SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv, Adana Ceylan Crt Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Haberhilal.com, Haberaktuel.com, Selamhaber.com, 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Efendim, sizler de hoş geldiniz. Ne anlatalım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu şehit ailelerine sahip çıkmıştınız, gazilere Hocam, şehit ailelerine. “Gazileri” hatta “millet alınlarından öper” demiştiniz, inşaAllah ve madalya takılmasını söylemiştiniz. Söyledikleriniz aynısıyla gerçekleşiyor Hocam, inşaAllah. “Gazilere çifte bayram” diye haberde “Gaziler Günü tüm yurtta düzenlenen törenlerle kutlandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Gaziler Günü’nün gazilere vefanın bir ifadesi olduğunu belirterek bütün gazileri alınlarından öptüğünü, belirtti. Törenlerle gazilere devlet madalyası verildi”
Siz Hocam 2009 yılında diyorsunuz ki; “Gazi, "Selamun aleyküm" diyecek, pastaneye girecek, gelip oturacak. Millet eğilip alnından öpecek onu. Ondan para alınmaz. Mesela taksiye bindi, para yok. Mesela mağazaya girdi, para yok. Gaziden para alınmaz. O madalyayı takacak, biz göreceğiz onun madalyasını” demiştiniz Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, ne kadar ayıp. Şimdi kolu kopmuş gazi madalyasıyla giriyor. Senin dinini, dinimizi, imanımızı, vatanımızı, milletin namusunu korumak için kolunu vermiş bu koç yiğit. Mesela bir takım elbise aldı, iftihar eder insan, bereket getirir, bir güzellik. Ondan para alınır mı? Bir çay, kahve getirttirirsin, yemek getirttirirsin, beraber sohbet edersin. Kapıya kadar da uğurlarsın. “Haşa, Allah esirgesin” dersin, “yani para alınır mı? Sana ne yaptım da para veriyorsun?” demesi lazım yani, değil mi? Çok acayip bir şey, yapılmaz. Bilakis dua edilir, “Allah yolunu açık etsin, Allah başarılı kılsın, Allah senden razı olsun, helal olsun” diyecek bir de alnından öpüp ondan sonra gönderecek.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Tam dediğiniz gibi olmuş Hocam. Başbakanımız da alnından öpmüş.
ADNAN OKTAR:Ne kadar ayıp. Farz edelim taksiye bindi. Ne olacak taksiciye? Hiç hayatında bir taksici bedava adam götürmüyor mu? Berekettir o, acayip bereket gelir. Allah üzerinden belayı alır, hastalığı alır. Daha çok güzel olur. Ahireti şenlenir. Bir onurdur, şereftir. Niye alayım, her yerde böyle olması lazım. Tabii, gördün mü bitti. Oktar Hocam seni dinliyorum, evet.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Yine sizin açıklamalarınız doğrultusunda gelişmeler devam ediyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Başbakanımız “alnından öperim” diyor gazilerin, değil mi? Hay, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:“95 Yıl Sora Akdamar’da Ayin” “1500 Vanlı evini açtı” Bu gelen Ermeni kardeşlerimize evlerini almış Van’daki vatandaşlarımız, maşaAllah. Siz Ermenistan Capital Daily, 9 Nisan 2009’da, diyorsunuz ki; “Biz Ermeni kardeşlerimizi Allah’ın bize bir emaneti olarak görüyoruz, şefkatle bakıyoruz biz onlara. Onların orada tecrit olup kalmasını istemiyoruz, açalım sınırları diyoruz. Gelsinler, ticaret yapsınlar. Ermeni gençler buraya gelsinler, istedikleri gibi okusunlar, çalışsınlar”
Yine Azerbaycan APA Haber Ajansı, 16 Ağustos 2008’ de; “ Hem nasıl, hem nasıl. Ermenistan’a gidip orada Ermeni yemekleri yiyelim, sohbet edelim. Fabrikalar kuralım. Onlar buraya gelsinler. Kardeşiz” demiştiniz Hocam, maşaAllah. “Niye Ermenistan’a düşman olalım? Niye aleyhine olalım? Niye Ermeni Devleti zayıf ve güçsüz olsun? Bu bizim niye lehimize olsun? Eğlendirici ne yönü var bunun? Bütün bölgedeki devletler güçlü ve sağlıklı olsun. Milletler zengin olsun, kardeş olalım, yiyelim, içelim, ibadet edelim, Allah’a şükredelim. Zaten iki günlük dünya, Allah’ın rızasını tam kazanıp Ahirete gidelim, inşaAllah” demiştiniz Hocam. MaşaAllah. “Van Ermenilere kapılarını açtı” diye bir haber var. MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyorum. Ermeniler eskiden Osmanlı’da paşalığa kadar yükseliyorlardı. Devletin kilit noktalarına giriyorlardı ve en yüksek noktalara giriyorlardı ve güveniyorduk. Ne oldu birden bire? Darwinistler deveye girdi, o kadar, başka bir şey yok. Biz Darwinistlerin kafasına göre hareket etmeyiz. Ne Ermenileri, ne Rumları, ne Yahudileri biz böyle düşman bilmiyoruz. Karşımıza almıyoruz. Bilakis yed-i emanımızdalar, Allah’ın bize emaneti olarak görüyoruz, şefkat duyuyoruz onlara; saygı duyuyoruz, koruyup-kolluyoruz. Bak, Allah diyor; “müşrikleri bile güven içinde bir yerden bir yere geçir” diyor, “götür” diyor. Kuran ayeti var. Kardeşim, bunlar müşrik de değil, Ehl-i Kitap. Yapmayın, etmeyin yani, değil mi? Allah’ın bize emaneti, bize emanet olarak geliyorlar. Yed-i emanımızdalar, tabii ki koruyup kollayacağız, şefkat göstereceğiz. İbadetine ne karışıyorsun? Ne yaparsa yapar, değil mi? Özgür olsunlar. O da diyor ki; “benim ibadetime niye karışıyorlar?” “Sen onun ibadetine karışırsan o da senin ibadetine karışıyor. Bundan deccal karlı çıkar. İbadet engellenmez. Bırak ibadetini yapsın, ne güzel. Allah’a ibadet edilsin. Ama şirk koşmaları tabii bizi tedirgin ediyor, ondan rahatsızız. Keşke “La ilahe illAllah” deseler ama çoğalıyor bu, gittikçe artıyor. İnşaAllah o da olacak.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Fatih Altaylı’nın bir açıklaması var Hocam. “Ayrılık var çıkan falda“ diye başlık atmış. Burada bölünmeden bahsediyor Hocam, Türkiye’nin. Anlatıyor burada. “"Üniter devlet" düşüncesini kafasından silmiş bir devlet, bir toplum. En az üç federasyondan oluşan bir ülke. En basit şekliyle "Batı-Orta-Doğu" federasyonları. Kimbilir belki de daha fazla. Her federasyonun birer başkenti. Ne bileyim, Batı'nın başkenti İstanbul veya İzmir. Orta'nın başkenti Kayseri veya Ankara. Doğu'nun başkenti Diyarbakır veya Van ya da ne bileyim Erzurum. Ve bir ortak başkent. Tercihen Ankara” diye devam etmiş Hocam. Bunun kendi öngörüsü olduğunu söylüyor, daha önceki öngörüsünün haklı çıktığını, bu da böyle olacak gibi bir ifadeyle yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi bize karşı Fatih Altaylı’nın yıllardan beri niye mücadele verdiğini, anladın mı?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, anladım. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Geceli gündüzlü sürmanşet aleyhimize haberler yaparak, değil mi? Bak mahkemede hala, 11 yıldan beri mahkemede aleyhimizde tavır koyuyor, şikayetçi. Elinden geleni ardına koymasın, bir şey dediğimiz yok. Ama işte bunun cevabı budur. Biz üniter devleti savunuyoruz, Türk Milliyetçiliğini savunuyoruz, Türk-İslam Birliği’ni savunuyoruz, İttihat-ı İslam’ı savunuyoruz, Büyük Türkiye’yi savunuyoruz. Adam bak neyi savunuyor? Yani olayın kökeninde bunlar yatıyor. Millet de çıkıyor, “yok şöyledir, yok böyledir” Bir kısım insanlar, cahil cühela da fikir yürütüyorlar. Kökeninde işte bunlar yatıyor. Fatih Altaylı’ya sorsan, adam Darwinist yani alenen savunuyor Darwinizmi. Şeyh Nazım Hocamız çıkar, ondan rahatsız olur. Cübbeli çıkar gider alnından öpüyor neredeyse veyahut elinden öpecek. Yani gidip sarılıyorlar, el ele geziyorlar. Değil mi? Bir garip durum var ama dikkatlice bakan bunu görür. Yani dikkatlice bakmazsa insanlar bunu fark edemezler.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, tam dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’ın aleyhinde uzun uzun program yaptı. Şeyh Nazım Hocamızın aleyhinde konuşuyorlar uzun uzun. Ama Cübbeli’yi öve öve göklere çıkarıyorlar. Demek ki bir bildikleri var adamların, değil mi? Ama bizim milletimiz basiretli, ferasetli bir millettir. Akıllı millettir, neyin ne olduğunu bilirler. Mesela o tombul var ya, gözlüklü tombul, geçenlerde Şeyh Nazım Hocamıza ağza alınmayacak sözler ediyor. Ne kadar ayıp, ne kadar çirkin, ne kadar çirkin. Yani o onun evladı yaşında, değil mi? Hocamız koskoca Şeyh Efendi bir İslam alimi. Kullandığı üslup son derece acayip. “Ya” dedim, “bu niye böyle öfkelendi?” Baktım ki, Şeyh Nazım Hocamızın sitesinin ortasına benim resmimi koymuşlar. Büyükçe bir resim, yani ana siteye koymuşlar. Övücü bir yazı. “Hah” dedim, “şimdi anladık bu öfkenin nedenini” Madem öyle bir kısım zevatı rahatsız ediyor, biraz rahatsız edelim onları; Şeyh Nazım Hocamızın benimle ilgili konuşması vardı, onu yayınlayalım. Sonra da Şeyh Ahmed Yasin Hocamızın o konuşmasını yayınlayalım. Hazır hangisi var? Onu yayınlayabilirsiniz.
