SUNUCU:İyi akşamlar sevgili izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam,HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal Avrupa, Çay Tv, Adana Ceyhan Crt Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, HaberHilal.com, SelamHaber.com, Sekizsütun.com’dan canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, neler anlatalım? Ne konuşalım?
OKTAR BABUNA:“95 yıl sonra, Akdamar’da ayin” diyor Hocam. “Van’daki kilisede 500 Van’lı evini açtı” diyor. Hocam, gelen Ermeniler’e evlerini açmışlar Vanlılar.
ADNAN OKTAR: Şimdi, bizim ehl-i kitaba, Musevilere, Hıristiyanlara, Osmanlı’dan kalma, Resulullah (s.a.v.) devrinden kalma bir derin muhabbetimiz, koruyuculuğumuz vardır, şefkatimiz vardır. Resulullah (s.a.v.) zamanında da onlar çok korunup kollanıyorlardı. Ortodokslar da, Katolikler de çok derin bir şefkatle korunup kollanıyorlardı. Bu, Peygamberimiz (s.a.v.)’den bize gelen bir sünnettir, onları koruyup kollamak, şefkat göstermek, misafirperverlik yapmak. Hani Türkler Ermeni düşmanıydı? Hani Ermeniler Türkler’e düşmandı? Düşman, düşmanı olduğu yere gider mi? Düşman, düşmanı evinde misafir eder mi? Değil mi? Onun için bunları bıraksınlar, işte “kemikleri sayalım karşılıklı”, bilmem ne falan, kemik memik saymaya gerek yok. Hepsi bizim kardeşimiz, canımız. Ne diyeceğiz onlara? Osmanlı döneminde ne diyorduk Ermeni kardeşlerimize? Millet-i sadıka. Millet-i sadıkadır, istediği gibi gelir ibadetini yapar, biz oralara gideceğiz, açacağız sınırları. Ermenistan sınırını açacağız. Bizim evlatlarımız, bizim Türk milletinden Museviler de vardır, Hıristiyanlar da vardır. Türk yani, halis Türk olarak. Ama bölgemizdeki insanların hepsi de bizim için Türk’tür. Yani bak, Ermenistan’dan buraya insanlar geliyor, yüz binlerce, gelip çalışıyorlar burada. Gayet huzurlu, gayet neşe içerisindeler. Kilisede de ibadetlerini yapıyorlarsa, saygı duyarız, inşaAllah. Çünkü Allah Kuran’da, ibadethanelerin koruma altında olduğunu söylüyor, sinagogların, kiliselerin. Ama bir kısım tipler, “oo” falan diyor, “Ermeniler” diyor, “Türkiye’yi işgal etmiş” diyor, bilmem ne. Peki o zaman sen, New York’un göbeğinde cami yapmak istiyorsun, değil mi? Sen Amerika’yı işgal mi etmiş oluyorsun? Almanya’da camiler açıyoruz biz, işgal mi etmiş oluyoruz? Onlar da burada ibadet yapmakla işgal etmiş olmazlar, değil mi? Her dine, her ibadete, her inanca saygı göstermek lazım. Sen ona saygı göstermezsen, o sana saygı göstermezse, fitne fücur olur. Kuran’da bu yok, Kuran’da karşılıklı şefkat, dostluk vardır. Ondan sonra, muhalif olanlar da sanki camiden çıkmayan kişiler zannedersin. Zaten onlar camiye de karşılar, öyle şey olmaz. Onlar bize Allah’ın emaneti. Tabii ki koruyup kollayacağız. Ama gönlümüz istiyor ki tabii, teslis inancından vazgeçsinler, la ilahe ilallah desinler, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hak Peygamber olduğunu kabul etsinler. Ama, kabul etmiyorlar diye de düşmanlık göstermeyiz. Her zaman saygımız, şefkatimiz üzerlerinde olur, her fikre, her düşünceye, her inanca saygı esastır, şefkat esastır.
Evet, Oktar bana bir konu söyle, anlatayım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, estağfurullah. Bu münafıklarla ilgili Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak, müminin alameti nedir, biliyor musun? En takva mümin, münafığa en fazla buğz edendir, kin duyandır, nefret edendir. Yani, takvayla orantılıdır. Mesela, Allah’a şiddetli sevgi iman alametidir, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e şiddetli sevgi iman alametidir. Münafığa da şiddetli nefret, iman alametidir. Yani ne kadar insan takvaysa, o kadar nefret eder küfürden, kötülüklerden, zulümden. Tabii, nefret eder derken, gidip gırtlağını sıkar anlamında değil. Yani, buğz eder, hoşlanmaz, telin eder. Yalnız münafıkları da tabii Cenab-ı Allah kendi içerisinde boğar.
Bak ayette diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım, 6. Surenin 125. ayetinde “Allah” diyor, “kimi saptırmak isterse onun göğsünü sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar” diyor. Münafık sürekli ızdırap içindedir. Yani böyle, söyledim ya mesela, kudurmuş köpek sürekli sıkıntıdadır hayvan. Mesela, ışıktan rahatsız olur, sesten rahatsız olur, sudan rahatsız olur, devamlı çırpınma halindedir. Ama bu arada da saldırganlaşır. Yani sürekli bir saldırganlık halindedir. Yani, kudurmuş köpek gibidir münafık ama içten içe de yanar, ızdırap çeker. Allah ona dikkat çekiyor. Bak, “sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar” diyor Cenab-ı Allah. Ki, Kuran’da da buna ayet de var biliyorsunuz. 104. Surenin 7. ayeti, “ki” diyor, “o yüreklerin üstüne” diyor, “tırmanıp çıkar”, bir manevi ateş, münafıkları böyle bir manevi ateş sarar. Onun rahatsızlığıyla, sürekli bir ızdırap halinde, gerilim halindedirler.
Yine, 3. Surenin, 118. ayetinde, bak diyor ki Cenab-ı Allah: “Ey iman edenler, sizden olmayanı sırdaş edinmeyin”. Münafık çok kahpedir, Müslümanların sırrını alır, gider küfre verir, onların başını belaya sokmak ister, muhbirlik yapar, ihbarda bulunur, her türlü ahlaksızlığı yapar. Kuran ona dikkat çekiyor, bak, “sizden olmayanı sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyorlar”, yani kötülük nedir? Topluluklarını dağıtmaya çalışırlar, Müslümanların gücünü kırmaya çalışırlar, heyecanını kırmaya çalışır, şevkini kırmaya çalışır, aleyhlerinde propaganda yapar, yani manen, kendince zarar verecek bir faaliyet içerisinde olur. Bak: “Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor”, hatta kötülük derken, maddi kötülük de yapmak ister. Yani, mesela, öldürmek, yaralamak, saldırganlık, iftira, aklına gelen her şey, yani nefretini ifade eden her şey. “Size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar” diyor. Zorlu bir sıkıntı nedir? Müslümanların mesela tutuklanması, hapsedilmesi, hakaret görmeleri, onlara saldırılması, haklarında dedikodu olması, veyahut Müslümanların gücünün kırılması, tebliğ güçlerinin kırılması, dini yayamayacak hale gelmeleri. Bak, Allah ne diyor? “Size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur” yani, öfkeden müthiş bir buğz var, düşmandırlar. O öfkeden dolayı, ya konuşarak, ya yazılı olarak, ya bir şekilde mutlaka o kinini ifade eder. Bak ayet diyor ki: “Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur”. Şimdi Müslüman, mutlaka münafıkla karşılaşacağı anlaşılıyor. Yani, olmasa da Allah münafığı yaratır. Ve Müslümanın mutlaka bunla karşılaşması gerekiyor sevap alması için. Bak: Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur”. Müslümanın manevi yükselişi için bir gıdadır bu, mutlaka olacak, onun buğzunu görecek Müslüman, onun nefretini görecek. Ve dışa vurmuştur, gizlemiyorlar. “Sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür” diyor. Yani, mesela, eleştiriyor ama, mesela nezaket çerçevesi içinde gibi yapmaya çalışıyor, tevazu görünümünde ki bu onun postudur. Yani öyle bir posta bürünür, tevazu postuna bürünür. Ama çok azgın ve saldırgandır. Bak: “Sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür”, bunda da doğrudan cinayet eğilimi vardır. Yani, münafığın özelliğidir bu, kan dökücüdür.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, Habil’le Kabil’i örnek vermiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, Habil Kabil kıssası, evet. Bak diyor ki Allah: “Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz”. Yani burada, “münafığın ve küfrün vasıflarını gösteriyorum” diyor Cenab-ı Allah, “iyi düşünürseniz, onları tam kavrarsınız” diyor Cenab-ı Allah. Bak, 3. Surenin, 119. ayetinde, “onlar sizinle karşılaştıklarında “inandık” derler” yani “ben zaten takvayım” diyor, “muttakiyim, yani Allah’tan korkuyorum, Allah için yaşıyorum ben” diyor. “Kendi başlarına kaldıklarında ise”, yani münafıklar zaten yalnızdırlar. Hep Bediüzzaman da buna dikkat çekmiştir, yalnızlığına. “Kendi başlarına kaldıklarında ise”, yani, yahut birkaç kişi, kendi kafalarında olan, “size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar”. Yani, akıl almaz bir öfke ve kin içindedir. Allah onlarda da onu yaratıyor. Artık parmak ucunu ısırıyor. Yani, sinir, ızdırap parmaklarına kadar vuruyor, parmak uçlarına kadar vuruyor. O acıyı gidermek için, yani fiziki acıyı gidermek için, parmağının ucunu ısırıyor artık. Anlaşıldı mı? Yani, hani vardır ya böyle tipler vardır böyle, sürekli parmaklarını sıkar heyecan anında. Onlarda da fiziki ızdırap meydana geliyor. Yani, Müslümanlara olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. “De ki” diyor Cenab-ı Allah, “Kin ve öfkenizle ölün”. “Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı olanı bilendir” Yani, onlar zaten o öfkeyle, bir çeşit hastalıklara yakalanıyorlar, kin ve nefretin etkisiyle bünyeleri çöküyor, yahut sebepsiz, onun sonucunda gerçekten bir ölüm meydana geliyor, ölüyorlar. Allah hayatlarını kısa tutuyor. Yahut uzun da tutsa, mutlaka onun sonucunda bir ölüm meydana geliyor. Bak: “Kin ve öfkenizle ölün” diyor Allah, “şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir” Yani, Allah öldürüyor, Müslüman karışmıyor. Bu kin ve öfkenin nedeni, parmak uçlarını, bak diyor ki: “Kendi başlarına kaldıklarında ise parmak uçlarını ısırırlar, sinelerinin gizli tuttukları kin daha büyüktür” diyor Allah, öfke daha, bunun nedenini açıklıyor ayette Cenab-ı Allah 3. Surenin 120. ayetinde: “Size bir iyilik dokununca tasalanırlar”, sağlık, sıhhat, zindelik, tebliğ gücü, İslam ahlakının yayılması, Müslümanların birbirine olan bağlılıklarının artması, Türk İslam Birliği’nin gelişmesi, İttihad-ı İslam’ın gelişmesi, Müslümanlara gelen her türlü zenginlik, bereket, bolluk, onların gücü, iktidarı, neşesi, hepsi.
