SUNUCU: Sayın izleyicilerimiz programımıza KaçkarTv ve Harun Yahya.Tv adresimizden kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR: EvelAllah, evelAllah inşaAllah. Teşekkür ederim. Ne anlatalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Dün anlattığınız önemli konulardan biri de; “iki farklı Risale vardır” demiştiniz, Hocam inşaAllah. “Nur talebelerinin anlatması ayrı, Hz. Mehdi (a.s.)’ın anlatması ayrı. Risale-i Nur talebeleri dershaneler kuracak, okullar açacak, gece dersleri yapacak bu şekilde bir anlatımda bulunacaklar Türkiye’de ve dünyada her yerde anlatacaklar” demiştiniz. Onlar “tohum” diyor, demiştiniz Üstad için, inşaAllah. Fakat bir de ikinci bir dersi var demiştiniz. Ayrı bir ekibin ayrı bir şahsın anlattığı ders inşaAllah. “Demek ki Nur talebeleri epey bir kısmı Risalelerden bir şey gizleyecekler Hz. Mehdi (a.s.)’de çıkıp bu gizlenen bilgiyi anlatacak inşaAllah” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bizim Nur talebelerinden istediğimiz sadece dürüstçe Bediüzzaman’ın dediklerini insanların açıkça okuyup ne diyorsa onu anlamaları. Şimdi mesela Bediüzzaman, ne diyor? Ben Manisa’dan İstanbul’a geldim. Ben bunu düz olarak böyle anlamak istiyorum. Ben Manisa’dan İstanbul’a geldim. “Benim anlamı başkadır” diyor, adam. “Nedir diyoruz?”, ”Ben, ben anlamında değil ki, benliği ifade eder. Bütün benlik, insan benliğini ifade eder” diyor. “İstanbul’a geldiğimden kasıt bölgenin ismidir. İstanbul’dan kasıt Türkiye kastedilmiştir” diyor. “Geldim de geleceğim anlamına gelir” diyor. Kardeşim bizi niye bunaltıyorsun, münasebetsiz bir mantık gelişmiş olur o zaman. Garip bir mantık orada münasebet nerede bağlantı. Dürüstçe okusak ne kaybederiz olduğu gibi tam dürüst anlamını alsak? Dümdüz anlamı, çünkü zaten tevil edilmiş, açıklanmış, şerh edilmiş bir eser. Şerh edilmiş, tevil edilmiş bir eserin bir daha tevili olur mu? “Tevil olmuş, bir daha tevil edeceğim” diyor.
Mesela diyor ki Bediüzzaman, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 172. “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir”. Şimdi bunu orasından burasından bu cümleyi bambaşka hale getirmeye kalkarsan ayıp edersin. Vicdanlı davranmış olmazsın. Doğru hareket etmiş olmazsın. Dürüst davranmak lazım, yalnız bütün samimiyetimizle, bütün açıklığıyla işimize gelsin veya gelmesin bak bu önemli değil. Bir kısım insanların işine gelmiyor olabilir. İşine gelmeyince değiştirmeye kalkarsak, o zaman her şey değişir. Fıkıh da değişir, Kuran da değişir, her şey değişir. Yepyeni bir hayata gideriz. Bunu bırakacaklar. O zaman yani onu değiştiren adamlara da bir şey diyemezler o zaman. Mesela Bediüzzaman’ın başka sözlerini de değiştirir adam o zaman. Olmaz öyle. Biz ne yapacağız? “Ta Ahir zamanda” deyince “ta Ahir zamanda” anlayacağız. Biri bize “ta Ahir zamanda, ne anladın hemşerim?” bana derse, ben “ta Ahir zamanda anladım” derim. “Bediüzzaman’ın vakti olarak anlamadım. Ta ilerideki bir vakti anladım” derim. “Hayatın geniş dairesinde” deyince, değil mi? İnternetin, televizyonların, radyoların her şeyin hakim olduğu, sosyal hayatın geniş olduğu, demokrasinin genişlediği bir hayatı anlarım. Ama şimdi “asıl sahipleri” diyor. Çok acayip bir şey, ben derim ki, o zaman ben gerçek sahibi sen zannediyordum. Sizler zannediyordum. Asıl sahibi başkaymış. Çünkü mesela ev almaya gittiğinde, diyor ki adam; “ben ev sahibiyim” diyor, “selamun aleyküm” diyorsun, “ev sahibi benim, kardeşim özür dilerim. Ben ev sahibi değilim. Aslında ben vekaleten bakıyorum işin doğrusu. Evin sahibi Almanya’da yaşıyor” diyor, değil mi? “Asıl sahibi o. Tapulu malı onun, asıl onun, ben de vekaleten bakıyorum” diyor. Şimdi asıl sahibi çok acayip bir cümle bu. “Asıl sahipleri” demek ki Nur talebeleri Risale-i Nur’un asıl sahipleri değil. “Kimdir?” diyoruz o zaman. Yani Mehdi (a.s.), kardeşim ben bunu nasıl tevil edeyim? Yani neyi, nasıl başka anlama gelsin? Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.)’dir bu kadar açık. “Ve şakirtleri, talebeleri” ne gerek var bunu değiştirmeye, var mı gerek?
SUNUCU 2: Yok Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Var mı değiştirenler?
SUNUCU 2: Var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak “Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir”. Sen ne anlarsın “Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir” denildiğinde,
SUNUCU 2: Allah’ın izniyle gelir.
ADNAN OKTAR: Gelir değil mi? Anlamına gelir. Yani gelmiş anlamına gelmez değil mi? Gelir.
OKTAR BABUNA: Kesinlikle gelmez Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah’ım YaRabbim. Bak, “o daireyi genişlendirir” diyor. Mevcut bir daire var, “onu genişlendirir” diyor. Ve o tohumlar sünbüllenir”, bak “tohum halindesiniz” diyor. Sünbüllenir, açar. Sünbüllenme açma, değil mi? Allah’ım YaRabbim, adamlarla ben böyle aklımın ucundan geçmezdi bunlara onları anlatınca alnımın derisinin çatlayacağı, inanılır gibi değil. Mucize yaşıyoruz Ahir zamanda. Adam anlamıyor bunu. Bak, “bizler de kabrimizde” kabirde belki Bediüzzaman ne yapıyor kabirde? Vefat etmiş demek ki. Bak, “bizlerde kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz”. Ben vefat etmiş olacağım Mehdi (a.s.) geldiğinde” diyor. Yok, arkadaşım bu Adetullah’a aykırıdır” diyor. Allah Allah, Kardeşim sen ufacık kafanla nereden biliyorsun Adetullah’a aykırı olduğunu? Adetullah’a aykırı olsa Hz. Süleyman (a.s.) dünyaya nasıl hakim oluyor peki o zaman? Zulkarneyn (a.s.) nasıl hakim olmuş? Firavun nasıl hakim olmuş? Buhtunnasr nasıl hakim olmuş? Komünistler de hakim oldular. Masonlar dünyaya hakim oldu. Müslüman nasıl dünyaya hakim olamıyor? Aklın ihtiyarını nasıl alıyor bu? Niye alsın yani. Ne diyorsun?
SUNUCU 2: Benim de aklın ihtiyarını almıyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok makul bir şey değil mi bu?
OKTAR BABUNA: Çok makul Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türk devletlerinin hepsinin birleşmesinden makul ne olabilir? İslam ülkelerinin birleşmesinden daha makul ne olabilir? Türk-İslam Birliği’nin oluşmasından daha makul ne olabilir? Ne var bunda? Başına bir insanın lider olarak geçmesi niye şaşırtıcı oluyor. Bir manevi lider. “Aklın ihtiyarını alır” diyor. Adetullah’a aykırı. Biz demedik ki dünya ikiye bölünecek, sonra yeniden yapışacak. Ay gelecek masaya yemek tepsisi gibi duracak biz üstünde yemek yiyeceğiz demedim ki ben. Benim dediğim son derece makul olan bir şey. Niye Adetullah’a aykırı olsun?
OKTAR BABUNA: “Avrupa Birliği’ni çok makul görüyorlar” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Allah’ım YaRabbim. Yani biz bir rüyadayız, başka açıklaması yok.
