SUNUCU: Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi Oktar Hocamız bize güzel şeyler söyleyecek biz degüzel cevaplar vereceğiz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. İnşaAllah.
Hocam Christopher Hitchens diye bir evrimci ateist var. Bu kişi genelde atesit faaliyetlerini Dawkins’le birlikte sürdürüyor, çok önde gelen bir evrimci. Çeşitli evrimci ateist kampanyalar ve konferanslar düzenliyor. Bu yıl Hitchens, Allah’ı tenzih ederim, “Allah büyük değil, din her şeyi nasıl zehirliyor” adlı yeni kitabını yayınlamış Hocam. Bu kitabın tanıtımı için bir konferanslar dizisine başlamak üzereyken de özofagus yani yemek borusu kanseri olduğunu öğrenmiş. Ve bütün konferanslarını iptal etmek zorunda kalmış. Şimdi Hitchens’in ölmeden önce imana gelmesi için de binlerde Hıristiyan ve Musevi dua ediyorlarmış, dua günü düzenlemişler. Bu konuyla ilgili olarak da Hitchens; “isterlerse dua etsinler ama ben dua etmeyeceğim” demiş. İyileşmesi için dua edebileceklerini ama iman etmesi için dua etmesine olumlu bakmadığını belirtmiş. Konuşma yeteneğim tamamen gitse de yazılı olarak ateist faaliyetlerine ölünceye kadar devam edeceğini belirtmiş. Ve ölüm döşeğine geldiğinde iman ettiğine dair bir haber duyarsanız inanmayın diyormuş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Allah onu öyle yarattıysa, o o şekilde konuşuyor. Şimdi zannediyorlar ki onlar kendileri gibi böyle berrak bir vicdana sahip, berrak bir akla sahip. Halbuki özel bir varlık olarak yaratılıyor onlar. Yani robot gibi. Teyp gibi konuşur, Allah onu öyle yaratmış imtihanın gereği olarak. Dolayısıyla Allah diyor; “gözleri vardır görmez”, şeytandan Allah’a sığınırım, “kulakları vardır işitmezler, siz onları canlı zannedersiniz, oysa onlar ölüdürler” diyor Allah. Yani yaşadıklarına bakıp diyor, siz onları canlı zannedersiniz, halbuki onlar ölüdür, bir cesettir yani zombie gibi. Cesettir diyor. Söylediğiniz vakit işitmezler diyor. Siz işittiğini zannedersiniz diyor. Bakar görürsün diyor, ama görmezler diyor. Şimdi böyle bir varlık bunu konuşur. Bu normal yani kaderi onun Allah’ın yaratmasıyla o şekilde. Evet. Seni dinliyorum Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siz röportajlarınızda yüzlerce kere de bahsettiniz, terörün sadece silahla, tankla, topla ya da terör eylemlerine katılan kişilere maddi olanak sağlanmakla ortadan kaldırılamayacağını, terörün asıl çözümünün eğitimle olacağını, bugün de anlattınız. Terör belasına ilacın ittihad-ı İslam’ın kurulması olduğunu anlattınız Hocam. Hatta dün yine söylediniz Allah’ın izni ile size imkan tanınmış olsa iki ay içinde de bitiririz dediniz Allah’ın izniyle. Bediüzzaman Hazretleri de bir sözünde Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, şu şekilde anlatıyor: “Şimdi anlaşıldı ki; millet, vatan ve İslamiyete en dehşetli zarar veren, komünistlik, masonluk ve dinsizliktir. Çünkü masonluk, komünistlik ve dinsizlik doğrudan doğruya anarşistliği doğuruyor. Ve bu dehşetli duruma karşı, ancak ve ancak hakikat-ı Kuraniye etrafında ittihad-ı İslam dayanabilir” diyor Üstad.
ADNAN OKTAR: İttihad-ı İslam. İşte bak bunu bütün Nur talebelerinin, bütün Müslümanların sürekli gündeme getirmesi lazım. Şaşar Beşer, Faruk Beşer, efendim Cübbeli Ahmet, efendim baygın bakışlı Hoca efendi hazretleri ve diğer zevat, hepsi bunu dile getirmeleri gerekiyor bu konuyu. Evet.
OKTAR BABUNA: Otuz senedir yaşadığınız zorlukları anlatırken Hocam; sadece benim değil; bütün sevenlerinizin dikkatini çeken bir önemli nokta var Hocam. Yaşadığınız her zorlu imtihanı anlatırken akıl hastanesindeki, ki akıl hastanesi döneminiz var Hocam, kokain komplosu var, komplolar var, basının yoğun şekilde size iftiraları var. 9 kere suikast teşebbüsü var. Kolay kolay hiçkimsenin kaldıramayacağı maşaAllah zorluklar var Hocam Allah’ın yarattığı. Hep Allah’a olan sevginizi gösterebileceğiniz bir fırsat olarak gördüğünüzü söylüyorsunuz bunları maşaAllah. Bu sebeple de her imtihanınızda Allah’a şükrettiğinizi anlatmıştınız. Şevkinizin, coşkunuzun, Allah aşkınızın daha da arttığını maşaAllah. Üstad da şöyle diyor Hocam inşaAllah: “Ben bu gece eski Said’in izzetli damarıyla ellerimiz kelepçeli beraber, mahkemeye süngülü neferat ile sevkimizi düşündüm. Şiddetli bir hiddet geldi. Birden kalbe ihtar edildi ki: Hiddet değil, belki kemal-ı iftiharla, şükür ve sevinçle bu vaziyeti karşılamak lâzımdır.” MaşaAllah, tam sizin tavrınız şeklinde.
ADNAN OKTAR: O, komünizm ve masonlukla ilgili Bediüzzaman’ın sözünü bir daha yavaş yavaş şerh ederek anlat bakayım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Şimdi anlaşıldı ki; millet, vatan ve İslamiyet’e en dehşetli zarar veren”.
ADNAN OKTAR: “Şimdi anlaşıldı ki; millet, vatan ve İslamiyet’e en dehşetli zarar veren”. Şimdi Türkiye’deki sorunun net kökeni. Evet.
OKTAR BABUNA: “Komünistlik, masonluk ve dinsizliktir”.
ADNAN OKTAR: PKK’nın sorunu nedir? Komünistlik, evet. Masonluk ve dinsizlik. Biz mesela masonluğa karşı dünya çapında bir mücadele vermeye başladık. Dinsizliğe, Darwinizme karşı dünya çapında mücadele veriyoruz. Bak, Bediüzzaman’ın gösterdiği üç hedefe de en yoğun şekilde, dünya çapında mücadele veriyoruz. Yani Darwinizme karşı dünya çapında böyle bir mücadele göremiyoruz. Masonluğa karşı dünya çapında böyle bir mücadele göremiyoruz. Dinsizliğe karşı da dünya çapında böyle bir mücadele göremiyoruz. Bütün gücümüzle, bütün kararlılığımızla mücadele veriyoruz. Ve çok net ve güzel başarı elde ediyoruz. Milletimiz bizi vargücüyle desteklesin, özellikle Darwinizme karşı mücadelede bize yardımcı olsunlar. PKK’nın bu bölücü faaliyetine karşı onları çok kızdıracak, onları çileden çıkaracak güzel bir hareket yapalım. Azerbaycan’la birleşelim. Ve Suriye ile birleşelim. Türkiye’de bir bayram havası essin, değil mi? PKK’nın da moralini altüst edelim. Parçalayalım derken, bütünleşme ve büyüme görsünler. Tam tersini görmeleri çok önemli. Durumu muhafaza değil; durumu lehe çevirmek, çok çok daha güzelleştirmek önemlidir. Bunu yapalım, inşaAllah. Evet Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Bu Hocam geçtiğimiz günlerde gösterdiniz, Amerika’daki NASA ve diğer kuruluşların hazırladığı göktaşlarının birikimi olan filmler vardı. Bir ebced okuyabilir miyim Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, Allah bir ayette şöyle buyuruyor. “Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile, üstüste yığılmış bir buluttur derler”. Burada Hocam, siz daha önce de açıklatmıştınız inşaAllah, bu ayetin ebced değeri şeddeli olarak 1419 Hicri, Miladi olarak 1999 inşaAllah. Bu göktaşı filminde de siz dikkat çekmiştiniz, tam 1999 yılında olağanüstü bir yığılma oluyor, birden bire bulut haline geliyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gökten büyük bir taş yağmuru olacağı, Kıyamete yakın olacağını Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde belirtiyor. Hadislerde mebzul miktarda vardır. Yani büyük bir meteor ve göktaşı yağmuru olacaktır. Kıyamete yakın bir dönemde inşaAllah. Şu an onun tahkimatını yapıyor Cenab-ı Allah inşaAllah. Sen bir şey söyle ki anlatayım Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Hocam bir de siz gözaltına alındığınızda, Emniyete götürdüklerinde nezarethanenin görüntüsünü sanki özel dekore edilmiş bir tiyatro sahnesi gibi görüp, hatta kendi kendinize gülümsediğinizi anlatmıştınız Hocam. Akıl hastanesinde de özellikle. Her durumda, şartlar ne olursa olsun gösterdiğiniz sabrınız, tevekkülünüz bütün müminlere çok örnek maşaAllah. Said Nursi’den bir örnek daha verebilir miyim Hocam bir ifadesini.
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA:Üstad Hazretleri şöyle diyor; “Barla’da abdest alma yeri elli metre mesafede, üstü açık, elektriği yoktu. Kışın evde bazen odunu dahi bulunmazdı. Barla’da kışın her şeyden mahrumdu. Yanında yalnız bir yumurta bulunur, ekmeğini mahallelerde yapıyorlardı. Fakat buna ragmen Üstad gayet memnundu” maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
“Selamun aleyküm” diyor Zeynep Hocamız. Zeynep Hanım. “Size yazmak istediğim çevremde gördüğüm çok değişik olaylar var” diyor. “Asr-ı Saadet’i anlatıyorum, Mehdiyeti anlatıyorum” diyor. “ ‘Yalnız bazı yerlerde ilk defa bunları duyuyoruz, çok farklı şeyler söylüyorsun’ deyip ispat etmemi istiyorlar” diyor. “Ben de çıktığınız kanal isimlerini mesajla bildirip izlemelerini öneriyorum” diyor. Güzel, yalnız Ahir zaman uzundur. Biz bir faslındayız yani, en az 10 yıl sürecek bir durumdur. Şimdi biz mesela bazı hadisler söyledik, Cübbeli kendi kitabında da yazmış ama bunlar meydana geldiği halde, meydana geldiğini söylemiyor Cübbeli, gizliyor. Bazı Müslüman kardeşlerimiz de gizliyor. Önümüzdeki yıllarda bu hadislerde olan bu olayların olmasını herkes anlatmaya başlayacak. Yani daha kapsamlı; belgeleriyle, dökümanlarıyla anlatacak. Biz de anlatacağız zaten önümüzdeki günlerde. Bunun fark edilmemesi, anlaşılmaması, yani bu kadar açık gerçeklerin dikkat verilerek dinlenmemesi, uygulamaya geçilmemesine insanlar ileride şaşıracaklar. Hayret edecekler. “Ya bu nasıl oluyor” diyecekler. Mesela Darwinizme inanmalarına halen şu an insanlar şaşırmaya başladılar. Bakın Mesihiyeti anlatıyorum, dünyada Mesihiyet üzerine dünya politikası var, bak insanlar yeni yeni fark etmeye başladı büyük bir olay olduğunu. Mesihiyetin hakikaten gündemde olduğunu. Irak’ın neden işgal edildiğini, Amerika’nın hırçınlığının neden kaynaklandığını, PKK olayının kökeninde Mesihiyet olduğunu daha yeni yeni kavramaya başladılar.