Bak: “Size bir iyilik dokununca tasalanırlar”. Müslümanların kadınlara olan sevgisinden de çok ızdırap duyuyor münafıklar. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e müthiş kin duyuyorlardı. Allah nezaketen öyle söylüyor, diyor ki bak: “Ne oluyor ki bu elçiye” diyor, “yiyor, içiyor, çarşılarda geziyor?” diyor. Aslında onların dedikleri: “Nasıl bir elçi ki” diyorlar, “kadınlarla da beraber oluyor” diyor. Çünkü onlara göre hiç olmaması gerekir, dünyadan el etek çekmesi gerekir. Çünkü, bir münafığın kafasına göre, o olağanüstü bir insan olduğuna göre, değil mi? Gülmemesi, neşelenmemesi, helal olarak hanımlarla beraber olmaması gerekir. Allah da onları öfkelendirmek için, daha da öfkelensinler diye, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e mutadın, normalin üstünde, yeni bir evleneceği liste veriyor Cenab-ı Allah. Diyor ki: “Teyzenin kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını” diyor ve ilaveten, “ve kendini hibe eden kadınları” diyor. Yani Allah Müslüman kadınları da ayrıca o konuda teşvik ediyor. Yani, kadın diyor ki: “Ben seninim” diyor Peygamber (s.a.v.)’e, hibe ediyor, ona ait oluyor. “İster al, ister alma” diyor, “ben seninim” diyor. Uzun bir liste veriyor Cenab-ı Allah, o işte parmaklarını ısırıyor münafıklar o zaman, yani acayip öfkeleniyorlar. Münafıklar genellikle kadın düşmanıdırlar. Yani, sapıklığa çok yatkındırlar. Onlar birbirlerinledir münafıklar, yani öyle şeyleri vardır. Yani, şimdi detaylandırmayayım da, sapıktırlar. Yani kadından hoşlanmazlar münafıklar. Yani onlar birbirine hayrandırlar, değişiktir onların hepsi. Mesela, Hz. Hasan’a, Hüseyin’e karşı öfkelerinin nedeni o. Hz. Hasan, Hüseyin de öyle, 300’e yakın hanım kendini hibe etti Hz. Hasan’a, “seninim” dedi. Aşıklar hepsi, çok seviyorlar, “yanında olmak istiyoruz” diyorlar. Yani, “ayrı duramıyoruz” diyorlar, “illa ki seni göreceğiz”. Çünkü akıl almaz güzeldi Hz. Hasan ve ahlakı, terbiyesi, her şeyi çok mükemmeldi, aşık oldular kadınlar. Ve hepsi kendilerini hibe ediyorlar, 300’ün üzerinde. Acayip ızdırap verdi münafıklara, acayip bunaldılar. Münafıklarla, tabii muhatap olmuyor kadınlar, yani doğal olarak bir nefret duyuyor onlara karşı. Ve mümine karşı da doğal bir muhabbet duydukları için acayip ağırlarına gidiyordu, inşaAllah. Bu konu geniş, uzun da, ben bu kadarını şey yapayım, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hz. Süleyman (a.s.)’ı da örnek vermiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, münafıklar kudurdular. 300 hanımı, 700 tane de cariyesi vardı. Onlar da kendini hibe ediyorlar, maşaAllah, maşaAllah. Aşk buradaki yani, aşk Allah aşkı. Yani, onlar zannediyor ki, sadece cinsel ilişki zannediyor. Aşk ayrı bir şeydir, derin bir aşk. Mesela, münafığa söyledin mi bunu, sırf cinsel ilişki olarak görüyor, “ya” diyor, “bir kadın sana bol bol yeter” diyor. Onlara bir kadın da fazla yani. Yüz kere fazla, bin kere fazla, zaten öyle bir şeyi yok adamın. Onun için anlayamıyorlar, yani oradaki Allah’ın tecellisi olarak kadından aldığı zevki Peygamberimiz (s.a.v.)’in, kavrayamıyor. Onu saf cinsellik olarak alıyor. Çünkü münafık için insan sevgisi diye bir şey yok ki, kadın sevgisi de yok, çocuk sevgisi de yok, hayvan sevgisi de yok, çiçek sevgisi de yok. Anlamaz münafık, çiçeğe baktı mı, “otun kilosu kaça?” der, onu satmaya çalışır, o anlamdadır. Yani, onlar aşkı bilmez, yani tutkuyu bilmez. Halbuki evlenen kadınlar, aşktan, Allah aşkından meydana gelen tutkudan onlarla beraber olmak istiyorlar. Yoksa bir kadın mesela, 300 kadın evli, 700 tane de cariye var. Nedir buradaki amaç? Burada açıkça belli ki saf olarak Allah aşkı var. Yani, doyamadığı için, sevgisine doyamadığı için, değil mi? Anlaşılmayacak bir yönü yok bunun, inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e de Allah aşkıdır, çünkü Allah çok müthiş tecelli ediyordu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’de. Kadın da o Peygamberimiz (s.a.v.)’e dokunmak istiyor, yakın olmak istiyor, gözlerine bakmak istiyor, sesini duymak istiyor, bu Allah aşkıdır. Onun için münafıklar acayip öfkeleniyordu. Allah da öfkelendikleri şeyi daha da fazla Peygamber (s.a.v.)’e nasip ediyordu. Yani, müthiş kızdırıyordu münafıkları. Özellikle kadınların kendini hibe etmesi, kudurttu. Çünkü Hz. Hasan’ın öyle bir mal varlığı yoktu, yani böyle cariye alacak gibi durumu yoktu. Kadınlar kendini hibe ediyorlardı, Allah rızası için, sevdikleri için. Ama Hz. Hasan da Hz. Yusuf (a.s.) gibiydi. Yani, nefes kesecek bir güzelliğe sahip, Hz. Yusuf (a.s.) da öyleydi biliyorsunuz. Tabii, yani kadınlar, bakan kadın, yani aşık olmaktan kendini alamıyor, yani iradesini kullansa da gücü yetmiyordu Hz. Yusuf (a.s.)’a. Mesela direnmek istiyor kadın, direnemiyor, gücü yetmiyor. Ve Kuran’da Cenab-ı Allah onu överek anlatıyor. Oradaki, Allah aşkından kaynaklanan tecellidir. Ama Hz. Yusuf (a.s.), yani bu güzelliğini, bu etkisini, etten kemikten almıyordu, Allah onda ahlakının derinliğinden dolayı bir cazibe olarak tecelli ediyordu, yani o tarif edilmez. Mesela erkek vardır, yakışıklıdır, boyu posu, geniş omuzlu falan, ağız burun falan düzgün, köşeli hatları falan vardır. Ama “kof kütük gibidir” diyor Allah ayette. Yani kof, kof insan vardır, içi boş. Yani o garip bir şeydir. Mesela yakışıklıdır ama kadını etkilemez, kadın tarif edemez nedenini. Koftur yani, ona o elektriği vermez. Hatta halk arasında söylenir yani, değil mi? Evlenmek istediğinde, yahut evlendiğinde, helali olduğunda, o elektriği bulamadığını söyler. Yani diyor mesela, “çok yakışıklı” diyor. Yahut mesela kadınla evleniyor, fakat kadın kof. Yani bakıyor, bir et kitlesi yani. Hakikaten et var, yani klasik anlamda et hakikaten belirli yerlerde birikmiş. Ama kof ve etkilenmiyor. Etkilenme iman derinliğiyle olur, Allah aşkıyla olur. Öyle olunca da görüyorsunuz rezaleti. Yok işte bilmem ne macunu yiyor, yok şunu alıyorum, yok bunu ilaç alıyorum. Allah aşkını ilaç sağlamaz, tutkuyu ilaç sağlamaz. Tutku imanla olur, akılla olur, derinlikle olur, kültürle olur, değil mi? Sevgi anlayışıyla olur, fedakarlıkla, yiğitlikle olur, fedakarlıkla olur ve çok yüksek ahlakla olur. Mesela bir kadın çok güzel ahlaklıysa, insan onu seviyor. Ama ahlaksız bir kadın ne kadar güzel olursa olsun, insan soğuduğunda mümkün değil, gücü yetmiyor. Yani, beyni isyan eder, yapamaz, beyni felç olur. Yani kadın olağanüstü güzel olabilir, olağanüstü. Beynin yapacağı hiçbir şey yoktur. Yani, ahlaksızsa beyin onu kitler, yani adamı, insanı kilitler. Kadında da böyledir, mesela erkek ne kadar yakışıklı olursa olsun, basit ve adiyse, yani karaktersizse kadının beyni kitlenir. Yani istediği kadar uğraş, ne yaparsan yap etkilenmez. Hatta onlar derler ki: “Büyü mü yaptı?” falan derler. Ne büyüsü? Sen kendin ahlaksızlık yapıyorsun, o da senden tiksiniyor, ne büyüsü? İki taraf da birinin ahlaksızlığından kaynaklanıyor olay. Büyüden müyüden kaynaklanmaz. Yok sabunun üstüne bilmem ne yazmışlar da, örümceğin kanadından bilmem ne yapmışlar falan, ipe sapa gelmez şeyler böyle, değil mi? Yok köpek kulağına işte bilmem ne, bunlar hikaye. Bunların hiçbir etkisi olmaz. Direk Allah aşkı ve imanı kaybetmeyle ilgilidir. Ya kadın kaybetmiştir, ya erkek kaybetmiştir, Allah sonlandırır, konu budur. Münafıklarda bu çok şiddetlidir. Yani kadın onlar için bir et parçasıdır. Bir mana veremez münafık. Onun için, müminlerin sevgisine de bir mana veremez. Mesela, Peygamberimiz (s.a.v.)’le ilgili eleştiren dinsizlerin, münafıkların sitelerine bakıyorum. Tek konu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kadınlara olan düşkünlüğü. Başka varsa bana söyleyin, başka konu yok. Bayağı bir koymuş demek ki, bayağı bir koymuş. Bakın her zaman söylüyorum, helal olsun benim dedeme, helal olsun. Allah aşkıyla, Allah aşkıyla yanan bir insandı ve onu seven annelerimiz de Allah aşkıyla yanıyorlardı, Allah aşkıyla evlendiler onunla. 18-19 yaşında, 60 yaşındaydı Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Allah aşkıyla kendilerini hibe ettiler, evlendiler. Ne oldu? Evlenmeseler ne kazanacaklardı? Kemikleri yok şu an insanların. Bak 1400 yıl geçti, ondan sonra bir nesil daha geçti, bir nesil daha geçti, onların da kemikleri yok, onların da yok, onların da yok, onların da yok. Yani ne olurdu? Mesela saraylarda yaşasalar ne olurdu? En ala arabalara binip gezseler ne olurdu? Sonunda bak toprak oluyorlar. Kaç nesil geçmiş üstünden, değil mi? En az 14 nesil, en az yani, değil mi? İnşaAllah. Bak: “Size bir iyilik dokununca tasalanırlar”, İşte Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’de de çok ızdırap çektiler. Hz. Hasan ve Hüseyin’in şehit edilmesinin nedeni budur, Allah’ın onlara verdiği nimettir, kadınların onlara gösterdiği sevgi ve muhabbettir, insanların onlara gösterdiği muhabbettir. Münafıklar böyle sansar gibi onları izliyorlardı. Var ya böyle, saray sansarları, saray casusları olur böyle filmlerde falan, böyle tin tin tin tin gezer böyle, kuru kavruk böyle tipler. Uzaktan böyle sansar yürüyüşü gibidir onların yürüyüşleri, böyle hoplaya hoplaya yürürler böyle. Uzaktan seyreder, sansar böyle kulağını diker, bakar, değil mi? Böyle kaya porsuğu gibi. O yüzden şehit edilmişlerdir, yani sebep budur. Onların neşesi, sevinci, güzel hayat yaşamaları. Mesela, Hz. Hasan, Hüseyin, ikisi de ipek giyiyorlardı, acayip münafıklara koydu, acayip ızdıraptı. Müthiş şık giyiniyorlardı Hz. Hasan, Hüseyin. Ama yani öyle pek tarif edilecek gibi değil. Yani, olağanüstü güzeldiler, Peygamberimiz (s.a.v.)’e çok benziyorlardı. Yani, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), mesela baktı mı, hipnotize oluyordu bakanlar. Yani, bayılan çok fazla insan oluyordu. Öyle, yani insanlar herhangi bir insan gibi zannediyorlar Peygamber (s.a.v.)’i, öyle değil. Muazzam bir heybet vardı, yani bayılanlar var, konuşamayacak hale geliyorlardı, dili tutuluyor, konuşamıyor. Hiçbir şey yaptığı yok Peygamberimiz (s.a.v.)’in, şakacı da üstelik Peygamberimiz (s.a.v.), hoş sohbet. Diyor, “selamün aleyküm” diyor, adam “aleyküm selam” diyemiyor. Bayılıyor, şak diye aşağıya düşüyor yani, o kadar. Hatta Hıristiyanlar da mesela, geliyorlardı, heyet olarak geliyorlardı, Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyorlar, normalde soru sorabilir, Peygamber mi, değil mi anlamaları için. Yani, haklarıdır, sorarlar. Bakıyor, “bu Peygamber” diyor, “belli” diyor. Yani, “ben soru sormayacağım” diyor, hiçbir şey demiyor, “yüzünden belli” diyor, “Peygamber olduğu” diyor. Öyle bir nur, öyle bir efendilik, öyle bir dürüst bir ifade, öyle bir derinlik var ki. Yani, normal aklı başında bir insanın ikinci bir ihtimal düşünmesi için deli olması lazım, mümkün değil. Bakar bakmaz anlıyorlar. Münafıklar Peygamberimiz (s.a.v.)’i kıskanıyorlar, hanımlarına bu sefer iftira atmaya başladılar. Hz. Ayşe annemize, diğer annelerimize, ki Kuran’da da geçer. Daha hala hızını alamamışlardır. Bakarsınız eserlerde görürsünüz, Hz. Ayşe’ye hala iftira atmaya kalkarlar annemize. Kuran’la Allah garanti verdiği halde, bakın, ahlaksızlıklarına bakın, Kuran’da Allah garanti veriyor, buna rağmen, Müslümanım diyen adamlar bile terbiyesizlik yapıyorlar, ahlaksızlık yapıyorlar, daha hala iftira atmaya kalkıyorlar. Allah garanti veriyor artık, değil mi? Orada, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mutluluğunu, ona duyulan sevgiyi ve aşkı hazmedememe