SUNUCU 1: Bu akşam Harun Yahya Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Güneydoğu Olay Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Haberhilal.com, Haberaktuel.com, Selamhaber.com, 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam zat-ı alinizden ilim talep ediyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, anlatmıştınız Hocam bu Evanjeliklerin planını, nükleer savaş planını. Bugün bir haber var Hocam, “ABD ve dostları nükleer savaşa hazırlanıyor” diye. Bunu yazan da bir Kanadalı uzman Hocam, Michel Chossudovsky, Kanadalı bir ekonomi profesörü Ottowa Üniversitesi’nden. Tam söylediğinizi teyit eder tarz da Hocam, bu şekilde bir planları olduğunu, hatta Bush’un da ifadelerine yer vermiş, nasıl nükleer savaş planladıklarını, hatta sahte krizler çıkardıklarını bir çok; işte global ısınma, Amerika’ya karşı bir El Kaide atağı, küresel toplumun sağlığı gibi konuların sahte krizler olduğunu, asıl üzerinde durulması gerekenin bu olduğunu” söylüyor.
ADNAN OKTAR: Kullandıkları bahaneleri say bakayım teker teker ve şerh ederek anlat.
OKTAR BABUNA: “Amerika’ya karşı bir El Kaide atağı” diyor, sahte kriz.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, şimdi onu açıkla, nedir o? Onu açıklaman lazım. Atak, nerede atak var, nasıl bir şey var, söylemen lazım.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, “bir nükleer savaş tehlikesi zar zor tanınırken, bu ‘sahte krizler’ daima ön sayfalarda haber olmaktadır” diyor. Bunları sahte bir kriz sebebi olarak nitelendirmiş. El Kaide’nin mesela Amerika’ya atağını örnek vermiş. “Küresel toplumun sağlığı” demiş. “Küresel bir grip salgını, küresel ısınma tehlikesi, Amerikan sorgulamaları” bunlara “sahte kriz sebepleri” diyor. “Asıl önemli olan” demiş, “bu şekildeki bir düşünce yapısı.” Yani nükleer savaş tehlikesi.
ADNAN OKTAR: El Kaide diye bir örgüt var mı?
OKTAR BABUNA: El Kaide diye ismen var.
ADNAN OKTAR:Var. Peki, gerçeğinde var mı?
OKTAR BABUNA:Gerçeğinde yok Hocam. ‘Hayali’ demişti Mahir Kaynak; El Kaide için, Ladin için, “CIA’in operasyon kod adıdır” diye bir açıklaması olmuştu daha önce Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA:“Bin Ladin” demişti, “Amerika’nın, CIA’in operasyon kod adı” demişti.
ADNAN OKTAR:Çünkü bir operasyon için silah kullanılması için bomba kullanılması için düşman gerekir, bir şey gerekir, sebep gerekir. Sebep de durduk yere olmaz. İmal edilmesi gerekir. Sebebi imal ettiler, o kadar ve gerekçe oluşturmuş oldular. Garibanları, cahilleri kullanıyorlar. Birçok İslam ülkesinde bazı tipleri kullanırlar. Kana susamış, böyle gözü dönmüş Müslüman imajı vermek için bunlar özel görevlendirilirler. Bunların kafasını hemen ezerler, bunlar saf oluyorlar genellikle. Kafalarını eziyorlar fakat tahrik ettikleri kitleyi de eziyorlar, o çok büyük bir tehlike. İnşaAllah, evet.
OKTAR BABUNA: Dün de bu konuyla bağlantılı olarak Hocam şunları söylemiştiniz tam teyid eder şekilde; “taassup çok tehlikeli, Evanjeliklerin de planı bu. Önce taassup içinde boğup, Müslümanlara itici bir toplum meydana getirmek istiyorlar” demiştiniz. “Sonra da ezecekler, çünkü taassup mantığında Şiileri, Vehabileri, Hıristiyanları, Musevileri kesmek, doğramak var. “O zaman ben kendimi korurum” diyor adam. Armegeddon gerekçesini hazırlamak istiyorlar, biz bu gerekçeyi durduruyoruz” demiştiniz dün, Hocam. Bu açıklamayı yapmıştınız.
ADNAN OKTAR: Ondan anladıklarını anlat.
OKTAR BABUNA: Bir yere bir hareket yapacakları zaman, Armegeddon’un gerekçesini hazırlamak için; önce yozlaştırıyorlar, yobazlığı meydana getiriyorlar, taassup içinde boğuyorlar Müslümanları; sonra da bunu gerekçe olarak gösterip…
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bir kere itici bir Müslüman tipi meydana getiriyorlar. Tipiyle, yaşantısıyla, yemesi içmesiyle, oturup kalmasıyla, saldırganlığıyla, cahilliğiyle, akılsızlığıyla, aptallığıyla, itici bir Müslüman tipi. Adam bakıyor; “bu çok anormal bir adam” diyor. ‘Anormal insanlar’, bunu dedirtmek. Mesela Saddam’la bunu elde ettiler. Saddam, adam tam klasik psikopat. Komünist, Stalinist. Namaz da kılıyor, beş vakit namazını kılıyor ama Darwinist, materyalist, sapık, Müslüman düşmanı, Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı üst perdeden tavır alan birisi, tam aradıkları bir tip. O model ve onun çeşitli modellerini oluşturuyorlar. Ondan sonra da diyorlar ki; “bak görüyorsun biz haklıyız.” Olay bu. Biz de bunun olmaması için uğraşıyoruz.
OKTAR BABUNA:“Ankara’da sürpriz buluşma” diye bir haber var Hocam. Abdüllatif Şener, bugün Milli Görüş lideri eski Başbakan Necmettin Erbakan'ı Balgat'taki evinde ziyaret edecek.”
ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamızın ziyaretçileri çoktur. Onlardan bir tanesi sadece Abdüllatif Şener. Erbakan Hocamızın talebelerindendir. Abdüllatif Şener Beyefendinin çocuklarını tanırım, ikisi de geldiler bana keratalar. Çok sevimli ikisi de. Dindar çocuklar, hanımı da çok dindar, o da beni çok sever, Allah razı olsun. Abdüllatif Şener de bizi gıyabımızda çok sever ama bir ara Darwinistti. “Aman aman, ağabey ne yapıyorsun” dedik, “aman” dedik. Çocuklarla öyle haber gönderdim. Sonra Darwinistlikten geri adım attı ama şu an durumu nedir bilmiyorum. Onun mutlaka düzelmesi lazım. Bizim Yaratılış Atlası ulaşmamış olabilir. Gerçi göndermiştim ama bir daha gönderelim. O fikirlerde törpü şart. Onu düzeltecek. Onun dışında bir sözümüz yok, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Vatandaşlar, eğitimi boykot çağrısına uymadı” denilen bu haberde Hocam, boykot yapacaklardı okullar açıldığında, fakat “Barış ve Demokrasi Partisi’nin eğitimi boykot çağrısının Diyarbakır’da etkili olmadığı görüldü” diyor. “Yaklaşık 450 bin öğrencinin eğitim gördüğü Diyarbakır'ın Kayapınar, Bağlar, Yenişehir ve Sur ilçelerinde on binlerce öğrenci yeni yılın heyecanıyla okula başladı.”
ADNAN OKTAR:Yani Diyarbakır’da mı bu sadece bu başarı varmış böyle.
OKTAR BABUNA:Haberde Diyarbakır’dan bahsediyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Peki okuldaki başarılı çalışma ne? Ne öğretiyorlar öğrencilere? Darwinizm, materyalizm.
OKTAR BABUNA:Darwinizm, materyalizm öğretiliyor evet.
ADNAN OKTAR:Sosyoloji kitaplarında Darwinizm, tarih kitaplarında Darwinizm, biyoloji kitabında Darwinizm. Oh, ne mutlu, sevinç duyuyoruz. Sonra da PKK ne yapıyor? Biyoloji kitabını alıyor, “gel buraya koçum, otur bakalım” diyor, “bak burada ne diyor” diyor. “İnsan evrimle meydana gelmiş, kainat evrimle meydana gelmiş, dolayısıyla bir Yaratıcı yok” diyor. “Şimdi burada bir diyalektik görüyor musun?” diyor, “diyalektik yapı, gelişme yani kainata hakim olan bir diyalektik felsefenin yansımasını görüyor musun?” diyor, “görüyorum” diyor. “Bunu herkes savunuyor mu?” diyor, “herkes savunuyor.” “Biz de savunuyoruz o zaman” diyor. “O zaman canlıların diyalektiği oluyor da tarihin diyalektiği neden olmuyor?” diyor. “Feodal aşamadan kapitalist aşamaya, emperyalist aşamaya, faşist aşamaya geçildi” diyor. “Faşist aşamadan da komünist aşamaya geçiliyor” diyor. “Bunları gördün mü koçum” diyor, “gördüm” diyor. “İnanıyor musun bize?” diyor, “inanıyorum” diyor. Biz cevap verebilir miyiz? Yasak. Cevap vermek mümkün mü? Yok. O zaman işte yayılıyor PKK. Çözüm diyalektik felsefe masalının yani Darwinist felsefenin ortadan kaldırılmasıdır. Yaratan inancının bilimsel olarak ortaya konmasıdır. Bunun dışında bunun bir çözüm yok. Hem diyalektiği savunacaksın, hem materyalist felsefeyi savunacaksın, hem Darwinizmi savunacaksın ama Marksizmi reddedeceksin. Onları kabul ettin mi zaten Marksizm onun doğal devamıdır zaten. Diyalektik felsefe onun doğal devamı, ikinci bir yolu olmaz ki zaten.
OKTAR BABUNA:Komünizm de mutlaka teröre gelirdemiştiniz.
ADNAN OKTAR:Mutlaka. Kardeşim, Marksistse mutlaka Leninist olması lazım. Öbür türlü revizyonist olur. Yani komünist kabul etmezler onlar. Komünist de diyemezsin onlara, inanmazlar. Bilimsel açıdan da onu mat ederler kendi kafalarına göre. Marksist olunca Leninist oluyor, Leninist olunca terörist olmak durumundadır. Lenin’in sözleri ortada, Mao’nun sözleri de ortada. Troçki’nin sözleri ortada, Ho Şi Minh’in, Che’nin sözleri ortada. Onlar orada adam der ki; “biz bunlara mı inanalım, buna mı inanalım?” Devletin kitaplarında Darwinizm anlatıyor, materyalizm anlatılıyor. “Bunun devamı da bu” diyecek adam, inşaAllah. Ben devletin kitaplarında Darwinizm anlatılmasın demiyorum ki, en kapsamlı şekilde anlatılsın. Mesela felsefe dersinin yarısını Darwinizme ayırsınlar isterse ama yarısını da cevabını ayırsınlar. Cevabı yok, cevabı yasak. Sorun burada yani. 350 milyon yaratılışı ispat eden fosil var diyebiliyor musun devletin kitabında?
OKTAR BABUNA:Diyemiyorsun.
ADNAN OKTAR:Bu yalan mı? Doğru ama diyemiyorsun. Bir protein tesadüfen meydana gelebiliyor mu bilimsel olarak?
OKTAR BABUNA:Gelemiyor.
ADNAN OKTAR:Bunu bütün dünya kabul ediyor. Resmi olarak kitaba koyabiliyor musun? Koyamıyorsun, yasak. Tesadüfen oldu demek serbest. Bilimsel olarak imkansız olduğunu söylemek yasak. Bir proteinin meydana gelmesi için altmış çeşit proteine ihtiyaç var. Ne demek bu? Kilitlenmiş, sıfır ihtimal demektir. Yani bir protein olması için altmışın üzerinde proteine ihtiyaç varsa konu sıfır anlamına gelmiyor mu? Kilitlenmiş oluyor. Protein için proteine ihtiyaç var, ne demek?
OKTAR BABUNA:Mümkün değil tesadüfen olması.
ADNAN OKTAR:Sıfır, bitmiş.
OKTAR BABUNA:Mümkün değil olması.
ADNAN OKTAR:Bunu kitaba koyamıyorsun, yok. Mesela Piltdown Adamı’nın veya Java Adamı’nın, şunun, bunun sahte olduğunu anlatabiliyor musun devletin kitabında?
OKTAR BABUNA:Anlatılamıyor.
