SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv, Adana Ceylan CRT Tv ve Radyo, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Haberhilal.com, Selamhaber.com, Sekizsutun.com’dan canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Siz de maillerinizle katılabilirsiniz. ahirzamansohbetleri@hotmail.com göndereceğiniz adres. Bu arada “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza 00:30’dan itibaren Aksu Tv ve Harunyahya.Tv’den devam edeceğiz. Hoş geldiniz programımıza. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Efendim. Bizler de hoş bulduk. Herkes hoş geldi. İnşaAllah.
SUNUCU 1:Hocam buyurun inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Biz Oktar Hocamdan destur almadan başlamıyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, ne haddime, inşaAllah. Günlük haberler vardı Hocam. Göstereyim mi inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Tamam.
OKTAR BABUNA:“Türkiye süper güç olma pozisyonunu pekiştirdi” diye tam doğrultuda gelişiyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yalnız şimdi Türkiye süper güç deyince insanlar hep işte tankı, topu, uçakları, zibil gibi parası vardır, darphane gibidir. Türkiye’nin süper güçlüğü Allah’a inanmasıdır, Kuran’a bağlı olmasıdır, iman ehli olmasıdır. Çok kararlı olarak Allah taraftarı olmasıdır. Süper güçlüğünün sebebi budur. Başka neden varsa bana söylesinler. Yani süper güç derken, manevi süper güçtür. Yoksa Türkiye’de zaten millet anca geçiniyor, öyle bir şey yok. Biz askeri gücümüzle, makul bir askeri güç, silahımız, tankımız, topumuz, zaten silahlı güç de bir şey yapma azmiyle de değiliz yani. Öyle bir düşüncemiz de yok. inşaAllah. Onu vurgulamak lazım, buyur devam et.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Biz bugün de hayret ettik Hocam, bu haberi görünce arkadaşlarla. Siz “Türkiye lider olacak” dedikten sonra, yıllar önce söylemiştiniz bunu, hakikaten o yönde haberlerin çıkması da çok büyük bir mucize ve gelişmeler o yönde oluyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim ben dedim ki; İslam ahlakı hakim olacak, İttihad-ı İslam olacak, Mehdi (a.s.) çıkacak,” insanlara hikaye gibi geldi. “Ne kadar güzel ilginç konuşuyorsun, hakikaten inanıyor musun” falan diyorlar. Kardeşim yüzde yüz emin olmasam, bu kadar azimli, kararlı konuşur muyum ben? Bütün benliğimle, hayatımı, gençliğimi, bütün malımı, mülkümü, imkanımı hepsini Allah yolunda harcadığıma göre, Allah’ın varlığı kesin, Allah’ın dedikleri kesin, bu yapılan cehd de mutlaka gerekli. İslam ahlakı da dünyaya net hakim olacak. Şimdi bir on yıl geçse anlayacaklar ne demek istediğimi de, vakit biraz tabii ağır ilerliyor. Ama şu ana kadar yüzde yetmişini bitirdik neredeyse. Yüzde yetmişlik kısmı da dinlemiyor. Bediüzzaman diyor, “onu hiç şey yapmazlar, hep saltanat ve siyaset yönüne bakarlar. Şaşalı, debdebeli yönüne bakarlar” diyor. Mesela Topkapı’da yapılacak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kutsal eşyalarının da teberrüken kullanılacağı o tören. Mesela o, onu esas alır insanlar. Ama bu gelişmeleri esas almıyor. Darwinizm’in yıkılmasını, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bütün dediği hadislerin teker teker çıkmasını; bir tane, iki tane, on tane değil ki, yüz ellinin üzerinde alamet oluştu, hepsi oluştu tek tek.
Fakat insanlarda ülfet denen bir şey vardır, alışkanlık meydana gelir. Mesela çok harika bir şey olur, hemen alışırlar. Şimdi diyorlar ya mesela, uzaylılar, şu bu falan, hakikaten öyle birisi gelmiş olsa, iki günde alışırlar. Üçüncü gün adama rakı sofrası kurmaya bakarlar bir kısım tipler yani. O kadar ferahlar yani, anlaşıldı mı? Var ya o filmlerde falan oluyor, o tip bir kafa var, o mantık var. Ülfete karşı mücadele gerekiyor. Bakın, biz dedik ki; “kardeşim beyninizin içinde yaşıyorsunuz. Beyninizin içinde görüntüsünüz” dedik. “Doğru, ne var ki bunda?” diyorlar. Bunu hakikaten ülfet olmasa, inan ayakta duramaz normal bir insan, yani yürüyemez, işine, hiçbir şeyine gidemez. Okula falan da gidemez, felç olur. “Ne var bunda?” diyor. “Şu kadarcık yerde yaşıyorsun” diyorum. “Tamam, kesin biliyorum, bilimsel bir gerçek” diyor. “Şu anda sen benimle görüşmüyorsun, biliyorsun değil mi? Beynindeki benim görüntümle görüşüyorsun” diyorum. “Evet onu da biliyorum” diyor. Ne diyorsun” diyorum. “Normal, ne var bunda” diyor. İşte bunun adına ülfet denir. Mesela adam Ahirette diriliyor, bütün insanlar diriliyorlar, şaşkın etrafa bakınıyorlar önce. Diyorlar ki, “bizi uyuduğumuz, yattığımız yerden kim kaldırdı?” diyorlar. Bakın sürati görüyor musun? Yani uyum süretini. Sonra; “o çağırıcının çağrısına doğru koşarlar” diyor. İlerden bir ses duyuyorlar, çok ilerde. “Sanki dikili bir şeye doğru koşmaya başlar” diyor Cenab-ı Allah. Topluca koşarlar.
Ülfetin insanı sarmaması için özel bir gayret gerekiyor. Aslında derine bir inse insan, müthiş imanlı olur, çok çok akıllı olur. İnsanın başının en büyük belası ülfettir, en büyük nimetlerden biri de ülfettir. Çünkü ülfet kalkarsa, Allah vermesin aklını kaybedebilir insan. Netliği, olayın büyüklüğünden, bedeni kaldırmayabilir. Birçok insan, hepsinin değil de bazı zayıf insanların, bazı zayıf insanların, özellikle bazı sinirli insanlar akıllarını kaçırırlar, yani çıldırır, kaldıramaz. Normal olarak çıldırması beklenir. Çünkü bir insan bu kadarcık yerde yaşadığında net emin olursa, kesin bilirse; bunu aklı kaldırmaz normalde. Yani çünkü normal adam teknede gezdiğini düşünürken, bir de bakıyor ki tekne kafasının içerisinde. O teknenin içinde gezdiğini düşünüyor, bir de bakıyor, tekne onun içinde geziyor. Bunu beden kaldırır mı, zayıf bir insanın bedeni kaldırmaz. Güçlü bedenler bunları kaldırabilir, çok büyük olaydır. Onun için ülfet sayesinde Allah insanların çıldırmasını engelliyor. Birçok insan o şekilde, çıldırmasını engelleyen bir sistemdir ülfet. Yoksa Allah korkusundan mahvolur insanlar, çöker kalırlar. Yerinden kalkamaz, can çekişir, oturduğu yerde kalır. Ama aynı zamanda da aklı kapatan bir şeydir ülfet. Yani çok güçlü iman edebilecekken, edememesine neden olur.
Mesela insan beyninde şu kadarcık yerde yaşadığını bilirse, en aklı olmayan insan bile iman eder. Hem de ne iman, yani yüzde yüz kanaatle iman getirir. Cennete, cehenneme, ölümden sonra hayata, her şeye. Çünkü zaten ruhani bir varlık da olduğunu görmüş oluyor aynı zamanda. Allah’ın gücünü bütün açıklığıyla görmüş oluyor. “Kardeşim bak, dışarıda ışık yok” diyoruz. “Doğru” diyor. “Beyninin içinde ışık oluyor, farkında mısın?” diyoruz, “beyninin içinde Allah oluşturuyor” “Evet, ne var bunda?, Evet doğru” diyor. “Renkleri de Allah beyninin içinde yapıyor” diyoruz. “Bu da doğru” diyor, “sana ilginç gelmiyor mu?” diyoruz, “ilginç geliyor” diyor. “Tayyip Erdoğan Güney Doğu gezisine çıkmış” diyor arkasından, yahut “şeye zam yapılmış” diyor. “Benim bugün üniversite imtihanları var, oraya gideceğim biraz sonra” diyor. Yani acayip rahatlar. Bunu ülfet sağlar. Ülfetin dengesini iyi kurmak lazım.
Mesela Hz. İsa (a.s.) gibi, Peygamberimiz (s.a.v.) gibi, Hz. İbrahim (a.s.) gibi büyük insanlar, ülfetin dozunu kırma sanatını da bilen insanlar. Ülfetin beyni örtme gücünü geriye çekebilen insanlardır. Mesela İsa (a.s.) bakıyor, çok net. Öyle bir iman ediyor ki, milyonlarca kişinin imanının toplamından daha fazla. Bir kere iman ediyor, bitiyor. Ne yaparsan yap vazgeçmez artık, ne yaparsan yap. Mesela Peygamberleri şehit ediyorlar, mesela Hz. Yahya (a.s.) da, Zekeriya (a.s.) da kütüğün içinde kesiyorlar, bir insan dehşete düşer normal insanlar, başka insan. Yalvarır, bağırır, en azından feryat eder canıyla. Çıt yok, “ya Rabbi baki olan Sensin” diyor, sadece bu zikri yapıyor, o kadar. İman gücüyle bu, müthiş bir iman gücü var.
Mesela sahabelerde kolu kopuyor, devam ediyor. Kolu kopan insan; normal benim bildiğim dışarıdaki insan, panik olur yani, değil mi? Dehşete kapılır, savaşı da durdurur. Derhal geri çekilir. Devam ediyor. Mesela yine sahabelerden var, ayağı kopuyor savaşta, haberi yok ayağının koptuğundan, uyuşmuş, vücudu uyuşmuş Allah aşkından, heyecandan, savaşın heyecanından.
Yani özetle yakini kırmayı bilmek gerekiyor. Yakini kırmayı bilince, mesela arının hayatını inceleyen bir insan; annelere falan anlatıyoruz, “hay mübarek hayvan, ne güzel, ne hoş maşaAllah. Hayret, nasıl yapıyor bunu?” falan diyorlar. Halbuki ülfet kalksa, nefesi kesilir. O konu biter, arıyla konu biter. Yani insan aklının milyonlarca misli akıl gösteriyor hayvan, normal bir insan aklının.