Şimdi kardeşim biz bunları anlattığımız için iddia edilen Ergenekon Örgütü deliler gibi bana ve arkadaşlarıma düşman oldular. Ama deliler gibi. Ateist-masonlar da deliler gibi düşman oldu. PKK’da düşman oldu. Şimdi göğüs göğüse de bir şey yapamıyorlar. EvelAllah güçleri yetmiyor. Ne hikmetse, Allah’ın hikmeti maşaAllah. Ne yapalım? İftira atalım, iş çıkaralım, oyun çıkaralım, gizli şahitler bulalım sahte, ajan provokatörler sokalım. Aramıza iki tane ajan provokatörler sokmuşlar, haberimiz olmadan, yıllar önce. Ajan provokatör, bu ajan provokatörler bize yapılacak operasyonun öncesinde Emniyete gidiyor adamlar. Bütün millet görüyor, Emniyete gidiyorlar. O organize şubeye. Görüşüyor adamlar ve ertesi günde operasyon oldu biliyorsunuz. Yani bu tip şeylerde alt yapının oluşturulmasını tamamen iddia edilen Ergenekon Örgütü oluşturdu. Yani iftiraların oluşması, ailelerin tahrik edilmesi, sahte muhbirler bulunması, iftiracıların tahrik edilmesi falan gibi olaylarda bayağı bir görev aldılar. Dolayısıyla iddia edilen Ergenekon Örgütü şu an derdest. Bizde bu konuları iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bizden uğraşmasında, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün ilgili soruşturmasına dosya olarak sunduk. Ama artık kim bilir kaç sene sonra netice alacağız. O arada onlar trampet çalmaya devam ediyorlar. Evet, alttan alta biz bir de bunlarla uğraşıyoruz. Durduk yere bir insan bir şeyi yapamaz. Yani organize edilmesi, alt yapının oluşturulmasını iddia edilen Ergenekon Örgütü oluşturuyor. Ondan gerisi kolay onlar için. Yani mesela iftira mı atılacak? İlla bu dava için demiyorum, genelde. Mesela iftira atacak bir fahişe bulmak zor olmuyor. Çok rahat buluyor adamlar. Gizli tanık bulmak çok kolay oluyor. Onun için bu konuda, bizleri takip eden kardeşlerimizin bizim zor bir ortamda mücadele ettiğimizi de bilecekler. Yani tahmin edemeyecekleri kadar zor bir ortamda mücadele ediyoruz. Yani tamam gülüyoruz, eğleniyoruz falan ama zaten güler, eğlenirim. Ama zorluk içinde olduğumuzu bilsinler diye söylüyorum. Niçin? Daha çok sevsinler diye. Yani yiğitliğimizi, delikanlılığımızı bilsinler diye. Bak koskoca iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne bağıra bağıra meydan okuyorum. Ve gıklarını çıkaramıyorlar. Gıklarını çıkaramıyorlar. Söylemedik laf bırakmıyorum artık yani rtük kanunlarına uygun ağzıma ne gelirse söylüyorum heriflere, yerlerinden kıpırdayamıyorlar, inşaAllah. Ve devam edeceğiz. İsterajan provokatör kullansınlar, ister sahte muhbir kullansınlar, ne yapıyorsa yapsınlar devam edeceğiz, inşaAllah. bir kısım insanları da tahrik edip üzerimize saldılar ki normalde bizi seven insanlar. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün tahrik etmesiyle harekete geçtiler. Yani asla bunu yapacak insanlar değillerdi. Değil mi? Farkındalar mı? Değiller, adam demiyor ki “ben iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün mensubuyum, sizi provoke etmeye geldim. Sizi o kişilere karşı kışkırtmaya geldim” demiyor ki, adam. Ona göre bir kılıfla geliyor tabii ki, uygun bir kılıfla geliyor. Onun için bunların da anti parantez ayrıca bildirilmesinde fayda var diye söylüyorum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir gün, iki gün değil. 30 yıldır devam eden mücadeleniz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet internetten de çok fazla takip edenler var ama televizyonda da takip etsinler işte ne güzel onlara imkan sağladık, inşaAllah.
Bak yıllardan beri sürekli dava açılır bana, hepsinden beraat ettim ama istisnasız. Yani her sene açılır. Ya çete davası ya bir başka bir şey, sürekli takipsizlik alıyorum. Sürekli beraat ediyorum. Yine açıyorlar, yine beraat ediyoruz. EvelAllah. Ne diyorsun Oktar’ım?
OKTAR BABUNA: Akıl hastanesi, hücre hapsi, kokain komplosu, mahkemeler, davalar maşaAllah Hocam. EvelAllah giderek artarak devam etti hepsi.
ADNAN OKTAR: Ama şimdiiddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bizle alenen savaştığını hükümet görüyor. Devlet görüyor. Devletin buna el koyması lazım. Kardeşim iddia edilen Ergenekon Örgütü bir vatandaşa ve onun etrafındaki insanlara karşı, adam alenen diyor ki bak, “birinci hedefimiz” diyor. Yazmış adam. “Ve biz özel internet sitesi kuracağız. Onunla mücadele etmek için. Ve sahte şahit bulacağız” diyor. Yazmış adam açıkça söylüyor. Devletin arşivinde var. Evraklarında var, değil mi?
OKTAR BABUNA: Dava dosyasında var Hocam.
ADNAN OKTAR: Dava dosyasında var. Bütün bunlara rağmen seyretme olmaz. Yani devletin bizden yana tavır koyması lazım. Yani vatandaşını, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün hedefi haline gelen vatandaşını devlet her yerde koruması gerekir. Yani biz sürekli kendimizi koruyan konumunda olamayız. Değil mi? Adamlar ortada, bunların telefon konuşmalarını tespit edebilirler, teknik takip yapılabilir. Bak kokain komplosu yaptı, adamların yanına kaldı kardeşim. Kimse soruşturmuyor? Bunu kim getirdi, bu komployu kim yaptı? Yiyeceğinin içine kim karıştırdı? Evine kim getirdi bunu koydu demiyorlar. Ben beraat ettim. Ama oyun ortada kaldı, ne olacak o? Ve adamlar zaten açık açık da söylüyorlar da “evet biz yapıyoruz” diyorlar. Adam göğsünü gererek geliyor zaten, değil mi? Onun için bu konuda çok özenli bir teknik takip ve kontrol gerektiği açık, biz bu heriflerle uğraşmak istemiyoruz artık, değil mi? Devletimiz bu konuda gereğini yapsınlar. Hafta sekiz, gün dokuz karşımızda adamlar kardeşim. Memleketin delisi tükenmiyor ki ben hangi biriyle uğraşayım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Ama zeminlerini aldınız altından Hocam, dinlerini aldınız; Darwinizm’i, inşaAllah. Ondan sonra böyle oldu zaten, siz vesile oldunuz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim adam diyor ki, bakın şekle bak. “Beni Adnan Hoca, esir aldı şu an, evinde beni bir barakada bir yerde tutuyor, tahta barakada beni tutuyor şu an. İmdat, canımı kurtaran yok mu? Operasyon yapıp beni kurtarın Allah rızası için” diyor. Mektup yazmış savcılığa. Allah Allah tahtanın içinde tavuk musun? Niye tutayım, ne zorum yani. Hayır, ne özelliğin var da tavuk gibi seni besleyeceğim orada tutacağım. Sonra savcılık şüphelenmiş bu nedir bunu bakalım demişler. Bakmışlar ki erkek yazan.
OKTAR BABUNA: Kadın imzası var, erkek.
ADNAN OKTAR: Kadın imzası, “ben kadınım” diyor. “Bir genç kızım, yaşı küçük, 16 yaşındayım. Beni zorla tutuyor, kaçamıyorum da buradan. Tahta barakanın içinde tutuyor” Hindi besliyorum sanki orada.
OKTAR BABUNA: Onlarda Adli Tıp’a gönderiyorlar.DNA testi yapılıyor.
ADNAN OKTAR: Mesela bak olayın sahte olduğu anlaşıldı. Ama kardeşim ben bunların hangi biriyle uğraşayım. İki satır, bir kağıt. Yani bir mektup kağıdı, bir tükenmez kalem yetiyor.
OKTAR BABUNA: Onda da Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. İnternetle yazıyor, bilgisayarla yazıyor. Yani barakada interneti de var.
ADNAN OKTAR: O nasıl bir barakaysa oradan internetle yazıyor.Allah Allah sen nasıl bir esirmişsin. Oradan 155’e söyle o zaman Allah Allah. Madem öyle imkanın var, değil mi? Bak direkt savcılığa gönderiyor. Yani iş çıksın, ifade verelim, uğraşalım. Ondan sonra da Fatih Altaylı Habertürk’ünde sür manşet; “Adnan Hoca ifade vermeye gitti” İyi aman, büyük marifet yani. Verelim ne olacak, ifade vermek şey mi yani.
OKTAR BABUNA: Vatan gazetesi de bir haber yapmıştı Hocam.
ADNAN OKTAR: Geçen gün. Sür manşet. Sekiz sütuna manşet haber yapmış. “Acaba bir aslı var mı?” dedim. Kardeşim tek bir tanesi doğru değil. Allah’ım inanılır gibi değil. “Kardeşim, nereden çıkarttınız” dedik, sorduk. “Nasıl yapıyorsunuz böyle?” dedik. “Ben burada yoktum. Tatildeydim çıkartmışlar haberi” diyor. “Düzelt o zaman” dedik. “Tamam, getirin düzelteyeceğim, tekzip yayınlayacağım” dedi. Yayınlamadı sonradan.