ADNAN OKTAR:Anlatamıyorsun, yasak, yok. Hangi kitapta varsa bana getirip göstersinler. Ama bütün biyoloji kitaplarında cayır cayır bütün dünyada anlatılıyor. İran’da bile anlatılıyor. Adam diyor geçenlerde, övünüyor orada, anlatıyor. İran, oraya da haber gönderdim; “yapmayın, etmeyin, bak başınıza iş çıkarırsınız” dedim. Sözümü dinlemediler. Gençlik komünizme çok yatkın İran’da. Kardeşim, İran gençliği şimdi hurafeye ses çıkarmaz, kalabalık kitle psikolojisi çok ürkütücü bir şeydir. Kitle psikolojisiyle insan en ağır, olmadık şeyi bile kabul etmiş görülebilir. Hangi İranlı genç görünmez bir Mehdi inancına inanır. Değil mi? Yüzlerce seneden beri ruh halinde yaşayan ve İran’ı ve bütün dünyanın her tarafını kaplayan bir Mehdi inancına kim inanır? Hiçbiri inanmıyor ama sorduğunda “inanirem” diyorlar. Böyle olmaz ki bu. Bir de tam demokrasinin olduğunu düşün. Orada bir sorulduğunu düşün bunu gençliğe. Yüzde doksan dokuzu kabul etmeyecektir. Çok, çok, çok cahil olursa kabul eder. Çok çok cahil olursa. Onun dışında kabul etmez. Hiç düşünmüyordur, az araştırıyordur, çok az düşünüyordur. Ön kabulle kabul eder, olur. Yani Cübbeli’nin modelinde oradaki izahlar da öyle. Mesela Mehdi (a.s.)’nin hakikaten dünyadaki her eve tek tek gireceğine inanıyorlar. Televizyon şeklinde anlamıyorlar onu. Her evde tek tek Mehdi (a.s.) insanların karşısına çıkacak ve onlarla konuşacak şeklinde inanıyor. Hangi insan inanır buna?
OKTAR BABUNA:İnanmaz tabii Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben mesela biliyorum, İranlı gençler Türkiye’ye geliyor buraya, okumaya geliyorlar. Bambaşka oluyor tavırları. İran’a gidiyorlar bambaşka oluyor. Böyle olmaz, yani kitle psikolojisine dayalı yahut cahilliğe dayalı, bir süre götürürsün ama sonra çok feci şekilde çöker o. Tahmin edemeyeceği şekilde çöker. Tabii Evanjeliklerin de onlardan aşağı kalır yanı yok. Evanjelikler daha da ilginç, onlardan daha da garip. Hayret yani bağnazlığın dünyayı bu kadar sarmış olması, koskoca insanların buna inanıyor olması. “Bin yıl bulutlarda yaşayacağız” diyor Evanjelikler. “Boru çalacak, bin yıl…” Koskoca adam, profesör, inanılır gibi değil. Mesela fosil getiriyorlar, alenen mesela 200 milyon yıllık, belli artık granite dönüşmüş, kaya haline gelmiş; “o, en fazla, en fazla 5 bin yıllıktır” diyor. Kardeşim, 5 bin yıl, insaf et. 5 bin yıl her şey duruyor; 5 bin yıl, 6 bin yıl. Karbon metoduyla, diğer metotlarla hemen anlaşılıyor. Bilimi de kökten reddediyorlar. Onun için çok ilginç bir durum var dünyada. Aslında bağnazlık dünyada muazzam yaygın, inanılır gibi değil. Ben kabus görüyorum gibi geliyor bana, çok acayip şaşırtıcı. Mesela “atların boynuna kan.” Zaten, hakikaten, o kadar böyle katliam bile yapsalar, atın boynuna kadar kan çıkmaz yani. O kadar kanı nereden bulacaksın?
OKTAR BABUNA:“Ölüleri gömmek yedi sene sürecek” diyorlar.
ADNAN OKTAR:Yedi sene de, mesela buna inanıyor, iman ediyor.
SUNUCU 2:İnsanların hepsini oraya yığsan zaten yine o kadar.
ADNAN OKTAR:Çok acayip bir şey, atın boynuna kadar kan ne demek? Bütün mezbahalar oraya çalışsa, geceli-gündüzlü, yine olmaz. Samimi inanıyor buna. Onu görmezse olmaz. Diyor ki; “atın boynuna kadar çıkacak, ben bunu göreceğim” diyor. İmanının gereği adamın. Şimdi atın boynuna kadar çıkarmak için, adam kesmeye uğraşacağı için düşün artık meydana gelecek olayları. Kesecek, kesecek kan akıp gidecek tabii, düz satıhta yayılacak. Yine kesecek yine düz satıhta yayılacak. Atın boynuna bir türlü gelmeyecek. O zaman gece-gündüz adam kesecek bunlar. Rezalet, Allah vermesin.
OKTAR BABUNA: Allah saklasın. Ama Allah razı olsun siz vesile oldunuz bunun deşifre olmasına ve engellenmesine Hocam. Yoksa nükleer savaş hazırlığı dediğiniz gibi 99’lara doğru…
ADNAN OKTAR: İran da bayağı kaşıyordu onları. İşte “İsrail’i yerle bir edeceğiz” dediler. O sözlerini geri aldırdım Ahmedinejad’a. Elçilik mensuplarını buraya çağırdım, eve çağırdım, onlarla konuştum. “Bu çok tehlikeli laf” dedim, “bu doğru değil, hadislere göre Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak, damla kan akıtmaz, uyuyan kişiyi de uyandırmaz. Medeniyet getirecek, güzellik getirecek, barış getirecek” dedim, uzun uzun anlattım. Allah’a şükür gitmiş anlatmışlar, o da tam anlamıyla dediklerimi, “televizyonun önüne çıksın” dedim , “basın toplantısı yapsın açıklasın bunu” dedim. Kelimesi kelimesine açıkladı basın toplantısında Ahmedinejad.
OKTAR BABUNA:Evet, Dünya basınına da açıkladı.
ADNAN OKTAR:Evet, ondan sonra ortalık yatıştı, bayağı yatıştı. Ama yine durup durup benzer, ona benzer bir şeyler söylüyor yani ona yakın, yine konuşmak lazım. Aslında şöyle bir toplu konuşulsa, bir araya gelinse konu kökünden hallolur. Mesela Evanjelikler de, Şii kardeşlerimiz de, hepsi bir araya gelinse, bunun gereksizliği, çünkü akılcı bakmak lazım; böyle bir olay, böyle bir hadise çok anormal bir hareket.
OKTAR BABUNA:“Türkiye Avrupa’nın sağlıklı adamı” diye haber var Hocam. “Batılı devletlerin çöküş döneminde Osmanlı'yı, "Avrupa'nın hasta adamı" olarak nitelemesine nazire gibi cevap, New York'tan geldi. Pazar günü Birleşmiş Milletler (BM) 65. Genel Kurul çalışmaları çerçevesinde New York'ta Ahmet Davutoğlu ile bir araya gelen Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Saud el- Faysal, "Türkiye, Avrupa'nın sağlıklı adamı" dedi.” Daha önce hasta adamı diyenler şimdi elhamdülillah Hocam, Türkiye’yi “Avrupa’nın sağlıklı adamı” diye konuşuyorlar.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, sağlıklı adam olmasının nedeni manevi yönü, manevi gücü, manevi coşkusu, heyecanı, aşkı, imanı, o. Yoksa bizim milletimiz fakir, gitsinler Anadolu’ya baksınlar yani, herkes fakir, öyle bir şey yok. Biz zengin bir millet değiliz, zengin değiliz, fakir insanız. Bu, gerçek bu. Ama biz halimizden memnunuz. İmanımız, mutluluğumuz, manevi değerlerimiz bizi mutlu ediyor. Biz lüks saraylarda, şunlarda bunlarda olsak bile eğer maneviyatımız yoksa, güzellikler yoksa, sevgi yoksa, kardeşlik yoksa bizim için hiç onların bir anlamı olmaz. Ama küçük bir odada bile olsa, küçük bir yerde olsa ama sevgi varsa o bizi mutlu eder, bu bizim için yeterlidir. Bu haberlerin tamamı Türkiye’nin manen güçlülüğüyle ilgilidir, maddi gücüyle ilgili değildir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Rus ordusunda din adamı dönemi” deniliyor Hocam. “Rus ordusunda reform sürecinde askerlerin morallerini en yüksek seviyede tutmak için din adamları resmen göreve başlıyor” diye bir haber var Hocam, inşaAllah. Burada oranları da yazmış Hocam ordudaki, Rus ordusunda. “İnananların üçte ikisi kendini inançlı olarak tanımlıyor. Bunların %83’ü kendisini Ortodoks Hıristiyan, %8’i Müslüman ve %9’u da diğer dinlere inandığını ifade ediyor” diyor. Üçte ikisi inanıyormuş Rus Ordusu’nun. Din adamları görevlendiriyorlarmış şimdi de, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Rusya tamamen dinsizdi, hiç olmazsa şimdi Ortodoksluğa dönüyorlar. Hiç yoktan, dinsiz olmalarındansa, Ortodoks olmaları çok çok iyi, inşaAllah. Ama Bediüzzaman; “onda da kalmayacaklar, Müslümanlığa dönecekler” diyor. Bediüzzaman’ın o sözü çok önemli, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz de Türk-İslam Birliği’nin içinde olacağını söylemiştiniz Hocam, Rusya’nın da, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Biz yıllardan beri Ruslarla iç içe yaşadık, çok benzer. Onlar da çok efendi insanlar, terbiyelidir, Osmanlı kişiliği onlarda da vardır. Öyle batının şımarıklığı, böyle cins hareketleri falan, hepsi değil de Batı’daki bir kısım şımarıklık onlarda yoktur, daha halim selimdirler Ruslar. Daha asil, daha saygıya hürmet eden, saygıya değer veren insanlardır. Bir de genel kültürden hoşlanır onlar; okurlar, müzik falan eğitimi, genel kültür, okuma, onlara önem verirler, öyle şeylere Ruslar. Ama biraz komünizm döneminde tabii çok soğuk bir kişilik geliştirmişlerdi, sonra bunu oturttular, daha iyi oldular, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Krizden resmen çıktık” diye bir haber var Hocam. Merkez Bankası Başkanı Yılmaz’dan açıklama, “Türkiye ikinci çeyrekte yüzde 10,3 büyümeyle kriz öncesi günlere dönüş yaptı” diyor.
Yine bir haber, “kriz bitti” diye, aynı, Merkez Bankası Başkanı’nın. “Ekonomideki kriz 2011’e kadar sürecek” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türkiye’de bitti. Dünyada tüm hızıyla devam ediyor ve edecek de. Türkiye’de zaten kriz olmadı ki bitsin yani. O anlamda bir kriz olmadı Türkiye’de.
OKTAR BABUNA: Bunu söylemiştiniz Hocam siz, 3 sene önce. “Türkiye krizden o kadar etkilenmeyecek” demiştiniz, “fazla etkilenmeyecek.” Tam dediğiniz gibi oldu Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Etkilenmeyince de bitmesi diye bir konu olmaz zaten, inşaAllah. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Keşmir’in sesini duyan yok” diyor haberde. “Hindistan ve Pakistan üstte tepişirken asıl olan altta ezilen Keşmirlilere oluyor. Bu çatışmanın Keşmir için bilânçosu çok ağır: 90 bin ölü, 45 bin yetim, 9 bin kayıp, 14 bin tutuklu ve 23 bin dul. Peki, Keşmir'in sesini kim duyacak?” diyor haberde Hocam.
ADNAN OKTAR: Yalnız üslup çok komik olmuş. Hindistan, Pakistan üstte tepişirken. Tepişme lafı çok komik. Çok garip, insanın gözünde garip bir şey canlanıyor. Şimdi Hindistan, Pakistan’ın tepişmesi o da planlı olay. Aslında Asya milletlerine değer vermiyorlar. Onları daha ikinci sınıf insan… Darwinist felsefeyle, Darwinist düşünceyle. Hinduları falan da aslında beğenmezler. İşin doğrusu oranın Hıristiyanlarını da beğenmezler, hiç beğenmezler yani. Irk olarak bakıyorlar, geri ırk olarak görüyorlar. Onlara karşı öfke var içlerinde, inşaAllah. Seni dinliyorum Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Kılıçdaroğlu “insanlarımız Nurcu da olabilir” demiş. “CHP Genel Başkanı: Cemaatlere saygılıyım, insanlarımız Nurcu da olabilir, Süleymancı da Fethullahçı da” diye bir açıklama yapmış Hocam, Kemal Kılıçdaroğlu.
ADNAN OKTAR: Kılıçdaroğlu çok güzel yani demokrat tavrı benim hoşuma gidiyor. Son zamanlarda halim selim. Boğazından atkıyı çıkarttığı iyi oldu. Kravat taktı. İstirham etmiştim. “Yapma, etme, olmuyor öyle” diye. Şimdi kravat takıyor; güzel, şimdi iyi oldu. Bir garip görünüyor, bir acayip görünüyor, ne gerek? İnşaAllah. Böyle daha temiz, daha klas görünüyor, inşaAllah.