-VTR- (Şeyh Nazım Kıbrısi’nin konuşması)
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam, Ahir zamanda iyilerin aleyhinde olunacak. Kötülerin de lehinde olunacak. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi var. Yani kötüler övülecek, iyiler yerilecek. Şeyh Nazım Hocamız da dünya iyisidir. Bakın ben diyorum ki; Kutb’ul aktabtır diyorum, değil mi? Ben şu ana kadar hurafevari bir şey konuşmadım. Kutb’ul aktabtır. Hz. Hızır (a.s.)’la bağlantısı olan bir insandır. Cin alemiyle bağlantısı olan bir insandır. Birçok cin onun emrinde. Bunu bizzat biliyorum yani. Böyle mübarek bir insandır. Elhamdülillah, çok mükemmel bir hizmet olduğunu söylüyor. Elhamdülillah. Tabii çok güzel hüsn-ü zanları var. Mesela “sabırlılardan yazıldın” diyor, “razılardan yazıldın” diyor. O muhabbetini gösteriyor, inşaAllah. “Bir varidat var” diyor, “bir ilham.” Hakikaten benim bir hücrem var. Yani Hocam bunu söyledikten çok sonra, ben onu yani böyle bir şey olsun diye, önceden bir hücrem olsun diye yapmadım ama evin konumundan dolayı mecburen orayı kullanıyorum yani. Kuran okuma ve Kuran üzerine araştırma yapmak için müsait olan orası var. Ve hakikaten hücre konumunda, böyle taş kaplı her tarafı. Yani mermer kaplı böyle. Hakikaten Kuran’ın yanında sürekli kalem, kağıt var ve hakikaten sürekli Kuran... Bak diyor ki mübarek; “sürekli inkişaf edecek, darlanmayacak, sürekli genişleyecek” diyor. Sürekli Kuran hakkında hakikaten not alıyorum, sürekli yeni izahlar yapıyorum. Bak, kaç yıldan beri, 30 yıldan beri yapıyorum, hiç azalmadı. Mesela dün yine büyük bir hayretle, şaşırmayla Kuran’da yeni sırlar gördüm. Yeni hayret edecek şeyler gördüm. Yani yıllardan beri okuyorum, 30 yıldan beri okuyorum. Mesela bir ayette 20, 30 çeşit derinliğini, hikmetini görmüşken baktım yine yeni çok önemli bir konu daha var. Dün farkına vardım. Mesela bak bunları böyle mübarek bir insanın bilmesi onun veli olduğunun en açık alametidir, maşaAllah. Mesela hakikaten hep gusül abdestiyle namaz kılıyorum. Mesela bak onu da bildi. Yani bu bana has bir özelliktir o, maşaAllah. Tabii, hüsn-ü zan ediyor, maşaAllah. “Evliyaullahtansınız” diyor. O sevgisinin bir yansıması. Allah ondan razı olsun. O kadar aleyhime, münafıklar Hocamıza haberler getirdiler, o kadar aleyhte konuşmalar, hiçbirini dinlemedi. O kalbe nazar ediyor, inşaAllah. Maneviyata nazar eder. Hale bakar yani lafa göre hareket etmez. Kaç defa münafıkları mahcup etti, rezil etti kaç defa. MaşaAllah. “Şimdi sen bir gonca gibisin” diyor, “bak” diyor, “zamanı gelince açılacaksın” diyor. Hakikaten o zamanlar herkes benim aleyhimdeydi, 86’da. Büyük bir bölüm aleyhimeydi; akıl hastanesinden çıktım, hapishaneden çıktım. Hem hapishane psikolojisi var insanlarda, hem akıl hastanesinden çıkmış, akıl hastası olarak biliniyorum. Ama bak, “buna rağmen gelişeceksin” dedi. “Gül goncası gibi gittikçe açacaksın” dedi. Bak, şu an bütün dünyayı kapladı hakikaten. Amerika, Rusya, Meksika falan bütün dünyada yani 200 ülkede milyonlarca insan kitaplarımı okuyor, eserlerimi takip ediyor ve muazzam bir imanı inkişafa sebep oldu. Bakın, 1987’de Hocam ne dediyse aynısıyla ama kusursuz çıktı ve bu davanın yani yaptığım mücadelenin, “başarıyla devam edebileceğini” söyledi ve “Sana varidat gelecek” diyor, “ilham gelecek” diyor. Yani, “sen kendi aklından değil, Allah verecek sana bu bilgiyi” diyor. MaşaAllah. “Hücrende Kuran okuyacaksın” Hep orada okurum hakikaten ben. Ama tabii sürekli Hocamızın da o sözü aklımda olduğu için çıkmam, başka yerde de okumuyorum, hep o hücrede okuyorum yani. İnşaAllah. Sürekli de not alıyorum. Hakikaten de yüksek pencere gibi bir yer var, orada duruyor Kuran, yüksek bir yerde. Her seferinde zaten ayakta yazıyorum. “Bak ayakta yazacaksın” diyor. Aynısı yani, maşaAllah. Çok mübarek mürşidler yetiştirmiştir. Çok değerli büyük alimler yetiştirmiştir; Hocamızın emrinde, onun yanında ona hizmet eden, ona aşkla bağlı olan çok güzel insanlar var. Onlardan birisi de Şeyh Ahmed Yasin Hazretleridir. Çok mütevazi, mazlum, efendi böyle mücahit. Ve seyyidtir Şeyh Nazım Hocamız hem Hasani hem Hüseyini’dir. Hem Hasan (a.s.) hem Hüseyin (a.s.) soyundan geliyor. Yani tam anlamıyla seyyiddir. Şecereli seyyiddir. Bizim gözlüklü tombulun çok ağırına gitmiş seyyid olması. Oturduğu yerden ahkam kesiyor. “Değil” diyor. Nerden biliyorsun? işte “kafamdan attım” diyor. Kafasından atmış. “Neye dayanıyorsun?” diyorsun, “bunu söylerken. “Koltuğa dayanıyorum” diyor. Değil mi? Kardeşim mesela bir kardeşimiz oluyor, Kürt oluyor, sorduğunda ne diyor? “Kürdüm” diyor. İspat et. Meşhur zaten, herkes bilir. Kürt sülaleden gelen insan kendini bilmez mi, Kürt olan? Mesela Karadenizli olan kendini bilmez mi? “Ben Karadenizliyim” diyor yani. Bilinir. Seyyid kendini bilmez mi? Bilir. Ama çok kapsamlı şeceresi var Hocamızın, Hasani ve Hüseyini olduğuna. Ayrıca tarikat silsilesi de var yani her yönden net olay. Ayrıca yüzüne baktın mı zaten belli, seyyid olduğu yüzünden anlaşılıyor. Onların kendine has bir görünümü vardır, Avrupaidir görünüşleri. Yani böyle biraz Ben-i İsrail görünümünde oluyorlar, aynı. Halis seyyiddir. Ahmed Yasin Hocamız, o da seyyiddir. Hep seyyidlerdendir onun etrafındaki mübarekler, inşaAllah. Hocamızın da, Şeyh Nazım Hocamızın dizinin dibinde öğrendiği, ondan aldığı sırlar ve hakikatler var. Yani ilmin kaynağı Kutb’ul Aktabtır. Ondan alıyorlar. Şeyh Nazım Hocam’dan alıyorlar. Ondan aldığı hakikatlerden, geçen günler böyle gül kokusu gibi bir hakikat açılımı yapmış. Hakikatleri açmış. Şeyh Nazım Hocamın ona verdiği sırlardan. O var mı onun filmi? Onu bir seyredelim.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Şimdi bu konuşmayı Fatih Altaylı duyunca, duyacağı acıyı tahmin edebiliyorum. O gözlüklü tombulun duyacağı acıyı tahmin ediyorum. Bak, “Türk-İslam Birliği bitmek üzere” diyor, değil mi mübarek? İnşaAllah. Muazzam gelişmeler var. Bir görünen kısmı, bir de görünmeyen kısmı var, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’ye sahs-ı manevi, diyenlere, bak ne kadar güzel cevap veriyor. Bak, “et ve kemikten Mehdi (a.s.) şu an faaliyette” diyor. “Et ve kemikten” Çünkü şiirlerde biliyorsun “ruh halinde, görünmüyor” diyorlar. Şahs-ı maneviciler de; “şahs-ı manevi zaten görülmez” diyor. Bak, “et ve kemikten” diyor. Mehdi (a.s.), tabii ki talebeleri var. Tabii ki talebesi olacak. Mehdi (a.s.) var, talebeleri var, bir de şahs-ı manevisi var. Değil mi? Allah doğrulara, iyilere bir güzellik, aralarında bir muhabbet, bir sevgi meydana getiriyor ve hemen anlaşılır iyi insan. Böyle porsuk gibi sahtekarlar, üçkağıtçılar, Türk-İslam Birliği düşmanları, İttihat-ı İslam düşmanları, milletin mutluluğundan kaçınanlar, milletin mutlu olmasını istemeyenler, demokrasi düşmanları, bilim düşmanları, sanat düşmanları, güzel olan her şeyin düşmanları tam bir panik halindeler. Tam bir panik halindeler. Ama güzelliği arayanlar da tam bir ittifak halindeler.
Benim milletim sıcaklık, sevgi, dostluk, kardeşlik deyince ruhları erir. Muhabbet olsun, değil mi? İnşaAllah, bizim milletimiz hak ettiği bu güzel hayat şekline kısa sürede kavuşacak. İnşaAllah. Ama ne çileler çekti bizim milletimiz, ne acılar çekti. Halen de çekiyorlar, çileler çekiyorlar. Ama bu dünya da böyle imtihan yeri yani burada Mehdi (a.s.) devrindeki mutluluğu, keşke hani hep böyle olsaydı diye özlemle ananlar olabilir ama Allah imtihan ettiği için genelde hep tuğyan ve delalet hakim olmuştur. Yani tuğyan ve delalet olmadan, münafıklar olmadan imtihan olmuyor. Adam istiyor ki münafık olmasın, kafir olmasın, kötüler olmasın, üçkağıtçılar olmasın, imtihan olayım. Olmaz, biz mesela küfürle ilgili ayetleri kime anlatacağız? Küfür olacak ki küfre karşı mücadelede onu anlatalım. Münafık olacak ki münafığa karşı ayetleri anlatalım. Münafığın ruhunu kavrayalım. Ona karşı mücadelenin nasıl olacağını görelim ki onun sevabını alabilelim. Ve küfrü ve münafıkları gördükçe sevginin, kardeşliğin, güzelliklerin, iyiliğin kıymetini daha çok biliriz. Çünkü insan karanlığı görünce aydınlık ister. Kötülüğü görünce iyiliğin kıymetini daha çok bilirsin. Çirkini görünce güzelin kıymetini daha çok bilirsin. Kirli bir yeri gördün mü temizliğin kıymetini bilirsin. Dağınık gördün mü, düzenli bir yerin kıymetini bilirsin. Allah öyle yaratmıştır. Bu özlemle biz hareket ediyoruz, inşaAllah.
Mesela Hocamızı bu kadar sevmemin nedeni de Şeyh Nazım Hocamızı, alabildiğine dürüst olmasıdır. Bir tek Allah’tan korkar. Üstad Bediüzzaman’ı neden bu kadar çok seviyorum? Bir tek Allah’tan korkar, kimseden çekinmez. Dürüstçe karar verir, dürüst tavır koyar, inşaAllah. Onun için Allah’ın bize nimet olarak verdiği değerli alimlere çok iyi sahip çıkalım. Bediüzzaman’a, Şeyh Nazım Hazretleri’ne, Ahmed Yasin Hocamıza, diğerlerine de. Çünkü bunlar mütevazi, mazlum, dünyadan geçmiş veli insanlar. Son derece dürüst insanlar, hiçbir çıkarları yok. Bak, “ben tarikat şeyhiyim” de demiyor. “Tarikatlar kalktı” diyor. Çünkü Mehdi (a.s.) gelince tarikat olmaz. Herkes Mehdi (a.s.)’ye bağlıdır, kalben. Peki, ne kaybeder tarikat şeyhi olmadığında? Daha çok sevmiyor muyuz? Daha çok saygı duymuyor muyuz? Daha güzel hizmet vermiyor mu? Hidayete daha çok vesile olmuyor mu? Şeyh Nazım Hocamıza bak, Allah bu yaşında acayip bir güzellik vermiş ve acayip bir akıl, acayip bir zeka vermiş, maşaAllah. Müthiş bir dikkat, mükemmel. Allah ömrünü uzun etsin. Gece gündüz mümin kardeşlerim dua etsin, sağlığı-sıhhati için Hocamızın, bütün müminler için dua etsinler. Ama özellikle Şeyh Nazım Hocamız için. Mahmut Hocamız da çok değerli insandır, çok efendi, nezih insandır. Öyle münasebetsiz konuşmalardan hiç hoşlanmaz. Yeri ve zamanı geldiğinde konuşur. Az konuşur, öz konuşur. Gevezelikten hoşlanmaz. Hurafeden hoşlanmaz, inşaAllah. Sevgi insanıdır. Lafını, sözünü bilir. Nerede, nasıl hareket edeceğini bilir. Onun için onu çok severler, Mahmut Hocamızı, inşaAllah. Biz de çok seviyoruz, inşaAllah. Menzildeki kardeşlerimiz zaten çiçek bahçesi gibi onlar, birbirinden güzeller, maşaAllah. Hepsi seyyiddir.
