SUNUCU: Yayınımıza Aksu Tv’den ve HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz inşaAllah. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Dün de söylemiştiniz Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’nin Mehdi (a.s.) olduğunun bir ispatı da demiştiniz, “Onun vefatıyla muazzam bir bozulmanın meydana gelecek olmasıdır. Kesin bir delil olacak aynı zaman da bu da” demiştiniz inşaAllah. “Hz. Adem (a.s.)’den da bu yana böyle büyük bir hakimiyet hiç olmamıştır, Hz. Adem (a.s.)’den bu yana da hiç böyle bir bozulma olmamıştır” demiştiniz Hocam inşaAllah dün.
ADNAN OKTAR:Böyle bir bozulma ve böyle bir düzelme de.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Çünkü 7 milyar insan var dünyada, tamamının düzelmesine vesile olacak Hz. Mehdi (a.s.)
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Peki bazı Nur Talebelesi kardeşlerimiz bunlara inanabiliyorlar mı?
OKTAR BABUNA:İnanmıyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR:Akılları yatmıyor, “Olur mu ya, nasıl olsun ki?” diyor, “Peygamberimiz (s.a.v.)’e olurdu öyle olsaydı” diyor, “Adetullah’a muhalif” diyor. “Küfür dünyaya hakim olur” diyor, “O çok makul” diyor, “Mason da hakim olur, Komünist de hakim olur, Kapitalist hakim olur, it kopuk hakim olur, herkes olur” diyor. “Tek hakim olmayacak kimdir?” diyoruz, “Müslüman hakim olmaz” diyor. Allah hidayet versin.
Bakın diyor ki Bediüzzaman Mektubat’ta, kardeşlerimiz alsınlar Mektubat’ı, kırmızı kaplı ve güzel inşaAllah. Mis gibi de kokar bu kitap. Mektubat’ta Üstadımız ne diyor? 422 sayfa.
“Birinci işaret ki, beşinci işarettir. Mühim bir sualin, gayet muhtasar bir cevabıdır” diyor Bediüzzaman. “Sual”, soruyorlar Bediüzzaman’a. Âhirzamanda Hazret-i Mehdi geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair müteaddid (çok sayıda) rivayat-ı sahiha (sahih hadis) var. Halbuki şu zaman (kendi Bediüzzaman’ın zamanını söylüyor), cemaat zamanıdır; şahıs zamanı değil! Şahıs ne kadar dâhî ve hattâ yüz dâhî derecesinde olsa, bir cemaatın mümessili olmazsa (o topluluğu temsil eden kişi olmazsa), bir cemaatin şahs-ı manevîsini temsil etmezse; muhalif bir cemaatın şahs-ı manevîsine karşı mağlubdur.” Yani “Hz. Mehdi (a.s.)” diyor, “tek başına faaliyet yapamaz” Doğru, tabi ki talebeleriyle yapacak, Peygamberimiz (s.a.v.) tek başına mı Hedek savaşını yaptı, Uhud savaşını yaptı? Diğer mucizeleri tek başına mı yaptı? Sahabelerle yaptı tabi ki. Hz. Musa (a.s.) talebeleriyle birlikte yaptı, tek başına yapmadı. Bunda şaşılacak bir şey yok ki yani yeni bir şeymiş gibi düşünüyor insanlar. Tabii ki Hz. Mehdi (a.s.) var, tabii ki talebeleri var, tek başına olur mu?
OKTAR BABUNA:Olmaz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s.) tek başına yapacak her şeyi dememiş ki, zaten mantığı yok ki bunu çok garip bir söz bu, zorlama bir söz, tabii ki talebeleri var. “Şu zamanda -kuvvet-i velayeti ne kadar yüksek olursa olsun- böyle bir cemaat-ı beşeriyenin ifsadat-ı azîmesi içinde (yani dünyanın şiddetli ifsat olması, rezil olması, perişan olması) nasıl ıslah eder? Eğer Mehdi'nin bütün işleri hârika olsa, şu dünyadaki hikmet-i İlahiyeye ve kavanin-i âdetullaha muhalif düşer (Cenab-ı Allah’ın adetullahına muhalif düşer.) Bu Mehdi mes'elesinin sırrını anlamak istiyoruz” diyorlar Bediüzzaman’a soruyorlar. Ama yani zaten Hz. Mehdi (a.s.) tabi ki bir cemaati var, o cemaatinde temsilcisi.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aksini kimse iddia etmiyor ama herhalde var iddia edenler çünkü Hz. Mehdi (a.s.) çıkıp, tek başına halledecek zannediyorlar, bir başına. O zaman çok acayip bir durum olur, işte o zaman Cübbeli’nin dedikleri olur, değil mi?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Elcevab” diyor Bediüzzaman. “Cenab-ı Hak kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak (yani Kuran’ın korunmasına ve himaye edilmesine bir delil olarak), her bir fesad-ı ümmet zamanında (yani ümmetin fesada gittiği her bir devirde) bir muslih (ıslah edici) veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan (bir halife, Müslüman halifesi) veya bir kutb-u a'zam (o devrin Kutb-u, büyük alim) veya bir mürşid-i ekmel (değerli bir mürşit, büyük bir kemale gelmiş büyük bir mürşit) veyahud bir nevi Mehdi hükmünde (yani hidayete vesile olan Mehdi hükmünde) mübarek zâtları göndermiş;” şahs-ı manevileri değil. Bazı kardeşlerimiz iki üç kişi onlar, tutturdular şahs-ı manevi aşağı, şahs-ı manevi yukarı. Kardeşim tamam Hz. Mehdi (a.s.) var, talebeleri var ve şahs-ı manevisi var. Sırf şahs-ı manevi olur mu?
OKTAR BABUNA:Olmaz Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani bu nasıl bir mantıktır? Bak “mübarek zatları göndermiş” demek ki hep zatlar olmuş, peki geldiklerinde bu zatlar hep tek mi gelmişler? Talebeleri var tabii ki, tabii ki şahs-ı manevisi var. Mesela Abdülkadir Geylani geliyor, yüzlerce talebesi vardı, binlerce talebesi vardı. Abdülkadir Geylani, talebeleri ve ondan meydana gelen şahs-ı manevi. İmam-ı Rabbani ve çok fazla halifesi vardı, çok fazla talebesi vardı. İmam-ı Rabbani var, talebeleri ve onlardan meydana gelen şahs-ı manevi var. Ama sırf şahs-ı manevisi yok, şahıs var.
“Fesadı izale edip, milleti ıslah etmiş” yani o devirdeki fesat neyse, anormal düşünceler neyse onları izale edip, yok edip milleti ıslah etmiş, muslihdir onlar zaten, ıslah edip düzeltiyorlar.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Dini Ahmediye’yi (yani İslam dinini) (s.a.v.) muhafaza etmiş. Madem Cenab-ı Allah’ın adeti öyle cereyan ediyor” (madem Allah sürekli bu şekilde yapıyor, sürekli bir insan gönderiyor onların da talebeleri oluyor ve onlarla böyle güzel netice alıyor Cenab-ı Allah) “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında” dünya tarihinin en büyük fesadı. 7 milyar dünyanın %80’i, %90’ı Deccal’e teslim oldu. Bak “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında”, Darwinizm’in, materyalizmin dünyaya hakim olduğu dönemde. “Elbette” diyor Bediüzzaman “en büyük bir müctehid” onun üstüne yok diyor, en büyük müctehid. “Hem en büyük bir müceddid” yani en büyük mezhep imamı, Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerinin hepsinin üstünde, İmam-ı Rabbani’nin üstünde, Abdülkadir Geylani’nin üstünde gelmiş geçmiş en büyük veli, üstüne yok diyor Bediüzzaman. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.) de söylüyor, bütün Ehl-i sünnet uleması söylüyor, herkes söylüyor. “Hem en büyük bir müceddid, hem hakim” adaleti dağıtıyor, bütün dünyaya adalet dağıtıyor, hakimliği yönüyle. Mahkum değil bak, mahkum yönü var, mahkum oluyor fakat sonunda hakim oluyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Yani adaleti dağıtması yönüyle hakim oluyor. “Hem Mehdi”, en büyük Mehdi, diyor. “hem mürşit” yani bütün tarikatların üstünde olduğu için, bütün tarikatlar kaldırılıyor, en büyük mürşit o. “Hem kutb-u azam” dünyadaki kutup, Allah onun kanalıyla hidayeti dünyaya yayıyor. “Kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniye’yi gönderecek” şahs-ı manevi değil. Bak “bir” diyor, bir ne demektir?
OKTAR BABUNA:Bir demektir, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Yok” diyor, “birçok demektir” diyor. Kardeşim böyle aklı çökmüş gibi adamın. “Bir” diyorsun “çoğunu ifade ediyor o” diyor. Kardeşim “zat” diyoruz, “o zat, nasıl konuşuyorsun çoğunluk anlamına gelir o” diyor. Allah Allah, o zaman gemi diyoruz uçak, ayakkabı diyoruz taksi, dolap diyoruz masa, delirdiniz mi siz? Türkçe Türkçe’dir, normal açıklaması, başka dilde de söylemiyorum, yani iki üç kişi var, onlara yöneliyorum, diğer bütün kardeşlerimi tenzih ederim.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak “Bir zat-ı nuraniyeyi gönderecek”, gönderdi demiyor, gönderecek. Sonradan yani, gönderecek ne demektir? Gönderilmiş şeye, gönderilecek denir mi?