“Selamun aleyküm aslan Adnan Hocam” diyor. “Erbakan Hocamız’ın Numan Kurtulmuş’tan kurtulması” demiş ama, niye kurtulsun ki Hocamız? Yani Hocamızın kurtulmaya ihtiyacı yok. “Hayret verici bir şekilde oluştu” diyor maşaAllah. “Hocam bu olayda, ledün ilmi oluşmuş olabilir mi?” diyor. Cenab-ı Allah’ın birçok hikmeti var tabii ki.
Gülşen Hanım da diyor ki: “Siyasetten neden bahsediyorsunuz” diyor. Siyaset dinle bağlantılı olduğu için anlatıyoruz. Yani bizim anlattığımız kısımlar dinle bağlantılı. Mesela Erbakan Hocamız’a karşı tavır, siyaset değildir bu. Vefasızlık vardır, vefasızlık din ahlakına uygun bir şey değildir. Hürmet eksikliği vardır, yani vicdana uygun olmayan bir tavır vardır. Benim vicdanım buna isyan ediyor. Bu dinin gereğidir. Onunla ilgili yoksa ben Saadet Partili değilim, milletvekili adayı falan da değilim yani. Benim hiçbir çıkarım yok. Allah rızası için anlatıyorum inşaAllah. Mesela PKK olayı siyaset gibi görünüyor ama Mesihiyet ile ilgilidir. Yani oradaki Armegedon Savaşı’nın altyapısıdır, hazırlığıdır. Ben bahsetmek durumundayım bunu. İnsanlar bunu bilmiyor ki, normal seyrediyorlar. PKK olayının altında dinsizlik ve ateizm yatıyor. Yani materyalist felsefe yatıyor. Bunu anlatacağız tabii ki.
“Sayın Hocam ben bir internet sitesinin gece editörüyüm” diyor. “Televizyon kanalını gezerken programınıza tevafuken Aksu TV’deki söyleşinizde rastladım. Gündeme dair açıklamalarınız dikkatimi çekti. Saadet Partisi şahlanacak dediniz, Büyük Birlik Partisi şahlanacak dediniz. MHP atağa kalkacak, Ak Parti gücüne güç katacak dediniz. Bu söylemler bana çok çelişkili geldi. Açıkçası burada vermek istenilen mesajı anlayamadım. Bir haberci değil de şahsen bir izleyici olarak şu an itibaren bende de ‘acaba Adnan Hoca siyasete mi hazırlanıyor’ düşüncesi hasıl oldu”. Nasıl oluyor siyasete hazırlanma? Siyasete hazırlanmıyorum, siyasete girmeyeceğiz. Siyasetten uzağım ben inşaAllah. Kardeşim ben burada anlayamadım şimdi, Büyük Birlik Partisi şahlanacak, Saadet Partisi şahlanacak, MHP atağa kalkacak, AKP gücüne güç katacak, ne demektir? Türk İslam Birliği oluşacak demektir. Bütün milletimiz şahlanıyor anlamına geliyor bu. Burada siyasetten bağlantılı nedir yani? Yani ben MHP’liyim demedim, Büyük Birlik Partili’yim demedim, Saadet Partili’yim demedim. Ak Partili’yim demedim. Milletvekili adayıyım da demedim. Yani neye göre bunu söyledi acaba kardeşimiz? CHP de gelişiyor, yani bizim milletimiz gelişiyor, şuuru artıyor. Ve güçleniyor. Bilinçleniyor, bu inşaAllah. “2011’de siyasi bir düşünce söz konusu mu? Müsaadenizle, uygun görürseniz bunu öğrenmek istiyorum”. Yani siyasete atılacak mısınız, milletvekili adayı olur musunuz falan, yani hiçbir şekilde, hiçbir şekilde. Ben evimdeyim ama fikrim daima iktidarda. Hangi parti gelirse gelsin, mutlaka fikrim iktidarda olur söyleyeyim. Mutlaka. Mühim olan fikrin iktidarda olmasıdır. Yani ne yapacağım ben Meclis koridorlarında gezip böyle? Fikrimin iktidarda olması çok önemli. Bak oturduğum yerde buradayım, ama fikirlerim sürekli iktidarda oluyor. Türk İslam Birliği’ni ben 2 yıldan beri savunuyorum, hükümet de hemen akabinde, yani birkaç ay sonrasında yoğun olarak Türk İslam Birliği’ni gündeme getirmeye başladı. Yoğun olarak. PKK’ya karşı tavır koyuyorum, yani Darwinizm, materyalizm yönünde, ve gittikçe eziliyorlar. Materyalist düşünce açısından, gittikçe eziliyorlar. MHP’nin ben kaybolmasını istemem, bu bir siyaset mi, siyaset tabii. Yani ama din bağlantılı, benim inancımla bağlantılı bir siyaset. MHP’yi ben önemli görüyorum. Yani gücünü kaybetmesini tehlikeli buluyorum. Büyük Birlik Partisi’ni önemli görüyorum, tehlikelidir gücünü kaybetmesi. Saadet Partisi’nin mutlaka bulunması gerekir, gücünü kaybetmesi tehlikelidir. Ak Parti’yi de başarılı buluyorum. Ama eksik, hatalı yönleri de var, görüyorum. Onları da eleştiriyorum inşaAllah. CHP’nin de mutlaka bulunması gerekir. CHP’nin olmaması da risklidir. Bunda siyaset nedir yani? Güzel bir denge kurmuş Cenab-ı Allah, bu dengede hayır var. Benim anlattığım bu. Hepsinin güçlü olarak devam etmesi gerekiyor. Ama hepsi de Mehdiyete hizmet ediyorlar, bütün partiler şu an. Yani Türkiye’deki bütün siyasi mekanizmanın tamamı, istese de istemese de, Mehdiyete hizmet ediyor, edecektir, inşaAllah. Yani Mehdiyet demek; sevgi ve güzelliğin her çeşidiyle dünyaya hakimiyet demektir inşaAllah.
Evet, Büşra yazmış; “selam canım Hocam” diyor, “ben de sizin gibi arkadaşlarıma iltifat etmeyi çok seviyorum. Ama bazen karşımdaki kişi tepki vermiyor. Sanki ona, sahip olduklarına, hayatına özeniyormuşum gibi bir görüntü oluşuyor. Ne yapayım canım Hocam? Sevmekten ve sevilmekten zevk aldığınızı söylemiştiniz. Ben de herkes gibi sizi çok seviyorum canım Hocam. Allah size en güzel nimetleri versin inşaAllah”. Hepimize, bütün milletimize nasip etsin Cenab-ı Allah.