Yani özetle iyilerin birbirlerini çok sevmesi gerekiyor, kötüleri de iyilikle düzeltmeye gayret edeceğiz. Ama kanla, sopayla, odunla, bağırtıyla çağırtıyla değil; sevgiyle, güzellikle, akılla, bilimle ve sanatla. PKK’ya karşı da bak ben diyorum, PKK’yı bana verseler sırf fikirle yenerim. Diz çöktürürüm yani hepsine; fikirle, bilimle. Sadece bilimi kullanırım ve bitiririm. Hiç dinden bahsetmeden, sırf bilimle bitiririm, inşaAllah. Dini kabul etmiyor ki, kabul etmiyor adam. Dini kabul etmeyen adama dinle gidilir mi, anlatılır mı? Bilimle çökerteceksin sonra o dini zaten isteyecektir. Oktar Hocam neler anlatalım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Demirtaş’tan yine tartışılacak sözler” var Hocam. “BDP Genel Başkanı, anadilde eğitim üzerine yaptığı konuşmada, farklı din ve kültürlere sahip insanlara seslendi” diyor. Burada Hocam “Anadilde eğitim konusuna değinen ve Kürt Dili ve Eğitimi Hareketi'nin (TZK Kurdi) bu konuda başlatmış olduğu çalışmaları desteklediklerini söyleyen Demirtaş, "Burası Kürt halkının anavatanıdır. Dolayısıyla siz bir halkın kendi anavatanında, ana dilde eğitim hakkını tartışamazsınız"” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Nedir bu çocuğun istediği? Kürtçe mi konuşmak istiyor? Konuşsun zaten, kim ne diyor? Kimsenin bir şey dediği yok. Ama kardeşim konu onunla bitmiyor ki. Yani eviriyor çeviriyor, bakıyoruz bambaşka bir yere gelmiş olay. Biz Kürt kardeşlerimizi, canlarımızı bizim bir parçamız olarak kabul ediyoruz. Onlar bizim etimiz, kemiğimiz. Bizim insanlarımız. Biz onları çok seviyoruz. Ailemiz, kardeşlerimiz. Sen bu Demirtaş’ı boşver, Demirtaşı falan, biz PKK’yı diyelim, diyoruz. Benim kardeşlerimi benim elimden alıp dinsiz, imansız, Allah’sız, kitapsız bir vatan özlemiyle güya bir vatan özlemiyle karanlığın içine çekmeye kalkarsan; onları kan denizinin içine sokmaya kalkarsan; onların maneviyatını, mukaddesatını ellerinden almaya kalkarsan; neşesini, mutluluğunu, sevincini -neşesinin sebebi zaten imandır onların- ellerinden almaya kalkarsan; onların mukaddes bildiği, güzel bildiği; onların ruhunu açan, onları neşelendiren her şeyi yakıp yıkmaya kalkarsan, ben de senin kolunu kırarım. Neyle? Bilimle, sadece bilimle. Bilimin dışında bir şey değil. Onun için şimdi ayette diyor ya; “ister demirden olsun, ister taştan olsun” diyor Allah, “hepsini dirilteceğiz” diyor ayette, Cenab-ı Allah, değil mi? “İster demirden olsun, ister taştan olsun” diyor. Demirtaş arkadaş, bu ayeti aklında tutsun, inşaAllah. Allah insanları diriltecek, Ahiret var. Bütün konuşmaları dünyaya göre. Bütün üslup dünyaya göre. Kardeşim kim diyor sana Kürtçe konuşma? İngilizce de konuş, Fransızca da konuş. Sana kim karışır? Ne alaka.
SUNUCU 2:Ama eğitimini o şekilde almak istiyorlarmış, konuşmak değil. Eğitimi kendi dilleriyle konuşarak. Eğitimi Kürtçe almak istiyorlar.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi bizim kardeşlerimiz Mardin de oturuyor, değil mi? “Ben sabaha İstanbul’a gelmek istiyorum” diyor. “Balık-ekmek yiyeceğim” diyor. Şimdi gelse balık ekmek, Kürtçe söylese adam nasıl anlasın? Değil mi? Almanya’ya giden insanlar, Almanya’da Almanca eğitim görüyorlar. Bu onların lehine, Alman halkıyla çok rahat konuşabilir, bağlantı kurabilir. Kardeşlerimizin öyle bir konumu da yok yani. Zaten kendi vatanları, kendi milletleri, insan kendi milletinin dilini bilmeden yaşar mı? Ben mesela Çerkezim köken olarak ve Arap kökenliyim yani seyyidim. O zaman diyeyim ki ben; “bana Arapça eğitim verin arkadaş. Ben istemiyorum Türkçe” Yani şimdi bunun mantığı var mı? Ben sizinle Arapça mı konuşacağım şimdi yani? Nasıl konuşayım, değil mi? Anavatanı Türkiye bu kardeşlerimizin ve Türkçe burada anadildir. Kardeşim bir odadan diğer odaya gittiğinde, sürekli Mardin’de durmayacak ki kardeşimiz, bütün vatan onun. Adana’ya gidiyor, Urfa’ya gidiyor, değil mi? Samsun’a gidiyor, İzmir’e gidiyor. Kendi vatanı. Kendi vatanında ne konuşuluyor? Türkçe konuşuluyor. Tabii ki Türkçeyi bilecekler. Çünkü müthiş bir konfor eksikliğidir o zaman. Bu çok büyük bir zorluk, bir acıdır bu yani. Niye buna zorluyorlar insanları? Yani orada amaç şu; Türkçe bilmemesini sağlayıp maneviyatını da elinden alıp… Bu arkadaş değil benim muhatabım yani o değil, o ayrı, kendine göre konuşuyor o, o ayrı. Ben PKK’yı diyorum.
PKK’nın amacı şu; bir kere bir sınır çekmek istiyor, Türkiye ile diğer illerle bağlantıyı kesmek istiyor, koparacak ya. Dil olarak da koparmak istiyor. Anlaşamasın kendi kardeşleriyle, kendi vatandaşlarıyla anlaşamasın, konuşamasın. PKK zaman gelecektir kitapları da yakacaktır. Kuran’ı da yakar onlar. Anlaşıldı mı? Dili yok edecek, dini yok edecek, kültürü yok edecek, bambaşka bir topluluk meydana getirecek kendi kafasınca ve böylece tam koparmış olacak, sağlama bağlamış olacak. Kardeşim bir kere bunları bırak. Bunlar iş değil. Mesela bütün gençler İngilizce öğreniyor şakır şakır. Ne için? Rahat etsinler, İngiltere’de konuştuğunda, bir şey olarak. Ama insan kedi vatanında, öz vatanında, anavatanında kendi dilini öğrenmesinden daha doğal ne olabilir? Şimdi PKK ne diyor; “Türkiye benim anavatanım değil” diyor. “Neresi senin anavatanın?” diyorsun. “Mardin, Siirt” diyor. Nereden aklına geldi o senin? Nasıl oluyor bu, yani sana kim verdi bu icazeti? Böyle bir şey yok. Bir sor bakayım oradaki insanlara. Bir de bizim milletimize sor. Onlara da sor bize de sor, herkese sor. Sen kafasına silahı dayarsan, adam ne desin? Korku belası öyle diyor, değil mi? Korkutarak bir insanı konuşturmak, korkutarak gasp da yapıyor; kafasına silahı dayıyor, bütün parasını pulunu alıyor. Dese ki; “adam gönüllü olarak seve seve bana paralarını verdi. Sen ne karışıyorsun?” dese, biz ne diyeceğiz adama? Şimdi milleti burada gasp etmişler bunlar; fikrini gasp ediyorsun, hürriyetini gasp ediyorsun; kafasına silahı dayamışsın, adam veriyor sana işte üstünde başında ne varsa, parasını pulunu. Sen de diyorsun ki, “gönüllü verdi parasını pulunu, ne var burada, ne karışıyorsunuz?” diyor. Adama da soruyor; “gönüllü vermedin mi?” diyor. Kafasında silah durarak ne desin adam? “Tabii ki gönüllü verdim” diyor adam. Sen bir silahı kaldır bakalım, değil mi? O silahı sana bir yutturmak lazım, değil mi? Ondan sonra konuşacaksın. Yani kendi anavatanında bir insan kendi anavatanının dilini konuşur. Bundan tabi bir şey olmaz. “Ama bölge dilini öğrenmek istiyorum” Öğren. Lazca da öğrenirsin, Çerkezce de öğrenirsin. Bizim hemşerilerimiz var mesela Çerkez, Çerkezce kurslarına gidiyor Çerkezce öğreniyor. Hoşuna gidiyor, adam evde Çerkezce konuşuyor. Ama bizim anavatanımız Türkiye. Herkes tek dil konuşacak başka nasıl yapacaksın? Değil mi?
SUNUCU 2:İşte onu benimsemiyorlar, anavatanımız Türkiye’yi benimsemiyorlar.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, anavatanımız Türkiye’yi kabul etmemelerinin nedeni şu; bölgeyi komünist yapabileceklerini düşünüyorlar, Türkiye’yi komünist yapabileceklerine ihtimal vermiyorlar. Yoksa öbür komünistler falan uğraştılar. Baron’un adamları falan Türkiye’yi komünist yapmak için yıllardan beri uğraşıyorlar. Baktılar olacak gibi değil, “hiç olmazsa bir kısmını, bir bölgeyi yapalım” dediler. Halkı da silahla, sopayla, bombayla falan yıldırdıkları için; herhalde burası daha müsait, bir de gerilla savaşına da uygun. Diğer ülkelerle de sınırlar müsait. Yani oralardan giriş-çıkış açısından. Stratejik yönden de uygun. Bir de ama asıl konu Armegeddon’un yapılacağı yer olduğu için. Armegeddon Savaşı’nın yapılacağı bölge olarak biliniyor orası. Şimdi oranın bir kere bir an önce koparılması gerekiyor ki Armegeddon kolaylaşsın. Çünkü adamlar bak yıllardan beri Armegeddon bekliyorlar. Büyük dünya savaşı. “O bölgede atların boyuna kadar çıkacak kan” diyorlar. “Sel gibi kan akıtacağız” diyorlar. O benim gariban kardeşlerimi, Kürt kardeşlerimi o kan denizinde boğmaya hazırlanıyorlar. Armegeddon’un yapılacağı bölgedir. Açıkça geçiyor, İncil’de de söylüyorlar yani tarif edilmiş İncil’de. Kendileri de gösteriyor. Okuduk, anlattık, o gün gördünüz. Boydan boya, Irak’ta dahildir, Suriye’nin bir kısmı içine dahil ve Türkiye’nin güneydoğusu da içinde olmak üzere Armegeddon’un yapılacağı bölge de orasıdır işte. Kan dökülecek yer orasıdır. Adamlar bunun hazırlığını yapıyor, atom bombası atmaya hazırlanıyorlar. Ama bölmeden de bunu yapamıyorlar.
SUNUCU 2:Ama Kürtler de bilinçsiz olarak onlara hizmet ediyorlar.
