SUNUCU: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Nasıl başlayalım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, nasıl uygun görürseniz. Güncel haberler vardı. Kılıçdaroğlu'nun bir açıklaması var Hocam. "Laiklik tehlikededir diyemem" demiş.
ADNAN OKTAR:Açıkla onu.
OKTAR BABUNA:CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ezber bozan açıklamalarını sürdürüyor. Akşam Gazetesi'ne yaptığı açıklamada, laikliğin Türkiye'de artık bir tehlike olarak görülemeyeceğini söylemiş. Eğer böyle dersem demiş, onun altını doldurmam gerekir yani delil vermem gerekir, böyle verebileceğim de bir delil yok mealinde açıklama yapmış.
ADNAN OKTAR:Çünkü bizim milletimiz aydın, aklı başında, yani öyle Cübbeli kafasının artık milimetrik boyutlarda olduğunu da görüyorlar, değil mi? Yani Cübbeli mantığı bitmiştir Türkiye'de. Aydın, aklı başında, Atatürkümüz’ün bize gösterttiği çağdaş çizgide, candan, samimi, halis Müslüman ruhu gelişti. Bizim milletimiz bağnazlıktan, gericilikten nefret ediyor, istemiyorlar. Kiminle konuşsam istemiyor. Ben hiç istemiyorum, en istemeyen ben olabilirim. Bizim istemediğimizi de Allah yaratmaz.
OKTAR BABUNA:Elhamdülillah Hocam, siz vesile oldunuz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah-u alem, evet.
OKTAR BABUNA:Çünkü bugüne kadar aksini söylüyorlardı, maşaAllah sizin vesilenizle artık değişti Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Bundan sonra böyle samimiyetsiz, hatta biraz da acınacak çizgide garip üslupları istemiyoruz. Din akıldır, saf akıldır, derinliktir, Allah'ı aşkla sevmektir, her şeyi titizlikle analiz etmektir, samimi düşünmektir ve her şeyin en güzelinin toplamıdır. Dolayısıyla biz gericilikte bunu göremiyoruz, gericilikte biz kabus görüyoruz, karanlık görüyoruz, kir görüyoruz, rahatsızlık görüyoruz, acımasızlık görüyoruz, sevgisizlik görüyoruz, sabaha kadar sayarım. E bunları da istemiyoruz. Bu kadar.
Kılıçdaroğlu iyi güzel konuşmuş. Ama Kılıçdaroğlu'ndan bizim istirhamımız... Bak ben çok aklı başında bir insanım, PKK tehlikesi malum. Şimdi PKK'ya karşı böyle pasif tedbirler PKK'yı durdurmaz. Mesela PKK'ya af çıkaralım, işte PKK'ya yiyecek... Yani bunlarla olmaz. Bunların hepsi pasif tedbirler, ilmi çözümler, hatta ben PKK'ya af çıkaralım da demiyorum da yani hani ona benzer konuşmalar olmuştu. Yahut işte oradaki okulların kitap sayısını artıralım yahut işte bedava kitap verelim... Tamam verelim, kitapta ne anlatıyorsun? Darwinizmi anlatıyorsun, materyalizmi anlatıyorsun, diyalektik felsefeyi anlatıyorsun. Bakın burada bir kör açmaz ve kör bir nokta var, bunu mutlaka görmek lazım. PKK Stalinist, komünist, Marksist bir hareket. Ve bizim milletimiz buna karşı hazırlıklı değil, buna karşı ilmi bir çalışma yapılmış değil, yani devletin bu yönde ilmi bir çalışması yok, ilmi bir çalışmayla buna cevap verilmiş değil. Yani zamanında da 12 Eylül öncesinde de bunlara karşı öyle bir karşılık verilmedi. Çünkü karşılık verecek, devlet verir de, fakat şimdi Darwinizmi anlatıyor devlet, materyalizmi anlatıyor, diyalektik felsefeyi anlatıyor. Cevap vermesi için Darwinizmi bir kere ortadan kaldırması gerekir, fikren, materyalizmi ortadan kaldırması gerekir, diyalektik felsefeyi dolaylı olarak ortadan kaldırması gerekiyor ki Marksist felsefeyi yenebilsin. Yenilmeyen bir felsefe sürekli ilerler. Adamlar da şımarıyor, her gün daha da şımarıyorlar.
Bakın Allah rızası için söylüyorum, yani bu kaba güçle, bağırıp çağırmakla sokakta, yani kaba güce sadece kaba güçle karşılık verirler ve daha da gelişir başka bir şey olmaz. Mesela hakarete hakaretle karşılık verirler, ama bilimsel açıklamaya hiçbir cevap veremezler, felç olurlar. Yani bütün dünya da bizi destekler o zaman. Çünkü bakın Danimarka, Norveç, İsveç, Hollanda'nın desteklemesinin nedeni, bilimsel yönden yönden PKK'yı doğru buluyor adamlar. Yani bu çok vahimdir, mesela Almanya da bilimsel yönden, sosyolojik, felsefi yönden doğru buluyor, isabetli hareket ettiği kanaatindeler. Buna karşı ilmi bir cevap verilmiyor. O zaman Danimarka da İsveç de Norveç de onlar da susar, ayrıca onların oradan fikir ithal etmeleri fikir göndermeleri de mümkün olmaz, ihraç etmeleri, ikisi de yani, karşılıklı birbirlerine veriyor bilgiyi. Bunun durdurulması gerekiyor. Avrupa'nın fikren yenilmesini ben önemli gördüğüm için Avrupa'da Darwinizme karşı mücadele başlattım. Yani en tehlikeli yer Fransa'ydı. Yani Fransız Marksistlerin PKK'yı desteklemesi akademik düzeyde. Onlar da kendilerine uydurma akademiler kurmuşlar orada, bilmem ne akademisi bilmem ne akademisi diye. Günde 7-8 saat adamlar ders yapıyorlar. Marksist diyalektik felsefe eğitimi veriliyor. Buna karşı hiçbir şey yok, ama hiç hiçbir şey yok, sıfır. Sadece savunma var. Arazi de müsait, bu durum iç açıcı bir durum değil. Bir an önce anti-Marksist faaliyete devletin resmi olarak başlaması gerekiyor. Aksini söyleyen varsa bana yazsınlar yani yanlış düşünüyorsam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Güç zaten kullanılır, tank top her zaman, uçak havadan bombalama da yapılıyor, tank top da kullanılıyor, roketatar da kullanılıyor, mesela vatandaşlarım da diyorlar, biz gerekirse dağa çıkarız diyor mesela eğer Allah vermesin bir zaafiyet olursa bir şey olursa. Bunlarla çözüm olmaz, bunlarla çözüm olmaz. Kısmen, usulen tedbir olmuş oluyor, çünkü verem içeride, değil mi, verem içeride, cildine dışarıdan mesela eline yüzüne ilaç sürülüyor öyle olmaz, içeriden ilacın verilmesi gerekir.
OKTAR BABUNA:CNN, "3000 yıllık peygamber mucizesi gerçek çıktı" diye bir haber yapmış Hocam, tam sizin söylediğiniz gibi. Siz Kızıldeniz'de Hz. Musa'nın geçişinin aslında olağanüstü olmayacağını hatta günün şartlarına uygun olarak aklın ihtiyarını kaldırmayacak şekilde olabileceğini söylemiştiniz Hocam. Tam bunu yapmışlar maşaAllah. ABD Uluslararası Atmosferik Araştırma Merkezi'nin Colorado Üniversitesi'nin araştırmacıları hazırladıkları simülasyonlarda Kızıldeniz'in ikiye ayrılmasının mümkün olduğunu söyledi. Bilgisayar modelleri saatte 100 km hızla doğudan esen rüzgara maruz kalan bölgede yaklaşık 1.8 metre derinliğindeki suyu 12 saat boyunca inceledi. Simülasyonda rüzgar suyu hem göl oluşturduğu havzaya hem de Nil nehrinden aktığı kola itti. Bu şekilde saatler boyunca 4,5-5 km uzunluğunda ve 1.8 km genişliğinde düz çamur bir alan ortaya çıktı, rüzgarın sona ermesiyle sular çamur alanını hemen kapattı diye haber var Hocam. MaşaAllah, tam söylediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR:Yalnız tabi, şimdi bakın, Firavun'un ordusu Hz. Musa'nın peşine takılmış ve öğrencilerinin peşine takılmış yani o ümmet beraber gidiyorlar. Hz. Musa tam denizin kenarına geliyor, adamlar ne diyorlar “eyvah” diyorlar, yakalandık diyorlar. Hz. Musa ne diyor, “asla” diyor, “Rabbim benimle beraberdir” diyor, şeytandan Allah'a sığınırım. Şimdi deniz o anda duruyor, değil mi, mesela bak, "asla, Rabbim benimle beraberdir", bu sözünün hemen üstünde mesela asasını denize dokundurmasıyla kısa süre içerisinde bir rüzgar meydana geliyor ve şiddetleniyor gittikçe rüzgar ve suyu tamamen alıyor ve dev dalgalar şeklinde oluşuyor. Yani yüksek dalgalar şeklinde ayrılıyor deniz, ayrılırken öyle ufak bir dalga şeklinde ayrılmaz. Ve gelirken de dev dalga şeklinde gelir, yani büyük dalga şeklinde gelir yani su ani boşalma şeklinde geliyor. Şimdi bu harika üstü harikadır. Çünkü tam o anda, tam sıkıştıkları anda, o arada da su duruyor bakın deniz duruyor, "asla" diyor "Rabbim benimle beraberdir" diyor, asasını denize dokundurduktan sonra bu olay başlıyor. Bu her yönüyle harika ve mucizedir, çok büyük bir olaydır. Karşıya geçiyorlar, karşıya geçinceye kadar hiçbir sorun yok, gayet güzel. Öyle demeyeyim de sorun demeyeyim de yani mükemmel geçiyorlar. Geçip bittikten sonra Firavun ordusu önce bir tereddüt ediyorlar girelim mi acaba diye, bakıyorlar bomboş arazi yani sular çekilmiş, e adamlar onlar da geçtiğine göre hiçbir mahsuru yok diyorlar. Bunlar giriyor, epey bir yol alıyorlar, tam ortaya geldiklerinde, su büyük bir hızla geriye dönüyor, çok dev dalgalar şeklinde geriye dönüyor, aldığıyla bunları götürüyor. Şimdi bu da ikinci bir harika. Mesela onlar geçtikten hemen sonra su geri kapanabilirdi veya son anlarında kapanabilirdi, onlar daha henüz suya girerlerken su kapanabilirdi, onlar karşıya geçtiklerinde su kapanabilirdi. Hiçbiri olmuyor, bak onlar tam geçinceye kadar hiçbir şekilde su kapanmıyor, onlar tam ortaya geldiklerinde su kapanıyor, bu da çok büyük bir mucizedir.
