SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Yayınımıza bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, ART Uşak Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipaş Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, HaberHilal.com, HaberAktüel.com, SelamHaber.com, 8sütün.com’dan canlı olarak yayınımızı takip edebiliyorsunuz. Merak ettiğiniz soru ve görüşleriniz ile ilgili mail adresimiz; ahirzamansohbetleri@hotmail.com bize ulaşabilirsiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Oktar Bey nasıl başlamak istiyorsunuz?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, inşaAllah. Ahmedinejat’ın bir açıklaması olmuş Hocam. “Türkiye’ye nükleer enerji verecek kadar güveniyorum” demiş. Bu arada İran Cumhurbaşkanı, Abdullah Gül’ün İran’ın Nükleer programı konusunda iki yol olduğunu belirterek, Türkiye’nin diplomasi yolunu tercih ettiği şeklindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine, “Türkiye bizim kardeşimiz”.
ADNAN OKTAR:Bu herhangi bir konu enerji, Türkiye’ye enerji verebilir yani önemli bir konu değil o.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Sizin açıklamalarınız olmuştu Hocam. Bu referandum sonuçları ile ilgili, “onlar da bizim kardeşimizdir” demiştiniz, “% 48 verenler de, % 52 verenler de”. Sizin söyledikleriniz doğrultusunda ve bunları Başbakan’ın vurgulaması gerektiğini söylemiştiniz Hocam. İyi olacağını böyle ülkedeki herkes açısından. Nitekim bu şekilde haberler var Hocam maşaAllah. “Hayır diyen de Türkiye sevdalısı: Başbakan Erdoğan referandum sonuçlarına göre Türkiye’yi parselleyenlere cevap verdi.” “Bu zihniyet demokratik renk körlüğü yaşıyor, evet diyen de hayır diyende Türkiye aşkıyla oy vermiştir” diye açıklaması var Hocam. Siz bunu 13 Eylül 2010 tarihinde Adıyaman Asu Tv’de şöyle diyorsunuz: “Sayın Başbakanımız tereddüt ettikleri, tedirgin oldukları konuları bir daha söylerse, rahatlatırsa insanları iyi olur. Gerçi defalarca söyledi, ama madem kalpleri rahat etmiyor bir daha söylesin, iyi olur inşaAllah. Özellikle Türkiye’nin bölünmesine izin verilmeyeceğini açıklanırsa tekrar iyi olur inşaAllah. Yine Yeni Şafak’ta çıkan bir haberde: “Yüzde 42 de Türkiye aşkı ile hayır dedi.” Bu dağılımlar, Türkiye’nin renklere bölündüğünü değil, tersine demokratik olgunluğa eriştiğini göstermiştir” diyor Başbakan.Yine Adıyaman Asu Tv’de Hocam şöyle diyorsunuz: “Referandumdan dolayı milletin ikiye bölünmesi konuşmalarını yapmasınlar. Bu büyü etkisi yapar. Bütün demokratik ülkelerde sürekli referandum olur. Referandum sonucunun demokrasinin lehine olacağı kanaatindeyiz. Milletimizin özgür iradesine güvenmemek ayıp olur. Biz müşfik milletiz. En adil, en akılcı hareketleri yapıyoruz. Sayın Başbakanımız tereddüt ettikleri, tedirgin oldukları konuları bir daha, bir daha söylerse, rahatlatırsa insanları iyi olur. Gerçi defalarca söyledi, ama madem kalpleri rahat etmiyor bir daha söylesin, iyi olur inşaAllah.”maşaAllah dediğiniz gibi Hocam. “Kaygıları gidermek boynumuzun borcu” diyor Başbakan yine başka bir haberde. “Bütün bunlara rağmen hala kaygısı olan vatandaşlarımızın bu kaygısını gidermek benim de, teşkilatımın da boynunun borcudur” diyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet o önemli. “hala kaygısı olan vatandaşlarımızın bu kayısını gidermek benim de, teşkilatımın da boynunun borcudur.” Çok hayati bir açıklaması güzel, ağzına sağlık, güzel söylemiş Başbakan.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam evet.
