SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz bu akşam Harun Yahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv, Adana Ceyhan Crt Tv ve Radyo, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Haberhilal.com, Selamhaber.com, 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programına sizler de hoş geldiniz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.comadresimizden gönderebilirsiniz. Konuklarımı tanıtıyorum; Sayın Adnan Oktar ve Sayın Doktor Oktar Babuna. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, bir şeyler anlat.
OKTAR BABUNA: Aile içi şiddet konularının önemine dikkat çekmiştiniz Hocam, inşaAllah. Onunla ilgili bir haber gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Aile içi şiddet konusunda, “buna karşı bir sistem geliştirilmesi ve kadınlara ve çocuklara destek verilmesi gerektiğini” söylemiştiniz Hocam. “Kadına şiddete karşı yüz bin kişi eğitildi” diye bir haber var bugün. “Yüz binin üzerinde polis, yargı ve sağlık personeline eğitim verildi” diyor, kadına şiddetin azaltılması amacıyla. Siz bunu Hocam bir yıl önce, 8 Mart 2009’da Destan Tv’de şöyle diyorsunuz; “Çocuk istismarı, kadın istismarı, taciz ve aile içi tecavüz ve şiddet, ensest gibi olaylar yasal mercilere en az taşınanlar arasında. Bakın, rezalete bakın. Buna karşı aklı başında, makul bir örf geliştirilmesi gerekiyor. Makul bir gelenek geliştirilmesi gerekiyor. Bunun değişmesi gerekiyor. Böyle durumda olan bir çocuk, bu ferttir yani özellikle on sekiz yaşını geçmiş insanlar, koskoca aklı başında, değil mi? Artık bu devlet açısından kanunen kendi sorumluluğunu almış kişidir. Ama kendi sorumluluğunu alamayan on sekiz yaşın altında olanların da devletin direkt kurumlarına sığınması lazım. Devletin bu konuda özel yerleri olması lazım ve çocuğun ifadesine itibar edilmesi lazım, yani ispat mecburiyetinin olmaması lazım” diyorsunuz Hocam, inşaAllah. MaşaAllah. Yüz bin kişi eğitiliyormuş devlet tarafından. Söylediklerinizin bir kısmı kısmen de olsa yerine getiriliyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnsanın fıtratında var. İnsan kedisine bile zarar gelsin istemez. Onu koruyup kolluyor, en iyi sıcak yer sunuyorsun. Hatta gidiyorlar en alasından yiyecek alıyorlar. Biraz keyifsiz görse tedirgin oluyorlar. Acaba bir şey mi oldu falan. Çocuğu gibi rahatsız oluyor.
Oktar Hocam başka ne var?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, yine “altı devlet tek millet” diye bir haber var Hocam bugün; 2010, 17 Eylül. “İstanbul’daki Türk Zirvesi’nde bu mesajı veren Gül: "Amelde Birlik" şiarında tarihi adım attı” diyor. Altı tane Türk devletinin başkanları bir araya gelmiş Hocam. “Gül’den ortak gelecek vurgusu. Cumhurbaşkanı Gül, Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi’nde; "Ortak maksadımız halklarımızı daha sıkı kenetleyerek barışa katkıda bulunmak" dedi” “Bir millet altı devlet rüyası gerçek oldu” diye bir haber yine. Siz bunu iki yıl önce şöyle diyorsunuz; “Bu kadar doğal. Dinimiz bir, dilimiz bir, her şeyimiz bir, aynı köklerden geliyoruz kardeşiz fakat ayrıyız. Bugün Azerbaycan’a desek ki "hadi birleşelim,” bir gün düşünmez, kabul ederler. Yani bunun sadece resmi olarak talep edilmesi gerekiyor. Yani iki devlet bir millet olarak, çok rahat birleşebiliriz. Hiçbir engel yok” Yine iki sene önce Çay Tv’de diyorsunuz ki; “Bütün İslam ülkeleri bunu istiyor. Bütün Türk devletleri istiyor. Azerbaycan'a sorun, direkt Türkiye'nin yönetiminde olmayı istiyorlar. "Türkiye ile sınırlarımızı kaldıralım, tek millet olalım" diyor. Azerbaycan” MaşaAllah, aynısı ile gerçekleşiyor.
ADNAN OKTAR: Dediklerim çıkıyor, değil mi? Oktar Hocam başka ne anlatıyoruz?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Bir Kur’an aşığı; Süleyman Hilmi Tunahan” haberi var Hocam, maşaAllah. “Müslümanlara baskının doruk noktaya ulaştığı Milli Şef İsmet İnönü döneminde dahi din ve Kur’an hizmetini aksatmadan devam eden Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri vefat yıldönümünde anılıyor” haberi vardı Hocam. “Hayatı çile ile geçti” diyor.
ADNAN OKTAR: Süleyman Hilmi Tunahan seyyidtir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in neslindendir. Kuran Kurslarını önce Türkiye’de yaygınlaştırdı, sonra dış ülkelerde yaygınlaştırdı, şimdi dünyanın her yerinde var çok güzel Kuran öğretiyorlar. Bayağı samimi, aklı başında, makul insanlar. Siyasete girmezler, Ehl-i Sünnet çizgisinde titizdirler. Gayet nezih insanlar, aklı başında insanlar. Türkiye’nin birliğini beraberliğini isterler, büyük Türkiye idealleri vardır. Türk İslam Birliğini isterler Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebeleri, o yönden de güzeldir, çok önemlidir. “Eski dönem gibi böyle üç kıtaya hakim olalım” derler, inşaAllah. Bir de modern görüşleri de, öyle bağnaz bir çizgileri yok, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Hedef MHP’siz Meclis” diye bir haber var Hocam. “Üniter yapıya son verip federasyonu getirmek isteyen ABD-AKP-PKK üçlüsü, milliyetçileri psikolojik operasyonla parçalamayı amaçlıyor” demişler bu haberde. “El birliğiyle MHP’ye saldırı” diye Hocam, “AK Parti’nin hedefi belli oldu” diye devam ediyor.
ADNAN OKTAR: O, ne demek o?
OKTAR BABUNA: Güya MHP’nin tabanını eritip, MHP Meclise giremesin, “Hedef MHP’siz Meclis” şeklinde böyle.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, MHP dev bir aslandır, onu kimse tutamaz evelAllah. Meclise de girer, her yere de girer, öyle bir konusu olmaz. Bir de AK Parti’nin MHP’yi yok etme planı, o dedikodudan ibaret çok çirkin bir iftira, çok çirkin bir üslup. Ayıp, bunu kim söylediyse çok ayıp yapmış. MHP Türkiye’nin çimentosudur. Allah vermesin, Allah vermesin, ikinci bir ihtimali düşünemiyoruz. Mübarek bir partidir. Kıyamete kadar baki olacaktır Allah’ın izniyle. AK Parti de öyle çok mübarektir. Büyük Birlik Partisi, mübarek partilerdir bunlar. Bu tip dedikodulara karşı çok kapsamlı açıklamalar yapıp bunları etkisiz hale getirmek lazım. Tayyip Erdoğan Beyefendi de, o da Türk milliyetçisidir. Daha yeni okudum, Türk Birliği için; Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı topladı demiyor mu Türk devletlerini? MHP ne diyor? Türk-İslam Birliği diyor. Onlar ne diyor? Türk-İslam Birliği diyor. Dolayısı ile AK Parti’nin MHP’ye ideolojik olarak karşı olması mümkün değil. Türk-İslam Birliği bazında karşı olması mümkün değil. Bir de MHP çok halim selim bir partidir. Gittikçe de olgunlaşıyor, gittikçe kalitesi artıyor, üslubu artıyor. Mesela bizim son iftarda, sarayda verdiğimiz iftarda, Çırağan’da, MHP’nin ileri gelenlerinden bir ağabeyimiz vardı yanımızda. Ondan bilgi aldım MHP’deki gelişmeler hakkında falan. Çok güzel müjdeler verdi, çok çok hoşuma gitti. Özellikle gençlikte çok güzel aydınlanma, gelişme ve kalite artışı var. Dolayısı ile bu tip sözlere kimse itibar etmesin, böyle bir şey olmaz. Dev bir panter gibi, güçlü bir aslan gibi MHP daima olacaktır, onlar hikaye. AK Parti de hiçbir şekilde öyle MHP’ye karşı tavır almaz. Hepsi aslan, sağ partinin hepsi. Hiç birine laf yok yani. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: “Türkiye ekonomisi şaha kalktı” diye Hocam. Siz söylemiştiniz bunu Hocam; “ekonomik kriz olacak ama Türkiye krizden etkilenmeyecek” diye, maşaAllah. “Türkiye ekonomisinde iyi veri sağanağı yaşanıyor. Büyüme rakamlarının ardından işsizlik rakamları da yüzleri güldürüyor. 2009 Haziran ayında %13 olan işsizlik oranı bu yılın aynı döneminde %10.5'e geriledi” Büyüme hızı da çok artmış Hocam. Dünyanın en yüksek büyüme hızına sahip Hocam, şu anda Türkiye.
ADNAN OKTAR:İyi maşaAllah, çok güzel. Türkiye büyüsün, inşaAllah. Turan olsun Allah’ın izni ile, inşaAllah. Türk devletleri birleşsin, İslam alemi ile birleşelim. Nereden başlayalım? Suriye’den. İslam ülkelerinden biri, Suriye. Türki devletlerden, Turani devletlerde de Azerbaycan’dan. Çift koldan geçeceğiz Allah’ın izni ile, hepsini birleştireceğiz. Koskocaman bir Türk-İslam Birliği oluşacak. Modern, kaliteli, güzel, aydın, sevecen.
OKTAR BABUNA: Hocam, hayret verici bir şekilde siz bunu ilk söylediğinizde kimse inanmamıştı, herkes bakmıştı böyle. Aradan bir, iki sene geçti; o kadar normal bir şekilde telaffuz ediyor ki günümüzde, maşaAllah. Yapılıyor da.
ADNAN OKTAR: Bu akşam Tokat Turhal’dan da izliyorlar hemşerilerim. Bütün Tokatlılara selam, Turhallılara da selam. Tokat çok şahane yerdir, bayağı güzeldir. Tokat, özetle söyleyeyim, koç yiğitle doludur, inşaAllah. Bütün kardeşlerime selam, Güneydoğu’ya selam. Koçyiğitlere ve bütün Anadolu’da seyreden herkese selam ediyorum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Kuzey Amerika'da Müslümanlara yönelik baskılar artıyor” diye bir haber var Hocam. “Kuzey Amerikalı Müslüman entellektüellerinden Çağdaş İslam Düşüncesi Enstitüsü Başkanı Mohammed Al-Asi, Crescent dergisi Yayın Yönetmeni Zafar Bangash ve Güney Afrika Müslüman Toplumunun önde gelen ismi Hamis Adam MAZLUMDER'e gerçekleştirdikleri ziyarette ülkelerinde son dönemde yükselen İslam düşmanlığı ve Müslümanlara yönelik artan baskılar hakkında çeşitli açıklamalarda bulundular” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, İslam’ı böyle sevgi olarak; kardeşlik, dostluk, muhabbet, bilim, sanat, derin düşünmek, derin akıl olarak anlattıklarında kimse düşman olmaz. Olsa da daha iyi gelişir. Ama İslam’ı anlatırken Cübbeli kafası ile anlatmaya kalkarsanız, İslam’a en büyük zararlardan birini vermiş olursunuz. Yani çok büyük tahribat yaparsınız Allah vermesin. O çocukluğundan, belki biraz da saf kalpli olduğu için yani çocukluğundan beri o yönde bir şey aldığı için dünyayı tanımıyor, yani yaptığı tahribatın farkına varmıyor. Onu test edecek imkanı olmuyor, ortamı olmuyor. Yani gidip bir üniversitede konuşsa hemen anlar, değil mi? Mesela İstanbul Teknik Üniversitesi’ne gidip bir konferans verse, gençlerle bir konuşsa Cübbeli, konumunu, kültür düzeyini, durumunu, etkisinin nasıl ters etki yaptığını hemen anlayacaktır. Gitsin Hacettepe’de konuşsun yahut ODTÜ’de konuşsun. Ama biz gidersek yıkarız, yerle bir olur, kimse gıkını çıkaramaz. Çünkü en ağababalarına gidiyoruz; mekanlarına gidiyoruz, tabii davetli gidiyoruz ve yerle bir ediyoruz. Bak gittin, en ağababaları toplanmıştı, değil mi? Ne oldular? Bet beniz kül, pır içeriye. Fikren dünyada hiç kimse bizimle baş edemez, hiç kimse. Yani açıkça söylüyoruz. Adamların ağababalarını çağırdık. Dedik ki; “kardeşim, seni beş yıldızlı otelde ağırlayacağız. Acayip saygı, hürmet göreceksin. İstersen limuzinle gezdirelim” dedik yani. “Ne istiyorsan yapacağız, bize bir yarım saatini vereceksin” dedik. Adam asla, kesinlikle kabul etmiyor. Habertürk, Yiğit Bulut istirham etti, araya girdi. “Gel seni Hocamızla tartıştıralım, Adnan Hocamızla” dediler. Asla kabul etmediler. “Para vereyim” demiş Yiğit Bulut. “Üzerine para vereyim” demiş, “ne kadar istiyorsan” Onu da kabul etmedi.
