SUNUCU:Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv, Gaziantep Olay Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Mardin Kanal 47, Haberaktuel.com, Objektifbakis.com, Objektifspor.com, Yerelobjektif.com, Selamhaber.com’dan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programında yine sizlerle beraberiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Merak ettiğiniz bütün sorularınızı bize yöneltebilirsiniz. Ve sözü şimdi Hocam’a bırakıyorum.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam...
OKTAR BABUNA:Sizin söylediğiniz doğrultuda yine gelişmeler oluyor, maşaAllah Hocam. 1200’ü de aşmıştı zaten. Siz Türkiye’nin ağabeyliğinden ve liderliğinden bahsetmiştiniz bölgede. “Türkiye’de olsun mesajı” diye çıkan bir haber var, Hürriyet’te çıkan, “Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, arabulucu Türkiye olmadığı sürece, İsrail’le yeniden barış müzakerelerine girmeye şimdilik sıcak bakmıyor.” Mutlaka Türkiye’nin arabulucu olmasını istemiş Hocam, maşaAllah. Bu sizin tam olarak söylediğinizi teyid eden bir gelişme.
ADNAN OKTAR:Ne diyor? Yani ‘savaşabiliriz’e falan mı getiriyor?
OKTAR BABUNA:Arabulucu olarak Hocam. Siz demiştiniz daha önce, zaten 2008 yılında, The Gulf Today’e diyorsunuz ki, 2 Kasım 2008’de; “Türkiye her zaman fiilen Türk-İslam aleminin liderliğini üstlenmiştir. Her yerde bunu hissettirmektedir. Her yerde bir ağabeylik görevini dolaylı yoldan veyahut dolaysız olarak da göstermektedir. Her türlü anlaşmazlıkta Türkiye devreye girmektedir.Mesela Kafkas ittifakının oluşmasında Türkiye devreye girmiştir. Diğer ülkelerin arasında anlaşmazlık olduğunda Türkiye arabulucu konumunda olmaktadır.”
Yine Kıbrıs Ada TV’ye, 2008 yılında; “Türkiye’nin ağabeyliği çok hayati hale geldi artık bu bölgede. Çünkü Amerika bu işi yapamıyor, Avrupa da yapamıyor, Rusya da yapamıyor, bir boşluk var. Bu boşluğu ancak Türkiye doldurabilecek konumda. Bu da zaten insani, ahlaki ve imani bir görev. Türkiye de bu göreve zaten talip. Osmanlı'dan gelen bir mirasın devamı olarak bunu yapacak, bunu herkes görecek, inşaAllah” demiştiniz, 2008 yılında. Aynısıyla oluyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnsanların böyle değer verdiği hayatı anlamlı kılan olaylar vardır, inançlar vardır. Biz de Türk milleti olarak Allah’a olan inancımızdan içimizde bir aşk var, Allah aşkı var. Allah’ı çok seviyoruz, Allah’tan korkuyoruz. Bir şövalye ruhu var; koruma ruhu, koruyuculuk; annelerde de vardır bu koruma ruhu, babalarda da vardır koruma ruhu. Biz de dünyadaki acılardan rahatsız oluyoruz millet olarak, ama çok şiddetli rahatsız oluyoruz. Mesela başka birçok ülke o kadar etkilenmeyebilir. Hem Osmanlı’dan kalan yönümüzle, hem üslubumuzla, konuşmamızla, şevkatli ve sevgi dolu olduğumuzu etrafa, dünyaya hissettiriyoruz. Mesela bu Beşar Esad, bu kanaate varırken, herhangi bir hükümet döneminde veyahut herhangi bir insanın düşüncesinde böyle bir kafaya gelmiyor, böyle bir mantığa gelmiyor. Böyle sözler duyuyor o, güzel sözler duyuyor, sevgi sözleri duyuyor; “Türkiye demek ki sevgiyi arayan bir millet, biz bu insanlara güvenebiliriz” diyor. Mesela İsrail’de yöneticiler var, adam çıkıyor abuk subuk konuşuyor, bir anda halk galeyana geliyor. Yani “aman” diyorsun İsrail’e. Ama birisi çıkıyor, güzel konuşuyor diyorsun, “güzel konuşuyor, çok güzel dostluk olur” diyor insanlar. Yani yöneticilerin sıcak ve samimi üslubuyla orantılıdır bu durum. Halk şöyle düşünür, bu yönetici bu milleti temsil ettiğine göre, bu milletin tamamı da böyle düşünüyor diye düşünür. Mesela bir aksilik yaptı geçenlerde o bir İsrailli adam, bizim elçinin sandalyesini alçağa koydu, kendini yukarı koydu falan, bütün Türkiye olarak öfkelendik, rahatsız olduk, buğz ettik. Ama birçok insan da bunun İsrail’in bütün genel kanaati olduğuna inandı. Öyle oluyor, insan psikolojisinde bu vardır. Ama biri de çıkıp güzel bir söz söylediğinde, o da İsrail’in genel kanaati olarak düşünülür. Onun için Mehdi (a.s.) çıktığında kullandığı sevgi dolu üslup, diyecekler ki; “bütün İslam alemi Mehdi (a.s.)’yi sevdiğine göre, o İslam adına konuşuyor, o zaman bitti” diyecek insanlar. “Savaş da bitti, dünya savaşları da bitti, kavga gürültü de bitti, olay da yok, bundan sonra adalet geldi” diyecekler. Yani ümitvar olmaya çok ihtiyacı vardır insanların. Şimdi Mehdi (a.s.) çıkıp “dünyaya artık adalet gelecek” dediğinde, “borsalar” diyorlar ya, “her şey fırlar.” Yani ekonomi falan anormal canlanır. Yani iki dudağının arasındadır Mehdi (a.s.)’nin. Yani “bundan sonra ekonomi müthiş güçlenecek, atak yapacak” dediğinde, ekonomik kriz anında çözülür. Sırf bunu dese çıkıp Mehdi (a.s.), “ekonomik kriz şu andan itibaren çözüldü, çözülüyor” dese, biter yani. Zaten kilitlenmenin nedeni bu. Telkinle kitlendiler, telkinle açılırlar, derhal açılırlar. Ama çıkıyor adamlar mesela diyor ki, “ekonomik kriz 6 ay sonra çözülür, ben IMF Başkanı olarak söylüyorum” diyor, “hadi canım” diyorlar. Etkili olmaz yani. “Sen neye göre onu söylüyorsun? Ama mesela İsa Mesih (a.s.)’in çıkışında, mesela İsa Mesih (a.s.) diyor ki, “Kuran haktır, Kuran’a uyun” diyor, bütün Hıristiyan alemi, bütün Musevi alemi “Allah Allah bu kadar değerli, akıllı, kıymetli bir insan, bu kadar Tevrat’a saygılı, İncil’in gerçeğine bu kadar saygılı, Allah’ı bu kadar seven bir insan, bunu söylüyorsa, bu haktır” diyorlar. “Yani biz hiç düşünmeden onun dediğini kabul edelim” diyorlar. Çünkü Hz. İsa (a.s.) aynı zamanda Tevrat uzmanı olacak, yani Tevrat’ı çok iyi bilen bir insan olacak ve konuşmaları da son derece samimi olacak. Yani üslubunda bir kuşku meydana gelmeyecek. Mehdi (a.s.) de öyledir. Yani bir kuşku meydana gelmeyecek, Bediüzzaman, “ondan, yirmiden birine bile güven olmaz Ahir zamanda. Ta ki insanların çabuk iğfal olunabilen, çabuk kandırılabilen akıllarında bu hakikatin hiçbir şeye alet olmadığı tahakkuk etsin, gerçekleşsin” diyor. Ama dün bana çeşitli ağabeylerimizi gösterdiler, Nur talebesi ağabeylerimizi internette, ya kardeşim ağız birliği yapmış gibi hepsi birden; “Mehdi (a.s.) şahs-ı manevidir, İsa (a.s.) da gelmeyecek,” “İsa (a.s.) da geldi, gömdük” diyorlar ısrarla hepsi, toptan. Bir rivayette “pencereden girdi” diyor İsa (a.s.) haşa, “Üstad’la beraber namaz kıldılar, pencereden çıktı gitti” diyorlar. Nereye gittiğini de söylemiyorlar. Gitti ise ne yaptı? Şu an geziniyor mu, ne yapıyor? Onu söylemen lazım, çok acayip bir şey. Eğer öldüyse nereye gömdüğünüzü söylemeniz lazım. Bu nasıl iştir ya, böyle çok acayip bir durum oluştu, bunu mutlaka düzeltmeleri gerekiyor.
Bir kardeşimiz dün bir soru sormuş, Sorularla risale’ye. Şu şekilde bir soru göndermiş; “Bu zamanın en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslam’dır.” Bediüzzaman’ın bu ifadesine göre İttihad-ı İslam kurulacak mı? Bu birliğin kurulmasına vesile olacak bir lider ülke olacak mı? İslam ve Hıristiyan alemi olmak üzere, tüm dünyanın liderliğini yaparak İttihad-ı İslam’ı sağlayacak olan tek kişi olacaksa, bu kim olacak? Hangi özelliklerinden dolayı lider olacak? Sizce bir mi, yoksa birden fazla mı lider olacaktır? Birden fazla lider olacaksa bu kişilerin görevleri ayrı ayrı mı olacak? Bunu Üstad’ın hangi sözü açıklar?” diye yazı göndermiş kardeşimiz, 13 Eylül 2010’da, saat 9’u 6 geçe, 41 saniye sonra. Cevap gelmiş kardeşlerimizden, 13 Eylül 2010, saat 14:13’ü 37 saniye geçe de oradan cevap gelmiş: “Değerli kardeşimiz, zaman şahsı-ı manevi zamanıdır.” Doğru, zaten ekip halinde, topluca faaliyet yapıyorlar yani. Ben mesela çıkıp tek başıma anlatmıyorum. Sizler varsınız, kitaplar hazılıyorsunuz, yardımcı oluyorsunuz kitapların hazırlanmasında, konferanslara gidiyorsunuz oraya buraya ki Mehdi (a.s.) öncüsü olduğumuz halde, Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırladığımız halde mecburuz şahs-ı maneviye, tabii ki şahs-ı manevi var. Ama başta bir ağabeyiniz var değil mi?
OKTAR BABUNA:EvelAllah.
ADNAN OKTAR:Sen de oraya, Avrupa’ya gittiğinde onlara ağabeylik yapmıyor musun, oradakilere?
OKTAR BABUNA:Ben tabii sizin adınıza ancak.
ADNAN OKTAR:Allah adına yapıyorsun, beni ağabey olarak görüyorsun, evet.
