ADNAN OKTAR: Siyasi kargaşalar vardı ya, onu da çözecek olan yine Mehdi (a.s.)’dir, Mehdiyet, İttihat-ı İslam’dır. Belediyenin sorunları var diyor, onu da ortadan kaldıracak yine Mehdiyet’tir. Çözemediğine göre, dünyada çözülmediğine göre, çözecek yer de belli, mercii de belli. Mesela bak, şehitlere, gazilere bile daha yeni yeni bizim istediğimiz anlamda ilgi, alaka gösteriliyor. Mehdiyet devrinde baş tacı olur onlar. Nasıl önemli değil yani? Bediüzzaman niye diyor; “ben onun talebesiyim, pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim. Anladık ki biz bu hizmetlerimizle o çiçeklere zemin ihzar ediyoruz” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) neden bu kadar ısrarla üzerinde durarak anlatmış ve Ahir zamanın en büyük olayıdır diyor? Dünya tarihinin en büyük olayıdır diyor, değil mi? Deccaliyet de, Mehdiyet de, dünya tarihinin en büyük olayı diyor. Yani gelmiş geçmiş bütün Peygamberler uyarmıştır ümmetlerini, diyor. Mehdi (a.s.) ile ve deccal ile. Mehdi (a.s.) ile müjdelemiş, deccale karşı da korkutmuşlar. Korkutma demiyeyim de, yahut işte uyarmışlar, inşaAllah.
Dolayısı ile, örtbas etmek isteyenler, monoton bir İslam’lık anlayışı, monoton hayat istiyorlar. Allah monoton yaşatmıyor işte. Irak’da da monoton yaşamak istediler, Allah mahvetti. Afaganistan’da yaşamak istediler, mahvetti. Türkiye’de de Müslümanlar monoton yaşamak istiyorlar; ekonomik yönden çökerler, manen de çökerler, her yönden çökerler. Mesela Nur talebeleri monoton yaşamak istediler, paramparça oldular. Yani donuklaştılar, durgunlaştılar ve hepsini tenzih ederim. Genel anlamda hepsi çok çok değerli insanlar. Tek tek ele aldın mı, çok değerli. Ama pratikte böyle oldu. Ve netice alınamayacak bir hale geldi, yani kilitlenmiş bir hale geldi ve zamanla böyle bozulan, değişen yapılar ortaya çıktı.
Mesela bak, Fethullah Hocamız’ı seven insanların kurduğu, Samanyolu TV’de, Mehtap TV’de Bediüzzaman’dan bahsedilmez oldu. Bediüzzaman’a karşı olan adamlar konuşmaya başladılar, şaşar beşer, Faruk Beşer Bediüzzaman’ı kökten kabul etmeyen bir sistem geliştirdi. Yepyeni bir gelişme ve yapıya doğru gidiyor. Allah vermesin, bu sonunda nereye gider bir düşünsünler. Mehdiyet’i pek tabii ki biz gündemde tutacağız bu durumda değil mi? Peygamberimiz söylüyor; “müjdeleyin” diyor. Kuran ayetlerini açıyoruz, her yerde dünya hakimiyeti ayetleri var. Var mı sende o ayetler?
OKTAR BABUNA: Var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Göster.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Hocamızın bir videosu varmış, Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın dediklerini aynen tasdik eden konuşması, onu yayınlayalım. Evet, seyredelim.
VTR Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerinin Cübbeli ile görüşmesi.
ADNAN OKTAR: Bak, Şeyh Ahmet Yasin Hocamız kendi kafasından konuşmuyor. Hadislerden konuşuyor ve Sultan Hazretlerinin üslubuna bağlamış bilgisini. Ne diyor Şeyh Nazım Hocamız? Hicri 1500’e kadar ümmetin ömrü. Ondan sonra bozulma başlıyor, 1500’den sonra Kıyamet bekleniyor. “70 yıl var” diyor. Şeyh Nazım Hazretlerinin söylediği sözlerle, Şeyh Ahmet Yasin’in söylediği söz aynı, içiçeler. Dolayısı ile, nereden çıkarttın derse bir insan Şeyh Ahmet Yasin Hocamıza, bu çok mantıksız olur. Nereden çıkartıyor? Hadislerden. Nereden çıkartıyor? Şeyh Nazım’ın izahlarından. Nereden çıkartıyor? Bediüzzaman’dan, Muhammed Raşid Erol Hazretlerinden, diğer evliyalardan, Ehl-i Sünnet alimlerinden. Hepsi ittifakla bu konuyu açıklıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ne diyor ümmetin ömrü için?
OKTAR BABUNA: 7000 yıldır diyor.
ADNAN OKTAR: 7000 yıldır diyor, tabii.
OKTAR BABUNA: Dünyanın ömrü.
ADNAN OKTAR: Dünyanın ömrü. Şimdi merak edenlere söylüyorum, anlatıyorum yani nereden çıkartıyor gibisinden soranlara.
İbn-i Asakir diyor ki; Ebu Said Ahmed bin Muhammed Bağdadi aradaki ravi silsilesi rivayet etti. Enes bin Malik (r.a.)’dan dedi ki: “Resulullah(s.a.v.) buyurdu:” kaynak var.
“Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah-u Teala onun için, gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişçesine şu dünyanın 7000 yıllık ömrü müddetince sevap yazar”
Dünyanın ömrü 7000 yıl. Ne diyor Ahmet İbn-i Hanbel İlel’inde? İsmail bin Abdülkerim, Abdüssamed’den O da Vehb’den rivayet etti, Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis;
“Dünyadan 5600 yıl geçmiştir”
7000’den 5600 çıkart ne olur? 1400. 1400 ile 1500 arasında hepsi bitecek. Şeyh Nazım Hocamız ne diyor? 1400 ile 1500 arasında. Mehdi (a.s.) yüzyıl başında çıkacağına göre, başka da vakit olmadığına göre, 70 yıl kaldığına göre, Mehdi (a.s.) de çıktı dediğine göre; Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’ın ve Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.)’nin vakti ile ilgili sözlerinin net ve doğru olduğunu anlamış oluyoruz. Anlaşılamayacak bir yönü yok.
Bak, Ahir zaman Mehdisi (a.s.)’nin alametleri, “Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler” Bakın bu kitap. Biz bunu kendi aklımızdan söylemiyoruz. Resulullah (s.a.v.)’ın hadislerinden söylüyoruz. Suyuti gibi değerli bir alim söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’den naklediyor. Hadis alimi. İbni Adiyy diyor ki: Ebu İshak İbrahim bin Abdullah Nebti, (aralarındaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes bin Malik (r.a.)’den tahric etti. O dedi ki;
“Resulullah (s.a.v.) buyurdu. Dünyanın ömrü, Ahiret günlerinden yedi gündür. Allah-u Teala buyurdu ki: ‘Senin Rabbinin yanındaki bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.’” Şeytandan Allah’a sığınırım.
Şeyh Nazım Hocamız da söyledi aynı ayeti, “bin yıl gibidir” Peki burada ne diyor hadiste; “dünyanın ömrü Ahiret günlerinden yedi gündür. Arkasından ayet söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.), yedi bin yıl olduğunu anlıyoruz. İbni Ebi Dünya, Zemmil Emel’inde diyor ki: Ali bin Said, Hamza bin Hişan’dan, O da Said bin Cubeyr’den rivayet ettiler ki;
“dünya Ahiret haftalarından bir haftadır.”
Yani 7000 yıl. Bak, hadislerin çokluğuna bak. Cübbeli bunları anlatıyor mu, bu hadisleri?
OKTAR BABUNA: Anlatmıyor. Önce yok dedi, sonra var dedi.
ADNAN OKTAR: Var dedi ama bir daha da anlatmadı.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. Siz söyleyince var dedi zaten inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Kimin yanında unuttu hadisleri?
OKTAR BABUNA: Fatih Altaylı’nın yanında.
ADNAN OKTAR: Fatih Altaylı’yı gördü mü, bir hoş oluyor, unutuyor.
OKTAR BABUNA: Sonrada Arapça’sını söylüyor ama.
ADNAN OKTAR: Evet. Önce yok dedi, sonra var dedi ve Arapçası ile söyledi. İbni Ebi Hatem, Tefsir’inde İbni Abbas’dan rivayet etti ki: Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis.
“Dünya, Ahiret haftalarından bir hafta olup, yedi bin senedir ve bunun altı bini geçmiştir”
Çok net işte. Yani bunun üzerine daha ne diyelim? İbni Abbas’tan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır. Sahih, ne demek sahih hadis?
OKTAR BABUNA: Sahih, tevatür yani tam gerçekleşmesi gerçek olan. Çok ravi silsilesi ile gelen ve.
ADNAN OKTAR: Net tabii, hepsi sahih hadis, onun için alıyor. Suyuti zaten hadis olmayan hadisi almaz.
“O dedi ki: ‘Dünya 7 gündür. Her bir gün gün bin yıl gibidir ve Resulullah (s.a.v) de onun sonunda gönderildi.’” sonunda.
