SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal S, Samsun AKS ve TV Kayseri, Adana Ceyhan CRT TV ve Radyo, Mardin Kanal 47, HaberAktuel.com, HaberHilal.com, SelamHaber.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konularda sorularınızla, siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Şeyhim.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, ne haddime.
ADNAN OKTAR:Buyurunuz.
OKTAR BABUNA:Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Referandum bittiğinden beri Doğan Grubu’nda Güneydoğu’da boykotun büyük bir oranda kabul gördüğü, oralara bölücü örgüt elebaşı Öcalan’ın hakim olduğu yönünde yorumlar çıkıyor. Mesela Sky Türk’ün başında bulunan ve Akşam Gazetesi’nin yöneticilerinden Serdar Akinan, “Sandığın sonucu: Muhatap Öcalan” diye de bir yazı yazdı. Referandum’dan önce de Ertuğrul Özkök, bu şekilde yazılar yazmıştı Hocam; bölünme konusunu yazmıştı. Bu akşam da bir programda, yine Doğan Grubu’nun bir programında, İspanya gibi ülkelerdeki örneklerinin olabilirliği tartışılacakmış geniş çapta. Köşe yazarlarının da birçok yönde haberler var bu şekilde.
ADNAN OKTAR:Tamam, yani sabahlara kadar tartışsınlar. Yani bir mahsuru yok, konuşabilir, çay, kahve içsinler, sürekli sohbet etsinler. Asla ve kesinlikle öyle bir şey olmaz. Halkın, Güneydoğu’daki halkın, mesela şimdi belirli bir miktarını, belirli bir kesimi bu şekilde getirdiklerini düşünüyorlar. Tehditle, baskıyla halkın yüzde 99’unu da sandığa göndermeyebilirler; yüzde 99’u. Bu neyi değiştirir ki yani? Şimdi oradaki benim Kürt kardeşlerimin samimi kanaati nasıldır biliyor musun? Oradan eşkıyayı tamamen çekersin, insanların kafasından silahı çekersin, “Türk-İslam Birliği’ni mi istiyorsunuz? Bu eşkıyayı mı istiyorsunuz?” dersiniz. Yüzde 99, hepsi “Türk- İslam Birliği’ni istiyoruz” diyecektir, değil mi? Yani kafadan, Serdar Akinal’ın kafasına silah dayasalar, “Sandığa gitmeyeceksin” deseler, kalkıp gidecek mi? Aydın Doğan kalkıp gidecek mi?
OKTAR BABUNA:Gitmez.
ADNAN OKTAR:Onlar da gitmiyor, halk niye gitsin? Gitmiyorlar işte, çekiniyorlar, değil mi? Silah korkusu, öldürülme korkusuyla, can kaygısıyla gitmiyorlar. Yoksa Abdullah Öcalan’a veya PKK’ya karşı bir muhabbet duyduklarından değil. Yani komünistlerin yöntemidir; tehdit ve şiddet. Çünkü komünistlerde kalabalığa ihtiyaç yoktur. Kendileri de söylerler. Yani “Yüzde 3’lük, yüzde 5’lik bir kesimle, yüzde 95’lik kitleyi yönetmek mümkündür” derler. Yani komünist partisinin özelliğidir bu. PKK da komünist partisidir. Küçük bir kitle partisi, küçük bir partidir, kitleyi yönetir. Komünistler hiçbir zaman için çekirdek kadronun, parti kadrosunun, militan kadronun öyle büyük olacağını iddia etmezler zaten. Halkın korkak olduğunu iddia eder komünistler. Yani ben Güneydoğu’daki yiğit halkımı tenzih ederim de durduk yerde başını belaya sokmak istemiyorlar onlar; konu bu. Ve dolayısıyla kitlelerin şiddet ve panik kullanarak, acitasyon kullanılarak çok rahat yönlendirileceğini düşünürler. Onun için bütün gösteriler kalabalık yapılır komünist hareketlerde; bağırtı, çağırtı falan. Çünkü kalabalıkta insanlar itidalli düşünme gücünü kaybederler. Yani birçok insan kaybeder, makul düşünemez. Yani bağırtı çağırtı varsa “Haydi arkadaşlar, şuraya gidiyoruz” dedin mi topluluk psikolojisiyle suç işleyebilir, linç psikolojisi oluşabilir. Tek başına yapmayacağı şeyi, kalabalık içinde çok rahat yapabilir. Komünistler onun için kitle gösterilerine çok önem verirler. Yani fert fert komünist olunmayacağını bilir onlar. Yani, makul düşünen bir insanın, dengeli, tutarlı düşünen bir insanın komünist olmayacağını bilir. Ama kalabalıkta şeytani bir büyü meydana gelir. Yani şeytanın etkisi yükselir. Dolayısıyla kalabalıkları insanlar istediği gibi yönlendirebiliyorlar o zaman. Yani istediğin sloganı attırabilirsin. Mesela adam hayatında ilk defa duyduğu bir sloganı bağıra bağıra atabilir. Tabii hiç duymamış, anlamını da bilmiyordur, uyar onlarla beraber atar. Zannedersin ki hepsi bilinçli ve kararlı, hakikaten öyle; halbuki değil. Güneydoğu’da mesela benim halkım bir gösteri yürüyüşüne katılıyor, bakıyorum insanlara. Hep kapalı annelerim, ondan sonra yaşlı amcalar, yani PKK’nın komünist ideolojisinden uzaktan yakından haberleri yok, bilmezler. Yani Komünizm’in ne getireceğini, aileyi, dini, ortadan kaldıracağını, namus anlayışını bir engel olarak gördüklerini bilmezler. Onun için, Serdar Akinan ben onu ta çocukluğundan tanırım. Ankara’dan tanırım keratayı, inşaAllah. Böyle bir kendince bir şeyler söylüyor, bilmişlik yapıyor ama... Ondan sonra okula gidip gelirken ben onu görürdüm onu ben yolda, ufak bir şeydi böyle. Aslında temiz insan o da, yani de fakat o camiaya uyuyor benim kanaatim biraz yani. Yoksa çok mazlum, muhafazakardır o. Ailesi de muhafazakardır, çerkezdir o. Yani böyle bu tip olayları pek bilmez o. Ama etrafı da hep öyle oldu mu o da onlara uyuyor benim gördüğüm kadarıyla. Halbuki ayrı tavır koyabilir. Yani ayrı bir bakış açısı geliştirebilir.
Güneydoğu’nun verilmesi demek Türkiye’nin mahvolması demektir. Ondan sonra Türkiye paramparça olur zaten, önü arkası gelmez. Ne polise saygı kalır, ne askere saygı kalır, ne milletin kendisine, birbirine saygısı olur. Yani çok kanlı bir iç savaşa sebep olur Allah esirgesin. Yani yer yerinden oynar ve Türkiye mahvolur. Yani bu ne demektir? Bölünme asla olmayacak anlamına geliyor inşaAllah. Kıbrıs konusunda da öyle. Herhangi bir toprak parçası, vatanın herhangi bir bölümü “Tamam arkadaş, al senin olsun” dedin mi namusun, iffetin, haysiyetin, şerefin, hiçbir şeyin kalmaz. Artık hayatın, yaşamanın da bir anlamı kalmaz. Ona göre düşünecekler inşaAllah. Böyle bir şey mümkün değil. Durup durup bayat yemek gibi ısıtıp ısıtıp önümüze getirmenin bir alemi yok. Otuz seneden beri biz bu hikayeyi duyarız. Bıktık. “Yok” diyoruz, “olmaz” diyoruz, yine.
OKTAR BABUNA:Hocam dünya çapında Darwinizm’i yerle bir ettiniz, maşaAllah. Şimdi bunun çok net etkileri de gözüküyor. Mesela bu New Humanist dergisinde çıkan bir yazı var Hocam ki ateist bir derdi dünya çapında. “İrlanda bilim bakanı yaratılışı savunan Johan May isimli bir yazarın kitabının tanıtımında yer almış bakanları. New Humanist dergisi bu durum karşısında İrlandalı laiklerin endişe ettiklerini anlatıyor. John May isimli bu yazar, evrimi biyokimyasal düzeyde kanıtlayabilecek olan herkese 10.000 paund teklif ettiği için dergi tarafından “İrlanda’lı Adnan Oktar olma çabasında” diye yazılmış maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Helal olsun, bak, doğru söylüyor, delikanlıymış maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Yazıları da burada. Dünyaca ünlü ateist dergi, New Humanist dergisi. “Neredeyse” diyor “İrlandalı bakan” diyor “bilim bakanıymış,” “İrlanda’lı bilim bakanı neredeyse yaratılışçı kitabı kabul edecek” diyor. Sizden bahsediyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Nerede benden bahsediyor Oktar?
OKTAR BABUNA:Burada Hocam işte. “İrlandalı Adnan Oktar herkese eğer tek bir kimyasal delil getirene 10.000 pound vereceğini söylüyor” diyor, “İrlanda’lı Adnan Oktar” demiş.
ADNAN OKTAR:Eh yani. Adnan Oktar’lar milyarlarca olacak inşaAllah, evelAllah.
OKTAR BABUNA:Dünya çapında yerle bir ettiniz ki İrlanda’da çok yüksek oranda evrime inanılıyordu Hocam. Bakanı da artık inanmıyor, yazarları da artık inanmıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, adamlar kafayı niye kafayı Türkiye’yi bölmeye taktı? Yani bunları ferahlatacak, soğutacak ne var? Ben anlayamadım yani. Hayır, bire ikiye de değil; 22’ye bölmek istiyorlar, 22’ye. Bu nedir? Bu ne zoru? Ne eline geçecek böyle? Farz edelim Allah vermesin olduğunu düşünelim; yani neresi soğuyacak bu adamların? Kulağı mı, ensesi mi, boynu mu, neredeki ızdırabı dinecek? Ben bunu anlayamıyorum yani. Bunun felaket olduğu açık değil mi? Eee?
OKTAR BABUNA:Çok açık Hocam. “Bölünme mutlaka işgal getirir” demiştiniz.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, bir kere biz Türk-İslam Birliği’nden bahsediyoruz, adam bölünmeden bahsediyor. Yani tam zıttından bahsediyor. Akıllarını başına alsın. Türk-İslam Birliği’ni engellemenin yolu nedir? Durum muhafaza olmayacağına göre, diyorlar ki “Biz bölersek Türk-İslam Birliği olması yolunu tamamen kapatırız” yani böyle bir çözüm bunların. Allah vermesin, Osmanlı, ufacık bir beylikti, değil mi? Osman Gazi’nin bulunduğu bölüm. Ne yaptı? Koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nu kurdu. Bu da bir çözüm değil. Onun için bunu bıraksınlar. Yani böyle bir kafa olmaz. Türk-İslam Birliği bir kader, Allah’ın kaderi; illaki olacak. Hocaların bir kısmını bağlamışlar, bazı siyasileri bağlamışlar, bir çok kişileri bağlamışlar; bütün Avrupa’nın derdi, günü bu. “Aman” diyorlar, “bunlar Türk-İslam Birliği’ni kurmasınlar” Çünkü Türk-İslam Birliği kuruldu mu Armagedon’un olma ihtimali kalmıyor. Armegedon’un olma ihtimali kalmayınca insanların İncil’e saygısı kalmayacak, İncil’e saygısı kalmadı mı adamların sistemi yıkılacak. Eh, ne yapsınlar? Armagedon’un olması için illaki ve illaki Türk-İslam Birliği’nin oluşturulmaması gerekiyor. Çünkü bu kanlı savaşı ancak Türk-İslam Birliği durduracak inşaAllah.
