ADNAN OKTAR:Güzel şeylerle başlayacağız inşaAllah, Allah'ın adıyla başlayacağız inşaAllah. Bismillah, Cübbeli gibi insanları böyle olumsuz yönde etkileyecek değil de olumlu yönde etkileyecek bilgiler vereceğiz inşaAllah. Çünkü ben çocukluğumdan beri hep seyrederim, bir din anlatılır, Hocalar çıkar insanlar çıkar. Çok güzel insanlar var bayağı değerli insanlar var. Ama bir de bana böyle kasvet veren adamlar da çok gördüm. Yani kasvetli adamlar, abuk sabuk şeyler anlatıyor. Neşesi yok sevinci yok, aşk yok, sevgi yok, arkadaşlık dostluk yok, sanat estetik yok; böyle bilinmez bir korku, karanlık var, abuk sabuk şeyler var. Böyle insanın fıtratının gücünün yetemeyeceği anormal izahlar var.
Şimdi bu yetmiyor gibi üstüne yeniden bu sefer kardeşlerimiz mesela Nur Talebesi kardeşlerimizin bir kısmı kabus gibi izahlar yapmaya başladılar. Kardeşim İslam ahlakının hakim olması ne kadar güzel, daha ne istiyorsunuz? Mehdi'nin gelmesi heyecan verici bir şey, İsa Mesih'in gelmesi ne kadar güzel. 2000 yıl sonra Allah'ın Peygamberini görüyoruz, bir mucize göreceğiz, daha ne istiyorsunuz? Değil mi? Bunu örtbas etmenin ne alemi var. Amacınız ne yani? İttihad-ı İslam olsa bütün zulüm kalkacak işte rahat edeceğiz, ne güzel olacak. Kardeşlerimiz, insanlar herkes rahat edecek. Israrla onu örtbas etmek istiyorlar, kapatmaya çalışıyorlar.
Mesela Bediüzzaman diyor ki; “seyit olan bir insanın ben seyit değilim demesi haramdır, günahtır. Müslüman bunu yapmaz. Ben seyit değilim” diyor. “Siz öyle dediğine bakmayın, yalan söylüyor Said Nursi” diyorlar. “Nasıl diyor?”, “haram tamam biliyor, haram olduğunu da biliyor, günah olduğunu da biliyor ama yalan söylüyor aslında seyit” diyorlar. Kardeşim ne zoru, niçin böyle bir şey yapsın mübarek? “Mahkemenin önünde ne yapsın?” diyorlar. Mahkemenin önünde sen adam öldürdün mü diye soruyorlar ona, değil mi? Sordukları ne ona? Yani zaten seyit misin, demiyor ki mahkeme ona, o kendisi söylüyor mahkemenin önünde yani. Bir de mahkemeyi ne ilgilendirir seyit, mahkemeye binlerce insan çıkıyor seyit olan, suç işlemiş insan çıkıyor. Seyit olup olmaması mahkemenin hükmünü niye değiştirsin?
OKTAR BABUNA:Değiştirmez tabii Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani sanki seyitim derse, Bediüzzaman'ın Mehdi’liği tescillenecekmiş gibi. İstanbul, Ankara her yer milyonlarca Mehdi’yle şey seyitle dolu. Mehdi’yle de dolu aslında, Allah dedirttiriyor. Ankara’sı, İstanbul’u, İzmir’i, Bursa’sı, Eskişehir’i, her yerde Mehdi var, inşaAllah. Hayır olsun biz rahatsız değiliz de fakat günaha girmesinler, alenen Mehdi’lik iddia etmesinler. Yoksa insanların sevdiklerini Mehdi bilmesi benim hoşuma gider, iftihar ederim yani. Bilsin ne var? Rahatsız olacak bir şey yok. Ama aleni iddia olmaz, günah.
Şimdi sorun ne biliyor musunuz? Bir şeyi olduğu gibi samimi, doğru aktarma sorunu var, samimi aktarsınlar. Mesela Risale-i Nur'u okuyan gençler, kardeşlerimiz Risale-i Nur'u olduğu gibi alsınlar. Yani böyle kafasına ilginç bir şapka geçiren, bıyığını bir şekle sokan kişilerin üslubuyla değil. Bediüzzaman'ı alenen ve açıkça yalancılıkla itham eden, günahkarlıkla itham eden ve onu sevgi adına yapan insanlara itibar etmesinler, Allah rızası için. Akıllarını başlarına alsınlar. Düz anlamı, mesela diyor ki; “ben bugün eve geldim”, bunun anlamı, o adam o gün eve gelmiştir, anlamı budur. Şimdi “ben’den kast nedir?” diyor, "ben, şahs-ı manevi’yi kast ediyor” diyor. “Bugünden kasıt, bütün geçmiş zamanlardır” diyor. “Ev, şahs-ı manevi’nin kapladığı bütün dünyadır. Geldim de, gelecek anlamına gelir” diyor. Kardeşim, niye kafamızı böyle karmakarışık pusunun içine sokuyorsunuz? Net anlayalım. Risale-i Nur çok nefis bir üslubu olan, gayet açık bir kitap. Ne gerek var bu kadar akıl almaz yani mantıksız hatta acınacak hallere girmenin alemi ne? İnşaAllah. Bir de alışılmış da buna. Yani gayet makul görüyorlar, çok çok makul görüyorlar.
Diyorlar ki, Hocam niye Mehdi’liği bu kadar gündemde tutuyorsunuz. Kardeşim bütün dünya siyaseti, dünyadaki olaylar Mehdiyet'in üzerine kurulu. Değil diyen, bak bana desinler ki böyle bir şey yok desinler, ispat edeyim. Bak sosyal olaylarla, her şeyle anlatıyorum. Yani Evanjeliklerin dünya siyasetini anlatıyorum, masonların dünya siyasetini anlatıyorum, dünyadaki sistem direkt Mesihiyet üstüne şu an. Mehdiyet ve Mesihiyet üstüne. O yüzden bir numaralı konu İttihad-ı İslam ve Mehdiyet. O yüzden üstünde duruyorum. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Dün de çok önemli olarak bahsetmiştiniz Hocam, bazı Nur talebeleri, bu konunun gizli olduğunu, hususi toplantılarda konuşulduğunu söylediklerini, halbuki Üstad gizlediği, konuları demiştiniz siz, ayrıca belirtiyor onları şerh ederek, yani öyle bir konu varsa ki öyle bir ifadesi de var inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim mesela diyorlar ki, şimdi bak yalan söylüyorlar demek istemiyorum, ağır olacak, fakat doğru konuşmuyorlar. Bediüzzaman sadece diyorlar; “mahkemede bunu söyledi”. Kardeşim mahkemede olur mu, Risale-i Nur'da o kadar çok yerde söylüyor ki, mahkemede söylemiyor ki onları. Kitabında kendi yazıyor, sohbetlerinde yazmış. Yani çok fazla yerde söylüyor, “ben seyit değilim” diyor, açık açık, anlatıyor, değil mi? Ama “manen seyitim onu kabul ediyorum. Yani bütün Nur talebeleri, Müslümanlar yani Hz. Ali'yi seven herkes kalben ona bağlı olan herkes seyittir. Yani hem Hasanidir, hem Hüseynidir. Yani manen Al-i Beyt'ten sayılabilirim ama neseben, ırken, genetik olarak seyit değilim” diyor Bediüzzaman. Ayrıca ortada yani bakıldığında zaten şeceresi belli Bediüzzaman'ın. Bediüzzaman kürttür ve iftihar ederiz. Kürtler benim canım kardeşlerim, tertemiz nur kardeşlerim benim. Dünya efendisidirler ve alimlerin ulemanın büyük bölümü de kürttür. Hep Güneydoğudan çıkarlar ünlü alimler. Ünlü medreseler büyük medreseler hep oradadır. Yani İslam aleminin yani Türkiye'nin medresesi gibidirler, inşaAllah. Onun için sadece cezaevinde yahut mahkemede hakimin önünde bunu söyledi, çekindiği için söyledi, korktuğu için söyledi. Ve çok ayıp, günah, yazık. Bediüzzaman, insanlardan korktuğu için günaha girmez, harama girmez, değil mi? Helale harama çok titiz bir insandır. Oktar Hocam buyrun.
OKTAR BABUNA:Sizin söylediklerinizin maşaAllah Hocam sürekli oturduğunuz yerden Hocam evinizden yönlendiriyorsunuz ve vesile oluyorsunuz Hocam maşaAllah. Mesela söylediğiniz bir şey daha bugün gazete haberlerinde... Kriz teğet geçti diye haber var Hocam. OECD’nin en güçlü ülkesi.
ADNAN OKTAR: Nerede?
OKTAR BABUNA:“Gurria OECD genel sekreteri: Krizden çok hızlı çıkan Türkiye büyüme rakamlarıyla da dünyanın başını döndürdü” diyor Hocam. “İşsizlikte rekor düşüş” diye bir haber daha var Hocam. Bütçe açığa veriyor. Siz Hocam 2008 yılında diyorsunuz ki; “Azerbaycan Novoye Vremya” basın kuruluşunda 6 Ekim 2008’de. “Muhabir: Dünyada yaşanan global kriz hakkında ne söylersiniz?”
ADNAN OKTAR:2008’de söylüyorum.
OKTAR BABUNA:2008’de söylüyorsunuz. Siz diyorsunuz ki Hocam; “Türkiye’ye hiçbir şey olmaz”
ADNAN OKTAR:Bitti. Ne dediysem o.
OKTAR BABUNA:Şu an Finlandiya Dışişleri Bakanı’nın açıklaması var Hocam. “Türkiye dünyanın en önemli 5 ülkesinden biri haline geldi” diyor.
ADNAN OKTAR: Sonra.
OKTAR BABUNA:Bir olacak Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yakın.
OKTAR BABUNA:“Türk İslam ülkelerine hiçbir şey olmaz. Orada bir bereket ve bolluk olacaktır. Bundan sonra bereket bolluk çağı olacak, İnşaAllah. Biz Altınç ağ’a giriyoruz Allah’ın izniyle. Türk ülkeleri bundan sonra mutlu olacak, sevinçli olacak, ferahlık içinde olacaklardır. Bu krizlerde geçici olan şeyler, bunlar bizi etkilemez” demiştiniz. “Türkiye ekonomisi şaha kalktı diye bir haber var” bugün.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bak 2 yıl öncesinden gördün mü? “Türkiye’de de ekonomik krizin pençesine düştü” dediler.Batacak işte şöyle olacak, böyle olacak diye yazdılar. Fakat işte açıklamam açık. Allah söyletiyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bütün Avrupa zor durumda şu anda. Amerika aynı şekilde. 108 banka battı Amerika’da. “Türkiye büyüyor işsizlik azalıyor”, maşaAllah tam sizin 2 sene önceki söylediklerinizi teyit ediyor Hocam. Daha da var Hocam. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) 1400 yıl önce Türk dilinin önemine dikkat çekmiştir: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor. “Türk dilini mutlaka öğreniniz. Zira mülk ve saltanat uzun süre onların ellerinde olacaktır”, Hz. Peygamberin hadislerinden Türkler, kitabından. “Dil birliğinden kader birliğine” diye bir haber var Hocam bugün. “18 yıl önce Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın girişimleri ile ilk kez bir araya gelen Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi, ilk önemli meyvesini bugün İstanbul'da yapılacak toplantı ile veriyor. Zirveye katılan 5 ülke Türk İşbirliği Konseyi ortaklığına imza atacak”. Aynı dili konuşan ülkeler. Tarih 2008 Hocam, diyorsunuz ki Çay Tv’de 23 Temmuz’da 2008’de. “Herkes Avrupa Birliği'ni son derece makul görüyor. Akdeniz Birliği'ni çok makul görüyor. Fakat öz be öz kardeşimiz olan Türklerin bir araya gelmesini görmüyor. Dinimiz bir, dilimiz bir her şeyimiz bir aynı köklerden geliyoruz. Kardeşiz fakat ayrıyız. Bugün Azerbaycan’ desek ki haydi birleşelim. Bir gün düşünmezler kabul ederler. Yani bunun sadece resmi olarak talep edilmesi gerekiyor.Yani iki devlet bir millet olarak, çok rahat birleşebiliriz. Hiçbir engel yok. Kazakistan da öyle, Kırgızistan da öyle, Türkmenistan da öyle, Doğu Türkistan da öyle hepsi rahatlar ve bu birleşmenin sonucunda İslam alemi de öyle. Bütün mesele Türkiye’nin bunu açıkça ortaya koymasında yani adı konulması gerekiyor. Sadece talep olması yeterli buna ait” diyorsunuz.