Sevilecek insanın vasfı vardır, durduk yere bir insan sevilmez ki. Bir kere derinliği olması lazım, aklı olması lazım. Ben etinin, kemiğinin neyini seveceğim yani? Düzgündür, yani Allah güzel, düzgün tecelli etmiş olabilir. Ama bir derin sevgi duyamam. Ama sevgiyle kastedilen derinliktir. Onun için bir kere o şahsın Allah’ı bütün detaylarda görmesi gerekir, yani görebildiği bütün detaylarda. Ve sevmesi gerekir, Allah’tan korkması gerekir. Kuran’ı kavraması ve anlaması gerekir. Yani Kuran’ı adam hiç yerine koyuyorsa, haşa, nasıl bir akıldır ki bu? Yani o akıldaki bir insandan, nasıl ben bir derinlik bulayım? Daha Allah’ı farkedemiyor adam, beni nasıl fark etsin? Allah’ı göremeyen beni nasıl görsün? Allah’ı takdir edemeyen, beni nasıl takdir etsin? Değil mi, Allah’a vefa gösteremeyen bana nasıl vefa göstersin? Allah’a teşekkür etmeyi bilmeyen bana nasıl teşekkür etsin? Allah’ın güzelliklerini takdir edemeyen, bendeki güzelliği nasıl takdir etsin, nasıl görsün, değil mi? Kelebeği, kuşu farkedemeyen, oradaki derinliği göremeyen. Oradaki derinliği göremeyen bendeki derinliği nasıl görecek? Dolayısıyla ben ondaki derinliği nasıl göreyim ve benim için ne anlamı olur öyle bir insanın? Onun için öyle kuru kuru, tabii Büşra onu kasdetmemiştir ama, sevilecek insanın vasıfları vardır. Yani her şeyden önce egoist ve bencil olmaması gerekiyor ayrıca. Egoist ve bencil olan çok basittir, sıradan bir insandır. Diğergam, fedakar olması lazım. Yani sevgi fedakarlık üzerinedir. Sabırlı olması gerekir. Detayları çok ince görebilmesi lazım. En ince detayları dahi görebilmesi lazım. Küt bir adam koftur. Ayette diyor Cenab-ı Allah, “kof kütük gibidirler” diyor. Kof kelimesi çok manidar yani. Yani kitlevi böyle bir et kitlesi. Mesela ben bakıyorum, televizyon kanallarında, bazen manken genç kızlar geçiyorlar. Hakikaten güzeller, fizik olarak güzeller. Gözlerine bakıyorum; bomboş. Ve onları robot haline getirmişler. En sıradan şeyleri bile onlara çok rahat yaptırabiliyorlar. Yani hepsini tenzih ederim ama bir kısmı kişiliğini tamamen kaybetmiş. Sanki böyle et- kemikten oluşmuş bir roboto dönüşmüşler. Mesela delikanlı çocuklar var, şahsiyeti sıfır hale gelmiş.Hakikaten yapılı böyle aslan gibi, boyu posu yerinde falan. Atletik yapılı, köşeli hatlar falan var, ama hepsini tenzih ediyorum, ben kastettiklerimi söylüyorum; gözünde sığır ifadesi var, yani bomboş. Tam kof yani, et kemik kitlesi böyle. Hiçbir derinliğinin olmadığı, yani aklının çok zayıf olduğu anlaşılıyor. Yaptığı hareketlerden de yani, çok basit ve kurulmuş bir alet gibi olduğu izlenimini veriyor. Insani bir derinliği olmadığı anlaşılıyor. Mesela bir kadında da, derinlik yoksa o kadın zaten yoktur. Geriye protein ve kemik kalmış oluyor yani. Bir avuç saç, protein ve kemik. Düzgün bir şekil almış olabilir o, tamam, alır, güzel, onu takdir edersin. Ama insanı güzel yapan derinliğidir. Yani ne kadar derinliği güçlü ise, o kadar güzel olur. Farkına varmadan basitliğin belasının içine giriyorlar. Birçok genç kız kendisini mahvediyor, birçok delikanlı da kendisini mahvediyor. Basitliğin içerisinde çıkar oluyor, egoistliği, bencilliği basitliğin içinde çok iyi savunduklarını düşünüyorlar. Böyle basitlik denizine atıyorlar kendilerini. Etrafındakilerin de basit olduğunu düşünüyor. Kendisinin de basit olmakla, o savaşı, onlar içerisinde daha rahat yaşayacağını zannediyor. Adi ise karşısındaki; o ondan daha adi oluyor. O karaktersizse, o, ondan daha karaktersiz oluyor. O yalancıysa; o, ondan daha yalancı oluyor. Ve adilik yarışına giriyorlar. Sonunda çok korkunç bir tablo meydana geliyor. Yani basitliğin belası içinde. Çünkü Allah yüzünden nuru alıyor, derinliği alıyor, tutkuyu, sevgiyi alıyor. Geriye sandviç kalıyor, gazoz kalıyor, kola kalıyor. Başka bir şey kalmıyor. Yani tam atom forvet, basit, sıradan, adi bir insan kalıyor geriye. Yani kişiliksiz, böyle laf sokan, dedikoduya yatkın, çok adi ve küçük çıkarlarıyla yetinen, fedakarlık bilmeyen, derinliği anlamayan, fedakarlığı anlamayan, yoz, patavatsız, lafını sözünü bilmeyen, küt insanlar ortaya çıkıyor o zaman. Halbuki insan çok hassas bir varlıktır. Beyni de çok iyi çalışır insanın. Yani en ufak bir adilik bile insanı çok ciddi sarsar. En ufak bir basitlik, egoistlik, çıkarcılık bile o insanın karşısında saygıyı çok ciddi şekilde sarsar. Yani cümle kuruluşundaki bir münasebetsizlik, mesela bir bön bakış, mesela adam boş boş esneyerek boş bir yere bakması. Mesela benim için, ben mesela hayatta yapmam öyle bir şeyi. Mesela hani var ya, böyle tipler var, böyle dalar gider, bomboş bakar. Yani hiçbir ifade yoktur, yani dakikalarca. Mesela bu çok küçük düşürücü bir şey. Bir insan nasıl bu hale düşebilir? Allah vermesin, değil mi? Bir insanın dikkatinin hiçbir zaman dağılmaması gerekiyor, çünkü sürekli Allah ile biz bağlantı halindeyiz. Nasıl dikkat dağılır? Allah “dikkatli olun” diyor Kuran’da. Kuran ayeti o, değil mi? Dikkatin dağılması demek; Allah ile bağlantının kesilmesi demektir. Dolayısıyla yani tutkuyla sevilecek bir kadının, derinlikle sevilecek bir kadının her şeyden önce çok imanlı ve çok akıllı olması, Allah’tan korkması lazım. Ve fedekar ve diğergam olması lazım, yani egoist ve saldırgan olmaması lazım, sabırlı olması lazım. Lafa laf, beş de üste ve altta kalmayan değil, kibar olması lazım. Değil mi? Mesela insanlar şu an çıkarıyla çatıştığında en çirkin şekilde karşılık verebiliyorlar. Halbuki insan sevdiğine kıyamaz yani çok nezaketli cevap verilmesi gerekir. Çünkü bir söz insan affedebilir ama unutamıyor. Bir münasebetsizliği insan unutamaz. Kare kare insanın beyninde kalıyor o anlar. Fotoğraf gibi kalıyor. Kafamızda hep güzel kareler kalması lazım. Bir insanı severken biz, kafamızda yüzlerce ona ait fotoğraf kalıyor, binlerce güzel fotoğraf kalıyor. Kafamızda binlerce çirkin fotoğraf var ama onun da güzel yüzü var. Şimdi bin tane çirkin fotoğraf, bir de onun güzel yüzü, binbir. O bin tane fotoğrafı ne yapacağız? Ona baktığımda ben o bin tane fotoğrafı görüyorum. Bir de onun güzel yüzünü görüyorum. Bin fotoğrafın bini de güzel olması lazım. Binbir de onun yüzüdür, tamamı. İnsan çünkü hatıralarıyla sevilir. Yani bir kadını severken insan hatırlarıyla sever. Mesela onun sürekli nezaketi, efendiliği, kibarlığı, saygısı, sevgisi, coşkusu, candanlığı... Zaman zaman pis hatıraları kafada kalırsa, insan beyni de o kadar hassas ki gayet iyi tutuyor, her gördüğünde onu göreceksin. Bir gözün oraya bakar. Bir gözün beynindekilere, beynindeki fotoğraflara bakar. Değil mi? Şimdi beynindeki fotoğraflara bakarak onun gözüne bakarsın. Beynindeki fotoğrafların tertemiz olması lazım. Adam, karşımdaki nasıl olsa sabreder diye olmadık adilik yaparsa, bir fotoğraf, iki fotoğraf, onuncu fotoğrafta artık insanın gücü kalmaz. Onbirinci fotoğrafta bırakır artık. Bırakabilir yani. Çünkü değersiz olduğunu ispat etmiş oluyor. Ondan sonra götüremez. Onun için sevginin oluşması için, derinliğin oluşması için sürekli akıllı ve güzel bir imajı ayakta tutmak gerekir. Onun için Kuran’da diyor Allah, “Güzel insanlar güzel insanlara, çirkin insanlar çirkin insanlara” yani mealen yaklaşık, tabii benim kastettiğim kastedilen böyle değil tabii, yani “Kuran’a uygun insanlar Kuran’a uygun insanlara” ama mealen söylüyorum tabii. Onun için Büşra, sevgide bu ölçüye çok dikkat etsin. Çünkü, bakıyorum genç kızlar evlenecek oluyorlar. Hemen bir boyuna posuna bakıyor. Etine kemiğine bakıyor. Arabasına bakıyor. Araba metalden, ev betondan, adam kemik ve etten, başka ne var? Hiçbir şey yok. Ne derinlik var, ne tutku var, ne akıl var, ne iman var. Hiçbir şey yok. Metal yığını var, et kemik yığını var, o kadar. Bir de beton yığını var. Bunun sevilecek bir yönü olmaz. Buna insan bağlanamaz. Derin güzellikler, derin tutkuya insan bağlanır. Derin akla, derin imana bağlanır. Onun için kısa sürede birbirlerine karşı sevgileri kalmıyor. Kadınlar, genç kızlar, hemen hemen hepsine bakın, hepsinin ağzı yanmıştır. Yani ağzı yanmayan hemen hemen bir kız bulamazsınız. %99’unun ağzı yanmıştır. Onun için son derece temkinli ve dikkatlidirler. Hep bir sükutu hayale uğramışlardır. Tahmin etmedikleri bir şeyle karşılaşmışlardır. Ama %99 bakın. Gidin bakın kime sorarsanız bakın. Ve içine kapanmışlardır. Hep küsmüşlerdir. Topluma, dünyaya, insanlara küsmüşlerdir. Hata kendilerinde çünkü ölçüleri kötü. Adamın etine kemiğine gidiyor, arabasına gidiyor. Betonuna gidiyor. Sevgi o zannediyor, kafası küt diye betona çarpıyor. Arabanın demirine çarpıyor. Adamın küt etine kemiğine çarpıyor. Ruh bulamıyor onda. Halbuki onun aradığı aslında ruh. Ama onun gittiği yerler bambaşka, betona takılıyor o. Betondan sevgi çıkacağını düşünüyor. Betondan işte beton gibi adam çıkar. Ve kafanı betona çarparsın. Ondan sonra da içine küsüyor. Aradığını iyi bilmesi lazım. Aradığı nedir? Aranan şey Allah aşkı olması lazım, Allah aşkından kaynaklanan tutku olması lazım. Ben bunu aramıyorum diyorsa, betona demire gömülecek o yani. Betonun demirin dışına çıkamaz o. Ömrünce, 80 yaşına gelse yine orada kalır. Sürekli insanlardan korkarak, sevgiden ümidini kesmiş olarak, tutkudan ümidini kesmiş olarak, karanlık ve ölü bir dünyada yaşar ve karanlık ve ölü bir dünyada hayatını bitirir. Ahirette de nasibi olmayabilir. Tabii en doğrusunu Allah bilir. Onun için Allah aşkıyla sevmek sevginin kökeni ve esasıdır. O yoksa bitmiştir. Allah aşkı beni ilgilendirmiyor diyorsa adama, Allah da onu ilgilendirmez. Yani Allah da onu unutur. Çünkü diyor Allah, “Beni unutanı Ben de unuturum” diyor Allah. Unuturum derken Allah kalbinden sevgiyi alıyor, şefkati, merhameti alır. Artık geriye acılar, üzüntü, gerilim, korku, sıkıntı, azap, gelecek korkusu ve kabus kalır. Rüyaları kabus olur, hayatı kabus olur. Başka bir şey kalmaz. Öbüründe dünyası da Cennettir, Ahireti de Cennetir. Dünyası da Cennet gibi olur, Ahireti de Cennet gibi olur inşaAllah.
Selin, sevimli Selin bana bir şey yazmış. “Selamün aleyküm”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Çok kıymetli Hocam, nurlu ellerinizden hasretle öperim. Hürmetlerimle, muhabbet ve duayla.” diyor. “Güneş üşüyor, denizler susuz, gökyüzü boynunu bükmüş, Ay küskün, Günler sözlerinle mühürlenmiş.” Evet. Selin beni bir hayli seviyor ama ben onu tanımıyorum. Ne kadar şiddetli seviyormuş bu böyle maşaAllah.