vardır. Hatta, ehl-i kitap bu konularda çok katılardır. Münafıklarda bu özellik vardır yani. Özellikle aşktan, sevgiden, cinsellikten nefret eder münafıklar. Yani, onu bir suç olarak görür. Mesela Cennette de cinselliğin olmasını çok aşağılayıcı görüyorlar, haşa. Yani, çıkıyorlar, en aşağılık üsluplarla, onlara yakışan bir üslupla Allah’ın verdiği bu nimeti aşağılık bir üslupla telin ediyorlar, çok adice bir üslupla. Bak, Allah bunu bir nimet olarak söylüyor, diyor ki Allah, mesela “göğüsleri yeni tomurcuklanmış” diyor, Kuran ayeti, değil mi? “Saklı yumurta gibidirler” diyor Allah, “sadece bütün dikkatlerini eşlerine vermiş huril-iyn” diyor Allah, “iri, güzel gözlü ve eşlerine tutkuyla bağlı” diyor, tutkudan bahsediyor Allah. Ve tutkudan derin zevk alacaklarını söylüyor Kuran’da. “Ve onlar çadırlar içerisindedirler”, üstleri kapalı ve “yüksek döşeklerdedirler” diyor. Acayip rahatsız ediyor münafıkları bu. Yani, cennetteki müminlerin kavuşacağı nimetten de rahatsızlar. Ve bir kere kafaya koymuş onu, yani cinselliğin adi bir şey olduğunu, insanları sevmenin, mesela kadını sevmenin adi bir şey olduğuna inanmış. Bu, bütün sapkın dinlerde vardır. Yani, Budistlerde de vardır, böyle sapkın inançların hepsini bak inceleyin, hepsinde bir kadın düşmanlığı vardır. Hatta, adam ölüyor, karısını da yakıyorlar beraber. Adam öldüğünde cayır cayır yakarlar kadını, sapkın bir inançtır. Bu, kadına güvenmeme ve kadın nefretinden kaynaklanır. Kuran’da da bunun tam tersi anlatılır. Hatta, Müslümanlar özgür eşlerinle beraber oluyorlardı yani, özgürce. Bunu, münafıklar bundan da rahatsız oldular. Onun üzerine ayet indi: “Kadınlar sizin tarlanızdır, istediğiniz gibi varın”, yani istediğiniz gibi özgür onlara karşı yaklaşabilirsiniz gibisinden, anlaşıldı mı? Acayip rahatsız oluyorlardı bundan. Halbuki orada bir hayvani içgüdü değil bu, aşktan kaynaklanan. Bir insan mesela, bir şeye sarılmak istediğinde bu şehvet midir? Mesela kediye sarılıp bağrına basıyorsun, şehvetten dolayı mı bağrına basıyorsun? Allah aşkındandır o. Ama ayrıca, şehvet gücü de verilmiştir insana, ilave olarak verilmiştir. Ama saf şehvet değildir bu, bu Allah aşkıdır. Yani, sarılmak ve bağrına basmak, öpmesi, koklaması sevgidir. Allah aşkından kaynaklanır. Mesela insan, 3 yaşında çocuğu oluyor, değil mi? Bağrına sıkı sıkı basıyor, kokluyor, öpüyor, bu ne bu? Allah aşkıdır bu. Ama eşinde, helalinde de ekstradan Allah şehvet nasip eder. Ama şehvet orada zannedildiği gibi hakim güç değildir. Yani, münafıkların aptalca inancıdır o. Yani, ufak bir bölümüdür, yani ilave bir bölümüdür o. Asıl olan Allah aşkıdır. Tek başına şehvetin hiçbir gücü yoktur, hiçbir şey yapamazsın. Yani tam anlamıyla kuru kavruk olur, hiçbir şey olmaz. Saf şehvetle hiçbir şey olmaz. Yani, ne sevgi duyabilirsin, ne sarılma isteği olur, hiçbir şey yapamazsın. Zannedildiği gibi değildir şehvet. Allah onlara onu bela olarak vermiştir. Onun için münafıklar çok muzdariptirler, yani, bayağı hastadırlar. Onun için sapıtırlar. Mesela bak, Hz. İbrahim (a.s.) döneminde, biliyorsun o sapıkların konumunu, bir sebebi de budur. Asrımızdaki de, sapıkların bu hallere düşmesinin sebebi budur. Yani, saf şehvetle çıkınca Allah belasını verir. Ama Allah aşkıyla çıktığında, Allah nimet verir ve güzellik verir. Bunu ayırt edemedikleri için, saf şehvet gözüyle sürekli Peygamberimiz (s.a.v.)’i eleştiriyorlar, yani aptalca ve akılsızca. Oradaki Allah aşkının farkında değiller. Mesela cennetteki bütün hayat hep Allah aşkı üstüne kurulu. Cennet evlerine aşk duyuyorsun, cennet çocuklarına aşk duyuyorsun, cennet bahçelerine aşk duyuyorsun, cennet çiçekleri var, cennet müziği var, cennet kokusu var, yani aşk her yerini sarmış. Cennet hurilerine de, vildanlar var, küçük çocuklar, ufak, bağrına basıyorsun, değil mi? Öpüp kokluyor, küçük 2-3 yaşında vildanlar var küçük, cennette koşuşturuyorlar. Bu nedir? Bu Allah aşkı değil mi bu? Değil mi? Ama helaline karşı ekstradan şehvet vardır. Ama diyorum yani, onun payı küçüktür. Zannedildiği gibi değildir, o ilave bir duygudur. Bütün olayı, yani ruhtaki o coşkuyu meydana getiren Allah aşkıdır. Bak, ayette diyor Allah: “Gözlerini eşlerine tutkuyla dikmiş” diyor ve “yalnız onlara” diyor. Bakın, yani aitlik çok etkileyicidir. Mesela bir kadın herkese aitse etkilemez insanı, herkese aitse. Mesela kadın öyle, mesela eşinin fahişe olmasını istemez, değil mi? Mesela kadınlar fahişe erkekten tiksinirler. Jigolo tarzı tiplerden, değil mi? Mesela müthiş iğrenirler, çok aşağılık görürler, elinde değildir yani. Mümin erkek de fahişeden tiksinir, elinde değildir, yani herkese aittir, yani o derinliği bulamaz. Kuran’da yasaklanmasının nedenlerinden bir tanesi de odur. Mesela Allah onun için diyor ayette, “sadece gözlerini eşlerine dikmiş” diyor, “eşlerine dikmiş”, bak devam ediyor, “ve tutkuyla” diyor Allah, “tutkuyla”. Tutku denen bir şey vardır. Mesela münafık tutkuyu bilmez, aşkı bilmez, kavrayamaz yani ne olduğunu anlayamaz. Onun için onu saf şehvet olarak anlar. O yüzden de Peygamberimiz (s.a.v.)’i sürekli suçluyorlar, Hz. Hasan’ı, Hüseyin’i, Hz. Ali’yi hep suçlamışlardır. Ve Kuran’da da sürekli cevap verilmiştir onlara, yani çok fazla ayetle cevap verilmiştir. Bu konu tabii hadislerde de çok kapsamlı anlatılmıştır, hadislerle de sonra başka bir gün anlatırız inşaAllah.
Bak, Cenab-ı Allah, 33. Sure, 50. ayet, şimdi münafıkları delirten ayettir bu. Yani o dönemde nevirleri döndü. 33. Surenin 50. ayeti: “Ey Peygamber” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “gerçekten Biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini” yani evlenmeden önce mehir veriliyor eşine, “ve Allah’ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler)”, bu da gönüllü gelen, Peygamber (s.a.v.)’i seven hanımlar, “ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını”. Amcasının kızıyla evleniyor diye eleştiriyorlardı, Allah “hepsinle evleneceksin” dedi, yani “hepsiyle evlen” dedi. Yani, münafıkları delirtti bu. Yani zaten hiç istemiyorlardı onlar. Yani, “amcasının kızıyla insan evlenilir mi?” diyor, Allah “hepsiyle evlen” dedi. “Halanın kızlarını, dayının kızlarını”, münafıkları delirtti bu, mahvetti, kavruldular, “ve teyzenin kızlarını helal kıldık” diyor Allah, “bir de, kendisini” bakın, münafıkları beyninden vuran yere geliyorum, bunda artık zıvanadan çıktılar, “bir de kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği mü’min bir kadını da”, çok fazla kadın diyorlar ki: “Ne ben mehir istiyorum, ne para istiyorum, ne mülk, hiçbir şey istemiyorum” diyor, “sadece Allah için seni istiyorum” diyor, “sen almasan da ben kendimi hibe ettim sana” diyor Peygamber (s.a.v.)’e. “Dünyada ahirette ben senle beraber olmak istiyorum” diyor, “aşığım sana” diyor Peygamber (s.a.v.)’e, “ister al ister alma” diyor. Bakın: “Kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği mü’min bir kadını da” yani bunlar şey, azatlı cariye olmuş oluyor, azatlı cariye. “Mü’minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere” çünkü aynı, mesela teyze kızlarının aynısı alınamıyor Müslümanlar. Mesela teyzesinin kızıyla evlenir ama diğerini alamaz. “Ama sana helal kıldım” diyor Allah. Mesela, halasının kızını alabilir ama diğerlerini alamaz, bir tanesini alabilir. “Hepsini sana helal kıldım” diyor Allah. Bak: “Mü’minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere (senin için helal kıldık). Biz, kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (konusunda)”, yani kendini hibe eden ve diğer cariyeler konusunda “(onlar, mü’minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik)”. Bak: “Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın”. Çünkü münafıklar muazzam saldırıyorlardı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e. Ayet inince konuşacak halleri kalmadı. “Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir” diyor, inşaAllah. Bunlar pek dillendirilmeyen, anlatılmayan konulardı, Kuran ayeti olduğu halde çekinirler bir kısım insanlar, ben bayağı bir anlatacağım, inşaAllah, inşaAllah.
Mesela bak ayette diyor ki, mesela bu münafıkları delirten ayetlerden bir tanesi, Bakara Suresi 223, “Kadınlar sizin tarlanızdır, tarlanıza dilediğiniz gibi varın”. Yani, “özgürce yaklaşın” ayet. Acayip koydu münafıklara, acayip koydu. Çünkü, onlar hayatı karatmak, sevgiyi yok etmek, neşeyi yok etmek ve cinselliği de aşağılık bir şey olarak görürler. Yani, onu bir onur kırıcı, onların pis bir onur anlayışı vardır, onu kıran bir şey olarak görürler. Ama sapıklığı da makbul görürler, ne hikmetse? Övünüyor, sapıklıkla da övünüyor yani. Bak diyor ki Cenab-ı Allah, 9. Surenin 120. ayetinde: “Kafirleri” yani küfreden münafıkları ve kafirleri, yani Allah düşmanlarını, küfür içinde münafıklar baş yeri alırlar, “‘kin ve öfkeyle ayaklandıracak’ bir yere ayak basmaları” Müslümanların, “ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir”. Şimdi, “bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında”. Mesela, biz Darwinizmi, materyalizmi yıktık diyoruz, değil mi? Anlatıyoruz, münafıkları acayip kızdırır, onun için böyle uzun uzun listeler veriyorum. Yani, satılan kitap listeleri, çıkan yayınlar, değil mi? Mesela, bin, on binlerce gazetede yayınlanıyor yazılarımız, on binlerce. Sırf bu yıl, bakın 110 milyon kitabımız internetten indirildi, 110 milyona yakın eser de satılarak, dünya çapında satıldı. Çok ızdırap çekiyorlar. Müslüman neşesi kızdırır, kudreti kızdırır, Oktar’ım, kıyafeti kızdırır, zenginliği kızdırır, Müslümanların teveccühü kızdırır, kadın sevgisi kızdırır, özellikle kadın sevgisi çok kızdırır. Çok kızdırır, çünkü Kuran ayetleri yoğun olarak bunu anlatıyor, bilimsel başarıları kızdırır. Bak diyor ki, kafirler, yani kafir dedin mi en başında münafık vardır, münafıklar vardır. Daha alttadır dinsizler, ateistler. Yani, halk yanlış biliyor. Kafir deyince, sadece işte Marksist, o anlamda değildir. Yani münafık, en azılı kafir münafıktır. “Kafirleri kin ve öfkeyle” bak, “kin ve öfkeyle ayaklandıracak”, ayaklanma ne demek? Saldırganlaşıyor böyle, porsuk gibi böyle, tin tin tin, deliriyor yani, ne yapacağını şaşırıyor. Çaresizlikten artık duvarlara tırmanıyor bak, “ayaklandıracak bir yere ayak basmaları”. Bu nedir biliyor musun? Gidersin bir, bak en alttan başayıp, en üste kadar, herhangi bir pastanede keyif içinde oturursun, kızdırır; bir yere gezmeye gidersin, kızdırır; bir yere konferansa gidersin, kızdırır; konferansta adamları pestil gibi ezersin, kızdırır; televizyondan dini anlatırsın, kudurtur; kitap bastırırsın, çıldırtır. Bak, diyor, Allah diyor, “öfkeyle parmaklarını ısırırlar” diyor. Yani, sinirden parmak uçlarına kadar acı yayılıyor. O acıyı dindirmek için de, yani buradaki acıyı dindirmek için de karşı acıyla karşılık veriyor. Bazen şey yapıyorlar, değil mi? acıyı dindirmek için karşı acı meydana getiriyor. Yani, o kadar ızdırap duyarlar. Radyodan sesini duyar, ayrı kızdırır, Müslümanların sevgisini, muhabbetini görür, ayrı kızdırır, küfrün ezilmesini görür, ayrı kızdırır, çaresizliğini görür, ayrı kızdırır Oktar, yalnızlığını görür, ayrı kızdırır. Ve kendi içindeki huzursuzluğu ve acıyı görür, o iyice delirtir. Yani çünkü o acının, o çektiği acının nedenini Müslümanlar olarak görür. Hani böyle kuyruğuna mandal takılmış uyuz köpekler olur ya böyle sürekli etrafında döner, yani yakalamaya çalışır ama bir türlü de yakalayamaz yani. Münafık öyledir yani.