“Zaman şahsı-ı manevi zamanıdır. Eskiden tek kişi ile idare edilen devletler şimdi şahs-ı manevi olan meclislerle idare edilmektedir.” Kardeşim, Romalılar dönemide bile senato vardı, meclis vardı. Yani şimdi burada doğru konuşsunlar, ne alakası var? Osmanlı’da da her zaman bir şura oluyor, yani nerede görülmüş tek başına karar verme? Hayır, en son karar tabii ki ona aittir, lidere aittir, inşaAllah. “Nitekim Üstad da Asya’nın bahtının anahtarı olan meşvereti göstermektedir.” Müşavere zaten farz Kuran’da, açık. Yani Peygamber (s.a.v.)’e bile Allah müşavereyi söylüyor. Yani danışmayı. “Ancak her şahs-ı manevinin bir mümessili vardır.” Oh maşaAllah, bu iyi, güzel. Bu hayra alamet. Bak, “Ancak her şahs-ı manevinin bir mümessili vardır. Siyasi alemde Mehdiyet vazifesinin bir halkası olarak bir şahıs öne çıkacaktır. Ama bu zat tek başına değil kurduğu ekip ve arkasına aldığı cemaatin şahs-ı manevisiyle hareket ederek başarılı olacaktır.” Allah Allah, siyasi alemde Mehdiyet vazifesinin bir halkası olarak bir şahıs ön plana çıkacaktır.” O zaman bir partinin siyasi başkanını Mehdi (a.s.) olarak görüyorlar, Allah-u alem. Öyle gibi görünüyor. Bak “siyasi alemde” diyor çünkü. “Diyanet ve saltanat, hiç o konulara girmeyecek” diyor. Sadece siyasetçi bir liderden bahsediyor. “Siyasi alemde Mehdiyet vazifesinin bir devamı olarak bir şahıs öne çıkacaktır. Ama bu zat tek başına değil kurduğu ekip,” ne kastediyor? Hükümet gibi bir şey kastediyor herhalde veyahut partinin yöneticilerini kastediyor olabilir, parti yöneticileri yani, herhangi bir partinin yöneticilerini kastediyor olabilir. “Ve arkasına aldığı cemaatin şahs-ı manevisiyle hareket ederek başarılı olacaktır.” Çünkü onlar da siyasetçi olacağına göre, delegeler, diğer partinin delegeleri falan veya herhangi bir partiyi kastediyor anladığım kadarıyla. “Cemaatin şahs-ı manevisiyle hareket ederek başarılı olacaktır. Bu şahsın sıfatları sayılabilir ama kim olduğunu bilemiyoruz.” Bakalım ahirette de aynı detayları güzel güzel anlatabilecekler mi, cehennemin kenarında? Değil mi? Çünkü Bediüzzaman bunu, bu kadar açık aleni anlattığı halde, sırf siyaset yönünde bir lider geleceğinden bahsetmesi… Bediüzzüman hiçbir yerde Risale-i Nur’da böyle bir şeyden bahsetmiyor. Ayrı bak diyor, “siyaset yönünde Mehdi gelmiştir” diyor, mesela “Mehdi Abbasi gelmiştir” diyor, “Ama hiçbir cihette büyük Mehdi (a.s.) olamaz” diyor, “çünkü tek yönde yapmıştır” diyor “görevini.” “Bir yönde yapmıştır ve bir cihette yapmıştır” diyor. “Büyük Mehdi (a.s.) olması için, hem siyaset, hem saltanat, hem diyanet, her yönde Mehdilik görevini yapması gerekiyor” diyor. “Eğer bunları yapmıyor, ayrılıyorsa bunlar” diyor, “tek tek ayrılmışsa, Büyük Mehdi (a.s.) olamaz” diyor. Şimdi bizi izleyen kardeşlerimiz, bakın bu konuda çok büyük galiz bir yanlışlık yapılmış. Yani çok büyük galiz bir yanlışlık yapılmış ve bu yanlışta ısrar ediyorlar. Kardeşlerimiz bizi çok özenli dinlesinler, mutlaka not alarak dinlesinler, inşaAllah. Bu Ahir zamanın bir harikasıdır. Çünkü Hz. Yusuf (a.s.) geldiğinde, “yeni bir Peygamber gelmeyecek” dediler, Kuran ayeti var, “mümkün değil” dediler. Museviler dediler ki; “Biz İsa (a.s.)’yı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz.” Bakın, Tevrat’ta işaret olduğu halde, “kabul etmiyoruz, mümkün değil; ne alamet, ne şey, öyle bir beklentimiz yok” dediler. İseviler de ne dediler? “Biz Hz. Muhammed (s.a.v.)’i beklemiyoruz, öyle bir beklentimiz yok” dediler. “İsa Mesih (a.s.) sondur, bitti. Başka da yok” dediler. “Hiçbir şekilde kabul etmiyoruz” dediler. Yani bu taassup insanların ruhunda var. Bak Bediüzzaman diyor ki; “Benden sonra Mehdi (a.s.) gelecek” diyor, “yok” diyorlar. Bakın aynı Hıristiyan taassubu gibi, aynı Musevi taassubu gibi. Aynısı değil mi? Hz. Yusuf (a.s.) devrindeki taassup gibi. O zaman da dediler “hiçbir şekilde gelemez.” Hz. Yusuf (a.s.) diyor ki: “Benden sonra gelecek” diyor. “Yok, olamaz öyle bir şey” diyorlar. Hz. Musa (a.s.) diyor ki; “Benden sonra gelecek.” İsa Mesih (a.s.)’i işaret ediyor, “gelecek” diyor. “Olamaz” diyorlar. İsa Mesih (a.s.) diyor ki; “İsmi Ahmed olan” diyor. Bak adını da veriyor, “Ahmed olan bir elçi gelecek” diyor, “Peygamber gelecek, ben onun müjdecisiyim” diyor. “Yok, olamaz, mümkün değil” diyorlar. Sevgi adına yapıyorlar bunu, yani Hz. Musa (a.s.)’ya ihanet edeceğini düşünüyorlar. Şimdi Bediüzzaman’a da orada ihanet edeceğini düşünüyorlar. Bediüzzaman diyor ki, bak; “Benden sonra Mehdi (a.s.) gelecek” diyor, açıkça sayıyor, “yok olamaz” diyorlar. “Mümkün değil” diyorlar. Aynı bak, binlerce yıldan beri yapılan hatayı aynı şekilde yapıyorlar. İnsanların fıtratında var bu; bu yanlış. Mesela İsa (a.s.)’ı anlatıyorlar, baktım, iki ayrı internet sitesi kurmuşlar; biri Risale-i Nur üzerine, ama biri Risale-i Nur’dan bahsetmeyen bir site kurulmuş. Hz. İsa (a.s.)’yı ortalı anlatıyorlar, yani “tamam, Bediüzzaman Hz. İsa (a.s.)’nın geleceğini söylüyor ama Kuran ayetleri de, hadisler de tartışılabilir” diyorlar, öbür sitede, aynı benzer sitede. Bu bir hazırlık, yani biraz daha zaman geçerse, eğer bakacaklar atak, eğer Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelmediği yönünde veya Hz. İsa (a.s.)’nın gelmediği yönünde bir kamuoyu oluşursa hemen o site devreye girecek. “Biz zaten demiştik” diyecekler. “Bakın ayette böyle bir işaret yok. Hadislerde de böyle bir şey yok. Dolayısıyla nereden çıkarttınız?” gibi olacak yani. Bak, aynı öbür sitede de Bediüzzaman’ın bunu söylediğini söylüyor. Fakat ortalı konuşmaya özen gösteriyorlar. O zaman mütereddit olmuş olursun, tereddüt eden. Müslüman’a mütereddit yakışmaz, tereddüt yakışmaz. Müslüman’ın yapacağı bir şey değildir. Müslüman kesin imana göre hareket eder; bir inancı vardır samimi olarak o inancı savunur. Öyle mi olur, böyle mi olur? Böyle din, inanç olmaz. “Öyle de olabilir, böyle de olabilir” olmaz. Yani mesela Ehl-i Sünnet inancındaysan, “Ehl-i Sünnet inancındayım” dersin, kabul edersin. Kütüb-i Sitte’yi kabul edersen, kabul edersin. Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerini kabul ediyorsan, kabul edersin. Etmiyorsan, reddedersin, açıkça söylersin. Hem oradan, hem buradan karmakarışık, böyle şey olmaz. Hz. İsa (a.s.)’nın inişiyle ilgili ayetler, bir tek Hz. İsa (a.s.)’ya mahsus özel ayetlerdir. Yani hiçbir Peygamber için o tarzda, yani inişi ima eden, inişine güçlü vurgular yapan ayetler hiçbir Peygamber için yoktur. Mesela hiçbir Peygamber için “o kıyamet için bir alamettir” dememiştir Cenab-ı Allah. Bir tek Hz. İsa (a.s.) için demiştir. Ya kıyamet alameti niçin olur bir insan? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ondan sonra geldi, o zaman asıl Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kıyamet alameti olması gerekiyor. Ama Allah onu demiyor, “Hz. İsa (a.s.) kıyamet için bir alamettir” diyor. Demek ki son olarak o gelecek. Değil mi? Açık yani. Öyle olsa derdi; “Ey Muhammed” derdi Cenab-ı Allah, “sensin” derdi, “Kıyamet alameti sensin.” Peygamberimiz (s.a.v.) için demiyor Cenab-ı Allah, “İsa (a.s.)’dır kıyamet alameti” diyor. Onu da tabii çevirmek için çeşitli yöntemler kullanarak ama beceremiyorlar, olacak gibi değil. Çünkü ayet Hz. İsa (a.s.)’dan bahsede, bahsede, bahsede geliyor Hz. İsa (a.s.)’ya, “o” diyor “kıyamet için bir alamettir.” “Yok” diyorlar, “burada ‘o’dan kasıt başkadır” diyorlar. Kardeşim, ayetin siyak ve sibakı vardır. Sürekli bir konudan bahsederek ayet ilerliyorsa ve sürekli ‘o’, ‘Hz. İsa (a.s.)’ ve ‘o’ diye devam ediyorsa, başka bir şeydir nasıl diyeceksin? Değil mi? Desen bile samimi olmaz yani. Yani ilk anlamına biz uymak durumundayız, samimi değerlendireceksek bu şekilde. Yani öyle bir tevil için bir mecburiyetimiz yok yani, o tarz bir tevil yapılacak gibi bir durum yok yani. Doğrusunu Allah bilir.
Oktar Hocam sen ne diyorsun? Neler anlatıyorsun?
OKTAR BABUNA:Estağfirullah Hocam. Gündelik haberler var gösterelim mi?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Türkiye’nin hakikaten siz öneminin artacağını hep söylüyorsunuz Hocam ve bu şekilde gelişmeler sürekli olarak gerçekleşiyor, sizi teyit eder mahiyette. “Türkiye Balkanlara geri dönüyor” diye bir haber var. “Avrupalı bir diplomat "Neo-Osmanlıcılık olarak adlandırılsa bile, açıkçası Avrupa Birliği’nin Balkanlardaki gevşekliği ve siyasilerinin kararsızlığı karşısında Türkiye'ye bölgedeki siyasi, ticari ve kültürel girişimciliği için kim sitem edebilir ki?" diyor.” Balkanlardaki ağırlığından bahsetmiş Hocam, Avrupalı bir diplomat.
ADNAN OKTAR:“Türkiye Balkanlara geri dönüyor.” Başka yerlere geri dönmüyor muymuş? Her yere dönüyor.
OKTAR BABUNA:EvelAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“ABD’de tabuları yıkan gelişme” diye bir haber var Hocam. “11 Eylül sonrası ABD'de yerleşen tabuları yıkmak için önemli fırsat. Çeşitli dinlerden ABD'nin başkenti Washington'da 11 Eylül saldırılarında hayatlarını kaybedenleri anmak için yapılan "Birlik Yürüyüşü"nde hoşgörü mesajı verdi. Hıristiyanlardan Müslümanlara, Yahudilerden Hindulara, farklı din ve inançtan Amerikalılar, birbirlerinin dini merkez ve ibadethanelerini dolaştı ve "farklılıklara saygı" çağrısı yaptı.” Çeşitli dinden insanların hoşgörülerinden ve birlikteliklerinden bahsetmiş Hocam.
“Afrika’nın milyon dolarlara ihtiyacı var.” Afrika’daki sefaletin milyarlarca dolar gerektirdiğini belirten bir haber var Hocam. ‘Küresel Yoksulluk Zirvesi’nde ele alınmış bu konu ve “milyarlarca dolar gerekiyor” diyor, bu sefalet için.
ADNAN OKTAR:Milyarlarca doları kimse vermez. Ancak Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) zamanında bu mümkün. Amerika’nın zenginleri gidip parasını vermezler. Amerika silah yapacak iken, gidip Afrika’dakilere yardım etmez. Avrupa; tank, top, silah yapacak iken; uçak yapacak iken, gidip paralarını onlara vermez. Veyahut eğlenceden kısıp, çılgınca eğlenme varken veyahut kendisine son model bir araba almak varken, gidip Afrika’daki insanlara vermez. Bu sosyal yardımı sağlayacak, bu şefkati ve merhameti sağlayacak, Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa Mesih (a.s.)’tir. Yani bunun dışında olmaz. Bu o planın öncü açıklamalarıdır. İsa Mesih (a.s.) ve Mehdi (a.s.)’nin yapacağı, sosyal adalet faaliyetlerinin ön açıklamalarıdır. Yoksa dünya bunu yapmaz. Ne İslam alemi birleşir, ne de Hıristiyan alemi Kuran’a tam anlamıyla tabi olurlar. İsa Mesih (a.s.) gelmeden bunu yapmazlar. Ve İslam alemi de hiçbir şekilde Mehdi (a.s.) olmadan birleşmezler. Kardeşlerimiz diyor ya, “bir siyasi lider.” Yani kimse dinlemez, böyle bir şey olmaz. Yani Türkiye’de bile parti, mesela AK Parti iktidara geliyor; Türkiye’nin yarısı istiyor, yarısı istemiyor. Bu böyledir. Mehdi (a.s.)’de herkes istisnasız isteyecektir, herkes sevecek. Onun için yani böyle garip projelerle, garip düşüncelerle, herhalde yani başka bir partiyi kastediyorlar, AK Parti’yi kastediyorlar demedim de. Bir partiyi kastediyorlar veyahut kuracakları bir partiyi düşünüyor olabilirler. Kendileri bir parti kurmayı düşünüyor olabilirler. Hiçbir şey olmaz öyle. Yani bunlarla hiçbir şekilde netice alamazlar, siyasetle olmaz. Kastedilen Mehdi (a.s.) olması lazım, kaderdeki Mehdi (a.s.). Böyle ısmarlama bir faaliyet, ısmarlama bir hareket, hani diyor ya; “eskiden beri bazı safdil kişiler Mehdi olacağım diye dava ederler” diyor Bediüzzaman. Böyle gayretle, parti kurmayla, siyasi faaliyetle, böyle netice alamazsın. Allah yönlendiriyor Mehdi (a.s.)’yi. Mehdi (a.s.) ahkamda masumdur. Yaptığı siyaseti de Allah yönlendiriyor. Siyaset olan gidip parti kurma anlamında değil. Yani Mehdi (a.s.) öyle siyasi anlamda bir şey olmaz. Partiler üstüdür Mehdi (a.s.). Partilerle o şekilde bir tavrı yoktur. Dolayısıyla bir hizbin, bir fırkanın, bir partinin elemanı değildir Mehdi (a.s.). İnşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınıyorum, Zuhur Suresi, “Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar.” “İsa Mesih (a.s.) gelecek” diyorsun, adam sırıtıyor, ilginç buluyor yani. Bak, “senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar. Dediler ki: "Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?"” Değil mi? Şu anki ilahlar nedir? Darwinizm, materyalizmdir. “Onu yalnızca bir tartışma-konusu olsun diye (örnek) verdiler.” Şu an da yoğun olarak tartışıyorlar. İsa (a.s.) gelecek mi, gelmeyecek mi, neden gelmeyecek, değil mi? Bir tartışma var dünyada. Halbuki tartışılacak bir şey yok, Allah’ın hükmü açık, Ehl-i Sünnet’in inancı da açık, o hükme inandın mı konu biter. “Hayır, onlar 'tartışmacı ve düşman' bir kavimdir” diyor Allah. Yani “cedelden hoşlanırlar” diyor. Sürekli tartışmak isterler yani “demagoji ve tartışmaya eğilimlidirler” diyor Allah. “'Tartışmacı ve düşman' bir kavimdir.” Tabii burada direkt küfrü kastediyor. Ama cahil olanlar da ayrıca bunu yapıyorlar, gaflet içinde olanlar da ayrıca yapıyor, kalplerinde hastalık olanlar da yapıyor, münafıklar da yapıyor.