Yalnız ben bu Deniz Baykal’a yapılan olayı bir türlü böyle vicdanen kabul edemiyorum, çok rahatsız oldum. Bir kere, ben zannettim ki direnecekler, yani “olur mu böyle şey?” diyecekler. Basının bunu sürmanşet yapacağı aklımın ucundan geçmezdi. İnanılır gibi değil, acayip şamata yaptılar, manşetten. Kardeşim, hiç haber yapma. Yani muhatap olmazsın konu biter, değil mi? Sonra CHP’li gençler gittiler Baykal’ın evinin oralarda bir çadır kurdular. Bilmiyorum meşru mu? Legalse eğer devam ettirin, çadır da kurun. Gençler, “biz asla bırakmayız seni” deyin. Pılı pırtıyı toplayıp, çekip gittiler. Bu ne demektir? Tek başına bıraktılar Baykal’ı. Yıllardan beri bu insan emek veriyor bu millete, devlete. Böyle mi olacaktı bunun sonu, böyle mi bitirilir bu, değil mi? Ne gerek kardeşim? “Bırakmıyoruz” dersiniz, “etkilenmiyoruz” dersiniz. Bir filme insan yenilir mi? Bir film yani bir dakikalık filme, flu böyle uydurma bir filme yenildiler. İnsan liderini bırakır mı?
OKTAR BABUNA: Bırakmaz Hocam.
ADNAN OKTAR: O zaman harcanmayacak adam kalmaz ki memlekette. Bir film hazırlat, çat indir adamı, bitti. Bütün verdiği emekleri bir nevi yakmış gibi oldular. Gayet güzel, kendini yetiştirmiş bir insan Deniz Baykal. Kültürlü, olgun, devlet terbiyesi almış, milliyetçi, aklı başında bir insan ve dindar, mukaddesatçıdır. Türkiye’nin bölünmesine karşı şiddetli tavır koyan, birleştirici bir insan. Ben de anlamıyorum yani, bir de bu çıktı. Mesela Erbakan Hocamızı bir kalemde harcamaya kalktılar; kükredik, “ayıp yapıyorsunuz” dedik, “yakışık kalmaz” dedik, “vicdanımızı rahatsız ettiniz” dedik, anladılar bunun ahlaken çirkin bir hareket olduğunu ve vazgeçtiler. Ama burada olay neticelenmiş oldu yani hiç yakışmadı. Bu şekilde olmaz. Bir filmle bu şekilde bir netice olmaz.
Ama Kılıçdaroğlu da iyi yani, bu üslubu güzel inşaAllah, daha da iyi olsun, inşaAllah. Daha milleti kucaklayan, daha kardeşlik havasına ağırlık veren bir üslup çok çok güzel olur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “PKK en büyük zararı Doğu’ya veriyor” diye haber var Hocam. Abdullah Gül Cumhurbaşkanımız; “Kuzey Irak’a yatırım yapan şirketler bile ‘terör var’ diye bölgeye gitmiyor. Sıkıntıyı da Kürt vatandaşlarımız çekiyor” demiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Güneydoğu dünyanın, bak iddialı da konuşuyorum, en efendi insanlarının olduğu, en nezih insanlarının olduğu yerlerdir. Peygamberler diyarıdır. Veliler, Peygamberler hep oradan çıkmıştır, oralardan çıkar, Peygamberler yurdudur. Metafizik bir yönü vardır oranın. Armegeddonu da onun için orada yapmak istiyorlar, Peygamberler yurdunu yok etmek orada. Şeytani plandır bu. Benim milletim böyle Peygamber terbiyesiyle yetişmiştir. Tüm Türkiye böyledir, her yer öyle bu yapıdadır. Fakat okullarda alenen ve açıkça diyalektik felsefe anlatılırsa, savunulursa devlet eliyle, materyalizm devlet diliyle açık açık savunulursa, Darwinizm devlet diliyle açık açık savunulursa, ben size söyleyeyim, bizim PKK’ya karşı yapabilecek pek bir şeyimiz olmaz. Çok çok zor olur. Çünkü konuşamıyoruz, oraya gidip tebliğ yapamıyoruz. Televizyon imkanımız da belirli, sınırlı. Gerçi şu an Güneydoğu’daki koç yiğitlerimize de bir yayınımız var ama o benim canlarımı ben tam anlamıyla kucaklamak isterim. Hepsiyle görüşmek, konuşmak isterim. Yani ben devletimden rica ediyorum, Allah rızası için; Darwinizmi kapsamlı anlatalım, Darwinizmin bilimsel, tamamen bilimsel cevabını da kapsamlı anlatalım. Diyalektik felsefeyi anlatalım, diyalektik felsefenin bilimsel cevabını da kapsamlı anlatalım. Kararı gençler kendileri versinler. Kaynak vererek, ikisinde de kaynak vererek anlatalım.
Mesela gerilla yöntemi ve gerilla yönteminin kalleşliğini de anlatmaları lazım. PKK’nın bizim askerlerimizle mücadelesinde avantajı var, bilinmiyor bu. “Nasıl oluyor da bizim askerimiz onları yenemiyor?” diyorlar. Gerilla savaşında, özellikle arazi gerilla savaşına uygunsa -ki komünist gerilla bunlar, terörist takımı- legal mücadele yani nizami birliklerle mücadele inanılmaz zordur. İllegal de yapmayacağına göre devlet, illegal bir mücadele yapmayacağına göre, dezavantajlı olmuş oluyor. Velev ki aynı şartlarda mücadele etseler bile, bilimsel yönden yenilmedikten sonra, asla ve asla yenemez. Bilimsel yönden yenmek çok önemli. Bilimsel yönden mağlup gibi bir görünüm oluşmuş oluyor. Kitaplarda sen onun felsefesini kabul edersen, inancını kabul edersen; devletin kitaplarında PKK’nın savunduğu Darwinizm ve materyalizm kabul edilirse, biz neyi anlatalım adamlara? Diyecek ki adam; “senin devletin zaten Darwinizmi, materyalizmi savunuyor. Sen ne konuşuyorsun?” deseler, biz ne diyeceğiz?
OKTAR BABUNA: Doğru Hocam, evet. Diyecek bir şey yok.
ADNAN OKTAR: “Devlet de bizimle aynı kafada” dese, ben diyeyim adama? Onun için bak diyorum, Allah rızası için anlatsınlar, bilimsel cevabını verelim. Molekülün yapısını, mesela protein molekülün yapısını koysunlar kitaplara, görelim. Bunda çekinecek ne var? Proteinin oluşma safhalarını çocuklara öğretsinler, tek bir proteini öğretsinler, bilmiyor çocuklar. Hangi safhalardan geçiyor bir öğretsinler ve bunun tesadüfen oluşma ihtimalini göstersinler. Tesadüfen oluşma ihtimali, diyorlar ki işte; “bir rakamının yanına 950 tane sıfır koyduğunda, o kadarda bir ihtimal.” Koç yiğit, canım ciğerim, 60 tane protein gerekiyor bir proteinin oluşması için, 60’ın üzerinde. 950 bin tane sıfır koysan yine oluşmaz. Hiç mümkünü yok yani. Bu bilimsel bir gerçek, söylesene bunu. Bak adama soruyor, Dawkins’e; adam yukarı bakıyor, “uzaylılar yapmıştır” diyor. “Başka açıklaması yok” diyor. Bunu gençlik biliyor mu? Bilmiyor. Güneydoğulu gençlere sorsan, “çamurlu sularda protein tek başına çok rahat oluşur, kendiliğinden oluşur, tesadüfen oluşur” diyorlar. Gözlerime inanamıyorum, hangi kitabı açsam Darwinizmi anlatıyor. Biyolojiye bakıyorum Darwinizm, tarih darwinizm; felsefe, sosyoloji Darwinizm, hepsinde Darwinizm anlatılıyor. Öbür kitaplarda da ara ara yerlerde Darwinizm anlatılıyor. Yardımcı ders kitapları var, tavsiye edilen; orada da Darwinizm anlatılıyor, materyalizm anlatılıyor. Kardeşim, şimdi biz gitsek anlatsak Güneydoğu’da; “sen ne anlatıyorsun?” diyecek, alacak devletin kitabını önüme koyacak. Ben ne diyeyim? Derim diyeceğimi de ayrı mesele, diyorum zaten. Ama bu konuyu yok hükmünde görmek çözüm değildir.
Mesela bak dini de yok hükmünde görüyordu bir kısım siyasiler, baktılar ki öyle yok hükmünde görülecek gibi değil. Kardeşim, sen ne konuşuyorsun? Milletin çimentosu din. Din gitti mi Türkiye paramparça olur. Bak, Atatürk diyor, rahmetli; “dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur” diyor Atatürk. Bak, “dinsiz milletlerin devamına imkan yok.” “Paramparça olurlar” diyor. Aynı zamanda ilmi açıdan sosyolojik bir gerçektir din. Milleti millet yapan ana unsurdur. Millet olmaz yoksa, parçalanır. Peki, biz o zaman ne yapacağız. Bize bilimsel çalışma imkanı göstermeleri ve tanımaları gerekiyor. Her şeyi anlatsınlar biz bilginin akışına engel değiliz ki, ben zaten istiyorum. Marks’ı, Lenin’i, hepsini anlatsınlar. Bilmemeleri çok acayip. Çünkü gidip onlardan öğreneceğine bizden öğrensinler Marksizmi, Leninizmi. Faşizmi de biz öğretelim, değil mi? Mesela gerilla liderlerini, şunu bunu, hepsini biz öğretelim. Dini de biz öğretelim; Hıristiyanlığı, Museviliği, İslamiyet’i, Şiilik, Alevilik, Bektaşilik. Yanlış biliniyor mesela Alevilik, Bektaşilik. Adam Alevi, Bektaşi düşmanı oluyor bu sefer. Sevgi insanlarını, muhabbet insanlarını bambaşka şekilde, kara propagandayla bambaşka gösteriyorlar. Biz çocukluğumuzda duyardık, abuk sabuk şeyler duyardık Alevilerle ilgili, küçüklüğümüzde. Sonra baktım sevgi insanları, muhabbet insanları, gönül insanları. Bambaşka tanıtılıyor. Bunlar anlatılsın, değil mi? Bektaşi şiirleri tanıtılsın gençlere, öğretilsin yani Bektaşilere karşı sevgi, Alevilere karşı sevgi; Şiilere, Vehabilere karşı sevgi, değil mi? Biz mesela Sünniyiz, ‘Sünnilik nedir?’ bunun hakkında bilgi verilsin. Müthiş genel kültüre sahip olsun gençler ve sevgi öğretilsin. Gençliğe sevgi öğretilsin. Anti-sevgi politika izleniyor. Televizyona çıkıyorlar, kemik gibi suratlar. Acayip soğuk, acayip kavgacı ve ters yani garip. Sevginin ‘s’si yok. Sevgi hayatın gerçeğidir, aşk hayatın gerçeğidir, tutku hayatın gerçeğidir. Allah’ın yarattığı en büyük nimetlerdendir sevgi, Allah için sevmek. Sevginin ‘s’sini göstermiyorlar. Açıyorum, orada göremiyorum; açıyorum, orada göremiyorum. Var, olan yerler var ama çok nadir, az. Sokağa çıkıyoruz, sevgi yok; çarşıya gidiyoruz, sevgi yok; mağazaya giriyoruz, sevgi yok. Mesela mağazaya giriyorum, genç kızlar, yazık çocuklar orada tezgahtarlık yapıyorlar. Acayip yıldırmışlar, çocukların yüzünden düşen bin parça. Önüne gelen kafa tutuyor, tersliyorlar, “bu kadar pahalı satılır mı bu?” Sanki zammı yapan oymuş, onun malıymış gibi. Orada tezgahtar o garibim, ne yapsın? “Niye çürüğünü verdin?” Bilmem ne, götürüyor geri döküyor paketi falan. Akşama kadar belanın içinde oluyorlar. Sevgisizlikten artık yılmışlar. Her geleni böyle -hepsi için demeyeyim de, bir kısmı için diyorum- sanki dövmeye geliyormuşsun gibi çekiniyor çocuklar. Kardeşim, hürmetle, sevgiyle karşılasana çocukları, gönüllerini al. 3-5 metre kare yerde bütün hayatları, ömürleri geçiyor yazık değil mi onlara? Gönlünü al, iltifat et, ayıptır hakikaten bir hata yapsa bile yüzüne vurulmaz. Sen yüzüne vuruyorsun, geliyor öbürü yüzüne vuruyor, ne olur onun beyni, o ruhu onun, değil mi? Mahvolur yani. Her yerde sevginin üzerinde durulması lazım. Sevgi devlet politikası haline getirilmesi lazım. Devletin bunun üzerinde çok durması lazım, sevginin. İnsanların birbirini sevmesi, çocukları sevmek, kuşları sevmek, böcekleri sevmek, güzel olanları sevmek, estetiği sevmek, güzel sesi sevmek, güzel konuşmayı sevmek, güzel olan her şeyi sevmek ve çok anlayışlı olmak, herkesin birbirine çok anlayışlı olması. Kardeşim insan mesela sokağa çıkar; selam verecek, gönül alacak arkadaşlar ister. Baktı mı aşina gözler ister insan. Böyle sevgiyle karşılanacak gittiğinde, her yerde. Sokağa çıkmak bir eğlence, bir zevk olur o zaman. Sokağa çıktığında abuk suratlar göreceksen, kimse birbirinin yüzüne bakmıyorsa, kimse kimseye selam vermiyorsa, herkesin kafası yerde gidiyorsa, bu nedir korku filmi gibi? Ki dünyanın en iyisi yine bizim milletimiz. Sevgiyi en iyi yaşayan mesela Anadolu’ya git öyledir; çok sevgi doludur kasabalar, köyler falan, her yerde sevgi vardır. Ama sevginin olmadığı yerler de var. Bunun üzerinde durmak lazım, inşaAllah. Seni dinliyorum Oktar.