ADNAN OKTAR:Yani evet görüyorsunuz. Hocam diyorsunuz; “ne diyorsanız çıkıyor”. Ama ben neye dayanarak söylüyorum; hadislere dayanarak söylüyorum. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dedikleri doğru çıkıyor, inşaAllah. Muhbir-i sadığın.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, 1200 den fazla söylediğiniz şey harfi harfine gerçekleşti. Siz Müslümanlara yapılan zulme dikkat çekmiştiniz Hocam. Bugün bir haberde de “Müslümanların ölüsünün değeri yok” diye bir haber var Hocam. Diyor ki; “İngiliz Independent Gazetesi’nin Orta Doğu muhabiri Robert Fisk: 11 Eylül saldırılarının 9. yıl dönümü nedeniyle yazdığı bir makalede; ‘Batı’nın yüzbinlerce Müslüman’ı katlettiğini ve bu katledilenleri insan olarak görmediğini’ yazmış” Hocam. “Amerika’daki bu Kuran yakma girişiminde bulunan, yakamayan ama Terri Jones’u da yazar kafadan çatlak olarak nitelendiren, ingiliz The Independent Gazetesi’nin Orta Doğu muhabiri Robert Fisk; “Johen’un bu eyleminden vazgeçse bile başka bir delinin benzer eylemlerde bulunacağını kaydetti. 11 eylül’den sonraki 9 yıl boyunca batılıların ve yerel uzantılarınnın yüzbinlerce insan öldürdüğünü ifade eden Fisk bu durumun kimsenin umrunda olmadığını yazdı”.
ADNAN OKTAR:Tabii, fok balığı ölüyor, yer yerinden oynuyor, değil mi? Sahile mesela bir yunus vuruyor, matem yapıyorlar. Afganistan’da her gün yüzlerce insan öldürülüyor. Haberleri bile olmuyor. Gayri meçhul gayet normal görüyor, çok makul görüyorlar. Evet Oktar Hocam zatı alinizi dinlemeye devam ediyoruz.
OKTAR BABUNA:Bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Türk dili konuşan ülkeler toplantısında “Tek millet, 6 devletiz” demiş.
ADNAN OKTAR: “Tek millet, 6 devletiz”, maşaAllah güzel.
OKTAR BABUNA:Sizin söyledikleriniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: 6 ama çok az o sayı, değil mi? Dur, bismillah başlangıç. Evet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “20 Eylül’de ateşkes bitiyor” diye bir haber var Hocam. “13 Eylül'den sonraki gelişmelere bakacağız' diyen Abdullah Öcalan'ın çağrısına hükümetin ne cevap vereceği merakla bekleniyor”.
ADNAN OKTAR:Ne demiş, Abdullah Öcalan?
OKTAR BABUNA:“20 Eylül’de ateşkes bitiyor, 20 Eylül’den sonra bakarız” diye bir haberi var.
ADNAN OKTAR:Yani “kepazelik çıkaracağız mı?” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet, anlamında o şekilde.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Güneydoğu’yu, Anadolu’yu komünist yapmaya adamlar kararlılar. Buna karşı ilmi mücadele gerekiyor diyorum. Yani ısrarla bunu anlatıyorum. Bunu kardeşlerimiz de anlatsınlar. Yani bildiklerine, çevrelerine de anlatsınlar. Resmi olarak talepte de bulunalım. Yani resmi dilekçeyle ilgili yerlere talepte bulunalım. Çünkü bakın Güneydoğu Anadolu’da mesela orada PKK’lılar öldürüldüğünde onlara merasim yapıyorlar. Oradaki herhangi bir vatandaşı alın, kenara çekin. Dersiniz; bu PKK hareketi nedir? Bu olay nedir? Bir sorun bakalım. Aklınız hayaliniz durur. Çok kapsamlı bilgi verecektir. Özellikle gençler mesela oradaki gençler sorun, oturtun. Marksizim, Leninizm efendim terörün kökeni, terör neden gereklidir? Darwinizmin, materyalizmin gelişimi nasıl olmuştur? Adamlar uzun uzun eğitilen insanlar. Yani üzerine başına kıyafetine bakıp da bu bilmez demeleri çok yanlış olur. Geçenlerde gelmişlerdi, bir kamptan buraya gelmişlerdi. Dedim; “bu adamlar eğitime gelmişlerdir buraya öğretmen olarak gelmişlerdir” dedim. Hakikaten halkın arasına dağılmışlar. Aynı dediğim gibi çıktı. Propagandaya başlamışlar. Zaten tiplerinden anlaşılıyor. Ben bakar bakmaz anladım. Klasik komünist tipi. Ve hemen propagandaya başlıyorlar, anlatmaya başlıyorlar. Şimdi propaganda var ama tek yanlı propaganda var. Karşı propagandaya devlet sahip çıkması gerekiyor. Şimdi silaha silahla mukabele ediyorsun. Fikre fikirle mukabele gerekmez mi? Hayır, silaha silahla mukabele ediyorsun. Tamam, bu makul, nefsi savunma bu. Ama fikre, fikirle mukabele yok. Adam tek yanlı fikirle anlatıyor ve gittikçe gelişiyor. Bu taun diyor Bediüzzaman “ikna ve telkin kabiliyeti geliştikçe bu taunda tevessül eder gelişir” diyor. Sürekli gelişir diyor ve gelişiyor. Yani bu sözümü ne zaman tutacaklar bilmiyorum. Ama vatandaşlarımız, kardeşlerimiz bu konuda dilekçeler yazsınlar, yazılar yazsınlar. Bakın fikri mücadele çok önemli. Mesela bazen üst düzey büyüklerimiz ima ediyorlar bu konuyu diyorlar ki; mesela “sosyal önlemler gerekir”. Ama ilmi bilimsel, mücadele gerekir demiyorlar. Yahu ne mahsuru var. Bakın bilimsel, felsefi mücadele gerekir dense devletin yapısıyla çelişen ne var burada?
OKTAR BABUNA:Tabii ki yok Hocam. Dediğiniz gibi komünist propaganda yapılıyor.
ADNAN OKTAR:Komünist propagandaya karşı devletin bilimsel karşı propaganda yapması, sırf bilimsel. Bilimsel ve felsefi karşı propaganda yapmasının Anayasayla, kanunla çelişen yönü nedir?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:O zaman neyi bekliyoruz? Bu konuyu ilmi bir rapor olarak devlete sunalım. İlgili yerlere, Başbakanlığa gönderelim. Cumhurbaşkanlığına gönderelim. Genelkurmaya gönderelim. Rapor olarak, ilmi rapor olarak. Yani çok net netice alınır. Kardeşim mesela adamlar intihar etmeye kalkıyorlar Boğaziçi köprüsünde oraya buraya gidiyorlar, değil mi? Diyorlar ki “falancayı bu sever, gelsin konuşsun” diyorlar. Adamı ikna ediyor. İkna ediyor ne yapıyor? Beynini ele geçiriyor, adamı vazgeçiriyor, ikna ediyor. Adamın mahvolması engellenmiş oluyor. Bu da bunun gibi bir şey işte. İkna edeceksin, konuşacaksın adamın kendini mahvetmesini ortadan kaldırmış oluyorsun, değil mi? Yani mesela psikiyatrik bozukluklarda da adamları alıyorlar, topluca bilim adamları, değil mi? Ne diyorlar ona?
OKTAR BABUNA:Toplu terapi.
ADNAN OKTAR:Terapi evet. Terapi yapılıyor. Şimdi işte orada da bir terapi gerekiyor, diyelim artık. Şimdi hastalanmış adamlar, hasta yani adam manen hasta olmuş. Yani fikir olarak düşünce olarak hasta olmuş ve cinayet işleyecek hale gelmiş. Adamları, insanları o yöne de sevk ediyorlar. Hem kendilerini batırmışlar hem de etrafındakileri de o yöne sevk ediyorlar. Bu insanlara madem hastanelerde terapi yapılıyor. Bak bilim adamları gidiyor, bilim adamı, değil mi onlar? Terapi yapanlar. Tamam, oraya gidecek işte.Burada da sosyal terapi yapılacak. Psikolog kullanabilirler. Psikiyatrist kullanabilirler, sosyolog kullanabilirler. Jeolog kullansınlar, paleontolog kullansınlar, tarihçi kullansınlar, felsefeci kullansınlar. Onlar beceremezse, halledemiyorsa biz devreye gireriz. Ama ben girersem ezerim onu söyleyeyim yani, bitiririm yani. En fazla 2 ay var, inşaAllah. Başka bunun yolu yok. Adamlara diyorlar ki “kardeşim ayıp yaptınız. Ne zulüm yapıyorsunuz, yakışıyor mu size. Biz kardeşiz” diyorlar. Kardeşim adam komünist. Adama alay ediyor gibi gelir o. Komünist adama “sen ayıp yapıyorsun” denir mi? Allah Allah. Adama şaka gibi gelir. Adam Marksist, Leninist, terörist düşünceyle yetişmiş, Lenin’in direktiflerini yerine getiriyor. Darwinizmin gereklerini yerine getiriyor adam. “Güçlülerle zayıfların çatışması vardır” diyor, Darwinizm. Evet, “çelişki vardır maddenin kendi içinde” diyor, Marks. Tamam, o da Lenin’in dediklerini yapıyor. “Çelişki var, çatışma var. Çatışmada güçlü olan kazanır. Güç de silahtır, bombadır, terördür, şiddeti kim daha fazla uygularsa o kazanır. Biz de uygulayacağız arkadaşım” diyor, adam. Şimdi sosyal bir hastalık bu. Yani bir nevi akıl hastalığı bu. Bunun tedavi edilmesi gerekiyor. Şimdi devlet deliyi, silahlı deli bunlar. Tamam, silahla devlet kendini meşru olarak savunuyor. Ama fikren savunma onun bir milyon misli güç etki eder. Tamamen kökünden bitirir. Bu konuda geç kalınması çok vahim neticeler meydana getirebilir. Yani bu konuda devletimizi ilgili birimleri tenzih ederim, gurur yapmak çok çok acı neticeler verebilir. Yani gururun zamanı değil. Bilimsel çalışmanın gururla bir alakası yok. Bilimsel çalışma bir üstünlüktür, bir kalitedir, değil mi? Şeş Tv olur, Trt olur, basın olur. Bir kere bütün Türkiye’de Darwinist propagandanın durması gerekiyor. Bütün devlet Darwinist propagandayı durdurması gerekiyor. Resmi olarak devlet Darwinizm propagandası yapıyor.
