SUNUCU 1: Programımıza Samsun Aks ve HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam, seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Camilere alışmamız lazım” diye bir haber vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne anlamda?
OKTAR BABUNA:“Almanya Başbakanı, Sarraz’ın açıklamalarıyla, ırkçılık tartışmalarının alevlendiği Almanya’ya seslenen Başbakan Merkel: "Göçmenleri kabul edin" çağrısı yaptı ve “Almanya’da camilere alışmamız lazım” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Gülşen Hanım, Gülşen Yıldız Hanım bana bir yazı yazmış. “Değerli Hocam” diyor. Sizler de çok değerlisiniz, bütün müminler değerlidir. “Değerli Hocam” diyor, “Hz. Hasan (r.a.) ve Hüseyin (r.a.)’in ipek giyindiklerini söylemiştiniz, yanlış duymadıysam.” Evet, doğru. Yanlış duymadınız, o şekilde. Cübbeli ne diyor? Kardeşim, Allah vermesin, bu zihniyet demek ki serbest bırakılsaymış, İslam alemi, Müslümanlar ne hale geldiğini düşünemiyorum. Bak ipek giyinmelerini nasıl açıklıyor? Diyor ki: “Bite karşı korunmak için giyindiler.” Yani Resulullah (s.a.v.)’ın yanında yaşıyorlar; Hz Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.). Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunları, böyle nur taneleri, değil mi? Tertemizler, tertemiz, nur onlar. Bit ne arar Peygamber (s.a.v.)’in evinde? Bu ne biçim sözdür? Bu lafın nereye gideceğinden haberi var mı bu adamın? Bu kadar açık yani, ipek giyiyorlarmış, inşaAllah.
Bak, bak, Gülşen beni kıskanmış. “Hocam” diyor “niye iltifat ediyorsunuz kızlara” diyor. Sen de güzel insansın bak Gülşen, adın da böyle güzel, ne güzel; niye iltifat etmeyeyim yani? Kardeşim, bunu anlamıyorlar. Bakın bizim beynimizin içinde Allah bir görüntü meydana getiriyor. Bu görüntünün tamamı Allah’a aittir ve bunu sevmemiz için meydana getiriyor Allah. Allah’ı takdir etmemiz, övmemiz için yapıyor. Ama adamı sen putlaştırırsan bayan bilmem ne diye, ayrı bir varlık olduğunu düşünürsen müşrik kafasına girersin, müşrik olursun. Ama bu görüntü tamamen Allah’a aittir; Allah’ın tecellisidir dersen, onu översen, Allah’ı övmüş olursun. “Ben bunu anlayamadım” diyor, ben de işte anlattığım şekilde anlatıyorum. Aksinde insan şirk içinde olur, putlaştırmış olursun. Ayrı müstakil bir varlık olmaz, Allah’ın yarattığı görüntüyü görürsün, başka bir şey yok. “Konuları gayet anlaşılır bir dille ifade edip anlatıyorsunuz” diyor. MaşaAllah.
Bir de yani ben samimi bir insanım, ne yaşıyorsam kafamda anında ifade ediyorum. Kafamdan geçen kelimeyi anında söylüyorum. Bazen söylemediğim oluyor, PKK ile ilgili falan yani tam ağzımdan çıkacakken RTÜK’e takılmasın diye söylemiyorum, inşaAllah.
Bak bak, ne kadar seviyesizlik, ne kadar kötü. Bak, burada diyor; “Deniz Baykal’ı neden övüyorsunuz Hocam?” diyor. Kardeşim, ben şu kadar bir iman alameti gördüğüm insanı severim, överim. Yeter ki münafık olmasın. Bu insan dürüst, delikanlı, açık açık samimi inancını söylüyor. Atatürkçü, Milliyetçi, Türkiye’nin bölünmesini istemiyor, üniter devleti savunuyor, PKK’ya karşı, ondan sonra Atatürkçü olunca zaten doğal olarak Türk-İslam Birliği’ni savunan konumuna gelmiş oluyor, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Namazları muntazam kılan bir insan, bak kimseye sezdirmemiştir. Hiç duydunuz mu siz Baykal’ın namaz kıldığını?
SUNUCU 1:Duymadım.
SUNUCU 2:Yok, hayır.
ADNAN OKTAR:Bakın en yakınından, en yakınından özel bilgi olarak öğrendim. En yakınında yaşayan kişilerden, kılar; muntazam kılar namazlarını. Ama titizlikle, “"aman belli olmasın" diye söyler” diyorlar. Yani siyasi bir şey gibi görünmesin diye, anlaşıldı mı? Bütün Cuma namazlarına gider. Torunlarını da alıp götürüyor, değil mi? Güler yüzlü bir insan yani Türkiye’nin bir rengi. Tabii ki severim; ben vatandaşımı, kardeşlerimi hepsini severim. Bana sevgisizliği niye anlatıyorsunuz? Ben böyle bir insan değilim yani. Sevgimle yaşayan bir insanım, gıdam sevgidir. Ben bir gün sevgiyi yaşayamazsam Allah esirgesin fenalık geçiririm yani. Ekmeksiz, susuz yaşarım, sevgisiz yaşayamam ben, inşaAllah.
Mesela ben Alevileri seviyorum, Bektaşileri seviyorum, şiirlerini seviyorum, Şiileri seviyorum, Vehabileri seviyorum. Adam da “kesmek istiyorum” diyor, ”niye kesmek istemiyorsun” diyor. Kardeşim sen ne konuşuyorsun? Niye sevmeyeyim ben? Allah aşığı onlar, delikanlı, yiğit, tertemiz insanlar. Tabii ki seveceğim yani, inşaAllah. Kesmek ne demek? Yani bak Yunus Emre Bektaşi’dir. Nefis şiirleri, nefis. Mesela bu Veysel Karani’yi de o yazmıştır. Gece gündüz söylüyorum şiiri. Nefistir şiirleri, birbirinden güzel.
Şimdi kardeşlerim, çok öven, sevgi dolu yazılar yazmışlar ama çok uzun. Şimdi, “Ahir zamanda ne yapabiliriz?” diyorlar. En güzel şey çok imanlı olmaktır. Bak, daha önce de söyledim, “hani ne olur acaba?” Bak, Tevrat’ta yanlış bilmiyorsam, “on bir kişi” diyor herhalde, “on bir” veya “on iki kişi olsun, Allah dünyaya İslam’ı hakim eder” diyor Tevrat’ta. “On iki tane gerçekten iman etmiş insan olursa” diyor ama gerçekten, İsa (a.s.) gibi böyle, Peygamberimiz (s.a.v.) gibi samimi imanlı. “Samimi imanla ne olur?” diyor. Samimi imanla sen dünyayı yerinden oynatırsın. Yani muazzam bir güce dönüşür, çok muazzam bir güce dönüşür.
“Cübbeli’nin yanlış düşüncelerinden bu ölmeme ile ilgili bir dua var” diyor, “Cübbeli bir yıl ölmeme garantisi veriyor.” O filmi gösterelim. “Bir duayı okuyunca Aşure gününde, ertesi yıl aşure gününe kadar o şahıs ölmez” diyor. “Kaderde Cenab-ı Allah’ın takdirini kimse önleyemez” diyor. “Ölüm vakti geldiğinde ne bir dakika ileri alınır, ne geri alınabilir.” Ayet var. Adam da, “garanti” diyor, Cübbeli. Yani o zaman Peygamber Efendimiz (s.a.v.) her sene aşure gününde dua ederdi Allah’a ve bu vakte kadar da yaşardı o zaman, değil mi? 1431 yılına kadar Peygamberimiz (s.a.v.) yaşardı, sahabeler de yaşardı. Ya Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu duayı bilmediğini iddia ediyorsun, “ben biliyorum” diyorsun; ya Peygamber (s.a.v.)’in unuttuğunu düşünüyorsun. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in uzun ömürlü olmasında hayır var, ama Allah takdir ettiği vakitte onun canını aldı, Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Bu ne demek bu o zaman? “Ertesi yıl aşure gününe kadar ölmez” diyor. “Ölmez” diyor. O filmi gösterelim. Yani bu hurafe mantığının insanı nereye götürdüğünü görmesi açısından, bak Kuran’la tam çelişen bir açıklama.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman Hazretleri’nin münafıklarla ilgili sözleri var. Münafıklarla ilgili. Diyor ki Bediüzzaman; Emirdağ Lahikası, sayfa 78-79; “münafık imansızdır” diyor, “inançsızdır” diyor. Allah’a inanmaz yani temelinde inanmaz, “kalpsizdir” diyor, vicdansızdır. Bak, “kalpsizdir ve vicdansızdır, Peygamber (A.S.M.) aleyhinedir.” Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’ye karşı da düşmandır, Ehl-i Beyt’e de düşmandır, Müslümanlara da düşmandır. Ama bunu yaparken ne yapar? Kuran ve hadisle yapmaya kalkar kendince. Bak, Peygamber (s.a.v.)’e düşman, Dırar Mescidini kuruyorlar, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözleriyle ve Kuran’la Peygamber (s.a.v.)’e karşı Dırar Mescidinde mücadele veriyorlar, Dırar’ın münafıkları. Camiden çıkmıyorlardı münafıklar o dönemde, uzlete çekiliyorlar kendilerince. Diyorlar; “Peygamber (s.a.v.) orada eşleriyle beraberken, biz bak burada ibadete devam ediyoruz” diyorlar, münafıklar. Yani onlarda öyle bir ahmak bir ruh vardır ve bu devre kadar da gelmiştir.