Allah Allah, bu Gamze beni ne kadar çok seviyor kardeşim böyle, oku, sen oku.
SUNUCU:Gamze hanım demiş: “Hayırlı akşamlar canımın içi Hocam, bu akşam her zamankinden çok daha fazla, muazzam yakışıklı görünüyorsunuz. MaşaAllah, yeşil size bu akşam çok çok çok daha yakışmış, gözlerinizle gömleğiniz aynı renk Hocam. Alamıyoruz gözlerimizi sizden. Allah sizde daha da fazla tecelli etsin, daha da yakışıklı görünün Hocam”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
Yasin Bayat, Karaman, “esselamün aleylüm”, ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi “Çok değerli arslan Hocam” diyor. MaşaAllah, ne güzel, bak işte münafıkları çıldırtır bu. Bak, Gamze’nin bu Allah aşkı çıldırtır, Gamze’deki Allah aşkı, tabii. Bak burada da Müslümanlardaki Allah aşkıdır. “Arslan Hocam” diyor, “sade ve çok lezzetli bu sohbetlerinizi dinlemek çok güzel inşaAllah” diyor. Tabii, biz böyle gelenekçi bir tavır göstermiyoruz. Yani, samimiyetsiz bir tavır göstermiyoruz, yani Fransızca diye böyle, istesek yaparız bunu veyahut Almanca da yaparız veyahut İspanyolca da yaparız. Veyahut mesela, halkımız Arapça’yı bilmez, Arapça da söyleyebiliriz. Ama tabii ben Arapça bilmiyorum, çok çok az biliyorum, evet. Ama istesem belirli kelimeleri ezberler, söylerim inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Ama söylemiştiniz Hocam, dünyada yüz milyonlarca Arapça’yı ana dili olarak konuşan insan var, hiçbir şey olmuyor yani.
ADNAN OKTAR: Kardeşim hadi ben bilmiyorum, “Mehdi (a.s.) bilmeyecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Evladım Mehdi (a.s.)” diyor, “Arapça bilmeyecek” diyor, “çok az bilecek Arapça’yı” diyor.
SUNUCU:Neden?
ADNAN OKTAR: Bir hikmet yani, Allah’ın hikmeti, onun bir çok sebebi var. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in de okuma yazması yoktu. Yani, buna rağmen başarılı kılıyor Allah, buna rağmen. Mesela Arapça’sı olmadığı halde, Arapça bilen bütün alimlerin üstünde oluyor. Yani, bu bir harika olmuş oluyor. Ona, Allah’ın vehbi ilim verdiğinin ispatı olmuş oluyor. Çünkü Arapça bilmeden, en büyük müceddid ve en büyük müctehid olmuş oluyor. Bak, Arapça bilen bütün alimlerden, mesela Arapça grameri su gibi bilen ve Kuran’ı su gibi ezberden bilen, hadisleri su gibi ezberden bilen alimlerin çok çok çok çok üstünde ve fevkinde oluyor Arapça bilmemesine rağmen. Yani, bu çok harika bir durum, Allah aradaki o zıtlığı göstermek için yapıyor. Ve vehbi ilmin gücünü göstermek için; ve hikmet nedir onu göstermek için; ve Allah Hadi ismiyle nasıl tecelli ediyor, onu göstermek için. Çünkü Mehdi (a.s.) Allah’ın Hadi isminin tecellisidir, hidayete vesile olur. Mesela, konuşur, 10 dakika kavuşur, adam muazzam bir imana kavuşur. Yani, nedenini bilemez. Yani, onun üslubundan, konuşmasından, bakışlarından etkilenir. Yani muazzam bir kişilik değişimine uğrar, bir anda. Peygamberimiz (s.a.v.)’de de öyle oluyordu. Mesela, adam geliyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in gözlerine bakıyor, 3 saniye, hidayet akıyor içine, muazzam iman ediyor. Adam fiziği değişiyor, her şeyi değişiyor, yani vücut kimyası değişiyor, bir şey oluyor adama, maşaAllah. Adama demeyeyim de, mübareklere. Sahabe şerefine kavuşuyor 3 saniyenin içerisinde, o kadar, başka bir şey yok. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Sen” diyor, “aslansın” diyor, “hadi git bakayım şeye” diyor, “git mücadeleye, şimdi tebliğe gideceksin” diyor. 3 saniyenin içerisinde sahabe olup, sahabe şerefini kazanıp, tebliğe gidiyor, 3 saniye. Selam, aleyküm selam, o kadar. “Hemen gidin” diyor, “bak” diyor, “kafile kalkıyor” diyor, “sen de git hemen” diyor, böyledir inşaAllah. Ama bazı Hocalar çıkar, konuşur, konuşur, konuşur, Cenab-ı Allah diyor: “Onlar kitap yüklü eşek gibidirler” diyor Allah. Bak: “Kitap yüklü eşek gibi”, yani muazzam ezberi var, muazzam bilgisi var ama Allah’ın üzerinde nuru yok. Yani, hidayete vesile olamıyor, hikmet yok, samimiyet yok, yani malum. Mesela bakanın içi kararıyor, adama bir şey oluyor, yani normal imanını kaybediyor adam. Yani imanlı adamın, imanını kaybetmesine vesile oluyor, imanı geriliyor adamın. Yani, normalde, imanın gelişmesi lazım, geriliyor. Mehdi (a.s.) de tam tersidir. Adam, imansız adam bakar, imana gelir, sohbetinde kemale gelir, kısa bir sohbette kemale gelir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi’yle ilgili hadisi söyleyeyim mi Hocam Pegamberimiz (s.a.v.)’in bu konuyla ilgili?
ADNAN OKTAR: Evet, biz de Mehdi (a.s.)’nin öncüsü olarak, ona benzemeye çalışıyoruz, inşaAllah. Söyle bakalım.
OKTAR BABUNA: “Onun, (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) lütfu sayesinde, gece cahil, korkak ve cimri olan kişi, sabaha bilgili, cesur ve cömert olacaktır. Allah’ın yardımı onun, (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) önünde yürüyecektir”
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’yle ilgili hadislerde hep “gece” diyor, “anlatır” diyor, “gece”. “Yatsıdan sonra anlatır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “uzun konuşur” diyor, “uzun hutbe ilat eder” diyor hadislerde. “İnsanlar” diyor, “yattığı yerden, oturduğu yerden, Mehdi (a.s.)’yi görür” diyor. Hadisleri insanlar yanlış yorumladıkları için, herkesin evine milyonlarca Mehdi gelecek zannediyorlar. Yani Mehdi (a.s.)’nin vücudu milyonlara ayrılacak. Halbuki Mehdi (a.s.) televizyonda ve radyolarda insanlara hitap edecek anlamında bu. Yattığı yerde, Mehdi (a.s.) gelip de bir insan evinde yattığı yerde Mehdi (a.s.)’yi dinler mi? Değil mi? Yani saygıya uygun mu bu hareket? Olacak iş mi bu? Belli ki yattığı yerde olduğuna göre, televizyonda seyredecek. Bu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesidir. Ama bir çok hazret bu mucizeyi söyleyemiyor, değil mi? Mesela bak Hz. Ali, Fırat’ın kenarına geliyor, Fırat nehrinin kenarına, “Mehdi (a.s.) devrinde” diyor, “bu nehirden” diyor, hem ateş hem de ışık çıkacak” diyor, “elektrik elde edilecek” diyor. Bak, ateş ve ışık, elektriğin iki özelliği, ana özellikleri, değil mi? Isıtıcı olarak kullanılıyor, bir de ışık kaynağı olarak kullanılıyor. Çok büyük bir mucizedir. Ama kardeşlerimizin bir kısmı bunu söyleyemiyorlar. Ramazan ayında ay ve güneş tutulmalarını söyleyemiyorlar. Çünkü söylediğinde Mehdi (a.s.)’yi kabul etmiş olacaklar.
OKTAR BABUNA:Afganistan’ın işgali, İran-Irak savaşı, Irak’ın işgali,
ADNAN OKTAR: Hiç birini söyleyemiyorlar, Lulin kuyruklu yıldızını söyleyemiyorlar, Kabe baskınını söyleyemiyorlar. Halbuki Kabe baskını 1400 yıldan beri, ilk defa, bir kere oldu. Hiç olmamış bir şeydir, çok büyük bir mucize. Peygamberimiz (s.a.v.) vaktini bildiriyor, ve o gün o olay oluyor. “Mehdi (a.s.)’nin çıkış zamanında olacak” diyor, “Kabe’ye baskın olacak ve kan akacak” diyor.
OKTAR BABUNA:1 Muharrem 1400’de, birinci günü oldu Hocam 1400’ün, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, hadisi oku bir daha.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, “Onun, (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) lütfu sayesinde, gece cahil”
ADNAN OKTAR:Bak, gece, gece vakti cahil olan, cahil bilmiyor dini, İslam’ı, Kuran’ı bilmiyor, bir.
OKTAR BABUNA:“Korkak ve cimri olan kişi”,
ADNAN OKTAR:Korkak bir de çekingen. Ondan korkuyor, bundan korkuyor, milletin sözünden korkuyor, değil mi? Bir de, cimri. Kimseye bir şey vermek istemiyor, kitap almak istemiyor, dağıtmak istemiyor, kendini düşünüyor, egoist, evet.
OKTAR BABUNA:“Cimri olan kişi sabaha bilgili”
ADNAN OKTAR: Bak, o konuşmanın arkasından, Mehdi (a.s.)’nin konuşması arkasından, bak 1400 senelik hadis bunlar, 1400 senelik hadis. Ve 700 yıllık, 800 yıllık, ehl-i sünnet alimlerinin eserlerinden alınma bu eserler. Ki, Süleymaniye’de orjinalleri, el yazması eserler, evet.
OKTAR BABUNA:“Sabaha bilgili, cesur ve cömert olacaktır”
ADNAN OKTAR: Bak, hem bilgisi artmış, cömert ve cesur. Yani, imana kavuşmuş, Allah hidayet vermiş, Allah Hadi ismiyle tecelli etmiş, değil mi?
