SUNUCU: İyi geceler. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR:“Hocam selamün aleyküm” diyor. Ve aleyna aleyküm selam. Efendim, diyor ki “Şeyh Ahmet Yasin Hocamız sizin için ‘arslan’ diyor” diyor,” Ahmet Yasin Hocamız da arslan maşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız da arslan. Efendim, diyor ayrıca “Cübbeli hakkında Şeyh Nazım Hocamızın görüşü nedir?” diyor. Tamam onu anlatırız, düşüncesini. Şeyh Nazım Hocamızın ziyaretine gitmişti Cübbeli. Şeyh Nazım Hocamız için “Kutup” diyor. Doğru, ben de aynı şeyi söylüyorum. Kutuptur Şeyh Nazım Hocamız. Çok seviyoruz. Dünya tatlısı, dünya iyisi mübarek bir insandır Şeyh Nazım Hocam. Mütevazi, şakacı, hoş sohbet, candan, değil mi? Sevgi dolu. Allah sağlığını, sıhhatini, iyiliğini, muhabbetini artırsın. Var mı o film?
TEKNİK EKİP:Hazır.
ADNAN OKTAR:Adil kardeşimiz sormuş. Ona cevap olarak veriyoruz.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Evet bu Hocamızın, Şeyh Nazım Hocamızın buradaki konuşması hüccettir, delildir. Yani bu neyse, buradaki anlatım artık geçerlidir. Yani bunun üstüne bir beyan olmaz, bir konuşma olmaz. Bu tamamdır. Yani buradaki mantıktan ne anladıysa Adil kardeşimiz, bu düşünceden ne anladıysa o. Hocamız da çok doğru anlatıyor, ilhamla konuşuyor, hayırlı konuşuyor, doğru konuşuyor. Bunun üstüne ilave olmaz artık. Yani ilave geçerli olmaz. Bu sözle kalır artık o. Yani bir adım ilerisine gitmek olmaz. Çünkü kutuptur Hocamız. Şeyh Nazım Hocamız kutuptur. Onun dediği tamamdır.
Ne diyor kardeşimiz? “Sayın Hocam, şu an sizi TV Kayseri kanalından canlı olarak izliyorum” demin için söylüyor. “Sizi bazı kanallarda izledim ve görüşleriniz, konuşmalarınız güzeldi” diyor. Şimdi de izlerken hoşuna gitmiş. Yine devam ediyor demek ki kardeşimiz. “Başka din adamları hakkındaki görüşlerinize şaşırdım” diyor. Şimdi olmadı. Yani biz delillendiriyoruz. Yani ne diyeyim? Ben de mi şahs-ı manevi diyeyim? Mehdi (a.s.) için. Ben de mi Kuran’ın açık hükmünü, dilimi eğip büküp yanlış bir anlam vereyim? Yani bir Hıristiyan ölürken, can çekişirken son anda iman edecek ve o imanı geçerli olacak mı diyeyim? Kuran, “geçerli olmaz” diyor Cenab-ı Allah. Ben de “geçerli olmayacak” diyorum. “Ve doğrusu, İsa (a.s.)’ın gelmesi ve İslam ahlakını dünyaya hakim etmesidir” diyorum, değil mi? Yani burada biraz acayiplik var. Efendim, bir de böyle ben öyle klasik Hocaların bir kısmında görüyoruz ya; işte Şaşar Beşer’de yahut şunda bunda. Ben öyle sıkıcı bir üsluptan hoşlanmıyorum. Ben samimi üsluptan hoşlanıyorum. Ben göğe bakarak böyle müzik eşliğinde ruh gibi konuşmak da istemiyorum. Ağır ağdalı böyle görünmek de istemiyorum. Evde neysem, sokakta neysem, herkesin yanında neysem o şekildeyim. Ben özel pozlara falan girmek istemiyorum. Çünkü adamla normal konuşuyorsun, bayağı samimi konuşuyor. Televizyona çıkıyor adam, bambaşka adam oluyor. Dümdüz konuşsana. Poza, oyuna ne gerek var yani. Bir de ben yani “Şeyhim” de demiyorum; “allameyim, alimim” de demiyorum. Halktan bir insanım ben.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnanmıyor musun Oktar?
OKTAR BABUNA:Hocam, 300 kitabınız var ve dünya çapında Darwinizmi yerle bir ettiniz maşaAllah. Ve dünyadaki bütün Müslümanlar sizi örnek alıyor Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:O zaman yanlış düşünüyormuşum ben, büyük alimim. Öyle mi diyeyim?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, maşaAllah maşaAllah.
ADNAN OKTAR:O kitapları yazan Allah. Allah yazdırıyor. Biz vesile oluyoruz. Ben, Allah’ın zavallı, gariban bir kuluyum. Yani bir özelliğim yok benim. Müslümanım sadece, düzgün bir Müslüman inşaAllah.
Bak bu da gene bayanlara kafayı takmış. Kardeşim etmeyin, dünyanın yarısı hanımdır. Yedi milyar dünya varsa, üç buçuk milyarı hanımdır. Ben onları seviyorum.
Efendim, diyor ki “Alkol kullanan kişilere ne diyorsunuz? Kumar oynayanlara ne diyorsunuz?” diyor. Kumar haramdır. Kuran’ın açık hükmü var, Allah’ın açık ayeti. Bunu cübbelisi cübbesizi hiç kimse değiştiremez. Net hükümdür yani. Ne diyeceğim, tabiî ki haramdır, yani. “Alkol”, açık Kuran’da hüküm vardır. “İçki, fal okları,” değil mi? Kumar, “Şeytanın işinden bir pisliktir” diyor Cenab-ı Allah. Bitti. Yani haramdır. Ama bak, harama “haram” derim. Helale “haram” dersen, o olmaz. Bana yeni yeni haramlar çıkartmayın. Kardeşim, kaç tane haram olur? En az bir milyon tane haram sayıyorlar bize. O zaman hayat olmaz ki. Haramlar Kuran’da belirli, hadislerle de açıklanmıştır, o kadar. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) zamanındaki şekil esastır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Ayeti okuyorum Hocam sizin söylediğiniz konuyla ilgili. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.”
ADNAN OKTAR: Adam alenen yalan söylüyor, “haram” diye. Haram olması için delil olması lazım. Nereden çıkartıyorsun, değil mi? E kardeşim, yemek yiyeceksin mesela “haramdır” diyor. Allah Allah, “nereden çıkarttın?” diyorum, “hurafeden çıkarttım” diyor. Hurafeyi al, heybene koy. Hurafeyle bizim işimiz yok. Bana Asr-ı Saadet’ten örnek ver, Ömer Nasuhi Bilmen’den örnek ver, hadisten, Kütüb-i Sitte’den örnek ver. Tamam, onun dışında bana gelme inşaAllah.
Benim ağır ağdalı Hoca havalarına girmemi istiyorlar.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Böyle yutkunarak, damak döverek falan, “efendim, öhöm, şey” falan diye. Ben öyle konuşmak istemiyorum, sıkılıyorum ben Allah Allah. Dümdüz konuşmaktan hoşlanıyorum ben. Samimi olmaktan hoşlanıyorum. Nasıl, zaten yapamam öyle bir şeyi ben. Acayip sıkılırım yani.
“Selamun aleyküm. Hocamıza bir soru” olmaz, “bir soru sormak istiyorum” diyeceksin. “Hocam, birkaç defa ‘1999’da şeytan bir hakikati görüp kaçtı’ gibi bir şey söyledi. Programın akışına uygun olursa o konuyu anlatabilir mi?” Sinan, söyledik ya anlatmayacağım, diye.