OKTAR BABUNA: Aydın Doğan’ın kızıyla da görüşülmüştü Hocam.
ADNAN OKTAR: Onlar bize ta ufakken gelmişlerdi. İkisi de, iki kardeş onları tanırım. Arzu Hanım’da, öbürü de. Onlarla da konuştuk. Diyorlar; “biz bu adamlara söz geçiremeyiz. Nasıl konuşalım?” diyorlar. Kardeşim insan kendi gazetesinde çalışan adama sormaz mı haberin kaynağı nedir? Belge nasıl istemezsin. Birisi hakkında bir şey varsa, haberin mutlaka kaynağı olur, insan “al sana kaynak” dersin, değil mi? Kaynağı yok. Yani onun için öyle işte, Fatih Altaylı dedi, aydın Doğan dedi, hemen inanalım mantığı doğru değil. Orada bir altında bir şeyler arayacaklar, inşaAllah. Bu tip olaylar bize her zaman olur ve olacaktır da. Bak ajan provokatörü kullanmaya kadar işi vardırıyorlar. Kardeşim zaten nefsi savunma halindeler. Biz Darwinizm, materyalizmi yenmeye kalkınca, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü ezmeye kalkınca adamlarda kendilerini savunuyorlar. Ama burada bizim kendi kendimizi savunmamız gerekmez. Devletin bizi savunması gerekir, değil mi? İnşaAllah.
Bakın Cenab-ı Allah diyor ki, 74. Surenin, 44. ayetinde, "Sonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı", 48. ayette diyor ki Cenab-ı Allah; “Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz”. Hani Hz. İsa (a.s.) ölen Hıristiyanların yanına gelecekti ve Musevilerin yanına gelecekti ve onların iman etmesine sebep olacaktı. Hani ayet onu kastediyordu. Bak açık ayet, ayetle çelişiyor dedikleri. Tek anlamı kalıyor geriye, Hz. İsa (a.s.)’nın gelmesi ve insanların ona iman etmesi. Hıristiyanların ve Musevilerin hayattayken. Çünkü açık şuurla, akıllıca, alkollü falan da olmaz. Yani şuuru açıkken iman etmek geçerlidir. Öbür türlü iman olmaz o. Bak diyor ki yine Cenab-ı Allah 23. Surenin 99. ayetlerinde, “Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: ‘Rabbim, beni geri çevirin’", “bir daha dünyaya döneyim, güzel şeyler yapacağım” diyorlar. 100. ayette diyor ki Cenab-ı Allah “Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım", “güzel tavırlarda bulanayım”. Mesela; “Hz. İsa (a.s.)’ya bağlanayım, Müslümanca yaşayayım, geri döneyim” diyor. Madem Hz. İsa’ya iman etti, değil mi adam? “İman edecekti” diyor. Tamam adam der ki; “ben Hz. İsa (a.s.)’ya iman ettim, geri döneyim” der. Allah diyor ki bakın, dikkat edin cümleye. “Asla, (mümkün değil) gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır”, mümkün değil, inşaAllah. Bak, 10. Surenin 98. ayetinde “Ama, azap geldiği sırada iman edip imanı kendisine yarar sağlamış -Yunus kavminin dışında- bir ülke olsaydı ya. Onlar iman ettikleri zaman dünya hayatında onlardan aşağılatıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar yararlandırdık” diyor, Cenab-ı Allah. Yunus Suresinde bu.
Mesela bak Firavun ile ilgili kıssada da belirtiliyor bu ayet. 10. Surenin 90. ayeti. “Biz, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla”, şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Müslümanların peşlerine düştü” diyor, Cenab-ı Allah. “Sular Firavun’u boğacak düzeye erişince (Firavun), İsrailoğulları'nın kendisine inandığı (İlah'tan) başka İlah olmadığına inandım” yani “Allah’ın birliğine, varlığına inandım. La ilahe illallah, inandım” diyor, Firavun. “Ve ben de Müslümanlardanım (Müslüman oldum) diyor. Şimdi bakın çok önemli, o tevili yapan var ya kardeşlerimiz. Nur talebesi kardeşlerimizde de var. Fakat bazı kardeşlerimiz de var. Özellikle Şaşar Beşer beni iyi dinlesin. Şaşar Beşer, elbet hata işler, üçer beşer dediğimiz o Hocamız. Şimdi bak ayetin devamında 91. ayette Cenab-ı Allah diyor ki; “Şimdi öyle mi?” diyor, Allah. “Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin. Ve bozgunculuk çıkaranlardandın” diyor. Allah diyor; “senin bedenini kurtaracağım ben” diyor, “Sadece bedenini kurtaracağım, canını kurtarmayacağım” diyor. Ve mahvediyor Allah, değil mi? 92. ayette bu açıklanıyor. O yüzden bu açıklama o tevilde yanlış. Hz. İsa (a.s.) ile ilgili, Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini engellemek için yaptıkları açıklamalardan biri de bu. Yani Hz. İsa (a.s.), mesela bir Musevi ölürken “tam başucuna gelecek” diyorlar, görüntü olarak “ben Hz. İsa (a.s.)’yım bana iman etti” diyecek. Hadi iman ettiğini düşünelim. Yine kurtulamaz. O yeterli değil ki. Allah’ın birliğine inanacak, diğer İncil’in hükümlerine inanacak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in, Peygamber olduğuna inanacak, değil mi? O ifade kurtarır bir ifade değil, inşaAllah. Tabii ve ayrıca derse, dediğini farz edelim, derse ki “inandım,” Peygamberimiz (s.a.v.)’e inandığını söylese yine kurtulamaz. Çünkü “canı çıkarken” diyor. Geçerli değil. O zaman anlamı ne? Hz. İsa (a.s.) geliyor, Hıristiyanlarla konuşuyor, bizzat muhatap oluyor ve iman ediyorlar. Her konuştuğu iman edecek. Televizyonlardan, radyolardan da konuşacak, İsa Mesih (a.s.) gezecek de, halkın içerisinde gezecek. Bütün insanlar görecekler. Mehdi (a.s.)’de aynı şekildedir. Oktar Hocam anlat senden bir şey dinleyelim.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Geçen akşam Hz. İsa (a.s.) ile ilgili ayette Hocam. “O, kıyamet için bir alamettir ifadesindeki “O”yu siz Hz. İsa (a.s.)’ya baktığını söylemiştiniz. Çünkü ayetin girişinden ve çıkışından bunun net olarak anlaşıldığını ve bunun böyle olmadığını iddia ettiklerini de söylemiştiniz. Ayetin siyakından ve sibakından Hz. İsa (a.s.)’nın kastedildiğini çok açık olarak söylemiştiniz. Büyük İslam alimleri de ayette geçen O zamirinin Hz. İsa (a.s.)’ya baktığını söylüyorlar Hocam. Okuyayım mı isimlerini kimler söylüyor.
Sahabelerden Ebu Hureyye, İbni Abbas, Katade, Malik Bin Dinar, Dahhak, Ebu Rezin, Ebu Abdurrahman, Humeyd ve İbni Muhaysin’de Hz. İsa (a.s.)’nın gelişinin Kıyamet alametlerinden biri olduğunu söylüyorlar Hocam. Ömer Nasuhi Bilmen, Seyid Kutup, Hasan Basri Çantay gibi tefsircinin tefsirinde ise bu ayet şu şekilde açıklanmaktadır. “Hz. İsa (a.s.)’nın zuhur etmesi Kıyamet saatinin gelişini bildiren bir alamettir. Çünkü onun zuhuru Kıyamet alametlerindendir. Yeryüzüne inişi dünyanın sonunun geldiğine ve Ahiretin başlangıcına delildir” diyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Sahabeler söylüyorlar değil mi? Peygamberimizden duyduklarını söylüyor. Şaşar Beşer Hocam ne diyor? “İnanmıyorum” diyor. “sahabe söyledi” diyorsun. “İnanmıyorum” diyor. Evet, yapacak ne varsa artık bilmiyorum. Evet başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Elmalılı Hamdi Yazır’da söylüyor Hocam tefsirinde. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “Hz. İsa (a.s.)’nın Kıyamet için alamet olduğunu” açıklıyor tefsirde.
ADNAN OKTAR: Elmalılı Hamdi Yazır Hocamız. Kim daha büyük alim? Şaşar Beşer mi, Elmalılı Hamdi mi?
OKTAR BABUNA: Elmalılı Hamdi tabii ki inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yok o öyle demiyor. “Ben daha büyüğüm” diyor. Faruk Beşer Hocam “daha büyük alimim ben” diyor.
OKTAR BABUNA: “İslami eserlerinde %95’inden daha fazlası geçersizdir” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, bir konu söyle anlatayım.