Ben dinle doğrudan doğruya iç içe olmayan siyasi bir konuya girmem. Siyasi, o zaman Hz. Musa (a.s.)’ın oradaki yönetimi de siyasiydi. Hz. İbrahim (a.s.)’ın, Nemrut’a karşı tavrı da siyasidir. Yani, Firavun’un yönetimi siyaset değil miydi?
OKTAR BABUNA:Siyasetti Hocam.
ADNAN OKTAR:Musevileri, oradaki dindar Musevileri yok etmek için yaptığı girişimler, yaptığı konuşmalar, kendince yaptığı sahtekarca uygulamalar bir siyaset değil miydi?
Siyaset, dinle bağlantılı olan siyaset zaten vardır. Kardeşimiz politikadan bahsediyor. Ben politika adamı değilim ben. Politikayla bir işim yok. Ama dinle siyaset iç içedir, nasıl olmasın? Her yerde vardır siyaset. Yani mesela deccaliyet, deccal, dünyadaki bir siyasi sistemin adıdır. Siyasetle yönetiyor zaten deccaliyet dünyayı. Darwinizm dünyada diktörlüğünü siyasetle devam ettiriyor. Siyasi sistemlerle devam ettiriyor. Komünizm, faşizm zaten deccaliyetin kılıcı değil mi? Bunlar siyasi sistemler. Bunları Kuran’la yıkıyoruz biz. Kuran’ın da bir siyaseti var. Kuran’da da Allah’ın bize gösterdiği bir siyaset var. Ama yani seçilip falan mesela şey olmak, benim böyle bir derdim yok, öyle bir konum yok. İnşaAllah, olmaz da. Hiçbir şekilde öyle bir niyetim yok benim. İnşaAllah. Bir partinin başına geçeyim, bir parti kurayım, yahut milletvekili olayım. Asla ve asla düşünmeyeceğim bir şey. Ve niye ihtiyacım olsun ayrıca? Bütün milletim benim zaten, hepsini seviyorum. Niçin öyle bir konum olsun benim? Ve nasıl yapayım ben öyle bir şeyi? MHP’yi seviyorum ben, AKP’lileri de seviyorum, SP’lileri de seviyorum. Benim yapabileceğim bir şey değil o. Acayip seviyorum. BBP’liler canım ciğerim onlar benim, çok seviyorum onları ben. Hepsinin de başarılı olmasını istiyorum. Çünkü hepsi hayırlı yolda gidiyorlar. Onlar benim gördüğüm, siyasetin üstünde Allah’a hizmet ediyorlar. Yani çıkar için yapanlar olabilir. Onlara Allah şifa versin, hidayet versin. Seni dinliyorum Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Mehmet Ali Birand bir yazı yazmış Hocam, dünkü yazısının devamı okuyayım mı? “Avrupa Birliği’nden uzak ama çok zengin bir Türkiye olacak” diyor. “Belki tekrar etmiş olacağım ancak bugünkü gidiş sürdürülebilirse Türkiye gelecekte bu bölgenin en zengin ülkesi olacak. Hele Kürt sorununu şu veya bu şekilde yatıştırmış bir Türkiye’nin önü açıktır. PKK Türkiye’yi bölmeyecek, bölemeyecek. PKK hala olacak ancak yarı siyasi, yarı silahlı marjinal bir örgüt haline dönüşecek. İçlerinden bazıları, teröre karışmamış eski liderlerinden bazıları dahi mecliste boy gösterecekler. PKK eskisi gibi terör estiren, korku dağıtan bir örgüt değil ancak yine de zaman zaman Türkiye devleti ile itişip kakışan bir örgüt diye anılacak. Günlük yaşam epey değişecek. Türk toplumu hep dindar idi, ancak bunu günlük yaşama yansıması pek belirgin değildi. İleride çok daha dindar daha doğrusu dindarlığı yaşamın günlük ritmini çok daha fazla etkilediği bir Türkiye ile karşı karşıya geleceğiz. Örneğin üniversitelerde türbanın serbest kalmasını bir yana bırakın, İslami giyimin toplumun büyük bir bölümünü etkisi altına alacağını göreceğiz. Devlet dairelerinde de aynı giysiler hakim olacak. Örneğin kıyı şeridindeki büyük kentler dışında alkol satışları daha da azalacak. Ramazanda yemek içmek çok güçleşecek. Laik kesim ne yazık ki daralacak, muhafazakar yaşam toplumun büyük bölümünü etkisi altına alacak. Ancak laik demokratik sistemden hiçbir zaman vazgeçilemeyecek. Türkiye’nin kökten dinci olacağı, veya İran gibi bir din devletine dönüşmesinden korkanlar, bir oranda rahatlayacaklar. Türk toplumu daha da dindar bir yaşama kayabilecek ancak hiçbir zaman kökten dinci olmayacak. Kürdü, Lazı, Alevisi, Boşnağı laik kesimle oluşan bu karışım kolay kolay bir kalıba sokulamayacak. Bugünlere oranla çok daha muhafazakar, daha kapalı bir yaşam tarzı beklenir ancak daha fazlası değil” demiş.
ADNAN OKTAR:Ne zaman yazmış bunu?
OKTAR BABUNA:Bugün Hocam.
ADNAN OKTAR:Allah, Allah. Hangi gazetede yazıyor?
OKTAR BABUNA:Hürriyet’teki yazı bu.
ADNAN OKTAR:Mehdiyeti tarif ediyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Nihayet bak anlata anlata.
OKTAR BABUNA:Programlarınızı dinliyor Allahualem.
ADNAN OKTAR:Yok, seyretmeyen yok gibi bir şey. Dün de Habertürk’te bir hanım, benim, o köpeğe yapılan işkenceyi anlattım ya aynısı aynı kelimelerle, aynı cümlelerle anlatıyordu sabahleyin.
OKTAR BABUNA:Posta Gazetesi Hocam, biraz evvel yanlış söyledim.
ADNAN OKTAR:Posta. İyi, güzel, akılcı yazmış. Bağnaz değil, samimi, Asr-ı Saadet’te olduğu gibi canlı, cıvıl cıvıl bir dindarlık olacak. Bağnaz değil. Ben bağnaz dindarlığı kabul etmiyorum. O, Osmanlı’nın yıkılmasına sebep oldu. Bela getirir o. Şirk sistemini çıkartır, müşrik sistemini çıkarır o. O olmaz. Evet. Başka Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Kim bölünmeyi”, dün demiştiniz Hocam bunu, “Kim bölünmeyi istiyorsa Allah ona hidayet versin, ama Allah hidayet vermeyecekse vatanın bölünmesini isteyenleri Allah helak etsin diye dua etsin kardeşlerimiz ve duayı sürekli yapsınlar” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Doğru.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Sait Rıza Bulut, Isparta. Şu kısmı güzelce oku.
KONUK:“Bediüzzaman Hazretleri şöyle diyor; “Eskiden Hristiyan devletleri bu ittihad-ı İslam'a (İslam Birliğine) taraftar değildirler. Fakat şimdi komünistlik ve anarşistlik çıktığı için, hem Amerika, hem Avrupa devletleri Kuran'a ve ittihad-ı İslama (İslam Birliğine) taraftar olmaya mecburdurlar.”
ADNAN OKTAR:Dolayısıyla Türk İslam Birliği’ne, İttihad-ı İslam’a hiçbir ülke karşı gelmeyecektir. Böyle bir şey yok. Durup durup bazı havf damarı tutmuş yani korkak bazı kardeşlerimiz işte, Türk İslam Birliği olursa bizi mahvederler. İtthad-ı İslam olursa bizi mahvederler. Bilmem ne, şu bu falan. Allah’ın gücüne bir türlü güvenemiyorlar. Bak, Bediüzzaman’da diyor; “Bütün dünya ister” diyor özetle Türk İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı. Hepsinin lehine diyor.