“Selamun aleyküm değerli Hocam. Nemesis’in Allah’ın dilemesiyle fırlattığı göktaşının güneşin batıdan doğmasına sebep olacağını daha önce anlatmıştınız” diyor. Doğru, anlatmıştık. Evet, Ersin.
Ankara’dan Atilla Polat. “Hocam, selamun aleyküm” Aleyküm selam. “Şu anda Üstad Said Nursi Hazretleri’nin, Risalelerdeki Hazreti Mehdi (a.s.) ve Hazreti İsa (a.s.) ile ilgili konuşmalarını okuyup, olduğu gibi kabul eden kardeşler var”. MaşaAllah, ne güzel. Bize bunları bildirsinler kardeşlerimiz. Müjde olur. Risale-i Nur’da ne yazıyorsa olduğu gibi alan, böyle dil eğip-bükmeyen, oyun oynamayan yani çocuk gibi tevil etmeye kalkmayan, milleti doğru olmayan bilgilerle yönlendirmeye kalkmayan kardeşlerimiz varsa, onlara sevgilerimi iletiyorum. “Karşılaştığımız zaman gerçeği gören kardeşlerimizin tahkiki imanı elde ettiklerini ve Hazreti Mehdi (a.s.) talebesi olduklarını söyleyebilir miyiz?” E tabiî ki, Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’na tam tabiiyse bir insan Mehdi (a.s.) talebesidir. Ama dil eğip büküp oyun oynuyorsa, o zaman olmaz. Yani “Zata şahıs, şahs-ı manevi, şahs-ı manevi’ye zat, sandalyeye kapı” diyorsa, “Göğe yer, yere gök, siyaha beyaz, beyaza siyah” olmaz. O zaman Risale-i Nur’un tamamı ortadan kalkar. O zaman biz de Said Nursi diyeceğiz, yok orada başka bir insandan bahsetti diyecekler. Yani son derece mümkün. “Said” çünkü güzel karakterli anlamına geliyor. Nursi de nur. “Burada güzel karakterli ve nur, nurlu bir insan kastedilmiştir. Dolayısıyla Said Nursi’den bahsedilmemiştir” dense, ben ne diyeyim ben bu adama? Olur mu böyle tevil? Said Nursi’den bahsediyor işte açık. “Zat” dedin miydi, “o zat” diyor artık yani, kişi, insandır. “O zat dedi. Yok şahs-ı manevi demiştir” derse; o zaman bütün cümlelerin tamamı geçersiz olur. Bir de bunun yönetilmesini kim yapıyor? Onu da öğrenmek lazım. Yani buna kim karar veriyor? Kelimeleri bambaşka şekilde yorumlamayı öğreten hazret kimdir? Bir de bunu öğrenmek lazım.
“Hocam selam” Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü “Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım “Ey iman edenler, sabredin. Düşmanlarınıza karşı sabırlarda yarışın. Cihat için (cehd için) hazırlıklı olun. Nöbet bekleyin. Allah’tan korkun ki kurtuluşa erebilesiniz” (Al-i İmran Suresi, 200) Hocam bu ayetin Ahir zamana bakan bir yüzü var mı inşaAllah? Açıklarsanız çok sevinirim. Belki daha önce açıklamış olabilirsiniz ama benim dikkatimi yeni çekti inşaAllah” diyor. “Ey iman edenler,” kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey iman edenler, sabredin” sabır; güzel ahlakta devamlı olmak. Yani sabır, tahammül anlamında değildir. “Düşmanlarınıza karşı sabırda yarışın” yani “Allah’a, dine karşı olanlara karşı yapılan mücadelede, ilmi mücadelede kararlı olun, gece dersleriyle, sohbetlerle, konuşmalarla, radyo, televizyon, internet, kitaplarla, ısrarlı anlatımda, ısrarla güzellik göstertmekte, ısrarla onların ters tavırlarına karşı müşfik ve merhametli, güzel davranmakta sabırlı olun ve sabırlarda yarışın” diyor Allah. “Cehd için hazırlıklı olun” kitaplar çıkartın, yazılar hazırlayın, televizyon kanalları kurun, matbaalar oluşturun, demokrasiyi savunun, fikir özgürlüğünü savunun. Anlamı bunun yüzlerce. “Nöbet bekleyin” tamam, mesela bak akşam nöbet bekliyoruz şu an, nöbetteyiz, değil mi? Bak insanlar yatıyor, biz ayaktayız. Gece saat kaç? 01:00‘e geliyor, evelAllah, nöbetteyiz inşaAllah. “Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz” Allah’tan korkmayan her şeyi yapar. “kurtuluşa eresiniz” diyor Allah, inşaAllah.
Bir de kardeşim, eleştiren kardeşler, anlatan kardeşler bir kere bana diyecekler, “Hocam” diyecek, “Ben İttihat-ı İslam’ı istiyorum” bir onu yazacak önce, beni eleştirmeden önce. “Türk-İslam Birliği’ni de istiyorum, Mehdi (a.s.)’yi de bekliyorum, Hz. İsa (a.s.)’a da aşkla bağlıyım, onu da çok seviyorum, onu da bekliyorum” diyecek, sabaha kadar bana isterse küfretsin, sabaha kadar istediğini söylesin. Ama bunu bana söylemiyorsa olmadı. O zaman derim ki “Herhalde Cübbeli bunları bir yerinden üfürmüş ya sağ kulağından ya sol kulağından, ya burnundan Cübbeli üfürmüş” derim. Veyahut Şaşar Beşer hata işler, bir hata sonucu bir yerlerine üflemişler; ya kulağına ya burnuna, değil mi? Şüpheli bu. Kardeşim, nasıl bir Müslüman İttihat-ı İslam’ı istemez, İslam Birliği’ni istemez, Türk-İslam Birliği’ni istemez, değil mi? Nasıl şefkati, merhameti, sevgiyi istemez, affediciliği istemez? Anlatsana. Nasıl Mehdi (a.s.) aşkıyla yanıp tutuşmaz? Hz. İsa (a.s.)’nın aşkıyla yanıp tutuşmaz, değil mi? İstemiyorsun. İsa (a.s.)’nın gelmesini istemiyorsun. Mehdi (a.s.)’nin çıkmasını istemiyorsun. İttihat-ı İslam’ı istemiyorsun. Türk-İslam Birliği’ni istemiyorsun. Ne istiyorsun sen, değil mi? E o zaman adama sorarlar yani inşaAllah. Dangalaklık yapanı tabiî ki küçük görürüm. Büyük mü göreceğim yani? “Niye küçük görüyorsunuz?” diyor. Tabii ya. Kuran’a savaş açmış adama ne diyeyim ben yani? Beğeniyorum mu diyeyim? Eleştirdin mi zaten küçük düşmüş oluyor. Yani ilmi yönden küçük düşmüş olur. Daha iyi işte, kendini toparlar. Açıklansın, değil mi? Anlatsın, doğrusunu göstersin. Doğruyu anlatsın. Büyümez ki yani Kuran’a karşı tavır alan bir adam, hadise karşı tavır alan büyümez.
Kardeşim, evde ayrı sokakta ayrı falan, ben öyle değilim. Ben evde de deli doluyum, neşeliyim, canlıyım. Sevgimi ifade ediyorum, konuşuyorum, burada da aynıyım. Mesela adam geliyor, ekranda kazık gibi bir hava veriyor böyle, ağır ağdalı, değil mi? Eve gidiyor adam, mastika oynuyor. Entariyi giyip, efendim, oryantal yapıyor. Var bir bildiğim ki söylüyorum, değil mi? Eve gidiyor, soytarılık yapıyor. Bizim içimiz dışımız bir. Ben delikanlı adamım. Neysem oyum evde de. Aynı, konuşma üslubu olarak da aynıyım yani.