ADNAN OKTAR:O zaman iyi niyetini, samimiyetini gösteriyor. Bak gurur yapmıyor, gayet samimi, candan yaklaşıyor, güzel maşaAllah. Oktar Hocam başka ne var?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Bu Çatı’da çalışma imkanı kalmadı” diye bir haber var Hocam. Numan Kurtulmuş şöyle bir açıklaması olmuş Hocam. “Şiddete maruz kaldık, ama saygıda kusur etmedik, ağabeylerimizi üzecek tavır ve söylemlerden kaçındık. Partinin toparlanmasından rahatsız olanlar, operasyon yaptı. Ancak bu şekilde, bu çatı altında çalışma imkanı kalmadı” demiş.
ADNAN OKTAR:Yalnız şimdi bak bu konuşmalar ayıp yani orayı bir terör merkezi gibi göstermek, yani Müslümanları böyle saldırgan göstermek, anti demokratik bir yapı varmış gibi göstermek, pek yakışık alacak bir tavır değil. “Kol kırılır, yen içinde kalır” derler değil mi? Özellikle yani böyle dava yönü ağır basan parti hareketlerinde, değil mi? Daha özenli kelimeler seçilmesi lazım ve Müslümanların karşıtlarını tahrik edecek, onlara malzeme verecek cümlelerden de özellikle imtina edip kaçınmak lazım. Şimdi bu malzeme ilgili yerlerin ağzına giderse ne olur? Ağızları pabuç gibi olur, değil mi? Bundan kaçınsın. Hangi parti de kavga, gürültü olmuyor? Kafa, göz yarıyorlar, bilmem ne yarıyorlar. Dünyanın her tarafında oluyor, Türkiye’de de oluyor, diğer partilerde de oluyor, değil mi? Gerilim olur, bağırtı, çağırtı her zaman olur. CHP Kongresi’nde de gördük, kaç defa gördük, sille tokat birbirlerine giriyorlar. Ama sonra da delikanlı gibi tokalaşıp barışıyorlar. Yani gönül ister ki tabii olmasın, ama olur böyle şeyler. Yani bunu bu hale getirmenin, böyle bir üslup kullanmanın yakışığı yok. Ne diyor? “Büyüklere hürmette kusur etmedik” mi diyor?
OKTAR BABUNA:Evet, “saygıda kusur etmedik” diyor.
ADNAN OKTAR:O zaman saygı kavramını tam bilmiyor. Yani bizim anladığımız anlamda bilmiyor. Yani benim anladığım anlamda saygı kavramını bilmiyor. Ben mesela benim bir büyüğüm olsa, onu incitmekten şiddetle kaçınırım. Bana dese ki birisi mesela, Taha Akyol geldi bana diyor ki işte: “Erbakan yaşlandı, sen onun fikirlerinden istifade etmene gerek yok, düşüncelerinden istifade etmene gerek yok.” Veyahut o günkü ifadeleri var ki çok galiz, yani çok çok galiz ifadeleri var. Bir tek o değil, o takımın içinden, o Bıyık’tan tut bilmem kimden çık. Hepsinin de böyle galiz ifadeleri oldu. Ne yaptı Numan Kurtulmuş? “Haklısınız arkadaşım” dedi, “doğru söylüyorsunuz, gereğini yapacağım” dedi. Bu benim saygı anlayışıma yakışmaz. Ben ne derim biliyor musunuz? “ Arkadaşım” derim, “siz kim oluyorsunuz?” derim. “Bana o kimliğinizi bir anlatın” derim, değil mi? “Sen kendi aklını kendine sakla” derim. Ben Hocama laf söyletmem, dava büyüğüme laf söyletmem, değil mi?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bütün ömrünü, hayatını, davasına adamış bir insana laf söyletmem. “Senin icraatın ne?” derim. Ne yapmışsın sen? Yani Türkiye’ye hizmetin ne? “Bu insanın hizmeti ortada” derim, davası ortada, çektiği çileler, acılar ortada, değil mi? “Sen ne yapmışsın?” derim. “Onun gibi konuşabilmen için yani onun adına konuşabilmen için, onun yaptığının hiç olmazsa şu kadarını yapmış olman lazım” derim. “Dolayısıyla senin konuşacak bir durumun yok” derim, değil mi?“Sen lafını al ve yut” derim. Yani saygı budur. Veyahut neyse artık ne yapması gerekiyorsa, en azından yani. Başka yönleri de var, ben bir daha tekrar etmek istemiyorum o söylenen çirkin sözleri. Böyle insanları tasdik etmek ne demektir? Ağzını bozan adamları tasdik etmek ne demektir? Erbakan Hocamız ağzı var, dili yok, son derece nezaketli bir insan, saygılı bir insan ama yalnız değil. Bunu bilecekler. İnşaAllah, evet devam edelim.