O anda suyun içinde Firavun biliyorsunuz yüzmeye çalıştı, boğulmamak için gayret etti, normalde yüzebilirlerdi ama tsunami dalgası şeklinde olduğu için yani çok sert vurucu dalgadır o, yani onun gücü normal bir su akışı gibi normal bir dalgaya benzemiyor, yani yıkıcıdır yani çok tahrip edicidir, araba maraba parçalar dokunduğu şeyi, parçalayıcı vasfı vardır. Feci şekilde arabaları şunları bunları parçalayıp denizin içerisinde unufak etti. Firavun bütün gücüyle direndi, yüzmeye çalıştı, dedi ki, şeytandan Allah'a sığınırım, "Musa'nın ve Harun'un İlahına iman ettim". Ben Müslümanım dedi, iman ediyorum dedi. Cenab-ı Allah "Şimdi mi?" dedi Cenab-ı Allah, yani son anda imanın geçerli olmadığına işte delil. Diyorlar ya Hıristiyanlar konusunda, evet, Hz. İsa (a.s.) diyorlar, vefat anında gidecek Hıristiyanları imana getirecek, gidecek efendim Musevileri imana getirecek. Ne faydası var? Bak faydası olmadığını Allah gösteriyor. Firavun'a soruyor Allah, şimdi mi diyor. Son anda imanın geçerli olmadığının Kuran'da çok fazla açıklaması var. Buradan da anlıyoruz ki Hz. İsa son anda insanların iman etmesi için gelmiyor yani ölen insanlara gelmiyor, kendisi dünyaya geliyor ve bütün insanların iman etmesine vesile oluyor, şahsı geliyor, anlaşıldı mı, bunu anlıyoruz. Orada da Cenab-ı Allah diyor, duasını kabul ediyor, seni kurtaracağım diyor. Ama bedenini kurtaracağım diyor. Yani zaten ruha inanmıyor Firavun, bedenimi kurtar diyor, Allah da senin bedenini kurtaracağım diyor, ama ruhunu alacağım diyor. Ruhu cehenneme, bedeni de sahile. Ve ibret olarak kalacak diyor Allah Kuran'da ayette. Bir tek o değil, bütün sülalesi kalmış durumda, yalnız o değil hepsi şu ana kadar ibret olarak kalmış durumdalar. Ki yani bütün hepsinin bedeni yok olabilirdi, bu da Kuran'ın mucizesidir. Yani mumyalarını parçalayıp yok edebilirlerdi insanlar, sonradan yok edebilirlerdi, çürüyebilirdi, yani yok eder adam ne işine yarayacak niye muhafaza etsin? Kirli bir şey, adam paramparça eder atar veya tahrip eder. Hepsi muhafaza olmuştur, ibret olması için, konu budur.
Şimdi başka neler var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:"Kurtulmuş ve ekibi şimdi ne yapacak?" diye bir haber var Hocam. "Saadet Partisi mahkeme tarafından partiyi olağanüstü kongreye götürmesi amacıyla kayyuma devredildi. Genel Başkan Numan Kurtulmuş'un da görev ve yetkileri düştü, peki şimdi ne olacak?" diye bir haber var Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi ne olacak...
OKTAR BABUNA:Yeniden genel kurul olacakmış Hocam, olağanüstü.
ADNAN OKTAR:Tamam, orada delegeler seçime katılacaklar, ne karar çıkarsa o. Ama geçen sefer beşte bir oyla mı seçilmişti Numan Kurtulmuş?
OKTAR BABUNA:Evet ve bayağı bir şeydi...
ADNAN OKTAR:Dörtte bir oyla mı ne öyle seçilmişti.
OKTAR BABUNA:Evet düşüktü Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Bu sefer herhalde daha yüksek oyla birisi seçilir tahmin ediyorum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bazı kimseler de, orada haberde var Hocam, Bekaroğlu, Ilıcak, Gülerce ve Güngör, aday olmaz demişler Numan Kurtulmuş için tekrar. Nazlı Ilıcak, Hüseyin Gülerce Zaman Gazetesi yazarı ve Star Gazetesi yazarı Nasuhi Güngör. Fikir olarak kendi fikirlerini beyan etmişler, aday olmasını beklemediklerini söylemişler Hocam.
ADNAN OKTAR:O zaman ne yapacak aday olmayıp? Aydın Doğan'ın gazetesinde yazar mı olacak? Bir görevi olur illa ki. Taha Akyol'un yardımcısı olabilir belki, yani yazılarını tashih ederler belki beraber şey yaparlar. Yani inşaAllah kazanır da, yani kazanamazsa böyle bir görev de hazır yani boşta kalmaz, inşaAllah, değil mi? Yani memlekette işsizlik yok, işsizlik sorunu gittikçe azalıyor biliyorsun, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. "Doğu Perinçek'ten bomba iddia" diye bir haber var. "Ergenekon'da tutuklu bulunan Doğu Perinçek, Gladio'nun eylemlerinde bir tarafta PKK, bir tarafta Büyük Birlik Partisi ve Alperenler var. Büyük Birlik Partisi'nin arkasında da Fethullah Gülen bulunuyor" diye bir açıklama yapmış Hocam, bir ifadesi olmuş.
ADNAN OKTAR:Gladio'nun eylemlerinde bir tarafta PKK, Gladio nedir?
OKTAR BABUNA:İddia edilen Ergenekon'u kast ediyor Hocam. Onun eylemlerinde, birçok yerde arkasında Büyük Birlik Partisi’nin olduğunu iddia etmiş.
ADNAN OKTAR:“Gladio’nun eylemlerinde bir tarafta PKK, bir tarafta Büyük Birlik Partisi ve Alperenler var. Büyük Birlik Partisi’nin arkasında Fethullah Gülen bulunuyor” Komple yalan. Yani tamamı yalan, yani hem de en kötüsünden. Yani çünkü en olmayacak iş.. Bir kere Fethullah Hoca ve ekibi nefret ediyorlar iddia edilen Ergenekon örgütünden. Yani adamları direkt hedef olarak gören bir sistem. Nasıl desteklesin onları? Olacak iş mi? Yalan da demeyeyim de, şimdi ayıp olur, doğru söylemiyor inşaAllah. Yakışmamış, doğru söylememiş. Ama iddia edilen Ergenekon örgütüyle PKK işbirliği halinde, doğru. Ama şimdi bunu Doğu Perinçek’in söylemesi biraz komik olmamış mı?
OKTAR BABUNA:Çok komik Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani biraz acayip olmuş. Bir de Büyük Birlik Partisi ve Alperenler delikanlıdır, Allah’a güvenirler, imanlarına güvenirler, akıllarına güvenirler. Böyle kirli işlere asla girmezler. Hiçbir zaman için de girmemişlerdir. Buna ait hiçbir delil yoktur. Rahmetli son derece şefkatli, merhametli, nezih bir insandı.
OKTAR BABUNA:Muhsin Yazıcıoğlu.
ADNAN OKTAR:Evet. Böyle pis işleri hiçbir zaman için benimsememiştir ve böyle şeylere de girmemiştir. O yüzden de böyle kendi aralarında samimi, candan, sıcak bir bağ oluşmuştur. Bu tertemiz camiaya böyle bir söz söylenebiliyorsa artık insaf yani insaf. Ki ana sütü gibi ak ve tertemizdirler Büyük Birlik Partililer, ben çok iyi biliyorum. Yakışmamış, Alperenler nur gibi gençler, olur mu öyle? Çok acayip bir konuşma olmuş ve hiç alakasız bağlantılar kurmuş. Niye böyle bir şey söyledi, bunu da anlayamadım. Fethullah Hoca ayrı bir görüştür, ayrı bir düşüncedir. Büyük Birlik Partisi ayrı bir partidir, siyasi partidir o. Yani birbirleriyle alakası olan, birbirleriyle bağlantılı olan bir şeyi yoktur. Yani şaka gibi.
OKTAR BABUNA:Bütün o olayları saymış tek tek; şu olayın arkasında Büyük Birlik Partisi var, bu eylemin arkasında aşağıda devam ediyor haberde. Eylemleri tek tek söyleyerek, hepsinin Büyük Birlik Partisi ve Fethullah Hoca ile bağlantılarını kurmuş.
ADNAN OKTAR:Yani “iddia edilen Ergenekon örgütü Türkiye’yi 22’ye bölmeyecek” mi demek istiyor?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Haydi bizi yanılttılar diyelim yahut kandırmaya çalıştılar diyelim. Devletin hakimlerini, savcılarını, polisini nasıl yanlış yönlendirecekler, değil mi? İddia edilen Ergenekon örgütü eli kanlı, gözü dönmüş, psikopat bir örgüttür ve komünist bir örgüttür. Marksist, Leninist, Stalinist, Maocu çizgide komünistlerin kurduğu kanlı bir komünist örgüttür. Yapısı komünisttir, diyalektik felsefeyi savunur, Darwinisttir; PKK da bu şekildedir. PKK’yı iddia edilen Ergenekon örgütü kurmuştur ve onun silahlı kanadıdır. Türkiye’de de silahlı kanadı vardır, yani Türkiye içerisinde sivil silahlı kanadı vardır ki söylüyorlar adamlar zaten, açık açık anlatıyorlar ya daha nasıl anlatsınlar? Dinlemiyorlar mı? Adam Türkçe konuşuyor, söylüyor yani. Binlerce teröristi yetiştirmişlerdir ve bir gece hareketiyle 3 milyon Müslümanı ve Türk milliyetçisini şehit etmeyi planlamışlardır. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i 22’ye bölmeye kesin kararlılar, açıkça ifade ediyor adamlar. Yalnız tabii Doğu Perinçek şimdi burada benim muhatabım değil, onu bir kere devreden çıkaralım.
Bu oyunu yapmaya kalkanlar, karşılığında Türk-İslam birliğini görecekler, yakın bir zamanda. Yani bizim milletimizin hiçbiri bölünmeyi istemiyor. Güneydoğu’daki halkımız da, kardeşlerimiz de tehditle kabul ediyormuş gibi görünüyorlar, tehditle. Hiçbiri kabul etmez. Mesela çocuklar okula gitmediler belirli bölgelerde, kardeşim nasıl gitsin yani? Şimdi bir düşün sen. Yani gece adam evini yıkabilir, suikast yapabilir, delik deşik edebilir, her şeyi yapabilir. E adam canını korumak için ne yapıyor? “Gitmeyeyim” göndermiyor çocuğunu. E bu yiğitlik mi bu ya? Yani Güneydoğu’daki milletimizin, kardeşlerimizin canı burnuna geldi. Ve PKK’dan akıl almaz derecede nefret ediyorlar ve iddia edilen Ergenekon Örgütü’nden; ikisinden de nefret ediyorlar. İddia edilen Ergenekon Örgütü kendini devlet olarak tanıttı onlara. “Biz devletiz, devlet adına bunu yapıyoruz” dedi. Sen devlet değilsin. Sen sadece köpeksin. Hem de uyuz bir köpek yani, değil mi? Kendini devlet gibi gösterdi ve vatandaşlarımızı da devlete karşı kışkırttılar böylece. Yani, “bak devlet sizi böyle eziyor, böyle perişan ediyor, canınızı yakıyor, sizi aşağılıyor” gibi bir imaj vermeye kalktılar. Daha yeni oradaki halkımız, milletimiz, kardeşlerimiz daha yeni anladılar oynanan oyunu. Yani böyle bir olay olmadığını, devletin son derece müşfik ve merhametli olduğunu, bunu yapanların iddia edilen Ergenekon Örgütü mensubu olduklarını daha yeni anladılar. Bundan sonradır asıl gerilme.
Yalnız, bu Perinçek’in ifadesi yani, yani cevap verilecek derecede de değil yani. Komik, yani başka bir şey söylemiyorum.