OKTAR BABUNA: Denmez Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Gönderdi anlamına geliyor” diyor, “gönderilecek” diyor adam. Bak “o zat da”, o zat da çok özür diliyorum yani mecbur oluyorum; ne demek sence bu “o zat” ne anlıyorsun sen?
OKTAR BABUNA:O kişi inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Yok, çoğunluk” diyor, “şahs-ı manevidir burada kastedilen” diyor.
“O zat da Ehl-i Beyti Nebevi’den olacaktır”, “seyyid olacaktır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “Cenab-ı Hak”, şimdi bak iyi dinlesinler, 3 şahıs var, onlara söylüyorum, kafalarına bak tak, tak, 3 defa vuruyorum. Sesi geliyor şu an. Duydun mu sen tak tak diye?
OKTAR BABUNA:Duydum inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak “Cenab-ı Hak” diyor, “olmaz” diyor, “Adetullah’a muhalif,” diyor “mümkün değil, İslam ahlakı hakim olmaz” diyor. Şimdi onlara sesleniyor. “Cenab-ı Hak” diyor, “bir dakika zarfında” bak “bir dakika zarfında, beyn-es sema vel-arz alemini (gökteki bulutları yani göğü), bulutlarla doldurup, boşalttığı gibi” Bir anda, bir dakikada diyor, bulutlarla doldurur. Sen gördün mü bazen, mesela normal Türkiye simsiyah bulutlarla doluyor? Süratle geliyor bulutlar, bir anda da yok oluyor. Adam ne diyor bizim şahıs? “Olmaz Adetullah’a muhalif, olmaz öyle bir şey” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam haşa.
ADNAN OKTAR:Bak “olur” diyor Bediüzzaman. Bak “boşalttığı gibi bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder” Bir saniyede, birden diyor, denizin fırtınası durur diyor. Adam diyor ki: ”Adetullah’a muhalif, denizin fırtınası durmaz” diyor. “Durur” diyor. Görüyoruz da ayrıca durduğunu. Bak yine bunların kafasının açılması için çok faydalı bu, uzun uzun -Bediüzzaman anlamış anlamayacaklarını- Müslümanlar’ın içini açsın, sevinsinler diye bunların da beynine bilgi ulaşsın diye çok fazla örnek vermiş ki o kafaları iyice açılsın diye.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Ve bahar içinde” diyor bak, “bahar içinde bir saatte, yaz mevsiminin numunesini meydana getirir” diyor bak, bahar içinde, şimdi bahar ayındayız yani serin ortalık, birdenbire müthiş bir sıcak hava oluyor, yaz geldi zannediyoruz. Sonbaharda da olur mesela, hatta pastırma yazı derler. Birden muazzam bir sıcaklık olur, önümüzdeki günlerde olacak Allah’ın izniyle.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Yaz mevsiminin numunesinin ve yazın” yaz ortamı değil mi, çok sıcak bir hava. “bir saatte kış fırtınasını icat eden”, hatta plajlarda millet kaçıyor değil mi? Tir tir titriyor, palto falan giyinmeye kalkıyor yazın, üşüyorlar, “icat eden Kadiri Zülcelal” Adetullah’a muhalif, olmaz diyenler var ya, işte bak duysunlar, “oluyor” diyor Bediüzzaman.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Biz de görüyoruz ayrıca. “Hz. Mehdi (a.s.) ile de”, bak Hz. Mehdi (a.s.) ile de şahs-ı manevi demiyor, “Hz. Mehdi (a.s.) ile de Alem-i İslam’ın (bütün İslam aleminin) zulümatını dağıtabilir” “Dağıldı” demiyor, “dağıtabilir” diyor. “ve vadetmiştir” diyor, kim vadediyor? Cenab-ı Allah vadediyor, vadetmiştir.
OKTAR ABBUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Vaadini elbette yapacaktır”, Allah vadinden dönüyor mu, ayet var mı vaadinden dönmez diye, dönmüyor değil mi Allah vaadinden? Bunlar ne diyor, “Allah vaadinden döner, döndü” diyor. Dönmez Allah vaadinden.
OKTAR BABUNA:Haşa. İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak diyor ki: “Ve vaat etmiştir ve vadini elbette yapacaktır. Kudreti İlahiye noktasında bakılsa” Allah’ın gücü noktasında bakılsa “gayet kolaydır” diyor. Ona sorduğunda, “gayet zor, imkansız” diyor. E “gayet kolaydır” diyor bak Bediüzzaman. Çünkü “mason için olur” diyor, “komünist olur” diyor, “it kopuğa olur” diyor, “Avrupa Birliği yapar, Amerika da yapar, Rusya da yapar, Çin de yapar; Müslüman, o yapamaz” diyor. Nasıl oluyor? Koskoca Türklük alemi, Tuğrani topluluk, aynı kan, aynı can, aynı din, bizim canlarımız nasıl birleşemeyiz? “İmkansız” diyor. İslam alemi aynı iman, aynı din, aynı Allah’a, aynı Kitab’a inanıyoruz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Ki Türk aleminin hepsi Müslüman zaten, niye birleşmeyelim? Bunda acayip olan nedir? Bak “Kudreti İlahiye noktasında bakılsa gayet kolaydır. Eğer daireyi esbab (yani sebep açısından) ve Hikmeti Rabbaniye” Allah’ın hikmeti “noktasında düşünülse, yine o kadar makul”, “son derece makul” diyor Bediüzzaman, “ve vukua layıktır”, meydana getirilmesi son derece gereklidir, vukua layıktır ki “eğer Muhbiri Sadık’tan (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den), rivayet olmasa dahi” hadis olmasa dahi hani var ya bazı tipler var şaşar Beşer falan “hadis yok” diyorlar. Onlara cevap veriyor bak, “Ey şaşar Beşer” diyor Bediüzzaman, “rivayet olmasa dahi” senin dediğin gibi diyor, olmasa dahi, Kütüb-i Sitte dolu ve hadisler de olmuş ayrıca. 150 hadis fiilen olmuş, belgeledik, ispat ettik, kimse inkar edemiyor. “Muhbiri Sadık’tan rivayet olmasa dahi herhalde öyle lazım gelir ve olacaktır” Yani her halükarda bak, herhalde diyor, “herhalde öyle olmak lazım gelir ve olacaktır” diye Ehl-i tefekkür hükmeder” diyor, İnşaAllah. Bak diyor ki Bediüzzaman: “Şimdi de kemiyeten milyonları geçen bir nesli mübarektir” diyor, “seyyidler”. Ben seyyidim, Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslindenim.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Kemiyeten (sayıca) milyonları geçen bir nesli mübarektir.” Mübarek “milyonlarca seyyid var” diyor Bediüzzaman. Mütenebbih ve kalpleri imanlı ve muhabbeti Nebevi ile dolu (Peygamberimiz (s.a.v.)’e sevgi ile dolu) ve cihandeğer, şeref-i intisabıyla serfirazdırlar” yani şerefli bir nesildirler. “Böyle bir cemaati azime içindeki” yani Peygamberimiz (s.a.v.)’i seven seyyidler topluluğu, Peygamberimiz (s.a.v.)’e bağlı olan seyyidler topluluğu, “içindeki mukaddes kuvveti” yani “O topluluğun içinde bir mukaddes kuvvet var” diyor Bediüzzaman. “Kuvveti tehyic edecek ve uyandıracak hadisat-ı azime vücuda geliyor” “Büyük olaylar meydana gelmeye başladı” diyor. Bak “hadisat-ı azime vücuda geliyor”, yani yolda diyor, gelmek üzere, önümüzdeki günlerde göreceksiniz ve devam ediyor zaten şu an.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Afganistan işgal ediliyor, Irak işgal ediliyor, Müslümanlar’a zulüm ediliyor. Uyandıracak hadisat-ı azime vücuda geliyor. Elbette o kuvveti azime’deki yani bu büyük kuvvetteki bir hamiyeti aliye” yani koruma hissi “feveran edecek” coşacak, taşacak, “ve Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip” ne diyor bunlar? “Şahs-ı manevi başa geçecek” diyor. Şahs-ı manevi, şahs-ı manevi’nin başına geçer mi?
OKTAR BABUNA:Geçmez Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani ne gerek var bu sahtekarlığa, ne ihtiyacın var? Bak üç kişi var benim muhatap olduğum, onlara söylüyorum.
Bak “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip” “lider olacak” diyor, başına geçecek diyor. Bak “seyyidler topluluğu var” diyor, topluluktan haberi var Bediüzzaman’ın. şahs-ı manevi’den de haberi var, hepsini söylüyor, “Onun başına geçecek” diyor, kim başına geçecekmiş? Hz. Mehdi (a.s.). Bak “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip, tarik-i hak ve hakikate sevk edecek” Kumandan olduğu için, öncü olduğu için, mürşit olduğu için, Mehdi olduğu için sevk edecek diyor. Kumandan orduyu sevk etmiyor mu?
OKTAR BABUNA:Eder, eder Hocam tabii.
ADNAN OKTAR:“Sevk edecek” diyor, evet bak “böyle olmak ve böyle olmasını bu kıştan sonra” kış mevsimindeyiz diyor, “bu kıştan sonra, baharın gelmesi gibi adetullah’tan Allah’ın adetullahından ve rahmeti İlahiye’den bekleriz ve beklemekte haklıyız” diyor. “Allah’ın kanunu bu” diyor yani “kış varsa” diyor, “yaz gelir, yaz varsa” ne oluyor? “kış geliyor” Şimdi yaz olacak Hz. Mehdi (a.s.) gelecek yaz olacak, Hz. Mehdi (a.s.) vefat ediyor, yeniden kış geliyor. “Bu Allah’ın adetullah’ı” diyor Bediüzzaman.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Buhtunnasr geliyor kafir Deccal, arkasından İslam yeniden hakim oluyor. Nemrut geliyor, arkasından yeniden İslam ahlakı hakim oluyor, değil mi?