OKTAR BABUNA:Erbakan Hocamız’ın da bir açıklaması olmuş. “Erbakan’dan yeni parti açıklaması” diyor. “Erbakan yeni bir parti kuracağı ile ilgili haberleri yalanladı.”
ADNAN OKTAR:Canım ne alaka? Tabii, canı isteyen kurabilir ama Erbakan Hocamız’ın parti kurmaya ihtiyacı yok. İsterse de kurar da ayrıca aslanlar gibi.
OKTAR BABUNA:“Milli Görüş, milletimizin inancı, tarihi kimliği ve şuurudur. Biz tarihimizin altın sayfalarını Milli Görüş ile yazmış bir milletiz. Saadet Partisi de bugün Milli Görüş’ü temsil eden tek partidir ve Milli Görüş Türkiye’nin ve insanlığın kurtuluşunun tek çaresidir. Milli Görüş’ü temsil eden Saadet Partisi’nin dışındaki partilerin hepsi temelde birbirleriyle aynıdır. Hepsi işbirlikçi ve taklitçidir. Bizim Milli Görüş olarak en büyük şiarımız, bizi bütün partilerden üstün kılan özelliğimiz, 40 yıldan beri temel esaslarımıza bağlı olmamızdır” diye devam ediyor Erbakan Hocamız.
ADNAN OKTAR:Şimdi Erbakan Hocamız onları der, o aslan, istediği gibi der. Ama biz tabii, görüş olarak MHP’nin de Türk-İslam Birliği’ni savunduğunu, Türkiye için faydalı olduğunu ve çimento olduğunu düşünüyoruz, inanıyoruz. Büyük Birlik Partisi’nin de aynı şekilde farklı olduğunu düşünüyoruz. Dava partisi olduğunu düşünüyoruz. AK Parti’nin de kendi samimiyet anlayışı içerisinde, elinden geldiği kadar, mevcut imkanlar içinde, vatana millete faydalı olmaya çalıştığına inanıyoruz. Dolayısıyla Erbakan Hocamız onları söyler, söyleyince de Hocamızın elini öperiz. Ama görüş olarak, görüşümüz bu şekilde inşaAllah. Ama Hocamıza saygıda da asla kusur etmeyiz inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Türk Time’daki bir haberde de: “Kaybetmeyi hazmedemeyip, elleriyle kurduğu partinin kayyuma devredilmesine göz yumduğu için” diye bir haber var Hocam. “Gittikçe çirkinleşen Kurtulmuş karşıtı duruş, bir ders oldu.”
ADNAN OKTAR:Şimdi böyle çirkin sözleri uzun uzun anlatma. Mesela Erbakan Hocamız’ın aleyhine bir ifade oluyor, ona gerek yok, geç. Sadece özetini anlatırsın. Ne diyor? “Kaybetmeyi hazmedemeyip elleriyle kurduğu partinin kayyuma devredilmesine göz yumduğu için.” Bir kere Erbakan Hocamız’ın kaybetmesi diye bir konu yok. Şimdi bugün oylama yapın, yapsınlar, yani Milli Görüş’ü savunan insanların içerisinde oylama yapın, ezici şekilde Erbakan Hocamız’ı herkesin desteklediği ortaya çıkar. Nereye kaybediyor yani? Bir kere bu yanlış. Kayyuma devredilme anormal bir hareket değil ki, gayet normal. Yani partiler kaç defa kapatıldı, Saadet Partisi, Milli Selamet Partisi, Milli Nizam Partisi, defalarca kapatıldı. Bu normal demokratik gelişimidir. Yani Anayasa Mahkemesi kapattı defalarca. Ne olur? Yine aynı şekilde yeniden partiyi kurup devam ediyorlar. Yani mevcut eksiklikleri, aksaklıkları giderip devam ederler. Onlarda bir şey yok. Göz yumma diye bir şey yok, kanuni gelişme var, kanuni hak ne ise o kullanılmıştır. Anayasa ve kanunulara göre hareket ediliyor, ekstradan yeni orjinal bir şey yok, inşaAllah. Evet başka?