Evet, “sade ve çok lezzetli bu sohbetlerinizi dinlemek çok güzel inşaAllah” diyor. “Arslan Hocam, bizim hedefimiz, en büyük güzellik inşaAllah, yani İslam’ın dünya hakimiyeti olduğu için”, doğru, Bediüzzaman söylüyor. “En büyük farz vazife, İttihad-ı islam’dır” diyor. Bir kısım arkadaşlarımızın da, yani sünnet yerine dahi koymadığı, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti yerine dahi koymadığı bir ibadet İttihad-ı İslam. Bir kısım Hocalar da hiç ağzına dahi almıyorlar, Cübbeli ve Osman Ünlü gibi tipler ve Şaşar Beşer Faruk Beşer Hocalar. İttihad-ı İslam ve Türk İslam Birliği’nden şiddetle kaçınıyorlar bu cümlelerden, söyleyemiyor adamlar. Söyletebilene helal olsun. Bak: “Arslan Hocam” diyor, “bizim hedefimiz, en büyük güzellik inşaAllah, yani İslam’ın dünya hakimiyeti olduğu için bu hedefe ilerlerken, hedefimizin şaşmaması için, örneğin gün içinde, yani kısa vadede ne gibi önlemler almalıyız?” Bir kere, dua etmek çok önemlidir, Allah’ı çok sevmek. Yani, Allah’ı sevdikçe insan atom bombasına dönüşür. Yani, diyorsun ki mesela, “nasıl yenebilirim? Silaha ihtiyacım var, atom bombasına ihtiyacım var” diyorsun, değil mi? İmanlı bir Müslüman, 800 bin hidrojen bombası gücündedir, imanlı bir tane Müslüman. O gücü elde etmek çok önemlidir, yani derin Allah sevgisi, derin Allah tutkusu, derin Allah korkusu. Baş edemezsin, yani, metafizik bir varlığa dönüşür. Mesela Mehdi (a.s.)’yle o yüzden baş edemiyorlar. Mesela, mübarek çıkıyor, “ben faaliyet yapacağım” diyor, “yapıyorum” diyor, çek vur, durdur, değil mi? Yapabiliyorsan, gücün yetiyorsa. Yapamıyorlar, yapamazlar. Bağırta bağırta, sonuna kadar gidiyor. Mesela bak Hz. Musa (a.s.)’yı Firavun durdurmaya çalıştı, biliyor adam, yani adı gibi emin. Hatta Hz. Musa (a.s.)’yı durdurmak için, yüz binlerce çocuğu katlettirdiler, şehit ettiler. Bak, yüz binlerce, sırf onu durdurmak için. Dediler ki: “Bir çocuk doğdu” dediler, “senin mülkünü yok edecek”, haber verdiler. Bir gece içinde yüz binlerce çocuğu katletti, şehit etti Firavun, durdurmak için. Sonra, annesi o mübarek Musa (a.s.)’yı sepete koydu, bak adamın eşi gitti, o çocuğu aldı, alıp götürüp saraya koydular. Halbuki onun başını koparacak o, mahvedecek onu, haberi yok, bilmiyor, onu besliyor. Bak gün geldi, Allah onun kanalıyla onu mahvetti, Musa (a.s.) kanalıyla. Ve, bunu durduramadı, kaderdi bu. Mesela, Mehdi (a.s.) de kaderdir, durdurulamaz. Yani, şimdi mesela, acayip önlem alıyorlar, bu akıl almaz.
Mesela, Haber Türk’ün en telaş ettiği konu, Haber Türk derken, Fatih Altaylı ve bizim tombul, en telaş ettiği konu nedir? Mehdi (a.s.), İsa (a.s.) ve Kıyamet. En istemedikleri konu diyebilirim. Bakın, Mehdi (a.s.), İsa (a.s.)’nın nüzulü ve Kıyamet. Bunun için nelere razılar biliyor musun? Nelere razılar? En olmayacak şeyleri dahi kabul ediyorlar. Yani, kendileri açısından en olmayacak şey. Adam sinirinden mi diyeyim artık, heyecanından mı diyeyim? Krize girdi bak Cübbeli’yi görünce. Çünkü Cübbeli’ye niye ihtiyaçları var, biliyor musun? Cübbeli’den 3 şey istediler. “Ya mübarek” dediler, “senden istirham ediyoruz” dediler, “kapına geldik” dediler, “yani yalvarıyoruz, senden rica ediyoruz. Bir, ‘Mehdi (a.s.) gelmeyecek’ de; iki, ‘İsa (a.s.) gelmeyecek’ de; üç de, ‘kıyamete çok var’ de, şöyle bir rahatlayalım” dediler. “Seni gece gündüz çıkaracağız, destekleyeceğiz” dediler. “Özel evine de geliriz” dediler, “madem istiyorsun o kadar” dediler. Ben onu anlayamadım yalnız, daha hala bir muamma. “Özele gelin” diyor, “eve” diyor, “ben size” diyor, “bir şeyler göstereceğim” diyor, “ben halkın önünde” diyor, “tam anlatamıyorum” diyor, yani “gösteremiyorum” diyor. “Eve gelirseniz” diyor, “bir şey var” diyor, “evde” diyor, “özelde göstereceğim size” diyor. Herhalde, o da ricalarını kırmadılar anladığım kadarıyla, onlar da, tombulla Fatih Altaylı. Çünkü öyle bir şey olduğuna göre, var bir bildikleri yani, inşaAllah. Bak, Şaşar Beşer, sürekli çıkartıyorlar. Nereye çıkıyor? Samanyolu gibi, bizim güvendiğimiz bir televizyon kanalına ve Mehtap Tv’ye. Şaşar Beşer ne diyor? “Mehdi (a.s.) hiç yok” diyor, “hiç yok” diyor, “İsa (a.s.) da öldü” diyor, “öyle bir şey yok”. “İttihad-ı İslam da yok, Türk İslam Birliği de yok” diyor. “Konuş aslanım, konuş” diyorlar, o da konuşuyor. “Peki Bediüzzaman için ne diyorsunuz?” diyorlar, “biz Bediüzzaman’ı çok severdik zamanında” diyor, “halen de seviyoruz” diyor Samanyolu’ndaki kardeşlerimiz. Mehtap Tv de, çünkü bir Nur talebesi biliyorduk onları yani, halen de öyle biliyoruz. “Baştan sona yanlış” diyor, “hatta” diyor, “ehl-i sünnet alimlerinin yüzde 95’i yanlış” diyor, “hatta daha da üstünde” diyor da “benim dilim varmıyor” diyor. Yani, “bir tek ben doğru yoldayım” diyor, anlaşıldı mı? “Hepsi yanlış” diyor. “Bakın” diyor, “size öyle bir şey söyleyeceğim ki, eğer bunun üstüne bir şey söyleyebileceksen helal olsun size” diyor. “Eğer” diyor, “İslam ahlakı dünyaya hakim olacaksa, Allah zaten Peygamber Hz. Muahmmed (s.a.v.)’e verirdi” diyor. “Ona vermediğine göre” diyor, “nerden çıkarıyorsunuz İslam ahlakının hakimiyetini?” diyor, “bitti bu konu” diyor. Mehdi (a.s.) kim? Peygamber (s.a.v.)’in torunu. Talimat kimden? Peygamber (s.a.v.)’den. Onu kumandan tayin eden kim? Peygamberimiz (s.a.v.). Zafer kimin? Peygamber (s.a.v.)’in zaferi. Bunu düşünemiyor, değil mi? Ve İttihad-ı İslam’a karşı, şiddetli bir tavır içerisinde. Osman Ünlü Hoca, Hüseyin Hilmi Işık’ın talebesidir, ki Şeyh Hüseyin Hilmi Işık Hoca çok değerli, muhterem bir insandır. Bütün ömrünü İslam’a, Kuran’a vakfetmiş değerli bir ehl-i sünnet alimidir Hüseyin Hilmi Işık Hoca. Ama Osman Ünlü çıkıyor, ne diyor? “İttihad-ı İslam’ı unutun, Türk İslam Birliği’ni unutun”. “Ne kadar unutalım Hocam?” diyoruz, “1000 yıl” diyor, “1000 yıl”. “Nerden çıkarttın Hocam?” diyoruz, “İmam-ı Rabbani dedi” diyor. “Peki, bakalım, ne dedi Hocam?” diyoruz. İmam-ı Rabbani diyor ki: “Mehdi (a.s.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından 1000 yıl sonra çıkacak, 1000 yıl sonra gelirler” diyor. Peygamberimiz’den bu yana 1400 yıl geçti, değil mi? Hatta, 1431’deyiz, yani vakit tamam, değil mi? İkinci bine girilmiş, değil mi? Hatta 1431’e girmişiz. Şimdi ne yapacak Hoca? “Ben” diyor, “bir 1000 daha ilave ettim” diyor. “Nerde?” diyoruz, “bu nerde yazıyor?” diyoruz, “orda yazması gerekmez” diyor, “ben ilave ettim” diyor. İnanmayanlar baksınlar sitesi de var, Osman Ünlü, bak adını da söylüyorum, 1000 yıl ilave etmiş adam. 1000 yıl daha bekleyeceğiz İttihad-ı İslam için. Hocam da orada artık holding çalışması mı yapacak? Ticari çalışma mı yapacak? Böyle güzel güzel faaliyetlerine devam edecek, böyle muhabbeti de sıkı bir insan yani. Karşısındaki de onu dinliyor. Hocam, nerde burada? Gözünü yediğim Hocam Allah rızası için. Mesela bak, burada kitap, Mektubat-ı Rabbani, değil mi? Kendileri satıyorlar ayrıca, kendi şirketlerinde satılıyor. Ama ben bir tane hediye edeyim, değil mi? Burada anlaşılmayacak bir şey yok. Bak, ne diyor İmam-ı Rabbani? 455. mektup.
SUNUCU:Şimdi kısa bir aramız var, daha sonra tekrar devam edeceğiz. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, evet, bu konuya devam edelim, sonra başka konular için devam ederiz.
Şimdi bakın, bu kitabı ben bir daha gösteriyorum, bu, Hüseyin Hilmi Işık Hocam’ı sevenlerin her zaman müracaat ettiği bir eserdir Mektubat-ı Rabbani. Bütün Müslümanların sevdiği, değerli bir alimdir İmam-ı Rabbani Hazretleri. Onun 209. mektubu, 455. sayfa, 1. cilt, 455. sayfada, bakın: “Hz. İsa (a.s.) nüzul ettiği” yani dünyaya indiği, “Hatemü‘r Rüsül Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in şeriatına tabi olduğu zaman”, yani Müslümanlığı yaşamaya başladığı, Kuran’a uyduğu zaman, “kendi makamından yükselir, tebaiyet yollu Hakikat-ı Muhammediyye’ye ulaşır, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in dinini kuvvetlendirir” Yani, “Peygamberimiz (s.a.v.)’in dinini kuvvetlendirecektir” diyor, “Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulü, gelip Müslüman olması”. “Ulül-azm Peygamberlerden birinin ahd zamanı uzadığı, mesela irtihali üzerinden bin sene geçtiği zaman, enbiya-i kiramdan veya rüsül-ü izamdan biri gönderilir, o irtihal eden Peygamberin şeriatını takviye eder ve kelimesini yüceltir” Yani, “genellikle ulül-azm Peygamberler” diyor, “bin yıl arayla gelmişlerdir” diyor, “şu ana kadar”. “Bilesin ki Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler, yani” şimdi açıklık getiriyor bak, “yani”, Bediüzzaman da böyle yapar, “yani, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihali (vefatı) üzerinden bin sene geçtikten sonra” Osman Ünlü Hoca, 3000 sene değil, 1000 sene. Bak, “bin sene geçtikten sonra, isterse az olsunlar” , “sayıları az” diyor. Bak, “isterse az olsunlar”, kaç tane? İmam-ı Rabbani var, Mehdi (a.s.) var ve İsa (a.s.) var, 3 kişi. Bak, onun için diyor, “isterse az olsunlar”, sayıları az olsunlar. “Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki: Şeriatın takviyesi, pek tamam şekliyle hasıl ola” Bakın: “Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi (a.s.)'nin gelişi de bunun içindir” “Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi (a.s.)'nin gelişi de bunun içindir” Yani bak diyor ki: “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in vefatı üzerinden bin sene geçtikten sonra”, açıklık getiriyor ya burada, şimdi hazretin bir kurnazlığı var.
“Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi (a.s.)'nin gelişi de bunun içindir” Ama diyor ki: “Şimdi burada arada bir bin sene daha var” diyor burada. Bu üstteki açıklamayı esas almıyor. Halbuki, “Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra” diyor, değil mi? Net. “Tamam da” diyor, bak: “Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi (a.s.)'nin gelişi de bunun içindir” diyor. “Bu bin seneyi” diyor, “o zaman nasıl yapalım biz?” diyor, “İmam-ı Rabbani’nin vefatından bin sene sonra yapalım o zaman” diyor, değil mi? Onla da yetinmiyor, zaten üç bine çıkarmış durumda. “Onun mübarek kudümünü (gelişini), Hatem'ür-rüsül Resulullah (s.a.v.) Efendimiz müjdelemiştir. İsa (a.s.) dahi aradan bin sene geçtikten sonra nüzul edecektir” Şimdi uyanık ya bu, Mehdi (a.s.) geldi, İmam-ı Rabbani 1000’de geldi, 1000 yıl daha ilave etti, ikinci 1000 yılda da Mehdi (a.s.) geldi, 2000 sene sonra. Yani, onun demesine göre, Hicri 1431’deyiz, değil mi? Daha 600 sene falan var, onun demesine göre, 600 sene falan var. “Mehdi (a.s.) de o zaman geldi” diyor, “gelecek”. Şimdi bak, kurnaz Hocama dikkat et, “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz müjdelemiştir. İsa (a.s.) dahi aradan bin sene geçtikten sonra nüzul edecektir”. Oraya da, bir 1000 sene de ona ilave ediyor, anladın mı? Al sana 3000 sene. Halbuki bak, hepsi birden aynı anda geliyorlar. “İsterse az olsunlar” diyor, bak: “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in ümmeti arasından çıkanlar”, “çıkanlar”, “çıkan” demiyor, “çıkanlar pek kamildirler. Yani, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihali (vefatı) üzerinden bin sene geçtikten sonra, isterse az olsunlar”, “bir tane” demiyor, “az olsunlar”, yani bir topluluk. Kim? İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.). Yani, aslında İmam-ı Rabbani kendini hiç katmıyor, ikisini söylüyor işin doğrusu, Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.). “Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki: Şeriatın takviyesi, pek tamam şekliyle hasıl ola” Burada dürüst olacak, bu bin seneyi her seferinde açıklamaz ki İmam-ı Rabbani. Bak diyor ki: “İsa (a.s.) dahi aradan bin sene geçtikten sonra” Neyin üstüne bin sen? Açıklıyor işte orada, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra” diyor. O öyle demiyor, “İmam-ı Rabbani’nin vefatından sonra, Mehdi (a.s.)’nin vefatından sonra”, bu çok samimiyetsiz olur, bunu bırakacak. Net açıklamış burada, değil mi? Şimdi Hoca anlamadı diyelim, Osman Hoca, Osman Ünlü. Şimdi, 628. sayfa, Mektubat yine. “Bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlamasıyla başlar” İkinci bin nasıl olması gerekiyor? Binden sonra ne başlar?