Ondan geçtin artık, protein, değil mi? Anlatıyorsun, geliyor, kontrol ediyor falan. Şimdi simsiyah karanlık. Adam geliyor, diyor ki; “ya bu bardaklar yerli yerinde mi?” Şimdi bütün her bardağın yeri var. Mesela numaralı bardaklar var, mesela bu 21 numaralı bardak değil mi? 21 numaralı kutuda olması gerekiyor. Böyle milyonlarca bardak var. Adam geliyor bakıyor, “21 numara burada olmaması gerekiyordu, ben bunu buradan alıyorum” diyor. Bak, protein bu. “Ben bunu götürüyorum. Arkadaşlar şimdi burası boş, buranın ki 21 numaralı protein. Bunu alın, adam gibisini alın getirin” diyorlar. Haber gidiyor, ilgili protein yapılıyor, adamlar da getiriyor, şakırt takıyorlar. “Şimdi dolabı kapatabilirsiniz” diyor. Baştan başa proteinleri gacırt diye proteinleri kapatıyor. Protein kardeşim, şimdi bir adama desen ki; “milyonlarca bardağın içerisinde, mesela 9818 numaralı bardak, değil mi? Ama öyle bir bardaki bu mikroskopta görünmüyor, mikroskopta görünmüyor. Adam bunu görüyor, simsiyah karanlıkta görüyor ve yerini değiştiriyor. Çıkartıyor onu oradan, orijinal, önemli olan bardağı koyuyor. Bu genetik biliminde bu konuları inceleyen insanlar, bu konuları biliyor, kromozomun yapısında. Bunun filmini de bir ara gösterebiliriz. Şimdi mesela bu tek başına, ülfetini eğer bir insan düzgün hale getirebilirse, nefesi kesilir ve adama senin Darwinizm’i anlatmana gerek kalmaz bu konuyu anlattıktan sonra. İnsan beyninin, insan aklının milyonlarca misli akıl gösteriyor, tek bir protein.
OKTAR BABUNA:Hiçbir bilim adamı yapamaz bunu, kimse yapamaz böyle bir şeyi.
ADNAN OKTAR:Aydın’ın torunu Ertuğrul ne diyor? “Aptal protein”.
OKTAR BABUNA:“Aptal hücre” dedi Hocam.
ADNAN OKTAR:“Aptal hücre” diyor, o hücreye bir sor bakalım, aptal kim? Sana çok ilginç bir cevap verecektir, değil mi? İnşaAllah.
Kediler de çok şeker şeyler, resimleri var. Şu televizyon gibi olan aletler var, şöyle ince, içine bir alet koyuyorsun sürekli resimleri gösteriyor. Ne diyorlar ona?
SUNUCU 2:Elektronik çerçeve mi?
ADNAN OKTAR:Evet, onlardan var evin çeşitli yerlerinde; böyle kediler mediler, kuşlar hepsini koymuşlar bizim arkadaşlar. Çok sinir bozucu sevimliler, acayip tatlılar. Bir adam öyle nasıl bakar? Isırmanın dışında bir yol yok adama. Yiyeceksin adamı, öyle kurtulacaksın. Ördek yavruları falan var, anormal tatlılar. Bir tane, iki tane, on tane değil. Allah’ın hepsini bu kadar tatlı yaratması, ruhumuzu gıdıklıyor, bir acayip his var yani. Müthiş etkiliyor insanı, acayip hoş. İnsanlarda var, çocuklarda var. Hayvanlarda var ama çok yoğun hayvanlarda. Kedilerde, köpeklerde, ördeklerde, civcivlerde, özellikle yavrularında bu kuzularda falan. Hepsinin yavrusu acayip komik, eşek sıpası da anormal tatlı bir şey. Anormal şekerler, ben onu ısırırım o herifin kulağını ben, süper tatlı. Bir de safatorik bakıyor böyle, hepsi anormal tatlı bakıyor zaten. Çocuk saflığı var hepsinin yüzünde, bir güvenle bakıyor. Can güvenliği konusunda bir tedirginliği yok, süper rahat adam. Mesela karnı acıkıyor, direk bağırıyor adam, mecbursun. Kafası bozulursa başka türlü hareketler de yapıyor. Allah sevelim diye yaratıyor. Onun için hayvanların çok ortada olması lazım, en azından resimlerinin filmlerinin. Çünkü ruhumuza onlardan bir gıda var, ruhumuz müthiş bir zevk alıyor ondan. Yemeğe ihtiyacımız olduğu gibi, bizim onlara da ihtiyacımız var. Mesela çiçeğe de ihtiyacımız var, çiçek çok az kullanılıyor. Bizim çiçek koklamaya ihtiyacımız var, çok nadirdir. Halbuki gülü dalında koklamak lazım, karanfili dalında koklamak lazım değil mi? Sümbülü dalında koklamak lazım. Çiçeğin çok kullanılması lazım. Çok nadir rastlanıyor, ayda yılda bir falan rast geliyor, böyle olmaması gerekiyor. Allah onları koklayalım, sevelim diye yaratıyor. Hayvanları onları da sevelim diye yaratıyor Allah. Sevdiğimizde cimbe cümbüşün adamlar kitabını yazıyor. Mesela kedi, adamın gıdısını seviyorsun başlıyor hırlamaya falan. Bir de hırlamanın tonları da var, aldığı zevkin şiddetinden, göbek möbek yerlere yatmalar falan. Yani çok tatlı varlıklar. Mesela köpeğin de o kadar sevilmeye yatkın olması, diğer hayvanların sevilmeden bu kadar zevk almaları. Bir de kelebek dahi sevildiğini hissettiğinde, hayvan acayip oluyor, bir garip geliyor insanlara ama ben mesela çok gördüm. Çok güzel kelebekler geliyor bahçeye, kaçacak zannediyorum kaçmıyor, dans ediyor, kendini sevdirmeye çalışıyor. Yine yatta da geçenlerde bir böcek, peygamber devesi mi deniyor o böceğe?
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Adam alenen bana bakıyor kafa böyle. Adam direk bana bakıyor konuşurken, dinliyor beni adam. Git diyorum, gitmiyor. Yattan iniyorduk, merdivene gitmiş kendini acındırıyor böyle. Merdivene ayağı basacağız, basamayacağımıza göre “bu herif benimle beraber gelmek istiyor, al şunu da götürelim” dedim. Evde baktım bir süre, ama bu sefer de ölür diye çok çekindim tabii Allah vermesin. Çünkü doğal hayatta yaşaması gerekiyor. Sürpriz ölebiliyorlar onun için bıraktım.
Yani özetle hem kelebekleri, böcekleri, hepsini. Mesela bak şu şekerliğe bak, şu rengin tatlılığına bak. Bunlar sevildiklerini bilirler, çok iyi sevilirlerse, çünkü hepsi Allah’ın ruhunu taşıyorlar.
SUNUCU: Ama dokunamıyoruz onlara renkleri direk pulları dökülüyor.
ADNAN OKTAR: Uzaktan seveceksin inşaAllah. Mesela baksana şu şekerliğe. Bir de çok zarifler ve acayip süslüler. Simetrisi mükemmel, orada ne varsa orada da var ve altın oran kullanıyor Allah hep. Bak şu çiçekte de altın oran var görüyor musun? Diziliminde, yaprak diziliminde onda da altın oran var ve mükemmel bir simetri var. Muazzam bir simetri var. Bak iki sevgili, çiçek de çok şeker, renkler falan görüyor musun? O da çok şeker. Gözler mözler falan, patiler acayip zarif. Simetriye Darwinistler’in açıklayacağı hiçbir konu yok. Onu hiç gündeme getirmiyorlardı ve altın oran. Tesadüf altın orandan ne anlar? Tesadüfen oldu diyor altın oran. Altın oran matematik hesap, her şey de altın oran var. Tesadüfen oldu diyorlar. Bakalım Ahirette de diyebilecek misiniz? Birde İslam ahlakı hakim olduğunda zaten söylerler hatalı olduklarını, açıklayacaklar inşaAllah.
Oktar’ım bu altın oranı da simetriyi de sık sık gündeme getir. Altın oran çünkü çok önemli.
SUNUCU:Çok değişik, enteresan altın oran, insanın aklını direk alıyor.
ADNAN OKTAR: Çok şaşırtıcı, her şey de altın oran var. Kedinin kafasına bakıyorsun altın oran, çiçeğe bakıyorsun altın oran.
SUNUCU: Kromozomlara kadar her şey.
ADNAN OKTAR: Kar tanelerine bakıyorsun altın oran, parmaklarda altın oran.
OKTAR BABUNA: Galaksilerin sarmallarında altın oran var. Damlalar düşerken altın oranla düşüyorlar.
ADNAN OKTAR: Her yerde maşaAllah.
SUNUCU:Dünyada ki şehirlerin dizilimleri, meridyenler, paraleller hepsi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir haberde de Hocam “Boykot böyle uygulanmış” diye bir haber var. Referandum öncesi diyor haberde, PKK tek tek aramış muhtarlıkları Hocam o bölgelerde. Ve tehdit ederek oy verilmesini engellediği haberi Hocam bu. Hatta bir muhtarla telefon konuşmasını vermişler haberde.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi mühim olan Güneydoğu’da ki kardeşlerimizin bizi seviyor olması, Allah’tan korkuyor olması, İslam’a gönül bağlamış, Türk-İslam Birliği’ni isteyen insanlar olması. Şimdi korkuttukça, insanların kalbinde nefret daha da artar. PKK bunu yaptığında onlara karşı sevgi mi artıyor? Nefret artar. Bir insanın gururunu kırmak, zorla bir şey yaptırmak, güya aşağılamaya kalkmak, müthiş bir nefreti meydana getirir. Zor, eşittir nefrettir, yani içiçedir. Dolayısıyla hayır var böyle yapmalarında, çünkü nefret gelişiyor onlara karşı. Yani komünistlere karşı nefret gelişiyor. Benim milletim, Kürt kardeşlerim dünya tatlısıdır, dünya iyisidirler. Yani hayret edilecek bir efendilik, hayret edilecek bir nezaket anlayışları vardır. Yani öğretmen olacak derecede. Geçenlerde de söyledim; ulemanın, evliyaların, büyük müderrislerin, derin İslam alimlerinin büyük bir bölümü, çok büyük bir bölümü Güneydoğu’dan çıkar. Ünlü medreseler hep Güneydoğu’dadır, gerçek medresele, inşaAllah. Ve olağanüstü efendi insanlardır, yani gururuna düşkün. Onun için iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün mensubu alçaklar, kahpeler onların gururunu kırmanın çok üstüne gittiler zaten, onurlarını kırmaya. Bakıyorlar bu insanlar haysiyetlerine düşkün, şerefine düşkün, namusuna düşkün, efendiler, onurlular, nezaket sahibi insanlar, saygılı insanlar. Ne yapalım dediler, tam tersini yapalım. Öyle kızdıralım ki bu kişileri devletten, milletten soğutalım. Ve böyle alçakça planı uyguladılar. Kısmen de, bilmeyenler de başarılı oldular. Ama bu oyun bozuldu bundan sonra. Böyle oyun yok. Benim canlarım şiddetli bir imtihandan geçtiler. Evliyası çok, evliyanın çok olduğu yere bela çok iner. Velisi çok, seçkini çok, derin imanlısı çok, Allah’ın sevdiği dostlar çok orada, o yüzden en çok belanın indiği yer de orası oluyor. En şiddetli imtihandan onlar geçtiler. Ve Allah binlerce evliya, milyonlarca evliya meydana getirdi inşaAllah. Tertemiz dünya öğretmenleri onlar. Dünyaya güzel ahlakı, sevgiyi, yiğitliği gösterecek insanlar. Bakın dünyanın en tehlikeli örgütlerinden bir tanesi PKK. Koç yiğit ve delikanlılar, delikanlı; hiç korkmuyorlar. Kardeşim orada yaşamak bile meseledir yani. Gürül gürül ezan okuyorlar, gürül gürül Kuran okuyorlar, namazlarını kılıyorlar, PKK’ya da alenen meydan okuyorlar, gerektiğinde konuşuyorlar, değil mi? Orada korkak adam duramaz kolay kolay.