Evet, şu sözü Bediüzzaman’ın çok önemli. “Fakat nihayet derecede alçaklığa düşmüş bir vicdan ki,” bak, nihayet derecede artık, müthiş alçak. Yani köpek bile bağlı olduğu yerde, orada bir sadakat gösterir. Ama münafık nihayet derecede alçaklığa düşmüştür. Ayette diyor ya Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah; “onların sana düşman olmasının nedeni, onları sen imkanınla zengin ettin; onlara rahatlık vermen, huzur vermen, iyilik vermen; o yüzden sana böyle düşman oldular” diyor, münafıklar için.
“Nihayet derecede alçaklığa düşmüş bir vicdan ki, bilerek dinini dünyaya satar.” Yani “dünya çıkarı için davasını satar” diyor. “Ve bilerek hakîkat elmaslarını pis, muzır şişe parçalarına mübâdele eder.” Yani en aşağılık pis adamların yanına gider, pis muzır şişe parçası hükmünde olan aşağılık adamların yanına çıkar için gider, “dehşetli derecede mübâdele eder.” Yani Müslümanlara onları tercih eder, “en pislik adamları” diyor. “Münâfıklığa girmiş insan sûretindeki yılanlara” diyor. Bak münafıklara “insan suretindeki yılan” diyor Bediüzzaman. Böyle porsuk gibi gezer onlar. Bediüzzaman da yılana benzetiyor. Diyorlar ki; “niye köpeğe benzetiyorsun?” Bak, Bediüzzaman da yılana benzetiyor. “Böyle aşağılık adamlara hakikatleri söylemek, hakaika (hakikate) karşı bir hürmetsizliktir.” Bunlara istediğin kadar Ahir zamandan bahset, İsa (a.s.)’nın geleceğinden, İttihad-ı İslam’dan bahset, asla kabul etmez. Zaten İttihad-ı İslam onun en nefret ettiği konudur, asla kabul etmez. “Çünkü, bu işleri yapanlar, kaç defa hakîkati Risâle-i Nur'dan işittiler. Ve bilerek, hakîkatleri zındıka (dinsizlik, inançsızlık) dalâletlerine karşı çürütmek istiyorlar.” “Hakîkatleri zındıka dalâletlerine karşı çürütmek istiyorlar. Böyleler, yılan gibi, zehirden lezzet alıyorlar.” Mesela Bediüzzaman diyor; “İslam ahlakı dünyaya hakim olacak” diyor, o “olmayacak” diyor. Bediüzzaman diyor ki; “İttihad-ı İslam olacak,” “olmayacak” diyor. “Mehdi (a.s.) çıkacak” diyor, “çıkmayacak” diyor. “İsa (a.s.) inecek” diyor, “inmeyecek” diyor. Tabii cahilliğinden diyenleri tenzih ederim. Ama bu kansızlıklarını Bediüzzaman uzun uzun anlatıyor. Bak, diyor ki Bediüzzaman; “Gizli münafıkların takip ettikleri iki plandan birisi: Benim haysiyetimi kırmak ve güya Nurların kıymeti düşecek.” Bakın, kimi hedefliyor? O devrin, Hicri 1300 yılının Mehdisini hedefliyor münafıklar, direkt Bediüzzaman’ı. Talebelerini değil, direkt Bediüzzaman’ı. İşte sen yanlış yoldasın, Ehl-i Sünnet’e düşmansın. Bediüzzaman’a yapılan en büyük iddialardan birisi neydi? Ehl-i Sünnet düşmanlığıydı. Hatta Cübbeli çıktı dedi; “Otuz cihette Ehl-i Sünnet’e zıt olduğuna dair tespiti var bir ağabeyimizin” dedi. “Otuz cihette.” Bitti o zaman senin kafana göre. Tabii bu cahilliğinden söylüyor ayrı. Ama bak, münafıklar o devirde, “birisi benim haysiyetimi kırmak ve güya Nurların kıymeti düşecek.” Yani kitapların kıymetini düşürecek güya, “o yönde faaliyet yapıyor” diyor münafıklar. Nasıl? Müslüman görünümünde çıkıyorlar. “Biz” diyorlar “ehl-i takvayız, Ehl-i Sünnete çok titiziz. Sen sapkınsın” diyorlar Bediüzzaman’a, “anormal insansın” diyorlar. Kaç cihette? Elli, altmış, otuz. Cübbeli yine kendince bayağı bir tenzilat yapmış, 30’a kadar indirmiş. Ama o cahilliğinden yapıyor, münafıklığından yapıyor demiyorum.
“İkincisi: Nur şakirdlerine telaş ve fütur (gevşeklik) vermekle Nurların intişarına (dağılmasına) mani olunacak.” Yani güya. Bakın münafıkların ikici şeyi telaş vermek talebelere. İşte tutuklanacaksınız, hapse atılacaksınız, sizi ezecekler, dağılacaksınız. Bak, “İkincisi: Nur şakirdlerine telaş ve fütur (gevşeklik) vermek.” Bir tedirgin edip korkutmaya çalışıyor, bir de gevşeklik. “Ya bırakın, dağılın” diyor. “Yanlış yolda, zaten Ehl-i Sünnet düşmanı Bediüzzaman” diyor. “Ehl-i Sünnet’e karşı, dolayısıyla bütün Müslümanlara karşı” diyor. “Bütün Müslümanlara karşı ve kendini ayrı orijinal üstün birisi olarak görüyor” diyor. “Karşı” diyor, “açık husus, beyanları da açık” diyor. “Gelin siz ona karşı tavır alın ve dağılın” diyor. “Siz gelin, bizim yanımıza gelin” diyor.
Bak, “münafıkların takip ettikleri iki plandan,” “iki plan” diyor. “Bir: Benim haysiyetimi kırmak ve güya Nurların kıymeti düşecek.” Yani Bediüzzaman’ın o Mehdilik yönünü kırmaya çalışıyorlar. Yani o mürşitlik yönünü, o devrin Mehdi’sidir. Büyük Mehdi (a.s.) ayrıdır. O devrin Mehdi’sidir Bediüzzaman. Hidayete vesile oluyor. “Kısmen bir cihette” diyor, “diyanet yönünde ve kısmen.”
“Benim haysiyetimi kırmak,” nasıl yapıyor? Bin bir türlü suçlama, akıl almaz suçlamalar. İşte çıkarcılık, “milletin parasını topluyor“ diyorlar Bediüzzaman’a, “gençleri etrafına topluyor, ailelerinden koparıyor” diyorlar Bediüzzaman’a. Gelen, mesela Zübeyr Ağabey küçük çocuktu onun yanına geldiğinde. Dediler, “ailesinden koparttı” dediler, “çocuğu yanlış yola sürüklüyor” dediler. Ve “Ehl-i Sünnet dışı düşüncelerle zehirliyor onları” dediler. Bak, Cübbeli’nin danıştığı adam ne demiş; “otuz cihette” demiş. Kim yanaşır o zaman? Cahil adam da yanaşmıyor. Halbuki İslam’ın nurlu kılıcı, sünneti en güzel ifade eden insanlardan birisi Bediüzzaman. -Ama tekrar ediyorum; Cübbeli münafıklığından yapıyor demiyorum, cahilliğinden yapıyor.-
Ama bak lideri önce etkisiz hale getirmeye çalışıyor münafıklar ve din adına çıkıyorlar karşısına. Peki ne yaptın? Uygulaman ne, icraatın ne? Onun gibi Allah rızası için hapse girdin mi? Allah rızası için tebliğ yaptın mı? Cihat yaptın mı? İttihad-ı İslam’ı istedin mi? Türk-İslam Birliği’ni istedin mi? Var gücünle Müslümanların dünyaya hakim olması için gayret ettin mi? Yok. Uyuz porsuk gibi sesler çıkarıyorsun. Bak, “benim haysiyetimi kırmak” diyor, güya, güya, nereye kıracaksın sen? “İkincisi: Nur şakirdlerine telaş,” talebelere yani. “Aman bak tutuklanacak ha Hocanız, siz de tutuklanacaksınız; dağılın, başınızı belaya sokmayın. Çünkü yanlış yerdesiniz” diyorlar. “Yanlış yere geldiniz.” Hatta Bediüzzaman diyor ki; “İstanbul’da bir Hoca, büyük bir alim, hatta başı kendisiyle dertte olduğu halde benimle uğraşıyor” diyor Bediüzzaman.