OKTAR BABUNA:İkinci bin başlar Hocam, “Peygamberimiz (s.a.v.)’in irtihalinden sonra”.
ADNAN OKTAR:Hoca öyle demiyor, “üç bin başlar” diyor. Kardeşim ben bu adamlarla, inanamıyorum, rüya görüyorum ben herhalde. Bak: “Bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlamasıyla başlar. Yani,” “yani” diyor, Bediüzzaman da hep böyle, “yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor adam, “yok” diyor, “orda şahs-ı maneviden bahsediyor”. Kardeşim, anlatıyor işte, “yani, Mehdi (a.s.) ve şakirtleri”, daha ne desin? Açıkça diyor, “burada şahs-ı manevi anlatılıyor, görmüyor musun?” diyor. Kardeşim, Mehdi (a.s.)’de neresinde şahs-ı manevi var? “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor. Mehdi (a.s.) vardır, şakitleri vardır, bir de şahs-ı manevisi vardır, değil mi? Bak: “Bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlamasıyla başlar”. Hocaya ben matematik dersi de aldıracağım, Osman Ünlü Hoca’ya. “Yani” diyor bak, “yani”, açıklık getiriyor, “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihali (vefatı)’ndan itibaren” Osman Hocam, yapma etme. Nerde burada “İmam-ı Rabbani’nin vefatından sonra”? “Şeriatın teyit hasletleri, milleti tecdidi bu ikinci bindedir” diyor, bak daha iyice vurguluyor. “Bu davanın doğruluğuna adil şahid”, şahit de getiriyor bak, bu ikinci bine, “İsa'nın (a.s.) Mehdi'nin (r.a.) bu bin içinde var oluşlarıdır”. Burada anlaşılmayacak ne var kardeşim? “Peygamberimiz (s.a.v.)’in irtihalinden itibaren ikinci bin başlar” diyor, “bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlamasıyla başlar”. Yani, bin biter, ikinci bin başlar. Yani, “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihali (vefatı)’ndan itibaren bin sene geçtikten sonra” Mehdi (a.s.) bekleniyor.
OKTAR BABUNA:Şu anda da tam onun içindeyiz Hocam,
ADNAN OKTAR:1431 sene geçmiş. Bak: “Şeriatın teyit hasletleri, milleti tecdidi”, yani müceddid, tecdid görevi, Mehdi (a.s.)’nin gelişi, tecdid göreviyle geliyor zaten müceddid olduğu için, “bu ikinci bindedir”. Yani, “bin bitmesiyle başlayacaktır” diyor, ikinci bindedir. Osman Ünlü Hoca’ya, bak İmam-ı Rabbani şahit getiriyor. “Bu davanın doğruluğuna adil şahit” diyor. Onun doğru olmayan sözünü, İmam-ı Rabbani şahitle kırıyor, diyor ki: “İsa'nın (a.s.) Mehdi'nin (r.a.) bu bin içinde var oluşlarıdır”, şahit olarak. Yani, “binden sonra, ikinci binde İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) var” diyor. Nerde burada üçüncü bin? Kardeşim, çok büyük Müslümanlara bir şeyler yaptılar, bir şeyler yapmaya kalkıyorlar. Gözünün içine baka baka, adeta hipnoz yapıyorlar. Günlerden beri uğraşıyorum, binden sonra iki bin gelir diyoruz, bunu anlatmaya çalışıyorum. “Yok, binden sonra üç bin gelir” diyor adam.
OKTAR BABUNA:Bir de, söylemenize rağmen, ısrar etmeleri, o da çok değişik tabii.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, “Mehdi ve şakirtleri” diyor, “apaçık işte şahs-ı manevi yazmış oraya” diyor. Onun için, Müslüman kardeşlerimiz, var gücüyle bana destekçi olsunlar, çok büyük bir şeyler dönüyor yani, bir şeyler var, bir mühendislik var. Yani, Türk İslam Birliği’nin oluşmaması için, İttihad-ı İslam’ın oluşmaması için bir mühendislik. Bağırta bağırta, söke söke yapacağız Allah’ın izniyle Türk İslam Birliği’ni. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, bu Emin Çölaşan’ın hanımının bir açıklaması olmuş Hocam. Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı ve Danıştay eski Başsavcısı Tansel Çölaşan, referandumda evet oyu kullanan yüzde 58’lik kısmı ihanetle suçlamış Hocam. “Türkiye’nin yüzde 58’i hain” demiş. Birkaç yerde çıkan bir haber bu.
ADNAN OKTAR: O niyeymiş o?
OKTAR BABUNA:“İhanet ediyorlar” demiş, “memlekete”. Bu yaptıkları, verdikleri yüzde 58’lik evet oyunun Hocam, referandumda oy kullanan. “Vatandaşı bilinçli oy kullanan ve kullanmayan diye ikiye ayıran Çölaşan, ‘o oylar bilinçliyse ne ala, bilinçli olmayan, yani yüzde 42’lik dilimin dışında olan oylar bana göre gaflet, delalet ve ihanet içindedirler’” demiş.
ADNAN OKTAR: “Bana göre”, çok önemli o detay, çok önemli o detay. “Bana göre” diyor, şimdi onun altını bir çizeceksin. Yani, çok normal değil mi böyle birinin böyle bir şey düşünmesi? Çok normal yani. Doktorsun, bilirsin, tipolojiden sen de çok iyi anlarsın. Bak, yenge duysun. Atatürk, Türk İslam Birliği’yle ilgili neler söylemiş? Bir anlat bakalım.
OKTAR BABUNA:Söylüyorum Hocam, Atatürk’ümüz diyor ki inşaAllah:
“Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır.Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne áleme yeni ufuklar açacak. Güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek. Bugün elinde sımsıkı tutuğun milletler avuçlarından kaçabilirler, dünya yeni bir dengeye ulaşabilir İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (soydaş Türk kardeşlerimizin) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir”.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak, Atatürk’ün sözü öylesüratle okunacak gibi değil, şerh edeceksin.
OKTAR BABUNA:Tamam, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Atatürk bak burada bir keramet gösteriyor, harikadır bu. Bak, “benim zamanımda Türk Birliği olmayacak” diyor, halbuki olabilirdi, “olmayacak” diyor. Ne zaman? “Ahir zamanda olacak” diyor. “Güneş de o zaman doğacak” diyor. Atatürk’ün güneş dediği ne biliyor musun? Atatürk’ün vasiyetini açmıyorlar, Mehdi (a.s.)’den açıkça bahsediyor Atatürk. Türk İslam Birliği’nin oluşacağını çok iyi biliyor Atatürk. Atatürk veli insandır, yani insanların bildiği gibi değil. “Hızır yardım etmiştir” dedim, “Atatürk’e”. Bir bildiğim var ki söylüyorum.
OKTAR BABUNA:“50 yıl sonra açılsın” demişti, açtırmadılar Hocam, ertelediler. Erteledikleri yıl da, yanlış hatırlamıyorsam 15’e geliyor, 2015’lere geliyor Hocam erteledikleri zaman da.
ADNAN OKTAR: Açacaklar, açacaklar. Onlar açmazsa, ben bizzat elimle açacağım Atatürk’ün vasiyetini ve okuyacağım, bizzat Allah’ın izniyle. Nefesleri kesilecek, Atatürk bildikleri gibi bir insan değil, harikadır, harikadır. Şimdi şerh ederek oku.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.“Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır” İnanıyorum diyor.
ADNAN OKTAR: “Bütün Turani devletler, Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkistan, Türkiye, Azerbaycan, hepsi birleşecek” diyor, değil mi? Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Önce kırmızı bayraklar çıkacak” diyor. Önce bir Türk Birliği, devam et. Arkasından, Türk İslam Birliği, bütün İslam ülkeleri birleşiyor, evet.
OKTAR BABUNA:“Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım”
ADNAN OKTAR: Bak, “benim böyle bir ülküm, idealim var” diyor Atatürk. Bak, “benim böyle dev bir ülküm ve idealim var” diyor, evet.
OKTAR BABUNA:“Türk Birliğine inanıyorum, onu görüyorum”
ADNAN OKTAR: Şimdi, “görüyorum” deyince ne anlıyorsun sen?
OKTAR BABUNA: Gördüğünü anlıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Gözüyle gördüğünü anlatıyor Atatürk. Yani, hayalini anlatmıyor, gözünle gördüğünü anlatıyor. Bu bir harikadır. “Görüyorum” dediği yani, “hayal ettim” demiyor, “gördüm” diyor. Zaman kalkıyor ve görüyor, inşaAllah, evet.
OKTAR BABUNA:“Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacak”
ADNAN OKTAR: Türkiye’nin öncülüğünde, Türk devletlerinin birliğiyle, dev bir Türk İslam Birliği oluşacak, evet.
OKTAR BABUNA:“Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır”
ADNAN OKTAR: “Savaş kalkacak” diyor, bak, Mehdi (a.s.)’nin bir vasfıdır, sükun. “Savaş yok” diyor, “Armagedon yok, savaşlar olmayacak” diyor. Bakın, bu da bir harikadır. Nerden biliyor bunu? Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden biliyor Atatürk. Bir harikadır bu, değil mi?
OKTAR BABUNA:“Türk'ün varlığı bu köhne áleme yeni ufuklar açacak”
ADNAN OKTAR: “Köhne” ne demek? Ölmek üzere, kıyamet kopmak üzere. “Yeni ufuklar açacak” ne demek? “Yepyeni bir İslam Medeniyeti, yepyeni bir Türk İslam Medeniyeti olacak” diyor.
OKTAR BABUNA:“Güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek”
ADNAN OKTAR: İdeal neymiş, dava neymiş, değil mi? Güneşin ne olduğunu, bak diyor ki Bediüzzaman: “Bu fecr-i kâzip de olsa” diyor, “1980’de fecr-i sâdık çıkacak” “Mehdi (a.s.) çıkacak” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.), güneş olarak anıyor Mehdi (a.s.)’yi, güneş olarak belirtiyor. Atatürk’ün söylediği Mehdi (a.s.)’dir, evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.“Bugün elinde sımsıkı tuttuğun milletler avuçlarından kaçabilirler”
ADNAN OKTAR:Rusya’da komünist sistemin yıkılacağını söylüyor Atatürk, dinleyin, bu harikadır bu.
OKTAR BABUNA:“Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir”, dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Dünya’da yeni bir denge oluşmadı mı? Yeni bir sistem oluşmadı mı? Bu harikadır. Komünizm dünyayı yutacak gibi göründü. Bak Atatürk, “yıkılacak komünizm” diyor ve “Türk İslam Birliği oluşacak” diyor. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir”
ADNAN OKTAR: “Bilmelidir”, onu da işte mektubuyla kasaya koydu Atatürk, evet.
OKTAR BABUNA: “Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır”
ADNAN OKTAR:“Dili bir, inancı bir”, “Müslümanız” diyor, “elhamdülillah hepimiz”, değil mi? “Ülkümüz, idealimiz bir, hepimiz kardeşiz” diyor. “Niye Türk İslam Birliği olmasın?” diyor. “Ki olacak, olacak inanıyorum” diyor. “Görüyorum” diyor, yani “oldu, bitti, ben görüyorum” diyor Allah’ın izniyle. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini çok iyi bilen bir insandı Atatürk. Peygamberimiz (s.a.v.)’i çok iyi kavramış bir insan, hadislerde hepsini görmüş, onu söylüyor, evet.
OKTAR BABUNA:“Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız”
ADNAN OKTAR: “Hazır olun” ne demektir? “Siz, Türk İslam Birliği’nin ordususunuz” diyor, “hazır olun” diyor. Hazır olmayı, bak Başkomutan Atatürk söylüyor, “hazır olun” diye.