OKTAR BABUNA:“Türkiye mi bölünüyor, milliyetçiler mi? Referandumun en çok etkilediği partilerin başında gelen MHP’de bazı yöneticilerin yaptığı açıklamalar hareketin kadim problemlerini bir kez daha su yüzüne çıkardı” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:MHP’ye bir şey olmaz. Kimse merak etmesin inşaAllah. MHP aslandır. Ondan sonra Büyük Birlik Partisi de aslandır inşaAllah. Saadet Partisi de aslandır. Türk İslam Birliği’nin oluşmasında sac ayağıdır üçü de. MHP, Saadet ve Büyük Birlik Partisi çok hayatidir, üç hayati partidir inşaAllah. Ama tabii Ak Parti de, Cumhuriyet Halk Partisi de, Türk İslam Birliği’ni canı gönülden destekleyen kişilerdir, partilerdir inşaAllah.
Şimdi Oktar Hocam, diyor ki kardeşimiz: “Muhterem Hocam Cübbeli’nin Flaş TV’deki son konuşmada şu hususlar dikkatimi çekti, sizlerle paylaşmak istedim” diyor. Muhsin, İstanbul Fatih’ten göndermiş. “Bir” diyor, madde madde yazmış kardeşimiz, dört madde yazmış. “Cübbeli dindar televizyon ve gazeteleri eleştirdi. Dindar gazete ve televizyonların açık saçık yayın yapan diğer gazete ve televizyonlardan çok daha dine zarar verdiklerinin anlattı. Fakat bu televizyon ve gazetelerin hangileri olduğunu söylemedi. Böylece muhazafakar olan tüm gazete ve televizyonları töhmet altında bıraktı.” Zaten Cübbeli ağzına ne gelirse konuşuyor yani. “İkinci madde, açık saçıklığı en çok kendisi eleştiriyor olmasına rağmen, bunun çok önemli olmadığını, asıl önemli olanın imana zarar gelmemesi olduğunu söyledi. Halbuki Cübbelinin sohbetlerinin büyük kısmını cinsellik, açık saçıklıkla ilgili kısımlar oluşturuyor.” Niye canım cinsellik, açık saçıklık doğru değil, o doğru değil. Cinsellikle ilgili sadece “kitap yazdım” dedi, o kadar. Benim fazla dikkatimi çekmedi o kadar değil. Açık saçıklıkla ilgili kısmı, onun açık saçıklığı teşvik eden bir konuşması da yok. Yanlış anlaşılabilir kardeşimizin bu ifadesi. “Üstelik madem asıl önemli olan iman esasları, niçin iman esasları için değil de, cima teknikleriyle ilgili iki ciltlik kitap yazdığını açıkladı” diyor. Bu doğru, İttihad-ı İslam’ı savunmuyor. Bak o gün adam çıktı ısrarla İttihad-ı İslam’ı söylüyor, sürekli kapattı, sürekli kapattı. Bak tek kelime İttihad-ı İslam’ı söylemek istemiyor. “Evet istiyorum ben bu yüzyılda İttihad-ı İslam’ı istiyorum” diyemiyor. Yalnız oradaki kişinin de hatası, onun yakasını bıraktı hemen, iki, üç kere tekrarladı. Halbuki durdursun konuşmayı. Diyecek, “Sayın Cübbeli, sizin bu İttihad-ı İslam lafından bayağı bir alerji kapıyor gibi bir havanız var”, değil mi? “Bunu duymak dahi istemiyor gibi bir görünümünüz var. Sürekli örtbas ediyorsunuz, dikkatimi çekti şu an” demesi lazım. “Hiç konuşturmadın beni, defalarca İttihad-ı İslam dedim, her seferinde örttünüz. Bu benim dikkatimi