SUNUCU 2: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam ama münafıklık inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam benim kızım münafıklardan acayip nefret ediyor. Acayip güzel maşaAllah. Bu iman alametidir. Çünkü münafık dünyanın en aşağılık mahluğudur. Mesela kafir dürüstçe söylüyor kafir olduğunu, merttir o yönüyle açıkça söylüyor “ben inanmıyorum” diyor. Saygı duyarsın. Münafık çok kahpedir. Yani üstelik de takva görünür. Yani alabildiğine takva görünür. Ve beğenmez, Müslümanları da beğenmez. Münafığın ana özelliği odur. Beğendiği Müslüman yoktur münafığın. Bir tek kendini beğenir. Yani usulen beğenir. Mesela falancasını beğenir. Bakarsın onu da beğenmiyordur. Ondan da daha büyüktür. En büyük o. Aslında Peygamber (s.a.v.)’den de daha büyük olduğuna inanır. Biraz daha da zorlarsan Allah’tan da daha büyük olduğuna inandığını anlarsın, haşa. Öyle inat eder. İnatçı ve ahlaksız bir karakteri vardır. Tamam, bir ayet söyle ben şerh edeyim Oktar Hocam, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: ‘Allah'ın Katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır’”, Cuma Suresi 11, Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi burada tabii yapılan anormal bir hareket. Ama onun içinde Müslüman olanlar da var. Cahilliğinden yapanlar da var. Münafıklar da var. Kalbinde hastalık olanlar da var. Ama biz münafıklar yönünden bakarsak, münafıklar için ticaret, hayati konular çok önemlidir. Yani sosyal konular çok önemlidir. Bütün dikkatini ona verir o. İş bulsun, çalışsın, para kazansın, evlensin, işine gücüne baksın, arada da namazını kılsın o kadar. Başka bir şeye gerek yoktur. İslam ahlakı dünyaya hakim olacakmış, İttihat-ı İslam zaten öyle bir konusu olmaz. Yani stil ve yöntem olarak ticaret yani gelir getirecek hayat, evliliği, yemesi, içmesi, yatması, uyuması bütün mesele budur. Onun için hep Kuran’da “oturun oturanlarla beraber” diyor, ayet. Hep oturma, hep oturma geçer. Yani münafık evi çok sever. Ev yani onun derdi günü odur. Aman bir eve girse, hatta hayvan gibi, Allah onu işaret ediyor Kuran’da “mağaraya da razıdır” diyor Allah, mağara. Yani böyle uyuz köpek gibi, yeter ki Müslümanlardan kaçsın. Mağarada olsa oraya girsin, orada yalnız yaşasın. Böyle uzleti isterler yani Müslüman istemez münafıklar. Yalnızlıktan hoşlanırlar, çünkü sevdiği kimse yok ki. Bir tek kendini sever münafık, dolayısıyla hiç kimseyle arkadaş, ahbap olamaz. Sahtedir arkadaşlıkları, çıkara dayalı olur. Mesela şen, şakrak eğleniyor zannedersin, hepsi birbirinden nefret ederler. Ayrıldıktan sonra gider dedikodunu yapar. O onun dedikodusunu yapar, o onun dedikodusunu yapar. Münafıklarda derin bir nefret vardır birbirlerine karşı.
El Aziz, efendim diyor ki, haftalık bir gazete ama sevimli bir topluluk. “Erbakan Hocamızın talebelerinin bir kısmının son zamanlarda zihniyet değişikliği meydana geliyor. Git gide liberal, kapitalist, Aydın Doğan mantığında bir çizgiye doğru gidiyorlar. Bu bana çok soğuk ve ürkütücü geliyor. Bu da Saadet Partisi’nin Anadolu ruhunun ermesi ve bitmesi anlamına geliyor. Erbakan Hocamız yaşlandı diye ona karşı vefa hislerinin zayıflaması bana çok ürkütücü ve ağır geliyor. Açıkçası bu durum beni çok kızdırdı”. Doğru, benim konuşmam bu daha önceki konuşmam, onu almışlar. “Saadet Partisi’ni, Saadet Partisi yapan Erbakan Hocamızdır. Ben Erbakan Hoca hatasız demiyorum. Erbakan Hoca’nın da hataları olabilir”. Yani insandır. Benim de hatamız olabiliyor, Peygamberlerin bir tek hatası yok değil mi, herkesin hatası olabilir. Ama Erbakan Hocamız genel anlamda Allah’tan başka kimseden korkmayan”, bak çok önemli “taviz vermeyen bir insan, böyle bir insanın baş tacı yapılması gerekir. Taha Akyol bir şeyler yazdı diye Hocamıza tavır konulması çok yanlıştır. Zaten o zaman Saadet Partisi olmaz o, başka bir şey olur.Bak görürsünüz hiçbir şeyi kalmaz böyle bir partinin dedi” diyor. Doğru dağılır gider böyle bir parti, böyle bir mantık olursa. Çünkü biz vefa var, sadakat var, sevgi var, Anadolu var, İslam ruhu var diye biz o partiyi seviyoruz. Yoksa ne olmuş oluyor. Bambaşka bir şey, biz ne yapalım ki yani, ne zorumuz? Niye destekleyelim? İnşaAllah. “Numan Kurtulmuş için şöyle dedi” diyor. “Erbakan Hocamıza müthiş saygı duyarsın, onu gördüğünde ayağa kalkarsın, elini öpersin. Birisi onun hakkında bir şey söylediğinde, velev ki kalbin yatsa bile alenen söylemezsin. Velev ki sana bu şekilde başbakan olacağın fısıldansa bile vefa ile ortaya çıkmayan hareket insanın kalbine burkuntu getirir ve bereketsizlik meydana getirir” diyor, demişim. Yalnız El Aziz’i sevmemin nedeni; Erbakan Hocamızı çok seviyorlar. O yüzden seviyorum. Yoksa tabii onların da insanlık hataları oluyor, eksiklikleri, yanlışları oluyor. Ama hayret edilecek şekilde seviyorlar Erbakan Hocamızı, maşaAllah. O da benim hoşuma gidiyor. Yani sevgi nerede olursa olsun çok hoşuma gider, vefa. Mesela dedesini sever bırakmaz. Çok acayip sever. Annesini çok sever. Kardeşine çok düşkündür. Benim bunları gördüğümde çok hoşuma gidiyor. Mesela Erbakan Hocamızı hakikaten hayret edilecek bir coşkuyla seviyorlar. Çok hoş maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizinle ilgili bir haber var Hocam.
ADNAN OKTAR: Nerede?
OKTAR BABUNA: Oda Tv’de çıkarmışlar. “Referandum günü gök gürültüsü defalarca elhamdülillah zikri çekti. Adnan Oktar, mahlas ismiyle Harun Yahya ya da bilinen ismiyle Adnan Hoca, referandumla ilgili çok ilginç açıklamalarda bulundu” diyor. Sizin yaptığınız açıklamada; “Referandum günü İstanbul'un üzerinde gök gürültüsü defalarca elhamdülillah zikri çekti. Evet, o gün İstanbul’da hava kapalı, yağmurluydu ancak diğer birçok ilde hava aydınlık ve güneşliydi. Sözü daha fazla uzatmadan o ilginç açıklamanın videosunu yayınlıyoruz” diye sizinle görüntü vermişler.
ADNAN OKTAR: Yayınla bakalım nasıl bir şey?
-VTR-
ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuşum.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Siz Kuran’a, ayete dayanarak söylediğiniz bir ifadeniz maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi konu açıldı da, “iddia edilen Ergenekon Örgütü yargı içerisinde olağanüstü bir yapılanma içinde” dedim. Yıllar önce söyledim. Hükümet bunu 2 yıl sonra bütün açıklığıyla gördü. Ve çok ciddi bir tehlike olduğunu da gördüler. İnşaAllah. Oktar Hocam söz sende.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Hocam bazı önde gelen İslam alimlerinin sizin için söyledikleri var. Gösterelim mi Hocam?
İnşaAllah, Timur Taş Hoca Efendi diyor ki Hocam sizin için; “Adnan Oktar’ın keskin bir bakışı, etkileyici bir hitabı var. Sanki Allah’ın Hadi ismi üzerinde tecelli etmiş. 10 dakika bir gençle konuşsa, o genç muhakkak namaza başlar” demişti Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sultan Baba Hazretleri; Sultan Babamız manevi olarak yerine kimseyi bırakmamış aynen sizin dediğiniz gibi artık Mehdi (a.s.)’nin geldiğini söylemiştir. Sultan babamızın evlatları belki de bu memlekette kimsenin sevmediği hatta kimsenin teslim olmadığı kadar size teslimdir. İnşaAllah sizler ne derseniz doğrudur, ne derseniz kabulümüzdür. Nasıl uygun görürseniz biz canı gönülden razıyız. Biz Sultan babanın evlatları olarak inşaAllah ölene kadar sizlerin yanındayız. Sizlere sonsuz teslimiyetimiz ve güvenimiz var ve elimizden gelen her desteği sağlamaya çalışıyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz Siz varsınız, Erbakan Hocam var ve bu demektir ki İslam en kısa zamanda dünyaya hakim olacak, bu müjde de İnşaAllah beynimizde kazılı” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Çok güzel maşaAllah. Bu kadar?