SUNUCU 1:Başı tıraşlı.
ADNAN OKTAR:O ayrı. O Mehdi (a.s.) devrinde, Bediüzzam devrinde bu. “İstanbul’daki Hoca” diyor, öyle geçiyor Risale-i Nur’da. Koskaca alim bu, koskoca alim, işi gücü bırakıp Bediüzzaman’la uğraşıyor ve ihbar ediyor, onunla uğraşıyor. Ehl-i Sünnet düşmanı olduğunu iddia ederek ve Kuran ve hadisle Bediüzzaman’ı çürütmeye çalışıyor. İcraatın var mı? Bediüzzaman’ın binde biri değil, yüzde biri değil. Ama var gücüyle Bediüzzaman’a yükleniyor. Kardeşim, Bediüzzaman senin uğraşacağın, en son uğraşacağın insan değil mi, en son? Niye en başta uğraşıyorsun? Münafıklığından, değil mi? Niye en başta uğraşıyorsun. Git komünistlerle uğraş, dinsizlerle uğraş, ateistlerle uğraş, sapıklarla uğraş; Allah’a, dine, İslam’a, Kuran’a saldıranlarla uğraş. Niye Bediüzzaman’la uğraşıyorsun? Hasetliğinden, münafıklığından. “Ve fütur,” gevşeklik vermek, “Kardeşim bütün dikkatinizi gidip ona veriyorsunuz” diyor. “Yani adamı Mehdi gibi görüyorsunuz” diyor, Bediüzzaman’ı. O devirdeki suçlamaları o, “Mehdi gibi görüyorsunuz” diyor. “Ne özelliği var, adam akıl hastanesine yatmış çıkmış” diyor, Bediüzzaman için. “Aklında da var biraz” diyor, haşa. “Çıkarcı sizi kandırıyor etrafında, zehirliyor,” hatta gazetelerde var, “gençleri zehirliyor” diye yazıyor Bediüzzaman için. Talebeleri de diyorlar ki; “Bizim o zehre çok ihtiyacımız var, siz nerede varsa o zehirden getirin biz içelim” diyorlar, “Bediüzzaman’ın zehri” diyorlar. “O bize hayat veriyor, onun zehri” diyorlar. “Gençleri zehirliyor” diye gazeteler sürmanşet veriyordu o zamanlar. Ve “gençleri suistimal ediyor,” “ailelerinden koparıyor” diye. Nur talebelerine böyle deniyordu Bediüzzaman’ın.
Bak, benim koç yiğitime bak, Bediüzzaman’a. “Milyonlar kahraman başlar feda oldukları bir kutsi hakikate” bak; “Milyonlar kahraman başlar feda oldukları bir kutsi hakikate Kuran’ın herhangi bir ayeti için bizim gibi bazı biçarelerin başları feda olsun” diyor. “Beşer beşer gelin, yüzer yüzer gelin” diyor Bediüzzaman, “ben korkmam, başım feda olsun” diyor. Ne diyor adamlar? “Korktu mahkemede, seyyidliğini inkar etti mahkemenin karşısında, eli ayağı boşaldı Bediüzzaman’ın” diyorlar. “Ve çıktı yalan söyledi” diyorlar. Bediüzzaman diyor ki; “Seyyid olan bir insanın, ben seyyidim demesi gerekir. Eğer demiyorsa harama girer, Kuran ayetini inkar gibidir” diyor. “Haramdır yalan söylemek” diyor. “Diyemez bir insan” diyor. “Yok dedi, korktu dedi” diyorlar. Madem korktu diyorsun, Emirdağ Lahikası’nda, diğer yerlerde, Bediüzzaman açık açık söylüyor, “ben seyyid değilim, bu zamanda nesiller bilinmiyor. O Al-i Beyt’ten gelecek Ahir zamandaki şahıs seyyiddir” diyor. “Ben seyyid değilim” diyor. Ne korkacak yani. Korkan adam 30 yıl yatar mı hapiste?
“Sual” diyor, münafıklarla ilgili soruyorlar Bediüzzaman’a. “Cevap” diyor; “Düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur” diyor. Çünkü kahpe, porsuk gibi böyle, sinsi sinsi hani var ya saraylarda hin hin gezer, filmlerde olur böyle saray kahpeleri olur, yaparlar, biliyor musunuz? Filmlerde görürsünüz, böyle sansar gibi tin, tin, tin gezinir; haber toplar, gider ihbar yapar, oraya buraya haberler yaymaya çalışır kendince böyle. Bak; “Kandırıcı olursa daha habis olur” diyor. “Düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur. Kandırıcı olursa daha habis olur.” Yani eğer dili biraz konuşma yapabilecek konumdaysa, yani “Kuran’la, hadisle kandırma gücü de varsa” diyor, çünkü ayette de “dinlersiniz onları” diyor. Mantık kullandığı için şeytan yardım ediyor “dinlersiniz” diyor Allah. “Kandırıcı olursa daha habis olur” diyor.
“Aldatıcı olursa, fesadı daha şedid (şiddetli) olur” diyor. Aldatma yönü de var. Mesela ona diyor ki; “ben Ehl-i Sünnetim,” öbürüne diyor ki; “ben Nurcuyum,” öbürüne diyor ki; “ben Cübbeli’nin taraftarıyım,” öbürüne de gidiyor; “Şeyh Nazım’dan yanayım” diyor. “Şeyh Nazım’ın yanındayım” derken, bakıyorsun Cübbeli’nin aleyhinde konuşuyor. Cübbeli’nin aleyhinde konuşurken, bakıyorsun Şeyh Nazım’ın aleyhinde konuşur. Gider Nurcuların aleyhinde konuşur. Onların hepsini bırakıp bambaşka adamın yanında bambaşka konuşur. Böyle manyaktır yani. Düzeltmek için konuşmak ayrı; düzeltmek için, düzelmesi için ayrı, eleştirirsin ayrı. Münafığınki yıkıcıdır yani, yok etmeye yöneliktir. Münafık düzenleme için söylemez, haset ve kin doludur. Münafığınki tahrip etmeye yöneliktir. Yani münafıkta emr-i bil-ma'ruf, nehy-i ani'l-münker'in kastı yoktur, o Mehdiyet’te vardır emr-i bil-ma'ruf, nehy-i ani'l-münker. Mesela falanca kişiyi, falanca kişiyi eleştirir ama iyi olsunlar, kardeşimiz olsunlar, daha İslam’a hizmet edelim diye ister. “Aldatıcı olursa, fesadı daha şedid (şiddetli) olur. Dahili (içeride) olursa, zararı daha azim olur.” Bu sefer içeride, Müslümanların yanında it gibi onların yanında kendine baktırdığı için, her türlü istihbari bilgiye sahip oluyor ve yalan söylemesi, iftira atması daha kolay oluyor münafığın. Zaten gücünü oradan alır, oradan cesaret gelir. Yani “içlerinde yaşadım ben, onun için ihbar gücüm yüksek” diyor. “Küfre de sırtımı dayadım şimdi, dolayısıyla büyük bir güce sahibim” diyor. Münafığın enaniyeti oradan gelir, pervasızlığı da oradan gelir. Yoksa Müslümanları güçlü görse, öyle porsuk, sansar gibi hoplayarak şey yapmaz. İt gibi yalakalık yapar o zaman. “Dahili (içeride) olursa, zararı daha azim olur. Çünkü dahili düşman kuvveti dağıtır, cesareti azaltır.” Bak, “dahili düşman kuvveti dağıtır, cesareti azaltır.” Yani “içten saldırır” diyor. “Harici düşman ise bilakis asabiyeti şiddetlendirir, salabeti (sağlamlığı) arttırır. Daha makbul, mesela küfrün saldırması merdane olduğu için, “o iyidir” diyor Bediüzzaman. Yani daha güç katar. Ama münafık stratejik olarak bir şeye sahip, şeytani bir avantaja sahip. Bak, “harici düşman ise bilakis asabiyeti şiddetlendirir, şevki arttırır salabeti (sağlamlığı) da arttırır” diyor. “Sağlam olursun” diyor. “Nifakın (münafığın) cinayet suçu, İslam üzerine pek büyüktür.” Yani onu cinayet olarak alıyor, münafıklığı. Zaten cinayete yatkındır münafıklar. “Alem-i islamı (İslam alemini) zelzeleye maruz bırakan nifaktır,” “münafıklıktır” diyor. “İslam alemi o yüzden böyle zelzeleye tutuldu” diyor. Yani “küfürden dolayı olmadı böyle, münafıklıktan dolayı oldu” diyor. “Bunun içindir ki Kur'an-ı Azimüşşan (şanı büyük Kuran) münafıklara fazlaca teşniat” yani lanetlemiş “ve takbihatla çirkin olduklarını anlatmıştır” diyor. Şimdi münafığın tekniklerini anlatıyor Bediüzzaman.