OKTAR BABUNA:“Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir”
ADNAN OKTAR: “Çıkın, radyolardan, televizyonlardan konuşun, basına demeç verin, gayret edin, mücadele edin, Türk İslam Birliği için uğraşın” diyor Atatürk, evet.
OKTAR BABUNA:“Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak” diyor.
ADNAN OKTAR: “Manevi köprüleri”, burada ne yapıyoruz biz şu an? Manevi köprü nedir? İslam, değil mi? Dil birliğimiz, ondan sonra geleneklerimiz, göreneklerimiz, sevgimiz, muhabbetimiz, kardeşliğimiz, dostluğumuz, Allah’tan korkumuz, Allah sevgimiz, Müslümanlığımız. Bak, “bu köprüyü sağlam tutun” diyor.
OKTAR BABUNA:“Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür”
ADNAN OKTAR: Bak, “dil, inanç” yani Müslümanlık, değil mi? Çimentodur, milleti millet yapan bir güçtür, evet.
OKTAR BABUNA:“Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz”
ADNAN OKTAR: Bak, “tarihi çevir” diyor, “nal sesi, kısrak sesi bunlar” diyor, değil mi şiirlerde? Tarihimize bir bakıyoruz, Osmanlı’yı görüyoruz, Selçuklular’ı görüyoruz, Gazneliler’i görüyoruz, değil mi? Alparslanlar’ı görüyoruz, Fatih Sultan Mehmetler’i görüyoruz, Kanuniler’i, Yavuzlar’ı görüyoruz. “Bunları görün” diyor Atatürk. Tarihimizle övünüyoruz, iftihar ediyoruz, bunu belirtiyor Atatürk, evet.
OKTAR BABUNA:“Onların (soydaş Türk kardeşlerimizin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir”
ADNAN OKTAR: Egoist olmayacağız, biz şefkati, sevgiyi sunacağız. Önce biz sevgimizi göstereceğiz, onları kendimize çekeceğiz, evet.
OKTAR BABUNA:İslam Birliği’yle de ilgili sözü var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oku.
OKTAR BABUNA: “Bütün İslam aleminin, manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız.Bunun için de bizim kendi hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da milli hakimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler”
ADNAN OKTAR: Bakın, “milli devletler oluşsun” diyor, “ama cumhuriyetler ittifak etsin”. Manen birlik ne demektir? Manen, maddeten İslam ülkelerinin birliği?
OKTAR BABUNA:Din birliği Hocam.
ADNAN OKTAR: Manen, maddeten, işte İttihad-ı İslam. Manen maddeten nedir? Başka bir şey yok ki, İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği, evet.
OKTAR BABUNA:“Bunun için de bizim kendi hudutlarımız içerisindebağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da milli hakimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler”
ADNAN OKTAR: Bak, modeli de söylüyor, “her ülke kendi içinde bağımsız olsun” diyor, “ama büyük bir Türk İslam Birliği oluşturalım” diyor, değil mi? İnşaAllah.
Şimdi Çölaşan ninemize gelince. Bak, yüzde 42 de aslandır, yüzde 58 de aslandır. Bizim milletimizin hepsi de basiretli, ferasetli ve akıllıdır. Bak ben Atatürk’ün bir sözüyle ona cevap vereyim. “Türk milleti zekidir” diyor, istisnasız, tamamı. “Türk milleti çalışkandır” diyor. Ne diyor yenge sinir anında? Her sinirlendiğinde böyle konuşacaksa işimiz var.
OKTAR BABUNA:“Referandumda oy kullanan vatandaşları, bilinçli oy kullanan ve kullanmayanlar olarak ikiye ayıran Çölaşan: ‘O oylar bilinçliyse ne ala, bilinçli olmayan, yani yüzde 42’lik dilimin dışında olan oylar bana göre gaflet, delalet ve ihanet içindedirler’ dedi”.
ADNAN OKTAR:Sinirlenmiş anne, “gaflet”. Türk milletini gaflet içinde görmek, gafletin ta kendisi olur. Türk milletini delalet içinde görmek, delaletin ta kendisi olur. Türk milletini ihanet içinde görmek, ihanetin ta kendisi olur. Türk milletine ben bu lafı dedirtmem. Yengem ayıp yapıyor, değil mi? Yaşlı büyüğümüzdür, tamam, saygı duyuyoruz ama özür dilesin, çok ayıp yapıyor. Yüzde 42’si de zehir gibi zekidir, yüzde 58’i de zehir gibi zekidir benim milletimin. Yani bu ne demek? Şimdi, Komünist Partisi üyeleri diyecek ki: “Bize oy vermeyenler haindir” diyecek. Yani şimdi bu yakışık alıyor mu? Başkası çıkacak, diyecek ki: “Bize”, yahut başka parti gelecek, “bize oy vermeyenler haindir” diyecek. Olmaz, olmaz, demokraside fikirler ayrı ayrı olur. Referandum ne demektir? Halkın bir kısmı kabul edecek, bir kısmı kabul etmeyecek demektir.
Ne kadar ayıp. Mesela MHP iktidar olur, iftihar ederim, CHP iktidar olur, iftihar ederim. Ben der miyim? İşte, “CHP’ye oy verenler ihanet içindedir, geri kalanlar da yamandır, iyidir”, böyle denmez. Hepsi mükemmeldir, ben milletimin takdirine saygı duyarım, saygı duyacak, çok ayıp yapıyor. Referandum alerjisini kaldırsın. Şimdi bak, referandum alerjisine karşı ilaç alacak, referandum daima yapılacak. Bak, demokrasilerde, Norveç’te, İsveç’te, Avrupa’nın her yerinde referandum yapılıyor. Halkın yüzde 51’i kabul diyor, yüzde 49’u hayır diyor. Bu bir referandumdur. Referandum, demokrasinin güzelliklerinden birisidir. Seçim olur, bir parti kaybeder, bir parti kazanır, millet bölünmüş olmaz. Birbirini hıyanetle, ihanetle suçlamak çok çirkindir.
Çok ayıp yapmış. Her fikre, her düşünceye saygılıyız. Milletimizin çoğunluğunun fikri oysa, çok güzel. O ne demek o zaman? Referandumu kabul etmiyorsun, demokrasiyi de kabul etmiyorsun, seçimi de kabul etmiyorsun, ne istiyorsun o zaman?
OKTAR BABUNA:Herkes onun dediğini kabul edecek.
ADNAN OKTAR: Olur mu kardeşim? O zaman diktatörlük olur o, inşaAllah. Demokrasilerde hükümetler vardır, hükümetler gelir, hükümetler gider, demokrasi devam eder. Kimin sözüdür bu?
OKTAR BABUNA:Demirel’in mi?
ADNAN OKTAR: Demirel’in, inşaAllah. Çok şahane adamdı, acayip zevkli konuşurdu, bizim gençler pek o kadar tanımıyor. Yani, yeni gençlik o kadar bilmez. Şu 12 Eylül darbesinden önce çıktı, “bırakın hükümeti kuralım” dedi, “kuralım” diyor, “müsaade etmiyorsunuz” dedi, “gelin siz kurun” diyor, “onu da kabul etmiyorsunuz” diyor, “koalisyon yapalım” diyor, “onu da kabul etmiyorsunuz, e ne istiyorsunuz siz?” dedi. Ertesi gün ne istediklerini anlamış olduk, 11 Eylül akşamı söyledi, 12 Eylül sabahında Mehter çalıyordu böyle, inşaAllah. Hatırlıyor musunuz siz 12 Eylül’ü? Kardeşim, 12 Eylül sabahı kalktım, Ankara Belediyesi’nin Mehter Takımı, “Rahim Allah Kerim Allah, Rahim Allah Kerim Allah, ey şanlı ordu, ey şanlı asker”, inim inim inletiyordu Mehter Takımı. Dedim, “hay maşaAllah, benim” dedim, “orduma muhabbetim dehşet” dedim yani. Hayır, darbe, iyi ki darbe yaptılar demiyorum da, yani onların o Mehter sevgisi çok hoşuma gitti. Bakın, koro halinde, “Rahim Allah Kerim Allah, Rahim Allah Kerim Allah”, defalarca tekrar etti, “ey şanlı ordu, ey şanlı asker”, inim inim inliyordu böyle yer gök televizyondan, inşaAllah. Tabii biz, sol darbe bekleniyordu, darbenin şeklinin değişik olduğunu gördük o zaman. Tabii, Mehter Takımı’yla olay anlaşıldı. Ama darbelere ben karşıyım, şiddetle karşıyım. Aman Allah’ım, kardeşim, ne acı çekti insanlar. Bizim evimize de gelmişti subaylar, her ev aranıyordu o zamanlar. Biz dedik, “buyurun koç yiğitler” dedik, böyle çağırdık subayları, içeri girdiler. Askerler, aslanlar, böyle aradılar, ama her ev istisnasız, bütün evler aranmıştı.
OKTAR BABUNA:Sıkı yönetim, dışarı çıkma yasağı vardı, 12:00’den sonra da sokağa çıkılmıyordu Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Akademiye gidip gelirken falan da öyle, sürekli jandarma, polis, arama yapardı. Kardeşim hikmettir, Allah’ın hikmeti bak, söylemiyorum. Arama yapılırken, ben okula giderken, dururdum ben, beni aramazdı polis. Asker de aramıyordu beni, aramıyorlardı. Yani, bakıyorlardı yüzüme, aramıyorlardı. Herkes gelip, hemen duvara dayanıyordu falan böyle, hani elini başlarının üstüne koyuyorlardı böyle arama yapılsın. Ben yapmıyordum, öyle duruyordum, aramıyorlardı. Yani çok fazla şahidi var, herkes de bilir yani, hiç öyle bir şey olmadı yani şu ana kadar, maşaAllah. Askerimiz aslandır, Mehmetçiğimiz aslandır.
Ben cezaevindeyken de aramaya gelirlerdi, ben acayip seviyordum onları. “Gelin bakalım koç yiğitler” diyerek böyle. Bir kere, telefondan şüphe ediyorlardı, “koğuşlarda telefon oluyor mu?” gibisinden. Saati biz kurmuştuk, ondan sonra, saat böyle gür diye çalmaya başladı 12:00 gibi falan, gece 12:00 için kurmuştuk. Dedim ben, koridorda tam içeri girmiştim, “kapa şu telefonu” dedim arkadaşa böyle bağırarak, yüksek sesle, şakadan. Biz içeri girdik, kapıyı kapattık, yaklaşık 1 dakika falan geçmedi, ne kadar asker falan varsa içeri doluştular “Hocam telefon nerde?” diye. “Gerçekten şakadan” dedim, “öyle bir şey yok”, inanmıyorlar. “Ya” dedi, oradaki şey vardı onların, subay olan, rütbesini söylemeyeyim, “ya Hocam diyor ki” dedi, “’bende telefon var, eğer bulabiliyorsanız bulun, helal olsun size’ diyor” dedi. “Ama Hocam teknolojik çalışır” dedi, “yani böyle uydurma telefon falan kullanmaz, o uzay teknolojisi kullanıyordur, biz arasak da bulamayız zaten” dedi. “Mesela şuradaki radyo” dedi, “radyonun içinde bile” dedi, “hiç tahmin etmediğimiz bir verici sistem, yani alıcı verici böyle bir sistem olabilir” dedi. “Yani bizim yapabileceğimiz bir şey yok zannediyorum” dedi. Ben çok seviyordum onları, böyle geliyorlardı, maşaAllah. Mehmetçik çok mazlum çocuklar, çok temizler, çok mübarektir askerler, çok çok mübarektir, maşaAllah. Yani, özellikle bu şehit ailelerine, gazi ailelerine, derin muhabbet duyulsun, muazzam bereket vardır o insanlarda. Nur vardır, evlere nur yağar. Allah razı olsun, bu uyarımızdan sonra, devletimiz onlara sahip çıktı, hükümet sahip çıktı, değil mi? Ev verin dedik, ev verdiler, elhamdülillah. Kart verin dedik, kart vermeye başladılar, maşaAllah, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam. “Hep beraber yemek yiyelim” dediniz, yemek, iftarlar düzenlediler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, evet, çok güzel, maşaAllah. Ama demokrasi konusunda yengemi ben eğiteceğim. Alışacak, referandumlara alışacak, özgürlüğe alışacak. Mesela, CHP benim canım, CHP’lileri ben çok seviyorum, iftihar ederim iktidara gelseler, iftihar ederim. Kemal Kılıçdaroğlu, alnından öperim ben, iktidara gelse. Niye rahatsız olayım? Bu vatanın evlatları, milliyetçilik desen var, dindarlık desen var, CHP delikanlı, tertemiz. MHP, heyecanımdan havalara uçarım, MHP iktidara gelse, bayram ederim yani, değil mi? Büyük Birlik Partisi gelse, zaten coşarım. Saadet Partisi zaten çok hoşuma gidiyor. Nedir bu? Hepimiz kardeşiz yani, değil mi? Referandum, tam tersi de çıkabilirdi. “Demek ki hayırlısı oymuş” derdik. Kardeşim, hayır var demektir o zaman. Mesela, referandumda, halkımız ezici şekilde reddedebilirdi, herkes “hayır” verirdi, o hayırdı o zaman. Çünkü, hayırı kim çıkartır? Allah çıkartır. Evet’i kim çıkartır? Allah çıkartır. Ne zaman çıkmıştır bu? Ta kalu belada, daha biz yaratılmadan, ruhlar alemindeyken, o yüzde 58 bitmişti, o oylar verilmişti, konu kapanmıştı. Kemal Kılıçdaroğlu gidemedi seçime, kaderindeydi, daha annesinden doğmadan Allah ona öyle yazdı. Bak, tedbir aldığı halde gidemedi. Mesela Deniz Baykal, ben onu çok severim, halen de çok seviyorum. Yani, iftiraya uğrattılar, ben sürekli ondan yanayım. Kaderindeydi o, bir hayır var, hepsinde hayır vardır. Anlaşıldı mı? Hepsinde bir hayır vardır, hayır göreceksiniz. Yani olabilir, kaderde yoksa öyledir. Kader böyle, kadere teslim olacaklar. Milletimize karşı bu üslup yakışık almaz, yakışık almaz. Sevgisizlik insanı çürütür, bitap hale getirir. Allah vermesin yani, hafızasına zarar verir, muhakemesine zarar verir sevgisizlik, çok kötüdür. Kaçınsın, kaçınsın annemiz, yengemiz pardon, inşaAllah. Ne diyeyim yani? Saygı gösteriyorum, yenge. Tamam, hadi bakalım. Bakayım neymiş?