OKTAR BABUNA: Kendini şöyle bir şey yapmış, orada Gladyo diye işte ABD’nin kurduğu bir örgüt gibi lanse ediyor onu ve Ergenekon’u da güya ayırıyor ondan, iddia edilen Ergenekon’u. Ama saydığı eylemler zaten onların suçlandığı eylemler olarak var; Danıştay da, diğer şey de.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Türkiye’de bir tane derin devlet yapılanması var, bir tane. Komünist derin devlet yapılanması bir tanedir. Ben bunu dört sene önce, beş sene önce gazetelerde sürmanşet, büyük, tam sayfa ilan veriyordum, komünist derin devlete devletin dikkatini çekiyordum. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü ben, on beş yıl önce kitabımda yazdım.
OKTAR BABUNA: 96 yılında yazdınız Hocam, tam on beş yıl önce.
ADNAN OKTAR: Tabii, evet. Kitabımda yazdım ve detay verdim. Anlattım, isim vererek anlattım.
OKTAR BABUNA: Adını verdiniz Hocam, inşaAllah. Duruyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Safhalarını da anlattık, yapılanmalarını da anlattık. Yani Avrupa’daki desteklerini anlattım, ateist Siyonistlerle bağlantılarını, ateist masonlarla bağlantılarını anlattım ve belgelerle çok kapsamlı izah ettim ben. Yani bununla ilgili büyük kitap haline getirdim.
OKTAR BABUNA: Kimse daha adını bile duymamıştı o zaman.
ADNAN OKTAR: Ve tam sayfa da gazetelerde de ilan verdi arkadaşlarımız. Perinçek anladığım kadarıyla böyle can havliyle bir şeyler söylüyor. Hiç inandırıcı değil ve çok hata yapıyor. Perinçek’in yapacağı ne biliyor musunuz? Diyecek ki; “iddia edilen Ergenekon Örgütü çok aşağılık, alçak bir yapılanmadır. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kurucuları şerefsiz, haysiyetsiz adamlardır. İt kopuk takımıdır, gözü dönmüş kalleş kahpe adamlardır” diyecek; bir. “Biz” diyecek, “bölünmeye şiddetle karşıyız. Komünizme şiddetle karşıyız. Maocu düşünceye, Stalinist düşünceye şiddetle karşıyız. Atatürkçü düşünceyi savunuyoruz” diyecek, değil mi? “Elhamdülillah Müslümanız, Türküz, Türk-İslam Birliği’ni savunuyoruz” diyecek. Bunu derse, tamamdır. E bunu demeyip de başka türlü konuşuyorsa inanmayız. İnanmayız yani, değil mi? Bak, diyecek; “Darwinizm; materyalizm, komünizmin dünyaya hâkim olması için kurulmuş, vahşi kapitalizmin dünyaya hâkim olması için kurulmuş, kan dökmek için kurulmuş vahşi bir ideolojidir”
SUNUCU 1:Kısa bir aramız var, ondan sonra tekrar burada olacağız. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi biz Perinçek’in neler yapması gerektiğini anlatmıştık. Bir daha anlatalım. Yayında çıkmadı değil mi, bu konuşmalar?
OKTAR BABUNA: Evet, Allah-u alem son bölümü çıkmamış olabilir.
ADNAN OKTAR: O zaman iki kere anlatmam gerekiyor demek ki. Bak, Perinçek’ten bizim istirhamımız. Neler anlatması gerekiyor? Bir; PKK’nın komünist bir örgüt olduğunu söylesin. Maocu ve Stalinist bir stilde faaliyet yaptığını söylesin. Darwinizm’in ve materyalizmin PKK’nın ana ideolojisi olduğunu söylesin. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün de aynı şekilde Marksist, Leninist, komünist bir yapılanma olduğunu, terörle Türkiye’ye hâkim olmak istediğini belirtsin. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün vasıfları bunlar, değil mi? Bunları anlatacak. Üç milyon vatandaşımızı bir gecenin içerisinde şehit etmeyi planladığını söylesin, inşaAllah. Yani, tavsiye ediyorum, güzel olur inşaAllah. Bunları anlatırsa iyi olur. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün, PKK’nın yapılanmasını bizzat organize ettiğini, PKK’yı da halen koruyup kolladığını, bunu izah etsin. Danimarka, Norveç, İsveç gibi sosyalist ve sol eğilimli, komünist kökenli, yani ideolojisini komünizmden ve Darwinizm’den alan fakat komünist olamayan, öyle arada derede ne olduğu belli olmayan bir çizgide devam eden çeşitli kurumların ve partilerin PKK’ya ideolojik ve maddi destek sağladığını söylesin. Anlaşıldı mı? Amerika’nın da bölgede, özellikle Fırat bölgesinde, Fırat’ın havzası bölgesinde Büyük Armagedon savaşını çıkartmak için orada terörist ve anarşist bir millet meydana getirmeye çalıştığını belirtsin. Çünkü Amerika’nın oraya, kan dökülmesi için müdahale etmesi için ihtiyacı var, değil mi? Ve Evanjeliklerin ana inancı olduğunu söylesin. Şu anda dünyayı Evanjelikler idare ediyorlar. Yani bu açık, görülüyor, değil mi? Ve kullandıklarını, yani Marksistleri kullandıklarını, komünistleri bu konuda kullandıklarını, bir paravan olarak kullandıklarını belirtsin. Amerikan derin devletinin de, CIA’in de, aynı şekilde PKK’yı ve iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü tam anlamıyla desteklediklerini belirtsin. Buna karşı tek çözümün de Türk-İslam Birliği olduğunu, Kuran’a sıkı sarılmamız gerektiğini, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine sıkı sarılmamız gerektiğini, bütün Türkiye’nin kardeş olması gerektiğini, Alevi-Sünni ayrımının son derece suni ve anlamsız olduğunu, hepimizin aynı Allah’a inandığını belirtsin. Aleviler, Bektaşiler bizim canımızdır, canımız ciğerimiz kardeşlerimizdir. Bu ayrılıkları yapanların da bu kişilere hizmet ettiklerini söylesin. Alevi düşmanlığı, Bektaşi düşmanlığı yapanların da bu olaylara, yani Amerika’nın bu planına destek amacıyla, Büyük Armagedon’a destek amacıyla bunu desteklediklerini, bilerek veya bilmeyerek bunu yaptıklarını belirtsin. Komünizmin başarılı olamadığını, yenildiğini iddia etmekle beraber komünizmin başka bir şekle girerek, başka bir maske altında dünyada kan dökmeye devam ettiğini belirtsin. Çünkü artık devletçilikle değil de komünizm, sadece Allah’sızlıkla ortaya çıktı. Allah’sız ideolojiyi savunarak ortaya çıktı. Allah ve din düşmanlığı yaparak ortaya çıktı. Bunun çok büyük bir tehlike olduğunu; insanlardaki mutsuzluğun, neşesizliğin, verimsizliğin bundan kaynaklandığını belirtsin. Ekonomik çöküşün bundan kaynaklandığını belirtsin ve komünizmle hiçbir yere varılamadığını Allah’ın bize gösterdiğini belirtsin. Bak, Castro ne diyor? “Komünizmle bu işin gitmeyeceğini biz anladık” diyor. Ana modellerden bir tanesiydi. “Yürümüyor” diyor adam. Komünizmi geçersiz bir ideoloji olarak insanlara anlatsın ve PKK’ya karşı da ilmi mücadelenin yapılması gerektiğini izah etsin. Özellikle anti-Darwinist, antikomünist, anti-Stalinist, anti-Maocu, anti-terörist eğitimin, ilmi eğitimin önemli olduğunu söylesin. Bunları söylerse Perinçek tamamdır. Yani gönlümüz ondan yana çok çok rahat olur. Eğer bunları söylemeyip de yok; “Büyük Birlik Partisi, iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle iş birliği halinde, Fethullah Gülen iş birliği halinde” bunları derse sadece güleriz. Yani çünkü akıl almaz, mantıksız üstü mantıksız mantıksız yani. Bu anlattığı sisteme karşı mücadele eden insanları, sistemin içinde göstermeye kalkıyor. Bu olmaz. Bak benim anlattığım gibi anlatırsa doğrusu olur ve inandırıcı olur. İnandırıcı ve doğru olan varken, inandırıcı olmayanı niye anlatıyor? Değil mi? Benim tavsiyem bu. Böyle yaparsa daha iyi olur.
Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Yine “Saadet Partisi kayyuma devredildi” biraz önceki haberin… “Ankara 10. Sulh Hukuk Mahkemesi 11 Temmuz’da yapılacak Saadet Partisi kongresinde usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle yönetimin kayyuma, yargıya devredilmesine karar verdi”
ADNAN OKTAR: Evet. İyi, hayır vardır. Allah yaratıyor her şeyi. Numan Kurtulmuş’u oraya getiren Allah. Numan Kurtulmuş’u gidip Aydın Doğan’ın ekibiyle görüştüren de Allah. Taha Akyol’un akıl vermesine imkân tanıyan, Taha Akyol’la konuşturan da Allah. Taha Akyol’a “haklısınız efendim, doğrusunuz efendim” dedirten de Allah, Numan Kurtulmuş Hoca’ya. Sonra partiyi kayyuma devreden de Allah, değil mi? Hepsinde bir hayır hikmet vardır. Kimse rızıksız kalmaz, inşaAllah. Herkese Allah bir iş verir, bir imkân verir, inşaAllah. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Fakat Allah sizi maşaAllah, vesile etti Hocam. Bir de şunu gösterdiniz -bugün de yeni arkadaşlarla konuşmuştuk aramızda- vefanın, sadakatin, güzel ahlakın, saygının nasıl olması gerektiğini Allah sizin vesilenizle bir kere daha duyurmuş oldu Hocam, öğretmiş oldu maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Erbakan Hocamız ne tatlı insan, ne mazlum insan. Allah Yolu’nda yaşlandıysa, Allah Yolu’nda adale gücünü kaybettiyse, ben o insanı milyonlarca misli daha çok severim. Ne kadar güzel şey. Mesela gaziler vardı Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında, değil mi? Kolu kopuyor, ayağı kopuyor. Onlar bizim canımız ciğerimiz. Milyonlarca misli, kat kat misli daha çok severim ben onu. Yani böyle yeni bir gençlik modeli çıktı. Yani büyüklerine saygıyı gereksiz gören, Amerikan modeli; Amerikan dizilerinde var ya böyle bacak bacak üstüne atıyorlar falan. Mesela kendilerinden büyük adamların, kişilerin yanında; mesela anneannesi yanında geziyor ayaklarını çakmış böyle, değil mi? Bu modelin bize de yansıması oldu. Bunlar yanlış. Biz büyüklerimize saygılı olacağız, hem de ne saygı, inşaAllah.
İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü on beş yıl önceden haber vermemi nasıl buluyorsun Oktar?
OKTAR BABUNA: Hocam siz, her şeyi zaten yirmi otuz yıl öncesinden maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gazetelerde bile sürmanşet tam sayfa ama aylarca ilan verdim. Yani, “ilan verdim” derken arkadaşlarımız. Benim fikirlerimden istifadeyle o ilanları hazırlayan arkadaşlarımız sundular. Yoksa yani onlar bilmez, inşaAllah. Yani çünkü kitaplarımdan okudular, oradan aldıkları bilgiyle o ilan haline getirdiler. Yoksa; “gittim ben gazeteyle konuşup, ilanı işte dizaynı yaptım, yazısını yaptım, reklam servisine gittim, konuştum” falan demiyorum yani. Yani vesile oldum, fikir olarak vesile oldum. Kitabını yazdım, kitabımdan aktardı arkadaşlarımız da.
