SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Kaçkar Tv, Adana Ceyhan Crt Tv ve Radyo, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipaş Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Haberhilal.com, Haberaktuel.com, Selamhaber.com, Sekizsutun.com’dan canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam. Zati alinizin anlatacağı çok şey vardır, zannediyorum buyrun.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, emredin. Nahl Suresi’nde bal arısına ait bilgiler var Hocam. Ondan gösterelim mi, inşaAllah? Kuran mucizesi.
ADNAN OKTAR:Gösterelim tabii.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Nahl Suresi’nde bal arısına ait bilgiler gizlidir. Şeytandan Allah’a sığınırız. “Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.” Nahl Suresi 68-69.ayetler. Şimdi Nahl Suresi’nde arının kromozam sayısı gizli. Kuran’da bal arısından, baldan ve petekten bahsedilen ayetler sadece, arı anlamına gelen Nahl Suresi’nde geçiyor. Kuran’da arı anlamına gelen Nahl Suresi’nin Sure numarası 16. Arıların kromozom sayısı 16, Sure numarası ile aynı yani, maşaAllah. Ayrıca ayette dişi arılardan bahsediliyor. Arapça’da iki çeşit fiil kullanımı var. Ve bu fillerin bu kullanımlarından, öznenin erkek mi yoksa dişi mi olduğu anlaşılıyor. Nahl Suresi’nde arılar anlatılırken kullanılan fiil dişi. Nitekim ayette anlatılan “yuva yapımı, nektar toplama, bal üretme, petek yapımı” gibi işlerin tamamının bugün artok dişi arılar tarafından yapıldığı biliniyor. Bu ayette arı için dişi fiili kullanılması, bal yapımında çalışan arıların dişi olduğuna Allah tarafından Kuran’ın 1400 sene öncesinde işaret ettiğini göstermektedir. Kuran’ın Allah sözü olduğunun kanıtlarından biri, maşaAllah. Bal arısının peteğindeki açıya da Kuran’da işaret var. Bal arısının peteğindeki her bir göz altıgen. Altıgendeki her bir iç açı da 120 derece. Yani toplamı 720 derece ediyor. Tek bir açı 120 derece. Nahl Suresi’nde bu konuya gelinceye kadar olan ibare sayısı 120. İbare d; Kuran okurken kullanılan durak işareti ile veya ayet sonu ile ayet başı ile ayrılan ifadeler. Dolayısıyla açıya eş değer bir mucize olarak ibare adedi 120. Ayrıca bal arısı ürettiği balı altıgen şeklindeki evlerine-peteklere dolduruyor. Altıgen şekilli petekler yaparak en az balmumu ile en fazla bal depoluyorlar. Yani hangi şekli kullansa bu kadar etkili olmuyor. En az balmumu ile en fazla balın toplandığı tek şekil altıgen. Kara, üçgen, beşgen hiçbirinde bu şeyi elde edemiyor. Altıgen şekilli petekler yaparak en az balmumu ile en fazla bal depolarlar. Bal arısından, baldan ve petekten bahsedilen ayetler, Kuran’da ‘arı’ anlamına gelen Nahl Suresi’nde geçiyor. Şimdi arının anlatıldığı ayetlerdeki, harflerinin ebced değeri de yani Arapça’daki sayı karşılıkları toplandığında 720 ediyor. En küçük ebced hesabı ile. İç açılarının toplamı da petekteki 720 derece, maşaAllah. Daha fazla bilgi için Hocamızın “Arı mucizesi” kitabı var. Harunyahya.org sitesinden indirilirlerse çok daha fazla mucizeler var. Bir filmimiz de var. İleride mi gösterelim?
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Oktar Hocam. Buyur Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Eşref Bitlis’in uçağı düşürüldü, suikast yapıldı” diye haberler var, inşaAllah. Dönemin uçak mühendisi ile görüşmüşler. “Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in de içinde bulunduğu çift motorlu uçağın kakışından 7 dakika sonra düşmesiyle ilgili raporu hazırlayann heyetin başkanı Prof. Dr. Ahmet Nuri Yüksel, uçağın kesinlikle buzlanma, pilotaj, bakım hatası, motor ve dizayn hatası nedeniyle düşmediğini belirterek, yaptıkları inceleme sonunda uçağın sabotaj nedeniyle düşürüldüğü kanatinde olduğunu söylemiş” Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte bu da iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yaptığı uygulamalardan bir tanesi. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü hafife alanlar bu olayları da hafife almış oluyorlar. Yani bunları da önemsiz görüyorlar. Türkiye’nin en önemli meselelerinden bir tanesidir, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün çökertilmesi bu yönde biz hükümete tam anlamıyla destek veriyoruz. Herkesin de destek vermesi lazım. Diğer konular ayrı ama bu konuda tam anlamıyla destek verilmesi lazım. Bu konunun da aydınlığa çıkması, aydınlanması gerekiyor.
OKTAR BABUNA:MHP’nin tasfiye edilmesi gibi bir açıklaması olmuştu, Devlet Bahçeli’nin. Ak Partili Hüseyin Çelik’de; “MHP’yi etse etse millet tasfiye eder. Ak Partili Çevik hem Coşkun’ın hem de Bahçeli’nin iddialarına cevap verdi. İşte o sözler” diyor, Hocam. Bunu söylemiş, “MHP’yi etse etse millet tasfiye eder” diye bir açıklaması olmuş.
ADNAN OKTAR:MHP’nin tasfiye edilmesi diye bir konu, bir mevzubahis olmaz. MHP’nin varlığı çok önemlidir Türkiye için. Türkiye’de bir çimentodur MHP, denge unsurudur, çok hayatidir yönü. Özellikle ülkücü gençlik. Dolayısıyla tasfiye değil, bilakis daha zinde, daha güçlü ve daha iyi olması gerekir. Benim bakış açım bu. Çok tehlikelidir yani Büyük Birlik Partisi’nin olmaması, MHP’nin olmaması, Saadet Partisi’nin olmaması, çok çok vahim olur. Yani çok tehlikeli olur. Bu partiler mutlaka ayakta dimdik, sağlıklı olarak yollarına devam etmesi gerekir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bulgaristan’da zorunlu din dersi talebi olmuş. “Bulgaristan Müslümanları baş müftülüğü, ülkede lise düzeyine kadar zorunlu olması istenilen Ortodoks din derslerinin yanı sıra, İslam din dersinin de okullarda okutulması talebinde bulunmuşlar” Hocam.
ADNAN OKTAR:İyi bak, Bulgarlar bile din dersini zorunlu hale getiriyor. Coğrafya zorunludur, Fizik zorunludur. Din de genel kültürdür, bilgidir, tabii ki o da zorunlu olacak. Yani bir insan kendi milletinin dinini bilmiyorsa, dünyadaki temel inancı bilmiyorsa, genel kültür yönünden çok dardır. Çok acayip bir şey. Hristiyanlığı bilmiyor, Museviliği bilmiyor, Müslümanlığı bilmiyor, Komünizmi bilmiyor, Faşizmi bilmiyor. Ne biliyor? Salata yapmayı biliyor. Olmaz. Genel kültür çok önemli, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Cumhurbaşkanı Gül’den yerel yönetim çıkışı” diye bir haber var Hocam. Burada, “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül demokratik özerklik konusunda çarpıcı açıklamalarda bulundu” diyor. Açıklamaları da şöyleydi Hocam, inşaAllah. “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül demokratik özerklik konusunda çarpıcı açıklamalar yaptı. Cumhurbaşkanı; ‘bunlar gizli ajandayla gelen şeyler. Üniter yapı bozulamaz’ dedi ama, her konunun da Ankara’dan çözülemeyeceğini söyledi. TRT’ye konuşan Gül; ‘yerel yönetimler reformunun yapılmasının gerektiğini vurguladı“.
ADNAN OKTAR:O nasıl bir şey?
OKTAR BABUNA:Yani biraz daha siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Merkezden yerel yönetimlere kaydırılması gibi yetkinin. Bir açıklaması olmuş.
ADNAN OKTAR:Yani, sen ne anlıyorsun?
OKTAR BABUNA:Demokratik özerkliği eleştirmiş. Fakat “tek merkezde üniter yapı bozulamaz” demiş. Ama her konunun Ankara’dan çözülemeyeceğini, yerel yönetimler reformunun yapılması gerektiğini söylemiş.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak olay bir şekilde, o adamların dediğine çıkarsa, bu hiçbir şekilde olmaz. Tabii ki Ankara’dan yönetilecek. Karadeniz’den bir kardeşimiz gidecek, Mardin’de görev yapacak. Mardin’den bir kardeşimiz gelecek, Edirne’de görev yapacak. Ankara’dan kardeşimiz gidecek, Siirt’te görev yapacak. Siirt’den kardeşimiz gelecek, İstanbul’da görev yapacak. Şimdi yerel yönetim adı altında sadece bölgenin insanları orada, ve o dilde orayı yönetmeye başlarlarsa bunun adına ne denir belli. Bu çok çok vahim olur. Cumhurbaşkanımız tabii çok çok daha iyi bilir. Samimi, iyi niyetli bir insan ama buna dolaylı yoldan yol açacak her şeyden şiddetle kaçınmak lazım. Tabii ki, üniter yapı olacak. Hatta Türkiye, Türk İslam Birliği’nin lideri olacak. Büyük Türkiye’nin lideri olacak. Şimdi Allah vermesin. Karadeniz Bölgesine, ”siz sadece Karadenizliler’den yönetici seçin. Siz kendi aranızda işlerinizi halledin. Ankara’ya gerek kalmasın”, dendiğinde, değil mi? “Güneydoğu’da da siz kendiniz halledin, Ankara’ya gerek kalmasın” dendiğinde, bu gelişir ve bambaşka bir şeye dönüşür. Onun için yani mevcut sistemi daha güçlendirerek, daha sağlıklı hale getirilerek bu götürülebilir ve götürülüyor da. Osmanlı döneminde de götürülmüştür. Bir de bu arada bu tip şeyleri anlatırken kardeşlik bağının güçleneceği tedbirlerin de alınması gerekiyor. Mesela Güneydoğu’da yoğun bir komünist propaganda var. Bu komünist propagandaya karşı eğer susarsak bu olmaz. Buna karşı devletin anti-komünist propaganda yapması lazım. Kardeşlik bağlarını güçlendirecek, demeçlerin güçlenmesi gerekiyor. Kürt, Laz, Çerkez hepimiz kardeşiz. Bunun iyi vurgulanması lazım. Mesela oraya yatırımlar yapılsın, oradaki Kürt kardeşlerimiz gelsinler. Buraya yatırımlar yapsınlar. Odaklanma ve öbeklenmeler herhangi bir ayırımı çağırıştıracak her türlü gelişme son derece tehlikeli ve vahimdir. Bunun şakası olmaz, denemesi de olmaz. Yerel yönetimin güçlenmesi, dersin ki belediyeye, “Siz kendi güvenliğinizi kendiniz sağlayın. Kendi ekonomik imkanlarınızı kendiniz sağlayın. Kendi eğitimizi kendiniz sağlayın“, yani bu ne demektir? Siz ayrı bir devletsiniz demektir. Tabii ki Cumhurbaşkanımız bunu kastetmiyor da, ama adamların demek istediği bu. Bu çok çok vahim bir şeydir. Anormal tehlikeli bir şeydir ve; İsrail’in istediği budur, Amerika’nın da istediği budur. Armegedon için istenen de budur. Buradaki amaç sadece Güneydoğu’dur. Armegedon için Evanjelikler’i ilgilendiren aslında Karadeniz veya bir başka yerin bölünmesi değil. Yani hiç onları ilgilendirmez. Çerkezler’in bölünmesi, Laz kardeşlerimizin veyahut Karadenizliler’in bölünmesi zaten olmaz böyle bir şey de, yani onları hiç ilgilendirmez. Onlar sadece Armegedon için Güneydoğu’nun bölünmesini istiyorlar, bu kadar. Bunun için de sürekli Amerika’dan ve Avrupa’dan bir tazyik var. Yani bir an önce burayı bölün gibisinden ve burada bir yerel yönetim meydana gelsin. Ayrı bir şey olsun. Burayı bir şekilde ayırın gibisinden. Bunu dolaylı yoldan çağrıştıracak her şeyden şiddetle kaçınmak lazım. Yani bunun şakası olmaz, değil mi? Pardonu da olmaz. Şimdi adam orada hastalanmış. Verem olmuş farz edelim. Kapıyı açıyorsun içeriye soğuk geliyor. Yemek vermiyorsun, değil mi? Orada pis şeyler var onları kaldırmıyorsun, bakteri ürüyor. Belli ki adam bir süre sonra ölecek orada. Tedavi edilmiyor. Antibiyotik vermiyorsun, yiyecek vermiyorsun, ölür o adam. Şimdi Güneydoğu’da da öyle. Komünist propaganda devam ediyor. Pislik adamlar var orada Pkk’nın elemanları, onlar da var. Siz de hadi bakalım, kendinizi kendiniz yönetmeye gidebilirsiniz gibi bir imaj, dolaylı yoldan hafiften de verilmiş olsa çok acayip bir şey olur. Onun için hiç başlamadan başından tavır alınması gerekiyor. Kardeşim ne alaka? Biz İstanbul’da, mesela Mardin’den yönetici geliyor kardeşimiz geliyor. İftihar ederiz vali. Gelir yönetir bizi kardeşimiz. Kaymakam gelir. Siirt’den Pervali’den gelir kaymakam yönetir. Emniyet müdürü, gelir yönetir. Kürttür kardeşimiz, iftihar ederiz. Yani niye İstanbul’u İstanbullu yönetsin, değil mi? Bu ne demek yani? Onun için bu konuda milletçe çok kesin tavır alınması gerekir. Cumhurbaşkanımız bunu kast etmiyor, ama bunun iyice şerh edilmesi ve açıklanması gerekir. Bunların böyle şeylerin, detaylarının çok iyi vurgulanarak, böyle bir şeyin asla olmayacağı çok iyi vurgulanması gerekir. Onun dışında Ak Parti’nin faaliyetlerini güzel buluyoruz. Demokrasiyi geliştirme faaliyetleri güzel, iddia edilen Ergenekon Örgütüne karşı tavrı güzel, bunlar hoş. Ama adamlar aç kurt gibi Güneydoğu’yu bekliyorlar. PKK’yı da ayrıca Evanjelikler hiç adam yerine koymaz. Çok özür dilerim artık, burnunun yerine bile koymaz adamlar yani. Muhatap dahi olmazlar. Hiç kaale almazlar. Sadece sinek gibi ezilecek adamlar olarak görüyorlar, PKK’lıları. Amerika mesela şu an bir panterin, köpekle oynaması gibi onlarla oynuyor şu an; avucunun içinde. Aslında iki pençede dümdüz eder istese. Mesela bak acze düşmüş havalarına girdi Amerika, dikkat ederseniz PKK’ya karşı, gücü yetmiyormuş gibi. Türkiye dedi ki, “Siz bu işi halledin” dedi. “Nasıl gücümüz yetsin” gibi, yani espri yapıyor adamlar. Öyle bir şey yok. Onu Armegedon’a saklıyorlar. Taksit taksit yemeyi düşünmüyor adamlar. Bir vuruşta yerle bir etmeyi düşünüyorlar. Onun için benim Güneydoğu’daki dindar canım kardeşlerimi komünistler bizim elimizden almaya kalkıyorlarsa, bunun malzemesini hazırlamak için de gayret ediyorlarsa, her yerde suyunu kesmek lazım, inşaAllah.