Ne diyor Hocalar, Osman Ünlü? “Bin yıl daha var,” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Hicri 1400 ile 1500 arasında bitecek” diyor. O da bir bin yıl daha ilave ediyor. Yani 2500, 2500’e çıkarıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) “1400 ile 1500 arasında bitecek” diyor, Osman Ünlü; “yok, Peygamber (s.a.v.) bilmiyor, ben biliyoruma getiriyor, inşaAllah. Tabarani Kebir’inde diyor ki, Ahmed bin Nadr el-Askeri ve Cafer bin Muhammed-ül Feryabi nakletmişler ki; (Ravi silsilesi ile) Dakkak bin Zeyd-ü Cüheni’den rivayet ettiler.
“O dedi ki: ‘Ben gördüğüm bir rüyayı Resulullah (s.a.v.)’e anlattım.’”
Bak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in doğrudan yanındaki sahabe anlatıyor.
“Bu rüyada Peygamber (s.a.v.) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi. O buyurdu ki, rüyayı yorumluyor. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor şimdi. ‘Yedi basamaklı gördüğün minber şu dünyanın ömrü olan yedi bin senedir”, bitti.
Demek ki, Osman Ünlü’nün dediği gibi 8000 sene değilmiş. Cübbeli’nin dediği gibi de, ne diyor? 7570 sene.
OKTAR BABUNA: O da 1400 sene daha ekliyor, 7400 sene.
ADNAN OKTAR: İşte 7570 sene daha. Peygamberimiz (s.a.v.) 7000 sene diyor, o 7570 sene diyor. Öbürü de 8000 sene diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediğine ilave yapıyorlar. Bak Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki:
“Yedi basamaklı gördüğün minber şu dünyanın ömrü olam 7000 senedir, ben de onun son bininde olacağım”
Son binindeyim. İbni Abdulhamid Tefsiri’nde diyor ki, Muhammed bin Fadl Hammad bin Zeyd’den o da Yahya bin Atik’ten, o da Muhammed bin Sinin’den, o da Müslüman olmuş Kitap Ehl-i birinden rivayet ettiler ki:
“Allah bütün gökleri ve yerleri altı günde yaratmıştır. Rabbinin yanında bir gün, sizin dünya hayatında saydığınız bin yıl gibidir. Ve dünyanın eceli 6 gündür, 7. günde Kıyamet kopacaktır. 6 gün gitmiştir ve siz 7. gündesiniz”
Bu hadisi tekrar anlatıyorum. Ahmed İbni Hanbel İlel’inden nakletti. İsmail bin Abdülkerim, Abdüssamed’den, o da Vehb’den rivayet etti;
“Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: ‘Dünyadan 5600 yıl geçmiştir”
Şimdi Osman Ünlü’yü Peygamberimiz (s.a.v.) yalanlıyor. Cübbeli’yi de yalanlıyor. Şeyh Nazım Hocamızı tasdik ediyor Peygamberimiz (s.a.v.).
OKTAR BABUNA: Ahmed Yasin Hocamızı tasdik ediyor.
ADNAN OKTAR: Şeyh Ahmed Yasin Hocamızı tasdik ediyor, başka? Bediüzzaman’ı tasdik ediyor. Bizim söylediklerimizi tasdik ediyor.
OKTAR BABUNA: İmam-ı Rabbani Hazretlerini tasdik ediyor.
ADNAN OKTAR: İmam-ı Rabbani’yi tasdik ediyor. Çünkü biz Peygamberimiz (s.a.v.)’den alıyoruz rivayetleri. Onun dediklerini naklediyoruz, değil mi? Dolayısı ile Ahmed Yasin Hocamızı eleştirenler, Resulullah (s.a.v.)’ın hadislerini eleştirmiş olurlar. Şeyh Nazım Hocamızı eleştirmiş olanlar, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini de eleştirmiş olurlar. Akıllarını başlarına alsınlar. İnşaAllah. Kaynak vererek anlatıyorlar. Alametler de olmuş, olmuş görülüyor. Kısaca bir daha baştan anlat da, Ahirette sonra ben anlamadım, duymadım, bilmedim demesinler.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çıkış alameti olarak o güne dikkat çekiyor, o ana dikkat çekiyor. Doğu tarafından gelen bir ateşin geceyi gündüz gibi aydınlatacağını, ayakta olanın oturacağını, oturanın ayağa kalkacağını, can ve mal kaybının olacağını bildiriyor. İndependenta isimli tanker İstanbul önlerinde çarpıştı, gece.
ADNAN OKTAR: Sen şöyle yap, sadece olan olayları anlat. Fırat’ın suyu kesildi, şu de ben onları sonra açıklayacağım. Sen say onları, sırala.
OKTAR BABUNA: Fırat’ın suyunun kesilmesini söylüyor, 1975 yılında Keban Barajı ile kesildi.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) Fırat’ın suyunun; bak de ki, Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği şu alametler oluştu de ve başla, tek tek söyle.
OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği şu alametler oluştu.
ADNAN OKTAR: Bir, Fırat’ın suyu kesildi. İki,
OKTAR BABUNA: Kabe’ye kanlı baskın oldu. Üç, Afganistan’ın işgali oldu. İran-Irak savaşı olsu. Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları oldu; 81 ve 82 yılında oldu. Kuyruklu yıldız çıkması iki defa oldu. Azerbaycan’ın işgali, oldu. Irak’ın işgali, üçe bölünmesi, Bağdat’ın alevler içinde kalması, Irak’ın para biriminin değişmesi, Irak ordusunun kaybı; bir gecede kaybolması, hepsi gerçekleşti. Binalarda ve zinalarda artma oldu. Allah’ın alenen inkar edilmesi gerçekleşti. Şam ve Mısır meliklerinin öldürülmesi gerçekleşti.
ADNAN OKTAR: Daha 150 yakın olay var.
OKTAR BABUNA: Lulin kuyruklu yıldızı öncesinde kuraklık oldu. Ondan sonra yağmurların bollaşması oldu. Doğal afetlerin artması oldu, gerçekleşti. Ahlaksızlıktaki artış gerçekleşti.
ADNAN OKTAR: Ateizm dünyaya hakim oldu, yayıldı evet.
OKTAR BABUNA: Gerçekleşti evet, inşaAllah. Kan dökülmesi, savaşların olması gerçekleşti, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin Mehdi (a.s.) ile ilgili sözlerini anlat. Geçen günlerde anlatmıştın.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, söylüyorum hemen inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Abdülkadir Geylani, o da seyyidtir, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslindendir. Geçenlerde de anlattık. Çok büyük, değerli bir alimdir. Çok değerli büyük bir mürşidtir. Biliyorsunuz, Kadiri tarikatının kurucusudur, müessisidir. Şahtır, şeyh değildir, inşaAllah. Evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Seyyid Abdülkadir Geylani Hazretleri Feth-ur Rabbani adlı eserinin 60. meclisinde şöyle buyuruyorlar: “Her kim ki bu zata (Hz. Mehdi (a.s.)) erişirse, artık, Aziz ve Celil olan Allah’ın kapısından onu hiçbir engel alıkoymaz. Mehdi (a.s.)’nin bayrağı indirilemez, askeri mağlup edilemez, Hakk’ı haykıran sesi susturulamaz, tevhit kılıcı için bir hudut çizilemez. İhlas adımları yürümekle yorulmaz. Hiçbir iş ona güç gelmez. Hiçbir kapı onun önünde kapalı durmaz, açılınca da kapanmaz. Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur, bütün yönler açılır. O Hakk Teala’nın huzuruna varıncaya kadar hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez. Rabbinin huzuruna vardığı an O da ona lütfeder, ikramlarda bulunur. Onu kendi hücresinde uyutur. Lütuf ve fazlından yedirir, ülfet badesinden içirir. Bunları bulduktan sonra hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına gelmeyen harikuladelikleri görür. Hakk Teala’nın fazlını, keremini bulduktan sonra o büyük insan halk arasına tekrar katılır. Sebebi, onlara hidayet yolunu göstermesi ve mülk sahibi kılmasıdır. Çünkü o kul, sonsuz manevi bir mülke sahiptir. Ulaşmış olduğu mertebelerin bereketi ile, diğer insanlara feyz saçar, rehberlik ve hidayet öncülüğü eder. O öyle bir kuldur ki, Hakk’a vasıl olmuş, O’nu görmüş ve masiva denen Hakk’ın zatından gayrı şeyleri bilmiştir. Bir tokmak olur hak ile batılı birbirinden ayırdeder. Müminleri Aziz ve Celil olan Allah’ın katına göndermek için bir elçi, bir kılavuz olur. Bu zata Melekut aleminde Azim ismi verilir. Bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur ve onun gölgesinde gölgelenir. Bu halleri işitip heyecana kapılma” 60. Meclis, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Abdülkadir Geylani’nin Mehdi (a.s.)’ye olan muhabbetini görüyor musunuz? Anlattığı üslubu görüyor musunuz? Adamlar diyor ki; bana Mehdi (a.s.) ile ilgili niye anlatıyorsun? Bütün saadat anlatıyor. Bütün Evliya-i kiram anlatıyor, Peygamberimiz (s.a.v.) emretmiş. Allah’ın bir lütfu, bir nimeti. Bunun dışında Mehdi (a.s.) olmadığında, dünyanın mahvolacağı anlaşılıyor. Mehdi (a.s.) olduğunda da dünyanın Cennet gibi olacağı anlaşılıyor, değil mi? Günlük dedikoduları mı anlatayım? Cübbeli gibi hurafe mi anlatayım? Yani dini konuları tenzih ederim, değil mi? Dinleyenlerin içi kararıyor adamı dinledikleri zaman. Yani hurafelerden içleri kararıyor. Ben hurafe anlatmıyorum. İspatlı şeyler anlatıyorum. Kuran-i olan, hadise dayalı olarak anlattıklarını tenzih ediyorum. Ama hurafe, bir hayli hurafe anlatıyor, karıştırıyor yani.