ADNAN OKTAR:Kürtler demeyelim de, komünist Kürtler, PKK’lı Kürtler. Kürtler şahanedir. Benim Kürt dostlarım var, Kürt milletvekilleri var, kardeşlerim geliyorlar, ileri gelenler var. Benim canım ciğerim, alıp bağrıma basıyorum. Efendilik, terbiye, nezaket, yani muhteşem insanlardır. Muhteşem ve delikanlıdırlar, sonuna kadar delikanlıdırlar. Allah’tan başka da kimseden korkmazlar. Ama şimdi çoluğu çocuğu var adamın, okula gidiyor, evi belli. Adamlar mesela bir dinamit lokumu koysalar evine, adamı havaya uçururlar gece uyurken. “Sabah toplantı yapacağız geliyor musun Hüseyin Ağa?” diyorlar, nasıl desin adam ‘gelemiyorum’ diye. Haydi dediğini düşünelim, ‘gelemiyorum’ diye, “tamam sen otur” diyorlar, “sen gelme, biz gidelim” Gecenin 3’ünde güm, çoluk çocuk hepsini birden havaya uçuruyorlar. Adam can korkusundan, çoluğunu çocuğunu korumak için onlarla birlikte gidiyor. “Amma katılım var PKK’ya” diyorlar. Şu görülen kalabalıkların binde biri çıkmaz PKK taraftarı, binde biri. Net söylüyorum, binde biri bile çıkmaz. O kapalı anneler falan, komünistlikten ne anlar mübarekler, ne alaka? Bırakın, namazında niyazında tertemiz annelerim onlar. Ne alakası var yani? Bilmiyorlar ki. Yani komünizm aileye karşıdır, namusa karşıdır, dine karşıdır, devlete karşıdır. Git sor bakayım bunu, oradaki annelere sorun bakalım; “namusa, dine, ahlaka karşı mısınız?” diye. Bunun için canını verir bu insanlar, bu mukaddes değerler için. Komünizm bunları kökten kaldıran bir sistemdir. Bunlar durduğu müddetçe komünizm olamıyor zaten. Komünizmin mutlaka yıkılması gerektiğine inandığı olmazsa olmazlarıdır bunlar. Din, devlet, aile, ahlak. Mutlaka yıkılması gereken hedeflerdir. Komünist, Stalinist partidir bu, çok açık anlatıyor adamlar, komünist partidir. Dolayısıyla benim mazlum milletim orada esir alındı komünistler tarafından. Komünist işgali var. Komünist çeteler tarafından işgal edildiler. Gasp edildiler. Bu gaspın kırılması gerekiyor. Olay bu. Ama tabancayla tüfekle de olacak gibi değil. Olmaz. Tabii nefsi savunma yapılır o ayrı mesele. Bilimsel karşı atak yapılması gerekiyor. Sahte bilimsel muazzam çalışma yapılıyor. Komünizmin ana silahıdır, sahte bilim. Komünistler hep öyle gider; bölücübaşı oturuyor, film vardı ben izledim, televizyonlarda da gösterdiler. Oturmuş böyle göbeğini yaymış, sürekli böyle burnuyla oynuyor, kulaklarıyla oynuyor, dişleriyle oynuyor, göbeğini kaşıyor, ilgilenmiyor da. Onlar da yere oturmuşlar, dinliyorlar bunu. “Diyalektik,” “çelişki” falan konuşuyorlar. Adam da diyor ki; “Ne harika modern adam yani” Kardeşim, yani ben anlayamıyorum; tamamen bilimsel çalışma yapmak laikliğe, devlete, anayasaya neresinde karşı yapısı var? Ben bunu anlayamadım. Bak dinden bir kelime söylemeyeceğim. Söz veriyorum, bir kelime söylemeyeceğim. Saf bilimle. Paleontoloji, arkeoloji, genetik, sosyolojinin bilim dallarından, felsefenin ilgili bilim dallarından sadece bilimsel delillerle konuşacağım veyahut konuşturacağım. Yani devletin bilim adamlarıyla beni görüştürsünler; ben istirham edeyim, neler anlatmaları gerektiğini göstereyim, kaynakları da vereceğim, ben de ortada olmayayım, gidip anlatsınlar ve bu konu bitsin. Bunun dışında bunun bir yolu yok. Kardeşim, yani 11 yaşındaki çocukları bile acayip komünist ideolojiyle bilinçlendirmişler. 11-12 yaşındaki çocukları bile. Dünyadan bir haberler keratalar, bir kısmı ama öğretmişler. İnşaAllah. “Nesin?” diyorum. “Devrimciyim” diyor. Şimdi belli ki tek yanlı çocuklar aldatılmış, kandırılmış. Genç kızları da kandırmışlar. Yani oradaki genç kızlarımız, kardeşlerimiz kandırılmış durumdalar. Ama bunlar PKK’dan nefret eden insanlar. PKK’lı da değiller, kalben nefret ediyorlar ama korku belasına bunlarla beraber hareket ediyorlar. Ama bu yönde de bilinçlendirmişler bunları, bilmediği bir şeyi de anlatıyor. Sonunda nelerin olacağına, meydana gelecek felaketi, Armegeddon’u hiç hesap etmiyor.
Kardeşim, Evajelikler Güneydoğu’da Allah vermesin olacak küçücük bir Kürt devletini ne takar Evanjelik Amerikan ordusu? Senin en fazla, en fazla 24 saatlik canın var orada, 24 saat. Yerle bir ederler yani 24 saat içinde. Taş üstüne taş bırakmazlar. Değil mi? Bir hava bombardımanı, dağ taşı yakarlar, işi bitirirler. Türk Ordusu değil ki o, ince ince, titiz titiz davransın. Aman çocuğa bir şey olmasın, kadınlara bir şey olmasın, aileye bir şey olmasın. Tavuğa bile bir şey olmasın diye dikkat ediyorlar. Tavuğa, keçiye bile zarar gelmesin diye dikkat ediyor. Evanjelik Ordusu öyle yapmaz. Yerle bir eder. Bak daha öncede camilerin içine postallarla girdiler adamlar; geğiriyor adamlar, yan gelip yatıyorlar. Camileri adamlar otel gibi kullandılar. Camilerde olanı anlatsam, rezalet yani, Allah vermesin. Ve Iraklı hanımlar, o genç kızlara yaptıkları. Sürekli youtube’a koyuyorlar filmi, sürekli kaldırıyorlar. Adamlar övünüyor; “bak neler yaptığımızı görün” diyorlar. Cübbeli de; “aman, aman, aman İttihad-ı İslam olmasın, aman aman Türk-İslam Birliği olmasın” diyor. Şaşar beşer Faruk Beşer; “aman, aman, aman İttihad-ı İslam olmasın, Türk-İslam Birliği olmasın” diyor. Ama bak Şeyh Nazım Hocam, aslan gibi; “Türk-İslam Birliği olsun” diyor. “İttihad-ı İslam olsun” diyor. “Mehdi (a.s.) de çıktı” diyor, inşaAllah. Evanjeliklerin tarihi planına adım adım uyuyorlar. Tam onların dediği gibi hareket ediyorlar. Evanjelikler Yahudileri de hiç yerine koyuyorlar. Diyorlar ki; “önce sel gibi bir Yahudi kanı akacak. Müslümanlarla, ikisini savaştıracağız” Musevilerle Müslümanları. “Bu savaşın arkasından Hz. İsa (a.s.) nüzul edecek” Kendilerini kast ediyorlar. Havadan inecek, gökten. “Ve sel gibi kan akacak” diyorlar. Yani milyonlarca ton diyeyim artık neyse. Yüz binlerce ton bomba yani genel maksat bombası da, ayrıca da çok fazla da nükleer başlık Amerika’da stoklanmış durumda duruyor. Bayatladı artık bombalar adamların. Onları kullanmak istiyorlar. Sıkıntı bastı adamlara, “bunları bir an önce harcayalım” diyorlar. Apo denen adam da, o bebek katili de bunun altyapısını hazırlıyor işte. Demirtaş da inşaAllah bu sözümüzü dinliyordur, inşaAllah. Ama bunlar da kendi başlarına değil kardeşim. Yani bunların da rahat olduklarını zannetmiyorum. Zaten değil. Üsluptan, konuşmadan anlıyoruz. Ama bir de mesela maç oluyor, Diyarbakırspor maçı; Diyarbakır yiğit doludur, aslan doludur, niye aleyhlerinde slogan atarsınız koç yiğitlerin, o canım kardeşlerimin aleyhlerine? Niye böyle ayıp sözler edersiniz? Bağrına bas, sarıl. Güzel, beraber yemekler yiyin, beraber halay çekin, sohbet edin. Ne güzel, ta Diyarbakır’dan gelmiş bizim kardeşlerimiz. Özel hazırlanıyor bu tip olaylar. Bir şey görüyor, hemen tekme tokat girmeler. Kardeşim, sen onu yaptıkça bölücü başına hizmet etmiş olursun, onun askeri gibi olmuş olursun. Onun zaten ona ihtiyacı var. Ben milletimi komünistlerin eline teslim etmeyeceğim. Bu kadar. Annelerimi komünistlerin eline teslim etmeyeceğim, bacılarımı teslim etmiyeceğim; kardeşlerimi, bebekleri, küçük kerataları komünistlerin eline teslim etmeyeceğim. Allah Allah, yani adam sahip çıkıyor, benim sahibi. Sen değilsin, benim sahibi. Teslim etmeyeceğim, o kadar. Değil mi? Biz millet olarak biriz, tekiz, inşaAllah. Nerden çıktı bunlar? Ara mı verelim. Tamam.
SUNUCU 1:Kısa bir ilan aramız var, ardından tekrar buradayız.
Programımız kaldığımız yerden devam ediyoruz.
OKTAR BABUNA:Hocamız komünizmin sadece bilimsel çalışmayla yok edileceğini anlattı. Tabii bunun temelinde bir kere otuz senedir yaptığı çalışmalar, dünya çapında etkili olan. Darwinizme karşı ve materyalizme karşı olan bilimsel çalışma en önemlisi çünkü siz Darwinizmi kaldırdığınız zaman komünizmin temelini kaldırmış oluyorsunuz. Darwinizm olmadan komünizm olmaz. Darwinizm olmadan faşizm de olmaz, vahşi kapitalizm de olmaz, anarşi-terör de olmaz. Çünkü Darwinizmin getirdiği mantıkları kullanır komünizm. Yani Marks’ın açıklamalarına baktığınız zaman bunu çok iyi görüyoruz. Hocamızın Komünizm Pusuda kitabında detaylı olarak anlatılıyor. Darwinizmi kaldırdığımız zaman, siz söylemiştiniz Hocam, komünizmin temeli de kalkıyor. Darwinizm olmadan komünizm de olmuyor, faşizm de olmuyor. Siz de dediniz, bilimsel çalışmayla yok edilir bu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi komünizmle ilgili zaten defalarca anlattık. Bu çok açık, yani kimsenin inkar edebileceği gibi bir şey değil. Kabul edip etmemeye göre de değil, biz zaten anlatırız. Anlatıyoruz da, halkımızı aydınlatıyoruz. Anlamaya da devam edeceğiz. Fakat olay Komünizmin kullanılması şeklinde oluyor. Amerika Güneydoğu’da komünist bir devlet kurulsun zaten istemez. Yani bir üfürümde uçurur, öyle bir konu olmaz. PKK Güneydoğu’da bir komünist devlet kuracak, öyle mi? Küçük bir devlet kuracak, Amerika da onu seyredecek. Armegeddon için uygun zemin bu gerekiyor. Oradaki halkın komünist olması, güya kendi kafalarına göre, Armegeddon için bir gerekçedir. Diyecek ki Amerikan halkına; “burada hep komünist, anarşist ve teröristler var” “Zaten Yecüc-Mecüc çıktı” demiyor mu George Bush? Kime diyor, oradakilere demiyor mu? Halka, oradaki halka diyor. “Yecüc-Mecüc çıktı” diyor. Şimdi, “Allah’ın emrini yerine getireceğiz” diyecek. Yerle bir edecek, oluk gibi kan akıtacak, “Armegeddon’u yaptık” diyecek, işte bu kadar, konu bu. Abdullah Öcalan’ın bundan haberdar olmaması mümkün değil. Haberi vardır ama o önemli görmüyor. Bir şekilde önemli görmüyor. Ya hakikaten kafası basmıyor ya önemli görmüyor. İnşaAllah. Evet, Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Saadet Partisi’nde kongre çağrısı” diye bir haber var Hocam. Kongreye gidilmesine dair. “Necmettin Erbakan Hocamız, Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu, Kurucular Kurulu, Gençlik Kolları, Kadın Kolları ve 81 il temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantı sonrasında yapılan yazılı açıklamada en kısa süre içerisinde büyük kongreye gidilmesi istendi” deniyor haberde Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu önemli. “Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu, Kurucular Kurulu, Gençlik Kolları, Kadın Kolları ve 81 il temsilcileriyle bir araya geldi” Demek ki Erbakan Hocamıza sahip çıkmak gerektiğine inanmışlar, bu güzel. Demek ki Saadet Partisi, Saadet Partisi olacak. Saadet Partisi olmaktan çıkmıştı daha önce. Şimdi yeniden Saadet Partisi oluyor demek ki. Vefa ve sadakat yoksa Saadet Partisi yoktur benim için. Vefa ve sadakat varsa; şefkat, merhamet varsa ve Aydın Doğan’ın dediklerini kale almıyorsa bir insan, Taha Akyol’un dediklerini kale almıyorsa, o bıyığın dediklerini kale almıyorsa; tamam, o benim muhatabımdır. Fatih Altaylı’nın dediklerini kale almıyorsa, ben o partiye oyumu veririm. Yani kendim vatandaş olarak, severim diyeyim yani. Çünkü ben kimseye tek yönlü bakmıyorum. Yani hem MHP’liyim, hem Saadet partiliyim, hem Doğru Yol partiliyim, hem AK partiliyim, BBP’liyim. Tabii, görüşüm olarak söylüyorum. Yani vatandaş olarak, görüşüm olarak söylüyorum. Çünkü bir kabus yaşattılar bize, yani gözlerime inanamadım. Bir dava adamına, koskoca dava adamına akıl almaz bir muamele yapıldı. Gazeteler de ismi çıkmıyor mesela, Milli Gazete’de, resmi çıkmıyor. Taha Akyol’un talimatları emir gibi olmuş. Aydın Doğan’ın talimatları emir gibi olmuş ve Erbakan Hocamız da unutulmuş. Bu benim çok ağrıma gitti. Unutmam da ben bunu yani asla unutmam. Telafi edilse de. Yani ben kindar değilim, affederim ama asla unutmam ben bunu. Hiçbir zaman için de unutmayacağım. Ama ben bütün partilere karşı sevgi doluyum. CHP’yi de seviyorum yani, zannedildiği gibi değil. İnşaAllah. Dürüst olduktan sonra, efendi olduktan sonra, modern olduktan sonra; Allah’a, Kuran’a sevgi duyduktan sonra benim sevmeyeceğim bir insan olmaz. Ben bir de zaten görüş olarak birleştiriciyim, zaten bölünmeyi zaten kabul etmem. Benim tecrit ettiğim bir grup olmaz. Ben komünistlerin vatandaşı olan komünistleri bile koruyup-kollarım, şefkat duyarım, onlara da zarar gelsin istemem ben. Hepsine sahip çıkıyorum, benim bakış açımda öyle dışlama yok, inşaAllah. Ama bu benim çok ağrıma gitti. Şimdi biraz rahatladım. İnşaAllah kongrede saygıya uygun olmayan, vicdana uygun olmayan bu durum düzeltilir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“İşte yüz binlerin tepkisi” diye haber var Hocam. “Diyarbakır’da ve Trabzon’da Peygamber Sevdalıları Platformu ve Kuran Nesli Platformu üyelerinin düzenlediği mitingde, Kur’an-ı Kerim kopyalarının yakılması protesto edilerek, ABD bayrağı yakıldı”
ADNAN OKTAR:ABD bayrağı mı yakılmış?