Kardeşim şimdi Darwinist propaganda yapınca diyalektik felsefe savunuluyor. Diyalektik felsefeyi savununca tez-antitez-sentez kabul etmiş oluyorsun. Marksist felsefenin kökü buna dayanmıyor mu? Leninizm, Markisizm’in pratik uygulaması, değil mi? Leninizm’in de uygulanması için terör ve şiddet şart. Ve adam Darwin’e dayandırıyor bunu söylerken Lenin. Darwin’e kitabını ithaf etmiş Marks da. “Aziz dostum, sana ithaf ediyorum” diyor adam. Her şeyimi sana borçluyum. Bütün teorimi sana dayandırıyorum” diyor Marks. Bak Mao da diyor; “Çin komünizmi’nin temeli Darwin’e ve evrim teorisine dayanıyor” diyor. Şimdi onlarda terörler Çin’i ele geçirdiler. Yani bir avuç komünist koskoca Çin’i ele geçirdi. Kalabalığa ihtiyaç yoktur komünizmde. Çin halkı komünizmin k’sini bilmez halk, bilmiyor halk. Bir avuç komünistle koskoca Çin’i teslim aldılar. Propagandayla, fikri çatışma yaptılar. Bak Mao’da diyor adam açıkça konuşuyor. “Çin komünizmin temeli” bak başka açıklama yapmıyor. “Darwin’e ve evrim teorisine dayanıyor” diyor. Devletin Darwinizm ile ilgili propagandayı hemen durdurması gerekiyor. Darwinizm’i anlatmayacak mı? Bilakis daha kapsamlı anlatsın. Ama cevabını da daha kapsamlı anlatacak. Bu çok önemli bakın. Cevabını daha kapsamlı anlatacak. 50 Darwinizm’i anlatsın, 50 de cevabını anlatsın. Mesela diyecek ki, “Darwinizm proteinlerin tesadüfen meydana geldiğini iddia eder”. İstedikleri gibi anlatabilirler. Bütün kaynakları versinler. “Ama bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi ihtimali sıfırdır” bilimsel olarak. Çünkü bir proteinin oluşması için 60’a yakın proteine ihtiyaç var. Hatta 60’ın üzerinde. Bitti kitlenmiştir demektir. Devletin kitaplarında gençler bu yazıyı, nasıl göremez? Bilimsel bir gerçek bu. Hurafe mi bu? Kardeşim hurafeyse ben açığım yani hurafeyse. Bütün bilim adamlarının söylediği ortak gerçek bu. Bilim adamlarının söylediği ortak gerçek devletin kitabında nasıl olmaz? Darwin’in hurafesi oluyor da, bilimsel gerçek nasıl olmuyor? Mesela desin ki, Darwin’in Evrim teorisi ara fosil iddiasına dayanır. Amenna anlatsınlar, istediği gibi anlatsınlar bol bol. Ama tek bir tane ara fosile rastlanmamıştır bilimsel olarak. Devlet bunu söylesin. Bunu söyleyemiyor devlet. Çok acayip bir durum var. Ne mahsuru var? Devlet bilime, Anayasa’ya sahip çıkmak durumunda, devletin görevidir bilime sahip çıkmak. Bilimin hası hakikisi. Ben devlet gitsin hurafe anlatsın demiyorum ki, saf bilimle karşılık verecek o kadar, saf bilim. Felsefeye de gerek yok. Felsefe ikinci safhada düşünülebilir. Felsefeye hiç ihtiyaç yok. Sadece bilimle bitireceğiz bu işi. Saf bilimle, gerçek bilimle. Öbür türlü bu gelişir. Çünkü adam PKK’lı alıyor, devletin biyolojik kitabını alıyor. “Gel buraya bakalım” diyor. Neyse PKK’lı arkadaşı topluyor. “Bak devletin bastığı kitap beraber okuyalım. Ne diyor burada? İnsanlar evrimle oluşmuştur. Bütün canlılar evrimle oluşmuştur. Sen de evrimle oluştun. Bizde evrimle oluştuk. Nereden çıkarıyorsun? İnsanları Allah’ın yarattığını, Allah yok (haşa). Seninle, köpeğin arasında hiçbir fark yok. Ha bir köpek ölmüş, ha bir insan ölmüş. Ha bir böcek ölmüş, hamam böceği, ha bir insan ölmüş hiçbir farkı yoktur” diyor. Evet, “arada hiçbir fark yoktur kardeşim” diyor. Ne diyelim biz bu adama o zaman? Adam helal haram kabul etmiyor. Cinayetin büyük bir günah olduğunu kabul etmiyor. “Yok olacağız biz” diyor, Ahirette. Ne diyelim biz bu adama? Kardeşim devletin biyoloji kitabından da bize kaynak gösteriyor. “Buyurun burada yazıyor, evrim. Bir gerçek. İnsanlar, kainat tesadüfen oldu. Tesadüf sonucu oluştu” diyor. Ne diyelim? Nasıl yapalım?
OKTAR BABUNA:Doğrusunu anlatarak tabii ki.
ADNAN OKTAR:Tabii ki doğrusunu anlatacağız yani, inşaAllah. Onun için bu konuda gecikme yani çok acı neticeler sonuç verebilir. Ve bir an önce bunun oluşması gerekiyor. Diğer kardeşlerimiz de bakın illa bizi beklemesinler dilekçe yazsınlar. Devletin makamlarına çok nezaketli, uygun bir şekilde. Genel bir kanaat olduğu bilinsin bunun. Öbür türlü bununla baş olmaz söyleyeyim. Mümkün değil. Diyor Bediüzzaman; “askerle polisle baş edilemez” diyor. Ta 1930’larda söylüyor. “Askerle polisle baş edilecek bir taun değildir” diyor. Öyle olmuş olsa Çin baş eder. Koskoca Çin baş edemedi. Teslim aldılar Çin’i. Rusya’yı bir avuç adamla teslim aldılar. Lenin bir avuç adamla teslim aldı.
OKTAR BABUNA:Zaten 20 yıldır devam ediyor, etse ederdi bugüne kadar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim “komünizm yıkıldı” diyor, yıkıldı da adı yıkıldı, neresi yıkılıyor? Yine materyalistler, yine Darwinist sistem var, yine aynı kafa var, yine aynı mantık var. Türk Devletleri istediği gibi hareket edebiliyor mu şu an? Rusya’ya danışmadan hareket edemiyorlar ki. Gitti Naci, geldi işte bilmem ne, aynı şey. Dolayısıyla oradaki mantığı kavramaları lazım, komünizmin adı gitti. Devletçi olmaktan liberal olmaya dönmesi komünizmin değiştiğini göstermez. Çin de liberal oldu ama komünist ülke, ateist olması önemlidir orada onun. Ateist, materyalist olması önemlidir. Rusya’da ateist ve materyalist sistem hakim, devlet okullarında bu okutuluyor.
Mesela Çin’de, Doğu Türkistan’da, gençlere kitaplarda alenen Allah’ın olmadığı anlatılıyor, ders kitaplarında, alenen, açıkça. Bak komünist Çin’in mecbur ders kitabı, okutuluyor Doğu Türkistan’da. Din, iman hepsi hurafedir diyorlar, Darwin’in öğretileri doğrudur, Darwin’in bütün dedikleri doğrudur diyorlar ve çok geniş kapsamlı Çin’de Darwinist propoganda var. Mesela bizim Darwinizm’i anlatmamız sonucu Çin hükümeti çok rahatsız olmuştu, bir ara bizim internet sitesini yasakladılar. Ben de ortalığı ayağa kaldırdım, ondan sonra pardon dediler, özür dileriz, tamam devam edin dediler.
OKTAR BABUNA: Sadece sizin sitenizi kaldırmışlardı.
ADNAN OKTAR: Yani, ama iyi pardon demeleri yine, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Türkmenistan’daki baskıya da siz vesile oldunuz Hocam büyük ölçüde kaldırmalarına. Büyükelçilikde hatta sizi Çin’e davet etti, gelin teftiş edin diye.
ADNAN OKTAR: Tabii, orada burada konuşma yapan siyasilerin ağzını burnunu kırmak, kafa atmakla, yumruklamakla olmaz, bu bilakis hareketi iyice geliştirir, iyice geliştirir. Kin ve nefret tohumlarını acayip arttırır ve çok akılsızca bir yöntemdir bunlar, yani nefret politikasını geliştirmek. Bilakis, onlar bizim canımız kardeşlerimiz ve ortada kişilikleri, son derece mazlum insanlar, çok efendi, kibir bilmez, enaniyet bilmez, mütevazi, dindar, tertemiz insanlar. Bir kısım böyle, kafası idda edilen Ergenekon Örgütü’nün o kirli buharıyla pişmiş tipler, sürekli nefret tohumlarını insanlara saçmaya çalışıyorlar, değil mi?
Mesela bak Diyarbakır Spor’un maçı vardı, tertemiz çocuklar, acayip aleyhlerinde propoganda yapıldı, çok hakaretamiz, çok içerlediler çocuklar da. Ne kadar ayıp, tertemiz kardeşlerimiz. Allah’tan korkun, o kadar çirkin sözler ki yani çok çok kötü ve bilmeden alet oluyorlar. Kahramanlık yaptıklarını zannediyorlar, halbuki bölünmeyi hızlandırırsın böyle yaparak sen, bölünmeye hizmet etmiş oluyorsun. Kin ve nefret tohumunu arttırdığında sen bölünmeyi hızlandırırsın, Allah vermesin. Birleştirici olmak, sevgi, şefkat, merhamet, affedicilik, dürüstlük, kardeşlik, coşku, koruyuculuk, diğergamlık, vefa güzel hasletlerle olur, inşaAllah.
Bir de o benim canlarıma çok eziyet ettiler Güneydoğu’da çok. İddia edilen Ergenekon Örgütü, bölünmeyi hızlandırmanın yolunu CIA‘ya sordular. Dediler, yani, “burayı nasıl bölebiliriz, nasıl ayırabiliriz?”, Uzmanlar da dedi ki; “oradaki halka, insanlara çok şiddetli baskı uygulayın, faili meçhul cinayetler yapın, acı verin, domuz bağıyla bağlayın ama mahvedin”. Ağzıma alamayacağım çirkin şeyler de, konuşamayacağım, “çirkin şeyler de yapın” dediler. Ve benim o tertemiz canlarımın iflahlarını kestiler böyle, perişan ettiler. Şimdi “nereyi tercih ediyorsunuz” diyorlar. Arkasında da PKK da kafasına silahı dayamış ama, “kimi tercih edersiniz?” diyorlar. Adamlar diyor ki; “PKK yı tercih ediyoruz” diyorlar. “Vay, sen nasıl PKK’yı tercih edersin” diyorlar. Kardeşim kafasında adamın silah, sen olsan ne diyeceksin peki, değil mi? Sen de diyeceksin aynı şeyi, kafana silah dayanırsa. Çünkü “ya canını, ya malını, bu ikisinden bir tanesi” diyor, inşaAllah. Onun için oradaki adamların çektiği acıyı ve ızdırabı düşünmek lazım. Tabii ki yani o anda dese bile sonra, gerçeği açıklaması gerekiyor, ama sonra korkudan onu da söyleyemiyorlar. Devam ettiriyor o kafayı, “hadi, yürüyüşe gideceğiz” diyorlar. Şimdi bütün mahalle boşalmış. Bir ev gitmese evi yakarlar, bombalarlar yerle bir ederler onlarda gidiyor onlarla beraber. “Şu kalabalığa bak kardeşim. Güneydoğu ayaklanmış” diyorlar. Kardeşim bir sor bakalım adamlara, ayrı tek bir odaya çek, bir sor bakalım hakikaten istiyorlar mı? Hiç biri istemez, kim belanın içine girmek ister, kim komünist olmak ister Güneydoğuda halk. Zoraki bunu dedirttiriyorlar,anlaşıldı mı? Onun için o kafalarından kardeşlerimizin silahların alınmasını istiyorsak, o şiddet ortamının kalkmasını istiyorsak, bir kere yapılan zulmü telin etmemiz lazım ve özür dileteceğiz o köpeklere. İddia edilen Ergenekon Örgütünün köpeklerine, o alçak köpeklere, özür dileteceğiz. Diz çöktürüp özür dileteceğiz, anlaşıldı mı? Ayrıca yoğun olarak anti-komünist, anti-materyalist, anti-Darwinist propaganda, bu çok önemli.