OKTAR BABUNA: Duramaz Hocam evet.
ADNAN OKTAR: Çekingen bir adam duramaz. Çaka çaka delikanlı doludur orada, yiğit doludur. Ve evliya kaynıyor maşaAllah. Az bir şey daha dayansınlar Allah’ın izniyle, az bir şey daha dayansınlar inşaAllah. Oktar’ım ne anlatalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Ekonomist Türkiye; “Bölünmüş Bir Ülke” diye haber var. The Economist: “AKP Türkiye’ye özgüvenini yeniden kazandırdı ama Erdoğan’a kuşkuyla bakan çok sayıda insanın endişeleri tümüyle yersiz değil” diye haber yapmışlar Hocam The Economist.
ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle, Erdoğan normal modern bir insan. Böyle tutucu, bağnaz İslam’a karşı. Bunu açıkça koydu ortaya, bundan nefret eden bir insan. Ama bir kısım dengeleri de gözetmesi gerekiyor tabii inşaAllah. Fakat bizim milletimiz neşeli millettir, sevinçli millettir. Güzelliklerden zevk alır, mutlu olmak ister, güzel giyinmek ister, güzel dinlemek ister, hayat güzel olsun ister. Hürriyetine özgürlüğüne, neşesine, sevincine bir zarar geleceğinden çekinirse, gerilir tabii, tedirgin olur. Ama AK Partiden boş yere çekiniyorlar ben söyleyeyim, boş yere çekiniyorlar. Belki onlar daha modern görmek istiyorlar bir kısmı ki modern, çok büyük bir kısmı modern. Ama belki daha modern görmek istiyorlar. Biraz da bunu anlayışla karşılamaları lazım, yani ortalı bir tavrın da makul olduğunu düşünmeleri gerekir, anlaşıldı mı? Yani bir yeri dengelerken diğer tarafın da dengesini düşünmek gerekir, değil mi? Benim milletimin hepsi güzel, hepsine şefkat göstermek lazım. Bir başka kesim bu sefer tedirgin olacaktır. Vasat olmak, ortalı davranmak daha iyi olur, daha güzel olur. Ama Mehdiyet çağındayız, ultra modern hayata geçeceğiz. Olağanüstü bir sanat anlayışı, olağanüstü bir teknoloji anlayışı, olağanüstü bir güzellik ve sevgi anlayışı ve olağanüstü bir hürriyet, demokrasi anlayışı oturacak. Bu aşamada güzel, yani o kadar tedirgin olacakları bir şey yok. O kadar değil, bence hiçbir şey yok.
Ama Cübbeli zihniyetinden halkımız tedirgin hakikaten. Ve insanların böyle gözüne gözüne de bu insanları getirdiklerinde, o insanlar da bunu bilmiyorlar; yani iyi niyetli, ben bakıyorum hakikaten Cübbeli’ye, acıyorum da. Büyük bir coşkuyla hurafe anlatıyor, büyük bir coşkuyla ve kendinin yapamayacağı hurafeler anlatıyor. Kendi yapamaz. İsterseniz alalım bir yerde misafir edelim, mesela 10 kişi, 5 kişi falan, değil mi? Bakın hayatına, yapamaz. Yapamaz biliyorum ben, şimdi tek tek saymayayım, yapamaz, dediklerini yapamaz. Zaten yapamıyorum diyor, kendi de söylüyor. Yapamadığın şeyi niye söylüyorsun kardeşim, kimin yapması gerekiyor o zaman? Sen yapamıyorsan bu kadar bilgine rağmen, bu kadar karalılığına rağmen; görünüşe göre, ben yapamıyorum diyorsun. Bak daralıyorsun, Malta Adaları’na gidip jet skiyle tur atıyorsun. Sıkıldım diyor bak, sıkıldım diyor. Sıkıldığın şeyi neden yapıyorsun kardeşim o zaman? Hurafe insanı boğar tabiî ki. Çünkü insan fıtratına aykırı. Niye sahabe dönemini özlemiyorsun, niye Kuran’ın saf ve tertemiz ruhunu istemiyorsun? Arı, duru sahabe dönemini neden istemiyorsun da, hurafelerin içerisinde çırpınıyorsun? O kadar çok hurafe öğrenmiş ki, boğulmuş hurafelerin içinde. Önü, sonu yok yani. Ve o da üslubuna da etki etmiş, üslubu da çok bozulmuş. Bakıyorsun mesela Allah’tan korkuyor üslubuyla konuşurken, birden akıl almaz bir üslup kullanıyor. Allah’a karşı saygıya hiç uygun olmayan, çirkin bir cesaretle çok garip bir söz edebiliyor. İnsan duruyor, hayret ediyor. Ben açıkça söyleyeyim, insanların çekindiği Cübbeli zihniyetidir. Buna karşı garanti verilmesi çok önemli, çünkü Cübbeli zihniyetini, mesela Osman Ünlü de destekliyor. O kafada çok fazla insan var, kravatla falan geziyor bunlar, ama Cübbeli ile aynı kafadalar, tam alın alınalar yani. Ve hepsinde Mehdi (a.s.) alerjisi var. Mehdi(a.s.)’nin gelmesini istemiyorlar, alanen. Çeşitli bahanelerle, mesela o dedikleri vakit gelse, Allah bunlara uzun ömür verse, mesela; “570 yıl” diyor ya. Bakın bir 570 yıl daha atar ileriye Cübbeli, bulur yani. Adam sıkıştığında sorun yok ona. Mesela 7 bin yılla ilgili hadis biliyor ki, konuyu kapatacak, yani Mehdi (a.s.)’nin vaktini tam netleştirecek, “böyle bir hadis yok” diyor, bu kadar konuyu kapatıyor. Üzerine gidip, sıkıştırıp yani ilmi tabii, bilimsel yönden sıkıştırıp, kaçamayacak hale getirdi mi, “evet, böyle bir hadis var” diyor, hem de Arapçasıyla söylüyor.
OKTAR BABUNA: İkisini de televizyonda söyledi.
ADNAN OKTAR: Ne oturup böyle anormal hareketler yaparsın, garip hareketler, değil mi? Belli ki köşeye sıkışacaksın sonunda, bilimsel yönden, akılcı yönden, değil mi? Dolayısıyla Osman Ünlü de diyor ya; “1000 yıl sonra”, Mehdi (a.s.) için 1000 yıl daha ilave etmiş. 1000 yıl ömrü olsa inan, 2000 yıl daha atar ileriye. Adam istemiyor, çünkü onun kurduğu sistem, onun kurduğu ticari sistem, hayat anlayışıyla Mehdiyet çelişiyor, istemez Mehdi (a.s.)’yi o. Adamın yani ticari sistemi, çok gelişmiş. Adamın şarkıcısı da var, türkücüsü de var, çok geniş sistemi var adamın. Çünkü onlara maaş veriyor, bilmem ne yapıyor falan. Osman Ünlü’yü demiyorum da, malum yani, o ilgili şahıs. Mesela bunlar diyorlar ki; “müzik haram” Osman Ünlü ayrı mesele. Adamın şeyhi bak, Nakşıbendi şeyhi bu, grand tuvalet geziyor, hiç kimse de bilmiyor Nakşıbendi şeyhi olduğunu. Biliyorlar da, az çevrede biliniyor. Adam cinsi sapığı helikopterle getirtiyor ve beraber sarmaş dolaş resim çektiriyor, utanmıyor adam yani. Müslümanların da aleyhine program yaptırıyor televizyonda ve böyle kafası zehirli adamı çıkarıyor, Müslümanların aleyhinde konuşturtuyor. Mesela bir fahişeyi çıkarttırıyor, Müslümanların aleyhinde konuşturtuyor. “Ben çok takvayım” diyor, “çok çok takvayım. Müzik haramdır” diyor. “Haydi bakalım sazlar başlasın” diyor, arkasından da ve tempo tutuyor arkasından. Hani müzik haramdı, cinsi sapıkları da yanına almışsın, beraber eğleniyorsun, bu ne bu, hani haramdı? “Sakın, sakın bütün telli çalgılar hepsi haramdır” diyor. Bak akşama kadar müzik çalıyorsun, değil mi? Daha çok detaylar var da, şimdi söyleyemiyorum yani. Çok ürkütücü bir samimiyetsizlik, çok ürkütücü bir karanlık geziniyor. Adamın eline imkan versen, tam Cübbeli zihniyetini yapacak en azından, en azından. Kardeşim Cübbeli kendi sisteminde kendi boğuluyor, “ben boğuluyorum” diyor adam, değil mi? Tabii, “sıkılıyorum” diyor. Yahut teleskiye kendini atıyor, veya jetskiye kendini atıyor. Geçenlerde dağın tepesinde tebessümle, elinde bir bastonla geziyordu; bir resmi var dağın tepesinde. Ayağında terlik, parmaklar dışarıda falan, herhalde serinletiyor ayaklarını, rüzgarlandırıyor, acayip mutlu böyle. Demek ki Allah canını yakıyor, sıkıyor. Yaptığın sistem normal değil demek ki. Din insanı ferahlandırır, kalbini açar, cami insanı ferahlandırır kalbini açar. “Allah’ın zikriyle kalpler felah bulur” diyor Cenab-ı Allah, ayet var. Din neşe getirir insana, sevinç. Adrenalin sağlar, heyecan sağlar. Adamı boğuyor, “boğuluyorum, sıkılıyorum” diyor adam. Bak “cami cemaat derken sıkıldım” diyor, kendini adam Malta’ya atmış. Bir de benim bildiğim mis gibi Türkiye var, Türkiye’de yerler var, niye Malta? Malta malum, nasıl bir yer olduğunu herkes bilir. Evet Oktar’ım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “İşte kutsal ittifak” diye bir haber var Hocam. Dün bir yazı göstermiştiniz siz, Ahmet Hakan’ın yazısı. “Dün başka bir açıdan %58 başlıklı yazımda, Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük sünni muhafazakar ittifakından söz etmiştim diyor. Bu gün işi biraz daha fazla somutlaşıyor. Milli görüşcüler ile bakın kimlerle kimler bir araya geliyor. Milli Görüşçüler ile Fethullah Hoca Cemaati hiç anlaşamazdı, bir araya geldiler. Akıncılar ile Büyük Birlikçiler bir araya geldiler. İskenderpaşa ile İsmailağa pek anlaşamazdı, bir araya geldiler. Nurcular ile Süleymancılar anlaşamazdı, bir araya geldiler. Vakit ile Zaman aynı şekilde bir araya geldiler. Radikal İslamcılar ile ılımlı İslamcılar, Türk İslam sentezcileri ile Müslüman solcular hiç anlaşamazdı, bir araya geldiler. Mazlum-Der ile Neo-Osmanlıcılar, geleneksel dindarlar ile modern İslamcılar, İslamcı burjuvazi ile; Allah’ı tenzih ederim, genç İslamcılar pek anlaşamazdı, bir araya geldiler,” diye bir haber. Devamını yazmış Hocam dünkü yazısının.