Evet. “Hocam, selamlar. Derinlikten ve derin insan olmaktan bahsettiniz. Derinlik tam olarak nedir rica etsem açıklar mısınız? Hayırlı akşamlar.” Ahu Güray Hanım. Derinlik olmadan zaten bir güzelliğin anlamı kalmıyor ki. Nedir? İşte lahmacun yer, yan gelir yatar. Çok ilkel bir hayat kalır. Allah derinliğin içine saklamıştır bütün güzel duyguları, Allah derin sevildiğinde iman geçerli oluyor. Derinlikle değil mi? Allah’tan, saygıyla Allah’tan korkulduğunda bu geçerli oluyor. Mesela insan helalini de derin sevdiğinde zevk alır. Yoksa kadın etkileyici bir şey değildir ki. Yani kadının bir gücü yoktur. Normal kaşı, gözü olan bir insan, alelade bir insandır. Derinlik denen bir güç, tutku denen bir güç devreye girdiğinde kadın olağanüstü bir varlığa dönüşür. Yani hayret verici heyecan veren, hayret verici etki yapan bir güce dönüşür. Bu kadında gizlidir. Kadın bunu ancak akıllı, gerçekten kendisini seven, samimi bulduğu, gerçekten güvendiği helaline karşı bunu sunabilir. Yani onun bir modu vardır. Kadın onu tarar bu var mı, bu var mı, bu var mı. Onu gördüğünde akıllı bir kadınsa, imanlı bir kadınsa beyni hemen devreye girer. Onunla tam beş noktadan birden tam bir bağlantı olur. Bir tanesi eksik olsa kopar o. Yani her yönden bağlantının olması gerekiyor. Her yönden tam iç içe ruh bağlantısına girdiğinde hiç kimsenin bilmediği, birçok insanın bilmediği derin bir güç ve derin bir zevk devreye girer. Buna tutku denir. Bu Cennette var. Müslümanlara veriliyor. Bunun bir kısmını Cenab-ı Allah Müslümanlara bu dünyada tattırıyor. Tutkuyu tattırıyor. Ama asıl yeri Cennettir bunun. Bak, “Eşlerine gözlerini tutkuyla bağlamış” tutkuyla bağlı, gözlerine bağlamış eşlerine bakıyor. Fakat, “tutkuyla” diyor Allah. En büyük zevk olarak Kuran’da bu belirtiliyor, en şiddetli zevk olarak. Şiddetli bir zevktir. Tutkudan sonra sevginin anlamı meydana gelir. Ondan sonra o heyecan olur. Onun varlığından, kişiliğinden, bakışlarından, konuşmasından, ses tonundan, endamından, her şeyinden çok çok şiddetli etkilenmeye başlar. Öbür türlü mesela çok güzel oluyor kadın ama adamın gıcığına gidiyor. Evlendiği delikanlı da mesela çok gösterişli ve güzel ama kadın evin içinde sığır besleniyor gibi geliyor. Yani yemek yemesi gıcığına gider. Oturup kalması gıcığına gider. Gelip ona sarılıyor mesela, sırtlan sarılmış gibi geliyor. Kızdırır kadını yani. O bağlantı kurulamamış çünkü. Bir kaç yerde bir kopukluk varsa, artık o gitmez. Her yönden tam bağlantı olması lazım. Akıl yönünden, iman yönünden, derinlikle bir bağlantı gerekir. Diğergam olması, fedekar olması, ince düşünceli olması, derin düşünen insan olması gerekiyor. O kütlükten, bağlantı olduğunda, “İnsan zayıf yaratılmıştır” diyor Allah ayette. Hemen küt bağı kopar. Artık onu sevemez yani istediği kadar zorlasın. İstediği kadar ne yapıyorsa yapsın. Diyorlar ki, “bana” diyor “büyü yaptı” diyor. Sen kendine yapmışsın büyüyü. “Bir şey oldu” diyor. Bir şey oldu, mirşey oldu yok. Sen kendi kendine büyü yapıyorsun. Kendi kendine belanı arıyorsun. Allah da veriyor. “Eskiden çok şey yapıyordum, seviyordum” eskiden sevmiyordun bir hevesin vardı senin. “Bir gecenin içinde gitti, nasıl olduysa?” diyor. Bir saatin içinde gitmiş heves. Halbuki merak ediyor onu, heves var o kadar. Hevesi gitti mi bitiyor o kadar. O kadar başka bir şey yoktur. İşte bal ayı, şeker ayı dedikleri o anlardır. Merak ettiği bir şey oluyor. Birbirlerini merak ediyorlar hevese dayalı. Merakı gitti mi, hevesi de gitmiş oluyor. “Sevgi bitti” diyor. Sevgin yok ki bitsin, başlamamış ki bitsin. Onun için müminlere verilen özel bir güçtür tutku. Sadece onlara hastır. Küfür sürekli onun acısını çeker, delalette, ehl-ı fıskta, ömrü boyunca, sürekli, gece gündüz. Mesela gece onun acısıyla yaşar, gündüz kalkar, sabah kalkar kalkmaz, o sevgisizliğin, o eksikliğini sürekli hisseder. Vücudunda sürekli bir eksiklik, bir açlık olarak hisseder sevgisizliği. Sürekli arar, düşünür ama bulamayacağına da inanır. Çünkü öyle bir yılıyorlar ki, bir kere inanç zayıflığı da var, yılmış da oluyor. Bir kere ilk geldiği kayaya çarptığında kafası yarılıyor. Oradan anlıyor. Gidiyor bir kayaya daha kafasını çarpıyor. Anlıyor ki gitmeyecek. Ondan sonra sevgi gücü ölüye dönüşüyor. Artık ruhunda bir ölü ceset taşıyor bedeninde. Sevgisiz bir ruh taşıyor. Yani bir cesetle beraber yaşıyor. Ve onu artık çürütmeye başlıyor. Gözlerinde fer kalmıyor, bedeninde fer kalmıyor. Kendini canlandırmaya çalışıyor. Ama bir türlü canlanamıyor. Şevk, heyecan hiçbir şey kalmıyor içinde. Sevgisizlik çok büyük bir felakettir. Ve insanların yüzünde bir donukluk, anlamsızlık ve bitkinlik meydana getirir. İnsanın enerjisini sürekli alır. İnsan çünkü su gibi, nefes almak gibi, hava gibi sevgiye ihtiyacı vardır. Allah öyle yaratmıştır. Biz sevgiyle yaşayacak gibi yaratıldık. Sevgi olmadığında feci şekilde çökmeye başlıyor. Ve bu ele yüze de yansır. İnsan bedenen de çöker. Hatta Ahir Zamanda diyor Peygamberimiz (s.a.v), “İnsanların yüzleri değişecek, bozulacak hatta yüzleri kirli bir görünüm alacak, çirkinleşecek” diyor hadiste. Ve insanlar çirkinleşmeye başladılar. Çok nadir güzel insan, nadir oluyor. Yani dünyaya bakın çirkinleşmiştir. Bizim milletimiz nurludur maşaAllah. Aslında daha geniş bir konu ama ben şimdi bu kadar anlatayım. Haklı mıyım bu konuda?
SUNUCU:Tabii, haklısınız.
ADNAN OKTAR:Ne yönden haklıyız anlat, kısa bir şey.
SUNUCU:Yani, hep derler ya güzel olan insanın içindeki nur, kalbindeki temizlik yüzüne yansır diye, ya da gözlerine, o yüzden söylüyorsunuz bence. Yani güzellik imanla gelir. Ahir Zamanda da sizin anlattıklarınızdan pay biçerek söylüyorum. Ahir Zamandaki, çoğu insanda sapkın olduğundan, kalbinde güzellik olmadığından, yüzüne yansımadığından çirkinlik devam ediyor.
ADNAN OKTAR:“Yüzlerde kayma olur” diyor. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.), insanların bir kısmının maymun suretine döneceğini söylüyor, “maymun gibi olurlar” diyor. Zaten, “İnsan ben maymunum” diyor zaten. Değil mi? Milyonlarca insan, yüz milyonlarca insan, “Sen nesin?” diyorsun. “Ben maymunum” diyor. Allah da, maymuna çeviriyor. Hayatı da maymun gibi, kişiliği de maymun gibi, maymun olmuş oluyor. Hadiste kastedilen adamın onu söylemesi, yani maymun olduğunu söylemesi. “Maymuna dönecekler” diyor. Maymun olduğunu söylüyor zaten. Bak çok manidar başka bir şey demiyor maymun diyor. Tabii.
SUNUCU:Evrim.
ADNAN OKTAR:Evrim. Bak çok manidar, Peygamberimiz (s.a.v) 1400 yıl öncesinden söylüyor. Firavun’la Hz. Musa karşılaştığında da, Hz. Musa (a.s.) ilk yaratılıştan bahsediyor. “Her şeye yaratılışını veren Allah” diyor, bak her şeye yaratılışını veren, yaratan Allah’tan bahsediyor. Ve Firavun’da hemen ilk sorusu evrimle ilgili oluyor. Diyor ki, “Peki ilk insanların durumu ne? Onlar nasıl yaratıldılar?” diyor. “Yani evrim nasıl oldu?” diyor. “Evrim var mıydı?” diyor. Hz. Musa (a.s.)’da diyor ki, şeytandan Allah’a sığınrım “Rabbim, hiçbir şeyi unutmaz” yani “Her şeyi mükemmel yaratmıştır” diyor. Yani tamamını “Allah yaratmıştır” diyor. Ve yaratılışı da, Hz. Musa (a.s.) bizim gibi uzun uzun bilimsel izahlarla yapmıyor. Asasını attığıyla tahta, normal tahta anında protein ve etten oluşan bir yılana dönüşüyor. Bizim Vatan Gazetesi’nin Hocası var ya. Süleyman Ateş. Diyor ya, “Evrimle uzun yıllar, milyonlarca yılda oldu” diyor. Hz. Musa (a.s.)’ın asasını atması milyonlarca yıl mı sürüyor?
OKTAR BABUNA:Değil, anında oluyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir kaç saniye. Bir kaç saniye içerisinde tahta, odun kemik, kan ve proteinden oluşan canlı bir hayvana dönüşüyor. Normal doğuran, gelişen yılana dönüşüyor. Hani evrim vardı? Bak bu konuya hiç giremiyor Hocaefendi, ne hikmetse? Bizim baygın bakışlı Hoca da bu konuya giremiyor. Tabii. Yani onların geçtikleri ayetler bunlar. Hz.İsa (a.s.) mesela çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor, üfürüyor anında normal kuş. Yumurtlayan bildiğin kuş oluyor. Nerede burada evrim?
OKTAR BABUNA:Yok tabii ki.
ADNAN OKTAR:Nerede o milyonlarca sene? Değil mi? Bıraksınlar bunları.
ADNAN OKTAR:Asasını atmasıyla tahta, normal tahta, anında protein ve etten oluşan yılana dönüşüyor, anında. Bizim Vatan Gazetesi’nin Hocası var ya, Süleyman Ateş; “evrim ile uzun yıllar, milyonlarca yılda oldu” diyor. Bak, Hz. Musa (a.s.)’nın asasını atması milyonlarca yıl mı sürüyor?
Sen bana bir sayfa aç buradan, bu kitaptan, oradan anlatayım. Murat Gültekin, İzmir’den. O yazıyı sen bana baştan sona bir oku, Murat Gültekin’in yazısını, ben de sana açıklayayım, inşaAllah.
SUNUCU:Peki. “Muhyiddin Arabi Hazretleri Ahir zamanda, Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde, deccale uyan bir kısım cahil Hocaların Hz. Mehdi (a.s.)'ye düşman olacaklarını belirtmiştir. Ümmetimden başı sarıklı yetmişbin alim kişi, deccale tabi olacaklar. Hz. Mehdi (a.s.)’nin düşmanları ehli içtinat alimlerinin mukadditleri olacak. Çünkü onlar Hz. Mehdi (a.s.)’nin, imanlarının, mezheblerinin tersine hükmettiğini gördüklerinde, bundan hoşlanmayacaklar fakat karşı da gelmeyeceklerdir.İlim kılıncından çekindikleri için, ister istemez hakimiyetine boyun eğecekler, onun açık düşmanları fukuha olacak. Çünkü halk arasında bir imtiyazları kalmayacak, hatta ahkam hususunda ilimleri de azalacaktır. Bu imamın gelişi ile alimlerin hükümlerindeki anlaşmazlıklar da giderilecek. Şayet elindeki ilim kılıncı olmasaydı, onun ölümüne fetva verirlerdi. Lakin Allah onun ilim kılıncı ve cömertliği ile hakim kılacak, ondan hem korkacaklar, hem bir şeyler umacaklardır. Kalben ondan nefret edecekler, fakat buna rağmen ister istemez hükmünü kabul edeceklerdir. Hayrettir olaylar aynısı ile hadis-ı şeriflerde belirtildiği gibi gerçekleşiyor. Ahir zamanla ilgili yüzlerce hadis-ı şerifin aynısıyla çıkması da çok büyük bir mucize. En imansız insan bile, böyle bir durumda Allah’ın dilemesiyle iman eder. SübhanAllah, maşaAllah. Selamun aleyküm. Harun Yahya Hocama ayrıca selam ederim.” demiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, bunun üzerine artık açıklama olmaz herhalde. MaşaAllah çok güzel açıklamış.
