SUNUCU:“Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza Kaçkar Tv ve harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz. Hocam buyrun. Nasılsınız?
ADNAN OKTAR:Teşekkür ederim elhamdülillah. Seni de çok iyi gördüm. MaşaAllah. Oktar Hocam ne anlatalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam The New York Times da çıkan bir haberden bahsediliyor Hocam. “Türkiye geleceğin süper gücü olacak” şeklinde bir haber çıkmış Hocam. “Türkiye’nin 12 Eylül’deki Referandumda ki özgürlüklerini daha da güçlendirdiğini”, yazan The New York Times, “Türkiye Anayasal olarak artık Avrupa Birliği’ne girmeye hazır, artık Avrupa bu konuda bahane uyduramaz” değerlendirmesinde bulundu.
ADNAN OKTAR: Ne anladın sen ondan?
OKTAR BABUNA: Hocam siz söyledikten sonra, hakikaten bu yönde Allah’ın dilemesiyle gelişmeler oluyor. Türkiye hakikaten süper güç, ama “manevi anlamda” demiştiniz siz, lider olacak Türk-İslam Birliği kurulacak. Batı basını da bunu artık dile getirmeye başladı çok olağan bir şekilde. Her gün haberler çıkıyor bu yönde maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Niye yani, nasıl bir süper güç? Yani tankı, topu falan uçağı var, o anlamda mı, parası çok o anlamda mı nasıl yani?
OKTAR BABUNA: Değil Hocam inşaAllah, manen süper güç olacak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oldu, oldu. Ne diyor? “Geleceğin süper gücü” derken mevcut olan bir şey olmasa onu söylemez. Manevi süper güçtür yani Türk-İslam Birliği’nin lideridir. Ne ile? Kuran hakikatleri ile sevgi ile inşaAllah. Daha önce bu gazeteler böyle bir ifadede bulunuyor muydu?
OKTAR BABUNA: Hiç Hocam. Türkiye’yi üçüncü dünya ülkesi olarak görüyorlardı.
ADNAN OKTAR: Ne zamandan beri bunu demeye başladılar?
OKTAR BABUNA: 1-2 senedir demeye başladılar.
ADNAN OKTAR: Kimden duydular?
OKTAR BABUNA: Sizden maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bütün Avrupa’ya bunu öğrettik, değil mi? İki yıldan beri konuşuyorlar.
OKTAR BABUNA: Hatta demiştiniz ki; “Türkiye öyle güçlenecek ki Avrupa Birliği’ni alacak içine, Türk-İslam Birliği’ne” Diye şimdi bunu telafuz ediyorlar artık inşaAllah siz söyledikten sonra.
ADNAN OKTAR: Bunun gelişmesi süratle devam ediyor ve daha da devam edecek. Allah’ın bir planı var, o plan içerisinde gelişiyor. İnşaAllah. Bunu hep beraber göreceğiz, inşaAllah. Oktar Hocam şimdi anlat sende vardır, çok bilgi vardır.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Zevk için Afgan vurdular” diye bir haber var, biraz önce bahsettiğiniz konu Hocam. Zevk için Afgan öldüren ABD askerlerinden bahsediyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi adam poğaçasını yiyor, sütünü içiyor, bunu mesela ilginç bir haber olarak izliyor. Yani bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın kafasında. Arkasından da namazlarında nasıl takva olduğunu, misvakı kullanırken nasıl kullandığını anlatıyor. “Zevk için Afgan vurdular” derken vurdurtanlar var. Vurdurtan kimdir? Seyredenler. Çünkü bak şimdi benim elimde imkan var değil mi? Mesela farz edelim içeriye bir uyuz köpek girdi veyahut kudurmuş köpek girdi. Benim de elimde sopa var, değil mi? Veyahut kapıyı kaparsam içeri giremeyecek. Orada da yatan çocuklar var kuduz köpeği bıraktım, kapıyı da açık bıraktım. Kapıyı açık bırakan ondan sorumlu olur. Kuduz köpeği suçlayan değil, kapıyı açanı suçlamıyor. Kapıyı kapatmayanı suçlamıyor. Kapıyı kapatmayan da en az o kadar suçludur. Yani “Zevk için Afgan vurdular,” zevk için Afgan vurdurdular. Bir vurduran var zevk için, bir de vuran var. Vuranı durdurmak mümkünken durdurmuyorsa adam nedir? Zevk için vurduran olur o zaman. Engellemek mümkünken engellemeyenler Ahiret’te hesap verecekler. İttihad-ı İslam’ı istemeyenler, Türk-İslam Birliği’ni istemeyenler bunun hesabını verecekler. Bu manevi bir sorumluluktur. Evet.
OKTAR BABUNA: Yine biraz önceki haberin tekrarı Hocam inşaAllah. Bu Van’a gelen kardeşlerimizin, evlerini açmışlar. “95 yıllık özlem bitti” diyor yerli kardeşlerimiz. “10 yılda Viyana’nın yüzde 40’ı Müslüman olacak” diye bir haber var Hocam. “Dünyaca ünlü politik psikoloji uzmanı Vamık Volkan, Türk-Kürt meselesinin nasıl çözüleceğini yanıtladı: “Dünyada bambaşka medeniyet doğuyor. Mesela 10 yıl sonra Viyana’nın yüzde 40’ı Müslümanlardan oluşacak. Sözün özü, direnseniz de değişim olacak. Dolayısıyla, 20-30 yıl sonra yepyeni bir Türkiye çıkacak”” demiş.
ADNAN OKTAR: Viyana’nın yüzde 40’ı Müslüman Allah Allah inşaAllah. Ama şimdi nüfus cüzdanın da Müslüman yazması ayrıdır, bir de şuurlu akıllı Müslüman olması ayrıdır. Cübbeli tarzında olursa ayrı bir şeydir, şaşar beşer Faruk Beşer tarzında olursa ayrı bir şeydir, Osman Ünlü tarzında olursa ayrı bir şeydir, birde sahabe kişiliğinde olursa ayrı bir şeydir. Arada farklar var. Bir de sadece nüfus cüzdanında Müslüman yazanlar var, o da ayrı bir şeydir. Adam neyi kast ediyor onu söylemesi lazım. İnşaAllah. Sahabe modelindeki İslamlık, Mehdi (a.s.) döneminde olacaktır, İnşaAllah. Seni dinliyorum şimdi Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Abdestsiz namaz kılıp imamı öldürdüler” diye bir haber var. Hakkari polisinin yakaladığı M.E. PKK’nın vahşetini anlattı. Oy kullanılmasını engellemek için köylere adam yerleştirdi, sandığa gitmek isteyenleri sorguladı. PKK’lılar terörle bir yere varılamayacağını anlatan imam Aziz Tan’ı abdestsiz teravih namazı kılıp öldürdü” diyor haberde Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani imamı öldürmek için namaz kılıyor gibi görünmüşler, öyle mi? Komünist örgüt tabii ki, komünist örgütün özelliğidir yani dindarları birinci derecede hedef seçerler. Din zaten komünizmin tam karşıtıdır. Komünistler dolayısıyla Allah inancını ve dini (haşa) düşman olarak adderler ve mücadele verirler. Evet.
OKTAR BABUNA: “Kanlı Pazar: 40 ölü” Yine Irak’ta yapılan katliamlardan bahsediyor. Yine alttaki haberde “Nereye adım attılarsa, kan ve vahşet getirdiler” “Eğlenmek için adam öldürmüşler,” diye dediğiniz gibi Hocam, Müslüman katliyamı bütün dünyada devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi “Kanlı Pazar: 40 ölü” değil mi? Yani birçok insan bunu tınmaz, hiç muhattap dahi olmaz. Hiçbir önemi yoktur. O diskoda arkadaşlarıyla içeceği viskinin kaç liraya mal olacağını, ona yetecek parası var mı onu düşünür. Yani bundan vicdan azabı çeken insan benim için gerçekten Müslümandır. Vicdan azabı çekmeyen, hiç umursamayan adam, bambaşka bir insandır. “Eğlenmek için adam öldürmüşler” “Nereye adım attılarsa kan ve vahşet getirdiler” diyor. Peki bak, “Nereye adım attılarsa kan ve vahşet getirdiler” Kan ve vahşeti sen durdurmaya çalıştın mı? Durdurmadın. Elinde miydi imkanın? Vardı, yapmadın. Kan ve vahşet gelince de, niye kan ve vahşet geldi diyorsun? Hangi gazete bu?
OKTAR BABUNA: Vakit Gazetesi Hocam.
ADNAN OKTAR: Vakit sağlamdır inşaAllah. Başka Oktar’ım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Çölaşan’a tepki” diye bir haber var. Dün bahsetmiştiniz; “Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Tansel Çölaşan’ın, referandumda “evet” oyu kullanan yüzde 58’lik kesimi hainlikle suçlamasına, bir tepki de AK Parti Konya Milletvekili Av. Hüsnü Tuna’dan geldi. Tuna, “Bu sözler, aslında gayri mümeyyiz birisinin söylediğini işaret etmektedir. Bir değerlendirme yapmak doğru değil. Bu kişi zaten yaşı ilerlemiş, çok fazla darbe olaylarına kafayı yorduğu için aklı karışmış” dedi”
ADNAN OKTAR: Allah Allah birilerinden ilham almış Hoca ama dur bakalım.
OKTAR BABUNA: Çok benzer sözler. Dün gece söylemiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne demiştim?
OKTAR BABUNA: Biraz asabi olduğunu söylemiştiniz. Böyle yanlış olduğunu, Atatürk’ün sözleriyle neden yanlış olduğunu, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin başkanı olmasından kaynaklanan ama doğrusunu öğrensin diye açıklama yapmıştınız Hocam siz.
ADNAN OKTAR: Canım ben, kafayı yordu falan demedim. Aklı karışmış da demedim. Efendim “gayri mümeyyiz birisinin söylediğini işaret etmektedir” Yani burada sanki yaşlılıktan kaynaklanan, rahatsızlık sonucunda bunu söylemiş gibi bir imajla insanlar düşünebilir. Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Zehir gibi maşaAllah o, kolay kolay onda öyle demans falan gelişmez. İnşaAllah, değil mi? Ben ona inanmıyorum, zehir gibi bakışları falan.
Kardeşim mübarek işte belki meyva suyu içmiştir. Vişne suyu içmiştir mesela, o bazen insan da enerji artımı meydana getirir vişne suyu. Mesela 4 günlük vişne suyu içtiyse, o alerji de yapabilir insanda biraz, hafif bir şey. Ama o coşkuyla böyle sözler söylemiş olabilir İnşaAllah, meyva suyunun etkisiyle. İnşaAllah, vişne suyunun etkisiyle. Milletin yüzde 58’lik kesimini gaflet, delalet ve hiyanet gibi böyle ağır galiz ifadelerle suçlar gibi bir üslup, ancak insanın aklına vişne suyu şüphesini getiriyor, öyle değil mi? Sen vişne suyunu açıkta bırakırsan 3 gün bazen bayatlar. Ve insana olumsuz etkisi olabilir. Evet.