OKTAR BABUNA: “Zorunlu din derslerine boykot” diye yine Vatan Gazetesi’nde çıkan bir haberde; “Anadilde eğitim için başlatılan okul boykotundan sonra Aleviler de zorunlu din derslerini boykot etmeye hazırlanıyor. PSAKD Başkanı Gümüş, 9 Ekim’deki oturma eyleminden sonuç alınmazsa boykot kararı alınacağını söyledi. PSAKD (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği) Genel Başkanı Avukat Fevzi Gümüş, zorunlu din derslerinin kaldırılması için 9 Ekim'de Ankara'da yapacakları oturma eyleminden sonuç alamazlarsa dersleri boykot edeceklerini açıkladı” diye haber var Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi Türkiye’nin böyle zor bir dönemden geçtiğini görüyor bu arkadaşımız, Fevzi Gümüş kardeşimiz, değil mi? PKK’nın veyahut diğer kişilerin yaptıkları eylemleri görüyor, değil mi? Ve Güneydoğu’da yapılan, okullarda yapılan boykotu görüyor. Bunun devleti nasıl zora soktuğunu da görüyor. E şimdi böyle bir ortamda insan yatıştırıcı mı olur, düzenleyici mi olur; yoksa böyle hareketler mi yapar? Değil mi? Kardeşim, din dersi niye boykot edilsin? Yani benim Alevi kardeşim niye din öğrenmesin? Hıristiyanlığı öğrensin, Museviliği öğrensin, Müslümanlığı öğrensin, Aleviliği öğrensin, Bektaşiliği öğrensin, Şiiliği öğrensin, Vehhabiliği öğrensin, komünizmi öğrensin, faşizmi öğrensin. Genel kültürden, bilgiden korkulmaz. Yani, “onu öğrenme, bunu öğrenme. Buna boykot, şuna boykot” Bu nasıl oluyor bu? Genel kültür kaliteli insan yetişmesinde çok hayati konudur. Kültürsüzlük çok büyük bir sorundur. Komünizmi çekinip anlatmıyorlar, faşizmi de anlatmıyorlar, mezhepleri anlatmıyorlar. E olmaz, anlatacaksın; genel kültür bu. Bilecek, her şeyi bilecek. Evanjelikleri bilecek, Katolikleri… Adam; “Katolik’im” diyecek. Niye Katolik? Çıkaramaz ki adam, anlamaz. Evanjelik nedir? Bilemez. Ortodoks nedir? Bilemez, değil mi? Ermeni nedir? Bilemez. Ermeni tarihini kısaca; Ermenilik nedir, Ermeni tarihi hakkında kısa bilgi, Ortodoksluk nedir, değil mi? Katoliklik nedir? Protestanlık nedir? Kısa kısa, yani okulların derecesine göre gençleri mutlaka genel kültürle teçhiz etmek lazım. Ne boykotu? Her şey öğretilsin. Son derece kültürlü, konuşmaktan hoşlanan insanlar olsunlar. Genel kültür çok zevkli bir şeydir. Yani çok çok çok zevklidir. Yani nefsin derin zevk aldığı konulardan bir tanesidir genel kültür. Hatta okullarda PKK’nın ideolojisi de anlatılsın. PKK nedir? Nasıl bir yapılanmadır? İdeolojisi nedir? Neyi amaçlıyor? Hangi felsefi sistem üzerine oturtulmuştur PKK? Mesela Darwinist-materyalist sistem üzerine nasıl oturtulmuştur? Marksist, Leninist, Stalinist çizgiye neden girmiştir? Değil mi? E anlatılsın. Mesela ETA, şu, bu falan e bunlar da anlatılsın kısaca. Bunların ideolojik çizgileri de anlatılsın. Ya genel kültür çok şahane bir şeydir. Bu kadar kültürlü bir insanla sen baş edebilir misin? Ve bu kadar kültürlü bir insan oyuna düşer mi? PKK’nın anlattıklarını dinler mi? Değil mi? İddia edilen Ergenekon Örgütü de cahil kesimlere etkili oldu, cahil kişilere etkili oldu. Yani böyle odun kafalı, kemik kafalı, taş kafalı adamlara etkili oldu. Bak nerede iddia edilen Ergenekon Örgütü mensubu varsa bakın, samimi söylüyorum, tam tahta kafadır, tam odun kafadır. Yani böyle “tak tak” ses gelir yani.
OKTAR BABUNA: Demiştiniz; “bırak; gidiyor cama. Cama çarpıyor, tutup kolundan çeviriyorlar”
ADNAN OKTAR: Dedem diyor, “yok” diyor, “ben Türkiye’ye akıl vereceğim” diyor “size” diyor. “Siz bilmiyorsunuz” diyor, “siz demokrasiyle yönetilecek adam değilsiniz” diyor, “bilmiyorsunuz. Ben sizi adam edeceğim. Sizin başınıza sürekli” diyor, “bir balyoz gerekiyor” diyor, “ben sizi öyle idare edeceğim” diyor. “Dedem sakin ol” falan derken, “güm” cama bindiriyor dedemiz. Garsonlar adama yol bulduruyor. Yoluna yürüyemiyor. İki kişi koluna girip öyle götürüyor. “Ben sizi idare edeceğim” diyor o. Yani başka özellikleri de var da şimdi söylemiyoruz.
Başka var mı Oktar, anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, var Hocam. “Milletten özür dilemeyen Çölaşan'a tepki çığ gibi” diye bir haber var Hocam. Bu, Tansel Çölaşan’ın “yüzde elli sekiz ihanet içindedir” dediği, Türk halkı için. Buna bayağı bir tepki gelmiş. Mesela eski Cumhuriyet Savcısı Reşat Petek Bey; “Çölaşan, Ergenekon Örgütü’nün değirmenine su taşıyor” demiş ve ayrıca Melih Gökçek de bir dava açmış. “İlk dava Melih Gökçek’ten” diyor haberde. Bayağı bir tepki oluştuğunu söylüyor Hocam, bu şekilde. O da Haber Türk’e çıkıp savundu o sözlerini. Dün akşam Haber Türk’te programdaydı.
ADNAN OKTAR: Yapmasınlar yengeme. Baksana zaten yorgun Allah-u alem, ellemesinler. Olur böyle şeyler. Yanlış konuşmuş. Tamam, çıkar özür diler, Allah Allah bir şey yok. Bazen çıkar bağırır çağırır, böyle de konuşabilir. Ondan sonra ama özür diler; bir şey olmaz. Konuya geçelim.
OKTAR BABUNA: “Kuran Kürtçe emrediyor” diye Hocam. Kuran’ın yeni meali yapılıyormuş, tefsiri inşaAllah. “Müfessir Mela Muhemmed Şoşikî'nin kaleme aldığı Nûra Qelban, Kırmançi lehçesinde yazılan ilk tefsir olma özelliği taşıyor” diye haber var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: E Kuran zaten her dilde, her lehçede tercüme edilsin, güzel.
OKTAR BABUNA: “İnternet ve Medya Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru için en iyi zemindir” Hüccetülislam Penahian bu kişinin ismi. “İnternet ve Medya, Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru için en iyi zemindir” demiş. “Medya çağının zuhur çağı ile özdeş olduğunu kaydeden Hüccetülislam Penahian, zuhur için hiç bir hazırlığın medya çağı kadar etkili olmadığını vurguladı”
ADNAN OKTAR: Bunu Bediüzzaman söylüyor, Bediüzzaman’ın söylediklerini de biz söyledik. Bak İran da bunu resmi olarak kabul etmiş. Dabbe-tül Arz’ın Mehdi (a.s.)’ye yardımcı olacağını, internetin bilgisayarın Mehdi (a.s.)’ye yardımcı olacağını açıkça bak, resmi olarak beyan ediyorlar. Benim anladığım; onlar da Mehdi (a.s.)’yi anlamışlar. Güzel, bu iyi bir gelişme. Yani bu açıklamanın ikinci bir açıklaması yok. Çünkü bu, İran Devleti adına açıklıyor bunu. “İnternet ve Medya Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru için en iyi zemindir” Güzel. “Medya çağının zuhur çağı ile özdeş olduğunu kaydeden” bak; “zuhur çağı ile özdeş olduğunu kaydeden Hüccetülislam, zuhur için hiç bir hazırlığın medya çağı kadar etkili olmadığını vurguladı” diyor. “Hayatın geniş dairesinde” diyor ya Bediüzzaman, hayatın geniş dairesinin oluştuğunu İran da resmi olarak söylüyor. Yani Mehdi (a.s.)’nin çıkışı için ana şartlardan biriydi bu, Bediüzzaman’ın söylediği ana şartlardan biri. “Bu da oluştu” diyor ve İran zaten resmi olarak da açıkladılar; “Mehdi (a.s.) çıktı” dediler. Hürriyet Gazetesi de sürmanşet açıkladı, değil mi? Sekiz sütuna manşet.
OKTAR BABUNA: “Şehit ve gaziye küresel şefkat” diye bir haber var Hocam. “Türkiye, terör mağdurları ile ailelerine küresel düzeyde pozitif ayrımcılık uygulamasını Birleşmiş Milletler'e kabul ettirdi” sizin vesilenizle Hocam. Sürekli üzerinde durmuştunuz; şehit ailelerine nasıl davranılması gerektiği, nasıl sahip çıkılması gerektiği, inşaAllah. “Terör mağdurları ile ailelerine küresel şefkat” inşaAllah.
“Silah Araplarda, tetik Amerika’da” diye bir haber var Hocam. “ABD, İran etrafındaki çemberi giderek daraltıyor. Suudi Arabistan'ın ABD'den 67 milyar dolarlık dev silah alımından sonra Körfez bölgesi ülkelerinin de yüklü miktarda silah anlaşması yaptığı ortaya çıktı. Toplam rakam 120 milyar doları aştı. Bu, tarihin bir barış döneminde yapılmış en büyük silah alışverişi” Yani bu dönemdeki, evet.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi Amerika bu silahları veriyor; bu, sonradan Mehdi (a.s.) ordusunun silahı olacak bunların hepsi. Onlar Müslümanları birbirine kırdırmak için silah veriyor ama birden Mehdi (a.s.) ortaya çıktığında diyecek ki; “sakın birbirinize kullanmayın” diyecek. “Nereye kullanalım?” diyecekler. “Hiç kimseye kullanmayacağız” diyecek, “ama dursun” diyecek Mehdi (a.s.). Yani, “görenlerin olumlu etkilenmesine vesile olabilir” diyecek. Bir süre sonra da o silahların tamamı ortadan kalkacak, inşaAllah. Yani dengeli olarak Amerika, Rusya, İslam alemi silahları gittikçe azaltıp, azaltıp, azaltıp tamamen yok edecekler, inşaAllah. Ama ilk başta duracak tabii o silahlar. Kullanılmayacak fakat duracak. Yani caydırıcıdır, caydırıcıdır. Yani PKK’sı şusu busu falan, o dev Müslüman birliğini, Müslüman NATO’sunu gördüğünde diyecek ki; “kardeşim, biz” diyecek, “pire gibi adamız”, değil mi? “Bunlar aslan, koydu mu oturtturur, ters takla attırır. Olmayacak bir şeye hiç girmeyelim. Biz buradan yavaşça kenardan gidelim” diyecekler, değil mi inşaAllah? Yani bunu dedirteceğiz; diyecekler inşaAllah. Bunu göreceksiniz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu, Hocam, Vatan Gazetesi’nde çıkan bir haber. “Buyur Hocam, sen kurdun sen batır” diye bir haber yapmışlar; Erbakan’ın, partinin kayyuma bırakılmasıyla ilgili olarak Hocam. Yine, haberin devamında; “Saadet Partisi kayyuma devredildi” diyor. Ve devamında Hocam, şöyle açıklamaları var; “Kurtulmuş, Türk siyasetinde gelmiş geçmiş en nazik beyefendi figürlerinden biridir”
ADNAN OKTAR: Şimdi o kısımları geç. Biz biliyoruz, o şahsın kim olduğunu biz biliyoruz. Sen konuya geç.