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Dün yine terörden bahsettiniz Hocam, onunla ilgili çok önemli bir şey daha söylemiştiniz. “Güneydoğu’yu Armegeddon Savaşı’nın yapılacağı bölge olarak düşünüyorlar” demiştiniz. “O nedenle bir an önce koparılması gerekiyor ki Armegeddon çıksın. Oradaki halkı kendi kafalarına göre komünist olarak gösterecekler, sonra da ezecekler” demiştiniz Hocam. “Kendi milletlerini de diyecekler ki bak burada komünistler var, Yecüc-Mecüc de çıktı. Allah’ın emrini yerine getiriyoruz diyerek, bu mantıkla oluk gibi kan akıtacak, ne kadar Kürt kardeşimiz varsa kökten ortadan kaldırmak, buldozer gibi ezmek, sel gibi kan akıtmak, ta aşağı kadar yapmak istedikleri bu” demiştiniz Hocam dün, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak Amerika için Allah vermesin mesela Güneydoğu’da bir Kürt devleti olsa bak hiç abartmıyorum en fazla birkaç günde yerle bir ederler. En fazla üç gün sürer. Taş taş üstünde bırakmazlar, gayet de kolay olur, hiç zayiat da vermezler. Hava bombardımanıyla dağı taşı dümdüz ederler. Onun gerekçesiyle çıkar adam; “Stalinist, komünist bir kitle var burada. Ben hürriyetçiyim, hürriyeti savunan adamım. Bunlar da anarşist, terörist zaten.” Tescilli terörist, değil mi? PKK zaten terörist olarak tescil edilmiş durumda. “Teröristler de zaten bu ülkeyi zapt ettiğine göre biz burayı kurtaracağız arkadaşım” der. Bu kadar. “Türkiye’nin de artık bir hak iddiası olamaz” der. “Biz kurtaracağız, kurtardıktan sonra da kontrolü bizde olacak tabii ki” diyecektir. İsrail’i getirecek, “siz burada durun” diyecek. Çünkü Armegeddon için o gariplerimi de hazırlıyorlar, besliyorlar onları, hazırlıyorlar kesmek için. Diyorlar ki; “Amerika’ya Museviler hakim.” Öyle bir şey yok. Evanjelikler Musevilere hakim. Tamamen avuçlarının içinde, iki dudaklarının arasında, İsrail’i isteseler bir günde bitirirler. Bir günde bitirirler yani. Çok rahat, İran’la da savaştırabilirler, kendileri de bir anda müdahale edebilirler. Onları doğramak için hazırlıyorlar o gariplerimi. Ben onun için var gücümle onları kurtarmaya çalışıyorum. Peygamber neslidir onlar. Hz. Musa (a.s.)’nın evlatları, Hz. İbrahim (a.s.)’in evlatları; Yakup (a.s.)’un, Yusuf (a.s.)’un evlatları. Şeytan onları kökten kazıyacak bir sistem hazırlıyor. Bunu da evanjeliklere yaptırmak istiyor. Evanjelikler zaten diyorlar; “144 bin Yahudi kalacak” diyorlar, yani “tamamı yok olacak” diyor adamlar. Bu ne demektir? Milyonlarca Yahudi katledilecek demektir, onun hazırlığını yapıyorlar ve adamları orada besliyorlar şu an. İsrail besi çiftliği gibi, katledilecek gariplerimin, insanların beslendiği yerdir orası. Bir de “nüfusunuzu çoğaltın biraz, artsın nüfusunuz, az nüfusunuz” diyorlar. Kanın çok olması için adamın çok olması gerekiyor. Az adamın kanı da at boynuna yetmeyeceği için. Anlaşıldı mı? Olay bu. Bunu anlamayanlar da bunu körükleyen bir sistem içerisine giriyorlar. Ama Mehdiyet ve Hz. İsa Mesih (a.s)’in gayretleri bunu durduracaktır. Normalde ben size söyleyeyim, 99’da bu iş bitecekti, 1999’du planlanan tarih. 1999 zaten onlar için kutsal bir rakamdır. Yani önemli bir tarih 1999. Ama yapamadılar, niye yapamadıklarını ben sonra anlatacağım, ileriki yıllarda anlatacağım, inşaAllah. Yapamayacaklar da, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Ahir Zamandaki hadislerde Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, biraz önce sevgi ve dostluğun azaldığını, yok olduğunu söylemiştiniz. Peygamberimizin (s.a.v.) de hadisi var, okuyayım Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söyle buyuruyor; “Kişinin yalnızca tanıdıklarına selam vermesi Kıyamet alametlerindendir.”(Ramuz-El Ehadis)
“Kalpler birbirine yabancı olmadan sözler birbirinden ayrılmadan, ana baba bir, kardeşler farklı dinlerden olmadan Kıyamet kopmaz.” Deylemi’den Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak, aynısı oldu. Bir daha oku hadisi.
OKTAR BABUNA:“Kişinin yalnızca tanıdıklarına selam vermesi Kıyamet alametlerindendir.”
“Kalpler birbirine yabancı olmadan sözler birbirinden ayrılmadan, ana baba bir, kardeşler farklı dinlerden olmadan Kıyamet kopmaz” diyor.
ADNAN OKTAR:Tabii, bir kardeş dinsiz, bir kardeş dindar; biri münafık, biri Müslüman. Sokağa çıkıyor adam, bir saat geçiyor, bir buçuk saat geçiyor, bir buçuk saat sonunda bir kişiye rastladığında selam verebiliyor, “selam,” “aleyküm selam” diyor, onun dışında selam yok. Bu da Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerindendir, inşaAllah. Bunun tahakkuk etmesi de çok büyük bir mucizedir. Çünkü daha önce yoktu böyle bir şey, mesela 1900’lerde böyle bir şey yoktu. İstanbul’da dışarı çıkanlar, mesela Sarıyer’de bir adam dışarı çıktı mı, herkes birbirine selam veriyor. Galata’da insan karşılaştı mı, herkes birbirine selam veriyor. Balat’ta selam veriyor, Erenköy’de selam veriyor, herkes birbirine selam veriyor, sevgiyle. Tanıyorlar herkes birbirini, ama şu an böyle değil, nadir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi (a.s.), Altınçağ’da da tam dediğiniz gibi olacağını tarif etmiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, münafık konusu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aferin, iyi iyi güzel. Tamam anlat, ne anlatacaksın?
OKTAR BABUNA:Münafıkların lanetlenmesi var Kuran’da, bir de Peygamberimiz (s.a.v.)’e eziyetleri var Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Anlat dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım, “Gerçek şu ki, Allah'a ve elçisine eziyet edenler; Allah, onlara dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için aşağılatıcı bir azap hazırlanmıştır” diyor Allah, inşaAllah. (Ahzab Suresi, 57)
ADNAN OKTAR:Şimdi “korku gittiğinde” diyor ayet veya “eziyet edenler.” Eziyet etmeye tevessül ediyor, güya eziyet ediyor. Peygamberimiz (s.a.v.) onları ne dinler yani. Münafık Peygamber (s.a.v.)’in şevkini arttırır. Ama mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mutluluğunu, gücünü ve neşesini kıskanıyorlar, evliliklerini kıskanıyorlar. Daha hala münafıklar onun acısını yaşarlar. Diyorum; kafir sitelerine, ateist sitelere bakın, dinsiz sitelere bakın, münafık sitelerine bakın; gece gündüz Peygamberimiz (s.a.v.)’in evlilikleri, hanımlara olan sevgisi, hanımlara olan arzusu bu konuşulur. O ona cevap verir, o ona cevap verir, konu bunun üzerinde döner. Cenab-ı Allah da onları iyice kızdırmak için, geçenlerde okudum ayette, uzun uzun liste veriyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e kızıyor. Bakın, en kızdıkları ne biliyor musunuz? Bunlarla ilgili özel açıklamalar var. “Kadınların kendisini hibe etmesi.” Münafıklar buna illet olmuşlar böyle acayip. O devirden rivayetler var, o devirden, tarih anlatıyor. “bu nereden çıktı?” diyor, hibe. “Kadın kendini hibe mi edermiş? diyor. Sana ne? Kadın aşkla seviyor, annemiz. Sen onun hürriyetini mi engelleyeceksin? Ne güzel. “Ben sana aşığım Ya Resulullah” diyor, “bütün ömrümü seninle geçirmek istiyorum, hiçbir şey de istemiyorum, kendimi sana hibe ettim; ister al, ister alma” diyor. “Hibe ediyorum kendimi” diyor. Bu hibeye o zaman itiraz ediyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in halasının kızları, teyzesinin kızlarıyla da evlenmesine de, ona da itiraz ediyorlar. Allah diyor ki, bir tanesiyle evleniyor, “hepsiyle evlen” diyor, “hepsiyle evleneceksin” diyor. “Teyzenin kızları, halanın kızları, dayının kızları, hepsiyle evleneceksin” diyor. “Kendini hibe eden kadınlar, onları da al” diyor Allah. “Cariye olarak aldıkların, onları da alacaksın” diyor. “Nikah olarak aldıkların, onları da alacaksın” diyor, “hepsi sana helal” diyor. “Ama teyzenin kızları, halanın kızları sadece sana mahsus olmak üzere helal kılıyorum” diyor Allah. Münafıklar kuduruyor, kuduruyorlar. Diyorlar ki; “bu nasıl Peygamber böyle, kadına karşı bu kadar arzulu, kadınlara karşı bu kadar istekli? Nasıl Peygamber?” diyorlar. Tam mükemmel Peygamber de onun için, hakiki Peygamber de onun için. Gerçek Peygamber alameti. Aşktan coşar Peygamberler, böyledir. Cennette devamı geliyor. Allah aşkının o bir tezahürüdür. Aşkı anlamadıkları için hayret ediyorlar Peygamber (s.a.v.)’e. Halbuki Peygamber (s.a.v.) aşk için, Allah aşkı için, tutkudan evleniyor. Bir kısmı da utanıyor dindarların, bunu tevil etmeye çalışıyorlar. Yok, “hanımları çok ihtiyardı, alildi, perişandı, acıdığından aldı.” Tamam, yaşlı hanımları vardı da, on sekiz yaşında hanım gidip evleniyordu, on sekiz yaşında Peygamberimiz (s.a.v.)’le evlenen hanımlar. Altmış yaşındaydı Peygamberimiz (s.a.v.), on sekiz yaşında evlenen hanımlar. Niye dilinizi eğip büküyorsunuz? Size oldu mu oluyor. Acayip illet oluyorum ben bu tiplere. Böyle kıl kıl şey tipler; onlar evlenecek, onların hoşuna gidecek, karısını alacak Yalova’ya gidecek, bilmem ne, orada tefle darbukayla eğlenecek. Peygamber (s.a.v.) oldu mu, “o Peygamber, olur mu ya?” Ne yapması gerekiyor? “Evde oturacak.” Sen, sende nasıl oluyor? “Niçin Peygamber (s.a.v.) pazarlarda geziyor?” diyor. Nerede gezsin peki? Ne demek yani ‘pazarlarda geziyor’? “Ve yemek yiyor” diyorlar. Aslında Kuran’ın nezaketidir o. Demek istediği o, “cinselliğe nasıl giriyor” diyorlar, Peygamber (s.a.v.). “Böyle bir şey yapmaması gerekir” diyorlar. “Kadınlara karşı böyle bir isteği olmaması gerekir” diyorlar. Zaten diğer hadislerde bu çok açık. Gelen ayetler zaten bunlara hep cevap verecek mahiyette, bunları kızdıracak mahiyette. Cenab-ı Allah da ona bol bol lütuf vermiş, ihsan etmiş, inşaAllah. İlk başta hakikaten öyle, Hz. Hatice ile evliydi Peygamberimiz (s.a.v.) uzun yıllar. İstese yapmaz, yapmıyor. Ama Allah “yapacaksın” diyor, inşaAllah. Çünkü “içinde var” diyor Peygamber (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah. Mesela Hz. Zeynep annemizde, “Allah senin kalbini biliyor” diyor, “istediğini de biliyor” diyor Allah. “İnsanlardan utanıyorsun, gizliyorsun” diyor Allah. “Ben de açığa çıkarıyorum” diyor Allah. “Onu alacaksın” diyor Allah. En sevdiği annelerimizdendir. Helal olsun benim güzel Peygamberim (s.a.v.)’e, yakışıklı Peygamberim (s.a.v.)’e, aslanlar aslanı Peygamberim (s.a.v.)’e, inşaAllah. Mübarek dedeme yani inşaAllah. Yemek yemeyecek, çarşıda gezmeyecek, kadınlardan hoşlanmayacak, gülmeyecek, kardeşim delirdiniz mi siz? Peki, Cennette ne yapacak Peygamberimiz (s.a.v.)