OKTAR BABUNA: Rusya’da kitap fuarından görüntüler vardı Hocam. Moskova’da. Sizin kitabınız da bir tane sevimli.
ADNAN OKTAR: Bu ne şeker şey böyle. Topaç gibi kereta. Acayip gürbüz.
OKTAR BABUNA: Çok büyük ilgi varmış Hocam Moskova’da kitap fuarında.
ADNAN OKTAR: O arkadaki şahıs kim?
OKTAR BABUNA: Hangisi Hocam?
ADNAN OKTAR: Şu üstte bir şahıs görüyorum.
OKTAR BABUNA: Yakışıklı.
ADNAN OKTAR: Zatıaliniz, diyorsun.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Yakışıklı Hocamızın inşaAllah. Sizin kitaplarınızın zaten.
ADNAN OKTAR: Evet. Başka var mı resim?
OKTAR BABUNA: Var Hocam Kazakistan’dan var inşaAllah Hocam bu Rusya’dan.
ADNAN OKTAR: Bu benim mi, kitaplarımın satıldığı reyon mu, Rusya’da?
OKTAR BABUNA: Rusya’da.
ADNAN OKTAR: Bayağı bir ilgi varmış kitaplarıma.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Bu da Kazakistan’daki kitap fuarında, sizin kitaplarınızın bölümü. Yaratılış Atlası var ellerinde de.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kazakistan, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Tataristan özür dilerim Hocam. Tataristan Kazan kitap fuarı.
ADNAN OKTAR: Tatarlar çok dindardır Tatarlar maşaAllah, evet. Halis Türktürler. Devam edelim. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Dün “Bediüzzaman deccalle mücadele etti, diyorlar” demiştiniz. “Evet, etti ama yenemez, çünkü deccal görevini yapacak” demiştiniz. “Bediüzzaman yenerse, o zaman deccal görevini yapamaz” Demiştiniz, deccallik yapamaz. “Tahribatını tam yapacak, insanlar fesada gidecek, Müslümanlık böünecek, insanlar perişan olacak, sonra Hz. Mehdi (a.s.) gelecek, mümkün değil benim zamanımda” diyor demiştiniz Bediüzzaman için, Said Nursi için. “Tahribat tam anlamıyla olacak ondan sonra Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak, milletin canı burnuna gelecek, hamiyet-i İslamiye feveran edecek” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, hatta Hz. Ömer (r.a.) diyor ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) giderken, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki, “İşte sureti” diyor, deccal için. Hz. Ömer (r.a.) onu orada hemen etkisiz hale getirmeye kalkıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki “Eğer o deccalse, sen onu zaten öldüremezsin. Etkisiz hale getiremezsin. O illa ki görevini yapacak” diyor. Yani “Sen onu birden etkisiz hale getirirsen, deccallik görevini yapamaz, onun kaderinde o tam anlamıyla yapacak. Ama ona benziyor diye de o şekilde bir şey yapamazsın sırf benziyor diye” diyor. “Burdan da anlaşılıyor ki” diyor Bediüzzaman, “deccalin sureti ve heykelleri her yerde zuhur edecek” Mesela bak Stalin’in, Lenin’in, Mao’nun heykelleri her yerde zuhur etti. Resimler devlet dairelerinde, her yerde, okullarda şurda burda, her yerde resimler çıktı, değil mi? Büst resimleri var. Her yerde, dünyanın her tarafında. “Deccal avanesinin o şekilde bir ilahlık iddiası içerisinde bulacaklar ve böyle resimlerinin, heykellerinin her yeri kaplayacağına işaret ediyor” diyor Bediüzzaman. İnşaAllah. Marks’ın, Lenin’in, Mao’nun, Stalin’in, Saddam’ın, Hitler’in, Musolini’nin ana özellikleri buydu. Ana özelliklerinin bir tanesi. “Buna işaret ediyor” diyor Bediüzzaman. Onlar tahribatlarını tamamen yaptılar, tamamen tahribat, enkazı ortadan kaldrmak, onların tahribatını yok etmek için Mehdi (a.s.) gelir. Yoksa onlar tahribatını yaparken Mehdi (a.s.) gelse, yapacağı bir şey yok ki, zaten görevini yapacak onlar. Bazı Nur talebesi kardeşlerimiz diyor ki; “Onlar vaktinde gelmesi,”. Olur mu öyle şey? Yani deccal faliyette, birden durduracak. O zaman deccal tahribatını nasıl yapacak? Tahribatını tamamen yapacak, ondan sonra Mehdi (a.s.) gelecek. Böyledir, inşaAllah. Mehdi (a.s.) varken de deccal gelemez. Nasıl gelsin? Tepeler, değil mi? İnşaAllah.
SUNUCU: Öldükten sonra söylemiştiniz Hocam, vefatından sonra.
ADNAN OKTAR: Vefatından sonra gelebiliyor. O sağken gelemez. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “Ben varken gelirse, perişan ederim” diyor inşaAllah Peygamberimiz (s.a.v.) deccal için. “Ben varken gelemez” diyor. Ama vefatından sonra tabii yollar açılıyor ona, ayrı mesele. Mehdi (a.s.) varken de gelemez. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Ondan sonra da Kıyamet’te bir Mehdi (a.s.)” demiştiniz Hocam inşaAllah. “Öyle bir Mehdi (a.s.) ki iflahlarını kesiyor” demiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kökten kazıyor. Olayı dipten bitiriyor. Öyle bir küfür hakimiyeti oluyor ki, yani İslam’ı kökünden kaldırıyor, İslam’ı hiç bırakmıyor. Kuran göğe ref ediliyor, yani Kuran bir cümle Kuran bile bırakmıyor, tamamen kaldırıyor. Ama Kıyamet’te küfrün tamamını kaldırıyor. O da onu kökten kazıyor. “Yani kökten kazıma öyle olmaz böyle olur” diyor, Kıyamet’te Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle, emriyle. İnşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Kıyamet alametleri var, Hz. Mehdi (a.s.) çıkış alametleri. Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametleri Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisleri doğrultusunda. “Fırat ile Dicle arasında büyük çatışmaların olması” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Fırat ile Dicle arasında Zevra denen bir şehir olacak. Orada büyük bir savaş olacak. Kadınlar esir edilecek, erkekler ise, koyun kesilir gibi boğazlanacak. (Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal. C.5 s.38 El Muttaki)
ADNAN OKTAR: PKK terörünü Peygamberimiz (s.a.v.) 1400 senen öncesinden haber veriyor. PKK yapacağı bütün eylemler bak; “Fırat ile Dicle arasında Zevra denen bir şehir olacak. Orada büyük bir savaş olacak. Kadınlar esir edilecek, erkekler ise, koyun kesilir gibi boğazlanacak” PKK vahşetini bütün detaylarıyla anlatmış oluyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
OKTAR BABUNA: Bunlar da gazete haberleri Hocam. “Hz. Mehdi (a.s.) devrinde sapkın sistemler yıkılacak” “Naim ve Ebu Naim, Ebu Said’den tahric etti. O dedi Resulullah (s.a.v.) buyurdu: “Zamanın inkitaa uğradığı (sistemlerin değiştiği) bir dönemde, Mehdi (a.s.) denen bir zat gelecek ve ihsanı bol ve güzel olacaktır” (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri s.14)
ADNAN OKTAR: “Zamanın inkitaa uğradığı, sistemlerin değiştiği,” evet. Yani komünist sistemlerin yıkıldığı, faşizmin yıkıldığı, vahşi kapitalizmin yıkıldığı bir sistem. Bir dönem, evet. “Mehdi (a.s.) denen bir zat gelecek, ihsanı da bol olacak”
OKTAR BABUNA: Evet. Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Tozlu dumanlı bir fitne”’yi işaret ediyor. “Tozlu dumanlı, karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takip edecek” (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman s.26) . Hakikaten baktığımızda 11 Eylül saldırılarında, ki oradaki resimleri görüyoruz. Tozlu dumanlı bakın, “New York toz duman” diyor gazete haberlerinde. Büyük bir fitne oldu ve onu diğerleri takip etti. Derken de onun üzerine Afganistan işgal edildi, Irak işgal edildi biliyorsunuz inşaAllah. Tam hadiste belirtilen şekilde gerçekleşti zamanımızda. “Hz. Mehdi (a.s.) devrinde yüksek binalar inşa edilecektir” “Yüksek yüksek binalar inşa edilmedikçe Kıyamet kopmaz” (Ölüm, Kıyamet ve Diriliş s.468) “Binaların gökdelenler haline gelmesi” (Kıyamet Alametleri s.146) Bu da tam günümüzde zaten herkes biliyor. “Bitmeden dünyanın en yüksek binası oldu” “Empire State’i gölgede bırakacak gökdelen maketi” gibi haberlerde görüyoruz. Hakikaten Ahir zaman öncesinde bütün insanlık tarihi boyunca binalar birkaç katlı oluyor, fakat Ahir zamanda inşaAllah 20. yüzyılın son bölümlerinde, Ahir zamanda binalar çok yükseldi, hadiste işaret edildiği gibi inşaAllah. “Domuz ve kuş gribi Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur alametlerindendir” “Altı şey Kıyamet’ten önce olur: Sonra çok ölen olur. Sizin içinizde koyunların burunlarından akan ve aniden öldüren hastalık gibi ölümcül iki hastalık yaygınlaşacaktır” (Sahih-i Buhari, cizye (2/278 fethul bari))
ADNAN OKTAR: “İki grip hastalığı yayılacak” diyor. Ve açıklıyor hastalığın klasik özelliklerini bak: “Sizin içinizde koyunların burunlarından akan ve aniden öldüren hastalık gibi ölümcül iki hastalık yaygınlaşacaktır” Yani gribin klasik özellikleri ve “iki tür”, diyor bak “iki tür”. İki hastalık yaygınlaşacak, iki grip türü evet.
OKTAR BABUNA: “İnsanlar şiddetli bir korku üzerinde olmadıkça, Hz. Mehdi (a.s.) zuhur etmez. Ondan önce zelzeleler, fitneler, insanların başlarına gelen belalar ve taun (veba) hastalığı zuhur edecektir. İşte o vakit (Hz. Mehdi (a.s.)) zuhur edecektir. Ona yetişene ve onun yardımcılarından olanlara müjdeler olsun. Ona (Hz. Mehdi (a.s.)’a ) muhalefet edenlere ve emrine karşı gelenlere yazıklar olsun” (Fera idu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam el-Mehdi el-Muhtazar)
ADNAN OKTAR: Taundan kastı, toplu ölümlere sebep olan salgın hastalıklar, evet. “Zelzeleler olacak” diyor “fitneler”, yani “anarşi ve terör, zelzeleler olacak” diyor, aynısıyla olmuştur.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu da gazete haberleri. Domuz gribine ve kuş gribine işare eden.