OKTAR BABUNA: Hem de ne delikanlı, Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, şeffaf adamım. Allah Allah. “Ben alimim” demiyorum. Ben yani alim, nasıl insan alim olsun? Yani, Allah ne söylerse, ne ilham ederse insan onu söyleyebilir. Kaderimde ne varsa onu söylerim. Ama coşkuluyum, herkesi seviyorum. Yani küfre bile acıyorum adamlara. Yani öyle bir şeyim yok, komünistlere falan şefkat duyuyorum. Gelse ben bayağı saygı gösteririm burada yani. E geliyorlardı daha önce röportaj da yaptık, komünist arkadaşlar. Yani acayip saygı gösteriyorum, şefkat gösteriyorum. Öyle bir insan değilim ben, inşaAllah.
Madem öyle kerata Mustafa, alayını birden anlatacağım, devam edeceğim. Rahatsız olmuş çünkü. Yani kardeşim ne güzel işte biz, şahs-ı manevi konusunda yanlış yönlendirme vardı, tapu gibi izah edip anlatıyorum. Benden başka da anlatan yok, inşaAllah. Var ama az sayıları yani, o kadar dikkat çekmiyor. Madem Mustafa, sen bu kadar kıl oldun anlattıklarıma, ben de anlatacağım, devam edeceğim.
Bak, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 9;“Bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor Bediüzzaman, “sonra gelecek”. Kardeşlerim yazsınlar, herkese sorsunlar. Bak; “sonra gelecek” diyor, “sonra” bir. Bak numaralı olarak yazsınlar; “sonra” bir, “sonra gelecek”. İki; “o mübarek zat” iki. “Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek” Risale-i Nur’u açacak, televizyonlardan, radyolardan, gazetelerden herkese anlatacak, Risale-i Nur’da insanlardan gizlenen hakikatleri alenen beyan edecek. Çünkü; “gerçek sahibi” diyor Bediüzzaman. Bak; “gerçek sahibi Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor, “Risale-i Nur’un gerçek sahibi” diyor. Gerçek sahibi olan Mehdi (a.s.) ne yapacakmış? Risale-i Nur’un hakikatlerini herkese bağıra bağıra anlatacakmış. Ben de Nur talebesiyim. Bana da anlatacak inşaAllah, ben de dinleyeceğim. Kardeşlerimiz yazsınlar, bak bir daha söylüyorum; “sonra gelecek o mübarek zat”. Bak, “sonra gelecek” kim? “O mübarek zat” kim? “Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek” Bunu da nasıl yapacak? Bunu da sorsunlar. Çünkü Risale-i Nur her yerde okunuyor. Ama Mehdi (a.s.) ayrıca bir, “neşr ve tatbik edecek” diyor, Bediüzzaman. Şimdi, Risale-i Nur’u kimler neşr ediyor? Mesela Sözler Yayınevi var, Tenvir Yayınevi var. Geceli gündüzlü neşriyat var. İnternet siteleri var, radyolar var, her yerde Risale-i Nur yayınlanıyor. Bediüzzaman, bunu esas almamış. Bunu kabul etmiyor. Yani bunu, bu sözündeki anlattığı bu değil. Yani; Risale-i Nur’un anlatılacağını biliyor, ‘tohumlar’ olarak belirtiyor onu. “Risale-i Nur anlatılacak, Anadolu’da yayılacak, herkes bunları, bu hakikatleri dinleyecek” diyor. Ama burada anlattığı Risale-i Nur dersi ayrı. Bu özel. Bak, iki türlü Risale-i Nur anlatımından bahsediyor. Bir; Risale-i Nur’un sahipleri olan Nur talebelerinin anlatımından bahsediyor. “Bunlar anlatacaklar” diyor, “Bu gençler. Onlar bir tohum” diyor, “Bütün Anadolu’da, her yerde anlatacaklar” diyor. “Türkiye’ye de dünyada her yerde anlatacaklar. Gece dersleri yapacaklar, özel dershaneler kuracaklar” diyor. “Kursunlar” diyor, ayrıca. Fakat burada anlatılan ikinci bir Risale-i Nur dersi var. Ayrı bir ekibin ayrı bir şahsın anlattığı Risale-i Nur’dan bahsediyor. Ben bunu merak ediyorum. Bu ne acaba? “Bu hakikatten anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek” İşte bu kilit bir konu; Bediüzzaman, bunu çok esaslı bir konu olarak ele almış, hayati bir konu olarak ele almış. Mehdi (a.s.)’nin Risale-i Nur’u anlatması ayrı. Nur talebelerinin anlatması ayrı, Mehdi (a.s.)’nin anlatması ayrı. Eğer yanlış anlıyorsam; adres belli, yazsınlar bana yani. Veyahut herhangi bir insan, bir mantık bozukluğu varsa hemen bana söylesinler. E kardeşim, öğrenmek istiyorum. Yani, bilmiyorum; yani Türkçeyi ben böyle anlıyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, öyle Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın; “bu hakikatten anlaşılıyor ki” bir hakikat var; buradan anlaşılıyor ki, yani “netleşiyor” diyor. “Sonra gelecek o mübarek zat” yani, Mehdi (a.s.). “Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek” Acaba Mehdi (a.s.) Risale-i Nur’u nasıl anlatacak? Risale-i Nur’dan ne gizlenecek ki, o açıklayacak? Ne söylenmeyecek ki, o açıklayacak? Demek ki Risale-i Nur’da bir kısım bazı hakikatler halktan gizlenecek, yasaklanacak. Nur talebelerinin epey bir bölümü yahut bir kısmı bunu söyleyemeyecek veya söylettirilmeyecek. Mehdi (a.s.) de çıkıp bağıra bağıra anlatacak. Ben böyle anlıyorum. Eğer yanlış anlıyorsam; uyarsınlar, buradan aynısını yeniden söyleyeyim.
Oktar Hocam, anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siteyi sormuştunuz; şu an SelamHaber.com sitesi de sizi canlı yayında veriyor Hocam, gözüküyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Helal olsun kardeşlerimize. Koç yiğit onlar, koç.
Evet, neydi o keratanın ismi? Kerata kötü bir şey değil, değil mi? Ben “kerata, kerata” diye kullanıyorum ama bakın kerata nedir?
OKTAR BABUNA: Bakıyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aman neme lazım yani şimdi. Neymiş? Kötü mü anlamı yoksa?
OKTAR BABUNA: “Küçüklere sevgiyle söylenen bir sitem sözü” diyor. Yaramaz çocuklara.
ADNAN OKTAR: E tam yerinde o zaman bak. “Küçüklere söylenen bir sitem sözü” Yaşı küçükse, tamam.
OKTAR BABUNA: Yaramaz çocuk anlamında, küçük anlamında.
ADNAN OKTAR: Ama “sevgiyle”.
OKTAR BABUNA: Evet sevgi.
ADNAN OKTAR: Sevgi. E tam bak olayım yani, tam isabetli konuşma.
Seni Mustafa Arslan seni. Bak, dinle bakalım. Anlatacağım, yani devam edeceğim kerataya, inşaAllah.