Bakın evanjelik inancına göre, yani Amerika’da iktidarı hep evanjelikler belirler. Amerikan dış politikası, CIA, FBI, bütün bakanlıkların hepsinde evanjelikler hakimdir; asıl yönlendiren onlardır. Dolayısıyla dünya siyasetini de evanjelikler yönlendirir. Bu herkesçe bilinir. Bilmeyen varsa da öğrensin inşaAllah. Evanjelik inancına göre Armagedon’un başlangıcının ilk adımı büyük bir Müslüman-Yahudi savaşıdır. Onun için önce bir Yahudi düşmanlığı gerekiyor. Müslümanları Yahudiler’e karşı kışkırtmak gerekiyor. Dev bir Yahudi savaşı gerekiyor. Müslüman-Yahudi savaşı. Bu savaş şimdiye kadar gördüğümüz İsrail-Filistin çatışmalarından çok öte çok kanlı bir şekilde anlatılır ve o şekilde planlanır. Bakın İncil’de İşeya 17/14 ‘e göre “Şam şehri yani Suriye’nin başkenti Şam bir günde yok edilecektir.” Ne demek? Atom bombası atılacak. Yani nükleer silahın kullanılması şart görülmektedir. Atom bombası, atom savaşı istiyorlar. Diyorum, dün de söyledim ya bir kısım insanlar böyle fingirdeşip, kakır kikir eğlence yaparken; adamlar bak, bir şehri komple yok etme hazırlığındalar. Tevrat’ın Hezekiel bölümünde anlatılan Gog-Magog, Yecüc ve Mecüc Savaşı, Müslüman-Yahudi savaşı olarak yorumlanır. Ve evanjelik inançta temel kavramlardan biridir. Yani ana inanç. Bu olmadı mı dinsiz kabul ediyorlar. Yani nasıl biz namazı reddedeni dinsiz kabul edersek, “namaz yok” diyorsa dinde, İslam’da adam, “Bunun dini yok” diyorsun. Veyahut, Peygamber’i (s.a.v.) inkar etti mi, yahut mesela “oruç yok” diyorsa, “dinsiz bu” diyorsun; onun gibi. “Tevrat’ın Hezekiel bölümünde anlatılan Gog-Magog ve Yecüc Mecüc Savaşı, Müslüman-Yahudi savaşı olarak yorumlanır ve evanjelik inançta temel kavramlardan biridir. Buna göre; “İsrail’e karşı kuzeyden birçok devlet birleşip, saldıracak”. Türkiye’yi kastediyorlar yani. Türkiye Arap ülkeleriyle birleşip, İsrail’e saldıracak. “Fakat İsrail mucizevi bir galibiyet kazanacaktır”. Çünkü çok fazla atom bombasına sahip İsrail. Amerika tarafından tahkim edildi İsrail. Yani doğrudan Amerikalılara ait nükleer silahlar var. Baktılar İsrail yapamıyor; onlar bol miktarda tahkim ettiler İsrail’e. Yani hakikaten bütün bölgeye yetecek kadar atom bombasına sahip İsrail. “Fakat” diyor bak, “İsrail mucizevi bir galibiyet kazanacaktır” yani “Her yere atom bombası atacak” diyor. Tahran’a, Ankara, İstanbul artık nereyi kafalarına koydularsa. “Bu, öyle büyük bir savaş olacak ve öyle çok Müslüman ve Musevi ölecektir ki” tabii İran ve diğer ülkeler de oraya saldıracak İsrail’e, onlar da oraya atom bombası atacaklar. Ve işte onun için İran’ın atom bombası yapmasının engellenmesi için yoğun çaba var hali hazırda. Bu savaştaki konumlarında mevzi kazanmamaları için. Yani “zaten olacak” diyorlar bu, ama İran da İsrail’i atom bombalarıyla yerle bir edip, tamamen yok ederse, o zaman da yine inançlarına aykırı oluyor. Yani çünkü İncil’e göre; bir kısım Musevi’nin kalması gerekiyor. “İran’da da çok fazla atom bombası olursa, o zaman hiç kalmaz” diyorlar, “İsrail’de Musevi hiç kalmayacak” diyorlar. “O zaman o da inancımıza uygun değil” diyorlar. “Onun için atom bombası yapmasının durdurulması gerekir” diyorlar. Şu an Amerika tarafından İran, abluka altına alındı, değil mi? Cübbeli böyle geyirerek falan bazı böyle şeyler anlatırken, böyle hurafeler anlatırken; bak, adamlar alttan alttan bu işlere devam ediyorlar; haberleri yok. Biz de buradan savaşı engellemek için geceli gündüzlü faaliyet yapıyoruz.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun, maşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Hahamlar buraya gelmişlerdi. Çok yakın bir zamanda istiyorlardı normalde. Amerika da yakın bir zamanda istiyordu. Şam’ı bombalamak, Şam için kıvranıyorlardı zaten, illaki yapacağız diyerekten. Herkes biliyor, basına da yansıdı. Bunu engelledik, Allah’a çok şükür.
“Bu savaşın ardından istirak adı verilen büyük bir olay meydana gelecek ve dünyada büyük bir karışıklık çıkacaktır” Bak, bu sefer de bütün dünya çapında, şeytani kafayı görüyor musunuz? Yetmiyor bölgedeki akan kan. “Bütün dünyada çıkacak” diyorlar “bu sefer”. Bütün dünyada kan akacaktır. “Dünyada çok sayıda insan ortadan kaybolacaktır” diyor, yok oluyor artık buhar oluyor. Yani adamı bulamıyorsun. Evet, “Evanjelik inanca göre; Hezekiel 38 senaryosu olarak anılan Musevi-Müslüman Savaş’ı ardından sahte Mesih yani deccal çıkacaktır. Deccal, İsrail Filistin yada bütün Müslümanlar arasında barış antlaşması imzalanmasına vesile olan kişi olacaktır” Bu deccali de onlar Mehdi (a.s.) olarak görüyorlar. Yani Müslümanlar arasından çıkacak Mehdi (a.s.)’yi deccal olarak görüyor, bak diyor ki “İsrail Filistin yada bütün Müslümanlar arasında barış antlaşması imzalanmasına vesile olacak” savaşa karşı ya Mehdi (a.s.); bak “Hah” diyecekler, “İşte deccal çıktı” çünkü Mehdi (a.s.) kan akıtmıyor. Damla kan akıtmıyor, burunları kanatmıyor, uyuyan kişiyi uyandırmıyor; Museviler’le barış yapıyor, kardeşlik yapıyor; Hristiyanlar’’ı bağrına basıyor, Müslümanlar’ı bağrına basıyor. “Aman, bu çok tehlikeli adam” diyorlar. Hatta buraya geldi, evanjeliklerin ünlü bir şahsı, benle konuştu. Beni seviyor aslında. “Ama” diyor, “anlattığın tipik deccalin özellikleri” diyor yani, “barış, kardeşlikten bahsediyorsun sen” diyor, yani “kan döküleceğinden bahset, alnından öpeyim senin” diyor. Mesela bak; “Tayyip Erdoğan da barıştan bahsediyor, şüphelendik” diyor. Yani “Kandan bahsederse ben onun alnından öperim” diyor, “o zaman takdir ederim” diyor, “Öbür türlü mutlaka şeytan tarafındadır, barış istiyorsa” diyor. Yani kardeşim şimdi adamı kesmiyorsa, bu şeytandır; ama bir adama iyilik yapıyor, yemek sunuyor, bu işte iblistir diyor, şeytandır. Ama, kesip, öldürür, asar, biçerse, “Melek gibisin sen, maşaAllah” diyor yani. “Bu inanç nedeniyle, barış için araya giren herkese deccal gözüyle bakılmaktadır”. Türkiye’nin de deccal ordusu içinde olduğuna inanıyorlar. Barış, çünkü Filistin ile İsrail arasını bulmaya çalışıyor ya. “Ve Hristiyan yöneticilerin tümü, bu konuma gelmemek için, olası bir İsrail-Filistin Barış Antlaşması’ndan kaçınmaktadır” Çünkü İncil’e göre olmaması gerekiyor bu. Ve şiddetle kaçınıyor direkt. Mesela Obama, biraz barıştan falan bahsetti, adamı deccal diye alnında boynuzlarla internette resimlerini koydular, değil mi? “Deccal çıktı” diye böyle dişlerini mişlerini böyle. “Deccal zuhur etti” diyorlar, inşaAllah. Bak; “Barış Antlaşması’ndan sonra sahte Mesih” yani bunların, bize göre Mehdi (a.s.), onlara göre sahte Mesih. Çünkü Kral Mesih olarak çıkıyor; Tevrat’ta da var Mehdi (a.s.)’nin ismi; Kral Mesih. “Süleyman (a.s.) mescidi üçüncü kez inşa edecektir”. Hani ben dedim ya Hazreti Süleyman (a.s.)’ın mescidini yeniden yapacağız, o yıkılan camiyi”. Bütün Avrupa ayağı kalktı, nefesleri kesildi “deccal çıkıyor” diye. Acayip sevindiler böyle. Müthiş heyecanlandılar. “Türk-İslam Birliği oluşacak” dedim , “Tam deccalin dediği şey bu” diyorlar. Tam diyorlar, deccal zuhur etti” diyorlar. Barış hakim olacak dünyaya, tek, hepimiz kardeş olacağız” dedim, “İslam ahlakı dünyaya hakim olacak” diyorum, “Deccal de aynısını söylüyor zaten” diyorlar. “Bu Barış Antlaşması’nın ilk üç dört yılı gerçekten barış ve esenlik içinde geçecektir; fakat sonra deccal Süleyman (a.s.)’ın Mabedi’nde haşa Allah olduğunu iddia edecektir” Halbuki, Mehdi (a.s.) Allah’ın mazlum bir kulu. “Ben hiçim Allah Katında” diyor. İşte burada sapıtıyorlar, burada yanlış bir şeye giriyorlar. Halbuki, Kuran’ı hakkıyla uygulayan bir insandır. Şeytan onları kandırırken böyle safhalardan gidecek değil, onların imani yönden tahrik edilmesi siyasetini gütmüş ve orada da onlar, şeytanın zokasını yutmuşlar. “Böylelikle beklenen Mesih’in o olmadığı anlaşılacaktır. Son üç yılı ise deccalin, demir yumruğu altında azap içinde geçecektir”. Yani Mehdi (a.s.) ömrü boyunca hep şefkat ve merhametle yaşayacaktır. Ve İsa Mesih (a.s.) ile birlikte hareket ediyorlar zaten. Hristiyan alemi de Müslüman oluyor. Nasıl demir yumruk olsun, değil mi? Mümkün mü? Bütün Hristiyan alemi Müslüman oluyor. Müslümanlar daha takva hale geliyorlar. Dünyaya barış, kardeşlik geliyor. Yani demir yumrukluk ne kalıyor ki geriye? Hayır, gerekse de yapılmaz zaten de, Mehdi (a.s.) zaten yapmaz; fakat öyle bir ortam kalmıyor ki. Museviler’le barış antlaşması yapılmış, en güzel hayat şartları sunulmuş, Hıristiyanlar “La ilahe illAllah” diyorlar, sonra “Muhammeden Resulullah (s.a.v.)’da” diyeceklerdir, Museviler’in büyük bir bölümü, Tevrat’ın orjinali bulunacağı için, İncil’in orijinali bulunacağı için büyük bir bölümü zaten Müslüman olacaklardır o devirde ve İsa Mesih (a.s.) geliyor; geldi daha doğrusu, açıkça faaliyette şu an. Ondan zaten yapamıyorlar şu an. Yani Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)’nın gayretlerinden dolayı yapılamıyor şu an. Halbuki, Armagedon’un vakti çoktan geldi. Normalde 1999’du onlar için. Bakın; 1999’du Armagedon’un vakti; yaptırtmadık. Bak, 2010 geldi, bunaldılar. Çünkü, onların ön gördüğü tarih de geçildi. Alametler de geçildi. Yavaş yavaş baktılar ki İslam’a doğru da gelmeye başladılar. Şu an panik var onlarda. “Yedinci yılın sonuna doğru Kızıl Çin ve onun gibi doğunun kralları deccale karşı harekete geçecekler” Bak, Kızıl Çin’in Mehdi (a.s.)ye karşı ayaklanacağını söylüyor. Kızıl Çin’i müttefik sayıyor bak, komünist Çin’i, onları doğru yolda görüyor. Mehdi (a.s.)’yi de “La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah” diyen Mehdi (a.s.)’yi de deccal gibi görüyor. Böyledir işte, zaten iki taraf birbirlerini bu şekilde görür. Biz de onları, o hareketi deccal hareketi olarak görüyoruz. Zaten biz burada deccalin sistemini. Çünkü “Kan akıtacağım” diyor. Ya kan nasıl rahmani bir şey olur? Atın boynuna kadar kandan bahsediyorsun sen kardeşim ve dehşetli bir zulümden bahsediyorsun, “İnsanları buhar yapacağım” diyorsun sen. Bu şeytanın oyunu değil mi? Kanı kim ister? Şeytan ister. Mehdi (a.s.) ne diyor? “Damla kan akıtmayacağım, akıttırmayacağım” diyor. Hayatının sonuna kadar böyle. İsa Mesih (a.s.) ile birlikte hareket ediyorlar. Nasıl deccal olsunlar, değil mi? İsa Mesih (a.s.)’e de onlar deccal diyorlar yalnız, tabii. Yani Kuran’da bahsedilen İsa Mesih (a.s.)’e deccal diyorlar. Kardinalleri çıktı, dedi ki “İsa Mesih(a.s.)’in hakikaten kendisi gelse” diyorlar bak, “gerçekten İsa (a.s.) gelse biz yine sistemimizi değiştirmeyiz” diyor. Yani “İsa (a.s.) dese dahi değiştirmeyeceğiz” diyor. Kardeşim gözün dönmüş, artık ne diyeyim sana yani, değil mi? inşaAllah. “Fırat’ı geçip, Armagedon’un yaşanacağı vadiye gelecektir” Bak, “Fırat’ı geçip, Armegedon’un yaşanacağı” PKK’nın hakim olduğu bölge, yani hakim değil de kendilerince hakim olduklarını zannettikleri bölge. Yani oralarda var ya itlik yaptıkları bölgeler ve dolayısıyla Türkiye’nin Güneydoğu bölümleri, yani Türkiye’den koparılmak istenen yer. Bak, “Fırat’ı geçip, Armagedon’un yaşanacağı vadiye gelecektir” ki Irak da bunun içine dahil. Irak onun için işgal edildi. Amerika çıkacak, öyle bir konu yok. Amerika’nın adamları idare edecek. Amerika’nın oradan çıkması diye bir konu yok. Amerika oraya tam anlamıyla yerleşti. CIA’iyle, FBI’ıyla her şeyiyle yerleşti Amerika, bitti o konu yani; öyle bir konu olmaz. Nerenin çıkması yani? Öyle bir şey yok. Çünkü amaç zaten orada yapılacak Armagedon için arazi kontrolü, arazi tespitiydi; orada tamam. Ama şimdi, Fırat’ın kontrol altına alınması gerekiyor, Fırat bölgesinin. Oradaki yerde PKK’nın görevlendirildiğini görüyoruz bu konu için. “Fırat’ı geçip, Armagedon’un yaşanacağı vadiye gelecektir. Bu savaş son dünya savaşı olacaktır”. Dünyayı yok etmeye karar vermişler. “ve tüm dünya devletlerinden güçler katılacaktır. Bu savaşın sonuna doğru Hz. İsa (a.s.) daha önce gökyüzüne istirak etmiş olanlar, Müslüman-Yahudi Savaşı’nda gökyüzüne yükselerek Hz. İsa (a.s.) ile buluşmuş olanlar yeryüzüne ineceklerdir ve tüm dünyevi güçleri öldüreceklerdir”. Ya muhtemelen hava indirmesi yapacaklar kendilerince. Onlar da diyeceklerdir ki “Bak, Hz. İsa (a.s.)’nın ordusu iniyor gökten” yani geri kalanların da diyor “Biz gökten inip temizleyezeğiz” diyor. Yani çünkü çok kolay bunun tevil edilmesi. Dolayısıyla muazzam bir kan teklifi var. Halk bunu biliyor mu? Epey bir bölümü bilmiyor. Afganistan neden işgal edildi? Bunu da bilmiyorlar. İslam ülkelerinin ekonomisinin gelişmesi neden durduruluyor, neden müsaade edilmiyor? Bu da bilinmiyor. Güneydoğu’nun bölünmesinin neden bu kadar ısrarlı istendiğini de insanlar bilmiyor. Halbuki evanjeliklerin isteğidir bu. Çünkü savaşın orada olacağına inanıyorlar. Yani Irak bölgesi ve PKK’nın bulunduğu yerler ve dolayısıyla Güneydoğu bölgemiz. Şimdi, “Bunun ardından Hz. İsa (a.s.) beraberindeki gökyüzünden inenlerle, Armagedon’dan kurtulan çok az sayıdaki” belki mağaralara falan sığınmış yahut yer altına sığınmış çok az sayıdaki “fiziksel bedenleri ile yaşayan insanların yaşayacağı bin yıllık Milenyum Çağ’ı başlayacaktır”.Milenyum, 1999’u hedeflemişlerdir, “İkinci bin yıla Milenyum” diyorlardı ya işte Milenyum oydu onların dediği Milenyum, on yıl geçti Milenyum’u ve yapmadılar; yaptırtmadık. İstanbul’da bir binada kararını vermek istediler. Kuran yaktılar orada, şeytanı çağırdılar, şeytan delirdi. Hiç ummadıkları şeyler yaptı; çok iyi bilirler inşaAllah. Ve engellendi, durdu. Oktar Hocam şimdi biraz seni dinleyelim.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, Armagedon ile ilgili bölümler vardı İncil’den ve Tevrat’tan okuyayım mı Hocam? “Yeruşalem'e karşı savaşan bütün halkları Rab,şubelayla cezalandıracak: Daha sağken bedenleri, gözleri, dilleri çürüyecek” (Zekarya, Bap: 14; 12)
ADNAN OKTAR: İşte nükleer şeyde, biliyorsun atom bombası atıldıktan sonra, o radyoaktif etkiyle eriyor insanlar, yani atom bombasının etkisi ile eriyor, “Onu yapacağız” diyorlar özetle, evet.