“İstihza (ince alay) yapar kendince münafık” diyor. “O sarsak kafasıyla, o avanak kafasıyla kendince alay ettiğini düşünür” diyor, ince alay. “Düzen (teşkilat) kurar” diyor. Yani kahpedir, nerede, ne zaman, ne yapacağı belli olmaz, düzen kurar, oyuncudur.
“İkiyüzlülük;” gelir önce mesela “sen evliyasın,” “çok muhteşemsin” der, öbür türlü akıl almayacak bir küfürle itham eder Müslümanları.
“Hile;” her türlü hileyi yapar.
“Kizp” (yalan); münafığın özelliğidir, müthiş sahtekardır. Güya dürüst gibi gösterir ama müthiş yalancıdır.
“Ve riya;” elinde tespih, kafada takke, “beş vakit namazımı kılıyorum” der, “gece namazlarına da kalkıyorum.” “Şu an zaten oruçluyum, oruçlu ağızla konuşuyorum” diyor. Acayip üçkağıtçıdır münafıklar. Tabii, samimi olarak yapanları tenzih ediyorum.
“Kötü ahlakları,” “münafıkta var” diyor, bütün kötü ahlaklar. “Kafirde o derece yoktur” diyor. Kafirde daha az yani ahlaksızlık azdır, daha şeydir. Çünkü mert, açıkça söylüyor kafir, o yönüyle.
Dördüncüsü “çoğunlukla münafıklar şeytani bir zeka sahibidirler” diyor Bediüzzaman. Şeytandan dedim ya ben, direk şeytandan alırlar bilgiyi. Şeytani bir zekaya sahiptirler. Onun için normal bir Müslüman’ın baş edeceği gibi değiller. Mehdi (a.s.) kafalarını ezer bunların. Münafık tam bir iblistir. Oradan çıkar, yılan gibi oradan kıvranır, bambaşka bir şekilde görünür, başka türlü. Bazen masum görünür, bazen kabadayılık yapar, bazen aciz gibi gösterir, tevazu gibi gösterir, bazen evliya gibi gösterir, tam manyaktır. Bediüzzaman diyor ki; “Şeytani bir zeka sahipleri olup, daha hilekar, daha desiseci ve oyuncu olurlar” diyor. (İşaratül İcaz, 83-84)
Şimdilik münafıklarla ilgili olarak bu kadar. Bediüzzaman çok uzun anlatmış, biz kısaca anlatıyoruz, inşaAllah.
“Sayın Hocam, iyi yayınlar, sevgiler, saygılar. Türkiye’de son zamanlarda özellikle şu kanal” diyor, “manevi değerleri tahriş etmek için seferber olmuşlar. Birkaç diziyi örnek göstermek istiyorum” diyor. Kardeşim, tahrişin çözümü nedir biliyor musun? İttihad-ı İslam’dır. Adam tahriş değil her şeyi yapsın, isterse testereyle çıksın, sana ne. Sen İttihad-ı İslam’a sahip çık, bak bakalım onların kulakları tahriş olur o zaman. Burunları tahriş olur, sen derdine düşme, inşaAllah. Sen İttihad-ı İslam’ı istemezsen, Türk-İslam Birliği’ni istemezsen; Mehdi (a.s.)’yi 570 yıl sonraya, 1000 yıl sonraya alırsan; İsa (a.s.)’yı öldü, gömdük dersen ve öldü, gömdük diyenleri de gider alkışlarsan, 1000 yıl sonra gelecek diyen adamı ağzı açık seyredersen, Cübbeli’nin 570 yıl sonra Mehdi (a.s.) gelecek demesini alkışlarsan, kanal bilmem ne de çıkar, kanal bilmem ne de çıkar, sana dizi de yapar, izi de yapar, hepsini yapar yani. Ve etkili de olur o zaman, olabilir. Ne yapacaksın? Aşkla Allah’ı seveceksin, Allah taraftarlarını seveceksin, iyileri seveceksin, güzellikleri seveceksin, birlik ve beraberliği savunacaksın, bölücü olmayacaksın, bütün vatanın insanlarına canın gibi sahip çıkacaksın, değil mi? Diyor ki mesela; “Deniz Baykal şöyle.” Hazret, senin baban peki ne yapıyor? Ne yapıyor, gel babana bir bakalım. Bin kat daha iyidir senin babandan Deniz Baykal. Ona ne diyeceksin? “O benim babam.” O da bizim kardeşimiz. Olmaz böyle şey, bu kin kafasını atsınlar. Şimdi, “kanallarda tahribat;” kardeşim, adamlar, Avrupa’nın bir mühendislik projesi var. Şimdi mühendislik projesini ne bozuyor? Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) bozar, İttihad-ı İslam bozar, Türk-İslam Birliği bozar. Şimdi bu kanallardan daha etkili kanallar söyleyeyim size. Cübbeli bir, sen onu niye yazmamışsın buraya? İki, Osman Ünlü Hoca. Üç, o bıyığını boyayan neydi hazret bir kişi daha vardı? Amca böyle flu resmi var falan, yine o ekipten. Şaşar beşer Faruk Beşer. Ne diyor? “İttihad-ı İslam asla olmaz” diyor. Bu dediğin kanallardaki bu tahrip şeyleri var ya, bunun bir milyon misli etkilidir bu. On milyon misli daha etkilidir. Önce sen bu işi hallet kardeşim. İttihad-ı İslam’ın karşısında kale oluşturdular. Kol kolalar. Edip Yüksel, Cübbeli, şaşar beşer Faruk Beşer, kol kola. Hepsi aynı şeyi söylüyorlar, koro halinde.
OKTAR BABUNA:O söylediğiniz de Hocam Mehmet Ali Demirbaş’tı.
ADNAN OKTAR:Mehmet Ali Demirbaş. İşte o baygın bakışlı Hoca, neydi o?
OKTAR BABUNA:Abdülaziz Bayındır.
ADNAN OKTAR: Abdülaziz Bayındır. Bando oluşturmuş durumdalar. Cübbeli’yi de başına geçirdiler bandonun. Meraklı o başa geçmeye. Arkasına Osmanlı armasını koymuş, dedim ya portakal sandığından ona güzel bir şey yapmışlar oturak yapmışlar böyle, acayip sevinçli. Böyle maytaplar falan yanıyor, bayram sevinci. Kafasına konfetiler falan atıyorlar. Sürekli böyle o bastonuna tutunuyor, geğirerek falan acayip mutlu orada. O iş bittiği kanaatinde yani. 570 yıl garantiye aldı kanaatinde. Mehdi (a.s.) de gelmez, İsa (a.s.) da gelmeyecek, bunların kafasına göre. Kardeşim en büyük sorun burada, önce bunu halledin. Bunu halledin, o zaman o kanallarınki sivrisinek gibi olur, onun hiçbir etkisi olmaz, hiç. Yani iman bir kaledir. Sen Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam’la böyle yanıp tutuşuyorsan; bütün İslam alemi, Türklük alemi şahlandıysa kim takar. Kim takar, kanal bilmem neymiş.
“Nur talebesi Salih Ünal Sayın Oktar Hocam” diyor. “Biz sizi dinliyoruz. Bazen Darwin Teorisi’ni savunan CHP’liler oluyor” diyor. Canım kardeşim şimdi, Nur talebesi Salih Ünal, sen Demokrat Parti’yi zamanında destekliyordun. Hayır, ben ayıplamıyorum, yani güzel olmuş, hayır olmuş, bir şey demiyorum. Bediüzzaman’ı Ankara’ya koymuyordu adam, Ankara’ya. Memleketine sokmuyor. Urfa’ya gidiyor, “hop” diyorlar, “giremezsin.” Gidip oy vermiyor muydun? Adnan Menderes’in kara kaşına, kara gözüne mi veriyordun? Veriyordun oyunu. Ateist masonlardan oluşmuş büyük bir ekip var mıydı Demokrat Parti’nin içinde? Vardı. Darwinistlerin şahı onların içinde miydi ekibi tam kadro? Vardı, iktidara getiriyordun. Sana orada biz bir şey dedik mi? Ben de olsam o dönemde Demokrat Parti’ye oy verecektim, mecburen. Mecburen yani. CHP ne yapıyor? Onun da içinde Müslüman’ı var, Darwinisti var, komünisti var, masonu var. CHP’nin tamamını nasıl bu kapsıyor? Biraz akılcı değerlendirin. Şimdi biz Demokrat Partiyi daha da biraz kurcalarsak daha da acayip, antika şeyler çıkar. Hayır, Demokrat Parti’ye ben karşı değilim, diyorum; olsam, ben oyumu verirdim o zaman. Mecburen verirdik yani. İnşaAllah. Çünkü en müsait oydu o zamanlar, inşaAllah. Yani bayıldığımızdan değil, inşaAllah. Salih kardeş anlamıştır ne demek istediğimi. Detaylandırırsam altından kalkamaz yani, inşaAllah. Ama samimi kardeşimiz, ben onun hizmetçisiyim, kapıcısıyım. Tabii ben saygı duyuyorum, hepsini çok seviyorum, emrindeyim hepsinin, inşaAllah.