Bakın, “O, yalnızca bir kuldur.” Şimdi eğer samimiyetsiz olarak değerlendirilirse, “O, yalnızca bir kuldur” dediğinde, o devirdeki bir insandan bahsediliyor diyebilirsin. Yani burada İsa (a.s.)’dan bahsetmiyor diyebilirsin, samimiyetsiz bakacak olursan. Ama samimi bakarsan İsa (a.s.)’dan bahsedildiğine göre üstte, üstteki ayette; siyakında, sibakında da, devamında da bu açıktır. Tabii. “O, yalnızca bir kuldur.” Şimdi böyle kendini kurnaz zannedenler diyorlar ki; “O, yalnızca bir kuldur.” “Burada Müslümanlardan herhangi bir kişi kastediliyor olabilir” diyor mesela. Bu böyle olmaz. “Kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğulları'na bir örnek kıldık.” “Peki bu, Hz. Musa (a.s.)’yı da kastediyor olabilir” derler. Değil mi? Samimiyetsiz bakarsan? Veyahut diğer beni İsrail Peygamberleri de kastediliyor” denilebilir. Böyle değil, bu açıkça belli.
“Eğer Biz dilemiş olsaydık, elbette sizden melekler kılardık; yeryüzünde (size) halef (yerinize geçenler) olurlardı.” Cenab-ı Allah, bak “eğer Biz dilemiş olsaydık, elbette sizden melekler kılardık; yeryüzünde (size) halef (yerinize geçen) olurlardı.” Yani, hani diyorlar ya, Cübbeli falan; “Mehdi (a.s.)’nin üzerinde melek olacak, açıkça görünecek” öyle bir şey olsa Allah diyor; “direkt onu halef kılardım” diyor. Yani öyle bir durum olsa “dilemiş olsaydık, sizden melekler kılardık; yeryüzünde (size) halef (yerinize geçenler) olurlardı” onlar idare ederdi. Mehdi (a.s.)’nin yanında zaten görünüyorsa, Mehdi (a.s.)’nin idare etmesine gerek yok ki. Melek varsa melek idare etmesi lazım zaten. Mehdi (a.s.) direkt ona devreder yani, “sen idare et” der. Melek masum çünkü doğrudan Allah’tan alıyor vahyi. Melek varken niye kendisi idare etsin? Cübbeli’ye göre öyle değil.
“Şüphesiz o” şimdi bak devam ediyor ayet, “Şüphesiz o kıyamet için bir alamettir.” Şimdi bu tevilci kardeşlerimiz devreye giriyorlar, “buradaki ‘o’dan kasıt ne malum Hz. İsa (a.s.) olduğu?” Kardeşim, hep öyle gelmiyor mu, devam etmiyor mu? “Ne malum Hz. İsa (a.s.) olduğu” diyorlar. O yüzden de kabul etmiyorlar. Halbuki bak, “Şüphesiz o” yani İsa Mesih (a.s.), “kıyamet-saati için bir alamettir.” Başka hiçbir Peygambere denilmediğine göre, en son gelen de bizim Peygamberimiz (s.a.v.) olduğuna göre, eğer alamet olması gerekiyorsa, bizim Peygamberimiz (s.a.v.) olması gerekiyor. Ama Cenab-ı Allah onu son Peygamber olarak göndermekle beraber, İsa Mesih (a.s.)’i de yeniden kitaplı olmamak şartıyla, kitaplı olmamak şartıyla, Peygamber olarak gönderiyor. Ve yani açıkça burada beyan ediyor Allah. Bak, “Şüphesiz o kıyamet için bir alamettir.” Kıyamet alametidir. Demek ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i Allah alamet olarak göstermediğine göre, İsa Mesih (a.s.)’i gösterdiğine göre, en son gelecek olan İsa Mesih (a.s.)’tir. Bu çok açık.
Bak, “Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın” diyor Allah, “hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur.” Kuşkudan da Allah yasaklıyor, kuşkuyu da yasaklıyor. “Ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur. Şeytan sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın.” Yani “anormal düşüncelere, anormal kafalara sokmasın” diyor Allah. “Şeytana uymayın” diyor. “Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır.” Yani deccal kastediyor aynı zamanda, şeytan aynı zamanda deccaliyettir, deccaldir. İsa Mesih (a.s.)’in de mücadele edeceği odur zaten. İnsan suretine bürünmüş şeytandır deccal.
Bakın yine devam ediyor ayet, “İsa,” İsa Mesih (a.s.), “açık belgelerle gelince, dedi ki:” Bak kardeşim, kesintisiz hep devam ediyor, hep İsa (a.s.)’dan bahsediyor. Birdenbire orada konu değişir mi? ‘O’ diyorsa devamlı İsa (a.s.) demektir. İnşaAllah.
“İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat edin."” Bak, “ben size bir hikmetle geldim” diyor. Bu geldiğinde Kuran’la gelmiş oluyor. Ve hikmettir Kuran aynı zamanda. “Ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de.” Bunlar, “İsa Mesih (a.s.) Allah’tır” diyorlar mesela, ihtilafa düşmüşler bu konuda, teslis inancında ihtilafa düşmüşler, birçok konuda ihtilafa düşmüşler, mezheplere ayrılmışlar. Ne diyor İsa Mesih (a.s)? “Hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; şu halde O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur."” Ve ayet devam ediyor. Şimdi bakın, burada ‘o’ kelimesini nasıl yanlış yorumladıklarını gösterdim. Değil mi? Tabii. “O yalnızca bir kuldur.” “Şüphesiz o kıyamet saati için bir alamettir.” Kardeşim, buradaki “o” ile, oradaki “o” aynı işte. Hz. İsa (a.s.) ile başlıyor, devam ediyor ve İsa (a.s.) ile de devam ediyor. Bakın İsa (a.s.)’dan kurtulmak için bir çırpınma var dikkat ederseniz. Garip bir çırpınma. Ve hiçbir Peygamber için bu söylenmiyor, bu çok önemli. Mesela hep Hz. İsa (a.s.)’ya özeldir bu ifadeler.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu seni Ben vefat ettireceğim (müteveffiyke), seni Kendime yükselteceğim (rafiuke), seni inkar edenlerden temizleyeceğim” yani tahir edeceğim. Bak, “seni vefat ettireceğim” diyor “ve Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim."” “İnkar edenlerin arasından alıyorum seni. Sana saldıranların, seni inkar edenlerin arasından seni temizliyorum, yanıma alıyorum.” Ama alırken uyku halinde alıyor. Tabii ki uyku halinde olacak, nasıl olsun? Başka bir boyuta geçiyorsa insan zaten ölür yani. Uyku halinde olması gerekiyor. Başka türlü olmaz zaten. Çünkü biz uyku halindeyken zaten ölüyoruz. Herkes uyuduğunda ölür, Kuran ayeti var, açık. Aynı kelimeyi kullanıyor Allah. Uykudaki ölümle ilgili kelimeyi kullanıyor. Allah canımızı alır uykudayken.“Seni Kendime yükselteceğim.” Bak, “seni” diyor, cismini. “Seni Kendime yükselteceğim.” “Katıma alacağım.” “Seni inkar edenlerden temizleyeceğim.” Yani “tahir edeceğim.” “Bedenin de temizlenecek yanıma gelmekle” diyor. Nasıl temizlenir bir insan? O pis olan şeylerin içerisinden çıktın mı temizlenir. Küfür pis olduğu için “içerinden çıkaracağım seni” diyor Allah, “temizleyeceğim.” “Yanıma alacağım diyor” Allah. “Ve sana uyanları,” biz mesela Hz. İsa (a.s.)’a uyuyoruz, seviyoruz. Kuran’a uyduğunu biliyoruz, değil mi? Tevrat’ı ve İncil’i tasdik ettiğini biliyoruz, Kuran’a uyduğunu biliyoruz ve bütün Hıristiyanlar uyacaklar. Bütün Hıristiyan alemi ve Musevilerin büyük bir bölümü, neredeyse %99’u uyacak. “Sana uyanları kıyamete kadar,” bakın, dikkat edin; “kıyamete kadar” hiçbir Peygamber’e Allah bunu demiyor. “Sana uyanları kıyamete kadar inkar sapanların üzerine geçireceğim.” Bu dünya hakimiyetidir. “Kıyamete kadar inkara sapanların üzerine geçireceğim.” “Kıyamet için sen bir alametsin” diyor Cenab-ı Allah, “Kıyamette geleceksin” diyor. “Sonra sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üzerine geçireceğim, sizi de hakim edeceğim” diyor Allah. Anlaşılmayacak ne yön var bunda?
OKTAR BABAUNA:Yok Hocam, inşaAllah. Dediğiniz gibi, sadece Hz. İsa (a.s.) için söyleniyor.
ADNAN OKTAR:Bir tek ona ait ifadedir. “Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" (katelna) demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.)” Cenab-ı Allah diyor ki, Şeytan’dan Allah’a sığınırım; “Oysa onu öldürmediler (ma katelehu)” diyor Allah. “Öldürmediler ve onu asmadılar (ma salebe).” Bak, “ne öldürdüler, ne astılar” diyor. “Böyle bir şey yok” diyor Allah. “Ama onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe)” diyor Allah. Yani şüpheye düştüler, benzetildi. Yani karar veremediler insanlar, baktılar. Hz. İsa (a.s.)’yı ihbar eden adamı Cenab-ı Allah en feci şekilde öldürdü. Ayaklarından ve ellerinden çivilediler, alnından çivilediler ve karnından çivilediler çarmıha ve İsa (a.s.) zannettiler onu. O da uzun saçlıydı ama ayrıca Allah “benzettim” diyor, “benzemesi arttırıldı” diyor Allah. “Ama onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe). Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler.” Bak, şüphe devam ediyor, hala hazırda da devam ediyor. Hıristiyanlar da karar veremiyorlar. Bilmiyorlar mesela Hz. İsa (a.s.) mıydı asılan, o ihbarcı mıydı karar veremiyorlar. Halbuki ihbarcı asılan, İsa (a.s.) göğe alındı, Cenab-ı Allah göğe aldı. “Onların bir zanda olmaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur.” Yani İsa (a.s.)’nın çarmıha gerilmesi onlar için bir zandır” diyor, “öyle bir şey yoktur” diyor Cenab-ı Allah. “Sadece zanna uyuyorlar” diyor. Yani onu kan revan içinde görünce zaten tanımaları da mümkün değil ama fizik olarak benzettiler. Fakat zaten o devirde talebeleri şüphe içindeler. Bir kısmı diyor ki; “bayağı benziyordu” diyor. Bir kısmı tam benzetemediğini söylüyor, ama bayağı benziyordu. Zaten benziyordu adam ama Allah tam benzetti, iyice benzemesini sağladı. Bir de kan revan içinde olduğu için İsa (a.s.) olduğunu zannettiler. Bak Allah diyor ki: “Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu)” diyor, bir daha “katletmediler” diyor. Arkadaşlarımız ne diyor? “Tamam katletmediler ama Allah orda yine öldürdü” diyor. Kardeşim, bu ne demek yani? Bu nasıl bir söz ki? Allah, “aralarından aldım seni tahir ettim, katıma yükselttim” diyor. “Öldürdüler” diyor, öldürdüyse nasıl orada kalması gerekiyor o zaman, değil mi? Ha adam öldürmüş, ha orada herhangi bir sebepten Allah tarafından canı alınmış, ne fark eder yani, değil mi? Öldürmüş oluyor zaten orada. Mesela Allah vermesin Hz. İsa (a.s.)’yı adamlar gelseler şehit etmek için, onlar mesela çarmıha gerdiklerini söylüyor veyahut herhangi bir kılıç darbesiyle onu katletmeye kalksalar, şehit etmeye kalksalar, ama bu arada İsa (a.s.) herhangi bir hastalıktan, herhangi bir sebepten vefat etse, adamlar zaten amacına ulaşmış oluyor orada, değil mi? Burada tuzak bozulmuş oluyor mu? “Allah tuzaklarını bozdum” diyor ayette. “Tuzakları bozuldu” diyor. “Onu katıma aldım, katıma yükselttim” diyor veya “aralarından temizledim seni” diyor, “seni temiz hale getirdim, katıma aldım” diyor, değil mi? “Ve benzetildi” diyor, “başka birisini orada katlettiler” diyor, değil mi?
OKTAR BABUNA:Bir de Arapçası ile de açıkladınız, uyku durumunda alındığını söylediniz Hocam. Aynı kelime geçiyor.
ADNAN OKTAR:Tabii, yani göğe alınırken, tabii ki Allah böyle açık olarak değil, uyku halinde alıyor. Yani bu zaten böyle olması, makul olan da budur. Allah’ın Katına alınıyor. Çünkü o çok acayip bir durum olur o zaman. Yani aklının ihtiyarı kalkar o zaman, imtihana muhalif olur o, yani açık şuurla uyku halinde olmadan alındığında birden yeni bir boyuta geçmiş olacak, Allah’ın yeni bir boyutuna gelmiş olacak. “Ben daha önce dünyadaydım, demin oradaydım, şimdi buradayım” diyecek. Bu hiçbir kula olmamış bir şey bu, aklın ihtiyarını alır, inşaAllah. Ayrıca diyor ki Cenab-ı Allah, Nisa Suresi 159’da, “Andolsun, Kitap Ehli'nden,” bütün Ehl-i Kitap’tan yani Musevi ve Hıristiyanlardan, “ölmeden önce”yani ölümünden önce, “ona inanmayacak hiç kimse yoktur”,“hepsi iman edecek” diyor. Bu dünya hakimiyetinde olur. Arkadaşlar da diyorlar ki: “Yok, kastedilen o değil.” “Nasıl diyoruz? “Adam” diyor, “mesela bir Musevi ölmeden önce Hz. İsa (a.s.)’yı görecek ve ona iman ettiğini söyleyecek” diyor. Peki, ne fayda sağlayacak ona? Kardeşim can boğaza gelince, ölmüş artık ölüyor adam, ölmüş, değil mi? Can boğazına gelmiş. O imanın geçerli olmadığını Kuran söylemiyor mu?
OKTAR BABUNA:Söylüyor Hocam.