OKTAR BABUNA: Bu Marks ve Engels’in bir sözünü okuyayım mı Hocam, inşaAllah.
Engels, Darwin kitabı yayınlanır yayınlanmaz, Komünizim kurucularından Engles, Marks’a şöyle yazıyor; “Şu anda kitabını okumakta olduğum Darwin tek kelime ile muhteşem”, Marks’ta 1860 tarihinde Engles’a yazdığı cevabında şöyle diyor; “Bizim görüşlerimizin doğal tarih temelini içeren kitap işte budur” diyor, Darwin’in kitabı için.
ADNAN OKTAR: Bir de diyorlar; “Hocam niye ezberden Kuran ayeti söylemiyorsun?” Kardeşim yazılı daha sağlam, daha güzel yazılı, okuyarak anlatmak çok daha güzel. Ezberden insan kelime unutabilir, değil mi? Hata olabilir, bir de ayrıca ben hafız değilim.
OKTAR BABUNA: Zaten anlattıklarınız hep, Kuran dayanaklı, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama yani yaklaşık olarak Kuran’ın tamamına ezberden hakimim, bilirim ama ayetler kelime kelime tam anlamıyla Türkçeden ezberlemek, o kolay iş değil. Her an insan hata yapabilir ama okumada hata olmaz, yazıda hata olmaz. Cenab-ı Allah “ikra” ile başlıyor, değil mi? “Oku” diyor. Okumak ayrıdır, inşaAllah. “Satır satır yazılı olanlara” diyor, Cenab-ı Allah, yemin ediyor. Biz yazıdan okuduğumuzda çok çok sağlam olur, inşaAllah. Orada unutma olmaz, eksilme olmaz, mutmain olur, karşındaki insan da mutmain olur. Çünkü okuyarak anlatıyorsun, değil mi? inşaAllah çok güzel. Bir de öyle ezberinde olup da ayette diyor; “kitap yüklü eşek gibidirler” diyor. Mesela bazı yobaz vardır, bütün hadisleri ezberden bilir, ayeti ezberden bilir ama gericinin şahıdır, yobazın şahıdır. Kuran’ın ruhunu hiç almamıştır, sevgi yok, merhamet yok, şefkat yok, affedicililik yok, dostluk yok, kardeşlik yok, sanat yok, bilim yok. Ne var? Hurafe var. Hurafe aşağı, hurafe yukarı dini içinden çıkılmayacak hale getiriyor. Öyle bir din ortaya sunuyor ki; adam diyor; “mümkün değil ben bunu yaşayamam” diyor.Kendisine soruyoruz yobaza, sen kendin yaşayabilir misin? İnanın bana kesinlikle yaşamıyor, yaşamaz ispat ederim. Bana bir tane yobaz bulun getirin, meşhur yobazlardan bir tanesini. Bir yerde kampa alalım bir hafta. Bakın bana ne derseniz deyin, eğer dediklerimi yapabilirse, bana ne derseniz deyin, anlaşıldı mı? Yapamaz tam klasik sahtekar. Yapamaz, çünkü o kadar hurafenin içinde boğulur. Çünkü insan fıtratının, insan ruhunun yapabileceği, kaldırabileceği bir şey değil, inşaAllah. Bizim yapacağımız Kuran’a tam tam tabi olmak. Ama tabi kendi kafamıza göre tefsir yapmayız Kuran o öyle olmaz ne yaparız mesela, Elmalılı Hamdi çok mübarek bir insandır, Elmalılı oradan bakarız. Fıkhi bilgilerde Cübbeli’den değil, Ömer Nasuhi Bilmen ilmihali çok mükemmel ve makbul bir ilmihaldir. Cübbeliye baktın mı kafanız böyle dönmeye başlar Allah esirgesin, inşaAllah. Şimdi yobaz mobaz deyince Cübbeli alınmasın, ben ona demiyorum. O cahil klasik cahil, inşaAllah. Yarı cahil, yarı cahil, yoksa hiç bilgisi yok anlamında demiyorum. Ama mesela bak HaberTürk’te Fatih Altaylı ki çok sıkı dostudur, Fatih Altaylı acayip severler birbirlerini gelmeli gitmeliler. Bir şey bulmuş onda belli Fatih Altaylı, o da onda bir şey bulmuş. Bayılıyorlar o tombul da bayılıyor böyle. El ele tutuşup geziyorlar.
Kardeşim şimdi kahvenin telvesi olsun, başka bir şey olsun, herhangi bir şey, ters çevirdiğinde illa ki bir şekiller meydana gelir, değil mi?
SUNUCU: Espri olsun diye bakılıyor.
ADNAN OKTAR: Evet ama şöyle, geçmişi anlatabilir mesela sen geçmişte şunu yaptın; o da olmaz yani. Gayb değil, gayb değil olmuş bir şey mesela bak şunu yapmıştın bak burada görünüyor, şunu yapmıştın bu görünüyor denebilir, şaka yollu olabilir.
OKTAR BABUNA: Siz daha önce de söylemiştiniz genel şeyler söylüyorlar zaten olabilecek gibi, “biri gelecek” diyor. Hakikaten biri geliyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim “üç vakte kadar sana bir para gelecek” diyor. Allah Allah otuz sene de olabilir. Çok uyanıklar.
Kuran Peygamberimizin muteber hadisleri ama en güzeli Ehl-i sünnet ulemaya uymaktır. Büyük alimlere mesela Ömer Nasuhi Bilmen. Konuyu kapatmak lazım, tefsirlerde Elmalılı bu kadar, inşaAllah. Fazla kafa karıştırmak doğru değil. Ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Bu anlattığını konuyla ilgili bir haber daha var söyleyeyim mi onu? Doğan Gazete ve televizyonları son günlerde bölünme konusu üzerinde duruyorlar, tartışma programlarında hep bu konuyu gündeme getiriyorlar. Zaten “Türkiye fili olarak üçe bölünmüş durumda” diyorlar, bu referandumda. “Bunu fark etmemek mümkün olmaz, hayır diyen laikler, evet diyen muhafazakarlar, boykot yapan Kürtler” diye bir bölünmeden bahsediyorlar. Dün Akşam Gazetesi Öcalan ile yapılan bir röportajı yayınladı Hocam. Referandum öncesi bir aylık eylem yapmamam kararı almıştı PKK Öcalan’ın direktifiyle bu tarih ayın yirmisinde bitiyor, bu ayın yirmisinde. O nedenle her yerde bu tartışılıyor. Yirmi Eylülde de PKK ne yapacak diye. Öcalan diyor ki; “hükümet beni muhatap alıp, adımlar atmazsa, çok büyük olaylar olacak” diyor. Vatan Gazetesi Okan Gönensin bir yazı yazmış “hükümet tutuklu PKK’lıkları salı verilmesi, yargı konusu gibi konularda adım atılması atın diye bir çağrı yapan” bir yazı yazmış Hocam, böyle bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Abdullah Öcalan kabadayılık yapıyor öyle mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Pekibize her kabadayılık yapana biz oturup cevap vereceksek, işimiz var. Çok pervasız olmasının nedeni, Avrupa’daki bütün komünistler destekliyor bunu. Şimdi işin acı yanı Türkiye’deki komünistler de destekliyor büyük bir bölümü. Fakat daha da acı yanı bakın çok çok önemli bir şey söylüyorum. Baron alçağının, Baron kahpesinin emrinde olan gizli komünistler de, Marksist, Leninist terörist düşünceyi bütün gücüyle destekleyip liberal gibi görünen it kopuk takımı da esefle söylüyoruz ki; var gücüyle Apo’yu destekliyor. Abdullah Öcalanı destekliyor. Neyse işte, katil mi diyelim neyse adı. Şimdi bakın, bu Baron’un, bu kahpenin bu kadar pervasız olması, elini kolunu sallayarak hareket etmesi biraz da bazı kardeşlerimizin zaafından kaynaklanıyor. Halbuki önlemek mümkün ilmi ve akılcı olarak, bu köpeğin sözüne itibar ediyorlar. “Adam amma konuştu” diyorlar. Kardeşim adam Avrupa’da bir devletin paralı ajanı. Ülkeyide söyleyeyim Almanya’nın ajanı adam. Almanya bölünmeyi istiyor, Amerika da istiyor, biz de istemiyoruz. Mehdi (a.s.)’de istemiyor, İsa Mesih (a.s.)’de istemiyor. Biz Mehdi (a.s.) talebesi olarak diyoruz ki; “hodri meydan” diyoruz” Türkiye büyüyecek, Turan olacak, büyüyecek Türk-İslam Birliğini oluşturacak, İttihad-ı İslam oluşacak ve Avrupa da çökecek, ben söyleyeyim. Ve biz kurtaracağız onları da, bakın bu yaptıkları kalleşliğe rağmen biz kurtaracağız. Avrupa’daki temiz olan insanları tenzih ederim tabii, Almanların bir kısmı bu. Alman hümüketi deyince, Almanlardan bize dost olan çok insan var. Amerika’da bizi seven çok insan var. Ben orada ki kalleşleri kahpeleri kastediyorum. Baron çakalı acayip pervasız, acayip pervasız. Her devrin adamı da bu köpekle itin kuyruğu gibi. Yani it ve kuyruğu. Ne derse emrinde. Bizim karşılaştığımız her olayda bu iki köpek organizeler. Bizi iyi takip etsinler, dikkat edin nereye dönsek bu köpeklerle karşılaşıyoruz. Öbürü sinsidir her devrin adamı. O çakalın gözü yükseklerde, mesela bak yaşına rağmen gözü yükseklerde. Her devirde görürsün bu mikrobu, çok da sinsidir. Bir bakarsın bukalemun gibi yeşilin üstünden geçerken yeşil oluyor, kırmızının üstünden geçerken kırmızı oluyor, var ya bizim bir bukalemun sen göstermiştin hayvan her adımında bir şekil. Tam bukalemun. Onun için bu gerçeği de görmeleri gerekiyor. Yani hainler içimizde, değil mi? Hainler içimizde. Bölünme olmayacak. Hiç de kabadayılık yapmaya kalkmasın güzel güzel otursun işine baksın, inşaAllah.
Dayılıkla olmaz bu işler. Ama bakın bilimsel karşı propaganda tuz suda nasıl erirse, Deccaliyet olan PKK’da tuzun suda eridiği gibi erir. Devlet önümüzü bir açsın kardeşim, önümüzü bir açsın. Bir yolumuzda bir yürüyelim biz. Bak yerle bir etmezsem, bana ne diyorlarsa desinler. 2 ay başka vakit istemiyorum 2 ay. Ruhu alınacak PKK’nın bu kadar. Bedenini alıyorsun, bedeni bitmez bunların sivrisinek gibi sürekli çıkar. Bedenle bitmez ruhunu alacaksın. Ruhu bilimle alınır, saf bilim. Bakın dinle karşılarına çıkmayacağım, bilimle çıkacağım karşılarına. Din, kendileri bilir. Hayır ben devletin laik olduğunu biliyorum ben dinle girmeyeceğim. Saf bilim kullanacağım. Bana bilim adamlarından bir ekip versinler o kadar gerisine karışmasınlar. Yani 2 ayda bitiririz. Öbür türlü mümkün değil baksana oradan adam meydan okuyor. Acayip bilmiş bölücü başı, konuşma yaparken gördün mü onu?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Sürekli felsefe ve bilimi kullanıyor konuşurken. Bizim bazıları da ağzı açık böyle. Göbeğini kaşıyor bir yandan, orasını burasını karıştırıyor. Yapıyor yani çekinmiyor zaten. Bacaklarını ayırıyor böyle yatmış. Bir yandan da hakikaten güya bilimsel, sahte bilimsel, sahte felsefi konuşmalar yapıyor, ağzı açık dinliyorlar. Buradan bir angut gitmişti onun mekanına, hayran kalmış, “amma bilimsel konuşuyor” diyor. O da aynı kafada yani. Kafası çalışmıyor. Darwinizm konusunda kafası çalışmıyor, materyalizm konusunda kafası çalışmıyor.