“Selam Hocam.” Kardelen Hanım yazmış. “Allah aşkından bahsediyorsunuz, maşaAllah. Bugün neşeniz yerinde, eksik olmasın inşaAllah.” Benim neşem, Kardelen, sana olan sevgimden, Allah’a olan sevgimden, müminlere olan sevgimden, güzeller güzeli Kardelen. “Peygamberler, Resuller ve Nebiler arasında ne gibi fark vardır?” Peygamberlerin bir bölümü kitap getirir, kitaplıdırlar; bir kısmı da ona uyarlar, inşaAllah. Ama Resul elçi olmuş oluyor. Mesela tebliğci oluyor, nebiye uymuş oluyor. Yani onlar nübüvvet, nübüvvetten evet, nübüvvet. Nübüvvet demek, yani vahiy alıyor. Vahiy alıyor ve kitaplı oluyor. Mesela Peygamberlerden örnek verebiliriz. Hangi Peygamberler var?
OKTAR BABUNA:Hz. Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), Hz. Muhammed (s.a.v.), Hz. İsa (a.s.).
ADNAN OKTAR:Mesala bunlar kitaplı peygamberler. Uyan Peygamber kim var?
OKTAR BABUNA:Hz. İshak (a.s.), Hz. Yakup (a.s.), Hz. Yusuf (a.s.).
ADNAN OKTAR:Değil mi? Evet, mesela. Uyan Peygamberler, evet. İnşaAllah. Bu şekilde. Nebi denildiğinde, kitaplı Peygamber; Resul, kitaplı Peygambere uyan Peygamber, inşaAllah. Ama bu bilinen şeyler bunlar zaten, değil mi? İnşaAllah.
MaşaAllah, maşaAllah. Güzel bir şiir yazmış kardeşimiz.
“Seni görmeyen gözü neyleyim
Seni sevmeyen kalbi neyleyim
Seni anmayan dili neyleyim” diyor kardeşimiz. Bir şiir yazmış, maşaAllah. Mehdi (a.s.)’ye ithaf ediyor, inşaAllah. Biz de aynı şekilde Mehdi (a.s.) aşkıyla dolup coşuyoruz, inşaAllah. Bak, “senin hasretinle” diyor kardeşimiz, anlatıyor. Mehdi (a.s.) hasretiyle doluyuz biz. İsa Mesih (a.s.) hasretiyle doluyuz, inşaAllah. MaşaAllah, bak kardeşimiz çok şahane bir şey yazmış. “Mehdi, ey sultanım” diyor. Evet, çok güzel. Şimdi Mehdi (a.s.)’ye ithaf edilmiş şiirler var, biz de tabii aynı görüşteyiz, aynı düşüncedeyiz, aynı sevgiyle bakıyoruz. Hemen hemen tamamı öyle, maşaAllah. Değerli bir kız kardeşimizin, Fatma isminde bir kız kardeşimizin yazdığı şiirler, maşaAllah. Bayağı güzel.
-YA MEHDİ ŞARKISI-
ADNAN OKTAR:Bak aşkla, şevkle bütün İslam alemi bekliyor, inşaAllah Mehdi (a.s.)’yi.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. İzleyicilerimiz de HazretiMehdi.com’a girerlerse Hocam, sizin sitenize.
ADNAN OKTAR:Neml Suresi, 50. Şeytandan Allah’a sığınırım. Ehl-i küfür ve münafıklar; “Onlar hileli bir düzen kurdu.” Allah diyor ki; “Biz de (onların hilesine karşı) farkında olmadıkları bir düzen kurduk” diyor Allah. “Artık onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak.” On yıl sonra buna uzun uzun bakacağız, uğradıktan sonra, inşaAllah. “Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik.” Rezil rüsvay olacaklar, inşaAllah.
58, Kıyamet’e yakın olacak bir olaydan bahsediyor. “Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.” Göktaşları dünyanın etrafını bulut gibi sardı ve yağmur gibi göktaşı yağacak, onu da söylüyorum. Kıyametin biraz öncesinde, inşaAllah.
SUNUCU 1:Programımıza kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Her zamanki gibi Hocam, yine size inşaAllah sözü bırakıyoruz.
ADNAN OKTAR:Bismillah. Evet, şeytandan Allah’a sığınıyoruz. İsra Suresi, 87.ayet. “(Vahyi sende bırakan) Rabbin rahmetinden başka(sı değildir).” Bak, “vahyi sende bırakan,” vahyi sana indiren, “Rabbin (Allah’ın) rahmetinden başkası değildir. Şüphesiz” diyor Cenab-ı Allah, “şüphesiz O'nun lütfu senin üzerinde çok büyüktür.” Bak, “şüphesiz O’nun lütfu senin üzerinde çok büyüktür.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e hitap ediyor ayet. İşari manasına baktığımızda, “şüphesiz O’nun lütfu senin üzerinde çok büyüktür.” Tam 1980 tarihini veriyor. Ne anlıyoruz?
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’ye bakıyor, tabii. Şeddesiz 1980, şeddeli 2029. İslam ahlakının hakimiyetine bakıyor burada da. İnşaAllah
“De ki: "Eğer"” diyor Cenab-ı Allah, bak küfre Cenab-ı Allah açıklama yapıyor, İsra Suresi 88’de. Şeytandan Allah’a sığınırım; “De ki: "Eğer bütün ins ve cin (toplulukları),” ne kadar insan varsa ve cinler bir araya gelseler, “bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile-” hepsi birbirine yardımcı olsa bile, “bir benzerini getiremezler.” “Yapamazlar” diyor Allah. Defalarca denediler mesela herhangi bir sure yapılamıyor, Kuran’ın benzeri. Bak 1400 seneden beri kaç defa denediler olmuyor, yapamıyorlar. Bu Kuran’ın bir mucizesidir.
“Andolsun, bu Kur'an'da her örnekten” bak, ‘her örnek’ ne demek? “Her türlü bilgi var” diyor Allah, “her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler.”
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım, Kasas Suresi, 55; “'Boş ve yararsız olan sözü' işittikleri zaman ondan yüz çevirirler.” Müminlerin özelliği o; ‘boş ve yararsız’. Mesela baktık televizyonda boş bir film var, yayarsız, hatta zararlı, ne diyor Cenab-ı Allah, mümin alameti olarak? “Ondan yüz çevirirler.” Tak düğmesine basarsın kapatırsın. Bak ayetin hükmü açık. “Ne yapacağız?” diyorlar, açıklıyor Allah ne yapmaları gerektiğini. Bak, “Boş ve yararsız olan sözü' işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: "Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz" derler. Demek ki cahillerle muhatap olmuyor müminler. Ama tabii küfür bir şey dediğinde biz onu dinleriz. Münafık bir şey dediğinde biz dinleriz. Çünkü niye dinleriz? Bir mucize ile karşılaşacağız, onun için dinleriz. Küfür aynı Kuran’da denildiği tarzda hareket eder ve münafık, nefes kesici bir mucizedir; tam Kuran’ın tarif ettiği gibi hareket eder. Münafık tam oturur böyle. Çerçevesi falan, her şey tamdır. Bakarsın aynısı. Mucizedir. Onun için münafığı dinlemek gerekir. Ders mahiyetiyle dinlersin. Çok heyecan vericidir. Yoksa çok kolaydır, münafığa defol git dersin, konuşmazsın. Yazı yazarsa yırtarsın, yakarsın, konuşmazsın. Veyahut bir şey varsa internette bloke edersin, görüşmezsin. Ama nefes kesecek bir mucize meydana geldiği için, hayret verecek bir şey olduğu için, Kuran’ın ihbarını aynen tasdik ettiği için, doğruladığı için; münafığı birebir gösterdiği için, hayretler içinde onu izlersin. Yahut mesela Darwin’in Evrim Teorisi’ni biz kafirse dinlemeyiz der miyiz? Bütün detaylarıyla, en ince detayına kadar dinleriz ve nefesimiz kesilir oradaki akıl eksikliğine, fikir eksikliğine, mantık bozukluğuna, anormalliğe ve ve şeytanın o insanları nasıl kandırdığına hayretler içinde bakarız. Ve ona öyle bir cevap veririz ki hallaç pamuğu gibi atarız. O büyük bir heyecan meydana getirir.
