ADNAN OKTAR:Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyorum. Rum Suresi, 58.
“Andolsun” diyor, Cenab-ı Allah, yemin ediyor, “Biz bu Kur'an'da insanlar için her örneği gösterdik”, demek ki Kuran’da aranılan her şey var, Kuran eksik değil. “Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkarcılar, mutlaka: ‘Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz’ derler”. Muptil olanlardan, muptil’in anlamı da; yerleşik düzenimizi, geleneklerimizi iptal edip, yürürlükten kaldıran ya da tümüyle batılla uğraşanlardan. Yani “bizim geleneksel din anlayışımızı ortadan kaldırdınız” diyor. Geleneksel inançlarımızı ortadan kaldırdın, diyorlar.
Bak “Andolsun, Biz bu Kur'an'da insanlar için her örneği gösterdik (her şey var)”diyor, Cenab-ı Allah Kuran’da. “Sen onlara bir ayetle geldiğin zaman (Kuran ayetini delil olarak gösterdiğin zaman) o inkarcılar (o müşrikler) mutlaka, ‘siz ancak iptal edici olanlardan (muptil olanlardan, geleneklerimize karşı gelenlerden) başkası değilsiniz’ derler”. Allah diyor, Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım “Ya ataları bir şey bilmeyen cahil insanlarsa, gene mi uyacaklar?” diyor, Cenab-ı Allah. “İşte Allah, bilmeyenlerin kalplerini böyle mühürler. Öyleyse sen sabret, şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe sürüklemesinler”, bir kere Müslüman sabırlı olacak, sabredecek. “Şüphesiz Allah'ın va'di haktır”, mutlaka Türk-İslam Birliği olacak, İttihat-ı İslam olacak. Yani ne kadar zorlu günlerden geçersek geçelim, ne kadar açmazlardan geçersek geçelim, mutlaka bunu göreceğiz, inşaAllah.
“Kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp”, mesela adamın imanı yok, imanı zayıf; fakat telaşlı. Yani mutlaka diyor; mesela “Türkiye bölünür, mutlaka mahvolduk, mutlaka gittik, mutlaka işte komünistler iktidara gelir”. Bak “kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe sürüklemesinler”, yani tedbir almaktan seni alıkoymasınlar. Bunlardan hiç etkilenme. Çünkü “Allah’ın vadi mutlaka yerine gelecek,” diyor, Cenab-ı Allah. 2077 tarihini veriyor, tarih olarak da, ki en şaşalı en net İslam’ın hakim olduğu yıllardır 2077, inşaAllah. Ki tekrarlayan 7’ler var burada. İki tane 7 tekrarlıyor.
49. ayette şeytandan Allah’a sığınırım, “Oysa onlar, bundan önce yağmurun (bereketin, rahmetin) üzerine inmesinden evvel umutlarını kesmişlerdi”. Ya diyorlar; “bitmiş Türkiye, işte Türkiye üçe bölünmüş, ona bölünmüş, sekize bölünmüş, artık yapılacak bir şey yok” diyorlar, değil mi? Bak,“umutlarını kesmişlerdi. Şimdi Allah'ın rahmetinin eserlerine bak (alametlerine bak)” diyor. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametleri, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetine doğru giden gelişmeler, Türk-İslam Birliği’ne dair gelişmeler, her gün insanlara ispat edip gösteriyoruz, değil mi? “Ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir?” Değil mi? İslam alemi adeta ölmüştü. Allah yeniden İslam’ı diriltti. “Şüphesiz O, ölüleri de gerçekten diriltecektir”, ölü kalpleri de diriltecek, inşaAllah. Ben tabii ayetin ilk anlamını değil, ikinci zahiri anlamı açık zaten ama bir de işari anlamlarını anlatıyorum. “O, ölüleri de gerçekten diriltecektir”, manen ölmüş. Mesela, Darwinist, materyalist olmuş, komünist olmuş, PKK’lı olmuş, şu olmuş, bu olmuş adamlar. “O, ölüleri de gerçekten diriltecektir” Yeniden onları canlandırıp, Türk-İslam Birliği potasında eritecek, inşaAllah. “O, her şeye güç yetirendir”, Allah her şeye güç yetirendir. Amerika’nın da üstündedir, Rusya’nın da üstündedir. PKK gibi kıytırık örgütlerin de üstündedir. İddia edilen Ergenekon Örgütü gibi uydurma örgütlerin de üstündedir. Hepsinin üstündedir, çünkü yaratan Allah’tır. Her şeyi yaratan Allah’tır.
Şimdi Oktar, ne anlatacaksan anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Dünya Sellerle Boğuşuyor” diye bir haber var. “Meksika’dan Tayvan’a, Hırvanistan’dan Hindistan’a kadar çok sayıda ülkede sel felaketi yaşanıyor”. Siz Ahir zamanın büyük alametlerinden olarak söylemiştiniz Hocam. Söylediğinizden beri de büyük olaylar oluyor.
ADNAN OKTAR:Seller Mehdi (a.s.) devrinin mühim olaylarından, alametlerinden bir tanesidir. Yani hiç görülmemiş derecede. Adamlar ne diyorlardı? “Dünya kuraklığa doğru gidiyor. Küresel ısınma var. Yağmur yağmayacak” diyorlardı. Laflarını öyle bir geri aldılar ki. Hem ne geri alış. Şimdi de selden şikayet ediyorlar. Yani “o kadar çok yağmur yağıyor ki, diyorlar; yağmur yağmasa” diyorlar. Şimdi de küresel soğuma mı başladı şu anda da. Evet, küresel ısınmaya karşı, değil mi? Küresel soğuma olması gerekiyor şu an. Onu da diyemiyorlar. Bir kere bir lafı attılar ortaya, geriye çekemiyorlar.
OKTAR BABUNA:Siz hadisle açıklamıştınız ama onu. Tam Lulin’in çıkma döneminden önce olacağını söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR:Peygamberimizin tabii açık hadisi var. “Lulin kuyruklu yıldızı yani iki uçlu kuyruklu yıldız çıkmadan önce, yağmurlar azalacak birkaç yıl. Ondan sonra da yağmurlar bollaşacak ama insanlar yağmurdan şikayet edecekler” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Bu çok büyük net mucizedir. Ama bu mucizeden ne hikmetse nasıl Türk-İslam Birliği’nden bahsetmiyorlar, nasıl İttihat-ı İslam’dan bahsetmiyorlarsa bu Peygamberimiz (s.a.v.)’in alenen, gözle görülen, elle tutulan, herkesin gördüğü bu mucizelerden de bahsedemiyorlar. Çünkü Lulin kuyrukluyıldızının çıkışının mucize olduğunu kabul ederse adam, Mehdi (a.s.)’yi de kabul edecek. Mehdi (a.s.)’yi kabul edince İttihat-ı İslam’ı kabul edecek. İttihat-ı İslam’ı kabul edince de holdinglerin durumunu düşünüyor. Halbuki holdingi daha da gelişir. Aklı zayıf olduğu için holdingine zarar gelecek zannediyor. Zaten kıytırık bir holdingin var zaten, holdinge benzemiyor zaten, ayakta zor duruyor, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Batmışsın zaten. Holdingin bilakis daha genişler, daha güçlenir Mehdi (a.s.) devrinde. Bereket, bolluk devridir Mehdiyet.
OKTAR BABUNA:Dün “az olsun ama benim olsun” mantığında hareket ettiklerini söylemiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Mesela Cübbeli, küçük olsun, ufak bir tahtı olsun, portakal sandığında da olsa o tahtında otursun. Sakalını sıvazlasın. İşte konfetiler yağsın başından, maytap. Diyorum, maytapın alasını sana sunalım. Tek sen İttihat-ı İslam’ı iste, değil mi? Gece-gündüz maytap yakalım evinin önünde, ne yapacaksa, ne işine yarayacaksa. Sokakta gezerken de sürekli kafana konfeti sepelim. Ama yeter ki, İttihat-ı İslam’ı iste yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Dün “İttihat-ı İslam’dan bahsedilmemesi bir hastalıktır. Türk-İslam Birliği’nden bahsedilmemesi bir hastalıktır, Hz. Mehdi (a.s.)’nin alametlerinden bahsedilmemesi bir hastalıktır. Hz. Mehdi (a.s.)’den korkmak bir anormalliktir. Hz. İsa’nın gelişinden kokmak bir anormalliktir” demiştiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Şimdi sen ne yap biliyor musun? Vaktimiz var. İslam ahlakının dünya hakimiyetiyle ilgili ayetleri baştan böyle yavaş yavaş, güzel, şerh ederek oku. Ama bak, ben şerh etmeyeceğim, sen şerh edeceksin.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, emredersiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Şeytan’dan Allah’a sığınırız.
“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir”, Allah’ın samimi kullarına vaadi var, inşaAllah. “Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa”, Hz. Süleyman döneminde, Hz. Zülkarneyn döneminde önceden dünya hakimiyeti veriyor Allah. Nasıl o zaman öyle olduysa, “onları da”, Ahir zamanda iman edenleri, “onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak”, siyasi, politik, her bakımdan güç ve iktidar verecek. “Kendileri için seçip beğendiği dinlerini”, kendileri için seçip beğendiği İslam dinini, inşaAllah, “kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak”, bütün dünyada hakim hale getirecek, “ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir”. Nur Suresi 55. ayette Allah tam dünya hakimiyeti vereceğini bildiriyor. İslam dininin, İslam’a, inşaAllah. Ama Allah söylüyor bunu; iman edenlere ve salih amelde, samimi kullarına bunu vaat ediyor.
“Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var”, bu ayette tabii, inşaAllah Hocamız açıklamıştı. Kuran indiğinde Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde böyle bir şey olmadı. Dünya çapında bir hakimiyet olmadı daha önce. Hz. Süleyman ve Zülkarneyn döneminde olduğu gibi. 1400 senedir de olmadı. Ve son dönemde yaşadığımız için sadece bu zamanda mutlaka Allah’ın vadi var. Mutlaka gerçekleşecek bu, inşaAllah. “Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan yardım ve zafer (nusret) ve yakın bir fetih”, çok net Allah dinini hakim edeceğini bildiriyor. “Mü'minleri müjdele”, müjde veriyor Allah, inşaAllah. “Andolsun, Biz Zikirden sonra Zebur'da da; ‘şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır’ diye yazdık”, Arz; dünya, dünyaya samimi kullarına hakimiyet vereceğini bildiriyor Cenab-ı Allah, inşaAllah. “Zebur’da ve Tevrat’ta da yazdık” diyor. Hakikaten Hocam siz açıklamıştınız. Çok net olarak dünya hakimiyeti var Zebur’da da ve Tevrat’ta da, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Geçenlerde de okumuştuk, çok detaylı okuduk, evet.