Ara veriyoruz.
SUNUCU 1:Şimdi bir aramız var, ardından tekrar burada olacağız.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Dabbe-tül Arz sende. Buyur.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, inşaAllah. Bu, en son Vatan Gazetesi’nin bir haberi vardı Hocam. “Buyur Hocam, sen kurdun sen batır” diye Saadet Partisi’ndeki gelişmeler için başlık atmışlar. Bu da haberin devamıydı Hocam. Saadet Partisi’nin yargıya devredildiği haberini yapmışlar.
ADNAN OKTAR: Nedir burada yani olay? Devam et sen Oktar. “Sen kurdun sen batır”ın anlamı nedir?
OKTAR BABUNA: Evet, biraz hakaretamiz bir şekilde; “Kurtulmuş, Türk siyasetinde gelmiş geçmiş en nazik beyefendi figürlerinden biridir. Hoca’nın ikili görüşmelerde söyledikleriyle yaptıkları bir değil. Uzlaşma mesajları verilirken, illerde kongreler yapılmaya çalışıldı. Kurtuluş ve ekibi 40’a yakın il kongresi yaptı. Bunlar kalkıp delege oyunlarının ustası Önder Sav’a gidip taktikler alarak partiyi buraya soktular. İş çığırından çıktı. Bundan sonra kavga etmenin bir anlamı yok. ‘Buyur Hocam; sen kurdun, sen batır’ deyip bırakıp gitmek gerekiyor” demiş, Numan Kurtulmuş ve ekibi için.
ADNAN OKTAR: Bunu diyen kim?
OKTAR BABUNA: Vatan Gazetesi.
ADNAN OKTAR: Vatan Gazetesi böyle bir şey demez. Onda bir yanlışlık var. Birisinin demecidir bu. Al, bir yukarı al bakayım. Bu bir köşe yazarının yazısı olması lazım; böyle bir şey var mı burada?
OKTAR BABUNA: Bir haber olarak yapmışlar ama Hocam siz daha iyi bilirsiniz. “Bekaroğlu” demiş, “’Hoca AK Parti’ye mi hizmet ediyor? NTV’ye değerlendiren Saadet Partisi’nin eski Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu şunları söyledi” diyor.
ADNAN OKTAR: Hah. O, onun sözüdür. “Sen kurdun, sen batır”
OKTAR BABUNA: Mehmet Bekaroğlu’nun kullandığı cümle; doğru Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, “sen” diyor, “Saadet Partisi’ni kurdun” küfrün kalbine batıracak, değil mi? İlimle, bilimle Erbakan Hocamız. “Batır” dediği o. O, onu kastediyor inşaAllah ve “küfrü batır” diyor, “dalaleti batır” İnşaAllah. Küfrün gemisi batacak, cehalet gemisi batacak, dalalet gemisi batacak, bölücülük gemisi batacak, PKK gemisi batacak, değil mi? Bunlar batacak. Erbakan Hocamız da ve diğer böyle değer verdiğimiz büyüklerimiz de bu konularda inşaAllah öncülük edecekler, inşaAllah. O anlamda diyor Bekaroğlu Hocamız. Yoksa “partiyi batır, gerçekten partiyi yık” diyorsa, o zaman yani o anlamı çok anormal olur. O zaman Bekaroğlu’nun ne işi var o partide, değil mi? Yani bir insan kendi partisinin yıkılmasını, yok olmasını istemez. O zaman bunu demeyeceğine göre; anladığımız kadarıyla güzel bir anlamı var. “Batır” dediği; “İslam düşmanı, Türklük düşmanı olan kim varsa, hangi düşünce varsa; Marksist ideoloji, Darwinist-materyalist ideoloji, hepsini batır” diyor, değil mi? E batıracak Hocamız da, Erbakan Hocamız da, evelAllah. Yalnız onun, Hocamızın talimat vermesine gerek yok, zaten Erbakan Hocamız o yolda, inşaAllah. İnşaAllah.
Evet, başka?
OKTAR BABUNA: Haberler bu şekildeydi Hocam, inşaAllah.
Sizin Hocam; “İttihad-ı İslam farz olmasına rağmen, pek çok kimse ağızlarına almıyor” demiştiniz. “Hayatları boyunca bir kere bile; ‘İttihad-ı İslam olsun’ demiyorlar” demiştiniz. Allah’ın Müslümanların birlik olmasını emrettiği ayetlerde şu şekildeydi inşaAllah Hocam, Kuran’da –şeytandan Allah’a sığınırım-
“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın” diye buyuruyor Allah, Hocam inşaAllah. Ayrıca; “İnkar edenler birbirlerinin velileridirler. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur” diye buyuruyor Allah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi, bölücülüğe karşı o ayeti bir daha oku, çok önemli; bir daha, baştan. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırız. “İnkar edenler birbirlerinin velileridirler”
ADNAN OKTAR: Yani, iddia edilen Ergenekon Örgütü, PKK, it kopuk takımı, münafıklar, çakallar “birbirinin velisidir” diyor Cenab-ı Allah, yardımcısıdır, destekçisidir. Evet?
OKTAR BABUNA: “Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız)”
ADNAN OKTAR: Müslümanlar, inananlar, Allah’ı sevenler, Peygamber (s.a.v.)’i sevenler, değil mi? Alevi, Bektaşi, Sünni hiç fark etmez, samimi iyi insanlar. Evet, güzel, devam et.
OKTAR BABUNA: “Yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur”
ADNAN OKTAR: Bak; “yeryüzünde fitne, büyük bir bozgunculuk ve fesat olur” Herifler Armagedon’u da çıkarır, bilmem neyi de çıkarır, sel gibi kan akıtır ve “çok büyük olaylar olur” diyor, “eğer birleşip beraber olmazsanız” Ne demektir bu? “İttihad-ı İslam farz” diyor, Cenab-ı Allah, “en büyük farz” Bunun için Türk-İslam Birliği’nin kurulmasının dışında bir yol yok. Allah’ın emri. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: “Şüphesiz Allah, Kendi Yolu’nda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak cehd edenleri (mücadele edenleri) sever”
ADNAN OKTAR: Hah. “Omuz omuza olun” diyor. “Alevi’si, Sünni’si, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i hep beraber bir arada olacaksınız” diyor, Cenab-ı Allah. “Siz tek bir ümmetsiniz, hepiniz Adem evlatlarısınız” diyor, değil mi? Hakkı, güzelliği, doğruluğu dünyaya hakim edeceksiniz” diyor. Yine İttihad-ı İslam.
Sinsice, bilemeyiz biz, mesela gizlice bölünmeyi isteyenleri, Türkiye’yi bölmeyi isteyenleri Allah helak etsin. Bütün milletimiz bu duayı yaysın. Alenen ve açıkça bölmek isteyenleri ve yani milletimizi helak etmeyi isteyenleri, bak bölüp parçalayıp mahvetmek isteyenleri, gizli olanlarının da açık olanlarını da Allah helak etsin.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Helak etsin, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bütün milletimizi ben bu duaya davet ediyorum. Bu duayı yapsınlar. Bak, helak olduklarını görecekler.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah hepsini helak etsin. Sinsice bölmeye kalkanları da açıkça bölmeye kalkanları da Allah helak etsin, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir ayette daha, Allah; –şeytandan Allah’a sığınırım- “Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır” diyor.
ADNAN OKTAR: E kardeşim bak; PKK ne yapıyor? Benim annelerime, bacılarıma, kardeşlerimi ne hale getiriyor Güneydoğu’da. Ne diyor Cenab-ı Allah? Allah’ın emri; “hep birlikte karşılık verin” diyor. Oku ayeti bir daha.
OKTAR BABUNA: “Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır”
ADNAN OKTAR: İttihad-ı İslam yine farz bak, görüyorsunuz. Nereye dönsek farz olduğunu görüyoruz İttihad-ı İslam’ın, Türk-İslam Birliği’nin, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hâlbuki siz; “ağızlarına bile, pek çok insan ağzına bile almıyor” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Cübbeli’den bir kere duyan varsa bana söylesin, İttihad-ı İslam’ı bir kere bile duyan varsa. Eskiden söylüyordu ama şu an söylemiyor. Epey bir süreden beri söylemiyor, hiçbir şekilde söylemiyor. İstemiyor adam İttihad-ı İslam’ı. Allah-u alem istemiyor. Şaşar Beşer Faruk Beşer ağzına dahi almıyor, söylemiyor. Allah-u alem o da istemiyor. Osman Ünlü zaten “bin yıl sonra” diyor. O da istemiyor, ağzına almıyor. Burada bir acayiplik var. Allah hidayetlerini arttırsın.
“Selamün aleyküm” diyor, bir kardeşimiz. Aleyküm selam. “Sevgili Hocam, Oktar kardeşim ve sunucu kardeşim”
OKTAR BABUNA: Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR: Yani hepimize selam mı vermiş? Evet. “Aleyküm selam” de o zaman.
SUNUCU 1: Aleyküm selam.
SUNUCU 2:Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR:Sizin bahsettiğiniz konuların, yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin geldiğini, İsa’nın nüzulünü ve alametleri, Süleymanlı kardeşlerime ve Hocalara bahsedince, hadisle de ispatlayınca, bana “Mehdi (a.s.) Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri” diyorlar. Ben de, hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’nin ledün ilmi ve Vehbi ilmi olacağını, Arapça pek bilmeyeceğini, bekâr olacağını ve çıkış alametlerini anlatınca, bana; “sen yanlış anlıyorsun, hadisler şifrelidir. Ancak ulemalar anlar” diyorlar. Sevgili Hocam, ben de son olarak dedim ki; “Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri bazen sohbetlerinde talebelerine şöyle dermiş; ‘evlatlarım, benim vefatımdan sonra, velayetim kırk yıl sürecek’” bu apaçık belli değil mi Hocam? Bu konuda Süleymancı kardeşlerime açıklamalar yaparsanız, anlayan kabullenen olur Hocam. Allaha emanet olun”
Ne sevimli. Yani, ben şimdi herkese hitap ediyorum ya, diyeceğim ki; “Süleymanlı kardeşlerim bir de size hitap ediyorum” demem lazım. Zaten onlar dinliyorlar. “Allah’a emanet olun Hocam. Özellikle bu konuları bahsetmem için Rabbimden yardım, sizden bol bol dua bekliyorum. Sizi çok çok seven Necati…” soyadını vermeyeyim de şimdi, şey olmasın. Bakın, Necati kardeşe de sözüm olsun. Mesela bir Nur dersi, Risale-i Nur dersi yapıyor değil mi, kardeşlerimiz? Ve belli; Mehdi (a.s.)’nin gelmesini de istemiyorlar. “Şahs-ı manevi” deyip, geçiştirmek istiyorlar, değil mi? İlla ki, var gücüyle Mehdi (a.s.)’ye yardım ederler, ellerinde olmaz. Mesela Süleymanlı kardeşlerimiz Kuran kursları kuruyorlar ya; Mehdi (a.s.) bekleyen vardır, illa ki. Çünkü onların bir sırrıdır o, ben biliyorum Mehdi (a.s.)’yi beklediklerini. Yani asıl Hocalarının biliyorum, konuşmalarını biliyorum. İslam’ın dünyaya hâkim olacağını söyledi Süleyman Hilmi Tunahan. Yani; “İslam böyle gidecek” demedi ki, “İslam ahlakı dünyaya hâkim olacak” diyor. E dünyaya hâkim olunca Müslümanların lideri olmayacak mı? O liderin adına; “Mehdi (a.s.)” diyorlar işte. O lider Mehdi (a.s.)’dir. Burada konuşacak bir şey kalmıyor ki daha, değil mi? İkincisi; her Süleymanlı kardeşimiz Kuran kursu açtığında, orası Mehdi (a.s.)’nin okuludur. İstesin veya istemesin; mutlaka Mehdi (a.s.)’ye hizmet eder. Bütün bilim adamları -istesin veya istemesin- mutlaka Mehdi (a.s.)’ye hizmet ederler. Bak bu cihazların hepsi Mehdi (a.s.)’nin emrinde şu an, dünyada ne kadar varsa. Teknolojisini geliştirdikçe Mehdi (a.s.)’ye daha çok hizmet ederler. Bütün televizyon kanalları -istese de istemese de- Mehdi (a.s.)’ye hizmet ederler. Küfrü gösteren de hizmet eder. Elinde değildir yani, mutlaka hizmet edeceklerdir.