OKTAR BABUNA: Bu kanal 4 var. En büyük kanallarından biri. Kendi kanalı Dawkins’in program yaptığı. Onlar da araya girdiler sizinle karşı karşıya getirmek için yine kaçtı Hocam.
ADNAN OKTAR: Dawkins’i ben aylardan beri kovalıyorum. Gazeteye ilan verdim, İngiliz gazetelerine, koskoca. “Ey Dawkins” dedik, “gel tartışalım” dedik. Açık açık anlattım. Adres, yer de verdim. Şiddetle kaçıyor. Kaçsın kaçabildiği kadar.
OKTAR BABUNA:En son uzaylılara sığındı.
ADNAN OKTAR:Köşeye sıkıştırdım, artık şuurunda bir şey oldu Allah-u alem. Proteinlerin tesadüfen meydana geleceğini iddia ediyordu. Biz dedik, tesadüfen meydana gelemez. En sonunda soruyorlar, diyorlar ki; “proteinler nasıl oldu?” diyorlar. Havaya bakıyor böyle, “herhalde uzaydan bir kısım canlılar geldi, varlıklar, onlar yaptılar” diyor. İşte kardeşim, geleceği nokta bu. Allah yarattı dememek için bak ne hallere giriyor, nasıl kıvranıyor karşımızda.
OKTAR BABUNA: Hocam İtalya’da da sizin adınızı duymuşlar, bir konferansımız olacak orada inşaAllah, Allah izin verirse. Haberler çıkmaya başlamış sizinle ilgili. İtalyan internet sitelerinden bu. Burada da posterleri, evrimin olmadığını gösteren.
ADNAN OKTAR: Osmanlı ordusu mu oldum mübarek, maşaAllah. Osmanlı ordusunun da önce şanı gidermiş, sonra kendi gelirmiş. Bizim de önce şanımız gidiyor, sonra kendimiz geliyoruz. İsviçre’deki konferansta da öyle oldu, değil mi? Önce şanımız gitti, bütün İsviçre ayağa kalktı; gazeteler, basın, televizyonlar, “Adnan Hoca geliyor” diye. İşte, “paspas gibi çiğneyecek” falan, ona benzer. Sonra da bak; gittik gördük yendik. ‘Veni vidi vici’. İşte bu kadar.
OKTAR BABUNA: Haftalarca her gün kapakta sizin haberlerinizi veriyorlardı İsviçre gazeteleri. İsviçre televizyonu geldi. Burada diyor ki Hocam; birkaç gün önce işe giderken bu posterin fotoğrafını çektiğini bahsediyor. İşte tarihini vermiş. “Palazzo Stelline’de yaratılışçı bir toplantı mı olacak? Bunun arkasında kim vardı? Anti-siyonist, İslami yaratılışçı Adnan Oktar. Bunu öğrenince biyografisini okudum. Biraz araştırınca gazeteci Paolo Attivissimo’nun bir süre önce Lugano’da benzer bir posteri gördüğünü ve yaratılış hakkında haber yaptığını öğrendim” diyor ve konferanstan bahsediyor.
ADNAN OKTAR: Mehter Takımı’nı götürüp, eğer Viyana’da inim inim inlettirmezsem Viyana’yı, inşaAllah. Roma’yı da yıkacağım Mehter Takımı’yla, inşaAllah. Allah’ın izniyle, evelAllah. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: “Mladiç: Bosna’dan Müslümanları temizlemeliyiz” diye.Bosna’daki savaş sırasında Sırp birliklerinin komutanı olan ve halen Lahey’deki uluslar arası mahkeme tarafından soykırım suçundan aranan Rakto Mladiç’in savaş sırasında kaleme aldığı günlüklerin içeriği, İtalya’nın La Republica gazetesinde yayımlandı” diyor. “Bosna’dan Müslümanları temizlemeliyiz” diyor. Önemli olan Müslüman halkı bu topraklardan temizlemektir ifadesini kullanan Mladiç, Bosna’nın bölünmesi konusunda Hırvatlarla iş birliği yapmanın önemli olduğunu da dile getiriyor. "50 bin Boşnak'ı öldürmek bir şey değil, onu sonra da yaparız” diyor. “Önemli olan Müslümanları temizleyelim buradan” diyor.
ADNAN OKTAR: Bu adam mı diyormuş? Bir de ortaya bir bıyık yapıştırsa tam Hitler’e benzeyecek.
OKTAR BABUNA: Bu da haberin devamı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama işte kardeşim, Türk-İslam Birliği için daha hala direnenler var, daha hala direniyor adamlar. Asıyorlar, kesiyorlar, akılalmaz zulüm yapıyorlar. Adam diyor; “tavuk kadar kıymeti yok Müslümanların bizim için” diyor. Daha hala seyrediyorlar. Çok kolay bir şey. “Ya Rabbi. Bize Türk-İslam Birliği’ni nasip et” Bu kadar, başka bir şey değil. Allah’tan dua ile bu güzelliği isteyecekler. Müslümanların %60’ı, %70’i dua etmiş olsa, biter. Dua eden çok çok az kesim var. Çok çok az. Bir tek Türkiye bu konuda kararlı. İslam ülkelerinin büyük birçoğu uyuyor. Hepsini, oradaki fertleri tenzih ederim ama genel anlamda şahısların tavrı o yönde inşaAllah. Mehdi (a.s.) devrinin bir özelliğidir, aniden uykudan uyanacaklar. Telefon çaldığında yahut saat çaldığında nasıl hoplayıp kalkıyor insanlar, Mehdi (a.s.) çıktığında da aniden bütün İslam alemi uykudan uyanacak, inşaAllah. Ashab-ı Kehf gibi derin bir uyku içindeler, inşaAllah. Haberi alan uyanacak, haberi alan uyanacak, inşaAllah. Oktarım anlat.
OKTAR BABUNA: Bir haber var Hocam, Süleyman Ateş bir yazı yazmış, Hz. İsa (a.s.)’nın gelmeyeceğini iddia ediyor. Bir soru sormuşlar ona, Kuran ayetleriyle ilgili. “Kur’ân’da Hz. İsa’nın dünyaya geleceği belirtiliyor mu?” “SORU: Kur’ân-ı Kerim ve Açıklamalı Meali adlı eserinizde 3’üncü surenin 54 ve 56’ncı ayetlerinde Hz. İsa’nın, kıyamet günü dünyaya kendisinin ve ruhunun tekrar geleceği belirtilmektedir.”
ADNAN OKTAR: Oktar şimdi sen bu dedenin anlattıklarını anlatırsan, aylarca anlatırsın, sürekli anlatıyor. On beş günde bir “Mehdi (a.s.) gelmeyecek, İsa (a.s.) gelemeyecek;” “Mehdi (a.s.) gelmeyecek, İsa (a.s.) gelemeyecek” Zaten dedemin başka bir görevi yok gibi. Anlattığı şu; “Darwin’in Evrim Teorisi’yle Kuran uyum halindedir” “Vatan Gazetesi evimizin gazetesidir” Ondan sonra, “Vatan Gazetesi’ni alan beni görür, cemalimi görür” “Mehdi (a.s.) gelmeyecek, İsa (a.s.) gelmeyecek” “İttihad-ı İslam olmayacak, Türk-İslam Birliği olmayacak” “Beş milyar yıl sonra Kıyamet kopacak. Rahat olun, bir şey yok” falan. Dedem bunları anlatıyor. Dedemin ellerinden öpüyorum ben. MaşaAllah, bak, güzel gözlüğüyle oturuyor. Dedem faaliyet halinde. Bak, Türk Milleti’ne öğrettikleri bunlar; “evrim vardır, Kuran’da da var” diyor. “Darwin’in dediklerinin aynısını Kuran söylüyor” diyor, yaklaşık. “İsa (a.s.) gelmeyecek, Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Türk-İslam Birliği olmayacak, İttihad-ı İslam olmayacak. Vatan Gazetesi de iyi gazetedir. Teşekkür ederim” Sürekli bu. Hocam, dedem yani, ellerinden öpüyorum dedemin, inşaAllah. Bak ışık saçıyor, maşaAllah. Tamam, devam et. Başka?
OKTAR BABUNA: Siz Hocam, biraz önce de bahsettiniz, gericilik; “böyle bir belaya karşı, nasıl komünizme net tavır alınıyorsa, gericiliğe karşı da tavır almamız gerekir” demiştiniz Hocam. “Millet yobazlıktan çekiniyor” dediniz, “haklılar ama yobazlıkla mücadele etmek deyince; Kuran’a karşı olmak olmaz” demiştiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi adamlar diyor ki; “yobazlıkla nasıl uğraşırız” diyor, “Var gücümüzle Kuran’a karşı saldıralım” diyor. O zaman yobaz seni parçalar. Yani çok çok akılsızca hareket ediyorsun sen. Sen Allah’a savaş açıyorsun. Bak, yobaza kızıp Allah’a savaş açıyor. Çok çok akılsızca bir hareket olur bu. Yobazın ilacı Kuran’dır ve Asr-ı Saadet Müslümanlığıdır. Yani başka bir şeyi olmaz. Ama biz tabii yobazlıkla mücadele için Kuran okuyor değiliz. Doğal olarak, tabi olarak, Kuran’ın emirlerinden biridir müşriklerle mücadele etmek. Kuran’da ‘müşrik’ diye geçen güruhun diğer adı ‘yobaz’dır. Allah münafıklardan bahseder, kafirlerden bahseder, kalbinde hastalık olanlardan bahseder ve müşrikin ve müşrikat, müşrikler. Müşrik eşittir yobaz yani. Gerici takımı. Bunlar Kuran adına Kuran’a savaş açar, Resulullah (s.a.v.) adına Resulullah (s.a.v.)’a savaş açar. Asr-ı Saadet düşmanıdır bunlar. Ehl-i Beyt düşmanıdır. Nefret ederler Ehl-i Beyt’ten. Yani bir nevi manyak. Türkçesi bu yani. Böyle mahluklardır. Sevgisiz, şefkatsiz, merhametsiz, akılsız, kültürsüz, görgüsüz; bak kültürsüz ve görgüsüz; bilimden, sanattan hiç hoşlanmayan; derin düşünemeyen, sathi düşünen, gösterişçi, dini karmakarışık hale getiren ve sürekli uydurmalarla yepyeni din geliştiren ve üzerine yeni yeni dinler geliştiren sapkın ekolün adı ‘gericilik’ eşittir ‘müşriklik’tir. Anlaşıldı mı? Biz buna karşı da Asr-ı Saadet Müslümanlığını savunuyoruz. Bu, olay bu. Mehdi (a.s.)’nin de yapacağı budur. Biz de onun öncüsüyüz, Mehdi (a.s.)’nin. Oktar Hocam, devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Ahmet Hakan bir yazı yazmış. “Yeni başlayanlar için statüko” başlığı. Şöyle diyor yazının bir bölümünde; “Şunu söylemek istiyorum: "Evet" oyları "yüzde 58" çıktı diye hiç kimse, halkımızın büyük çoğunluğunun demokrasi âşığı olduğunu, liberalizme gönül verdiğini, darbelerden nefret ettiğini, Kürt sorununun çözümü için "açılım" politikalarına tam destek çıktığını, Ermeni meselesine insancıl yaklaştığını falan sanmasın. Keşke gelse ama "Yüzde 58" maalesef o manaya gelmiyor. "Yüzde 58" şudur: Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük "Sünni muhafazakâr dayanışması"dır. Türkiye tarihinin hiçbir döneminde cemaatler, tarikatlar, mukaddesatçılar, milliyetçiler, Osmanlıcılar, Anadolucular, Milli Görüşçüler, en radikalinden en ılımlısına İslamcı dernekler, ünlü Hocalar, manevi yöne önem veren Türkçüler bu denli büyük bir ittifak sağlamamışlardı” diyor.