“İkinci işaret yani altıncı işaret” diyor, Bediüzzaman. Bak bunların güm güm vuruyor kafalarına. Hz. Mehdi (a.s.)’nin cemaat-i nuraniye’si” bak “Hz. Mehdi (a.s.) var, cemaati var, cemaat-i nuraniyesi” diyor. Yani Bediüzzaman ayırdedebiliyor, bunlar kafaya koyacak bunu. Bak, Hz. Mehdi (a.s.) bir ve cemaati nuraniyesi. Mehdi (a.s.) ayrı, cemaati ayrı ve o Mehdi (a.s.) ve cemaatinden oluşan şahs-ı manevi ayrı.
“Hazret-i Mehdînin cemat-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’akârânesini tamir edecek” Hah Süfyan komitesi ne yapıyor, yani iddia edilen Ergenekon Örgütü; tahribatçı bir sistem meydana getiriyor, bidat meydana getiriyor, bid’âkârane. Yani olmayan abuk subuk yeni şeyler çıkartıyor, sistemler meydana getiriyor. Yani Kuran’a, sünnete muhalif, yepyeni bir şey çıkartıyor. Bak bidat, yani insanlara zarar veren, atmasyon, abuk subuk şeyler. Münafıkların yaptığı, müşriklerin yaptığı bir şey. Kuran’da, sünnette olmayan, bu dinde var, diye ortaya çıkartıyorlar. “Allah bunu emrediyor” diyor.
Bak, “rejim-i bid’akârânesini tamir edecek” Demek ki, yıkmıyor Süfyan sistemi, yıksa yeniden inşa edecekler. Tahrip etmiş sadece, bozmuş, yani yıkılmamış sistem tamamen. Ne yapıyor Mehdi (a.s.)? Darwinizm’i, materyalizmi temizliyor, kırıyor gidiyor. Ne yapıyor? Münafıkları susturuyor. Ne yapıyor? Yobazları susturuyor. Allah sevgisini, Allah aşkını arttıryor, Türk-İslam Birliği’ni teşvik ediyor, İttihad-ı İslam’ı teşvik ediyor, milli manevi heyecanı arttırıyor, manevi çoşkuyu arttırıyor ve tamirat yapıyor, sevgiyi arttırıyor. İnsanlar birbirinden nefret etmiyor artık, insanlar birbirini sevmeye başlıyorlar. Süfyan’ı Peygamberimiz (s.a.v.) açıklıyor; “Şam’da çıkacak” diyor. Bütün eşgalini belirtmiş, tam Hafız Esad’ın özelliklerini gösteriyor” Müslümanları katledecek, Müslümanların Allah’ı andığı yerleri kapatacak, camileri kapatacak, Kuranları yakacak” diyor. “Bu mahluk Müslümanlara muazzam zarar verecek”
Bak, “Sünnet-i seniyyeyi ihyâ edecek” Sünnet-i seniye nedir? Asr-ı Saadet gibi, “ yani Âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi inkâr niyetiyle (s.a.v.)” yani, Peygamberimizin (s.a.v.) getirdiği o, sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, arkadaşlık, güzellik, sabaha kadar sayarım, sistemini kaldırıp, itlik kopukluk, kan dökmek, rezillik, fitnecilik, fucurculuk, münafıklık sistemini, bak diyor, ”inkâr niyetiyle, şeriat-ı Ahmediyeyi (s.a.v.) tahribe çalışan Süfyan komitesi” yani bunları yapan “Süfyan komitesi, Hazret-i Mehdî (a.s.) cemiyetinin” bak Mehdi (a.s.) var, cemaati var, cemiyet cemaat, “cemiyetinin mucizekâr mânevi kılıncıyla öldürülecek ve dağıtılacak” Kan yok çünkü Mehdi (a.s.)’de. Kan yok, ne yapıyor? Manevi kılınç var, ilim kılıncı var. Koyduğunda oturtturuyor, vurduğunda deviriyor. “Mucizekâr mânevî kılıcıyla öldürülecek ve dağıtılacak” İddia edilen Ergenekon Örgütü ne oldu? Darmakeşan oldu. “Çıkın ortaya delikanlıysanız görelim” diyoruz. Köpek gibi aralardan, kara tahtaların aralarından bakıyorlar. Devletin hakimini tehdit etmeye kalkıyor, mermi gönderiyor. Ne dedik? “Yuttururuz sana mermileri” dedik, gık yok. Bir daha göndersene bakayım delikanlıysan. Gönderemez.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yerle bir etme azmiyle ortaya çıkmış bir mahlukat grubu, yirmi ikiye bölmeye kalktılar bu güzel vatanı, biz de onların kafasını yirmi iki parçaya ayırdık. İlim kılıncıyla. “Biz öyle parçalama olmaz, böyle parçalama olur” dedik. Bak iddia edilen Ergenekon Örgütü ördek tüyü gibi yolunuyor şu an. Tepsiye koyulmuş ördek tüyü gibi. Hani kabadayıydınız siz? İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün en büyük düşmanı Atatürk’tü. Atatürk’e düşmanlar. Çünkü Atatürk Türk-İslam Birliği’ni istiyor, İttihad-ı İslam istiyor, Türklük alemi birleşsin istiyor. “Medeni olalım” diyor, “modern olalım, ilerleyelim , aydınlanalım istiyor” Adamlar ne istiyor? Kan, irin, karanlık, rezillik istiyor. Bir kısım cins yobazları da arkalarına almışlardı, tam kadro gidiyorlardı, “hop dedik nereye gidiyorsunuz?” Küt diye çarptılar. Bak devlet yakalarına yapıştı. İnşaAllah. Çıkmıyorlar da ortaya, daha hala arazideler, çıkamazlar da. İnşaAllah.
Bak, “Hem Âlem-i insaniyette inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle” Allah’ı inkar niyetiyle “medeniyet ve mukaddesât-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini” bak, inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle” Allah’ı inkar niyetiyle medeniyet, sanat, bilim, estetik ve güzellik, medeniyetini ortadan kaldırdı, komünizm, faşizm ve vahşi kapitalizm. Sanat var mı? Yok. Sanatçı var mı? Yok. Bilim var mı? Yok. Niye? Deccal komitesi yani Darwin’in komitesi, Marks, Lenin, Stalin, Troçki, Abdullah Öcalan bebek katili, bunların hepsi aynı takım.
Bak, “inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesât-ı beşeriyeyi” dünyanın mukaddesâtını. “Sevgi var mı?” diyorsun Çin’de, adamları robot yapmışlar. Öldürdüler adamları, ruhunu aldılar, adamların bedeni yaşıyor şu an Çin’de, öldü adamlar. Gidin bakın, Çin’e gidenler baksınlar. Ruh yok ki, ölü adamlar böyle.
Bak, “mukaddesât-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden” “Perişan ettiler” diyor insanlığı. İntihar edenler, eroin çeken, esrar çekenler, bambaşka mahluklar türedi. “zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsâ aleyhisselâmın din-i hakikîsini” Hz.İsa (a.s.)’nın dini hakikisi neydi? İslam’dı, Müslümanlıktı, “İslâmiyetin hakikatiyle birleştirmeye çalışan” La ilahe ill'Allah demeye çalışan, La ilahe ill'Allah demeye çalışan “hamiyetkâr, koruyucu ve fedakâr” cansiperane gayret eden “bir İsevî cemaati namı altında” Hıristiyan cemaati namı altında “ve "Müslüman İsevîleri" unvanına lâyık bir cemiyet,” o kadar benziyor ki Müslümanlıka, zannedersin Müslüman. Yanlız bu tabii Mormonlar falan değil, Mormonlar biraz andırıyor ama, “Onlar da Hz. İsa (a.s.)’ya Allah” diyorlar, öyle olmaz. “La ilahe ill'Allah” diyecekler öyle olmaz. Bu gizli bir topluluk, burada kastedilen, Bediüzzaman’ın dediği gizli. “Unvanına lâyık bir cemiyet” Mehdi (a.s.) cemiyeti de gizlidir. İsa (a.s.)’nın cemiyeti de gizlidir, bu cemiyet de gizli açık olmaz. “O Deccal komitesini,” yani şu an dünyayı fesada götüren Deccal komitesini “Hazret-i İsâ aleyhisselâmın riyaseti altında” liderliği altında “öldürecek ve dağıtacak, beşeri inkâr-ı ulûhiyetten kurtaracak” “Üstad bunu nasıl yapacaklar?” diyorsun, “Bunu” diyor Bediüzzaman “Mehdi (a.s.) yapacak, İsa (a.s.) da siyaset ayağıyla ilgilenecek” diyor. “Siyaset yönüyle ilgilenecek” diyor. “Dünya siyasetine yönelecek” diyor İsa (a.s.). Mehdi (a.s.) doğrudan ezendir, fikren, ilmen ezen Mehdi (a.s.)’dir. İsa (a.s.) bunu Mehdi (a.s.)’ye bırakıyor, o dünya siyasetine etki ederek mücadelesini devam ettiriyor. Çünkü o alenen girse zaten hemen anlaşılır. Yani o, o şekilde yapmıyor. Bambaşka onun yöntemi, İsa (a.s.)’nın. Yani o, zamanı gelince göreceksiniz, hayret verecek onun yöntemi çok değişiktir. Yani sezilmeyecek ayrı bir yöntem kullanıyor. Sezilmesi çok çok güç bir yöntem kullanıyor. Evet Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Terörden bahsetmiştiniz Hocam, terörün nasıl susturulacağını anlattınız fikri mücadele ile. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, Bediüzzaman’da tam sizin dediğiniz gibi terörün maddi ve siyasi kuvvetlerle susturulamayacağını söylemiş Hocam inşaAllah. “Şimdi bu zamanda en büyük tehlike olan zındıka ve dinsizlik ve anarşilik ve maddiyunluğa karşı yanlız ve yanlız tek bir çare var. O da Kuran’ın hakikatlerine sarılmaktır. Yoksa koca Çin’i az bir zamanda Komünistlik’e çeviren musibet-i beşeriye, siyasi, maddi kuvvetlerle susmaz. Yalnız onu susturan hakikat-i Kur'âniye’dir” Emirdağ Lâhikası’nda Hocam.