OKTAR BABUNA: Şeyh Nazım Hocamız var Hocam.
ADNAN OKTAR: Çok sevimli o maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Adnan Bey kardeşimize de Cenab-ı Allah, namaz için Yusuf (a.s.) peygamberin tecellisini ona giydirmek üzere ona halvet emreylemiş ve ümit ederiz ki ileriye doğru Adnan Bey’in yapacağı mükemmel hizmetler vardır. Velayet sırrı ile zahiri de başka da, velayet sırrı ile yapacağı ve yapmakta olduğu hizmet de vardır. Kendisi sabırlılardan yazılmıştır. Sabırlıların bir ötesi efendim, razılardan da yazılmış, razılık da verildi ona. Şimdi sizin Peygamber huzurunda size bir rütbe giydirilmiştir. Bu Muharremi-şerifte hafzeten, zahir ve batında sizi tevhit edecek. Hem manevi bir ruh, hem bir maneviyat giydirilmiş ve bir anlayışla bir ilhamda size açılmıştır. Kalbinize doğacak olanı zapt edin. O, inkişaf edecektir ve genişleyecektir. Darlanmayacak, artacaktır, eksilmeyecektir o suretle siz Kuran-ı Kerim hakkında yeni bir görüş, yeni bir anlayışla bilhassa o gençlere çok bir hizmet yapacaksınız. Velayet sırrı olduğu için size ben bunu söylemeye memurum” diyor maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ben de Hocamızı çok çok seviyorum.
-VTR-
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Birde makaleleriniz vardı Hocam. Göstereyim mi onu da?
ADNAN OKTAR: Makale mi?
OKTAR BABUNA: Evet dünya çapında yayınlanan dergiler.
ADNAN OKTAR: Tamam bakayım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Ama bu dergilerdeki yazılarımı da koymanız lazımdı.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Gerçi koymuşsunuz ama az koymuşsunuz, inşaAllah.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Evet yani Avrupa’da ve Asya’da, Afrika’da hakikaten binlerce dergide, gazetede yazılarım yayınlanıyor.
OKTAR BABUNA: Yüzlerce televizyon kanalında şu an dünya çapında filmleriniz gösteriliyor Hocam inşaAllah. Ve on binlerce haber çıktı dünya basınında.Fransa, Almanya, Avrupa, her taraf Hocam, Uzak Doğu maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnternetten indirilen kitap sayıları da çok yüksek maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam yüz milyonun çıktı maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet bu sene öyle, yüz milyonun üzerine çıktı.
OKTAR BABUNA: 120, 2010’un sonuna kadar bu hızla giderse 120 milyon olacak.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, sırf bu sene indirilen kitap sayısı.
OKTAR BABUNA: Ve altı, yedi sene önce 5 milyonla başlamıştı Hocam. Şu an 120 milyon, böyle bir hızla çıktı maşaAllah. Dünya çapında.
ADNAN OKTAR: Hukukta iyileştirme hükümetin iyi önemli bir programı. Onu da hükümete çok iyi destek vermek lazım, hukukta tahmin tahayyül edilmeyen olaylar oluyor. Hukukun muhatabı olmayan insanlar, hukuktaki akıl almaz olayları bilmiyorlar. Yani hayret edilecek şeyleri bilmiyorlar. Haberleri olmuyor. Yani ne olup bittiğini olayların içinde olan insanlar görürler. Ki, bakın Yargıtay gelen davaların yarısından çoğunu bozuyor. Ve kendi içindeki davalarında yine yarıdan çoğunu Yargıtay kendi içinde bozuyor. Yani olağanüstü bir durum var yargıda. Özellikle iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bazı kilit noktalarda faaliyet yapıyor olması yargıyı çok zora soktu. Onun için bu referandum çok hayırlı oldu ama neticelerin oluşması içinde yine destek gerekir. Mesela örnek vereyim. Mesela bir mahkeme karar veriyor diyor ki; “bu şahıslar çetedir” diyor. Delil nedir? Denildiğinde, “fıkıh hata yapmışlar” diyor. Mesela; “namazları şu tarzda kılacaklarına, bu tarzda kılmışlardır. Yanlış kılmışlardır namazı, bu yüzden bunlar çetedir” diyor. Yani inanılır gibi değil. Osmanlı döneminde Şeyhülislam böyle bir şey söyleyebilir. Laik bir ülkede mahkeme bunu çete davasında mahkumiyet gerekçesi olarak gösteriyor. Yani namazı yanlış kılmalarını, bak “namazı kılıyor” diyor. Ama “doğru kılmıyorlar namazı, eksik kılıyorlar, o yüzden çete oluyorlar” diyor. Şimdi ne diyeceksin bu durumda? İşte bak bunu Yargıtay bozuyor. Ama bunu diyen var yani bu açık, bu oluyor yani. Mesela adam diyor ki; “efendim ben hangi davadan yargılanıyorum, bunu öğrenebilir miyim?” diyor. “Hayır, öğrenemezsin” diyorlar. Nasıl adam kendini savunacak? Takdir onların, tabii ki saygımız var. “Hayır, söylemeyeceğiz” diyorlar. “Teşekkür ederiz” diyor onlar da ve yargılanıyorlar, bilmeden. “Efendim son savunmamı yapabilir miyim?” diyor. Kanuni hakkı. “Hayır, yapamazsın” diyor. Şimdi bu düzenleme gerektiriyor işte bunlar. Mesela diyor ki adam, şimdi bizim kanunlarımızda bir kanun maddesi ilga olduğunda, kalktığında o kişi yargılanması için en hafif yani o dava, o maddeden çıktığında ona göre en hafif olan maddeden yargılanması gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Evet lehine olan.
ADNAN OKTAR: Lehine olan maddeden yargılanması gerekiyor. Mahkeme ne diyor? “Senin aleyhine olan maddeden seni yargılayacağım. Lehine olanla seni yargılamayacağım” diyor. Aleyhine olan madde, mesela farz edelim, 313’mü lehine, “yok, 313’ten seni yargılamayacağım”. “Kaçtan yargılayacaksın efendim” diyor. “220 senin aleyhinedir, oradan yargılayacağım”. Kanuna uygun mu efendim bu” diyoruz. “Kanuna uygun değil, ama yargılayacağım” diyor. Bir şey denilebilir mi? diyemezsin. Ne yapacaksın? Tazminat davası açarsın. Tazminat davası açtığında ne oluyor? Tazminat davasını mutlaka kaybediyorsun. Birde üstüne ne oluyor biliyor musun? Bak ilginç, güzel bir yönü de var. Milyarlarca lira para veriyorsun tazminat. Yani otomatik olarak sana tazminat davası açılmış oluyor, otomatik olarak. Hayır, sen ona tazminat davası açmış oluyorsun ya o sana tazminat davası açmış. Zaten mutlaka kaybediyorsun.
SUNUCU: Karşılıklı oluyor.
ADNAN OKTAR: Bak hayır mutlaka kaybediyorsun ve hakim mutlaka kazanıyor. Yani hakime karşı kazanma ihtimalin yok. Kazanma ihtimalin yok. Ve bilmiyorlar bazı insanlar. Ve mutlaka üstüne senin tazminat talep ettiğin miktardan belki daha fazlasını sen tazminat olarak ödüyorsun. Böyle ilginç, güzel bir durum da var. Yani haddi hesabı yok bu tip olayların, bu tarz olayların. Bir tane, iki tane, on tane değil. Mesela diyor ki Yargıtay; “bu kişiler şu maddeden yargılanacak” diyor. Yargıtay’ın başka bölümü de diyor ki; “Hayır şu maddeden yargılanacak” diyor. Mahkemeye geliyor, mahkemede diyor ki yargılanan kişiler, “efendim Yargıtay’ın arasında çelişki oldu. Bak biri başka türlü diyor, biri başka türlü” diyor. “Bunun halli için yüksek kurula mahkemenin Yargıtay’ın üst kuruluna, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gitmesi gerekir” diyorlar. “Tamam, gönderelim” diyorlar. Bir yıl bekletiyor. Göndermiyor, bir yıl bekletiyor. Cezayı basıyor, Yargıtay’a gönderiyor. Git istediğine söyle.
OKTAR BABUNA: Hatta Yargıtay dosyayı istiyor.
ADNAN OKTAR: TabiiYargıtay dosyayı istiyor, göndermiyor.Göndermiyorum.
OKTAR BABUNA: “Derhal gönderin” diyor.