Bak, Bediüzzaman ne diyor; Muhakemat, sayfa 52’de. Bediüzzaman’ı yalancı ilan edenlere buradan sesleniyorum, hâşâ. “Seyyid olmayan” yani seyyid değil; neslen, ırken, genetik olarak seyyid olmayan; “seyyidim” demesi , “ve seyyid olan”ın da seyyid olduğu halde” ırken, genetik olarak seyyid olduğu halde, “ben seyyid değilim” diyenin, “diyenler, “ikisi de günahkar”, “harama girmiştir” diyor, Bediüzzaman “ve duhul ve huruc (isyan) haram oldukları gibi” yani, “alenen harama girerler” diyor, Bediüzzaman. Yani, “Seyyid olmayan ‘ben seyyidim diyemez” diyor. Bediüzzaman çıkıyor, ne diyor? “Ben seyyid değilim” diyor. “Ben seyyid değilim” diyor. Burada da ne diyor? Bak diyor ki; “Seyyid olanın seyyid değilim demesi haramdır” diyor Bediüzzaman “ve günahkâr olur” diyor. Arkadaşlarım çıkıp, ne diyorlar? “Bediüzzaman evet, bu harama girmiştir arkadaşım” diyorlar. “Seyyid olduğu halde; ‘Ben seyyid değilim.’ diyerek bu harama girmiştir” diyorlar. Ben de onu diyen arkadaşların doğru söylemediğini söylüyorum ve iftira attıklarını söylüyorum, Bediüzzaman’a. Böyle bir haramı Bediüzzaman işlemez. Yapmaz.
Oktar Hocam, bunu çok ısrarla söyleyelim. Bak diyor ki, bakın. Bunu da kardeşlerimiz yazsınlar, Bediüzzaman’ın bu sözünü, Muhakemat, sayfa 52, Muhakemat, sayfa 52; “Seyyid olmayanın ‘seyidim’ demesi, seyyid olanın da ‘seyyid değilim’ demesi; her ikisi de günahkar ve harama girmişlerdir” diyor, Bediüzzaman. Açsın, baksınlar; “Hadis ve Kuran'da dahi, ziyade veya noksan etmek memnu'dur (yasaklanmıştır)” Bu neye benzer diyor Bediüzzaman? “Kuran’a bir ayet ilave etmek veya bir ayet çıkarmak gibidir” diyor, “Veyahut hadise bir ilave yapmak veya çıkarmak gibi” Yani mesela Kuran’da açık hüküm var, değil mi, bir ayet? Bir ayeti çıkarırsa adam, ne olur? Haram olur. Eklerse ne olur? Haram olur. “Bunu gibi haramdır” diyor. Ne diyorlar? “Bediüzzaman bu suçu işlemiştir” diyorlar. Yani “Seyyid değilim” diye açıkça ayan beyan beyanları var. “Bunu söyleyerek” diyorlar, “seyyid olduğu halde, alenen seyyid olduğu halde seyyid değilim diyerek bu haramı işlemiştir, bu günaha da girmiştir. Bu kadar çirkin bir cesarete sahiptir” diyorlar.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Allah’tan korkun kardeşim. Vefat etmiş bir insanın arkasından böyle nasıl konuşuyorsunuz? Bediüzzaman benim canım, o benim ruhum, etim, kemiğim. Benim değerli Hocama, benim dünya tatlısı Hocama, otuz yılı hapiste geçmiş bu koç yiğide, bu yiğit Hocama, bu büyük müceddide böyle bir iftirayı nasıl uygun buluyorsunuz? Allah’tan korkun. Allah rızası için yapmayın. Her yerde takiye yaptığını söylüyorlar. Kardeşim, ne zoru? Otuz yıl hapiste yatmış, delikanlılığını ispat etmiş, yiğitliğini ispat etmiş. Allah’tan başkasından korkmuyor. Ne zoru da oturup yalan söylesin? Çekinecek ne var? Mehdi (a.s.) değilse, “değilim” dersin; bu kadar, açık yani. Bana soruyorlar; “Mehdi (a.s.) misin?” “Değilim” Yani ben bunu ispat etmekle mükellef değilim ki. Yani aksini adamlar ispat etsinler. “Değilim” diyorum ben, o kadar, değil mi? E Bediüzzaman da sorarsın; “Mehdi (a.s.) değilim” der. E zaten diyemez. Yani haramdır demesi, değil mi? Ya sırf “Mehdi (a.s.) değilim” demek için insan yüzlerce sayfa, ayet ve hadise dayalı olarak yalan söyler mi? Ve ayet ve hadislerle yalanını pekiştirir mi? Niçin böyle bir şeye girsin? Zor bir şey değil i bu; “yok çocuklar, yok evlatlarım, ben Mehdi (a.s.) değilim” der ki demiştir. E yeterli. Yani bunun üstü ne denebilir ki yani?
SUNUCU: Hocam benim bununla ilgili bir sorum vardı. Bediüzzaman kaç yıl esir alınmıştır?
ADNAN OKTAR: Yurtdışında mı?
SUNUCU: Yani.
ADNAN OKTAR: Hapis olarak otuz yıl.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Otuz yıl hapis yattı. Kardeşim, hapishane ikinci adresi gibi benim aslanımın, benim değerli büyük Hocamın. Çıkıyor, altı ay sonra bir daha içeri, iki yıl yatıyor. Bir daha çıkıyor; bir yıl yatıyor. Bir daha çıkıyor; üç yıl yatıyor. Bir daha çıkıyor; iki yıl, altı ay, üç ay… Bakın bütün suçlarının tamamından da beraat etti ama otuz yıl da hapiste yattı.
OKTAR BABUNA: Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hepsinden beraat etti. Suç nedir zaten, dedikleri suç? Ümmetçilik propagandası yapmak, Türk-İslam Birliği istemek, İttihad-ı İslam’ı istemek. Suçu bu. Suç değil bu; şeref, onur, onun büyüklüğü ve güzelliği. Cennet’te Cenab-ı Allah kucaklaşmayı nasip etsin mübarek Hocamla. Dünyanın en tatlı insanıdır, en mübarek insanıdır, maşaAllah. Bir kere rüyamda gördüm. Bak, Peygamberimiz (s.a.v.)’i görmedim. Din alimlerinden hiç kimseyi görmedim. Bir tek Üstadı gördüm. Aynı orijinal şekliyle, kafasındaki sarığıyla, ondan sonra kıyafetiyle, Ankara’da, Hacettepe semtinde, o Balâ otobüslerinin kalktığı yerde, oradaydı. O da çok manidar, mesela Balâ’nın otobüsleri, çok acayip, yani bizim köken Balâ. Orada mesela çok acayip. Otobüse bindi. “Ya” dedim, “Üstadım”. Ya ama konuşmaları tam da aklımda kalmadı. Keşke o zaman yazsaydım. Yani flu aklımda kaldı. Yani, yalnız olduğunu söyledi Üstad sadece. “Kimse yok mu yanınızda?” dedim. “Yok” dedi, “Yalnızım” dedi. Ben acayip gazaplandım, böyle delirdim yani, nevrim döndü. “Siz buyurun” dedim, ondan sonra baktım içeri girdi. Göremedim, baktım, o zaman çok rahatsız oldum. Hemen atladım otobüse, hemen peşinden bindim. Ama ondan sonra uyandım inşaAllah. Otobüste öyle var ya şu eskilerden burunlu gagalı otobüsler, eski yani geçti ya onların modası, o tarz otobüsler. Böyle halktan insanlar var böyle sepetlerle biniyorlar böyle biraz bakımsız bir otobüstü, yani var ya Anadolu’da halen kullanılan, çok bakımsızdı. Acayip içerledim yani Üstad’ın yalnız bırakılmasını çok içerledim hem de o şeyi de içerledim yani ortam da biraz şeydi inşaAllah.
Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir haber var Hocam: “Afganistan’da Ebu Gıreyb benzeri işkenceler yapılmış” diye. “ABD askerlerinin, Irak’taki Ebu Gıreyb Hapishanesi’nde yaptığı işkencelerin bir benzerini Afganistan’da da yaptıkları ortaya çıktı. Afganistan’da görev yapan bir Danimarkalı askerin kaydettiği görüntüleri inceleyen Danimarka Savunma Bakanı Gitte Lillelund-Bech, “Ebu Gıreyb benzeri” açıklamasını yaptı. Danimarka olayı büyük gizlilik içinde soruştururken muhalefet Danimarkalı askerlerin de işkence olayına karışıp karışmadığını en kısa sürede açığa çıkarılmasını istedi” diye haber var Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, zaten en büyük eğlencelerinden bir tanesi Müslüman parmağı kesmek, Müslüman kulağı kesmek, onları kurutup koleksiyon yapıyor adamlar. Memleketlerine gittiklerinde övünüyorlar. Yani oradaki esrarkeş gençler falan, şimdi başka özellikleri de var da tek tek söylemeyeyim bizim kulağımıza gelen, yani sapık herifler böyle oradaki annelerimize, kız kardeşlerimize tecavüz ediyorlar ve videoya alıyor adamlar öyle pervasız. İnternete koyuyor. İftihar ediyor adamlar yani “Var mı aksini savunan?” diyor. Cübbeli diyor ki; “Gel beni de öldür burada” diyor. Hâlbuki Türk-İslam Birliği kurulmuş olsa yani onu tahayyül dahi edemezler, değil mi Oktar Hocam? Cıva zehirlenmesinden falan tipler oluyor ya, onlara benziyorlar.
OKTAR BABUNA: EvelAllah, İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakın, yine Mustafa Arslan kardeşim iyi dinlesin (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 9) “Ümmetin beklediği” “ümmet bekliyor” diyor. Gelen, o gelse “Ümmetin beklediği” der miydi Bediüzzaman? Niye yalan söylesin? Ne zoruna yani. “Ben, ümmet bekliyor” diyor muyum şu an? Ben “Mehdi (a.s.) geldi” diyorum, bu kadar. Ne oluyor bana yani ne kayboldu, şu an “Mehdi (a.s.) geldi” diyorum yani, ne oldu? Bediüzzaman “geldi” derdi bu kadar yani ne yapacaklar Bediüzzaman’a ne diyecekler yani? “Ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek zatın” Bak, kendisinden sonra gelecek zat, şimdi Türkçe’de değişiklik yapmış arkadaşlarımız yani Türk Dil Kurumu’na da bildirmek lazım çünkü biz de artık değiştireceğiz mecburen. Zat ne demek biliyor musun Oktar? “Şahs-ı manevi” demek. Kamyon, bu bil bakayım ne demek?
OKTAR BABUNA: Futbol topu.
ADNAN OKTAR: “Futbol topu” demek, evet. Sandalye, söyle ne demek?
OKTAR BABUNA: Kapı.
ADNAN OKTAR: “Kapı” demek, evet. Bu Türkçe değişti. Yeni bir Türkçe var hepimize hayırlı uğurlu olsun inşaAllah. Bir hazret gizliden bunları değiştirdi. Kimin değiştirdiğini de bilmiyoruz. Mesela diyor ki; “Ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek zat” çok açık değil mi burada? “Neyi açıklıyor?” diyor “Ya” diyor “şahs-ı manevi dediğini görmüyor musun burada? Zat zaten şahs-ı manevi anlamına geliyor” diyor. “Ümmetin beklediği” diyorsun, “Bekleme ne demek biliyor musun, ne anlama geliyor?” diyor. Bekleme ne demek, bil bakayım Oktar?
OKTAR BABUNA: “Beklemek” demek Hocam.
ADNAN OKTAR: Yok öyle değil, öyle anlama gelmiyormuş, başka bir anlama geliyormuş. “Beklemek” demek o anı ifade ediyor yani beklememek anlamına geliyor. “Ahir zamanda” demek ne demek? Şu an anlamına geliyor yani Ahir zamanda gelecek anlamını göstermiyor Ahir zaman, şu an. “Zat” demek; “şahs-ı manevi” demek, “üç vazifesinin en mühimi”; “tek vazifesinin en mühimi” anlamına geliyor. “Üç” demek, “tek” demek.
Mustafa Aslan kardeşim ve diğer arkadaşları Allah aşkına böyle mantık, akıl, Kuran içerisinde kalalım, değil mi? Yani yapmayın, etmeyin.
Şimdi Türkçe’deki değişiklikleri yeniden anlatmaya devam edeceğiz. Türkçe değişti. Türk Dil Kurumu’na ben yarın müracaat edeceğim dilekçe ile, değişti. Bir hazret değiştirdi. Bak, mesela “O zatın ikinci vazifesi” diyor. “O zatın ikinci vazifesi,şeriatı” Kuran ahlakının esaslarını, İslam ahlakını, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini “icra ve tatbik etmektir” “O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi” İslam halifeliğini “İttihad-ı İslam'a bina ederek” İslam Birliği üzerine kurarak. Bak, “Hilafet-i İslamiye” bir kere İslam liderliği var. Müslüman liderliği var; Müslüman âleminin lideri olmak var, ilan edilmiş bir liderlik. “İki: İttihad-ı İslam” Bediüzzaman’ın zamanında İttihad-ı İslam oldu mu?
OKTAR BABUNA: Olmadı.
ADNAN OKTAR:Daha hala olmadı İttihad-ı İslam. Olduğunda ben söyleyeceğim acele etmesinler. İttihad-ı İslam’ın kelime karşılığının ne olduğunu anlayacaklar. “İttihad-ı İslam” demek bütün Müslüman âleminin birleşmesine derler İttihad-ı İslam diye. “Hilafet-i İslamiye” demek, bütün İslam âleminin bir lideri olur, manevi bir lider, bir kardeş, bir ağabey, bir sevdiğimiz büyüğümüz, bunun adına derler. İttihad-ı İslam oluştuğunda Müslümanların başına geçen kişiye “Hilafet-i İslamiye” deniyor yani “İslam Halifesi” deniyor, “Müslümanların lideri” deniyor yani inşaAllah. Hilafet-i İslam’dan kasıt budur. Oldu mu Bediüzzaman’da böyle bir şey?
OKTAR BABUNA: Tabii ki olmadı Hocam.
ADNAN OKTAR: İttihad-ı İslam da olmadı. “İsevi ruhanileriyle ittifak edip” daha bu ittifak olacak “din-i İslam'a hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla” katılımlarıyla “tatbik edilebilir” diyor. Bu kuvvet daha yeni oluştu. İslam orduları daha yeni oluştu. İttihad-ı İslam için daha yeni girişimler var mesela vizeler kaldırıldı, pasaport kalkacak inşaAllah. Arkasından anlı şanlı yobazlık hâkim olacak zannediyor bir kısım şahıslar. Bak, boşa hiç böyle ağızlarının salyasını akıtmasınlar. Bak, açıkça söylüyorum. İslam ahlakı hâkim olduğunda ne olacak, sayayım. Hiç hoşlanmadıkları şeyler olacak. Sevgi, şefkat, merhamet, şimdi söyledikçe kafalarına böyle alıp yatağın altına giriyorlardır. Bak, sevgi, şefkat, merhamet, dürüstlük, saygı, güven, sosyal adalet, adalet, bilimde, sanatta, estetikte Altın Çağ, özgürlüklerin alabildiğine genişlemesi, sevginin, aşkın, muhabbetin her yeri sarması, herkesin Allah’tan korkup, herkesin Allah’ı sevmesi, Kuran’a sıkı sıkıya insanların sarılması, Asr-ı Saadet’i buram buram insanların yaşaması. Şimdi biz bunu saydığımızda yobaz takımı tir tir titremeye başlamıştır, değil mi? Çünkü adam ne istiyor? Kan, irin, nefret, öfke, bilim düşmanlığı, sanat düşmanlığı, estetik düşmanlığı, sevinç ve neşe düşmanlığı, sabaha kadar sayarım. İblisin istediği her şeyi istiyor. Biz de buna müsaade etmiyoruz arkadaş, bu kadar yani. Sıkıysa çıkın da yapın bakalım, görelim.