Ama en başta bunun çözümü eğitimdir. Herkes için söylüyorum, net eğitimdir. Anti-komünist, anti-materyalist eğitimdir. Bu konuda milletimizin, bu düşünceye destekçi olması çok hayati. Bu inanca, bu gerçeğe destekçi olması çok önemli. Yani yerel yönetimlerin güçlendirilmesi. Mesela belediye hizmeti yapıyor. Güçlensin tamam ama ne anlama gelir? Bunun netleşmesi lazım. Bu ucu bucağı olmayan, bir söz bu. Yani bu akıl almaz yerlere kadar gider. Son sınırının çizilmesi lazım. Yani nereye kadar, neyi kastedililyor bunun sınırının çizilmesi lazım. Mesela Ankara Belediyesi’ne geniş imkanlar versinler. Kendi ekonomik imkanlarıyla bir şeyler yapsın. Hür olsun, gayret etsin. Tabii ki belediye oturup Ankara’dan yönetilmez yani doğru. Mesela valinin de yetkisi geniş olsun, ama ne anlama geldiğini iyi vurgulamak lazım. Bunun berraklaşması lazım. Çünkü milletimiz tedirgin. Bütün millet olarak gergin vaziyetteyiz biz. Güneydoğu konusunda teyakkuz haldeyiz. Şimdi biz buradaki en ufak bir kıpırtıda yani refleks olarak, hemen karşı atağa geçme eğilimindeyiz, refleks olarak. Onun için her açıklamanın çok usturuplu ve kapsamlı olması gerekir. Neyin nereye gittiğini mutlaka görmemiz gerekiyor. Cumhurbaşkanımız tabii ki uzun uzun açıklamıştır. Ben yazıyı okumadım.
OKTAR BABUNA:Okuyayım mı Hocam? Bir kısa yazısı önümde duruyor.
ADNAN OKTAR:Evet söyle.
OKTAR BABUNA:Bir gazetecinin, “Özerklik meselesine katı bakıyorsunuz. Daha doğrusu bir tepki gösterdiğinizi gözlemledik. Uçaktaki söyleşimizde de var” sözü üzerine Cumhurbaşkanı Gül, “Bunlar bir gizli ajandayla gelen şeyler açıkçası. Onun için, onlara ben sempatiyle bakamam” ifadesini kullandı. “Türkiye’de yerel yönetimler reforme yapılması gerektiğini, bu çalışmanın meclisin gündeminde bulunduğunu anlatan Gül; Türkiye’de biraz daha ademi merkeziyetçi olmak ve yerel yönetimlerin yetkilerini arttırmak gerektiğini kaydetti. Her şeyi Ankara’dan yönetmenin modern yönetim anlayışına ters düştüğünü belirten Gül, “bu çerçeve içinde bakmak ayrı, ama böyle gizli ajandalarla falan yaklaşmak, asla” dedi. Cumhurbaşkanı Gül, terör örgütü PKK’nın silah bırakıp siyaset yoluyla hareket etmesi, değerlendirmesine karşılık, “Silahın olduğu, kanın olduğu, terörün olduğu bir yerde konuşamazsınız bile” diye konuştu. “Yani demokratik çözüm o zaman olmaz” şeklindeki ifade üzerine Gül, sözlerini şöyle sürdürdü. “Çünkü güvenlik o zaman daima, öne çıkar ve terör olduğunda sanki teröre taviz veriyormuş gibi bir davranış içine hiçbir devlet girmez açıkçası. Bir şey yapacaksa bile yapmaz. Bunu herkesin bilmesi lazım. Burada o zaman önemli olan şey ne? Önemli olan bütün vatandaşlarımızın mutlu olacağı bir neticeye ulaşmak. Diyarbakır’daki vatandaşımızın da, Ankara’dakinin de, Kayseri’dekinin de, Konya’dakilerin de, Edirne’dekilerin de hepsinin mutlu olabilecekleri bir neticeleri, problemleri bu şekilde çözmektir” demiş.
ADNAN OKTAR:Abdullah Gül, bir kere çok iyi bir insandır. Çok samimidir, biliyorum ben. Mazlum, güzel huylu, mütevazi bir insan. Tam Anadolu insanı. Ama yani bu kadar gerildiğimiz ve bu kadar teyakkuzda olduğumuz bir dönemde, vurguların bizi doyuracak derecede olması çok hayati. Bütün milleti doyuracak şekilde. Çünkü hop oturup hop kalkıyor milletimiz şu anda. Biz tam anlayamadık yani adamların ne yaptığını ne ettiğini. Ama şimdi tabii seyretmek konumu çok acıdır Türkiye’de. Mesela olay PKK şu an seyrediliyor Güneydoğu’da. Çıkıp karşısına gümbür gümbür karşı bilimsel faaliyet yapılabilecekken, elimizde rahat rahat imkan ve zaman varken, TRT’nin bütün radyoları elimizde, televizyonlar elimizde, basın elimizde. Muazzam karşı atak yapabiliriz, anlatabiliriz. Yapılmıyor. Önemli görülmüyor. Adamlar da gece gündüz komünist propaganda yapıyorlar. Yani silah bırakmak adamın çatal, kaşık bırakması gibi bir şey. Haydi bıraktığını düşünelim. Aldılar silahı, “bıraktık” dediler silahı. Kardeşim adamlar zaten eğitim veriyor. Geceli, gündüzlü, komünist eğitim yaptıktan sonra silahı bırakmak, bıraktığı yerden geri alması adamın en fazla 24 saat sürer. Yani silahı bıraktı, silahı geri aldı falan böyle bir konu olmaz. Der ki adam; “Tamam kardeşim ben silahı bıraktım”. “Aferin” dersin. Adam komünist gerillayı teknik olarak eğittiğine göre, öğrettiğine göre, değil mi? Mesela farz edelim, Nikaragua şurada burada falan komünistleri eğitiyorlar. Nasıl silah kullanılır, ne yapılır, nasıl bombalama yapılır falan. Ama silah vermiyorlar o anda. Silah gerektiğinde adam bir şileple getiriyor kenardan anında silahlandırıyor. 10 bin kişiyi silahlandırmak, bir gecede mümkün. Öyle bir sorun yok ki. Dünya silah deposu. Adam herhangi bir silah tüccarından istediği kadar, silah, bomba, mühimmatı alır getirir, dağıtır. Yani silah bırakmanın çözüm olduğunu düşünmek çok çok büyük hata olur. Beyninin dağıtılması gerekiyor. Allah diyor ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “Beyninin üstüne atarız. Beynini parçalar” diyor. Fikrinin değiştirilmesi gerekiyor. Yani komünist eğitim almış, her an adam öldürmeye hazır. Silah eğitimi de almış bir adam, silahı bıraksa ne olur? Her an silah bulabilir. O silah mı bulamayacak. Adam demir sopa bulur, onunla yine yapar yapacağını yani. Konu mu bu? Cephanelik basar yine bulur silahı. Gider satın alır. Öyle bir konu yok ki, öyle bir şey olmaz. Eğitimi durdurmanın da imkanı yok, komünist eğitim devam eder. Tek çözüm karşı anti-komünist eğitimdir. En büyük sorun buyken bunun üzerinde duran az insan oluyor. Şunu yapmayalım, bunu yapmayalım, adamlara ana dilde eğitim imkanı vermeyelim. Yani vermediğini farz edelim. Ana dilde eğitimini yasakladın. Veya kendi dili ne ise oradaki kardeşlerimizin. Adam zaten öğretiyor Kürtçe’yi, evde öğretiyor yani. Sen okulda öğretmesen, ne fark edecek yani? Zaten su gibi Kürtçe biliyor. Eğer amaç Türkçe öğrenmesi ve Kürtçe’yi unutmasıysa, isteniyorsa, adam özellikle Türkçe konuşmuyor. Bildiği halde konuşmuyor ve “konuşmayacağım” diyor. Bu inatlaşmayla bu iş hallolunmaz ki yani. Türkçe’yi konuşmuyor adam. Kürtçe’yi de ısrarla konuşuyor ve öğrenmese dahi zorla öğreniyor Kürtçe’yi. Yani, “Ben öğreneceğim, benim izzeti nefsime, gururuma ağır geliyor. Çünkü bana baskı yaptılar, ben de yapacağım bunu” diyor. Bu hiçbir şekilde çözüm değildir. Türkçe komünist eğitim alamayacak mı adam Türkçe’yi öğrense? Mühim olan adamın komünist olması. Vatansever, milliyetçi, Atatürkçü, dindar, mukaddesatçı olduktan sonra adam sırf Kürtçe bilse ve hiç yabancı dil bilmese ne olur? Bilmesin kardeşim, ne fark eder yani? Direk Kürtçe konuşsun, sorun değil ki vatanını sevdikten sonra. Yurtdışında da gidiyor adamlar, Amerikan aksanıyla konuşan tipler var ya böyle, “Siz ne diyorsunuz” falan diyor böyle.