Abdülkadir Geylani Hazretlerinin oradaki o güzel anlatımında bir çok derin hikmetleri de şerh edebiliriz. Sen orta kısmından, oradan bir yer al, ben kısaca bir şerh edeyim.
OKTAR BABUNA: “Rabbinin huzuruna vardığı an, O da ona lütfeder, ikramlarda bulunur”
ADNAN OKTAR: Bak, Cenab-ı Allah’ın hususi ilgilendiği, sevdiği bir insan Mehdi (a.s.), değil mi? Devam et.
OKTAR BABUNA: “Onu kendi hücresinde uyutur”
ADNAN OKTAR: Bakın, Allah’ın meydana getirdiği özel, güzel bir yerde Allah onu muhafaza ediyor.
OKTAR BABUNA: “Lütuf ve fazlından yedirir, ülfet badesinden içirir. Bunları bulduktan sonra, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına gelmeyen harikuladelikleri görür”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu Mehdi (a.s.)’nin olağan üstünlüğünü görmemiz açısından çok çok önemli, inşaAllah. Şimdi bunları ısrarla anlatmamın nedeni nedir biliyor musunuz? Adamlar sonradan diyecekler ki; “bizim haberimiz olsa, Mehdi (a.s.)’den haberimiz olsa, var gücümüzle destek olurduk. Alametlerin çıktığını da biz bilmiyorduk, Peygamber (s.a.v.)’in alametlerinin. Paygamber (s.a.v.)’in söylediğinden de haberimiz yoktu. Bize Darwinizmi, materyalizmi anlattılar, biz de hakikat zannettik. Mehdi (a.s.)’den de bize bahsetmediler. Bediüzzaman da söyledi ama, şahs-ı maneviliğini ört-bas ettiler, bunu da anlamadık” dememeleri için, hiçbir bahane kalmayacak şekilde geceli gündüzlü anlatıyorum.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun, maşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Bahaneyi ortadan kaldırıyoruz. Bahane yok, evet. Abdülkadir Geylani aynı zamanda benim dedemdir, inşaAllah. Soyumdur, ceddimdir inşaAllah. Seyyid Abdülkadir Geylani. Şimdi Oktar Hocam, bana bir konu söyle anlatayım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Hakimiyet ayetlerini söylemiştiniz, Hocam inşaAllah. Okuyorum inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Allah içinizden iman edenlere ve salih amelde bulunanlara vaad etmiştir. ‘Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl iktidar ve güç sahibi kıldıysa,” bunu Hocam söylemiştiniz. Hz. Süleyman (a.s.) ve Hz. Zülkarneyn (a.s.) dönemindeki gibi inşaAllah. “Onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak,” hakimiyet verecek. “Kendileri için seçip beğendiği dinlerini,” inşaAllah İslam dinin, “kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak” Tam hakim kılacak. “Ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Bu ayet açıkça dünya hakimiyetini anlatıyor. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
“Ve seveceğiniz bir başka nimet daha var. Allah’tan yardım ve zafer ve yakın bir fetih ile müminleri müjdele” Dünya hakimiyeti. İnşaAllah.
“Andolsun biz zikirden sonra Zebur’da da şüphesiz arza salih kullarım varisçi olacaktır diye yazdık”
ADNAN OKTAR: “Dünyaya samimi olan kullarım hakim olacaktır” diyor Allah, ayet. Bu raviler, o devirde Peygamber Efendimiz (a.s.) zamanındaki raviler, “bu ayette bahsedilen Mehdi (a.s.)’dir” diyorlar. Hadislerde hep geçen şey Mehdi (a.s.)’dir. “Arza salih kullarım varisçi olacaktır,” zaten Mehdi (a.s.)’den başka da dünya hakimi olan yok. Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.), ikisi. Kuran’ın işaret ettiği odur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Andolsun, gönderilen kullarımıza şu sözümüz geçmiştir. Gerçekten onlar muhakkak nusret, yardım ve zafer bulacaklardır ve hiç şüphesiz bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır”
ADNAN OKTAR: Ne demek? Allah’ın gücü dünyaya hakim olacak. Allah taraftarları dünyaya hakim olacak. Allah’ı sevenler dünyaya hakim olacak. Ayetin ikinci bir anlamı yok, tek bir tane anlamı var.
OKTAR BABUNA: Bir de şunu da söylemiştiniz Hocam; 1400 sene önce Peygamberimiz (s.a.v.)’e Kuran geldiği zaman, o şekilde dünya hakimiyeti olmadı. 1400 yıldır da olmadı. Demek ki, tek zaman bu zaman ve şimdi gerçekleşecek inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Başka da vakit yok, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine göre. Dünya hakimiyeti için tek vakittir. Kuran’ın ayetlerinin oluşması için de, zemin ve imkanlar sonuna kadar açıldı şu an. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ve Allah vaad ettiği için de mutlaka gerçekleşecek, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, birkaç ayet daha oku Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Allah yazmıştır; ‘Andolsun Ben galip geleceğim ve elçilerim de.’ Gerçekten Allah en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak burada da açık, aleni bir dünya hakimiyeti ifade ediliyor. Evet.
OKTAR BABUNA: “Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır, müşrikler hoş görmese bile”
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim burada, çok çok özür dilerim, yani adamın beyninin iptal olduğunu düşünelim, yine anlar, çok açık. Net olrak dünya hakimiyetinden bahsediyor ayet. Bir daha oku.
OKTAR BABUNA: “Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır, müşrikler hoş görmese bile”
ADNAN OKTAR: Müşrikler istemese de, münafıklar istemese de, küfür istemese de değil mi? Sahtekar bir kısım Hocalar istemese de. Ondan sonra bazı holdingçi sahtekarlar istemese de, Evanjelikler istemese de, ateist masonlar istemese de. Ondan sonra, şimdi bir süre sonra net isim vermeye başlayacağım ama, değil mi? Yani bu takım istemese de, Allah bütün dinlere bak, üstün kılmak üzere diyor. Hıristiyanlık, Musevilik, Budistlik, hepsine üstün kılıp, her yönde üstün olup kılma. Siyasi, sosyal, askeri, iktisadi, tamamen her yönde üstün kılmak üzere gönderdim ve bunu yapacağım diyor Cenab-ı Allah. Allah’ın emri. Ayeti bir daha oku, iyice ezberlesinler.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır, müşrikler hoş görmese bile” Saff Suresi, 9.
ADNAN OKTAR: Bak, özellikle müşrik takımı, münafık ve üçkağıtçı takımı bunu çok iyi dinlesin. Bak “hidayetle gönderen O’dur ve bütün dinlere karşı üstün kılacağım” diyor Allah. Dünya hakimiyetidir bu. İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olacak demiyor muyuz? İttihat-ı İslam demiyor muyuz? İşte ayetin anlattığı bu. Çok net, ikinci bir anlamı yok. Tek bir anlamı var. Devam et.
OKTAR BABUNA: “Müşrikler istemese de O, dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayet ve hak dinle gönderen O’dur” Tevbe Suresi, 33.
ADNAN OKTAR: Tevbe Suresi, 33. Özellikle münafıklar çok iyi ezberlesinler bu ayetleri. İnşaAllah kafalarından hiç çıkmasın bu ayetler. Devam et Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: “Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz”
ADNAN OKTAR: Arz neresi? Dünya. Onlardan sonra ne? Deccaliyet. Sizi yerleştireceğiz, hakim edeceğiz diyor Allah. Mutlaka.
OKTAR BABUNA: “İşte bu, makamımdan korkana ve tehtidimden korkana ait bir ayrıcalıktır”
ADNAN OKTAR: Allah’tan hakkıyla korkana ait bir ayrıcalıktır. Yani Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)’ın talebelerine, Mehdi (a.s.)’ye ve İsa (a.s.)’ya ayrılmış özel bir ayrıcalık. Ayrıcalık ayrı bir şeydir, özellikle belirtiyor Allah. Bir daha oku.
OKTAR BABUNA: “Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz”
ADNAN OKTAR: Küfür ve deccaliyetten sonra arza sizi yerleştireceğiz, hakim edeceğiz. Evet.