“Ümmetimden başı sarıklı yetmiş bin alim kişi, deccale tabi olacaktır.” Bakın, bunu herkes ezberden bilsin. “Ümmetimden başı sarıklı yetmişbin alim kişi, deccale tabi olacaktır.” Yani Darwinist, materyalist, ateist çizgide deccaliyeti savunacaklar, diyor. Yetmiş bin, yani bu sayıdan kasıt, çok fazla sayıda. Belki 700 bin, yani çok çok fazla anlamına geliyor 70 binden kasıt. Alim denilen kişi deccaliyete tabi olacaklar. Kimi PKK’yı destekleyecek, kimi kominist sistemleri destekleyecek. Kimi Avrupa Birliği’ne amacı ile dinin yok olmasını göze alacak, dini ortadan kaldırmak için faaliyet yapacak, gibi inşaAllah.
“Sayın Hocam” diyor. “Zaman zaman programlarınızı takip ediyorum.” Sevda Hanım yazmış, Sevda Yenice. Konularınızda genellikle evrim teorisi, Darwin gibi hususları işliyorsunuz. Türkiye’nin neredeyse tamamına yakını Müslüman insanlardan oluşuyor ve hepsi de nasıl yaratıldığını, yaratılışının gayesini, yaratılmadaki hikmeti gayet iyi idirak ediyor. Büyük çoğunluğu ise, ibadetler noktasında zafiyet olsa bile topraktan yaratıldığının son derece bilincinde. Sizin sohbetlerinizde; biz maymundan gelmedik, evrim teorisi çökmüştür, vesaire. İşlediğiniz konular güzel. Türkiyemizde yaşayan Müslüman kardeşlerimizin gündeminde olduğunu hiç sanmıyorum. Ama siz bu gibi konulara her sohbetinizde vurgu yaparak, insanların kafasında bu gibi şüpheler getiriyorsunuz. Özellikle Habertürk’ten Yiğit Bulut’un yaptığı ve bazen de Habertürk’te konuk olarak yaptığınız yayınlar, insanların kafasına durup dururken şüphe sokuyor.” diyor, Sevda Yenice Hanım.
Yani PKK’yı ben mi oluşturmuş oluyorum Sevda Hanım? İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü ben mi oluşturmuş oluyorum? Osmanlı’yı ben mi yıktım Darwinizm’i anlatıp, değil mi? 12 Eylül öncesindeki komünistleri ben mi eğitttim Darwinist propaganda ile? Türkiye’yi yıkıyorlardı, ordu müdahale etti. Bak, Darwinist eğitim sonucunda, gençliği tamamen ele geçirdi koministler; büyük bir bölümünü, tamamı değil de, büyük bir bölümünü ele geçirdiler, Türkiye’yi yıkıyorlardı. Ordu müdahale etti ve zor durduruldu. 12 Mart’ta, 1971’de 12 Mart’ta terör ve anarşi birden başladı. O devirde ben mi eğittim onları Darwinist, materyalist? Efendim?
Güneydoğu; bak elden gidecekti, millet olarak son derece tedirginiz. Ve PKK hareketi Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışması ve en büyük Darwinist hareket. Darwinist, materyalist ve komünist hareket. Ben mi eğittim PKK’yı? İşte Sevda Hanım, sen evde oturup böyle çayını, kahveni içip, arkadaşlarınla sakız çiğneyip sohbet ederken, onlar alttan alta bu sistemi geliştirdiler. Sen “Darwinizm mi var, nerede bu Darwinizm” derken, senin evinin alt katını, üst katını, tavanını, her yerini Darwinistler kapladı. Ve memleket uçurumun ucuna gelmişken, biz Darwinistlerin yakasına yapıştık, ümüklerinden tuttuk ve onları manen boğduk. İnşaAllah. Sen orada yaptığın o kurabiyeleri, güzel fırında yaptığın kurabiyeleri yiyip, böyle kız arkadaşlarınla sakız çiğneyip, sakız çatlatarak falan sohbet ederken, dizi filmler seyrederken, mahallendeki kızların dedikodusunu yaparken biz bunları anlattık. Ve büyük bir tehlike Türkiye’nin ve dünyanın kurtulmasına Allah’ın dilemesi ile vesile olduk, inşaAllah.
Ve kurtarılmasına devam ediyoruz inşaAllah. Madem Darwinizm tehlike değilmiş de, devletin kitaplarında devlet okutuyor, nasıl senin haberin olmuyormuş bundan? Sen ilk okula gitmedin mi? Ortaokula gitmedin mi, liseye gitmedin mi, üniversiteye gitmedin mi? İlkokul, orta, lise ve üniversite kitaplarının hepsinde Darwinizm öğretilmiyor mu? Çıkıp, hangi üniversite Hocası çıkıp, “Darwinizm yanlıştır” diye göğsünü gere gere konuşabiliyor, değil mi?
SUNUCU:Hocam kitaplar da direkt Darwinizm başlığı altında yazılmadığı için, onlar Darwinizmi öğrendiklerini bilmiyorlar.
ADNAN OKTAR:Tabii. Bak mesela şimdi bize bir kanal yine teklif etti, büyük kanallardan birisi; “Darwinizm ile ilgili bir program yapacağız, bize bir Hoca tavsiye edin, alim, profesör.” Sevda Hanım, senin Mabel çikletin sana hayırlı olsun da, bak biz bir Hoca teklif edemedik. Gidenleri ezdiler, gidenleri ezdiler. Habertürk’e çıkarttılar, iki-üç tane profesör çıkarttılar, adamları bütün Türkiye’nin önünde pestil gibi ezildi. Baş edemediler Darwinistlerle. Ama biz çıkınca Bruce Lee gibi, koyduk mu, oturtturduk, değil mi? Dört takla attılar. Adamlar karşıma çıkamıyorlar. Binanın içerisine giremediler. Binanın içerisine giremedi adamlar.
OKTAR BABUNA:Yan odaya kilitlediler kendilerini Hocam.
ADNAN OKTAR:Binaya giremiyor adam, korkudan, değil mi? Biz böyle aslan gibi kükremeseydik, seni orada böyle ham ederlerdi. Dolayısı ile o çikleti çiğneyemezdin sen. Senin zannettiğin gibi değil, gerçekler gözü kapatarak olmuyor. Bak, alim dediğin din alimleri, koskoca ilahiyat Hocaların büyük bir bölümü Darwinist, materyalist ve bir kısmı da evrimci. Darwinist, materyalist değil ama evrimci ve aynı çizgideler. Gerçeğe göz kapayarak bu işler olmuyor. Rusya’da da Müslümanlar öyle dediler; “nerede, komünizm mi var?” bilmem ne falan dediler, tanklarla Rusya bir girdi, altını üstüne getirdiler. Afganistan’da da dediler; “nerede, Müslüman ülke burası, burada Darwinizm mi var?” falan. Orada da komünistler kısa sürede iktidara geldiler değil mi? Memleket gidiyordu Sevda Kardeş, sen sakızını çiğnerken iddia edilen Ergenekon Örgütü bir gecenin içerisinde 3 milyon; belki senin ananı babanı da keseceklerdi, Allah esirgesin, değil mi? 3 milyon kişiyi katletmek için hazırlık yapmışlardı. Bu kafayı, bu mantığı biz ortadan kaldırdık.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Uzun uğraşlarla. Bize bak kaç türlü dediler. Dediler ki, bir; “Ya Türkiye’de Darwinizm mi var ki?” Çektiğiniz bu çile ne, bu acı? dedik. Niye çekiyorsunuz o zaman, değil mi? Niye Osmanlı yıkıldı o zaman Darwinizm yoktu da, değil mi? Niye böyle küçük bir ülkeye sığındık? Biz böyle miydik? Niye Güneydoğu kopacak diye hop oturup, hop kalkıyoruz, çekiniyoruz, madem Darwinizm yokmuş da? Madem Darwinizm yokmuş da, Baron niye boru gibi ötüyor da ve sen çıtını çıkaramıyorsun? Bak Baron’un hakimiyetini görüyorsun. Seni kaale dahi almazlar Sevda inşaAllah, güzel Sevda. Beni seni koruyorum, senin haberin bile yok. Senin güzel yaşaman için, Allah rızası için sevgiyi yaşaman için, sevgi içerisinde yaşaman için hayatımı ortaya koyuyorum, Allah rızası için. Bak hepsine meydan okuyorum. İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne de, PKK’ya da. Adamlara düz gidiyorum, değil mi?
OKTAR BABUNA:Aşağılıyorsunuz inşaAllah. Yerin dibine sokuyorsunuz.
ADNAN OKTAR:Tabii aşağılıyorum. Delikanlıca inşaAllah. Yiğitçe mücadele veriyorum. Ama sen orada çikletini çiğneye çiğneye çürütüyorsun, Mabel çikletini.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun Hocam, maşaAllah.
SUNUCU:Kızdı galiba Sevda.
ADNAN OKTAR:Sevda mı? Sevda düşüncesinde çok insan var, bilmiyorlar. Tehlikenin farkında değil. Bu ev kızıdır, oturuyordur evde gayet sakin, işinde gücünde de tabii. “Ya nereden çıktı Darwinizm” falan diyordur. Yani tehlikeyi görmüyor. PKK’nın orada göğüs göğüse bizim Mehmetçiğimizin nasıl çatıştığının farkında değil. Devletin ne kadar enerji harcadığının, ne kadar masraf yaptığının farkında değil. Tehlike kapısına gelmemiş onun. Osmanlı yıkılmış, “bana ne” diyordur adam yani yıkılmışsa yıkılmış. Bak böyle bir ülke ki küçük Türkiye bizim için, mesela böyle bir ülkede yaşıyoruz. Bak bunu bile adamlar bize çok görüyorlar, bu da bölmeye çalışıyorlar. Sevda’nın bundan da haberi yok. PKK’nın komünist, Darwinist olduğundan haberi var mıdır? Yoktur. Din alimlerinin büyük bir bölümünün Darwinist olduğundan haberi var mı? Haberi yok. Devletin okullarında resmen Darwinizmin mecburen okutulduğundan haberi var mı? Yok. Yaratılışın okutulmasının yasak olduğundan haberi var mı? Yok. Madem; bak diyor ki; biz diyor, ne diyor? “Topraktan yaratıldığımızın son derece bilincindeyiz” diyor. Gidip bir okullarda bir anlat bakalım, madem bilincindesin. Resmi olarak anlat. Hangi okulda sen anlatabilirsin?