ADNAN OKTAR: Yani “Türk-İslam Birliği oluştu” mu demek istiyor? Peki, CHP’yi niye bunun içine saymıyor. CHP’liler Atatürkçü’dür. Atatürkümüz ne diyor? “Türk Birliğini istiyorum, onu görüyorum ve bunun gerçekleşeceğine inanıyorum” diyor. Bütün Turani devletler birleşecek diyor. MHP ne diyor. aynısını söylüyor. Biz neyi söylüyoruz? Aynısını söylüyoruz. Saydığı listedekiler aynı şeyi söylüyor. CHP’yi niye ayrı tuttu ki? Ayıp yapıyor. Atatürk ne diyor? “Bütün İslam ülkeleri birleşsin” diyor. CHP Atatürkçü parti değil mi? MHP neyi söylüyor? O da Türk-İslam Birliği’ni savunuyor. Dolayısıyla bizim ayrımız, gayrımız yok. Bütün millet olarak biriz. Herkes Türk-İslam Birliği’ni istiyor. Herkes İttihad-ı İslam’ı istiyor. Herkes sevgiyi, barışı, kardeşliği, mutluluğu istiyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü istemiyoruz kardeşim. Kan döktürmeyeceğiz. Üç milyon kardeşimizi bu bu çakallara şehit ettirmeyeceğiz. Yargı’da oraya buraya bu çakalları yerleştirtmeyeceğiz, müsaade etmeyeceğiz. Allah Allah, zorla mı yani? Huzurlu yaşamak istiyoruz, tehdit istemiyoruz. Milletimizi aşağılatmayız. Yani “demokrasi bunların hakkı değildir” dedirtmeyiz. Benim milletim can, benim milletim muhteşem. Alevisi ayrı güzeldir, Sünnisi ayrı güzeldir. Nerenin Sünni dayanışması? Aleviler delikanlının hasıdır, hası. Halis Türk Milliyetçisidirler. Türk-İslam Birliği’ni hepsi aşkla isterler, Aleviler. Alevi dedin mi delikanlı aklına gelecek. Hangi Alevi istemez Türk-İslam Birliği’ni, niçin istemesin, mümkün mü? Alevi dedin mi sevgi, barış, kardeşlik, demokrasi, anlayış, derin insan sevgisi, hayvan sevgisi, çiçeklere sevgi, bunlar aklımıza gelir. Alevi’nin anlamı budur. Onun için böyle “Sünni dayanışması,” bilmem ne, Cübbeli’nin ağzıyla konuşmak yakışmamış hazrete. “Sünni dayanışması” diye bir şey yok. Benim canım, Türkiye’nin en az yirmi milyonu Alevi’dir ve Türkiye’nin çimentosudur Aleviler. Hepsi delikanlıdırlar, yiğittirler. Kabadayıdırlar, delikanlıdırlar, inşaAllah. Yani öyle mesela bir ülke, birisi gelip kafa tutsa falan bunu asla kabul etmez, esaret kabul etmez Alevi. Sünniler de aynı şekilde. Bütün Türk alemi böyledir, Müslüman alemi böyledir. Bütün Türkiye böyledir. Silme delikanlıdır, inşaAllah. Onun için bunun altında gizli bir mesaj yatıyor gibi görünüyor, yakışmamış. Yakışmamış, ayıp yapmış. Aydın Baba’nın üfürümlerine karşı tedbir alsın, değil mi? Fazla rüzgarda kalmak başını döndürür insanın. Aydın Baba her üfürdüğünde fırıldak gibi böyle tur atarsa olmaz, olmaz. Öbüründen bahsetmiyorum, ona bir şey oldu çünkü. Hiç bahsetmiyorum, bana söyleme bundan sonra. Üç tane yazısını okudum, eyvah dedim. Yani eyvah. Kardeşim çok net konuşmuş, Allah esirgesin “yoktur” diyorum “öyle bir şey”, “Hocam” diyorlar “bak, açık söylemiş adam”, “yoktur” diyorum, acı gerçekle karşılaştım; bir okudum, eyvah dedim. Bana bahsetme bundan sonra. Konu bitti.
OKTAR BABUNA: Atatürk’ün o sözünü okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Oku, oku. Hazret de dinlesin, Ahmet Hakan Paşa.
OKTAR BABUNA: “Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır” Mustafa Kemal Atatürk.
ADNAN OKTAR: Bak, bak, bak, gördün mü? Bak mübareğe. Bir daha oku da Ahmet Hakan’ın kafasındaki o pus biraz daha dağılsın, çünkü kavrayamıyor Atatürk’ün bu sözünü. Atatürk bizim canımızdır, baş tacımızdır. Onun her sözünde bir hikmet vardır, bir güzellik, hayır vardır. Bir daha dinlesin, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır”
ADNAN OKTAR: Dediği oluyor mu Atatürk’ün?
OKTAR BABUNA: Oluyor.
ADNAN OKTAR: Bak, yıl 2010. Mübarek 1938’de vefat etti. Bak, kaç yıl sonrasını görüyor. “Görüyorum” diyor, açıkça söylüyor. İslam Birliği ile ilgili sözleri de var, onları da oku. İnşaAllah. Yani İslam aleminin birleşmesiyle ilgili sözleri de var. Biraz sonra okursun.
OKTAR BABUNA: Yeni çıkan bir haber var Hocam. “Turgut Özal’ı öldürenleri açıkladı” diye, Korkut Özal. Bir konuşmasını anlatmış, göstereyim mi haberi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: “Turgut Özal’ı öldürenleri açıkladı”“8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın abisi Korkut Özal, Adnan Menderes'in ölüm yıldönümünde çarpıcı açıklamalar yaptı” diyor. “Şimdi efendim Turgut Özal’ın öldürüldüğü söyleniyor. Zehirlenerek. Buna ait çok yazılar var, nitekim vefat ettiği zaman ağzından köpükler geldiği, bunun kalp hastası olan bir kimsede olamayacağı söyleniyor. Buradan da bir zehirlenme olayına gidiliyor. Biliyorsunuz bugün Türkiye’nin bir gizli teşkilatı var (iddia edilen) Ergenekon adı altında. Bu Ergenekon Menderes’i de idama götüren gücün bir aleti. Turgut Özal'ı zehirleyenlerin de bunlar olduğu artık bilinen bir şey. Ben inanıyorum ki Türkiye şu referandumdan da elde ettiği galibiyeti bunları çözmekte kullanırsa önümüzdeki bir kaç gün içinde Menderes'in bıraktığı meşale en güzel şekilde devam ettirilmiş olur” diyor.
ADNAN OKTAR: Yalnız kardeşim benim anlamadığım, bu son derece kolay. Oğlunu tanıyorum; çok mübarek, efendi bir çocuktur. Büyük olan. Dilekçe versin savcılığa fethi meyit istesin. Desin ki; babamım mezarı açılsın, Adli Tıp’ta parça alınsın, zehirlenip zehirlenmediği tespit edilsin, değil mi? Bitti. Gayet kolay, neticesi alınır. Fethi meyit istemediler, olması gerekiyordu onun. Ta başında yapılması gerekiyordu. Şimdi de geç kalınmış değil. Yine olur, inşaAllah. Dolayısıyla böyle açıklamalar, sanki iddia edilen Ergenekon Örgütü yaptı, yanına kalmış gibi görünüyor. Gidip adamların yakasına yapışalım, o çakalların yanına bırakmayalım. Bana yapılan bu kokain komplosunda da, kokain komplosunu yapan iddia edilen Ergenekon Örgütü mensuplarını yakalayalım, teşhir edelim. Evime getirip kokain koyanları yakalayıp teşhir edelim. İddia edilen Ergenekon Örgütü yakamızda kardeşim, halen de yakamızda, devam ediyor. Adamların özellikle yargı içerisinde muazzam adamları var, elemanları var. Adamlar elini kolunu sallayarak faaliyet yapıyorlar. Bir an önce durdurulması gerekiyor. Acele etmek lazım.
OKTAR BABUNA: “BDP boykotun suyunu çıkardı” diye bir haber var Hocam. Okullara öğrencileri göndermemek için bir çağrıda bulunmuşlar. “Diyarbakır'da bulunan Kürt Dili Araştırma ve Geliştirme Derneği'nin "Diline sahip çık" adı altında aldığı "eğitime bir hafta boykot" kararı aldı. Diyarbakır'da billboardlara Kürtçe ve Zazaca afişler asan” diye devam ediyor. “Kürtçe anadilde eğitim istiyoruz. Okulları boykot ediyoruz” yazılı afişler asmışlar Hocam, çocukların okula gitmemesi için. “BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş boykot çağrısına uyacaklarını ifade etti. Demirtaş şunları söyledi: "Okulların açıldığı ilk 5 gün anadilde eğitim isteyenlerin çocuklarını okullara göndermeyerek sivil bir itaatsizlik örneği sergilemeleri anlamlıdır. Bu çok anlamlı bir kampanya için BDP olarak biz de çağrı yapacağız. Ben de kendi çocuğumu okula göndermeyeceğim"” diyor. Milli Eğitim Bakanlığı da “yasal işlem yaparız” diye cevap vermiş.
ADNAN OKTAR: Yasal işlem? Adamlar “yaparsan yap” mantığındalar. Kardeşim, olayın çapının büyüklüğünü görmeleri gerekiyor. Bakın, bir PKK hareketi var. PKK hareketi bağıra bağıra söylüyoruz, komünist harekettir ve komünist partisidir, Kürt komünist partisidir. Kendi adlarıyla PKK, Partiye Karkeren Kürdistan, o değil, asıl anlamı Kürt Komünist Partisi’dir, PKK’nın. Çözülümü budur. Dolayısıyla bu parti liberal eğilimli bir parti. O PKK’nın kaale alacağı bir şey değildir yani. Onlar konuşuyorlar ama onları hiç dinlemez PKK. Kaale alacakları bir durum da yok yani inşaAllah. Dolayısıyla PKK’ya karşı en etkili yöntem bilimsel mücadeledir. Bilimsel mücadele yapılmadığı müddetçe bu faaliyet devam eder, ben açıkça söyleyeyim. Yani diyalektik felsefenin bilimsel eleştirisi yapılmadıktan sonra, Marksist felsefenin bilimsel eleştirisi yapılmadıktan sonra, Darwinist felsefenin yani bu felsefelerin kökeni olan Darwinizmin ilmi eleştirisi yapılmadıktan sonra bu düşünce devam eder, gelişir. Amerika’da da böyle olmuştur, başka yerlerde de böyle olmuştur. Amerika’da bununla karşılaştı Vietnam’da, Kamboçya’da. İlmi mücadele vermedi, gelişti ve baş edemediler, geri çekildiler. Binlerce ton bomba yağdırdılar Vietnam’a, Kamboçya’ya. B-52’leri. Hallaç pamuğu gibi attılar. Adamlara vız geldi tırıs gitti. İlmi mücadele yapmıyor Amerika. Habire demokrasiden, barıştan bahsediyor. Kardeşim, tamam; demokrasi, barış güzel. Ama karşında senin komünist var. Fikri mücadele yapıyor musun? Tek yanlı, avantajlı konumda olmuş oluyor o zaman. Tek yanlı avantajlı konumda oluyor. Bilimsel mücadeleden kaçınmak inanılır gibi değil. Diyorlar ki bak, “sosyolojik mücadele yapılması gerekiyor” diyorlar. Güzel. Peki, bilimsel mücadele yapmanın mahsuru nedir? Asıl çözüm, ana çözüm budur. Yani %99’luk çözüm budur. Bundan kaçınıyorlar. Milletimiz bu konuda; söyledim, dilekçe versin. Yani mutlaka devlet buna el koyup, bilimsel mücadeleye girmesi lazım. Diyalektik felsefeyi devlet savunursa adamlar da savunuyorlar o zaman işte. PKK da savunuyor diyalektik felsefeyi.