ADNAN OKTAR: Yani.
OKTAR BABUNA: Bu %58 o şekilde açıkladığını söylüyor.
ADNAN OKTAR: Peki geriye kalan neymiş, nasılmış onu söylüyor mu?
OKTAR BABUNA: Söylemiyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani hayır, verenler neymiş? Hayır, verenler delikanlı, delikanlı. Hepsi mümin, muttaki, Atatürkçü, aklı başında insanlar. Burada saydığın insanlar, dindar insanlar doğru, dindar insanlar. Peki CHP dindar değil mi? Bak o deniz Baykal’a bu kalleşliği yaptılar ve Deniz Baykal’ı görevinden aldılar. Olayın arka planı açık sırıtıyor ama, ben onun konusuna o kadar gitmedim. Tertemiz, efendi, çelebi, nezaketli, dindar, muttaki mükemmel bir insanı bir saatin içersinde, manen devirdiler. Bir plan olduğu da anlaşılıyor hemen arkasından. Ki hiç tınmamaları gerekiyordu, muhatap olmamaları gerekiyorlardı, basın sür manşetten verdi. Bu çok çok ayıp, çok çok garip bir harekettir. O da mahçup tiynetli tabii, utangaç bir insan, yapamadı. Bence göğsünü gere gere ortaya çıkması lazım, halende öyle. Hiç gecikmiş bir şey de yok, çıksın ortaya yani. Yok kardeşim, ben öyle görmüyorum, hiç kimse de öyle görmüyor yani. Nezaketli bir insan olduğu için, öyle olduğu zannediyor. Kimsenin öyle baktığı falan yok, yok öyle bir konu yani. Kadıncağız da tertemiz insan, çıksın ortaya, gayet de rahat olsun, gönlü rahat olsun. Namazlarını kılan bir insan. İşin doğrusu, hiç ummadıkları insanlar namaz kılıyorlar ve dindarlar. Namaz kılıp kılmamak da illa dindarlık ölçüsü değil, namaz kılar da adam sahtekar çıkar, münafık, üçkağıtçı çıkar, üçkağıtçı çıkıyor yani. Namaz kılmaz adam ama çok muttaki de olabilir, Allah’ı çok seviyor, aşk ehli de olabilir, inşaAllah. Allah sonra namaz da nasip edebilir, eder de inşaAllah.
Fakat burada Ahmet Hakan’ın üslubu biraz yukardan gibi. Aydın baba biraz üflemiş, hafiften böyle kulaklarına doğru eline, yüzüne biraz üflemiş hafiften anlaşılıyor. Kardeşim bizim milletimiz bir çok görüşten oluşuyor. Bizim solcularımız da delikanlıdır, sağcılarımız da delikanlıdır. Hepsi vatan severdir. Mesela solcular vatan için canını verirler. Hangi solcu Türk-İslam Birliğini istemez yani büyümesini, güçlenmesini zengin olmasını? Bana bir tane adam getirin siz. Solcu gericiliği istemez. Ben de istemiyorum. Hem ben onların istemediğinin 1000 mislini istemiyorum yani, değil mi? İrticaya karşıdır. Ben onların bin misli irticaya karşıyım. Ama Kuran'a saldırarak irticaya karşı olunmaz. O zaman gerici seni ham eder. Adama sen büyük malzeme verirsin o zaman, can havliyle insanlar onlara taraf çıkarlar o zaman. Akıllı olacaksınız değil mi? Gericiliğe karşı mücadele edeceğim diye, Allah’a karşı mı mücadele mi ediyorsun? Aklını başına alacaksın. Özgürlüğü yok edersin, sevgiyi yok edersin. Özgürlüğün, sevginin, demokrasinin, muhabbetin teminatıdır Kuran ve Kuran ahlakı. Burada akılcı bakacaklar, inşaAllah. Doğru bakacaklar ve berrak bir akılla.
Zaten bir insanın Allah’ı inkarı mümkün değildir. İnsan aklının mecburi tek yönüdür, Allah’a inanmak. Adam şimdi; bir insanı düşünelim, ne yapabilir Allah’a inanmanın dışında? “Akıl sadece inanacaksın” diyor, aklımız. İkinci bir ihtimal vermiyor bize. Ve aklımız “İslam hak” diyor, başka ikinci bir ihtimal vermiyor bize. Millet dindar, bizim milletimiz dindar. Onun için şucuydu bucuydu, oturup bunları anlatmaya gerek yok. MHP’liler dindar değil mi, niye yazmıyorsun onu? MHP’liler dindarın dindarıdır. Türk-İslam Birliği taraftarıdır. Orada yok mu ne diyor? “Türk İslam sentezcileri” MHP Türk İslam sentezini savunmuyor mu? Koç yiğit, değil mi? Kardeşim üfürük başını döndürmemesi lazım, daha dikkatli dinlemesi lazım. CHP Atatürkçü değil mi? Atatürk, Türk İslam Birliğini istemiyor muydu? Bütün Turani devletlerin birleşmesini istemiyor muydu Atatürk? Sen ne konuşuyorsun burada, ne diyorsun? “Türk İslam sentezcileri” Atatürk Türk-İslam sentezini savunmuyor muydu? Sen neyi konuşuyorsun o zaman? CHP Türk milliyetçisidir ve bütün Türklerin bir araya gelmesini CHP herkesten daha çok ister. MHP, zaten kitabını yazar bu konunun. Kitabını yazar. Geriye kim kaldı ki? Senin dediğin, o geriye kaldı dediğin kısım, en son haddine kadar milliyetçi, Türk İslam sentezini savunan, büyük Türkiyeyi savunan, dindar, tertemiz insanlardan oluşuyor. Ama olabilir bir insanlar, mesela İskender Paşa, İsmail Ağa, küçük küçük görüşler, küçük küçük topluluklar. Dünyanın her yerinde böyle.
Hıristiyanlara da gitsen, Evanjelik küçük küçük gruplar vardır. Mesela şu Kuran yakmaya kalkan psikopat dahi, elli kişilik grubu var herifin. Adam şarap içip içip, kokainman herif coşuyor, Kuran yakacağım diye ortaya çıkıyor. Ben mesela bir tane örnek verdim, onun için diyorum bak. Mesela Deniz Baykal elinden, yüzünden nur akıyor, tertemiz insan, gayet efendi. Türkiye’nin bölünmesine karşı şiddetli kararlı mücadele veren, beton gibi bir insan. Kararlı bir insan. Buradaki üfürüm normal değil, burada bir bütünlük görüyoruz biz. Ama mesela şimdi hakikaten AK Parti’nin başarısı gibi alınacağı için partileri tabii bu biraz rahatsız eder. Siyasi sistem içerisinde, demokrasilerde siyasi partiler rekebet halindeler. Şimdi rekabet halinde olunca, biraz da kıyasıya bir rekabet oluyor. Karşı tarafa yarayacak bir şeyi, kabul etmez tabii partiler, her ne olursa olsun, orada mantık gütmez. Her ne olursa olsun durdurulması gerekir, konu bu. Yoksa CHP, hukukun mükemmelleştirilmesine neden karşı olsun? MHP neden karşı olsun? Ama bu AK Parti’nin başarısı olarak görüleceği için, otomatik olarak öyle görülüyor. O da onlara dezavantaj gibi görünüyor, pratikte öyle gibi görünüyor. O yüzden var güçleriyle tabii tavır alırlar. Yoksa mesela CHP iktidara gelse, AK Parti’nin yaptığı bu düzenlemeyi yapmayacak mı? Daha alasını yapar. Anayasayı değiştirmeyecek mi? Referandum yapar, değiştirir tabii ki. MHP gelse yapmayacak mı? Alasını yapar. Ama hani biz yapalım derler, olay budur. Bir dereceye kadar da haklılar. Zaten o pay da çok önemli. Mesela referandumda %99’u da evet çıksa, bu biraz rahatsızlık verir. Daima böyle olması lazım. Yani 50’ye 50 gibi olası lazım. Tabii tabii 54, 55, 56 bu iyidir. Bu güzel. Bu teminattır. Yani her seferinde ezici çıkması, bu biraz acayip olur, bu demokrasinin gereği, bölünme diye bir şey yoktur. Demokrasilerde zaten 50’ye 50’nin yer değiştiresi, dengelenmesiyle demokrasi olur. Demokrasinin adı budur zaten. Zıt iki fikir sürekli yer değiştirir. Demokrasi bu şekilde oluşuyor yani, değil mi? Bunlar ne diyorlar, arkadaşlar? Tek yanlı olsun. Olmaz öyle şey. Oldu mu, demokrasi bambaşka bir şey olur, tek partiye doğru gider o. Olur mu öyle şey? Mesela bu halkımızın, milletimizin bir uyarısıdır. Biz daha modern olmasını istiyoruz, daha güvence istiyoruz anlamına gelir. Ne dedi Başbakanımız? “Biz bu oyları, geriye kalan bu oyları değerlendireceğiz, bilimsel olarak inceleyeceğiz” dedi. Bize burada verilen uyarı nedir, kastedilen nedir? Mesela ne güzel bu, işe tamam. Anlaşıldı mı? Tabii biz Türkiye çok çok daha modern olsun, daha neşeli insanlarla dolsun isteriz. Biz taassubu, içine kapanmayı istemiyoruz. Neşeli olalım kardeşim. Gülelim, içimiz açılsın. Her yer güzel insanlarla dolsun. İnsanların kafasına kan gelir Oktar’ım. Sanat gelişir, bilim gelişir. Adamı kastın mı, bak Cübbeli “benim beynim kasıldı adeta” diyor. Adam spazmını çözmek için yanlış adrese gitmiş. Yanlış şeyler yapıyor. Git Konya’ya, git Erzurum’a, git Edirne’ye, git Adana’ya, Antalya’ya git, nur gibi benim memleketim. Karadeniz sahillerine git. Ne şahane yerler, aşık oluyorum. Acayip güzel yerler, acayip, müthiş. Bazen Karadeniz kanallarında görüyorum, manzara gösteriyorlar, nefesim kesiliyor. İnsan oraya bir gitse çıkamaz yani. Ama İstanbul mübarek yer, onun için biz burada duruyoruz. Bırakmıyoruz, yani burası bırakılacak yer değil. Yoksa yaşanacak yer olarak şahane yerler.