OKTAR BABUNA: “İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait bir ayrıcalıktır”
ADNAN OKTAR: Allah’tan hakkıyla korkana, Hz. İsa (a.s.)’ya, Hz. Mehdi (a.s.)’ye, talebelerine ve onlara yardım edenlere gösterilmiş özel bir ayrıcalık diyor Allah. “Sizin yüzüsuyu hürmetinize özellikle dünya hakim edeceğim” diyor Allah. Ve siz hakim olacaksınız diyor. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: “Fetih istediler, sonunda her zorba inatçı bozguna uğrayıp yok oldu, gitti”
ADNAN OKTAR: Deccaliyet mutlaka yıkılıyor değil mi? Zafer isteyenlere ne oluyor?
OKTAR BABUNA: Hakimiyet.
ADNAN OKTAR: Müslümanlar zafer istediler, hakimiyet. Ama bak, isterse. İstemeyip de yan gelip yatarsa işte çeşitli bahanelerle, o, o zaman ayrı olmuş oluyor. Ertelemeler, şunlar bunlar, işte ruh gibidir, şahs-ı manevidir, işte holding kuralım işimize bakalım mantığı değil. O ayetleri tekrara tekrar okutmamın nedeni, ezberletmeye çalışıyorum bazı kişilere. Kafalarından böyle yankılansın ayet. Bir daha oku ayeti, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz”
ADNAN OKTAR: Bak, mutlaka diyor Allah, mutlaka. Tereddüt yok. Evet.
OKTAR BABUNA: “İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait bir ayrıcalıktır”
ADNAN OKTAR: Onlardan sonra, deccaliyetten sonra sizi dünyaya hakim edeceğim diyor Allah. Allah’tan korktuğunuz için Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) taraftarlarına ve ona yardım edenlere yönelik hususi diyor bak, özel ayrıcalıktır. Öbür türlü hakim etmiyor Allah. Bak, Mehdi (a.s.) çıkmadı, İsa (a.s.) inmedi, 1400 seneden beri Müslümanlar uğraşıyor İslam hakim olmadı, olmuyor, yapamadılar. Var güçleri ile gayret ettikleri halde olmadı. Mehdi (a.s.) çıkınca, İsa (a.s.) inince oluyor. Durdursunlar, durdurabiliyorlarsa bakayım şimdi. Bu ayetleri tekrar tekrar okuyalım. Bak ayet, Kuran ayeti. Tekrar tekrar böyle tekrarlayarak, okuyarak ezberleteceğiz bir kısım kişilere. Özellikle münafukun ve münafukat, en azılı kafir takımına. Müşrikin ve müşrikat; onlar müşrikler Kuran’ı yeterli görmezler. Resulullah (s.a.v.)’ı da yeterli görmezler. Resulullah (s.a.v.)’ın açıklamalarını da yeterli görmezler. Onlar ilavecidir, müşrikin ve müşrikat, onların özelliği. Ve küffar, tuğyan ve delalet inşaAllah. Hepsi akıllanıp adam olacaklar sonunda inşaAllah, düzelecekler, inşaAllah.
Bir kardeşimiz, Yasin Hocamız hakkında yine yazı yazmış, Ahmed Yasin. Kardeşim Ahmed Yasin Hocamızın hiçbir şekilde bir Mehdilik iddiası yok, izahı da yok. O konuşmasını dinlememiş mi bu kardeşlerimiz daha hala şey yapıyorlar. O Ahmed Yasin Hocanın konuşmasını bir daha yayınlasana ben oradan anlatayım. Dinlemiyorlar herhalde, inşaAllah. Yayınlayın ben anlatacağım.
VTR Ahmed Yasin Hocanın Mehdilik ile ilgili konuşması.
ADNAN OKTAR: Şimdi burada Şeyh Ahmed Yasin Hocamızın dikkat çektiği yerler var. Bazı kardeşlerimiz Mehdiliği anlatan kişilerin kendisini ima ettiğini iddia ediyorlar veyahut kendisinden bahsettiğini, öyle bir konumda değil Şeyh Ahmed Yasin Hocamız. Çok mütevazi, mazlum ve samimi. Bediüzzaman’ı canı gibi sever. Abdülkadir Geylani’yi canı gibi sever. Şeyh Nazım zaten onun mürşididir, ona karşı derin muhabbeti vardır. Menzil’in o güzel güllerine karşı derin muhabbeti vardır, herkesi sever. Bak diyor ki Hocamız konuşmasında; “artık tarikat zamanı değil” Ne demek? Mehdi (a.s.) tarikat ehli değil. Yani bir tarikat şeyhi olması mümkün değil çünkü tarikatlar ona bağlanmış. Kalkmış, tarikatlar kalkmış. Hadiste de var zaten; “hiç kimsenin biatı üzerinde olmayacak” diyor. Dolayısı ile boynunda olmayacak diyor. Bütün tarikatlar kalkınca, ona bağlanınca, onun tarikat ehli olmadığı anlaşılıyor. Hiçbir mürşide bağlı değil. Bütün mürşidler ona bağlıdır ama tarikatların da kalktığını söylüyor, doğru. Bunu kim söylüyor? Ali Haydar Efendi söylüyor. Bunu kim söylüyor? Menzil’in güzel gülleri söylüyor. Bunu kim söylüyor? Şeyh Ahmed Yasin Hocamız söylüyor, Bediüzzaman Hazretleri söylüyor. Bediüzzaman da söylüyor; “artık tarikat zamanı değil, kalktı tarikatlar” diyor. Çünkü Mehdilik görevde. Mesela bak, çok hayati bir noktaya, Bediüzzaman’ın verdiği delile gidiyor burada. Diyor ki; “Bediüzzaman, Mehdi (a.s.)’nin en bariz vasfının Darwinizm’i yenmesidir” Birinci delil olarak onu söylüyor. “Her şeyden evvel maddiyyun ve tabiiyyun taunu beşeriyet içinde intişar etmesiyle, maddiyyun ve tabiiyyun taununu tam susturacak bir tarzda beşere ders vermektir” Yani materyalizmi ve Darwinizmi çökertecektir diyor. Mehdi (a.s.) bilimsel çalışma yapıyor. İlmi ve bilimsel çalışma yaptığını görüyoruz. Tam çökertecek diyor, bak. Susturacak demiyor, “tam susturacak tarzda beşere ders vermektir” diyor. “Beşere,” bütün dünyaya. Ahmed Yasin Hocamızın Darwinizm ile ilgili çalışması yok. Mehdi (a.s.) yapacak diyor. Nereden çıkarıyorsunuz Ahmed Yasin Hocamız böyle bir söz söyledi diye, öyle bir şey yok. Çok mazlum ve çok temiz bir insan. Arapça bilmez diyor. Bütün tarikat şeyhleri su gibi Arapça bilirler. Bütün Menzil’in bülbülleri, Menzil’in gülleri olsun, Şeyh Nazım Hocamız anadili gibi Arapça bilir. Ahmed Yasin Hocamız çok iyi Arapça bilir. Ve Şeyh Nazım Hocamızın bütün halifeleri çok güzel Arapça bilirler. Peygamberimiz (s.a.v.), bir ayrıcalık olarak bir tek Mehdi (a.s.)’de Arapça bilmez diyor. Şeyh olup da, Arapça bilmeyen şeyh yoktur. Bütün şeyhler Arapça bilirler. Bir tek Mehdi (a.s.) bilmez. Çok az bilir diyor Peygamberimiz (s.a.v.), yani şöyle herkesin bildiği kadar, inşaAllah. Bak benim torunum olacak, benim neslimden olacak ama Arapça bilmeyecek diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bilmez Mehdi (a.s.). Dolayısı ile buradan da Şeyh Ahmed Yasin Hocamız Mehdi (a.s.)’yi netleştirmiş oluyor. Kendisinin olmadığını açık açık vurgulamış oluyor. Hapis yattı diyor, Şeyh Ahmed Yasin Hocamız hapis yatmadı değil mi? Mehdi (a.s.) hapis yatacak. Çile çekecek, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Dolayısı ile böyle garip dedikodular, garip sözler falan Ahmed Yasin Hocamızı güya yıpratmaya yönelik sözler. Onu güçlendirir ve büyütür. Amerika’dan üflenen o rüzgarı ben biliyorum, o CIA’in rüzgarını. O sol kulağından girdi, sağ kulağından çıkıyor. Onları bırakacaklar, onları bırakacaklar. Oyun oynamaya gerek yok. Son derece candan bir insan. Bediüzzaman da gözü ile gördüğünü anlatıyor, net. Çıkacağı yeri de söylüyor, İstanbul’da çıkacak diyor. İstanbul’da faaliyet yapacak diyor. Bediüzzaman diyor ki; “ben Mekke’de, Medine’de olsam yine İstanbul’a gelirim. Bana diyorlar ki; ‘eğer gitmezsen senin onurunla, şerefinle oynarlar, sana hakaret ederler. Basında, orada burada aleyhinde yazılar çıkar, seni küçük düşürürler, sen git buradan’ diyorlar. Bana Amerika’ya git, Avrupaya git diyorlar. Beni küçük düşürsünler, hakaret etsinler gitmeyeceğim, İstanbul’da kalacağım. Ne yapıyorlarsa yapsınlar, gitmeyeceğim. Ne Amerika’ya gideceğim, ne Avrupa’ya gideceğim. Ben buradan, İstanbul’dan ayrılmam. Kabe’de de olsam, Mekke’de, Medine’de de olsam yine buraya gelirim. Olay burada” diyor. Mehdi (a.s.)’nin çıkış yeri burası çünkü. “Ben zemini orada irsal edeceğim, ortam hazırlayacağım” diyor. “Ben Mehdi (a.s.)’nin pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, hadimiyim onun, hizmetçisiyim. Ona ortam hazırlıyorum, benim görevim bu” diyor. Nur talebesi kardeşlerimiz ne diyor, bir kısmı? Allah hidayet versin, tabii. Onun için son zamanlarda özellikle Şeyh Nazım Hocamıza karşı da, böyle dana dili gibi diller büyüyen tipler var. Dillerine kortizon tedavisi yapacağız, dilleri normal haline gelecek. Şimdi ağızlarına sığmıyor, inşaAllah. Birkaç kortizon iğnesi ile dilleri düzelir mi Oktar? Sen doktorsun, bilirsin.