OKTAR BABUNA:Üç ay kalıp öyle konuşmaya başlıyorlar böyle.
ADNAN OKTAR:“Siz ona ne diyorsunuz?” diyor. Biz şaşırıyor muyuz, rahatsız oluyor muyuz? Adam geliyor. Milliyetçi, Atatürkçü, dindar, mukaddesatçı, değil mi? Örfüne, ananesine her şeyine bağlı. Bir alıp, veremediği yok. Ama Türkçe bilmiyor. Bilmesin. Sorun kürtçe bilmemesi şu bu değil. Yerel yönetim de sorun değil kardeşim o zaman. Adam, ne yapıyorsa yapsın. Yani yerel yönetime. Üniter yapıyı, büyük Türkiye’yi savunuyorsa, Türk-İslam Birliği’ni savunuyorsa, vatanseverse, bütün milleti kucaklıyorsa, adam ne yaparsa yapsın başına adam dikmeye ne gerek var? Çek oradan polisi, askeri falan hiçbir şey olmaz. Eğittikten sonra, eğitmezsen herkesin başına istersen bir jandarma dik. Hiçbir şekilde baş edemezsin. Dilini engellemek, bir kere çok kızdırır adamı. Komünist adamı, inatlaşmaya girmişsin gibi bir şey olmuş oluyor. “Ben sana ana dilim dediğin şeyi, öğrettirmeyeceğim ben sana” diyor. O da diyor ki “Ben öğreneceğim. Sıkıyse öğretme, sıkıysa sen beni engelle o zaman” diyor. İnatlaşma da hırs gelir, daha da fazlasını yapar. Hırs daha da şevk meydana getirir, adamı delirtirsin yani. Asla ve asla yapmaz, böyle olmaz. Tek çözümü anti-komünist eğitimdir. Anti-Marksist eğitimdir. Buraya çocukları getirmişler bir televizyon kanalı bilmiyorum büyük kanallardan bir tanesi. İstanbul’lu gençlerle, Güneydoğu’dan gelen gençleri tartıştırıyorlar. Çocuk çatır çatır da cevap veriyor. Hiçbir şey de diyemediler. Eğitmişler çocuğu 12 yaşında da çocuk. Çok şahane bir uslupla. Çok hoş böyle Güneydoğu lehçesiyle anlatıyor. Zınk diye otutturdu. Cevap veremiyor, eğitimsiz olduğu için. Sarılsana, “Canım kardeşim sen benim parçamsın, ben seni bırakır mıyım?” desene. Eğitilmediği için diyemiyor. Bilmiş bilmiş çocuğa laf otutturuyor, o da ona orada laf otutturuyor. Hani böyle çok özür dilerim. Ukala bir tavırla böyle. Üst perdeden tepeden bir üslupla, inatlaşma ve demogoji tarzında. Böyle olmaz insan öz kardeşini görmüş olmanın sevinciyle, insan bağrına basar. Güneydoğu’dan gelmişler. Zaten eziliyorlar. PKK’nın sürekli üstlerinde baskı kurduğu insanlar. Buraya geldiğinde sevgi göster, şefkat göster ve sevecen bir üslupla Marksizmin, Leninizmin geçersizliğini, Darwinist-materyalist felsefenin geçersizliğini anlat ve sahip çık, değil mi? Allah sevgisi ile yaklaş. “Hepimiz Allah’ın kuluyuz, Hz. Adem’in evlatlarıyız” de. Muhabbetle yaklaş. Bir üslup var. Güneydoğu’daki o çocukları tam tahrik edecek ve kzıdıracak bir üslupla konuşuyor, yani damarına basıyor böyle ve iddialaşıyor. Böyle netice alınır mı? Böyle asarız, keseriz ile de olmaz. “Kafamızı kızdırmayın, darmakeşan ederiz” demeyle, bununla da olmaz.
Tek çözüm, şefkat, merhamet, sevgi, saygı, bilim ve gerçek bilim ve bağnazlıktan uzak durmak. Gidip mesela, mevlüt dinletiyorlar, Şeş Tv’de. Komünist adam mevlütten ne anlar kardeşim? Halk tamam hoşuna gider de oradaki insanların. Sen, anlatmak istediğin nedir orada? Halkın dindar olmasını istemiyor musun? Miliyetçi, Atatürkçü, vatan sever, büyük Türkiye’ci olmasını istemiyor musun? Olmaz ki mevlütle. Fıkıh alimlerini çıkartıyorlar. Kürtçe namaz nasıl kılınır?, onu anlatıyorlar. Kardeşim, Allah’ı kabul etmiyor adam. Ona namaz anlatılır mı? Namazın sünnetlerini anlatıyorlar adama. Yani nasıl sünnetiyle, tadili erkanıyla nasıl namaz kılınır onu anlatıyor. Dindar olan zaten kılar namazını. Oradan mı öğrenecek yani. Böyle bir şey yok. En büyük sorun şu anda, imansızlık sorunu var dünyada. Dünyanın %95’ini deccaliyet yuttu. Dinsiz dünya. %95’i dinsiz. Allah’sız, kitapsızlar yani. İslam ülkelerinin de büyük bölümünde dinsizlik çok yaygın. Zannedildiği gibi değil. Türkiye bir tek benim gördüğüm dindar. Yani gerçek anlamda dindar. %95 müthiş bir oran. Git Mısır’a öyle değil. Mısır’ın yarısı, Hristiyan. Hristiyanlar’ın da büyük bölümü ateist. Böyle bir konu yok. Yani gerçekleri görmezlikten gelmek, Marksist tehlikeyi görmezlikten gelmek. Kardeşim yetkili bir ağız çıksın bağıra bağıra yüksek sesle söylesin. Türkiye’deki bu kalkışma, komünist, Stalinist, Leninist ayaklanmadır demesi lazım. Resmi açıklanması lazım. Ve bunun çözümü bilimseldir. Bilimsel karşı çalışma yapılması gerekir. Komünizme karşı şu ana kadar dünyada akılcı, bilimsel çalışma yapılamadığı için komünizme hep yenilmişlerdir. Mesela Amerika, Vietnam’da, Kambaçyo’da feci şekilde yenildi. Kardeşim geceli gündüzlü B52’ler le yağmur gibi bomba yağdırıyor. Kardeşim yağmur gibi bomba yağdıracağına, Marksist, Leninist felsefeyi ortadan kaldıran ilmi kitaplar atsana havadan. Yazılar atsana, değil mi? Gelip adamla tartışamıyorsun, konuşamıyorsun. Amerikalılar diyor ki; “Biz de Darwinistiz” diyor. Bu ne biçim hareket böyle. Hem Darwinist’im diyorsun, hem adamın tepesine bomba yağdırıyorsun. Kardeşim adamın ideolojisini tamam destekliyorsun sen zaten. Amerika Darwinizm’in kalesi. Dünyadaki Darwinist bilginin hemen hemen tamamı Amerika’dan gidiyor. Bütün ünlü Darwinist bilim adamları oradalar. İngiltere ve Amerika’dalar. Darwinistsen, materyalistsen, diyalektik felsefeyi savunuyorsan, Vietnam’daki o adamlar, komünist gerillalar neyi savunuyorlar? Darwinizm’i, materyalizmi, diyalektik felsefeyi savunuyorlar. Diyalektik felsefeyi de, tarihin diyalektiğini de kabul ediyorsun. O da kabul ediyor. O da diyor ki; “Son aşamada kapitalist aşamadan, komünist aşamaya geçiyoruz” diyor. Sen de kabul ediyorsun, bunu “böyledir” diyorsun. Adam; “ben de komünistim, Leninistim, ve anarşistim. İflahını keseceğim” diyor. Bu kadar açık. Yani fikri mücadelenin dışında mutlaka yenilirler, çözüm yoktur. Başka türlü olmaz yani, inşaAllah. Denenmedik şey kalmadı. 30 yıldan beri ben biliyorum. Devam eder yani, hatta daha da eski. Sürekli olarak devam ediyor. Bilimsel çalışma hiç denenmedi, kimse de ağzına almıyor. Çok az ağzına alan, nadirdir. “Bunun çözümü demokratik hakların geri verilmesidir”. Demokratik hakları verirsen, komünizm daha iyi gelişir, başka ne olur yani? Adama daha iyi okuma imkanı verirsen, komünizmi daha iyi öğreniyor. Adama özgürlük verirsen, daha iyi propaganda yapıyor. Gidip orada burada anlatıyor. Özgürlük vermezsen, daha da şiddetleniyor. Daha hırslanıyor, daha şiddetli anlatır. Kitabı yasaklarsan, gider illegal yoldan alır, getirir, okutur. Bunların hepsi pasif tedbirlerdir ve hiçbir geçerliliği yoktur bunların. Bilimsel çalışma ezicidir, sadece bilimsel. Diyalektik felsefenin bilim adamları tarafından bunlara anlatılması lazım, geçersizliği. Darwinizm’in bütün karşı delillerini gösterelim film olarak, televizyonda. Bütün fosilleri gösterelim. Proteinin molekül yapısını gösterelim. Marks’ın nerelerde hata yaptığını, Lenin’in hatalarını hepsini gösterelim. Bak bakalım devam ediyor mu o zaman bu?
OKTAR BABUNA:Bir anda biter o zaman Hocam Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Mesela onlar ne yaptılar, Osmanlı’yı yıkmak için? Lord Gürzon’un da kendi sözü de var, Bediüzzaman da söylüyor. “Arkadaşlar bunların elinde bu kitap olduğu müddetçe”, Kuran’ı gösteriyor. “Biz bu adamları yıkamayız. Bu kitabın bunların elinden alınması gerekiyor, Kuran’ın ellerinden alınması gerekir” diyor. Adam açıkça söylüyor. Ondan sonra başladılar, Osmanlı aydınlarına Darwinizm’i anlatmaya. Geniş çapta dinsizlik yayıldı, Osmanlı aydınlarının arasında. Kuran’a bağlılık kalmadı. Yeniçeri’de de iman zaafiyeti başladı. Küt neticeyi aldılar adamlar. Olay bu kadar. Koskoca imparatorluğu yıktılar. Adamın gücü yok. Yani içinden gelmiyor, şevki kalmadı. Allah inancı olmayınca, mücadele azmi de olmuyor. Yapamıyor adam ve mağlup oluyor. Yani asker de mağlup olur, gücü yetmez. Allah ona zaten güç yetirtmez o zaman. Mesela Osmanlı askerinin gücü yetmedi. Allah, gücü ellerinden aldı. Daha önce çok az bir güçle galip olurken, Kuran’da da Cenab-ı Allah diyor; “Sizden yirmi kişi onlardan yüz kişiyi yener” diyor. İmanlı ama, imanı gittiğinde yüz misli de olsa küfre yeniliyor. Gücü yetmiyor. Koskoca Osmanlı ordusu feci şekilde yenildi. Her yerde yenildi. Balkanlar’da yenildi, Rusya’da yenildi. Önüne gelen ezdiler. Anında. Darala darala geldik buralara Türkiye’ye. Şimdi buraları da bölelim demeye başladı adamlar. Hatta “üçe bölelim” diyor, bir tane sivri akıllı. Bir tanesi “yirmi ikiye bölelim” diyor. Bunları baklavacı dükkanında çalıştırmak lazım. Bölmeye meraklılar gördüğüm kadarıyla. Mesela Osmanlı’da anti-Darwinist bir çalışma yapılmadı o dönemde. Kardeşim madem bela bu. Osmanlı gençlerini, Osmanlı aydınını, Tevfik Fikretleri şunları bunları hepsini Darwinizm sardı o zamanlar. Ömer Seyfettinleri hepsini. Aşağı yukarı çok çok nadirdi yakasını kurtaran. O da fazla incelemediğindendir. Osmanlı aydınlarını yaktı, geçti Darwinizm. Osmanlı Devleti bilimsel bir heyet kurup, Darwinizm’in geçersizliğini anlatacak bir çalışma yapmadı. Sadece seyrettiler. Galata’da, orada burda da Mason localarını açmaya başladılar. Rahmetli Abdülhamit’in devrinde başladı. Onları da seyrettiler. Adamlar eze eze gelişti ve neticede bu oldu. Bakın şimdi işte vakti geldi. Karşı bilimsel atakla, bir kere bize yapılan bu tarihi büyük olayın bir kere rövanşını alalım. Pestil gibi kafalarını bir ezelim. Bu konu kökten bir bitsin. O zaman ne PKK kalır, ne TKK kalır hiçbir şey kalmaz, inşaAllah. Ne diyorsun Oktar?