OKTAR BABUNA: Yapamazlar, Allah’ın izni ile.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah o kadar. Bu iblis takımından millet de çok çekiniyor. Ben konuşuyorum falan “Aman Allah esirgesin” diyorlar “Hocam, ya böyle bir şey olursa, ya şeytan galip gelirse?”. Biz onu kuyruğunu koparttık. Kuyruk acısından hoplaya hoplaya kaçıyor şu an. Böyle bir şey olmaz, sadece sevgi.
“Selam Hocam” Aleyküm selam ve rahmetullahu ve berekatuhu. Yılmaz Tanrıverdi Kardeşimiz İstanbul’dan yazmış “Hocam, bu Mehdilik konusunu açınca, Yeni Asyacılar bana “Bu konu hususi konulardır, Üstad hususi ortamlarda bunu konuşmuşlardır, onun için her yerde konuşmak gerekmez” diyorlar. Bu konuda nasıl cevap verelim Hocam? Hocam seyyidlik konusunda “Üstad orada mahkemede öyle konuşmuştur” diyorlar Hocam yani şimdi Üstad mahkemelerden korkuyor mu Hocam? Selam ve sevgiler Hocam” diyor.
Kardeşim, mahkemeden Üstad niye korksun? Zaten alenen söylediği için hapsediliyor. Korksa hapsedilmez ki zaten. Yani usturuplu bir ifade verir, bırakırlar. Hak bildiğini söke söke anlatıyor, takdir mahkemenin. Zaten o yüzden hapsediyorlardı. Ayrıca Bediüzzaman talebelerine de “Ben seyyid değilim” diyor, mahkemelerde söylemiyor ki açıklamaları, mahkemedeki ayrı. Talebelerine konuşmalarında da söylüyor “Ben seyyid değilim” diye. Değil mi? Mahkemede korkup, hakimlerden korkup böyle bir aleni haramı işlediğini söylemek çok ayıp. Bir de mahkeme ona ne desin yani “Seyyidim” derse? “Ben Mehdi (a.s.)’yim” demek mi? Milyonlarca seyyid var kardeşim. Ben de seyyidim, benim abim de seyyid, benim sülalem de seyyid, milyonlarca seyyid, Ankara’da, İstanbul’da bile yüzlerce seyyid var. Mardin, Urfa seyyid kaynıyor, binlerce seyyid var. Seyyid olanı hapse sokacak olsalar, memlekette milyonlarca seyyid hapis çaka çaka dolar. Nerede görülmüş ya “seyyidim” deyince hapse girmek? Yani her seyyid Mehdi (a.s.) mi olmuş oluyor? Bediüzzaman “Evet seyyidim” der “Ama Mehdi (a.s.) değilim arkadaş” der, biter; bu kadar açık. Kardeşim bu karmaşık bir şey mi bu?
OKTAR BABUNA: Değil Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani ne diyeceğimi, ne diyeyim ben bunlara? Mardin, Urfa, Siğirt seyyid kaynar, Kafkaslar seyyid kaynar. Irak, İran milyonlarca seyyid var. Çıkartın mahkemelerde soruldu mu “Ben seyyidim” der evet güzel iftihar ediyorum. “Mehdi (a.s.) misin?”; “Değilim” bu kadar Bediüzzaman’ın diyeceği budur yani, değil mi? Mahkeme ile ne alakası var bunun, yani suçla ne alakası var? Mehdilik’ini reddetmekle ne alakası var? “Mehdi (a.s.) değilim” demek kâfidir, başka bir şeye ilaveye gerek yok. Seyyidliğini de iftihar ederek söyler çünkü haramdır aksi. “Hususi ortamlarda konuşmuştur Bediüzzaman” tamam hususi ortamlarda, zaten mecbur hususi ortamlarda konuşuyor yani Bediüzzaman sürekli tarassut altındaydı zaten. Ev ortamından dışarıda nerede konuşsun zaten Bediüzzaman? Evde konuşuyordu zaten. Talebeleri ile konuşuyor, başka nerede konuşacak? Eğer “Bu konu televizyonlarda, radyolarda anlatılmaz, internette anlatılmaz” diyorlarsa Bediüzzaman zaten kitaplarına koymuş. Dünyanın her tarafında kitaplar milyonlarca satılıyor. Yani şerh edilen eserleri de var. O zaman Bediüzzaman gizli kalacağını söylerdi ve külliyata koymazdı. Külliyata niye koyuyor? Okunsun diye koyuyor. Okunan bir şey gizli olur mu?
OKTAR BABUNA: Olmaz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim mesela Bediüzzaman’ın gizli olduğunu söylediği ve okunmamasını söylediği ancak has talebelerinin okumasını söylediği eserleri vardır; açıklamaları vardır, onlar ayrı. Ama “Bunlar okunsun,” diyor “açıkça okunsun” diyor. “Okunsun” dediği için Risale-i Nur’a bizzat kendi eliyle koydurmuştur. Bizzat kendi zamanında yayınlatmış bu şu kırmızı kaplı kitapları kendisi okumuştur Bediüzzaman “MaşaAllah” demiştir; takdir etmiştir ve dünyanın her tarafında yayınlanmasını istemiştir. Nasıl hususi olmasını istesin o zaman? Değil mi? Hususi olmasını isterse Risale-i Nur’a koydurtmazdı. Risale-i Nur’a koydurttuğu her şey hususiyetten çıkmıştır. Ama mesela “Sırr-ı İnna A’tayna” var. Hangi ayet, şey o muydu? Tam hatırlamıyorum, onu bir bak bakalım Bediüzzaman’ın hangi eseriydi o. Yani gizli olan birkaç eseri var. Şimdi aklımda değil. “İnna A’tayna” Allah-u alem o olması gerekiyor, Kevser Suresi, evet. Onun şerhi onun açıklamasında bazı sırlar var, yanlış aklımda kalmadıysa, o olabilir gizli, başka da yok. Yani olabilir de, bilmiyorum onu sormak lazım. Gizli mutlaka vardır tabii ki. Ne diyorlar?
OKTAR BABUNA: Kevser Suresi değilmiş Hocam; Bediüzzaman’ın eserinin adı “İnna A’tayna”.
ADNAN OKTAR: Tamam, aynı işte.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, eserinin adıymış.
ADNAN OKTAR: Tamam, ama gizli bu yani, “Okunmasın” diyor bunu.
OKTAR BABUNA: Sure’nin tefsiriymiş.
ADNAN OKTAR: Tamam, evet. Şeytandan Allah’a sığınırım “İnna a’tayna kel kevser” Şimdi burada dürüst olacaklar mesela bu gizli, doğru. Ben de aradım, ben de bulamadım.
SUNUCU: Risalelerde geçmiyor mu Hocam?
ADNAN OKTAR: Yok, mesela hatta ağabeylerle de görüştüm, “Bana gösterin” dedim. Orada Allah-u alem daha detaylı anlatıyor çünkü Kevser aynı zaman da Mehdi (a.s.)’nin dünya hâkimiyetini anlatan bir hakikat, bir sır belki daha kapsamlı açıklıyor. Çünkü ağabeyler bir şeyler biliyorlar.