OKTAR BABUNA: Hatta delil olarak devletin kitabını gösteriyor demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Güneydoğu’da adam komünist propaganda yaparken Darwinizm geçerli olduğunu nereden anlıyoruz” diyor. Adam devletin biyoloji kitabını açıp gösteriyor. “Buradan anlıyoruz” diyor. Devletin tarih kitabını açıp oradan gösteriyor. Devletin felsefe kitabını, sosyoloji kitabını açıp oradan gösteriyor. Kaynak gösteriyor. “Buyurun, burada” diyor. “Aksi var mı?” diyorsun. “Tek yanlı bilimsel bir gerçek bu, aksi olmaz. Olsa zaten devlet bunu yayınlardı” diyor adam. “Aksi yok, devletin de kabul ettiği bir gerçek bu” diyor. “Yani diyalektik felsefe gerçek mi?” “Gerçek tabii” diyor. Diyalektiği kabul edip de Marksizmi kabul etmemek nasıl olsun? Bana bir anlatsın. Marksizm zaten dünyayı diyalektik olarak, bütün tarihi sahte bir bilim anlayışıyla analiz ediyor ve “bu görüşe göre” diyor adam, “feodal, kapitalist yapıdan geçtiniz, şimdi komünal aşamadasınız” diyor. “Görüyorsunuz” diyor, “karşınızda da faşistler var, mücadele veriyorsunuz” diyor. “Marks aynısını söylemedi mi?” diyor, “Lenin aynısını söylemedi mi? İşte aynısı oluyor” diyor adam. Kardeşim, buna şimdi bilimsel mücadele yapılmazsa, bilimsel cevap verilmezse adam haklı olduğunu ilan ediyor. Ne diyeceğiz o zaman? Yapılacak şey, devletin kitaplarında Darwinizmi daha kapsamlı anlatmak ama cevabını da daha kapsamlı vermek. Marksizmi anlatmak ama cevabını da çok kapsamlı vermek. Güneydoğu’daki, bütün Türkiye’de devlet kitaplarında. Gençler çünkü Marksizmi bilmiyorlar, cevabını da bilmiyorlar. Darwinizmi yarım yamalak biliyorlar, inanıyorlar. Halbuki Darwinizm tam anlatılsın, cevabı da tam anlatılsın. Diyalektik felsefe tam anlatılsın, cevabı tam anlatılsın, değil mi? Devlet kitapları ne demek? Gençler kültürlü olsun. Çok az genel kültürleri; Tevrat’ı bilmiyorlar, İncil’i bilmiyorlar, Kuran’ı bilmiyorlar. Mesela Kuran dersi olması lazım. Kuran’ı bütün gençler… Milletinin dini, adam milletinin dinini bilmiyor, olur mu öyle şey? Tabii bilenler var ama bilmeyenleri söylüyorum. Milletinin dinini öğrenecek. Hıristiyanlığın ne olduğunu öğrenecek. Tevrat’ı öğrenecek. Marksizmin ne olduğunu öğrenecek, faşizmin ne olduğunu öğrenecek. Zevkle okur çocuklar. Hangi genç öğrenmek istemez? Aman, aman, aman öğrenme. Aman, aman öğrenme. Olur mu öyle şey? Öğrenmezse işte böyle illegal öğreniyor. Ondan sonra devlet baş edemiyor. İllegal öğrenmeye karşı legal anlatım gerekiyor. Başka türlü olmaz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Dün çok hikmetli bir şekilde şunu söylemiştiniz Hocam; “PKK devletin kitabını alıyor, "sen evrimle oluştun, (haşa) Allah yoktur" diyor. "Sen bir hayvan türüsün" diyor. Ha köpek ha sen, ha böcek ha o. O zaman da rahatça adam öldürüyor” demiştiniz, “bu mantıkla da”
ADNAN OKTAR: Tabii. Adam mesela kargaya nişan alıyor, öldürüyor. “Ne oldu” diyor, “bir şey oldu mu?” “Yo, kargayı öldürdün” diyor. “Peki, insanın ne farkı var?” diyor. “O evrim halkasının bir yönü, bu da evrim halkasının bir yönü. Ne fark edecek?” diyor. “Bir yol Konya’ya gidiyor, bir yol İzmir’e gidiyor” diyor. “Aynısı, fark etmez” diyor. Dolayısıyla adam gönül rahatlığı içerisinde bizim Mehmetçiklerimizi şehit ediyor. Allah korkusu olmuyor adamda. Diyorlar ki; “hiç mi Allah’tan korkmuyorsun?” Adam, “Allah’a inanmıyorum” diyor. “Bu nasıl bir vicdandır” diyor. Vicdanı zaten adam; Marksist felsefenin, diyalektik felsefenin, Leninizmin düşmanı olan bir düşünce olarak ortaya sunuyor. “Böyle bir şey yapmanız hastalıktır zaten” diyor; “Acıma hissi, merhamet hissi, vicdan gibi duygular bir hastalıktır” diyor. “Siz bu hastalığı bize niye soruyorsunuz, ben anlayamıyorum” diyor. Lenin de şaşırıyor. “Bizim uyguladığımız şiddeti eleştirmelerine hayret ediyorum” diyor. Bombalıyorlar, yerle bir ediyorlar, adamları öldürüyorlar. “Tuttuğuna sıkın, kafasına sıkın” diyor adam. “Yüzüne sık” diyor, Lenin söylüyor, “kurşunu basın suratlarına” diyor. Eleştirenlere de hayret ediyor. “Marksizmi bilmiyor musunuz, Leninizmi anlamadınız mı, hala kavrayamadınız mı siz?” diyor. Öbüründe de barıştan, kardeşlikten bahsediyorlar. Allah Allah. Güler böyle şeye Marksistler. Leninistler güler buna. Teröristlerin acayip komiğine gidiyordur böyle izahlar. Adamın inancına göre inanılır gibi değil böyle konuşmaları. Eğitim olmadan, anti-Marksist eğitim olmadan bu belanın, bu vebanın durması mümkün değil. Bin kere söyledim, yine söyleyeceğim, inşaAllah. Ve zor bir şey de değil. Yardımcı olalım, bizim bir iddiamız yok. Gizlice de yardımcı olabiliriz, açıkça da yardımcı olabiliriz. Benim Güneydoğu’daki canlarım dindarlar, dindarlıktan zevk alıyorlar. Dindarlık zevklidir. Şefkatten, sevgiden zevk alıyorlar. Allah korkusundan zevk alıyorlar. Dedim, yerde oturacaklar güzel böyle, sıra geceleri olacak böyle, sazlı-sözlü güzel eğlenecekler, namazlarını kılacaklar, mırralarını içecekler, zılgıt çekecekler. Onların mutluluğu bunun içindedir. Yani Allah’a yakınlıktan zevk alırlar; saygıdan, hürmetten. Bir büyüğü gelecek, ayağa kalkacaklar. Komünist olarak benim Güneydoğu’daki canlarım yaşayamaz, mahvolurlar; ruhen, bedenen çökerler. Olmaz. Bak, Çin, insanlıktan çıktı Çin. Adamlar ruh gibi bakıyor. Adamları robota çevirdiler, delirttiler adamları yani. İnsanlıktan çıkardılar adamları. Ne sanatçısı kaldı, ne bilim adamı kaldı, hiçbir şeyi kalmadı Çin’in. Rusya da öyle.
OKTAR BABUNA: Bölücübaşının, bir de Lenin’in sözünü okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Oku, evet.
OKTAR BABUNA: Bölücübaşı diyor ki;“Lenin 1900’de ne ise ben de 21. yüzyıl sosyalizmini temsil ediyorum, reel sosyalizmle savaşarak, emperyalizmle savaşarak yeni sosyalizmi inşa ediyorum”
“PKK, Marksizm-Leninizm geleneğine uygun bir gelişme yaşamıştır. Bundan sonrası açık ki etle tırnak gibi birbirinden ayrılmayan bu miras üzerine şekillenecektir” diyor bölücübaşı.
Lenin de, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah; “Sosyal-demokratların gururla ve böbürlenerek, "biz, anarşist, hırsız, soyguncu değiliz, biz bunların çok üstündeyiz, gerilla savaşını kabul etmiyoruz" dediklerini görünce kendime soruyorum: Bu adamlar ne söylediklerinin farkındalar mı?”
“Bir Marksist, kendini sınıf mücadelesine dayandırır, toplumsal barışa değil. Belirli keskin siyasal ve iktisadi bunalım dönemlerinde, sınıf mücadelesi doğrudan bir iç savaş, yani toplumun iki kesimi arasındaki silahlı mücadeleye doğru gelişme gösterir. Böyle dönemde Marksistler, iç savaştan yana yerlerini almak zorundadırlar. İç savaşın herhangi bir moral suçlaması, Marksist açıdan kesenkes benimsenemez” diyor Lenin.
“Bunalım dönemlerinde, sınıf mücadelesi doğrudan bir iç savaş, yani toplumun iki kesimi arasındaki silahlı mücadeleye doğru gelişme gösterir. Böyle dönemde Marksistler, iç savaştan yana yerlerini almak zorundadırlar. İç savaşın herhangi bir moral suçlaması, Marksist açıdan kesinkes benimsenemez” diyor Lenin.
ADNAN OKTAR:Bitti, adam işte bunu anlatmış ve bunu benimsetmiş Güneydoğu’da. Buna karşı bilimsel cevap verilmezse, bilimsel çalışma yapılmazsa, bu tek taraflı gelişir işte, değil mi? Anlatalım, anlatalım ama eninde sonunda anlayacaklar, inşaAllah. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, “Kutuplardan Allah-u Ekber Sesleri Yükselecek” diye bir haber var Hocam. “Kanada’da buz ve kar kütleleri arasına kuzey kutbuna minarelerinden Allah-u Ekber sesleri yükselecek bir mescit yapılıyor. Mescit 10 gün sonra açılacak” haberi var Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. İnşaAllah mescide Müslümanları da bulurlar, çünkü mescitle bitmez, inşaAllah, mescidin Müslümanları önemli, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Rahip’ten Dünyaya İslam Dersi”, “Rahip Dirk Ficca: "11 Eylül İslami bir saldırı değildir, barış için en güvenilir din yine İslam'dır"” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Hz.İsa (a.s.)’nın talebeleriyle bağlantıya geçmiş demek ki.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, evet.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, evet. Oktar Hocam dinliyoruz seni.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, dün söylediğiniz önemli noktalardan biri yine Hocam, “Peygamberimiz (s.a.v.); "70 bin sarıklı deccale tabi olacak" diyor. Yobaz ordusundan bahsediliyor burada. Hz. Hasan (r.a.)’ı, Hz. Hüseyin (r.a.)’i, Hz. Ömer (r.a.)’i, hepsini şehit ettiler. Yerine yobazlık gelsin istediler. Bunlarda sevgi düşmanlığı esastır. Güzellik istemez. Allah’ın verdiği nimetleri elimizden almak ister. Ayet var, dünyada küfür için "az gülsün çok ağlasınlar" diyor. Ben gayet neşeli olurum. Pislik adamlar ağlasın” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, doğru söylüyorum tabii, Kuran’a dayandırıyorum, inşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, Ahir Zaman alametleri var Hocam, göstereyim mi?
ADNAN OKTAR:Tamam, anlat anlat.
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışının alametleri. Sahte Peygamberlerin çoğalmasını söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Her biri Allah'ın Resulü olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı gönderilmedikçe Kıyamet kopmayacaktır” (Tirmizi)
“Her birisi kendisinin Tek Mabud olan Allah'tan resul olarak gönderildiğini iddia eden altmış yalancının çıkması” (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler)
ADNAN OKTAR:Burada tabii sayı verilmesi hep Ahir Zamanda Peygamberlik iddialarının çoğalacağına işaret ediyor. Mesela Evanjeliklerde zaten hemen hemen herkes Peygamber olduğunu söylüyor, o biliniyor mu bilmiyorum. Çok yaygın, on binlerce Evanjelik kendilerinin bizzat Peygamber olduğunu iddia ediyorlar, hepsi ayrı olarak Peygamber olduğu iddiasında. Zaten onların inancında bu var. Ayrıca cahil cühela arasında da Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edenler oluyor. Ayrıca rüya görüp “Efendi Hazretlerini Mehdi (a.s.) olarak gördüm” diyor, o da Resullük iddiası, Peygamberlik iddiasında bulunuyor. Çünkü “bana vahiy geldi, rüyamda gördüm, hüküm kesin, o Mehdi (a.s.)” diyor. “Delilin ne?” diyorsun,”işte rüyamda gördüm ya” diyor, “ne anlama geliyor bu?” diyorsun, “Allah bana gösterdi, kesin bilgi, ben bu kesin bilgiye uyuyorum, sen de uy bu kesin bilgiye” diyor. Bu nedir, Resullük, Peygamberlik iddiası.
OKTAR BABUNA:Dediğiniz gibi Hocam, gazete haberleri, “Yalancı Peygamber” (haşa).
ADNAN OKTAR:Canım çok fazla bu adamlar. Evet.