OKTAR BABUNA: Düzelir inşaAllah Hocam. Yetmezse daha da yaparız Hocam.
ADNAN OKTAR: İlimle, bilimle tedavi edeceğiz. Onlara kalkan dilleri Allah hasta ediyor. Akıllarını başlarına alacaklar, inşaAllah. Yok yok yok, bana Ahmed Yasin Hocamızla ilgili bir yazı göndermişler aleyhinde. Yok, daima şefkatle. Şeyh Nazım Hocamızın aleyhine de yazı yazdılar bana, gönderdiler. Canım gibi sevdim, daha çok sevdim. Hatta bana dediler ki; “Bediüzzaman aleyhinde bir şeyler söyledi Şeyh Nazım” Desin, onun nur gibi ağzıyla desin. Bediüzzaman’la beraber durum değerlendirmesi yapıyorlar ikisi. Nerenin aleyhinde konuşuyor? Bak, ikisi beraber durum değerlendirmesi yapıyorlar, heyette, heyetin içerisinde. Bana bıraksınlar bunu. Dost dost ile her şeyi konuşur, nazı geçer. O ona bir şey söyler, o da ona bir şey söyler. Birbirlerini canı gibi seviyorlar ikisi de. Onları bana bıraksınlar, inşaAllah. Onların bilmediği çok şeyler var, inşaAllah. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir mesaj var, okuyayım mı size Hocam?
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: “Hocam 80’li yılların sonunda, çocukluğumda camiye gittiğimizde, bize Kıyamet alametleri anlatılırken deccal bize, bir ayağı ateşten, bir ayağı sudan ve tepesinde koca bir gözü olan bir yaratık olarak anlatılırdı”
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam. Deccali Cübbeli daha haşmetli anlatıyor. Onun anlattığında 30 km. Onun anlattığı ne? O ufak tefek. 30 km. ve Atlas Okyanusu’nda taze balıkla besleniyor, avucu ile alıp yiyor, diyor.
OKTAR BABUNA: Tepesinden uçaklar geçiyor, diyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. 300 metrelik eşeği de hazırda, binip gelecekler, diyor.
SUNUCU: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam buyrun.
ADNAN OKTAR: Nasıl olsa Hocamız her şeyi anlatıyor, sen orada minik canınla zevk ile dinliyorsun. Oktar Bey, bir deccal tarifin vardı, anlat bakayım. Bende de daha alaları var.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Selamun aleyküm sayın Hocam ve Oktar Ağabeyim” Aleyküm selam. Size de selam vermiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü, evet.
OKTAR BABUNA: Hocam 80’li yılların sonunda, çocukluğumda camiye gittiğimizde, bize Kıyamet alametleri anlatılırken deccal bize, bir ayağı ateşten, bir ayağı sudan ve tepesinde koca bir gözü olan bir yaratık olarak anlatılırdı. Ve insanları kandırmaya çalışacağından ve insanlara ateş ve su diye iki seçenek sunacağından bahsedilirdi. Suyu tercih edenler deccale tabi olacağından, ateşe tabi olacak olanlar da kurtuluşa ereceğinden bahsederlerdi. Hocam sizin sohbetlerinizi dinleyip ve kitaplarınızı okuyana kadar ben de böyle inanmıştım. Allah sizden razı olsun, gerçeği sayenizde öğrendim. İsmail”
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi biraz deccalden anlatalım. Bak şimdi deccalin tarifi, mesela;
“bir ayağı ile diğer ayağı arasında bir günlük, bir gecelik mesafe olacaktır. Bir adımda uzun mesafeler katedecek. Sağ eli ile bulutu tutabilecek. Güneşten hızlı seyredecek”
Bak, güneşten hızlı seyreden bir vasıta. Bulutlarda giden bir vasıta. “Bir ayağı ile diğer ayağı arasında bir günlük, bir gecelik mesafe olacaktır” Yani bir günlük, bir gecelik mesafeyi anında alıyor, süratle alıyor. “Bir adımda uzun mesafeler katedecek. Sağ eli ile bulutu tutabilecek. Güneşten hızlı seyredecek” Bu klasik uçak hızı, uçağın tarifi. Mesela, eşeğin kulakları yaklaşık 30’ar metre kadar, yani kulaklarının büyüklüğü. Üçak kanatlarının uzunluğu ile aynı aşağı-yukarı. Ve metalden üst kısmı deccalin, merkebinin üst kısmı metal. Nedir bu? Uçak. Ve dostlarını içine bindirir, diyor. İnsanlar içine biniyorlar, üzerine biniyorlar. Bu nedir, havada gidiyor? Çok kısa sürede yol alıyor. Bu uçak, uçağın tarifi. Cübbeli’nin tarifine geçelim, ne diyor? “Anıracak 300 metrelik eşek” diyor. Ondan sonra eşek, gerçek eşek. Böyle kocaman gözleri olan bir eşek. Nefes alan, ot mot yiyen bir eşek. Deccal balık yiyiyor, o da ot yiyiyor. Atlas Okyanusu’nda bir adada, eşek de yanında bağlı; 300 metrelik eşeği, kanatları da 30 metre açık. Deccal de hep balıkla besleniyor, yani Akdeniz türü gıdaya yatkın gördüğüm kadarıyla, kaliteli beslenmeye yatkın. Sürekli avucunu daldırır diyor Cübbeli Ağabeyimiz, yer balıkları; bekliyor. Amerika tespit edemedi şu an, diyor. 30 km. boyu ile duruyormuş orada adam, izbandut gibi. 10-15 km.’de eni var. Ondan sonra bir gözü de kör, arada sırada bulutlara bakıp, geçen uçakları seyrediyor. Amerika’nın yolcu uçaklarını falan seyrediyormuş. Cübbeli Hazretleri; “ama ben biliyorum koordinatlarını, yerini biliyorum. Amerika tespit edemedi” diyor. Şimdi anlatımlarından ve üslubundan deccalliğe karşı çözüm getirecek adamın da bu olduğunu anlıyoruz, yani Cübbeli Hazretlerinin olduğunu anlıyoruz. Şimdi deccal gezeceğine göre eşeğine binip; “adam sürekli adada durmayacak” diyor. Zinciri bir gün koparıyor; “zincirle bağlı şu an” diyor. 30 km.’lik o herif oradan koparacakmış, zinciri koparacakmış. Eşeğine biniyor, “hadi bakalım karakaçan bas” diyor. Eşek anırarak gökyüzünde uçuyormuş, uçup gelecek. Cübbeli’nin bulunduğu Fatih semtine geliyor. Ondan sonra biz de diyeceğiz ki; “ey Cübbeli, işte sen söylüyor bak geldi. Deccal de geldi, senin dediğin koordinattan, eşeği ile beraber. Yapacak da bir şey yok Allah’ın izniyle, yani bizim yapabileceğimiz bir şey. 30 km.’lik adama biz ne diyelim yani. Allah’ın izniyle yaparız bir şeyler de, ama Cübbeli görevli olduğuna göre, asıl üsluptan o anlaşılıyor. Ne olacak? Hani onun güzel var ya, portakal sandığından yaptığı ünlü koltuğu süslü müslü. Onunla beraber hazreti oraya götüreceğiz deccalin eşeğinin yanına. O da koltuğun üzerine çıkacak, eşeğe nasıl tırmanacak onu bilmiyoruz. Ayağından mı, kuyruğundan mı tırmanacak, artık o bir şekilde tırmanır, ona biz güveniyoruz. Elinde asası ile deccalin tepesine kadar çıkacak. O 30 km.’ye nasıl tırmanacak biz onu bilmiyoruz. Ama o, Allah-u alem bir yeteneği var herhalde. Dağcı olsa ancak tırmanır 30 km.’ye, değil mi? Paçasından eşeğe bir tırmanacak, eşeğin üzerinden deccalin üzerine tırmanacak, 30 km.’nin tepesine çıkacak. Bir gözü görüyor, bir gözü görmüyor. O görmeyen gözüne ver edecek sopayla, elindeki bastonla. Deccal ona şöyle bir fiske vursa, bu sefer aşağıya doğru uçacak, onu nasıl yapacağız? Yani kardeşim, adı gibi de eminler bir kısım arkadaşlarımız yüzünden. Ne kadar güzel anlatıyor mübarek, diyorlar.