OKTAR BABUNA:Hocam bu kadar bilimsel delil vermenize rağmen, ispat ediyorsunuz. Nasıl komünist, Leninist, Marksist bir örgüt olduğunu, dinsiz olduğunu, ve Darwinist olduğunu buna rağmen hala bazı kişilerin direnmes, o da bir mucize, kabul etmemeye çalışması o da bir mucize.
ADNAN OKTAR:Kardeşim tedbirler, işte bunlara dil öğrettirmeyelim, işte yerel yönetimlerde şöyle, bunların hiçbiri çözüm değildir. Yani biz istemesek de adam onu yapar, zaten. Adam zaten oradaki valiyi kabul etmiyor, PKK . Devletin gönderdiği valiyi kabul etmiyor. Dinlemiyor valiyi zaten. Çocuğunu okula göndermiyor. PKK, kendi istediğini zaten yapıyor orada. Ama o diyor ki; “Sen benim bu yaptığımı bana legal olarak yaptıracaksın, legal olarak istiyorum. Bak ben illegal olarak yapıyorum zaten. Ben bunu zorla elde edeceğim zaten, ama sen bunu bana legal yap. Ben bilimsel çalışma yapıyorum, ilmi çalışma yapıyorum. Sen bana cevap veremiyorsun. Karşılık veremiyorsun” diyor. Halbuki gümbür gümbür ezeriz. Anında bitiririz. Yani çok küçük duruma düşerler. Sıfır kültüre sahip olduklarını, çok cahil olduklarını vurgularız. Konu da biter. Diyorum, Danimarka, Norveç, İsveç’ten falan tipler geliyor. Seninki ortalarına oturmuş, goril gibi göbeğini kaşıyor. Hart hart, anlatıyor. Adamlar hayranlıkla dinliyor, ağzı açık. Buradan da bir kripto gitmiş ihtiyar. O da onları övüyor. Yani mahallenin delisi gibi bir tip var, bazen çıkıyor televizyonlara o da çıkmış, onun karşısında o da onu övüyor böyle. O da Darwinist, o da Darwinist, hepsi materyalist. Tabii bunu bir tek benim savunmam olmaz. Bütün milletimizin, bunu bir numaralı konu haline getirmesi lazım. Ana konu haline getirmesi lazım. Karşı eğitimi. O zaman yani tereyağ gibi erirler, anında biter. Net konu biter yani, inşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Murat Karayılan’ın bir açıklaması Hocam. “Murat Karayılan İsrail’den yardım istedi. Türkiye ortak düşmanımız” diye. “Terör örgütü PKK’nın elebaşlarından Murat Karayılan, İsrail’e; “Türkiye ortak düşmanımız, silah satmayın” çağrısında bulundu. İsrail’in Kanal 2 televizyonuna röportaj veren Karayılan; “Bizim düşmanlarımız, İsrail’in de düşmanlarıdır” dedi.” Haberi, İsrail-PKK bağlantısı olarak vermişler Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi kardeşim, PKK’nın desteklenmesinde tabii, İsrail’deki materyalist, komünist kanat tam anlamıyla destekliyor, PKK’yı tabiiki. Bir de bir hayli devlete hakimdir İsrail’deki ateistler, çok yaygındır. Oradaki dindarları da eziyorlar zaten, Musevileri de eziyorlar. Yani bayağı eziyorlar. Tutukluyorlar hapse atıyorlar bilmem ne falan bayağı canlarını yakıyorlar. Şimdi bölge mesela Suriye’nin komünistleri PKK’yı destekliyor, Irak’ın komünistleri PKK’yı destekliyor ama çok külliyetli miktarda acayip sayısı yüksektir. Filistin’deki komünistler PKK’yı destekliyorlar. Fas, Tunus, Cezayir‘deki Mısır’daki komünistler PKK’yı destekliyorlar. Türkiye’deki komünistlerin büyük bir bölümü PKK’yı destekliyor. Hatta Baron destekliyor yani artık düşünün. Ama hırlama tarzında yani açık alanen de söyleyemiyorlar, öyle oluyorlar böyle oluyorlar. Ama şöyle de olabilir; ha falan gibisinden ortalı bir ağızla. PKK’yı tam anlamıyla desteklediklerini gösteriyorlar. Yani üsluptan anlaşılıyor, değil mi? Yani hangi kişilerin, hangi kanallardaki hangi konuşmacıların PKK‘yı desteklediği açık açık anlaşılıyor, üsluptan anlaşılır. Yani ima yollu uygun bir üslupla hissettiriyor. Onun için taraftarları diyalektif felsefeyi savunan herkes. Yani tabii bunlar içinde hepsi olmayabilir de, hepsi değildir tabii o kadar. Ama en az %95’i diyebilirim, destekliyor. Ve bunların hep iddiası bilimsel yönden üstün oldukları iddiasıyla ortaya çıkıyorlar. Yani PKK silah üstünlüğüyle ortaya çıkmıyor. Felsefe üstünlüğü iddasıyla ortaya çıkıyor. İdeolojik yönden, felsefi yönden biz üstünüz diyor adamlar. Silah sorun değil. Mesela İsrail’in, Türkiye’ye silah satması bunları ilgilendirmez. Yani Türkiye ne kadar silahlanırsa silahlansın, bunlar kalleş bir yöntemle karşılık veriyorlar. Yani Türkiye’nin silah sorunundan kaynaklanan bir sorun yok ki. Yani PKK’ya karşı mücadelede Türkiye silah bulamadığı için mi? Mücadele edemiyor veyahut mücadele de yetersiz kalıyor, değil mi? Alakası yok. Ama İsrail ile aramızdaki bu olayı da tabii ki değerlendiriyor adam. Ama armagedon için zaten İsrail’e düşünüyor Evanjelikler. Yani ilk planda zaten İsrail’in Güneydoğu’ya hakim olmasını istiyor Evanjelikler. Yani yapılacak olan da odur. Önce İsrail’e Güneydoğu’yu vermektir. Ve Irak’ı da İsrail’e vermeyi düşünüyorlar. Ama Armagedon için geçici olarak vermeyi düşünüyorlar. Yani sonra orada sel gibi kan akıtmayı düşünüyorlar. Yani gidin siz orada rahat rahat oturun yiyin, için anlamında vermiyor, değil mi? Hatta “İsrail’in nüfusu da artsın” diyor adamlar. Yani kanın çoğalması için.
SUNUCU 2:Manen söyleyenleri de var. Kabul edip İsrail şimdilik.
ADNAN OKTAR:Tabii ki zaten Evanjelikler yani o konuda kapalı bir şeyleri yok. Açık alanen söylüyor. Yani hayır, İncil’de zaten alanen yazıyor. Muharif İncil’de tarif edilmiş İncil’de. Kitaplarda da açıkca yazıyor. Yani halk bilmiyor o kadar. Yoksa Musevilerle biz konuştuğumuzda biliyorlar. Yani bu acı planı, bu acımasız planı çok iyi biliyorlar. Ve onun için de acayip tedirginler, çok huzursuzlar. Yani İsrail devletiyle Evanjelikler içiçeler. Devletle içicedir Evanjelikler. Tamamen onların kontrolünde İsrail devleti. İsrail’in kuruluşunu da Evanjelikler yönlendiriyor. Dolayısıyla olay Mesihiyet üstünde dönüyor. Mesihiyet ve Mehdiyet üstünde dönüyor. Yani sahte Mesih’e karşı gerçek Mesih. Deccal’e karşı Mehdi (a.s.) çözüm budur.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bana diyorlar ki; “kardeşim sen niye gece gündüz Mehdi (a.s.)’den bahsediyorsun. Kardeşim dünyada ki siyaset gece-gündüz deccaliyet, Mesihiyet ve Mehdiyet üstünde dönüyor zaten başka bir şey yok ki dünya da yani. Bütün gazete haberleri, mesela şu olay şu; Karayılan’ın anlattığı konu Mesihiyet ve deccaliyetle ilgilidir. Başka bir konu değil ki bu. Yani o planın bir yansımasını biz burada görüyoruz başka bir konu yok. Evet Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. ”En üst perdeden BDP’ye sert uyarı” diye bir haberde. “Ankara’daki kritik BDP randevusu öncesi konuşan Abdullah Gül, Özerklik taleplerine cevap verdi”. Biraz önce ki haberi zaten açıklamıştınız Hocam siz.
OKTAR BABUNA: “En üst perdeden BDP’ye sert uyarı”.
ADNAN OKTAR:Şimdi o sert uyarının ne olduğunu bana göster.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Ankara'daki terör zirvesi ve hükümetin BDP randevusu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ankara'daki çok kritik BDP randevusu öncesi BDP'nin özerklik taleplerini değerlendirdi. Gül, bu tür söylemleri gizli ajandayla gelen talepler olarak değerlendirirken, üniter yapıyla ilgili de çok önemli mesajlar verdi. İşte Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün açıklamaları”.
ADNAN OKTAR:“Herkesin aidiyeti Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olması lazım”. Bu tamam çok güzel. “Üniter yapı önemli her bir şey Ankara’dan yürütülmeli”. Tamam çok güzel. Tabii Cumhurbaşkanımızın demek istediği belirli konularda yani her şey tabii gidip Ankara’ya gidip danışmaları işte şu şu. Böyle değil yani orada pratik çözümlemesi gerekiyor. Ama yani orada müstakil bir yönetim görünümünün olmamasını önemi zaten Cumhurbaşkanı vurgulamış. Bu çok net şimdi burada tamam çok net anlaşılıyor. Ama yani olay dolaylı yollardan oraya çıkacak gibi olan görünen şeylerde de çok kapsamlı açıklama yapıp iyi vurgulama yapılması gerektiği de anlaşılıyor. Çünkü bunun mahiyeti anlaşılmazsa vesvese ve şüphe meydana getirir. Ama kastettiğinin o olmadığı yani öyle bir şey olmadığı. Modern yönetim anlayışı açısından bazı düzenlemeler. Yani mevcut sistemde bazı düzenlemeler kastettiği anlaşılıyor. O normal her zaman düzenlemeler yapılır. Ama üniter yapı esastır. Onu da açıkca vurgulamış zaten.
OKTAR BABUNA: “Hocanın dönüşü” diye bir haber var Hocam. “Erbakan, SP Genel Başkanı Kurtulmuş ile yaşanan olağanüstü kongre kavgasını CHP taktikli açtığı bir dava ile kazandı. Mahkeme Erbakan’a yakın üç ismi yeni kongre için kayyum olarak atadı” diyor. Ve devam ediyor.
Yeni parti kuralım, “Kongreyi iptal etmeyen mahkeme, çağrı heyeti oluşturarak,kayyum heyeti ise davayı takip eden Erbakan’a yakın kurmayları arasından seçildi.Kararda Hakim Mustafa Altunbaşak imzası var. SP’nin karara 8 gün içinde itiraz hakkı bulunuyor. Kurtulmuş dün kurmaylarıyla yaptığı toplantıda yeni parti kurmayı da tartıştı. Bir çok genel başkan yardımcısı kongre öncesi Erbakan ile yolların ayrılmasını ve yeni parti kurulmasını istedi. Ancak bazı üyeler de yeniden teşkilat kurmanın zorluklarını dile getirerek 2011 seçimine girmek için 2 ay içinde 42 il teşkilatının oluşturulması gerektiğini vurguladı”.
ADNAN OKTAR:Yeni bir parti kurmayı mı düşünüyormuş, Numan Kurtulmuş?
OKTAR BABUNA:Evet. Öyle bir şeyden bahsediyor.
ADNAN OKTAR:Doğan Partisi mesela ilginç bir parti olabilir. Akyol Partisi olabilir. Akyol tabii, zamanında doğru yol vardı mesela. Akyol partisi.
ADNAN OKTAR:Karıştırabilirler evet Akyol. Ama olabilir. Niye yakın isim benzerlikleri olur. Doğan partisi olur o zaman. Türkiye Doğan Partisi.