ADNAN OKTAR: Evet, ikisi Ahir zamanda etkili olacak. Bak “iki tane” diyor Peygamber (s.a.v.). İki tane grip türü, bu bir mucizedir, değil mi? Bir domuz gribi, bir de kuş gribi. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Büyük salgınlar oldu diye yazıyor Hocam. “Şam ve Mısır meliklerinini öldürülmesi” “Ondan (Hz. Mehdi (a.s.)’den) önce Şam ve Mısır melikleri öldürülecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar s.49) “1951 yılında öldürülen Ürdün Kralı Abdullah. 1970 yılında Mısır’ın başına geçen ve 11 yıl iktidarda kalan Enver Sedat. Şam ve Mısır melikleri demişti. Enver Sedat Mısır’ın kralı. 1982’de bombalı suikaste uğrayan Lübnan’da Falanjist Lideri Beşir Cemayel” Tam hadiste bildirildiği gibi Hocam, “Şam ve Mısır meliklerinin öldürülmesi” diyordu Peygamberimiz (s.a.v.). Yapılan suikastlerle bu liderler öldürüldü. Mısır’ın ve Şam’da bir bölgenin ismi demiştiniz, söylemiştiniz Hocam siz, Lübnan’ı da içine alan bir bölge. Beşir Cemael de Lübnan’ın lideri ve 1982’de suikastle öldürüldü. Bunlar da bu suikastlerin haberleri Hocam. Bu kadar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Ebu Basir’den İmam Caferi Sadık (a.s.). İman Caferi Sadık biliyorsunuz, Paygamber (s.a.v.)’in torunlarından. “Muhammed Suresi 30, şeytandan Allah’a sığınırım. “Suçlular çehrelerinden tanınacak” Kuran ayeti. “Suçlular çehrelerinden tanınacak” Muhammed Suresi 30. “Ayet hakkında şöyle buyurdu: ‘Allah onları tanır,’” yani münafıkları tanır. “Lakin bu ayet kaim Hz. Mehdi (a.s.) hakkında nazil olmuştur. Hz. Mehdi (a.s.) onları, münafıkları çehrelerinden tanıyacak. Ve ashabıyla birlikte onları manen darmadağın edecek” Demek ki münafıkları ta başından teşhis ediyor, anlıyor. Onların ne pislik ne aşağılık olduklarını anlıyor. Ne kadar kendilerini masum, takva gösterseler de ne kadar işte ehli namus, efendim Kuran’ı, İslam’ı çok iyi tanıyan bilen gösterseler de ne kadar cibilliyetsiz ve kansız olduklarını suretlerinden anlayacak Mehdi (a.s.). Ve Müslümanları çok öncesinden uyaracak. Diyecek ki: “Bu kahpe belli ki münafık, aman dikkatli olun” diyecek, değil mi? Birden sürpriz bir şeyle karşılaşmayacak Mehdi (a.s.). Bu kalleş, bu kahpe diyecek, münafık belli; ama onun yüzüne söylemez tabii. Müminlere söyliyecek. Diyecek ki: “Bu kalleş, bu kahpe, bunun şakası olmaz, buna karşı dikkatli olun” Ve aynen dediği gibi de çıkacak. Bu hadisin anlattığı bu. “Hiçbir şey seni Mehdi (a.s.)’ye biat etmekten (onun talebesi olmaktan, ona tabi olmaktan) alıkoymasın” “Mutlaka Mehdi (a.s.) gördüğünde ona tabi ol, telebesi ol” diyor hadiste. “Seni engelleyenler,” aman yanına gitme, aman tehlikeli, işte İslam’a uygun değil, Kuran’a uygun değil, sakın onlarla görüşme diyenler “her zaman fitneye sığınanlardandır” Yani “Pislik, aşağılık, münafık adamlardır” diyor. “Eğer konuşurlarsa şer konuşurlar” “Ağızlarından rezillik akar” diyor. Kuran’ı, İslam’ı tenzih ederim. “Eğer susarlarsa fasit ve fasıktırlar” “Susmalarında da bir pislik vardır” diyor. Yani böyle “fasit ve fasıklardır, anlaşılır” diyor. “Yüzlerinde meymenet yoktur” diyor. (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani Gaybet-i Numani s. 252) Demek ki inşaAllah biz Mehdi (a.s.)’yi fark edersek bizi engelleyenler de olacak. Aman yanına gitme, aman görüşme diyenler. Ama bak Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, “Onlar fitneye sığınanlardandır, eğer konşurlarsa şer konuşurlar” Yani “Ağızlarından şer akar” diyor. “Pislik ve aşağılık insanlardır, onlara tabi olmayın” diyor. İnşaAllah. “Mehdi (a.s.)’ye tabi olun” diyor.
“Medine şehri,” İstanbul kastediliyor burada zaten. “Medine şehri sakinleriyle beraber 3 defa sallanacak” 3 defa sallanacak. İstanbul da deprem olacağına da işaret ediyor hadis açıkça. 3 defa sallanacak. “Bunun üzerine Medine de bulunan münafık erkeklerden ve kadınlardan” yani münafikun ve münafikat, “kadınlardan hiçkimse kalmayıp hepsi onun yanına gidecekler” Mehdi (a.s.)’nin yanından hepsi ayrılıyorlar, münafık kadın ve erkekler. Yani 3 safhada, 3 ayrı safhada, 3 ayrı zaman diliminde ayrılacaklar diyor. “Böylece demirci körüğünün demirin kirini, pasını gderip attığı gibi Medine de (İstanbul da) pisliği (habis insanları, pislik adamları) dışına atacak” Yani Müslümanları şöyle tarif ediyor Peygamberimiz (s.a.v.). Eritilmiş demir pırıl pırıldır erimiş demir. Böyle metal parlar. Ama bir de eracif, pis, küf vardır üst tarafında yani kir kısmı vardır, köpük kısmı vardır. Bak, “böylece demirci körüğünün demirin kirini pasını giderip attığı gibi,” diyor. Yani körük, bir de körüğe ihtiyaç var, yani bu tip olaylar zor olaylar, korkulu olaylar, tehlikeli olaylar münafığı körüklüyor, ayrılmasını sağlıyor. “Ve kirini pasını giderip attığı gibi” “Kir ve pas” yani pisliktir diyor münafıklar. Ama “giderip attığı gibi,” yani Müslümanların üstündeki kir gider gibi gidecekler diyor. Müslümanların kiri gider gibi gidecek. “Medine’deki pisliği (habis insanları) dışına atacak” Bak Peygamberimiz (s.a.v.)’in onlara verdiği isim bu, pislik. Münafığa pislik diyeceksin, ismi bu. “Ve o güne kurtuluş günü denecektir” Her münafık ayrıldığında Müslümanların kurtuluş günü olmuş oluyor. İnşaAllah. (İbni Mace cilt 10 sayfa 331) Sahih hadis kitabı. İnşaAllah.
“Hazreti Muaviye (r.a.)’den rivayet edilmiştir, ‘Ümmetimden bir taife (Mehdi (a.s.) ve talebeleri) herkes üzerine hakim olmadıkça (dünyaya hakim olmadıkça) Kıyamet kopmaz” Önce dünya hakimiyeti olacak, sonra Kıyamet. “Onlar kendilerini terk edenlere aldırmazlar” Yani münafıklarla muhatap olmuyorlar, aldırmazlar. “Ve kendilerine yardım edenlere de aldırmazlar” Onlara da karşı bir riyakar, aman işte yardım ettin, destekledin, yani ona da böyle bir şey yapmazlar”diyor. Çünkü Allah için yapıyor, kendisi için yapmıyor. (Ramuzü’l Ehadis 476) İbni Mace den alıyor bu rivayeti. “Hadis-i Cabir (r.a.)’den rivayet edilmiştir” Hadis-i Cabir. Ramuzü’l Ehadiste. “Bu iş Mehdi (a.s.)’den ayrılanlara rağmen muzaffer olarak devam edecktir” İslam çığ gibi yayılmaya devam edecek, diyor. Münafık ayrıldıkça Müslüman daha kuvvet bulur. “Muhaliflerin ve ayrılanların ona zararı olmaz” Yani münafıklaın hiçbir zararı yoktur, diyor. Zararı olamaz. Sadece ne yapar münafık? Kendi kendine orada uyuz sansar gibi kıvranr, değil mi? Sen hiç gördün mü böyle porsuklar, uyuz porsuklar? Tin tin tin gider böyle, uyuz tüyleri dökülmüş böyle. İnşaAllah. Sırtlanlarda da olur böyle sırtını çıkartır kamburunu, değil mi? Tin tin tin böyle gider. Tabii kambur olan kardeşlerimi tenzih ederim de, yani sırtarın özelliği olarak böyle değil mi? Oralarda gezinir böyle. Müslümanlara zararı olur mu? Bak Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “Bu iş ondan (Mehdi (a.s.)) ayrılanlara rağmen muzaffer olarak zaferle devam edecektir. Muhaliflerin ve ayrılanların ona zararı olmaz” Basında, televizyonlarda, ailelerden, şurdan burdan uğraşan münafıklar olacak. Bir hayli bir şeydir, büyük bir münafık ordusu, Mehdi (a.s.)’yle uğraşacalar. Bak, “muhliflerin ve ayrılanların” ama hiçbir zararı olmaz diyor Peygamberimiz (s.a.v.). İnşaAllah.
“Sevban (r.a.)’den rivayet edilmiştir. Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: ‘Ümmetimden bir cemaat (Mehdi (a.s.) cemaati) Allah’ın emri tahakkuk edinceye kadar’,” din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzüden kalkıncaya kadar, Kuran ayeti var çünkü. Bak Allah’ın emri, Allah’ın emri ne? Kuran’a bakıyoruz. şeytandan Allah’a sığıırım. “Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar” Yani dünya hakim oluncaya kadar, “batıla” Darwinizm’e, materyalizme karşı, “galibe çalarak hak üzere devam edecek” Yani Kuran çizgisinden devam edecek. “Ve onları yardımcısız bırakanlar (münafıklar) onlara zarar veremeyeceklerdir” Değil mi? Böyle uyuz sansar gibi uzaktan ötecekler, ama hiçbir zararları yok. Sen gördün mü? Çakallar uzaktan ulurlar, böyle acayip sesler çıkartırlar böyle tin tin tin. Aslanların etrafında gezinirler, asanlardan bir artık birşey kalacak mı gibisinden. Filmlerde bak görürsün. Değil mi? Aslan kükreyerek gezer böyle, ondan sonra bu uyuz sansarlar uzaktan seyrederler, kuyruğunu kaçırarak gezinirler, klasiktir onların o hareketi.