? Bak onlara söyleyeyim; binlerce, on binlerce huriyle beraber olacak, hanımlarıyla beraber olacak ve binlerce vücudu olacak Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Cennet sofralarında yemek yiyecek. Yiyecek değil, yiyor şu an, yiyor, şu an Cennette. Helal olsun; binlerce, milyonlarca, sonsuz kere helal olsun. En güzel müzikleri, Cennet müziklerini dinleyecek. Özgürce Cennet çarşılarında gezecek ve geziyor, siz de çatlayın hasetinizden, inşaAllah. Bunlar hep gizlenen, el altında gezen konuşmalar, bunları konuşamıyorlar. Ama ben konuşurum, benim öyle bir şeyim yok. Hayret, Müslüman’ım diye utanıyor, Peygamber (s.a.v.)’in kadınlara olan isteğinden utanıyor, ağzına alamıyor. Peki sen nasıl evleniyorsun, sen niye yapıyorsun o zaman? Senin ne özelliğin var da sen bunu hak ediyorsun da; benim güzeller güzeli, nurlu Peygamberim (s.a.v.) hak etmiyor? Senin ne özelliğin var? Bir de ayrıca kıl herifler, bir karıları daha oluyor ayrıca; biri Beyazıt’ta biri bilmem nerde falan. Peygamberimiz (s.a.v.)’e hepsi aşık hanımlarının, sevgiyle karşılıyor, bağırlarına basıyorlar, sana ne değil mi, sana ne? Gözleri yaşarıyor, gördü mü Peygamberimiz (s.a.v.)’i, sevgiden. Simsiyahtı gözleri, omuzlar geniş, acayip yakışıklı Peygamberimiz (s.a.v.). Kahredici güce sahipti, yenmediği kimse yoktu. Ağır siklet pehlivanını getirdiler, başpehlivanı, adamı tuttuğu gibi oturtturdu. Adam diyor ki; “boş bulundum, düştüm” falan dedi, “tamam gel yine” dediler; bir daha aldı, bir daha çarptı adamı. “Ben iman edeceğim, eğer beni yenersen” dedi. Akıl almaz güçlüydü, helal olsun, inşaAllah. Utanıyorlar, bunu da söylemeye de utanıyorlar, gücünü söylemeye de utanıyorlar, niye utanıyorsunuz? Hz. Hasan (r.a.)’la, Hüseyin (r.a.)’le kovalamaca oynuyor, torunlarıyla; sevgisi var. Hasan kaçıyor, Peygamberimiz (s.a.v.) kovalıyor, o onu kovalıyor. Sevinç içinde. Hanımlarıyla kovalamaca oynuyor Peygamberimiz (s.a.v.). Mütevazı, neşeli, hoş bir insandı Peygamberimiz (s.a.v.). Bunlar kazık yutmuş deve gibi, adamın dönüşü bile bir dert, torunuyla bu böyle neşelenecek, öyle mi? Hz. Hasan (r.a.)’ı mesela tutuyor Peygamberimiz (s.a.v.) havaya kaldırıyor sık sık, severken. O da geliyor dedesinin başının üstüne çıkıyor namazda. Dedesinin gelip üzerinde oturuyormuş Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Peygamber (s.a.v.) de secdede bekliyor onu, kafasından kalkacak ki secdeden kalkacak. Hatta sahabeler; “ne oldu acaba, bir şey mi oldu? Bir bakalım” diye, namazda başını kaldırıyor, bir de bakıyorlar ki oturuyor başında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Ellemiyor bak çocuklara bu kadar nezaketli. Kendisi kalksın diye bekliyor. Rencide olmasın diye. Namazda olduğu halde. Şimdi olsa, camide çocukların ağzını burnunu kırmaya kalkarlar. Bir kısım cins tipler, bazı kişiler yani. Her yerde böyle latifeler, şakalar, sevinç ve neşe. Her geldiği meclis iç açıcıydı. Hanımları Peygamberimiz (s.a.v.)’i gördü mü gözleri pırıl pırıl parlıyordu. Büyük bir sevinçle, sevgiyle seviyorlardı. Küçücük yaşlarında evlendiler. Helal olsun annelerime, 18 yaşında. 60 yaşında Peygamber (s.a.v.). Öyle ağırlarına gidiyor ki bir türlü söyleyemiyorlar. Ben söylüyorum işte. Bir tane, iki tane, beş tane değil yani, çok fazla hanımı vardı, çok fazla da cariyesi vardır. Ruhu aşkla dolu, Allah aşkını tatmin ediyor. Allah aşkına doyumsuzluktan kaynaklanıyor.
SUNUCU 1:Kısa bir reklam aramızın ardından tekrar sizlerle birlikte olacağız. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Oktarım.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, emredin.
Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Ahir zamanda bazı din adamlarının ve Müslümanların içinde bulunacağı durumu Peygamberimiz (s.a.v.) haber veriyor hadislerinde.
“Ümmetimin son zamanlarında, mescitlerini süsleyip, kalplerini harap bırakan, elbisesini sakınıp koruduğu kadar, dinini sakınıp korumayan, dünya işlerinin yolunda gitmesi uğrunda, dinini vasıta yapmaya aldırış etmeyen bir takım insanlar türeyecektir.” (Hakim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler)
“İnsanlara bir zaman gelir ki camiilerinde toplanıp, namaz kılarlar. Fakat aralarında mümin bulunmaz.” (Hakim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler)
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, biraz açıkla.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.), Ahir zamanda bazı sözde alimlerin çıkacağını, Müslümanların içinde bulunacağı durumu, “öyle dine önem vermeyecekler ki” diyor. Ama dünya hayatına önem verecekler. Dine önem vermeyecekler. Hatta “camilerde toplanıp namaz kılan bir takım insanlar arasında hiç mümin bulunmayacak” diye tarif ediyor Hocam.
Bir hadis daha var Hocam. “Hadislerin içinde fıskı fücur ehlinin (Allah’a isyan içinde olanların, günah işleyenlerin) seslerinin yükselmesi, dinen yasak olan şeyleri işleyenlerin, dinin emrettiklerini yerine getiren samimi müminler üzerine, galip olup onlara tahakküm etmeleridir” diye buyurdu. Burada da Hocam, dinsizlerin çok fazla olacağı, samimi Müslümanlar, müminler üzerine, “onlara tahakküm edeceğini” bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v.), Ahir zamanda.
ADNAN OKTAR:Yavaş yavaş, anlatarak oku.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Mescitleri içinde fıskı fücur ehlinin, (Allah’a isyan içinde olanların, günah işleyenlerin) seslerinin yükselmesi,” hakim duruma geçmeleri, “dinen yasak olan şeyleri işleyenlerin,” dine uymayanların, iman etmeyenlerin, “dinin emrettiklerini yerine getiren samimi müminler üzerine,” samimi Müslümanlar üzerine, “galip olup onlara tahakküm etmeleridir.” Yani iman etmeyenlerin hakim olmaları, samimi Müslümanların da üzerinde baskı kurulacağı bir dönemin olacağına işaret ediyor. Tam Ahir zamanda gerçekleşen bir dönemi işaret ediyor Peygamberimiz (s.a.v.) o dönemde, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktarım, Mehdi (a.s.)’nin alametlerini Peygamberimiz (s.a.v.), benim güzel Peygamberim (s.a.v.) detay detay anlatmış. Ahir zamanda Müslümanların bir kısmı, Peygamberimiz (s.a.v.)’in aleni ve açık mucizelerini, hayret edilecek mucizelerini duymak ve görmek istemiyorlar. Bu nasıl Peygamber sevgisi? Madem Peygamberimiz (s.a.v.)’i seviyorsunuz, madem ona hayransınız, madem mucizelerinden zevk alıyorsunuz, madem mucizelerini anlatıyorsunuz; bakın gözle görülen, elle tutulan mucizeler meydana geldi. Bu mucizelerden neden kaçınıyorsunuz siz? Ağzınıza dahi almak istemiyorsunuz. Nedir zorunuz? Bakın 1400 sene önce Peygamber (s.a.v.) olacak olan olayları bildiriyor ve aynısıyla oluyor. Mesela, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “1400 sene sonra İstanbul’da şöyle bir olacak” diyor. Aynısı oluyor. “Fırat’ın suyu kesilecek” diyor, aynısıyla oluyor. Kardeşim, Peygamber (s.a.v.)’in mucizesini nasıl ört bas edersiniz siz? Niye anlatmak istemiyorsunuz? Peygamber (s.a.v.)’i anlatırken, coşkuyla anlatıyorsunuz, gözyaşı döküyorsunuz, gözyaşıyla anlatıyorsunuz. Madem o kadar seviyorsun, o kadar coşkuyla seviyorsun, ne kaybedersin mucizesini anlatsan? Genel mucizelerini anlat kardeşim, genel. Diyor ki mesela; “Ahir zamanda selam kesilir, Mehdi (a.s.) devrinde” diyor. Bunu da söyleyemiyorsunuz. İttihad-ı İslam, İslam Birliği Allah’ın emri, farz. Bunu söyleyemiyorsun, yani ne olur? Sen yapmasan da, illa yapmayabilirsin de, Allah günahını affetsin. Yani bir kere de ki, çık bağırarak; “Ben ittihad-ı İslam’ istiyorum” de, bir kere, hayatında. Hayatında bir kere “İttihad-ı İslam’ı istiyorum” diyemiyor adam. Bakın köşe yazısı yazıyor, uzun uzun destan gibi, aylarca. Kardeşim bir kere de ki; “Müslümanlar birleşsin” de. Bir kelime bak, “Müslümanlar birleşsin.” Şunu söyle. Diyemiyorlar. Uzun uzun sahabe dönemini anlatıyor. Peygamber (s.a.v.)’i övüyor, her şeyi anlatıyor ama bunu söyleyemiyor. İttihad-ı İslam’dan bahsedilmemesi bir hastalık, Türk-İslam Birliği’ni söylememeleri bir hastalık, Mehdi (a.s.)’nin alametlerini söylememeleri bir hastalık, Mehdi (a.s.)’den korkmak bir anormallik, İsa (a.s.)’nın inişinden korkmak bir anormallik, örtbas etmek bir anormallik. Aleni, açık ifadeleri yalan söyleyerek bütün milletin gözünün içine bakarak, sahtekarca yalan söyleyip örtbas etmek, ayrı bir anormalliktir. Ahir Zaman çok şiddetli ve çok şaşırtıcı, hayret verici Ahir Zaman.
OKTAR BABUNA: Bunu da söylemiştiniz Hocam, şöyle söylemiştiniz siz geçen akşam; “Ahir Zamanda iyiler kötü, kötüler iyi bilinir” demiştiniz. Bu konuyla da ilgili Peygamberimiz (s.a.v.)'in hadisi var Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah; ”Yalancının doğrulanması, doğrunun yalanlanması Kıyamet alametlerindendir.” (Kıyamet Alametleri, s.137) Yani yalancı doğru, doğru olanın da yalancı kabul edileceği şeklinde. “Yalancı, doğru kabul edilecek ve doğru söyleyen ise, tekzib edilecektir. Haine güvenilecek ve güvenilir olana ise, hain muamelesi yapılacaktır. İşte o zaman yalan yaygınlaşacak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). (Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar; Beklenen Mehdi)
ADNAN OKTAR: Cübbeli mesela yine “Mehdi (a.s.) 570 sene sonra gelecek” dedi ama yine de “Mehdi (a.s.) gelecek” dedi yani. 570 sene de olsa, bunu da dese, ben buna da razıyım. Hiç olmazsa Mehdi (a.s.)’den bahsediyor adam, değil mi? 570 sene sonra. Onun derdi de kendi zamanında çıkmaması.
ADNAN OKTAR: Ama demiştiniz; “570 yetmiş sene sonra da görse, yine beşyüz yetmiş sene sonraya atar.)
