza ve oradaki Risale-i Nur'la alâkadar olanlara selâm ediyoruz" diyor. ‘’Biz imani hizmet yapıyoruz’’ diyor, ‘’yapmıyorum demiyor Bediüzzaman. Fatihane devam ediyoruz ama üç görevi birden ben yapamam benim vaktim, zamanım müsait değil, benim vaktim de olmaz’’ diyor. ‘’Kim yapar size söyleyeyim mi?’’ diyor. ‘’Açık’’ diyor. Biz soruyoruz, ‘’Üstadım’’ diyoruz, ‘’siz yapamadığınıza göre kim yapar bunu? ’’ diyoruz. ‘’Üç vazife birden’’ diyor, ‘’Bir’’ bak, “hem bu üç vezaifi birden bir şahısta yahut cemaatte, benim zamanımda’’ diyor Bediüzzaman, ‘’bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi’’ yani sizin beklediğiniz tarzda olması ‘’pek uzak, âdeta kabil görülmüyor, mümkün değil’’ diyor. ‘’Bu Mehdi (a.s.)’nin yapacağı görevler benim zamanımda üçü birden olmaz’’ diyor. Açıklık getiriyor. Biz diyoruz ki; ‘’Üstadım o zaman nasıl olur, ne zaman olur, kim yapar? Bunu açıklar mısınız? ‘’ diyoruz. ‘’Hemen açıklayayım’’ diyor, Üstad bak diyor ki; ‘’Ahir zamanda”, on dakika sonra değil, 2010’larda, 1400’lerde, 2010’larda. Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevinin (s.a.v.)’’ yani seyidler cemaatinin, ‘’cemaat-i nuraniyesini temsil eden’’ o cemaati temsil eden, bütün ehli Beyt-i ve bütün seyidler cemaatini temsil eden, bir kişi, temsil eden ‘’Hz. Mehdi (a.s.) de.’’ Bak çok net ‘’ve cemaatindeki’’ bak cemaati de var Mehdi (a.s.)’nin, ‘’cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilirler, onlar yapabilirler, ben yapamam’’ diyor. ‘’Ben ama iman hizmetini fatihane devam ettiriyorum’’ diyor, ‘’yapıyorum’’ diyor. ‘’İmam Rabbani de yaptı’’ diyor, ‘’Abdülkadir Geylani de yaptı’’ diyor, ‘’hepsi Mehdi (a.s.)’dir hepsi onların’’ diyor. ‘’Ama üç vazifeyi birden yapan Mehdi (a.s.) hiç gelmedi’’ diyor. ‘’Ancak Ahir zamanda büyük Mehdi (a.s.) yapacak, hakiki beklenen, büyük Mehdi (a.s.) yapacak’’ diyor. Her yerde bunlar anlatılıyor, Bediüzzaman anlatıyor. Anlamazlıktan gelenlere biz burada ısrarla anlatmaya devam edeceğiz.
Kırk yedi dakika olmuş biraz ara verelim.
SUNUCU: Yayınımıza kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz.
Evrim Sözlüğü
Devamı ...Harun Yahya Etkiler
Devamı ...Sakın Unutmayın
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...