ADNAN OKTAR: “Derhal gönderin” diyor. Yazı gönderiyor, göndermiyor. Git kime şikayet edersen et. Şikayet ettiğinde mutlaka kaybedeceksin. İkinci bir ihtimal yok. Mutlaka kaybediyorsun. Bakın demin söylediğim çok önemli, bir de üstüne astronomik derecede yüksek tazminat ödüyorsun. Yani şikayetçi sensin, kaybedeceğin %100 buna rağmen dava açıyorsun ve üstüne astronomik tazminat ödeyip geri dönüyorsun. Burada kanunlarda düzenleme olmasını biz istirham ediyoruz. Rica ediyoruz mümkünse eğer. Çok saygı duyuyoruz tabii hürmet ediyoruz ama düzelirse iyi olur.
OKTAR BABUNA: Cumhurbaşkanı’na dava açabiliyorsunuz demiştiniz. Genel Kurmay Başkanı’na açabiliyorsun ama hakimlere açılamıyor dava.
ADNAN OKTAR: Mesela diyor ki mahkeme, şimdi gidiyorsun mahkemeye 10 kişi geliyorsun. 5 kişi burada. Suç bir tane suç var aynı iddia var. Bir tane suç var bu suçunda 5 tane delili var, ve şahitleri var, değil mi? 10 kişi. 5 kişi yargılanıyor, diyor ki; “Burada ifade verenlerin hepsi şu an doğru ifade verdiler” diyor. “Buradaki kişilerin hepsi ifadeyi doğru verdiler ve baskı altında değiller” diyor. “Şimdi sizinkini açıklıyorum” diyor, “sizinkinde ise, yeni açıklamam şu; bu ifade verenlerin hepsi korkuyla ifade verdiler, yalan ifadeleri şu an, geçersiz kılıyorum.Hepinize ceza veriyorum, onların hepsini de beraat ettiyorum” diyor. Şimdi insana hikaye gibi gelebilir, gerçekten var böyle bir durum. Bakın on kişinin yarısı, tek aynı dava, tek madde, şahitler aynı.
OKTAR BABUNA:İddianame aynı.
ADNAN OKTAR:İddianame, hepsi aynı, bakın şahitler orada duruyor, şahitlerin tamamı “doğru hepsinin ifadesi doğru, o yüzden sizi beraat ettiriyorum” diyor. Aynı kişilere diyor ki; “şahitlerin tamamı baskı altında” diyor, “ve tamamı yalan söyledi, şimdi de” diyor. Şimdi demiyor, o söylenen ifadeyi, aynı ifadesini mahkeme şimdi ben böyle yorumluyorum. Tamamını yalan söyledi, size de ceza veriyorum” diyor.
OKTAR BABUNA:Ama aynı Mahkeme heyeti bu, farklı değil.
ADNAN OKTAR:Mesela düşünün, biz şöyle mahkeme heyeti olduğumuzu düşünelim. Bir olay var, beş tane de şahit var veyahut on tane şahit var. Aynı konuyu anlatıyor hepsi. Bir kere anlatmışlar, adamlar gidiyor, şahitler gidiyor. Diyor ki mahkeme, “bu adamların hepsi doğru söyledi, dürüstler yani baskı altında değiller. Şimdi sizinle ilgili hüküm verirken bu adamların hepsi yalan söyledi, sırf baskı altında söylediler” diyor. İnanmayanlara ispat edeyim, var. İspat edeyim, var. Şimdi bakın yine aynı şekilde, on kişi yargılanıyor. Beş tane adamların savunma delili var, beş tane savunma delili var. “Bu delillerin hepsi sağlam” diyor, mahkeme. “Tamamı çok güzel deliller, sizi beraat ettiriyorum” diyor. Aynı konuda, aynı deliller sunuluyor. Bakın, konu aynı, deliller de aynı “ama sizin hepinizi mahkum ediyorum, tamamınızı mahkum ediyorum” diyor, mahkeme. Zaten inanamıyor, bu da doğru, var. Diyor ki mahkeme, şimdi bakın size, bakın başka bir olay daha. “Cezayı verdim” diyor, eline sağlık, Allah razı olsun. “Size bir de üzerine bir yılda ilave ettim” diyor, “efendim çok çok özür dilerim, neden acaba” diyorsun, “sebebini açıklamıyorum” diyor.
OKTAR BABUNA:Ki kanunen açıklaması gerekiyor.
ADNAN OKTAR:Kanunen açıklaması gerekiyor, yani neden olduğunu.
SUNUCU:Gerekiyorsa, gerekiyor diye söylüyorsunuz. Nasıl açıklamadan durabiliyor? O zaman gerekmiyor mu?
ADNAN OKTAR:“Ben yaparım, böyle olur” diyor, oluyor, inşaAllah. Hayır, Yargıtay’dan dönüyor bu ama oluyor. Yani bazen de dönmüyor. Dönüyor diye de bir şey de yok, bazen de dönmüyor.
OKTAR BABUNA:Bu demin namaz konusunu söylemiştiniz Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararı var Hocam, okuyayım mı onu da o konuyla ilgili? Yargıtay Ceza Genel Kurulu şöyle diyor; esas no 1985’de 596, “Anayasa’nın 24. maddesinde din ve vicdan hürriyeti düzenlenmiştir. Din kişi ile olağünüstü güçler arasındaki kavrayış ve iman ediş biçimidir ve bunun belirli şekillere uygun olması gerekmez. Kişinin dini inancınıda din sayıp saymama yetkisi devlete onun herhangi bir organına tanınmamıştır. Kişinin dini inancı beğenilir veya beğenilmez, yerinde görülür veya görülmez ama bu inanç kesin olarak anayasanın güvencesi altındadır bozulmasına.
ADNAN OKTAR:Bak hüküm verilmiş bundan dolayı Yargıtay da bozmuş. Yani ben hikaye anlatmıyorum böyle olaylar var.
OKTAR BABUNA:Siz olan bir olayı anlatıyorsunuz.
ADNAN OKTAR:Var olan bir olayı anlatıyorum. Herkes de bilir yani.
OKTAR BABUNA: Zaten siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. O mantıkla namaz kılmayanlar da mahkum edilebilir, kılanlar da mahkum edilebilir.
ADNAN OKTAR:Hayır mesela sen diyorsun ki; “ben 5 vakit namaz kılıyorum ama bir de gece namazına kalkıyorum” diyorsun, akşam. ”Bu çete delilidir” diyor, mahkeme. Yani bu ilave yeni bir şey çıkarmışsın. Kılar canı ister kılar. Takdir mahkemenin ben ellerinden öperim. Ama bak Ceza Genel Kurulu bozuyor bunu. “Anayasamıza aykırı” diyor. Benim haddime değil eleştirmek de ama Ceza Genel Kurulu eleştiriyor. Biz onları söylüyoruz, değil mi? Diyorlar ki, Tayyip Bey’e ve hükümete; “niye kanunları düzenliyorsun”. Kardeşim şu anlattığımız çok küçük bir bölümü, ama içinde olmadıkları için insanlar bilmiyorlar. Bak biz içinde olduğumuz için biliyoruz. Muhatap oluyoruz, görüyoruz bu olayları.
OKTAR BABUNA:Biraz önce anlattınız Hocam sizin yemeğinize kokain verdiğini mahkeme tespit ediyor. Ve bunun üzerine gitmiyor mahkeme diye söylemiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani kaldı o şekilde.
OKTAR BABUNA: Öyle “sizin yemeğinizekarıştırıldı bu tamam” diyor. Beraat veriyor, size.
ADNAN OKTAR:Yani şimdi bir insan evine gitse birisi adamın yemeğine kokain karıştırsa, adam da yese gelse ve tespit ediyorsun. O evdeki adamları toplayıp götürmek gerekmez mi? Bunun yemeğine niye kokain karıştırdınız diye, değil mi? Böyle bir şey olmuyor. Yiyen götürülüyor sadece, niye yedin diye. Ve “ispat et bakalım” diyor. İspat ediyorsun, “o zaman git” diyor. Yani böyle ilginç adamın evine kokain koyuyorlar. “Anlat, kokaini niye oraya koydun?”, adam ispat ediyor. Bak “başkası koydu” diyor. Mesela “komşu koydu, şu koydu” diyor. “Tamam o zaman hakikaten suçsuzmuşsun, anlaşıldı” diyor. “Komşu koyan ne olacak?” diyorsun. “O tamam” diyor. Yani teşekkür ediyoruz ellerine sağlık bir şey demiyorum. Allah razı olsun. Ama ben biraz acayip karşılanmak istiyorum ama diyemiyorum yani.
OKTAR BABUNA:Söylediğiniz bir sözden Hocam. 10 ay akıl hastanesi, 9 ay hücre hapsi oluyor. Sonrada “beraat alıyorsunuz burada suç yoktur” diyor.