ADNAN OKTAR: Yine inanmaz. 570 sene sonra, bir 570 sene daha ileriye atar, kabul etmez. Çünkü o zaman Cübbeli olamayacak ki o. O tahtı ne olacak, o portakal sandığından yaptığı tahtı? O maytaplar falan? Kafasından konfeti değil başka şey yağar o zaman. Sularlar herhalde böyle fıskiyeyle. Kendi şöhretine zarar vereceği için, kendi topluluklarına zarar verecği için, kendi holdinglerine zarar vereceği düşüncesiyle Mehdi (a.s.)’yi epey bir Müslüman istemiyor. Hz. İsa (a.s.)’nın inişini de epey bir Müslüman istemiyor. Çünkü adamın holdingi var, şimdi holdingin patronu kim? Mehdi (a.s.) gelirse ne olur şimdi? Şirkete bir şey olursanın derdine düşüyor. Veyahut bir grubu var veya bir başı var, şimdi ona mı saygı duysun, Mehdi (a.s.)’ye mi saygı duysun daha çok, ona mı bağlansın? Şimdi asıl o olduğu için, “aman Mehdi (a.s.) gelmesin, böyle güzel” diyor. ‘Az olsun, benim olsun’ kafasından kaynaklanıyor. İsa (a.s.)’ı hiç istemiyor, hiç gelsin istemiyor. Ama Kuran okurken ağlayarak okuyor. Mesela Arapçası okunuyor, gözyaşı döküyor. Orada İsa (a.s.)’nın ineceği anlatılıyor, Kuran ayeti, gözyaşları içinde dinliyor. “Anlamı bu, İsa (a.s.)’nın inişi” diyorsun, kabul etmiyor. Müslüman kardeşlerimiz sürekli bunun üzerinde dursunlar, yani İttihad-ı İslam’dan niye bahsetmiyorsunuz? Mehdi (a.s.)’den niye bahsetmiyorsunuz? Ahir Zaman’dan niye bahsetmiyorsunuz? Bu paniğin sebebi ne ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in alametlerini niye anlatmıyorsunuz? Kardeşim Mehdi (a.s.)’nin alametlerini, çıkış alametlerini say, çıkmadı diyorsan o ayrı mesele bak. Say alametleri. Mesela bak, Cübbeli sayıyor, diyor ki; “bir kuyruklu yıldız çıkacak” diyor. Tabii onu gizleyememiş, birçoğunu gizlemiş bunu gizleyememiş. Kuyruklu yıldız çıkacak. “Kuyruklu yıldız çıkışı nasıl oluyor, Cübbeli?” desinler, Allah Allah. Bir tane tarihten bize örnek ver, nasıl çıktığını bir görelim, değil mi? Kuyruklu yıldız, ben merak ediyorum, öğrenmek istiyorum, insanın hakkı değil mi? Diyecek, “işte bak, yakında Lulin çıktı ya, onun gibi oluyor” diyecek. Demesi lazım şimdi, yakında Lulin çıktı, iki uçlu, Peygamberimiz (s.a.v.)'in dediği ikİ uçlu. İmam-ı Rabbani de “iki uçlu” diyor. Diğer kuyruklu yıldızların ters istikametinde gidiyor ve çok parlak, tam dediği gibi İmam-ı Rabbani’nin. “İmam-ı Rabbani’nin dediğine ne kadar benziyor” demekte ne suç var? “Bu değil” de, “kastedilen kuyruklu yıldız bu değil” de, “ama benzeri çıktı” de. “Kastedilen bu değil” dersin, bunu da diyemiyor, çünkü nasıl desin? Çünkü binlerce sene sonra gelmesi gerekiyor Lulin kuyruklu yıldızının, “570 sene sonra” diyor Hoca, yine yetmiyor, yine son gelişi, belli ki bu. Başka da kuyruklu yıldız gelecek gibi görünmüyor. Böyle köşeye sıkıştırarak tam açmaza soksunlar, bayağı eğlenceli bir durum var. Bizim milletimizin zekasıyla bir kısım insanlar alay ediyor gibi, aklıyla alay ediyorlar gibi. Yani çocuk kandırır gibi bizi kandırmaya çalışıyorlar, bir kısım zevat. Kardeşim, şimdi böyle zekice yalanlara bir insanın kanması yine bir derece olabilir, insanlık hali. Ama aptalca ve ahmakça yalanlara biz kanmayız. Yapmayın, etmeyin. Alenen ve açıkça yalana biz nasıl inanalım, ama cahilliğinden söyleyenleri tenzih ediyorum. Yahut Bediüzzaman’a karşı sevgisinden söyleyenleri tenzih ediyorum.
Bak, diyor ki Bediüzzaman, Emirdağ Lahikası, sayfa 260; “Mehdi (a.s.) ‘nin 3. Vazifesi” diyor, “o zat bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla,” “bütün ehl-i iman” ne demektir? Dünyada ne kadar Müslüman varsa onların manevi yardımlarıyla. “Ve İttihad-ı İslam'ın muavenetiyle.” İslam Birliği’nin yardımı ile. İttihad-ı İslam ne? Bütün Müslüman ülkelerin birleşmesi. Bir kere İttihad-ı İslam istediğinde ne istemiş oluyorsun sen? Mehdi (a.s.)’yi istemiş oluyorsun. “Allah’ın emri, farz” diyor Bediüzzaman, “en büyük farzdır” diyor İttihad-ı İslam. İttihad-ı İslam’ı istiyorlar mı, istemiyorlar mı? Sorsunlar Müslümanlar birbirlerine, kardeşlerimiz. Herkese sorun, “İttihad-ı İslam’ı istiyor musunuz?” diye. İstemiyorlarsa Kuran ayetlerini gösterin, nasıl Müslümanlarmış bir görelim. İttihad-ı İslam olduğunda zaten Mehdi (a.s.) hemen peşinden olması mecbur oluyor yani. Onun için istemiyorlar İttihad-ı İslam’ı. Bakın, “bütün ulema ve evliyanın (alimlerin ve velilerin),” ne kadar ulema varsa ve evliya. Şii, Vehabi, Sünni ne kadar ulema ve evliya varsa, hepsini. “Ve bilhassa Al-i Beyt'in neslinden her asırda,” “her asırda” diyor, “kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla” yani mesela Şeyh Nazım Hocamız seyyiddir, Şeyh Ahmet Yasin Hocamız seyiddir, Menzil’deki mübareklerin tamamı seyyiddir ve bir çok alim böyle seyyiddir, “milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla,” onların katılmalarıyla, “o vazife-i uzmayı (büyük vazifeyi) yapmaya çalışır.” Bak burada hepsinde muazzam birleşmeden bahsediliyor. Geçen gün Ahmet Hakan ne diyor? “Herkes birleşti” diyor.
OKTAR BABUNA:Bu %58’i açıklarken.
ADNAN OKTAR: “Evet oylarında herkes birleşti” diyor.
OKTAR BABUNA:“Sünni-muhafazakar en büyük birleşmesi oldu” diyor, Cumhuriyet tarihinin.
ADNAN OKTAR: Acaba bu neyin başlangıcı?
OKTAR BABUNA: İttihad-ı İslam’ın, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Sünni.” Bak, orada sözleri çok seçenek söylüyor. Sanki Alevi kardeşlerimiz ‘evet’ oyu vermemiş gibi. Aleviler bayağı akıllı; aşkla, sevgiyle dolu, bizim canlarımız. Binlerce, on binlerce Alevi ‘evet’ oyu verdi. Nerenin Sünni dayanışması. Ve binlerce, on binlerce Sünni de hayır oyu verdi. Niye doğru söylemiyorsun Ahmet Hakan Beyefendi kardeşimiz hazretleri, değil mi? Niye bizim aklımızla, zekamızla sanki böyle mücadele edebilecekmiş gibi bir üslup kullanıyorsun? Sana kim inanır? Niye bir bloklaşma havası vermeye kalkıyorsun, sana kim üfürdü bunu? Yani “Sünniler ‘evet’ der, Aleviler ‘hayır’ der”e getiriyor. Böyle bir şey yok. On binlerce, on binlerce Sünni ‘hayır’ dedi. On binlerce Alevi de ‘evet’ dedi. Dolayısıyla buradaki ince tekniğe dikkat etmek lazım. Başka ne anlatayım Oktar?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Size bir mesaj var, okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: Erzurum Hınıs’tan Yaşar Şan. “Hocam, ben eskiden ateisttim. Sizin belgesellerinizi izlerken kendimden geçtim. Baktım ki; Kuran Mucizeleri’ni, Evren’in Yaratılışı’nı izlerken tüylerim diken diken oldu. Bunu, sizin artık kitaplarınızı, belgesellerinizi ve sizi takip etmeme rağmen sohbetlere eski ateist olarak değil, Müslüman olarak katılıyorum. Allah demiş, "kulum doğru ol." Ben yeni sayfa açmış durumdayım. Sadece Kuran ve hadisleri okuyorum, sonra Abdülkadir Geylani ve İmam Şafi’nin kitaplarını okumaktayım. Allah sizden ve emeği geçen herkesten razı olsun” demiş.
ADNAN OKTAR: Hınıs aslan yatağıdır, maşaAllah. Mardin, Urfa, Siirt oralarda Peygamber evlatları var, inşaAllah. Mübarek beldedir, bütün Türkiye’miz gibi. Onlar benim canım. Biraz dişlerini sıksınlar, biraz beklesinler, Allah’ın izniyle, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam, o kadar çok ateistin Müslüman olmasına, iman etmesine vesile oldunuz ki dünya çapında. Eserlerinizle yalnız Türkiye’de değil; 200 ülkede, 73 dilde, dünya çapında da Darwinizmi yıkarak, inşaAllah insanların imanına vesile oluyorsunuz. Allah razı olsun. Hiç adını duymadığımız ülkelerde okunuyormuş Hocam. Bir arkadaşımız gitmişti; Endonezya’da, konferansta götürüyorlar, “bir ada, böyle yerlilerin olduğu, ormanın içerisinde” demişti, “böyle yolculuk yaparak gittiğimiz bir yer.” Yerliler, Hocam orada internet varmış, sizin kitaplarınızı, “Harun Yahya’yı biz zaten biliyoruz, devamlı okuyoruz” diye söylemişlerdi Hocam, 4-5 sene önce, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İttihad-ı İslam’ı savunmayan alimleri alim saymasınlar. Türk-İslam Birliği’ni savunmayan insan oturup bana vicdandan, merhametten, işte; “insanlar eziliyor, Afganistan’da kardeşlerimiz eziliyor” diye bana konuşmasın. Sen kapıyı sonuna kadar açmışsın, canavarları içeri doldurmuşsun, diyorsun ki; “bak, canavarlar çocukları yiyor.” Kapıyı açan kim? Sensin, değil mi? Niye kapamıyorsun kapıyı? Kapıyı kapat, canavar girmesin içeriye. Kapıyı kapamak Türk-İslam Birliği ile olur, İttihad-ı İslam ile olur. Sen kapıyı sonuna kadar açıp da öyle konuşursan, samimiyetine inanmam, inşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah; Ahir zamanın bir özelliği de ‘yalancı şahitlerin ve iftiranın artması’. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde bildiriliyor Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah; “Kıyametten hemen önce yalancı şahitlik yaygınlaşır, hakka şahitlik ise gizlenir.” (Ramuz-El Ehadis)
“İftiranın yaygınlaşması Kıyamet alametlerindendir.” (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir zaman Alametleri) Peygamberimiz (s.a.v.) hem yalancı şahitliğin, hem de iftiranın yaygınlaşacağını bildiriyor Ahir zamanda Hocam.
ADNAN OKTAR: Ahmet Yasin Hocamızın bir konuşması vardı, son konuşması, onu yayınlayın. Onunla ilgili açıklama yapacağım.
-VTR- (Ahmet Yasin’in konuşması)
ADNAN OKTAR: Şimdi Ahmet Yasin Hocamız enaniyetli bir insan değil. Çok mazlum, güzel huylu ve çok candan bir insan. İçinden geldiği gibi konuşuyor. Onun, mesela bunu anlatırken hiçbir çıkarı yok. Yani nefsani bir çıkarı yok. Tam anlamıyla Allah için anlatıyor. Bu üslup onun mazlumluğunu, hırs ehli olmadığını, dürüst olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla CIA’den direktif alan, CIA’e danışmanlık yapan bazılarının Hocamızı kıskanması bizim için bir delil değildir. Yani ispatlarım, beni konuşturmasınlar, ispatlarım. Bu mübareği kıskananlar da oluyor. O bizim canımız, çok değerli bir insan. Ama evanjeliklerin tabii ki hoşuna gitmez bu açıklama. Armegeddon’a hazırlananların tabii ki hoşuna gitmez. O zaman ne yapıyor CIA’e danışmanlık yapanlar? Hop, hopluyorlar. Biz onları ilimle, bilimle ta enselerine kadar, buraya kadar açarız, inşaAllah. İspat ederim. Bak, hayır desin, belgesini ispat edeceğim. Fotoğraflı, belgeli ispat edeceğim, hayır derse. Susarsa zaten kabul anlamına geliyor. Hayır derse, şenlik olacak. İspat edeceğim. Onun için Hocamızın aleyhinde konuşanlara kesinlikle itibar etmeyin. Çok dürüst, çok efendi bir insan. Aynı şekilde Şeyh Nazım Hocamız da Kutb’ul aktabtır. Dünya iyisidir, bir tanedir, canımız ciğerimizdir. Nefis yüksek ahlaka sahip, evlad-ı Resul, Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden mübarek bir seyyid efendidir. Muhterem bir insandır. Onun aleyhinde de evanjeliklerin beslediği bazı köpeklerin havlamasına hiç itibar etmeyin, kimse itibar etmesin. Yani şöyle bir punduna getirirsek, Hocamızla da kimlerin niçin uğraştığını, onları da anlatacağım, inşaAllah. Bu değerli insanlar son derece candanlar. Mesela Muhammed Raşit Erol Hazretleri aynı mantıktadır. Onlar da aynı bahçenin gülleridir hepsi. Onlar da seyyidtir. Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin tabi olduğu ağabeyi, Gavs Hazretleri ne diyordu? Oktar, göster onu. Mehdi (a.s.) konusunda, “Mehdi (a.s.) geldi” diyor, değil mi? “Mehdi (a.s.) geldi” diyor, Bak, aynı bahçenin gülleri bunlar, maşaAllah, bu mübarekler. Evet, oku.