Mesela, Saadet Partisi; Mehdi (a.s.)’ye hizmet eder. Mesela Milliyetçi Hareket Partisi, Türk-İslam Birliği’ni istemiyor mu? Mehdi (a.s.)’ye mutlaka yardımcı konumdadır. Büyük Birlik Partisi, mutlaka Mehdi (a.s.)’ye yardımcı konumdadır. AK Parti, mutlaka Mehdi (a.s.)’ye yardımcı konumdadır. Yani, isteyenler de olabilir, istemeyenler de olabilir parti içerisinde, partiler içerisinde; istese de istemese de hizmet eder. CHP -istese de istemese de- Mehdi (a.s.)’ye hizmet ediyor, eder. Mesela, ne dedi Kılıçdaroğlu Beyefendi? “Laikliğin tehlikede olduğunu söyleyemem” Bu mesela Mehdiyete tam bir hizmettir. Mehdiyet safında bir açıklamadır bu, Mehdiyet safında. Her efendiliği, şefkati ve güzelliği isteyen Mehdiyete -istese de istemese de- hizmet eder. Yani Süleymanlı kardeşlerimiz deseler ki, “biz Mehdi (a.s.)’nin talebeleriyiz, hizmet ediyoruz” deseler de aynı netice alınır, demeseler de aynı netice alınır. Ama bakın, şunu iyi bilsinler; şahs-ı manevi diyen de diyor ki… “Sonunda İslam ahlakı dünyaya hâkim olacak mı?” desin kardeşlerimiz. “İslam ahlakı dünyaya hâkim olacak, evet” diyen herkes Mehdi (a.s.) ordusudur. Ama “İslam dünyaya hiçbir şekilde hâkim olmayacak” diyorsa veyahut kapatmaya çalışıyorsa, Mehdi (a.s.)’nin talebesi değildirler onlar ama yine de istemeseler de Mehdi (a.s.)’ye hizmet ederler. Çünkü onlara da ihtiyacımız var.
Mesela bak Cübbeli; İttihad-ı İslam’dan hiç bahsetmiyor. Onun vesilesiyle İttihad-ı İslam’ı biz çok fazla gündeme getirmiş oluyoruz. Çünkü beni o yönde teşvik etmiş oluyor. Yani bu tehlikeye daha çok dikkat çekiyor. İttihad-ı İslam’ın olmaması, Türk-İslam Birliği’nin olmaması tehlikesine karşı benim dikkatimi açmış oluyor. Münafıklar ayrıca dikkatimi açmış olurlar, şevkimi arttırırlar.
Mesela, Şaşar Beşer Faruk Beşer, mesela bir gördüm baktım; Bediüzzaman’a karşı. Tamam, bir. İmam-ı Rabbani’yi zaten kaldırmış, köşeye koymuş. Kütüb-i Sitte’yi de; canının istediklerini alıyor, canının istemediklerini almıyor. “Hocam” dedik, “İttihad-ı İslam istiyor musun sen?” dedik. “Yo” diyor. Hah, sen bana hizmet ediyorsun işte. Niye? Benim şevkimi arttırıyorsun. Beni delirtiyorsun sen, bu yönünle. Dava adamı yapıyorsun. Tehlikeyi daha çok görmüş oluyorum. Sen nasıl İttihad-ı İslam istemezsin, Kuran’ı savunursun da? Mesela üstelik Samanyolu TV’ye çıkıyorsun, değil mi? Mehtap TV’ye çıkıyorsun, var gücünle her şeyi anlatıyorsun ama tek anlatmadığın İttihad-ı İslam. Niye anlatamıyorsun bunu hazret? Niye ağzına alamıyorsun İttihad-ı İslam’ı. “İslam ahlakı dünyaya hâkim olsun” de, değil mi? “Bütün Müslümanlar birleşsin Türk-İslam Birliği olsun” de. Niye söyleyemiyorsun? Niye konuşamıyorsun? Osman Ünlü Hoca, değil mi? Böyle güzel güzel kahvesini içip, muhabbet ehli şeklinde konuşuyor TGRT’ye çıkıp. Gümbür gümbür de ki; “PKK yerle bir olacak, Türk-İslam Birliği kurulacak, İttihad-ı İslam olacak, Türkiye dünyanın lideri olacak” desene canım dedem. Diyemiyorsun. Bu benim heyecanımı arttırıyor işte. Beni delirtiyor bu, deli aşık haline getiriyor. Allah’ın delisi olmamı sağlıyor. Deliliğime bir delilik daha katmış oluyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, mesela iki saat yayın yapıyorduk, dört saate çıkardık. Dördü de sekize çıkaracağım Allah’ın izniyle.
OKTAR BABUNA: EvelAllah.
ADNAN OKTAR: Yerimde duramıyorum, uyku tutmuyor yani, değil mi? Bunlar bize bu şevki veriyor. Bak onlar da Mehdiyete hizmet etmiş oluyorlar, değil mi? Ya herkes faaliyet yapsa, belki bize meskenet gelirdi Allah esirgesin, değil mi? Yani, “zaten yapıyorlar, görevi yapıyorlar” hani. E bakıyoruz, bir sahipsizlik var. O zaman deliriyorum işte, anlaşıldı mı? Bir de bakıyoruz ki Avrupa’dan bir üfürük var, üfürüm. Böyle adam bir üfürmüş; sol kulağından sağ kulağına geçiyor. Ondan ona, ondan onda, ondan ona, ondan ona… Hepsine de hafiften, yani bu saydığım tayfanın hepsine de üfürmüşler. Cübbeli bir, Şaşar Beşer iki. Bak bunların hepsi İttihad-ı İslam’a karşı olan tipler. Osman Ünlü. O baygın bakışlı arkadaş kimdi?
OKTAR BABUNA: Abdülaziz Bayındır.
ADNAN OKTAR: Abdülaziz Bayındır Beyefendi Hazretleri Kardeşimiz Hocamız Hazretleri. Bak bunlar hep üfürümden geçmiş kişiler ve hepsi Türk-İslam Birliği’ne ve İttihad-ı İslam’a karşı ve ağzına alamayan tipler, değil mi? Ben mahcup etsinler; çıksınlar televizyona desinler ki; “biz İttihad-ı İslam’ı istiyoruz, Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz. Hocam, ne biçim konuşuyorsun?” desinler; ben de gidip ellerini öpeyim, sıradan teker teker ve özür dileyeyim. Ama diyemiyorlar. Diyemiyorlar. E mühim değil, bak bize hizmet ediyorlar işte, değil mi? İnşaAllah. Tehlikenin büyüklüğünü daha çok anlıyoruz o zaman.
Mesela Cübbeli Haber Türk’e çıktı; bismillah, hemen beni eleştirmekle konuya başladı. Muhterem, kâbusun mu oldum senin? Niye ana konu benim? Niye ana konu benim? Niye çıkar çıkmaz bilinçaltındaki asıl derdine giriyorsun? Niye Fatih Altaylı’nın bilinçaltındaki ana değer de benim? Niye o tombulun bilinçaltındaki ana değer de benim, değil mi? Durup durup, nefeslenip nefeslenip bir daha adam çıkarıyorsunuz. Bir onu çıkarıyorlar, “Mehdi (a.s.) gelmeyecek”; Bir bunu çıkarıyorlar, “Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Türk-İslam Birliği olmayacak, İttihad-ı İslam olmayacak” Bağırta bağırta getireceğiz Türk-İslam Birliği’ni, böğürte böğürte. Şeytanı, şeytanı bağırtacağız böyle. Dana gibi böğürteceğim ve Türk-İslam Birliği’ni oluşturacağız, değil mi?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Evet, evelAllah.
ADNAN OKTAR: Ne diyordu geçen günler Fatih? Ne diyordu? Var mı onun yazısı sende? Türkiye kaça bölünecek diyor, bir şeyler? “Öyle duydum” mu diyor, “öyle bir şey” mi, “geçti” diyor, “kafamdan”? “Rüya” mı “gördüm” diyor, “kâbus” mu “gördüm” diyor? Bir şeyler anlatıyordu geçenlerde. Var mı öyle bir şey?
OKTAR BABUNA: Var Hocam. Vardı da, arıyorum şu anda. Bakıyorum.
ADNAN OKTAR: Kardeşim; Fatih Altaylı, Cübbeli, Şaşar Beşer Faruk Beşer, Osman Ünlü; bak hepsi ittifakla İttihad-ı İslam’dan bahsedemiyorlar, Türk-İslam Birliği’nden bahsedemiyorlar. Bu rüzgar, bu üfürüm nerden geldi, değil mi? Ben biliyorum. İstedikleri kadar yeri yerinden oynatsınlar, Allah nurunu tamamlayacaktır ve İslam ahlakı dünyaya hâkim olacak, inşaAllah. Bunu görecekler, inşaAllah.
Süleymanlı kardeşlerimiz de temiz insanlardır, ben çok severim. Kemal Kaçar Hocam’la ben görüşmek istemiştim, yıllar önce. Bir semte gittik, işte o Yeşilköy taraflarına doğru giderken bir yer, tam bilmiyorum da, oraya gittik. Hocamla bir dükkânda görüştük, terzi dükkânında. Ondan sonra, oraya geldi, lacivert takım elbise gitmiş, çizgili. Böyle, Osmanlı Prenslerine benziyor böyle, tam Osmanlı havası vardı. Çok keskin ve dikkatli bakışları vardı, böyle çok dikkatli izliyordu. Orada konuşmuştuk. Yani genel olarak konuları da anlatmıştım, hem beni tanıdı, ben de onu tanımıştım, rahmetli. Çok mübarek bir taifedir, çok mübarek insanlardır Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin talebeleri. Seyittir Süleyman Hilmi Tunahan, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslinden halis seyittir. Bak hep seyitler görevde, görüyor musun? Seyit olup da, İttihad-ı İslam’ı istememek olur mu? İttihad-ı İslam’ın olacağı tarihe kadar vermiştir Süleyman Hilmi Tunahan, 2000’li yılları vermiştir, inşaAllah. Ve İslam ahlakının dünyaya hâkim olacağını da açıkça söylemiştir ama talebelerinin hüsn-ü zannını kırmamak için, tabii ki her zaman, mürşitler genellikle pek ses çıkarmazlar. “Ziyade iltifat” diyor, “her zaman olur” diyor, Bediüzzaman. Bediüzzaman’a talebeleri hep “Mehdi (a.s.)” demişlerdir, Süleyman Hilmi Tunahan’a da “Mehdi (a.s.)” denmiştir. Abdülhakim Arvasi’ye “Mehdi (a.s.)” demişlerdir. Efendim, Muhammed Raşit Erol Hazretleri’ne “Mehdi (a.s.)” demiştir talebeleri. Hüsn-ü zan olur. Ziyade hüsn-ü zan her zaman olacaktır ama hepsi Mehdi (a.s.)’nin vasıflarını biliyordu, zamanını da verdiler, vaktini de verdiler.