ADNAN OKTAR:Bak “Türk kavmindenim” dedim. Biz Türk kavminden değil miyiz? “İslam milletindenim” dedim. Kuran’da geçiyor, milleti İslam, milleti İbrahim. Mahkemede de okudum İbrahim milletindenim, milleti İbrahim’e diye arapçası ile okudum. “Efendim bunu dedim” dedim. “Tamam, bunu söyledin mi sen?” dediler. “Söyledim” dedim. “Sanığın tutuklanmasına” dedi. Allah razı olsun. 9 ay hücrede kaldım, tek kişilik hücrede. 10 ay da akıl hastanesinde tuttular. Sonra aynı savcı; “burada suç unsuru yok” dedi. “Beraatini istiyorum” dedi.
SUNUCU:O boşuna yani.
ADNAN OKTAR:Herhalde vardır bir hikmeti, mahkeme emrediyorsa biz gireriz hapse de yani evet boş anlamındaydı savcı tabii. Başka ne anlamı var? “Çünkü suç unsuru yok” diyor. İlk iddiasında “suç unsuru var, tutuklanmasına” dedi. Sonra’da suç unsuru yok.
SUNUCU:Sonra hangi delillere dayanaka suçsuzluğunuz kanıtlandı?
ADNAN OKTAR:Savcı kendisi zaten “suç yok” diyor. Türk kavmindenim, İslam milletindenim ne var zaten orada suç yok ki. O zamanlar hakim vardı çok efendi bir insandı. Bizim avukat ismini vermeyeyim de, gerekirse de veririm. “Gel oğlum” demiş, çağırmış. Siz tahliye mi istiyorsunuz?” demiş. Onun kulağına fısıldamış, “haa, biz o zaman pardon” dedik. “Bir daha tahliye isteyemeyiz” dedik, o zaman, yani. Bizde ondan sonra tahliye istemedik,” yatarız feda olsun, ne olacak” dedik. Farkındalar durumun, onlar da görüyorlar. O zaman ortalık çok gergindi, inşaAllah. Rahmetli Turgut Özal’ın zamanıydı, inşaAllah.
Onun için hukukun, Avrupa hukukunun da üstünde olması gerekiyor. Güzel bir şey bu. Kardeşim düşünün 10 kişilik insan var. Şahitler aynı bakın aynı şahitleri, 5 kişi için; “doğru söylediler” diyor. “Tamam güzel” diyorsun, şimdi açıklama devam ediyor. Şimdi, “bütün bu şahitler yalan söyledi” diyor. Aynı şahıslar için “yalan söylediler” diyor.
OKTAR BABUNA:Aynı kişiler söylüyor.
ADNAN OKTAR:“Size beraat veriyorum, size tahliye veriyorum” diyor. İstediğin yere git, istediğine anlat, ne yaparsan yap. Yani hayali bir şey de anlatmıyorum. Çok net gördüğümüz, bildiğimiz, yaşadığımız olaylar. Kanıtlı belgeli yani. Hükümete diyorlar ki; “niye kanunlarda düzenleme gerekiyor?” Kardeşim işte en az bu yüzden gerekiyor. Ne yapalım peki bu durumda, ne diyelim?
SUNUCU:Düzenleme gelsin, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, insanlara masal gibi geliyor, içinde olanlar bilir bunu. kardeşim düşün artık alanen haklı oluyorsun çok net %100. Bak tazminat davası açıyorsun usulen, mesela 1 liralık açıyorsun, sırf haklılığın anlaşılsın diye. Al sana 5 milyar Türk parası ceza geliyor, mutlaka kaybediyorsun, mutlaka ama.
SUNUCU: O zaman hiçbir anlamı yok, dava açmanın.
ADNAN OKTAR: Bilinmiyor ki kardeşim bunlar, çok acayip bir durum istersen açın bakın denesinler, mutlaka kaybediyorsun. Ne olur bunda düzenleme olsa, değil mi?
SUNUCU: Sizin söylediğiniz gibi rahatlatıcı sebepleri de açıklasınlar, insanlara rahatlık versinler.
ADNAN OKTAR: Kardeşim o, o kadar hayati ki mesela o gün ben hakikaten adamlarda bir panik gördüm, ben de vicdanen rahatsız oldum, hakikaten korkmuşlar. Çünkü Kütlük, sevgisizlik, gericiliğin çok soğuk bir yüzü var. Dehşet verici bir şey. En az komünizm kadar korkunç ve dehşet verici yani. Böyle büyük bir belaya karşı nasıl komünizme karşı kesin tavır alıyorsak, gericiliğe karşı da net tavır alınması lazım. Ama gericilik deyince adam, direk Kuran’a saldırıyor bu sefer yani, bir anormalliktir gidiyor. Peygamberimize saldırmaya kalkıyor, kardeşim görmüyor musun? Adam gericinin ne olduğunu anlamıyor musun? Adamda sevgi yok, merhamet yok, şefkat yok, sanat yok, bilim yok, estetik yok, yok oğlu yok. Demokrasi de istemiyor, özgürlük de istemiyor. “Ne istiyorsun?” diyorsun, “hurafe, pislik, kan ve rezillik istiyorum” diyor. Biz de bunu istemiyoruz kardeşim, adamın yüzüne bakmak istemiyorum rahatsız oluyorum, çok önemli bir şey bu yani.
Onun için büyüklerimizin, hükümetin bizzat Başbakanın bu konuda böyle, güzel açıklamaları hakikaten ferahlatıcı oluyor. Mesela bu kıyı kentlerde falan, insanlarım demek ki tedirgin olmuşlar. Ne kadar güzel benim İzmirlilerim, Antalyalılarım benim canlarım, ne hoş insanlar. Onların hayatı en güzel yönüyle yaşayabilecekleri, kardeşliği ve sevgiyi en güzel şekilde yaşayabileceklerini, onlara vurgulamak, onların gönlünü rahatlatmak ve ilticadan ve yobazlıktan şiddetle nefret ettiğimizi hissettirmek, bir güzellik olur. O gün hakikat en ben mesela, hiç hoşlanmam ama acıdım da adamlara yani, hakikaten korkmuşlar ne gerek var, kardeşim. Olmayacak bir şeyin korkusunu yaşatıyorsun adama, olmayacak bir şeyin korkusu. Bunu kaldırmak mümkün, anlatalım gitsin üstlerinden. Çünkü hakikaten biz de nefret ederiz haberi yok adamların. Halbuki onlardan çok çok daha keskin önlem alıyorum ben. Onların milyon misli kıyaslanmaz, onlar zaten onu körüklüyor, onlar çünkü direk dine saldırarak, yobazların kudurmasına sebep oluyor, onlara kapı açıyor zaten. Onların ekmeğine yağ sürüyor, yobazlar ekmeğine yağ sürüyor. Kardeşim sen Kuran’a Peygambere tam sahip çıksana, onları ezmek istiyorsan, değil mi? Sen onu yaptın mı direk dinsizlik olarak çıktığında; yobaz bayrağı açıyor ondan sonra, adama malzeme çıkarıyorsun sen, değil mi? Ciddi bir tehlike olmasa ben bu kadar bunun üstünde durmam. Ama yani hadislerde belirtildiği için söylüyorum, bakın Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “yetmiş bin sarıklı, başı tıraşlı deccal’e tabi olacak” diyor. Bu nedir? Yobaz ordusu kastediliyor işte. Yetmiş binden kasıt çoğunluk ifade etmek, belki yedi yüz bin. “Ciddi bir tehlikedir” diyor Peygamberimiz. Bunu çok açık anlatıyor yobazlığı. Yobaz ne yapıyordu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in neşesini, istemiyordu, mutluluğunu istemiyordu, sevincini istemiyordu, rahatlıklarını istemediler. Hz. Hasan’ın, Hz. Hüseyin’in neşesini istemediler, güzel kıyafetlerini istemediler, onların kadın sevgisini istemediler, onların çocuk sevgisini, estetik sevgisini istemediler. Hz. Hasan’ı, Hz. Hüseyin’i, Hz. Ali’yi, Hz. Ömer’i, Osman’ı, hepsini şehit ettiler. Amaçları neydi yobazlığı getirmek. Ondan sonra karanlık çağlar yavaş yavaş başladı. Kimi zaman aydınlandı güzel hale geldi, kimi, zaman karardı ve devam ederek geldi. En kökeni oraya dayanır. Hz. Musa zamanında da vardı, bunların ana özelliği budur yani. Bunlarda sevgi düşmanlığı esastır, neşe istemez, sevgi istemez, mutluluk istemez, güzellik istemez. Allah’ın bize verdiği nimetleri bizim elimizden almak ister. Mesela ben kahve içmek istiyorum, “haram” diyor. Allah Allah, oturacağım, “bu da olmaz” diyor. Ne yapayım peki? “Sağa da bakamazsın, sola da bakamazsın, havaya da bakamazsın, gülmeyeceksin de” diyor, “gülmek de haram” diyor. Gülmek de yasak biliyorsun, yasak gülmek biliyor musun?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gülemem, ne yapacaksın? “Ağlayacaksın bol bol” diyor. Allah Allah niye ağlayayım, gayet mutluyum. Allah diyor ki; ayet var Kuran ayeti var. ”Dünyada Müslümanların güleceğini, küfrün de ağlayacağını” söylüyor Allah, değil mi? Niye ağlayayım, ben Allah aşkıyla ağlarım, sevinçten ağlarım, coşkudan ağlarım, sevgiden ağlarım niye ağlayayım yani. Pislik adamlar ağlasın, ben niye ağlayacağım. Ben gayet neşeli olurum.