Abdullah b. Ömer Yemani bir ricaden naklederki, İmam-ı Muhammed Bakr. Dedem, Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunlarından, Muhammed Bakr (a.s.) 12 imamdan, Ehl-i Beyt imamalarından. “Muhammed Bakr (a.s.) söyle buyurdu, ‘Gözdeki sürmenin temizlendiği gibi, temizleneceksiniz.’” İnsan kalktığında, mesela Müslüman’ın gözünde sürme oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında herkes sürme sürüyordu. Sonra yıkıyorlar. “Gözdeki sürmenin temizlendiği gibi temizleneceksiniz. Ve gözün sahibi, gözüne sürmeyi ne zaman süreceğini bilir, ama ne zaman sürmeyi sileceğini bilmez” Yani “Cemaatine gelen insanları görür, ama ne zaman o kirlenmiş”, değil mi? Kirlenmiş, sürmeden kasıt o, kir, artık yıkanacak olan. “O kirin ne zaman gideceğini bilmez” diyor. İşte aynı şekilde, “sabahleyin bizim şeratımıza ve emrimize uyan akşam ondan çıkacaktır” Akşam porsuk gibi, kaya porsuğu gibi kaçıyor. “Akşam bizim şeriatımıza ve emrimize uyan ise sabahleyin ondan çıkacaktır” Mesela akşam sabah, ne zaman bunların sapıtacağı belli olmaz, gibi bir hadis. Yani münafığın ne zaman uçacağı, tüyeceği, kaçacağı belli değil, inşaAllah. Sayfa 241.
Oktar’ım sana ben filmler göstereceğim, oradan daha iyi anlayacaksın. Aslanların hayatını anlatan filmlere bak, oradan daha iyi göreceksin. Sırtlanlar hep böyle acayip sesler çıkararak, böyle pis pis ses çıkararak aslanları rahatsız edeceklerini zannederler. Tin tin tin sırtını çıkararak giderler böyle. Yani acaba bir imkan var mı, bir şey var mı kollar. Aslan bir kükrer, hop hoplar o bir kere, ama yine sürekli takip eder, hiç peşini bırakmaz. Sırtlanın özelliğidir bu, uyuz sırtlanın, böyle döküntü falan, o filmleri sana göstereceğim.
Bak Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “eleneceksiniz, tıpkı altının elendiği gibi” Altın üstte kalacak pislik alta dökülecek diyor. Mehdi (a.s.) cemaatinin, Mehdi (a.s.) ve talebeleri üstte kalacak, pislik dökülecek, diyor. “Ve tıpkı altın gibi ayıklanıp saf olacaksınız” Tertemiz olacaksınız, bütün pisliği sizden ayıracağım, diyor. O münafıkları, aşağılık köpekleri hepsini ayıracağım sizden, diyor. (Şeyh Muhammed İbrahim Numani Gaybeti Numani sayfa 236.) Bakalım mübarek Mehdi (a.s.)’yi gördüğümüzde, yani hüsn-ü zan ettiğimiz Mehdi (a.s.)’yi gördüğümüzde o bize anlatacak. Diyeceğiz, efendim sizin topluluğunuzda, o mübarek arkadaş grubunuzda münafıklar var mıydı? “Mikroplar vardı” diyecek. “Aşağılık mikroplar vardı” Efendim diyeceğiz biz çok merak ediyoruz, bunlar kimdir, diyeceğiz. O da bize gösterecek. İnşaAllah. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanının münafıkları da ünlüdür, bütün münafıklar ünlüdür. Hepsi bilinecek inşaAllah. Mesela İbni Sebe, ünlü bir münafıktır, bilinir inşaAllah.
Efendim bak, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Mehdi (a.s.)’nin hükümranlığı zamanında zalimlerin ve müstekbirlerin,” yani zulmeden anarşistlerin, teröristlerin ve “müstekbirlerin” yani enaniyetlilerin, kendilerini büyük görenlerin “hükümranlığı” yani hükmetmeleri, insanları üstüne baskı kurmaları “nubut bulacak” son bulacaktır diyor. “Münafıkların ve hainlerin nüfuzu nubut (yok olacaktır) “son bulacaktır” Münafıkların ve hainlerin. Münafık zaten haindir. Hain de zaten münafıktır, aynıdır inşaAllah. Münafık kahpe bir mahluktur, yani Müslümanları şevklendirir, adrenalin etkisi yapar, mücadele azmini arttırır. Münafık olmadı mı, Müsüman’a meskenet gelir, Allah esirgesin. Yani böyle bir durgunluk gelir. Münafık böyle muazzam canlandırır Müslümanları, aktivitelerini arttırır, heyecan verir. Çünkü bir de mucize gördüğü için Müslüman, mesela bakıyor ki, Kuran’da aynısıyla görüyor. Kuran’da tarif edildiğinin aynısıyla, cümle cümle aynısını. Mesela münafık Müslümanları gelecek belalarla tehdit eder. İşte hapsedileceksiniz, öldürüleceksiniz, dövüleceksiniz, sövüleceksiniz diye tehdit eder, münafığın özelliğidir. “Dağılacaksınız, dağılmak üzeresiniz” der. Veyahut “Kuran’a uymuyorsunuz, İslam’a uymuyorsunuz” der. Yani kendince münafığın özelliğidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında adamlar mescid kuruyorlar, takva gösterisinde bulunmak için. 5 vakit namazını kılıyor, gece namazlarını kılıyor, sürekli oruç tutuyorlar. Sakal göbeğe kadar bırakılmış, elinde tesbih, değil mi, gece gündüz? Ya diyorlar “Biz burada Allah’ı anarken, Peygamber (s.a.v.) gidiyor karısıyla şakalaşıyor, eşleriyle beraber. Geceleri hanımlarıyla beraber oluyor, ama bak biz burada sabaha kadar Allah’ı anıyoruz. Gelin bizim mescide, daha güzel” diyorlar. “Hz. Hasan (r.a.)’ı, Hz. Hüseyin (r.a.)’i görüyorsun, onların 300 tane cariyesi var. Ama biz gece gündüz Allah’ı anıyoruz ve onların yapmadıklarını yapıyoruz” diyorlar. Onlar müşriklerden kalan, Kuran’da olmayan ibadetleri, ilave olarak yapıyorlardı, ayrıca münafıkların özelliğidir. Yani dini zorlaştırır ki, din yaşanmasın. Allah diyor ki ayette “Böylece eşit olacaktınız” diyor. Yani delalete düşürecek Müslümanları da. Dini içinden çıkılmaz, yaşanmayacak hale getirecek, Müslümanların zayıf olanları da münafıklarla aynı konuma düşmüş olacaklar. Bir tuzak kurar münafıklar. Münafığın yöntemi budur, yani münafık dinsizlikle çıkmaz, daha iyi dindar olmak iddiasıyla çıkar. Daha namuslu, daha akıllı, daha Kuran’a uygun, daha titiz, daha mutaasıp iddiasıyla çıkar, yani özelliği budur. Onun için “yılan gibidir” diyor Bediüzzaman. “Ve çok şeytani zekaya sahip olurlar” diyor Bediüzzaman. Çok özen gösterilmesi gerekir. Şimdi normal bir Müslüman’a karşı çok etkili olabilir münafık, ama Mehdi (a.s.) aslandır, parçalar yani. Münafığı tuttu mu, oturtur yani. İnşaAllah. Münafığın orada yapacak bir şeyi yok, inşaAllah. Ki Ahir zaman münafıkları en dehşetli münafıklardır. Hatta Mehdi (a.s.)’nin son zamanındaki münafıklar daha dehşetliler, daha azgınlar. Yani artık şeytan tamamen hulul etmiştir. Yani vücudunu tamamen şeytan kaplamıştır. İnsanlar zannediyor ki, münafık namaz kılmaz, oruç tutmaz, zekat vermez. Zahiren gece namazlarını da kılar, 5 vakit namazını da kılar, sürekli tesbih yapar, Allah’ı anıyor gibi görünür, yani münafığın silahıdır o, münafık öyle görünür. Öyle olmazsa zaten iddiada bulunmaz. Ehli namus gösterir kendini, halbuki tam namussuzdur tam sahtekardır, tam üçkağıtçıdır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sadece yalnız olduğunda ibadeti yapmaz, demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Yalnız olduğunda yok. Ne oruç tutar yalnızken, ne namaz kılar. Yalnızken de sapıktır ayrıca. Yalnızken sapıktır yani. Olmadığı yerde ehli namus görünürler, tam silme. Müşrikin ve müşrikat, müşrik kadınlar da öyledir, münafikun ve münafikat. Zaten aynıdır, müşriklerle münafıklar ahlak olarak çok yakındırlar, fakat müşrikler açıktır, söyler müşrikler. Münafık gizler. Münafık gizli müşriktir aynı zamanda, ama inanmayan müşriktir. Müşrik inanmaz ama yarı inanır. Daha değişiktir yani aynı değildir . Fakat müşriğin özellikleri münafıkta aynen vardır. Ama münafığın her özelliği müşrikte olmaz. Mesela kafirin bütün özellikleri münafıkta vardır ama münafığın her özelliği kafirde olmaz. Ama münafık bütün ahlaksız özelliklerin tamamını toplamıştır üzerinde. Onun için Cehennem de en derin tabakadadır yeri. İnşaAllah.
SUNUCU: Ayetler için de aynı şeyi söylemiştiniz Hocam. “Kafir ayetleri münafıklara bakar ama münafık ayetleri kafirlere bakmaz” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah, tabii. Kafirleri anlatan bütün ayetler, müşrikleri anlatan bütün ayetler, münafıklara bakar. Ama münafık ayetlerinin hepsi müşriklere ve kafirlere bakmaz. İnşaAllah.