ADNAN OKTAR: Komünistlik deyince millet hani Devletçilik olarak alıyorlar. Avrupa da komünist şu an. Namus mefhumu yok, din yok, iman yok, Allah inancı yok, La ilahe ill'Allah inancı yok, komünistlik budur. Yoksa Devletçilik ne alaka, insan gerekirse Devletçi de olursun yani. Menfaat olacaksa fakire fukaraya, parayı toplar devlet bir araya getirir bu Devletçiliktir. Yani bir özel şirket veyahut özel grup veyahut vakıf yapmaz mesela, devletin bakanlığı toplar der buraya millet parasını, yiyeceğini getirsin biz buradan dağıtalım der. Belediyeler de resmi kurum, belediyeler fakire fukaraya yiyecek dağıtmıyor mu? O da Devletçilik. O komünistlik mi o? Komünistlik eşittir ahlaksızlık, zulüm, Allahsızlık, kitapsızlık, sevgisizlik, neşesizlik, bilim ve sanat düşmanlığı. Komünizm budur. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir sözü daha var Hocam. “Şimdi anlaşıldı ki, millet, vatan ve İslamiyet’e en dehşetli zarar veren komünistlik, masonluk ve dinsizliktir. Çünkü masonluk, komünistlik, dinsizlik doğrudan doğruya anarşistliği doğuruyor. Ve bu dehşetli duruma karşı ancak ve ancak Hakikat-i Kuraniye etrafında İttihad-ı İslam dayanabilir” (Beyanat ve Tenvirler)
ADNAN OKTAR:Tabii ki. İttihad-ı İslam’la inşaAllah.
MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah. Bir Alevi kardeşimiz yazmış, Aleviler koç yiğittir, Allah’ın aslanlarıdır, delikanlının hasıdır. Alevi olacak da esir edeceksin, öyle mi? Sıkıysa et bakalım. Acayip delikanlıdır Aleviler, bütün Türk Milleti gibi maşaAllah.
“Sevgili pirimize candan saygı ve sevgiler. Canımız pirimiz bizler Ehl-i Beyt aşıklarıyız” Ne güzel maşaAllah, maşaAllah. Ben de, kardeşlerimiz de, bizler de Ehl-i Beyt aşıklarıyız inşaAllah. “Hz.Mehdi (a.s.)’yi özlemle bekliyoruz ve diyoruz ki bazı inanmayanlara, ön yargılı şahıslara; “Gelin bu Müslaman birliğini hakkıyla ve herkes tam bir adalet içinde kuralım. Çünkü bu birlik ve beraberliği taşlayan çok bağnaz kişiler vardır. Buna izin vermeyelim inşaAllah. Alevi kardeşiniz, selametle can ve aslan pirim” diyor. “Alevi kardeşiniz Ahmet, saygı ve sevgilerle, selametle. Ayrıca çok güzel günler yakındır inşaAllah, pirimiz maşaAllah çok izanlı ve aklı selim konuşuyor. İstanbul’dan Yunus Emre Mısır” MaşaAllah.
Aleviler, Bektaşiler çok şahanedir, Bektaşi nefesleri. Mesela Yunus Emre’nin şiirleri nefes kesicidir, nefes. Değil mi? Bektaşidir biliyorsunuz Yunus Emre. Nefistir, böyle dinlemeye doyamazsın. Dinlemeye doyamazsın, derin hakikatler vardır, derin Allah aşkı vardır, derin Allah sevgisi vardır. Hacı Bektaş’ın mesela yapılmış bir resmi var, ona bile bakınca hemen anlarsın oradaki sevgi anlayışını, aslanlar, karacalar hepsini çok sever. İnşaAllah. Alevilik eşittir sevgi, sevgi eşittir Alevilik. İnşaAllah. Bütün milletimiz gibi inşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam” aleyküm selam ve rahmetullahi ve bereketühü. “Hocam sizi ailece izliyoruz ve çok seviyoruz” Ben de sizleri çok seviyorum. “Allah sizden razı olsun inşaAllah. Hocam münafıklık hakkında bilgiler veriyorsunuz. Hocam ben de örneğin evlenmek istiyorum” Güzel. “Güzel bir işte çalışmak, para kazanıp aileme sahip çıkmak, bakmak istiyorum. Ama münafıklığı anlatırken Hocam korkmaya başladım. Ben de benzemekten çok korkuyorum. Hocam dualarınızı bekliyorum. Sizin sohbetinizi takip ediyorum, ders almaya çalışıyorum. Ne yapabilirim Hocam? Allah sizden razı olsun. Saygılarımla” Şimdi evlenirken “Yarabbi” diyeceksin, “ben senin tecellinle evleniyorum. Allah rızası için evleniyorum. Bu bana Allah’ın emaneti, hakkı, güzelliği, sevgiyi, barışı, kardeşliği, nefsimden bu parçayla, bu güzel insanla omuz omuza verip mücadele etmek, senin yolunda kendimizi adamak, Allah yolunda mücadele etmek için evleniyorum” dediğinde, sen mücahit olursun. Muttaki, mümin olursun. Nerenin münafığı. Münafık ezen olursun, antimünafık olursun. Gidersin “Yarabbi” dersin, “bana öyle bol para, öyle bol imkan ver ki, Senin yoluna hepsini hibe ediyorum Yarabbi. Canım, malım, her şeyim senin, hayatım, ölümüm, dirimim, ibadetlerim, hepsi yaratan Allah için” dersin, Allah’a kendini hibe edersin. “Yarabbi dersin bütün kazandığım malı Sana hibe ettim, Sen verdin, Sen alırsın. Sana hibe ediyorum, bana bol kazanç ver, ben de Allah yolunda bol bol harcayayım” dersin. Eğer hakkıyla dersen, zibil gibi mal gelir, para gelir sana, bol bol harcarsın. İnşaAllah. Ama maazAllah neuzubillah, Hz. Musa (a.s.) devrinde bir mahluk vardı. Kimdi onun ismi?
OKTAR BABUNA: Karun.
ADNAN OKTAR: Karun. “Yarabbi, bana bol para ver, bol imkan ver” dedi, dua etti Allah’a. “Senin yolunda harcayacağım” dedi, parayı kazanınca, “Parayı Allah vermedi, ben kazandım” dedi. “Aklımla, gücümle, imkanımla ben kazandım, Allah vermedi” dedi. “Ben kendi imkanlarım için harcayacağım” dedi. Allah bütün malıyla, mülküyle onu mahvetti. Böyle olmamak çok önemli. Yoksa Allah yoluna bir insan yüzde yüz karar verirse, yani tahmin tahayyül edemeyeceğim şekilde kazanırsın. Ama haşa Allah’a oyun oynamaya kalkarsa adam, Allah adamın kemiklerini kırar. Mahveder Allah. Buna dikkat edeceğiz, yoksa tabii ki bol kazanacağız. Benim arkadaş çevrem, yani hayret edilecek şekilde kazanıyorlar çocuklar. Hayret edilecek şekilde. 25-30 yaşında çocuk, nereden bilir bu işleri? Muazzam kazanıyor. Ama muazzam harcıyorlar, Allah için. Hepsini Allah’a veriyorlar. Her şeyi Allah yaratır. Böyle olursa tamam.
OKTAR BABUNA:Siz söylemiştiniz Hocam, o dönemin parasıyla iyi bir miras kaldığını gençliğinizde, gençsiniz Hocam her zaman estağfurullah. Ve tamamını o dönemde tebliğ için harcadığınızı söylemiştiniz ki, pantolonunuzu bile onararak böyle, kıyafet almayarak.
ADNAN OKTAR:Doğru. Nokta dergisinin kapağında da resmi var. Bunlar çok kurnazlar. Şimdi sakalım var, bir de gölge var, gölgeyi de sakalla birleştirmişler, böyle sakal aşağıya doğru bükülmüş. Süper uyanıklar bunlar. İlginç görünsün, diye. Çok cinler inşaAllah. Oradaki mesela pantolonum dizleri yırtık, yama yapmıştım. Doğru. O zamanki imkanlarımla öyleydi. Kıyafete vereceğim parayı götürüp kitaba yatırmıştım ve kitap dağıtmıştım.