OKTAR BABUNA:Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir alamet olarak, dinin şahsi çıkarlar için kullanılmasına dikkat çekmiş, inşaAllah
“Alimler ilmi sırf para kazanmak için öğrendiğinde, dini dünyalık karşılığında sattıklarında, hükmü sattıklarında Kıyamet yaklaşmış olacaktır” (Ölüm Kıyamet ve Diriliş)
“Ahir zamanda öyle adamlar çıkacak ki, dinlerini dünya menfaatleri karşılığında satacaklardır” (Tirmizi)
“Kim Kuran okursa (mükafatını) Allah'tan istesin. Zira son zamanlarda Kuran okuyup (mükafatını) insanlardan isteyen birtakım insanlar türeyecektir” (Son Zamanlarla İlgili Hadisler)
ADNAN OKTAR: Şimdi bu iki çeşit var. Bir kere din adamı olup, ondan geçim sağlamak dinde yok. Kadrolu din adamı olamaz. Din adamının mutlaka bir mesleği, işi olması lazım, asıl oradan geçimini sağlaması lazım. İşin ne dediğinde, “din adamıyım” diyor. “Neyle geçiniyorsun?” diyorsun. “Ben bununla geçiniyorum” diyor. Bu olmaz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kast ettiği budur. Hadiste kast edilen budur. Yani din adamlığından maaş alınmaz, para alınmaz. Mesela; İmam-ı Azam'ın kendi işi vardı, İmam-ı Şafi'nin kendi işi vardı, asıl ondan para kazanıyorlardı. Dinden para almıyorlardı, alınmaz. Dini hizmetten para alınmaz, bu Ahir zamanda makul hale gelmiştir ve çok yaygınlaşmıştır. “Benim görevim bu” diyor, “bununla geçiniyorum” diyor, “bu görevle geçiniyorum” diyor, yani meslek gibi. Meslek olmaz din. Böyle bir şey yoktur, çok şaşırtıcıdır bunun olması. Bu harika durum Ahir zamanda oldu zaten, daha önce yoktu böyle bir şey. Ahir zamanda yoğunlaşmıştır. Buna Peygamberimiz (s.a.v.) dikkat çekiyor. Sahabe zamanında din adamı diye bir şey yok. Herkes normal ticaretten veyahut ziraattan para kazanıyor, alimler. Ayrıca Allah rızası için dine hizmet ediyorlar. Meslek edinmemiş.
On dakika kadar ara verelim.
SUNUCU 1: Programımıza kısa bir aradan sonra tekrardan devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, tekrardan hatırlatma yapalım. Soru ve görüşlerinizi bizi AhirZamanSohbetleri@hotmail.comadresinden gönderebilirsiniz. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam.Buyurun anlatmaya devam edebilirsin.
OKTAR BABUNA:Ahir zaman alametlerinden bahsediyorduk. Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışından, devam edeyim mi Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Devam et, dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Büyükşehirlerin yok olmasını, alamet olarak bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v.) “Büyük şehirler, dün sanki yokmuş gibi helak olur” (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir zaman) Hakikaten mesela Hiroşima şehrinde, atom bombası atılmadan önceki hali ve sonraki hali. Bütün bir şehir yok olmuştu. 2. Dünya Savaşı İtalyan’ın pek çok şehri de yerle bir olmuştu. Bombardıman sonunda Berlin-İsveç Büyükelçiliğini görüyoruz. Yine yok olan kentlerle ilgili haberler. Hakikaten tarihte hiç olmadığı kadar kentlerin yok olduğu; doğal felaketlerle, savaşlarla, tam Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bildirdiği gibi oluştu. Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kabe baskını olacağını bildiriyor. “Onun çıkacağı yıl” yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkacağı yıl, “insanlar hacca başlarında, bir emir bulunmadan gidecekler. Hep birlikte Beyt-i Şerif’i tavaf edecekler, sonra Mina’ya indiklerinde, köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak” (Kıyamet Alametleri) Burada Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkacağı yıl olarak bildiriliyor. “İnsanlar hacca başlarında bir emir bulunmadan gidecekler” Yani halife bulunmadığı bir dönemde anlıyoruz, nitekim halife yok dönemimizde. Ve “hacılar soyulacak, kanlar akacak” Hacıların şehit edileceği bildiriliyor. Bakın 1979 yılında yani Hicri 1400, yine Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından, Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış yolu olarak bildiriliyor. Tam o yılda “Kabe’de silahlı saldırı oldu,” haberi, 22 Kasım 1979’da. “Mescid-i Haram’da namaz kılarlarken, söylenenler tarafından rehin alınan grup kurtarıldı” diyor. “Harem-i Şerif’e vaki saldırı lanetleniyor” Kabe’ye olan saldırı ve kan akıtıldı, tam hadiste bildirildiği şekilde. “Haç terörü” “Kabe’de 402 ölü” “Harem-i Şerif’e menfur tecavüz”
ADNAN OKTAR: Bakın şimdi, bu olay İslam tarihinde ilk defa oluyor. 1400 seneden beri ilk defa oluyor ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in tarifine tam anlamıyla uygun, en ince detaylarına kadar uygun. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir mucizesidir, bu örtbas ediliyor söylenmiyor. Hani Peygamberimiz (s.a.v.)’i seviyordunuz, hani Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerini anlatmak istiyordunuz, değil mi? Hani Allah’ın Resulü (s.a.v.)’ne aşkla bağlıydınız. Anlatan çok kardeşimiz var. Bilmeyenleri tenzih ediyorum. Ama bildiği halde Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesini bir insan gizliyorsa, nedir bunun açıklaması, değil mi?
OKTAR BABUNA: Yine Kabe baskını haberleri; “Kabe’de kan akıtılması”nı bildiriyor, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı olarak, Peygamberimiz (s.a.v.). “Ramazan’da bir seda olur. Şevval’de de bir seda olur. Zilkade’de kabileler birbirleriyle çarpışır. Zilhicce’de hacılar talana uğrar. Muharrem’de gökten şöyle nida olur. “Dikkat ediniz. Filan kimse Allah’ın halkının hayırlılarındandır. Onu dinleyiniz ve ona uyunuz. (Ramuz El Hadis)
ADNAN OKTAR: “Gökten nida olunur” İşte Cübbeli’nin eline geçerse bu hadis, ne diyor; “gökten Melek çıkacak, mesela 30 kilometre yükseklikten bağıracak. Bütün Eminönü’nde, Fatih’te bulunan herkes görecek. Meleğin kanatları, yüzü de görülecek ve oradan da bağıracak; "bak falanca kişi, aranızdaki şu kişi Mehdi (a.s.)’dir” diyecek. Belki de diyecek ki; “bu gökteki Melek yalan söylüyor” diyecek, haşa. “Ben Mehdi (a.s.) değilim” diyecek. Cübbeli’nin anlattığı bu. Meleği yalancı çıkartmak haramdır. Melek Allah’tan alır hükmü ve Melek yalan söylemez. Meleği yalancı çıkaramayacağı için Mehdi (a.s.), Cübbeli’nin bu sözü yanlış. Bir de kardeşlerimiz İslam deyince Cübbeli’nin modeli zannediyorlar. Kardeşim, Allah o yüzden Osmanlı’yı yıktı. O yüzden Müslümanların başı belaya girdi, o yüzden Müslüman alemi esir konumda ve perişan oldu. Cübbeli’nin modelini dönüp dolaşıp bana tavsiye ederse kardeşlerimiz, belaya kaldığımız yerden devam anlamına gelir. Cenab-ı Allah’ın Osmanlı’yı yıkmasının sebebi odur, Cübbeli zihniyetidir. Dolayısıyla dönüp dolaşıp nerede kalmıştık mantığı olmaz. “Hz. Süleyman (a.s.) ve Hz. Zülkarneyn (a.s.) gibi dünyaya hakim olacak Mehdi (a.s.)” diyor. Bizim modelimiz Asr-ı Saadet’tir, Hz. Süleyman (a.s.)’ın devridir, Zülkarneyn devridir, Hz. Davud (a.s.)’un devridir. O devrin modernliği, canlılığı ve sevecenliği ve sevgi doluluğu olacaktır, inşaAllah. Bağnazlık olmayacak, bunu bilecekler.
OKTAR BABUNA: Yine hadislerde Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.); “Zilkade ayında kabileler savaşır, hacılar kaçırılır, melhameler (kanlı harpler) olur” diye buyuruyor. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman) Diğer hadiste; “Şevval ayında ayaklanma, Zilkade'de harb konuşmaları, Zilhicce'de ise harb vaki olacak. Hacılar soyulacak kanları Cemret-ül Akabe üzerine akacak” (Kıyamet Alametleri) Nitekim bu da aynısıyla gerçekleşti. Hem 79 yılında bu şekilde kan aktı, hem de 87 yılında aynı şekilde Kabe’de, Hocamızın biraz önce söylediği gibi ilk defa oluyor, yani 1400 senedir ilk defa olan olaylar, inşaAllah.
Yine başka bir alamet olarak Peygamberimiz (s.a.v.), masum çocukların öldürülmesini bildiriyor. Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak. “Muhammed ümmetinden masum bir çocuk öldürüldüğünde, gökten bir Melek 'hak onda (Mehdi (a.s.)'de) ve onun yanında olandadır' diye haykırır” Sabban isafur Ragibin’den aktarılan hadiste masum bir çocuğun öldürülüşü bildiriliyor alamet olarak. Nitekim günümüzde tarihte hiç olmadığı kadar çocukların öldürülme haberleri yoğunlaştı. Bu dönemde özellikle son 30 yıl içerisinde. O haberleri görüyoruz, inşaAllah. Bir alamet daha olmuş oldu. Irak halkının Şam’a kuzeye kaçması bildiriliyor alamet olarak. “İnsanların en şerlileri Irak'a saldırmadıkça Kıyamet kopmaz. Ve ıraktaki masum insanlar Şam'a doğru sığınma yerleri ararlar. Şam yeniden yapılanır” (Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal) Hem Irak’a saldırı hem de Irak halkının Şam’a kaçması bildiriliyor alamet olarak. Nitekim baktığımız zaman aynısıyla bu Irak savaşı sırasında Amerikan işgaliyle gerçekleşti. Hem Irak’a saldırı oldu, hem de hakikaten Şam’a, bakın “göç yolları” ve Şam’a gitmelerini bildiren haberleri görüyoruz. 2003 yılının haberleri, Irak işgal edildiğinde. “Irak halkının üç fırkaya ayrılması” bildiriliyor, Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından. “Resulullah (s.a.v) bildirdiğine göre; Irak halkı üç fırkaya ayrılır” Üç bölüme ayrılır. “Bir kısmı çapulculara katılır. Bir kısmı ailelerini geride bırakıp kaçarlar. Bir kısmı savaşır ve öldürülürler. Siz bunları gördüğünüz vakit kıyamete hazırlanın” Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak bildiriliyor. “Küfe halkı üç kısma ayrılacak: Bir kısmı, Süfyani’nin ordusuna katılacak. Bir kısmı onlarla savaşacak. Bir kısmı da yağmacılara katılacak” Yani Irak’ın üçe bölünmesi tarif ediliyor. Nitekim bakın aynı şekilde, “bir kısmı çapulculara katılır” bölümünün gerçekleşmesini görüyorsunuz burada. “Musul’da yağmalayıp Erbil’e taşıyorlar” “Yağma ve kaos” “Ne bulurlarsa yağmalıyorlar” Çapulcalara katılan bir kısım. “Bir kısmı ailelerini geride bırakıp kaçarlar” “Kaçan kaçana” “Yarı çıplak kaçtılar” Yine Irak’tan haberler, 2003 yılındaki işgal sırasında. “Bir kısmı savaşır ve öldürülürler” Savaşıp, öldürülenlerin görüntülerini görüyorsunuz. Aynısıyla bu hadiste gerçekleşti, bu alamet de.
“Şam’da, Irak’ta ve Arabistan’da kargaşalar olması” “Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Öyle bela ve musibetler olacak ki, hiçbir kimse, sığınabileceği bir makan bulamayacaktır. Bu belalar Şam'ın etrafında dolanacak, Irak'ın üzerine çökecek. Arabistan yarımadasının elini ve ayağını bağlayacaktır. İslam ümmeti orada belalara karşı bozkırlarda savaşacaklar. Hiçbir kimse, onların haline acıyıp; vah! vah! bile demeyecek. Onlar belayı bir taraftan defetmeye çalışırlarken, diğer taraftan o yine ortaya çıkacaktır”” (Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame kısm-ul efal)
ADNAN OKTAR:Bak, hadisteki detaya dikkat ediyor musun? “Hiçbir kimse, onların haline acıyıp; vah vah bile demeyecek” diyor. Avrupa’daki durum bu. Adam diyor; “tavuk kadar kıymeti yok Müslümanların şehit edilmesinin, benim için hiçbir önemi yok” diyor. “Acımayacaklar Müslümanlara Ahir zamanda” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). “Arabistan yarımadasının elini ve ayağını bağlayacaktır” Şu anda onların elleri ve ayakları bağlandı, oturuyorlar. “Irak’ın üzerine çökecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Aynı şekilde Irak2ın üzerine çöktüler, onu da gördünüz. Şam’ın etrafında dolanıyor bela. Türkiye önlemiştir Amerika’nın Şam’a müdahalesini. Şam’a müdahale edecekti Amerika, hazırlanıyordu. Herkes biliyor, Türkiye önledi. Yani Şam’la yakınlaşmamız, anlaşmalar yapmamız neticesinde Şam’a karşı tavrında bir duraksama oldu Amerika’nın. Yani Suriye’ye karşı.
OKTAR BABUNA:Nitekim haberler de bunu tam teyit ediyor. “Belalar Şam’ın etrafında dolanacak” Sizin, tam dediğiniz gibi Hocam. “Sıra Şam’da ne demek?” Amerika’nın planlarını anlatıyor. “ABD, Suriye’yi de hedef gösterdi” “İran’a terör uyarısı”
ADNAN OKTAR:Bak o zaman ki gazete haberleri. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisinin aynısı.