OKTAR BABUNA: İncil’de de Hocam “Çünkü o günlerde öyle korkunç bir sıkıntı olacak ki, dünyanın başlangıcından bu yana böylesi olmamış, bundan sonra da olmayacaktır” (Matta, 24: 21)
ADNAN OKTAR: Şimdi Hristiyanlar, İncil’in bu inançları için ölümü göze alacak adamlar ve devletin bütün kadroları bunların kontrolünde, evanjeliklerin kontrolündedir. Yani hakikaten inanıyor adamlar dolayısıyla yani insanlar nasıl bir bela ile karşı karşıya olduklarını farkında değiller yani deccaliyet işte budur. Peygamberimizin (s.a.v.) Ahir zamanda insanları uyardığı deccaliyet budur ve arkasında Darwinizm var. Yani mesela evanjelikler hem Darwinistler epey bir bölümü Katoliklerin de, Ortodoksların da. Mesela Papa topladı adamları Darwinistler’in propagandasını yapması için özel bir imkân sağladı. Sen oraya gittin adamlar benim ismim duyunca beti benzi kulaklarına kadar kül gibi oldu.
OKTAR BABUNA: Bayılıyordu az kalsın.
ADNAN OKTAR: Az kaldı bayılacaktı yani.
OKTAR BABUNA: Dünyanın en ünlü ikinci Darwinisti.
ADNAN OKTAR: Tabii, niye? Çünkü orada iblise müsaade etmeyeceğimi biliyor. Bak, ismim yetiyor yani nefesim yetti yani nefesim.
OKTAR BABUNA: Kaçtı kürsüden, geri döndürdüler, “Ne yapıyorsun?” diye.
ADNAN OKTAR: Şuuru kapandı adamın. Çık da bakayım bir orada doğru söyleme mümkünse bakalım.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam,salon böyle şey gibi oldun, ben “Harun Yahya’yı temsil ediyorum” dediğim anda ki dünyanın en ünlü Darwinistleri vardı, daha şeyi yok orada hepsi oradaydı bin kişi falan vardı.
ADNAN OKTAR: Uğultu kesildi değil mi?
OKTAR BABUNA: Uğultu değil yani baygınlık geçirdiler Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hay Mübarek, Battal Gazi’misin maşaAllah. Hepsini dümdüz ettik maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hepsine sizin Atlasınız gitmiş Hocam, hepsi biliyorlardı. Sonra biz salonun dışarıda Atlasınızı ortaya koyduk, hepsi böyle yakından geçiyor. “Bana da geldi, bana da geldi, bende de var” diye böyle maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi, bütün bu gayretlere rağmen, bütün çalışmalara rağmen on yıl içerisinde inşaAllah Türk-İslam Birliği oluşacak. Ama çok çetin günler olacak göreceksiniz, bize karşı da çok güçlü ataklar olacaktır. Çünkü yani bu işin en başlarında olan kişiler kimse bunu Avrupa da biliyor, evanjelikler de biliyor, masonları da biliyor, iti kopuğu da biliyor, PKK da biliyor, hepsi biliyorlar. 99’da biliyorsunuz bize karşı bir operasyon yapıldı, 1999’da. Ellerine sağlık, teşekkür ediyoruz. Operasyon niye yapıldı? On yıl sonra anlatayım, şimdi anlatmayayım. Yani olayın içinde kimler vardı? Ne amaçla yapıldı? Emri kim verdi? Daha üstünden gelen emir nereden geldi? Bir onun üstüne nereden geldi? Asıl amaç neydi? Elde edilemeyen netice neydi, değil mi? Plan neydi, olaylar nasıl gelişti? Şu an anlatamam, daha şu an çünkü daha yeni demokrasi oturuyor gibi görünüyor inşaAllah daha yeni, bilmiyoruz daha bu referandumun neticesinde ne olacağını da bilmiyorum ben. Yani bu hukuka nasıl yansıyacak yani hukukta hakikaten bir düzelme olacak mı, bilmiyorum? Yani yargıda hakikaten bir düzelme olacak mı, bilmiyoruz. Ben çünkü ölçü olarak kendimi alırım ben ve çevremdekilerin hayatını alırım yani pratik olarak bu bize yansırsa herkese yansımış demektir benim için ama bize yansımıyorsa hiç kimseye yansımıyor, demektir. Çünkü ben, samimi hissettiklerim benim için esastır. Ben gazetelere göre falan şekil almam, Serdar Paşa gibi, Serdar Akinan gibi. O çok sevimli bir şeydi, oralarda gezinirdi Ankara’da, onların evleri vardı. Cebeci Ortaokulu’na yakındı onların evi, oralardaydı inşaAllah.
1999’da çok şeyler oldu da biz çok çok çok kapalı bir kısmını anlatabildik, çok çok kapalı, yani metafizik çok büyük olaylar oldu; halen de oluyor. Mesela şu an gökyüzü muazzam bir göktaşı yağmuruna hazır hale getiriliyor, Allah tarafından. Ama yani dünyaya yüz kere yetecek kadar göktaşı, bin kere yetecek kadar göktaşı. Onun filmini bir daha göstersene. Var mı onun hazır filmi bizde?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın 1980’den itibaren, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı ile beraber gök taşı yağmurunda muazzam bir artış oluyor yani yağmur bulutlarında, bak, 1987’ye kadar dikkat edin, şimdi 1999’a kadar bir makul bir artış var, 1999’a dikkat edin, 1999 tarihi çok önemlidir 1999.
OKTAR BABUNA: Kat kat artıyor 99’a kadar.
ADNAN OKTAR: Bak, 1999’da görüyorsun aniden bir artış oldu. Bu NASA tarafından fotoğraflandırılarak elde ediliyor, bilimsel çalışma ile elde ediliyor. Bak, bulut gibi dünyanın etrafını sarmış durumdalar.
OKTAR BABUNA: Tam dokuz yüz katına çıkıyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tam dokuz yüz katına.
OKTAR BABUNA: 1980’den itibaren 2010’a kadar.
SUNUCU: Olağanüstü.
OKTAR BABUNA: Ve dediğiniz gibi 1999 dönüm noktası Hocam, orada bulut haline geliyor.
ADNAN OKTAR: Evet, 1999’da aniden yoğunlaştı. Bak 1999’da olan olaylar var benim anlatmadığım yani metafizik olaylar var, hepsini ispat ederim. Ama vakti değil, yani şimdi söylesek bir kısmı hoplayacak yani onlarla uğraşmak istemiyorum şimdi. Bir kısmı çok heyecanlanacak mesela Saadettin Tantan beyefendi değil mi? Yani biz açıklasak Saadettin Tantan ile ilgili bazı bilgileri yani bilmiyorum neler olur yani değil mi? Neyse o kadarla bırakalım fazla da şey yapmayayım. 1980, 1999 kilit tarihler, 2010, 2012, 2014, 2019, 2021 inşaAllah ve hep beraber göreceğiz. Bakın, Nemesis’in yanaşması da çok acayiptir dünyaya. Daha önce bu dinozorların, şunların, bunların yok olmasına sebep olan o büyük olaya sebep olan yıldız, onu göster, onun filmi var bizde, değil mi? Nemesis’in.
OKTAR BABUNA: Var Hocam. Bu boyutu dünyanın yedi bin katı Hocam, dünyanın yedi bin misli.
ADNAN OKTAR: Nemesis’in.
OKTAR BABUNA: Evet.
VTR:Dünyanın yedi bin katı büyüklüğündeki Nemesis, uzaya gök taşı fırlatan bir yıldızdır. Altmış beş milyon yıl önce dinazorların yok olmasına neden olan meteoru Nemesis’in fırlattığı tahmin ediliyor. Ölüm yıldızı olarak anılan Nemesis’in Yörüngesi, yanına yaklaştığı yıldızlarla değişebiliyor, bu yüzden dünyanın bu yıldıza karşı nasıl korunabileceği konusunda bir önlem alınamıyor. Nemesis her an kıyametin başlamasına vesile olabilir.