OKTAR BABUNA:“Andolsun gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir”, yine Allah’ın vaadi. “Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır”, Allah; “mutlaka yardım ve zafer, dünya çapında bir hakimiyet bulacaklardır” diyor. “Ve hiç şüphesiz”, hiç şüphesiz diyor, Allah, “Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır”, Allah’ın dini hakim olacak. Samimi kulları hakim olacak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Bizler de sebeplere sarılacağız, değil mi? Özen göstereceğiz. Ayrıca Milliyetçi Hareket Partisi’nin parti olarak, böyle dimdik ayakta olması, Mecliste olması çok önemli. Yani bayağı önemli. Türk-İslam Birliği açısından, hayatidir. Büyük Birlik Partisi’nin dimdik ayakta olması ve Mecliste olması çok hayatidir. Yani Saadet Partisi’nin dimdik ayakta durması ve Mecliste olması çok hayatidir. Yani bu üç partinin özellikle mutlaka Mecliste az veya çok mutlaka bulunmaları çok büyük bereket, güzellik, hayır olur, inşaAllah. Cumhuriyet Halk Partisi de her zaman gerekli olan bir partidir. Yani bir çok faydası olan, birçok hayra vesile olan bir partidir. Dolayısıyla her partinin ayrı bir güzelliği, bir hayır yönü var. Bunun da unutmamak lazım. Yani tek partiden daima kaçınmak gerekiyor. Tek parti mesela yüzde 90 farz edelim mesela tek parti. Bu güzel bir şey değildir. Yani daima istişare edilebilecek, fikir veren, şevklendiren, değil mi? Ayrı renkleri olan ama aynı amaca hizmet edelim partilerin bulunması. MHP Türk-İslam Birliği’ni savunur, BBP Türk-İslam Birliği’ni savunur. Saadet Partisi’de Türk-İslam Birliği’ni savunur. Bunlar özellikle fikir bazında tam anlamıyla ittifak eden partilerdir. AK Parti de bu çizgidedir. Ama AK Parti’yi daha da bu yönde böyle teşvik etmek, şevklendirmek çok çok iyi olur. Yani daha da bu yöne gidişi için onlara gönüllerine hitap edecek şekilde müşfik konuşmalar yapmak çok isabetli olur. Ki zaten o çizgide ciddi faaliyetleri var; açık açık görülüyor. Türk Birliği için, Türk-İslam Birliği için açık faaliyetleri görülüyor.
Bölücülükte de eğer kardeşlerimizin kalbinde herhangi bir kişiye yönelik veya bir gruba veya bir partiye yönelik şüphe meydana gelirse, bölücülükle ilgili, ısrarlı vurgulayıp bu şüpheyi gidersinler. Aman desinler, Allah esirgesin. Vatanın bir cm’lik toprağı bile bizim için çok değerlidir, Allah vermesin desinler, değil mi? Bölünmeyi kim istiyorsa Allah onu helak etsin desinler, değil mi? Ki, bu birlik ve beraberliğin, kararlılığının güzel bir sembolü olur. Yani çünkü gereksiz kuşkular olabiliyor. Mesela “acaba falanca bölücülüğe doğru mu gidiyor? Bölücüleri istiyor mu?” gibi, veya “falanca partinin sanki gönlünde, bilinçaltında böyle bir eğilim var mı?” gibi şüpheler meydana gelebiliyor. Bu çok galiz bir şüphedir. Böyle bir şüphede suskunluk olmaz, değil mi? Bunda çok güçlü vurgularla aman diyecekler, Allah vermesin. Kim eğer vatanın bölünmesini istiyorsa, “Allah ona hidayet versin ve doğru yola kavuştursun. Türk İslam Birliğini ve İttihat-ı İslam’ı savunacak hale getirsin. Ama Allah hidayet vermiyorsa, Allah helak etsin, diyecek. Vatan bölünmesini isteyenleri Allah helak etsin” diyecek. Önce hidayetleri için dua etsinler. Ama Allah hidayet vermeyecekse Allah helak etsin. Çok çok vahimdir bu yani kabus. Yani Türkiye’nin bölünmesi ne demek biliyor musun? Namusun, haysiyetin, şerefin, namusun her şeyin gitmesi demek. Hayatın hiçbir anlamı yok ondan sonra. Din, iman, hiçbir şeyi artık ayakta tutamazsın, Allah esirgesin. Olağanüstü büyük bir tehlikedir. Onun için yani bu konuyu gündeme getirenlerin hafif vurgularla, hafif izahlarla geçiştirmesi değil, çok şiddetli bir istekle Türk-İslam Birliğini ve İttihat-ı İslam’ı savunmaları gerekir. Net çözümdür Türk-İslam Birliği. Kökten ve bitirici ve bir daha geri dönüşü imkansız bir çözümdür.
Bakın bir ara çözümler vardır. Geçici çözümler vardır. Bir de kökten Kıyamete kadar olan çözüm vardır. Kıyamete kadar geçerli olan çözüm Türk-İslam Birliği’dir. Türk-İslam Birliği olduktan sonra bir daha vatanın bölünmesi diye bir konu mümkün değil ancak Kıyamette artık bitiyor. Bir daha olmaz. En sağlam en net ve en kesin çözümdür. Onun için Türk-İslam Birliği’ne bütün vatandaşlarımız dua etsinler, yardımcı olsunlar, savunanları desteklesinler, var gücümüzle ittifak halinde olalım, inşaAllah. Mesela BBP’li gençler, Alperenler, çok mübarektirler. Böyle her zaman söylüyorum. Ana sütü gibi ak ve çok muhterem insanlarıdr. Mesela bak, başladıysa iftira, hah, iftira edilenlerin hak olduğunu anlayacaksın. Bir iftira edene bakacaksın, bir iftira edilene bakacaksın, diyeceksin; “çok mübarek yoldalar” değil mi?
Mesela Aydın Doğan’ın gazetesinde birisine bir şey söyleniyor, değil mi? Milliyetçi, mukaddesatçı, vatan, milletin birliğini, beraberliği isteyen bir insana bir laf söyleniyor. Bilin ki o doğru yoldadır. Sağlam delil yani. Yani diyenle de alakalı olmuş oluyor ayrıca.
Mesela bak Doğu Perinçek çıkmış, Büyük Birlik Partisi’ne, Alperenler’e, Fethullah Hocaya, onu sevenlere, ilginç laflar ediyor. Bu ne demektir? Türk-İslam Birliği’nin bunlar gönüllü aşkla savunan, candan, taraftarları demektir. Net delil yani, sağlam delil. Yani kafanda en ufak bir şüpheye gerek yok demektir. Yalnız benim tedirgin olduğum MHP’nin eritildiği, zayıfladığı iddiaları çok risklidir. Yani böyle iddiaları hiç kimse ağzına almasın. Yani bunlar telkin olur. Yani bir nevi büyü etkisi yapar, olumsuz etki yapar. Bunları kimse ağzına almasın. MHP illaki meclistedir. Mecliste her zaman Kıyamete kadar kalacaktır. BBP Kıyamete kadar kalacaktır. Saadet Partisi de kalacaktır. Bunlar sac ayaklarıdır, Türkiye’nin çimentolarıdır. Sakın. Yani daima diri tutmak, daima canlı tutmak önemli bir hedeftir bu insanları. Ama başarılı kimse Allah ona iktidarı nasip etsin. Kim samimiyse Allah ona iktidarı nasip etsin. Kim bölücülüğe karşıysa Allah ona iktidarı nasip etsin. Ama kim bölücülüğü istiyorsa Allah ona hidayet versin. Hidayet vermiyorsa da helak etsin.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Sürekli böyle dua edeceğim kardeşlerimize dua etsinler. Çünkü bu müstecab olan kabul edilen bir duadır, İnşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Hâkimiyet ayetleri.
ADNAN OKTAR: Evet. Ara ara okuyacağız, inşaAllah. Şimdi bana bir Hz. Peygamberin (s.a.v.)’in, albümü, Muhammed Emin Yıldırım isimli Hocamız hazırlamış. Güzel iç sayfaları da güzel görünüyor, özenle hazırlanmış. Tabii bizim çocukların şeyi ayrı. Onlar hani kâğıdın araya kâğıt koymuşlar. Bir sayfaya özellikle dikkat çekmişler. Ama kitap çok özenli, güzel bir kitaba benziyor. Evet maşaAllah, güzel. Bunu bir dikkatlice okuyayım ben bu kitabı. Bu konuyu defalarca anlattım ben şimdi bunu bir daha anlatmama gerek yok, İnşaAllah. Ama kitabı getirene teşekkür ediyorum. Allah razı olsun, hoşmuş kitap maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir haber var Hocam. ‘’Cumhurbaşkanı Gül’e New York sokaklarında Yahudi Sürprizi” diye, Musevilerle. Museviler gelmişler Hocam. ‘’İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile Mavi Marmara gemisine yapılan baskınla ilgili özür ve tazminat taleplerini yerine getirmediği için görüşmeyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e bir grup hasidik Yahudi’si New York sürprizi yaptı. Yahudiler Gül’e barışa katkılarından dolayı Gül’e teşekkür etti”.
ADNAN OKTAR: Güzel güzel, İnşaAllah Türk-İslam Birliği olduğunda çok çok rahat edecekler hepsi tamamı.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliği onları kendi kardeşleri olarak koruyup kollayacaktır, onlara şefkat gösterecektir. Bütün bölgede özgürce ticaret yapmalarına, sanat yapmalarına imkân sağlayacaktır, teşvik edecektir, inşaAllah. Mutlu bir hayatları olacak, İnşaAllah. Ama onlar da Türk-İslam Birliğini canı gönülden desteklesinler, İnşaAllah, değil mi? Dua etsinler sonra hayır olacak, inşaAllah. Oktar Hocam başka ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Dün akşam Ahir zamanda insanlar arasında sevgi ve güvenin azalmasından bahsetmiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, doğru.