Küfür etmekle, hakaret etmekle, bağırıp çağırmakla, topla, tüfekle, tankla inanın olmaz. Kesin olmaz. Bilimsel mücadele şarttır. Derhal bitirir derhal. Konu bu kadar başka bir şey yok. Bizim askerlerimiz Çanakkale’de gittiler savaştılar düşmanla niye gittiler? İkna oldular neyle ikna oldular dinle ikna oldular Allah rızası için gittiler. Adam niye savaşsın durduk yere? Din iman yoksa. Canını adam nerede buldu adam yani, Allah verdi ona canı. Canını verir mi adam? Mustafa Kemal Atatürk diyor ki ulu önder; “hepsi imanlılar ve hepsi biraz sonra öleceğini biliyor. Yani şehit olacağını biliyor diyor. Ama Allah rızası için, Allah’a inandığı için, vatan, millet için seve seve canlarını veriyorlar” diyor.
SUNUCU 3: Bu biraz bence sürü psikolojisi gibi geliyor bana. Çevrelerindeki ne yapıyorsa ona sürükleniyorlar. Bir şeyin kanıtı, ikna olmalarını düşünmeden yani. Etraflarına güvenerek, bir şeyi bilmeden.
ADNAN OKTAR: Büyük bölümü öyle tabii.
SUNUCU 3: Bilinçsiz.
ADNAN OKTAR: Ama PKK dağdayken bunların her gün sahte akademi çalışmaları var, ama her gün. Muntazam mesela günde en az altı saat, yedi saat eğitim görüyorlar, dağda. Darwinizm eğitimi alıyor, materyalizm, Marksizm, Leninizm eğitimi alıyor. Mao Zedung’un gerilla yöntemi, Ho Şi Minh’in gerilla yöntemleri, bununla ilgili kitaplar var. Mesela Güneydoğu’da uygulanan Ho Şİ Minh yöntemleridir, tecrübe edilmiş yöntemlerdir ve başarılı olmuş yöntemlerdir. Amerika’nın baş edemediği yöntemler, kullanılan yöntemler. Vietnam’da, Kamboçya’da kullanılan yöntemler. Koskoca Amerika baş edemedi. B-52’lerle yağmur gibi bomba yağdırdı, sonunda Amerika diz çöktü, bıraktı gitti. Alınan eğitim toplam saati binleri buluyor.
Mesela adam on altı yaşında katılıyor, kırk altı yaşına kadar her gün eğitim alıyorlar, geceli gündüzlü. Avrupa’dan uzmanlar geliyor. Mesela Darwinizm, materyalizm konusuna ayrı, Marksizm konusunda ayrı. Sosyologlar getiriyorlar İsviçre’den, Danimarka’dan, Norveç’ten. İlginç tipler böyle, kafası kırık-çıkık tipi yani, o tarz. Sarı sarı tipler angut gibi bakarak gidiyor oraya, elini kolunu sallayarak gidiyor. Jiple geziyorlar, gayet rahatlar yani ”Welcome” diye karşılıyorlar. Öyle, çok rahatlar. Öyle bir konu yok ve gece-gündüz eğitim alıyorlar. Kardeşim ne olur bilimsel karşılık versek, ne olur yani? Bana Anayasa’da bir madde göstersinler. “Şu maddeye aykırı” diyecekler. Tek kelime dinden bahsetmeyeceğim, söz veriyorum. Tek kelime, bilimin dışında ve gerçek bilimin dışında tek kelime açıklamayacağım. Bana teslim etsinler bu adamları, o kadar. Göz göre göre bu hale geliyor vatan, görmüyor musunuz? Baksana adam oradan göbeğini kaşıyıp kabadayılık yapıyor. “Asarım, keserim, şöyle yaparım, beni bırakın” diyor. Kardeşim her önüne gelen bizi böyle tehdit edecekse ne olur bu milletin hali? O zaman mafya da gelecek, “şunu yapmazsanız Türkiye’yi yerle bir ederim” diyecek. Ne diyeyim? “Tamam, emrini mi yerine getirelim” diyeceğiz. Bak, kardeşlerim sadece beni seyretmekle kalmasınlar, dilekçe yazsınlar. Makul ve mantıklı bir dille sadece bilimsel propagandanın önemini anlatsınlar. Bir de sevgiyle bağrımıza basalım kardeşlerimizi, Güneydoğu’daki kardeşlerimizi. Onlara sahip çıkalım. Oktar herhalde bir şey anlatmak istiyorsun.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir haber daha vardı.
ADNAN OKTAR: Hadisin mutlaka açıklanması gerekiyor, öbür türlü müteşabih olduğu için kafaları karışabilir. Ama şerh edilirse çok iyi anlarlar, çok güzel olur, inşaAllah. Şimdi herhangi bir sayfa açtım, 225. Sayfası, çok değerli bir eserdir, Medineli Alleme Muhammed B. Resül el Hüseyni el Berzenci' nin eseridir ki, Ehl-i Sünnetin gözbebeği alimlerden birisidir ve hepsi de hadis, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine dayanıyor. “Peygamber (s.a.v.) hutbe okudu ve hutbesinde şöyle buyurdu: ‘Allah Adem zürriyetini yeryüzünde yaratmış olduğu günden bu yana’”, yani dünyanın yaratılışından bu yana, “deccalin fitnesinden daha büyük bir şey olmamıştır”, Darwinist, materyalist sistem var ya dünyadaki, “bunun gibi bir olay hiç olmamıştır” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Çünkü dünya çapında bu kadar büyük bir dinsizlik hareketi, yedi milyar insanın en az, en az diyelim, altı milyarı bu sisteme teslim olmuşlardır. En az altı milyar. Bu da görülmemiş bir şey. Daha önce mesela yüz bin kişiye, üç yüz bin kişiye hadi bir milyon kişiye etki ediyor ama bak altı milyar insan doğrudan ateizme, Darwinizme ve mateyalizme teslim olmuş durumda. “Deccalin fitnesinden daha büyük bir şey olmamıştır. Hiçbir Peygamber göndermemiştir ki ümmetini ondan korkutmuş olmasın”, yani “her Peygamber deccale dikkat çekmiştir” diyor. O zaman neye dikkat çekiyor arkasından? Şimdi deccal çıkacak deyince Peygamber (s.a.v.), mutlaka çözümünü söylemek durumundadır Peygamber (s.a.v.). “Deccal çıkacak ve onun zıttı olarak da Mehdi (a.s.) çıkacak” diyor. Ve onun için bütün kaya yazmalarında, Budistlerin yazılarında, eski elde edilen Ölü Deniz tomarlarında, her yerde Mehdi (a.s.)’den bahsedilir. Hatta Kızılderililer’in yazılarında, Astek-İnka yazılarında, hepsinde Mehdi (a.s.)’den bahsedilir. Yani dünyanın ilk yıllarından beri Mehdi (a.s.) bekleniyor. “Bir kurtarıcı gelecek ve bütün dünyaya hakim olacak” diye bilinir. Hatta “beyaz elbiseli birisi gelecek” diyor bak kaya yazması, Astek-İnka yazılarında var. “Avrupai görünümlü” diyor, birisinden bahsediyor, inşaAllah. Yani “bize benzemiyor” diyor, Avrupai derken, bu kelime geçmiyor tabii de, “bize benzemiyor görünüşü, Astek görünümlü değil ve sakallı” diyor, sakalını da belirtmiş.
SUNUCU:Deccal?
ADNAN OKTAR:Deccal ayrı. Deccalden bahsettiğinde, yani deccal negatif olandır. Mehdi (a.s.) pozitif olandır. Deccal yıkıcı, Mehdi (a.s.) düzelten, tamir edendir, inşaAllah. Zaten şeytanın insan şeklini almış hali.
“Hiçbir Peygamber göndermemiştir ki, Cenab-ı Allah ümmetini ondan korkutmuş olmasın. Ben Peygamberlerin sonuncusuyum, siz de ümmetlerin. O, şüphesiz aranızda, sizde çıkacaktır”, yani “bütün Müslüman alemine etkili olacaktır deccaliyet” diyor. Mesela bak ben bunu açıklamasam ortada kalır. “Resul-ü Ekrem (s.a.v.) şöyle devam ettiler: ‘Ey Allah’ın kulları’ “diyor, hutbede, Peygamberimiz (s.a.v.). Yalnız Peygamberimiz (s.a.v.)’e zaman kaldırılmıştır. Zamanının dürülmesi denir, zaman kaldırıldı. Zamanı tek bir an olarak görür yani gelmişi ve geçmişi tek bir an olarak görür. Orada Mehdi (a.s.)’yi de görüyor, deccali de görüyor, diğer insanları da görüyor, hepsini görüyor. Bizzat, yakından görüyor. Müslümanlıkta onu dürülme tabir ediliyor. Ama yabancı dillerde başka onun karşılığı. Zamanın tek bir an haline gelmesi, Peygamberimiz (s.a.v.)’e mucize olarak meydana getirilmiştir. Bakın, şimdi çok önemli bu. “Resul-ü Ekrem (s.a.v.) şöyle devam ettiler: ‘Ey Allah’ın kulları; Ben onu (deccali) size öyle bir biçimde anlatacağım ki bugüne kadar hiçbir Peygamber bu şekilde anlatmamıştır”, yani o kadar kapsamlı deccal hakkında bilgi vereceğim” diyor. Aynı zamanda bunun anlamı ne biliyor musunuz? “Mehdi (a.s.) hakkında da o kadar kapsamlı bilgi vereceğim ki kendi evladınızı tanır gibi Mehdi (a.s.)’yi tanıyacaksınız. Alametlerini öyle vereceğim ki deccali net anlayacaksınız, Mehdi (a.s.)’yi de tam anlayacaksınız, o alametleri anlamamanız mümkün değil”, bu anlama geliyor. Mesela bak, “onun fitnelerinden birisi de yanında Cennet ve Cehennemin bulunuşu olacaktır”. Cübbeli ne diyor biliyor musunuz? “Deccal 20 kilometre boyu olacak” diyor. Ee buyurun.
SUNUCU 2: O zaman hemen tanıdık deccal hadi kaçalım.
ADNAN OKTAR: “Alnında da alenen yazacak” diyor Cübbeli. Yani yaklaşık 1 kilometrelik falan harflerle deccal yazacakmış. Büyük bir d harfi c, a, l. Ve acıktıkça elini sokup denize Atlas okyanusuna balık tutup yiyor. “Hala devam ediyor. Amerika tespit edemiyor. Ben tespit ettim, ben biliyorum. Amerika bilemiyor” diyor. Atlas okyanusunda bir adadaymış şu an. 20 kilometre boyunda falan. Uçaklar falan çarpar o herife o zaman.
SUNUCU 2:Bildiği baktığı kadarıyla tek gözü kör olacak vesaire gibi şeyler var.