Mesela ben, Sungur Ağabey’de onu gördüm, daha önce de anlatmıştım. “Ağabey”” dedim “Mehdi (a.s.) Nur talebesi mi olacak?” dedim. “Nur talebesi olmayacak” dedi “Bediüzzaman böyle söyledi, “Nur talebesi olmayacak dedi” dedi” Ben acayip karşıladım yani çok şaşırdım, elini hareketle şöyle “Bambaşka olacak dedi” dedi, yani naklen. Bunu, beni görür görmez söylemesini ben hala hayretle karşılıyorum. Çünkü bak camide beni gördü, bizim çocuklar sarıklarla oturuyorlardı. ‘’Senin adın ne kardeş?’’ dedi, şöyle uzatarak söyler. ‘’Adnan Hocam, Adnan Oktar.’’ dedim. ‘’Nerelisin sen kardeş?’’ dedi. ‘’Ankaralıyım Hocam,’’ dedim, hemen cebinden şöyle bir defter çıkarttı, adımı soyadımı yazdı ve bir ebced hesabı yaptı. Sonra benmle ilerledi, ben bu soruyu sordum. ‘’Hocam’’ dedim, ‘’Mehdi (a.s.) Nur talebesi mi olacak?’’ ‘’Bediüzzaman “Hayır, Mehdi (a.s.) Nur talebesi olmayacak, dedi’’ dedi,” bir. Arkasından bakın hayret edilecek şey beni daha yeni tanımış yani üç dakika falan oluyor, üç dakika, dört dakika oluyor yani anında ‘’Bambaşka olacak dedi.’’ dedi böyle, ‘’Bambaşka olacak dedi.’’ dedi. O zaman ben olayı daha iyi kavramış oldum. Ama eğer mesela bu bir sır ise işte bak bana bir sır açıkladı. Mesela bak hiç bilinmeyen bir sır bu, hiçbir yerde geçmez bir sırdır bu. Aksini söyleyen gelsin. Net sır, evet, böyle bir sır Allah-u alem.
OKTAR BABUNA: Evet, şöyle bir ifade var Hocam okuyayım mı? ‘’Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bu Sure’yi, yirmi dokuzuncu mektubun, ikinci makamı olan Rumuzat-i Semaniye Sekiz Küçük Remizler isimli eseri içine almış ve dördüncü remiz ‘İnna ateyna’ sırrı olarak mahremdir ibaresiyle tefrik etmiş ve samimi Nur talebelerine, dostlarına mahrem tutulmak kaydıyla vermiştir.’’
ADNAN OKTAR: Hah bak mahrem, yani gizli tutulmak, evet.
OKTAR BABUNA: Onu yanlış söyledim demin Hocam, inşaAllah. Sırr-ı İnna Atayna Risalesi, İnna Atayna.
ADNAN OKTAR: Evet, şeytandan Allah’a sığınırız çünkü ayet olduğu için her halükarda her seferinde şeytandan Allah’a sığın. Sırrı, evet.
Bak mesela açtığım yine Bediüzzaman’ın yine orijinal eserini okuyorum. Altmışıncı sayfa Kastamonu Lahikası, ‘’İnna atayna.’’ diyeceksin, inşaAllah. Arapça orijinali o şekilde, inşaAllah.
Evet, ‘’Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için’’ kardeşlerim bunu da yazsınlar ve sorsunlar. ‘’Faraza hakiki beklenilen’’ bakın ‘’hakiki’’ kelimesini bir yazsınlar, altını çizsinler ve ‘’beklenilen’’ altını çizsinler. Bakın yine altını çizecekleri bir yer söylüyorum, devam ediyor ‘’ve bir asır sonra gelecek’’ bir asır yüz yıldır, değil mi? ‘’Yüz yıl sonra gelecek.’’ Bunu 1910 yılında söylüyor, yüz yıl ekle? 2010, evet. Evet, ‘’bir asır sonra gelecek o zat dahi’’ ‘’O zat’’ bu kim? ‘’Dahi bu zamanda gelse, harekatını o cereyanlara kaptırmamak için’’ harekat halinde çünkü ‘’kaptırmamak için siyaset alemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.’’ Yani herhangi bir partiye mensup olmuyor, parti faaliyeti yapmıyor, siyaset ile faaliyet yapmayacak, partiler üstü oluyor. Bütün partilere karşı sevgi dolu, hepsini kurtarmanın peşinde, iyi olmalarını istiyor, inşaAllah. Ama kardeşlerimizin soracağı nedir?
Bak ‘’hakiki beklenilen, hakiki beklenilen’’ bir.
İki; ‘’bir asır sonra gelecek’’ bak iki ‘’bir asır sonra gelecek.’’
Üç; ‘’o zat’’ bunu soracaklar. ‘’Hakiki beklenilen, bir asır sonra gelecek, o zat’’ bu kim? Hiç tevil yapmaya, olayı bambaşka şekle sokmaya kalkmasınlar, dürüst olacaklar.
Şimdi yine yetmiş altı Kastamonu Lahikası’ndan kardeşlerimize söylüyorum. Ben bu konuyu en az iki yıl gündemde tutacağım Oktar. Yani Türkiye’de bunu duymadık, bilmedik kimse kalmayacak. Ben bu konuda doğru söylenmemesini mucize olarak görüyorum, yani hem bana çok acayip geliyor hem çok şaşırtıcı hem bir Ahir zaman harikası olarak geliyor ve bir mucize bu. Kardeşim gözümün içine baka baka çocuğa doğru söylemeyen bazı kişiler var ya onlar gibi buna nasıl cesaret ediyorsunuz kardeşim? Eser ortada. Nasıl hususi olur bu? Bu satılıyor bu kitap, hususi olur mu bu? Binlerce, on binlerce satılıyor bu kitap. Nasıl hususi olsun bu, değil mi? Hususinin gizli olması lazım.
SUNUCU: Hocam bu da Mehdi (a.s.)’nin çıkış öncesi alametlerindendir, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın böyle bir tevil ve buna cesaret edilmesi ve bak yetmiş milyon Türkiye’nin ve bir buçuk milyar Müslüman aleminin gözünün içine baka baka, göz göre göre, o kelimeyi kullanmak istemiyorum yani doğru söylememeleri inanılır gibi değil. Kardeşim ne haddinize, nasıl cesaret ediyorsunuz?