OKTAR BABUNA:Bayrak yakmışlar, evet.
ADNAN OKTAR:Şimdi protesto mu bu? Böyle bir yöntem olmamış. Kuran yakmasını istemiyorsun adamın, sen gidip adamın bayrağını yakıyorsun. O da gelir senin bayrağını yakar. İş mi bu? Ne kadar çelişik hareket. Bayrak yakılmaz, kutsal biliyor bayrağını. Bizim bayrağımız yakılsa biz ne oluruz? Acayip kızdırır bizi. Adamın bayrağı yakılır mı? Eleştir, Kuran ayetlerinden anlat, İncil’i anlat, İncil’deki hükümlerden anlat, değil mi? Ehl-i Kitap’a karşı bizim tavrımızın Osmanlı Dönemi’ndeki güzelliklerini anlat, Peygamber (s.a.v.) döneminde Ehli Kitap’ı nasıl koruyup kolladığımızı anlat. Hıristiyanları, Musevileri nasıl koruyup kolladık, bunları anlat toplantıda. Bayrak yakmak, bağırıp çağırmak, bunlar iş değil.
OKTAR BABUNA:Bugün Jüpiter Dünya’ya en yakın noktasına geliyor, 47 yıl sonra. “Güneş sisteminin en büyük gezegeni olan Jüpiter, tam 47 yıl sonra Dünya’ya en yakın mesafeye ulaşacak” O da bu gece Hocam. Bu geceyi sabaha bağlayan saatlerde. “Ve bu konuma tekrar 2022 yılında gelecekmiş” Hocam.
ADNAN OKTAR:2022. Demek ki oluyor zaman zaman, o kadar önemli değil. Ama bu gece bir şey var demek ki. Durduk yere gelmez. 2022’de de bir şey var demek ki. Yine durduk yere gelmez.
SUNUCU 2:İkiler çoğalıyor.
ADNAN OKTAR:Sen çok dikkatli izliyorsun, maşaAllah, dinliyorsun. Bak o dikkatinden kaçmamış. Tekrarlayan ikiler Kuran’da da çok vardır. Evet Oktar Hocam.
SUNUCU 2:Evet, tekrarlayan ikiler demiştiniz, 2022 de.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:“Oyunun adı: Afgan katletmece” diye. Siz hep dikkat çekiyorsunuz Hocam, Müslüman ülkelerdeki yapılan zulme. “Afganistan’da görev yapan bir Amerikan topçu birliğine mensup askerler, eğlenmek için rastgele ateş açarak sivilleri öldürmekle suçlandı” haberi Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, bir kere Müslümanları adamlar insan olarak görmüyorlar ve bunu açık açık söylüyor, ifade ediyorlar. Bunun çözümünün Türk-İslam Birliği olduğunu, İttihad-ı İslam olduğunu Allah benim dilimle herkese duyurtuyor. Şeyh Nazım Hocamızın diliyle herkese duyurtuyor. Diğer mübarek insanların diliyle Allah herkese duyurtuyor. Daha hala tereddüt ediyorlar. Halbuki Türk-İslam Birliği olmuş olsa böyle oyunu nasıl yapsın adam? Böyle eğlence yapabilir mi? Tahayyül dahi edemez yani. Yani “ne oluyor?” dersin. Biraz hareketlense bile, “nedir, hayırdır?” dersin “Pardon” diyecektir. Ama şu an çok pervasız. Çünkü hepsi bölünmüşler. O onu korkuyla seyrediyor, o onun korkuyla seyrediyor. Afganistan ezilirken diğer yabancı ülkeler dehşet içinde onu seyrediyorlar. Öbürleri ezilirken de Afganistan onları seyrediyor, panik içinde. Böldün mü böyle olur işte. Bölünmede ezmek çok kolay olur. Abdullah Öcalan ne diyor? “Bölelim” diyor. Bölünsün ki kolay ezilsin. Böl, parçala, yut. Klasiktir bu. Şu an yutma safhasındalar Afganistan’ı, olay bu. Kimi Müslüman’ın parmağını kesip biriktiriyor, yani işi manyaklığa döktüler, kimi kulak biriktiriyor.
OKTAR BABUNA:Burada da kuru kafa toplamışlar Hocam. Öyle bir şeyler yapmışlar, öldürdüklerinin.
ADNAN OKTAR:Amerika’ya götürüyorlar hatıra olarak. Kuru kafa götürüyorlar. Adam masasına koyuyor. Övünüyor. Parmak kemiklerinden kolye yapıyor adam. Eğleniyor yani, övünüyor ondan. İftihar ediyor, kutsal bir iş yaptığı kanaatinde ayrıca. Cübbeli de; “bizi öldürsünler Cennete gideriz zaten. Mücadele yapmaya gerek yok” diyor. Allah emrediyor, “mücadele edin” diyor, o “gerek yok” diyor. Onun için Müslüman kardeşlerimiz birbirlerini çok iyi koruyup kollasınlar, birbirlerini çok sevsinler, bölücülüğe karşı tam tavır alsınlar, taassuptan kaçınsınlar. Bak taassup çok tehlikeli. Amerika’nın da, Evanjeliklerin de en çok istediği bu. Yani önce İslam ülkelerini taassubun içerisinde boğmak, yani Cübbeli kafasını dünyaya hakim etmek, ondan sonra boğmayı düşünüyorlar. Ondan sonra çok kolay çünkü. Çok itici bir toplum meydana getireceklerini düşünüyorlar. Yani Cübbeli çünkü ne diyor Mehdi (a.s.) ile ilgili olarak? “Şiileri kesecek, Caferileri de kesecek. Alevileri, Vehabileri, hepsini kesecek. Hıristiyanları, Musevileri zaten kesecek” diyor. Şimdi diyor ki adam; “Beni keseceksin, değil mi sen?” diyor adam, Cübbeyi’ye soruyor. “Evet keseceğim” diyor Hıristiyanlara. Musevi; “Bizi de keseceksin, değil mi?” diyor. “Tamam” “Alevileri de keseceksin, kendi kardeşlerini de keseceksin, değil mi?” diyor. “O zaman ben kendimi korurum” diyor. İşte Armegeddon’un gerekçesini hazırlamak istiyorlar. Biz Armegeddon’un gerekçesini durdurtuyoruz. Yani gerekçesini oluşturacaklardı Cübbeli mübbeli kanalıyla, bu tiplerle. Oluşturacaklardı ben müsaade etmedim. Oluşturtmadım. Daha başını çıkartırken başını bilimle, akılla, Kuran’la, hadisle ezdim. Hurafeye müsaade etmedim. Çünkü din adına çıkınca insanlar da Allah’tan korktukları için, “madem Allah öyle diyor, biz de yapalım” bari diyorlar. “Yani yapmamız gerekiyor” diyorlar. Halbuki öyle bir şey demiyor Allah. Adam kendi kendine çıkarıyor bunları. Bak Allah’la nasıl bir üslup geliştirmiş, görüyorsun. Kavga eder gibi, konuşma özlemi içerisinde Allah’la. Piyasa ağzıyla böyle, yavlı mavlı böyle ve pervasızca çıkıp anlatıyor böyle televizyonda. Yani insanlar da çıkıp, bir kısım insanlar eleştirmiyor bunları. “Sen ne yapıyorsun, kendine gel” demiyorlar. Diyen oluyor ama az. Ne diyorsun Oktar anlattıklarıma?
OKTAR BABUNA:Tamamen haklısınız Hocam, maşaAllah. Allah razı olsun. Siz önüne geçtiniz Hocam. Hakikaten bu Evanjeliklerin önderleriyle konuştunuz, Obama’nın danışmanıyla ve bütün Amerika çapında Hocam ve Avrupa çapında yaptığınız bütün röportajlarda dile getirdiniz kan dökülmeyeceğini, Mehdi (a.s.) kan dökmeyeceğini, savaş olmayacağını bundan sonra büyük savaşların olmayacağını. Onun üzerine durulup yatıştılar.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak, bir yeri ezmeden önce mesela ilk önce Saddam psikopatını Irak’a musallat ettiler. Saddam Amerika’nın adamıydı, CIA’in adamıydı, oraya musallat ettiler. Irak’ta muazzam bir adaletsizlik meydana getirdiler, muazzam bir zulüm meydana getirdiler, muazzam bir psikopat ortam meydana getirdiler. Oğulları zaten psikopattı. Amerika dedi ki, “Ya bu adamları görüyorsunuz, değil mi?” dedi. “Ey Müslüman alemi, siz, dünya görüyorsunuz, değil mi?” “Ben şimdi ne yapmam gerekiyor jandarma olarak, ben bu adamların kafasını ezeyim mi ezmeyeyim mi?” diye sordu. Koro halinde; “ey büyük şef, tabii ki ezeceksin” dediler “Adamlar haklı, görmüyor musun, kaşınıyorlar” dediler. Değil mi? Adam mesela, Saddam gitti, Müslümanları, Kimyasal Ali falan, onun psikopat adamları var, kimyasal gazla katletti, kitle halinde. Amerika, “ben bunları seyredeyim mi, ne yapayım?” dedi. “Ezmen gerekiyor” dediler. “O zaman bana müsaade edin” dedi. “İşte ezme böyle olur” dedi. Tam İncil’in izahlarına uygun olarak Bağdat alevler içerisinde bırakıldı. Tevrat’ta da geçiyor, İncil’de de. O bir hükümdü yani onların yapması gereken ibadet. Armegeddon öncesi yapılması gereken bir ibadetti. Bunu yerine getirdiler. Yerle bir ettiler. Şimdi Güneydoğu’da sel gibi kan akıtılması gerekiyor. Onun zeminini hazırlamaya çalışıyor. Yoksa Apo’yu adamlar ne takar. Amerika için Abdullah Öcalan yani en fazla iki saatlik iştir, bir-iki saatlik iştir. Zaten yanında adamları var, Apo’nun yanında, Abdullah Öcalan’ın yanında adamları var. Yani bu adamı alıp bize getirin deseler, hemen getirirler oradakileri. Zaten bunu da getirdiler ya yurtdışından. Çok kolay oldu yani. Amerika’nın desteğiyle oldu bu.