ADNAN OKTAR: Nemesis ruh gibi yani sürekli yer değiştiriyor, nerede, ne zaman olacağı belli değil ve ne büyüklükte gök taşı fırlatacağı da bilinemiyor. Hani diyorlar ya “Biz atom bombası atar, havada patlatırız” falan, sen atom bombasını kulağında patlatırsın sen, böyle bir şey olacak gibi değil yani yerini tespit edemiyorsun ve ne zaman nasıl bir gök taşı fırlatacağı da belli değil, yani aniden fırlatıyor. Bediüzzaman “2120 gibi” diyor “bu gök taşı vuracak” diyor, 2120 gibi ve Kıyamet Alametleri’ne de baktığımız da bütün Alametler’in çıktığını görüyoruz. Âlimlerin, Hocaların büyük bir bölümünü ayaklandırdılar “bunu örtbas edin” diye yani Kıyamet’in çok yakın olduğunu gizleyin, diye çünkü ağızlarınım tadı kaçtı, panik oldular yani dünyadaki ekonomik krizi daha da tetikleyeceğinden korkuyorlar yani Kıyamet’i, torunları görecek yani şu an yaşayanlar, o kadar yakın. Sürekli din adamlarını çıkarıyorlar televizyonlara dikkat ederseniz, bütün kanallara çıkartıyorlar “Kıyamet beş milyar yıl sonra çıkacak” mesela Cübbeli’yi çıkardılar, en güvendikleri yani artık en böyle tutucu bilinen yani en muhafazakâr bilinen yani her an sözü daha inanılır gibi düşünülüyor anladığım kadarıyla, o da “Beş yüz yetmiş yıl sonra”’ya aldı. Osman Ünlü’yü çıkarttılar, Hüseyin Hilmi Işık’ın talebelerindendir, o çok değerli bir insandır Hüseyin Hilmi Işık, onun talebelerinden Osman Ünlü, o da “Bin yıl ileriye aldı” diyor ki, bakın, artık paniğin şiddetinden düşünün ne hale gelmişler. İmam Rabbani diyor ki: “Mehdi (a.s.) Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından bin yıl sonra gelecek” diyor, “Bin yıl sonra” yani “İkinci bin yılda başlayacak vazifeye” diyor. Zaten Mehdi (a.s.) geldi mi, Kıyamet’in en büyük Alametleri’ndendir Mehdi (a.s.). Mehdi (a.s.) çıktı mı halk bilir. Mehdi (a.s.) çıktı mı, Kıyamet demektir artık ondan sonrası yani Mehdi (a.s.) ile Kıyamet ikisi birlikte anılır zaten. İsa Mesih (a.s.)’in inişi ve Mehdi (a.s.)nin çıkışı. Artık an meselesi Kıyametin kopması. Şimdi muazzam bir Mehdi (a.s.) korkusu sardı; çünkü Mehdi (a.s.) demek aynı zaman da Kıyamet demek. Herkes kanallarda Mehdi (a.s.) çıkmadı, çıkmayacak, çıkmaz, yok öyle bir şey. İslam tarihinde ilk defa bu kadar Mehdi (a.s.) çıkmayacak tarzında kitlevi propaganda yapılıyor, ilk defa, dünya tarihinde hiç yok. İslam tarihinde ilk defa oluyor. Ya hep Osmanlı Dönemi’nde hep vardı; Mızraklı İlmihaller vardı, diğer kitaplar okunur, Mehdi (a.s.) çıkacak, İsa (a.s.) gelecek, herkes saygıyla dinlerdi; böyle bir konu yoktu; hiç olmaz. İlk defa ve panik halde, hem de Ehl-i Sünnet alimlerini de çıkarıyorlar artık yani değil mi? Güvenilir bilinen alimleri, koro halinde adeta şuurları bir şekle gelmiş gibi. Bakın, diyor ki İmam Rabbani bir daha söylüyorum, o yarım kaldı “Peygamberimiz (s.a.v.)’in irtihalinden (vefatından) bin yıl sonra, ikinci bin yılın içerisinde Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) gelecek” diyor. Şimdi panikten dolayı Hoca ne yapıyor biliyor musun? Bin yılı geçti, şimdi kaçıncıya geçiyorsun? İki bine geçilmiyor mu?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: “Yok” diyor “üç bine geçtik” diyor adam. Bakın, Bediüzzaman diyor ki “zat olarak gelecek” diyor “hayır” diyorlar “şahs-ı manevi, öyle bir şey yok” diyorlar. Şimdi artık panikten bakın, internet sitelerinde Bediüzzaman’a karşı muazzam bir propaganda başladı. Korktular Bediüzzaman’ın açıklamalarından, çünkü Bediüzzaman’ın her dediği çıktı şu ana kadar yani yüzün üzerinde açılaması vardır ama net tarih veriyor. Mesela “1971’de şu olacak” diyor, mutlaka oluyor. Mesela 1971’deki 12 Mart Darbesi’ni bildirdi aynısı çıktı, 12 Mart’ta olacak olayları ve anarşinin başlayacağını, söyledi; aynısıyla oldu. 1981, 1991, 1997, 28 Şubat’ın tarihini tam verdi; “Bu devirde şu olacak” diyor. Kıyametin tarihini de Allah’ın izni ile “Allah-u alem” diyor, birkaç ayrı tarih veriyor ama o bir yöntemdir tabii Allah’a karşı büyük konuşamaz kimse. Ama hadislerden yola çıkarak yani hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.) çünkü “Dünyanın ömrü yedi bin yıldır” diyor yani yedi bin yıllık bir tarih veriyor “Beş bin altı yüz yılı geçmiştir” diyor şimdi o zaman bin dört yüz ile bin beş yüz yıl kalıyor, Hicri. Şimdi biz 1431’deyiz Hicri, o zaman yetmiş yıllık bir süre var, İslam ahlakının hâkimiyeti için yani Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) için. Başka vakit yok; “Arkasından da kıyamet kopacak” diyor Bediüzzaman, 2120 gibi. Bakın, internet sitelerinde hatta bazı Nur talebelerinin yani açıkça da söyleyeyim mesela Fethullah Hoca’nın talebeleri, Nur talebesi olarak bilinir. Şaşar Beşer, Faruk Beşer Hoca’yı getirdiler alelacele, Bediüzzaman’ı toptan ortadan kaldırdı. Çünkü Bediüzzaman çok net konuşuyor, Mehdi (a.s.)’den ve İsa (a.s.)’dan bahsediyor. “Ne Mehdi (a.s.) var,” dedi “ne İsa (a.s.) var, ne de Kıyamet ile ilgili bildirdiği tarih doğru. Hiç bir şey doğru değil” dedi. Paniği yatıştırmaya çalışıyorlar çünkü tam Avrupa Birliği’nden falan bahsedildi işte sambalı, rumbalı bir hayata geçiş varken aniden Kıyamet’in bu kadar yakın olduğunun bilinmesi müthiş bir paniği meydana getirdi ve Mehdi (a.s.)’nin geldiğini de anladılar. Mesela Cübbeli gürül gürül bağırıyordu “Mehdi (a.s.) çıkacak” diye “Ya Rabbi bizi Mehdi (a.s.)’ye talebe et” diye. Kardeşim adam, İslam Birliği’nden bahsedemeyecek hale geldi, ağzına almıyor İslam Birliği’ni. Diyebilir bir Müslüman “Allah Müslümanları birleştirsin” der bir kelime bunu diyemiyor adam korkuyor “Türk-İslam Birliği olsun” demeye korkuyor, diyemiyor. Hatta Şaşar Beşer, Faruk Beşer Hoca diyor: “Peygamber (s.a.v.)’in zamanında olurdu” diyor “eğer olacak olsaydı zaten olamaz İslam Birliği,” diyor “yani bunu unutun” diyor. Yani aklınız hayaliniz durur, en takva bildiğin adama gidiyorsun, “Hocam” diyorsun “İslam Birliği’ne ne diyorsun?” “Olmaz ki” diyor “Peki, Avrupa Birliği olur mu?” “Hem nasıl, mükemmel olur” diyor “İslam Birliği, bu adetullaha aykırı, bu olmaz” diyor “Küfür hâkim olur mu?” “o zaten olur” diyor kardeşim küfür adetullaha uygunsa İslam ahlakının hâkimiyeti neden uygun olmuyor? Hz. Süleyman (a.s.) zamanında İslam ahlakı dünyaya hâkim oldu mu?
OKTAR BABUNA: Oldu.
ADNAN OKTAR: Oldu, “Olsaydı Peygamberimiz’e (s.a.v.) olurdu” diyor, Hz Süleyman (a.s.), Peygamber (s.a.v.)’den daha üstün olduğu için mi oldu? Hâkimiyeti Allah ister yapar ister yapmaz bu üstünlükle alakası yok mu, değil mi? O, onun üstün olduğunu göstermez çünkü güç Allah’ın gücü, yani orada meydana gelen güç Allah’ın gücü. Hz. İbrahim (a.s.)’in etrafında çok az insan vardı. O, onun değerinin az olduğunu mu gösteriyor? Hz. İsa (a.s.)’ya on iki kişi iman etti, onun değerinin az olduğunu mu gösteriyor? Değil mi?
OKTAR BABUNA: Tabii ki değil Hocam.
ADNAN OKTAR: Sayı ile ne alakası var onun. Takva ile alakası vardır, fert fert. Dolayısıyla bu paniğe kimse aldanmasın. Bakın, hem Bediüzzaman’ın açıklamaları örtbas edilmeye çalışılıyor, şahs-ı manevi tarzında, hem yanıltıcı tarihler veriyorlar, yani kimi bin yıl ileriye atıyor, kimi beş yüz yetmiş yıl atıyor, kimi de “beş milyar” diyordu değil mi? Geçenlerde gördün sen.
OKTAR BABUNA: Evet beş milyar diyordu.
ADNAN OKTAR: O iyice gelişmiş durumda yani, Mübarek. Bakın, Kıyamet’in Alametleri’yle ilgili herhangi bir kitap alın, bakın, hepsinde anlarsınız. Bütün Kıyamet Alametleri çıktı. Bunu örtbas ediyorlar. Mesela bak, Fırat’ın suyunun kesilmesini hemen hemen hiç bir kitapta görmüyorum, anlatmıyorlar. Çok nadir âlimler anlatıyor. Çok nadir kişiler anlatıyor, İslam âlemine bakın, çok nadirdir. Mesela on beş gün ara ile Ay ve Güneş tutulması, çok nadirdir bundan bahseden. Mesela Lulin kuyruklu yıldızı binlerce senede bir geçen bir yıldız ve Peygamberimiz (s.a.v.), kimsenin bilmediği bu yıldızı tarif etti ve tam vaktinde tarihinde bu yıldız çıktı. Bakın, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Birkaç yıl öncesinden yağmurlar yağmayacak” diyor. Yıldız çıktıktan sonra da “Çok fazla yağmur yağacak, insanlar şikâyet edecek” diyor. Kardeşim bir Müslüman bu mucizeyi yeri göğü birbirine katarak anlatır, değil mi? Büyük bir heyecanla.
Korkudan birçok kişi bunu anlatamıyor bu mucizeyi, söyleyemiyorlar. Çünkü bunu kabul etti mi Mehdi (a.s.)’yi de, İsa (a.s.)’yı da, Kıyameti de zincirleme kabul edeceğini düşünüyor. Kardeşim sen demesen de hadisler zaten diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) söylemiş, yedi bin yıl ile ilgili hadis ortada, “Beş bin altı yüz yılı geçti” diyor Peygamber (s.a.v.) bin dört yüz ile bin beş yüz kalıyor. Bu hadisten, bakın hiç bir âlim bahsedemiyor. Cübbeli de korkudan inkâr etti, sonra “vardır” dedi, sonrada o beş bin altı yüz yıl ile ilgili açıklamalar ki Peygamberimiz (s.a.v.) iki hadiste de “Bunun bin yılı geçmiştir” diyor, “Ben son bin yılındayım” diyor. Ondan da bahsetmiyor. Hâlbuki bunların, kardeşlerimiz, yani şuurlu her Müslüman bunları samimi olarak kavrayıp, anlayıp anlatmakla mükelleftir, yani bu çok açık. ”Allah gaybı bildirmez dediler” diyor Kuran’da. Tamam, bildirmez, ama “Peygamberlere bildireceğim” diyor Allah, “Seçtiğim Peygamberlere bildireceğim”. O kısmını niye söylemiyorsunuz? Ayeti ikiye bölüyorlar; Allah gaybı kimseye bildirmez, doğru. “Fakat” diyor Allah, fakat devamı var. Devamını niye söylemiyorsun? “Seçtiğim Peygamberlere bildiririm Ben” diyor, “elçilerime bildiririm” Onu niye söylemiyorsun? Söyleyemiyorlar, koskoca âlimler, profesör çıkıyor, bütün Türkiye’nin gözünün içine baka baka, Habertürk’te çıktı, “yok böyle” diyor. Bağıra bağıra söylüyor, “yok” diyor. “Bak” diyor “açık burada, ayet açık” diyor. “Bana söyleyin” diyor. İşte söylüyoruz. Çık o zaman yeniden televizyona çık; bu ayet yanlış de o zaman.
OKTAR BABUNA: Evet, hâşâ.
ADNAN OKTAR: Diyemezsin; doğru çünkü, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Var mı o film? Hazırladıkları zaman bize haber verirler. Oktar Hocam, sen bir şey söyle.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, emredin Hocam. Gayb ile ilgili ayeti okuyayım mı Hocam İnşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet oku.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım.
“O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.) Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka” (Cin Suresi, 26–27)
“... Allah sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. Ama Allah, elçilerinden dilediğiniseçer. Öyleyse siz de Allah’a ve elçilerine iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır” Al-i İmran Suresi, 179 Hocam İnşaAllah.
Ayrıca, Al-i İmran Suresi 44’te; “Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz”
Hud Suresi, 49; “Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun”
Yusuf Suresi, 102; “Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir” maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Demek ki gayb bildiriliyormuş. Açıkça bildiriliyormuş, değil mi? Ve çok fazla gaybı bildirdiğine rağmen ayetler de Kuran’da var. Hz. Yusuf (a.s.)’un var, Hz. İsa (a.s.) ile ilgili var, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e bildiriliyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, Roma savaşı, Persler ile olan savaş. Oradaki mağlubiyeti bildiriyor, galibiyeti bildiriyor Hocam inşaAllah. Mekke’nin fethini bildiriyor siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, “Hocam” demiş kardeşimiz “Hocam, sohbetleriniz çok güzel. Zevkle seyrediyoruz, fakat niye programınızda bayanlar var? Onlar olmasa” diyor. Kardeşim, bu kadın düşmanlığını bırakın. Onlar benim kardeşlerim. Ben onları canım gibi seviyorum. Önüne gelen bunu diyor, her kanalda bayanlar var, hanımlar var. Ne var? Ne bu kadınlara karşı bu alerji? Onlar Allah’ın güzel yüzleri, Allah’ın güzel tecellisi. Bunu bıraksınlar. Kadınları ben çok seviyorum ve seveceğim de her zaman seveceğim. Allah’ın muhteşem tecellileri, dünyanın en güzel süsüdür kadınlar. Yani bunu bıraksınlar bir kere, ben bu lafı dinlemek istemiyorum yani beni böyle kabul edecekler.
OKTAR BABUNA: Siz daha önce açıklamıştınız Hocam, Peygamberimiz (s.a.v.)’de bu şekilde inşaAllah, diğer peygamberler de.