ADNAN OKTAR:O zaman niçin böyle bir şey olsun? Ve neden sadece Hz. İsa (a.s.)’ya iman etmesi gerekiyor orada, o anda. Peygamberimiz (s.a.v.)’ e de iman etmesi gerekir. Yani amaç nedir? Eğer o insanı kurtarma amacıysa, o insanı kurtarmıyor. Hz İsa (a.s.)’a iman etmesi hiçbir şeyi değiştirmez. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.)’e de iman etmiyor Ehl-i Kitap, Museviler, değil mi? Orada Hz. İsa (a.s.)’a iman etmesi neyi değiştirecek? Bir de ayrıca son anda, ölüm anındaki imanın geçerli olmadığını Kuran açıkça söylüyor zaten. Bu tevil zorlama yani burada dürüst davransınlar. Hiçbir amacı olmayan ve Kuran’a uygun olmayan bir açıklama yapmış oluyorlar. “And olsun Kitap Ehli’nden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur.” Bunun olması için, bu ayetin oluşması için İsa Mesih (a.s.)’in inmesi gerekir ve İslam’ın bütün dünyaya hakim olması gerekiyor ekalliyet ile. O zaman bu ayet tahakkuk etmiş olur. Öteki çok acayip bir zorlama yani. Tam, bir Musevi düşün, can çekişiyor adam hastanede, birden İsa Mesih (a.s.) kafasında beliriyor, “Ey İsa (a.s.)! Ben sana iman ettim” diyor. Tamam, iman etse ne olur? Hiçbir şeyi değiştirmez ki yani hiçbir şey hükmünde değildir o, hiçbir geçerliliği yok. Dolayısıyla bir amacı olmayan bir şeyi Kuran anlatmaz, inşaAllah. Bunu bilecekler.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Oktar Hocam, seni dinleyelim şimdi.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, devam edeyim mi haberlere Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“Filistinli ailelere olmadık zulüm” diye bir haber var. Burada bir örnek verilmiş Hocam. “İsrail, Filistinli bir kadına 14 yıldır işkence yapıyor” diye. Oğlunu tutuklamışlar, 14 yıldır görmesine izin vermiyorlarmış. O da haber alabilmek için başka bir ailenin evlat edinmesini sağlamış ve o aileden haber alıyormuş, böyle bir haber.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi buna varıncaya kadar; Afganistan’da, Irak’ta akıl almaz rezaletler oluyor. Bakın adamlar, Amerikalı askerler yahut Avrupalı askerler; Afganistan’da, sokakta gezerlerken, adam keyfe geliyor, belinden silahı çekiyor, kafasına orada Müslümanların sıkıyor. Eğlencesine, adam mesela adama diyor ki; “koş bakalım” diyor, koşuyor. Adamlar avcılık yapıyorlar, “sen mi vuracaksın, ben mi vuracağım.” Vuruyorlar, “bir hatıra kalsın” diyorlar, “parmaklarını keselim” diyorlar, adamlar. Kimi burnunu kesiyor, kimi parmağını kesiyor, onu kurutuyor adam, Amerika’ya götürüyor hatıra olarak. Parmak sayısıyla övünüyor adam. Kolye yapıyor parmaklardan adam. Esrar partisinde kendi aralarında anlaşmazlık çıkmış askerlerin, esrar içme konusunda. Adamın bir tanesini kızdırmışlar, askerlerden bir tanesini. O da gitmiş, demiş ki; “Bunlar keyfine adam vuruyor böyle, benim bulunduğum kısımda. Parmaklarını kesiyor, biriktiriyorlar” demiş. Bakmışlar, adamlar hakikaten kurutmuşlar, kesmişler hakikaten, şehit etmişler. Tevafuken, mecbur oldukları için öğreniliyor bu. Adam da ısrarla üzerinde durmuş esrarkeş olan, kızdığı için yani esrar kavgasından ve o şekilde ortaya çıkıyor. Cübbeli’sinden tut, Osman Ünlü’den tut, bilmem bizim kardeşlerimiz falan, sakin sakin, sakin sakin; “neden İttihad-ı İslam? Fitne çıkartmayın ya” diyorlar. “Türk-İslam Birliği diye fitne çıkartmayın.” Geçenlerde bir çocuk konuşmuştu. “Yine başımıza 28 Şubat’ı mı getireceksiniz?” diyormuş. Yani Müslüman’da böyle bir korkaklık olur mu?
OKTAR BABUNA:Olmaz Hocam.
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında 28 Şubat’ın bin misli vardı, otuz bin misli vardı, hiçbir şekilde dinlemedi. Hz. Musa (a.s.)’nın zamanında 28 Şubat’ın yine bin misli vardı, o da dinlemedi. Hz. İbrahim (a.s.) zamanında yok muydu 28 Şubat?
OKTAR BABUNA:Vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Daha da gelişmişi vardı. Bir de ayrıca 28 Şubat sana ne desin yani, sen ne istiyorsun da 28 Şubat senden rahatsız olsun? Sevgi, kardeşlik, barış, demokrasi, bilim ve sanat. Sen yobazlık istiyorsan o zaman tabii 28 Şubat de, 29 Şubat da olur, 38 Şubat da olur yani. Onları bırak sen. Allah sana bela getirir, o ayrı mesele. Sen Kuran’ın dışında, sünnetin dışında alçak bir sistem kurmaya kalkarsan; bağnaz, yobaz bir sistem kurmaya kalkarsan, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti yıkmaya kalkarsan kendi kemik kafan ile Allah belanı verir, o ayrı mesele. Yani sen Şubat’a gelirsen, bırak onu, o konu değil ki yani, değil mi? Mart ile, Şubat ile bir alakası yok bu konuların. Allah yolunda samimiysen, senin karşına ne 31 Mart çıkar, ne 28 Eylül, hiçbir şey çıkmaz yani. Halis mücadele edilmesi çok önemli, samimi. Mehdiyet ne 28 Şubat dinler, ne 9 Şubat dinler, hiçbir şey dinlemez. Çünkü bütün milletimizi, bütün insanlığın ruhunu temsil ediyor Mehdiyet. Sevgiye kim ne desin? Barışa, kardeşliğe, dostluğa, demokrasiye, sanata, estetiğe, bilime kim ne diyebilir? Ama sen orada kavruk kafanla çıkıp; “ben sanatı, bilimi, estetiği, güzelliği, hayatı öldüreceğim” diyorsan, en başta ben karşına çıkarım senin. Onu bırak sen, 28 Şubat’a kalmaz o yani, değil mi?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:28 Şubat’ı Bediüzzaman altmış sene öncesinden söyledi, tarih vererek söyledi. Yani yılına kadar söyledi. Kuran ayeti ile çıkarttı. ‘Tağut’ kelimesinin çözümünden, tek kelimeden; o yılda, bu tarz bir olayın olacağını bildirdi. Vefat tarihini de bildirdi ama Hz. Mehdi (a.s.)’nin geleceğini de bildirdi, Mehdi (a.s.)’ın geleceği tarihi de bildirdi. Hepsinden haberi vardı Bediüzzaman’ın, değil mi? Orada sen gevrek sesinle ondan çekiniyorsun da, orada Bediüzzaman’ın verdiği müjdeye neden güvenmiyorsun? İkisini de söyleyen o değil mi? 71’deki olayları Bediüzzaman söylemedi mi?
OKTAR BABUNA:O söyledi Hocam.
ADNAN OKTAR:Aynısıyla çıktı, 28 Şubat’ı da söyledi, o da aynısıyla çıktı. Ama Mehdi (a.s.)’nin geliş tarihini söylüyor, ona inanmıyorsun. 71 ile 28 Şubat’ı, onu bak iftihar ederek anlatıyorlar. Diyorlar; “bu tarihlerde böyle olayların olacağını Bediüzzaman bildirdi” diyorlar. Peki, Mehdi (a.s.)’nin çıkışını bildiriyor, onu niye söylemiyorsun? Ona karşı.
OKTAR BABUNA:Hocam bu söylediğiniz konu ile ilgili Üstad’ın bir sözü vardı, okuyayım mı onu?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“İhva (gizlenmek), haf (korkmak) riyadandır, gösteriştendir, iki yüzlülüktendir. Farzda riya yani gösteriş, iki yüzlülük yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazifesi, görevi İttihad-ı İslam’dır.” “İslam Birliği’dir” diyor Üstad, Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak en büyük farz vazife, en az konuşlan konu haline geldi, en az konuşulan, değil mi?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cima tekniklerini, adam, “iki cilt yazdım” diyor Cübbeli. En büyük farz vazife bu konu olduğu halde bundan hiç bahsetmiyor. Bak, İttihad-ı İslam’ı ağzına dahi almıyor, tek kelime, hiçbir şekilde söylemiyor.
Mektubat, sayfa 60, yine Mektubat 15. Mektup, Bediüzzaman ne diyor?
“Sema-i dünyada (gökler aleminde) cesediyle,” ceset nedir doktorum?
OKTAR BABUNA:Beden Hocam.
ADNAN OKTAR:Beden, değil mi? Et, kemik yani proteinden etten, kemikten oluşan vücut. “Cesediyle, insani bedeniyle bulunan” bak “sema-i dünyada,” dünya semasında bulunuyor, yerde bulunuyor demiyor İsa (a.s.) için. “Sema-i dünyada,” gökyüzünde, Allah Katında. “Cesediyle, insani bedeniyle bulunan ve hayatta olan,” ölmedi diyor Bediüzzaman, “hayatta olan,” yani ceset deyince şimdi onlar, ölü cesedi gökte zannedecekler, ölü olarak değil. “Hayatta” diyor Bediüzzaman. “Hayatta olan Hz. İsa (a.s.),” bak çok net konuşuyor, “belki alem-i ahiretin (Ahiret aleminin) en uzak köşesine gitseydi,” yani “ahiretteki bilinen en uzak köşeye gitseydi ve sizin dediğiniz gibi” diyor Bediüzzaman, “hakikatten ölseydi”; hani var ya bu Şaşar Beşer Hoca’nın dediği gibi bak, Şaşar Beşer Hoca’ya cevap veriyor Bediüzzaman, “Hakikatten de ölseydi, yine şöyle bir netice-i azime (büyük bir son) için” çünkü çok büyük bir son dünyada Mehdi (a.s.)’ın çıkışı, İsa Mesih (a.s.)’in inişi, İslam’ın dünyaya hakimiyeti çok büyük bir sondur, deccaliyetin yok olması. “Onun için netice-i azime” diyor. “Büyük bir son için” ki teslis kalkıyor, bütün Hıristiyan alemi İslam’a giriyor, bütün Museviler İslam’a girecekler. “Yine şöyle bir netice-i azime (büyük bir son) için ona” yani Hz. İsa (a.s.)’ya, “yeniden ceset giydirip, bedeniyle dünyaya göndermek O hakimin hikmetinden uzak değil.” Yani “öyle de olsa gönderecek” diyor, Şaşar Beşer Hocamız Hazretleri. Bak “öyle de olsa gönderecek” diyor. Yani kaçacak hiçbir yeriniz yok, yani her yeri kapatmış Bediüzzaman. Ama bak, “hem hayatta” diyor, “hem cesediyle duruyor” diyor gökyüzünde. “Ama sizin dediğiniz gibi gerçekten ölse veya ondan uzak köşeye gitse, yine ceset giyip, yine gelecek” diyor. Yani “hiçbir şekilde kurtulamazsınız” diyor Bediüzzaman, yani “kurtulmak istiyorsanız” diyor. “Dünyaya göndermek O hakimin hikmetinden uzak değil, belki O’nun hikmeti öyle iktiza için vaat etmiş,” “Allah vaat etti” diyor, Kuran ayeti ile. “Vaat etmiş ve vaat ettiği için elbette gönderecek” diyor. Yani şüphe ifadesi kullanmıyor. Elbette gönderecek. (Mektubat, s. 60)
Kastamonu Lahikası, sayfa 80-82; “Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa'nın semavi nuzulü,” gökten inişi, Hz. İsa (a.s.)’nın gökten inişi, “kat’i (kesin) olmakla beraber,” Şaşar Beşer Hocam duyuyor musun? Bak, “kat’i ve kesin olmakla birlikte,” “muhakkak inecek” diyor gökten.
Sünuhat-tuluat-işârât,sayfa 59; “İşte” diyor Bediüzzaman, “bu sırr-ı azîme (büyük sırra), Hazret-i Peygamber (A.S.M.) işaret etmiştir ki: Hazret-i İsa gelecek, ümmetimden olacak;” Müslüman olacak, Muhammedi olacak, “aynı şeriatımla amel edecektir.” Peygamber (s.a.v.) söylüyor. Bediüzzaman da bunu söylüyor. Yani “Kuran’a tam tabi olacak, iktida edecek” diyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mektubat, sayfa 60; “Hz. İsa (a.s.) geldiği vakit” şüphe var mı burada ifade de Bediüzzaman’ın?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam.