ADNAN OKTAR:Evet, tek gözü kör. Yani Bediüzzaman diyor; “madde gözüyle bakar, mana gözüyle bakamaz”, ama Ahir zamanda Hz. İsa Mesih (a.s.)’in zamanında bu Darwinizm’in, materyalizm’in yıkıldığını gören Allahsız sistem, ateist sistem din adı altında ortaya çıkacaklar. Yani bir şahıs “ben Allah’ım” diye ortaya çıkacak haşa. Ama bu semboliktir yani deccal. Bir gücü yoktur bunun. İsa Mesih (a.s.) bunu kısa sürede etkisiz hale getirecek. Bu hipnoz gücüyle Mesih deccal. Yani onun bir devamı. Çünkü asıl tahribatı yapan Darwinizm ve Materyalizmdir. Bu son çıkacak olan bu kişi, adam kaile alınacak birisi değil. Bediüzzaman diyor ki; “onun şahsını bir mikrop, bir nezle dahi öldürür” diyor. Tek kişi bu zaten. İnsanları geniş olarak etkileyecektir. Darwinizmi materyalizmi kullanarak. Darwinist materyalist sistemi kullanarak Allah’ın olmadığını iddia edecek. “Allah benim” diyecek. Ama daha kendi görmeyen gözünü düzeltemeyen bir insanın, ilahlık iddia etmesinin ne kadar anormal olduğu belli. Yani “ben İsa Mesih’im” diyecek daha doğrusu. Yani Evanjelikleri etkileyecek bir adam çıkacak. Etkilemeye yönelik İsa Mesih. Ama Darwinist materyalist olduğunu söyleyecek. Yani bu sistemin doğru olduğunu, sistemin devam ettiğini ama illaki Allah olarak değerlendirmeniz gerekiyorsa, “ben Allah’ım” diyecek. Haşa. Yani züppelik olarak yapacak bunu. Ve hipnoz özellikleri olacak. Böyle halüsinasyon gösterme özellikleri olacaktır. Bu halen dünyada birçok insanda da vardır bu. Yapabiliyor insanlar. Yani böyle bir adam. İsa Mesih (a.s.) bu adamı etkisiz hale getiriyor. Ama asıl sorun bu değil. Dünya çapındaki Allahsızlık, dinsizlik hareketidir. Bunu halledecek olan Mehdi (a.s.)’dir. İsa Mesih (a.s.) bu kişiyi etkisiz hale getiriyor. Ve ayrıca da mucize de gösterecektir. Yani Darwinist ve materyalistlerin köşeye sıkışması sonucunda nasıl uzaylılara şimdi bel bağladılar. Yani diyorlar ki; “proteinler tesadüfen meydana gelemez. Biz de biliyoruz” diyorlar. “Nasıl oluyor?” diyoruz. “Uzaylılar yapıyor” diyorlar. Şimdi bu sıkışmanın sonucunda işte uzaylılarla bağlantılı bir mantık ortaya atacaklar. Bu adam diyecekler işte uzaylıdır. Proteinlerin meydana gelmesini bu başlatmıştır. Bu da sizin Allah’ınız, ilahınızdır. Yani “Allah yoktur, budur Allah” buna benzer ipsiz sapsız böyle mantıksız bir şey ortaya atacaklar. Zaten göreceksiniz zamanı gelince. Karışık bir şey yok. İsa Mesih (a.s.) de bunun hipnoz gücünü ortadan kaldırıyor. Yani hipnozu bir insanın ortadan kaldırması mucizedir. Kitle hipnozunu ortadan kaldırması, harikadır. Ama bir tek bununla değil.
Mesela Hz. İsa (a.s.)’nın baras hastalığını da geçirme özelliği vardır. Mesela cildinde bozukluk oluyor elini sürer, hastalık geçer. Mesela insanların evinde sakladıkları şeyleri söyler, İsa Mesih (a.s.). Özelliği vardır. Mesela saklayın bir şey sorun, söyler “evinde senin şu var” der. Böyle mucizeler gösterecek. Belli de olmaz mesela morgdaki bir insanı da kaldıracak. Öldü denilen doktorların rapor verdiği bir insanı mesela morga girecek insanların gözü önünde “kalk Allah’ın izniyle” diyecek, kalkacak. Ama inanmamız farz değil. Yani mecbur değiliz. Ama Allah-u alem o diyeceğiz. Çünkü çok benziyor; ölünün derilmesine vesile oluyor, mucize gösteriyor, “herhalde odur” diyeceğiz, inşaAllah Allah-u alem, anlaşıldı mı?
Bak, “Cennetin ve Cehennemin bulunuşu” yani Cenneti o devirdeki diskotekler, eğlence yerleri, gazinolar, pavyonlar gösterecek kendinin kontrolünde olan yerler. Ve her türlü içki, şu bu falan. Gayri meşru ilişkiyi serbest bırakacak. “İstediğiniz gibi ilişkiye girebilirsiniz, her şey serbest. Ben Allah’ım” diyecek. Yani vardır ya öyle psikopatlar çıkıyor. Psikopatlık yapacak yani özetle bu. Şimdi arsız, şımarık, psikopat bir adama ne yapabilirsiniz, sen? Bir şey yapılamaz. Hipnoz özellikleri de var. Yani deli hareketler yapıyor. Kitle hipnozu da yapıyor. Çünkü kitle hipnozunda yapılacak bir şey olmaz. Mesela Zati Sungur vardı, rahmetli oldu adamcağız, rahmetli diyelim. Biz ters bir yönünü şey yapmadık. Mesela halka soruyor diyor ki; “saat kaç?” diyor şu an. Herkes saatine bakıyor. “Saat 12” diyor. “Emin misiniz? diyor. “Evet” diyor, herkes bütün salon ama. “Saatiniz 3” diyor. “Siz yanlış baktınız. Dikkatli bakın” diyor. Hakikaten herkes bakıyor, saat 3. Kitle hipnozu oluşmuş. Hakikaten bakıyor 3 yani net saat değişik. Yani buna benzer şeyler yapacak.
SUNUCU 2:Ama bu zayıf iradeli kişileri etkisine alabilir herhalde.
ADNAN OKTAR:Şimdi çok özür dilerim de it kopuk takımı zaten böyle tipleri arar yani zaten arar. O Balguvan mı bir herif vardı, bir manyak. Çıkmıştı bir ara. Bu hippi takımını falan peşinden sürüklemişti. Koskoca siteler kurdu falan. Var yine Hindistan’da da var bir manyak yani. Adam psikopatlığa gitmek istediğinde zaten bulur. Sorun değil yani öyle bir tip. Kaale alınacak bir adam değil. Ama asıl olan Bediüzzaman da diyor; “dinsizlik cereyanıdır. Ateizm ve materyalizm cereyanı” diyor. Şu an dünyada hakim olan budur. Önemli olan da o. Ona karşı mücadele önemli. Darwinizm, materyalizm. Çünkü yaklaşık bir milyara yakın insanın şehit edilmesine sebep oldu. Dünya nüfusu bu kadar olmayacaktı normalde. Dünya nüfusunu yok ettiler, değil mi? Sırf birinci dünya harbinde, ikinci dünya harbinde 350 milyon insanın yok olmasına sebep oldular, şehit edilmesine veyahut öldürülmelerine sebep oldular. Binlerce, on binlerce şehir ve kasabayı yerle bir ettiler. Kim yaptı bunları? Komünistler ve faşistler yaptılar. Komünistlerin temel inancı, ideolojisi neydi? Darwinizmdi. Faşistlerin temel ideolojisi ve inancı neydi? Darwinizmdi. Şu an vahşi kapitalizmin temel inancı ne? Darwinizm. Kızıl Çin’in inancı ne? Darwinizm. Rusya’nın ne? Darwinizm. PKK’nın ne? Darwinizm. Dolayısıyla deccaliyet işte bu.
Bediüzzaman’da diyor; “Mehdi (a.s.) çıktığında doğrudan deccaliyeti hedef alacak”. Yani “Darwinizmi ve materyalizmi hedef alacak. Onunla mücadele edecek. Darwinist, materyalist sistemi yıkacak, ilk birinci görevi budur” diyor. Hz. İsa (a.s.)’ya kolay rahat bir ortam sağlıyor Mehdi (a.s.). Hz. İsa (a.s.) geldiğinde zaten rahat olacak ortam.
SUNUCU 2:Birlikte hareket edeceklermiş.
ADNAN OKTAR:Evet, son aşamada birlikte hareket edecekler. Hatta diyor; “Hıristiyanlıkla Müslümanlık tam birleşme istidadındayken, cismi beşerisiyle semavatta olan Hz. İsa (a.s.) ‘ın yeryüzüne inişi kati olmakla beraber, kesin inecek” diyor, Bediüzzaman. “Beşeri cismiyle gökyüzündedir, inecekti. İndiği vakit, geldiği vakit kendisi dahi kendisini bilmez, İsa (a.s.). Yakın talebeleri, has talebeleri onu imanın nuruyla tanırlar” diyor. Saklayacaklar, vakti tamam. Yani ama halk önce Mehdi (a.s.)’yi görecek. Yani Mehdi (a.s.)’nin alametlerini görecek, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini görecek. Onun arkasından İsa Mesih (a.s.)’i görecekler. Ama inanmak mecburiyeti yok. Yani farz değildir İsa Mesih (a.s.)’e inanmak. Yani odur demek mecburiyetinde değiliz. Mehdi (a.s.)’ye de inanmak mecburiyetinde değiliz. “Herhalde o, benziyor” diyeceğiz. Çünkü İslam ahlakının dünyaya hakim olmasına vesile olmuş bir şahıs. Benziyor hadislerin aynısı. Ne diyelim?
SUNUCU 2: Farz değilse yani birinden birini seçmek zorunda değiliz.
ADNAN OKTAR:İsa Mesih (a.s.)’i de, Mehdi (a.s.)’yi de vicdanen anlarız. Ama onların Mehdi (a.s.) olduğuna ve İsa (a.s.) olduğunu iddia etmek durumunda değiliz. “Benziyor, çok benziyor” diyeceğiz.
SUNUCU 2:En azından etrafımıza biz onları ikna etmek zorunda kalmayacağız.
ADNAN OKTAR:Tabii yani öyle bir şeyimiz yok. Zaten Mehdilik iddia değil, ispattır. Mehdi (a.s.) söke söke yapar, halleder. Öyle kimseye ihtiyacı yoktur. Cübbeli diyor; “karşımıza gelecek, hadi göster bize bir keramet diyeceğiz” diyor. Senin ne haddine öyle keramet göstermek, bilmem ne. Mehdi Mehdilik iddia etmiyor ki öyle bir keramet göstersin. İddia olursa keramet göstermek durumunda olabilir. İddia yok ki. Yani öyle bir talebi yok yani. “Ey Cübbeli, gel bana yardım et” de demeyecek ,değil mi?
OKTAR BABUNA: Hatta açıklamıştınız Hocam hadislerle. “Zorla başa geçiriliyor, kendisi istemediği halde” tabi olunuyor kendisine inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biraz şerh et, açıkla.
OKTAR BABUNA:Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde bildiriyor, Hocam. “Hz. Mehdi (a.s.) kendisi istemediği halde zorla, hatta ölümle tehdit ederek”.
ADNAN OKTAR:3 tane hadis var. Mehdi (a.s.) Mehdiliğini asla kabul etmiyor. Lider olması için zorluyorlar. Diyorlar ki; bak “bütün Müslümanların kanı boynuna olsun. Müslümanlar muazzam can çekişiyor. Acı çekiyorlar ve zulüm görüyor. Mutlaka geçmen lazım, Müslümanların başına geçmen lazım” diyorlar. “Ben alelade bir insanım, Allah’ın yarattığı herhangi bir kulum. Ben böyle bir şeye layık değilim. Estağfurullah. Layık olan birisi geçsin” diyor. Bakıyorlar olmuyor. O zaman “seni öldüreceğiz. Ya geçeceksin, ya bu böyle olacak” diyorlar. O zaman geçiyor. O zaman kabul ediyor, inşaAllah.