ADNAN OKTAR: Ben Allah aşkı ile dolu bir insanım, benim ruhum sevgiyle; çiçeği görürüm âşık olurum, kadını görürüm âşık olurum, çocuğu görürüm, mesela bebeği görürüm ben âşık olurum. Mesela kedi bile âşık oluyorum hayvana, akıl almaz güzel yani. Değil mi? Mesela kelebek, uzun uzun bakıyorum yani ayıramıyorum gözümü, nefis güzel renkleri falan, Allah muazzam bir makyaj yapmış, müthiş süslemiş. Mesela karanfile bakıyorum, acayip renkleri ya muhteşem, çok şahane renkler. Mesela gülü kokluyorum, hart diye ısırıyorum sonunda, sevgimden yani. Çok şeker şeyler. Biz Allah aşkı için yaşıyoruz. Allah korkusu için yaşıyoruz, değil mi? Aşk yoksa, Allah için sevgi yoksa ne var? İnşaAllah. Kadınlar çok rahat edecekler İslam ahlakı dünyaya hâkim olduğunda, İttihad-ı İslam olduğunda. Alabildiğine özgür ve rahat olacaklar inşaAllah. Üstlerindeki baskı tamamen kalkacak. Programlara da istedikleri gibi çıkarlar, aslan gibi, istediği gibi konuşur inşaAllah. Kimse de onlara karışamaz Allah’ın izni ile. Bir de ben samimi adamım yani bir de ayrıca ben “Evliyayım” falan da demedim, ben Allah’ın zavallı bir kuluyum. Günah da işliyor olabilirim, hata da işliyor olabilirim ama samimi olarak hata yaptığımda düzeltirim inşaAllah. Ama “ben örneğim, benim gibi olun” demedim ki. “Peygamberimiz (s.a.v.) gibi olun” diyorum ben. Oturuyor adam işte; “Hocam niye elbisen böyle? Niye şunu şöyle yapıyorsun? Niye gülüyorsun?” diyor “Peygamberimiz (s.a.v.) öyle gülmezdi” Nereden biliyorsun yanında mısın? Peygamberimiz (s.a.v.) son derece neşeliydi. Kardeşim gülme yasak, konuşma yasak, “bakamazsın” diyor sağa sola. E “öl” de o zaman. “Yiyemezsin, içemezsin, konuşamazsın” değil mi? “Sokağa çıkamazsın, müzik dinleyemezsin, resim de olmayacak” diyorlar “televizyona da bakmayacaksın, radyo da dinlemeyeceksin” E, ne yapalım peki kardeşim o zaman? Hayır, “Kuran’da okumayacaksın ayrıca” diyorlar. Bak, “Kuran Peygamber (s.a.v.)’e geldi” diyor. “Peygamber (s.a.v.) anlar sadece Kuran’dan” diyor “biz anlamayız” diyor, “Yani yetmiş sene geçsin yine anlamayız biz Kuran’dan” diyor. Allah “siz anlarsınız” diyor Allah bize Kuran’da, değil mi? “Müslümanlar okusun” diyor Allah. “Apaçık ayetlerdir” diyor Allah. Ayrıca tefsirler var değil mi? Fakihlerin yazdığı, güzel Ehl-i Sünnet eserler var. Ömer Nasuhi Bilmen’in İlmihali var. Niye okumayalım? E, ne yapacağız? Cübbeli’yi dinleyeceğiz. Dinlemek istemiyorum, Allah Allah. Ben öyle bir hayat istemiyorum, sen ”öl” diyorsun çünkü orada.
SUNUCU 1:Bayanlar olmamalı.
ADNAN OKTAR: Kardeşim yani her şey yasak, yiyemiyorsun, içemiyorsun, mobilya yasak, her şey yasak, mesela burada da oturamayız yani şu an. Bu nasıl olacak bu?
OKTAR BABUNA:Halbuki açıklamıştınız Hocam, Kuran’da Hazreti Süleyman (a.s.)’ın sarayının muhteşemliği anlatılıyor Kuran’da.
ADNAN OKTAR: Bıraksınlar bunları. Biz Kuran’a Resullulah (s.a.v.) devrindeki o güzel mutlu hayatı özlüyoruz, Asr-ı Saadet’i özlüyoruz, onun aşk anlayışını sevgi anlayışını özlüyoruz, biz öyle bir sistem istemiyoruz, hayatı öldüren, sanatı öldüren, bilimi öldüren, bir sistem değil. Hayatı bilimi ve sanatı alabildiğine geliştiren bir sistem istiyoruz. Kuran bize bunu emrediyor, Resullulah (s.a.v.)’ın anlattığı da budur, inşaAllah.
Bir ara verelim mi? Evet verelim. Hadi bakalım.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra devam edeceğiz.
OKTAR BABUNA:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Sanki güzel gözü yaratan Allah değilmiş, zannediyorlar ki insanların kendi müstakil gözü var. Dışarıda ışık yok, karanlık vardır, övgü Allah’adır. O zaman ne kelebeğe bir övgü, ne kuşa bir övgü, ne çocuğa bir övgü, ne Allah’ın nimetlerine bir övgü o zaman çok ruhsuz bir dünya olur. Ama bu benim şahsıma mahsus bir özelliğim, ben aşkla doluyum, Allah aşkıyla doluyum. Böyle ben bahsediyorum ben inşaAllah. Ben öyle bir dünya beni çok bunaltır, ben öyle bir dünyada yaşayamam. Havaya bakma, sağa bakma, yeme, içme, konuşma, her şey yasak, ölüm yani. Öyle bir hayat olmaz zaten, Allah “Dünyada sizin, ahirette yalnızca sizindir” diyor. Ben Kuran bilirim bir de Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını bilirim sahabe dönemini, onun dışında bana bir şey anlatmasınlar. Ben hurafelerle uğraşacak hiç halim yok. Ben antihurafeyim. İnşaAllah, üstelik Kütüb-i Sitte’yi kabul etmeyen adamlar bana akıl veriyor. Sen önce, Kütüb-i Sitte’yi kabul etmiyorsun ki, Buhari Muslim’i, İbn-i Mace’yi, Tırmızi’yi kabul etmiyorsun sonra bana ders veriyorsun. Önce Bedüzzaman’ı kabul edeceksin, sonra Kütübb-i Sitte’yi kabul edeceksin, Ehl-i Sünnet alimlerini kabul edeceksin, değil mi? Sonra yanıma gel konuşalım.
OKTAR BABUNA: Zaten onu kabul etti mi, o zaman öyle bir şey de çıkmıyor, onun anlattıkları inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, evet. Ne anlatayım Oktar?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Sizin Müslümanlar’a yapılan zulümle ilgili bir siteniz vardı gösterelim mi Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Kardeşim biliyorlar ama süratlice gösterelim.
OKTAR BABUNA: MuslumanlaraYapilanZulum.com diye Hocam. Buraya girebilirler detaylı bilgi için. Bunun İngilizcesi de var aynı zamanda Hocam.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa (a.s.)’ın gelmesini istememenin bir yöntemi de şudur. Diyorlar ki, “Hazreti İsa (a.s.), bir Musevi veyahut bir Hristiyan öleceği anda can çekişirken gelir onun yanına, görünür ve adam ona iman eder” Peki ne faydası olacak ona? Hiç. Bir hikmeti olan bir şey yazar Cenab-ı Allah. Yani ve Kuran’la çelişen bir açıklama bu. Çünkü Allah diyor “Son can çekişme anındaki iman geçerli değildir” diyor Allah, açık ayet var Kuran ayeti var. E diyor ki oradaki adam da, “Hazreti İsa (a.s.) son anda gelir, can çekişen adamın başına gelir, adam da iman eder” Hiçbir faydası olmaz ona. E iman edecekse bizim Peygamberimiz (s.a.v.)’e önce Muhammed-i olması gerekir, sonra Hz. İsa (a.s.)’ inanması gerekir. E ondan niye bahsetmiyorsun? E o da yok, öyle bir şey de yok. Doğrusu nedir, Hazreti İsa (a.s.) vefatından önce ona iman etmeyecek hiç kimse yoktur. Hazreti İsa (a.s.)’nın vefatından önce ona hiç kimse iman etmemezlik edemez. Hepsi iman edecektir inşaAllah. Anlat.
OKTAR BABUNA:Kitaplarınız var Hocam gösterelim mi bu konuda? Daha detaylı bilgi için. Hazreti İsa (a.s.) Gelecek kitabı ve Hazreti İsa (a.s.) Ölmedi internet sitelerinden ücretsiz olarak indirebilirler, satın da alabilirler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktarım başka neler var anlatacağın?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, gündelik haberler vardı gösterelim mi Hocam.
Ahmedinejad’ın bir açıklaması var, “Yeni dünya düzeni kuracağız” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’yle.
OKTAR BABUNA:“Yeni bir dünya düzeninin ortak arzuları olduğunu söyledi” diyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi yalnız Ahmedinejad’ın hatası burada, ben dedim ki mutlaka Mehdi (a.s.)’den bahset bir iki kere bahsetti, yer yerinden oynadı. Hürriyet Gazetesi sür manşet haber yaptı, ben Ahmedinejad’a söyledikten sonra. O “Mehdi (a.s.) geliyor” diye konuştu. Yani resmi açıklama yaptı. Yani Hürriyet sekiz sütuna manşet verdi. Hazreti Mehdi (a.s.) geliyor diye, değil mi? Halbuki sürekli gündemde tutması gerekiyor, tabii onlarda Mehdi (a.s.) inancı da biraz değişik. Bizim Nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmı, nasıl şahs-ı manevi diye bambaşka bir yapıya büründürüyorlar, Mehdi (a.s.)’yi şahıs olmaktan çıkarıyorlarsa ve talebelerini de reddediyorlarsa, çünkü Mehdi (a.s.)’yi ve talebelerini reddeden bir sistem var. Sade şahs-ı maneviyi kabul eden bir sistem var. Halbuki Bediüzzaman Mehdi (a.s.) var, talebeleri var. Mehdi (a.s.) ve talebelerinden oluşan bir şahs-ı manevi var diyor. Doğrusu budur, değil mi? Mesela başbakan olur, hükümet olur ve onun şahs-ı manevisi olur. Başbakan, hükümet olmadan hükümetin şahs-ı manevisi olmaz, inşaAllah. Başka ne var Oktar?
OKTAR BABUNA:“Anayasaya bölge yönetimi eklensin” diye bir haber var Hocam. Bu BDP Genel Başkan Yardımcısı Selaattin Demirtaş, yapılacak anayasada demokratik özerklik ifadesinin yazılmaması gerektiğini söylemiş. “Şu anda örneğin, idari modelimiz, il, ilçe, belediye ve köy şeklinde ayrılmış bunlara bir de bölge eklesin” diyor. Dolayısıyla bir bölge yönetimi anayasada tariflenirse” diye devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Ne demek yani o?
OKTAR BABUNA:Özerklik verilecek bölge şeklinde ayrılması Hocam.
ADNAN OKTAR: Taktılar buna Allah’ım Yarabbim. Yani ne yapacaklar, Allah esirgesin farz edelim olduğunu düşünelim ne yapacak? Türk-İslam Birliği’ni isteyip Türkiye’nin büyümesini bütün dünyaya hakim olmasını istemek mi güzel, bölünüp parçalanıp ufalanıp yok olmayı istemek mi güzel?
OKTAR BABUNA:Tabii ki Hocam, Türk-İslam Birliği.
ADNAN OKTAR: Birliği isteyecek Selaattin arkadaş Kürt kardeşlerimizin mutluluğunu istiyorsa. Onlar özgürlükten hoşlanır. Kardeşim şimdi bizi bir odaya hapsettiler, şimdi küçük. Sen burada mı olmak istersin, geniş bir yaylalıkta mı olmak istersin? Ya herkes evinin bahçesi küçük diye şikayetçi oluyor, değil mi? Geniş olsun istiyorlar. Büyük ister insan. Ne kadar ev pahalı oluyor değil mi, bahçesi geniş olursa? Uçsuz bucaksız ülkede mi yaşamak güzel, daracık bir yerde yaşamak mı güzel? Kardeşim gidelim, Azerbaycan’a, Türkistan’a gidelim. Mesela akşam Şam’da yemek yiyelim. Bağdat’a gidelim, yani pasaport kullanmayalım, ne alaka. Niye daracık hücre istersin, niye küçülmek istersin, değil mi? Çok yanlış yapıyorlar, çok yanlış saplantı içindeler. Doğrusu budur yani eğer Kürt kardeşlerinin mutluluğunu istiyorlarsa, ki herkesin mutluluğunu istiyorlarsa ki onlar benim canlarım. Dünya iyisidir Kürtler dünya iyisidir. Yani imkanları olmuyor mesela, bir Mardin’e, Siirt’e gitseler veya Anadolu’nun bir çok yerinde var ama mesela bir Kürt aileye gitseniz, hayret edecek bir hürmet ve saygı gösterirler. Çok fedakar, cesur güzel huylu insanlardır, çok çok efendidir ve müthiş dindardır, Kürt kardeşlerimiz, muazzam dindardırlar zaten alerjinin nedeni de o. Dindarlıklarını hazmedemiyorlar, camilere saldırmaya başladılar ya Kuran kurslarına orada dindarların bulunduğu yerlere. Olay bu. Yani kökeninde bu yatıyor, Armagedon’un da yapılacağı bölge olduğu için. “Aman aman” diyorlar “bir an önce burayı ayıralım”. Selahattin arkadaş da haberi yok bunlardan. O da habire birileri bir şey dedi diye, onun peşine takılıp gidiyor.
Ama ben kürt kardeşlerime karşı zulüm yapılmadı demiyorum, yani Allah ellerini kırsın onlara zulüm yapanların, yani Allah içlerini yaksın. Feci şekilde zulüm yaptılar, iddia edilen Ergenekon Örgütü üyeleri. Gece yarıları evlerden almalar, her türlü psikopatlığı yapmalar ama işte anayasadaki değişiklik bu alçaklıkları durdurmak için bir imkan meydana gelsin diye yapıldı. İmkan gelişsin diye yapıldı, e siz ne yaptınız? “Aman aman aman kardeşim” dediniz, “sandığa gitmeyin”. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu yani. Bu nasıl oluyor böyle? Hem diyorsun ki oradaki insanlara eziyet edilmesin, iddia edilen Ergenekon Örgütü ona zulüm yapmasın. Hükümet bunu durduracak tedbir alıyor. Yani buna imkan sağlıyor sen de diyorsun ki ”aman aman devam etsin” gibi anlama gelir. Tabii ki istemez böyle bir şeyi ama dolaylı olarak bu yola çıkar bu ama bu sonunda onun için akılcı bakacaklar olaya.
OKTAR BABUNA:“Aradığınız sapık benim babam” diye bir haber var Hocam. On gündür.
ADNAN OKTAR: Bak kardeşim ben bu olayı biliyorum. Şimdi bu çocuğa da ihbar eden çocuğa da sarkıntılık yapmış bu herif? Öyle değil mi, ne diyor?