OKTAR BABUNA:Atatürkçü Düşünce Derneği Hocam.
ADNAN OKTAR: Başkanı Hocamız?
OKTAR BABUNA:Evet, genel başkanı ve Danıştay eski Başsavcısı.
ADNAN OKTAR: Oo, maşaAllah, Allah daha yüksek makamlar nasip etsin. Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı, o zaman tam muhatabımız. Bismillah, başlayalım, Atatürk’ün dindarlığından başlasana, Hocamızı eğitelim biraz. Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında ne düşünüyor? Bir anlat.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, hemen söylüyorum inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Muhamed Mustafa (s.a.v.), Peygamber olmadan evvel kavminin sevgisine, saygısına, güvenine erişti”
ADNAN OKTAR: (s.a.v.) Evet,
OKTAR BABUNA:“Fahr-ı alem Efendimiz sonsuz tehlikeler içinde tükenmez sıkıntılar ve zorluklar karşısında20 sene çalıştı ve İslam dinini kurmaya ait peygamberlik görevini yapmayı başardıktan sonra Cennetin en yüksek katına erişti. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v.) Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini gerçekleri bildirmeye memur ve elçi olmuştur. Anayasası hepimizce bilinir ki şanı büyük olan Yüce Kuran’daki naslardır. İnsanlara gelişme ve aydınlanma ışığı vermiş olan dinimiz, son dindir, en eksiksiz dindir”. Balıkesir Zağnos Paşa Camii’indeki minberden söylemiş Hocam bunu.
ADNAN OKTAR: Hutbe okuyor Atatürk, hutbe. Yengemin bundan haberi var mı sence?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam.
ADNAN OKTAR: Değil mi?
OKTAR BABUNA:Olsa zaten,
ADNAN OKTAR: “Böyle olmaz” diyorsun. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Din insanların gıdasıdır. Dinsiz adam boş bir eve benzer. İnsana hüzün verir. Mutlaka bir şeye inanacağız. Bu dinlerin en sonuncusu, elbette en mükemmelidir. İslam dini hepsinden üstündür. Onun hak Peygamber olduğundan şüphe edenler şu haritaya baksınlar ve Bedir Destanı’nı okusunlar. Hazreti Muhammed (s.a.v.)’in bir avuç imanlı Müslüman ile mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş Ordusu’na karşı Bedir Meydan Muharebesi’nde kazandığı zafer, fani insanların karı değildir. Onun Peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır”.
ADNAN OKTAR:Zırhsız savaştı Resulullah (s.a.v.), bütün etrafını düşman sardı, hiçbir şey yapamadılar. Dört taraftan sardılar, bak tek hedef Peygamber (s.a.v.), hiçbir şey yapamıyorlar. Atatürk ona dikkat çekmiş, bir mucizedir bu, çok büyük bir mucizedir, evet.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. “Bence dinsizim diyen mutlaka dindardır. İnsanın dinsiz olmasının imkânı yoktur. Dinsiz kimse olamaz”. 1923, İzmir, Türkiye’nin Geleceği Üzerine Konuşma.
ADNAN OKTAR:Bak yengem bu konuya çok önem verecektir tahmin ediyorum, baştan bir daha onu vurgula. Bak, Yüce Atatürk, Büyük Atatürk, Başkumandan Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, değil mi? Yiğit insan, bak, Osmanlı’nın yetiştirdiği bu mükemmel Türk evladı ne diyor? Bir daha dinlesin.
OKTAR BABUNA:“Bence dinsizim diyen mutlaka dindardır. İnsanın dinsiz olmasının imkânı yoktur. Dinsiz kimse olamaz”. “Bütün dünyanın Müslümanları, Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gösterdiği yolu takip etmeli”.
ADNAN OKTAR: Bak, bak, bak, “Peygamber (s.a.v.)’in gösterdiği yolu takip etmeli”, bu ne demektir? “Peygamber (s.a.v.)’in sünnetine tam uyun” diyor.
OKTAR BABUNA:“Bütün dünya Müslümanları” diyor ayrıca.
ADNAN OKTAR: “Türkiye” demiyor, “Türklük alemi” demiyor, “İslam alemi” diyor, “bütün dünya” diyor, evet.
OKTAR BABUNA:“Yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli”.
ADNAN OKTAR: “Peygamber (s.a.v.)’in verdiği talimatları”, yarım değil, “tam tatbik etmeli” diyor, evet.
OKTAR BABUNA:“Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed (s.a.v.)’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli, İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler”.
ADNAN OKTAR:Yani, “dünya böyle kurtulur” diyor, “başka türlü kurtulamazsınız” diyor, Atatürk söylüyor, değil mi?
OKTAR BABUNA:“Büyük bir inkılâp yapan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e karşı beslenilen sevgi ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir”. (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi)
ADNAN OKTAR: Bir daha oku.
OKTAR BABUNA:“Büyük bir inkılâp yapan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e karşı beslenilen sevgi ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir”.
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA:“O Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim senin adın silinir, fakat sonuca kadar O ölümsüzdür.
ADNAN OKTAR: Resulullah (s.a.v.)’e karşı, bak sevgisine, muhabbetine bak. Yengem dinliyorsun, değil mi? Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Ey Millet: Allah birdir, şanı büyüktür, Allah’ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Koyduğu esas kanunlar Kuran-ı Azim-ü şandaki ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhunu vermiş olan dinimiz son dindir. Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ve tabi kanunlar arasında aykırılıklar olması gerekirdi. Bütün ilahi kanunları yapan Cenab-ı Hak’tır”
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Görüyor musun?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Atatürk Oğuz Türkü’dür. Bu elmacık kemiklerinin çıkıklığı, gözlerinin çekikliği oradan geliyor, inşaAllah. Rumeli aslanıdır, inşaAllah. Modernliği, sevgiyi, aydınlığı millete öğretmiştir. İslam’a tam anlamıyla sahip çıkmıştır, aydın, aklı başında, ilerici bir gençliğin yetişmesine zemin hazırlamıştır ve tam bir Türk İslam Birliği hayranıdır. Yengemin bunlardan haberi olmadığını düşündüğüm için bunları anlatıyorum. Evet, şimdi anlatsak sabaha kadar anlatırız ama yengem anlayıp anlamadığını önümüzdeki günlerde anlarız, inşaAllah. Eğer daha hırçınlaşıp, daha da ters ifadeler verirse anlamıyor demektir. Ama üslupta bir mülayemet, bir suhulet, bir ferahlık, bir nezaket oluyorsa, yengem anladı demektir. Umuyoruz böyle olacaktır inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, siz söyledikten sonra Hocam, Atatürk’ün gerçek bir Müslüman olduğunu, Türk halkı, yani genel anlamda anlaşıldı, bazı kimseler tarafından daha doğrusu inşaAllah. Bu, saklanıyordu, gizleniyordu Hocam, inşaAllah. Aksi tanıtılmaya çalışılıyordu.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi Atatürk’ü eleştirenlere bakıyoruz, “kardeşim ne yaptın?” diyorsun, daha kulağını yıkamaktan haberi yok adamın, yolda yürüyemiyor. Bak, Elmalılı Tefsiri, Elmalı Tefsiri, Kuran tefsirini Atatürk, bizzat talimatıyla hazırlatmıştır. Buhari-yi Şerif, Atatürk’ün talimatıyla hazırlanmıştır, sahih hadis kitabı. İlahiyat fakülteleri ve imam hatipleri kurdurmuştur Atatürk. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurmuştur. Anadolu’ya on binlerce Kuran dağıttırmıştır. Cebinde sürekli Kuran taşıyan bir insan. “Sen ne yaptın?” diyoruz, yani “senin yaptığın ne?”. “Benim hiçbir iş yaptığım yok” diyor. O zaman bırak sen. Atatürk’ün bu demeçlerini sen verebilmiş misin? Anlattın mı? Yok. O zaman sus, değil mi? Her yerde dindarlığını vurguluyor Atatürk. Bir de çok şık giyiniyor Atatürk, kıyafet şahane. Kardeşim, ona benzer ne öyle kumaş bulabiliyorum, nefis giyiniyor, şahane kıyafetler.
OKTAR BABUNA:Hocam, sizin şıklığınız dünya çapında. Bütün Fransız Le Monde, L’Express, New York Times, hepsi sizin şıklığınızdan bahsediyor, yakışıklılığınızdan ve şıklığınızdan, maşaAllah, Amerika, Avrupa.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bir de Gazi’nin sofrası çok şahane, Atatürk’ün. Çok şahane eşyaları, baktın mı? Antika böyle, gittiğinde görmüşsündür.
SUNUCU:Çok güzel, evet.
ADNAN OKTAR: Çok çok nefis, değil mi? Kıyafetler, gömlekler, kravatlar, kol düğmeleri, bardakları, kahve takımı. Tabii, çok klas; oturuşlar, neşeli de. Atatürk kalkar Zeybek de oynardı böyle, değil mi? Dindarlığını da görüyorsunuz. “Atatürk’ün bazı kusurları vardı”. “Peygamberim” demiyor ki Atatürk. Tabii ki olabilir, insan yani, kusuru olabilir, o ayrı mesele. Yok mu senin kusurun yani? Senin de var, değil mi? Bak ama, vatanda ne kadar it kopuk varsa hepsini kovalamış. İngilizler geldiler, buradaydı herifler. Fransızlar, Antep, bilmem ne. Antalya, İtalyanlar’ın. Her yer, Yunan zaten bastı geldi ta Ankara’ya geldi dayandılar, değil mi? Gitmişti memleket yani. Çıktı, delikanlıca hepsini kovaladı, vesile oldu, inşaAllah. Ve Çanakkale’deki askerlerimize duyduğu muhabbet ve ne kadar dindarca ve Müslümanca ifade ediyor, değil mi? Bak, “biraz sonra şehit olacaklar” diyor, “ama onları öyle bir Allah korkusu ve Allah sevgisi sarmış ki” diyor, değil mi? “En ufak fütur getirmiyorlar” diyor, “kalplerinde”. Yani, mealen, yaklaşık söylüyorum. Atatürk’ümüz böyle bir insandır.
OKTAR BABUNA:Ayrıca siz, defaatle vurguladınız Hocam, komünizme ve Darwinizme de karşı Atatürk’ümüz.
ADNAN OKTAR: Bak, diyor ki: “Beyler” diyor, bütün herkese hitap ediyor. “Şurası unutulmamalıdır ki, Türklük aleminin en büyük düşmanı”, “en büyük düşmanı” diyor bak, “en büyük düşmanı”, orta düşmanı değil. “En büyük düşmanı komünistliktir” diyor. “Behemahal” diyor, “her durumda, her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Ezilmediği için bak PKK kudurdu. Bak, serbestler herifler. Yani, komünizme karşı anti-komünist, ilmi mücadele yok şu an. Biz yapacağız bunu, inşaAllah.
Evet, bitiriyoruz programı değil mi? Ama ikinci kanaldan devam edeceğiz. Aksu Tv, aslan Aksu Tv, oradan devam edeceğiz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...