Böyle bir şey yok. Böyle bir deccal yok. Deccaliyet, Darwinizm, materyalizmdir. Bak Peygamberimiz (s.a.v.)’in de açıklaması, aynı izahına uygun. “Vücut yapısı bakımından kısa, bodurdur” diyor. Kısa, bodur. Nereden çıkarttın sen 30 km.’lik deccali? Bak, kısa, bodurdur. Darwin’e bakıyoruz, kısa, bodur. “Ayakları yamuktur” diyor. Darwin’in de ayakları yamuk. “Saçları sık ve beyazdır” diyor. Karmakarışık biliyorsun. Saç sakal birbirine karışmış, biraz da maymuna da benziyor adam yani. Hakikaten benziyor, bayağı benziyor, gorili andırıyor. Hakikaten acayip benziyor gorile. Oradan çizmiş olabilir kafayı. Canım doğru söylüyoruz yani. Bak mesela “saçları kıvırcık” diyor. Herifin de saçları kıvırcık. “Rüzgar vurduğu vakit kum gibi dağıldığı anlatılmaktadır” Zaten rüzgarlanarak gidiyor gemiyle, tamam o işte. Ve özelliği nedir? Bütün dünyayı dinsiz yapması, ateist yapması. 7 milyarlık dünyanın, 6 milyarını dinsiz yaptı, ateist yaptı. Dünya tarihinde görülmemiş bir olay oldu. Bu, kastedilen bu. Yani deccalin ana vasfı, insanlığı dinsiz yapmasıdır. Başka bir özelliği yok deccalin. Tek bir tane ana özelliği vardır. Mehdi (a.s.)’nin de özelliği, herkesin hidayetine vesile olmasıdır, ana özelliği. Yani detaya hiç girmeye gerek yok. Biri bütün dünyayı dinsiz yapıyor, biri bütün dünyayı dindar yapıyor. Aradaki olay budur, inşaAllah. İsa (a.s.) ile beraber Mehdi (a.s.) bütün dünyayı dindar hale getiriyor. O da, işte komitesi var; Marks, Engels, Lenin, Hitler, Mussolini, Abdullah Öcalan, bilmem ne falan. Var ya işte takım, it kopuk ondan sonra münafıklar, müşrikler. Hepsi takım, tek takım bunlar zaten.
Efendim, uzun uzun bir yazı yazmış. Çok nezaketi ile güzel güzel anlatmış. Durup durup kardeşim, Hocam, mübarek muhterem Hocam diyor Meryem. Meryem, kıskanç Meryem seni seni seni. Bu kaçıncı mektubu bu Meryem’in. “Hocam niye iltifat ediyorsun bu hanımlara” diyor. Sadece Meryem’e iltifat edeceğiz, başkasına iltifat yok. Yani niye? Ne kadar güzel, Allah ne kadar hoş yaratmış. Allah’ın güzel yüzü, niye iltifat etmeyeyim? Yani içimdeki duyguyu gizleyeyim mi ben? Dürüst adamım ben, samimiyim, candanım, hakikaten seviyorum. Kardeşim ne kadar kötü bir şey insanın içindeki sevgisini gizlemesi? Yani neden gizlemek ihtiyacında olayım? Hoşuma gidiyor güzelliği, Allah hoş yaratıyor. Ama onlar benim kardeşim, ben onların kılına dokundurtmam. Yani sıkıysa gelsinler bakalım, öyle bir şey olmaz. Ama seviyorum, koruyup kollarım, en iyisi olmasını isterim. Sağlıklarına dikkat ederim. Yiyeceklerine dikkat ederim, geliş-gidişlerine dikkat ederim; aman kimse dokunmasın, kimse zarar vermesin derim. Yani sevmek suç değil, bunu bıraksınlar. Hz. Süleyman (a.s.), dedeme çekmişim. Resulullah (s.a.v.)’a çekmişim, Resulullah (s.a.v.) dedeme çekmişim. Hz. Hasan (a.s.), Hz. Hüseyin (a.s.). Hz. Hasan (a.s.)’a çekmişim, dedeme, neslime benziyorum. Ehl-i muhabbetim. Ama tüylerine zarar getirtmem. Canım, ciğerim onlar benim. Allah’ı seviyorum, Allah’a aşığım, Allah’ın yarattığı her şeye aşığım. Bütün güzelliklere aşığım.
OKTAR BABUNA: Sizinle tanışalı, yanınıza geleli 3 ay olmuştu Hocam. En ağır kanser hastalığına yakalandım. 7 sene sürdü tedavim, her günü ile ilgilendiniz. Dünyayı ayağa kaldırdınız Hocam, bir kişi için. O zaman sırf Müslüman olduğu için demiştiniz, ki 3 ay olmuştu beni tanıyalı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Baktım, konuştum, hakikaten mümin, muttaki Müslüman. Candan, bize karşı sevgisi çok güzel. Sorduk, dediler ki 15 gün falan ömrü var dediler. Sabaha kadar uyumadım. Nevrim döndü böyle, delirdim. Bütün dünyayı ayağa kaldıracaksınız, dedim, Afrika’yı, İsrail’i, bilmem neyi. Yıkın dünyayı bulacaksınız, dedim arkadaşlara. Bütün millet sabaha kadar internetle bağlantı kurdular. Akşam-sabah, bir tek yemenin içmenin, uykunun dışında; yani bak az bir uyku, az bir yemeğe vakit ayırmanın dışında geceli-gündüzlü sadece bu konu ile ilgilendik. İllaki bulacaksınız dedim. Babası, “zaten ölüyor ben masraf etmem, para vermem” dedi.
OKTAR BABUNA: Tamamen bıraktılar beni.
ADNAN OKTAR: “Yok, ben beş kuruş vermem” dedi babası. Televizyona çıktı; “5 kuruş vermem” dedi. O öyle deyince daha da nevrim döndü. Akrabalarından bulunması ihtimali yüksekti, babası bize kızdı, niye akrabaları arıyorsunuz, rahatsız ediyorsunuz milleti diye. “Bu zaten ölecek” dedi.
OKTAR BABUNA: Hakaret etti hatta bana.
ADNAN OKTAR: Tabii. Çok ağır hakaretler etti. Buna rağmen bütün akrabalarını buldurdum, tamamını. Yani kan yakını kim varsa, hepsini buldurdum.
OKTAR BABUNA: Bilmediğimiz 400 akraba çıkarttırdınız.
ADNAN OKTAR: Araya araya araya en sonunda %99.99 uygun iliği bulduk. Tam uygun. %98 var Hocam dediler. Bu da, ben karar verdim Hocam kendi insiyatifimle ameliyat olmak istiyorum, ilik nakli olmasını istiyorum, dedi.
OKTAR BABUNA: Siz olmasaydınız.
ADNAN OKTAR: %98, yok ben müsaade etmiyorum dedim. Ben eğer Hocansam, müsaade etmiyorum dedim. %99.99 bulunacak, o şekilde olacak dedim. En sonunda buldular %99.99, tam uyumlu. Çünkü %98 uymuyor, sonunda ölüyor onlar, tutmuyor yani.
OKTAR BABUNA: Hocam ben telefon açmıştım size Amerika’dan. Bana telefonda, “sen merak etme elimin kolumun uzandığı her yerde sana arıyacağım,” demiştiniz. MaşaAllah, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: EvelAllah.
OKTAR BABUNA: Onun üzerine Türkiye, Almanya, Avusturya, Avustralya, Kanada ve Amerika’da, her yerde kampanya olmuştu, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Babası Amerika’ya gezmeye gidiyordu, hastaneye yanına uğramadı, hasta olduğu halde.
OKTAR BABUNA: Uğramadı. Washington’a geldi, uğramadı.
ADNAN OKTAR: Ben arkadaşlarımı gönderdim Amerika’ya, her şeyi ile ilgilendiler. Yanına giden arkadaşlarımı da, babaları mahkemeye verdiler çete diye. Beni de çete diye mahkemeye verdiler annesi ve halen de yargılanıyorum. Ki babası beni öve öve göklere çıkaran bir adam. Gece-gündüz görüştüğüm bir insan. Sürekli sözümü dinleyen bir insan. Her yere tebliğe gönderdim, konferanslara gönderdim, Kıbrıs’a gönderdim, Anadolu’ya konferanslara gönderdim.
OKTAR BABUNA: Sizin kitabınızı kopyaladı, kitap çıkarttı.
ADNAN OKTAR: Benim kitabımın aynısı, kopyası bir kitap çıkarttı, ona da hiç sesimi çıkartmadım.