SUNUCU 2:İsrail’e destek vermeleriyle.
ADNAN OKTAR:Amerika demek İsrail demek zaten.
SUNUCU 2:Zaten eski bir Amerikan başkanı Evanjelik görüşlü bir başkan şey demiş; “İsrail siyasi açıdan durmuyor, sadece ödevimiz olduğu için ayakta” diye konuşmuş.
ADNAN OKTAR:İşte bu kadar. Armegeddon için gerekiyor İsrail. Armegeddon için kurdular İsrail Devleti’ni. Onun için tutuyorlar oradaki garibanları. Ben de onun için oradaki garibanlara acıyorum, koruyup kolluyorum Musevileri. Yani onları ezip yok etmesinler diye. Bu Armegeddon’u engellemek için var gücümle gayret ediyorum. Mesela Türkiye’de de yobaza ihtiyaçları var. Armegeddon’u yapacak olanlar. Irak’ı mesela onunla elde ettiler. Mesela Afganistan’da da önce zemini hazırladılar. Yani sordular; “burası müsait mi?” dediler Avrupa’ya, insanlara. Akıl almaz bir durum vardı. “Tabii ki hak ediyor, gereğini yapın” dediler. Türkiye’yi de işte malum tiplerle etkilemeye çalıştılar. Onu da engelledik, engelliyoruz. Fakat Armegeddon’un uzaması sıktı onları, onun için bir an önce Güneydoğu’nun kopması gerekiyor. Bir an önce. Yani tabii onlar ayaklandıracaklar kendi kafalarınca, Türkiye onlara karşı gelecek, bunlar da ne diyecekler, Amerika diyecek; “bu işi en iyi biz hallederiz, kenara çekilin bakalım” Anlaşıldı mı? Madem bunlar da komünist, madem burada da anarşi çıkartıyorlar. Onların planı şu, Türkiye’ye soracaklar, “siz bunlara ne diyorsunuz?” diyecekler. Türkiye’den bir kere ‘evet’ alacaklarını düşünüyorlar. İran’a soracaklar, “siz de evet, değil mi?” diyecekler. Dünya’ya soracaklar; “evet” “Şimdi bize müsaade edin bakalım, yani terör nasıl kazınırmış, anarşi nasıl kazınırmış size bir gösterelim” Ne kadar Kürt kardeşimiz varsa, kökten ortadan kaldırmaya yönelik bir şey. Bulldozer gibi ezmek, sel gibi kan, istedikleri bu ve ta aşağıya kadar, aşağıdaki bölgeye. Onları da ayaklandırmayı düşünüyorlar. Bütün bölgeyi ayaklandırmayı ve her yeri kan revan içinde bırakmak istiyorlar. “Ne oldu?” diyeceksin, “Armegeddon’u yaptık” diyorlar. “Bak İncil’de geçiyor ya, aynısını yaptık. Ne var bunda?” diyorlar. Halbuki Mehdiyet devrinde kan yok. Mehdi (a.s.) bunu engelleyecektir. Biz de öncüsü olarak engellemek için var gücümüzle engellemeye gayret ediyoruz. Ben arka planı hakkında detay vermiyorum. Yani biz asıl arka planında çok geniş çalışma yaptık. Ben kimlerle görüştüğümü tek tek anlatmıyorum. Evanjeliklerin önde gelenleriyle kimlerle görüştüğüm, hangi baş danışmanlarla görüştüğüm, ben anlatmıyorum. Yani isim vermiyorum. Ben çok sathi, mahsuru olmayan birkaç kişiyi söyledim. Sürekli bağlantı halindeyiz. Yıllardan beri gayret ediyorum, inşaAllah.
Özetle, Güneydoğu’daki kardeşlerimize bütün milletimiz sahip çıksın. Onlar bizim canımız. Onların katledilmelerine, onların yok edilmesine sebep olacak bu Armegeddon planına hep beraber engel olalım. Anlaşıldı mı?
SUNUCU 2:Hocam yani sözünüzü bölmek istemiyorum ama bir soru soracağım. Bu Bilderberg Toplantıları da bu amaca hizmet etmek amacıyla mı yapılıyor?
ADNAN OKTAR:Bilderberg dünya hükümetidir yani bir yerde bir şey olacağı vakit...
SUNUCU 2:Ama legal olmayan toplantılar sanırım.
ADNAN OKTAR:Bilderberg legal kısmıdır. Asıl Bilderberg’in benzeri, asıl tam gerçek Bilderberg tarzı, anlamanız için söylüyorum, Derin Dünya Devleti var. Bilderberg onların emrinde olandır.
SUNUCU 2:Yine Amerika, İngiltere’nin bir şekilde onların hükümlerinin geçmesi için.
ADNAN OKTAR:Yani Bilderberg’in, bir kere açık olan, bilinen üyeleri, onları pek o kadar kale almazlar. Yani bilinen bir lider, Derin Dünya Devleti’nde lider değildir yani. Öyle bir şey kabul etmezler. Ama zahiren yani bir kısım görevleri onlara yaptırırlar. Yani bir kısım liderlerin iktidara gelmesi, gitmesi, şu bu gibi konularda, böyle hani yüzeysel işleri, bazı sosyal işleri onlara yaptırtırlar. Ama asıl Derin Dünya Devleti ayrıdır. Liderleri de gizlidir. Hiçbirini öyle ortalarda göremezsin, isim olarak söylemezler. Onlar bir karar alıyorlar, yani şeytandan alırlar emirlerini, kan dökme gerektiğinde adamlar döker. Yani bu kadar, olay bu. Mesela bütün millet Bush’a hakaret ediyor. Bush garibanın teki, ne emrediliyorsa onu yapıyor adam. Bak diyor ki; “Allah bana "Ey Bush, şunu git yap" dedi. Bunu gittim, yaptım” diyor. Onun Allah dediği kim biliyor musun? Yani boynuzlu moynuzlu bir şey. Haşa. Yani Allah’tan almıyor emrini, şeytandan alıyor emrini. Görünüp, konuştuğu için de şeytan, onu Allah zannediyor. Bak, “Ey Bush!” dedi diyor bana hitap etti diyor. Doğru söylüyor hitap ediyor ona, konuşuyorlar. Yani Derin Dünya Devleti’nin toplantısında hitap ediyor ona, konuşuyor. “Kan dökeceksin” diyor, adam dinliyor, korkuyorlar da ondan, şeytandan. Çünkü metafizik bir varlık olduğu için ve görüntü haline de gelince kanı iliği çekiliyor. Ayette de diyor zaten, korkup, bağlanıyorlar. “Kabuk gibi üzerlerini örter” diyor Allah. Feci şekilde korkuyorlar, ne diyorsa yapıyor ondan sonra da. İman edenlere etkisi yok şeytanın. İmanını kaybetti mi adam… George Bush, zamanın da sürekli alkol alan, kokain alan bir insandı. Alkolikti. Yani beyninde etkisi malumdur alkolün. Yani herkes bilir, inşaAllah. Ve bunu bu şekilde yönlendirdiler. Armegeddon’a kafayı taktılar, onu yapamamanın sıkıntısı içindeler. Sürekli de Abdullah Öcalan takımını sıkıştırıyorlar. Yani bu işi biraz acele yapın, çabuk yapın gibisinden. Onlara da ölüm tehdidi geliyor tabi.. Yani bir ara bayağı bir korktular Abdullah Öcalan takımı, Güneydoğu’da. Amerika bunları böyle bir imha planı düşündü, acayip korktular. Dediler; “aman ağam, paşam, ne istiyorsanız yapalım” dediler. Amerika’ya nasıl yaltaklanan bir üslup kullandıklarını biliyorsunuz o dönem. Böyle acayip yağcı oldular. “Biz” dediler, “zaten karşıyız, İslam’a da karşıyız, dine de karşıyız, Kuran’a karşıyız” Ondan sonra, “laik düşüncedeyiz” Güya laik. “Tam sizinle ittifak halindeyiz” dediler. “Hatta bize İncil’i de öğretin” dediler, değil mi? “İncil eğitimi yapalım” dediler. “Bizim öyle bir şeyimiz yok, sakın bizi yanlış anlamayın, sinirlenmeyin ha” falan dediler. “Aman, ani bir hareket olmasın” falan dediler. “Tamam” dedi onlar o zaman. “Bu dediğimizi yapın, acele edin” dediler. Yani onlar da işte can havliyle onları yapmanın peşindeler şu an. Yani Amerika bir üfürse otururlar. Yani öyle bir konu yok. Burunlarının dibinde zaten Amerika adamların, yani iç içeler. Amerika’nın profesyonel katilleriyle iç içeler, yani Abdullah Öcalan’ın o ekip. O bilmem işte var ya geri kalan bakiye. İç içeler, sürekli Amerikalı uzmanlar geliyor, jiplerle, bilmem nelerle falan adamlar tur atıyorlar. Gece-gündüz talimat veriyorlar; şunu yapacaksınız, bunu yapacaksınız. Adamlar Evanjelik, takmış ona, saplantı haline gelmiş.
Kardeşim, bir kere kan, oradan hiç aklına gelmiyor mu şüphe etmek? Yani kan eşittir şeytanın isteğidir bu. Sel gibi kan istiyor, atın boynuna kadar kan isteme, çocuk olsa bunu anlar yani, deli olan bile anlar. Atın boynuna kadar kan ne demek? Niye insanlar kan revan içinde kalsın? Bak kadını, o Evanjelik hanımı çıkarttılar oraya, bayağı da güzel bir hanım, masum görünümlü; “ben bizzat elimde kılıçla, ben doğrayacağım” diyor. Yerinde duramıyor kadın. “Keseceğim, ben keseceğim” diyor. Bak şeytan onlara nasıl kana ibadet eder hale getirmiş? Kana nasıl teslim etmiş? Ne kadar şiddetli bir kan istekleri var. Cübbeli ne diyor? “Sel gibi kan akması lazım” diyor. Evanjelikler ne diyor? “Sel gibi kan akması gerekiyor” diyor. İki tarafın ağzını kilitliyoruz biz de. İki tarafın da bu üslubunu durduruyoruz. Onun için şuurlu olan kardeşlerimiz, akıllı olan kardeşlerimiz, vatanseverler, milliyetçiler, insanları sevenler; Marksist de olur yani Marksist de olması fark etmez yani güzelliği, barışı savunanlar mutlaka yardımcı olmaları gerekir. Oturup seyretmek olmaz. Hani siz yapın, biz seyredelim olmaz. Bize yardımcı olmaları lazım, inşaAllah. Ama bizim Türkiyemiz’in Müslümanları genellikle güvenilir, aklı başında. Mesela Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin talebeleri kandan revandan hiç hoşlanmazlar. Barışçıldırlar, sevecendirler. Ehl-i Sünnet’e titiz insanlardır. Mahmud Hoca’nın bizzat kendisi çok barışçıl ve sevecendir. Cübbeli gibi değildir o, ayrıdır o. Şeyh Nazım Hocamız zaten dünya iyisi. Mesela Menzil’deki o mübarekler hep barışçıl ve siyaset dışı insanlardır. Yani her partiye karşı açıktırlar. Herkesi kucaklarlar ve şiddetten, kandan şiddetle kaçınan insanlardır. Ve devleti koruyup kollayan yapıları vardır. Üniter devleti savunurlar, bölünmeye şiddetle karşıdırlar. Yani Güneydoğu’da bu konuda azimli bir politikaları var, tavırları var. Esad Coşan Hocamız yine öyle makul bir insandır. O da öyle kandan, irinden hiç hoşlanmaz, rahmetlinin devamı olan kişiler tabii. Diğer kişiler de çok efendi. Sultan Baba’nın evlatları aynı şekilde, yani sayabilirim böyle kişiler. Genellikle hep ılımlı, halim selimdir. Yani o yönden çok güzel. Mesela MHP de çok makuldür, öyle oyuna gelmez MHP’liler, demagojiyle falan böyle kontrolsüz bir harekete itemezsin. Mesela BBP de öyle çok makul, dengeli ve tutarlı, Osmanlı ruhu vardır. Yani genel hep öyledir, bizim milletimiz öyledir. Türkiye müsait olmadığı için böyle bastırıyorlar. Yani Armegeddon için bizim millet hiç müsait değil. Çünkü sağduyulu, makul; kandan, irinden çok kaçınan, barışçıl, sevecen ve merhametli bir millet. Bu savaşın olacağı yeri mutlaka kopartmak azmindeler. Biz de buna müsaade etmeyeceğiz. O kadar açık olay yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Kitab-ı Mukaddes’te vahiy bölümünde bu büyük savaş anlatılıyor. Okuyayım mı Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Oku.