OKTAR BABUNA:Hiçbir okulda.
ADNAN OKTAR:Hiçbir okulda anlatamazsın sen bunu. Darwinizmi anlatabilirsin, ama topraktan yaratıldığını anlatamazsın sen. Resmi olarak anlatamazsın. Türkiye’de adam profesör. Darwinizme karşı kitap yazdı diye okuldan alındı adam.
OKTAR BABUNA:Atıldı, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Okuldan atıldı. Dünyanın diğer üniversitelerinde de öyle. Darwinizme karşı oldun mu, üniversite ile ilişiği kesiliyor.
OKTAR BABUNA:Amerika’da öyle bir film var Hocam, atılan Hocalar. Bir cümle geçirdiği için hemen atıyorlarmış. Kaç tane profesör var öyle.
ADNAN OKTAR:Tabii. Tehlikenin farkında değil. İslam ülkeleri Fas, Tunus, Cezayir, Libya hepsi sosyalist ve solcuların kontrolündeydi. Darwinistlere teslim olmuşlardı. Sevda’nın bundan da haberi yok. Filistin tamamen Darwinistlerin kontrolündeydi. Irak Darwinst, materyalist, koministlerin kontrolündeydi. Suriye kominist ve Darwinistlerin kontrolündeydi. Türkiye boydan boya Darwinistlerin kontrolündeydi. Büyük bir kitle, yani %70’i Darwinist’ti Türkiye’nin. Eze eze, söke söke %95 Darwinizmi yok ettik.
Avrupa ağlıyor, ağlıyor Sevda, ağlıyorlar. “Türkiye gitti” diyor Avrupa. Yani bir daha asla Darwinist yapamayız diyorlar adamlar, Fransızlar, Almanlar. Bak buradaki bu ağabeyin söke söke bunu yaptı. Allah’ın dilemesiyle inşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, maşaAllah. Fransa bir gecede havadan böyle. Diyorlar zaten; “atom bombası yağdı” diyorlar.
ADNAN OKTAR:“Ya gece felaket yağdı Fransa’ya” diyor. Sabah kalktıklarında binlerce kitap ellerine geçmişti. “Yaratılış Atlası.” “Gökten felaket yağdı” diyor. B52 bombardımanı gibi. Ve “kitap atom bombası etkisi yaptı okuyanda” diyor. Yani, inşaAllah. Bak, %70 inanan varken, %95 inanmayana çevirdik Allah’ın izniyle. Sevda Hocam orada çikletini çiğnerken, Mabelini, biz bu işlerde devam ediyorduk. İnşaAllah.
“Selam Allah’ın arslanı yiğit Hocam” diyor. Hepimiz Allah’ın arslanıyız inşaAllah. “Hemen her konuda olduğu gibi, maddenin aslı konusunda da, en doğru ve en anlaşılır bilgileri sizin hikmetli anlatımlarınızdan öğreniyoruz.” Yani en doğrusunu yapmaya çalışıyoruz tabii, inşaAllah. “Sevgili Hocam, benim sorum şu. Kuantuma göre, her şey bilinçten ibaret. Peki insan ölmeden bilincini kaybederse, ölüm nerede başlıyor? Siz daha önce ruhun ölmeyeceğini söylemiştiniz. Beden de zaten görüntü olduğuna göre, bilinç kaybolduğunda aslında ölüm gerçekleşmiş mi oluyor? Yoksa gerçekten ölüm yokta boyut değiştirme mi var? Hocam derin ilminizle ve hikmetli anlatımınızla detaylı anlatabilir misiniz? Sevgilerimle, hürmetlerimle kıymetli Hocam. Yasemin” Etiler’den göndermiş, İstanbul. Kuantum, nedir bu kuantum?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Darwinizmin Açmazı Ruh” kitabından anlatayım mı, sizin kitabınızdan? Bu kuantum parçacıklarının hareketlerini inceleyen bilim dalı olarak ortaya çıktı. “Atom altı parçacıklar kuantumun altına inince, yokluk var” diyor zaten bilim adamları. Tam sizin söylediklerinizi teyid ediyor Hocam inşaAllah. Maddenin gerçeği hakkında yaptığınız açıklamaları, o kitabı okurlarsa zaten detaylı bilgi alabilirler, inaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Beden şimdi, bedenin beynimizdeki görüntüsü ayrıdır. Beden dışarıda var. Madde olarak vardır, ama saydamdır ve simsiyah karanlıktır. Yani atomun yapısından dolayı saydamdır. Beden dışarıda madde olarak var. Biz onun görüntüsünü görüyoruz. Renkli ve ışıklı görüntüsünü görüyoruz. Kuantum muantum, bunlar süslü laflar, bunların pek etkisinde kalmasın. Bunları bıraksınlar şimdi bu hikayeleri. Kuantumcular çıktı yeni böyle bir şeyler yapıyorlar. İşte modern fizik, izafilik, bilmem ne kuramı falan. Pratik gerçek bilim vardır. Madde dışarıda var. Nasıl vardır? Açıklıyoruz. Saydam ve simsiyah karanlık olarak vardır. Işık yoktur dışarıda, renk de yoktur. Ruh vardır, Allah’ın ruhudur, maddenin hepsini kuşatmıştır. Biz beynimizde, Allahın bize gösterdiği görüntüyü görürüz. Yani karşımızdaki görüntü de, kendi görüntümüz de aynı yerde oluşur Allah’ın dilemesi ile. Harikadır bu, çok şaşırtıcı bir mucizedir. Yani hayret edilecek bir şey. Ama bakışa göre, dışarıya göre baktığımıza göre, hakikaten uzakta gibi görünüyor. Çünkü dokunma hissi de buna destek oluyor. Mesela bak, masaya dokunuyorum, uzakta gibi görünüyor. Rüzgar, aynı şekilde. İşitme, mesela 3 boyutlu olduğu için, ses uzaktan geliyor. Halbuki hepsi aynı yerde. Senin sesinle benim sesim aynı yerde yaratılıyor. Senin görüntünle benim görüntüm aynı yerde yaratılıyor. Yani mesela ben sana iltifat ederken, benim görüntüm de aynı yerde. Ben o görüntünün tamamına iltifat etmiş oluyorum. Dolayısı ile sendeki görüntü zaten bana ait bir görüntüde olmuş oluyor. Yani benim içimde Allah’ın yarattığı bir görüntü oluyor. Eğer sahipleneceksem, benim sahiplenmem lazım, değil mi? Ama bana ait de değil, Allah’a aittir. Yani tamamen Allah’a aittir, inşaAllah. Allah bana aitmiş gibi gösterir, ama benim beynimin içerisinde yaratılır. Ve insan hiçbir şeye malik değildir. Bütün görüntü ve cisimler, her şey Allah’a aittir. Şahıs, kendisine aitmiş izlenimine kapılır, onun için bedenlerine sahip çıkıyor insanlar. Bedenleri de kendilerine ait değildir. Tamamı Allah’a aittir. Mesela Ahirette de sorgulandıklarında, yalan söylediklerinde, dili aleyhinde konuşmaya başlıyor. Derisi aleyhinde konuşuyor. Mesela işitmedim diyor. Kulağı diyor ki; “ben işittim.” Hatta şaşırıyor, “ne oluyor buna” diyor, bedenine şaşırıyor. Yani nasıl böyle bir şey oluyor diye hayret ediyor. “Ve bu nasıl bir şey ki,” diyor, o eline verilen o kutu gibi, hayatını anlatan; o kaset gibi olan, cisme şaşırıyor. “Bu nasıl bir şey ki, bütün hayatımdaki en ince detayları bile içerisine almış. Her türlü detay içerisinde var.” Diyor. Ta çocukluğundan itibaren her şey bütün detayları ile var. O Levh-ı Mahfuz’daki kitapta hepsi yazılı zaten. Oradan bir bölümdür o orada eline verilen kutu. Levh-ı Mahfuz’da onun hayatı ile ilgili bir bölümdür, küçük bir bölümdür. Dolayısı ile süzülü izahlara hiçbir zaman için itibar etmesinler. Pratik, gerçek bir bilim vardır. Mesela bak, Darwinistler süslü on binlerce, milyonlarca kitap yazdılar. Yüz binlerce üniversiteye hakim oldular. Dünyadaki bütün üniversitelere hakim oldular. Bütün üniversitelerde okutuluyor. Ama ben çıktım dedim ki; “çok özür dilerim, bir protein tesadüfen meydan gelemiyor, bundan haberiniz var mı?” “Haberimiz var,” dediler. “Peki nasıl oluyor o zaman?” dedik. “Uzaylılar yapıyor,” dediler. Koro halinde, bütün dünya. Bak, “bunları uzaylılar yapıyor” dedirttim Darwinistlere. Bak, nasıl aciz hale düştüler? Nasıl komik hale düştüler karşımda? Daha önce “tesadüfen oluyor” diyorladı. Molekül yapısını gösterdik, “bu öyle tesadüfen olacak gibi bir şey değil. 60’ın üzerinde proteine gerek var” dedik. Protein olması için, proteine ihtiyaç var. Ne demek? Proteinin oluşma imkanı ne kadar? Sıfır. Sıfır üzeri sıfır, yani hiçbir şekilde mümkün değil. 950 sıfırlı sayıda, bir ihtimal diyorlardı. Dedik; “dedem, öyle bir şey de yok.” Nasıl olsun ki Yani bir protein için, bir proteine ihtiyaç var ise, konu bitti, kilitlendi, sıfır ihtimaldir. İyice üzerlerine gidince, bak bayağı sıkıştırdım, iki yıl sıkıştırdım. Üçüncü yılda elma yanak çıktı, Dawkins dedeleri, göğe bakıyor bir yandan da böyle, kara kara düşünüyor. “Uzaydan bir kısım varlıklar, şuurlu varlıklar geldiler, dünyaya protein getirmişler.” seninle ne uğraşacak adamlar, protein getirecek? Herif kasap mı, oturup orada et imal edecek, protein getirecek, dünyaya atacak, buraya. Ne alaka, adamın ne zorun yani ne? Yani niçin getirsin protein serpsin? Protein getirmiş de, gelmiş serpmiş dünyaya.
SUNUCU:Peki orada nasıl? Hadi diyelim ki uzaydan geliyor, orada nasıl oluşuyor? Orada da mı tesadüfen?