Özetle taassup bizzat uygulayanların kendini boğuyor. Allah’ın kanununu değiştirmeye kimse kalkmayacak. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “PKK’nın korkunç referandum planı” diye bir haber var Hocam. “Terör örgütü PKK'nın referandumdan çıkan olumlu havayı dağıtmak için öğrencilerin de katledileceği eylemler planladığı ortaya çıktı” diyor haberde Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bu PKK’nın şımarıklığına karşı, bak gece gündüz söylüyorum, Allah rızası için. Bunların şımarıklığının kaynağı; bunlarda müthiş bir ukalalık gelişti ve müthiş bir bilmişlik gelişti. Diyorlar ki; “biz tamamen bilimsel faaliyet yapıyoruz. Felsefeyi çok iyi biliyoruz. Bilimi çok iyi biliyoruz. O yüzden bizim karşımıza çıkamıyorlar. Bilimsel yönden yenileceklerini bildikleri için karşımıza çıkmıyorlar. Bizim karşımıza silahla çıkıyorlar o yüzden” diyorlar. Yani anlattıkları bu. Propagandasını yapıyorlar, orada burada her yerde bunu anlatıyorlar. Kardeşim bırakın beni şu adamları pestil gibi ezeyim. Ve Allah rızası için. Bana 2 ay verin, eğer yapmazsam ne diyorsanız deyin. İflahlarını keserim. Böyle artistlik yapamazlar onu söyleyeyim, değil mi? Adam haşurt huşurt göbeğini kaşıyarak entel sohbeti yapıyor. Herkes de susuyor, herkes susuyor. “Nefis konuştu” diyorlar. Avrupalılar falan da geliyorlar böyle, kameralar falan. “Vay be şu diyalektik felsefeye hakimiyetine bak adamın, ne kültür ya” diyor. Bir yandan burnuyla oynuyor, bir yandan göbeğiyle oynuyor falan, bacaklarını ayırmış adam, “tam entelektüel, muazzam felsefeci” diyor. “Tarih yazılıyor şu an, büyük lider” diyor. Kardeşim ben ne diyeyim? Çözün şu elimi, ayağımı da şunların bir pestillerini çıkartayım yani. Bilimsel olarak yerle bir ederim. Gece-gündüz propaganda yapılıyor. Günde 8 saat ders veriyorlar, Kandil’de orada burada, günde 8 saat. Zaten başka işleri yok ki. Bağdaş kurup oturuyorlar. Her yerden adamlar geliyor. Danimarka, Norveç, İsviçre, Amerika’dan falan uzmanlar geliyorlar. Sürekli Marksist, Leninist eğitim veriliyor. Kamboçya’dan geliyorlar, Vietnam’dan geliyorlar. Vietnam’da eski gerilla liderleri geliyor. İşte Ho Şi Minh’in talebeleri geliyor. Ders veriyorlar, yani gerilla teknikleri anlatıyorlar. Leninizm’in nasıl uygulanacağını anlatıyorlar. Ve diyalektik felsefenin hayata geçişini, sosyal yönlerini falan anlatıyorlar. Kardeşim sen bunlara bilimsel tek kelime yapmazsan, nasıl mücadele edeceksin? Adamlar gelişiyor ondan sonra. Bakteri gibi gelişiyor. Cahil cühelayı da içine alıyorlar.
OKTAR BABUNA:Hocam bir internet sitesinde bir yalan haber var. Okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Onu özet olarak söyle. Oradan biz şey yapalım.
OKTAR BABUNA:“Yani bu topluluğun temel amacı ideolojik bir çalışma yürütmek diyor. İdeolojik olarak bu çalışmayı yürütmek içinde eğitim çalışmaları öncelikli görevlerimiz arasında” diyor. Öncelikli görevleri arasında diyor daha doğrusu PKK’nın. Bunun için de kitaplar, broşürler hazırlıyorlar bu çalışma doğrultusunda, eğitim çerçevesinde.
ADNAN OKTAR:Kardeşim ben demesem orada herkes biliyor. Devlet de biliyor, devletin istihbarat örgütleri de biliyor. Bunlara akşama kadar eğitim yaptığını ben ilk defa açıklıyor değilim ki yani. Devletimizin askeri istihbaratı da biliyor, sivil istihbaratı da biliyor, herkes biliyor. Bütün dünya istihbaratı biliyor ve bütün PKK’lılar biliyor. Benim anlattığım şey orijinal bir bilgi değil ki. Mesela onlar zannediyorlar ki meydanlara inecekler. Ara mı verelim? Tamam, sonra devam edelim.
SUNUCU 1: Programımıza kısa bir ara veriyoruz. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Burada dünyada biz tabii görüntü, gölge varlık olarak Allah’ın tecellisiyiz. Harikulade kısa bir süre veriliyor. Harikulade kısa bir süre veriliyor. Allah’a şükür şimdi İslam ahlakı hakim olacak, insanların müthiş yakini artacak. Çünkü Peygamber söylüyor, en olmayacak zannettikleri çağda Allah hakim ediyor bak. Yani Kanuni devrinde yapabilirdi. Veyahut başka bir dönemde yapabilirdi, Ortaçağ’da yapabilirdi. Derlerdi ki, Ortaçağ’ın bilimsel teknolojik imkansızlıkları içerisinde insanlar dar görüşte oldukları için; (haşa) bir kısmı öyle görüyor, “din hakim oldu, bunda ne var” derlerdi. Bilimin, teknolojinin en yüksek olduğu dönemde, felsefenin en geliştiği dönemde, söke söke hatta böğürte böğürte, bağırta bağırta İslam ahlakı dünyaya hakim oluyor ve olacak. Bakın bilim hat safhada gelişmiş, ama olduğu gibi İslam’a yardımcı oluyor. Felsefe olağanüstü gelişmiş, olduğu gibi İslam’a yardımcı oluyor. Teknoloji tamamen Müslümanların emrine girdi. Ve işte bu imkansızlıklar içerisinde ve en ummadıkları insanın öncülüğünde, en ummadıkları insanın öncülüğünde, Allah dünyaya İslam ahlakını hakim edecek. Allah’ın harikasıdır bu. Yani en ummadıkları yerlerde, en ummadığı zamanda, en ummadıkları kişiye hakim ettirir Allah. Kanunu bu Allah’ın. Mesela Hz. İbrahim (a.s.)’den hiç ummuyorlardı. Hz. Musa (a.s.) artık adam sarayına almış, hiç ummuyor Firavun, kendi yetiştiriyor, evlatlığı. Hiç ummuyor, aklının ucundan geçmiyor. Bütün saltanatını yerle bir etti, Allah’ın dilemesiyle. Evet, ne anlatayım?
ERDEM ERTÜZÜN:Estağfurullah Hocam. Münafıklar olabilir mi?
ADNAN OKTAR:Sen bayağı bir nefret ediyorsun bu pisliklerden, maşaAllah. Şimdi münafıklar hakkında sana biraz anlatayım. Münafıkların temel özelliklerini son günlerde daha yoğun ve kapsamlı anlattım ki, güzel bir kitap oldu. Şu an hazırlıyorlar; daha önceki kitapların daha kapsamlı, daha derin ve her yönünü ele alan bir eser oldu. Şimdi bakın kafirin şu faydası olur, şevkini arttırır. Mücadele azmini arttırır, heyecan verir, adrenalin meydana getirir. Münafık ne yapar? Şevkini arttırır, adrenalin verir, daha akılcı, daha güçlü atak yapmanı sağlar. Ayrıca münafık Kuran’ı çok iyi anlatmana da vesile olur. Çünkü Kuran’da bahsedilen münafıkları anlatmamız için, bizim pratik münafık görmemiz gerekir, pratik münafık. Allah bize pratikte münafıklık gösteriyor. Gerçek hakiki münafık gösteriyor. Mesela hakiki kafir gösteriyor. Hakikaten kalbinde hastalık olan insanları gösteriyor Allah. Kuran’da bahsedilen kişileri görmek, çok heyecan verici. Mesela gerçek müminleri gösteriyor Allah. Cihadı gösteriyor, Allah yolunda mücadeleyi gösteriyor. Münafıkların, küfrün saldırılarının nasıl olabileceğini gösteriyor. Hepsini fiilen yaşıyoruz. Münafıkların en önemli özelliklerinden birçoğunu Kuran’dan ayetlerle açıklayacağım, inşaAllah.
Maide Suresi 87. Bakın münafıklar ne yapıyor? “Allah’ın helal kıldığını haram kılar” münafık. Bak diyor ki Cenab-ı Allah: “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla,” münafıklar ve kalbinde hastalık olanlarda bu olur. Dili yalan yere nitelendirir, yalan konular konuşur. Nasıl diyor bak? “Şuna helal buna haram demeyin” yani kendi kendinize helaller, haramlar çıkarıp dini içinden çıkılmaz hale getirmeyin. Din, özgürlük dinidir. “Kendi kendinize Allah adına yalan söylemeyin” diyor Allah bak, “şuna helal buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler” O yüzden münafıklar ve küfür hep helak oluyor. Müşrikler ve münafıklar helak oluyorlar.
Mesela müşrikler ve münafıkların uydurmacılığını Allah Kuran’da dikkat çekiyor. En’am Suresi 136 ve 138. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Ekin ve hayvanlardan Allah için bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca:” zanlarınca bak zan, Kuran’a uymuyor zanna uyuyor. Rivayete uyuyor. “Böyle duyduk atalarımızdan, ecdadımızdan böyle geldi” diyor. Bir de Peygamber (s.a.v.) adına da yalan söylüyor. “Peygamber (s.a.v.)’den duydum” diyor. Yalan söylüyor. “Sonra kendi zanlarınca: ‘Bu Allah'ındır, bu da ortaklarımızındır’ dediler” diyor. Bunu yapmayanı küfürle itham ediyorlar. Bakın; “ekin ve hayvanlardan Allah için bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca: ‘Bu Allah'ındır, bu da ortaklarımızındır’ dediler” Cenab-ı Allah diyor ki; “hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için” karmakarışık kılmak için, bak dinlerini. Yani içinden çıkılmaz bir din meydana getiriyor. Binlerce haram, binlerce yasak karmakarışık. Bak; “hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için” "Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Onları bizim dilediklerimiz dışında başkası yiyemez. (Şu) Hayvanların da sırtları haram kılınmıştır” Bunların haram üretme tekniklerinden Allah örnekler veriyor, o devirde. Sonra bu tabii gelişti, ilaveler ekler, ekler, ekler günümüze kadar bu geldi. Bak; “hiçbir bilgiye dayanmaksızın,” yani Kuran’da açık bir hüküm yokken, Allah’ın açık bir hükmü yokken, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sahih bir ifadesi yokken, “insanları saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?” Allah’a karşı adam yalan uydurduktan sonra diyor ki Müslümana, sen buna uymuyorsun. “Evet, o uydurma olduğu için uymuyorum” diyor adam. “Çünkü Kuran’da yok, Peygamber (s.a.v.)’in ifadesinde de yok, nereden çıkarttın?” diyor. “Ben atalardan bunu böyle duydum, atalarımızdan. Sen neye göre hareket ediyorsun” diyor. “Peki ben uymayınca ne olur?” diyor Müslüman. “Fasık olursun, kafir olursun sen” diyor. Münafık, münafık söylüyor bunu. “Zulüm yapmış olursun” diyor. “Ne yapmam gerekir?” diyor. “Benim atalarımın dininde olan, bu inanca uyarsan bu uydurmalara, bu masallara, bu Allah adına uydurulmuş yalanlara uyarsan muttaki olursun” diyor. Onu kabul edeceğinden mi? Allah esirgesin, Müslüman şaşırıp yanılıp yapsa, yine bir konu bulur münafık. Münafığın tuzağıdır o. Yani bir şekilde Müslümanları suçlamak için yeni yeni hükümler çıkartır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında yaptıkları uygulama buydu. Dırar mescidini kuranların yaptıkları uygulama buydu, atalarının dinine göre. Peygamber (s.a.v.)’in hükmü açık, getirdiği Kuran hükümler açık oluyor, fakat buna rağmen kendisi yeni bir hüküm meydana getiriyor. “Onlardan öyleleri vardır ki” diyor Cenab-ı Allah münafıkları kastediyor ve müşrikleri. “dillerini kitaba doğru eğip bükerler” Yani Kuran’a doğru dillerini eğip bükerler. Mesela Kuran’da açık bir hüküm var değil mi? Mesela Hz. İsa (a.s.)’yla ilgili, dilini bir eğip bir büküyor, bambaşka bir şekil oluyor. Veyahut Bediüzzaman’ın ifadelerinde de görüyoruz; mesela adam bir dilini eğiyor, bir dilini büküyor, bambaşka bir şekle sokuyor. “Siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye” Yani Kuran’ın hükmüdür gibi görünsün diye, “oysa o kitaptan değildir” diyor Allah. Yani Kuran’ın hükmüne uygun değildir diyor. Ama dil eğip bükerek oyun yaparlar ve sizi kandırırlar diyor, münafıkların özelliği. "’Bu Allah Katındandır’ derler. Oysa o, Allah Katından değildir. Kendileri de bildikleri halde” münafıklar bunu bilirler. “Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler” diyor Allah. Al-i İmran Suresi 78.