OKTAR BABUNA: Bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle bildiriyor; "Ey Allah'ın Resulü, Ahlas fitnesi nedir? ‘Kaçışmak yani insanlar arasındaki aşırı düşmanlıklardan dolayı birbirlerine güvenemedikleri için birbirlerinden kaçışmaları ve insanların mallarının yağma edilmesidir’ buyurdu”. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir zaman Alametleri, no.714, s. 386)
ADNAN OKTAR: Bak ne kadar önemli bir şey Peygamberimiz (s.a.v)’in yine bir mucizesi. Hâlbuki Osmanlı döneminde başka zamanlar, herkes birbirine güveniyorlardı, insanlar. Herkes dosttu, arkadaştı. Böyle bir şey olacağı bilinmiyordu. Ahir zamanda böyle insanların bu derece birbirlerine güvenmeyecekleri bilinmiyordu. Şu an insanların kendi ailesinden insanlara babasına güvenmiyor. Hatta diyor; “babana dahi güvenme” diyor adamlar, ders veriyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: Ders veriyorlar, evet.
ADNAN OKTAR: Hatta örnek veriyor; ağacın üstüne çocuk çıkmış da işte “ağacı kes” demiş babası. O da kesmiş küt diye aşağıya düşmüş. “Oğlum işte babana dahi güvenmeyeceksin” demiş. Böyle ipsiz sapsız böyle anormal, mantıksız, değil mi? Ne kadar kötü. Niye insan babasına güvenmesin? Ama hakikaten babasına dahi güvenemeyecekleri bir zemin meydana getirdiler. Çünkü materyalist, ateist, Darwinist eğitimi sonucunda babası çocuğunu maymun olarak görüyor, yani böcek gibi görüyor. Çocukta babasına eğittikleri için maymun olarak görüyor veyahut goril olarak görüyor artık ne olarak görüyorsa. Bu durumda sevgi, saygı, hürmet, sadakat hisleri kalmıyor. Adam diyor; “tesadüfen gelmiş bir hayvana ben niye saygı duyayım ki” diyor. Yani “niye ona sadakat, zaten ölüp gidecek yok olacak hayvan” diyor, bu. “Yani ha kedi-köpek, ha o. Arada ne fark var” diyor. Bu çok korkunç bir şey. Onun için Darwinizmin yaptığı tahribatı devletimizin çok iyi görmesi gerekiyor ve tedbiri de çok çabuk alması gerekiyor. Bak PKK’nın ana felsefesini Darwinizm oluşturuyor. Yani bütün ideolojisini Darwinizm’in üstüne kurmuştur PKK. Devlet kitaplarında alenen Darwinizm savunulursa PKK’ya karşı mücadele nasıl yapılsın?
OKTAR BABUNA: Yapılamaz Hocam.
ADNAN OKTAR: Bunda gurur yapılacak bir şey yok, tereddüt edilecek bir şey de yok. Yani ilgili birim kimse, ilgili kimse bu konunun ehemmiyeti de ortada olduğuna göre derhal kökten çözüm sağlayacak, ilmi tedbirlerin alınması gerekiyor. Tamamen bilimle, bizim çok fazla yetişmiş paleontologumuz var, arkeologlarımız var değil mi? Genetikçilerimiz var ve her türlü bilim adamlarımız var. Hurafeyle bilimi birbirinden ayırt edip, gençlere anlatsınlar. Mesela bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi iddiası hurafedir. Ama bir proteinin mutlaka bilinçli bir varlık yani Allah tarafından yaratılması bilimsel bir gerçektir. Bu ortaya konsun. Tek bir tane Darwin’in dediği gibi ara fosil yok. Bu bilimsel bir gerçektir. Ama hiçbir bilim kitabında bu yazmıyor. Devletin hiçbir eserinde bu yazmıyor. 350 milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosil var. 350 milyon adet, bak bir tane, iki tane, on tane değil buda devletin kitaplarında yazmıyor. Ama Darwin’in hurafeleri yazıyor. Lamarck’ın hurafeleri yazıyor, detay detay anlatılmış. Hatta dedesi Erasmus Darwin var onun hurafeleri de yazıyor. Bilimsel cevaplarının, bilimsel doğruların yazılmaması, çok büyük bir eksikliktir. Bu çok büyük bir sorundur. Bütün ders kitaplarının yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Hepsinin yeniden düzenlenmesi gerekiyor, modern bilime göre, bilimin gerçeklerine göre, kati ilmi delillere göre. Aksi çok acayip bir şey olur. Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah emredin, Hocam.
ADNAN OKTAR: Bana şimdi bir yazı geldi. Cemile Hanım diyor ki;
“Selamun aleyküm, Hocam” diyor. Aleykümselam. Cübbeli’nin ve diğer Hocaların söylediği hadisler hakkında bilgi sormuş. Şimdi Cübbeli şöyle yapıyor: Mehdi (a.s.) ile ilgili hadisleri yazıyor ama açıklamıyor. Mesela diyor ki; “bir kuyruklu yıldız çıkacak” diyor. Mehdi (a.s.) zamanında, İmam Rabbani’nin. Zaten detay da vermiyor; çift uçlu kuyruklu yıldız detayına da girmiyor. Şimdi biz diyoruz ki; böyle bir kuyruklu yıldız çıktı, Cübbeli diyecek ki; “arkadaşım bu dediğin kuyruklu yıldız, o kuyruklu yıldız değildir” diyecek, demesi lazım. İmam Rabbani’nin dediğiyle tıpatıp uyuyor, kuyruklu yıldız. Bak çift uçlu, diğer kuyruklu yıldızların aksi istikametine gidiyor ve çok parlak. Zaten üç özelliğini söylemiş İmam Rabbani hadislerden alarak, Peygamberimiz (s.a.v)’den alarak söylemiş, bu hadis çıkmış bu olay gerçekleşmiş. Cübbeli ne diyor- “Böyle bir olay olacak”. Peki diyoruz; “oldu ne diyorsun buna?”, “cevap vermeyeceğim” diyor. Böyle olmaz. Ya çıkacak diyecek ki; “bu kuyruklu yıldız o kuyruklu yıldız değil” diyecek. Ama biz de haklı olarak “neden?” diyeceğiz. “Nedeni yok diyecek”, o zaman olmadı işte. Mesela bak Kabe’ye baskın yapılacak. Cübbeli hatırladığım kadarıyla kitabını almamış onu. Mesela bak Kabe’ye baskın yapılmış. “Hacıların kanları akacak” diyor. Bu da oldu. Ve İslam tarihinde ilk defa oluyor, bir kere oldu, ilk defa oldu. Bu alamet oluşmuş. Cübbeli, bu hadisi yazıp bu alametin oluştuğunu söylemesi lazım. Bunları söylemiyor bunları gizliyor. Hadi bunları söylemiyorsun. Kardeşim İttihad-ı İslam hadisini söyle. İslam ahlakının dünya hakimiyetiyle ilgili hadisleri söyle. Bunları da söylemiyor. Cemile Hanım işte bu nedenle biz Cübbeli’yi eleştiriyoruz.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’ye Cevap kitabı. Cübbeli’nin kendi kitabı var Mehdi (a.s.) ile ilgili “Mehdi (a.s.) bu yüzyılda gelmeyecek” diye kitabı. Bak onu vurgulamış diyor ki, kitabın adı bu, “Bu yüzyılda gelmeyecek”. Yani ne demek bu yüzyıl da İttihad-ı İslam olmayacak, Türk İslam Birliği olmayacak. Yani “ümidinizi kesin” diyor. Bu nasıl bir alim? Yani bunu nasıl Cemile Hanım normal görüyor böyle bir üslubu. Bakın Mehdi (a.s.) ile ilgili hadisleri hadi örtbas ettiğini düşünelim. Örtbas ettiğine ses çıkarmayalım. Peki İttihad-ı İslam ile ilgili Allah Kuran’da ayetler var, bu ayetleri niye okumuyor bu adam? “Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar” diyor, Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah yolunda mücadele edin” diyor. Cübbeli bu ayeti okusun ve şerh edip açıklasın. Söyleyemiyor adam, değil mi? Nur Suresi’nin 55. ayetini açsın okusun, yüksek sesle, değil mi? İslam ahlakının dünya hâkimiyetini anlatsın anlatamıyor, söylemiyor adam. İtthad-ı İslam ile ilgili hadisleri de söylemiyor. Ama hurafe olduğunda söylüyor. Bazı söylediği hadisler doğru ama hurafe de söylüyor. Ama İttihad-ı İslam ile ilgili ayetleri, İslam Birliği ile ilgili ayetleri okumuyor ve anlatmıyor. İttihad-ı İslam en büyük farzdır, bunu söyleyemiyor adam. Beddiüzzaman da söylüyor, söyleyemiyor Bir kısım Nur talebeleri de söyleyemiyorlar, söylemiyorlar. Ama işte, cima nasıl yapılır? “Cinsel ilişkiyle ilgili iki cilt kitap yazdım” diyor. Flash Tv’ de onun müjdesini veriyor. Sen “bize iki cilt İttihad-ı İslam ile ilgili kitap yazdım. Türk İslam Birliği ile ilgili kitap yazdım. İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti birlik ve beraberlik ile ilgili kitap yazdım” desene. Bu acılardan belalardan nasıl kurtulacağımızın yolunu Kuran’daki ayetlerle ve Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisleriyle anlattım desene. Ne acilliği var cinsel ilişki tekniklerinin hem de üstelik iki cilt birden? Biz ondan mı öğreneceğiz. Cübbeli’den mi öğreneceğiz yani. Bu zaten insanlar helal-haramı bilirler. O ana kadar biz bilmiyor muduk helali-haramı Cübbeli’den mi öğreneceğiz? İlk defa yani. Bu millet, değil mi? Yüzlerce seneden beri. Bu vakte kadar bilmiyor muydu? Cübbeli’den mi öğrenecekler? İlmihaller var, alırım Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalini okurum, o kadar. İşte bak, Cübbeli’nin ünlü eseri. Bak tanıtımını yapayım da sevinsin. Çünkü bayağı bir tanıtımı için çok uğraşmıştı Habertürk’ te, orada burada. Gerek kalmasın. Bak kitabını açıyoruz. Kapağına dikkat ettiniz mi? Önce bir kapağına dikkat edelim bak. “Hazreti Mehdi (a.s.) muhakkak gelecek. Fakat bu yüzyılda değil”. Bak noktayı koymuş adı gibi emin, Allah’ın rahmetinden ümidini kesmiş. Peki Şeyh Nazım Hocam’ ın önünde niye diyorsun peki o zaman? “inşaAllah Allah bize gösterir. İnşaAllah görürüz” diyorsun. Desene “kitabım var Hocam, bu yüzyılda gelmeyecek garantili” desene. Niye var gücünle dua ediyorsun o zaman. O duayı koysana Cübbeli’nin kitabı duasını, onu yayınlasınlar, değil mi? Var gücüyle bağırıyor, haykırarak; “Yarabbi bize Mehdi (a.s.)’yi gönder Peygamberleri görmedik, büyükleri görmedik bari Mehdi (a.s.)’yi görelim” diyor. Madem ümidin yok, nasıl bu duayı ediyorsun? Demek ki Mehdi (a.s.)’nin geleceğinden eminsin sen.