SUNUCU 1: Babasını şikayet etmiş.
ADNAN OKTAR: Kendi çocuğuna karşı da mı var bir şeyi?
SUNUCU 2: Kendi çocuğuna tecavüz ettikten sonra öldürüyor, öldürdükten sonra, sapık aranıyor diye ilan veriliyor, daha sonra diğer kızlarından biri de aranan sapık benim babam” diyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu herif diyelim artık öz kızına karşı da bir şeyi var değil mi?
SUNUCU 2: Bir üstte yukarıda yazıyordu.
OKTAR BABUNA:Bize ’Bu bizim misafirimiz. Kaybolmuş, ailesine ulaşıp evlerine götüreceğim. Sakın bunu bir yerde söylemeyin.’ dedi. Biz de bunun üzerine kimseye bir şey demedik. Ancak daha sonra bu kızın bulunmadığını öğrendim” diye ifade verdi. Bunun üzerine çapraz sorguya alınan zanlı suçunu itiraf etti. Körmekçi, polislere Öznur Uluişden’i Kent Ormanı’na götürdüğünü ve burada elleriyle boğarak öldürdüğünü, üzerindeki giysileri çıkarttıktan sonra toprağa gömdüğünü söyledi.
ADNAN OKTAR: O kısımları ben biliyorum da.
OKTAR BABUNA:Bu haberde yok Hocam o söylediğiniz bilgiler Allah-u alem.
ADNAN OKTAR: Ama böyle manyaklar yani memleketin bir çok yerinde, ateist, Darwinist, materyalist eğitimin sonucunda böyle mahluklarda türüyor ki bu ortaya çıkan tespit edilen. Böyle tespit edilemeyen çok çok fazla var. Kendi öz kızına tecavüz eden binlerce on binlerce insan var. Bilinmiyor, çocuk şikayet edilemiyor. O çocuk da gidip cesaret göstermiş, gitmiş şikayet etmiş, delikanlı kızmış helal olsun.
SUNUCU 1:Korkudan söyleyemiyorlar ki.
ADNAN OKTAR: E söyleyemiyor tabi, çocuk söylese inanmıyorlar da “İftira atıyorsun” diyorlar. Ne iftirası, bir genç kız söyler mi onu durduk yere yani. Bir insan babasına öyle bir şey söyleyebilir mi, çok büyük olay o. Bir de “nasıl oldu, anlat bakalım.” Yani neyine anlatacak, gizli olması lazım ve ona kanaat getirmek gerekiyor. Hayır adamı cezalandırmasalar bile, belki ispat edemez. Ama çocuğun o evden mutlaka ayrılması lazım. “Olmaz kızım” diyorlar git babanın evi. Kardeşim babası kalmış mı. Adam o söz söylendikten sonra konu bitti artık, ebedi olarak babası olamaz artık o. O olay olduktan sonra bitti konu. Ya gitsin amcasının yanına ya teyzesinin yanına gitsin, akrabası mı yok kardeşim. Yoksa devletin bir yerine sığınsın, yoksa Müslüman, muttaki, efendi, bir ailenin yanına, iyi bilinen bir ailenin yanına verin. Yani bir kız çocuğuna bakmak büyük bir nimettir, kim herkes bakar yani Allah rızası için. Üç tane kızı varsa dördüncü de o olur. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne anlatayım Oktar?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Arap dünyası Türkiye’yi örnek alalım” diye bir haber vardı.
ADNAN OKTAR: Ama Türkiye’nin neyini örnek alacaklar onu söylesinler.
OKTAR BABUNA:Evet “Gizli ve açık diktatörlüğü sonlandırdı” diyor Erdoğan. Darbe uzantısı rejimlerin yönettiği Araplar, Türkiye’yi iyi incelemede. Bu referandumla ilgili açıklama yapmışlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim referandum oldu diye şimdi gevşemeye gerek yok. İddia edilen Ergenekon Örgütü zift gibidir bunlar, çamur gibi bulaşan yani pislik tiplerdir, çok aşağılık adamlardır yani bunlar kahpedir, onların sağı solu belli olmaz. Referandum oldu iş bitti, böyle bir konu yok. Adamlar müthiş arsız, yüzlerinde böyle eşek tepişmiş adamların yani, adamlar dinlemez. Millet olarak çok kararlı olmamız gerekiyor. Devlete destek, polise yardımcı olmak, hakimlere yardımcı olmak, değil mi? Onları koruyup kollamak. İtlik yapıyorlardı bir ara, şu an yapamıyorlar niyeyse, niye yapamıyorlar sence?
OKTAR BABUNA: Hocam Hazreti Hızır mı?
ADNAN OKTAR: Yani var bir şeyler. Bir ara çakallık yapıyorlardı kabadayılık yapıyorlardı. Oraya buraya mermi göndermeler falan, sonra ne dedik? “O mermileri size teker teker yuturruruz” dedik. Ondan sonra hırlamaları kesildi, sürekli hırlıyorlardı öbür türlü. Şimdi o Cübbeli Ahmet’in 7000 yılla ilgili bir videosu vardı, onların hepsi ‘hazır ol’da dursun ben söyleyeceğim, inşaAllah.
Şimdi en şaşırdığım şeylerden biri de Nur Talebesi kardeşlerimizin bu şahs-ı manevi saplantısına karşı sorgulayıcı olmamaları. Bu nerden çıktı bu açıklama, bu gerçekten doğru mu diye gözden geçirir. Bu gerçekten doğru mu diye insan kısaca bir gözden geçirir. Yoksa yani samimi inanabilmek için insan delillere bakar, delil yoksa insan nasıl inansın. Yoksa yani insan o zaman kendini kandırmış olur, çok akılcı ve samimi değerlendirmeleri gerekiyor. İmam Rabbani’nin mesela Mehdi (a.s.)’nin vaktiyle ilgili ikinci 1000 yıl gelecektir sözünde orada da akılcı olarak direk eserden bakarak samimi kanaat getirmek lazım. Bediüzzaman’ın da eserlerinde eserin doğrudan kendine, orjinaline bakarak kanaat getirmek lazım, falanca ağabey söylüyor, e kardeşim desin, sana ne. Bediüzzaman “Ağabeylere göre bakın,” demiyor ki “Risale-i Nur’a göre bakın” diyor. Bunu uzun uzun açıklamış Bediüzzaman, birçok yerde söylüyor.
Şimdi seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, bir site daha tanıtabilir miyim Hocam inşaAllah. Sizin siteniz. Kütübü Sitte’de Hazreti Mehdi (a.s.) ve Hazreti İsa (a.s.). KutubiSittedeMehdiveİsa.com. Burada hadisler ve hadis kitaplarından resim olarak da konulmuş Hocam inşaAllah. Burada bütün Buhari’den Tırmizi’den alıntılar var Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşlerimiz beni daha teknik, daha detaylı olayların üstünde duran kardeşlerimiz var. Bir de dinleyen kardeşlerimiz var. Onların hepsi benim canım. Fakat ben araştıran, inceleyen kardeşlerimizin mutlaka not almalarını istirham ediyorum, yani yazarak not alsınlar. Çünkü insan unutur, aklında tam kalmaz.
Mesela bak şimdi Bediüzzaman’ın bir açıklamasını söylüyorum. Mektubat sayfa 473. Bak diyor ki Bediüzzaman; kardeşlerimiz bunu yazsın ben kısa kısa bundan sonra yazdıracağım, oradan gidip sorsunlar kardeşlerimize.
“Elbette o kuvvet-i azîmedeki (büyük kuvvette) bir hamiyet-i âliye (yüce bir gayret) feveran edecek” yani Müslümanlar coşacaklar artık baskıya karşı bir nevi feveran, kaynama demektir. Feveran edecekler kurtuluş için yani yeter anlamında bir şey, üslup. Yani ayaklanacaklar da denir tabi fakat ayaklanma deyince ihtilal falan akla geliyor. O anlamda değil, yani o uykudan uyanacaklar. O bitkinlikten çıkacaklar artık şevkle ayağa kalkacaklar. Hani diyor ya “ayağa kalk Sakarya” diyor. Meşhur şairimiz Necip Fazlı Kısakürek, değil mi? “Yüz üstü çok süründün diyor ayağa kalk Sakarya” diyor. Yüz üstü sürünen Müslümanlar işte ayağa kalk Sakarya dediği, onlar da bütün Müslümanlar tamamı. Bak “(yüce bir gayret) feveran edecek (coşacak) ve” bakın şimdi kardeşlerimizin soracağı soru şu: Bunu özellikle not alsınlar. “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip” Müslümanların başına geçip, “ tarik-ı hak (hak yola) ve hakikate sevk edecek” Yani hak yola Müslümanlar’ı sevk edecek. Bak Hazreti Mehdi (a.s.) başına geçiyor, bunu bize açıklasın kardeşlerimiz yani Ahir zamanda olacak, Bediüzzaman’dan sonra olacak bir olaydan bahsediyor. Bu başa geçecek Mehdi (a.s.) kim? Bakın açıkça söylüyor “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip, tarik-ı hak (hak yola) ve hakikate sevk edecek” Şimdi onların tercümesiyle alıyoruz kardeşlerimizin. “Şahs-ı manevi başa geçip tarik-ı hak (hak yola) ve hakikate sevk edecek” şeklinde alıyorlar, Müslümanlar zaten tamamı şahs-ı manevi. ”Hz. Mehdi (a.s.) başa geçiyor, yani bir şahs-ı manevi olmadığını bir kere daha vurgulamış oluyoruz” Şahs-ı manevi şahs-ı manevinin başına nasıl geçsin? Bunu Allah rızası için akıllarını daha da netleştirerek daha makul bir hale gelsinler yani istirham ediyoruz, yani anlayacağımız şekle gelsinler. Bak “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip tarik-ı hak (hak yola) ve hakikate sevk edecek” Bunu bir sorsunlar. Açıkça diyor “başa geçecek” diyor Mehdi (a.s.).
Evet. Bak mesela diyor ki, Bediüzzaman “Hem Büyük Mehdi (a.s.)’nin halleri Sabık Mehdilere (önceki Mehdilere) işaret eden rivayetlere mutabık (uygun) çıkmıyor,“ Büyük Mehdi (a.s.)’nin halleri, bu Büyük Mehdi (a.s.) kim? Önceki Mehdi’lerden bahsediyor ve üç vazifeyi yapacak Mehdi (a.s.)’den bahsediyor Bediüzzaman. Şimdi böyle dil eğip bükecekleri gibi kısımları da söyleyemiyorum; çünkü uğraşılacak gibi değil. Yani akıl almayacak bir hale gelmişler. Bediüzzaman’a diyorlar ki “Sen Mehdi’sin” diyorlar, o da diyor ki: “Ben seyyid değilim, Mehdi (a.s.) Peygamber (s.a.v.) soyundan olacak” diyor. Mesela bunu açıklasınlar. Bu yalansa desinler ki “Bediüzzaman burada yalan söylemiştir” desinler. Yoksa ya kabul edecekler. Bak bu ifade ya yalandır ya doğrudur. Yalansa ‘’Bediüzzaman yalan söylüyor’’ desinler, duyalım. Bediüzzaman’ı bir yalancılıkla suçlasınlar. Ben de tabii onun cevabını vereceğim o zaman. Yani Bediüzzaman’a vefatından sonra yalancı diyecek adamın nasıl bir adam olduğunu ben görmek istiyorum. Yani resmi ile yayınlayalım. ‘’Bediüzzaman’ı yalancı çıkaran adam budur’’ diyelim. Bak çok açık söylüyor; ‘’Ben seyyid değilim, Mehdi (a.s.) seyyid olacak’’ çok net. Efendim bak diyor ki ayrıca yine ‘’halbuki’’ diyor, seyyid olmadığını söyledikten sonra yine ‘’halbuki’’ diyor, ‘’Ahir zamanın o büyük şahsı al-i beytten (Peygamberimiz (s.a.v.)’in ev halkından) olacaktır. Mesela bunu bize açıklasınlar. Bakın bu bu çekinecek bir şey yok. Bediüzzaman’ın yalan söylediği kanaatinde ise bunu dürüstçe söylemeleri gerekiyor. Yani ‘’takiye yaptı, yalan söyledi’’ desinler. Eğer dürüst olduğuna inanıyorlarsa o zaman ‘’Bu doğru söyledi’’ desinler. Üçüncü bir yol varsa bana söylesinler? İnsan ya doğru söylüyordur ya yalan söylüyordur, değil mi? Yalancılıkla itham edenler susuyorlar, evet.
Mesela bak ‘’Ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı’’ ümmetin beklediği bu kişi kim? Ahir zamanda. ‘’gelecek zat’’ diyor, ‘’ümmet bekliyor’’ diyor. Ahir zamanda gelecek zat, evet.
Evet, mesela bu bu kadarlık yeter. ‘’Hatta Hz. İsa (a.s.) gelir’’ diyor Bediüzzaman. ‘’Hz. Mehdi (a.s.)’ye namazda iktida eder (uyar) tabi olur’’ namazda beraber namaz kılıyorlar ‘’diye rivayeti bu ittifaka (birleşmeye) ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine (Kuran hakikatlerine uyulmasına ve tabi olunmasına) ve hakimiyetine işaret eder” ‘’Kuran’a uyacak’’ diyor Hz. İsa (a.s.), değil mi? Kardeşim sen ne diyorsun? ‘’Hz. İsa (a.s.) geldi’’ diyorsun, ‘’pencereden çıktı’’ diyor bak bir rivayette. Pencereden çıktıysa Hz. İsa (a.s.) nereye gitti? ‘’Gömdük’’ diyorsunuz. Gömdüyseniz nereye gömdünüz, söyleyin? Hadislerde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanına gömüleceği söyleniyor ama ‘’İslam ahlakı dünyaya hakim olduktan sonra’’ diyor. İslam ahlakı hakim olmadan, Hristiyanlar ‘’La ilahe illallah Muhammeden Resulullah’’ demeden, Hz. İsa (a.s.) nasıl ölsün? Niye, nasıl? Yani Kuran’a göre bu uygun değil. İki ayetle çelişiyor bu, net ayet var. Yani demin söylediğim ayetler. ‘’Sen’’ diyor, ‘’sana, senin…’’ Ne, nasıl ayetler söyle bakayım tam, birebir? Ben mealen söylemek istemiyorum tam doğrusuyla oku.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım.