ADNAN OKTAR:“Bir kere geleceği kesin” diyor “Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî Îsâ olduğunu bilmek lâzım değildir.” İlk geldiğinde bidayeten. “Onun mukarreb ve havassı (derin imanlı yakın talebeleri), nur-u iman (imanın ışığı) ile onu tanır. Yoksa bedahet (birdenbire ve açıkça) derecesinde herkes onu tanımayacaktır.” İlk geldiğinde tanımıyorlar. Hz. Mehdi (a.s.)’yi de ilk geldiğinde tanımıyorlar. Deccal de ilk geldiğinde tanınmıyor. Süfyan geldiğinde tanıdınız mı? Tanımadın, ağzı açık millet peşinden gitti. Sonra süfyan ne yaptı? Komitesini kurdu, İslam alemini zir zibil etti, perişan etti. Süfyan da vardı, komitesi de vardı, icraatı da vardı. Gördünüz, gözünüzle gördünüz. Adamın yüzünü de gördün, elini de tuttun, şahs-ı manevi değil ki süfyan, şahıs. Komitesi de var, ama şahs-ı manevisini Mehdi (a.s.) tepeleyecek. Çünkü asıl olan şahs-ı manevisidir. Şahs-ı manevisi derken yaptığı icraat, yaptığı enkaz. Şimdi mesela Firavun var, adam ilk çıkmış bir icraatı yok, bir şey yok. Ama bütün insanlığı zir zibil ediyor, perişan ediyor. Perişan ettikten sonra onun yıktığı enkazı kaldırmak önemlidir. Mehdi (a.s.) onun yıktığı enkazı kaldıracak. Yerle bir etti İslam alemini. Değil mi burada sen kabul ediyorsun, hani şahs-ı maneviydi? Ballandıra ballandıra anlatıyorlar. “Süfyan Şam’dan çıkacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hafız Esad Şam’dan çıkmıştır. Şemalini de tarif ediyor, aynısının tıpkısıdır Hafız Esad. Ve “Müslümanları geniş çapta katledecek” diyor. Ve Süfyan’ı insanlar şahıs olarak gördüler; yerinde, olaylarını açık açık gördüler. İnşaAllah. Deccal de bütün dünyayı ateist ve dinsiz yapan Darwin’dir. Komitesi; Marks, Lenin, Stalin, Mao, Troçki gibi zevattır. O da onun komitesidir. Ama bunlar tahribatı yapar, enkazı yapar, insanları mahveder, ondan sonra gelip Mehdi (a.s.) bunu durduruyor. Yoksa bakın önce, zaten zulüm, cevir, belalar, yıkımlar var. Mehdi (a.s.)’nin çıkışından önce alamet bunlar, değil mi? Bu alametler. Binalar yıkılıyor, 350 milyon insan şehit ediliyor; ateistlik, dinsizlik ortaya yayılıyor, müthiş bir enkaz meydana geliyor, muazzam bir enkaz. Sonra Mehdi (a.s.) bir çıkıyor, kükrüyor, yerle bir ediyor. Konu budur. O arada Bediüzzaman da diyanet dairesinde kısmen, kendi ifadesiyle bak, “diyanet dairesinde kısmen” mücadele etmiştir ama deccaliyete karşı hiçbir netice alamaz. Yani hiçbir netice alamaz derken dar planda netice alabilir, Mehdi (a.s.) kadar alamaz. Mehdi (a.s.)’ninki ve İsa Mesih (a.s.)’inki bütün dünyayı kaplıyor, tamamını bitiriyor. Ayet var, Kuran ayeti var. Allah “tamamına hakim edeceğim” diyor. “Sana uyanları,” bak, “sana uyanları kıyamete kadar küfrün üzerine geçireceğim” diyor. “Dünya hakimi olacaksınız” diyor. Bediüzzaman zamanında bu olmaz. Bediüzzaman bunu söylüyor çünkü, “ben de geldim, on iki imam da geldi, mezhep imamları da geldi, hepimiz bir mehdiyiz” diyor. “Ama Mehdi (a.s.)’nin görevinin sadece diyanet bölümü kısmen yaptık” diyor, kısmen. Ve hakikaten de gördük, kısmen yapmıştır. Dünya zir zibil oldu Bediüzzaman zamanında sonra da fitne, fücur, rezalet diz boyu oldu. PKK çıktı, arkasından bilmem ne çıktı, muazzam tahribat meydana geldi. Dünyada da öyle, muazzam tahribat oldu. Bediüzzaman’dan sonra da devam etti, kesintisiz. Kısmen ama o görevi yapmıştır, Allah ondan razı olsun. “Fakat ben Mehdi (a.s.)’nin pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona zemin izhar ediyorum” diyor Bediüzzaman. Fakat Nur talebelerinin Risale-i Nur’u tam anlayamayacağını söylüyor. Ve “Risale-i Nur’u hakkıyla değerlendiremeyecekler, görev yapamayacaklar bu yönde” diyor. Bunu nereden anlıyoruz? Ben de dahil, ben de Nur talebesiyim ben de anlayamıyorum. Yani sırlarını çözemiyorum. “Gerçek sahibi” diyor, Mehdi (a.s.) için, “gerçek sahibi Mehdi (a.s.) ve şakirdleri gelir, bu daireyi genişlendirir, bu tohumlar sümbüllenir, biz de kabrimizden seyrederiz” diyor. Biz gerçek sahibini arıyoruz Risale-i Nur’un. O zaman bu kapatılan konular açığa çıkmış olacak. Bu şahs-ı manevi diyerek milletin kafasını, insanların kafasını böyle donduran, insanların böyle gücünü kıran, heyecanını kıran, derinliğini kıran olaylar olmayacak Mehdi (a.s.) geldiğinde. Çünkü Bediüzzaman’ın eserlerini öyle bir açıklayacak ki, ikinci bir açıklama ihtimali kalmayacak artık. Yani gerçekleri örtmeye kalkanlar kaçacak delik arayacaklar. Böyle bir durum olacak. Ama ben öncüsü olarak, Bediüzzaman’ın bir talebesi olarak kendim imkanlarımla, dar dairede, kısmen imkan dahilinde bir şeyler yapmaya çalışıyorum, Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah.
Bakın, “Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam’ın nuzulü (inişi) dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın ışığıyla dikkatiyle bilinir; herkes bilemez.” (Şualar, sf. 487) Bak “kendisi de bilmez İsa (a.s.) olduğunu, ilk geldiğinde” diyor. Yani geçmişini bilmiyor ki. Sonradan fark edecek kendisini. Vahiy aldıktan sonra fark edecek.
Şualar, sayfa 463; “Ancak hârika ve mu'cizatlı (mucizeler sahibi) ve umumun makbulü,” bak “hem mucize gösterecek” diyor Mehdi (a.s.), “umumun makbulü,” Hıristiyanların ve Müslümanların aşkla sevdiği bir Peygamberdir Hz. İsa (a.s.). Umumun makbulüdür yani bütün dünyanın aşağı yukarı %80’i demektir. Bak, “umumun makbulü (umumun kabul ettiği) bir zat olabilir ki: O zat, en ziyade alâkadar ve ekser (birçok) insanların Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselam'dır.” Bu deccaliyeti çözecek olan, deccaliyeti çürütecek olan kişi.
Mektubat, sayfa 60; “Alem-i semavatta (gökler aleminde) cism-i beşerisiyle (insani cismiyle) bulunan şahs-ı İsa aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini,” kardeşim, “öldü” diyorsunuz siz, “mezara gömdük.” Burada “başa geçecek” diyor. Biz Bediüzzaman’a mı inanalım, Peygamberimiz (s.a.v.)’e mi inanalım, size mi inanalım, canım kardeşlerim? Şimdi bak, burada Allah rızası için dürüst olsunlar, samimi olsunlar. Bak, “âlem-i semavatta (gökler aleminde) cism-i beşerisiyle (insani cismiyle) bulunan,” cesediyle bulunan ve “hayatta olan” diyor Bediüzzaman. “Bulunan şahs-ı İsa aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini,” hükümetin başına geçtiğinde bir başbakan biz görmüyor muyuz? Ölü mü oluyor başbakan? Bir devletin başına bir devlet başkanı geçtiğinde, ölü mü oluyor o insan? Olur mu öyle şey? Başına geçti dediğinde, kumandan oldu dediğinde, baştadır o. Vefat etmiş bir insan kumandan değildir. Yani manen kumandan olabilir, ama burada manevi kumandanlıktan değil, fiili kumandanlıktan bahsediliyor, inşaAllah. “Bir İsevî cemaatı namı altında ve "Müslüman İsevîleri"ünvanına lâyık bir cem'iyet” yani Müslümanları çok andıran bir cemiyet, “o deccal komitesini, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın riyaseti (liderliği) altında öldürecek.” Deccal öldü mü? Bak riyaset ne? Başında olması gerekiyor, liderliği altında. Kardeşim ben tevil ederim diyorsan, o zaman Kuran’ı da tevil et, sen namazı da tevil edersin, orucu da tevil edersin. Haşa, Allah’ı da tevil edersin o zaman, masonlar gibi. ‘Total enerji’ diyorlar ya onlar da. O zaman din kalmaz ki. Sen ne yapıyorsun? Açık, aleni bir şey tevil edilir mi? Bediüzzaman zaten tevil etmiş, “tevilin tevilini yapacağım ben” diyor. “Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın riyaseti (liderliği) altında öldürecek,” “yok edecek deccaliyeti” diyor. Mehdi (a.s.) ile birlikte yapıyorlar bu görevi, bunu da söylüyor Bediüzzaman, “Mehdi (a.s.) ile beraber namaz kılacaklar” diyor, “hadis var” diyor.
Bir on dakika ara verelim.
SUNUCU:Şimdi kısa bir ara, aradan sonra tekrar beraberiz.
Tekrar beraberiz sevgili izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz ve HarunYahya.org, HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Şimdi tekrar sözü Hocamıza bırakıyoruz.
ADNAN OKTAR:Bakın diyor ki Bediüzzaman; Şualar, 908; “Hem deccalin rejimine ve teşkil ettiği komitesine ve hükûmetine ait garib halleri ve dehşetli icraatı, onun şahsıyla münasebetdar rivayet edilmesi cihetiyle manası gizlenmiş” diyor. Oktar Hocam, bu konu bir hayli önemli, onun için bunu birçok parçaya ayırarak anlatalım. Birçok bölüme ayırarak anlatalım. Ama anlatırken direkt orijinal kaynağından anlatırsak çok çok daha iyi olur. Çok daha etkili olur inşaAllah. Tamam?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Demin anlattığınız, Kuran’dan, hiç reddedilecek gibi değil Hocam, maşaAllah. Çok açık, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, inşaAllah. Bu konuyu, Hz. İsa (a.s.)’nın nuzülü ile ilgili konuyu biz bir kitap haline getirmiştik. Ama bunu daha geniş, tek bir risale haline getirelim, daha geniş kapsamlı. Sadece bu konu üzerinde duralım. Bir tanesinde şahs-ı manevi konusunu işleyelim sadece, kapsamlı olarak. Bir tanesinde de bu konuyu işleyelim, inşaAllah. Yani Hz. İsa (a.s.)’nın inişi konusunu işleyelim, inşaAllah. Çünkü bu önemli, dünyadaki en önemli tartışmalardan bir tanesi. Ayette de buna dikkat çekilmiş. İki taraf arasında, insanlar arasında tartışma konusu olduğunu görüyoruz. Yani her yerde gündem bu. Hıristiyan aleminde de şu an, Evanjeliklerde olsun, Katoliklerde olsun, Ortodokslarda olsun, bu çok önemli bir tartışma konusu. Müslüman camiada da çok önemli bir tartışma konusu, inşaAllah. Çünkü mesala Irak’ın işgali Hz. İsa Mesih (a.s.) iniyor diye, indi diye, o kadar olay oldu. O kadar kan akmasının nedeni odur. Yani Irak’ta Saddam’ın devrilmesinin nedeni de o. Afganistan işgalinin nedeni de o. İran’ı işgal etme isteğinin kökeninde de o yatıyor, Suriye’yi işgal etme isteğinin kökeninde de o yatıyor. Ama biz bunları engelledik, inşaAllah. İnşaAllah. Yalnız bu yönünü biz kitaplaştırmadık. Yani Evanjeliklerin Hz. İsa (a.s.)’nın inişiyle ilgili neler düşündüklerini, yani bu yönde yaptıkları savaşlar, siyasi eylemler, mesela son bu yüzyılda yaptıkları siyasi eylemler nelerdir, onları da belgelendirelim. Mesela biz film olarak gösteriyoruz ama o yeterli olmaz. Mesela Bush’un bu konudaki sözleri, diğer Amerikalıların bu konudaki sözleri, onların hepsini belgelendirelim. İnşaAllah. Çünkü biz genellikle belgelerle konuşursak çok etkili oluyor, belgesiz konuşursak pek olmaz. Bush’un konuşması, film vardı bir tane Evanjeliklerin, onu bir gösterebilir miyiz? O çok önemli. Ama mesela o filmde konu anlaşılmıyor, alt yazıları var, o yazılardan pek anlaşılmıyor. Onları hem seslendirmemiz gerekiyor, seslendirerek yani Türkçe seslendirelim, Türkçe tercümesini yapalım. Bir de daha bol belge koyalım. Mesela Bush’un kendi açıklamaları olabilir, diğer kişilerin açıklamaları.