OKTAR BABUNA: Hocam ölüyordu, zorla hastaneye götürttünüz, acil pil takıldı. Yani gerçekten ölüyordu, gitmiyordu hastaneye. Ki gitmeseydi ölecekti. Siz zorla götürttüğünüz için yaşıyor, vesile oldunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi de geceli-gündüzlü tutuklanmam için, hapsedilmem için uğraşıyor babası, annesi. Allah’ın hikmeti, ellerinden öpüyorum yani. Vardır bir hayrı, hikmeti. Var mı babasının filmi, onu gösterelim. Acayip severdi beni. Kitapları nasıl yazdığımı anlatıyor, “bütün vaktini bunlara ayırıyor, geceleri hiç evden çıkmıyor” diyor. “Hiç evden çıkmadan kitapları yazıyor, çok başarılı” diyor benim için. “Mükemmel eserler yazmış,” diyor. Bizim çocukları öve öve bitiremiyor. Bizim çocuklar için; “onlarla ben yolculuk ettim, yolculuk eden tanır. Yolculuk ettiğim için onları çok iyi biliyorum. Askerde ve yolculukta insanlar çok iyi tanınır” diyor. “Ben bu çocukları bütün detayları ile biliyorum, çok temiz, çok değerli, çok kaliteli insanlar” diyor. Yani “yapılan iftiralar, çete iftiraları, şunlar bunlar çok samimiyetsiz ve çirkindir” diyor. Annen de öve öve bitiremedi. Mahkemeye mektup da gönderdi annen, onu da bul, sonra onu da yayınlayalım. Yayınla.
VTR Cevat Babuna.
ADNAN OKTAR: Mesela buradaki üslubunu görüyorsunuz. Kitaplarında mesela, “atom bilgininde bile olmaz bu bilgi” diyor. “Evden hiç çıkmıyor,” diyor. “Savunma sistemi ile ilgili çok mükemmel kitaplar yazmış” diyor. Arkadaşlarımızı öve öve bitiremiyor. Peki nasıl çete olduk biz o zaman arkasından? Madem bu kadar yakından takip etti, bu kadar değerli görüyorsun, bu kadar seviyorsun, peki mahkemeye verdiğin dilekçe ne? Neredeyse Abdullah Öcalan’ın ayarına koymuşsun verdiğin dilekçede. Hayır, tamam bir şey dediğimiz yok da, çete iddiası nereden çıktı o zaman, değil mi? Hanımın gitti, başka yerde de açtılar o davadan. Onunla da bitirmediler, gittiler Üsküdar’da da dava açtılar. Gittiler başka yerde de davalar açtılar ve ısrarla takip ediyor. Etsin, bir şey dediğim yok da, peki hangi ifaden samimi? Ya burada yalan söylüyorsun, ya orada yalan söylüyorsun, değil mi? İkisinden birisi yalan. Hangisi doğru? “Ben yakınında kaldım, askerlikte ve yolculukta insan anlaşılır,” diyorsun. “Aylarca en ince detaylarına kadar inceledim, çok efendi, çok temiz, çok vatan sever, çok kaliteli insanlar. Vatana, millete hayırlı hizmetler yapıyorlar, gece-gündüz kendilerini adamışlar, Allah yolunda hizmet ediyorlar, hiç evden çıkmıyor” diyor. Hiç evden çıkmayan adam nerede çete faaliyeti yapıyor o zaman? Ne zaman çete faaliyeti yapmaya vakit buluyor? Bu kadar kitap yazan adam, kitapla mı uğraşıyor, CD ile mi uğraşıyor, çete faaliyeti ile mi uğraşıyor? O zaman hangisinde yalan söylediğini halkın önüne çıkıp anlatması lazım. Ya burada yalan söylemiş, ya mahkemeye verdiği dilekçesinde yalan söylemiş.
OKTAR BABUNA: Bu samimi kanaati Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani ben bilmiyorum, takdir onun. Benim çete olmadığımı bütün dünya alem bilir. Bu nasıl bir çetedir ki böyle, gece-gündüz Allah için hizmet edecek, İslam’ı, Kuran’ı anlatacak, 300’ün üzerinde kitap yazacak. Benim bildiğim çete, adam öldürür, yol keser, gasp yapar, soygun yapar değil mi? Buna çete denir, tabii. Annenin konuşması var mı?
OKTAR BABUNA: Mektubu var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım, ona da bakayım.
OKTAR BABUNA: Semin Babuna’nın, annemin Semin Babuna’nın yazdığı mektup:
“Sayın Ahmet Gürses Bey Efendiye. Bildiğiniz gibi 12 Kasım 1999 tarihinde, Bilim Araştırma Vakfı mensuplarının ve kızım Tuğba Babuna’nın aralarında bulunduğu 85 kişi emniyet mensuplarınca gözaltına alındı. Bu tarihten sonra ise hem kızım hem de BAV camiası mensuplarına yönelik çok çirkin iftiralar atılmaya başlandı. Üstelik ortada, yüce yargımızın verdiği her hüküm ve emniyet mensuplarının elinde suç unsuru olarak bulunan hiçbir delil ve kanıt olmamasına rağmen bu durumdan son derece rahatsız olduğumu belirtmek isterim. Sayın Adnan Okatar’ın fahri başkanı olduğu Bilim Araştırma Vakfı uzun senelerdir Türkiye’ye büyük hizmetler veren çok saygın bir vakıf. Başta Sayın Adnan Oktar olmak üzere, bu vakıfa mensup olan tüm insanlar, son derece güzel ahlaklı, haysiyetli, milletine ve vatanına bağlı, sevecen, devletine karşı itaatte kusur etmeyen pırıl pırıl vatan evlatları. Hem benim evladım, hem de bu camia mensuplarının, Türkiye’nin geleceği için ahlaklı ve kültür olarak üstün vasıflara sahip çok önemli değerler olduğuna inanıyorum. Bu kişiler birçok gencimiz gibi, bar köşelerinde hiçbir ideali ve amacı olmadan, bomboş, ülküsüz, dininden bi-haber, devletine ve kendi milletine karşı hiçbir sadakat benimsemeyen kayıp insanlar olacaklarına, Sayın Adnan Oktar’ın hayırlı tavsiyesi vesilesi ile ülkemizin gurur kaynağı insanlar haline gelmişlerdir. Atatürk’ün kendilerine bıraktığı mirastan ve vatan sevgisinin ne demek olduğundan bile habersizken, bu topraklara gönülden bağlı, ecdadına karşı saygılı, Türkiye’nin ilerlemesi ve üniter yapısının korunması için candan bir çaba içerisine giren, dünyaya örnek genç bir topluluk oluşmuştur. Böylesine büyük bir hizmeti alkışlamak gerekirken, böyle bir haksız karalama kampanyasını başlatanların vicdanında uzun vadede büyük bir yara açılacağına inanıyorum. Bugüne kadar haklarında hiçbir şuç unsuru olmayan hiçbir camia için basında bu kadar tahkir edici, hakaretamiz ifadeler kullanıldığına şahit olmamıştım. Bu nedenle değerli Türk kamuoyunu, kızım da aralarında bulunduğu güzel ahlakları yüzlerine yansımış bu tertemiz insanlar konusunda vicdanlı, barışçı ve sevecen olmaya davet ediyorum.” Saygılarımla. Prof. Dr. Cevat Babuna’nın eşi Semin Babuna.
Bu mahkemeye gönderdiği mektup Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, annesi de beni çok seviyordu, babası da çok seviyordu. Yani işin doğrusu da, samimi kanaatleri bu. Yalan söylüyorlar da demiyeyim, fakat doğru söylemiyorlar, doğru söylemiyorlar. Olayın doğrusu şu. Cevat Hocayı tanıyan bazı kişiler var, onun haberi yok. İddia edilen Ergenekon Örgütü bazı kişiler Hocanın evine geldiler, onu bizim aleyhimize kışkırttılar. Annesi ile gittiler konuştular, bizim aleyhimize kışkırttılar iddia edilen Ergenekon Örgütü mensupları; haberi yok yalnız onun. Ondan sonra bütün bakış açısı değişti, tam tersine döndü. Kardeşim sen gözünle gördüğüne inansana. Beraber yanımızdaydın diyorsun, aylarca beraber diyorsun, aynı otelde kaldık, aynı yerlerde yemek yedik, gece-gündüz birlikte yaşadık diyorsun. Ve benim kesin, samimi kanaatim diyorsun. İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne üye itin, çakalın sözü ile niçin görüşlerini değiştiriyorsun, değil mi? Milletin sözü ile niye kanaatini değiştiriyorsun? Sen kendi gördüğüne inansana, duyduğuna inansana. Zaten uzun uzun anlatıyorsun, samimi kanaatin olarak bizi ne kadar sevgi duyduğunu, ne kadar saygı duyduğunu, ne kadar değerli insanlar olduğunu anlatıyorsun kardeşlerimizin. Bana olan sevgini, saygını da anlatıyorsun. Ve yıllarca görüştük. Görüşmedim diyor ya kendisi, aslında o doğru değil, ben söyledim ona. Hocam görüştüğünüzü söylemeyin, çalışmanız daha rahat olur, aramızda kalsın görüştüğümüz dedim. Çünkü zaten ben söylüyordun, her şeyini ben organize ediyordum, nasıl görüşmeyecek yani? Konferanslara ben gönderiyorum.
OKTAR BABUNA: Benimle birlikte geldi Hocam sizin evinize.