OKTAR BABUNA:Emin, evet inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Senin istemediğin bir Mehdi (a.s.) geldi. Onun için bunalıyorsun sen. Sen kendini Mehdi (a.s.) zannediyordun. Kafasına stent takmışlar, işte kalbine bilmem ne takmışlar, damarlarına “benden Mehdi (a.s.) olmaz. Sağlığım yerinde değil” diyor. “Şekerim var işte tuzum var” bilmem ne anlatıyor. Demek ki sağlığı sıhhati yerinde olsa, çünkü portakal sandığından tahtını yaptırmış hepsi hazır, konfetiler, maytaplar hepsi tamam. Bir tek sağlığı müsait değilmiş muhteremin.
VTR
ADNAN OKTAR: Madem inanmıyorsun Mehdi (a.s.)’nin çıkacağına, bak kitap yazmışsın “bu yüzyılda değil” diyor. Açıkça yazmışsın kitabına, peki bu duayı nasıl yapıyorsun sen? Madem eminsin bu kadar, böyle bir dua etmemen lazım. Peki Şeyh Nazım Hocam’ın yanında niye diyorsun”, Allah bize görmeyi nasip etsin”. Ne diyor, Şeyh Nazım Hocam? “Mehdi (a.s.) sizde çıkacak” diyor, Mehdi (a.s.)’nin geldiğini söylüyor, Şeyh Nazım. “Ve İstanbul’da diyor”, yer söylüyor bak, İstanbul şehir söylüyor. “İnşaAllah görmek nasip olur” diyor. Ama sen bu gören gözle nasıl göreceksin? İşte sorun orada, değil mi? İnşaAllah. O maytaplar falan gözünü almış o yaktığı maytaplar. Konfetiler falan gözüne yapışmış.
TEKNİK EKİP:Şeyh Nazım ile konuşması var.
ADNAN OKTAR: Evet, onu da göster.
VTR
ADNAN OKTAR: Şimdi bak diyor ki kitabında, Cemile Hanım kardeşim, muhterem kardeşim. Şimdi Cübbeli Hocam bak neler anlatıyor. Ben senin beni çok sevdiğinden eminim. Cübbeli’yi de fark ettiğinden eminim ama sana yine de anlatayım.
O, 132. sayfasında. “Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolu olacaktır”, şu an zulüm ve haksızlıkla dolduğunu, Cübbeli kendisi bağıra bağıra anlatıyor Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir. “Her yer zulüm ve haksızlıkla doldu” diyor. Kargaşa ve zelzeleler çok olacaktır”, dünya tarihinde en çok zelzelenin tahakkuk ettiğini bilimsel olarak gösterdik, delillerle gösterdik, değil mi? “Zelzeleler çok olacaktır”, Mehdi (a.s.)nin çıkışından sonra başladı, 1980’de. Cübbeli’ye bunu anlatabiliyor musun? Yani şimdi o şöyle demesi; “yok zelzeleler az oldu” demesi lazım. Zelzeleler çok oldu. Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla doldu. Cübbeli’nin demesi lazım ki; ”hayır, yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolmadı” demesi lazım; alametleri sayılmış. Bak, “çıkışından önceki ramazan gökler ve yerler yaratıldığından beri hiç olmamış bir hadise zuhur edecek, ramazanın ilk gecesi ay tutulacak, ramazanın ortasında Güneş tutulacak”, Cübbeli Hazretleri bu 1981’de 1982’de. Ayrıca 2002 ve 2003’te tekrar tekrar oldu, değil mi? Ramazan ayında oldu. Defalarca oldu yani, değil mi? Bak, 1981 be 1982’de bir net olarak oldu, Mehdi (a.s.)nin çıkış tarihinde. Aynısıyla bak, ramazanın ilk gecesinde Ay, ramazanın ortasında Güneş tutulacak. Sen bunu niye sormuyorsun, Cemile Hanım? Cemile kardeş yani Cübbeli bu alametleri sayıyor ama olmuş olması onu ilgilendirmiyor; yani mühim olan bu. Bak, “Doğu cihetinden iki dişli bir boynuz doğacaktır”, yani kuyruklu yıldız, Lulin kuyruklu yıldızı. Bunu zaten İmam Rabbani çok uzun, detaylı anlatıyor. Çok parlak olacağını, diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamette gideceğini, zaten bak devam ediyor, “Doğu tarafından, Dolunay gecesinde ay gibi parlayan kuyruklu bir yıldız doğacaktır”. Peki, bu kuyruklu yıldızın o kuyruklu yıldız olmadığını söyle bize çık söyle, değil mi? Bak, İmam Rabbani ne diyor? “Diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gidecek” diyor. Aynısı ile gitti mi bu? Gitti. İki ucu parlak mıydı? Parlaktı. Aynı İmam Rabbani’nin dediği gibi, hadislere de uygun. Hadisin aynısı zaten ve çok parlak.
OKTAR BABUNA: Altı kez daha parlak normalden.
ADNAN OKTAR: Altı kez daha parlak. Peki, Cübbeli desin ki; “bu o değildir”. Değil mi?
OKTAR BABUNA: “Öncesinde de kuraklık olacak, arkasından yağmur” diyor, hadiste.
ADNAN OKTAR: Tabii, bak, “Doğu cihetinden bir rivayette üç gece, diğer rivayetinde yedi gece büyük bir ateş zuhur edecek” diyor. Yani İstanbul’u yeri göğü aydınlatan, millet gündüz oldu zannetti ve günlerce devam etti bu ateş. Bu da oldu İstanbul’da. “Bu o değildir” desin. Bak, hatta diyor; “gökte bir kırmızılık zuhur edip ufukta yayılacaktır”, yani muazzam bir kırmızılık şeklinde, fotoğraflarda da bu görüldü.
“Şevval ayında kabileler arasında çete savaşı, Zilkade ayında şiddeti sıcak bir günde büyük kargaşalar yaşanacaktır”, biz bu hadisi verdik zaten İran-Irak savaşı olarak, aynısıdır. Hadisi zaten değiştirmiş yani değiştirmiş. Bütün mesela Kıyamet Alametleri Pamuk Yayını şu eser. Burada çok açık sarih anlatılıyor bu hadis bu kitapta, değil mi? Berzenci Hazretlerinin, inşaAllah. Ehl-i Sünnet âlimidir Berzenci.
Bak, “Zilhicce ayında ve Mina’da hacılar yağmalanıp o kadar insan öldürülecektir ki Cemretül Cemre şeytan taşlama yerinde akan kanlar sel halini alacaktır”, muazzam kan aktı hacda, ilk defa oldu bin dört yüz seneden beri, hacda kan aktı, Kâbe işgal edildi, olay olmuş. Cübbeli’nin naklettiği hadis aynısıyla olmuş. Cübbeli desin ki; “Bu bin dört yüz seneden beri ilk defa olan hacda kan akma olayı Kâbe’nin işgali ve hacıların soyulması ve kanlarının akması ile ilgili bu olay hadiste belirtilen olay değildir” desin. Diyemez, çünkü tarihte ilk defa oldu.
Ay ve Güneş tutulmaları ilk defa oldu, diyemiyor. Yani hadisi vermiş ama tahakkuk ettiğini kabul etmiyor, yani anlamazdan geliyor. Devamı da var ama bunlar yeterli. Bunları bize bir cevap versin Cübbeli. Bu hadislerin hepsi çıkmış. “Çıkmadı” desin. Çıksın o çıktığı televizyon kanalına hangisi ise, değil mi? Gitsin orada konuşsun. Cemile Hanım niye sormuyor? “Hocam bunların hepsi tahakkuk etti. Sen niye anlatmıyorsun?” demiyor. Hadi “inanmıyorum diyelim” desin, “İttihad-ı İslam’ı niye savunmuyorsun?” “Hadi İttihad-ı İslam’ı savunmuyorsun; İslam ahlakının dünya hâkimiyeti ile ilgili ayetleri niye okumuyorsun” desin. “Niye onları özellikle okumuyorsun” desin. Cinsel ilişki pozisyonlarını, bilmem neyi, cima tekniklerini oturup anlatıyorsun desin, değil mi? Yani bu konuda taraflı bir kafayla değil, samimi olarak değerlendirsin.
Cübbeli bunları düzeltse o benim kardeşim, benim onunla bir alıp veremediğim yok, garibanın teki o, yani benim ona bir sözüm yok. Ama Cübbeli bir mantık, bir kafa, yani insanlarımızı tedirgin eden bir kafa mantık yani millet olarak bütün milletimizi tedirgin eden bir mantıktır, bu. Bir akıl türü, bir ekol türüdür ve yanlış, bu görünüyor yanlışlığı ispat ediyoruz, inşaAllah.
Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.