VTR
ADNAN OKTAR: Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Dediğiniz gibi tam kan dökmeye yönelik. Amerikan dış politikası da dedi, Armageddon’a göre yönlendirilir diye ifadeleri de oldu Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet ama sen biraz açıkla buradaki konuşmayı. Yani dünya, insanlar bunun farkında değil. Neyin neden olduğunun farkında değiller. İnsanlar eğlencesinde, keyfinde, zevkinde. Irak’ta akan kanın neden olduğunu bilmiyorlar, Afganistan’daki kanın neden aktığını bilmiyorlar. Ortadoğu’ya uygulanan bu baskı, şiddetin nedenini bilmiyorlar. Millet işte, epey bir insan keyfinde, zevkinde, eğlencesinde. Bela başlarına gelmeden anlamıyorlar. Onun için bunu anlatman faydalı, önemli, bunu bir anlat. Dünyanın konumu, insanlığın konumunu anlamamız açısından da detaylandırırsan da iyi olur.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Burada Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Evanjeliklerin bir görüşü anlatılıyor. Evanjeliklerin görüşüne göre olacak büyük bir savaştan bahsediliyor. Hatta biraz önce bir Evanjelik hanımı çıkartıp konuşturdular, atların boynuna kadar yükselecek bir kandan bahsediyor, kan dökülmesinden. Amerikan dış politikasının da bütün bu Evanjeliklerin görüşüne göre geliştiğini filmde de ifade ettiler zaten. Siz de daha önce anlatmıştınız, Bush da bu görüşe mensup birisi olarak Amerika’nın başına geçtiğinde, nitekim burada ifadeleri de var, tam bu yönde konuşuyor. Siz söylemiştiniz, Irak’a Amerika’nın girmesi de bu yüzden demiştiniz, bu gelişmelere yönelik olarak, onların inancına göre, Hz. İsa (a.s.)’nın gelişi, Musevilerin İsa (a.s.)’yı kabul etmesi ve ondan sonra deccalin yerleşmesi ve bu yüzden çıkacak bir savaş, bütün Amerikan dış politikasını bu yönlendiriyor demiştiniz hakikaten ve bunun beklentisi içindeler. Hala da onun beklentisi içindeydiler daha doğrusu. Siz vesile oldunuz değişmesine. Çok büyük bir kan dökülmesi, bunu durdurdunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi mesela Pakistan’ın perişanlığı, bunlar ekonomik perişanlık, bir savaştan kaynaklanan bir perişanlık var. Yani birbirlerine düşürtülerek yapılan bir perişanlık var. Bir de Amerikan işgalinin ve Rus işgalinin meydana getirdiği perişanlık var. Bunların hepsi tek merkezden yönetilen hareketler ve hepsinin kökeninde yanlış bir Mesih inancı var. Müslümanlığın gelişmesini istememe var, İslamiyet’in gelişmesini istememe var ve Mesih inancının da yanlış yorumlanması var. İnsanlar kakara kikiri kendi alemindeler. Ama o arada müthiş Müslüman kanı akıyor dünyada. Anneler feryat ediyor. Genç kızların ırzına geçiliyor, Amerikan askerleri, değil mi? Sokaklarda bağırta bağırta insanlara işkence yapıyor, parmakların doğruyor. Ama gidiyorsun mesela Amerikan gençliğine veyahut mesela Paris gençliğine onlar kakara kikiri kendi aleminde, eğlencesinde. Dünyadaki zulmün ve acının farkında değiller. Öküz gibiler, hayvan gibiler. Yani derinliği göremiyorlar. Halbuki insan merhametle ve şefkatle bakması lazım Müslümanlara ve kardeşlerine. Aynı zamanda Hıristiyanlara ve Musevilere de. Onlara da yazık. Mesela yanlış bir Evanjelik politikadan dolayı on binlerce Amerikan askeri de sakat kaldı. Binlerce Amerikan askeri de yine öldürüldü. Yabancı insanlar da öldürülüyor. ‘Bana ne’, ‘bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ kafası olmaz. Onun için insanları bu konuda iyi uyarmak, belanın nereden geldiğini iyi göstermek gerekiyor. Farkında değiller, farkında olurlarsa ona göre tedbir almaları mümkün olacak, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz nitekim Evanjeliklerin liderlerini İstanbul’a davet ederek tek tek konuştunuz Hocam. Bu inancın yanlışlığını anlattınız, Müslümanları deccal olarak görmenin yanlışlığını, kan dökülmeyeceğini, Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkacağını ve Hz. İsa (a.s.)’nın geleceğini ve kan dökülmeyen, savaşların ortadan kalkması gereken bir dönem olduğunu çok kapsamlı olarak anlattınız. Ondan sonra da görüş değiştirdiler hatta, çok etkilenerek, inşaAllah. İnternet sitelerinde de bunu açıkça dile getirdiler.
ADNAN OKTAR:Kardeşim İran’la savaşmak için aylardan beri uğraşmıyorlar mı? Bu duruyor, yapılmıyor bu savaş. Burada geldiler Sanhedrin üyeleri, “an meselesi” dediler, savaşın olması. Ben “savaş olmayacak” dedim.
OKTAR BABUNA:Tarih veriyordu hatta.
ADNAN OKTAR:Tabii. Yani orada eğer Sanhedrin karar verse, Amerika’dakiler de karar verse, mesela Evanjelikler karar verse savaş çıkacaktı. Yani engelleyen bir durum yok ki. Sadece nükleer tesislere üç beş bomba attın mı; onlar onlara, onlar onlara bölgede çok büyük bir savaş ortaya çıkaracaklardı, kan revan içinde olacaktı. Ama kuş beyinliler bunun farkında değiller. Cahilliğinden, saflığından, bilgisizliğinden farkında olmayanlar ayrı. Ama kasten farkında olmayanlar zulmediyorlar. Kuş beyinli dediğim bunlar. Ama bunları tabii özellikle belgesel kitap haline getirmek, fotoğraflamak, onların da kendi ifadelerinde bunlar var, hatta gerekirse onlarla da röportaj yapıp buralara koymak çok önemli. Mesela köşe yazarları da bunları o zamanlar çok iyi dile getiriyorlardı. Köşe yazarlarının yazılarından da alalım, bunu tam anlamıyla anlatalım, inşaAllah.
Ne diyor Bediüzzaman, bakalım. On dokuzuncu Mesele, 922. Sayfa Şualar’da; “Rivayetlerde, Ahir zamanın alâmetlerinden olan ve Âl-i Beyt-i Nebevî'den Hazret-i Mehdi'nin (Radıyallahü Anh) hakkında ayrı ayrı haberler var.” Bak, “Âl-i Beyt-i Nebevî'den” bir kardeşim şimdi yazı yazmış da, “orada kastedilen seyyidden kasıt Hz. İbrahim (a.s.) milletidir” diyor. “İbrahimi olan herkes seyyiddir” diyor. Ama bak Bediüzzaman buna açıklık getiriyor, “Âl-i Beyt-i Nebevî” diyor. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in nesli” diyor, “Âl-i Beyt-i Nebevî,” tabii. “Âl-i Beyt-i Nebevî'den (Peygamberimizin (s.a.v.) neslinden) Hazreti Mehdi (a.s.)'nin” ayrıca hadislerde de Peygamberimiz (s.a.v.)’in nesli olarak açıkça geçiyor. Hatta diyor Peygamberimiz (s.a.v.); “benim evlatlarımdan” diyor. “Hazreti Mehdi (a.s.)'nin (Radıyallahü Anh) hakkında ayrı ayrı haberler var. Hattâ bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet, eskiden onun çıkmasına hükmetmişler.” Yani “"çıktı, bitti" demişler” diyor, bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet. “Allah-u alem, bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili şudur ki: Büyük Mehdi (a.s.)'nin çok vazifeleri var.” Bak büyük Mehdi (a.s.) ayrı. “Çok vazifeleri var.” Bir tane ayrı vazifesi yok. “Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi." Şimdi Abdülkadir Geylani’nin hizmetinin diyanet aleminde olduğunu söylüyor Bediüzzaman. Şah-ı Nakşibendi’nin diyanet aleminde olduğunu söylüyor. Şimdi tevil eden kardeşlerimiz diyorlar ki; “o vefatından sonra onun şahs-ı manevisi devam eder ve onun hizmetleri kastedilmiştir.” O zaman biz bunu Şah-ı Nakşibendi’ye uyguladığımızda, dünyanın en büyük tarikatıdır Şah-ı Nakşibendi tarikatı. Aksini söyleyen varsa gelsin. Dünyadaki en büyük tarikattır. Ve dünyadaki, İslam ülkelerindeki siyasi liderlerin büyük bölümü Nakşibendi tarikatına mensuptur. O zaman Mehdi (a.s.) dünyaya hakim oldu, Şah-ı Nakşibend Mehdi. Öyle yani. Mesela Türkiye’de de en çok, sayı olarak sayacak olursak, yani Müslüman grupları içerisinde en büyük grup Nakşibendilerdir. O zaman bitmiş. Yani mesela mevcut hükümetlerde de, İslam devletlerinin hükümetlerinde büyük bölümü Nakşibendi oluyor bakanların. Başbakanların çoğu Nakşibendidir. Şah-ı Nakşibend diyanet yönünden görevini yapmıştır. Sonra Osmanlı sultanları da Nakşibendiydiler. Onlar da siyaset aleminde Mehdi olarak görev almışlardır ve asrımızda da gelmişlerdir, Nakşibendilik de dünyaya hakim olmuştur, Mehdiyet görevini tamamlamıştır. Gelin aksini söyleyin bakalım, bu mantıkla. Yani Türkiye’de de şu an en büyük grup Nakşibendilerdir, İnşaAllah. Her ülkede böyledir. Kafkasya’da da, Rusya’da da en büyük cemaat Nakşibendiliktir. Şah-ı Nakşibend siyaset aleminde görevini yapmıştır, vefat etmiştir. Fakat onun şahs-ı manevisi saltanat aleminde ve siyaset aleminde de görevlerini yapmış ve geliştirmişlerdir, dünyaya hakim olmuşlardır. Nur talebesi kardeşlerimizin kafasına göre, bir kısmının tabii kafasına göre, konu bu şekilde bitiyor. Gelsinler bana aksini söylesinler. Osmanlı padişahlarının birçoğu Naşibendiydi, Nakşibendi tarikatı mensubuydu. Siyaset aleminde ve saltanat aleminde de görev yapılmış, değil mi? Şahs-ı manevisi devam etmiyor mu? Talebeleri de dünyaya yayılmışlar, bitmiş konu. Böyle tevil olmaz, bu çok samimiyetsiz bunlar. Hayattayken kastediliyor.
Bak, “Büyük Mehdi (a.s.)'nin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi.” İcraatı yapan Mehdi (a.s.)’nin kendisi.
“Her bir asır me'yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini te'yid edecek bir nevi Mehdi (a.s.)'ye veyahut Mehdi (a.s.)'nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i İlahiyye ile her devirde belki her asırda bir nevi Mehdi Al-i Beyt-ten çıkmış.” Al-i Beyt-ten çıkmış, Al-i Beyt dedin mi Peygamberimiz (s.a.v.)’in nesli kastediliyor. İbrahim (a.s.) milleti kastedilir mi? Ayrı bir şey o. “Ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela siyaset aleminde Mehdi Abbasi,” “Mehdi Abbasi” diyor, “Abbas siyaset aleminde Mehdidir” diyor. “Ve diyanet aleminde Gavsı Azam,” Abdülkadir Geylani. “Şah-ı Nakşibend diyanet aleminde Mehdidir” diyor Bediüzzaman. “Ve aktab-ı erbaa ve on iki imam gibi” diyor, bunların hepsi Mehdiler diyor. “... Büyük Mehdi (a.s.) 'nin bir kısım vazifelerini icra eden zatlar” diyor, bunlar. Bak, “Büyük Mehdi (a.s.)'nin bir kısım vazifelerini icra eden zatlar dahi, Mehdi (a.s.) hakkında gelen rivayetlerde, medar-i nazar Muhammed Aleyhissalatü Vesselam olduğundan rivayetler ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i hakikat demiş: "Eskide çıkmış. Her ne ise” diyor. “Eskiden çıkmış demişlerdir” diyor. Mesela biz de diyoruz ya, “Şah-ı Nakşibend’i ben çok kapsamlı ispat edebilirim, Nur talebesi kardeşlerimizin, bir kısım Nur talebesi kardeşlerimizin izahlarına göre Mehdi (a.s.) olduğunu, değil mi? Bak, “Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Siyaset aleminde yapmış mı? Yapmış. Diyanet aleminde yapmış talebeleri. Büyük Mehdi (a.s.) o, o zaman. Konu bitmiş.
Bak diyor ki; “Tekemmül eden A-li Beyt (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in nesli) Kuran’ın mayası ile ve imanın nuriyle ve İslamiyet’in şerefiyle beslenen ve tekemmül eden A-li Beyt, elbette Ahir zamanda şeriat-i Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi ihya ile ilan ve icra,” bak ihya bir, ilan iki, icra. Bak buradaki kelimelere kardeşlerimiz dikkat etmiyor bir kısmı. “elbette Ahir zamanda,” “şimdi değil” diyor, “Ahir zamanda şeriat-i Muhammediyeyi,” bu sözün anlamı anlaşılmayacak gibi mi? “Şeriat-i Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi” Kuran’ın hakikatlerini “ve sünnet-i Ahmediyeyi,” Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini, Asr-ı Saadet gibi olması aynı.” “İhya, ilan,” dünya çapında ilan edilmesi “ve icra,” dünya çapında icra edilmesi, “ile, başkumandanları olan” başkumandan. Şimdi Şah-ı Nakşibendi başkumandan diyebilir miyiz? Mesela İslam ülkelerinde çok fazla Nakşibendi kumandan var. Şah-ı Nakşibend başkumandan mı olmuş oluyor o zaman? Başkumandan yaşayan insana denilir, başkumandan diye. “Başkumandanları olan Büyük Mehdi (a.s.)’nin kemal-i adaletini,” adaletini bak, “kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya,” Türkiye’ye değil, İslam alemine değil, “dünyaya göstermeleri,” bak, “kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya,” Bediüzzaman zamanında bu olmadı. Dünyaya gösterilmedi. Bak, “Büyük Mehdi (a.s.)’nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır.” “Mutlaka olması gereken bir şeydir bu” diyor. Dünya çapında bir hakimiyetten bahsediliyor. “Arkadaş” diyor, “bizim aklımız almıyor.” Senin aklın almıyorsa; Allah, “Ben yaratacağım” diyor. Senin aklının almaması önemli değil.
“Fakat bunda Resâil-in Nur şakirdleri yerinde Mevlâna Hâlid'in (K.S.) şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu âyet bu cihette onların başlarına remzen parmak basıyor. Şimdi hatıra geldi ki; eğer şeddeli "lâmlar" ve "mimler" ikişer sayılsa, bundan” yani Hicri 1330’larda, yani 1920’ler, 1910’lar, “bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise,” 1910’a yüz eklersen ne yapar?
OKTAR BABUNA:2010 yapar Hocam. Bu sene.
ADNAN OKTAR:2010. Bak diyor ki; “bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirdleri olabilir.” Açıkça söylüyor işte Bediüzzaman.