Ali bin Ebu Talip, dedem. Keremullahı veceh, Allah keremini arttırsın. Esedullah, Allah’ın aslanı, Haydarı Kerrar, değil mi? Döne döne savaşan Allah’ın aslanı inşaAllah. Ali Haydar, Ali Haydarı Murtaza bildirdiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Dilbaz münafıktan endişe etmekteyim” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Çok dilbaz olurlar. Yani Kuran’a ve hadise bayağı hakim olur münafıklar, bayağı. “Dilbaz münafıktan endişe etmekteyim çünkü o sizin hoşunuza gidecek şeyleri söyler” Yani insanları kandıracak şeyleri bulur, diyor. “Ama hoşunuza gitmeyecek işleri yapar” Fitne, fücur, üçkağıtçılık, sahtekarlık her şeyi yapar, dikkat edin, diyor. İnşaAllah. Bak, “Ben ümmetim hakkında bir mümin yada müşrikten korkmuyorum” diyor, hadisin başında. “Çünkü mümini kötülükten imanı engeller” Yani küfür açık olduğu için zaten onunla imanıyla mücadele eder. diyor. “Müşrik de küfrü defeder” Yani zaten küfründen dolayı müşrik Müslümanların hemen arasında perde olur ve ayrılır. Yani etkili olmaz diyor. “Fakat asıl dilbaz münafıklardan endişe etmekteyim” diyor. Çünkü tam Müslüman gibi görünerek, her yere göre hareket eder. Mesela Şeyh Nazım Hocam’ın yanına gittiğinde Şeyh Nazım Hocam gibi, Nur talebelerinin yanında Nur talebesi gibi görünür, bir başka yere gittiğinde onlar gibi görünür, yani çok kahpedir. Veyahut mesela Mahmut Hocam’ın yanına gider, onlardan gibi görünür. Yılan gibi yani, her yere girer, bukalemun gibi. “Çünkü,” diyor bak, genel olarak yani bunu fark edemeyenler için söylüyor “Çünkü, o sizin hoşunuza gidecek şeyleri söyler. Ama hoşunuza gitmeyecek işler yapar” Mesela namazdan bahsediyor, oruçtan bahsediyor, şimdi anlamayan anlamıyor. Ama yaptığı eylemler, İslam’ı yıkmaya yönelik oluyor. Yani nasıl yıkmaya yönelik? İttihad-ı İslam’ı istemez, Türk-İslam Birliği’ni istemez. Müslümanların bir arada İslam ahlakını dünyaya hakim etmeyi istemez. Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele etmeyi istemez, yapanları engeller, yapmalarını istemez, ne ister? Rahatlık, yeme içme, tehlikelerden uzak olma. İttihat-ı İslam’ı istememesinin nedeni tehlikelerden kaçınmaktır, tehlike görüyor İttihat-ı İslam’ı. İslam Birliği’ni tehlike görüyor, cihadı tehlikeli görür, onun için kaçınır ondan çekinir, cehd etmeyi tehlikeli görür münafığın özelliğidir.
Esbağ bin Nebate der ki;Emir’ül Mü’minin Ali Keremullahi Veche şöyle buyurdu, Allah’ın aslanı Esedullah. “Öyle ki sizden sadece gözdeki sürme kadar veya yemekteki tuz kadar kalacaktır ve ben size bir örnek vereceğim. Adamın birinin bir miktar buğdayı vardır, onu temizler” Buğdayı temizler. “Ve bir eve koyar. Uzun bir süre sonra geri döndüğünde onun kurtlandığını görür” Münafıklar buğdaya musallat olmuş. “Onu tekrar ayıklar ve temizler” Münafıkları atar. “Döndüğünde onun tekrar kurtlandığını görür. Tekrar onu ayıklar ve temizler. Hep aynı işi tekrarlar, sonunda kurtların,” bak kurtların “hiç zarar veremediği çok az sağlam buğday kalır. Yani çok manidardır bak buradaki ifade. “Sonunda kurtların hiç zarar veremediği çok az sağlam buğday kalır” Zarar verememiş. “İşte siz de böylesiniz, sonunda içinizde fitnelerin asla zarar veremediği çok az bir grup kalacaktır” Mehdi (a.s.) cemaati. Fitne zarar veremeyecek. Kurtlar musallat olacak, fakat etki etmeyecek. Mehdi (a.s.) olacak da, münafık at oynatacak. Aslanın yanındaki sırtlan gibi inşaAllah. Evet.
Mesela bak; “iman edenlere rastladıkları zaman” diyor Bediüzzaman, yani iman edenlere rastladıkları zaman münafıklar, “onları müminlere olan mülakatlarına kararlı olarak ve kasten cezmettiklerine (kestiklerine) işaret etmektedir” Yani Müslümanlarla bağlantılarını kasten kestiklerine işarettir diyor, münafığın özelliği. “Onların yollarda halk içinde müminlerle mülakatlarını, (konuşmalarını) tahammüt ettiklerine (bilerek kasıtlı olarak yaptıklarına) işarettir” Yani müminlerin aleyhinde bir faaliyet halindeler. İnşaAllah. Çok uzun anlatmış Bediüzzaman münafıkları. Münafıkların gizlendiklerini söylüyor. “Tesettür ederler,” örtünürler, kendilerini gizlerler münafıklar diyor. “Beraber kelimesini, tercihen zikredilmesi iki şey içindir” diyor. Münafık karakterini analiz ediyor Bediüzzaman. “Birisi acz ve zaafları yüzünden, iltica etmeye kaçıp birine sığınmaya, birinden himaye istemeye mecbur olmalarıdır münafıkların” Yani bunlar kene gibi, domuz kenesi gibi yani illaki bir yere yapışacak böyle kanını emecek, anlaşıldı mı? Yani aşağılık olsun, it kopuk olsun, pislik olsun ama illa o kene gidip yapışacak yani kanını emecek. Bak diyor ki: “Beraber kelimesini, tercihen zikredilmesi iki şey içindir. Birisi acz ve zaafları yüzünden,” korkak ve aşağılık ve çekingenler. İt gibi diyorum ya, bu sırtlanlar gibi uzaktan tin tin tin gezerler, korkak ve aşağılıktırlar. Ve hep zaaf, yani para ister yiyecek ister, korkudan güvende olmak ister, rahatlık ister, ister oğlu ister. İnşaAllah. “İltica etmeye, kaçıp birine sığınmaya, birinden himaye istemeye” Böyle yani her kim olursa olsun yeterki onun, mesela domuzun pis yerinde yaşar. O ona himaye altında görünür, yani onun himayesi altında görür kendini. “İkincisi, fitne ve ifsat, (karışıklık çıkarma) irtizasıyla (ihtiyacı hissederek)” yani ruhunda var, “fitne ve ifsat” Nasıl fitne çıkarabilirim, diyor. Şeytan bir kere illaki fitne çıkaracaksın, diyor. “İfsat,” yani duramıyor. Manyak olduğu için 24 saat onu düşünür, sabah akşam, gece gündüz öğlen. Mesela git küfüre tebliğ yap dersin, yapmaz. İttihat-ı İslam için çalış dersin, yapmaz. Türk-İslam Birliği için gayret et dersin, uğraşmaz. Git Darwinistler’e, materyalistlere tebliğ yap dersin, yapmaz. Fahşa, fucur dünyayı kaplamış durumda, değil mi? Git onlarla mücadele et, etmez. Bütün dikkatini Müslümanlara verir ve en iyi etkili Müslüman gördüğü yer neresiyse, tam o noktaya yöneliyor. Herhangi bir Müslüman’a da musallat olmaz, en etkili gördüğü yere dikkat eder, yani şeytanın etkisiyle. Münafığa desen ki, mesela şeytan dese ki; “sen Mehdi (a.s.) cemaatine saldıracağına, git başka yine bir Müslüman cemaati var, git ona saldır” dese, o “ben, Mehdi (a.s.) cemaatini istiyorum” der. “En etkili bunlar” der, şeytanın ilkasıyla. Küfür onu hiç ilgilendirmez zaten, münafığı. Yani onu o zaten müttefik olarak görür. Sığındığı bir yer olduğu için, zaten onu himaye eden birisidir aynı zamanda. Onun için bak Bediüzzaman diyor ki; “fitne ve ifsat, karışıklık çıkarma irtizasıyla,” ihtiyacı hissederek, yani içgüdü olarak sürekli olarak onu dürtüler, diyor. “Müminlerin sırlarını kafirlere irsal etmektir” Müminlerin içinde işte ne yaparlar Müslümanlar, Müslümanlara ait gizli bilgileri irsal eder, onu muhbir olarak bildirir ilgili yerlere diyor. Bak, “müminlerin sırlarını kafirlere irsal etmektir, (yetiştirmektir)” Onun içi mümini düşman bildiği için, kafiri de dost bildiği için, bilgiyi ona aktarır, onlarla ittifak eder. Onlardan yiyecek içecek bulur, onlarla bağlantı halindedir. “Şeytanları bu unvan reislerinin şeytanlar gibi gizlenip vesveseleri ilka ettiklerine (teklin ettiklerine) ve şeytanlar kadar muzır ve zararlı olduklarına ve şeytanlar gibi şerden mağda başka bir şeye tasarrur etmediklerine kuramadıklarına işarettir” diyor, Kuran’ı tefsir ederken Bediüzzaman, münafık karakterini açıklarken. Bak, “Şeytanları” kelimesini alıyor, “bu unvan reislerinin,” yani bunları yönlendirenlerin, sığındıkları kişilerin “şeytanlar gibi gizlenip,” gizlidirler diyor. “Vesveseleri ilka ettiklerine,” yani insanlara vesvese vermeye çalıştıklarına, “ilka ettiklerine telkin ettiklerine ve şeytanlar kadar muzır ve zararlı olduklarına ve şeytanlar gibi şerden mağda başka bir şey tasavvur etmediklerine,” sürekli şer arıyor, şeytan gibi, iblislik. “İttihad-ı İslamı’ı nasıl durdurabilirim? Türk-İslam Birliği’ni nasıl durdurabilirim? Müslümanların güçlenmesini nasıl durdurabilirim? Nasıl ihbarda bulunabilirim? Bunu düşünür, diyor. Nasıl vesvese veriririm? Nasıl Müslümanları rahatsız ederim? Şeytanın etkisindedir, diyor. “Sizinle beraberiz bu cümle ile de” diyor, Kuran’daki bu cümle ile, “nefislerinin tezkiyesini (nefislerinin temize çıkarmaya)” yani evliya gibi göstermeye, kendilerini böyle 5 vakit namazında, namuslu, efendi, kibar, saygılı, mütevazi göstermeye. Bak, “sizinle beraberiz. Bu cümle nefislerinin tezkiyesine (nefislerini temize çıkarmaya) ahitlerinin, verdikleri sözlerinin tecdidine (yenilemesine), mesleklerinde sabit kaldıklarına işaret etmiştir” diyor “Mesleklerinde kararlı olduklarını gösterir” diyor. “’İman edenlere rast geldikleri zaman, iman ettik derler.’ Cümlesinin muhatapları hep münkir (inkar edenler) oldukları halde cümle tekitsiz (pekiştirmeden) bırakılmıştır. Bunun sebebi birinci cümleyle, ‘iman edenlere rast geldikleri zaman, iman ettik derler.’” Öbür türlü zaten demiyor. Sadece Müslümanlara yönelik. Mesela bir Müslüman’a yazı yazdığında Kuran’dan bahseder, yoksa kendi başlarında sapıktır, söyledim ya. Yani süper aşağılıktır. Gider tek başına odaya girer, manyaktır yani aklına hayaline gelmeyen delilikler yapar. Yani ruh hastasıdır, ona işaret ediyor. “Şevksiz, aşksız ikinci cümleyi aslında ‘Biz sizinle beraberiz.’ ise aşk ve şevkle söylediklerine işarettir.’ ‘Aslında biz sizinle beraberiz.’ Şeytanlarına söyledikleri cümleyi, cümleyi ismiye (isim cümlesi) şeklinde müminlere karşı söylediklerini cümleyi fiiliye (fiil cümlesi) suretinde zikretmeleri maksatlarının burada ahitlerine sabit ve devamlı kaldıklarına ispat ettiklerine orada ise yalnız imana geldiklerine ihdas ettiklerine (ortaya koyduklarına) işarettir” İnşaAllah, Sayfa 103- 107.