OKTAR BABUNA:“Irak’ın üzerine çökecek” “ABD’den İran, Suriye ve Kuzey Kore’ye uyarı; Irak’tan ders alın” “Bağdat’ı Hülagû'dan beter yağmaladılar” Yine 2003 yılının haberleri. “Arabistan yarımadasının elini ve ayağını bağlayacaklar” “Eli kolu bağlı İslam dünyası” diyor. Bu da Arabistan’ı içine alan haberdi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Haberi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gazete başlıklarına varıncaya kadar söylemiş. Aynısını.
OKTAR BABUNA:“Şam’da fitneler olması” “Şam’da fitneler bir taraftan sakinleştikçe diğer taraftan alevlenir. Gökten çağırıcı bir Melek "Hz. Mehdi (a.s.) emirinizdir. Hz. Mehdi (a.s.) halifenizdir" demedikçe de bu fitneler bitmez” (Risalet-ül Huruc-ül Mehdi)
ADNAN OKTAR: Açıkla biraz.
OKTAR BABUNA:Şam’a dikkat çekiliyor, Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından. Şam’da fitnelerin olması söyleniyor, inşaAllah. Siz bunu da açıklamıştınız Hocam; “gökten çağırıcı bir Meleğin,” bu Melekler aleminde görülen bir şey şeklinde, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) emirinizdir. Hz. Mehdi (a.s.) halifenizdir” demedikçe de fitneler bitmez” Diyor. Yani “"Hz. Mehdi (a.s.) emirinizdir. Hz. Mehdi (a.s.) halifenizdir" demedikçe de bu fitneler bitmez” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
ADNAN OKTAR: “Gökten çağırıcı bir Melek “"Hz. Mehdi (a.s.) emirinizdir. Hz. Mehdi (a.s.) halifenizdir" demedikçe de bu fitneler bitmez” Melek böyle dediğinde zaten Müslümanların uyması farzdır. Melek böyle bir şey söylerse. Yani ikinci bir tercihi olamaz Müslüman’ın. Ama ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.); “Mehdi (a.s.)’nin talebeleri çok az olacak, 313 kişi olacak” diyor. 1,5 milyar İslam alemi var. Gökten bir Melek böyle bağırsa, Müslümanlar görse zaten hepsi gider, tabi olurlar. Demek ki görülmeyen bir Melek. Bizim yanımızdaki Melekler görünüyor mu? Görünmüyor. Gökteki Melek görünecek mi? Görünmeyecek. Melekler aleminde olacak olayı anlatıyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Cübbeli diyor ki; “alenen görünecek” Allah diyor ki; “alenen göründüklerinde iş biter, belanızı bulursunuz” diyor Allah. Alenen görünme olmaz, inşaAllah. Yani hadisin kast ettiği mana o değil. Evet, devam et şimdi.
OKTAR BABUNA: Yine Şam’a dikkat çekilmişti, bakın gazete haberleri 2003 yılından: “Suriye’ye çifte uyarı” “Washington Şam’a sert çıktı” “Yeni hedef Suriye” “Powell yine Suriye ve İran’ı tehdit etti” Hep bakın Suriye’de Şam’a yönelik fitneler olması şeklinde, Peygamberimiz (s.a.v.)’in dikkat çektiği şekilde gerçekleşti Hocam tam olarak.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Bak Şam’la ilgili, “Şam’ın etrafında fitnenin döneceğini” söylüyor. Hakikaten bak, Şam’ı vurması ayrıdır, dönmesi ayrıdır. “Etrafında döner” diyor, aynı dediği gibidir. Kelimesi kelimesine aynı çıkıyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in.
OKTAR BABUNA: “Irak’ı vuracak” diyor, Irak’ı vuruyor.
ADNAN OKTAR:Mesela “Irak’ı vuracak” diyor, Irak’ı vuruyor. “Para birimi kalkacak Irak’ın” diyor, o da kalkıyor.
OKTAR BABUNA: “Üçe bölünecek” diyor.
ADNAN OKTAR:“Üçe bölünecek” diyor, o da oluyor. “Irak ordusu bir günde kaybolacak” diyor, gece kayboldu Irak ordusu, bir gecede. Gazeteler yazdı. Koskoca, “dünyanın üçüncü büyük ordusu” deniliyordu, “bu ordu nerede?” dediler gazeteler, sabahleyin. Gazetenin haberini gösterebiliyorsan göster şu an, var mı?
OKTAR BABUNA: Var Hocam, bulurum inşaAllah.
“İran-Irak Savaşı”, “Şevval ayında ayaklanma Zilkade'de harb konuşmaları, Zilhicce’de ise harb vaki olacak”. (Kıyamet Alametleri, s. 166)
ADNAN OKTAR:Bakın, aynı bu şekilde oldu İran-Irak Savaşı. Şevval ayında hakikaten ayaklanma oldu, Zilkade'de harp konuşmaları oldu, Zilhicce'de de harp vaki oldu, aynısıyla vaki oldu.
OKTAR BABUNA: “Faris yönünden gelecek olan bir kavimdir ki, şöyle diyecekler: "Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! "” Şimdi, “Faris yönünden gelecek” ifadesi, İran tarafından gelecek olan kast ediliyor. Farsi, İranlı demek, İranlı. “Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız!” “Yazıya inecekler” deniliyor, ‘ovalık’, Irak ovası kastediliyor buradan, bir bölgenin ismi. ‘Mutık’, bölgede bir dağın adı.’Rakabe’de olacağı bildiriliyor, petrol kuyularının çok olduğu bölge. Tam kast edilen yerde Irak Savaşı oldu. “Bağdat alevler içerisinde” Yine hadiste bildirildiği şekilde ve “kazananı olmayacak” deniliyor hadiste, yine; “Bir ileri bir geri işte İran-Irak savaşı” diyor, sekiz yıl süren savaşta hakikaten galibi olmadı savaşın, tam hadiste bildirildiği şekilde”İran, Irak’a girdi” “Irak uçakları bombalıyor” Dönemin gazete haberleri.
Bağdat'ın alevlerle yok edilmesi “Ahir zamanda Bağdat alevlerle yok edilir” (Risalet-ül Huruc-ül Mehdi) Bakın gazete haberleri, “Bağdat Yanıyor” “Amerika Irak’a bomba yağdırdı” diye haber var.
ADNAN OKTAR:Bizi dinleyen kardeşlerimiz, çok harika bir durum var Ahir zamanda, onun üzerinde çok dursunlar. Nur talebesi kardeşlerimiz Türkiye’de büyük bir çoğunluktur. Hayret edecek bir şeyle karşılaşacaklardır, bak onları çok şaşırtacak bir durum, günlerden beri de üzernde duruyorum. Peygamberimiz (s.a.v.) alenen Ahir zamanda bir Mehdi (a.s.) geleceğini söylüyor. Nur talebesi kardeşlerimiz de diyorlar ki; “Bediüzzaman bunu açıklamıştır. Kastedilen şahs-ı manevidir” diyorlar. Şahs-ı manevi olarak. Bunu bizim gözümüzün içine baka baka anlatıyorlar. Buna çok fazla sayıda da insanı inandırmışlar. Bu çok gayret verici ve heyecan verici bir şey. Ağabeylerden de herhalde bazıları bu konuda yine bu görüşteler. Genelleme yapmasınlar kardeşlerimiz, takip eden kardeşlerimiz. Üç, dört noktadan anlatırlarsa konu biter. Çünkü şahs-ı maneviyi savunan bir kısım kardeşlerimiz, hepsi değil, ana silahları demagoji oluyor. Yani çok fazla konuşmak, konuyu çok yaymak ve “Risale-i Nur’a sen hakim değilsin, sen çok fazla okumuş değilsin, biz çok okuduk, okudukça Risale-i Nur bize çok açılıyor” Nitekim bak öyle demişler çocuğa. “Ben yirmi yıldır bu hizmetin içindeyim, sen ne zamandan beri içindesin? Ben Risale-i Külliyatını defalarca okudum, sen kaç defa okudun? Risale-i sırları okudukça açar. İlkokul talebesi gibi başlar, okudukça açılırsın, bilgin artar” gibi, böyle psikolojik bir baskı yaptıklarını görüyoruz kardeşlerimize. Bediüzzaman diyor ki; “yedi yaşından yetmiş yaşına kadar herkes Risale-i Nur’u okur ve anlarlar” diyor. Şimdi, hakikaten anlaşılır, anlaşılmaz olduğuna birlikte bakalım. Eğer çok detaya girerse kardeşlerimiz, o zaman şahs-ı maneviyi anlatan arkadaşlarımızın neyine düşmüşler olurlar diyelim? Yanlış bakış açılarının içine düşmüş olurlar. Ama büyük bir kısmı iyi niyetle ve samimiyetle, gerçekten samimi olarak anlamadıkları için böyle yapıyorlar. Ama bir kısmı anladığı halde kasten anlamazlıktan geliyor, biz onlarla uğraşıyoruz.
Bakın Bediüzzaman diyor ki, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 138. Fazla yaymasınlar, ben her zaman diyorum; üç, dört noktayı anlatmak yeterli olur.
Bir, “Ta Ahir zamanda” diyor. Bunu tevil edemezler. Belli ki çok sonraki zamanda. “Hayatın geniş dairesinde,” zaten bunu anlatırlar, çekinmezler “hayatın geniş dairesinİ” İnternetin, televizyonun, radyoların yayıldığı bir dönemde diyeceklerdir. Bu iki noktada direnmeyeceklerdir. “Ta Ahir zamanda” da direnmeyeceklerdir. “Bu vaktimiz” diyeceklerdir. “Hayatın geniş dairesi” için de bu söylediğim tarzda; “radyo, televizyonların yayılacağını” söyleyeceklerdir. Ama bakın söylemeyecekleri kısma geliyorum. Söylemeyecekleri, örtbas edecekleri cümleleri söylüyorum. Bunu örtbas edecekler ve çok komik duruma düşecekler. “Asıl sahipleri” mesela bunu, demagoji ile kapatacaklardır. Kardeşim “asıl sahipleri” ne demektir? “Sen Risale-i Nur’un asıl sahibi değilsin, asıl sahibi sonra gelecektir” diyor. Bu kadar, anlaşılamayacak bir şey yok. Ben bir eve gitsem kiracısı ile karşılaşırsam; der adam, “evin sahibi misin?” “Yok, biz kiracıyız” “Evin sahibi kim?” diyorsun. İşte “Hüsnü Efendi” yahut “Mehmet Efendi” diyor. “Asıl sahipleri,” bak bir bunu açıklamayacaklardır. İki, “yani Mehdi (a.s.),” bunu açıklayamayacaklardır. Demagoji yapacaklardır. Fazla yaymadan sadece bu alanlarda sıkıştırsınlar. Hem çok eğlenceli, çok komik. Yani bu konuda çocuk gibi direnip alenen alan söylüyorlar. Bak yalan demiyorum, alan söylüyorlar. Alenen, gözümün içine baka baka ve Allah’tan Allah-u alem korkmadan, Allah’tan korkmadan doğru söylemiyorlar. Ağır konuşmak istemiyorum. Bak, “yani Mehdi (a.s.)” Kardeşim, ‘yani’ demek, ne demektir? Anlamıyorsanız, anlayın anlamına gelir ‘yani’. Açıklaması cümlesidir ‘yani’. “Yani Mehdi (a.s.)” Nerede burada şahs-ı manevi?
OKTAR BABUNA: Tabii ki yok Hocam.
ADNAN OKTAR: “Ve” bakın “ve” diyor, ilave ediyor Bediüzzaman ki kaçarı göçerleri olmasın, oyun oynamasınlar, demagoji yapmasınlar, ahtekarlık yapmasınlar diye. Değil mi? Bak ahtekarlığı durdurmak için, yani beni zorla konuşturmasınlar. “Yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri (talebeleri)” Kardeşim bakın; bir şahıs var, Mehdi (a.s.) diye ve bir de şakirtleri var, talebeleri var. Talebelerini ne yapacaksın peki? Mehdi (a.s.)’yi şahs-ı manevi yaptın. Hadi onu etkisiz hale getirdiğini düşünelim. 313 tane talebesi var, onları ne yapacaksın, nereye saklayacaksın? Değil mi? Saklanacak gibi mi bunlar?