VTR
ADNAN OKTAR: Evet, Şeyh Nazım Hocamız, Cübbeli ile ilgili son noktayı koymuş işte. En yetkili ağız, Kutbul Aktab olan insan. Bütün ruh halini, kişiliğini, şahsiyetini tam analiz etmiş. Cemile Hanım’ın anlayacağı dilden çok sarih anlatmış. Ne anladıysa o işte, bir de bak, bu kitabındaki bu samimiyetsizliği görmesi lazım Cemile Hanım’ın. Bak, “bu yüzyılda İttihad-ı İslam mümkün değil” diyor ve Müslümanlar şu an perişan durumda. Türkiye’de bölünme tehlikesinden bahsediliyor, İslam âleminde işgal altında, mahvediyorlar Müslümanları. Bu da Müslümanları böylece oyalamış oluyor. İttihad-ı İslam’dan Müslümanları uzaklaştırıyor; Türk İslam Birliği’nden uzaklaştırıyor ve zulmün devam etmesi yönünde kapıyı sonuna kadar açmış oluyor. Cemile Hanım da bunu göremiyor ne hikmetse. Bak, Burada anlattığı bütün hadisler tahakkuk etmiş tamamı, anlattıkları tahakkuk etmiş. Birisi de çıkıp ta “Hocam, burada tamam anlattın ama bunların hepsi olmuş, bir daha mı olacak acaba?” demiyorlar. Tekrar mı olmasını istiyorsun? Yani neden bunları saymıyorsun olduğu halde, değil mi? Alamet istiyorsa hepsi olmuş ama niyeti yok adamın. Yani İttihad-ı İslam’ı kabul etmediği için istediği kadar alamet çıksın, ne olursa olsun kabul etmiyor. Kardeşim alametler hiçbir hadis olmasa dahi Kuran’ın açık ayetleri var, İttihad-ı İslam ile ilgili ayetler var. “Din Allah’ın oluncaya kadar” diyor, bak, şeytandan Allah’a sığınırım Cenab-ı Allah. “Ve fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar”, fitne yeryüzünü kaplamış. “Cihada devam edin, gayrete devam edin” diyor, Allah. Nur Suresi’nin 55. ayetinde açsın baksınlar açıkça dünya hâkimiyetinden bahsediyor, Cenab-ı Allah. Ve o kadar fazla ayet var ki, sen oku yine devam et ayetlerine fakat Cübbeli’nin hiçbir zaman için yanaşmadığı ayetler genelde. Okumadığı veyahut okuyup geçtiği yani yorumlamıyor, okusa bile yorumlamıyor. Yani “ayet bak, burada açıkça İslam ahlakının dünya hâkimiyetini anlatıyor” diyemiyor. Yani ne mahsuru var? De kardeşim, tek kelime “Allah bütün Müslümanları birleştirsin, İttihad-ı İslam olsun, Allah bizi bu beladan kurtarsın” de. “Türk İslam Birliği olsun, Türkiye bütün dünyaya hâkim olsun” de. Ne kaybedersin? Sanki ağzı yanacak, söyleyemiyor adam.
SUNUCU: Bir de tam aksini söylüyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak, bu yüzyılda bilakis diyor, tabii diyor şimdi “Amerika” diyor farz edelim ve yahut “başka ülkeler, Müslümanları işgal etsin. Edecekse etsinler. Öldürürler bizi, biz de Cennete gideriz. Böylece konu hallolur” diyor Nereden biliyorsun Cennete gideceğini sen? Hem Allah yolunda gayret etmeyeceksin, cihad etmeyeceksin, İttihad-ı İslam istemeyeceksin, küfür de gelip seni öldürecek, sen de Cennete gideceksin.
VTR
ADNAN OKTAR: Bak, görüyor musun çözümü? Bak, “küfür tek millet olmuş” diyor. Kardeşim “İslam da tek millet olsun” desene. Bak, küfrün tek millet olduğunu kabul ediyor; “onlar olur” diyor. Peki, Müslümanlar neden tek millet niye olamıyor? “Bu olamaz. Garanti veririm hatta kitap çıkaracağım size” diyor, kitap çıkarıyor adam yazıyor. Ve “birleşmiş halde, küfür birleşmiş halde” diyor. De “Müslümanlar da birleşsin” de çözüm olarak, değil mi? “Müslümanlar da birleşsin. Bu Allah’ın emridir. İttihad-ı İslam Allah’ın emridir” de. Adam diyemiyor bunu ve kimsede karşısına çıkıp. “Ya bunu niye diyemiyorsun? Arkadaşım dilin mi tutuldu?” diyemiyorlar. Çözüme bak da anla artık. Adamlar bunu öldüreceklermiş, Cennete gidecekmiş o da. Bu evde işte cima teknikleri ile ilgili kitap yazacak, “cinsel ilişki nasıl yapılıyor” diye kitap yazacak; o arada da küfür gelip bunu işgal edecek, bu da o kitapları ile beraber aynı mezara mı gömüleceğini düşünüyor artık? Nasıl olacak? Öldüreceklermiş, bu da Cennete gidecekmiş, böylece kurtulacakmışız. Sana Allah, Müslüman olarak ne diyor? “Birleş, İttihad meydana getir, Müslümanlar birleşsin” diyor, değil mi? Ve Allah kolaylık göstermiş, “size Mehdi (a.s.)’yi göndeceğim” diyor, Cenab-ı Allah. Mehdi (a.s.)’nin alametlerini sen adeta tamamını hiç yerine koyuyorsun. Bak, alametlerin hepsini sayıyor, “İslam âlemi perişan vaziyette” diyor. Kardeşim bu Deccal’in çıktığını göstermiyor mu? Deccal ne yapar? İnsanları imansızlığa sürükler. Dünyanın % 95’ini imansız yaptılar. İslam âlemini işgal eder ve parçalar İslam âlemini, İslam âlemi işgal edilmiş ve parçalanmış halde. Dediğin büyün deccal alametleri çıkmış, bunun zıddı olmuyor mu? Yani Allah geceyi yaratınca gündüzü yaratıyor, değil mi? Negatif yaratınca pozitif yaratıyor, bunun zıddını da yaratıyor, Allah. “Firavun var, Musa yok” diyor. “Nemrut var, İbrahim yok” diyor. Niye “İbrahim” diyemiyorsun kardeşim? Niye “Musa” diyemiyorsun? Niye “Mehdi (a.s.)” diyemiyorsun dilin mi tutuldu senin? Yoksa kulağına birisi mi üfledi, sol tarafından? Amerika’nın tarafından.
OKTAR BABUNA: “Her an çıkabilir” derken, dua ederken sonra birden bire.
ADNAN OKTAR: Kardeşim dua ediyor önce, Mehdi (a.s.)nin gelmesi için. Devam etsene o duana, değil mi? Olağanüstü bir durum var, bir fevkaladelik var. Bir onun kulağına üfürüyorlar, bir bunun kulağına üfürüyorlar, üfürüğü yiyen oturuyor. Üfürüm alan oturuyor. Şaşar Beşer, Faruk Beşer, ona da üflemişler kulağına, belli yani o da üfürüm yemiş. O, Osman Ünlü de öyle. Adama huzur geliyor bir de yüzlerine acayip böyle beşaşet ile ferahlanıyorlar ne hikmetse, rüzgâr yiyen. İstedikleri kadar adamlar üfürsünler İslam ahlakı dünyaya hâkim olacak, ne yapıyorlarsa yapsınlar, inşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; Hocam “Allah’a andolsun ki Mehdi (a.s.)’niz aranızdan gaybete çekildiğinde içinizden bazı cahiller diyecek ki; ‘Allah’ın Al-i Muhammed’e ihtiyacı yoktur’. Sonra o, yeryüzüne parlak yıldız gibi dönecek ve yeri zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, adalet ve eşitlikle dolduracaktır”.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.), değil mi? Evet.
Şimdi bu kitabı okuyanlar, onlar Cübbeli’ye sorsunlar “Hocam, buradaki alametler oldu, bu alametleri niye yazmadın?” desinler veyahut “bu alametlerin aynısının bir daha tekrar olmasını mı bekliyorsun?” desinler. Yani “İslam âlemi bir daha mı işgal edilsin?”, İşgal üstüne bir daha işgal olur mu? Feryat figan anlatıyor, “Müslümanlar perişan” diyor. Bu perişanlığın üstüne bir daha mı işgal etsinler? İşgal edilmiş yer işgal edilse ne olur zaten? Zaten işgal olmuş yani, değil mi? Kuyruklu yıldız çıkmış. Bir daha mı çıkmasını istiyorsun?
OKTAR BABUNA: Zaten mümkün olamayacağını söylemiştiniz teknik olarak Lulin gelemiyor tekrar.
ADNAN OKTAR: Yani Lulin binlerce sene önce çıkmış bir kuyruklu yıldız. Binlerce sene sonra çıkacak. Bir kere çıkan bir kuyruklu yıldız, tam Mehdi (a.s.) devrinde çıkıyor ve tam İmam Rabbani’nin dediği gibi. Tam Mektubat’ta dediği gibi. Kabul etmiyor adam. Adamı Mehdi (a.s.) korkusu sardı. Tabii böyle tipler de çıkacak, bu kaderde olan bir şey, inşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyoruz, devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Süleyman Hilmi Tunahan İslam ahlakının hâkimiyeti ile ilgili sözü var. Okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, oku.
OKTAR BABUNA: “Evlatlarım, evlatlarım bu ilimleri öğrenirken çekilen sıkıntılar, mahrumiyetler bilinsin ki, ilerde tecelli edecek lütuf ve ihsanın derecesi ile alâkadardır. Şu anda sizler istikbaldeki günlerinize kıyasla hayatınızın en çilekâr zamanını yaşıyorsunuz. Her külfetin muhakkak ki bir nimeti vardır. Bu dinin garip günlerinde hizmet edenler, saltanatını sürmeden ölmezler. Benim evlatlarım bu dünyada fukaralık ve yoksulluk çekmeyecek. Sizi tebşir ederim çocuklar bu din yenilenecektir” diyor, Hocam, maşaAllah. (Süleyman Hilmi Tunahan, Mustafa Özdamar, sayfa 161)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, yok başka sözleri de var yani hatta tarih vererek söylediği sözler var. 2000’lerde İslam ahlakının dünyaya hâkim olacağını söylüyor Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri yani meşhur bilinen bir özelliktir zaten. Zaten İslam ahlakı dünyaya hâkim olmadan bir Mehdilik yok. Yani İslam ahlakı dünyaya hâkim olmayacak ama şahıs Mehdi (a.s.) olacak. Böyle bir şey mümkün değil. İslam ahlakının dünyaya hâkimiyeti eşittir Mehdilik; Mehdilik eşittir İslam ahlakının dünyaya hâkimiyetidir. Onun dışında bir Mehdilik yok. İsa (a.s.) olmadan da bir Mehdilik yoktur. İsa (a.s.)nın nüzulü, yeryüzüne nüzulü, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Nahl Suresi çıktı açtığımda, 125. “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır”, bak, hikmet kısa ve özlü. “Ve güzel öğüt”, yani çirkin öğüt değil “güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et”. Bilimsel, akılcı, şefkatle, merhametle ve sevgiyle ,“Onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir”, “Mehdi (a.s.) olanı da bilendir” diyor, Allah. Hidayete eren Mehdi (a.s.) anlamındadır, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. ‘’Sabret, senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlar için hüzne kapılma, kurmakta oldukları hileli düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme”, haramdır. Hüzne kapılmak da haramdır, sıkıntıya düşmek de haramdır.