OKTAR BABUNA: “Büyük Ehl-i Sünnet Alimi Şeyh Esseyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.) Hazretleri’nin şeyhi ve Hocası, büyük mürşid Gavs Hazretleri Seyyid Abdülhakim Hüseyni (k.s.) diyor ki: "Evliya yetiştirme mektepleri olan tarikatler artık iman kurtarma mektepleri haline geldi. Eskiden insanlar yıllarca gezer, kendilerine şeyh aralardı. Şimdi ise şeyhler kapı kapı dolaşıp Müslümanları imanlarının kurtulması için çağırıyor ve topluyorlar. Şah-ı Hazne (Ahmed Haznevi) Ümmet-i Muhammed’in imanını kurtarmaya çalıştı. Yoksa bu zamanda tarikat meselesi diye bir şey olmuyor. Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz. Maksad iman kurtarmaktır. Tam hidayet Mehdi aleyhirrahme zamanında olacaktır" buyurdu.” “Gavs Hazretlerine sorulmuş: "Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor?" Gavs Hazretleri buyurmuş: "Evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir durumu muhafazadır, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir."”
ADNAN OKTAR:Bitti. Bak, “tam hidayet Hz. Mehdi (a.s.)’nin elinde.” “Mehdi (a.s.) çıktı” diyor. “Şimdi, onun elinde.” Değil mi? Bak, “bütün tarikatler kalkmıştır” diyor. “Biz durumu muhafaza ediyoruz” diyor. “İman hakikatleri anlatıyoruz sadece” diyor. “Hidayete vesile olamıyoruz, bütün hidayetlerin kaynağı Cenab-ı Allah’ın vesile etmesiyle Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Bakın ne diyor? “Çünkü tam hidayet şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir.” Tam manasıyla hidayeti o yapacak yani bütün dünyanın hidayete gelmesine vesile olacak. Enaniyet ehli olsa bu mübarekler bunu söyleyemezler. Bunlar tevazu ehli, vird ehli, kalp ehli, teslimiyet ehli; Allah’ın, inşaAllah razı olduğu kullar, veli kulları. Bak tevazu ve mahviyet içerisinde samimi olarak, candanlıkla Mehdi (a.s.)’nin geldiği açıklıyorlar ki bakın her şeye razılar. Çünkü orada onların itibarı mevzu bahis, çevresindeki insanların onlara bakış açısı mevzu bahis değil mi? Şeyh olarak durumunu muhafaza etmek için istese gizleyebilir bu hakikati. Bak, her şeyi göze alarak, tevazuya bak, “hidayete vesile olamam ben” diyor, inşaAllah. “Çok zor biz de iman hakikatleri anlatıyoruz biz” diyor. Bak açık, “yoksa bu zamanda tarikat meselesi diye bir şey olmuyor.” Yani bunu bir şeyh efendinin bunu söylemesi ne demektir biliyor musunuz? Olağanüstü bir şeydir bu. Tam bir tevazu, tam bir gerçek. Yani Mehdi (a.s.)’nin gelmesinden emin olmayan bir insan bunu söyleyemez. “Bir oyalamadır yapıyoruz. Maksad iman kurtarmaktır. Tam hidayet Mehdi aleyhirrahme zamanında olacaktır” diyor. Sonra da diyor ki bak; “çünkü tam hidayet şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir.” Tam manasıyla hidayeti o yapacak” diyor ve devam ediyor. Şimdi aynı bahçenin gülleri, aynı samimiyetle konuşuyorlar. Şimdi bu üsluba evanjelikler ne der? Ne der? CIA’nin danışmanları ne der, değil mi? Aleyhlerinde konuşacaklardır. Susturmaya çalışacaklardır. Biz ne yapacağız? Ağızlarını kese kağıdı gibi buruşturacağız. Neyle? İlimle, bilgiyle, belgeyle. İnşaAllah. Dürüst olacağız, inşaAllah. Dürüst şeyh efendiler, samimi insanlar, Resulullah (s.a.v.)’ın torunları. Bak, hepsi aynı üslubu kullanıyorlar. Bak, seyyid ordusu, bunlar da seyyid, Şeyh Ahmet Yasin de seyyid, Şeyh Nazım Hocamız da seyyid. Mehdi (a.s.) zamanında ne diyor Üstad? “Seyyidler ordusunun iltihakıyla bu vazifeyi uzmayı yapmaya çalışır” diyor. Şu an bu iltihak başlamış mı?
OKTAR BABUNA: Başladı Hocam.
ADNAN OKTAR: Başlamış. Bu mübarek nesil yalan söylemez. Ama enaniyeti, kibri olan adamın ağırına gidecektir tabii. Şimdi dese ki; “Mehdi (a.s.) çıktı,” bütün enaniyeti, bütün hükümranlığı gidecek, paralar gidecek, arabalar gidecek, evler gidecek diye düşünür o. İtibar gidecek diye. O zaman ne yapsın? Hakikati gizlemek durumundadır. Ne yapacaktır? Hakikati söyleyenleri susturmak isteyecektir. Kardeşim, hangi birini susturacaksın? Bediüzzaman’ı nasıl susturacaksın? Nasıl susturacaksın? Yazmış kitaplarını artık, milyonlarca kitap. Açıkça tarihini de veriyor; “Hicri 1400’de çıkacak,” “İstanbul’da çıkacak” diyor. Net söylemiş. Şeyh Nazım Hocamız ne diyor? “Hicri 1400’le, 1500 arası hepsi bitecek” diyor. Hadis veriyor. Bak, “Hicri 1400’le, 1500 arasında her şey bitecek, başka da vakit yok” diyor. Nasıl adam bunun üzerine bir ifadede bulunabilsin? “570 sene sonra” diyor Cübbeli. Öbürü de diyor ki; “1000 sene sonra.” Bak, Kutb’ul Aktab ne diyor? “Hiç vakit kalmadı. 1400’le, 1500 arası bitecek” diyor. Biz kaçtayız? 1431’deyiz. Şeyh Nazım Hocamız ne diyor? “Bu yüzyılda İslam ahlakı dünyaya hakim olacak ve bitecek” diyor. Bitti, bunun üzerine daha konuşma olmaz. Bu ne demektir? Mehdi (a.s.) geldi demektir. Zaten söylüyor Mehdi (a.s.)’nin geldiğini. Ahmet Yasin Hocam ne diyor? “Mehdi (a.s.) gelmiştir” diyor. Şeyh Nazım Hocamı yalanlıyorlar, Ahmet Yasin’i yalanlıyorlar, Muhammed Raşit Erol Hazretleri’ni yalanlıyorlar, Gavs Hazretleri Seyyid Abdulhakim Hüseyin Hazretleri’ni yalanlıyorlar, Bediüzzaman’ı yalanlıyorlar. Ben de sizi yalanlıyorum, CIA’nin minik kuşları. Yani bu Cübbeli falan, isimlerini saydıklarımı tenzih ederim. Onlar ayrı, onlar cahilliğinden. Ben böyle CIA’nin özel beslediği kafes kuşları var, yem veriyorlar arada sırada küçük küçük, onlara da garanti vermişler böyle. Gagalarının arasında böyle küçük Amerikan yapımı yiyecekler var. Küçük küçük onları besliyorlar. Bıraksınlar dürüst davranacaklar, samimi davranacaklar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri açık. Ümmetin ömrü belli. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “size ben 7 bin yıllık bir tarih veriyorum. Bunun 5600 yılı geçti” diyor. Ne demektir bu?
OKTAR BABUNA: 1400 yıl kaldı.
ADNAN OKTAR: Hicri 1400’le, 1500 arasında her şey bitecek demektir. Hicri 1400’le 1500. 1500’den sonra Kıyamet bekleniyor, değil mi? Şeyh Nazım Hocam ne diyor? “1400’le 1500 arasında her şey bitecek” diyor. O başka bir hadis daha veriyor. “Ümmetim istikamette giderse ona bir gün vardır,” tam bir gün vardır, “istikamette gitmezse bir yarım gündür.” Yani 1000’le, 500’ü topluyor Şeyh Nazım Hoca, 1500 sene; “Hicri 1500’de bitecek” diyor. Hicri 1500’e kadar. “1400’deyiz” diyor. 1400 küsur, o zamanın tarihi. “Bu yılda hepsi bitecek” diyor, inşaAllah. Onun için Evanjeliklerin, ben onlara da acıyorum, Evanjeliklere ben düşman değilim. Yazık, çok acıyorum. Hakikaten iman etmek istiyorlar ve kendilerini mahvediyorlar. İnsan Allah olur mu kardeşim? Allah’a dua ediyor İsa (a.s.), Allah’a dua ediyor, yemek yiyor, doğal ihtiyaçları var. Allah olur mu?
OKTAR BABUNA: Tabii ki olmaz Hocam, inşaAllah
ADNAN OKTAR: Değil mi? Yazık değil mi o kadar Amerikalı gençleri falan helak ediyorsunuz. Onları imansızlığın girdabına sokuyorsunuz. Sapık oldu Amerikalılar, büyük bir bölümü, çocuklar. Kadınlar sapık oldu, erkekler sapık oldu. Yazık, günah değil mi? Sen Hz. İsa (a.s.)’ya Allah dersen, adamı delirtiyorsun işte. Ne gerek? Desene Allah’ın Peygamberi Hz. İsa (a.s.). Şimdi bizim sözümüzü dinlemeyecekleri için, Allah Hz. İsa (a.s.)’yı gönderdi. Şimdi onun bizzat mübarek lisanından dinleyecekler. Mehdi (a.s.)’yi de Allah’ın izniyle 10 yıla kadar göreceğiz. Bediüzzaman’ın hiç yalan söylemediği ve her dediğinin doğru çıktığını ben söylemiştim, değil mi? Şimdi, Bediüzzaman’ın doğru sözlerinden bir tanesini daha göreceksiniz. Mehdi (a.s.) ile ilgili doğru söylediğini göreceksiniz. İsa (a.s.) ile ilgili doğru söylediği. Çünkü Kuran’a dayandırarak söylüyor, hadise dayandırarak söylüyor ve İslam ahlakının dünya hakimiyetini göreceksiniz. Ömrü uzun olanlar da İslam’ın bozulma dönemini görebilir. Mesela şu an ki gençler var ya; 11,12, 13 yaş, dinliyorlar beni, Allah-u alem onlar görürler. Onlar görecekler yani. Çünkü 70 yıl daha yaşadıklarını düşünelim. 70 yıl daha, İslam’ın gerileme dönemini görecekler. Yani 70-80 yıl yaşadıklarını düşünelim, görecekler. Onun için dinleyen ufak gençler de beni iyi dinlesinler. Kafalarına hıfz etsinler, “Hocamız söylemişti” diyecekler. Bir yere yazsınlar, şöyle bir taşın üzerine kazısınlar. 1506’ya kadar, Hicri 1506’ya kadar, 1507, 1508’lere kadar ancak yani o aralarda dengede duracak. Ondan sonra ne anlatırsan anlat, durduramazsın insanı. Gittikçe bozulacak inşaAllah. Bediüzzaman diyor; “1543” diyor. Hicri 1543, tamamen sapıtıyorlar. Büyük bir inkılabı azimenin tarihini verir” diyor. Yani azılı bir komünist ihtilali, sel gibi kan akıtacaklar, 1543. Kuran ref ediliyor göğe. Göğe çekilecek Kuran. Bak, dünyanın cellatını Allah özel olarak yaklaştırdı. Nemesis dünyaya özel olarak yaklaştırıldı. Operasyon için, tahkimat devam ediyor. Bak, gökyüzü milyonlarca göktaşıyla dolduruldu şu an. Bulut gibi şu an göktaşları. Onu göstersene, o film varsa. Tekrar tekrar anlatıyorum ki iyi akılda kalsın. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) üç defa tekrarlarmış bir şey anlattığında, en az üçkere.