OKTAR BABUNA: Değil tabii Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın “yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir” Geldi demiyor, “gelir ve o daireyi genişletir” Mevcut daireyi genişletir. Yani duruyor daire, daire duruyor. Onlar çekip genişletiyorlar daireyi. “Genişletir ve o tohumlar sümbüllenir” “Sizler tohumsunuz” diyor Bediüzzaman, Nur talebesi, “tohumsunuz” “Mehdi (a.s.) sayesinde sümbülleneceksiniz” diyor, “Mehdi (a.s.)sizi sümbüllendirecek” diyor, “yoksa siz tohum olarak kalırsınız, tohum olmaktan çıkamazsınız” diyor. “Sizin tohumluktan çıkmanızı sağlayacak kişi, sümbüllenmenizi sağlayacak kişi Mehdi (a.s.)’dir” diyor, değil mi? Açık. “Bizler de o an canlı değiliz” diyor Bediüzzaman, “ölü olacağım ben o zaman” diyor. Bak, “bizler de kabrimizde” diyor. Canlı olan insan kabirde durur mu? Ölüdür kabirde, dürüst olsunlar. “Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükür ederiz” Manen seyretmiş oluyor, veli insan olduğu için. Ama “ben o anda ölü olmuş olacağım, vefat etmiş olacağım” diyor. Buradan, açıkça söyleyeyim sıkıştırsınlar, bayağı eğlenceli yani. Alenen alan söylüyorlar, alenen ahtekarlık yapıyorlar. Alenen yani. Hepsini tenzih ediyorum. %99,99’u nur gibi tertemiz insanlar. O 0,01’lik bir ahtekar bölümü var, ben onlara söylüyorum, inşaAllah. Onlar kendilerini biliyor.
Yine mesela, bak o kadar açık ki, bakın mesela; Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 9; bayağı neşeli olur bu, inşaAllah, her yönden. Böyle Mehdi (a.s.), bizim kafamıza vura vura demek ki bizim kafamızı açacak. Bazı kafalar basmayacak, o da böyle vura vura açacak. Ben Nur talebesiyim. Bak Bediüzzaman diyor ki; “Mehdi (a.s.) gelecek, Risale-i Nur’u alacak yanına; sizin anlamazdan geldiğiniz, demagojiyle kapatma çalıştığınız, fark edemedim dediğiniz yeri kafanıza böyle tak tak vura vura sizin kafanızı açacak” diyor. Bak açıkça söylüyor. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 9; “Bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor Bediüzzaman, “sonra gelecek,” Oktar ‘sonra’ nedir?
OKTAR BABUNA:Gelmemiş daha sonra gelecek.
ADNAN OKTAR: Bir de onlara sor bakalım? “Son kelimesi var” diyor adam, “demek ki sonlanmış” diyor.
OKTAR BABUNA: Sonra gelmiş, onu kastediyorlar.
ADNAN OKTAR: Yok ‘son’ kelimesi geçiyor, “‘ra’yı boşver” diyor, “sen, ‘son’ kelimesine bakın. ‘Son’, bitmiş” diyor ”Gelecek” diyor, “sonra gelecek o mübarek zat Risale-i Nur Külliyatı’nı,” bu var ya Risaleler, şunlar, “Risale-i Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek” Yani “televizyonlara çıkıp bağıra bağıra anlatacak” diyor. Sakladığınız kısımları, anlatmak istemediğiniz kısımları kafanıza vura vura anlatacak” diyor. Ben bunu anlıyorum. Bak ‘neşr’ ne demek? Televizyon, radyo, internet, gazetede, her yerde size anlatacak. Anlamazdan geldiğiniz yerlerde kafanız aydınlanacak” diyor. “Kapattığınız pencerelerinizi açacak” diyor, değil mi? “Neşr ve tatbik edecek” “uygulamaya geçecek” diyor, “tatbik edecek” Mesela hiç uzatmaya gerek yok. Buradan rahatça sıkıştırabilirler. Bayağı hoş olur yani, inşaAllah. Kardeşim, yapmasınlar bunu, bu çok kızdırıcı bir şey. En azından desinler ki; “kardeşim, ne okuyorsan öyledir” desinler. “Ne okuyorsan, açık anlamı” Ne gerek var gubidik hareketlere? Ne gerek var? Direnemeyeceğiniz de belli. Kardeşim, derler; “alancının mumu yatsıya kadar yanarmış” Değil mi? Kardeşim ne gerek, ne gerek yani? Şimdi, Allah “namaz kılın” diyor. “Kalben bağlantıya namaz derler” diyor. Tevbe estağfurullah. Kardeşim namaz işte bak; rükudan, secdeden, kıyamdan bahsediyor. Nereden bu kanıya varıyorsun sen? Mesela diyorsun; “hacca gitmek?” “O, gönüllerin haccı kastediliyor diyor. Binasını söylüyor, yerini söylüyor, Bekke diye belirtiliyor, “develerle gideceksiniz” diyor, “yorgun develerle” ve “yaya olarak gideceksiniz” diyor. “Gönül bağlantısı kastediliyor” diyor. Bak onun bir türü olmuş oluyor bu teviller. Yapmasınlar bunu, Allah’tan korksunlar, ayıp yapıyorlar. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat” Sonra gelecek Mehdi (a.s.), çok açık. “Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek” Risale-i Nur’u alıp okuyacak, anlatacak; gizlisi, saklısı kalmayacak Risale-i Nur’un. İnşaAllah.
“Ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek zâtın üç vazifesinden,” üç tane vazifesi varmış, “en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan iman-ı tahkikîyi (gerçek imanı) neşr ve ehl-i imanı dalâletten kurtarmak” Bak kardeşim, “ümmetin beklediği” Gelmiş insana “ümmet bekliyor” der mi Bediüzzaman? “Ahir zamanda gelecek” diyor, zamanı da belirtiyor, gelecek. “Zat” diyor, “nerede burada şahs-ı manevi?” “Üç vazifesinden,” “yok, üç vazifesini yapamaz. Ben bire indirdim vazifesini” diyor. Bediüzzaman “üç vazife” diyorsa, sana ne demek düşer kardeşim? Sen otur oturduğun yerde. Üç vazife diyorsa üç vazifedir. Niye çıkartma yapıyorsun? “Bediüzzaman üç demiş ama yapamaz ki Mehdi (a.s.) üç vazifeyi” diyor. “Nasıl olması gerekiyor?” diyorsun. “Biz bunu bire indirelim, daha kolay yapar o zaman” diyor. Onu da kabul ediyoruz, hadi bir diyelim, o bir görevi yapacak Mehdi (a.s.) nerede, onu arıyor musun? “Bilmiyoruz” diyor. Bilmiyorsan; ara, düşün, konuş yani “var” de, “gelecek” de. Yani ödleri kopuyor Mehdi (a.s.)’den. Hiçbir şekilde görüşmek istemiyor, konuşmak istemiyorlar. Çıkmasını da istemiyorlar. Hani Peygamber (s.a.v.)’e uyuyordunuz siz? Hani Peygamber (s.a.v.)’in müjdesini istiyordunuz? Hani İttihad-ı İslam istiyordunuz? Hani Türk-İslam Birliği istiyordunuz? Hani ümmetin kalkınmasını istiyordunuz, İslam’ın dünya dini olmasını istiyordunuz siz? Yapmayın, etmeyin, Allah’tan korkun. “Ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek zâtın üç vazifesinden” diyor. Bediüzzaman derdi; “bir vazifesi var” derdi, sizden mi korkacak? Üç diyorsa üçtür. Gizlemeye ne gerek var? Mesela diyor ki bak Bediüzzaman; “seyyid olmayanın seyyidim demesi seyyid olanın da seyidim demesi, ikisi de günahtır ve haramdır” diyor, söylüyor. “Kuran’a ilave yapmak gibidir” diyor, “ilave yapmak veya çıkarma yapmak gibidir” diyor. (Muhakemât, sayfa 52) “Mahkemeye çıktı, korktu hakimlerden” diyorlar, “savcıdan korktu, "ben seyyid değilim" dedi” diyorlar. Allah Allah, korksa mübarek, o büyük veli otuz yıl gider hapis yatar mı?
OKTAR BABUNA: Yatmaz.
ADNAN OKTAR: Kimden korkuyor? Bağıra bağıra söylüyor herkesin yüzüne. Korkmaz. Bir de niye "mahkemede söyledi" diye doğru konuşmuyorsunuz? Risale-i Nur Külliyatı’nda kendisi bizzat yazmış. Orada da mı mahkeme var, kitabını yazarken de mahkeme huzurunda yazmış? Değil mi? Talebelerine anlatıyor. Talebelerine anlatıyor ve kitabına yazmış. “Ben kendimi seyyid bilmiyorum” diyor. “Bu zamanda nesiller bilinmiyor” diyor. “Ama manen seyidim” diyor. Yani “Hz. Ali (r.a.)’nin manen soyundanım ve bütün Müslümanlar da o anlamda seyyidtir. Hem Hasani, hem Hüseynidirler. Manen seyyidiz” diyor. “Ama ırken, genetik olarak seyyid değilim” diyor. “Yok, yalan söylüyor” diyorlar, “öyle geçiştirmek için onu söyledi” diyorlar. Bakın, bunu da yedire yedire anlatıyorlar. Kardeşim, yüzlerce alan söylemeye ne gerek var, yüzlerce ahtekarlık yapmaya ne gerek var? Ama bak, iyi niyetle, cahilliğinden, bilgisizliğinden samimi olarak diyenleri ben tenzih ediyorum. Hinliğinden ve dört kağıtçılığından yapanları ben kastediyorum. Bak, üçkağıtçılığından demiyorum, dört kağıtçılığından diyorum.
Bir de sanki Mehdi (a.s.) gidecek, yakalarına yapışacak. Kardeşim, Mehdi (a.s.) zaten Mehdilik iddia etmiyor ki. Mehdiyet İttihad-ı İslam aşkıdır, Türk-İslam Birliği aşkıdır, Müslümanların kurtulması aşkıdır. Medeniyetin, modernliğin, sevginin, kardeşliğin, dostluğun, muhabbetin, bilimin, sanatın hakim olmasıdır. Bunun oluşmasında Cenab-ı Allah bir kişiyi vesile edecek. Biz de diyeceğiz ki; “Allah-u alem herhalde o” diyeceğiz ve İsa Mesih (a.s.) konusu da o zaman, bu kafada olanlar, İsa Mesih (a.s.)’in de gelmesini istemiyorlar. Yalvarın, Allah göndersin, daha ne istiyorsun? Mehdi (a.s.)’yi iste, Allah göstersin sana. Dua ediyorsun; Allah Cebrail (a.s.)’i de gösterir sana, Hızır (a.s.)’ı gösterir, Melekleri gösterir Cenab-ı Allah dilerse. Hz. Meryem’e gösterdi. Mehdi (a.s.)’den niye korkuyorsunuz kardeşim, Hz. İsa (a.s.)’dan niye korkuyorsunuz? Neyin mücadelesini veriyorsun o zaman sen? Allah’ın sevdiklerinden niye korkuyorsunuz? Niye gelmesini istemiyorsunuz? Hadi Mehdi (a.s.)’yi istemiyorsun, İsa (a.s.)’yı istemiyorsun, İttihad-ı İslam’ı niye istemiyorsun o zaman? Türk-İslam Birliği’ni iste. “O da mümkün değil” diyor. Kardeşim, zorun ne? “Kuran’ı savunuyorum” diyorsun. Kuran ne anlatıyor? Her yerde İslam Birliği’nden bahsediyor. Birçok yerinde ayetlerde Allah açık açık anlatıyor.
Kardeşim Ahir zaman öyle harika bir durum ki; müşrikler ayrı bir koldan, münafıklar ayrı bir koldan, iddia edilen Ergenekon Örgütü ayrı bir koldan, cahil cühela ayrı bir koldan, kalbinde hastalık olanlar ayrı bir koldan, Evanjelikler ayrı bir koldan, Musevilerin yobazları ayrı bir koldan; onlarda da var yobazlar. Ahirete inanmıyor, Cennete inanmıyor, Cehenneme inanmıyor. Kardeşim, neye inanıyorsun sen o zaman? Kadere inanmıyor. “Tevrat’a inanıyorum” diyor. Kaderde var neler olacağı, hepsi Allah’ın yazdığı bir hüküm. Tevrat’ta da bu konular açık açık geçiyor ki muharref olduğu halde geçiyor.
Özetle dikkati dağıtmamak lazım. Bir de hakikaten seyyid olsaydı Üstad, ne olur? Mesela ben seyyidim, akrabalarım da seyyid, ağabeyim de seyyid, bütün sülalem seyyid. İstanbul’da yüzlerce, binlerce seyyid var. Ne olur? Evet, seyyidim. “Mehdi (a.s.) misin?” Değilim. Bediüzzaman’ın da yapacağı budur, değil mi? Mahkeme sorarsa, ne diyecek mahkeme? “Sen Mehdi (a.s.) misin?” diyecekler, “değilim” der, konu biter. O kadar.