Raul, Azerbaycan’dan yazıyor. Azerbaycan’ın bütün koç yiğitlerine, aslanlarına selam. Onlar benim canım, ciğerim, ruhum, etim, kemiğim benim. “Allah’ın selamı üzerinize olsun” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Mübarek Hocam son kez size mesaj yazdığımda demiştiniz ki, “Azeriler benimle Azeri lehçesiyle konuşsun”, müsaadenizle sorumu Azeri lehçesiyle vereyim” Çok şahane bir lisan, acayip hoşuma gidiyor. “Hocam, Deccal özü Deccal olduğunu bilir mi? Yoksa heç özü de bilmeden o vazifesini icra edir? Deccal münafıktir yoksa kafir? “Ama bazen de çok zor oluyor hakikaten çözemiyorum, ama yazsınlar yine ben çözmeye çalışacağım. “Azeriler sizi çok sevir” diyor. Ben de onları çok sevirim. MaşaAllah. Deccal ölümüne yakın biliyorlar. Mesela Süfyan da ölümüne yakın biliyor kendisinin Deccal olduğunu. Süfyan, Deccal hepsi bilir. Mehdi(a.s.) de tabii sonradan hisseder yani. “Allah-u alem, benziyorum” der, mecburen diyecektir yani. Çünkü benziyorsa ne desin yani? Ama, “ben günahsızım, ben Cennete gideceğim, ben Mehdi(a.s.)’yim”, mümkün değil. “Gerges kuşunun kanadıyla titremesi gibi Allah’tan korkar” diyor Mehdi (a.s.). Diyemez, demez. İsa (a.s.) da vahiy aldığı için, duyuyor, yani Cibril’in sesini duyuyor. İsa (a.s.) olduğunu söylüyor onun. O inanır, İsa (a.s.) olduğuna inanır inşaAllah. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.Siz dün Hocam, “Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. İsa (a.s.) gelecek, görevini yapacak ve vefat ettikten sonra, benim yanıma gömülecek diyor” demiştiniz. Sahabeye de söylemiş aynı zamanda bunu. “Özel olarak kendi mezarının yanında yer ayırttığını” söylemiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet doğru.
OKTAR BABUNA:“Benim yanıma gömün” Hz. İsa (a.s.) için, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu sözüne rağmen, yerini ayrıldığı yeri aleni olarak görülmesine rağmen, bazı kimselerin biz Hz. İsa (a.s.) geldi, yaşadı, biz Isparta’ya gömdük derlerse bu tabi çok ayıp olur” demiştiniz. “Bunu Ahiret’te açıklayamazsınız demiştiniz” Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi böyle bir konu olmasını istemiyorlar ve bu konuda alenen ve açıkça yani utanmadan diyeyim, yalan söylüyorlar, çok ayıp yapıyorlar, çok çok ayıp yapıyorlar. Kuran ayetlerine de savaş açmış durumdalar. Kuran ayetleri iki ayete göre dünyaya hakim oluyor Hz. İsa (a.s.). “Isparta’da toprağın altında olduğunu” söylüyorsun sen. “Allah hayatta mücadele edecek, İslam ahlakını dünyaya hakim edecek” diyor ve “Ehl-i Kitap’tan ona iman etmedik hiç kimse kalmayacak” diyor değil mi? Sen ne diyorsun, değil mi? Alenen ve çok çirkin bir yalan söylüyorsun, utan ve Allah’tan kork.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Nerede Hz. İsa (a.s.)’ın mezarı? Göster, öyle bir mezar da yok, öyle bir vefat olayı da yok.
OKTAR BABUNA: Yok Hocam evet.
ADNAN OKTAR:Alenen ve açıkça yalan söylüyorlar ve utanmadan yani ve Müslümanların aklıyla, imanıyla adeta kendi kafalarına göre alay ediyorlar.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, evet Hocam
ADNAN OKTAR:Bu münasebetsizliği bıraksınlar. Yine bu sözümün muhatabı birkaç kişi, yani o iki üç kişi. Yani bazıları tabii cahilliğinden oturup bunları naklediyorlar bunu bilmiyor, ben onları tenzih ediyorum.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam dinliyorum seni.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Seyyid Abdülkadir Geylani Hazretleri Fethul Rabbani adlı eserinde 60. Meclisi’nde Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bir ifadeleri var, okuyayım mı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oku evet.
OKTAR BABUNA:Abdulkadir Geylani Hazretleri buyuruyor. “Her kim” ki bu zaten erişirse Hz. Mehdi (a.s.) için “ artık Aziz ve Celil olan Allah’ın kapısından onu hiçbir engel alıkoymaz. Hz. Mehdi (a.s.)’ın bayrağı indirilemez, askeri mağlup edilemez, Hakkı haykıran sesi susturulamaz. Tevhid kılıcı için bir hudut çizilemez. İhlas adımları yürümekle yorulmaz, hiçbir iş ona güç gelmez. Hiçbir kapı onun önünde kapalı durmaz, açılınca da kapanmaz. Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur, bütün yönler açılır. O Hak Teala’nın huzuruna varıncaya kadar hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez” MaşaAllah. “Rabbi’nin huzuruna vardığı an, O’da ona lütfeder, ikramlarda bulunur. Onu kendi hücresinde uyutur, lütuf ve fazlından yedirir, ülfet badesinden içirir. Bunları bulduktan sonra hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına gelmeyen harikuladelikleri görür. Hak Teala’nın fazlını, keremini bulduktan sonra, o büyük insan halk arasına tekrar katılır. Sebebi onlara hidayet yolunu göstermesi ve mülk sahibi kılmasıdır. Çünkü o kul, sonsuz manevi bir mülke sahiptir. Ulaşmış olduğu mertebelerin bereketiyle diğer insanlara feyz saçar, rehberlik ve hidayet öncülüğü eder. Öyle bir kuldur ki, Hakk’a asıl olmuş, onu görmüş ve Masiva denen Hakk’ın zatından gayri şeyleri bilmiştir. Bir tokmak olur, Hak ile batılı birbirinden ayırt eder. Müminleri Aziz ve Celil olan Allah’ın katına göndermek için bir elçi bir kılavuz olur. Bu zaten Melekut aleminde Azim ismi verilir. Bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur ve onun gölgesinde gölgelenir. Bu halleri işitip heyecana kapılma” 60. Meclis maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Seyyid Abdulkadir Geylani ismini bile duydu mu insan, bir coşkudur kaplıyor, değil mi? Bak Seyyid Abdulkadir Geylani.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani değil mi? Müthiş bir heyecan verici ismi bile heyecan verici ismi bile heyecan verici maşaAllah. O da Peygamberimiz (s.a.v.) neslinden seyyiddir.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Onun da sırtında mühür vardı maşaAllah Abdulkadir Geylani’nin evet. Yani genetik olarak devam ediyor, Hz. Mehdi (a.s.)’ın da sırtında var. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Hiçbir şey onu durduramaz” diyor Hocam maşaAllah. “Bütün kapılar açılır” diyor.
ADNAN OKTAR:Abdulkadir Geylani Hazretleri’nin bu sözünün çıkışını bana getirsinler. Şimdi getirin. İstirham edeyim.
OKTAR BABUNA:Tamam inşaAllah Hocam.
SUNUCU:Hocam ne zaman uygun görürseniz ara verebiliriz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam verelim ara.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra programımıza tekrardan devam edeceğiz.
SUNUCU:Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Buyurun Hocam, emredin inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Gavs Hazretleri’nin o sözü var mı sende?
OKTAR BABUNA:Var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onu göster.
OKTAR BABUNA:Büyük Ehl-i sünnet alimi Şeyh Esseyid Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin şeyhi ve Hocası büyük mürşit Gavs Hazretleri Seyyid Abdülhakim Hüseyni (k.s.) diyor ki: “Gavs Hazretleri bir sohbetin de, evliya yetiştirme mektepleri olan tarikatler artık iman kurtarma mektepleri haline geldi. Eskiden insanlar yıllarca gezer, kendilerine şeyh ararlardı. Şimdi ise şeyhler kapı kapı dolaşıp, Müslümanlar’ın imanlarının kurtulması için çağırıyor ve topluyorlar. Şah-ı Hazne (Ahmet Haznevi) ümmeti Muhammed’in imanını kurtarmaya çalıştı. Yoksa bu zamanda tarikat meselesi diye bir şey olmuyor. Şimdi bir oyalamadır, yapıyoruz. Maksat iman kurtarmaktır. Tam hidayet Hz. Mehdi Aleyhirrahme zamanında olacaktır” buyurdu. Gavs Hazretleri’ne sorulmuş: “Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird dehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler, tembellik içindedirler. Bunun niçin böyle oluyor?” Gavs Hazretleri buyurmuş: “Evet artık hidayet kalmamış ta ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir durumu muhafazadır, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir. Tam manasıyla hidayeti o yapacak. Biz ise çoluk, çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz” Şeyh Seyyid Muhammed Raşit Erol (k.s.)’nin hayatı. İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bak şimdi bak ne diyor? “Çünkü tam hidayet şimdi, şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir. “Vazife de” diyor “Hz. Mehdi (a.s.)” değil mi? “Bütün tarikatler kalkmıştır” diyor ve “Hz. Mehdi (a.s.)’a bağlanmıştır” diyor yani Kadiri, Nakşibendi, Şazeli her tarikat. Yani bütün mürşitler, bütün Şeyh Efendiler Hz. Mehdi (a.s.)’e bağlanıyorlar, hidayeti oradan alıyorlar. Allah onu vesile ediyor.