“Yoksa sana bir tuzak mı kurmak istiyorlar?” Tur Suresi 42. ayet. Aslında Bediüzzaman’ın bu açıklamaları çok uzun da, biz bunu biraz daha geçerek anlatıyorum. Ama bunu çok detaylı, sonra daha geniş anlatacağım. Şeytandan Allah’a sığınırım. Tur Suresi 42, “Yoksa sana bir tuzak mı kurmak istiyorlar?” Münafıklar. Demek ki, münafıklar tuzakçı. O zaman Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyorlar, Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’ye işaret ediyor ayet. “Yoksa sana bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o kafirler tuzağa düşecek olanların ta kendileridir” Hem ne tuzak yani, Tur Suresi 42. “Veyahut fıtratları bozulmuş, vicdanları çürümüş, şarlatan münafıklar,” şarlatan. Çok şamatacıdır münafıklar, yani konuşma, yazar bilmem ne yapar, animasyonlar, eylemler. “Şarlatan münafıklar, dessas (hileci) zındıklar gibi ellerine geçmeyen hidayetten halkları aldatıp çevirmek,” yani hidayeti kendisi bulamadı ya, insanları da hidayetten çevirmek için diyor. “hile edip döndürmek mi istiyorlar ki, sana karşı kah kahin, kah mecnun, kah sihirbaz,” kah deli işte insanların ters bildiği, doğru görülmeyen her şey, her türlü suçlama. “Deyip kendileri dahi inanmadıkları halde başkalarını inandırmak mı istiyorlar? Böyle hilebaz şarlatanları insan sayıp desiselerinden (inkarlarından) müteessir olarak futur getirme” usanma diyor. Yani bunlar böyle ahlaksızca iftiralar atarlar, sözler söylerler, “futur getirme” Çünkü usandırmak için yapıyor. Peygamberlerde şevk meydana getirir. Mehdi (a.s.) de şevk meydana getirir. Ama Müslümanları’ın bir kısmında bazen futur meydana getirebilir. Ona da dikkat etmek lazım. Efendim.
OKTAR BABUNA: Allah saklasın, meskenet olur, demiştiniz münafık olmazsa.
ADNAN OKTAR: Yani. Bak, “Belki daha ziyade dikkat et” Bak Bediüzzaman bunu açıklıyor. Yani bu gayretinin daha da üstünde gayret et. Daha şevkli ol. “Çünkü onlar kendi nefislerine hile ederler, kendilerine zarar ederler ve onları fenalıkta muvaffakiyetleri muhakkattır (geçicidir.)” yani geçici başarıları vardır. Yani seni mahkemeye verebilirler, ihbar edebilir, toplanıp senin aleyhinde adilik yapabilirler, önemli değildir diyor. Bak, “geçicidir ve istidracdır” Yani şeytanlarda görülen başarı. Şeytanlarda görülen başarı, istidracdır. Deccallerde görülen başarı istidracdır. Yani münafıklarda da, mesela bir araya gelirler, hakikaten bazen başarılı gibi olurlar. Mesela Müslümanları hakikaten mahkemeye verdirtebilirler, tutuklanmasına sebep olabilirler, bu istidracdır, diyor. Yani deccallerde görülen harika, şaşırtıcı şey, istidrac. Mehdi (a.s.)’de görülene keramet deniyor. Velilerde görülene keramet denir. Münafıklarda ve deccallerde görülene de istidrac deniyor. Onlarda da harika haller zuhur eder, yani şaşırırsın. “Derece derece azaba yaklaşma için verilen nimetlerdir” Bak derece derece azaba yaklaşmaları için bir nimet olarak veriliyor ona o başarı. Çünkü mesela Müslüman’ı tutuklanmasına sebep oluyor, Cehennemde derecesi daha da derine gidiyor. Müslüman tutuklanıyor, Cennet’teki derecesi daha yükseliyor. Bak onun Cehennem’deki derecesi derinleşiyor, onun için diyor ki, “verilen nimettir” Bediüzzaman. Yani münafığın başarısı nimettir diyor. “Çünkü münafığı batırır, mümini yükseltir” diyor. “Ve bir mekri ilahidir” Allah’ın tuzağıdır onlara kurduğu, diyor. “Onların hilelerine karşılık Allah’ın düzeni, oyunudur” diyor. Sözler sayfa 353. Devam diyoruz inşaAllah. Hadi bakalım Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Dua etmek çok önemli, Allah’ı sevmek çok önemli, Allah’ı çok seven atom bombasına dönüşür demiştiniz. Hatta 800.000 hidrojen bombası gücündedir imanlı bir Müslüman, o gücü elde edebilmek çok önemlidir. Derin Allah sevgisi, derin Allah korkusu olduğunda başedilmeyecek bir güce dönüşür demiştiniz Müslüman için Hocam, maşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) de öyledir demiştiniz. Firavun’u örnek vermiştiniz Hocam. Hz. Musa (a.s.)’yı durdurmak için o dönem bütün erkek çocukları katlediyor, annesi sandığa koyuyor Hz. Musa (a.s.)’yı, Allah sonra Hz. Musa (a.s.)’yı Firavun’un eşine bulduruyor ve onun sarayında büyütmelerini sağlıyor inşaAllah. Firavunu sarayında büyütmeleri sonunda Firavun’un sistemini yerle bir etti, demiştiniz Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Merak ettiğin bir konuyu söyle, anlatayım. Sen Dabbetül Arz’ı soruyordun bana. Değil mi? Dabbet-ül Minel’ard. Dabbet-ül Arz. Oktar sen de hadis var mı Dabbet-ül Arz’la ilgili?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, hemen hazırlayayım inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yecüc ve Mecüc var, İsa (a.s.), buldun mu hadisleri?
OKTAR BABUNA: Buluyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dabbet-ül Arz’ı bize Kuran’ı Kerim’in şu ayeti haber vermektedir. “O söz kendilerinin aleyhinde tahakkuk edip vukuu (zuhura geldiği zaman) yerden bunlar için” şeytandan Allah’a sığınırım “bir Dabbe çıkarılır, ki o bunlara insanların ayetlerimize kati bir kanaati beslemez olduklarını başlarına kakarak söyler” İbni Mesud nakletmiştir. “Alimler ölüp ilim ve Kuran ortadan kalktığı zaman yerden onlarla konuşacak bir Dabbe çıkar” Yani deccal çıktıktan sonra. Bakın açık burada, İbni Mesud nakletmiş. “Alimler ölüp, ilim ve Kuran ortadan kalktığı zaman,” yani Kuran’ın hükmü çok çok azaldığı, unutulduğu , ilmin yerini sahte ilmin aldığı; Darwinizm, materyalizmin aldığı, Müslümanların Kuran’ın hükümlerini uygulamadığı zaman, yerden bir Dabbe çıkarırız. Ebu Ali den Vukul Gavl demek, “iman ve tövbe kapısının kapanması demektir” Diyor. Bu ayrı , bu şekilde olmaz. Çünkü iman ve ve kapısı kapanıyor, bunu yanlış alıyorlar, aynı anda namaz kılıyor Müslüman ve camiler açık. Kardeşim tövbe kapısı kapanmışken namaz kılınır mı? İbadet geçerli olmaz ki zaten, değil mi? Onun için yanlış o. İbni Abbas’tan “Onun boynu uzundur, batı olan kimsenin gördüğü gibi doğuda olan da onu rahatlıkla görebilecek” Dünyanın her yerinde görünecek diyor. Nasıl olabilir?
SUNUCU: İnternet.
ADNAN OKTAR: İnternet. Dünyanın her yeriden görünecek. “Yüzü insan yüzü gibidir” Konuşuyor, gözü var, kulağı var, duyuyor.
OKTAR BABUNA: “Hayvanda her renk mevcuttur” diyor hadiste.
ADNAN OKTAR: Bak, “gagası kıllı” Diyor. Bu kablolar, buraya gelen gagalar da bakır kablolar var mı, değil mi? Bakır ince kıllar var. “Her çeşit hayvan rengini taşıyan,” yani “her türlü renk vardır” diyor. Her türlü renk oluşuyor mu bunda?
OKTAR BABUNA: Evet. 16 milyon renk var Hocam. “Hiç kimse ona yetişemeyecek kaçan da kurtulamayacak” diyor Hocam. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. “Hiç kimse ona yetişemeyecek kaçan da kurtulamayacak” Evet. her türlü renk mevcuttur, diyor. “Gözü hınzır gözü gibidir” diyor. Domuz gözü, var mı öyle gözü? Var. ”Kulağı fil kulağı gibi” diyor. Fil kulağı gibi açılıp kapanıyor mu? Evet, doğru mu? “İnsanlara söyle bağıracak: ‘İnsanlar artık ayetlerimize yürekten iman etmez oldular”’ İslam’ı, Kuran’ı anlatıyor mu bu bilgisayar? Anlatıyor, evet. “Müminin yüzünü damgalar. İki gözünün arası inci gibi pırıl pırıl olacak. İki gözünün arasına mümin yazılacak. Kafire gelince kafirin iki gözü arasına simsiyah br nokta halinde kafir yazılacak” Kafiri kızdrıyor mu, simsiyah oluyor mu? Müslümanlar seviniyor, aydınlanıyor yüzü evet. “Hatta kişi namazda ona sığınmaya kalkışacak, arkasından gelip ey falan şimdi mi namaz kılıyorsun?” diyecek. İnsanlarla konuştuğuna göre, hitap ettiğine, anlattığına göre, namaz kılanlar da olduğuna göre, değil mi? Bak, “çıkaracak, yerle gök arasında herkesin duyacağı bir sesle konuşacak” diyor. Bak, yer ve gök. Yerin altındaki de duyacak, gökteki de duyacak, dünyanın her yerinden duyulacak diyor. İnternetten başka nasıl bir sistem, öyle bir şey var, değil mi? Yok tabii. “Dünyanın her tarafından duyulacak” Bütün yönlerini söylüyor, hepsini. “Müslümanın mescidine uğrayıp, mescid-i asasıyla damgalayacak” Camilere de girecek diyor, camilerde de var internet, her cami. Dünyada yüzbinlerce cami var, her camiye girecek diyor rivayette. “Hatta öylesine bir hal alacak ki çarşıda alış veriş yapan insanlar, ey mümin ey kafir diye birbirlerine hitap edecekler” Yani internetten öyle bilgileniyorlar ki insanlar, kafirleri de ayırt edecek hale geliyorlar, mümini de ayırt edecek hale geliyorlar, Dabbet-ül Arz’ın sayesinde. Sen de var mı başka hadis Oktar?
OKTAR BABUNA: Hızı var. “Bir adım atışta 3 günlük mesafeyi birden katedecek” Şeytanı öldüreceği.