Bak Kastamonu Lahikası, 76. Çok üstten de başlayabilirim ama şuradan başlayım. ‘’Risale-i Nur’un şimdiye kadar ki fütuhat-ı yani (insanlara olumlu etki yapması, imani yönlerde faydalı olması) ve zındıkların ve dalaletlerin savletlerini kırması yani (dinsizlerin, imansızların etkisini kırması) ve yüz binler biçarenin imanlarını kurtarması’’ bu nasıl gizli oluyor? Gizli, hususi anlatmamız gerekiyormuş bunu. Niye hususi olsun bu? Hem kitap satılıyor hem de gayet normal bir şey bu, mahsuru nedir bunun yani? ‘’Kurtarması ve her biri yüzer bine mukabil (yüzler ve binler hakiki mümin talebeleri yetiştirmesi) Muhbir-i Sadık’ın yani (Peygamberimizin (s.a.v.) ) çünkü muhbir bildiriyor önceden doğru bildiren, her dediği doğru çıkar. Muhbir-i Sadık’ın ihbarını (hadislerini) aynen tasdik etmiş ve vukuat ile ispat etmiş’’ Mesela bu ‘’Lulin kuyruklu yıldızı çıkacak.’’ diyor, değil mi? Yani iki uçlu, aynısı ile çıkıyor mu? Çıkıyor. ‘’Fırat’ın suyu kesilecek.’’ diyor, kesiliyor mu? ‘’Benim zamanımda da’’ diyor Bediüzzaman, ‘’dediklerinin hepsi çıktı’’ diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Bak ‘’vukuat ile ispat etmiş’’ diyor. Hadis sahih mi değil mi tartışılacak gibi değil, olmuş. ‘’Etmiş ve ediyor, devam ediyor’’ diyor ‘’çıkmaya, doğru çıkmaya’’ kendi zamanında. ‘’İnşaAllah daha edecek.’’ Etti mi doğru çıkma olayları devam etti mi? Bu olaylar işte Üstad 1960’ta vefatı. Bu olaylar 1980’den sonra olmaya başladı. Bak ‘’İnşaAllah daha edecek’’ diyor, bu Bediüzzaman’ın kerametidir. Aynısı ile çıkmıştır bak ‘’İnşaAllah daha da çıkacak.’’ Ahir zaman, ‘’Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği hadisler çıkmaya devam edecek.’’ diyor. ‘’Kesintisiz devam edecek.’’ diyor. ‘’Hadis-i şeriflerin aynısı ile çıktığını’, söylüyor. ‘’Ve öyle kökleşmiş ki, öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu çıkaramaz.’’ yani ‘’Risale-i Nur külliyatını hiç kimse engelleyemez.’’ diyor. Bu da bir keramettir. Yasaklanıp engellenebilir yahut unutulabilirdi, talebeleri vazgeçebilirdi nasıl Şaşar Beşer Hoca çıkıyor ‘’Risale-i Nur külliyatı geçersizdir.’’ diyor? ‘’Nur talebesiyim.’’ diyen kişilerin kanalıdır Samanyolu TV, değil mi, Mehtap TV? Tamam Nur talebelerine hitap eden, halka, millete hitap ediyor ama genel olarak Nur talebelerine ait olduğu bilinir. Oraya adam çıkıyor ne diyor? ‘’Risale-i Nur geçersizdir’’ diyor. Bu kafa her yere yayılıp, Risale-i Nur ortadan kalkabilirdi. Ama ‘’çıkaramayacaklar, kaldıramayacaklar’’ diyor, Bediüzzaman. Bu bir harikadır değil mi? O baygın bakışlı Hoca neydi onun ismi, Bayındır mı? Abdülaziz Bayındır. Ne diyor? ‘’Risale-i Nur kökten geçersizdir.’’ diyor. Efendim bir de bir tanesi daha var geçenlerde çıkmış ‘’Risale-i Nur geçerli de diyemeyiz, geçersiz de diyemeyiz.’’ diyor. Şaşılacak bir şey yani anormal kıl yani anlatılacak gibi değil. Yani kıl kelimesi yeterli değil, ismini vermeyeyim. Yani arkadaşa ben hayret ediyorum, başından sonuna kadar dinledim yani kıllığından böyle ayaklarım falan çekildi yani tam gıcık. Bak diyor ki; ‘’İnşaAllah daha edecek, öyle kökleşmiş ki inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu çıkaramaz.’’ Bu bir keramettir buda. Yani Risale-i Nur külliyatının etkisiz hale getirilmesi sağlanamayacak.’’ diyor ‘’Ve bu kitapları ortadan kaldıramayacaklar’’ diyor, ‘’Yayılacak’’ diyor.
Mesela çok acayip, bakın kerameti devam ediyor Bediüzzaman’ın. Ben onun ayağının tozunu öperim ben onun ayağının tozunu, öyle mübarek bir insan. ‘’Ta Ahir zamanda’’ şimdi bakın ‘’Özel hususi söylensin, gizlensin.’’ denilen yeri ben açıklıyorum. Ben hususici değilim, ben genel anlatacağım, herkese anlatacağım. Hususiyeti ben kırdım, Yeni Asyacı kardeşler öyle dediyse. Bir de Yeni Asyacı kardeşler çok mükemmel insanlardır, Risale-i Nur’dan taviz vermezler. Onlar benim canımdır yalnız yanlış anlaşılmasın. Yeni Asya müthiş titizdir Bediüzzaman’a, koç yiğittir onlar. Yani bazı dönmüş kişiler gibi Risale-i Nur’u geçersiz ilan etmemişlerdir. Bilakis iftiharla, saygıyla, ‘’Üstadım, diye bastıra bastıra’’ söyleyerek, başta efendim Kutlular abi olmak üzere, bak ‘’Üstadımız’’ diyor. Helal olsun, ağzından nur akıyor, koç yiğittir. Ama ‘’gizlensin’’ diyor o. ‘’Ben ağabeyime isyan ediyorum, ben gizlemeyeceğim, açıklayacağım.’’ diyorum. Yani o, “hususi yerlerde söylensin’’ diyor. ‘’Ben her yerde söyleyeceğim‘’ Ama ağabeyimin yaptığı hizmetlere helal olsun. ‘’Helal olsun’’ Yeni Asyacı bütün kardeşlerimi kutluyorum, iftihar ediyorum hepsiyle. Çünkü asla taviz vermezler, koç yiğit onlar, Bediüzzaman’a da müthiş sadıktırlar, evet.
Evet bak diyor ki; ‘’İnşaAllah hiçbir kuvvet Risale-i Nur’u Anadolu’nun sinesinden çıkaramaz, onu çıkaramaz.’’ diyor.
‘’Ta Ahir zamanda’’ bir. Kardeşlerimiz numaralasınlar. ‘’Ta Ahir zamanda.’’ Şimdi tevilciler, onların da hakkını yemeyelim şimdi tevilcilerin ağzı ile bir şey açıklayalım. ‘’Ta Ahir zamanda’’ ne demek Oktar onların şeyinde?
OKTAR BABUNA: Ta geçmişte.
ADNAN OKTAR: Hayatın geniş dairesinde?
OKTAR BABUNA: Hayatın dar dairesinde.
ADNAN OKTAR: Ha dar, geniş dar demek anlamında onlara göre. Biz geniş anlıyoruz ama. ‘’Hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri’’ ne demek o tevilci kardeşlerimize göre, çevirenlere göre nasıl yapalım? Ha “Gerçek olmayan sahipleri” ama burada ‘’asıl sahipleri’’ diyor. “Yani ‘Mehdi (a.s.)’’ bak Bediüzzaman ‘’Mehdi (a.s.) diyor. Şahs-ı manevici kardeş ne yapar “Mehdi (a.s.)” deyince?
OKTAR BABUNA: “Yani şahsı manevi”
ADNAN OKTAR: ‘’Ve şakirtleri’’ diyor yalnız talebeleri de var o ne olacak? Onlar da “şahs-ı manevi.”
‘’Cenab-ı Hakkın izniyle gelir o daireyi genişlettirir ve tohumları sümbüllenir, biz de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz.’’ diyor, ‘’Ben o anda vefat etmiş olacağım.’’ diyor, ‘’Mezarda olacağım’’ diyor Bediüzzaman, ‘’Ben o anda, Mehdi (a.s.) geldiğinde ben mezardayım’’ diyor. ‘’Ve Risale-i Nur’un gerçek sahibidir’’ diyor, ‘’Mehdi (a.s.)’’ diyor. Yani ‘’Siz değilsiniz, Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir’’ diyor, ‘’asıl sahipleri.’’ Evet, maşaAllah. Bak ‘’İnşaAllah hiçbir kuvvet onu Anadolu’nun sinesinden onu çıkaramaz. Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, Risale-i Nur’un asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı hakkın izniyle gelir ve o daireyi genişlettirir.’’ İstediğiniz kadar tevil etmeye kalkın çok açık, değil mi, inşaAllah? Biraz ara verelim mi Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, nasıl uygun görürseniz Hocam.
SUNUCU: Yayınımıza kısa bir ara veriyoruz.
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...