Mesela açtım burası çıktı. Mesela bunu anlatayım. 49. sayfa; “Birinci Cümle 1500 makamıyla, Ahir zamanda, bir taifei mücahidenin son zamanlarına,” 1500 makamı, demek ki Mehdiyet 1500’lere doğru sonuçlanıyor. Hicri 1400’teyiz biz, “1500’lerin sonuna doğru bitecek” diyor. “Ahir zamanda, bir taifei mücahidenin son zamanlarına ve ikinci cümle 1506 makamıyla galibane mücahidenin tarihine” yani “bu tarihte galibane devam edecekler ama son anları” diyor. Yani 1506, Hicri 1506. “Ve üçüncü cümle 1545 makamıyla pek az bir farkla hem Fatiha’nın, hem de vel Asır Suresinin, ikinci cümlesinin gaybi işaretlerine işaret edip tevafuk eder.” Bak 1545 makamıyla. “Demek bu hadîs-i şerîfin üç cümlesinden her biri, 1500 tarihine ve mücahedenin ne kadar devam edeceğine,” Mehdi (a.s.)’nin mücadelesinden bahsediyor Bediüzzaman, “devam edeceğine dair işaretlerine, aynen bu 1561 makamıyla, hem 1560 makamıyla iştirâk edip, o tâife-i azîmenin mücahedatları ne kadar devam edeceğini mânâ-yı işârî ve cifrî ile gösterir.” “Yaklaşık bu tarihlerde kıyamet kopacak” diyor Bediüzzaman. Çok açık olarak söylüyor. İnşaAllah. Bakın ayrıca şimdi, Tasdik-i Gaybi’den bu okuduğum, 144. sayfa; “Hem öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu'nun sinesinden Risale-i Nur'u çıkaramaz. Tâ Ahir zamanda,” vaktimizde, bu vakitte, “hayatın geniş dairesinde,” hayatın geniş dairesi de oluştu; internet, radyo, televizyonla. Sürekli vurguluyorum ki anlamayanlar iyice anlasınlar. “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri,” bak Nur talebeleri demiyor, “asıl sahipleri yani” şahs-ı manevi de demiyor. Bakın burada kardeşlerimiz hiç bana böyle dil eğip bükmesinler. “Hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri.” Hani burada şahs-ı manevi? “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” Mehdi (a.s.) var, şakirtleri var. Tabii ki Mehdi (a.s.) ve şakirtlerinden şahs-ı manevi oluşur. Ama ne zaman gelecekler diyor Mehdi (a.s.) ve şakirtleri? “Ahir zamanda gelecekler” diyor. “Benim zamanımda gelmeyecekler” diyor. “Benim zamanımda mümkün değil, olmaz” diyor. Zamanını da belirtiyor bak, “ta Ahir zamanda.” Üstad’a soruyoruz, “ne zaman gelecekler” diyoruz. “Ta Ahir zamanda.” “Hayatın nasıl bir dairesinde gelecekler efendim?” diyoruz. “Hayatın geniş dairesinde gelecekler” diyor. “Risale-i Nur’la bağlantıları nedir efendim?” diyoruz, “Asıl sahipleri onlardır” diyor. “Kimdir efendim bunlar?” diyoruz, “yani Mehdi (a.s.)” diyor. “Başka efendim kim?” diyoruz, “şakirtleri” diyor. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri geliyor, burada şahs-ı manevi olmaması nasıl olsun? Tabii ki şahs-ı manevi olacak. Ama bir kere Mehdi (a.s.) gelmiş, şakirtleri de gelmiş. Bak sırf kendisi değil, Mehdi (a.s.) ve şakirtleri ayrıca gelmişler. Risale-i Nur dairesinin dışında geliyorlar bunlar. Ayrı bir geliş. Bunu bana Sungur Ağabey de söyledi. Daha önce de söylemiştim. Konuştuğumda “apayrı olacaklar” dedi, Mehdi (a.s.) için. “Nur dairesinde mi olacaklar ağabey?” dedim, “hayır” dedi. “Bambaşka olacaklar” dedi. “Nur dairesinde olmayacaklar” dedi. Defalarca anlattım. Salih Özcan Ağabey ne diyor? “Kafama vurdu, "ben Mehdi (a.s.)’yi görmedim, ama sen göreceksin" dedi” diyor. “Ben seyyid ve şerifim” demesi, bütün Müslümanlar seyyid ve şeriftir, o anlamda. Ama neseben değil, yani genetik olarak değil, manen hepsi seyyid ve şeriftir. “Hz.Ali (r.a.)’yi seven, ona bağlanan herkes seyyiddir” diyor Bediüzzaman zaten. Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.), Hz.Ali (r.a.)’nin oğlu değil mi? Çocukları değil mi? Tabii ki onların neslindeniz. Ama manen, o anlamda kabul ediyor Bediüzzaman zaten.
Bakın, “yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri,” Ahir zamanda demek ki geliyorlarmış, açık, “Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir.” Demek ki mevcut daireyi genişlendirecek, “o tohumlar sümbüllenir.” Yani “Nur talebeleri tohum olarak kalacaklar” diyor. “Sonra açılacaklar, sümbüllenecekler” diyor. Yani ben dahil, ben de Nur talebesiyim. Yani “sizler sümbülleneceksiniz” diyor. “Bizler de Mehdi (a.s.) ve şakirtlerini kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz” diyor. “Ben o an da vefat etmiş olacağım” diyor. Bunu anlamazlıktan gelmenin alemi yok. Bir sene, iki sene anlatacağım, anlayıncaya kadar. Madem yasak bunları anlatmak, ben de kıracağım o yasağı. Bir dershaneye gitsem, bunu anlatsam, o adamın ne olduğunu ben düşünemiyorum. Yani hepsini tenzih ederim de, bazı bildiğim yerler var. %99’u mükemmel insanlar, ama bazı yerler Allah-u alem aforoz, anında. Selamı, sabahı keserler adamlar yani. Mümkün değil oraya giremezsin bir kere, sen bunu anlatacaksın da oraya gireceksin. Konuşamazsın, selam dahi vermezler sana. Allah vermesin yani. Ama büyük bir bölümü çok çok candan ve tertemiz insanlardır. Onlar da cahildir, benim dediğim, o kadar. Başka bir şeyleri yok, cahillik var. Belki Bediüzzaman’ı sevdikleri için bir koyu taassup var. Çünkü daha önce de söyledim, Hz. Yusuf (a.s.)’u da kabul etmemişlerdi o zaman. Onun izahına göre, Hz. Yusuf (a.s.) dedi ki, “benden sonra Peygamber gelecek” diyor. “Gelmez” diyorlar, “Hz. Yusuf (a.s.)’dan sonra.” Hz. İsa (a.s.) diyor ki; “benden sonra Muhammed (s.a.v.) gelecek” diyor. “Olmaz” diyorlar, kabul etmiyorlar. “Öyle bir şey nasıl olsun ki?” diyorlar. İsa (a.s.)’nın kendisi söylüyor. Bak, Bediüzzaman’ın kendi söylüyor, inanmıyorlar. “Benden sonra Mehdi (a.s.) gelecek” diyor, “olmaz, biz seni çok seviyoruz, biz başka Mehdi istemiyoruz” diyorlar. Hz. İsa (a.s.)’ya talebeleri ne diyorlar? “Biz seni çok seviyoruz, başka Peygamber istemiyoruz biz” diyorlar. “Muhammed (s.a.v.) gelecek, ismi Ahmed” diyor, “biz istemiyoruz, seni istiyoruz” diyorlar. Olur mu öyle şey? Allah’ın hükmüne boyun eğeceksiniz. Güzellik olarak göreceksin. Museviler ne dediler, “Hz. Musa (a.s.) bize yeter, İsa (a.s.)’yı istemiyoruz biz” dediler. Değil mi? Hz. Muhammed (s.a.v.)’i istemediler, “bu şeriat bize yeter, tamam” dediler, müjdelediği halde. Böyledir bu, inşaAllah. Yani dünyanın en ehemmiyetli meselesi olduğu bilinmiyor şu an Mesihiyet’in. Mesela Irak’ta adamlara sorsan, nargile kaynatıyorlar, göbekli falan, fakır fakır kaynatıyorlar. Burada ne kadar kan aktı desen, haberleri bile yoktur. Milyonlarca insan orada şehit edildi, binlerce ev yerle bir oldu. Enkazların üzerinde çadırda oturuyor, orada nargile içiyor. “Baba, sen neden oluyor bunlar biliyor musun?” diyorsun, “ne bilek evlat” diyor. “Ben nargileme bakarım” diyor. Kakara kikiri fingirdeşiyor adam; keyfinde, zevkinde. “Bu zulüm neden oluyor? Mesela Irak’lı kadınların niye ırzına geçiliyor?” diyorsun, “ne bilek” diyor. İşte bilmediği şeyi insan anlamaya çalışması lazım. “Biz, İsa Mesih (a.s.)’in buraya geleceğini düşündüğümüz için, İsa Mesih (a.s.)’e uygun ortam hazırlıyoruz, bunlar da deccal ordusu, biz bunu tepeliyoruz” diyorlar. Bu kadar açık. Halbuki Müslümanlar bizzat deccale karşı mücadele eden gruptur, Hz. İsa (a.s.) ile birleşip. Hz. İsa (a.s.)’yı seven insanlardır. Haberleri yok Hıristiyanların. Hz. İsa (a.s.)’yı Müslümanların sevdiğini daha yeni öğreniyorlar. Gidin sorun bakalım, adam şaşırıyor, “gerçek mi?” diyor.
OKTAR BABUNA:Sizden öğrendiler hocam, başka söyleyen yok.
ADNAN OKTAR:Mesela diyoruz ki, “İseviyet bir İslam dinidir, eski bir İslam dinidir” diyoruz. Tahrif olmuştur ama İslam dinidir. Mesela “Musevilik İslam dinidir.” Hayret ediyorlar. “Nasıl öyle oluyor?” diyorlar. “Siz de Müslüman’dınız, tahrif olmadan önce Müslüman’dınız” diyoruz, bilmiyorlar. Cehaletten dolayı da muazzam bir tahribat var dünyada, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bush’un bir iki sözü var Hocam Armegeddon’la ilgili okuyayım mı?
ADNAN OKTAR:Oku, evet.
OKTAR BABUNA:“Amerikan askerleri 2003’te Irak’ta savaşırken İncil’den sözler istihbarat raporlarına önsöz ve giriş olarak yazılıyor ve dönemin Savunma Bakanı Rumsfeldtarafından bu raporlar onaylanıyor ve sonra George Bush’a sunuluyordu. Amerika’nın en önde gelen politik haber bülteni CounterPunch’ta yayınlanan "Bush’un Armegeddon tutkusu yeniden başladı" başlıklı haberde, Bush’ın Ahir zamanla bağlantısı şöyle açıklanıyor: Bush’un birçok hayati sisteme, dış politikadan çevreye kadar, çok farklı cephelerde saldırması reel politik bakış açısıyla kafa karıştırıcı görülebilir. Ama Bush’un kabul ettiği kıyamet bakış açısıyla bakıldığında şeffaf hale geliyor. Tüm sistemlerin çökmesi gerek ki Mesih (a.s.) gelebilsin ve Bush da bunu gerçekleştiren kişi rolünü oynuyor. Başpiskopos Will Graham Bush’a Hz. İsa (a.s.)’nın ikinci gelişini bekleyerek yaşamayı öğretti. Ancak kıyamet çağında nasıl davranacağıyla ilgili Bush’un politik görüşünü şekillendiren Dr. Tony Evans ile arkadaşlığı oldu. Bush Irak işgali için savaş emrini Allah’tan aldığına inanıyor. Dominyonizm dünyanın kurtuluşunun tek yolunun, Allah’a inananların dünya güçlerini elde etmesi olarak resmeder. Bush’un özümsediği Ahir zaman doktrini budur. Böylece Bush kendini aşamalı olarak Allah’ın yeryüzündeki kontrolüne vesile olacak, O’nun tarafından gönderilmiş, seçilmiş bir araç olarak görmeye başladı. Bush’un inancına göre harap olmuş bir dünyada Mesih (a.s.) deccali etkisiz hale getirir ve Allah yeni bir yer ve yeni bir gök yaratır. Ölüler hesaba çekilir, Hıristiyanlar kurtarılır ve diğerleri sonsuz azap ile lanetlenir.”
Diplomatic ObserverGazetesi’nde de Hocam şöyle diyor; Bush,Chirac’a bunun ardındaki gerçek nedenini açıkladığını söylüyor, Bush söylüyor bunu. “Yecüc ve Mecüc Ortadoğu’da karışıklık çıkartmaya başladı. Kutsal kitapta öngörülenler doğru çıkıyor. Bana yardımcı olmanız gerekir” diyor, Jacques Chirac’a, Fransa Başkanı’na. Aynı zamanda şunu da söylüyor; “Yecüc ve Mecüc Ortadoğu’da işbaşıda, İncil’deki kehanetler gerçekleşiyor. Bu yüzleşmeyi Allah istiyor. Yeniçağ başlamadan önce bu çarpışmayı kullanarak halkının düşmanlarını yok etmek istiyor” diyor.
Yine BBC’de yayınlanan bir haberde Hocam şöyle diyorlar, Nabil Saad söylüyor bunu. Nabil Saad Dışişleri Bakanı, Filistin Başbakanı ve Filistin Dışişleri Bakanı. “Başkan Bush hepimize şunları söyledi: "Ben Allah’tan bir görevle hareket ediyorum. Allah bana şöyle söylüyor: ‘George git ve Afganistan’daki o teröristlerle savaş.’ Ben de öyle yaptım. Sonra Allah bana dedi ki; ‘George git ve Irak’taki despotluğa son ver.’ Ben de öyle yaptım ve şimdi yeniden Allah’ın sözlerinin bana ulaştığını hissediyorum. ‘Git ve Filistinlilere devletlerini ver ve İsraillere güvenliklerini ver ve Ortadoğu’da barışı sağla.’ Ben de Allah’ın izniyle bunu yapacağım. Bu yüzleşmeyi Allah istiyor. Yeniçağ başlamadan önce bu çarpışmayı kullanarak halkının düşmanlarını yok etmek istiyor.” Daha da devam ediyor Hocam. Tam dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mesela bak yine burada Tasdik-i Gaybi’nin 163. sayfasında; “Fakat, efkar-ı ammede, hayat-perest insanların nazarında zahiren geniş ve hakimiyet noktasında cazibedar olan hayat-ı içtimaiye-i İslamiye ve siyaset-i diniye cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için, o adese ile, o nokta-i nazardan bakıyorlar, mana veriyorlar.” Şimdi bakın, hani kardeşlerim yazsın demiştim ya, ben bir daha rica ediyorum, bu konu çok önemli, bunu yazsınlar. Tekrar tekrar çünkü anlatacağız bunu, oturacak bu, çok hayati bunlar. Olmadığında işte kan revan içinde kalıyor dünya.