ADNAN OKTAR: Hayır nasıl gidiyordu konferansa? Bütün imkanlarını ben sağlıyordum, en iyi detaylarına kadar. Mesela Kıbrıs’taki konferansa da ben gönderdim. Uçağın tutulması, uçakta ona yer ayrılması, hepsinin organizesinde yardımcı oldum. Arkasından bambaşka bir çizgiye girdi. Onun arkasından da bir kısım aileler de, iki-üç aile de bunun arkasına takıldı, bunları zengin biliyorlar çünkü. Hakikaten zengin. Hoca zamanında bayağı bir şey yapmış, Allah versin yani. Acayip parası var. Onun için bazı aileler de onu böyle hani besili mi buldu diyeyim, böyle şey buldular yani akarlı buldular daha Türkçesi. Yani yanaşırsak hani bize de bir şeyler akar gibisinden. Birkaç kişi de onun peşine takıldı ailelerden, karşımıza çıktılar ondan sonra, akıl almaz sözlerle. Bakın bir dava ile de yetinmediler, bir tane daha dava açtılar. Açsınlar helal olsun, bizim bir şey dediğimiz yok, kanunun kestiği parmak acımaz. Ama bakın bu tamamen iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yönlendirmesi ile oldu, ama onların haberi yok bundan.
OKTAR BABUNA: Evet, ayrıca benim evime de silahlı saldırı, adam gönderdiler Hocam. Silahlı olarak gelip kapıyı kırmaya çalıştılar, kırsalardı kapıyı beni öldürmek üzere göndermişlerdi. Onun da davası açıldı.
ADNAN OKTAR: Yani Cevat Hocayı, bu doğru anlattığın, onu da biliyoruz. Önce hatta size uğramışlar.
OKTAR BABUNA: Evet, önce babamlara uğruyorlar, oradan geliyorlar.
ADNAN OKTAR: Değil mi? O saldıranlar önce size mi uğradılar, babanın evine uğramışlar.
OKTAR BABUNA: Babamın evinde. Zaten kendileri de söylüyor, buradan çıktılar diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, oradan gelip senin evine saldırdılar.
OKTAR BABUNA: Kapıyı tekmelediler, kıramadılar kapıyı.
ADNAN OKTAR: Bak, olaylar ne çizgilere kadar geldi. Muazzam zorluklar içerisinde mücadele veriyoruz. Yani acayip zorluklar içerisinde mücadele veriyoruz. Ama ne kadar zor olursa, sevabı da o kadar çok olur. Ne kadar kolaylık olursa, sevabı da o kadar az olur. Zorluk önemli. Ama yalan kelimesi ağır olur onu söylemiyorum, fakat doğru söylemiyor. Doğrusu, annenin anlattığı; doğrusu budur. Babanın anlattığının da doğrusu budur. Samimi kanaatleri budur. Çünkü yıllarca, kardeşim 1 yıl-2 yıl değil, 10 küsur yıldan beri tanıyorum, 15 yıldan beri tanıyorum babanı.
OKTAR BABUNA: Bu konuşmayı yaptığında 10 yıldır tanıyordu Hocam sizi, şu konuşmayı yaptığında.
ADNAN OKTAR: Tabii 10 yıldan beri tanıyordu.
OKTAR BABUNA: Kıbrıs konuşması 13 yıl olmuştu tanıyalı.
ADNAN OKTAR: Bakın, 10 yıllık tanışma, 10 yıllık dostluğu, 10 dakikanın içerisinde iddia edilen Ergenekon Örgütü mensupları bitirttiler ve yönlendirdiler, ama haberi yok.
SUNUCU 2: Yani siz önce babasıyla tanışıktınız, daha sonradan Oktar’ı tanıdınız.
ADNAN OKTAR: Tabii, ben Hocayı çok eskiden tanıyorum.
SUNUCU 2: Daha Oktar Beyi tanımadan önce.
ADNAN OKTAR: Yani konferansları, konuşmaları falan hep ben ayarlardım, giderlerdi. Basında da ondan sonra ünlendi babası hatta.
OKTAR BABUNA: Sizin kitaplarınızı anlatıyordu.
ADNAN OKTAR: Ben tanıttım, basında da ben tanıttım, tanıtımını yaptırttım. Mesala gittiği konferanslar şurada burada falan. Konuşacağı konuşmaları en ince detayına kadar gönderiyordum.
OKTAR BABUNA: Bu TGRT’deki günlük konuşmaları, yanımızda oturuyordu, sizin kitaplarınızdan okuyarak, altını çizerek hazırlıyordu. Hatta slaytlarını, sizin kitaplarınızın fotoğraflarını çekip, günlük program yapıyordu TGRT’de.
ADNAN OKTAR: TGRT’de konuşma yapmasına ben aracı oldum, ben hazırladım. Yani en ince dataylarına kadar anlattım; nasıl konuşacağını, bunları anlatıyordum. Bayağı da başarılı oluyordu hakikaten, faydalı da oluyordu. Sonra Hoca 180 derece geri döndü.
OKTAR BABUNA: Sizin kitabınızı kopyalı Hocam. Ben size gelip söylemiştim hatta Hocam, sizin kitabınızı kopyalıyor, kitap bastırıyor diye. Siz “ellemeyin” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Doğru. Kitaba hakikaten baktım, kelimesi kelimesine aynısını yazmıştı.
OKTAR BABUNA: Kelime kelime. Bazı cümlelerin kelimesini değiştirmişti.
ADNAN OKTAR: Olsun dedik, hizmet. Ne olur yani, ne fark eder dedik, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Kendi adını koydu ona, tek kitabı o. Sizin kitabınızın aynısını yazıp.
ADNAN OKTAR: Canım olsun, faydalı olur, bir şey yok onda. Ben yapmam ama olursa da yani.
OKTAR BABUNA: Normalde, siz daha iyi bilirsiniz, suç yani. Üniversitelerde Profesörleri atıyorlar böyle intihal diye. Başkasını kitabını kopyaladığı zaman profesörlükten atıyorlar, çok büyük suç.
ADNAN OKTAR: Canım ben şikayet etmedikten sonra nereden bileceklerdi? İnşaAllah. Ben de şikayet etmedim.
OKTAR BABUNA: Sizin Hocam kitaplarınızda, “Maddenin Ardındaki Sır” bölüm var kitapların sonunda, o bölümü olduğu gibi almış kitabına, Maddenin Ardı diye böyle, ama kelimesi kelimesine böyle.
ADNAN OKTAR: Gördüm ben, evet. Hakikaten yani satır atlamadan aynısını almış, kendi ismiyle de basmıştı hakikaten. Canım helal ediyoruz hakkımızı, bizim bir şey dediğimiz yok, inşaAllah.
Meryem de; “Hocam ben kesinlikle iltifat etmeyin diye bir şey söylemedim” diyor. Kardeşim ben Cübbeli gibi olamam, onu ben anlatamıyorum. Ben Cübbeli’nin zihniyetinde değilim. Ben bu tarzda, yani gördüğünüz gibi bir insanım. Neşeli, dışa dönük, sevgi doluyum. İltifattan zevk alıyorum. Sevmekten, sevilmekten zevk alıyorum. Onlar da beni sevdikleri için ben mutlu oluyorum. Yani bunu konuşmamak mı dürüstlük oluyor? Televizyon programlarının hepsinde çıkıyor hanımlar, bayağı da dekolte çıkıyorlar. Bütün insanlar, herkes seyrediyor bunu programlarda. O tombulun programında da çıkıyor o köfte, Pelin Batu. Acayip sevimli bir şey o, çok şeker. Bilmişliği acayip hoşuma gidiyor, böyle çocuk bilmişliği gibi. Her konuya atlıyor böyle. Yazık çocuğu her seferinde de mahçup ediyorlar böyle genellikle. Mesela ona orada iltifat etmiyorlar. Ben olsam sürekli iltifat ederim. Adam anlamıyor ki iltifat etsin. Bence o sevgiyi hissetmiyor. Çocuk orada uyuyor, bitkinleşiyor falan, azarlıyorlar çocuğu, tersliyorlar. Defalarca azarladılar çocuğu, terslediler. Ben mesela kıyamam ona. Ben mesela orada uyuyacak çocuk, o kadar yorgunlukla oraya çıkartmam. Ben ona bir kolaylık sağlarım, mahçup etmem. Uzun uzun onu gösterdiler televizyon çekiminde, çocuk daldı-gitti, uyudu. O çekimle gösterilir mi? İnsan nezaketiyle gelir, bir bahane ile kaldırırsın, programa ara verirsin, gider çocuk uyur. Mahçup etmenin alemi ne yani? Mesela benim programımda, burada konuşmuş olsa, defalarca iltifat ederim, gönlünü alırım ve hiçbir şekilde de mahçup etmem. Velev ki ters bile konuşsa, sezdirmem ben onu. Yani niye mahçup edeyim milyonlarca insanın karşısında? Değil mi, canlı yayında bir genç kız mahçup edilir mi? Süper şeker bir şey yani. Dolayısı ile ben o modelde değilim işte. Tek kelime mesela iltifat olmuyor. İçlerinden gelmiyor Allah-u alem, olmaz. Zaten etmelerini de istemem yani, inşaAllah. Çünkü samimi olmayan bir şey niçin olsun yani? İnşaAllah.
SUNUCU 1: Programımıza Harunyahya.tv internet sitemizden devam edeceğiz.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...