çekti. Şimdi ben bu televizyonda görevli bir insanım, bu benim de ağırıma gitti, acayibime gitti. Ben bu soruya cevap istiyorum, bu yüzyılda İttihad-ı İslam’ı istiyor musun, istemiyor musun? Tek kelimeyle cevap ver” demesi lazımdı, demedi. Baktı o konuyu kapatıyor, konuyu kapatmasına razı oldu ve cevap vermesini o da durdurmuş oldu, engelledi. Cübbeli’nin İttihad-ı İslam’ın bu yüzyılda olmasını istememesi çok karanlık ve esrarengizdir, hayret vericidir. Hem “ben” diyor “bir din adamıyım, ayeti, Kuran’ı ezberden bilirim” diyor, Kuran başından sonuna kadar İttihad-ı İslam’dan bahsediyor. Kuran dünyaya hakim olması için geldi. Belli bir kavme, belirli bir topluluğa gelmedi ki, bütün insanlığa geldi. Ve İttihad-ı İslam’ı da Allah farz kılmış Kuran’da açık. Yani çok fazla ayet var, okuyoruz ayetleri. İttihad-ı İslam’la ilgili ayetleri de okumuyor. Mesela bak çok şaşırtıcı bu. Hurafe dediğinde baş açık gidiyor, yani üslup zaten malum. Yani o yakışık almayan bir üslup, ona yakışmayan bir üslupla konuşuyor. Allah’a karşı hitapları saygıya uygun olmuyor. Üçüncü madde yazmış kardeşimiz. ““Hz. Mehdi (a.s.) bu yüzyılda gelmeyecek” diye kati bir üslupla kitap yazmış olmasına rağmen, “eğer Adnan Oktar Mehdi (a.s.) olmadığını söylerse, Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda geleceğine ihtimal bırakacağım” dedi. Böyle bir üslup, ya yazdığı kitaba kendisinin bile inanmadığını gösteriyor, ya da itikatında büyük bir problem var. Yoksa bir Müslümanın inançlarıyla ilgili bir hususu başkasının açıklamasına göre değiştirmesi nasıl mümkün olabilir?” Hakikaten diyor yani, “şu an benim için” diyor “bu büyük bir sorun” diyor, “Adnan Oktar çıksın “ben hiçbir şekilde Mehdilik ilan etmeyeceğim” desin” diyor. “Ben Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda gelebileceğini, gelmiş olabileceğini veyahut geldiğini o zaman söyleyeceğim” diyor. Daha nasıl söyleyecek onu da bilmiyoruz da. Çünkü kitap yazmış “Mehdiliği mümkün değil” diyor. Demek ki kitaplarındaki izahlarına kendi inanmıyor. Bu çok önemli. Demek ki samimi değilmiş. Demek ki dürüst yazmamış kitabı. Demek ki sadece benim korkumla yazmış, bu çok anormal bir şey. Yani sırf benim Mehdilik iddia edeceğim diye kitap yazması bir insanın çok çılgınca bir davranış. Üstelik yüzlerce kere yemin etmeme rağmen. Benim yemin ettiğimi biliyor, çocuklanıyor böyle, anlamazlıktan geliyor. Yani anı anına telefonla bildiriyorlarmış buna, naklen yayın varmış böyle. “Sürekli telefonla bildiriyorlar bana” diyor “ne konuştuğunu” diyor. Yakından takip ediyor. Ben yüzlerce kere lanetleşmedim mi? Yemin etmedim mi, Mehdilik iddia etmeyeceğim diye, ömrüm boyunca? Duydunuz değil mi?
OKTAR BABUNA:Defalarca, aylarca programlarda. Hepsi internette Hocam, şu anda bütün programlarınızda.