ADNAN OKTAR: Bismillah, şeytandan Allah`a sığınıyoruz. Taha Suresi. Cenab-ı Allah diyor ki; “Kur'an'ı (okumada) acele etme “Ve de ki: "Rabbim ilmimi arttır."” “İlmimizi artır.” Hepimizin duası, bütün Müslümanlar bu duayı etmekle mükelleftir. Bilgimizi, kültürümüzü, görgümüzü artıracağız. Ama acele etmeyeceğiz bak, Kuran okurken. 123. ayet, Taha Suresi; “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime,” Mehdime uyarsa, hidayet mehdi kökenli, “uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.” “Ne şaşırıp sapar” diyor Cenab-ı Allah, mutsuz da olmaz. Ebcedi kaç? 1982, ebced bilenler hesaplasınlar.
Yani kardeşim bu çok büyük bir mucizedir, bu çok önemli bir konu. Nerede hakimiyet, nerede Mehdi (a.s.)’ye işaret eden bir ayet varsa mutlaka o tarihi veriyor. Mehdi (a.s.)’nin zamanını veriyor. Yani tarih ekseriyette. Ve diyor ki Cenab-ı Allah, şeytandan Allah`a sığınırım; “Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse,” Allah`ı anmazsa, Allah`a şükretmezse, Kuran’a yaklaşmazsa, Peygamber (s.a.v.)’ini sevmezse, İttihad-ı İslam’ı istemezse, Türk-İslam Birliği’ni istemezse, “artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” “Ekonomik kriz başlatırım” diyor Allah. “Ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz” diyor Allah. Cübbeli diyor ya; “Ahirette böyle cıvık konuşmalar olur” diyor ve “üsluplar.” “Ve pervasız,” böyle Allah`a karşı saygıda haşa kusur eden. Diyor ki Allah; Taha Suresi, 111; “(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur.” Allah`ın önünde yüzler aşağıya doğru eğik. “Ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir.” 102. ayet. “Sur'a üfürüleceği gün, Biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) mor (kaskatı ve kör) olarak toplayacağız.” Renkli kısmı yok gözünde, sırf morluk var. Yani şey kısmı mor ve kafası da arkada. Sırt tarafında yüzü. “(Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldaşacaklar.” Konuşuyorlar böyle fısır fısır. Fısıltıyla konuşuyorlar, sesi yükseltmiyorlar, Cübbeli gibi hani diyor ya; “orada pervasızca konuşur.” Öyle bir şey yok. Yeryüzünü tarif ediyor Allah; “Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır.” “Sana dağlar hakkında soruyorlar” diyor Cenab-ı Allah. “De ki: "Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak."” Kum gibi eriyecek dağlar. “Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır. Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek.” “Dümdüz ova haline getireceğim” diyor Allah. Uçsuz bucaksız, dümdüz. Bütün dağlar eriyecek. Depremde zaten dağlar erir biliyorsun. “O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar.” Yani “gelin” dedi mi gelecekler. “Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır;” Cübbeli duy. “Artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.” Öyle kafa tutma bilmem ne, haşa, öyle pervasız bir üslup yok. Var mı o filmi, o Cübbeli’nin? Göster.
-VTR- Cübbeli 3 Eylül Flash Tv 2010
-VTR- Cübbeli FLASH TV Eylül 2010
ADNAN OKTAR: Bak “asılsın, koparsın”. Piyasa ağzıyla. Bir Müslüman’ın konuşacağı bir üslup mu bu?
OKTAR BABUNA:Değil Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’a karşı konuşulacak bir üslup mu bu?
OKTAR BABUNA:Kesinlikle değil Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Bana demesin mi ki,” Allah`a karşı böyle bir insan diyebilir mi?
OKTAR BABUNA:Haşa Hocam.
ADNAN OKTAR: Bana demesin mi ki diyerek sanki haşa böyle, değil mi? Bu da piyasa ağzı. “Bana demesin mi ki?” Bir de, “biz de işi bitirdik zannettim” diyor, haşa. Böyle konuşur mu bir Müslüman Ahirette? Değil mi? Allah’ın huzurunda. Bir de Allah ile tartışıyor güya. “Bana hadis gelmedi.” Allah`a meydan okur gibi böyle. “Yani ne yapıyorsun?” der gibi haşa, Allah`a. “"Bana azap mı edeceksin" dedi” diyor. Allah’a kafa tutuyor haşa ve sonunda da onu haklı buluyor, “çok güzel yaptı” diyor. Ve böyle bir din anlayışı. İşte milletimizin çekindiği bu, bu mantık. İşte Osman Ünlü de bunun kafasında. Bu yine ortaya çıkan. Osman Ünlü arazide olan, gizliyor kendisini. Bak, bu ortaya çıkıyor. Yani buradaki o piyasa ağzını kullanamayacağını bilecek.
Bak, Cenab-ı Allah diyor ki ayette, şeytandan Allah`a sığınırım; “O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır.” Böyle meydan okuma tarzında, böyle piyasa ağzıyla konuşamaz. Bak, “Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır” diyor.” Başlar önlerine eğik. “Artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin” diyor. Böyle haşa pazarlık yapar gibi, Allah ile tartışır tarzda bir üslup haşa olmaz. “O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.” Yani Allah hadisi bilmiyormuş, bu biliyormuş. Allah`ı hadisle haşa etkisiz hale getiriyor güya, haşa. Yani Allah’ın ona karşı etkisini kaldırmış oluyor, haşa.
SUNUCU 1:Hocam şey söylüyor, haşa; “ne buyurdun be bilmezmiş gibi?”
ADNAN OKTAR:Nasıl?
SUNUCU 1:“Ne buyurdun be bilmezmiş gibi?”
ADNAN OKTAR:Zaten ‘be’li ‘m’li böyle. Yani son derece laubali bir üslupla, son derece. Ve insanları teşvik ediyor bu laubali üsluba Allah’a karşı. Allah’la böyle konuşulur, yani din böyledir, bu mantıktadır gibi bir ahlak anlayışı, din anlayışı veriyor insanlara.
OKTAR BABUNA:‘Sorularla Risale’de Bediüzzaman’ın seyyid olmadığını söylemesine rağmen, onu tevil için bir açıklama getirmişler, onu gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Kardeşim onların tevilleri bitmez. Adam, ne diyeyim, oradaki kardeşlerimi tenzih ederim de adamlar artık, oradaki kardeşlerimizi tekrar tekrar tenzih ediyorum, adamlar artık işi pişkinliğe vurmuş. Yani bir 2-3 kişi var benim eleştirdiğim, artık arsız adam, utanma hissini kaybetmişler. Bediüzzaman açık açık söylüyor, “yok” diyor adam. Artık, mesela diyorum ya, -Osman Ünlü’yü de tenzih ederim bu sözlerim için- “bin yıl sonra” diyor, “yok, üç bin geçiyor orada” diyor. Ne yapacaksın? Mesela; “kapı” diyorsun, “yok, sandalye” diyor. “Araba geçiyor buradan” diyorsun, “yok, yemek yiyoruz şu anda” diyor. Yani kabus gibi. Bu durumda ne konuşacaksın? Adam, buradaki Hocaların hepsini tenzih ediyorum, ben üç kişiyi kastediyorum diyorum, utanma hissini kaybetmiş. Çünkü milletimizin aklıyla alay ediyor. Zekasıyla alay ediyor. Biz okuduğumuzu nasıl anlamayız kardeşim, “Risale-i Nur’u herkes anlar, yediden yetmişe herkes anlar” diyor Bediüzzaman. Çok açık bak, “Mehdi (a.s.) ve talebeleri” diyor. “Yok, orada öyle bir anlam çıkmıyor” diyor. “Şahs-ı manevi anlamı çıkıyor orada” diyor. O zaman kardeşim, Risale-i Nur’dan herhangi bir söz olduğunda, hiçbirine biz o zaman güvenerek, konuşma ve açıklama imkanımız kalmamış oluyor. Sen her şeyi istediğin gibi, ama hangi ölçüyle değiştirdiğini de bilmiyoruz, hangi inançla değiştirdiği de belli değil, her şeyi değiştirebilirsin sen. Şimdi ayakkabıya adam araba diyorsa, arabaya yemek çatalı diyorsa, gitmiştir adamın şuuru. Ne konuşacaksın sen onunla? Bitmiş adam yani. Şuuru kapanmış. Ama bir kısmı da cahilliğinden, sürekli bu telkinleri ala, ala, ala, fark edemiyorlar. Yani bir büyü gibi bir şey demek ki veyahut hipnoz gibi bir şey. Bu kadar açık şeyi fark edemiyorlar. Veyahut bir kısmı fark ediyor, anlamazlıktan geliyorlar. Garip yani, çok acayip. Çünkü bir makul mantıksızlık olsa orada konuşacağım, ama çok şiddetli olay.