ERDEM ERTÜZÜN:Estağfurullah Hocam. Konuyla ilgili bir ayet vardı inşaAllah. Nisa Suresi’nin 49. ayeti. “Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini temizleyip yüceltir. Onlar, 'bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar” Kendilerini Hocam temize çıkarıyorlar.
ADNAN OKTAR:Evet, münafıklar kendini evliya gibi görür. Her münafık, bakarsın kazık gibi, mesela şöyle dönüyor dönerken, yani sanki boyun kasları tutulmuş enaniyetten. Böyle uyuz keçi gibidirler. Son derece inatçı, kendinden çok emin ve her biri kendini böyle kendini ilah gibi görür, (haşa). Dikkatlice bakın, net, hep öyledir. Teker teker her biri ayrı bir devlettir kendi kendine, kendi kafalarına göre. Evet, devam et.
ERDEM ERTÜZÜN:“Oysa onlar kendilerini tümüyle Allah’a ve İslam’a teslim etmeyenler, bir ticaret yada bir eğlence gördükleri zaman hemen ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: ‘Allah’ın Katında bulunan eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Cuma Suresi, 11’inci ayet Hocam.
ADNAN OKTAR: Münafık çıkarın peşinde olduğu için, önce mal mülk kazanmak, para kazanmak onu hedefler. Paraya giden, çıkara giden her yolu koruyup kollar. Parayı ve çıkarı engelleyeceğini düşündüğü her şeyden de kaçar. Mesela Müslümanların yanında düşünür, "bu paraya, pula geleceğe, yiyeceğe, içeceğe falan, bu ortam bana zarar verir" der. "Bunlara bir şey olabilir, operasyon olur, şu olur, bu olur, ben buradan kaçayım" der. Nereye kaçayım? Bir ev tutayım, bir mağara olsun. Allah diyor; “bir hayvan özelliği gösterdikten sonra, mağaraya da razıdırlar. Bir baraka, toprağın altında herhangi bir yer, illa ki kaçmak isterler” diyor. Ama orada da geleceğini planlıyor. Yani işte üresin, malı mülkü olsun. “Mallara ve oğullara” diyor Allah, değil mi ayette? Malları olsun, oğulları olsun, zenginleşsin. Allah da diyor bak; “malları ve oğulları sakın seni imrendirmesin” diyor Allah ayette. Münafıklar onunla da etkileyeceğini düşünüyorlar. “Seni imrendirmesin, Allah onların canları ızdırap içinde çıkası için onlara bu imkanı veriyor” diyor Allah. Acı içinde canlarının çıkması için inşaAllah. Onun için münafık mesela annesini çok, sever miras için. Babasını çok sever, miras için. Dedesini çok sever, miras için. Kardeşini çok sever, mal mülk gelmesi için. Bunun dışında mesela farz edelim, dedesi var felçli perişan, bir bakar; eğer ondan para çıkmayacaksa onu düşkünler evine göndermek için, Kuran’dan sana bir delil bulmaya çalışır, hadisten delil bulmaya çalışır. Yoksa da dilini eğip büker, mutlaka o sahtekar ona bir yol bulur. Mesela der ki; “ben ona çok iyi bakamam, çok mükemmel bakamam. Acıyorum, acıdığım için, ona iyi bakılacağı için onu düşkünler evine gönderdim” der. Peki para imkan niye tanımıyorsun? “Ben parayı kendi yiyeceğim içeceğim var, giyeceğim var önce ben kendimi düşünmek durumundayım, sonra onu düşünmek durumundayım. Ona mutlaka devlet zaten bakacaktır, benim böyle bir şeye girmem mümkün değil” der. Yani münafıkta abidik, gubidik olaylar acayip gelişmiştir. Ama dürüst görünümde, efendi görünümde.
Enaniyet ve gurur çok önemli olduğu için, münafık rezil olmaktan çok kaçınır. Onun için gurur esas olduğu için, enaniyet esas olduğu için, Müslümanların yanından kaçmak istemesinin sebebi de odur, sebeplerinden bir tanesi de odur. Enaniyetine zarar gelmesinden çok çekinir. Onun için münafığın en ızdırap duyduğu şey aşağılanmasıdır. Allah da Kuran’da onları çok aşağılıyor. Sürekli aşağılanırlar münafıklar. Onlar kaçtıkça, Allah da onları sürekli aşağılar. Ahirette de onların aşağılanmasının üstünde duruyor Cenab-ı Allah. Mesela yerde sürüklenerek götürülüyorlar, sırf aşağılanmaları için. Mesela yüzü arkaya çevriliyor. Mesela insanların yüzü böyle oluyor değil mi? Onun sırtıyla yüzü aynı cephede oluyor münafığın, aşağılanması için. Çünkü onun enaneyetine çok ağır gelir, öyle bir şey. Münafık hep havalı ve sükseli olmak ister. Mallara, oğullara kavuşma sebebi de odur. Malla sükse yapmak ister, insanların üstüne çıkmak, hakim olmak ister. Ama müthiş mütevazi ve mazlum görünümünü de çok iyi yapar, bukalemun gibidir. Yani bir yönü ile artisttir, her şekle, her kılığa girer. Gerçek sanatçıları tenzih ederim de, bukalemun yönünü vurgulamak için söylüyorum. Mesela mazlum efendi şekline girebilir. Psikopat havasına girebilir, dengesiz deli görünümüne girebilir. Ondan sonra lakayt, sakin bir insan görünümüne girebilir. Çok mücahit ve atak birisi gibi görünümüne girebilir. Çok merhametli gibi görünebilir. Mesela gider bir dilenci orada dileniyorsa, gider onun yanına diz çöker onunla konuşur, gönlünü alıyor gibi yapar. Ama Allah’a karşı çok kalleştir (haşa). Kuran’a karşı çok kalleştir (haşa). Müminlere karşı çok içinde kin ve öfke vardır münafığın. Onun için münafık perdesi indirildikçe, uyuz it gibi ortaya çıkar.
Münafığın perdesini indirmekle biz uğraşıyoruz. Çünkü eskiden münafıklar, mesela yüz yıllarca rahat hareket etmişler. Çünkü kapsamlı Kuran tarifi yapmakla beraber hayata geçirilmemiş. Hayata geçirilince, münafığın üstündeki perdeler teker teker açılmaya başlıyor. Münafığın o domuz bedeni bütün açıklığı ile ortaya çıkıyor. Uyuz keçi gibi, kavruk bedeni bütün açıklığıyla ortaya çıkar. Münafığı deşifre etmek çok önemlidir. Mesela biz ateist masonlara da öyle yaptık, deşifre ettik, şeffaf hale getirdik. Adamlar artık gelin bizim dergeha gelin bakın dediler. “Bizim saklımız, gizlimiz kalmadı” dediler. Çok kapsamlı anlattık. Darwinistleride, bunlar Darwinistler çok örtüler içinde, kat kat örtüler içerisindeydiler. Dediler ki Darwinistler; "biz bilimin en derin dehlizlerinde gezinen, halkın yanaşamayacağı bilimsel gerçekler içerisinde sürekli at oynatan, muazzam hakikatlere, muazzam detaylara giriftar olmuş, onları kavramış insanlarız. Halk bizim bu bilgilerimize ulaşamaz. Halk sadece aydınlatılabilir, ara ara biz onlara bilgi veririz çok kısa bilgi, o da onlara yeter" diyor. Halk sizi işte böyle ağlatır yani. Ondan sonra baktılar ki olay öyle değil. Bunların 70 kat perdesi vardı, hepsini yırttım. Bunlar böyle yolunmuş kaz gibi tıngıl tıngıl sallandıklarını görüldü. Baktılar ki yolunmuş kaz gibi adamlar bir şey yok, hiçbir şey yok. Tabii üç, beş tane bilim adamını kast ediyorum, diğer Darwinistleri tenzih ederim. Asıl ağa babalarını kast ediyoruz. Onlar minik piliç, ama onlar yolunmuş kaz. Onları tepsinin üstüne koyup ortaya getirince, baktı ki halk bunlar derin dehlizlerden gelen adamlar bunlar mı dediler. Bunlar işte, bunlarmış dedik. Hiç bu adam sıfırmış bunlar dediler. İşin doğrusu bu, ey yolunmuş kaz diyoruz değil mi? Anlat bakalım proteinler tesadüfen meydana gelir mi diyoruz? Kaz sesi gibi birkaç ses çıkarıyor, “çıkamaz, olamaz” diyor. Nasıl olur diyorsun? Kafayı kaz gibi kaldırıyor “gökten uzaylılar geldi, onlar yaptı” diyor. Artık deliye yatıyorlar, çamura yatma derler, onlar da deliye yatıyorlar. Uzaylı ne alaka, seninle mi uğraşacak uzaylı, gelecek buraya protein yapacak bilmem ne. Protein fabrikası mı herifler? Ne yapsınlar sana protein getirip de, değil mi? Sen yan gelip yatacaksın, adamlar sana protein getirecek, ne zoru adamın. Bırak bunları bırak. İşte adamı böyle alırlar, tüylerini yolarlar, tepsiye koyar teşhir ederler. Ondan sonra konuşacak halleri kaldı mı? Münafıkların da öyle işte, bunlar da böyle postu yüzülmüş domuz gibi böyle ortaya koyduk onların da kaçarı göçeri kalmadı ve daha da devam edeceğiz inşaAllah. Evet koç yiğit.
ERDEM ERTÜZÜN:EstağfurullahHocam.