ADNAN OKTAR:Kendi de biliyor. Bak diyor ki, kitabı yazış amacını söylüyor zaten, anlatıyor. Önsöz diyor, “15 yıl kadar önce bir külliye sohbetinde Hz. Mehdi (a.r.) ile alakalı uzun bir konuşma yapmış ve bu konuyla ilgili bir risale telif edeceğime dair bir vaadde bulunmuştum.” Yani “15 yıl önce Mehdi (a.s.) ile ilgili bir kitap yazacağıma söz vermiştim” diyor. Sonra bu sözün peşine düşüp, bunu bana soranlar da olmuştu. Fakat diğer kitap teliflerimin yoğunluğu” İslam’da cinsel hayat kitabı, iki cilt hazırlamış, daha önemli olduğu için o. İttihad-ı İslam’dan daha önemli görüyor cima tekniklerini, onu yazmış. Müjdeliyor zaten, “hazır kitap” diyor, iki cilt. Yani cinsellik insanlar için hayatta önemli bir konu oluyor tabii, dikkati çeken bir konu oluyor. Bakıyor ki İttihad-ı İslam insanların dikkatini çekmeyecek. Bilakis onun açısından herhalde sorun çıkaracağını düşünüyor İttihad-ı İslam. Çünkü, Türk İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı savunduğunda, “bunu nasıl yapacaksın, kim yapacak?” diye sorulacak tabii ve o zaman Mehdilik gündeme gelecek. Onu da diyemeyeceğine göre, biraz da rahatsız olduğuna göre birilerinden, onu söyleyemiyor. Ama cinsellik geniş pazarı olan bir konu olduğu için, bununla ilgili bir kitap yazıldığında, kapışılacağını düşünüyor. Flaş TV’ye çıkar çıkmaz ilk anlattığı bu oldu. “Selamün aleyküm, cinsellikle ilgili iki cilt kitap yazdım hepimize hayırlı olsun” dedi. Yani ona benzer bir şeyler söyledi, müjdeledi milleti. Sen onunla müjdeleyeceğine, “İttihad-ı İslam’la ilgili kitap yazdım, bunu herkes okusun” desene, değil mi? Bak diyor ki, “sonra bu sözün peşine düşüp, bunu bana soranlar da olmuştu. Fakat diğer kitap teliflerimin yoğunluğu, hastalıklarımın çokluğu ve 28 Şubat sürecinde başıma gelen bunca felaket bu sözümde durmamı bu güne kadar geciktirdi.” Bakın, kaç yıldan beri bunu yapamıyorum” diyor. “15 yıldan beri ben bunu yapamıyorum” diyor. 15 yıldan beri ama cinsellikle ilgili kitap yazmış. Hurafelerle ilgili kitaplar yazmış, bunlarda sorun çıkmamış da, sadece Mehdi (a.s.) ve İttihad-ı İslam yani İslam ahlakının dünyaya hakimiyetiyle ilgili kitap yazmada sorun çıkmış. Ama bana kızınca, yani benim Mehdi (a.s.) olmamdan şüphelenince ne hikmetse ateş gibi adam, birdenbire bir enerji gelmiş, fırtına gibi, bir haftanın, 15 günün içerisinde kitabı hemen hazırlayıvermiş. “Ama Rabbime hamdolsun ki” diyor, “bu gün bu sözü ifaya benim muvaffak kıldı. Harun Yahya müstear isimli Adnan Oktar’ın, Hz. Mehdi (a.r.) hakkında ki hadisi şerifleri tahrif ederek” diyor, yani biz diyoruz ya mesela “Kabe’de kan akıtılacak, Kabe’de ki olay oldu” diyoruz, ispat ediyoruz, “tahrif ediyorsun” diyor. Bu nasıl tahrifin senin? “Fırat’ın suyu kesildi” diyoruz, yatağı kuruyor, gazetelere çıktı, “Fırat’ın suyu kesildi” dedik, “onu da tahrif ediyorsun” diyor. “15 gün arayla Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları, 81 ve 82 yıllarında oldu”, bak “oldu” diyoruz, “sen tahrif ediyorsun” diyor. Tahrif etmemek nasılmış? Bize çık o zaman göster, anlat, sen anlat. Biz hadisin varlığını anlatıyoruz, olduğunda fotoğraflarla, belgelerle ispat ediyoruz. Daha nasıl tahrif oluyor bu yani? Tahrif değil, bende ispat var, ispat, Cübbeli Efendi. Yani bazı kişileri belki doğru olmayan sözlerle ikna edebilirsin ama, bende sert kayaya çarptın sen.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, mesela kuyruklu yıldız geçiyor, nasıl geçmeyen kuyruklu yıldız geçti gibi gösterilebilir?
ADNAN OKTAR:Bak, “iki uçlu” diyor “kuyruklu yıldız” Peygamberimiz (s.a.v.), iki uçlu olduğunu fotoğraf, belge ile ispat ediyorum, nasıl tahrif oluyor bu? “Diğer kuyruklu yıldızların aksi istikametinde gider” diyor, bilimsel olarak ispat ediyorum aksi yönde gittiğini. “Ve o kuyruklu yıldız çıkmadan önce birkaç yıl yağmurlar yağmayacak” diyor, bunu bütün herkes gördü, ispat ediyorum. “Sonra yağmurlar çoğalacak” diyor, onu da ispat ediyorum. Nasıl tahrif oluyor bu? Tahrif değil, ispat bunlar.