“Selamun aleyküm sayın arslan Adnan Hocam”. MaşaAllah, sen de arslansın. İsa Aktaş. Lahey Hollanda’dan yazıyor. Hollanda’da çok kardeşlerimiz, maşaAllah. Almanya’da, Norveç’te, İsveç’te, İsviçre’de. “Sohbetinizi Darwinist-komünist PKK’nın fikri mücadele yapılarak yok edilmesine dile getirmenizden Darwinist-komünist PKK’lılar çok rahatsız olmuş olacak ki Facebook’ta arkadaşlarımızın sayfalarını hack yoluyla ile ele geçirmekteler. Ve bu sayfalar üzerinden propaganda yapmaktalar. Allah yar ve yardımcınız olsun”. Hay maşaAllah. Allah gazanızı mübarek etsin. Göğüs göğse mücadele. “MaşaAllah, ellerinizden öperim İsa Aktaş. Lahey Hollanda”. Yalnız hack yoluyla bir sitenin etkisiz hale getirilmesi, kapatılması suçtur. Kardeşlerimiz savcılığa başvursunlar. Gidip zatlar, kişiler ifadelerini verirler. Benim Cübbeli ile ilgili siteme de böyle hacklemeye kalkmışlar ama onlar uyanıksa biz onlardan yüz bin misli uyanığız. Hackleri havaya gitti. Onların bilmediği bir teknik kullandık. O yüzden siteye etki edemediler. Acayip bir yükleme yapmışlar. Ama akıl almaz bir yükleme, çökertmek için. Cübbeli yaptı demiyorum da onun sevenleri yapmışlar. Ama tabii şimdi biz böyle şeylerde hukuki yönden kendimizi savunuruz. Kimse kusura bakmasın.
“Selamun aleyküm” diyor kardeşimiz. Aleykümselam ve rahmetullahi. “Hocam, TRT’de sizi görmek isteriz”. Ben TRT’nin meraklısı değilim de bilim adamları çıksınlar. Alimler çıksınlar anlatsınlar. Ben kitap vereyim, bilgi vereyim. Teknik yardımda bulunayım. Arkadaşlarımız teknik yardımda bulunsunlar. Bizim TRT’ye ihtiyacımız yok. Ama bu konuların anlatılması çok önemli. Devlet bunu anlatsın, bu konuları. PKK’ya karşı, bilimsel karşı atağa geçsin. Çünkü onlar sahte bilimle saldırıya geçiyorlar. Biz de onlara karşı gerçek bilimle karşılık vermemiz gerekiyor, savunma yapmamız gerekiyor. “İzleyicilerinizin TRT’de sizin bilimsel programlarınızı izleme taleplerini gönderebilecekleri e-mail gördüm. Birçok kişi istese de dilekçe yazamaya üşenir diye tahmin ediyorum. O yüzden TRT’yi mail yağmuruna tutalım, inşaAllah. Belirtilen mail adresi” diyor. Ne diyecekler? “Hocamız çıksın konuşsun mu?” Yok canım benim öyle bir iddiam yok. Bizim çocuklarda çıkıp konuşabilirler yani fark etmez. Ama bilim adamı yoksa yani yapamayacaklarsa. Bilim adamlarını devlet organize eder, zor bir şey değil bu. Ama bakarız yani teknik eksiklik, aksaklık varsa yani yürüyemiyorlarsa yürütürüz, yollarını açarız, inşaAllah, değil mi? Ama Allah’ın izniyle olur. Ama bizsiz de biraz zor, işin doğrusu, doğru konuşalım şimdi. Allah-u alem biz olmadan olmaz. İşin doğrusu bu. Bilim adamlarını bulsunlar, çıkarsınlar biz yardımcı olalım, konuyu bitirelim. Yani biz çıkmayalım TRT’ye, bilim adamlarını çıkaralım ama biz hazır yazı olarak verelim.
SUNUCU 3:Halkın isteği zaten bilim adamı değil, sizsiniz. Yani yazılan yazıdan.
ADNAN OKTAR:İllaki, illaki diyorlarsa, düşünürüz. Düşünürüz derken zaten farz o, illaki yaparız yani. Ama hani böyle meraklısıyım havası oluşabilir onun için diyorum. TRT’nin peşinde değiliz, inşaAllah. Ama başka bir yolu yok ne yapalım? Bize bir yol göstersinler, değil mi? Bilimsel propaganda şart, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz koydun mu oturtuyorsunuz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvelAllah, evelAllah. Getirsinler onlara da bağlansınlar anında bitiririm yani zaten zır cahiller. Dümdüz olurlar. O kafasının orası burası kırık çıkık takımı onlarla zaten muhatap olmam da ben. Fakat konuşabilecek gibi tipler varsa, gelsin konuşalım, değil mi? Canlı yayında bağlansınlar. Canlı yayında bağlanalım. Böyle bayramlık halı gibi tozlarını silkelerim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Ama çıkamıyorlar karşınıza.
ADNAN OKTAR:En ağa babaları kaçıyor. Dawkins mi nedir, o dede? Elma yanak.
OKTAR BABUNA:İngiliz gazetelerine ilan verdiniz. Kendi televizyon kanalının yöneticileri devreye girdiler. Karşınıza getirmek için siz dediniz ki; “gel burada ağırlayacağız seni, bütün masraflarını karşılayacağız, 5 yıldızlı otellerde ağırlayacağız, yarım saat. Bütün dünya medyasını çağıracağım” dediniz yine gelemedi.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Yiğit Bulut’ta buna haber göndermiş. Habertürk’ten. “Gel seni Adnan Hocamız ile tartıştıralım” demiş. Para da teklif etmiş. Daha da araziye geçiyor. Gidiyor küçük ilkokul çocuklarıyla tartışıyor, ortaokul çocuklarıyla tartışıyor, hahamlarla, rahiplerle tartışıyor. Gel bir de bizimle tartış bakalım. Bak senin talebelerini gönderdin o, baş rahip mi diyelim, papa hazretlerinin yanına. Beti benzi kül oldu. Pır o da serçe gibi kaçtı. Kaçmaktan başka bir şey bilmiyor musunuz, siz? Hayır, beti benzi kül olacak gibi ne var yani? Tamam, mahcup olacağın belli de. Ama aşağılamam, bir şey yapmam, hakaret edecek değilim, nezaketiyle anlatacağım bilimsel olarak.
SUNUCU 2:Mahcupluğu kaldıramayacak.
ADNAN OKTAR:Bilimsel olarak tabii ki mahcup olacak. Onun kurtarırı yok. O illaki olacak yani, inşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Ekonomik kriz İngiltere’yi de zor durumda bırakış Hocam. “Ada sallanıyor” diye bir haber vardı. “İngiltere Merkez Bankası Başkanı King'ten şok açıklama! Krizden çıkış seslerinin artmaya başladığı bugünlerde piyasaları tedirgin edebilecek bir açıklama Ada'dan geldi. Başkanı Mervyn Allister King, İngiliz bankalarının durumunun iyi olmadığını” açıklamış, Hocam.
ADNAN OKTAR:Niye değil.
OKTAR BABUNA:Dediğiniz sebeplerden Hocam.
ADNAN OKTAR:Dediğim sebepten.
OKTAR BABUNA:2014’lerde de Allah’a, dine dönüşle inşaAllah demiştiniz.
ADNAN OKTAR:Türkiye’deki ekonomik krizin olmamasının nedeni Mehdi (a.s.)’nin Türkiye’de olmasıdır. Bak 2 yıl önce dedim. “Kriz Türkiye’yi etkilemeyecek” dedim. Bütün uzmanlar dedi ki; “asıl Türkiye’yi vuracak” dediler. Avrupalı uzmanlar da. Yani Türkiye yerle bir olacak ekonomik krizde. “Hiçbir şey olmayacak, olmaz” dedim. Ve dediğim çıktı. Mehdi (a.s.)’nin bereketiyle Allah’ın izniyle. Allah onu vesile ediyor. Onun himmetiyle, inşaAllah. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; “Kıyametin ertelenmesine sebeptir” diyor, Mehdi (a.s.). Çok açık hadisler var. Açın bakın Kütüb-i Sitte de.
Abdullah kardeşimiz ne diyor; “Hocam sizi dinledikçe ufkumuz açılıyor. Körü körüne saplandığımız fikirlerden kurtuluyoruz”. O çok önemli. Kardeşim diyorlar ki; “millet yobazlıktan çekiniyor” diyorlar. Haklılar bende çekiniyorum. Çok büyük bir tehlikedir. Çünkü bakıyorum azılı bir yobazı ortaya çıkarıyorlar. Adamlar alkışlayanlar, peşinde takla atanlar. Adam zırvalıyor artık alenen zırvalıyor. “Adam ne kadar güzel konuştu” diyor. Ayrıca adam diyor ki; “ben yapmıyorum yani kendi dediğimi kendimde yapmıyorum” diyor. Adamın üstünden başından akıyor rezillik. “Ne güzel yapıyor” diyorlar. Onun için gericiliğe karşı, yobazlığa karşı aydınlarımızı, sevgi dolu insanlarımızı rahatlatacak açıklamalar çok hayatidir. Onlardan yana olmalıyız. Gönüllerini rahatlatmamız lazım. Çünkü onların başına bela da, bizim başımıza bela değil mi? Bize daha büyük başımıza bela, değil mi? Çok daha büyük bela.
Mesela şu an bizi Sivas’tan izliyor Alevi kardeşlerim, canlarım benim. Ben onların kılına tüyüne dokundurmam. Onlar benim canım. Sevgi insanı onlar, muhabbet insanı. Ama mesela bir kısım gözü dönmüşler için onlar mutlaka yok edilmesi gereken insanlar. Bizim için de baş tacı olan insanlar. Yani arada bunu da söyleyeyim.
“Selamun aleyküm sayın Hocam”, ve aleyna alyekümselam ve rahmetullahi ve berekatuhu. “Her namazımda İslam Birliği için dua ediyorum”. Ne güzel maşaAllah. İnternette de birbirlerine tavsiye etsin kardeşlerimiz. “İnşaAllah çevremde de dualarına eklemelerine tavsiye ediyorum. Sizin açıklamanızı gençlere sitenizi gönderiyorum, gösteriyorum, inşaAllah”. Cübbeli benim şeyim değil de, bu bir zihniyet olduğu için ben bunu söylüyorum. Hakikaten gariban, hakikaten acıyorum. Biri bir şey yapmaya kalksa ben öyle can siperane korurum ben onu. Yani ben mahvolsun, ezilsin, aşağılansın o anlamda değil. Gariban, çok cahil verdiği tahribattan haberi olmayacak kadar cahil. Ve yaptığı tahribattan haberi olmayacak kadar çocuksu. Gariban ben onunla oturup ne. Çok anormal bir şey olur. Benim en son düşüneceğim insandır. Yani bir fiili mücadele gerekiyorsa fikri anlamda, en son düşüneceğim insandır. Semboliktir o benim için, sembolik yani. Mesela Osman Ünlü de onunla aynı kafada. Arada fark yok ki. “Gerçekten Hocam, Cübbeli ve benzerlerini değil sizi tercih ediyor gençler, inşaAllah. Sayın Hocam selamun aleyküm”. Aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatuhu. Canım aklı başında bir insan güzel, sıcak, sevgi dolu bir hayatı tercih eder. Dostluğu, kardeşliği tercih eder. Mutluluğu tercih eder. Aklı, bilimi ve sanat, estetiği ister. Yani bunun tersini istemez. Cübbeli’yi de biz anlatıyoruz ama bazı yönlerde düzeliyor. Ama bir dereceye kadar düzeliyor. Mesela İslam alemine yapılan zulmü nihayet anlattırdım. Anlattı. Biz güzel bir şey söyleyecek zannettik. “İttihad-ı İslam olsun, Türk-İslam birliği olsun, Müslümanlar birleşsin” diyecek zannettim konuşmasının sonuna doğru. Aman Allah’ım diyor ki; “gelsinler bizi öldürsünler. Biz de Cennete gideriz. Konu bu şekilde hallolur” diyor. Çözüm buymuş. Kardeşim Allah cihat emrediyor, “hazırlanın” diyor. Cihat nedir? Ceht etmek gayret. İlimle, bilgiyle, fikirle git üniversite de oku, bilgini artır, genel kültürünü artır. Paleontoloji öğren, arkeoloji öğren, jeoloji öğren her şeyi öğren. Müthiş bir genel kültüre sahip ol, felsefe oku. Marksizmi, faşizmi, sosyal Darwinizmi her şeyi öğren ve insanlarla sevecenlikle akılcı bir üslupla konuş, ikna et. Yani Müslümanların bu hale gelmesinin sebebi cahillik zaten. Yani başka bir konusu yok. Ve meydanın yobazlara bırakılması. Allah Bediüzzaman’dan sonsuz kere razı olsun. O mübarek bu belayı çok geniş çaplı durdurdu. Çok geniş çapta.