ADNAN OKTAR:Dawkins’in kafasına göre zaten, uğraşamadığı için. Dawkins o da diyecek; “onlara da başka uzaylılar getirdi” diyecek. Dawkins, elma yanak adam. Artık adam gülüyor. Yani ferahlamış, kafası ferahlamış.
Yasemin’in selamını almamışım. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
Cemile dünkü yazısı için özür diliyor. Cemile ben seni zaten çok seviyorum. Bir şey de demiyorum. Benim anlatım stilim öyle. Yani biraz keskin anlatıyorum iyi anlaşılması için. Yoksa ben senin oradaki samimiyetini anladım. Cemile’ye benim bir sözüm yok. Hiç özür dilemene gerek yok. Sen benim canımsın, öyle bir şey yok, öyle bir şey düşünmene hiç gerek yok. Uzun uzun yazmış. “Sorularımdan dolayı çok özür dilerim, hakkınızı helal edin” diyor. Gani gani helal olsun. Dünya da, Ahiret de kardeşimsin. Ama özür dileyeceğin bir şey yok ayrıca, onun için anlayamıyorum.
“Selamun aleyküm Hocam. Cübbeli ve diğer Hocaların söylediği hadisler yok mudur?” Var, ama adam hadisi anlatmıyor, açıklamıyor. Diyor ki: “Kabe’ye baskın olacak, ilk defa. İslam tarihinde ilk defa baskın olacak. Bu Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir. Hacılar soyulacak, Hac engellenecek.” Babam, Cübbeli arkadaşım, kardeşim, ne ise. Bu olmuş zaten. Oldu bu. Buna ne diyorsun? Ne diyor biliyor musun cevap? Hani musluğu açtığında böyle ses çıkarıyor ya sular kesildiğinde, o kadar, ses yok. Ya de ki; “kardeşim bu olay yanlış, olmadı. Kabe’de baskın olmadı.” de, değil mi? “Böyle bir vaka olmadı” de. Hadisin dediği aynıs olay da olmuş, adamda ses yok. Bak “15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor, bu kitabında yazıyor. Bu oldu, 81 ve 82’de oldu. Diyoruz, “ne diyorson hazret?” Ses yok. Bizim sorunumuz bu. İttihad-ı İslam Allah’ın emri, adam konuşmuyor. Adamın diline bir şey oldu, yani bir şey fark etti. Burada hadislerin belirttiği her olay oldu. Ama Mehdi (a.s.)’nin eşgali konusunda sıkılmış, “Mehdi (a.s.) koyu esmer” diyor. Zenci yaptı Mehdi (a.s.)’yi.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. İnce yapılı diyor.
ADNAN OKTAR:İnce yapılı diyor. Peygamberimiz (s.a.v.); “boydan boya geniş” diyor. Alnı geniş, omuzu geniş, karnı geniş, uylukları geniş. Ben-ı İsrail’den bir recul gibidir. Heybetli ve acardır” diyor Mehdi (a.s.) için. İnce ve naif bir insan yaptı. “Burnu ince ve uzundur diyor. Kardeşim tamam, Mehdi (a.s.) burnu ince ama “küçük burunlu” diyor, küçük burunlu. Bunu niye söylemiyorsun, değil mi? Mesela alnı geniştir diyorlar, bu sefer de saçı dökülmüştür anlamında alnı geniştir. Yani ta ensesine kadar saçı dökülmüştür anlamında bir üslup kullanıyor. Yani kendi saçını tarif ediyor böyle. Mehdi (a.s.)’nin sadece alnı geniş, saçı dökük anlamında değil. Yani saçın dökülmesi suç değil, milyonlarca insanın saçı dökülüyor. Saç ekletiyorlar, gayet de güzel, arslan gibi oluyorlar yani. Bir sorun yok. Ama maşaAllah benim saçlarım çok gür Oktar Hocam, maşaAllah. Hiçbir şey olmadı.
OKTAR BABUNA:Hocam arslan gibisiniz maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Yani hayrettir maşaAllah. Cildim de öyle. Ta lise yıllarından ne ise, öyle kaldı.
OKTAR BABUNA:Hocam pırıl pırıl yani cildiniz. Elleriniz de öyle.
ADNAN OKTAR:Aynısı. Lisede de böyleydi ellerim. Bütün vücudum öyle, lisedekinin aynısı.
OKTAR BABUNA: Gücünüz, kuvvetiniz, kudretiniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah, maşaAllah. Allah daha da arttırsın.
Bak Cübbeli’deki bu samimiyetsizliği kardeşlerimiz görsünler. Hocam desinler; “bu hadisler var, tamam. Tahakkuk etti, niye söylemiyorsun, niye gizliyorsun?” Mesela diyor ki; “kuyruklu yıldız çıkacak.” Kuyruklu yıldız çıktı. Tam İmam-ı Rabbani’nin dediği gibi, iki uçlu üstelik değil mi? Ve Peygamberimiz (s.a.v.) detay veriyor, “diğer yıldızların aksi istikametinde gidecek” diyor. Bu da o şekilde. Ve çok parlak olacak diyor, bu da aynı bu şekilde. Ayrıca diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “kuyruklu yıldız çıkmadan önce birkaç yıl çok yağmur yağmayacak. Yağmurlar azalacak. Sonra çok fazla yağmur yağacak” diyor. Bu da oldu. Cübbeli’ye bunu sorduğunda ne diyor? Ses yok. Sorun bu. İttihad-ı İslam diyoruz, ses çıkartmıyor, kapatıyor bu konuyu, gizliyor. Türk-İslam Birliği diyoruz, ağzına almıyor. İslam ahlakının dünya hakimiyeti ile ilgili ayetleri oku diyoruz, bunları okumuyor. Ve bu dünyada şimdi bir Müslüman ne ister, değil mi? Yarabbi İttihad-ı İslam’ı hakim et, Türk-İslam Birliği olsun bu felaket, bu bela kalksın der, değil mi? Adam böyle dua edemiyor. Mesela kız kardeşimiz söylesin, yazsın. Desin ki Cübbeli’ye, adresi var belli adamın. O Flaş TV.’de çıkıyor değil mi? “Yarabbi İttihad-ı İslam’ı bu yüzyılda bize hakim et. Ben göreyim.” diye dua et desin. Diyemiyor adam. Ancak gizli topluluklarda. Mesela Şeyh Nazım Hocamın yanına gittiğinde diyor ki; “Mehdi (a.s.) sizden çıkacak, İstanbul’dan çıkacak” diyor Şeyh Nazım Hocamız. “Zaten geldi” diyor. “70 yıl var, bu 70 yılda İslam ahlakı hakim olacak, iş bitecek, her şey bitecek” diyor. İş demiyeyim de, yani “hakimiyet bitecek” diyor. “İnşaAllah görürüz efendim, inşaAllah hakim olur” diyor. Bunu Türk Milleti’nin gözü önünde söylesene. Çık Flaş TV.’ye; “İnşaAllah Mehdi (a.s.)’yi görürüz” de. “Görmeyi istiyorum” de. Eski duanı tekrarla. Bak, eski duasını edemiyor. İttihad-ı İslam’ın oluşması için dua edemiyor, söyleyemiyor. Müslümanlara da bu duayı ettirmiyor. Burada bir gariplik var.
Cemile tamam. Sen benimle bağlantıda ol, bizim adresimiz belli zaten. Daha da detaylı soru sorabilirsin, inşaAllah.
Sevda dediğimizi dinlemiştir, anlamıştır artık, inşaAllah.
Aç bakayım bir sayfa. Bismillahirahmanirrahim şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Kehf Suresi’ni açmışsın. Mehdiyet’e bakan bir suredir. Mesela kendilerini sezdirmemenin önemini anlatıyor. Mehdi (a.s.) talebelerinin kendilerini sezdirmemeleri gerekiyor. Mehdi (a.s.) kendini ledün ilmi ile sezdirmeyecektir. İlmi Ledün. Bütün milletin gözü önünde, bak mucizedir bu. Bütün Türkiye’nin, bütün dünyanın gözü önünde mücadele ediyor, fakat Mehdi (a.s.)’yi insanlar sezemeyecekler, anlayamayacaklar, inşaAllah. Müslümanları dinlerinden geriye çevirmek için, küfüre çevirmek için uğraşılacağına Kuran işaret ediyor, 20’inci ayette. Evet, uzun bir konu, vaktimiz biraz dar. Mesela bak; şeytandan Allah’a sığınırım. “ Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın.” Mehdi (a.s.) talebelerinden de insanlar kaçacaklardır. “Onlardan içini korku kaplardı.” Onların heybetinden, onların riskli hayatından dolayı insanlar Mehdi (a.s.) cemaatinden uzak duracaklardır. Kehf Suresi’nde ona dikkat çekilmiş, o konuya, işari anlamda. “Hiçbir şey hakkında bunu yarın mutlaka yapacağım deme. Ancak inşaAllah yapacağım de.” Dünya hakimiyetinin anahtarı, sırrı olan kelimelerden birisidir “inşaAllah.” Diğeri de, “maşaAllah”tır. İnşaAllah, maşaAllahı çok söyleyenler dünyaya hakim olacaklar inşaAllah. Mesela 21’inci ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Böylece, Allah'ın va'dinin hak olduğunu,” Allah’ın vaadi nedir? Mehdi (a.s.)’nin çıkışı, İsa (a.s.)’ın inişi, İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği. “Ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için .” Kıyametin kopması da kesin, yakındır inşaAllah. “Onları buldurmuş olduk.” Mehdi (a.s.)’yi ve İsa (a.s.)’yı, inşaAllah. Ona işaret ediyor bak. “Onları buldurmuş olduk.” Mehdi (a.s.)’yi insanlar bulduklarında, Kıyamet artık an meselesidir. Çok kısa bir süre sonra Kıyamet kopacaktır. İsa (a.s.)’yı bulduklarında, kısa sürede Kıyamet kopacaktır. Kuran’da da bu konuya dolaylı yoldan işaret edilmiş. Bak, “Onları buldurmuş olduk.” Ama bak ne için buldurmuş olduk? “Kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için.” Kıyametin mutlaka kopacağını bilmeleri için, Kıyametin yakın olduğunu bilmeleri için onları buldurmuş olduk. Kehf Suresi’nde kapalı olarak Mehdiyet ve İseviyet, Hz. İsa (a.s.)’nın inişi, Mesihiyet detaylı anlatılır, kapalı bir üslupla.
Evet, ne yapıyoruz? Harunyahya.tv’den devam edeceğiz, inşaAllah.
SUNUCU:Harunyahya sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv’den takip edebilirsiniz.
Makaleler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...