“Şüphesiz Allah korkup sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir”, inşaAllah. İsra Suresi’nde de, “sonunda vaat geldiği zaman”, 2019 tarihini veriyor. Yani inşaAllah bir yönüyle de Mehdi (a.s.)’ye bakıyor demektir. Ebcedi 2019. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Dün yine önemli bir konuya dikkat çekmiştiniz. “Üslubu ile yaşantısıyla, konuşmasıyla, oturup-kalkmasıyla, saldırganlığıyla, cahilliğiyle itici bir Müslüman tipi meydana getiriyorlar’’ demiştiniz. “Bakanlara anormal bir insan dedirtmek için, bu bakanlara ‘bu anormal bir insan’ dedirtmek için, o model ve o modelin çeşitli türevlerini oluşturuyorlar. Sonra da ‘gördünüz mü biz haklıyız’ diyecekler. Bizde bunun olmaması için uğraşıyoruz” demiştiniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii böyle itici, akılsız, yobaz türü geliştiriyorlar. Mesela komik, böyle sünepe, aşağılık, ahmak, hurafeler anlatan, münafık tiynetli, bilimden, sanattan hiç anlamayan, olayları takip etmeyen, Allah’ın gücüne inanmayan böyle avanaklar türetip sonra da diyecekler ki; “bakın Müslüman dediğiniz adamlar bunlar, önderleri de bunlar, biz de doğru yoldayız” diyecekler. “Şimdi bu Armegedon gerekiyor mu, gerekmiyor mu?” diyecekler. Amaç bu idi. İşte biz bu oyunu bozduk. Böyle avanak, ahmak görünümlü, akılsız, İslam’ı içten vuran Müslüman türünü etkisiz hale getirdik. Ama ben isimlerini verdiğim bu kişileri tenzih ediyorum, bunlar cahiller. Bunlar cahil olanlar, bu anlattıklarım ayrı, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de bağnazlığın Hocam “bütün dünyayı sardığını” söylemiştiniz, inşaAllah. Hatta demiştiniz ki; “koskoca insanların bu düşüncelere inanıyor olması da çok şaşırtıcı mesela” demiştiniz, örnek olarak Hocam Evanjelikleri vermiştiniz. “Bin yıl bulutların üzerinde yaşayacağız diyorlar. Koskoca adamlar buna inanıyor, fosil getiriyorlar granite dönüşmüş, belli ki yani çok eski milyonlarca yıllık, ‘en fazla beş bin yıllıktır’ diyorlar, bilimi de kökten reddediyorlar, bağnazlık bütün dünyada muazzam” demiştiniz, Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, anlat sen Oktar dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Bu şekilde bütün dünyayı saran bir bağnazlık düşüncesine dikkat çekmiştiniz Hocam, inşaAllah. Allah razı olsun onun ortadan kalkmasına siz vesile oldunuz, maşaAllah Hocam. Hem İslamiyet’in, Müslümanın nasıl olması gerektiğini bütün dünyaya örnek olarak gösterdiniz, modernliğini, aklı, ne kadar kültürlü olması gerektiğini, giyinişiyle, oturup-kalkmasıyla, inşaAllah, fikirleriyle, düşüncesiyle, kararlılığıyla ve Kuran’ın özüne bağlı olarak inşaAllah, Kuran’a bağlı olarak. Aynı şekilde yalnız Müslümanları değil Hocam, Evanjeliklerin de bu fikirlerinin değişmesine siz vesile oluyorsunuz, inşaAllah. Çünkü onların da ben de şahit olmuştum, önderleriyle görüştünüz. Kan dökülmeyeceğini, Hz. Mehdi (a.s.)’nin hiçbir şekilde kan dökmeyeceğini, yeryüzüne barış ve adaletin geleceğini, savaşların ortadan kalkacağını ve onların bu sapkın fikirlerinin de değişmesine siz vesile oluyorsunuz, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Daha da faydalı olacağız, inşaAllah, devam edeceğiz. Hadis anlatalım biraz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’nin hayvanlara bitkilere ve karşı sevgisi olacak. Onlara söylüyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
“O zaman Hz. Mehdi (a.s.) döneminde yer ve gök ehli, bütün yabani hayvanlar, kuşlar hatta denizdeki balıklar bile onun hilafeti ile manevi liderliği ile sevineceklerdir. Onun hilafetinden, manevi liderliğinden yer ve gök ehli hatta havadaki kuşlar bile razı olacaktır” (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar ) Hocam MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, başka oku sen.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Ahir zamanda haine güvenileceğini ve emin olana güvenilmeyeceğini haber veren hadisleri var, siz daha bilirsiniz Hocam, inşaAllah.
“Kıyametin önü sıra hilekar seneler vardır. O zamanlar da emin adamlara töhmet, haine emniyet edilir ve emin susturulur. Yalancıya emin nazarıyla bakılır. (İbni Asakir’den) “Ehil olmayanın malik olması, yaramayanın makama getirilmesi, yarayanın da saf dışı edilmesi de Kıyamet alametlerindendir. (Nuaym Bin Hammad)
ADNAN OKTAR: Mesela bak Barona adam itimat ediyor. Onun verdiği haberlere, onun anlattığı yazılara inanıyor. Ama iyi bir insanın, dürüst bir insanın anlatımlarına bambaşka bir gözle bakıyor, değil mi? Ahir zamanın özelliklerinden bir tanesi. Evet, sen hadislere devam et.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Ahir zamanda yine Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.);
“insanlar arasındaki sevgisizlik hem Kıyamet alameti hem de Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir” diye bildiriyor.
“Herkesi umumi olarak değil de yalnız tanıdığı, bildiği kimselere selam verildiği zaman gelmedikçe, Kıyamet kopmayacaktır.”
Siz demiştiniz Hocam, “insanlar birbirlerine selam vermiyorlar hatta ürküyorlar birbirlerinden”, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bunu bildiriyor. Amire bin hit nüfeyl der ki;
“İmam Hüseyin (a.s.)’ın söyle buyurduğunu duydum; ‘Sizler birbirinizden beri uzak olduğunuzu söylemedikçe, birbirinizin yüzüne tükürmedikçe, birbirinize tekfir etmedikçe (inkarcılıkla suçlamadıkça) ve birbirinize lanet okumadıkça beklediğiniz Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru vuku bulmayacaktır’”.
Burada Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanların durumunu, insanların birbirinden uzaklaştığı sevgisizleştiği, birbirinin yüzüne tükürmediği olacağı kadar birbirine kin, nefret hatta sevgisizlik duyacağını bildiriyor. “Böyle bir zamanda Hz. Mehdi (a.s.) çıkacaktır” diyor.
“Arz ettim ki öyleyse o zamanda hiçbir hayır yoktur. Buyurdu ki; ‘hayrın hepsi o zamandadır. Kaimimiz Hz. Mehdi (a.s.)’yi kıyam edecek ve bunların hepsini ortadan kaldıracaktır’”. Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişi ile de inşaAllah, sevgi, barış, adalet, güzellik hakim olacak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Hac Suresi, 31. ayet. “Allah’ı birleyen hanifler olarak, ona hiçbir ortak koşmaksızın yaşayın. Kim Allah’a ortak koşarsa”, bu hem küfrün, hem müşriklerin hem kafirlerin ortak özelliğidir. Kuran’ın bu anlattığı durum. “Sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir” yani “yalnızlık hissi duyarlar” diyor, Allah. Yalnızdırlar münafıklar ve küfür. Bir de iç sıkıntısının şiddetini anlatıyor bakın Kuran; “sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapmış gibidir” diyor. Yani “içinde böyle çalkantılar ve sıkıntılar olur ve yalnızlık hissi olur” diyor, münafıklarda ve küfürde. Evet, “Şüphesiz Allah müşriklerin, münafıkların ve küfrün sinsi tuzaklarını iman edenlerden uzaklaştırmaktadır. Gerçekten Allah hain ve nankör olan kimseyi sevmez”. Münafıklar ve küfür, değil mi? Hain ve nankör oluyorlar, inşaAllah “Allah onları sevmez ve onların tuzaklarını sizden uzaklaştıracağım” diyor, inşaAllah. Şimdi sen konuş Oktar.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Mehmet Ali Birant’ın bir açıklaması olmuş Hocam. “Erdoğan Türkiye’yi dönüştürüyor, dindar kesimin cesareti artıyor. Türk toplumundaki en önemli değişimlerden bir diğeri dindar kesimin eski çekingenliğini bırakması ve giderek kendini göstermeye başlamasıdır. Sadece türbanlı sayısının artması değil, ekonomiden bilime, medyadan siyasete kadar, ülkenin hemen her kesiminde kendilerini hissettirmelerinden söz ediyorum. Bu kesim eskiden de vardı ancak kimi korkar, kimi de fırsat eşitliği olmadığından gelişemezdi. Türkiye’nin Ak Parti iktidarı ile birlikte dindar kesimi cesaretlendirdiğini ve önünü açtığını söylemek daha doğru olacaktır. Din unsuru hemen hemen hayatın her alanında kendini göstermeye başladı. TRT ekranlarında kullanılan dilden tutun da günlük yaşamın her kesiminde bir muhafazakarlaşma eğilimi gözleniyor. Dünya basket şampiyonasında ki ponpon kızların yasaklanması, bazı reklamlarda ki çıplaklık derecesinin azaltılması, her konuşma veya törene dualarla başlanıp, arından kurdelenin kesilmesi doğal görülüyor. Anadolu’da son sekiz yılda içki içilen lokanta sayısı dramatik ölçüde azaldı. Ak Partili belediyeler içki ruhsatı vermiyor, bu muhafazakarlaşma eğilimi mahalleyme baskısı git gide yayılıyor, Ramazanlar artık başka bir dikkat ve eğlenceyle kutlanıyor. Özetle Türkiye’nin pek çok değer yargısı şimdiye kadar alışık olunmadığı derecede giderek dindarlaşıyor” demiş.