“Selamün aleyküm. Abdullah Gül Beyefendi’nin açıklaması hakkında”. Aleykümselam ve rahmetullahi ve beraketü. “Cumhurbaşkanımızın yerel yönetimlerin yetkisi derken bahsettiği Belediyelerin yetkilerinin artırılması ilgili, Belediyelerin birçok konuda eli kolu bağlı”. Doğru. “Haliyle hizmet çok yavaşlıyor. Bir belediye Ankara’ya bir köy yolunun durumunu anlatana kadar aylar yıllar geçiyor.” Doğru bu, hiç gerek yok. Yani Cumhurbaşkanımıza, işte bunun iyi vurgulanması gerekiyor. Yani Belediye ne yapıyorsa yapsın. Yani hizmet için ne Ankara’ya niye danışsın yani, değil mi? Gitsin yol yapsın, köprü yapsın, baraj yapsın ne yapıyorsa yapsın. Para toplasın imkanını kullansın. Ama tabii teftiş olacaktır. Ankara kontrol eder ne yapıyorlar ne ediyorlar. Devlet başıboş bırakılmaz. Ama özgür olsun tabii alabildiğine hizmet çünkü bu. Çoluk çocuğa yiyecek dağıtsın, bunun neyini soracak tabii ki, inşa Allah. O yönde doğru. Zaten yani üniter yapının önemini vurgulayan, birleştiricinin önemini, güzel vurgulamış ama hassasiyetimiz arttığı için yani ne kadar vurgu güçlü olursa. O kadar bizi açıyor. O kadar hoşumuza gidiyor. Onun için böyle şerh ediyorum, iyice açıklıyorum. Yoksa biz Abdullah Gül Beyefendi’ye karşı şefkatimiz, sevgimiz çok yüksek, çok mazlum. Tam Anadolu insanı, mütevazi, insancıl, güler yüzlü ondan sonra öyle kindar değildir. Öfke hiç gördün mü? Bağırıp çağırırken?
OKTAR BABUNA:Görmedim Hocam evet.
ADNAN OKTAR:Evet çok mazlumdur, inşaAllah. Oktar Hocam sen devam et.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bilimsel çalışmanın ne kadar önemli olduğunu söylemiştiniz Hocam. Hakikaten bilimsel çalışmayla Darwinizm ve Materyalizm belaları kalktıktan sonra ne komünizm kalıyor, ne terör kalır ne anarşi kalır inşaAllah. Allah’ın İzniyle.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Osmanlı’yı yıktığına göre, koskoca Osmanlı’yı yıktığına göre birçok yeri birçok şeyi yıkar. Yani bunun çözümü budur. Bu konu da tabii daha teknik, daha detaylı bir bilgi sunumu yapacağım önümüzdeki günlerde. Yani komünistlerin bu yöntemlerinin belgelerini detaylarını ilmi, bilimsel kaynaklara dayanarak anlatacağız.
“Esselamu aleyküm ve Rahmetullahi ve Bekeratühü. Sayın Hocam ve talebeleri. Sevgili Hocam namazı nasıl kıldığınızı anlatır mısınız? Ben de sizin kıldığınız gibi kılmak istiyorum.” Allah Allah. ”Allah razı olsun hayırlı akşamlar”. Nasıl kılacağız? Peygamber (s.a.v.)’in kıldığı gibi kılıyoruz. Nasıl kılacak başka türlü, bir tane namaz vardır. Çeşitler mi çıktı yoksa? Peygamberimiz (s.a.v.)’in kıldığı namaz, nasıl kıldıysa aynısı. Alacaksın Ömer Nasuhi Bilmen İlmihalini bakarsın. Orda namazı nasıl kılındığı bütün detaylarıyla, değil mi? Farzıyla, vacibiyle, mustahabıyla, mendubuyla, sünnetiyle açıklanmıştır, anlatılmıştır. Oradan güzel beş vakit namazlarını kılacaksın, inşaAllah. Şimdi biz burada ezberden anlatamayız. En güzeli ilmihaldir.
“Selam Hocam”. Aleyküm Selam. “Sizi hemen hemen her akşam izliyorum. MaşaAllah yorum ve değerlendirmeniz çok keskin. Hemen her konuyu bir neticeye bağlıyorsunuz. Hocam özür dileyerek soruyorum. Evli misiniz siz?“. Allah Allah, Allah Allah. Ne diyeyim şimdi Oktar? Evli değilim, inşaAllah.
“Hocam, Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti’yi seviyorum. Oy verdim yine oy vermek istiyorum ama ne zaman... Bazı konulardan dolayı soğuyorum“ diyor. Yok hüsn-ü zan esastır. Yani çok keskin ve dikkatli takip ediyoruz biz Türkiye’de ki her hareketi, her olayı.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam evet
ADNAN OKTAR:En ufak bir anormallikte uyarıyoruz, hatırlatıyoruz. Ama Hükümet aklı başında bir politika izliyor. Yani üniter devleti açıkca savunuyor, bir de hükümet var. Ama bir de devlet var yani devletin içerisindedir hükümet, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Yani biz millet olarak üniter yapıyı Türk-İslam Birliğini savunan bir çizgideyiz. Aksi olmaz. Ama bakın şimdi her şeyi hükümetten beklemek olmaz. Hükümet PKK’ya karşı mücadele etsin istiyoruz, tamam. Niye sadece hükümet, niye sadece asker, niye sadece polis? Milletçe biz mücadele edelim, ilmi mücadele verelim. Gelin bana yardımcı olun. Gelin konferanslar verelim. Radyo imkanları sunun mesela bizim radyo hitaplarımız belirli düzeyde. Mesela bunu yüzlerce radyoya çıkaralım. Yüzlerce televizyon kanalına çıkaralım. Mesela bizim imkanlarımızı açın, destekleyin, değil mi? Bu yayınlar niye mesela bu kadar kanalda olsun. Yüzlerce kanalda birden yapalım. Daha sistemli daha güçlü bir anti-komünist propaganda yapalım. Anti-Darwinist propaganda yapalım. İllerde Darwinizme karşı konferanslar düzenleyin. Yani hükümet madem konum itibariyle yapamıyor. Biraz da zor hakikaten çünkü dünyada hiçbir hükümet anti-Darwinist propaganda yapmıyor. Yani diğer hükümetler biraz müdahale mi ediyorlar bilemiyorum bir esrarengiz bir durum var. Dünya’da bir Darwinist diktatörlük var. Nerede anti-Darwinist çalışma yapsan yer yerinden oynuyor.
Mesela, Papa Darwinizme karşı ne diyor falan dediler. Adam ağzında şöyle bir yan gitti, bir düz gitti falan, bir şey diyemedi. “Böyle olmaz. Biz orada toplantı yapacaz. Senin mekanında, geleceğiz Darwinizmi anlatacağız, sen de bize ev sahipliği yapacaksın” dediler. “Tabii paşam buyurun, gelin yapın” dedi. Bütün Darwinistleri doldurdu adamlar alanen ateist, Darwinist propaganda yaptılar. Papa’nın mekanında, değil mi? Sen gittin oraya baskına.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Adam kül gibi oldu kaçtı.
OKTAR BABUNA:Sizi söyleyince isminizi.
ADNAN OKTAR:Milletçe sahip çıkmamız gerekiyor. Yani hükümeti seyretmek, askeri seyretmekle olmaz. İlmi mücadele evlerde yapabiliriz. Mesela benim internetten Darwinizmle ilgili bütün izahlarımı indirin bilgisayarlarınıza, bedava. Fi sebilillah, inşaAllah. İndirin mesela oradan okuyun, bilinçlenin, mesela kültür bilginizi artırın. Çok anlaşılır ve çok net dille anlatılmış, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evanjeliklerin konumu, Ahir zamanı, Mehdiyeti ve Mesihiyeti çok iyi kavrayın. Çünkü olay onun üstüne dönüyor şu an dünya. Yani bütün dünyadaki olaylar son 150 yıldan beri daha yoğunlaştı doğrudan Mesihiyet ve Mehdiyet üstünde dönüyor. Deccaliyet dünyayı kapladı bunu da herkes görüyor. Genel kültürdür yani çünkü Güney Doğuda PKK tamam var ama bu adamlar gidiyorlar, oraya buraya gidiyorlar. Bunlar İstanbul'da da mesela bir okulda öğretmen oluyor ama biz bilmiyoruz PKK'lı oluyor adam. Bilmem başka yerde devlet memuru oluyor. PKK her yere yayılmış durumda yani örümcek ağı gibi yayılmış durumda. Her yerde böyle bilinçli kültürlü anti-komünist, anti-darwinist adamlar görürse, adam ne yapsın? Bu net çözümdür. Ama devlet kanalıyla olursa tabii tepeden inme ve çok çabuk olur. Ama milletçe de yaparsak yine aynı yola çıkar. Yani bütün mesele çok ciddi sahip çıkmakta. Sahip çıkmak için elimizdeki imkanları son haddine kadar kullanalım. Yani ağıt yakmakla olmaz. İşte vatan gidiyor, millet gidiyor falan. Kükreyin, kükremek bilimsel kükremeyle olur, akılla olur, değil mi? Sokaklarda bağırıp çağırmak, millete konuşma yapan adama gidip kafa atmakla olmaz ki yani. Bu olayı iyice terse götürür, değil mi? Yapılacak şey kitap okumak, kahvelerde anlatmak, evde anlatmak, okulda arkadaşlarına anlatmak. Mesela arkadaş çevresi edinin, facebookta arkadaş çevresi edinin, değil mi? İndirilen kitapları onlara tavsiye edin, okuyun, şefkatli bir dil kullanın. Mesela facebook’a bakıyorum ben, bazı yerler var tartışma siteleri falan var oralara. Akıl almaz küfürler, akıl almaz üsluplar. Mesela düz gidiyor adam. Kardeşim böyle fikir tartışması olur mu? Sen adama küfrettiğinde o adamı fikrine daha da çok bağlamış olursun. Adam der ki;" başka bir yol yok belli" der. Yani bu adamlar bize küfrediyor, hakaret ediyor. Çözüm yok, bizi ancak kendimiz kurtarırız mantığına girer. Yani öyle bir mantığa yaklaşır adam. Şefkatle ve akılcı yaklaşıp; bilimsel, mantıklı, tutarlı, net çözümler göstermek lazım. Bilimsel açıklama yapılması gerekiyor. Çözüm budur. Yoksa öbür tür şey olmaz, inşaAllah.
Ömer Nasuhi Bilmen ilmihalini yine tavsiye ediyorum. Son devrin en değerli âlimidir, Ömer Nasuhi Bilmen. Meal okumak isteyenler de Ali Bulaç meali okusunlar. Ama kendi kendilerine tabii hüküm çıkartmaya kalkmaları olmaz. Tefsirde de Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsiridir. Madem tavsiye istiyorlar kardeşlerimiz, o inşaAllah. Ama Hoca izahları işte, falanca Hoca falan, böyle ilmihalden öğrenilir namaz. Yani televizyonda beş dakika anlatım bu şekilde olmaz. Detayları var namazın, değil mi? Farzları var, vacipleri var, sünnetleri var, müstehapları var, mendupları var detaylı bakıp oradan öğrenebilirler, inşaAllah.