Mesela Bediüzzaman hep 2000’li yılları vermiştir, Süleyman Hilmi Tunahan 2000’li yılları vermiştir; hepsi ittifakla aynı şeyi söylemişlerdir. Aynı şekilde Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri de, yani Mehdi (a.s.)’nin görevde olduğunu söylüyor şu an. Ama Amerika’dan böyle bir üfürüm geldi, rüzgâr. Yani, “bu iş bitti, artık bu kadar” gibi; yani, “İslam Müslümanlık bu kadar” gibi. Bak Şeyh Nazım Hocamız ne diyor? “İslam ahlakı dünyaya hâkim olacak” diyor, “İttihad-ı İslam olacak” diyor “ve yetmiş yılın içinde bunu göreceğiz” diyor. “Mehdi (a.s.) çıktı, görevde” diyor. Nerenin bitmesi, değil mi? Yalan söylerken endazeli yalan söylese insan bazen acaba diyebiliyor. Ama böyle şuursuzca ve psikopatça yalan söylenince inanmıyoruz, inanmıyoruz. Zaten yalan benden mutlaka döner, onu söyleyeyim. Yani beni iyi tanımamışlar da onun için. Ta ciğerlerine kadar görürüm, ciğerlerine kadar. Benimle onlar karşılaşmamışlar da onun için. Gözümün içine bir baksınlar dikkatlice, ta beyninin içinden girer, öbür taraftan çıkarım yani. Bana sakın yalan söylemeye kalkmasınlar, bana oyun oynamaya da kalkmasınlar. Hepsinin ilimle, bilgiyle o beyinlerini haşlarım, inşaAllah. Bana münasebetsizlik yapmayacaklar. Her yalanı havada yakalarım, inşaAllah, Allah’ın dilemesiyle. Evet.
OKTAR BABUNA: Bu bahsettiğiniz yazı Hocam, inşaAllah, Fatih Altaylı’nın. “Ayrılık var çıkan falda” diye. “Bana 10 yıl sonrasının Türkiye'sini çizsene, kafanda ne var" diye sorduklarında” anlatıyor Hocam, “Türkiye’nin bölüneceğini ve hatta başkentlerini de söylüyor. “Üç vakte kadar Türkiye nasıl bir şekil alabilir” diye söylüyor. "’Üniter devlet’ düşüncesini kafasından silmiş bir devlet, bir toplum. En az üç federasyondan oluşan bir ülke. En basit şekliyle "Batı-Orta-Doğu" federasyonları. Kim bilir belki de daha fazla. Her federasyonun birer başkenti” diyor.
ADNAN OKTAR: Daha fazla kaç olabilir? On bir, on iki, on üç, on dört, on beş, on altı, on yedi, on sekiz, on dokuz, yirmi, yirmi bir, yirmi iki, yirmi üç, yirmi dört… Fatih Bey, müsaade etmeyeceğiz. Öyle bir şey yok canım ciğerim kardeşim. Yani, seninle on yıl sonra yine görüşeceğiz biz ve Türk-İslam Birliği kurulmuş olarak ve bayağı da sevgi dolu olacaksın inan bana. Çok çok böyle, olgunlaşmış, bu fikirlerden arınmış, nezaketli, saygılı, sevecen; ondan sonra, yani bayağı hayret edeceksiniz, “Fatih Altaylı; ya bu o değil” diyeceksiniz on yıl sonra; Türk-İslam Birliği’ni şiddetle savunan. Bir kâbus görmüş, kâbus. Herhalde öğlen uykuya yattı, anladığım kadarıyla. Meyve suyu içmiştir; şöyle üç kadeh kadar. Bak bir kadeh üzüm suyu, bir kadeh… Karışık içmiş bak, sana söyleyeyim; üstüne kayısı suyu, bir kadeh de vişne suyu. Onu içtikten sonra rüyaya yatmış, Allah-u alem. Yani uykusu gelmiş ve kâbus görmüş. Bölünme yok. Bölünme yok; bölmeye kalkanları da Allah helak etsin. Gizlice Türkiye’yi bölmeye kalkanları Allah helak etsin, alenen bölmeye kalkanları da Allah helak etsin, inşaAllah. Fatih Altaylı istemez bölünmeyi, niye istesin? O, İttihad-ı İslam’ı ister, Türk-İslam Birliği’ni ister, değil mi? Soralım, yani yanlış anlaşılmış. Bence Türk-İslam Birliğini istiyor. Türkiye’nin büyümesini, dünya devleti olmasını istiyordur, İttihad-ı İslam istiyordur ve bölünmeye de şiddetle karşıdır. Kâbus görmüş, bir elini yüzünü yıkasın; hiçbir şeyi kalmaz, değil mi? Öyle bir şey yok; müsaade etmeyeceğiz, öyle bir şey yok, evet Karışık içmesin. Yani bak, üç meyve suyu birbirine karıştırılmasın; kayısı, üzüm suyu, vişne suyu. Bu üçünü birbirine karıştırmak riskli olur, anlaşıldı mı? Tavsiyem o, inşaAllah.
Oktar Hocam, anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Dün anlattığınız konulardan biri; “İttihad-ı İslam'ı savunmayan insan vicdanlı olmak gerekir, Filistin'de, Afganistan’da kardeşlerimiz eziliyor diye anlatmasın” demiştiniz Hocam, inşaAllah. Şöyle bir benzetme yapmıştınız; “kapıyı açık bırakmış, canavar içeri girmiş. ‘Bak, canavar insanları nasıl eziyor?’ diye ondan sonra söylüyor bunu, anlatıyor” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi bak, burada çocuk kundakları olduğunu düşünelim. Kapıda da bir uyuz ve kuduz bir köpek var. Şimdi kapıyı açık bırakırsan ki otomat da elinde; düğmeye bassan kapı kapanacak. “Kapı açık kalsın” diyorsan, sen o çocukları gözden çıkarttın demektir. Ve onların katili olursun; katili sen olursun. ‘Azmetmiş adam’ ayrıdır, ‘azmettiren’ ayrıdır. Azmettiren konumunda olursun, değil mi? Engellemek varken. Katil geliyor diyor ki; “kardeş, bana silah satar mısın? Adam vuracağım” diyor. “Koçum ne marka istersin? Onu vereyim sana. Kaç tane fişek vereyim?” diyor. Şimdi aynı buna benzer, değil mi? Katilin eline malzeme vermiş oluyorsun. İttihad-ı İslam'ı istedin mi, sen bu kapıyı kapattın demektir. Türk-İslam Birliği’ni istedin mi, bu kapıyı kapattın demektir. Artık katil kapıdan giremez içeriye.
Türkiye’yi yalnız gördükleri için bunlar oluyor. Yani Avrupa mavrupa, ne haddine kardeşim? Diyorlar ki, bir kısmı da korkak; “ya bize müsaade etmezler” Hiç teklif ettin mi sen? Yani ne olur? Yani ne kaybedersin? Ne yaparlar? En fazla olacağını söyle bakayım, ne olur? “Masonlar, dünyaya hakim olur mu?” diyoruz. “Olur” diyor. “Kimse ses çıkarmıyor”; “E çıkarmaz, niye çıkarsın ya?” diyor. “Komünistler?”; “O da olabilir” diyor. “Vahşi kapitalizm?”; “O da olabilir” diyor. “Çin de olabilir” diyor. Peki, Türklerin ne eksikliği var? Niye Türkler olmuyor? Yani ne mahsuru var? Bana “şu mahsuru var” de veyahut dünya devletinin gıcığına gidecek yönünü söyle, yani adamları rahatsız edecek yönünü. Onlara bereket getirecek, bolluk getirir, barış getirir, kardeşlik getirir ve onları da koruyup kollayacak bir sistem. Adam kendini kurtaracak sistemi neden istemesin? İsrail’i de kurtaracak olan bu sistemdir, Ermenistan’ı da kurtaracak olan bu sistemdir, Rusya’yı da kurtaracak olan bu sistemdir. Avrupa’yı da bu sistem kurtaracaktır. Türk-İslam Birliği’dir; herkesin lehine olan bir sistem. Niye rahatsız etsin? O istemeyenlerin kendini rahatsız ediyor. Holdingine zarar gelirse ya, değil mi? Böyle havadan helikopterle sapık getiremiyor, getiremeyecek herhalde, değil mi? “Herhalde” değil; getiremez. Ondan sonra, öbürü kendini Anadolu Padişahı zannediyor, o onun saltanatı boşa gidecek. Öbürünün portakal sandığından tahtına zarar gelir diye çekiniyor, değil mi? “Konfeti yağmazsa kafamda” zannediyor. Kardeşim, senin kafana konfeti de yağdıralım; maytap, istediğin kadar da maytap getirelim; sen şu İttihad-ı İslam’ı iste, değil mi? Yani istediğin maytap olsun. Sabahtan akşama kadar evinde maytap yakalım senin, her gittiğin yerde kafana konfeti serpelim ama İttihad-ı İslam’ı iste, Türk-İslam Birliği’ni iste. Niye bu kadar korkuyorsun? Niye bu kadar çekiniyorsun? “Ya konfeti yağmazsa, ya maytap olmazsa” Maytabın alası olur, sen kafana takma, inşaAllah. İstediğin maytap olsun.
Ama Fatih Altaylı’nın on bir yıldan beri verdiği mücadelenin neden kaynaklandığını artık yavaş yavaş milletimiz görsün, değil mi? Bak, Fatih Altaylı’nın avukatı var; Rezzan Aydınoğlu. Allah razı olsun, var gücüyle bize karşı yıllardan beri bir mücadele verir. Aynı zamanda Aydın Doğan’ın da avukatı; hem Fatih Altaylı’nın avukatı. Bize şantaj yapan bir ekip vardı. Polis bunları tek tek topladı evlerinden. Yakaladı götürdü, değil mi? Hepsini topladılar. Evlerindeki bilgisayarlara el kondu, şu an incelemede. Mahkemeye sevk etti savcılık bunları. Buradaki ekibin tamamının avukatı da Rezzan Aydınoğlu. Sana saldıran şahsın avukatı da Rezzan Aydınoğlu.
OKTAR BABUNA: Silahlı saldıranlar.
ADNAN OKTAR: Silahlı saldıranların, Rezzan Aydınoğlu. Annenin avukatı da Rezzan Aydınoğlu.
OKTAR BABUNA: Babamın avukatı da Rezzan Aydınoğlu.