Bak, Sezin kardeşimiz güzel yazmış. Sezin hanım; “Sayın Hocam referandumda kabul edilen anayasa değişiklikleri sonucunda, şikayet eden halkımız Anayasa Mahkemesine başvurduğunda henüz düzenlemeler yapılmadığı için geri çevriliyor. Bana garip gelen, Anayasa Mahkemesinin açıklaması oldu” diyor. Haşa biz Anayasa Maddesine bir şey diyemeyiz. “Referandum sonucu elde edilen hakların düzenlenmesi iki yıl alınır deniliyor”.
OKTAR BABUNA: Bireysel başvuru hakkını kasdediyor herhalde.
ADNAN OKTAR: Nedir o?
OKTAR BABUNA: Bireysel başvuru hakkını getirdi bu paket Hocam, ama düzenlemeler bir iki yılı alacak diye düşünülüyor.
ADNAN OKTAR: Canım ona da referandum yapılsın, olur mu iki yıl, iki yıla ölenler kalanlar olur bilmem ne. İnsan ömrü çok kısa iki yıl olur mu?
OKTAR BABUNA: Uygulamaya geçmesi deniliyor, bir iki yıl sürer diye.
ADNAN OKTAR: Bunların, bu referandumun.
OKTAR BABUNA: Sadece Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı.
SUNUCU: Ben şimdi gidip, bireysel tek başıma Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabiliyor muyum?
OKTAR BABUNA: Eskiden bulunamıyordunuz, şimdiki referandumda bulunabiliyorsunuz ama onun hayata geçirilmesi biraz uzun süre alacak gibi.
ADNAN OKTAR: Kardeşim keşke referandumda onu da sorsanız, ona da cevap verirdik. Referandum iyi bir şey yapalım, yine yapalım. Güzel ne varsa olsun.
“Selamün aleyküm sevgili Adnan Hocam”,aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Her gün durmadan sabırla hakikatleri, hadislerle, ayetlerle Risalei Nurla açıklayıp, ispatlıyorsunuz, inşaAllah. Sevgili Hocam, bu kadar net ve açıkça ispatlamanıza rağmen nasıl oluyor anlamazlıktan geliyorlar. Bence gururdan, kibirdendir Hocam, eğer bir taşa her gün böyle konuşsaydınız, taş kabul ederdi Allah’ın izniyle. Haklısın Hocam” diyor. “Allah sizi başımızdan eksik etmesin Hocam. Allah’a emanet olun, sizi çok seven” diyor, kardeşimiz maşaAllah. Biz de sizleri çok seviyoruz maşaAllah, evet. Bir şey söyle anlatayım.
SUNUCU: Açalım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Sen Kurandan bir şeyler anlatmamı istiyorsun, tamam aç. Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. Taha Suresini açmışsın.
83, Taha Suresi; "Seni kavminden çarçabuk ayırmaya iten nedir ey Musa?" diyor, Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım.
“Dedi ki: ‘Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim’. Dedi ki: ‘Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı’. Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: ‘Ey kavmim, Rabbinizin size güzel bir vaad de bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek mi uzun geldi?” diyor. Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?” Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Asrımıza bakan yönü olarak neyi görüyoruz, "Seni kavminden çarçabuk ayrılmaya iten nedir ey Musa?", “Cenab-ı Allah sen kavminden ayrı kaldığında, kavmin sapıttı” diyor. Demek ki Müslümanlar başlarında, makul, akıllı bir lider olursa mükemmel hareket ediyorlar. Ama başlarında birisi olmazsa, biri oradan çekiştiriyor, biri oradan çekiştiriyor, dağılıyorlar. Dengeleri bozuluyor ve anormal hale geliyorlar. Ve münafıklara gün doğuyor, onun için Müslümanların başında Mehdi (a.s.)’nin bulunmasının önemine Kuran işaret etmiş oluyor, işari olarak, inşaAllah. Allah diyor; “Biz senden sonra kavmini denemeden, fitneden geçirdik. Samiri onları şaşırtıp, saptırdı”, münafık yani Samiri münafıkları temsil eden bir kişi, saptırdı. Demek ki münafıklar musallat oluyor, Müslümanların başında birisi olmazsa. Mehdi (a.s.) olacak da münafıklar cirit atacak, mümkün mü yani? İnşaAllah. Bak diyor ki; “Ey kavmim Rabbiniz size güzel bir vaade bulunmadı mı?”, “Hz. İsa (a.s.) inecek (demiyor mu Cenab-ı Allah), Mehdi (a.s.) çıkacak” demiyor mu Cenab-ı Allah hadislerde? “İslam ahlakı dünyaya hakim olacak” demiyor mu Kuran’da? “Size verilen söz pek mi uzun geldi?” diyor, Allah. Yani o 40 yıllık süre, Mehdi (a.s.)’nin 40 yıllık yapacağı faaliyet size çok mu uzun geldi? Anlamında da alabiliriz, inşaAllah. 88. Ayette; “Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp, çıkarttı.’İşte bu sizin İlahınız, Musa’nın ilahı budur, fakat Musa unuttu’ dediler”. Arapçasında nasıl geçiyor? Dabbe olarak mı geçiyor? Mesela senin bilgisayarında konuşan bir, metaldan bir şey, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Konuşuyor. Metalden, Dabbe, bize yardımcı oluyor. O zaman bak, onlar da metalden bir Dabbe yapmışlar. O da konuşuyor, “böğürüyor” diyor, bak ayette. Bu konuşuyor, o böğürüyor. Münafıkların yaptıkları böğürüyor, Müslümanlara hizmet eden de konuşmuş oluyor, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım;
“Demişlerdi ki; ‘Musa bize gelinceye kadar buzağıya karşı bel büküp, önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız’”. Demek ki Mehdi (a.s.) başında olursa toplumun insanlar ne Darwinizm’e, ne materyalizme sapıtmaya gitmiyorlar. “Musa bize geri gelinceye kadar”, Mehdi (a.s.) gelinceye kadar devam ediyor. İşaret bu ayette. Geldiğinde kimse bir şey yapamıyor, inşaAllah. “Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup yolma”, Demek ki; sakal da var saç da var. Tutacak kadar bir saçı var ve sakalı var. Bunu Kuran durduk yere söylemez Cenab-ı Allah, bir işarettir. Aynı şekilde Mehdi (a.s.)’ye de işarettir, inşaAllah. Sayfanın devamında, 123. Sure, Taha Suresi; “Artık size benden bir yol gösterici gelecektir”, bir Mehdi gelecektir. “Kim benim hidayetime, (Mehdi’me uyarsa)”, Hadi; Mehdi isminin bir türevi. “Kim benim hidayetime, (kim benim Mehdi’me uyarsa), artık o şaşırıp, sapmaz ve mutsuz olmaz”. Ebcedi net 1982 tarihini veriyor. Açıp , baksınlar hesap etsinler. Mehdi (a.s.)’nin ilk yıllarına, inşaAllah. “Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır”. “eğer Beni anmazsanız, ekonomik kriz çıkarırım” diyor, Allah. Bak açık ayet Kuran ayeti.
OKTAR BABUNA:Sıkıntılı geçim, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Ekonomik kriz çıkarırım” diyor, bakın. “Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, “Allah anılmazsa, Darwinist, Materyalist düşünce devam ederseniz, “Artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır”, “Benim kanunum bu, kriz meydana getiririm” diyor. Bismillah Şeytandan Allah’a sığınırım. Casiye Suresi, 30 “Artık iman edip, salih amellerde bulunanlara gelince”, yani samimi olarak iman edenlere gelince, “Rableri onlar kendi rahmetine sokar”, Allah rahmet verir. “İşte apaçık olan büyük mutluluk ve kurtuluş budur”. “Gerçekten Allah’ın vaadi haktır” 32. Ayet, 2031 tarihini veriyor. Dünya hakimiyeti tarihini veriyor, Müslümanların. Tam 2031. “Gerçekten Allah’ın vaadi haktır”. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı, İsa (a.s.)’nın inişi, İslam ahlakının dünya hakimiyeti. Net, bilen baksın.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...