OKTAR BABUNA: Bu biraz önce söylediğiniz konuyla ilgili ayeti okuyorum Hocam inşaAllah. Bunların atalarının dinleri şey ettiğini söylemiştiniz Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Onlardan önde gelen bir grup: ‘Yürüyün, ilahlarınıza karşı (bağlılıkta) kararlı olun; çünkü asıl istenen budur’ diye çekip gitti. ‘Biz bunu, diğer dinde işitmedik, bu, içi boş bir uydurmadan başkası değildir.’" Bir ayet daha Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu ayetin şerh edilmesi lazım çok önemli. Bölüm bölüm al söyleyeyim inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Onlardan önde gelen bir grup: "Yürüyün, ilahlarınıza karşı (bağlılıkta) kararlı olun;”
ADNAN OKTAR:Münafıkların özellikleri. Bak önde gelen, bunlar hep kendilerini öncü zannederler, zaten hep bunlara baksan, hep dünya lideridir ayrı ayrı bunlar. Her birinin ayrıdır, hepsinin ayrı internet siteleri vardır, her münafığın ayrı. Hiçbir münafık diğerini beğenmez. Hiçbiri birbirine tabi olmaz, olsa da adam yerine koymazlar, öyle bir özelliktir. Bak “ilahlarınıza bağlılıkta direnin,” atalarının dinine, Kuran’a değil, sahabe dönemine değil, atalarının dinine bağlılıkta direnin. Nereye kadar? Allah kalpleri parçalanmadıkça vaz geçmezler diyor. O dini sevdiklerinden mi değil? İslam’a, Kuran’a zarar vereceği düşündükleri için, anlattıklarına zaten onlar inanmaz, yani hiçbirine inanmaz. Ama dini içten vurmanın en iyi yolunun bağnazlık ve yobazlık olduğunu bilir münafık. Bir kaleyi içten mi yıkmak kolaydır, dıştan mı yıkmak kolaydır? Tabii ki içten yıkmak kolaydır. İçten yıkmak için de münafıklar uydurma geliştirir ve dini içinden çıkılmayacak hale getirirler. Haramları helal yapar, helalleri haram eder ve güzelliği, sevinci, içimizdeki coşkuyu yok edecek her türlü tedbiri alır ve sonunda insanlar öyle bir hale gelir ki, beyni donar, aklı donar, felç olur. Ondan sonra artık der ki adam, (haşa) “Allah vermesin, ben bu dini yaşayamıyorum” der. Münafık da, “hah şöyle, benim de amacım buydu işte, geldik aynı noktaya” der. Şeytanın yöntemidir bu. Şeytan dini içinden çıkılmaz hale getirerek dini yok etmeyi planlıyor. Dine direk saldırarak değil. Saldırarak değil, koydun mu oturtturursun. İçten vuruş çok tehlikelidir. Onun için münafıklar bir numaralı hedeftir. Küfür iki numaralı hedeftir bilimsel çalışmada inşaAllah. Devam et ayeti.
OKTAR BABUNA:‘Çünkü asıl istenen budur' diye çekip gitti.
ADNAN OKTAR:Bak, çekip gidiyor. Bir gitme var, münafığın özelliği. Oturma, evde oturma ve gitme, asıl istenen budur. Bak kararlı, yani bir şeytani saplantı halinde olur. İllaki dediği olacak yani. Ama münafık da direnecek ki, Müslüman da onu ezim ezim ezsin, yani fikren. Evet devam et.
OKTAR BABUNA:“Biz bunu, diğer dinde işitmedik”
ADNAN OKTAR:“Göster, atalarımın dininde nerede var” diyor. Yani kendisi gibi olanlarda “nerede var, bana göster,” diyor. Sen diyorsun ki; “Kuran’da böyle yazıyor” değil mi? “Asr-ı Saadet dönemi de böyle, Peygamberimiz (s.a.v.)’in üslubu da bu” diyorsun. “Ben atalarımın dininde bunu işitmedim, böyle bir şey yok, ben atama bakarım” diyor. “Bak açık hüküm” diyorsun, “yok” diyor. “Ya ataları bir şey bilmeyen, cahilseler” diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Yine mi uyacaklar” diyor. Adam da diyor ki; “tabii ki yine uyacağım” diyor. Allah’a meydan okuyor (haşa). Evet devam et.
OKTAR BABUNA:'Biz bunu, diğer dinde işitmedik, bu, içi boş bir uydurmadan başkası değildir.'
ADNAN OKTAR:Müslümanları bu şekilde itham ederler. Diyorsun mesela, burada haram olduğu belirtilmediğine göre helal olduğu belli. Mesela şimdi farz edelim karaca eti, farz edelim avlanmışlar adamlar. Güzel bir şey değil avlanmaları, yazık hayvana ben acırım, ama eti gelmiş. “Nereden biliyorsunuz helal olduğunu” diyor. “Kardeşim Kuran’da bir hüküm yoksa” diyorsun, aksi hüküm yoksa yenir yani, değil mi? Peygamberimiz (s.a.v.)’in uygulaması da açık, ortada. “Siz uyduruyorsunuz” diyor. Ne yapmamız gerekir. “O belli değil ki orada, atalarımızın dinine bakalım” diyor. Atalarının dinine göre haram, yasak. “Nereden çıkarttın?” diyorum, “sen bırak” diyor, bize öyle geliyor zan” diyor, zan, ayette zan. “Zan ve tahminle yalan söylüyorsunuz” diyor. Yani münafıkların ve müşriklerin hüküm verirken yaptıkları yöntem, Kuran’la karıştırdılar. Mesela bir kısmını Kuran’dan alır, bir kısmına da zan ekler. İkisini karıştırınca dinin hükmünü ortadan kaldırır. Yani direk Kuran’a karşı olmaz münafık. Bak “dilini eğip büker” diyor, dilini koparmıyor. Dil duruyor. Dilini eğip büküyor. Yani Kuran’a karşı dilini eğip büküyorlar.
OKTAR BABUNA:Dediler ki: 'Sen bize yalnızca Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım.'
ADNAN OKTAR:Mesela diyorsun ki; “İslam ahlakı hakim olacak” diyorsun münafığa. Asla inanmaz. Mesela bak bunu görüyoruz. Münafıklar zaten münafık olmaz, münafık cephesine katılmaz İslam ahlakının hakim olacağını bilse hiçbir şekilde katılmaz. Asla inanmaz. Ayeti kelime kelime al.
OKTAR BABUNA:Dediler ki: 'Sen bize yalnızca Allah'a kulluk etmemiz,”
ADNAN OKTAR:Bak, Kuran’a tam tabi olmak, tam Allah’a tabi olmak ve Allah’a tam teslim olmak, münafığın asla yapamayacağı bir şey. Münafık sokağa, insanlara teslim olur. İnsanların rızası için hareket eder. Allah’ın rızası değildir. İnsanları arkasına alır. Müslüman Allah’a dayanır. Münafık küfre dayanır, alçaklara dayanır, paranın geleceği yere dayanır, çıkara dayanır, neresiyse onlara dayanır. Çıkarın olduğu her şeye dayanır. Müslüman Allah’ın ipine sarılıyor. Münafık menfaatin ipine sarılır. Evet devam et.
OKTAR BABUNA:“Ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin?”
ADNAN OKTAR:Sürekli atalarına çekiyor. Sen diyorsun ki; “nur gibi kitap ortada, Kuran ortada, sahabe dönemi ortada, çok açık. Peygamberimiz (s.a.v.)’in açık ifadeleri ortada, illaki atalarının dinine göre istiyor. İnandığından mı? Atasının dininden o nefret eder. Her münafık o uydurduğu dinden nefret eder, ama o dini kullanarak bir şeyler yapacağını düşünür. Yani din onun için bir alettir. Para için, menfaat için, çıkar için, hedefine ulaşmak için. Mesela Allah ayette söylüyor, “eşleriniz, çocuklarınız, yarım kalmasından korktuğunuz ticaret, evleriniz, aşiretiniz” işte münafığın hedefleri bunlardır. “Babalarınız, oğullarınız, eşleriniz” Aileyi niye ister münafık? Para. Aileyi onlar darphane gibi görür. Yani para basan bir yer gibi. Çıkarın sağlandığı bir yer. Mesela diyor ki; “aileme çok düşkünüm” “Niye düşkünsün” diyorsun? “Onlar beni yediriyor, içiriyor, gezdiriyorlar, para veriyor. Hastalandığımda hastaneye götürüyor” diyor. Allah Allah. Yani “mümin olarak, Allah rızası için sevemiyor musun?” “Nereden çıkarttın? Ben çok düşkünüm onlara. En zor anımda bana geliyorlar, yardım ediyorlar” diyor. Bak sadece menfaatten seviyor. Heves duyuyor. Farkında değil yani. Çıkar için seviyor. Bak mesela “baban tüm parasını kaybetmiş, baban evde felç geçirmiş şu an. Ne diyorsun?” diyorsun. “Eyvah. Ne yapmam gerekir?” “Ne yapacaksın, ömür boyu bakacaksın. Allah rızası için” Madem bu kadar çok seviyorsun, değil mi? Aşkla sevdiğini söylüyorsun. “Seviyorum ama acaba şeye mi göndersek, şu, daha mı iyi olur. Sevgim açısından daha iyi orası. Arada sırada giderim” diyor. Adamlar ağlıyor orada, diyorlar ki; “nefret ediyor bizden çocuklarımız” diyor. “Gelmiyor” diyor. “Nefret ediyorlar” diyor adam. Para vermiyor. Şimdi adama birdenbire miras çıksa oradayken, düşkünler evindeyken, birden miras çıksa. Düşkünler değil sokağa bırakıyor zaten adam, hiç muhatap olmuyor. “Vay canım babam, ben nasıl yaptım? Seni unuttum. Beni arkadaşlarım tuttular, alçak herifler. Ben seni çok seviyordum. Ne işin var burada? Hadi bismillah, eve gidiyoruz” diyor. Miras alacak ya. Miras aldıktan sonra yine işte eski üslup yine başlıyor. İşte bu alçaklıklarını Allah bildiği için Ahirette feci şekilde cezalandırıyor. Diyorlar ki; “Cehenneme ne gerek var?” İşte Cehennem bir güzellik. Bediüzzaman ne diyor Said Nursi? “Yaşasın Cehennem zalimler için” Zalimler kimlerdir? Münafıklardır, döneklerdir, alçaklardır, kahpelerdir, değil mi? Davasını satanlardır. Allah’ın Resulune (s.a.v.), Kuran’a savaş açan, gizlice fitneyle işbirliği halinde kahpelik yapanlardır. Menfaati için kendini satanlardır. Onun için diyor Bediüzzaman “yaşasın zalimler için Cehennem” diyor. Münafıklar cehennemin en derin tabakasındadırlar inşaAllah.
ERDEM ERTÜZÜN:İlgili bir ayet vardı Hocam.