OKTAR BABUNA: 16. bölüm, vahiy bölümünde, Kitab-ı Mukaddes; “Altıncı Melek Fırat Nehri’nde iksirini boşaltacak. Fırat Nehri kuruduğundan doğunun krallarının hazırlanması söylendi. Kurumuş nehir yatağı doğunun büyük ordularının engelsiz olarak savaş alanına geçişini sağlayacak. Temiz olmayan ruhlar, şeytanlar, dünyanın krallarına onları Yüce Allah’ın büyük savaş gününde birleştirmesi için dünyaya gelecek. Bu öyle büyük bir savaş olacaktır ve öyle çok Müslüman ve Musevi ölecektir ki, cesetleri gömmek yedi yıl sürecektir. Savaş sırasından kan atların boyunlarına kadar gelecektir” diyor Evanjelikler Hocam.
ADNAN OKTAR:Buyurun, kaynak veriyorum işte. Ve bak, Amerikan dış politikasına, CIA’e, FBI’a ve hükümetlere sürekli Evanjelikler hakim. Aksi var diyen varsa gelsin bana söylesin. İnşaAllah.
SUNUCU 2:Zaten “Beyaz Saray’ın gizli din anlayışı” diye geçiyor.
ADNAN OKTAR:Tabii. Yani Beyaz Saray zaten bütün dış politikasını İncil’e göre yönlendiriyor. Muharif İncil’e göre ve oradaki hükümler açık. Fırat’ın suyu barajla kesildi, Keban Barajı ile. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir aynı zamanda. O oldu şimdi, Fırat’ın suyu kesildi, gazeteler de de yazdı. İncil’in kehaneti çıktı diye onların gönülleri son derece rahat şu an. “Sadece artık olay kan dökmeye geldi. Armegeddon’a geldi” diyorlar. Bastırıyorlar bastırabildikleri kadar. Şimdi Abdullah Öcalan da geçen günler de; “ben karışmayacağım, önümüzdeki günlerde ortak karışacak” falan diyordu, ne diyordu? Ayın bilmem kaçında.
OKTAR BABUNA:Ayın 20’sine kadar demişlerdi ama şimdi uzatmışlar, eylemsizlik kararı almışlar. “Sonra ben devreden çıkarım” falan gibi bir şeyler söylüyor.
ADNAN OKTAR:İşte “devreden çıkarım” dediği bu. Yani Armegeddon’un başlangıcı için fitili ateşleyeceğiz gibisinden, ona üfürmüşler demek ki bir yerlerden. “Hadi artık, geç kalıyoruz, vakit geçiyor” gibisinden. Sıkıysa yapın bakalım. Yapamazsınız. Yani bir bildiğimiz var ki söylüyoruz. Değil mi? Misafir oralarda geziyor. İzin yok, inşaAllah. Yapabiliyorlarsa yapsınlar bakalım. Ve Mehdi (a.s.)’nin hak olduğunu buradan da anlayacaklar. Bakın Armegeddon’a yüzyıllardan beri hazırlanıyorlar. Yüzyıllardan beri, bakın. Yani Hıristiyanların yaklaşık ne bileyim 1800 yıllık hülyasıdır, düşüncesidir. 1800 yıldan beri yaklaşık hazırlanıyorlar. Ve “bu son zaman” diyorlar. Ama hakikaten de Ahir zaman alametleri oluştu, onlar doğru. Mesela “Fırat’ın suyunun kesilmesi,” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylüyor, Fırat’ın suyu kesildi. İncil’de de söylüyor. Aynısıdır bu. Keban Barajı’yla kesilmesinden bahsediliyor. Bu oldu. Fakat kan dökmeyi şeytan istiyor. Halbuki İsa (a.s.) kan dökmeyeceğini herkes bilir. Tevrat’ta da geçiyor. Bakın Tevrat’ta da vardır. Kral Mesih yani Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak. Tevrat, Tevrat’a inanıyorlar Hıristiyanlar, değil mi? “Kan akıtmayacak” diyor. “Evinden yönetecek” diyor, “çok merhametli ve şefkatli olacak” diyor. Uzun uzun anlatmış Mehdi (a.s.)’yi. İşte o Mehdi (a.s.), siz kan akıtmak istediğinizi söylüyorsunuz ama Tevrat’ta da “o kan akıtmayacak” denilen Mehdi (a.s.) size müsaade etmeyecek işte ve kan akıtamayacaksınız. Armegeddon’u yapamayacaksınız. Tevrat’ta Mehdi (a.s.) çok detaylı anlatılıyor yani çok kapsamlı anlatılıyor.
Mesela bak, “O dönemde (Hz. Mehdi (a.s.) döneminde),” Mişna Tora Kralların Kanunları, Tevrat’tan okuyorum, “insan için mümkün olan en üst seviyede Yaratıcılarını anlamaları mümkün olacak” Yani Allah’ı o kadar mükemmel anlatacak ki Mehdi (a.s.), iman hakikatlerini o kadar mükemmel anlatacak ki, “en üst seviyede anlatacak” diyor. Yani “en anlamaz insanın bile anlayacağı şekilde anlatacak” diyor Tevrat. 3000 yıllık kitapta geçiyor bak Mehdi (a.s.). 3000 yıl sonra olacak olayı anlatıyor ve şu an bunu yaşıyoruz, inşaAllah. “Çünkü şöyle yazılmıştır: "çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa, dünya da Rab'bin yüceliğinin bilgisiyle dolacak” Yani “iman hakikatleri dolacak bütün dünya” diyor. “İnsanlar Rab’bin yüceliğini, Allah’ımızın görkemini görecek” (Yeşeya 35/2) “sular denizi nasıl dolduruyorsa, dünya da Rab'bin yüceliğinin bilgisiyle dolacak” Her yer, bu ancak internetle oluyor, televizyonlarla oluyor “Her yerde Allah anılacak” diyor. “O dönemde (Hz. Mehdi (as) döneminde) tüm dünyanın tek meşguliyeti Allah'ı bilip tanımak olacak” “Herkes Allah’a dönecek” diyor. (Tora, Kralların Kanunları) “O günlerde” Hazreti Mehdi (a.s.) döneminde “bilgi, hikmet ve hakikat tüm dünyada artacak” Bak, ‘bilgi’; gerçek bilim, bilgi, ‘hikmet’; kısa ve özlü konuşmak. Cübbeli gibi böyle lafı değiştirmek değil yani dini konuları tenzih ederim, hikmet ve ‘hakikat’ yani gerçekçi bilgi, doğru bilgi, “hakikat tüm dünyada artacak” diyor. “Çünkü şöyle denilmiştir: Dünya Allah’ın bilgisiyle dolacak” (Mişna Tora, Tövbe 9/2) Çok uzun tabii bunlar. Mehdi (a.s.) döneminde yine diyor ki bak, Hezekiel Bölümü’nde; “Artık size kıtlık göndermeyeceğim” “Ekonomik krizi kaldıracağım” diyor, Mehdi (a.s.) döneminde. (Hezekiel 36/29) “Egemen Rab böyle diyor” “Allah böyle diyor,” diyor. Her birinden bir örnek vermek istiyorum. Çünkü çok geniş olacak öbür türlü. Evet. “O zaman çöl meyve bahçesine, meyve bahçesi ormana dönecek” Yani “muazzam bir meyve üretimi başlayacak” diyor. Şu anda da öyle oldu bakın, bütün dünya ya bol bol meyve yetiyor, taşıyor bile. “Egemen Rab bütün yüzlerden gözyaşlarını silecek” Artık ölüm, kan, irin bunlar kalmıyor. (Yeşeya 25/8) “O zaman,” Hz. Mehdi (a.s.) döneminde, “körlerin gözleri, sağırların kulakları açılacak; topallar geyik gibi sıçrayacak, sevinçle haykıracak dilsizlerin dili” diyor. Yani “insanlarda muazzam bir basiret, akıl açılımı olacak” diyor.
Bakın, Mehdi (a.s.)’nin 40 yıl hizmet edeceğini Tevrat da yazıyor. İman hakikatleri bölümünde biz de diyoruz ya, “40 yıl” diye. “Şöyle öğretilmiştir. Mesih Mehdi dönemi 40 yıl sürecektir” Yani iman hakikatlerini anlattığı. “Çünkü şöyle yazılmıştır. 40 yıl boyunca nesli elimde tutacağım” Yani muazzam bir çalışma olacak, inşaAllah. (Talmut, 99)
“Davud oğlunun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) geleceği nesilde alimler aleyhinde dava açılacak” Yani “Müslümanların aleyhinde davalar açılacak” diyor. “Bir imtihanın ardından başka imtihan gelecek” “Sürekli zorluklarla karşılaşacaklar” diyor. “Bela üstüne bela yağacak Müslümanların” diyor o dönemde. Şu anda da öyle oluyor, değil mi? Mesela Müslümanlar mahkemeye verilecek, iftira edilecek, hakaret edilecekler. Mehdi (a.s.)’ye yapılacak muameleyi, o dönemdeki insanların yapacağı muameleyi anlatıyor Tevrat; “İnsanlarca hor görüldü” diyor. Hor görülecek Mehdi (a.s.). “Yapayalnız bırakıldı” diyor. “Etrafındaki insanlar ondan uzaklaştırılmaya çalışılacak, Mehdi (a.s.)’den. “Acılar adamıydı” diyor. “Çok acı çektirilecek” diyor Mehdi (a.s.)’ye. Bak, Allah’ın hükmü. “Acılar adamıydı” “Hastalığı yakından tanıdı, insanların yüz çevirdiği biri gibi hor görüldü” Yani insanlar ondan yüz çevirecek, “hor görülecek” diyor Mehdi (a.s.). “Ona değer vermedik” diyor. Bilmedikleri için, Kıyametin durmasına sebep olan insana; bütün dünyaya feyzin, bereketin yayılmasına vesile olan insana, bütün insanlara hidayet gelmesine vesile olan insana en ağır muameleyi yapacak insanlar. (Yeşeya 53/3) Mehdi (a.s.)’nin özelliklerindendir. Yani insanlar hayret edecekler sonra biz böyle bir insana nasıl böyle bir tavır koyduk diye. “(Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışını hesaplamakla ilgili olarak) onlara şöyle derdi: Üç şey aniden ortaya çıkar: Mesih (Hz. Mehdi (as)), bulunan bir eşya ve bir akrep” Mehdi (a.s.) ani çıkıyor. Akrep de deccaliyeti temsil ediyor. “Onun çıkışı da ani olacak” diyor. Mehdi (a.s.) zıttı hareket. “Mehdi (a.s.) de aniden çıkacak” diyor, inşaAllah. “Kaybolan eşya, o da aniden bulunacak” diyor. Nedir bunlar?
OKTAR BABUNA:Tabut-u Sekine.
ADNAN OKTAR:Tabut-u Sekine, Tevrat’ın orijinali ve İncil’in oirjinali. Evet. “Kral Mesih, (Mehdi (a.s.)) büyük şöhret kazanacak” “Herkes tanıyacak” diyor. Radyolardan, televizyonlardan, gazetelerden herkes tanıyacak, bilecek. “Ve onun ünü diğer milletler arasında Kral Süleyman’dan daha fazla olacak” Yani o kadar fazla tanınacak. “Bütün dünya tanıyacak Mehdi (a.s.)’yi” diyor. (Tora, 10/1)
“O müjdeci ki, esenlik duyuruyor. İyilik müjdesi getiriyor, kurtuluş haberi veriyor” Mehdi (a.s.) müjdecidir. Yani Türk-İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı, kan akmayacağını müjdeliyor. Bak diyor ki; “O müjdeci ki, esenlik duyuruyor” Ferahlık duyuruyor. “İyilik müjdesi getiriyor, kurtuluş haberi veriyor” (Yeşeya, 52/7)
Hazreti Mehdi (a.s.) yani “Kral Mesih, Rab'bin önünde bir fidan gibi, kurak yerdeki kök gibi büyüdü” “Sürekli gelişecek” diyor Allah. “Küçük bir fidanken, büyüyecek” diyor yani “küçük bir tohumken veyahut tomurcukken açacak, gelişecek ve büyüyecek” diyor, inşaAllah.