ADNAN OKTAR: Şeytanı öldürüyor mu bu? Darwinizm’i, materyalizmi, fikren, evet.
OKTAR BABUNA: Öldürüyor. “Doğuya yönelip haykıracak, bütün doğulular sesini duyacak, Şam’a yönelip haykıracak, bütün Yemenliler sesini duyacak”
ADNAN OKTAR: “Herkesin evine girecek ve herkesi damgalayacak tek tek” diyor. Dünyada milyonlarca ev var. Herkesin evine girdiğine göre, internetle girebilir, bilgisayarla girebilir, başka türlü nasıl olur? Cübbeli ne diyor? Cübbeli’nin dediğinde; Dabbet-ül Arz’ın boyu 30 kilometre, yaklaşık 20 veyahut 30 kilometre arasında. Boyu yüzbinlerce kilometre kuyruğu, yüzbinlerce kilometre. Eni yüzlerce kilometre. Pençesinin genişliği, yine onlarca kilometre, bir patisinin genişliği. “Şimdi bu vaziyette gezecek, herkesin evine girecek” diyor Cübbeli Hazretleri. Evlerden içeri, pencerelerden ellerini sokacakmış, Müslüman’ı alıp damgalayacak. Cübbeli’yi mesela gidecek Fatih’te mi ne, onun bir tane köşkü var, evi var. O tahtı var ya onun portakal sandığı gibi, o tahtının üzerinden alacakmış Cübbeli’yi elindeki asasıyla beraber, oda sakalını sıvazlayarak, geğirerek falan Dabbet-ül Arz’ın eline gelecek. O herif, onlarca kilometrelik çaptaki eliyle, patisiyle eline damgayı alıp Cübbeli’yi alnından damgasını basacakmış. 20 kilometre yukarıda. Sonra da Cübbeli Hazretlerini yine götürüp evine koyacakmış. Sonra sıradan devam edecekmiş. Ve dünyadaki herkesi tek tek damgalayacakmış. Kardeşim 30 kilometrelik, yüzlerce kilometre boyu olan bir hayvan, yüzbinlerce kilometre olan bir hayvan, yani milyonlarca ton demektir, milyonlarca ton bir hayvan. Bir de yerin altında ayrıca, kuyruğu yerin altında devam ediyor. Yani yüzlerce kilometre kuyruğu yerin altında devam ediyor. Kablolar, internet kablolarına bakıyor, yüzlerce kilometre, yüzbinlerce kilometre. Yer altındaki kablolar, denizin altında da devam ediyor, her yerdedir, diyor. Her eve girecekten kastı bu. Ya kardeşim o cesametiyle İstanbul’a geldiğini düşün. İstanbul, Marmara Bölgesi tarihe karışır, bir şey kalmaz ki yani. Dümdüz olur, yerle bir olur. Denizler menizler taşar, iş biter yani. Cübbeli’yi bulamayız ki bir daha. Ne tahtı kalır, ne asası kalır, ne kendi kalır. Nerde bulup da Cübbeli’yi alnına damgayı basacak, değil mi? “Yok, Cübbeli “bu şekilde olacak” diyor.
OKTAR BABUNA: Bir canlandırma vardı gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Göster, bakalım. Yani bak en az şu şekilde oluyor. Bak Suudi Arabistan da bir ayağı, Afrika da bir ayağı, kuyruğu da yüzbinlerce kilometre. Böyle bir hayvan olması gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Ve atmosferin içinde duruyor böyle 2O kilometrelik.
ADNAN OKTAR: Cübbeli bunu tarif ediyor. Gelecekmiş, ondan sonra...
OKTAR BABUNA: “Ve kimse de bunun farkında değil” diyor, “Amerika da bunun farkında değil” diyor.
ADNAN OKTAR: Hayır hayır o deccal için. “Deccal de bu tarz bir şey” diyor. “Deccal de şu an da Atlas Okyansunda ikame ediyor. Şu an oturuyor adam, ben biliyorum. Amerika fark edemedi” diyor. “Yani bu alet edevatla fark edemedi” diyor. 30 kilometrelik deccal, denizden de hoşlanıyor anladığım kadarıyla deccal. “Denizden balıkları çıkarıp yiyor” diyor açıktıkça, adam zincirlere bağlı adada oturuyormuş. Bir gözü kör. Cesamet tabii en az 10-15 kilometre genişliğinde. Ondan sonra eşeğine binecekmiş bir gün, 300 metrelik bir eşeği varmış, anıran bir eşek. Onun üzerine binip Cübbeli’nin mekanına gelecek eşeğiyle, anırarak falan. Cübbeli Hazretleri de asasıyla döve döve o deccali inşaAllah, çünkü başka yanında bir şeyde yok yani, her halde kovalayacak. Ama o herifin yanına nasıl ulaşacak, ben onu anlamadım. Deccalin yanına nasıl çıkacak Cübbeli yani? 30 kilometrelik adam. Hadi diyelim tahtının üstüne çıktı, orda bir yükseldi diyelim düşünelim ki, iki kişi koluna giriyor ancak çıkıyor. Ondan sonra asasını uzattığını düşünelim, ne kadar kaç metre olur en fazla? En fazla 3 metre olur. Adam sen 30 kilometrelik adamdan bahsediyorsun, değil mi? Anlatışına göre de ben sizi kurtarırım havasında. Bu nasıl olacak, anlayamadım yani. Eşeğine binecek beraber, hep beraber yani üstünden de, bir de herif onun üstüne nasıl biniyor yani, 300 metrelik eşeğin üstüne nasıl biniyor? Bunların hepsi müteşabihtir. Ve böyle alimlerin bunları bilemeyeceğini söylüyor Bediüzzaman. “Ahir zamanda ilimde rasih olanlar tahakkukundan sonra (meydana gelmesinden sonra, olay tahakkuk ettikten sonra) Allah-u alem ve bilsevap diyerek,” yani doğrusunu Allah bilir diyerek, “bu gizli hakikatleri (gizli sırları) ishar eder (açıklarlar)” diyor. “Onun için bu gizli sırlara, müteşabihlere hatta aklı sarmayan bir kısım ulema tamamen redetmişlerdir. Enesi kavi, enesi kavi, kendini beğenen ve imanı zaif, zayıf imanlı bir kısım ulema da tamamen reddetmişlerdir” diyor. “Bir kısmı da, hurafevari mana vererek” diyor, Cübbeli gibi, “insanların imanını ifsada götürürler. İnsanların dinden çıkmasına vesile oluyorlar” diyor. Bunu Mehdi (a.s.)’nin durduracağını söylüyor Bediüzzaman, özetle. Anlaşıldı mı? Yani Ahir zaman hadislerini mükemmel açıklayacaktır Mehdi (a.s.). Bediüzzaman bunu başlatmıştır, başlangıcını yapmıştır. Mükemmel şerhler, açıklamalar yapmıştır. Ama detaylarını Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır. Risale-i Nur’un sırlarını açıklamayı da Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır. Bak “Risale-i Nur’un gerçek sahipleridir, Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” Ben aksini biliyordum. Nur talebesi olarak ben, bizler zanediyordum. “Sizler değilsiniz” diyor Bediüzzaman. “Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir gerçek sahipleri. Onlar şerh edip açıklayacaklar” diyor. İnşaAllah. Evet Oktar’ım neler anlatayım?
SUNUCU: Hocam bir soru sorabilir miyim? Müsaadeniz olursa. Şimdi Dabbet-ül Arz, bahsederken daha doğrusu hadisleri okurken, hani orada Darwinizm’i, materyalizmi yeneceğini, ayetlerin okunacağından bahsediliyor. Halbuki onu münafıklar da kullanabilir ama özellikle onun üzerinde durması sonuçta Hz. Mehdi (a.s.) için, bir yardımcı olması için getirilecekti. Hazreti Mehdi (a.s.)’nin hakimiyeti ile ilgili olabilir mi? Çünkü hani “ayetler okunacak” diyor, “Darwinizm, materyalizm yenilecek” diyor yani hep imani yönde bir şeyler söyleniyor.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman değil mi?
SUNUCU: Biraz önce okuduğunuz hadiste.
ADNAN OKTAR: Hadiste Darwinizm geçmez. Bediüzzaman onu söylüyor. Ben onu şerh ederken açıklıyorum, yani küfrün özelliği. Ahir zamana uygulaması olarak söylüyorum, Darwinizm’i, materyalizmi. Çünkü küfrün dünyaya hakimiyetini Allah bize gösterdi. Allah diyor ki; “dış ufuklarda ve kendinizde ayetlerimizi göstericem, siz de görüp tanıyacaksınız” diyor. Mesela deccaliyetin zuhur etmesi Kuran’da Allah’ın sünnetidir. Her devirde deccaller çıkmıştır, Firavunlar, Nemrutlar. Ahir zamanda ki deccale bakıyoruz, bütün dünyayı kaplamış. Ve 7 milyar insanın 6 milyarını en az 6, 6.5 milyarını tam anlamıyla mütemadih kaplamış ve esir almış. Dünya tarihinde böyle bir olay yok. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Dünya tarihinde olmayan bir olay olacak” diyor “Ahir zamanda” Dünya tarihinde olmayan bir şekilde imansızlık hakim. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde; “deccalin vasfı olarak dünya tarihinde hiç olmayacak şekilde bütün büyük bir dinsizlik akımı olacak” diyor. Bu büyüklükte, bu cesamette bir dinsizlik akımı hiç olmadı. İlk defa oluyor. O yüzden manidardır, hayret vericidir. Bunun kökenine baktığımızda Darwinizm’i görüyoruz, materyalizmi görüyoruz. O yüzden şerh etme açısından söylüyorum.
SUNUCU: Hem orada Bediüzzaman’ın söylediğinde pardon hadis dedim ben, ama hep imani yönde, değil mi? İnşaAllah o da inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’nin hakimiyetine bakıyor olabilir mi diye düşündüm?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Ne ile bağlantılı olarak bunu soruyorsun?
SUNUCU: Yani internet dedik ama aynı zamanda, mesela münafıklar da gider, münafık işlerini yaparlar. Onlar da kötü, ya da Müslümanların aleyhinde bir şey söylerler.
ADNAN OKTAR: Sen şunu demek istiyorsun.İnterneti münafıklar da kullanır, Mehdi (a.s.) da kullanır. Ama Mehdi (a.s.) interneti kullanmada başarılı olacak onun hakimiyetine vesile olacak.