ADNAN OKTAR: Bunu diyen kim?
OKTAR BABUNA: Mehmet Ali Birant.
ADNAN OKTAR: Nasıl olmasını istiyor? Şimdi o dindarlık deyince böyle Cübbeli kafasını esas alıyor olabilir. Başörtüsü ile de dindarlık olmaz. Yani başörtülü kadınlar oluyor ben bazen görüyorum ama dinle o kadar alakaları olmuyor. Sadece başını örtüyor. Başı açık oluyor ama mesela çok çok dindar oluyor veyahut başı kapalı oluyor ama hakikaten dindar oluyor. Bunlar ölçü değildir yani. Asıl dindarlık materyalist felsefeyi yerle bir etmektir, Darwinizm’i yerle bir etmektir. Karşımızda ki put sistemini yok etmiş olmaktır. Ondan sonra Kuran’ın nuru her yeri sarar. Kuran’da da özgürlük vardır, alabildiğine özgürlük vardır. Yani içki içen içkisini içer, niye içmesin içki içmek isteyen? Mesela adam Hıristiyan’dır, inancına göre içki içer, Budist’tir içer yahut Müslüman’dır ama adam günahkardır içer. Kimse kimseye müdahale etmez Müslümanlıkta öyle bir konu yok. Ama tavsiye edilmez, içki hakikaten tahrip edici, zararlı bir madde. Yani yazık günah değil mi? Bizim neslimiz niye bozulsun, insanlarımız niye bozulsun? Ama zor yoktur İslam’da, dinde zorlama yoktur. Dolayısıyla TGRT de ki dilin değişmesi falan yani bunlar bir ölçü değil. Darwinizm’in, materyalizmin yıkılması ölçüdür. Yani bunu üstünde çok dursun. Kuran’ın hakikatlerinin anlatılması bir ölçüdür. Kuran’ın mucizelerinin ortaya çıkması bir ölçüdür. Hakikaten iman eden insanların çoğalması bir ölçüdür. TGRT’nin dili öyle ama TGRT’de başka şeyler de oluyor görmüyor mu, onu o? Tabii yani o bir ölçü değil. Ölçü samimi Müslümanların sayısının artmasıdır. Evet, Oktar Hocam devam et. Bu da güzel bir ölçüdür, buna sevinsin. Üzülmesin, sevinsin.
OKTAR BABUNA: Yine Ahir zamanda ki sevgisizlikle ilgili. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor. Nüfeyl’in kızı Hümeyre şöyle diyor;
“Hz. Hasan (r.a.)’ın kızının şöyle dediğini duydum; beklediğiniz bu iş, Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı, bazılarınız bazılarınızdan beri olduğunuzu uzak durup ishar edip yani gösterip lanetleşmedikçe asla meydana gelmeyecektir”
Yine Ahir zamandaki sevgisizliğe işaret ediyor.
ADNAN OKTAR: Evet, sevgisizlik bütün dünyayı kaplıyor, İslam alemini kaplıyor, ondan sonra Mehdi (a.s.) zuhur ediyor.
OKTAR BABUNA: Abdül Kadir Geylani Hazretlerinin münafıkları tarifi vardı Hocam. Okuyayım mı onu?
ADNAN OKTAR: Evet, oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Abdül Kadir Geylani Hazretleri diyor ki; “içi bozuk münafık her işi güçlükle yapar. İbadet faslına gelince ondan daha tembeli bulunmaz. Şayet bir ibadet yapacak olsa, dıştan bir zorlama ile yapar. İçi ise tam bir fesat halindedir, bir türlü imanlı zümreye katılmak istemez” diyor.
ADNAN OKTAR: İşte dinde zorlama olmamasının hikmeti de budur. Çünkü zorlama ile yapılan ibadette münafık tam ortaya çıkar. Gerçek münafığın ortaya çıkması için, gerçek münafık zaten zorlayarak yapmaz ibadeti, gösteriş için yapar. Yani kimse zorlamaz gerçek münafıkta, değil mi? Açıkça yapar. Kimse olmadığı yerde namazını kılmaz münafık, her türlü melaneti işler. Kimsenin görmemesi önemlidir münafık için, inşaAllah. Evet, başka Oktar Hocam var mı göstereceğin resimler?
OKTAR BABUNA: Var Hocam, inşaAllah. Bu simetriden ve altın orandan bahsetmiştiniz canlılarda Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam anlat, göster.
OKTAR BABUNA: Şurada Hocam, göstereyim. Mutasyonlar demiştiniz Hocam, simetri düşmanıdırlar. www.Allahinrenksanati.com’a girerlerse daha ayrıntılı bilgi alabilirler. Mesela kar tanelerindeki altın oran Hocam, her biri birbirinden de farklı oluyor yani trilyonlarca katrilyonlarca kar tanesi, hepsi farklı, altıgen şeklinde ve altın oranla yaratılmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Altın oranın ne olduğunu söyle.
OKTAR BABUNA: Altın oran Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, sayılar yan yana geldiğinde sıfır bir toplandığı zaman bir ediyor, birin yanına bir bir geliyor. İki bir toplanınca iki ediyor, iki ile bir toplandığı zaman üç ediyor. Her bir son iki sayının toplamı yana yazıldıktan sonra, on üçüncü sayıdan sonra her sayı bir önceki sayıya bölündüğünde 1.618’ lik bir oran çıkıyor, bunu ortaçağda bir matematikçi keşfediyor. Allah bunu bütün canlılarda kullanmış hatta kar tanelerinde, uzaydaki galaksilerin sarmallarında 1.618’lik tam küsuratıyla bu oran var. Allah’ın yarattığına kesin bir delil.
ADNAN OKTAR: Böyle matematik keskin bir oranla bütün canlılar ve kainat o şekilde yaratılmış. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: Ve göze de en estetik geleni.
SUNUCU 1: Kaçıncı basamağı demiştiniz bu arada?
SUNUCU 2: On üç.
OKTAR BABUNA: 1.618.
SUNUCU 1: Yok, onu demiyorum da kaçıcı basamağı?
OKTAR BABUNA: Her son iki sayının toplamı yanına yazılıyor, sağ tarafına yazılıyor.
SUNUCU 1: Onun kaçıncısının hangisine bölümü?
OKTAR BABUNA: Son sayı bir önceki sayıya bölündüğünde 1.618’lik oran çıkıyor ama on üçüncü sayıdan sonra sabitleniyor bu oran.
SUNUCU 1: Tamam.
ADNAN OKTAR: On üçüncü sayıdan sonra.
İnşaAllah, şuradan sen bana bir konu oku bakalım. Sonra açıklayacağım.
SUNUCU: “Dünyada ismi geçecek bir halife kalmayıncaya kadar çıkmayacaktır” Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki, Beklenen Mehdi (a.s.)’nin Alametleri, Sayfa 53. Hadisi şeriften, Hz. Mehdi (a.s.)’nin halifelik kalktıktan sonra zuhur edeceği açıkça anlaşılıyor. Halifelik 1924 yılında kaldırıldı. Halifeliğin kaldırılması Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir.
ADNAN OKTAR: Güzel. Bediüzzaman’ın da Mehdi (a.s.) olmasının, yahut Süleyman Hilmi Tunahan’ın da Mehdi (a.s.) olmasının imkansız olduğunu bu hadisten anlıyoruz.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Çünkü Süleyman Hilmi Tunahan’ın zamanında halife vardı, Bediüzzaman’ın zamanında da halife vardı. Ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.) hadisinde? “Dünyada ismi geçecek bir halife kalmayıncaya kadar çıkmayacaktır” Halifeliğin kalkmış olması gerekiyor çıkması için, inşaAllah. Yani hiç olmayacak onun zamanında, inşaAllah.
Gülşen Dağcı’nın bir yazısı var. Şuraya kadar devam ediyor, inşaAllah. Ayetler için de “şeytandan Allah’a sığınırız” diyoruz.
SUNUCU: “Hz. Mehdi (a.s.) devrinde insanlar ağır davranacaklar, Hz. Mehdi (a.s.)’nin cemaatine katılmayacaklar. Bu nedenle de bütün mübarek topluluğun sayısı 313 kişi olacaktır. Onlara imtihan olarak isabet eden hapis, sürgün, iftira, hakaret gibi zorluklardan ve musibetlerden etkilenip, onlardan uzak kalacaklar ve uzak kalmalarına sevinip "Doğrusu Allah, bana bir nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" diyecekler.Bu sahtekarlar Allah’ı anarak, takva görünmeye çalışarak Hz. Mehdi (a.s.)’nin cemaatine karşı mücadele edecekler. Nisa Suresi, 72. "Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa; ‘doğrusu Allah, bana bir nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım’ der. Fakat Allah, Hz. Mehdi (a.s.)’nin cemaatine zafer verip, İslam Ahlakı dünyaya hakim olduğunda aynı kişiler, ‘keşke onlarla birlikte olsaydık, böylece biz de büyük kurtuluş ve mutluluğa erseydik’ diyecekler”. Nisa Suresi: “Eğer size Allah'tan bir fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da, sanki onunla aranızda hiçbir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; ‘keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük kurtuluş ve mutluluğa erseydim’”. Ayet-i kerimelerin işari anlamları Hz. Mehdi (a.s.)’nin devri ve Ahir zamana da bakmaktadır.”
OKTAR BABUNA: Kar tanelerindeki 1.618’lik oranı görüyoruz, inşaAllah. Bu aynı zamanda canlılarda da var. İnsan yüzünde var. Hem kusursuz bir simetri, hem altın oranla yaratılış, hem de renk ve desen bakımından da, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama çok şeker bir şey bu. Ben bu gagasını yerim ben bunun.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Kelebekler de yine.
ADNAN OKTAR: Evet burada da yoğun bir simetri ve altın oran var. Altın oranı bir daha anlat Oktar Hocam, baştan.