Geçenlerde internette Muhammed Raşit Erol Hocamızın değerli büyük mürşidin talebelerinden, halifelerinden bir büyüğümüz bir törene katılmış, çocuklar gösterdiler. Orada da çocuklar folklor gösterisi yapıyorlar, onları seyrediyor. Yakın çekim gösterdiler yüzünü yani acayip şuurlu yani tam bu seyyidlerin derinliği, güzelliği ve nuraniyeti vardı. Çok hayret ettim. Yani müthiş şuurlu ve çok keskin nazarlı, büyük hakikatleri bilen bir insanın temizliği var. Bu mübarek nesil, bu seyyidleri nesli bambaşka maşaAllah. Allah hidayetlerini arttırsın, Allah yollarını açsın. Adıyaman’da bu hizmet veren bu mübarek insanlar çok çok değerli, siyasetle ilgilenmeyen, dünya çıkarına bel bağlamayan, herkes iman etsin isteyen, Allah sevgisiyle, Allah korkusunu esas alan çok mübarek, tertemiz insanlar, çok çok değerli insanlar. Ama Şeyh Nazım Hocam bir başkadır tabi. Dünya tatlısıdır. Ben onu çok seviyorum. Hepsi birbirinden güzel ama ben Hocamı da çok çok seviyorum. Yani tanıyan gören bilir, Allah ömrünü uzun etsin, herkes dua etsin, Hocamızın ömrü uzun olsun diye, yani çok şahane insan.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok çok şahane insan. Bu kadar nüktedan olması bir insanın, bu kadar güzel konuşması hayret maşaAllah. Mucize, harika, keramet inşaAllah. Beraber yemek yemek, beraber sohbet etmek acayip güzeldir Hocamız ile maşaAllah. Daha hala aklımda diyorum ya. Mumbar dolmasını çok seviyor Hocam, bir mumbar dolması yapmamız şart, aklımda kaldı. Yüksel ağabeyimiz de çok temiz, mübarek bir insandır, çok mütevazi. Geçende iftardaydı, maşaAllah dinçliği de çok iyi, çok hoşuma gitti elhamdülillah, mesela geçen yıllar onu yıpratmamış. Bayağı dinç, öyle hep kalp ehli, çok nezaketli, çok efendidir maşaAllah. Ama Şeyh Nazım Hocam birtanedir.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şeyh Nazım Hocam’a, ben ona laf söyletmem, hiç kimse diyemez.
OKTAR BABUNA:Hocam filmini de göstermiştiniz, vekillerinden Ahmet Yasin Hocamızın konuşması.
ADNAN OKTAR:Ahmet Yasin Hocamız, Şeyh Nazım Hocamızın güzel bahçesinin, güzel gülü.
OKTAR BABUNA:Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şeyh Nazım Hocamız güzel gül yetiştirir.
OKTAR BABUNA:Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Güzel gül yetiştirir, hepsi birbirinden güzeldir güllerin maşaAllah. Şeyh Ahmet Yasin de o tasavvuf terbiyesiyle yetişmiş, mübarek ve muhterem bir insandır Es-seyyid’dir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) neslindendir, akrabamdır yani inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız da hem Haseni hem Hüseyni saf kan seyyid’dir yani maşaAllah böyle inşaAllah yani bazen sırf Haseni olur seyyid’ler, bazen Hüseyni olur yani ya seyyid ya Şerif olurlar. Şeyh Nazım Hocamız hem Haseni, hem Hüseyni’dir. Hem seyyid, hem Şerif’dir yani şecereli seyyid’dir. O tombul gözlüklü Haber Türk’ün meşhur akıldanesi acayip bunalmış, acayip bunalmış seyyid olmasından Hocamızın. Sanki nüfus müdürü, nereden biliyorsa, kendince böyle seyyidliğini kıskanan bir üslup kullanmış. Hocamızın şeceresi ispatlıdır, çok açıktır, herkes bilir ayrıca seyyid olduğunu. Nereden biliyoruz biliyor musun? Bir de yüzünden anlıyoruz, nurundan anlıyoruz. İnanmıyorsa, illa inanmıyorsa o mübarek Şeyhimiz’in sakalından bir tane tüyünü ben onlara göndereyim, gitsin baksınlar genetik meraklısı iseler eğer, seyyid olduğunu oradan da anlarlar.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Saf seyyiddir inşaAllah. Bir güzellik yoksa tabi ki bütün insanlar birbirine eşittir yani hepimiz Hz. Adem (a.s.)’ın evlatlarıyız. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) böyle diyor, bu şekilde diyor. “Seyyid’ler nesli Hz. Mehdi (a.s.)’nin yardımcısı olacaklar”
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Her yerde” diyor “o mübarek kumandanları görmek mümkündür” diyor Bediüzzaman. Mesela Ürdün’e gidersin, Ürdün’ün devlet başkanı kim?
OKTAR BABUNA:Kral Abdullah.
ADNAN OKTAR:Seyyid’dir. Bölgedeki bütün liderler, hemen hemen büyük bölümü seyyid’dir.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bizim tombul çok rahatsız oluyor seyyidlerden, ne hikmetse? Ona göre hiç kimse seyyid değil. Üstad diyor ki: “Milyonları bulur” diyor. Kardeşim şecereli seyyid. Babası belli, onun babası belli, onun babası belli, nasıl seyyid olmuyor? Şeyh Nazım Hocamıza haset etmiş anladığım kadarıyla, kıskanmış, onun seyyidliğini şüpheli gibi göstermek istiyor. Böyle devlet tapusu gibi şeceresi, en ince detaylarına kadar devam ediyor. Onun babası şu, onun babası şu, onun babası şu devam ediyor. Niye kıskanıyorsun tombul, değil mi? Mesela benim ki de, ben profesöre, Rus profesöre yaptırdım, Rus profesöre şecere çıkarttık, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Yani Rus değil de Çerkez asıllı, profesör ama. Üniversite tezi olarak aynı zamanda kullanılacak gibi hazırladı. En ince detayına kadar, devlet kaynağı, Rus devlet kaynaklarından resmi evraklarla çıkarttı adam. Ondan ona, ondan ona, ondan ona mesela Muhammed Raşit Erol Hazretleri seyyiddir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ın neslindendir inşaAllah. Bu mübarekler, tabi her ikisi de seyyidtirler inşaAllah. Her ikisi de seyyiddir. Zaten onun evladı inşaAllah Muhammed Raşit Erol Hazretleri, Gavs Hazretleri’nin evladıdır inşaAllah. Seyyiddir. Şecerelidir, şecereli seyyid. Şecere olmasa ne olur? Zaten biliyoruz seyyid olduğunu yani dil nesnen gelmiş, bir de simalarından anlıyoruz.
ADNAN OKTAR:Sizin özelliğiniz Hocam, bilmeyenler olabilir.
ADNAN OKTAR:Bizim mesela Doktor Cihat o da seyyiddir. Bana geldi, yüzüne baktım, “delikanlı dedim, sen seyyid misin” dedim. “Evet Hocam seyyidim, nereden bildiniz” dedi. “Nurundan bildim” dedim. Özeldir onların kendine has bir şeyi vardır bütün seyyidler öyledir. Daha değişik Avrupai değişik bir görünümleri var, oradan anlaşılıyor. Ama tabi genetik olarak da bakılabilir de istenirse, mesela saçından herhangi bir parça alınsa, Şeyh Nazım Hocamız halis seyyiddir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ın neslindendir. Muhammed Raşit Erol Hazretleri o da seyyiddir. Çok fazla öyle seyyid vardır. Ama ne hikmetse o Haber Türk’ün tombulu, o bir alerji gösteriyor bu tip şeylerde. Hocamıza geçenlerde bir dil uzattı, bir dil uzadı şöyle havalarda, sonra diline ben tentürdiyot sürdüm, sonra o dilini geri çekti, değil mi?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah evet.
ADNAN OKTAR:Adabı edebi bazen kaçırıyor dozunu, üslubunu bilmiyor, ağzı bazen kayıyor yani çirkin gidiyor ağzı, ağzının düzeltilmesi gerekiyor, onu uyarıyla, nasihat ile düzeltiyoruz inşaAllah. Bazen endazesi bozuyor, üslubunu bozuyor. Çünkü ne diyor Şeyh Nazım Hocamız “Hz. Mehdi (a.s.) çıktı” diyor. Haber Türk’e haber, kara haber gibi geliyor, kara haber değil mi?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Fatih Altaylı’nın geçenlerde tansiyonu çıktı, hastaneye kalktı. Kardeşim nedir bu Hz. Mehdi (a.s.) alerjiniz? Bak Hz. Mehdi (a.s.) alerjisinden gitti Cübbeli’ye sarıldı artık, Cübbeli’ye. Fatih Altaylı ile ikisi beraber, o gözlüklü tombul ile ikisi, Cübbeli’nin eline ayağına yapıştılar. “Bize” dediler “Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelmeyeceğini söyle,” dediler, “seni çıkaralım Haber Türk’e” dediler değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Cübbeli de o ricalarını yerine getirdi inşaAllah. El ele geziyorlar tombulla ikisi, bayağı seviyor. Cübbeli diyor ki: “Gelin eve, özelde görüşelim” diyor. “Başka şeyler var” diyor, yani “ilginç göreceğiniz, size mahsus olmak üzere” diyor, “halk görmesin” diyor. “Sizin görmeniz gereken, sizin anlayacağınız özellikler var” diyor, “özele gelin göstereceğim” diyor. Bütün milletin gözü önünde söyledi.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ağzı açık bakıyordu, keyfe geldi böyle gördün tombulu, kendini kaybediyor güleceğim diye.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Neyse o, o kadar önemli değil fakat Hocamıza, bu büyük değerli insana saygıda kusur etmesi çok ayıp, çok rahatsız oldum. O, Hocamızın yanında bir hiçtir.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Onun ilminin yanında, irfanının yanında değil mi, güzel huyunun yanında çok, çok, çok, çok küçük kalır, çok küçük kalır inşaAllah. Haddini bilecek.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Hayır alenen yani, mesela Muhammed Raşit Erol Hazretleri meşhurdur, herkes bilir, bütün sülalesi bilinir. Seyyid yani meşhur olur, seyyid aile bilinmez mi?