Nisa Suresi’nin 88 ve 89. Ayeti. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şu halde münafıklar konusunda ikiye bölünmeniz ne diye? Oysa Allah, onları kazandıkları dolayısıyla tepe taklak etmiştir. Allah'ın saptırdığını hidayete erdirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın.Onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler (dostlar) edinmeyin”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Nerede o ayet? Nisa Suresi 88 ve 89. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Bak “Şu halde münafıklar konusunda ikiye bölünmeniz ne diye?” Münafıklar hep mantıkla konuştuğu için, bazen cahil ve saf Müslümanlara hakikaten etki edebilirler. Yani Kuran’la konuşur ama dil eğip bükerek, ona da uydurma ilave edince, bir kısım insanlar ikiye bölünebiliyorlar. Adamlar haklı herhalde diyorlar? Ayette diyor “konuştuklarında dinlersin” diyor Görünümleriyle de mesela, zengin de görünebiliyor, gösterişli de görünebiliyor. Ona da Kuran dikkat çekmiş. “Oysa Allah onları kazandıkları dolayısı ile tepetaklak etmiştir” diyor Allah. Yani münafığın asıl amacının kazanç olduğu anlaşılıyor. Para, rahatlık, yiyecek, riskten uzak durmak. “Allah onları tepetaklak etmiştir,” diyor, yenilmişler zaten. “Allah’ın saptırdığını hidayete erdirmek mi istiyorsun?” Münafıklar ile istediğiniz kadar uğraşın diyor Cenab-ı Allah, hidayete ermezler. Hakikaten bir uyuz keçi gibi bir katılık hissedilir münafıkta. Tam beton kafadır. Ne yaparsan yap anlamaz. Ayette Cenab-ı Allah diyor ki; bıraksan da dilini çıkarmış soluyan, bırakmasan da dilini çıkarıp soluyan köpek gibidir diyor Allah ayette. Mesela köpeğin yanına gelip bir şey anlatırsın, konuşursun köpek anlamaz. Dilini çıkarıp sürekli bakar sana. Ne yaparsan yap. Anlatsan da anlatmasan da aynıdır. Sussan da aynıdır. Dilini çıkartıp solur. Allah dilini çıkarmış köpeğe benzetiyor.
Kardeşlerden de biri yazmış bana. “Hocam siz çok nezaketli bir insansınız. Niye köpek kelimesini kullanıyorsunuz” diyor. Allah kullanıyor canım kardeşim, Allah kullanıyor. Mesela Allah yaban eşeklerine benzetiyor. Müslümanları arslana benzetiyor. Mehdi (a.s.)’nin de lakabıdır arslan. Arslandan kaçan yaban eşekleri gibi. Yaban eşekleri nasıl kaçar? Dört nala kaçar. Arslan kovalıyor kovalıyor, yandan çapraza alıyor, kaptı mı alıyor ayağının altına, inşaAllah ve ezer. Tabii fikren ezmedir bizdeki, inşaAllah.
“Allah’ın saptırdığını hidayete erdirmek mi istiyorsunuz?” Münafık hep tartışmak ister. Gelin tartışalım der. Kardeşim sen zaten sapıtmışsın, Allah senin hidayetini almış, manyak olmuşsun sen. Bilmeyen de münafık ile geceli gündüzlü tartışır. Halbuki Allah diyor ki; “yetmiş kere de onlar için bağışlanma dilesen, Allah yine onları bağışlamaz. Kalpleri parçalanmadıkça onlar hidayet bulmaz” diyor Allah. Yani mahluk. Ama cedeli çok ister münafıklar. Hep böyle tartışma ortamı. Halk da bilmez. Giderler bunlarla tartışırlar. Mesela münafık gider, farz edelim bir insan Sünni değil mi? Gider onunla Şii olarak tartışır. Bu deli, Şii ise Sünni olarak tartışır. Müslüman ile dinsiz olarak tartışır, gizler kendini. Psikopat yani, sırf şeytani zevkini almak için. Dinsizle de dindar olarak tartışır, dindar gibi görünerek, yani öyle bir manyaklığı var, inandığından değil. O hidayet bulsun diye değil, tartışmak için, cedel için. İnananacağını da anlarsa, bu sefer dinin aleyhinde konuşmaya başlar, öyle bir manyaktır, inşaAllah. Tabii gerçek din olarak anlatmaz o anlatırken. Dini sapkın bir üslup ile anlatır, ama tartışma olsun diye. O kabul etsin diye de anlatmaz. Yani onunla cedelleşmek için anlatır. Dini o açmaz gibi gösterterek onun üstüne gider. Sırf kavga olsun, muhalefet olsun diye. Dini mesela çok korkunç ve çok ürkütücü üslupla anlatır. Adamı tedirgin etmek, rahatsız etmek, amacı budur münafığın. Kargaşa olsun, tartışma olsun. “ Allah kimi saptırırsa artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın” Bak Allah kesindir diyor, sapıttıktan sonra yol bulamazsın diyor. “Onlar kendileri inkara sapmaları gibi sizinde inkara sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız” İşte bu bir olmama münafığın beynini yakar kavurur. Acayip ızdırap çeker münafık. Yalnızdır, her münafık yalnızdır. O sıkıntıdan, o ızdırapdan, o acıdan kendini duvardan duvara vurur. Sürekli gider Müslümanlara musallat olur. Bak ayet buna dikkat çekiyor. “Onlar kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı isterler” Yani kendisi gibi sapıtmasını istiyor. Ama tabii direkt dinsiz ol demez. Kuran’da zaten öyle demiyor. Onu karmakarışık labirentin içeri çeker önce, karmakarışık. Gerçek din gibi o labirentlerin içinde onu boğar. “Şimdi anladın mı bu dinin yaşanmayacağını” der. Demek ki din (haşa) gerçek değilmiş der. Ona mesela şu yiyecekler haram der, neşeli olman haram der, gülmen haramdır der, yürümen haram der, konuşman haram, her şeye haram der ve Allah bunu diyor, der. Mesela zayıfsa o insan, zaten zayıf insanı seçer o, güçsüz gördüklerini seçer veya çıkarı oldukları seçer. Onu boğduğunu anladığında da kanlı ellerini çeker. Ben bunu kast etmiştim, der. Şeytan ne yapıyor cehenneme herkesi sürükledikten sonra? “Ben Allah’tan korkarım, ben sizi çekmedim ki, davet etmedim ki” diyor. “Ben sadece söyledim siz de uydunuz” diyor. Tam tipik psikopat, tipik psikopat yani. Münafık da böyledir.
OKTAR BABUNAMüjdelendiğini söylemiştiniz Cehennemle Hocam, onunla ilgili ayeti okuyorum, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Münafıklara müjde ver: Onlar için gerçekten acıklı bir azap vardır” Nisa Suresi, 138, MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Var mı başka anlatacakların?
ERDEM ERTÜZÜN: Hocam dillerini eğip bükmeleriyle ilgili bir ayet var.
ADNAN OKTAR:Anlat.
ERDEM ERTÜZÜN: Ali İmran Suresi, 7. ayeti,kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım,“Sana Kitab’ı indiren O'dur. Ondan, Kitab’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, tümü Rabbimiz'in Katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.”
ADNAN OKTAR:Mesela münafığın özelliği Kuran’ın ayetlerini müminlerin aleyhine yorumlamalarıdır. Kuran normalde yorumlanırken Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yorumladığı gibi açık ve sarih olarak yorumlanır. Mesela Kuran’da bir hüküm, farz edelim yağmurla ilgili bir hüküm veyahut yağmurun güzelliğini anlatıyor. Onu o dalalet yağmuru olarak alır, bela yağmuru olarak alır. Aklına hayaline gelmeyecek yorumlar yapar, tahmin edemeyeceğin, hep Müslümanların aleyhine yorumlar. Müslümanların hayatını felç edecek şekilde yorumlar. Bir de yorum, sanki yoruma mecburmuşsun gibi. Halbuki Kuran, muhkem ayete göre Müslüman hüküm kuruyor. Mesela zina haramdır, doğrudan Allah zina haramdır der ve şeklini de açıklıyor Allah, neyin olduğunu açıklıyor. Mesela domuz eti haram olduğunda, domuzu net olarak açıklıyor. Münafık öyle değildir, münafık imayla hareket eder. Bak Kuran burada bunun da haram olduğunu ima ediyor der. Peygamber (s.a.v.) diyor onu diyorsun, yok. Nereden anladın? “Atalarım böyle söyledi” diyor. İmaya göre yorumlar.
Bugünlük bu konu yeterli, her gün münafıklardan az veya çok anlatacağız, inşaAllah. Çünkü kitap haline getirdiğimiz için konuşmaları, bir de bu yeni kitap yapma tekniğim de çok iyi oldu. Bu konuşmalar hazır, hemen redaktöre veriyoruz.
Ahmet Yasin Hocamız, o dünya iyisidir, maşaAllah, çok değerli büyük bir alimdir, Şeyh Nazım Hocamız’ın değerli talebelerinden, bakalım.
VTR - Şeyh Ahmed Yasin Hz. Mehdi’(a.s.)yi anlatıyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Şeyh Nazım Hocamız, diyorum asrın kutbudur, Kutbul Aktab’dır. Samimi kanaatim, benim demagojiden hoşlanmayan bir insan olduğumu biliyorsunuz. Ledün ilminin zamanımızdaki üstadıdır. Bu mübarek Ahmed Yasin Hocamız da, onun şerefli, büyük talebelerinden bir tanesidir. Çok temiz, veli, evliya olan, inşaAllah, Allah’ın izniyle, muhterem bir insandır. Allah’a kendini adamış, çok aydın, çok sevecen, nefsini ezmiş, enaniyetini ezmiş, çok güzel hizmetler yapan, çok değerli bir kardeşimiz. Allah ilmini, irfanını arttırsın, elinden yüzünden nur akıyor. Şeyh Nazım Hocamız’ın talebeleri zaten dünya iyisidir. Bir kere gidip sohbetinde bulunanın içi açılır, beyni açılır. Biz o mübarek Hocamla beraber birkaç defa öyle yemek yeme ve beraber olma imkanımız olmuştu, Yüksel Ağabey’in evinde. Mesela ben daha hala unutamam. Yani dünya tatlısı, bayram havası esiyor bulunduğu yerde, acayip şahane bir insan. Adap edep okuludur. Mesela konuşurken hiç sezdirmez, insan bir hatalı bir şey yaptığında onu hiç sezdirmeden onu, ona hissettiriyor ama çok nezaketli. Müthiş bir şevk gelir insanın kalbine, bir ferahlık oluyor nazarıyla. Acayip güzel gözlüdür Şeyh Nazım Hocamız, koyu yeşil, deniz yeşili ve çok keskin ve güzel bakar, çok akıllı bir insandır. Evladı Resul, dedesine benzemiş, Hz. Ali (a.s.) de öyle yeşil gözlüydü maşaAllah. Hiç ara vermeden o silsile öyle devam ediyor. Bu yaşında acayip yakışıklı, acayip güzel ve çok keskin bir zekaya, çok keskin bir akla sahip, mükemmel izahları var. Allah ömrünü uzun etsin. Ahmed Yasin Hocamız’a da Allah bereket, bolluk, güzellik versin, çok muhterem çok değerli bir kardeşimiz, muhterem bir Müslüman, maşaAllah.
Tamam, bir kısa ara verelim, inşaAllah yine devam edelim, inşaAllah.
SUNUCU1:Kısa bir ara veriyoruz, sonra tekrardan devam edeceğiz.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...