ADNAN OKTAR: Onun da Rezzan Aydınoğlu. Allah Allah, Allah Allah; ne ilginç tevafukat. Ebru Şimşek denen o bayanın da, o ünlü manken bayanın da -ki ben ondan beraat ettim, onun iftirasından beraat ettim- onun avukatı da Rezzan Aydınoğlu. Yani bayağı hayret edilecek başka şahısların da avukatı Rezzan Aydınoğlu. Ve bir de nedir, kadıncağız zengin herhalde? Bedava hizmet veriyor, bedava. Çoğundan para almıyor. Mesela Ebru Şimşek diyor, “para almıyor benden” diyor. Bedava hizmet. Yani ilginç olaylar var. Anlatırsak sabaha kadar vaktimizi alır, onun için bu kadar.
Kardeşim bunlar olacak. Bunlar olacak ki bizim şevkimiz artsın, heyecanımız artsın, değil mi? Bakın, adamlar şantajdan şu an mahkemeye sevk edilmiş durumdalar. Milletimiz bilmiyor; yani bu ekip kimlerdir, neden Rezzan Aydınoğlu bunların avukatıdır, bilmiyorlar, değil mi? E bize de diyorlar ki; “niye ‘evet’ verdin?” E kardeşim ne yapmamız gerekiyordu? Aksinde ne yapalım, değil mi? Binlerce kere ‘evet’ veriyoruz. Yargının içerisinde geniş bir Ergenekon yapılanması var. İddia edilen Ergenekon Örgütü, yargının içerisinde geniş çapta yapılanmış durumda. Bunun mutlaka sökülmesi lazım, hayatî bir konu bu. Bu konuda hükümete bizden tam destek devam ediyor, edecek de inşaAllah.
Ama tabii Türkiye’nin ana konusu birlik ve beraberliktir. Birlik ve beraberlik isteyen, PKK’ya karşı olan mutlaka Türk-İslam Birliği’ni istemekle mükelleftir. “Ben PKK’ya karşıyım, bölünmeye karşıyım” “E çözüm ne? Ne yapalım?” “Çözüm yok. Sadece bağırmak istiyorum. Bol bol bağırmak istiyorum” Olmaz, bağırmayla olmaz. Türk-İslam Birliği ile olur çözüm, değil mi? İşte, “ben sokağa çıkar, var gücümle bağırırım” Hiçbir şey olmaz onunla. Var gücünle sen Türk-İslam Birliği’ni bağıracaksın, bunu isteyeceksin, inşaAllah.
Sevinç Hanım, bak ne güzel, Sevinç Hanım diyor ki; “selamün aleyküm canım Hocam. Sizin sürekli bayanlara iltifatınızdan dolayı kardeşlerim gereksiz yere su-i zan ediyorlar. Hüsn-ü zan etseler daha güzel olmaz mı? Ben bir bayan olarak, bayanlara Allah için sevgi duyup bunu dile getirmenizden mutluluk duyuyorum. Sizi eleştirenler…” bunu diyemem şimdi. Ama Sevinç beni bayağı seviyor ama çok çok seviyor, maşaAllah, elhamdülillah ama çok. Benim de ona çok çok sevgim arttı. Allah’ın güzel tecellilerine karşı derin Allah aşkı duymak, Allah’a derin imanın bir gereğidir. Aksi çok çok samimiyetsiz geliyor bana, çok çok samimiyetsiz geliyor. Ben güzel bir çiçek göreceğim, öyle bakacağım ona. Benim şahsım adına ben bu şekilde bir insanım. Yani beni kabul etmeyen etmesin. Kabul eden de bu şekilde kabul edecek.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben aşk insanıyım. Aşkla doluyum, Allah aşkıyla doluyum. Allah aşkıyla sarhoşum ben, inşaAllah. Çiçeği görürüm, aşık olurum; arıyı görüyorum, doyamıyorum hayvana bakmaya; bebek görüyorum, aşık oluyorum; kadın görürüm, aşık olurum. Yani güzel bir mobilya da benim çok hoşuma gidiyor. Onun için bulunduğum yeri ben hep güzelleştiririm. Bir daha değiştiririm, bir daha değiştiririm. Sürekli güzellik, yani doymuyorum güzelliğe; ruhum böyle. Yani benim ruhumu öldürmeye kalkarlarsa ben bunu kabul etmem. Ben, mutlaka güzelliği ifade etmem lazım. Deşarj oluyorum güzelliği söylediğimde, onu ifade ettiğimde. Yani ben çiçek güzel olacak, bakmayacağım ve söylemeyeceğim; yaprak güzel olacak, söylemeyeceğim; ağaç güzel olacak, söylemeyeceğim; insan güzel olacak, söylemeyeceğim; ben söylerim. Yani, o Allah’a karşı iltifatım benim. Allah’ı övüyorum ben. Allah’ın benim beynimde gösterdiği görüntüyle ben konuşuyorum, muhatap oluyorum. Adam da zannediyor ki, dışarıda müstakil olarak… Müstakil olan varlık zaten saydam ve simsiyah yani. Renk yok dışarıda, ışık yok. Ben defalarca anlattım. Allah benim beynimde onun görüntüsünü temessül ettiriyor. Ben onunla muhatap oluyorum. Benim övdüğüm Allah’ın tecellisidir, Allah’ın gösterdiği o görüntüdür, inşaAllah. Ben Allah’a aşığım, tecellisine de aşığım. Yani benim aşkımı Allah’ın izniyle kimse durduramaz, Allah’tan başka, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam sizin sevginiz ve merhametiniz, bir iki örnek daha verebilir miyim Hocam? Birincisi; televizyonda bir yarışma programında, arabaların üzerine ellerini koyuyorlardı. Böyle en uzun kalana o ödül olarak veriliyordu. Orada fenalaştığını görüyorsunuz bir tane katılımcının. Hemen programı aratmıştınız; “doktor göndersinler, çabuk durdursunlar” diye. Hakikaten kısa bir süre sonra fenalaştı. Bu birinci Hocam, ikincisi de; bir arkadaşımızın annesi, vefat etmek üzereydi, karaciğerinden rahatsızdı, komaya hatta girmek üzereydi. Siz, arkadaşımızın karaciğeri uyuyordu, hemen gönderdiniz Hocam. Yüzde yetmişini verdi karaciğerinin, yani ölüm riskini göze alarak.
ADNAN OKTAR: Tabii bizim çocuğu gönderdim. Karaciğeri uydu. “Hemen git ver” dedim “karaciğerini” Bayağı tehlikeli ama ölecek öbür türlü. Yaşlı bir anne, yetmiş yaşında.
OKTAR BABUNA: Hiç tanımıyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, hiç görmedim kadını, hayatımda görüşmedim. Yani, aksi; ölecek kadın. E uyan da o. Tam anlamıyla uyuyor. Yani yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuz uyuyor. Çok yüksek riskine rağmen gitti verdi. Şu anda aslan gibi kadın.
OKTAR BABUNA: İkisi de, ikisi de iyileşti maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İkisi de aslan gibi. Ya kadın can çekişiyordu, ölmek üzereydi. Yani doktorlar hatta gün vermişlerdi; “on beş güne kadar falan gider” demişlerdi, öyle.
OKTAR BABUNA: Muazzam dua ediyor şu anda size de teyzemiz, inşaAllah. Sizin sevgi ve merhametiniz Hocam, sınırı yok, maşaAllah. Biz şahidiz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, sevgi tabii, saf bir yani sırf sevgi olmaz. Şefkat; acımayla karışık sevgi. Şefkat vardır Müslüman’da. Yani koruma hissiyle beraber, değil mi? Mesela, ben bir kedi görüyorum, resimlerine bile aşık oluyorum yani. İnsan doyamıyor, anormal sevimli adamlar yani. “Anormal” de demeyeyim de, inanılmaz sevimliler; çok şaşırtıcı. Tavşanlar öyle sevimli, karacalar ayrı sevimli.
SUNUCU 1: Eşek sıpaları çok sevimli.
ADNAN OKTAR: Eşek sıpaları, ya adam şahane bir şey yani böyle. Annesi çok hoşlarına gitmiş; söylemiştim yine “onun kulaklarını ısıracağım” demiştim böyle.
SUNUCU 1: Annem bayıldı.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, yani hakikaten insanı yani çok zorluyor; acayip sevimli. Yani sarılmayla falan rahatlayacak gibi değil insan yani. Öpsem mi, sarılsam mı? Yani insan ne yapacağını şaşırıyor. O kadar masum ve tatlı bakıyor ki. Uslu uslu öyle bakıyor. Bir de gözler çok güzel oluyor eşeklerin. Acayip şeker böyle, koyu renkli, değil mi? Koyu, iri, siyah gözleri; acayip şeker. Sen ne dersen kabul ediyorlar zaten. Yani mesela tam boyun eğmiş vaziyette.
Dün akşam bir herifi gösterdiler, iki tane herif; motosiklete bir köpeği bağlamışlar, hayvanı sokakta koşturuyorlar, televizyonda gösterdiler. Hayvanın ayakları kanamış. Kilometrelerce koşturmuşlar, kıpkırmızı kan ayakları. Orada bir kardeşimiz de onu videoya almış. Onu da televizyonda yayınladı ama olayı o kadarla bırakmasına ben şaşırdım. Hemen polis çağırsana kardeşim. Çok büyük olay. Basını çağır, bütün gazetecileri çağır, televizyonları çağır, değil mi? Rezil rüsvay et. Yani çok büyük ahlaksızlık ve zulüm. Bir süre sonra hakikaten hayvanı sürüklemeyi bırakıyorlar ama şöyle bir bırakma; motosiklet yavaşlıyor. Araba çekip gidiyor. Ne yaptıklarını bilmiyoruz ki hayvana orada, değil mi? Bırakır mı insan onu orada? Çek arabayı bir köşeye, değil mi? Bütün polisi ayaklandır, basını ayaklandır. Yakalattır adamları, herkesin gözünün önüne gelsinler. Böyle psikopatlık olur mu? Hayvanın dört ayağı da kan içinde kalmış. Yani belki yüz kilometre falan koşturmuş olabilirler hayvanı, elli kilometre. Yani ne zamandan beri koştuğu belli değil hayvanın. Hayvan perişan olmuş böyle. Yüz kilometre değil de, herhalde on beş – yirmi kilometre. Ama ayaklarının hepsi kanamış. Korkunç bir zulüm yani, değil mi? Ben orada olacağım da onu bırakıp gideceğim yani. Tabii, şimdi belki kanunen fazla bir ceza almayabilir ama rezil rüsvay etmek ve acayip aşağılamak lazım, değil mi? İnsan içine çıkamayacak duruma getirmek lazım. Bu ne biçim bir psikopatlıktır bu? Bulsunlar o adamları. Onu takip edin. Mutlaka bulsunlar. Televizyondaki o yayını alın. Yani orijinal bandını da bulun. Motosikletin plaka numarasından bulun o şahısları, bulsunlar. Dava açın. Yani acayip gıcık oldum acayip; tarif edecek gibi değil. Ne yaptı sana hayvan? Yapsa ne olur? Hayvan zaten ne bilir yani? Hayvan yani, değil mi? Yani yanına bırakılması olmaz. Onun için onu takip edin, inşaAllah. Tabii, kanun ve hukuk ölçüleri içerisinde; oturup kafasını gözünü yaracak halimiz yok.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
SUNUCU 1:Sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, HarunYahya.Tv sitesinden yirmi dört saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.Org ve HarunYahya.Net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza, 00.30 Kaçkar TV, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV ve Kaçkar TV’den takip edebilirsiniz. İyi akşamlar.
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...