OKTAR BABUNA:Bilinir Hocam.
ADNAN OKTAR:Meşhurdur yani, herkes bilir seyyid aileyi. Dilden dile gelir ayrıca şeceresi de var. Şeyh Nazım Hocamız da meşhurdur, herkes biliyor seyyid olduğunu yani bütün aile seyyid olarak bilinir ve ailece şeceresi de var. Buna rağmen inkar ediyor. Senin inkarını kim dinler, sen başka neleri inkar ediyorsun, inkar ettiğin çok şey var, ona kalıncaya kadar, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Bırakacaksın bu inkarcılığı, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet Oktar Hocam başka?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Deccaliyet’in Darwinist ve ateist olması ile ilgili Sait Nursi’nin sözleri vardı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oku.
OKTAR BABUNA:“Maddiyunluk, ateist, materyalist ve Darwinist felsefeler manevi taundur” inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Vebadır” diyor yani manevi bir vebadır.
OKTAR BABUNA:Evet. “Ki beşere şu müthiş sıtmayı tutturdu; gazab-ı İlahiye çarptırdı. Telkin ve tenkit kabiliyeti tevessü ettikçe”
ADNAN OKTAR:Bir dakika şimdi yavaş yavaş anlatalım. Bölüm bölüm al, söyle bakayım yeniden baştan söyle de, açıklayarak devam edelim.
OKTAR BABUNA:“Maddiyunluk manevi taundur”
ADNAN OKTAR:Yani Darwinizm, materyalizm manevi veba hastalığıdır. Yani insanları manen öldürür, evet.
OKTAR BABUNA:“Ki beşere şu müthiş sıtmayı tutturdu”
ADNAN OKTAR:İnsaniyete, bütün dünyaya bu sıtma yani “artık dünya titriyor” diyor. “Sıtma krizi gibi yani kendini kaybetti” diyor, evet.
OKTAR BABUNA:“Gazab-ı İlahiye çarptırdı”
ADNAN OKTAR:Birinci Dünya Harbi, İkinci Dünya Harbi 350 milyon insan öldü. Şehirler yerle bir oldu. Darwinist felsefeden kaynaklanan bu ideolojilerle dünya mahvoldu. Değil mi? İntiharlar, sapıklıklar, uyuşturucu, sevgisizlik, neşesizlik, ihtilaller, terör, anarşi, her türlü rezalet ortaya çıktı. Evet.
OKTAR BABUNA: “Telkin ve tenkit kabiliyeti tevessü ettikçe”.
ADNAN OKTAR:Bak, “telkin ve tenkit” önce telkin yapıyor, anlatıyor. Darwinizm’i, materyalizmi anlatıyor. Bir de karşı düşünceyi, hak’kı da tenkit ediyor. Sürekli eleştiriyor. Tevessü ettikçe, geliştikçe diyor. Evet geliştikçe.
OKTAR BABUNA: “o tâun da”
ADNAN OKTAR: Bu veba, yani Darwinist, materyalist, komünist, faşist, sapkın akım da. Evet.
OKTAR BABUNA: “tevessü eder”
ADNAN OKTAR:Gelişir. “Tevessü eder” gelişir. Evet.
OKTAR BABUNA:“Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane”
ADNAN OKTAR:Darwinizm ve materyalizmden meydana gelen Nemrutluk hareketi. Dünyadaki Deccal hareketi. Nemrudane, yani Ahir zaman Nemrutluğu. Bir Hz. İbrahim devri Nemrutluğu var, bir de Ahir zaman Nemrutluğu var. Evet.
OKTAR BABUNA:“gittikçe Ahir zamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek “
ADNAN OKTAR:Yani diyalektik felsefe, Darwinist, Materyalist felsefe yoluyla gelişerek, dünya çapında gelişerek. Evet.
OKTAR BABUNA:“kuvvet bulup, uluhiyeti (Allah'ın varlığını) inkâr edecek bir dereceye gelir.
ADNAN OKTAR:Şu anda da inkar ediyorlar zaten. Dünya çapında, Avrupa’da, Amerika’da falan müthiş yaygın. Darwinist, Materyalist felsefeden kaynaklanıyor bu. Evet.
OKTAR BABUNA:“Aynen öyle de: Tabiiyyun ve maddiyyun mezhebinin başına geçen o eşhas”
ADNAN OKTAR:Deccal. Evet.
OKTAR BABUNA:“kuvvetleri nisbetinde kendilerinde bir nevi rububiyet (terbiye edicilik) tahayyül ederler.
ADNAN OKTAR:Evet, yani insanlığı yönlendirme, insanlığa hakim olma, mesela Stalin de, Lenin de, Marks da, kendini haşa Allah gibi görüyorlar. Evet.
OKTAR BABUNA:“ve raiyetini (saygısını) kendi kuvveti için kendine ve heykellerine ubudiyetkârane serfüru ettirirler.”
ADNAN OKTAR:Mesela Stalin’in heykellerine millet tapıyordu, Saddam’ın heykellerine millet tapıyordu. Eğiliyorlar önünde, iki büklüm oluyor adamlar. Kore, Kuzey Kore’de adam bütün milleti iki büklüm, normal direk iki büklüm oluyor adamlar eğiliyorlar heykeli var herifin. Resimleri var doğrudan eğiliyor. Dimdik duran adam eğiliyor, rüku ettiriyor. Stalin’in, Lenin’in heykellerine secde ettirdiler. Marks’ın heykellerine secde ettirdiler. “Bunlar olacak” diyor, “deccaliyet bunu yapacak” diyor. Evet.
OKTAR BABUNA: “başlarını rükûa getirirler demektir”
ADNAN OKTAR:Evet Ahir zamanda deccaliyet bunu yapacak diyor.
OKTAR BABUNA:Yedinci Mesele: Rivayette var ki, "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilimle dalâlete düşer”
ADNAN OKTAR:Evet Süfyan, mesela Hafız Esad Marksist felsefeyi, Darwinist felsefeyi çok iyi biliyordu. Bu Apo da öyle, Abdullah Öcalan bebek katili de öyle. Komünist felsefeyi en iyi bilenlerdendir. Acayip bir komünistlik bilgisine sahiptir. Yani Marksizmi, Leninizmi, efendim Stalinizmi, yutmuştur. Gerilla yöntemlerini, Ho Şi Minh’in hayatını, Che’nin hayatını, onların düşüncelerini, hepsini yutmuştur herif. Dolayısıyla o da bir Deccal’dir. Mesela Hafız Esad da bir Deccal’di. Yani bunlarda müthiş bir bilgi oluyor, ama şeytani bilgi oluyor. İşte buna Rahmani bilgiyle cevap verilmesi gerekiyor. Sorun bu. Şimdi mesela bu bebek katilinin ve onun takımının bilgisine karşılık verilmiyor, vermiyorlar. Biz de diyoruz ki; “Bizi bırakın, biz bu cevabı verelim” Şimdi bırakın derken, tabii elim ayağım zincirli anlamında değil. Yani ben oraya nasıl çıkıp gidip konuşayım? Ya TRT’nin imkanlarıyla olacak, ya devletin imkanlarıyla olacak, ben başka türlü nasıl yapabilirim yani? Mesela o ŞEŞ TV denen, TRT 6, mesela orada bize imkan verilmesi lazım. Veyahut devletin oraya yayın yapan radyoları var, orada imkan verilmesi lazım. Veyahut kitap dağıtmamız olabilir, ama biz orada nasıl Güneydoğu’da kitap dağıtalım şimdi? Yani asker ve polisin yardımcı olması gerekiyor. Şimdi ben oraya kitap dağıtmaya gitsem, adamlar herhalde hoşgeldin demezler yani. Hayır benim Kürt kardeşlerim benim canlarım ayrı, ben onlarla sarmaş dolaş olurum. Beraber mırra içeriz, beraber sohbet ederiz. Ben oradaki it kopuk takımını, komünistleri kastediyorum. PKK’lıları kastediyorum. Yoksa benim can dostum Kürt kardeşlerim o kadar çokki. Az kaldı zaman inşaAllah. Gideceğiz, Mardin, Urfa, Siirt, hepsini gezeceğiz birlikte. Kürt çadırlarını kuracağız güzel, dağda oğlak keseceğiz inşaAllah. Ben gezmeyeceğim de, orada bir gezen olur. Güzel ızgara yapacağız inşaAllah. Kürtçe şarkı söyleyecekler, dinleyeceğiz. İnşaAllah. Zılgıt çekecekler. Sohbet edeceğiz, beraber namaz kılacağız, yemek yiyeceğiz inşaAllah. Böyle o yüksek yaylalıklarda, o güzel dağlarda, Mardin’de, Urfa’da, Siirt’te. Özgür olacak kardeşlerim. Davar güdecekler, koyun sürüleri olacak, sığır sürüleri olacak. Ondan sonra, onların sütlerini böyle taze taze içeceğiz. Neşe içinde olacaklar oradaki bacılarım, kardeşlerim, benim Kürt kardeşlerim. Onlar benim birtanem inşaAllah. Onların üzerindeki belayı, hüznü ve acıyı tamamen gidereceğiz inşaAllah. Ama “Gelin siz anlatın” diyoruz, olmuyor. “Gidelim biz anlatalım” diyoruz, o da olmuyor. “Beraber hareket edelim” diyoruz, o da olmuyor. Onun için bu konuda rica etmeye devam edeceğiz. İnşaAllah.