Mesela; “cismiyle” diyor Bediüzzaman, “Hz. İsa (a.s.) gökte” diyor, “cismiyle.” “Cisimden kasıt ruhunu kastediyor, ruh da bir cisimdir” diyor. “"Cesediyle" diyor” dedim, “cesediyle;” “ruh da bir nevi ceset değil mi?” diyor. Kardeşim, ben seninle ne konuşayım o zaman? “İsa (a.s.)’nın inişi kat’i olmakla beraber” diyor, “kat’i” demek ne demek, şahs-ı manevinin kat’i olarak gelişeceği kastediliyor” diyor. “Cismi” diyor artık, “cesediyle” diyor, “gökte bulunan İsa (a.s.)’nın semavi nüzulü kat’i” diyor, “inişi kat’i” diyor. “Semavi nüzulünden kasıt zaten şahs-ı manevinin zuhur etmesidir” diyor. “Nerede İsa (a.s.)?” diyorsun, bir kısmı “şahs-ı manevi hiç yok” diyor da, bir kısmı da “geldi ama sır olarak sana söyleyelim, biz Isparta’da gömdük, ağabeyler gömdüler” diyor. “Çok kısa bir süre geldi, konuştuk; sonra birden bire öldü, gömdük” diyor. Ne konuşursun? Gözü dönmüş artık adamın. Bu durumda gözü dönmüş dersin, ne diyeceksin? Yapacak bir şey yok buna. Bir Müslüman’da bir akıl, feraset, basiret olur; bir utanma hissi olur. Yalan söylerken bir insanın yüzü kızarır. Adamın yüzü kızarmıyor, utanmıyor yani. Bütün ümmetin gözünün içine baka baka yalan söylemekten utanmıyor. İsteğini yapar, artık adam bu dereceye gelmiş, ne diyebilirsin? Ama ben diyorum, benim muhatabım üç kişi, cahil üç tane insan var, öbürlerinin cahilliğinden yaptıklarını veyahut fark edemedikleri için yaptıklarını düşünüyorum, inşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Süleyman Ateş’in de şöyle bir tevili vardı, “Hz. İsa (a.s.) öldü, Allah Hz. İsa (a.s.) ölmedi diyerek, getirdiği dinin ölmediğini söyleyerek tevil edebiliriz” diyor ayete karşı Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak, buyur.
SUNUCU 1:Ama Hz. İsa (a.s.)’nın olgunluk yaşından bahsediliyordu, değil mi Hocam? Siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Kuran ayeti çok açık, çok sarih. Adam diyor ki; “can çekişirken, İsa (a.s.) gelecek; her Hıristiyan, her Musevi’ye gelecek” diyor. Halbuki orada bedenen inmeden bahsediyor. Hadi öyle dediğini farz edelim, dediği gibi olduğunu farz edelim, imanına zaten faydası yok ki onun. Can çekişirken İsa (a.s.)’ya iman etmiş olsa bile hiçbir etkisi olmaz onun. Ha iman etmiş, ha iman etmemiş, hiç fark etmez. Kuran’ın kendi içinde çelişmesi mümkün mü?
OKTAR BABUNA:Haşa.
ADNAN OKTAR:O zaman ne gerek var bu izahlara? Kardeşim bu tevilcilik, bir ara çok coşmuşlardı bunlar. Bayağı coştular bir ara, isim de verebilirim de, vermeyeyim. “hac, Kabe’ye gitmek anlamında değildir hac, o gönül haccıdır, gönüller tavaf edecek, birbirimizi çok seveceğiz” diyor. “Melek” diyorsun, “elektrik enerjisi, akım ve pozitif düşünceye denir” diyor. “Kuran’da Melek deyince bir canlı mı aklına geliyor senin?” diyor. Kardeşim, bunlar televizyonda çıktı, konuşuyorlardı, bunlar. Alenen konuşuyorlardı, dedim ki; “ahlaksızlık yapmayın, aklınızı başınıza alın, delilik yapmayın” dedim, ondan sonra ona benzer açıkladık, ondan sonra vazgeçtiler. Yani başlamışlardı adamlar. “Kader, zaten kader diye bir şey yoktur, nerenin kaderi?” diyor. Kaderi kökten reddediyor. Bu dediğim şahıs da bir kişi, bu ayrı. Yani diğer kişileri tenzih ederim. O kendini biliyor. Öbürleri cahilliğinden söylüyorlar bu konularda. Öyle açıklamalar yapanlar var ama onlarınki cahillikten. Yani öyle akla hayale gelmedik açıklamalar yapıyor ki tevilde, en sonun da Allah’a geliyorlar. Bak, en asıl konu o zaten onların. Peygamberimiz (s.a.v.), önce Peygamber (s.a.v.); “Peygamber (s.a.v.) çok akıllı bir insandı, o devirde. Yani Hıristiyanlık bozulmuş, zarar veriyor. Zaten tek tanrılı dinler evrimle oluştu, biliyorsun” diyor, zaten evrimci, “Ee?” diyoruz”, “Peygamber (s.a.v.) de akıllı bir insandı, güzel bir Kuran hazırladı, Allah’ın ona verdiği güçle” diyor. “Allah ne?” diyorsun, “total enerji, toplam. Dünyadaki enerjilerin toplamına biz Allah deriz” diyor. Kardeşim, işte gelecekleri son nokta bu oluyor bu tiplerin. Yani tevil, tevil, tevil, tevil, en sonunda direkt Allah’sız, kitapsız olduğunu uygun bir dille açıklıyor. Cahil olanları tenzih ediyorum, ben ilgili şahısları söylüyorum. Şimdi bunlarla bizim konuşmamız için makul bir mantıkla karşımıza çıkmaları lazım. En azından bir parça da olsa bir zeka kırıntısı, akıl kırıntısı olması lazım.
OKTAR BABUNA:Tamamen dışına çıkmışlar.