Dün yine düşündüm. Acayip öfkeleniyorum. Kardeşim 30 yıl, yaşlı bir insanı nasıl hapiste tutarlar? Yani beni acayip kızdırıyor bu düşündükçe. Ve müthiş zulüm görmüş, bu bilinmiyor. Çok dehşet bir olay bu. Bir gün sırf bu konuyu işleyelim. Dehşetli bir şey. Bu nasıl bir kafadır mantıktır bu? Ve ne dinmez bir öfkedir bu? 30 yıl bir insan hapiste tutulur mu? Gaspta bile yatmaz bir insan, cinayet de bile yatmıyorlar. 10 sene, 7 sene yatıp çıkıyorlar. Ne yapmış bu insan? Ve bu kadar sevgi dolu, bu kadar şefkatli herkese dua ediyor. Bana zulmedenlere de diyor; “Allah Cennet nasip etsin” diyor. Herkesin kurtuluşu için gayret ediyor mübarek. Ne istiyorsunuz? Mübarek insandan.
OKTAR BABUNA:Siz anlatmıştınız Hocam daha önce de. En son hasta vaziyette Urfa’ya gidiyor. Vefat etmek üzereyken. Oradan da çıkartılması için emir veriyorlar hatta. Ve çöp arabasına konsun diye, bu şekilde.
ADNAN OKTAR:“Çöp arabasına konsun” diyorlar. Sonra ne oldu?
OKTAR BABUNA:Okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet, oku.
OKTAR BABUNA: “Dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik. 20 Mart 1960 yılında Ramazanın son 10 günü Üstad Said Nursi Hazretleri çok ağır vaziyette Urfa’ya gitti. Kendisini kanunsuz olarak sürekli nezaret altında tutan o günlerin İçişleri Bakanı Namık Gedik Said Nursi’nin oradan götürülmesini istedi. Namık Gedik bunun için herhangi bir imkan bulamadıklarını söyleyen Urfa Valilik makamına çöp arabasıyla da olsa göndereceksiniz diye emir vererek Bediüzzaman Hazretlerini Urfa’dan göndermek istedi. Bu sözü haber alan Said Nursi Hazretleri Namık Gedik’in kendi başına gelecekleri tarif ettiğini söyledi. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri 3 gün sonra Urfa’da vefat etti. Aradan geçen 2 ay sonrasında 27 Mayıs Darbesi yapıldığında tutuklanan Namık Gedik evinden alınarak Harp okuluna götürüldü. Namık Gedik hapsedildiği odanın penceresinden atlayarak intihar etti. Parçalanan vücudu çöp arabasına konularak kaldırıldı”
ADNAN OKTAR:Bakın Bediüzzaman diyor “aynısıyla kendisi karşılaşacak” diyor. Yani bir çöp arabasıyla götürülsün. Bakın acil kaldırılması gerekiyor. Hakikaten orada araba bulamıyorlar. Bir tek çöp arabası olduğu için yani acil servise kaldırılması için çöp arabası ile götürüldü, acil servise. Orada da vefat etti. Bediüzzaman’ın bunu bilmiş olması da bir harikadır, yani çok şaşırtıcıdır. Allah’ın velisi ile uğraşılmaz. Bunu tekrar tekrar söylüyorum. En tehlikeli işlerden bir tanesi budur. Allah’ın velileri ile uğraşılmaz. Tahmin tahayyül edilemeyecek belalara sebep olur. İnsanın aklının ucundan geçmeyen belalara sebep olabilir.
OKTAR BABUNA:Sizin söylediklerinizden yine gerçekleşenler var Hocam.
VTR
ADNAN OKTAR:Rahatlatıcı bir konuşma iyi olur, dedim. Genel olarak da rahatlatıcı konuşma iyi olur, dedim. Ama özellikle AK Parti aslında gericiliğe şiddetle karşı olan bir partidir. Ama tabii bunun çok doyurucu, tatmin edici bir biçimde duymak isteyen insanlarımız var, kardeşlerimiz var ve haklılar. Çok iyi olur, yani zaman zaman çünkü onlar da hayatlarıyla, üsluplarıyla gösterdi ama daha güçlü vurgulanırsa bu hakikaten ferahlatıcı olur. Çünkü büyük bir kitle, çok büyük bir kitle ki, onlar benim canım ciğerim, benim aydınlarım. Benim tertemiz vatanımın güzel insanları, tedirgin oluyorlar. Eskiden beri vardır. Bu ilk defa olan bir şey değil, tedirginlik. Bunu kökünden kazıyalım. Asla ve kesinlikle hayatı öldürtmeyiz. Sanatı öldürtmeyiz, bilimi öldürtmeyiz. Şefkati, merhameti, dostluğu, kardeşliği, güzel olan şeyleri öldürtmeyiz. Bunun defalarca vurgulanması gerekiyor. Böyle karanlık, deli zihniyete karşı kesin kararlı olduğumuzun üst düzeydeki büyüklerimizce vurgulanması çok çok güzel olur. Rahatlatıcı olur. Ne olur yani “yanınızdayız” diyecekler. Bu kadar. “Böyle bir şeye müsaade etmeyiz, etmeyeceğiz. Ve bu zihniyete zaten karşıyız” diyecekler, bu kadar. “Bir kere dedik”, bir daha denesin, bir daha denesin. Bu rahatlatıcı olur. Durduk yere bir insan bunu demez. Hakikaten çekiniyorlar demek ki. Çünkü ben de nefret edip çekiniyorum. Rahatsızım yani, inşaAllah. Çekiniyorum derken tabii benim çekinmem daha değişik. Ben yani koydu mu oturtan, vurdu mu ters döndüren tarzında bir adamım, inşaAllah. Ama fikren akılla ve bilimle. Gericilik ve yobazlık benim karşımda...
OKTAR BABUNA:Barınamaz.
ADNAN OKTAR:Yani kuyruğunu arasına alır. Acayip sesler çıkararak böyle arkadan da bana baka baka kaçar. O kadar yani, inşaAllah. Ona müsaade etmeyiz. Benim milletim ne güzel. Neşeli insanlar, canlı insanlar. Medeni insanlar. Mutlu olsunlar. Niye onları gericiliğin karanlık pençesine düşme korkusu içinde yaşattırtırıyım, değil mi? Çok çok zayıf bir ihtimal ama istemiyorum, onu da istemiyorum. Böyle bir pisliği istemiyorum ben, o kadar, inşaAllah. Çünkü adamlar manyak, alenen manyak, deli gibi. Ne konuştuğundan haberi yok. Ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Yani öyle bir sistemin nasıl bir faciaya sebep olacağından haberi yok. Ballandıra ballandıra anlatıyor adam.
OKTAR BABUNA:Ayrıca kendi de yapmıyor zaten.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, net ispat ederim. Şimdi beni konuşturmasınlar. Adamın alakası yok. Net ispat ederim, biliyorum onu. Bambaşka bir adam, adamlar, diyelim yani.
OKTAR BABUNA: Ertuğrul Özkök de bir yazı yazmış. Aynı doğrultuda Hocam. O da, rahatlatılmalı diye.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bana Ertuğrul Özök’ten bahsetme. Kapat Allah aşkına geç, ben onun 3-4 tane yazısını okudum. Aman aman kaç, inanılır gibi değil. Haşa yani inanılır gibi değil, nasıl öyle konuşur, nasıl yazar inanamadım. Düzeltmeye çalışsın o ifadesini. Bak, ben konuşamıyorum da. Ben bu konuşmayı yaptım, Allah-u Alem dinlemiş bu konuşmayı. Gece yarısı diyor; “ben kadere inanmaya başladım. Birden bire yazacağım yazıyı değiştirdim” diyor. Herhalde yine aynı kafada yazacaktı. Allah-u Alem, aynı kafada. Birden tam tersi yazı yazmış. O mantığın, o söyleyemeyeceğim mantığın tam tersi. Gece yarısı ilham mı geldi, diyor. Birisi bir şey oldu, diyor. Benim programım bittiği an yani gece 2 gibi falan gelmiş. Programdan sonra. Demek ki düşündü, taşındı. Dedi; “herhalde bu daha da kötüye gidecek en iyisi ben bunu düzelteyim” demiş. Anladığım kadarıyla, hazret yakından takip ediyor anladığım kadarıyla. Aman aman, o daha da düzeltsin. Ben duymak dahi istemiyorum bir daha.
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi (a.s.)’ın zorla başa getireleceğini söylemiştiniz. Hadisini okuyayım mı Peygamberimi (s.a.v)’in inşaAllah.
“Hz.Mehdi (a.s.) Mekke’ye gidecek. Ve burada kendisi istemediği halde insanların, eğer kabul etmezsen senin boynunu vururuz, şeklindeki zorlamalarından sonra rükün ve makam arasında biatları kabul edecektir”. El-kavlu’l muhatasar fi alamet-il mehdiyy-il muntaza. “Sen Hz.Mehdi (a.s.)’sin dediklerinde o kabul etmeyecek” El Kavlu Muntazar.
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor bunu. Kesin. Mehdi’yim diyen herkes Mehdi (a.s.) değildir. Mümkün değil. Veya falanca kişi Mehdi’dir diyorlarsa talebeleri açık açık o kesinlikle Mehdi değildir. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisine uygun değil. Mümkün değil yani. Çünkü Mehdilik direk icraat uygulamadır.
Unvan vermesine gerek yok. Hayır ve güzellik insanıdır, Mehdi. Allah’ın kaderi, bakın bayağı aklı başında bir adamım. Delilsiz konuşmam, emin olmadığım bir şeyi söylemem. Net göreceksiniz diyorum. Net Türk İslam Birliği olacak. İttihad-ı İslam olacak. Bunların hepsini göreceksiniz. Bu nesil görecek. Hz. İsa (a.s.) Mesih’i de göreceksiniz ama inanmak durumunda değilsiniz, mecbur değilsiniz. Ama tariflere aynen uygun. Gayet sevimli, tatlı, dünya şekeri bir insanla karşılaşacaksınız. Gri gözlüdür İsa Mesih. Orta boyludur, çilli burnu. Elleri çilli, ayakları da çilli. Kusursuz, mükemmel konuşur. Tam bir insandır. Evinizdeki herhangi bir şeyi sorun söyler. Mesela saklayın herhangi bir şeyi. Al kalemi sakla. Evimde nerede dediğinde şurada der söyler. Öyle bir insan. İnanmayabilirsin bir mahsuru yok. Ama bütün Hıristiyanlar, Müslüman olacak, Museviler de. Allah’ın vaadi, Kuran, ayet var. Dil eğip büküp kapatmaya çalışıyorlar. Kapatılacak gibi değil. Ölmek üzere olan insanın imanının geçersiz olduğuna dair ayetleri de hazırla, biraz sonra onları da okuyayım. Diyorlar ki; ölmek üzereyken Hıristiyanlar ve Museviler iman edecek Hz. İsa (a.s.)’ya. Kardeşim zaten geçersiz.
SUNUCU:Dün de söylemiştiniz. Firavun ile ordusunu.
ADNAN OKTAR:Tabii geçersiz. Ama o ayetleri de okursak tamam onu hazırla biraz sonra. Şimdi ara mı veriyoruz? Tamam, ara verelim.
SUNUCU:Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programına Kaçkar Tv ve harunYahya.tv sitesinden devam edeceğiz.
Evrim Sözlüğü
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...