‘’Hani Allah, İsa’ya demişti ki: ‘’Ey İsa, doğrusu seni Ben vefat ettireceğim ve seni kendime yükselteceğim. Seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Bana’dır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.” (Al-i İmran, 55)
‘’ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim’’
ADNAN OKTAR: Bu dünya hakimiyeti. Yani Hz. İsa (a.s.)’nın gelmesi, Mehdi (a.s.)’ye tabi olması ve dünya hakimiyeti, evet.
OKTAR BABUNA: ‘’Andolsun Kitap ehlinden ölmeden önce ona (İsa) inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü o da onların üzerlerinde şahit olacaktır. (Nisa Suresi, 55) ‘’
ADNAN OKTAR: Onu açıkla, şerh et.
OKTAR BABUNA: ‘’Kitap ehlinden’’ yani bütün Museviler ve Hristiyanlar’dan ‘’ölmeden önce’’ Allah ölmediğini bildiriyor, gerçekten ‘’ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur’’ ‘’Bütün Kitap ehli’’ diyor, ‘’iman edecek’’ bu da İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peki adamlar ne diyorlar? Yani bu ayeti ikinci şekilde nasıl yorumluyorlar? Yani değişik bir de yanlış yorumlamaları var, demin anlattık Oktar.
Bak diyorlar ki; ‘’Hz. İsa (a.s.) bir mesela Hıristiyan veyahut Musevi vefat ederken ona görünür, birden görünür ve adamda ona iman eder’’ diyor, ‘’son can çekişirken’’ Yani kardeşim ayet açıkça söylüyor, nerede görülmüş öyle. Mesela Firavun da son anda iman ediyor, Allah ‘’şimdi mi?’’ diyor, ayette, değil mi? Son anda imanın geçerli olmadığını çok fazla ayet açıklıyor, değil mi? Evet.
OKTAR BABUNA: Ayrıca Hocam siz açıklamıştınız, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Diğer hiçbir Peygamber için söylenmeyen ifadeler var, onları söyleyeyim mi inşaAllah.
Hz. İsa (a.s.) ile Kuran’da yer alan bilgilerin ve açıklamaların benzeri diğer Peygamberler için bildirilmemiştir:
Hiçbir Peygamber için ‘’O kıyamet için bir ilimdir, alamettir’’ denmemiştir. Kıyamet için bir alamet Hz. İsa (a.s.).
Hiçbir Peygamberin ölümü anlatılırken ‘’teveffi’’ yani bir Arapça kelime kullanılıyor ayette kullanılmamıştır. Bu kelime uykudayken insanın canının alınması anlamında kullanılan bir kelime, bu şekilde başka ayette de geçiyor. Ve Hz. İsa (a.s.)’nın ölmediğinin ve öldürülmediğinin net izahıdır.
Ayrıca hiçbir Peygamber için, Hz. İsa (a.s.)’nın Allah Katına yükseltilmesi anlamında bir yükseltilmeden haber verilmemiştir. Sadece Hz. İsa (a.s.) için söyleniyor Allah Katına yükseltilmesi.
Hiçbir Peygamber için ölmeden önce kendisine inanmayacak kimsenin kalmayacağı bildirilmemiştir. Sadece Hz. İsa (a.s.) için ölmeden önce inanmayacak kimse yoktur, deniyor.
ADNAN OKTAR: Yani kardeşim bu konuda öyle insanlar dil eğip bükmüşler ki yani insanlara nasıl ikna ettiler, inanılır gibi değil? Mesela bak şahs-ı maneviyi nasıl ikna ediyorlar? Bir mucize ya yani çok fazla insanı ikna ediyorlar. Adam inanıyor, hakikaten inanıyor. Daha yeni uyandı insanlar. Yeni yeni mesela bana sürekli mail geliyor. ‘’Hocam’’ diyorlar, ‘’konuşuyoruz’’ diyorlar, yani ‘’bayağı şaşırıyorlar’’ diyor, ‘’ilk defa duyuyorlar’’ diyor.
Mesela bak kardeşlerimiz yine bunu yazsınlar geçen, sık sık söyledim ama çok hayati deliller bunlar. Tasdiki Gaybi sayfa 138. Bediüzzaman’ın ünlü eserlerinden, Sikke-i Tasdiki Gaybi isimli kitap, 138. sayfa. Bakın soracakları sorular, kelime kelime sorun bakın.
1- ‘’Ta Ahir zamanda’’ bunu sorsunlar.
2- ‘’Hayatın geniş dairesinde’’ bunu sorsunlar.
3- ‘’Risale-i Nur külliyatının asıl sahipleri’’ numaralı olarak sorsunlar.
4- ‘’Yani Mehdi (a.s.)’’
5- ‘’Ve şakirtleri’’
6- ‘’Cenab-ı Hakkın izniyle gelir’’
Bunu sorsunlar. Ne demek isteniyor burada?
‘’Ta Ahir zamanda’’n kastedilen nedir?
‘’Hayatın geniş dairesinde’’ ne demektir, değil mi? Risale-i Nur talebeleri çıkıyorlar internet sitelerinde naklen, naklen yayın oluyor böyle gayet güzel anlatıyor kardeşlerimiz. Uzun uzun, şevkle anlatıyorlar, bayağı bir var öyle anlatan kardeşimiz. Yani biz fazla detaylı bir şey de sormayacağız sadece bunu soruyoruz. Bize sorsunlar, anlatsınlar.
‘’Hayatın geniş dairesinde’’ ne demek?
‘’Risale-i Nur’un asıl sahipleri’’ diyor Bediüzzaman. Bak ‘’sahipleri’’ demiyor, ‘’asıl sahipleri’’ diyor. ‘’Yani’’ diyor, ‘’yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri’’ talebeleri. Kim yani? ‘’Mehdi (a.s.) ve şakirtleri’’ burada şahs-ı manevi nerede var bunu sorsunlar.
‘’Cenab-ı Hakkın izniyle gelir’’ Başka bir şeye gerek yok bak şu kısmı sadece soracaklar. Şimdi yazmayanlar yazsın kardeşlerimiz: Bak ‘’ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur’un asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri (talebeleri) Cenab-ı Hakkın izniyle gelir’’ O kadar. Bunu açıklarlarsa o kardeşlerimiz ben onların ellerini öpeceğim. Yani demagojiye ne gerek var? Samimi olsunlar, inşaAllah. Evet, devam et Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Hz. İsa (a.s.) için yine Kuran’da kullanılan sadece Hz. İsa (a.s.) için ‘’Kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim’’ İfadesi var, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. (Maide Suresi, 110)
ADNAN OKTAR: Bak o bak özel bir izah, değil mi? Bak mesela Hz. İsa (a.s.)’ya yönelik anlatımlar hep bir gerçeği vurgular tarzda oluyor. Mesela bak ‘’Kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncili öğretecek’’ Buradaki kitap Kuran’dır işte ve hikmet de yine Kuran’dır. ‘’Tevrat’ı ve İncil’i’’ Tevrat’ı ve İncil onlar zaten şu an muharrif hale geldiler. Ama burada asıl Hz. İsa (a.s.)’nın asıl muhatap olacağı Kuran’dır, evet.
OKTAR BABUNA: Bütün bunlar inşaAllah Allah’ın Hz. İsa (a.s.) için özel bir kader takdir ettiğini ve tekrar geleceğinin çok net Kuran’daki delilleri, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ne güzel mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerini görmek, Kuran mucizelerini görmek çok heyecan vericidir. Yani insanlar Peygamber (s.a.v.)’in mucizelerini duyduğunda, bir de ispat edilmiş bir mucize bak, değil mi müthiş hoşlarına gider. Bunların anlatılmaması da, örtbas edilmesi de yine 1400 yıllık İslam tarihinde görülmemiş bir olaydır. Peygamberimizin (s.a.v.) her bir mucizesini Müslümanlar uzun uzun anlatırlar, tek bir mucizesini bile bütün Müslümanlar tek tek ezberlerlerdi yani gayet iyi bilirler. Gayb ile ilgili bildirdiği mucizelerin meydana gelmesi ispatlı olduğu için insanların imanını müthiş arttıracak gerçeklerdir. Mesela bak Kıyamet Alametlerini bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v.) ya mesela ‘’binaların uzayacağı’’ nı söylüyor. Çok acayip. Mesela ‘’zina artacak’’ diyor, çok acayip. Mesela ‘’depremlerin artacağını’’ ve tam bu vakitte mesela 1980’lerde birden bire artıyor. 1980’lerden itibaren göktaşları Dünya’nın etrafını bulut gibi sarıyor. 1980’lerde kuyruklu yıldız çıkıyor, ikinci kuyruklu yıldız da çıkıyor, Lulin kuyruklu yıldızı. Bakın Peygamberimiz (s.a.v.) detay veriyor, hiçbir bilim adamının bilmediği bir detayı. Kardeşim bunu ihtiharla anlatsanıza ne güzel? Büyük bir mucize, değil mi? Bakın bilim adamları bilmiyor bak Lulin kuyruklu yıldızı daha önce ne zaman çıktığını kimse bilmiyor. Hiçbir kaynak yok yani kaç bin yıl önce çıktığı bilinmiyor. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; ‘’Mehdi (a.s.) devrinde çift uçlu kuyruklu yıldız çıkacak’’ Bir kuyruklu yıldızın iki tarafının parlak olması olacak iş değildir zaten. Yani kuyruklu yıldızın bir tane kuyruğu olur o kadar. Mesela bir gemi giderken duman çıkararak gidiyor ya gemi; şimdi önünde de bir duman gitse aynı onun gibi bu çok şaşırtıcı olmaz mı? Yani arkada bıraktığı dumanın aynısı önünde de olsa?
SUNUCU2: Arkada çift değil, hem önünde hem arkasında?
ADNAN OKTAR: Evet, hem önünde hem arkasında. Mesela gemi gidiyor, arkadaki dumanın aynısı da önünde gidiyor. Şimdi bu çok şaşırtıcı değil mi? ‘’Bu şekilde bir kuyruklu yıldız çıkacak’’ diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Aynısı ile çıktı. Ucu önde de var, gidiyor yıldız ama ucunda kuyrukla gidiyor. ‘’Ve bütün kuyruklu yıldızların aksi istikamete gidecek’’ diyor Peygamberimiz (s.a.v.), onların aksi istikamete gidiyor. Bütün kuyruklu yıldızların aksi istikamette gidiyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bir detay daha veriyor, ‘’Çok parlak olacak’’ diyor. Diğer kuyruklu yıldızlar makul bir parlaklığı var. Bu nar gibi yanıyor yani acayip parlak. Altı kat daha parlak. Bakın daha detaylar devam ediyor. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; ‘’Bu kuyruklu yıldızdan önce’’ diyor, ‘’yağmurlar azalacak birkaç yıl’’ diyor. Aynısı ile oldu. Bakanlar, hükümet ayaklandı biliyorsunuz yani ‘’Kızılırmak’ın suyunu mu kullanalım, Yeşil Irmak susuz kaldık, eyvah’’ dediler. Bütün barajlar kurudu, olay çıktı. Bak 1400 sene öncesinde Peygamber (s.a.v.) milimi milimine vaktiyle bildiriyor. Arkasından diyor ki bak; ‘’Kuyruklu yıldız geçtikten sonra da, çıktıktan sonra da çok fazla yağmur yağacak’’ diyor ve ondan sonrada yağmurdan şikayetçi olacak insanlar’’ diyor. Okuyorsunuz. Pakistan’da, şurası burası falan. Efendim?
SUNUCU2: Sel götürüyor her yeri.
ADNAN OKTAR: Her yeri sel götürüyor, tabii.
OKTAR BABUNA: Göstereyim mi Hocam resmini?
ADNAN OKTAR: Tabi bakın iki uçlu yani nerede ucu bunun? Bir ucu oraya gidiyor, bir ucu oraya gidiyor.
OKTAR BABUNA: Öyle bir kuyruklu yıldız yok zaten başka.
ADNAN OKTAR: Dünya’da yok böyle bir şey.
OKTAR BABUNA:Bir de dediğiniz gibi tam 2009 Şubat ayında çıktı. Çıkar çıkmaz yağmurlar, seller götürmeye başladı. Önce kuraklık vardı.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti. İmam Rabbani Mektubatı’nda yazıyor bunu ayrıca detay olarak vermiş. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti mühim bir alamettir. Bunu anlatan çok az kardeşimiz var.
Bak kardeşim şimdi bunu bahsettiğinde ne olacak? Mehdi (a.s.)’yi de kabul edecek, Mehdi (a.s.)’nin de çıktığını kabul edecek. Çünkü bu varsa Mehdi (a.s.) mutlaka var demektir. Çünkü bu kuyruklu yıldızla beraber. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da mesela kuyruklu yıldız çıkıyor. Ama Halley kuyruklu yıldızı. Halley’dir evet, Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında çıkan. Hz. İsa (a.s.)’nın zamanında da çıkmıştır. Hatta İncil’de de geçer yani o kuyruklu yıldızdan bahsediyor. Evet, İncil’de geçiyor kuyruklu yıldızın çıktığı, evet.