“Selamlar”, aleykümselâm, “sevgili Adnan Hocam” diyor. Özetle “masonlar şeytana kendini satmış adamlar. Siz bunları adam etmeye çalışıyorsunuz, Müslüman olmaları için uğraşıyorsunuz. Bu adamların sinsi bir planları olabilir mi?” diyor. Şimdi kardeşim Hz. Musa (a.s.), o devrin en azılı masonuydu Firavun, zaten onun mekânındaki bütün semboller masoniktir. Yani azılı mason, Nemrut’ta masondur. Gidin bakın bütün sembolleri hepsi masoniktir. Mason sembolleri kullanılır. Çok eski bir örgütlemedir masonluk, tarihin karanlıklarının içine kayboluyor. Şimdi Hz. İbrahim (a.s.) niye Nemrut’a tebliğ yaptı. Madem bu adam şeytana ruhunu satmış tebliğ yapılmaması gerekiyor. Hz. Musa (a.s.) niye gitti Firavun’a tebliğ yaptı, değil mi? Adam masonun en gelişmişi otuz üç derecenin de üstündeydi adam, değil mi? Dolayısıyla bizim öyle bir sınır çizmemiz olmaz. Marks’ta çıksa, adam mesela yaşıyor olsaydı ona da tebliğ yapardık. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, Taha Akyol bir yazı yazmış Hocam. Saadet Partisi’nde yol ayrımı diye. Yazısında şöyle diyor; “hukuki açıdan bu kararın hatalı olduğunu” yazıyor, bu yeni gelişmenin. Erbakan Hoca için de ağır ifadeler kullanmış. Diyor ki; “geleneksel bilgelikte hırs-ı piri diye bir kavram vardır. Ahir ömründe yaşına, başına yakışmayan hırslara kapılanlar için söylenir. Bu kavramın somut bir örneğini Erbakan’da görüyoruz. Bir türlü köşesine çekilip camiasının ‘bilge büyüğü’ gibi davranamadı. Kumanda etmek, hükmetmek hırsından arınamadı. Olgunlaşmış demokrasilerde seçim kaybeden genç liderler bile köşeye çekilirken, Erbakan bu yaşında böyle bir olgunluk gösteremedi. Şimdi de hırsı uğruna partisini boğuyor.Saadet Partisi’ni ele geçirse ne olacak ki. Kendisini tatminden öteye yapabileceği ne var ki? Erbakan’ın ağır yükü altında SP’nin bir başarı göstermesi hayal bile edilemez? Türkiye’yi 28 Şubat’akim getirdi? Kaddafi’nin çadırındaki hazin duruma katlanan kimdi?” diye devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Kim diyor bunu?
OKTAR BABUNA: Taha Akyol.
ADNAN OKTAR: Kardeşim zaten bu adamın bu konuşması ve Erbakan Hocamıza kilitlenmesi, Erbakan Hocamızın ne kadar değerli, ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Ve Saadet Partisi’nin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Saadet Partisi kükreyecek, kükreyecek, büyüyecek Erbakan Hocamızın aydınlığı altında. Ayrıca benim gördüğüm kadarıyla bir Akyol partisi de kurulacak gibi görünüyor. Hayırlı uğurlu olsun, gitsin orada genel başkan yardımcısı olur, inşaAllah. O gözlüğünü parlatıp parlatıp gider anlatır Hocaya yakından, Numan Kurtulmuş Hocamıza, inşaAllah. Birlikte partiyi gül gibi yönetirler. Aydın Doğan da gelir arada sırada onlara pasta, börek getirir. Yerler beraber karşılıklı. O bıyık da gelir onlara fıkra falan anlatır orada. Fatih Altaylı da adana kebap getirtir böyle arada sırada, bayağı bir cümbüş olur ortalık. Koro halinde hepsi birbirlerini bayağı seviyorlar hepsi, inşaAllah, hayırlı uğurlu olsun. Erbakan Hocamızı eleştirmesi Kuran’ı bilmediği için, kardeşim Hz. Yakup (a.s.) diğer peygamberler Hz. Musa (a.s.) 120 yaşında, 130 yaşında var gücüyle tebliğ yapıyorlardı. Piri fani idiler, piri fani idiler ve sıkı sıkıya ümmetlerine sarılıyorlardı, değil mi? Allah yolunda mücadelenin yaşı yoktur. Akyol Beyefendi kardeşimiz, hazretleri, değil mi? Bunu yaşla alakası yok yaş ruh yaşı vardır. Ruh yaşı da Müslüman da hep 33’tür. Hiç ilerlemez hep 33’tür. Erbakan Hocamız 33 yaşında bedeni yaşlanıyor, ruhu yaşlanmıyor. Tam bir dava adamı ve mücadele adamıdır. Var gücümüzle destekliyoruz. Bütün gönlümüzle onu seviyoruz, Allah için Allah’ın tecellisi olarak Erbakan Hocamlar aslanlar gibi yollarına devam edecekler, MHP de gittikçe inşaAllah güçlenerek devam edecek. MHP’ye uzanan dilleri Allah burar, inşaAllah. MHP Türkiye’nin çimentosudur, inşaAllah. MHP de güçlenecek, Büyük Birlik Partisi de güçlenecek, inşaAllah. Bu aslanlar çeşitli kollardan Türkiye’yi şefkatle saran baba kollarıdır, inşaAllah. İnşaAllah Türkiye’nin çimentolarıdır. Onun için bu tip laflardan biz sadece o kişlere karşı sevgimiz artar, muhabbetimiz artar, inşaAllah. Ne diyor Erbakan Hocamıza.
OKTAR BABUNA: Hırs-ı pir.
ADNAN OKTAR: Hırs ne güzel Allah için, benim de hırsım var.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, evelAllah.
ADNAN OKTAR: Başbuğ’un da hırsı vardı.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.)’in de Allah rızası için, Allah aşkı vardı. Allah’ın dinini yayma arzusu vardı. İslam ahlakını dünyaya hâkim etme arzusu vardı. Mehdi (a.s.)’nin de öyle olacaktır, hırsı olacaktır, inşaAllah. Hem de böyle coşkun bir hırs, bizler onların yolundayız. Erbakan Hocamız da, Taha Akyol Beyefendiye bir müjde vereyim. Mehdi (a.s.)’nin has talebelerindendir.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MHP de öyle Mehdi (a.s.) ordusudur. Efendim Büyük Birlik Partisi Mehdi (a.s.) ordusudur, inşaAllah. Ak Parti Mehdi (a.s.) ordusudur, bütün milletimiz Mehdi (a.s.) ordusudur. Gönlü çok rahat olsun, Türk-İslam Birliğini kuracağız gürül gürül, Türkiye’yi de böldürmeyeceğiz zaten bölünmesi O da istemiyor. Öyle biliyorum, yanlış biliyorsam düzeltsin, değil mi? Doğru ifadeyi versin, İttihad-ı İslam’ı oluşturacağız, modern Türkiye’yi, güçlü Türkiye’yi dünyanın merkezi yapacağız, inşaAllah. Seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Numan Kurtulmuş; “fitne çıkaranlar, partiye zarar verir” diye bir açıklaması olmuş Hocam. “TBMM Gençlik Komitesi Başkanı Ahmet Biberci'yi Parti Genel Merkezi'nde Kabul Eden Numan Kurtulmuş, Gazetecilerin Sorularını Yanıtladı. Kurtulmuş, Şöyle Konuştu: ‘Bu camianın mensuplarının aldığı terbiyeden bir tanesi de fitne çıkarmamaktır. Durdukları yerde fitne çıkaranlar önce kendilerinin öğretilerine zarar verirler, bu partiye zarar verirler ve milletin umutlarına zarar verirler’".
ADNAN OKTAR: Çok güzel söylemiş tabii ki çok isabetli söylemiş. Bir insan büyüğüne karşı bir vefasızlık, sadakatsizlik yapıyorsa bu çok büyük bir fitnedir. Gidip keralaka adamlarla gidip bağlantı kuruyorsa bu da çok büyük bir fitnedir, değil mi? Efendim Saadet Partisi’ne karşı uzun süreden beri kin duyan, nefret eden adamların gidip ensesini kokluyorsa bu da bir fitnedir, değil mi? Fitnenin şahıdır bunlar, inşaAllah. Dolayısıyla Numan Kurtulmuş Hocam çok güzel söylüyor. Çok özen göstereceğine de inanıyoruz biz, inşaAllah. Çok değerli bir insandır, inşaAllah bu yönde faydalı hareketler yapacaktır. Büyüğüne saygısı olmayanın küçüğüne de sevgisi olmaz. Vefayı bilmeyen adamın da Müslümanlıkla alakası var mıdır, yok mudur? Artık onu ben, değil mi? Biliyoruz herkes bilir. İstersek detaylarla da açıklarız, inşaAllah. Ama tabii Numan Hoca’yı tenzih ediyoruz biz bu anlattıklarımızdan, anlatırken evet. Ama Erbakan Hocamızın biz kılına dokundurtmayız. “Yaşlanmış” başka “parası yokmuş” ne yapalım? Hadi bakalım, herkes de arkamızda ağzımıza geleni söyleyelim. Ayette de var, diyorlar; “bu nasıl bir insan, bunun bağı bahçesi olması gerekmiyor mu. Altınları olması lazım, zengin olması lazım. Biz niye ona uyalım ki” diyorlar. Erbakan Hocamızın kalbi zengin, gönlü zengin, beş kuruşu bile olmasa, piri fani olsa, 120 yaşında olsa yine severiz, yine destekleriz, yine hürmet ederiz, yine sadakat gösteririz. Hele Taha Akyol’un aklıyla da hiç hareket etmeyiz, Aydın Doğan’ın kafasıyla hiç hareket etmeyiz, bıyığın sözleriyle hiç hareket etmeyiz, Fatih Altaylı’nın sözleriyle hiç hareket etmeyiz bilakis tam tersi hareket ederiz, inşaAllah. Zaten Numan Bey de bunun farkında, mübarek, çok değerli bir ağabeyimiz, bunları mutlaka tasdik ediyordur, takdir ediyordur bu sözümüzü, aksini zaten düşünmez, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Yine “PKK-İsrail ittifakı ortaya çıktı” diye biraz önce siz açıklamıştınız Hocam, aynı haberin devamı şeklinde başka bir kaynak.
ADNAN OKTAR: Kardeşim İsrail-PKK ittifakı, şimdi İsrail deyince, orada ne kadar dindar Musevi varsa, ne kadar Hristiyan varsa, ne kadar Müslüman varsa hepsini içine alan bir ifade. Kardeşim onu ne söylüyorsunuz, İsrail’deki bir avuç it-kopuk takımı, çakalla PKK’nın çakalları ittifak ediyor diyeceksin, bu kadar. Bir avuç, iki avuç çakal tabir edelim yani. Bütün İsrail’e niye mal ediyorlar bunu, ne alakası var yani? Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, “Numan Kurtulmuş’a ak saçlılar darbesi” diye yine bir haber Hocam. “Türkiye’de bir ilk yaşandı. Sulh Hukuk Mahkemesi 11 Temmuz'da yapılan SP Olağanüstü Kongre'sinde usülsüzlük iddiasıyla yapılan itirazı karara bağladı. Mahkeme, SP'yi yeni kongreye götürmesi için”.
ADNAN OKTAR: Şimdi aksaçlı, Numan Hoca’nın saçı gördüğüm kadarıyla ak, değil mi? Tamam herkesin saçı ak ne var onda, karışık olan nedir? Kardeşim orada herkesin saçı ak. Yani ak saçlılar, ak saçlı olmak güzel, gayet güzel, değil mi? “Ak saçlılar darbesi” niye darbe olsun, demokratik gelişmeler bunlar. Onun genel başkanlığa gelmesi de, gerçi beşte bir mi, dörtte bir oyla mı geldi ama demokratiktir. Kayyuma devredilmesi, o da demokratiktir, ne darbesi? Darbe değil, demokrasinin gereği yerine getiriliyor.
Bu nedir zehirli etler varmış? “Son günlerde çok tartışılan zehirli, bakterili etler konusu var, bu konu skandal, 12 ton zehirli etin nerede olduğuyla ilgili Tarım Bakanlığı dahil kimse açıklama yapmıyor” diyor. Doğru mu böyle bir şey?
OKTAR BABUNA:Şu an duydum Hocam.
ADNAN OKTAR: Izgara yapıp yiyorlardır. Zehirli, zehirli mikroplu mu? Nedir bu?
OKTAR BABUNA:Allah-u alem dediğiniz gibi mikroplu mu Hocam?
SUNUCU:Bayat.
ADNAN OKTAR: Bayatsa köpeğe de verilmez o, çöpe atacaklar başka bir şeye yaramaz. Söylesin Tarım Bakanlığı. Hakikaten açıklamadı mı Tarım Bakanlığı kime ait olduğunu?
OKTAR BABUNA:Duymadım ben Hocam.
ADNAN OKTAR: Etlerin kime ait olduğu, hangi şirkete ait olduğ, nerelerde satıldığı.
OKTAR BABUNA:Öldürücü bir bakteri varmış galiba içinde.
ADNAN OKTAR: Tamam o zaman ilan edilsin bu, çok vahim bir şey bu.