ADNAN OKTAR:Rezalet derecede artık yani, kafa gitmiş adamın yani. Ağır demansta, ağır bunamada olur böyle şeyler. Bunar adam; geliyor mesela, oğlu geliyor, “kamyon geldi” diyor. Çıkaramıyor adam yani. Allah vermesin yani, ben onu suçladığımdan değil de. “Kamyon çarpacak bana şimdi dikkat edin” falan diyor. Şimdi adamlar bu pozisyona geldi, bu dediğim üç kişi. İnşaAllah. Bak tekrar tekrar diyorum, cahilliklerinden yapanları tenzih ediyorum. İnşaAllah. Oktar Hocam, seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hadiste deccalin Hz. Mehdi (a.s.)’yi kılıçla böleceği ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin de gülümseyerek ve daha da güçlenerek onun karşısına çıkacağını” söylemiştiniz Hocam, inşaAllah. Anlatılıyor. “Demek ki Hz. Mehdi (as)’yi kardeşlerinden ayıracaklar. Sevdiklerinden ayırıp hapse koyacaklar” demiştiniz Hocam. Hz. Mehdi (a.s.) gülerek geri gelecek, yeniden kardeşleriyle birleşecek. Hz. Mehdi (a.s.) güler yüzle çıkarak, başı önünde çıkmıyor, başı dik. "Senin deccal olduğunu daha iyi anladım" deyip, kaldığı yerden devam edecek. Deccalin ondan sonra ona gücü yetmeyecek” demiştiniz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet bakın, şimdi deccal, onu da yanlış biliyor kardeşlerimiz. Diyor ki, “Kardeşim, Bediüzzaman deccalle göğüs göğüse mücadele etti” diyor. Eder. Yenebilir mi? Yenemez. Çünkü deccal görevini yapacak, Bediüzzaman onu yenerse zaten deccallik yapamaz ki o. Deccal sağ iken, görevine yapıyorken Bediüzzaman onu yenerse, yenmişse zaten deccallik görevini yapamaz o. O zaman deccal görevini tam yapacak, tahribatını tam yapacak, insanlar şehit olacaklar, binalar yıkılacak, insanlar fesada gidecek, ümmet fesada gidecek, bölünecek Müslümanlık, insanlar perişan olacak, ondan sonra kurtarıcı Mehdi (a.s.) gelecek. Tahribat olmadan, yıkım olmadan Mehdi (a.s.) gelmez. Yani yıkım başlamış, Bediüzzaman durduruyor, mümkün değil bu. Nitekim durduramadı, durduramaz da. Ve “olmaz” da diyor Bediüzzaman zaten. Yani “mümkün değil benim zamanımda” diyor. Tahribat bitamam, tam anlamıyla oluşacak, ondan sonra Mehdi (a.s.) çıkar. Mesela Darwinizm, materyalizm bütün dünyayı kaplayacak, tahribatını yapacak, intihar vakaları olacak, uyuşturucu yayılacak, insanlar perişan olacak. 350 milyon insan vefat edecek, bir o kadar insan yaralanacak, bir o kadar insan terörde şehit olacak veyahut vefat edecek. Ağır tahribat olacak. Millet artık canı burnuna gelecek, "yeter artık" diyecekler, hamiyet-i İslamiye feveran edecek. Fevarandan sonra “Mehdi (a.s.) başlarına geçer, tariki hak ve hakikate sevk eder” diyor. Tahribat olmadan olmaz. Mehdi (a.s.) de mesela İslam ahlakını tam anlamıyla dünyaya hakim ediyor. Şimdi Mehdi (a.s.)’nin karşıtı deccal. Deccal, Mehdi (a.s.)’nin son zamanlarına doğru hayatta olacak. Bak, Mehdi (a.s.)’nin son zamanlarına doğru hayatta olacak. Mehdi (a.s.)’ye ne yapabilir? Hiçbir şey yapamaz. O da Mehdi (a.s.)’nin güzellik, mükemmellik, iyilik, feraset, basiret, sanat, mağfiret gibi güzellikleri durduramaz. O tamamen bir hakim olacak ki, deccal ondan sonra çıksın. Güneş tamamen ortaya çıkmadan, aydınlık olmadan karanlık olmuyor. Tamamen karanlık olmadan da güneş arkasından çıkmaz. Yaz gelmeden kış gelmiyor, kış gelmeden de yaz gelmez. Mehdi (a.s.) tamamen hakim oluyor, ki o devirde Mehdi (a.s.) zıttı deccal çıkmış olacak. Çocuk, genç yaşta olacak yani Mehdi (a.s.) devrinde. Ne yapabiliyor? İt gibi oturacak, hiçbir şey yapamaz yani. Çünkü görevde Mehdi (a.s.), tamamen hakim olacak. Vefatından sonra, bakıyor ki deccal her yer mükemmel, sanat var, estetik var, güzellik var, güzel ahlak var; kurt adam gibi o dişlerini çıkartmaya başlıyor, meydan onun oluyor artık. Zîr ü zeber etmek istiyor. Mesela bina mı güzel, “yık” diyor. İnsan güzel ahlaklı mı? Yık. Camimi var, “yıkın” diyecek. Kuran, “yakın” diyecekler. Müslüman varsa, “asın” diyecekler. Allah’ı anan kim varsa asacaklar, kesecekler. O devrin deccali yönetecek. Onun zıttı Kıyamet. Kıyamet de mehdidir. Hem öyle bir mehdi ki, iflahlarını kesiyor. Dana gibi böğürtecek, dana gibi böyle. Böyle “La İlahe İllAllah diye var güçleriyle bağıracaklar, ama hiçbir netice alamazlar. Çünkü Kıyamet anındaki tevbe geçerli değil. Allah’a dua etmek, yalvarmak isteyecekler, dili dönmüyor. Allah diyor, “sarhoş zannedersin sen onları” diyor. Dua etmek istiyor; el, kol, her yer hareket ediyor. Yani elini göğe kaldıramıyor. Şuur kapandığı için pilokronik hareketler başlıyor, kontrolünü kaybediyor. Allah’a dua edecek, dua edemiyor; dili dönüyor korkunun şiddetinden. Çocuğunu düşürecek kadınlardan kasıt, bütün sistemleri bozulacak demektir. Kuran çok nezaketli üslup kullanır. Yani doğal ihtiyaçlarının tamamının kontrolünü kaybedecektir insanlar. Yani mahvolacaklar. Ayağa kalkamıyor. Ayağa kalkıyor, geri düşüyor korkunun şiddetinden. Dizinin bağı çözülüyor, tutamıyor kendini. Saatlerce Allah can çekiştirecek böyle. Deccallik nasıl olurmuş onlara bir gösterecek. Yani son deccaliyet, en dehşetli deccaliyet odur. Yani Mehdi (a.s.) devrinin deccaliyeti en büyüktür fakat son dönemdeki kepazelik kadar kepazelik dünya tarihinde hiç görülmemiştir. Onu Kıyamet temizliyor işte ancak. Onun temizleneceği başka bir şey kalmıyor, Kıyamet temizleyecek.
OKTAR BABUNA:Bediüzzaman’a dayanarak da, “son iki sene Kuran’da kalmayacak” demiştiniz, yeryüzünde inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, son iki yılda. Tek bir ayet bile yok. “Artık” diyor Bediüzzaman, “dünyanın aklı hükmünde olan Kuran refediliyor.” Allah tarafından göğe kaldırılıyor Kuran, manen. Yani Kuran yeryüzünden alınıyor. “Artık dünya divane olur, izn-i ilâhîyle başını başka seyyarelere çarpar” diyor. Nemesis. Bak ekip geldi. Ekip geldi yani, dünyanın cellatı geldi. Nemesis’i olay yerine getirdi Allah. Bütün göğü yağmur gibi göktaşıyla doldurdu. Ama yani dünyanın tarihinde yok, milyonlarca yıllık tarihinde yok. Bak, 1980’de Mehdi (a.s.)’nin gelişiyle beraber, yağmur gibi göktaşı birikmeye başladı gökyüzüne. Ve halen de katlamalı olarak hızla artıyor, bulut halini aldı. Allah diyor bak, “uyarılıp korkutulanların yağmuru ne kötüdür” diyor. Yağmur gibi yağacak göktaşı, inşaAllah. Kıyametle birlikte, inşaAllah. Ebcedine baktık; bu, “gökte bulut zannederler” diyor ya ayette, gökten gelecek felaket için; 1999 tarihini veriyor.
OKTAR BABUNA:Tam da göstermiştiniz filmde Hocam, 1999’da bulut oluyor.
ADNAN OKTAR:99’da, yani 99 çok kilittir. Deccaliyetin, Mesih deccalin dünya hakimiyeti için karar verdiği yıldır. İstanbul’da şeytanı çağırdılar bir binada, daha önce de söyledim. Bak ısrarla dikkat çekiyorum, biliyorlar adamlar da onun için. Şeytan kepazelik çıkarttı. İsrail’den imansız kabalacıları çağırdılar, binadaydı. Kuran yaktılar, büyü yapıyorlardı, rezalet çıktı. O anda Allah vurdu bunlara. Ve şeytan tepetaklak deliler gibi gitti, onu da biliyorlar 99’da. Tarihini vermeyeceğim, tarihini kendileri biliyorlar. En ince detaylarına kadar biliyorlar. Kabalacıları topladılar, Şamanistleri topladılar, Ankara’dan Şamanistleri getirdiler, tütsüler mütsüler yakarak, olmadık koskoca adamlar.
Yani özetle Kıyametin yakın olduğunu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çok açık anlatmıştır. 7000 yılla ilgili hadiste bunu çok açık belirtiyor. Bak, 7000 yıllık bir takvim veriyor, “7000 yıllık bir tarih vardır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Bunun son binindeyiz” diyor. Diğer rivayette de diyor ki; “5600 yıl geçmiştir” diyor. 1400’le 1500’ün arasında, yani 2120 gibi, net söyleyecek olursak, Kıyamet’in inşaAllah, Allah’ın izniyle kopacağını söylüyor. Bak, 2120. Bak, iki, bir ve iki, iki tane iki tekrarlıyor. Bu tekrarlayan ikileri gördüğünde, ya müjde vardır Oktarım, ya bela vardır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak tekrarlayan ikiler; ya müjde vardır, ya bela vardır. İki, bir, iki; bu bir şifredir. İnşaAllah.
SUNUCU 3:2012’de.
ADNAN OKTAR:2012 ayrıdır. Karıştırdılar onu, onun için çok korktular 2012’den. Çünkü orada da var; iki, bir, iki, oradan panik oldular. Değil o. Bakın, “tekrarlayan iki ya müjdedir” dedim, “bazen de beladır” dedim. 2012’deki müjdedir. Yani bayağı hoşunuza gidecek 2012. Hareketli günler olacak, acayip şeyler olacak, o ayrı mesele inşaAllah. Hadislere göre.
Ne yapalım? Harun Yahya Tv’den mi devam edelim? Tamam, öyle yapalım. Hadi bakalım.
SUNUCU 1:HarunYahya.Tv sitemizden yayınları 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi bu akşam 22:00’den itibaren HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo ve Asu TV’den izleyebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.TV’den devam edeceğiz.
Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...