“Hem bu üç vazife birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması,” Bediüzzaman kendi vakti için söylüyor, “bir şahısta” yani kendisinde veyahut oradaki Nur talebelerinde, bir cemaatte, “bu zamanda” kendi zamanında, “bulunması ve mükemmel olması” üç vazife birden, yani diyanet, siyaset ve saltanat, Mehdi (a.s.)’nin görevleri; “üçünün birden,” bak, diyanet, saltanat, siyaset gibi bu üç vazifenin birden bir şahısta, Bediüzzaman diyor ki; “bende veyahut cemaatimde, Nur talebelerinde, “bu zamanda” Bediüzzaman’ın kendi çağında, “bulunması ve mükemmel olması” yani tam istendiği gibi olması, “ve birbirini cerh etmemesi,” birbirine bozucu etki yapmaması çünkü siyaset, diyanet, saltanat birbirine karışıp, birbirine olumsuz etkilememesi, “pek uzak, adeta kabil görülmüyor.” Yani “benim zamanımda Mehdi (a.s.)’nin çıkması mümkün değil” diyor Bediüzzaman. Çok net söylüyor. Bunda samimiyetsiz ısrarların bir anlamı yok. “Olmaz” diyor Bediüzzaman, “net” diyor. “Adeta kabil görülmüyor.” “Ancak, Ahir zamanda” yani kendisinden sonra, “Al-i Beyt-i Nebevi'nin,” Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Nebevi, Peygamber; Nevi, Nebevi. Hz. İbrahim (a.s.) nesli ayrıdır o. “Al-i Beyt-i Nebevi'nin cemaat-i nuraniyesini” yani Peygamberimizin (s.a.v.) neslinin nurani cemaatini, “temsil eden,” bir temsilci var, “temsil eden.” Bir kişiye derler temsilci. “Temsil eden” ama bak açıklık getiriyor Bediüzzaman, “temsil eden Mehdi (a.s.)’de,” çok net söylüyor, hem “temsil eden” diyor, temsil eden bir kişidir. “Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki,” bak “cemaati de var” diyor, “ve cemaatindeki” buna iyi dikkat etsin kardeşlerimiz, “cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir.” Şahs-ı maneviyi yerli yerinde kullansınlar. Dürüst olsunlar. Bak, Mehdi (a.s.) var, cemaati var ve Mehdi (a.s.) ve cemaatinden oluşan şahs-ı manevi var. Arkadaşlarımız ne yapıyor? Mehdi (a.s.)’nin cemaatini ortadan kaldırıyorlar. Mehdi (a.s.)’yi de ortadan kaldırıyorlar. Bir tek şahs-ı maneviyi bırakıyorlar. Bediüzzaman zamanında kalan şahs-ı maneviyi getiriyorlar, bu asra getiriyorlar. Bediüzzaman öyle demiyor ki. “Biz zaten yapamayız bu zamanda” diyor, “Mümkün değil, kabili mümkün değil” diyor.
Bunun vaktini söylüyor bak; bir, Ahir zamanda; iki, Al-i Beyt-i Nebevi'nin cemaat-i nuraniyesini temsil eden” bir kişi olması gerekiyor. Yani seyyid olması gerekiyor. “Ben seyyid değilim” diyor Bediüzzaman. ”Ahir zamanın o şahsı seyyiddir” diyor. Yani genetik olarak seyyid değilim diyor, yoksa öbür türlü tabii ki seyyid, seyyid olmaz olur mu? “Al-i Beyt-i Nebevi'nin (A.S.M.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden,” bir temsilci var, seyyid olan bir temsilci, buna açıklık getiriyor Bediüzzaman, “Mehdi (a.s.)’de” diyor. Ve “cemaati var” diyor. “Cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir.” “Orada olur” diyor. Yani orada olmaz demiyor. Orada olur, ama burada olmaz, “benim zamanımda olmaz” diyor. “İçtima eder” diyor, “toplanır, hepsi olur” diyor. Siz diyorsunuz ki, “içtima etmez, olmaz” diyorsunuz, Bediüzzaman da “olur” diyor. Kime inanalım?
OKTAR BABUNA:Bediüzzaman’a inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu, Ahir zamanın çok büyük bir olayı bu. Yani Bediüzzaman bu kadar açık söylediği halde, bunu anlamazdan gelip, o kadar çok insanı yanlış yönlendiriyorlar ki, inanamazsınız. Büyük bir mucize meydana geldi. Çok büyük bir mucize bu yani.
OKTAR BABUNA:Siz açıklamıştınız Hocam hadislerle, bu da bir alamet diye, Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti, “Mehdi (a.s.) falan yokmuş dedikleri bir dönemde Mehdi (a.s.) zuhur eder” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Hayır, kardeşim yani, Bediüzzaman öyle bir vurgulamış ki, hiçbir şekilde kurtulamazlar. Buna rağmen daha hala direniyorlar. Mesela bir kısmı direnmeyi bıraktı. Bir kısmı da ara yol bulmaya çalışıyorlar. Baksana “bir siyasetçi çıkacak” diyor, bir kurtuluş yolu arıyorlar.
OKTAR BABUNA:Ama bütün yolları tıkadınız, Allah’ın izniyle Hocam. Kaçacak yerleri kalmadı.
ADNAN OKTAR:Bir siyasi partinin, herhalde ya kuruluş aşamasındayız anladığım kadarıyla, bir parti çıkacakmış, o da o görevi yapacak. Bediüzzaman diyaneti yaptı, o da siyaseti yapacak, bir ağabey de çıkacak herhalde saltanat şöyle bir tahtamı oturacak, bir şey yapacak. Ama bunu iddia edenler %1’dir, %99’u çok aklı başında insanlar. O %1’liğin içerisinde bir kısım cahiller, bu söylediğimiz. Bu Şah-ı Nakşibend olayını iyi düşünsünler, verdiğim örneği. Yani Bediüzzaman’ın talebelerinden kat kat fazladır Nakşibendiler, kıyas olmaz. O dönemde muazzam diyanet yönünde görev yapmıştır Şah-ı Nakşibend. Siyaset yönünde de Osmanlı halifelerinin büyük bir bölümü Nakşibendi’ydi ve devlet erkanı da Nakşibendi’ydi. Çok önemli bu. Devlet erkanı da Nakşibendi, yani vezirler, sadrazamlar, hep Nakşibendi’ydiler. Hem siyaset hem saltanat yönü de tamamlanmış oluyor. Bu vakte kadar da gelmiş. Bütün İslam alemini sarmış. Yüz milyonun üzerindedir Nakşibendiler. Çok rahat geçer yüz milyonu. Nur talebeleri en fazla hadi on milyon olsun. Çok çok fazladır hatta iki yüz, üç yüz milyonu bulur Nakşibendiler. Yüz milyon çok az. En az iki yüz, üç yüz milyondur. Tamam, işte dünyaya hakim olmuş. Gelsinler, bana aksini söylesinler. Böyle bir mantık olmaz.
OKTAR BABUNA: Hocam siz dün akşam da söylemiştiniz; yeisin, ümitsizliğin çok önemli bir hastalık olduğunu söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ın sözleri var mı? Oku.
OKTAR BABUNA: Bediüzzaman Hazretleri şöyle söylüyor, “Yeis en dehşetli bir hastalıktır ki, âlem-i İslâmın kalbine girmiş.”
ADNAN OKTAR: Ümitleri gitmiş. “Olamaz” diyor. “Siyaset, saltanat, diyanet bir arada. Böyle biri de çıkmaz. İsa (a.s.) da gelmez, Mehdi (a.s.) de çıkmaz. İttihad-ı İslam da olmaz. Bizi böyle ezim ezim ezerler” diyor. “Perişan oluruz.” “Masonlar dünyaya hakim olur mu?” diyoruz. “Ne demek, tabii ki olur” diyor. “Komünistler hakim olur mu?” diyoruz. “Hem de eze eze hakim olur.” “Amerika hakim olur mu?”“An meselesi. Amerika istese anında hakim olur” diyor. Çin hakim olur mu? “O da olur” diyor. “Müslümanlar hakim olabilir mi?” diyoruz? “Asla” diyor, “sen ne biçim konuşuyorsun, fitne çıkartma” diyor, “28 Şubat’ı mı ayağımıza getireceksin yeniden” diyor, “sen ne biçim konuşuyorsun ya, sus aman konuşma” diyor. “Allah diyor” diyorsun, “Kuran’da açık, hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.)” söylüyor, “sakın fitne çıkartmayın, bu güzel, çok güzel” diyor. “Sahneye ufak çocukları çıkar, onlara şarkı söyletelim” diyor, “çok güzel netice alırız, gerisine karışma sen” diyor. Böyle olmaz. Yani bu şekilde ezim ezim ezilir Müslümanlar. İttihad-ı İslam olmadan, Müslümanlar bir araya gelmeden; demokrasiyi, barışı, sevgiyi, kardeşliği, sanatı ve bilimi ön plana çıkartmadan, Asr-ı saadet Müslümanlığını esas almadan; Allah korkusunu, Allah sevgisini insanların kalbine nakşetmeden; bomboş nesillerin yetişmesini durdurup, onların yerine eğitimli, akıllı, irfan sahibi gençler yetiştirmeden dünyanın kurtuluşu yok. Bu başka türlü olmaz. Öbür türlü Allah esirgesin mesela bak Amerika’da, Avrupa’da it kopuk takımı gelişiyor. İyi insanlar da var ama it kopuk takımı. Kimi fahişelik yapıyor, kimi esrar içiyor, kimi uyuşturucu içiyor, kimi hırsızlık yapıyor, kimi sahtekarlık yapıyor ve bu kepazelik ortamında da ekonomik kriz başladı mecburen, çünkü gemisini kurtaran kaptan kafasındalar. “Biz” diyorlar, “çözümü nasıl bulacağız?” Çözüm olmaz, batarsın işte böyle. Bak, dedim; “2014’e kadar kurtulamazsınız.” “Ne güzel, 2014’te kurtulacağız” dediler. “IMF resmi açıklama yaptı, yine başlayacağız” dediler, “kaldığımız yerden.” “Yok, hemşerim” dedim, “öyle değil.” Allah’a inanacaksın, Allah’tan korkacaksın, Allah’ı seveceksin, ondan sonra 2014’te kurtuluyorsun sen. Yoksa senin iflahın kesilir. Yani olayın ciddiyetini anlamamışsın sen. Dünyanın nereye gittiğinin de haberi yok, kıyametin de an meselesi olduğu, özel olarak kıyametin de durdurulduğundan da haber yok. Atmosferi, göktaşları bulut gibi sardı. Ondan da haberleri yok. Adamlar orada oturmuş samba, çaça yapıyorlar. Yani bu kadar göktaşının, dünyanın etrafında tahkimat yapması, kıyametin alametlerinin bu kadar belirmesinin sebebini araştırmıyorlar.
VTR: (Nemesis Kıyamete Hazırlanıyor)
OKTAR BABUNA:Bir de Hocam göktaşları vardı, onu göstereyim mi inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onu da göster, evet.
OKTAR BABUNA:1981 yılındaki göktaşlarının durumuyla başlıyor.
ADNAN OKTAR:Bak bu dünya, bu NASA’nın tespiti. Avrupa’daki ve Amerika’daki üniversitelerin yaptığı araştırma sonuçlarındaki tespit.
OKTAR BABUNA:Evet, teleskop ile çekilen resimler.
ADNAN OKTAR:Bak 1987’deki taş yoğunluğu, göktaşı yoğunluğu, dünyanın etrafında yoğunlaşıyorlar.
OKTAR BABUNA:90 oldu.
ADNAN OKTAR:Yani elektronik çekilmiş fotoğraflar bunlar.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, elektronik tespit.
OKTAR BABUNA:92’lere geldi, 93’lere geldi.
ADNAN OKTAR:Bakın gittikçe göktaşları dünyanın etrafını, milyonlarca sene sarmayan göktaşları, ilk defa dünyanın etrafını son 30 yıldan beri bu kadar yoğun olarak sarmaya başladılar. 2000 yılında daha da yoğunlaştı. Bulut gibi şimdi göktaşları, dünyanın etrafında. 2003’teki sayıyı gösteriyor. Bak, sayı gittikçe artıyor.
OKTAR BABUNA:2008’lere geldi. 2010’da tam 900 katına çıkıyor Hocam, 80 yılından.
ADNAN OKTAR:Bakın sadece bu son otuz yılda bak, milyonlarca senelik Dünya’nın tarihinde böyle bir şey yok, bulut gibi göktaşı sardı. Aynı Bediüzzaman’ın dediğini bak tasdik ediyor bu. Bu kıyametin an meselesi olduğunu gösteriyor. Göktaşı niçin toplandı dünyanın etrafına, değil mi? Bulut niye geliyor, yağmur bulutu Dünya’nın etrafına niçin gelir? Yağmur yağdırmak için gelir. Göktaşları neden yoğunlaşsın dünyanın etrafında, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. İlk defa oluyor tarihte de.
ADNAN OKTAR:Millet öyle samba, çaça yaparken, fuhuş yaparken, eğlencesini yaparken bilmem ne, çığlık çığlığa bağırarak dehşet içinde kalarak kıyametin başladığını görecekler. Bundan haberleri yok ve bunu gizliyorlar insanlardan. Bak Bediüzzaman da söylüyor, Peygamberin (s.a.v) hadislerinde de söylüyor, bütün alametler çıktığı halde; kimi “5 milyon yıl sonra,” kimi “570 yıl sonra” diye insanlardan bu açık gerçeği gizliyorlar ve insanları gafil halde tutmaya yönelik bir tavırları oluyor. Bir kısım kişiler.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...