OKTAR BABUNA: NASA’nın ve Amerika’daki bilim adamlarının teleskoplarla yaptıkların gözlemler bunlar.
-VTR-
OKTAR BABUNA: 1980 yılıyla başlıyor Hocam, 1983’lere geldi. Burada tarih ve gök taşların sayıları belirtiliyor.
ADNAN OKTAR: 1987’de bu kadar göktaşı, 88’de bu kadar, gittikçe artıyor. Elektronik fotoğraflama bunlar, bilimsel çalışma. NASA’nın teknik çalışması. 93’te bu kadar, 94’te bu kadar. Bakın şimdi 99’a gelecek, dikkat edin birdenbire artacak, 97, 98, 99.
OKTAR BABUNA: Birdenbire bu tam bir bulut oldu, 99’da.
ADNAN OKTAR: Bak birden bire buluta döndü görüyor musunuz? Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: 2000’li yıllarda iyice artıyor.
ADNAN OKTAR: Bu tahkimat Kıyamet için hazırlanan tahkimattır. 1980’de Mehdi (a.s.) çıkışıyla birlikte başladı, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz söylemiştiniz Hocam, milyonca yıl o kadar birikiyor, otuz sene içinde bu hale geliyor.
ADNAN OKTAR: Bak, milyonlarca sene böyle bir olay yok. 1980 yılında Mehdi (a.s.)’nin çıkışıyla beraber bulut gibi dünyanın üzerini taş kapladı, bulut gibi göktaşı.
OKTAR BABUNA: 1999’da bulut oldu, tam bulut oldu 1999.
ADNAN OKTAR: İleriki nesiller görecekler, inşaAllah.
Bir de Şeyh Ahmet Yasin Hocamızı dinleyen kardeşlerimiz yanlış anlamasın, Ahmet Yasin, “ben gidip Mehdi (a.s.) ile görüştüm, birebir tanıştım” anlamında bunu söylemiyor. Alametlerini söylüyor. Biz de söylüyoruz alametlerini, Mehdi (a.s.)’nin alametlerini. Şimdi şu an “Darwinizmi, materyalizmi yıkıyor” diyor. Böyle olması lazım, Bediüzzaman böyle diyor, Ahmet Yasin bunu kendi kafasından söylemiyor ki. Hayali bir şey söylemiyor, Bediüzzaman’a dayandırarak söylüyor. Bediüzzaman’a derin saygısı var, bütün mürşidlere karşı derin saygısı var.Muhammed Raşit Erol’a da saygısı var. Gerçek mürşid böyle olur, sırf kendini beğenmez, herkesi sever. O, bak herkesi seviyor, herkesle muhabbeti var. “Darwinizmi, materyalizmi şu an yıkıyor” diyor, doğru. Talebelerinin kaliteli olduğunu söylüyor. Mehdi (a.s.)'nin talebesi kalitesiz mi olur? Tabii ki kaliteli olacak, onu söylüyor. Darwinizmi, materyalizmi yıkması gerekir Mehdi (a.s.)’nin. Doğru, bu da onun alametidir. Bu saydıkları alametler zaten Bediüzzaman'dan alınan alametlerdir ve hadislerdenalınan alametlerdir. Dolayısıyla “ben gözümle gördüm, karşılaştım, tokalaştım” demiyor ki. O, ulemanın izahlarından, hadislerden, Kuran'ın işaretlerinden anladığını söylüyor. CIA’in üfürdükleri böyle, sol kulağından üfürüyor, sağ kulağından dumanı çıkıyor. Bunları bana bıraksınlar, inşaAllah. Yani biliyoruz adamları, bana konuşturmasınlar, inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamızın bütün mürşidleri, bütün talebeleri birbirinden mübarektir, birbirinden güzel huyludurlar, birbirinden efendidirler. Hepsi güzel insan, iyi insanlar, hepsini çok seviyoruz ama diğer mürşitleri de çok seviyoruz. Mahmut Hocamı da çok seviyorum, Esat Hocamın rahmetli bağlılarını da çok seviyorum, Bektaşi dedelerini çok seviyorum, Alevi dedelerini çok seviyorum. Geçenlerde de bize ünlü Alevi dedesi geldi bizim fakirhaneye, çok mübarek ve muhterem bir insan. Acayip sevdiğim bir ağabeyimiz. Mesela çok muhterem bir Bektaşi dedesi ziyaretime geldi. Çok ünlü, bilinen bir insan. Çok çok sevdiğim değerli bir insan. Evde ağaca zarar gelmesin diye ağacın dalına kıyamadık, evin kenarlarını yıktırdım, ağaç dalı rahat geçsin diye. Ondan sonra orayı düzelttirdim. Dala kıyamadığım için. O onun dikkatini çekmiş. Hayret etti ona, yani benim ağaç sevgime. Duvarı yıktırdım yani ağaca zarar gelmesin diye. Kıyamam, çok güzel dalı, niye kestireyim? “Evi yıkın ama ağaca ellemeyin” dedim. Çünkü büyüdü dalı, zorlamaya başladı, ağaca zarar veriyor, eve dayandı. Ben de o kısmı yontturdum. Oradaki benim ağaç sevgim onun hoşuna gitmiş mesela, onun üzerinde duruyordu. Tam bir Bektaşi, ne güzel. Hz. Yunus Emre’nin ruhu var üzerinde, sevgi ruhu var, şefkat ruhu var. Hepsini çok seviyorum. Benim Anadolum, Türkiyem birbirinden güzeldir. Ayrımcı, bölücü kafaya müsaade etmem. Evanjelikler yağ sürmek istiyorlarsa, kulaklarına sürsünler. Cahillik yapmasınlar, akıllarını başlarına alsınlar yani. İnşaAllah.
Sinan, herhalde evlenmek istiyor. Sinan Çetinkaya, İstanbul’dan, Sultanbeyli; “Selamun aleyküm Hocam, İslam’a göre eş seçimi nasıl olmalıdır? Teşekkür ederim. Hayırlı geceler.” Vay kereta vay, vay kereta vay. Her işi halletti, evlenecek herhalde anladığım kadarıyla. Bir, askerliğini yapmış olmak. İki, bol parası olmak mı diyeceğim? Tabii ki ne diyeceğim; çok imanlı olması, mücahit olması, Allah’a kendini adaması, dava adamı olması, İttihad-ı İslam’ı istemesi, Türk-İslam Birliği’ni istemesi, deli aşık olması, Allah’a kendini bırakması. Hz. Musa (a.s.) eş mi aramaya gitti? Firavun’dan uzaklaştı can havliyle mübarek; gitti, gitti bir ağacın dibine uzandı, “Ya Rabbi’ Senin vereceğin her hayra muhtacım” dedi. O kadar. Bunu diyecekler. “Ya Rabbi! Senin vereceğin her hayra muhtacım.” Ama hayır insanı olacaksın. Orada iki tane hanım, güzel genç kız, bir de Peygamber kızı, maşaAllah; oradaki hanzolardan utanıyorlar, geri çekiliyorlar, böyle duruyorlar. Ama Hz. Musa (a.s.) gelince ona yaklaşıyorlar, çünkü yüzü nurlu, efendi, terbiyeli. Demek ki, genç kızlar it kopuktan uzak duracaklar. Ama efendi, Allah’tan korkan bir insan olduğunda da ona güvenecekler. Yanına geliyor, Hz. Musa (a.s.) diyor ki; “Nedir konu?” diyor. “Biz, burada çobanlar var, onların yanına yaklaşamıyoruz” diyorlar. Utanıyorlar, ne olacağı belli değil tabii, cins adamlar. Ama bak ona güveniyorlar. Hemen de dikkatlerini çekmiş, diyorlar ki; “güvenilir ve güçlü biri” diyorlar. Ama güç de belli zaten, aslan gibi Hz. Musa (a.s.). Bayağı boylu posluydu, kara yağızdır Hz. Musa (a.s.). “Ben sulayayım hemen hayvanları” diyor. Koskoca sürüyü alıyor, götürüyor; çobanlar da zaten yapılı olduğu için ondan çekiniyorlar. Güzelce suluyor, hayvanları alıp götürüyor. Ama Allah rızası için hiç karşılık almaksızın. Ama Hızır (a.s.)’a da soruyor; “duvarı niye bedava yaptın?” diye. Sen niye bedava koyunları suladın mübarek, güzeller güzeli? Onu sana soran olmadığına göre, senin de onu sormana gerek yoktu. Ama kaderin öyleydi, sordun. Kadınlar iki şeye dikkat çekiyor; “güvenilir” diyorlar. Güvenilir olmak için Allah korkusu, Allah sevgisi, akıl, fedakarlık, mücahitlik, diğergamlık, tam bir yüksek ahlak gerekir. O dikkatlerini çekmiş, değil mi? Onun üzerine diyorlar. “Güvenilir” diyorlar. Onlar da ima ediyorlar, babası da anlıyor güvenilir olduğunu. “Sen yanımda sekiz yıl çalış, seninle kızlarımdan birini evlendireceğim” diyor. “Ona tamamlarsan o da senden” diyor. Nezakete bak, görüyor musun? Halbuki Musa (a.s.) dışarıda; evi yok barkı yok. Bir ailenin yanında, bir yerde kalması gerekiyor. Sanki ona mecburmuş haline getiriyor, Peygamber. Yani sekiz yıl yanında kalma garantisi veriyor. Halbuki o düşünür, ben nerede kalacağım, kim bakacak bana? Bu bir kibarlıktır, nezakettir. Onu mecburiyete çeviriyor, diyor ki; “sekiz yıl yanımda kalacaksın, o şartla kabul ederim” diyor. Normalde o teklif edecek, değil mi? “Efendim, yanınızda kalabilir miyim?” demesi gerekirken, utanıyor tabii ki, diyemez. Peygamber diyemez. O da Peygamber, diyemediği için o nezaket gösteriyor, diyor ki; “sekiz yıl yanımda kalırsan sana vereceğim kızımı” diyor. Bakıyor onu tabii, yetiştiriyor Hz. Musa (a.s.)’yı. O pişiyor, Hz. Musa (a.s.). Ondan sonra kızını veriyor Hz. Musa (a.s.)’ya. Ondan sonra artık arkası geliyor. Hz. Musa (a.s.) da çok evlenmiştir. Firavunun yazıtlarını görüyoruz. O zamanın münafığı, alçak kahpe, Hz. Musa (a.s.)’nın gücüne, kudretine, kadın sevgisine, kadınlara karşı aşkına ve arzusuna haset etmiş aşağılık it, papirüslere yazdırmış, papirüslere. Diyor ki; “Mısır alimi kadınları etkileme sanatında çok yaman” diyor. “Kadınları etkileme sanatında.” O kadar ağırına gitmiş, onu tarihe geçirtmiş. Niye ağrına gitti be hey kafir? Sana mı olacaktı? Tabii ki ona olacak, tabii ki ona layık. Evli olduğu kadın da Firavunun, o da Hz. Musa (a.s.)’nın yanına kaçtı. Mübarek. Ama kahpe tabii Firavun; iz sürdürmüş, yakalattı annemizi, şehit ettiler. Çölde şehit ettiler. Hz. Musa (a.s.)’nın yanına gitti. Dedi ki, “Ya Rabbi. Bana Cennette bir ev ver, bana yeter. Ben Firavunun yanında kalmak istemiyorum” dedi, Allah’a dua etti. Hz. Musa (a.s.)’ya aşkla sevgi duyuyordu, tutkuyla, Allah için. Ki çok tehlikeli bir şey, ölümü göze aldı. Biliyor zaten çakal olduğunu. Katil yani profesyonel katil, firavun. Onun yanında hicret etti, kısa sürede yakaladılar. Bunu bile bile geldi, hicret etti. Bak annemizin yiğitliğini görüyor musun, delikanlılığını, aslanlığını? Kadın dediğin böyle olacak işte. En azılı çakaldan çekinmiyor, şehit edileceğini bildiği halde. Gerçek aşk böyle olur. Diyor ya, “Hocam nasıl evlenilir?” diye. İşte böyle evlenilir, inşaAllah. Ne yapıyoruz ara mı veriyoruz?
OKTAR BABUNA:Bir selam varmış Hocam size.
ADNAN OKTAR:Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetüllahi ve berakatühü.
SUNUCU 1:HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize, AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın bütün eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza 24:30’da Kaçkar Tv, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’den itibaren, HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo Tv, Tv Kayseri ve Samsun Aks’den takip edebilirsiniz.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Eski çağlarda teknolojik bulgular
Devamı ...