OKTAR BABUNA: Siz söyletmiştiniz Hocam Hz. İbrahim’ (a.s.)in ateşe atılmasında, Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’e ilk vahiy gelmesinde geçtiği çok önemli olaylar var Halley kuyruklu yıldızının yetmiş beş yılda.
ADNAN OKTAR: Her geldiğinde çok mühim olaylar oluyor.
OKTAR BABUNA: Nuh Tufanı inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bir son kere daha geçiyor, ondan sonra tamam.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, o da on dokuzuncu kere geçmesi Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama bu son geldiğinde de artık yani Müslümanlık’ta da bir gerileme başlamış olacak. Ondan sonra bitiyor zaten. Lulin kuyruklu yıldızını zaten bir daha görmeleri mümkün değil Allah’ın izniyle. Cübbeli diyor, ‘’Beş yüz yetmiş sene sonra’’ diyor. Anlamazlığından değil biliyor ama Allah-u alem muazzam bir pres uygulamış üstüne. Yani ‘’Seni her yere çıkartalım. Mesela Habertürk’e de çıkartalım, şuraya çıkartalım, istediğin gibi kendini savun, sana hiçbir şey demeyeceğiz. Ama yeter ki Mehdi (a.s.)’nin çıkmayacağını söyle, Mehdi (a.s.)’den bahsetme, Türk-İslam Birliği’nden ve İttihat-i İslam’dan bahsetme ama neyden bahsediyorsan bahset’’ demişler benim gördüğüm. Evet, yani ‘’Bu konuyu kapat’’ demişler. Şaşar Beşer de mesela çok manidar. Normalde onu yapacak bir adam değil bu, Nur talebesiydi şaşar Beşer. Yani bu hale gelmesi olağanüstü ve Samanyolu TV’nin de bunun görüşleri kabul etmesi inanılır gibi değil. Yani ben bunu tevil edip açıklayamıyorum kendime. Mesela benim bir televizyonum olsa, böyle bir insanı çıkarıyorsam mutlaka onun fikirlerinin karşıtını da çıkartırım. Yani fikre açığız tabiki insan anlatır ama onu tek yanlı propaganda yaptırtmak Samanyolu’na yakışmıyor. Ben şaşırıyorum yani. Ne demek istediklerini bana tam anlatsınlar. Bediüzzaman artık unutulması mı gerekiyor Bediüzzaman’ın? Devri mi geçti Bediüzzaman’ın? Neyi kastediyorsunuz? Bunu mutlaka anlatmanız lazım. Gerçi geçenlerde ben bu eleştirimden sonra hemen apar topar birini çıkarttılar bir kardeşimizi Nur talebesi o da konuşuyor ama şu an Samanyolu şaşar beşer Hoca’nın yaylası gibi. Mehtap TV de Hocamızın yaylası gibi esip, savuruyor istediği gibi. Bütün Ehl-i Sünnet eserlerini bir kenara koydu adam, ‘’Yüzde doksan beşi geçersiz’’ diyor. Hatta ‘’daha da üstünde geçersiz’’ diyor. Kardeşim ne kalıyor o zaman? Yani biz hadislerden alıyoruz bu bilgilerin çok büyük bir bölümünü. Üstelik Kütübü Sitte’yi de geçersiz hale getiriyorsun. Hz. İsa (a.s.) ile ilgili açıklamalardan kurtulmak için Buhari ve Müslim’i de etkisiz hale getirdi. Onlardan da vazgeçti. Bu ne paniktir ya sen seni panik durduracak mı İsa (a.s.)’nın inişini? Mehdi (a.s.)’nin çıkışını durduracak mı? Lulin bak bağırta bağırta geldi. Durduracak mısın sen Lulin kuyruklu yıldızını? Halley kuyruklu yıldızını durduracak mısın? Fırat’ın suyu kesildi, durduramazsın ki olacak bunlar. Mesela Irak işgal edildi, Peygamberimiz (s.a.v.) ‘’Irak işgal edilecek’’ diyor, Mehdi (a.s.) zamanında işgal edildi. ‘’Afganistan işgal edilecek’’ diyor bakın verdiği ülkeler, iki tane ülke veriyor Peygamberimiz (s.a.v.), üç ülke veriyor. Biri Azerbaycan; Müslümanlar’ın yoğun olduğu, Afganistan ve Irak hepsi oldu. ‘’İran ile Irak savaşacak’’ dedi, ‘’Mehdi (a.s.) döneminde’’ o da oldu.
OKTAR BABUNA: ‘’Galibi belli olmayacak’’ diyor, galibi yoktu.
ADNAN OKTAR: ‘’Yenişemeyecekler’’ diyor, yenişemediler hakikaten. Bunlardan bahsedilmesinden tedirgin olmak biraz garip, yani biz sürekli gündemde tutacağız. Çünkü bunun sonucunda, Mehdi (a.s.) çıktığında hayat bayram yerine dönecek.
SUNUCU2: Peki neden bu kadar panik içindeler, yani insanların bilmesinden, tamam hani dünyadaki değişimlerden korkuyor olabilirler de asıl sebebi nedir yani bu kadar paniğin?
ADNAN OKTAR: Şimdi eğer Mehdi (a.s.) kabul edilirse Evanjelikler’in bütün planı ortadan kalkmış oluyor. Yani Armegedon ortadan kalkmış oluyor. Mesela Cübbeli diyor ki; ‘’Mehdi (a.s.) çıktığında’’ diyor, ‘’Şiileri ve Caferileri kesecek’’ diyor, ‘’Vahabileri kesecek’’ diyor. Diyor mesela ‘’Aleviler, Bektaşiler, Hristiyanlar, Museviler’’ yani zaten onlar en başta kesilecek oluyor. Aleviler en sona kalmış oluyor aslında Şiiler. Şimdi bakın bir kere Hristiyanların ve Musevilerin kesilmesi fikri gerekiyor Armegedon için yani hepsinin doğranması. Cübbeli ‘’doğranacak hepsi’’ diyor. Arkasından Müslüman kardeşlerimizin de doğranması gerekiyor. Bektaşi, Alevi, Vehhabi, Caferi, Şii.
Göster o film burada mı? Göster.
Şimdi bakın Vehhabi doğranıyor, Caferi doğranıyor, Şii doğranıyor, Aleviler doğranıyor, Bektaşiler doğranıyor, Museviler zaten en başta doğranıyor alayı yani ne kadarı varsa Hristiyanlar doğranıyor. İşte Armegedon. Evanjelikler’e soruyoruz, kimler doğranacak diyoruz? Sayıyor onlar da; ‘’Katolikler, Ruslar, Türkler, bütün İslam ülkeleri, hepsini doğrayacağız’’ diyorlar. Bak kadın bayağı güzel, gösterişli bir kadın. ‘’Atların boynuna kadar kan çıkacak’’ diyor, ‘’ben bizzat kendim kılıçla ben kendim doğrayacağım’’ diyor. Bak iki taraf da doğrama edebiyatı yapıyor. Mehdi (a.s.) ne diyor? ‘’İkiniz de şu doğrama işinden vazgeçeceksiniz’’ diyor. Doğrama istiyorsan doğramacı ol, değil mi? Ondan sonra mobilya yap madem meraklısın, doğrama atölyeleri var biliyorsun. Alüminyum doğrama, kereste doğrama. Verelim ellerine kereste doğrasınlar adam doğrayacaklarına. Doğrama işinden vazgeçecekler. Damla kan akmayacak, burunları da kanamayacak, savaş da olmayacak, bütün silahları eriteceğiz, hepsini sanayide kullanacağız, silah da olmayacak. İsa Mesih (a.s.) de bunu yapacak, Mehdi (a.s.) de bunu yapacak. Açık açık hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olarak bu müjdeyi şimdiden veriyoruz. Müsaade yok, yapabiliyorsanız yapın, bir görelim bakalım? O kadar. Şimdi anladın mı neden o kadar desteklendiğini? Yani bak adam Armagedon’un oluşması için tam malzeme. Habertürk durduk yere onu çıkartmaz. Yani tabi Armagedon için çıkartmıyordur yahut Cübbeli ‘’Ben Armagedon’u yapayım diye’’ çıkmıyordur. Ama haberi yok Armagedon’a hizmet ettiğinden. Yani çok cahil yetiştirilmiş, neyin neye sebep olacağından haberi yok. Ayrıca bunu, Cübbeli’yi Evanjelikler görse alınlarından öperler. ‘’Bu kandan bahsediyor, bu tamam’’ diyorlar, ‘’çok mübarek bir insan’’ Çok severler Evanjelikler. Barışı, kan dökülmeyi istemeyenleri deccal ilan ediyor Evanjelikler. Mesela ben dedim ‘’Kan dökülmeyecek’’ dedim, ‘’Müslümanlar kan dökmeyecek’’ dedim, ‘’Damla kan akmayacak’’ hadislerden. ‘’Sen’’ dediler, ‘’direk deccalden bahsediyorsun’’ dediler. Kim deccalmiş, kim Mehdi (a.s.) imiş yakında görecekler, inşaAllah? İsa Mesih (a.s.)’in varlığından haberleri yok, gelişinden haberleri yok. Aslında Papa’nın haberi var. İsa (a.s.)’nın geldiğinden haberi var. Fakat nerede olduğunu bilemiyorlar. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerini ziyarete gittiler Kıbrıs’a. Fellik fellik arıyorlar yani İsa Mesih (a.s.)’i. Bir Kardinal de panik oldu diyor ki; ‘’gelse de’’ diyor, ‘’gerçekten İsa (a.s.) gelse de biz ona uymayacağız’’ diyor. Kardeşim niye panik oluyorsunuz? Papa’nın benle de görüşme isteği varmış. Aramızda kalsın da yani pek benim de ağzımda bakla ıslanmıyor. Herhalde bir şeyler soracak, inşaAllah. Gittik, ayaklarına gittik orada değil mi bak deccali boğmak için gittiler orada bütün deccal taraflarını topladılar. “İnsanlar tesadüfen olmuş’’ diyen adamlarla beraber Kardinal’ler ayin yaptılar birlikte. ‘’Allah yaratmadı, tesadüfen oldu’.’ diyen adamlarla. Sen gittin, kül gibi oldu renkleri, kaçtılar adımdan bahsedince. Nefesimi hissettiler, nefesimi. Fotoğrafları var, adam kül gibi kulaklarına kadar. Tansiyon kaç, altıya kaç olmuştur o? Altıya üç falan?
OKTAR BABUNA: Bayılacaktı. Hazırlanıyordum, kaçtılar böyle.
ADNAN OKTAR: Altıya üç oldu.
OKTAR BABUNA: Her şey iyiydi oraya kadar, gülüyorlardı oraya kadar.
ADNAN OKTAR: Bayağı keyifleri yerindeydi.
İsa (a.s.)’nın nerede olduğunu anlamaya çalışıyorlar, İsa Mesih (a.s.)’in. Söylemeyiz, söylemeyeceğiz sonuna kadar, vakit, yeri gelinceye kadar. Zaten izin olmaz yani, inşaAllah, Allah’ın izniyle. Mehdi (a.s.) nerede? Onlar zaten biliyordur Mehdi (a.s.)’yi. Onlar o Mehdi (a.s.) ile alıp veremedikleri olmaz. Mehdi (a.s.)’yi zaten anti-Christ olarak görürler onlar. Yani Mehdi (a.s.)’nin onlar için öyle bir şeyi yoktur. Ama Mehdi (a.s.) de yetmiş kat örtünün içerisinde, Mehdi (a.s.)’yi de göremezler. İlmi ledün ile, ilmi batın ile kendini gizlemiştir Mehdi (a.s.). Yani ‘’asla’’ dersin, ‘’Bu adam olmaz yani mümkün değil’’ diyecekler, ‘’imkansız bu Mehdi (a.s.) olamaz’’ diyecekler. O onun örtüsüdür Mehdi (a.s.)’nin. O örtüyü kaldırsın yine örtüyü kaldırsın yine der ‘’Bu imkansız olamaz’’ diyecek. Hatta diyor ki bak; Medine’nin alimi o perdeleri gördüğü için o perdelemede ‘’Asla Mehdi (a.s.) olamaz’’ diyor, Peygamberimiz (s.a.v.), hadis var. ‘’Medine’nin alimi gelir’’ diyor, ‘’hatta’’ diyor, ‘’bu bir sapkın’’ diyor, yani Evanjelikler gibi diyecek onlar da Mehdi (a.s.) için. Yani ‘’anti-Christ’’ diyor, Evanjelikler Mehdi (a.s.) için.
SUNUCU2: Peki en sonunda Mehdi (a.s.) buymuş denecek mi, bilinecek mi, görünecek mi?
ADNAN OKTAR: Demeseler kaç olur yani? Yani söke söke, eze eze. Mehdi (a.s.)’nin özelliği odur. Deccalin eşeğine zaten binmiş durumdalardı ve anırıyorlardı, anırtıları kesilecek, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah demiştiniz Hocam ‘’Teberrüken yani Hazreti Peygamberin (s.a.v.) hırkasını giydiğinde, kılıcını kuşandığında yer yerinden oynayacak, kalpleri sağlam olmayanlar orada…’’
ADNAN OKTAR: Evet bak ta ecdat İstanbul’u özel olarak Mehdi (a.s.)’nin geleceği bilindiği için bütün Kutsal Emanetleri İstanbul’a getirmiştir. Hadislerde biliniyor Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’da çıkacağı, burada çıkacağı biliniyor. Bütün hadis kitaplarında var.
Bitmiş? Ne yapalım o zaman biz de HarunYahya.TV’den devam ederiz, evet inşaAllah.
Radyo programları
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...