OKTAR BABUNA:Açıklama yapmamışlar Hocam
ADNAN OKTAR: Şimdi burada arkadaşımız söylüyor ama o inandırıcı değil, resmi belge isteriz.
OKTAR BABUNA:12 ton kayıpmış.
ADNAN OKTAR: 12 ton kayıp, yani onun nereye gittiği ne yapıldığı falan mutlaka hemen süratle açıklanması lazım. Çok tedirgin olur millet, kimse bir şey yemez, değil mi? Hiç bekletmeden istirham ediyoruz, inşaAllah. Seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: İmha edilmediği galiba tespit edilmiş, haberin devamı olarak.
"Hz. Musa (a.s.)’nın mucizesine bilimsel açıklama” diye haber.
ADNAN OKTAR: Onu anlattık evet. Bir de bilimsel açıklama biz bilmiyoruz. Olabilir yani illaki öyle değil mesela tsunamiden de olmuş olabilir. Bir kasırga çıkmıştır, ondan da olmuş olabilir. Hiç tahmin etmediğimiz, bizim bilmediğimiz fizik kanunu vardır Allah’ın kullandığı, ondan da olabilir. O anda bir fizik kanunu da yaratmış olabilir Allah, o da olabilir. Ama muhtemelen bir kasırga, büyük bir rüzgar olabilir veyahut tsunami sonucunda olmuş olabilir. Ama tam zor anda, tam yani Firavun’un ordusu yetiştiği anda “eyvah yakalandık” diyorlar. Ne diyor Hz. Musa (a.s.)? Şeytandan Allah’a sığınırım. “Asla, Rabbim benimle beraberdir” diyor. Asasını denize vurmasıyla beraber su dev dalgalar şeklinde geri çekilmeye başlıyor. Bu harikadır. Müslümanlar karşıya geçiyorlar, tam karşıya geçtikten sonrada Firavun’un ordusu arkasından ilerlemeye başlıyor. Tam ortaya geldiklerinde dev dalgalar şeklinde geri dönüp hepsini yutuyor. Zamanlamalar mucize, yoksa orada mesela denizde su çekilebilir. Mesela herhangi bir zamanda çekilmiş olabilir. Ama iki kere üst üste mucize meydana gelmiş. Bir Müslümanlar geçerken açılması ani, mesela 20 seneden beri olmayan, 30 seneden beri olmayan bir olay ani olarak o anda oluyor, değil mi? Ve adamlar tecrübeli oldukları halde, mesela girmemesi gerekiyor. Buna rağmen içeriye giriyorlar. Yani suyun kapanması riski var, girmemeleri lazım. Buna rağmen giriyorlar, tam ortadayken de Allah hepsini alıp boğuyor. Bu da ayrı bir mucizedir, inşaAllah. Yoksa Cübbeli’nin dediği gibi deniz böyle cam gibi donup, kristal şeklinde deniz donup arasından geçmeleri şeklinde değil. Deniz öyle donsa, bu aklın ihtiyarını kaldırır. Birde Firavun ordusu zaten oraya girmez. Yani deniz donmuş duruyor mesela böyle, zaten çok büyük bir mucize bu yani ve çok riskli bir durum, asla girmez öyle. Deniz tamamen çekilmiş, adam gönlü müsterih, o yüzden giriyor. Zaten öyle bir şey olsa ayrıca Musevilerin de aklın ihtiyarı kalkardı. Karşıya geçiyorlar yine orada anormal hareketler yapmaya başlıyorlar. “Sen ve Rabbin gidip savaşın” diyor, Hz. Musa (a.s.)’ya. Yani münafıkhane bir cevap veriyorlar. Yine dengeleri düzelmiş değil epey bir bölümünün, değil mi? “Ya Rabbi ben kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum” diyor, Hz. Musa (a.s.). Çok zor bir durumu var. Deniz yani o şekilde yarılmış değil, aklın ihtiyarı hiçbir zaman için kalkmaz. Yani makul bir görünümde oluyor. Ama zamanlama mucize, iki kere zamanlama mucizesi var. Ve olayın da meydana gelmesi zaten harikada ama zamanlamayla birleştiğinde üst üste mucizeler meydana gelmiş oluyor.
OKTAR BABUNA: Ayrıca diğer mucize olarak, dün de anlatmıştınız Hocam. Allah, “seni cesedinle kurtaracağız” diyor Firavun’a. Onunda cesedinin kurtulmasının mucizesini siz söylemiştiniz Hocam, inşaAllah
ADNAN OKTAR: Cesedi duruyor adamın tabii.
Ruşen Çakır “Saadet Partisi’ne yazık oldu” diye yaz yazmış.” Yazık oldu. Ne anlamda diyor acaba? Numan Kurtulmuş’un Genel başkan olması için mi söylüyor?
OKTAR BABUNA: Allahu alem Hocam evet.
ADNAN OKTAR: O anlamda söylüyorsa yani eleştirmiyorum o zaman.
OKTAR BABUNA: Hocam ben öbür türlü anladım Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anlamda diyor?
OKTAR BABUNA: Yani bu mahkeme kararıyla tekrar genel seçime gidip, Erbakan Hocamızın ekibinin gelmesini mi kastediyor acaba?
ADNAN OKTAR: Yani öğrenmek lazım. Numan Kurtulmuş’un genel başkan olduğunu söylüyorsa, onun için yazık oldu diyorsa, eleştirmem. Onu açıkçası, öbür türlü Erbakan Hocamız Saadet Partisi’nin gülüdür, canıdır. Saadet Partisi’ne kan gelir, can gelir, neşe gelir, sevinç gelir, inşaAllah. Kan derken şimdi oda yanlış anlaşılmasın. Erbakan Hocamız kandan, irinden hiç hoşlanmaz. Sevgi insanıdır, muhabbet insanıdır. Mehdi (a.s.) meşreplidir, Mehdi (a.s.) ahlaklıdır, inşaAllah. Evet şimdi seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Eşref Bitlis’in uçağı bal gibi düşürüldü ve Özal suikastına savcı el koydu” diye haberler vardı Hocam. Turgut Özal’a yönelik suikast girişiminin ardında MGK eski genel sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu ve Erol Simavi iddialarına soruşturma açılmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Açılır, devlet bakar tabii. Bunlar bir şeyi değiştirmez ama iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün çok acımasız ve kalleş ve kahpe bir örgüt olduğunu artık herhalde herkes anlamıştır. Yani bak geceli gündüzlü anlatıyoruz. Yani bunu bir risk olarak görmemek için yani insanın ne halde olması gerekir bir düşünün. Yüz binlerce insanımızı şehit ediyorlar. “Ne var bunda?” diyor. Başbakanları efendim, milletvekillerini, bilim adamlarını, sanatçıları, siyasetçileri adamlar teker teker sıradan şehit ediyorlar. “Ne var bunda?” diyorlar. Ben de senin aklında ne var diye bir düşünürüm o zaman yani, değil mi?
PKK’nın esrar tarlası, şimdi PKK’nın esrar satış yapması, yani Mehmetçiği şehit etmesi mi vahim? Esrar satması mı vahim? Mehmetçiği şehit etmesi vahimdir. Esrar dünyanın her yerinde satılıyor esrar yani. O ayrı bir konu, inşaAllah. Ana konu varken diğer tali konulara girmem, inşaAllah. Sen bana bir soru sor.
SUNUCU 2: Sorayım. Masonlardan biraz bahsedebilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Tamam. Masonluk, tarihi Hz. Süleyman (a.s.) devrinden de çok çok gerilere giden bir gizli örgütlenmedir. Genellikle ateist yapısı var ama zaman zamanda dindar olan bir yapısı da olmuş. Yani dindarlığı andıran bir yapısı da olmuş. Fakat genellikle ateist bir görünümü var. Ateist bir çizgide gitmiş. Ama şu son zamanlardaki tavırlarında ateizmden soğudukları, ateizme karşı tavır aldıklarını görüyoruz. Özellikle 18. Yüzyıllarda falan silme ateisttiler. Fakat şu an Darwinizm’in yenilmesiyle, ateizme artık bel bağlayacak durumları kalmadığı için dine dönme yönünde bir tavır geliştirdiklerini görüyoruz. Bu güzel. Çok büyük dev bir yapılanmadır. Masonluk ihmal edilecek bir yapılanma değildir. Yani dünyayı şu an işin doğrusu onlar yönetiyorlar. Evanjeliklerin de katılımıyla onlar yönetiyorlar. Dolayısıyla onların hidayeti için uğraşmak, onların Darwinizm’den, materyalizmden kurtulmaları için gayret etmek çok hayati bir konu.
SUNUCU 2: Ben internette araştırdığım zaman masonların dünyanın en iyi insanları olduğu şeklinde açıklamalar var. Bir de aslında Evanjeliğin de gerçek anlamının “asıl, gerçek” demekmiş sanırım, Evanjelik. Bunlar, bu kuruluşlar bu iyi tanımların ardında mı bu işlere kalkışmışlar?
ADNAN OKTAR: Şimdi zaten bir suç işleyecek birisi genellikle iyi sözler ederek gider kandırır. Onlar da böyle bir yöntem kullanmışlar. Şimdi Darwinist ve materyalistti masonlar geniş çapta, ilk defa buraya geldikten sonra şu masonla görüştükten sonra, geniş çaplı olarak kendi aralarında görüşmelerinde artık materyalizme karşı tavır almak, dini ön plana çıkartmak yönünde bir tavır göstermeye başladılar. Şimdi önümüzdeki günlerde asıl liderler, yani Avrupa’daki liderler de gelecekler. Yani üst düzeyde, Amerika’daki üst düzeyde liderler geliyorlar ki asıl yaşlı kuşak gitmiş durumda. Şimdi bu gelen yeni kuşak, asıl hakim olanlar bunlar. Bunlara ben böyle şefkatle yaklaşıyorum. Ondan sonra burada yine ağırlayacağız. Darwinizm ve materyalizmin geçersizliğini ve İslam’ın doğruluğunu yine anlatmaya devam edeceğiz. İslamiyet hakkındaki görüşleri tamamen değişti, çok olumlu şu an bakış açıları, yani İslam’ın hak olduğuna dair inançları da bayağı pekişti. Masonların iyi, avantajlı yönü elastiki insanlar. Yani böyle katı değiller, rahatça konuşabiliyorsun. Mesela bir Katolik gibi kesin bir inancı olmuyor.
SUNUCU:Sabit fikirli değiller.
ADNAN OKTAR:Ortodoks bir inancı olmuyor böyle. Sabit değiller, elastikiler. O yönden çok rahat anlatılabiliyor. Özgür ve hür mason, iddiaları zaten oradan kaynaklanıyor. O yüzden dini, İslam’ı, Kuran’ın hakikatlerini çok rahat anlatma imkanımız olan bir sistem fakat ateist masonlar da panik oldular. Mason sitelerinde, masonların dergilerinde bu birlikteliğimizin, bu görüşmelerin, bu bağlantıların son derece tehlikeli olduğunu, benim de masonluk için çok ciddi tehlike olduğumu, masonluğa ileride çok büyük zarar verebileceğimi falan gibi böyle yazılar çıkıyor. Yani masonluğun dağılmasına sebep olabileceğim, mason umdelerini değiştirebileceğim. Kardeşim mason umdelerinde özgürlük güzel, demokrasi güzel, sevgi güzel, barış güzel ama hepsinin üzerinde Allah sevgisi, Allah korkusu ve Müslümanlık vardır. Müslümanlık olunca sevginin bir anlamı var. Müslümanlık olmadığında neyi seveceksin sen? Adam diyor ki; “benim eşim maymun, çocuklar da maymun” diyor, kendisinin de maymun olduğunu söylüyor. Maymun maymunun nesini sevecek?
OKTAR BABUNA:Bir karikatür aklıma geldi Hocam. Darwin’le bir maymunu konuşturmuşlar böyle.