OKTAR BABUNA: Bu matematikteki sayılarda toplandığı zaman sıfırla başlayıp, bir geldiği zaman toplamı bir konuluyor birin yanına, birle bir toplamı iki olduğu için birin yanına iki konuyor. İki ile bir toplamı üç olduğu için üç konuyor. Böyle toplayarak devam ettiğimiz taktirde her sayıyı bir önceki sayıya böldüğümüzde, on üçüncü sayıdan sonra oranı sabit olarak 1.618 çıkıyor. Bir virgül altı yüz on sekiz. Sabit bir oran çıkıyor. Ortaçağda keşfediyor bir matematikçi bunu ama Allah bunu yüz milyonlarca yıldır canlılarda bu 1.618’lik rakamı kullanmış oran olarak.
ADNAN OKTAR: Bütün bitkilerde var, çiçeklerde var, canlılarda var, hayvanlarda var, hepsinde var.
OKTAR BABUNA: İnsan yüzünden örnek vereyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Ver.
OKTAR BABUNA: İnsanın üst çenedeki ön iki dişinin enlerinin toplamının boylarına oranı 1.618 çıkıyor. İlk dişin genişliğinin merkezden ikinci dişe oranı, yani ilk dişin toplam genişliğinin merkezden ikinci dişe oranı yine 1.618 çıkıyor. Yüzün boyunun, yüzün genişliğine oranı 1.618 çıkıyor, dudakla kaşların birleşim yeri arasındaki burnun oranı 1.618 çıkıyor. Yüzün boyunun, çene ucu ile kaşların birleşim yeri arasındaki mesafeye oranı 1.618. Ağız boyunun, boyun genişliğine oranı 1.618 yine. Böyle devam ediyor. Parmaklarda yine aynı şekilde oran var. Kaplan yüzünde aynı oran var. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, bir de sizin sitenizde var şimdi, inşaAllah.
İnşaAllah. 1.618’lik oran olduğunda, yani altın oran olduğunda daha estetik görünüyor göze. Herhangi bir şekilde bu oran bozulduğu taktirde estetikliğini kaybediyor o canlı. Veya mimaride de kullanılmış eskiden bu oran.
ADNAN OKTAR: Çiçekler mesela nefis görünüyor o oranda. Acayip güzel görünüyor.
Kabe’nin konumu da öyle, dünyadaki konumu da öyle.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, onu da söyleyeyim mi Mekke’yle ilgili. Mekke şehrinin kuzey kutup noktasına olan uzaklığı ile güney kutup noktasına olan uzaklığı altın oran sayısını veriyor. 1.618’i. Mekke şehrinin güney kutup noktasına olan uzaklığı ile güneye olan uzaklığı ile kutup noktaları, iki kutup noktası arasındaki uzaklığın birbirine oranı yine 1.618’i veriyor. Dünyanın ortak yer belirleme dili haline gelmiş enlem boylam haritasına göre dünyanın altın oran noktası, bütün dünyanın altın oran noktası Mekke. Mekke’de günlerin değiştiği ve gün dönüm çizgisi olarak belirlenen sınıra doğru olan uzaklığı ile batı uzaklığının birbirine oranı yine 1.618’i veriyor, maşaAllah. Mekke’nin gün dönümü çizgisine batı yönlü uzaklığının dünyanın o enlemdeki çevre uzunluğuna oranı, ekvatora oranı yine 1.618’i veriyor. Ayrıca Mekke’den bahsedilen ayette de altın oran var. Kuran’da “Mekke” kelimesinin geçtiği tek bir ayet vardır. Ali-i İmran Suresi’nin 96. Ayeti. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev, Mekke’de, o, kutlu ve bütün insanlar alemler için hidayet olan Kabe’dir”. Bu ayetin tüm harf sayısı 47’dir. Harf sayılarının altın oranını aldığımızda, yani 47’yi böldüğümüzde 1.618’e, 29 çıkıyor. Buradan da Mekke şehrinin işaret edildiğini görürüz. Ayetin başından, yani 47 harflik bu ayetin başından “Mekke” kelimesine kadar tam 29 harf var. MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah’ın Mekke’yi niçin insanlara Kabe kıldığı da burada çıkıyor yani, evet.
OKTAR BABUNA: Hatta bir tane daha var Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Leonardo Pergeli ile yapılan dünya haritasında yapılan ölçümlerde Mekke şehrinin Arabistan’ın altın oran bölgesinde olduğu gözüküyor. Kabe’nin de Mekke’nin altın oran bölgesinde olduğu, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii bu hikmetlerden birkaç tanesi. Yani Kabe’ye dönmemizi, Cenab-ı Allah’ın namazda Kabe’ye dönmemizi istemesinin bir çok nedeni var. Bir nedeni de budur, inşaAllah. Oktar Hocam, devam et.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Kelebeklerde dediğiniz gibi simetrileri, desenleri maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi diyorlar ki “şurası mutasyonla oldu”. Kardeşim “aynısı orda da var” diyoruz, orda da oldu diyoruz. “O da mutasyonla oldu” diyorlar. Kardeşim, bu nasıl bir mutasyondur, mühendis gibi çalışıyor böyle? Benim bildiğim mutasyon kırar, bozar, yıkar. Bu sanatçı gibi çalışıyor mutasyon? Mesela “adamın sağ gözünün büyüklüğünü mutasyon yaptı” diyor. Sol gözü de aynı şekilde oluyor.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Kanat ucundaki en ufak bir detay bile aynı öteki tarafta da aynı şekilde oluyor. Öyle bir mutasyon ki bu, mühendis, mimar gibi çalışıyor adam, pergelle, böyle iletkiyle çalışıyor gibi. Bir de “rastgele oldu” diyorlar. Rastgele nasıl mutasyon olsun ve bunu yapsın? Böyle bir sanatı yapsın?
OKTAR BABUNA: Evet, tam tersine bozar demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Devam et, göster.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, her şey için bir ölçü kılmıştır”, hakikaten çok önemli bir ölçüyle yaradılış.
OKTAR BABUNA: Mesela bunların ayçiçeklerinde de.
ADNAN OKTAR: Evet, burada da altın oran var. Bunların diziliminde de altın oran var.
OKTAR BABUNA: Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela bak burada net altın oran.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Şu dizilimi görüyor musun? Birbirine oranı, başından sonuna kadar altın oranla yapılıyor.
OKTAR BABUNA: Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. "O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir", inşaAllah.
Bütün canlılarda simetri ve muhteşem bir altın oranla yaradılış, inşaAllah. Halbuki siz, detaylı olarak anlatılıyor Hocam, www.altinoran.org sitenizde de, mutasyon sonucu çok ayaklı, çift başlı doğan canlılara örnek burada. Mesela bunun ekstra bir ayağı çıkmış. Çift başlı inek görüyoruz burada. Yine diğer canlılarda, mesela sineklerin mutasyonla bütün yapıları bozuluyor. Hem kör oluyorlar, hem uçamıyorlar, hem kısır hale geliyorlar, hem sonunda da ölüyorlar zaten.
ADNAN OKTAR: Ki bu da özel şartlarla elde ediliyor, mutasyon öyle kolay bir şey değildir ve her zaman yıkıcı ve bozucudur mutasyon. Ama burada müthiş bir mükemmellik var. Müthiş bir düzgünlük var. Başka kelebek resimleri var mı?
OKTAR BABUNA: Var Hocam, bulurum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela bak, şu güzeller güzeline.
OKTAR BABUNA: Evet. Ve altın oran çıkıyor yüz hatları birbirine oranlandığında.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bunda da altın oran var, onda da altın oran var. Hepsinde yani.
OKTAR BABUNA: Kar taneleri aynı şekilde.
ADNAN OKTAR: Şu dizilimde görüyor musun? Devam et, başka?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, kelebekleri bulabilirim Hocam, var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Bak mesela şimdi burada şu nokta oluştu değil mi? Bak, şu renkli güzel nokta. “Kardeşim öbür tarafta da aynısı nasıl oluştu” diyoruz. Öyle bir mutasyon ki böyle, cetvelle çalışıyor. “Aynısından oraya da bir mutasyon oldu, aynı anda” diyor, ne hikmetse. Yani tesadüfen orada da oluvermiş. Peki diyoruz; “bak burada bu uç kısımda bir süs var” diyoruz. Değil mi? Bak göz gibi, “tıpkısı orada da oluyor, bu nasıl oluyor?” diyoruz. Bak rengarenk. Renklerde de bir güzellik ve biçim ve tonda da aynılık var. Renk tonları bile aynı. “Bu nasıl oluyor?” diyoruz. “Bu da mutasyonla, tesadüfen oldu” diyor. Buraya bir rastgele bir şey bir çarpmış onu oluşturmuş, bir anda da nasıl oluyorsa bir de oraya çarpmış, orada da oluşmuş, ama tıpkısının aynısı olmuş. Evet, devam et.
ADNAN OKTAR: Bak hepsinde simetri var. Yani milimetrik kusursuz simetri var. Bunu mutasyonla açıklamaya kalkanlar, Ahirette de, Allah’ın karşısında da açıklayacaklar. Yani bunun nasıl olduğunu açıklayacaklar. Tabii açıklayabilirlerse. İnşaAllah. Bak görüyor musun üstteki süsü? Tablo gibi hepsi. Birbirinden güzeller, maşaAllah. Mesela bak, görüyor musun? En ince detaylarına kadar, mesela orada bir kahverengi daire varsa orada da bir kahverengi daire var. Orada sarı bir hafif hare varsa aynısı orada da var. Kardeşim mutasyon bunların hangi biriyle uğraşsın? Tesadüf neyi yapabilmiş ki de bunu yapsın? Bunların dediğine göre tesadüf ohoo saat de yapar, radyo da yapar, televizyon da yapar. Fabrikaları kapatalım biz o zaman. Mutasyon gelsin, yapsın o zaman.
OKTAR BABUNA: Evet bu mantıkla, evet.
ADNAN OKTAR: Yani bir şey olmuş bunlara. Allah hidayet versin. Allah akıllarını açsın ne diyeyim yani.
OKTAR BABUNA: Söylemiştiniz Hocam, bağnazlık bütün dünyayı kaplamış diye her bakımdan, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Darwinist bağnazlık, görülmemiş bir bağnazlık çeşididir. Böyle bir sapkın din. Ve dünyanın yüzde doksan beşini kaplamış. Bu kadar bağnaz olmasına rağmen.
Bir dakika var gibi görünüyor.
SUNUCU: HarunYahya.Tv sitesinden yayınlarımızı yirmi dört saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Hocamızın eserlerini, HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi bu gün 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV ve Kaçkar TV’den takip edebilirsiniz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Makaleler
Devamı ...