Bak açıkça söylüyor, Emirdağ Lahikası, sayfa 247; hakim huzurunda söylemiyor bunu bak, “hakim huzurunda böyle dedi, korktuğu için dedi” diyenlere söylüyorum, ayıp yapıyorlar. Emirdağ Lahikası, bak bu gönül huzuruyla yazdığı kendi ifadesi, açıklaması; “Ben, kendimi seyyid (Peygamberimiz (s.a.v.)'in soyundan) bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki Ahir zamanın o büyük şahsı Al-İ Beyt'ten (Peygamberimiz (s.a.v.)'in soyundan) olacaktır” Ne gerek bunlara yani bu doğru söylememe politikasına ne gerek?
Şimdi kardeşlerimiz bunu her yerde anlatsınlar. Nur talebesi olmayanlar da anlatsınlar, Nur talebesi olanlar da anlatsınlar. En fazla üç-beş aya çözülecekler, ben söyleyeyim. Devam etsinler. Ben iki yıl anlatacağım ama onlar da devam etsinler, inşaAllah. Yani bu çok şaşırtıcı bir şey. Bir kere insanlara karşı saygıya yakışmıyor, Müslümanlara karşı saygıya yakışmıyor. Bir insanın gözüne baka baka, mesela diyorsun ki; “gökte bulutlar var” diyorsun. “Yok, gökte toprak var” diyor. “Yerde toprak var” diyorsun. “Olur mu? Yerde su var” diyor, “denizin içindeyiz biz şu an” diyor. “Bak, buradan insanlar geçiyor” diyorsun, “yok, arabalar geçiyor” diyor. Kardeşim, halüsinasyon mu görüyorsun, sen ne yapıyorsun? Ve bu ne cesaret? İnsanlara, Müslümanlara, gözünün içine baka baka doğru söylememek nasıl bir cesarettir? Kardeşim hadi bir kelimede doğru söylemedin diyelim, iki kelimede, yüzlerce sayfayı bize nasıl yanlış empoze edebileceğine inanıyorsun? Ve zekamızla alay mı ediyorsun sen, Müslüman’ın zekasıyla, aklıyla? Milyonlarca Müslüman’ın aklıyla alay mı ediyorsunuz siz? Değil mi? Açık, alenen söylenen bir şeyi bu kadar akılalmaz sözlerle, akılalmaz açıklamalarla örtbas etmeye kalkmak, ne demek bu?
Mesela Bediüzzaman diyor ki; “en büyük müceddid ve en büyük müctehidtir” diyor. En büyük mezhep imamdır” diyor, Mehdi (a.s.). bütün mezhepleri kaldıracağı hadis-i şeriflerde de belli. En büyük müceddid ne demek? İmam-ı Şafi, İmam-ı Hanbel, İmam-ı maliki, İmam-ı Hanefi, hepsinden daha büyüktür. Risale-i Nur’da da zaten tek tek saymış, “onlardan da büyüktür” diyor. Saymış, isimleriyle saymış. Yani bütün mezhep imamlarının üzerinde. Bu durumda mezhep mukalliti olur mu?
OKTAR BABUNA: Olmaz tabii ki.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, zaten haram olur yani. Olmaz. Kendi Kuran’ı ve hadisi tam bilen bir insan mutlak müceddid olacak ve daha büyük ilme sahip olacak, gidecek başkasına uyacak ve hadislerde belirtildiği halde. Ne diyor mesela Üstad; “Ben Şafiî'yim” “Şafi mezhebindenim” (Emirdağ Lahikası, sayfa 38)
“Hem hususî Şafiîce ibadetime” (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 202)
"Yalnız bu kadar var, Ben Şafiîyim” diyor. (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 206)
Bak, Emirdağ Lahikası, sayfa 38’de diyor ki; “Ben Şafiî mezhebindenim”
Demek ki mukallit. Demek ki en büyük müceddid ve müctehid değil. Dolayısıyla Mehdi (a.s.) değil. Bediüzzaman diyor ki; “en büyük müctehid ve en büyük müceddidtir” diyor. Mehdi (a.s.) mezhebe uymaz. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerine uymaz. İmam Rabbani diyor ki; “Hanefi mezhebine benzer” diyor. Benzeme ayrıdır, uyması ayrıdır. Benzeyebilir, tabii ki benzeyecek yani. Hanbeli’ye de benzer, Maliki’ye de. Çünkü hak mezhepler, benzememesi düşünülemez ki. Ne diyor o Hocaefendi? Osman Ünlü. “Hanefi mezhebinden olacak” diyor. Hani en büyük müceddidti, hani mezhepleri kaldırıyordu? Hüseyin Hilmi Işık şeyhidir, Nakşibendi şeyhidir, rahmetli; onun ilmihalinde açık açık yazıyor, “bütün mezhepleri kaldıracak” diyor. Nasıl oluyor o zaman o? O zaman Hanbeli, Maliki, Şafi mezhepleri de devam etmesi lazım. “Dört mezhebi kaldıracak anlamında değil ki” diyor. “Mezheplerin hepsi kalacak” diyor. “Mezheplere uyacak Mehdi (a.s.)” diyor. Peki, Şeyh Hüseyin Hilmi Işık Hocamız ki Nakşibendi şeyhidir, Hocalarıdır, o; “kaldıracak” diyor, hadislere dayandırarak. Hanginize inanalım biz? Hadise mi inanalım, Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın hadisle desteklediği ifadesine mi inanalım, Osman Ünlü Hocamızın bu ilginç açıklamasına mı inanalım?
OKTAR BABUNA:Tabii ki hadise, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Ve Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın açıklamasına ve İmam Rabbani’nin açıklamalarına ve Muhiddin Arabi Hazretleri’nin açıklamalarına. Çok açık, kapanacak gibi değil. Yani nereden baksanız doğru söylemedikleri anlaşılıyor. Mehdi (a.s.) geldiğinde mezheplerin tamamı kalkıyor. Asr-ı Saadet dönemi gibidir. Hanefi, Hanbeli, Maliki mezhepleri devam ediyorsa zaten Mehdi (a.s.) onlara tabi olmuş demektir. Ne diyecek halk? Diyecekler ki; “bizim mezhep imamımız İmam Hanefi’dir” yahut “İmam Malik’tir” “Dolayısıyla o senden daha büyük” diyecekler, ilim olarak. “Müceddid olarak daha büyük. Biz sana o yönde ittiba etmiyoruz” diyecekler. İmam Rabbani diyor ki; “hepsinin üzerindedir” diyor. Madem İmam Rabbani’yi siz mürşit kabul ediyorsunuz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisleri zaten çok açık “hadisten biz anlamayız” dedikleri için diyorum. Alime uyuyorsan alim bunu söylüyor. Kendi şeyhin, mürşidin bunu söylüyor, Hocan söylüyor. Hüseyin Hilmi Işık Hoca söylüyor. Yani akılalmaz böyle karışık olaylar başladı.
İmam Rabbani diyor; “bin yıl geçtikten sonra Mehdi (a.s.) gelecek, İsa (a.s.) gelecek” diyor. Adam üç bine çıkartmış. Bütün Türkiye’nin gözüne baka baka Türkiye’nin aklına, zekasına güvenmeyen bir üslupla konuşuyor kardeşlerimizin bir kısmı. Osman Ünlü Hocamı tenzih ederim. Kardeşim, Türk Milleti bayağı akıllılar. Olayları anlarlar, hemen anlarlar. Bir de bu akıl gerektirecek bir şey de değil ayrıca. İnce bir zeka, ince bir akıl gerektirmiyor, çok açık bunlar yani. Yani çok çok ayıp yapıyorlar. Akıllarını başlarına alsınlar. Ne ise o. İmam Rabbani ne diyorsa o. İlave, ek, çıkartmalar falan. Ha de ki; “ben arkadaş çıkarıyorum, ilave ettim, genişlettim, yeni bir şekil veriyorum” de, o zaman de, istediğini de, bir şey demiyorum. “Ben ilave yaptım” de, “İmam Rabbani’nin bu sözünü değiştiriyorum. Ben daha büyüğüm” dersin, İmam Rabbani’den. “Sözlerini değiştiriyorum” diyebilir yani, bir şey demeyiz. Ama “İmam-ı Rabbani böyle diyor” dersen, Müslümanların aklıyla alay ediyorsun imajı meydana gelir, değil mi? Bu ayıp olur. Bu ayıp olur, bunu yapmayacaksınız. Yani iyi niyetle, samimi, candan olan herkesi tenzih ediyorum. Osman Ünlü Hoca’yı da tenzih ediyorum, inşaAllah. Oktar Hocam, devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.Atatürk’ün İslam Birliği’ne yönelik ifadesini oku demiştiniz.
“Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür; tarih bir köprüdür, inanç bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını ekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir” demiş Hocam, inşaAllah. (Mustafa Kemal Atatürk, 29 Ekim 1933)
ADNAN OKTAR: Bu Türk Birliği ile ilgili sözüdür. Onu daha sosyolojik zeminde daha net ifadelerle açıklamış. Yani biz mesela bekliyor muyuz Azerbaycan’ın bize gelmesini? Biz gidiyoruz, ayaklarına gidiyoruz. Atatürk diyor ki; “ayaklarına gidin, beklemeyin” Biz ne yapıyoruz yıllardan beri? Onların ayağına gidiyoruz. Biz gayret ediyoruz. “Zeminini hazırlayın, bu olacak” diyor Atatürk. İslam Birliği ile ilgili sözü ayrı. Onu da istirham edeyim.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir de ordunun kaybolmasını söylemiştiniz. Gazete haberleri dönemin. Hakikaten Irak ordusu bir günde kayboldu, “Saddam’ın uçakları kumlardan çıkarıldı” haberi, o dönemde gazetede çıkan. “Saddam da yok, adamları da” “Saddam cuntası kayıp” Dönemin gazete haberleri. Yine aynı şekilde, “Muhafızlara ne oldu?” Hakikaten dünya tarihinde ilk defa bir ordu ki dünyanın en büyük ordularından birisi olarak kabul ediliyordu, yok oldu. En ufak mukavemet olmadı, ordu da yok oldu. Orduyu bulamadılar. “Saddam da yok, adamları da” diyor.
OKTAR BABUNA: Tam hadiste bildirildiği gibi, siz söylemiştiniz Hocam inşaAllah; “çölde kaybolur” diyor. Uçaklar da kumların altından çıkartılmıştı.
ADNAN OKTAR: Bu Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti. “Çölde kaybolan bir ordu” diye geçer başlığı, ünlüdür. Ünlü hadislerden bir tanesidir. Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Bu göktaşlarının biriktiğini göstermiştiniz film olarak. Nemesis’i anlatmıştınız aynı zamanda, bu görünmeyen yıldız, göktaşı fırlatan. “NASA saatte 48 bin kilometre hızla ilerleyen, 300 metre çapındaki yaklaşık 2,5 futbol sahası büyüklüğündeki Apofis göktaşının çarpması halinde Hiroşima'ya atılan bombanın tam 98 bin katı enerji ortaya çıkacağını söylüyor. 2004 yılında da gök bilimciler dünyaya çok yüksek hızlarla yaklaşan gök cisminin bir astroit olduğunu keşfediyorlar” Şu anda da büyük bir hızla geliyor.
ADNAN OKTAR: Bakalım görüntüsüne.
-VTR- (Apofis)
ADNAN OKTAR: 2068’ler, 2078’ler, 2088’ler, tabii onlar çok önemli tarihler, inşaAllah. Bir süre sonra tabii İslam ahlakı bütün dünya hakim olacak, süratle. Ama Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)’dan sonra da süratle bozulma başlayacak, çok kısa süre sonra süratle bozulma başlayacak. Ondan sonra bu göktaşlarının ziyaretleri başlayacak dünyaya. Birer, ikişer, onar, yirmişer, otuzar, kırkar, ellişer. En sonunda da Kıyamet kopuyor. Ama buna rağmen insanların azgınlığı devam edecek. Ama Kıyamet koptuğunda bitiyor, inşaAllah. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Atatürk’ün sözü var Hocam, kısa, okuyayım mı onu?
ADNAN OKTAR: Oku, oku.
OKTAR BABUNA: “Bütün İslam aleminin manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız. Bunun için de bizim kendi hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da milli hakimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler” (Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920, 4. (gizli) oturum)
ADNAN OKTAR: Bak, ta yıllar öncesinden Ulu Önder bunu tespit etmiş ve başlanılacak ülkeleri de tam söylemiş bak. Suriye ve Irak. Hakikaten Türkiye’nin ilk birleşeceği ülkelerdir. Yani Türkiye’ye tabi olacak ülkelerdir, Suriye ve Irak, inşaAllah. Yani sınırlar kalkacak. İnşaAllah.
SUNUCU 1: İnşaAllah. “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza saat 00.30 Kaçkar Tv ve Harunyahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv’den takip edebilirsiniz. Hayırlı geceler.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...