Mehdi (a.s.) için bak diyor ki; “ Bağırıp çağırmayacak, sokakta sesini yükseltmeyecek” (Yeşeya 42/2)
“Yoksula, düşküne acır, düşkünlerin canını kurtarır” diyor, Mehdi (a.s.) için. (Mezmurlar 72/13) “Baskıdan, zorbalıktan özgür kılar onları” “İnsanın üstündeki baskıyı zorbalığı kaldıracak” diyor. “Çünkü onun gözünde onların kanı değerlidir” “Kan akıtmayacak” diyor. Anti-kandır Mehdi (a.s.). “Onun kanı değerlidir” diyor. Bak, “Baskıdan, zorbalıktan özgür kılar onları, çünkü onun gözünde onların kanı değerlidir” Kanlarını akıttırmaz” diyor. (Mezmurlar 72/14)
“Yardım isteyen yoksulu dayanağı olmayan düşkünü o kurtarır” diyor, Mehdi (a.s.). (Mezmurlar 72/12)
“Kral Mesih (Mehdi (a.s.)’nin) üzerine celal ve haşmet koydu” (Mezmurlar, 21:5) “Heybetli ve görkemlidir” diyor görünüşü, Mehdi (a.s.)’nin. Bak “haşmet” diyor, inşaAllah.
“(Hz. Mehdi (a.s.)’nin) Kral Mesih’in kaldığı yer görkemli olacak” Güzel bir evde oturacakmış. (Yeşeya 11/10)
SUNUCU 2:Hocam bu Çin diyarından evlilik yapacak olan da Mesih miydi?
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) için söyleniyor. Ama Mehdi (a.s.) için asıl rivayetlerde “çocuğu olmayacak” diyor. Başka bir hadiste.
SUNUCU 2:Ben okuduğum yerde bebeği olacak hatta o da son bebek yani soyun tükendiği, soy tükenecek, nesil tükenecek, doğan son bebek onun bebeği olacak diye bir şey okumuştum.
ADNAN OKTAR:Yani özetle şu, yani hadisteki net şey, herhalde İmam Caferi Sadık’tan rivayetde var, anlatıyorlar, Mehdi (a.s.)’nin birçok özelliğini anlatıyorlar. Diyor ki, “Şu ilaveyi yaptın mı” diyor, Peygamber (s.a.v.)’den duyduğum şu ilaveyi; "onun çocuğu olmayacak"” diyor. “Son olarak bunu da söyledin mi?” diyor onlara. “Onun çocuğu olmayacak” diyor. Yani bu net, inşaAllah.
“Halk Kral Mesih’i bütün güzelliğiyle görecek” Güzel bir insan olacak demek ki. Çünkü bak Mezmurlar 45/2’de de; “Sen insanların en güzelisin” diyor. Tabii manevi güzellik bu aynı zamanda. “Rab korkusu ruhu onun (Mehdi (a.s.)’nin) üzerinde olacak. Rab korkusu onun hoşuna gidecek” Allah’tan korkmaktan hoşlanacak. Yani Allah korkusunun acı veren bir şey olarak değil de, zevk veren bir şey olduğunu insanlara gösterecek ve yaşayacak. (Yeşeya 11/2-3)
Mesela akıl ve hikmet sahibi olması uzun anlatılmış, Allah’ın Mehdi (a.s.)’yi her yönden desteklemesi uzun anlatılmış. “Ben, Rab, seni doğrulukla çağırdım, elinden tutacak, seni koruyacağım” Yani Mehdi (a.s.)’ye Allah böyle hitap ediyor. “Seni uluslara ışık yapacağım” “Bütün her yeri aydınlatacaksın” diyor. “Davud oğlu (Mehdi (a.s.)) Süleyman gibi sadece sedirinden hükümdarlık edecek” “Evinden idare edecek” diyor. (Talmut 20B) “Davud oğlu (Mehdi (a.s.)) Süleyman gibi sadece kendi ekibiyle hükümdarlık edecek” Yani o “313 talebesiyle dünyayı yönetecek” diyor. “Mesih Mehdi çok muhteşem kral olacak” (Tora, 10/1) “Halklara sancak olacak, uluslar ona (Hz. Mehdi (a.s.)’ye) yönelecek” Yani “Bütün insanları kurtaracak” diyor. “Bütün milletler onu (Mehdi (a.s.)’yi) dinlemeye gelecek” Tabii bu mümkün değil. Televizyon ve radyodan insanlara hitap edecek demek ki. Çünkü bütün millet nasıl gelsin? Demek ki; “uydu yayını, dünya çapında bir yayınla bütün insanlar onu dinleyecekler” diyor, “dünya onu dinleyecek” diyor. Dünya bir yere toplanamaz. İnternete, televizyona açıkça burada işaret edilmiş oluyor, Tevrat’ta. 3000 yıllık kitap, bak 3000 yıllık kitap. “Bütün milletler onu (Mehdi (a.s.)’yi) dinlemeye gelecek” “Kıyı halkları onun (Mehdi (a.s.)’nin) yasasına umut bağlayacak. Kıyı halklarını ayrıca almış Tevrat. Yani “sahil kentleri de onları çok sevecekler” diyor. Çünkü neşeyi, sevinci ve güzelliği savunan bir insan olduğu için onu ayrı bir hüküm olarak, detay olarak ayrıca belirtmiş Tevrat.
Güç ve basiret sahibi olması uzun uzun anlatılmış. Kurtarıcı olduğu uzun uzun anlatılmış. “Güçle kuvvetle değil, ancak Benim Ruhum'la başaracaksın” diyor Allah, Mehdi (a.s.)’ye. “Böyle diyor her şeye egemen Rab” Yani kan dökerek, tankla, topla değil. Güçle, kuvvetle değil. “Ancak benim ruhumla başaracaksın” Yani “sevgiyle, bilgiyle, ilimle başaracaksın” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’le aynıdır, hadislerle. Peygamberimiz (s.a.v.)’in izahlarıyla aynıdır. İnşaAllah.
“Doğruluğu sever, kötülükten nefret edersin” diyor, Mehdi (a.s.) için. “Yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek” (Yeşeya 11/4) Tüm dünyada adaleti sağlayacağı belirtiliyor. “Adaleti sadakatle ulaştıracak, yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu, cesaretini yitirmeyecek” Bu çok çok uzun ama kısa örnekler vereyim.
“İnsanlar o zamanda,” Mehdi (a.s.) çıkmadan önce, “Bir zamanlar sevinçli olanların hepsi inliyor. Tefin çoşkun sesi kesildi” Yani “insanlar da mutluluk kalmadı” diyor. Mehdi (a.s.)’nin çıkmasının öncesinde. “Eğlenenlerin gürültüsü durdu. Lirin coşkun sesi kesildi” diyor. Yani “müziğe karşı da tavır alacaklar” diyor. Son zamanda, inşaAllah. “İnsanoğlunun sevinci yok oldu” “Artık insanlar mutlu değil” diyor. Yani “yüzlerine soğukluk ve neşesizlik gelecek” diyor, Mehdi (a.s.) çıkmadan önce. (Yoel, 1/12) Aynısıyla oldu mu şu an? Mutlu değil insanlar. “Sevinçten eser kalmadı, dünyanın coşkusu yok oldu” diyor. (Yeşeya, 24/11) Mehdi (a.s.) çıkışından önce. “Dünyanın temelleri sarsılacak” diyor, Mehdi (a.s.) döneminde. “Depremler çoğalacak” diyor. İspat ettik, gösterdik, değil mi?
OKTAR BABUNA:Hiç olmadığı kadar arttı.
ADNAN OKTAR:Özelikle bu son yıllarda, Dünya tarihinde görülmemiş şekilde depremler arttı. O çizelgeyi göstermiştik. Bak Tevrat da diyor ki: “Dünyanın temelleri sarsılacak. Sarsıldıkça sarsılacak” “Depremler sürekli devam edecek” diyor, bak; “sarsıldıkça sarsılacak, dünya yalpalayacak, bir kulübe gibi sallanacak” diyor. “Sürekli depremler olacak” diyor. (Yeşeya 24/18)
SUNUCU 2:99 yılı kritik demiştiniz, o zaman da çok yoğundu.
ADNAN OKTAR:Evet. O dönemde çok yoğunlaştı.
“Suçsuz insanların kanını döktüler” diyor (Yoel, 3/19). Yani terörün artacağını belirtiyor o dönemde. “Dünya isyanların ağırlığı altında çökecek” “Ayaklanmalar olacak” diyor. Mesela PKK ayaklanması gibi, başka yerdeki ayaklanmalar gibi. (Yeşeya 24/20)
“Mesih (Mehdi (a.s.)) ne zaman gelecek?” diye soruyorlar Talmut’ta, 98’da. Yani ne zaman? Vakit soruyorlar. “Bize bir işaret söyle. "Paneas mağarasının suları, kana dönünce” diyor. (Paneas: Ürdün Nehri civarında, Kudüs'e 200 km uzaklıkta eski bir şehir ismi.) Sel gibi Filistinlilerin kanını akıtıyorlar orada şu an, Filistinli kanı akıtıyorlar. Mağaralara sığınıyorlar ama orada da onları şehit ediyorlar. “Orada kan dökülünce Mehdi (a.s.) çıkacak” diyor.
“Mesih (Mehdi (a.s.)’nin) çağı gelmeden önceki sürede,” yani daha ortaya çıkmadan, zuhur etmediği sürede, “Celile yıkıma uğrayacak ve Gavlan bölgesi harap olacak” (Talmut) (Celile: Ürdün Nehri'nin batısında, Filistin'deki Taberiye Gölü'nün kuzeyinde yer alan, günümüz İsrail'de bir bölge.) İsrail’de biliyorsun sel gibi kan akıtıyorlar. Oradaki akacak kanı belirtiyor. Ahir zamanda olmaya başladı bu. Mehdi (a.s.) döneminde İsrail’de kan akacağını söylüyor. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak.
“Mesih’in (Mehdi (a.s.)) çağı gelmeden önce,” yani Mehdi (a.s.) ortaya çıkmadan, bedenen zuhur etmeden önceki sürede, “alimlerin aklı bozulacak” Yani “psikopat alimler, deli alimler ortaya çıkacak” diyor. Yani böyle yobaz takımı, değil mi? Yani daha önceki saydıklarımızı tenzih ederiz. Aklı asıl bozuluyor? Yobazlığı savunuyor, gericiliği savunuyor, kanı savunuyor, irini savunuyor ve bölünmeyi savunuyor. Bölünmeyi. Bak, birleşmeyi istemiyor. “Birleşelim” diyorsun, “İttihad-ı İslam olsun, Türk-İslam Birliği olsun” “Yok” diyor. “Ben bölünme istiyorum” Alenen bölünme istiyor. Bölebildiği kadar bölmek istiyor. Din adamı bu yani. Aklı gitmiş. Halbuki bir Müslüman birleşmeyi ister, değil mi? Yani ismini daha önce saydığım kişileri tenzih ediyorum, daha önce aylardan beri saydığım kişileri. Ama böyle tiplerin de olacağını söylüyor, bak. Ve Tevrat’ta bu, 3000 yıllık kitapta geçiyor. 1000 yıllık hadislerde geçiyor. Evet, peki biraz ara verelim.
OKTAR BABUNA:Kahramanmaraş Aksu Tv’den devam edeceğiz Hocam, inşaAllah. 00.30 ile 02.00 arası.
ADNAN OKTAR:Bütün Maraşlılara selam. 12.30’la 02:00 arası. Tamam.
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...