Biraz Kuran’dan ayet de okuyayım. Bismillah. Furkan Suresi’ni açmışsın. “Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla” , şeytandan Allah’a sığınırım.
“Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan'ı indiren (Allah) ne Yücedir” Kuran’ı indiren Cenab-ı Allah ne yücedir. “Alemlere” bak bütün dünyaya uyarıcı olsun diye, herkese.
“Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir” Hz. İsa (a.s.) Allah’ın oğlu değil.
“O'na mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş ve belli bir ölçüyle takdir etmiştir” Altın oranı da Kuran’da Allah açıklamış oluyor. Her şeyde bir ölçü var. Hem simetri, hem ölçü var, altın oran var. Bak diyor ki Cenab-ı Allah; “belli bir ölçüyle takdir etmiştir” Atomda ölçü var, moleküllerde ölçü var, her yerde bir ölçü var. Her yerde matematik var maşaAllah.
“Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte” Cübbeli’nin dediğinin aynısını diyorlar bak, Cübbeli ile bire bir aynı. “Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?" “Bu Mehdi (a.s.)’dir diye açıkca göstermesi gereken bir melek olması gerekmez miydi?” diyor, değil mi? Cübbeli öyle diyor. Bak buradaki müşrikler ne diyorlar? “Ona, kendisiyle birlikte” “Mehdi (a.s.) ile veyahut Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile birlikte, o devirde Peygamberimiz (s.a.v.) için diyorlar” diyorlar tabii, “Peygambere (s.a.v.)” diyorlar. “Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?" “Yanında gezsin” diyorlar “Peygamberimizin (s.a.v.), başının üzerinde bir bulut olsun, oradan bir melek sürekli bu peygamberdir desinler” diyor. Cübbeli ne diyor? “Mehdi (a.s.)’nin başında bir bulut olsun, o da Mehdi (a.s.)’dir desin” diyor. Cahillik yapma kardeşim, cahillik yapma. Oradaki melek, görünmeyen melek, kastedilen melek görünmeyen melek. Peygamberimizin (s.a.v.) yanında sürekli melekler vardı, görünüyor muydu? Görünmüyordu tabii ki. Sahabelerin içinde vahiy iniyordu Peygamberimize (s.a.v.), vahiy indiğinde boncuk boncuk terliyordu o Allah’ın nuru, o güzeller güzeli. Üzerini örtüyorlardı Peygamberimizin (s.a.v.) vahiy geldiğinde, görüyor muydu sahabeler? Görmüyorlardı. Cebrail (a.s.) üzerine çöküyordu Cibril (a.s.). Devesinin üzerindeyken hayvan aşağıya çöküyordu ağırlıktan. Cibril (a.s.)’in vahyin ağırlığından. Hayvanla beraber, hayvan da aşağıya çöküyordu. “Bütün sahabeler” diyor, “hepimizin üzerine ağırlık çöküyordu” Cidden ağırlık, alanen ağırlık. Peygamberimiz (s.a.v.) kül gibi oluyordu rengi, buram buram ter döküyordu soğuk havada bile. Vahyin şiddetinden gücünden inşaAllah. Ağırlığından, vahyin ağırlığından. Görünmüyordu melekler, Cibril (a.s.) orada ama görünmüyor. Diyor ki adam, “Ben göreceğim, görmek istiyorum” diyor. Öyle bir şey yok, göremezsin. Peygamberimiz (s.a.v.) iki kere asliyetiyle görmüştür. İlk gördüğünde zaten bayıldı Peygamberimiz (s.a.v.). Biliyorsun değil mi Cebrail (a.s.) ilk geldiğinde. Asliyetiyle gördü, asıl haliyle kanatlarını açmış olarak heybetiyle görünce, görür görmez bayıldı. Ki o kadar şey olmasına rağmen, yani çok metanetli bir insan Peygamberimiz (a.s.), o heybete dayanamadı, Cibril (a.s.)’in heybetine, Cebrail (a.s.)’in. Cübbeli diyor ki, “Ben görürüm” diyor. Sen meleği gördüğünde ne hale gelirsin sana söyleyeyim ben sana.
OKTAR BABUNA:Kaldı ki demiştiniz Hocam, yani görse de inanmaz demiştiniz.
ADNAN OKTAR:Kardeşim yani inanmaz. Bu kadar 150 tane alamete inanmayan adam, buna inanır mı? İnşaAllah. Ne diyecek? “Bana hipnoz yaptılar” diyecek. “Bana büyü yaptılar” diyecektir. “Hipnoz yaptılar” diyecektir. İnanmazsın sen, değil mi? Veyahut gören olduğunu düşünelim, birisi dese ki, “Ben gördüm, ey Cübbeli ben gördüm başının üzerinde melek vardı, bu kişiyi işaret etti” Ne diyeceksin adama? “Sahtekar, yalancı” diyeceksin. Başka ne diyeceksin yani? Yine inanmayacak. Peki inanmayacağın şeyi niye istiyorsun? Bak Allah bunu reddediyor, Cenab-ı Allah. “Dediler ki:” diyor şeytandan Allah’a sığınırım "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? “Nasıl istiyorlar? Yemek yemeyecek, pazarlarda dolaşmayacak. “Mehdi (a.s.) pazarlarda dolaşacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hatta “büyük çarşılarda, bin dükkanlı çarşılarda dolaşacak” diyor. “Ama halk onu tanımayacak” diyor. “O halkı tanıyacak, ama halk onu tanımayacak” diyor.
“Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?" Demek ki böyle bir şey mümkün değil. Cübbeli bunu iyice kafasına koyacak. İnşaAllah.
Bak Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, ayete devam ediyor. "Ya da kendisine bir hazinenin bırakılması” zengin olmayacak Mehdi (a.s.), orada da bunalıyorlar. Zengin olsa, Cübbeli yani öyle birini görecek de zengin olacak, yani üslup değişir, “veya (ürünlerinden) yemekte olduğu bir bahçesi olması (gerekmez miydi)?" Yani şöyle malı, mülkü, arazi, geniş bir şey olsun diyorlar. “Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” Yani “akli dengesi yerinde değil” diyorlar haşa.
“Bir bak;” diyor Cenab-ı Allah “senin için” Peygamberimize (s.a.v.) bakıyor ayet ama, Mehdi (a.s.) için de aynı şekildedir, “senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar” Yani “Kuran’a, hadisin gerçeğine uygun bir şey söylemeyecekler” diyor. “Garip ve anormal ve akılsızca örnekler verecekler” diyor. Ve bak diyor nasıl sapıyorlar, Cenab-ı Allah “bak” diyor, hayret edilecek bir şey demek ki. Bu hayrete dikkat çekiyor Allah “bir bak“ diyor. “senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiçbir yol bulamazlar” Bak “artık onlar hiçbir yol bulamazlar” “Sapıtacaklar” diyor Allah, “bulamazlar” diyor. Cübbeli de bak bu ayetleri izleyip inceleyip kendine çekidüzen versin. Yani hakkı, doğruyu bulma eğiliminde olsun. Tabii ki bu müşriklere bakıyor, ben Cübbeli’ye bakıyor demiyorum. Ama işari anlamından da ibret alması lazım.
Rum Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. “Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla”
“Elif, Lam, Mim” Şifrelidir.
“Rum mağlup oldu” Rum. İstanbul’a ne deniliyordu?
OKTAR BABUNA:Diyar-ı Rum.
ADNAN OKTAR:Diyar-ı Rum deniliyordu evet. Mehdi (a.s.)’nin fethine de bakıyor İstanbul’un fethine bakıyor. Ebcedi kaç? 1980. Bak, “Elif, Lam, Mim. Rum mağlup oldu” 1980 tam, yani milimi milimine 1980 tarihini veriyor. Hicri 1400 Mehdi (a.s.)’nin çıkışı. Ve Rum direk İstanbul için söyleniyor. İnşaAllah. Hatta Rumeli derler şu an öbür tarafa değil mi, Rumeli.
“Yakın bir yerde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir” Yani “İnananlar, ehl-i kitap yenecektir” diyor Cenab-ı Allah.
“Birkaç yıl içinde” Bakın şimdi; “Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün mü'minler sevineceklerdir” Bu ayet bak, “Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün mü'minler sevineceklerdir” 2010 tarihini veriyor ebceti bunun da. Tam 2010 milimi milimine.
“Allah'ın yardımıyla. O, dilediğine yardım eder” Allah Mehdi (a.s.)’ye yardım edecek ve talebelerine. “O, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir” Allah’ın gücünün karşısında kimse duramaz ve Allah, Mehdi (a.s.) ve cemaatini esirgeyecek. Bak, “Allah esirgeyendir” diyor.
Allah ne diyor bak, “Bizim uğrumuzda cihad edenlere,” cehd edenlere “şüphesiz yollarımızı gösteririz” “Yollarını açacağım,” diyor Allah, “imkan sağlayacağım, Darwinizm’i, materyalizmi yıkmaya, küfrü yerle bir etmeye imkan tanıyacağım” diyor Allah.
“Gerçekten Allah, ihsan edenlerle beraberdir” “Allah yolunda kendini, malını, mülkünü ihsan edenlerle beraberdir” diyor Allah.
Bitmiş. Biz de HarunYahya.Tv’den den devam ederiz inşaAllah.
SUNUCU:Programımıza HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...