ADNAN OKTAR:Adam diyor ki; maymun ailesi olduğunu iddia ediyor. Maymun ailesi. Ben hayvanat bahçesine gittiğimde görüyordum, toplu bir aile hali, o bitini ayıklıyor orada yavrusunun falan. Görmüşsünüzdür şimdi benim kafamda öyle bir şey canlanıyor. Adam da diyor ki; “ben de öyleyim” diyor. Bu durumda orada sevgi, merhamet, şefkat, akıl, izandan bahsetmek nasıl olsun? Bunun mantıksızlığını anlatıyoruz işte masonlara ve adamlar da anlıyorlar. Akılcı yaklaşıyoruz. Tabii ki benim idealim işin doğrusu bütün masonların Müslüman olması ve o yönde de gayret edeceğim, inşaAllah olayın çapını da gittikçe genişleteceğim ve ben bu insanların samimi, candan Müslümanlar olacağına da inanıyorum ve oluncaya kadar da geceli gündüzlü faaliyetime devam edeceğim. Musevilere de yönelik öyle mesela o Sanhedrin’in de öyle. Muhammedi olmasını, Muhammedi Musevi olmaları için gayret edeceğim. yani Kuran’ı kabul edecekler. Peygamberimiz (s.a.v.)’i kabul edecekler, inşaAllah. Ki, kabul edenler vardır aralarında, yani isim vermem ama var. Aralarında var, kabul edenler var. Mesela buraya gelen çocuklar vardı onlar da öyle. Eşiyle beraber geldi. Mesela onlar da kabul ediyorlar ama masonlardan çok ümitvarım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, sizin vesilenizle maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mesela bak bu Amerika’daki o cami olayında, cami yapılması olayında, 11 Eylül olaylarının işte neticesi olarak orada dediler; bir cami yapalım, enkazın olduğu yerde. Oradaki cami yapılmak kararını masonlar kanalıyla aldırdık. Yani hükümete baskı yapılarak aldıttırıldı.
SUNUCU:Sözleri geçiyor yani.
ADNAN OKTAR:Tabii ama bak dediler ki bana, “Hocam bu kararın alınması doğrudan sizin vesilenizle oldu” dediler. Yani “sizinle konuşmamızdan sonra bizde bu kanaat oluştu. Dünya çapında masonları ayaklandırdık, harekete geçirdik. Onun sonunda da bu kararı aldırttık hükümete” dediler. Adam açıkça söylüyor, net ispatlı da. Gidin, sorsunlar. Obama’ya da gidip sorabilirsiniz, hepsine sorabilirsiniz.
OKTAR BABUNA:Bir soru gelmiş Hocam mesaj olarak. Onu okuyayım mı? “Selamlar Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA:“Güneydoğu’da görevli personelim. Oradaki kardeşlerimize PKK ve zihniyetinin yanlış yolda olduğunu anlatmak için ne tür bir söylem kullanmalıyız? Kısa, nasıl yapacağımızı anlatabilir misiniz? Metin”. Güneydoğu’da görevliymiş, personel.
ADNAN OKTAR:Şimdi şöyle yapalım o zaman. Aslında çözüm benim internet sitelerine girip orada bilgiyi halka aktarmak. İnsanlara anlatmaktır. En açık çözüm budur ama PKK’ya çözüm diye bir site oluşturalım o zaman da kolay olsun yani. PKK’ya çözüm, zannediyorum yarına bitiririz. O siteyi oluştururuz. PKK’ya çözüm. Doğrudan oradan girsinler. Diyalektik felsefenin ve Darwinizmin yok edilmesi en hayati noktadır. Yani olayın kilit noktası budur. Darwinizmi yıktıktan sonra PKK’yı yıkmak an meselesidir. Geriye hiçbir şey kalmıyor. Gayet kolay. Çünkü bir insan niye bölünmek istesin? Mesela bak ben Türküm, Türkiye’de yaşıyorum ama Türkiye bana dar geliyor ve mesela Azerbaycan’ı da istiyorum. Oraya rahat gitmek istiyorum ben. Kapıda pasaport sorulursa ben daralırım ben, istemiyorum. Bana sıkıntı basar. Mesela Suriye’ye ben pasaportsuz girmek istiyorum. Sıkıntı basar derken tabii izafi olarak söylüyorum. Sıkıntı basar derken rahatsız olurum hoşlanmam. Irak’a da öyle. Türkistan, Tacikistan, Özbekistan, kardeşim nasıl oluyor? Adam, ne kadar garip bir şey. Diyorum ki; “selamün aleyküm, aleyküm selam. “Sen kimsin” diyor, “Türkiye’den geliyorum, ben Türküm” diyorum, “başka”, “Müslümanım” diyor, “örfümüz, ananemiz, her şeyimiz bir” diyorum ve kardeşiz. “Pasaport rica edeyim” diyor. Şimdi bu oldu mu? O zaman adam bizim eve geliyor, “arkadaş pasaport rica edeyim diyorum”. Yani buna benziyor. Biz kardeş kardeşe nasıl pasaport olur? Değil mi, olur mu öyle şey? Basacağız arabayla gideceğiz. Uçağa bineceğiz, gideceğiz o kadar. Böyle şey olmaz. Bunu son zamanlarda, bu yüzyılda çıktı bu hikayeler, bu konular yani. Nereden çıkıyor böyle bir şey? Kardeş kardeşin evine pasaportla mı gidermiş? Hemen bunu mesela Türk-İslam Birliği’nin oluşması çok hayati, Türk-İslam Birliği ilk adımını atsak zaten PKK’nın ağzı, burnu hoşafa döner. Mesela Azerbaycan ile biz bağlantıyı bir sağlamış olsak PKK mahvolur yani. Suriye’yle kapıyı bir açsak, pasaportu kaldırsak. Bak bir koldan Suriye’den, bir koldan Azerbaycan, Ermenistan. Bir açılsa kapılar PKK da moral sıfır olur, biterler yani. Darwinizmi de tepetaklak ettiğinde bunun çözümü budur. Türk-İslam Birliği’nden bahsetmeyen Hocalara itibar etmesin kardeşlerimiz. Bakın Cübbeli Türk-İslam Birliği’nden bahsetmiyor. İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyor. Ve şiddetle kaçınıyor. Şaşar beşer Faruk Beşer bahsetmiyor. Bunun altında bir şey arasınlar. Bir acayiplik var bunda. Bir gariplik var, değil mi? O baygın Hoca Abdülaziz Bayındır mesela bir gariplik var. Her şeyi anlatıyor bunlar. Her şeyi anlatıyorlar. Sadece İttihad-ı İslam’ı anlatmıyorlar. Türk-İslam Birliği’ni anlatmıyorlar. Osman Ünlü, değil mi? Ve bu tipler, anlaşıldı mı yani? Bir düşünün meydana gelecek sevinci Azerbaycan’dan kapı açıldı. Azerbaycan’a iki devlet bir millet olarak birleştik dense, millette meydana gelişecek morali ve heyecanı düşünün siz, şefki düşünün. Bu niye bekletilir kardeşim niçin bekliyor bu? Herkes bastırsın, arz talep olduğu için bekliyor bu olay. Arz talep dengesi vardır, arz talep olayı var, talebe göre arz olur. Şiddetle talep edin hükümet derhal kabul edecektir, göreceksiniz. Azerbaycan ile sınırda pasaport istemiyoruz. Muhterem Alievden de istirham ediyoruz, başbakanımızdan da istirham ediyoruz, hemen kaldırsınlar. Kardeşim bir ferahlayalım açılırız, neşe gelecektir. Bakın hayret edilecek olaylar olur, sevinç meydana getirir. Bir de bizim milletimiz böyle eskiden olsa belki biraz tedirgin olabilirdi ama devletin politikası, hükümetin hep barış hep sevgi hep kardeşlik. Ordumuz da, bizim Ordumuz da kan dökücü bir ordu değildir. Hep barış ordusudur, sevgiden yanadır. Yani yakıp yıkayım istese yapar ordu. Ama modern eğitildi ordumuz sevgi dolu, şefkat dolu nezaketli yapıda eğitildiler. Terbiye çok güzeldir, devlet terbiyesi onun için dünya ülkeleride tedirgin olmuyor, mesela Amerika çok emin olay çıkarmayacağına, mesela diyorlar ki; “İran’a güvenmiyor, bir şey yapar onlar” diyorlar. Ama “Türkiye hakem olsun” diyorlar, biz ona güveniyoruz diyorlar. Her şeyde hakem olsun yani vereceği karara göre. İsrail diyor ki; “gelsinler Filistin”i onlar idare etsin kabul ediyoruz” diyorlar. Hemen bunun üstüne gitmesi lazım Filistin, Filistinlerin kendisi de kabul ediyor şu an, İsrail de kabul ediyor “yönetin” diyorlar. “Siz gelin Türkiye’nin yönetiminde olsun” diyorlar, adamlar. Mesela bunu yapalım niye bekliyoruz.İşte talep çok olması lazım. Yani şuurlu, istekli, kararlı bir geniş millet tabanının hükümeti desteklemesi gerekiyor bu konuda. Hükümet milletin dediğini yapar zaten. Biz bunu istiyoruz denecek o kadar. Yeri yerinden oynatalım, tabii nezaketiyle. Ürdün, Suriye çorap söküğü gibi kabul ederler. Çorap söküğü gibi, mesela Lübnan da erir yani öyle bir şey olsa Lübnan, içleri gider zaten bayılıyor onlar Türkiye’ye. Ortadoğu’nun Londra’sıdır Türkiye. Onlar için yani çok hoşlarına gider çok sevdikleri bir yer ve isterler aklı başında nezaketli bir sistem olduğu biliniyor Türkiye de. Bismillah başlayalım. Herkes bunu istesin bir, Darwinizme iyi vuracağız bilimsel yönden. Bir de Türk-İslam Birliği için çok sıkı bastıracağız.Azerbaycan bir, Suriye iki, birinci planda hemen bunları istiyoruz. Hemen zaman zaman kaldırıyor sınırda o şeyler kaldır işte bitirirsin konu bitmiş. Bayramda kaldırılıyor sınırda. Sonra niye koyarsınız yeniden o şeyi? Bırakın devam etsin konu bitmiş, değil mi? Mesela sınır kontrol olmuyor bayramda.
SUNUCU: Sınır da kontrol olmuyor mu?
ADNAN OKTAR: Yok Bayramda. Bayramda istedikleri gibi geçiyorlar. O şeye gerek yok kaldır kenara çeksinler. Açın, yolu genişletecekler, bu kadar basit. Gelsin geçsinler bunda bir şey yok.
Azeriler bizi mesela canları gibi seviyorlar, bizde canımız gibi seviyoruz kardeşim yazık günah değil mi? Kapıya gidiyoruz Azerbaycan kapısına gidiyoruz. Çıkart pasaportu, kimliği çıkar. Haydi bakalım yoksa geri dön. Bunu istemiyoruz, çok acayip bir şey canımız ciğerimiz kardeşlerimiz basıp geçeceğiz, inşaAllah.
Yalnız İran’dan bir koridor istirham edilmesi lazım 30 km koridor. Çünkü Ermenistan tarafından biraz zor şu an. Kardeşim tam olacaktı, Ermeniler’le birleşecektik adamlarla, sınırları açacaktık. Bir sığır gibi bir kadın getirdiler Azerbaycan’dan. Ortalığı geldi karıştırdı bağırdı çağırdı. Emek emek ne yaptıysak hepsini aldı götürdü kadın. Kavga çıkardılar, gittiler bir de maçta burada, mahçup ettiler adamları. İşte biraz o dönemde iyi değerlendirseydiler, o hızla gidilseydi çok güzel olacaktı. Biz belirli bir hız verdik Allah’ın izni ile ama karşı tarafta şiddetle bastırınca, o engellenmiş oldu. Destek çok olması lazım. Mesela Azerbaycan konusunda da bir bastırsa milletimiz konu biter, haftasına gününe biter, inşaAllah.
Ne yapalım?
OKTAR BABUNA: 00:30’da Samsun Aks Tv’den devam edeceğiz,inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 00:30’da yarım saat sonra Samsun Aks Tv de devam edeceğiz. Samsun Aks, Karadenizin aslanlarıyla buluşacağız, inşaAllah. Ve bütün milletimize, mübarek milletimizle hitap edeceğiz, inşaAllah.
SUNUCU: Harun Yahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize Ahir zaman sohbetlerinden@homail.comadreslerinden gönderebilirsiniz HarunYahya.Org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın büyün eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza 00:30 Samsun Aks, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Harun Yahya Etkiler
Devamı ...