SUNUCU: Özellikle o şekilde söylemesi onun için mi dedim, inşaAllah, dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Dabbet-ül Arz, çünkü eğer küfür olmazsa zaten iman anlatılamıyor. İnternetin, Dabbet-ül Arz’ın küfrü bize anlatması lazım ki, biz onu yenelim. Kuran’da çünkü küfür anlatılıyor, Dabbet-ül Arz’ın da bize küfrü anlatması lazım. Küfrün ne oduğunu bilmeyiz ki o zaman, yani zulmün ne olduğunu bilmeyiz. Afganistan’da Müslümanların nasıl ezildiğini, nasıl Müslümanların perişan olduğunu bize Dabbet-ül Arz anlatıyor, değil mi? Irak’ta ki Müslümanların perişanlığını Dabbet-ül Arz anlatıyor. Ateist masonluğun ne olduğunu Dabbet-ül Arz anlatıyor. Müşrikleri Dabbet-ül Arz anlatıyor. Münafıkların da kullanacağı bir sistemdir, küfrün de kullanacağı bir sistemdir Dabbet-ül Arz. Ama şimdi münafık Dabbet-ül Arz’ı kullanması sen münafığın Kuran’a uygun, Kuran’daki aynı hareketleri yapacağını nereden göreceksin? Münafık konuşacak, münafık kendini gösterecek, sen Kuran’ın mucizelerini görüp, hayretler içine kalıp, imanın artacak. Bakacaksın ki Kuran’dakinin aynısını söylüyor münafık, aynı eylemleri yapıyor, aynı karaktersizlik, aynı cibilliyetsizlik, aynı sinsilik, aynı kahpelik. Ve onu görünce heyecan duyacaksın, imanın artacak. Dabbet-ül Arz dolayısı ile münafığı göstererek de Müslümanlara hizmet etmiş oluyor. Bediüzzaman ne diyor, demin gördün “nimet” diyor. Yani münafığın konumu nimet oluyor. Çünkü münafık Müslüman’ın imanını arttırıyor, şevkini arttırıyor, mücadele azmini arttırıyor, Cennet’ini genişletiyor. Münafığın da Cehennem’ini genişletip, aklını eziyor, ruhi ızdırap veriyor ve canını yakıyor, Cehennem’de de en şiddetli azaba giriftar olmasına sebep oluyor. İşte şimdi bu nimet bu. O yüzden Dabbet-ül Arz, her halükarda yani tamamında İslam’a hizmet eder. Yani küfrü anlatarak da bize hizmet eder, münafıklara imkan sağlayarak da bize hizmet ederler. Çünkü münafıklarla bağlantımız kopar o zaman, küfürle bağlantımız kopar. Yani o bize onlarla bağlantıyı sağlıyor. Allah müşriklerden bahsediyor biz nereden göreceğiz müşriği? Bize Dabbet-ül Arz gösteriyor müşriği, münafığı gösteriyor, küfrü gösteriyor. O zaman bağlantımız çok güç olur. Ve sevabımız da çok azalır o zaman.
SUNUCU 2: Onlar da Müslümanların imanlarının temizliğini başarılarını görüp daha da kötü duruma gelecekler o zaman?
ADNAN OKTAR: Tabii onların yenilgisinin de sebebi o olmuş oluyor. Onlar da ızdırap ordan çekiyorlar. Mesela bizi şu an münafıklar seyrediyorlar, yani sapsarı olmuşlardır ızdıraptan. “Parmaklarını ısırırlar” diyor Allah, azap çekiyorlar. Yani uyuyamaz münafık sıkıntıdan, hep sinirleri bozuktur, manyaktır. Acayip ızdırap çeker. Uyusa da kabus görür. Rahat edemez yani. Sabah kalkar münafık, ya der benim canımı yakan acı vardı, neydi ızdırap? Kalkar kalkmaz acısı başlar, Müslümanların başarısıdır. Münafığın en canını yakan konudur. Yani hayret edilecek bir mahluktur. En çok ızdırap çektiği konu budur. Şimdi münafığa ızdırap çektirmek de zevklidir, Müslüman da böyle bir zevki terk etmez yani. Yani hem farz, hem zevklidir. Münafık kızdırmak çok zevklidir, acayip zevklidir yani. Bak diyor; “Onların acıyla ızdırapla rahatsız olacakları yerlerini işgal etmeniz” diyor. Mesela interneti işgal etmen, oralarda bulunman, görünmen, televizyonlarda görünmen, acayip ızdırap vereceğini söylüyor Allah ayette. “Canını yakar” diyor. Müslümanın da hoşuna gidiyor bu işte, açıyor, değil mi? Müthiş zevk verir ve imanını arttırır. Basiretini arttırır, konuşma gücünü arttırır. Öbür türlü Allah vermesin Müslüman’a meskenet gelir, yani küfür ve münafık olmadığında, Allah vermesin. Mesela bak Hz. Adem (a.s.) Cennet’teyken küfür yok, çok acayip bir durum olmuş onun açısından. Gerçi büyük bir nimet ama, şeytanın daha ilk söylemesinden hemen orada yanlış duruma düşüyor. Çünkü cehd yok orada. Şimdi cehd olmadı mı, Müslüman’ın en önemli görevi, en büyük görevi cehdtir, İttihat-ı İslam’dır Allah’ın dinini yaymaktır, yani mümin alametidir. Münafığın da en istemediği şey cihad ve İttihat-ı İslam’dır. Bak iki net alamet vardır. Mümin İttihat-ı İslam’ı şiddetle ister, cehdi, Allah’ın dinini yaymayı şiddetle ister. Münafık da İttihat-ı İslam’ı şiddetle istemez, cehdi, Allah’ın dinini yaymayı şiddetle istemez. Cahilliğinden yapmayan bu ismini saydığım Hocaları tenzih ediyorum, onlar ayrı, ben münafıkları söylüyorum, inşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu Allah’ın her yerde olduğunu anlayamayan bazı kimseler vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim defalarca anlattım ama tamam sen biraz anlat hadi.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Allah’ın her yerde olduğunu bildiren bazı ayetler var Hocam inşaAllah. Onlardan örnek okuyayım. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Doğu’da Allah’ındır batı da. Her nereye dönerseniz Allah’ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir” Bakara Suresi 115.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bunların hatası nerden oluyor biliyor musun, bu adamların dengelerinin bozulması veyahut kavrayamamalarının nedeni? Biz Allah her yerde deyince, onlar zannediyor ki Allah’ın Zatı her yerde. Allah’ın tecelileri her yerdedir, Allah’ın Zatı hiçbir şeye benzemez, bizim hiç tasavvur edemeyeceğimiz, asla kavrayamayacağımız bir varlıktır Allah. Sonsuza kadar onu anlayamayacağız, yani Allah’ın kendi Zatını bildiği gibi, Zatını bilmek mümkün değildir. Biz tecellilerini görürüz. Mesela insan olarak tecelli eder, bitki olarak tecelli eder. Ateş olarak tecelli eder, çalıda tecelli eder, tecellilerini görürüz. İlmiyle ve tecellileriyle dünyaya hakimdir Cenab-ı Allah, Zatıyla değil. Onlar Zatıyla zannediyorlar. Zatı, yani Zatı bizim tasavvur edebileceğimiz, biz zamanlı ve mekanlıyız, biz nasıl tasavvur edelim yani? Yani bunun imkansızlığı belli değil mi burada? Allah zamansız ve mekansız, bak Zatı zamansız ve mekansız, biz zamanlı ve mekanlıyız, bitti. Yani imkansız bizim onu bilmemiz. Ne zamana kadar? Sonsuza kadar bilemeyiz, bilemeyeceğiz. Hep tecellisidir, hep tecellisidir. Her yerde Allah vardır. Bardağın içinde, şah damarımızda, beynimizin içinde, dilimizde, her yerde Allah vardır. Tecellisi olarak, Zatı değil, Zatı değil. Zatını hiçkimse tasavvur edemez, Allah hiçbir şeye benzemez. Yani tahayyül etmeye çalışsa da insan anlayamaz. İnşaAllah. Mesela “Göklerdedir” diyor, “Allah göklerdedir” şimdi ayet söylüyor, tamam doğru Allah göklerde. Şimdi dünyanın gögü var, Kuzey Kutbu’na gidiyoruz gök, Güney Kutbu’na gidiyoruz gök, iki ayrı gök. Ekvator’a gidiyoruz bir gök, Venüs’ün göğü ayrı, dünyanın merkezine gidiyoruz dünyanın merkezindeki gök ayrı, dünyanın merkezinde de gök var, onun nasıl yapacak o zaman? Bu ne demektir? Allah her yerde demektir. Uranüs’ün ortasında gök yok mu? Orada da gök var. Allah her yerde demektir. Bak mesela buradaki şeyde de, mesela o dünya. Dünyanın burasında olan bir kardeşimiz Allah’a elini kaldırdığında, bu tarafa doğru dua eder. Bu tarafından olan, bu tarafa doğru dua eder. Ama bakıyoruz ki, Allah her yerde o zaman, değil mi? Her yerde olduğu anlaşılıyor. Zannediyor ki kardeşimiz, ellerini havaya kaldırdığı vakit, mesela Türkiye’deyse sadece Tükiye de gök var zannediyor. Oranın yükseklik devamında orada bir yerde zannediyor, Allah’ı. Öyle değil. Allah zamansız ve mekansız. Mekansız olunca nasıl bir yerde olsun Allah? Hiçbir yerde değildir, her yerdedir. Yani mekansız olunca nasıl bir yerde olsun Allah? Bunlar kafayı mekana bağladıkları için, zamana bağladıkları için biraz zorlanıyorlar. Zamansız ve mekansız olarak Allah her yerdedir, tecellisi olarak. Zatı olarak değil. İnşaAllah.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Seytandan Allah’a sığınırım.
“Ve andolsun” diyor Cenab- Allah 115. Ayette, Taha Suresi’nde. “Biz bundan önce Adem (a.s.)’e ahid vermiştik” Ahit alıyor Cenab-ı Allah ondan, söz alıyor. ”Fakat o unuttu” deminki anlattığım konu. “Biz onda bir kararlılık bulamadık” diyor Allah, niye? Cehd yok, kafir yok, münafık yok, Cehennem yok, Cehennem korkusu yok, dolayısıyla ulu’l-azm Peygamber böyle oluyor o zaman. Bu durumda oluyor. Cehd müminin nurudur. Münafıkla mücadele müminin nurudur. En çok sevap aldığı konulardan birtanesi münafıkla mücadeledir. Ondan biraz daha az sevap alır kafirle mücadelede. En acil ihtiyaç münafığa olan ihtiyaçtır sevap açısından. Sonra kafir ve müşrikler. Çünkü kafir çok açık, aleni olduğu için daha kolaydır onunla mücadele, yani aleni oluyor. Münafık çok kahpedir, çok kalleştir, çok oynaktır yani, çok iyi bilir. Bediüzzaman diyor ya; “şeytan gibidir. Şeyan gibi zekası vardır” diyor. Ve kini çok şedittir yani kafir kini gibi değildir. Kafirden daha şiddetlidir münafığın kini. Daha psikopattır yani artık saf şeytan olmuş. Yani, ama kafir şeytanın ilkasıyla hareket edendir münafık, bütün bedenini kaplamıştır.
Napıyoruz?
SUNUCU: Yayınımıza Harunyahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz. Hayırlı geceler.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...