OKTAR BABUNA:Irak’ın işgali, İran-Irak savaşı.
ADNAN OKTAR:Hepsi. Yani 150 tane delil, hepsini ispat ettim. “Tahrif ederek” diyor, “konuyu kendine yönlendirmesi”, ben kendime yönlendirmiyorum, olayı olduğu gibi açıklıyorum. Bana benziyorsa benim yapabileceğim bir şey yok. Ne yapayım yani? Benziyorsa benzer. Benziyor diye anlatmayacak mıyım? “Ve kendisine uyan hiçbir hadis-i şerif bulunmadığı halde”, bari şöyle de, “bazı hadisler uyuyor ama, o Mehdi (a.s.) değildir” de. “Hiçbir hadis-i şerif bulunmadığı halde” diyor. Kardeşim Türkiye’de alnı açık, alnı geniş milyonlarca insan çıkar. Sırf bir noktada benzemiş olsa bile, bu sözü yine doğru olmamış oluyor. Bak diyor ki, “kendisine uyan hiçbir hadis-i şerif bulunmadığı halde”. Peki mesela diyor ki, “Mehdi (a.s.) orta boylu” orta boylu çok fazla insan var, ben de orta boyluyum, uyuyor.
OKTAR BABUNA:Sakal.
ADNAN OKTAR:“Sakallıdır” diyor, uyuyor. “Yanağında ben vardır” diyor, hatta “ben siyah değildir, açık renklidir ve kabarık bir bendir” diyor. Sol yanağımda var benim böyle bir ben. Nasıl uymuyor yani? “Omuzları geniştir” diyor, “karnı geniştir” diyor, “uylukları geniştir” diyor, boydan boya geniştir. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) onu vurgulamak için, çok fazla sayıda “beni İsrail görünümündedir, heybetli ve acardır görünümü” diyor. Yani “görünüşü heybetlidir” diyor, “Mehdi (a.s.)’nin”. Bir kere bunda doğru konuşmuyor. “Kaşları kavislidir” diyor, burada da benziyor.
OKTAR BABUNA:“Yeşil gözlüdür.”
ADNAN OKTAR:“Gözleri yeşildir” diyor, gözlerim yeşil, orada da benziyor. Efendim, “alnında kaş çatma çizgisi vardır”, dün de anlatmıştım, aynısı var. Ve “çukurluk var alnında” diyor, hatta “alnında bir iz vardır” diyor, alnımda iz de var.
OKTAR BABUNA:“Saçı sakalı siyahtır.”
ADNAN OKTAR:“Saçı sakalı siyahtır” diyor. “Yüzü nurludur” diyor, “parlak bir yüzü vardır, cildi parlaktır” diyor.
OKTAR BABUNA:“Yanlarda incedir” diyor, “sakal, alt tarafta düzeltilmiş olarak”.
ADNAN OKTAR:Bak Peygamberimiz (s.a.v.) detay veriyor, meczum yani “cezm edilmiş, toparlanmıştır sakalı” diyor. Yani geniş ve bol sakal değil, düzenlenmiş bir sakalı vardır, cezm. Yanlardan, ne diyor yanlar için?
OKTAR BABUNA:“Yanlardan incedir” diyor kevsec.
ADNAN OKTAR:Kevsec?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Ne demek kevsec?
OKTAR BABUNA:İnce olarak Hocam.
ADNAN OKTAR:Kevsec, ince. Evet az ve ince anlamına geliyor.
OKTAR BABUNA:Hep böyle, yıllardır böyle yani, yeni de değil inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben bu hadisi daha yeni öğrendim, bilmiyorum ben. Yani oturup o hadise uysun diye de şekle şemale. Sırtıma beni ben kendim mi koydum yani, Allah’ın yaratması. Çocukluğumdan beri var sırtımda ben. O et beni de var sırtımda.
OKTAR BABUNA:Hakikaten de yaprak gibi. Cildiyeciye götürmüştük hatta siz merak etmiştiniz kötü bir şey olmasın diye.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Ayağımda da ben var. “Sol bacağında ben vardır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Sol bacağımda da ben var. Dışarıya doğru yürümem, ben ortaokulda da dışarı doğru yürürdüm, bütün arkadaşlar, herkes bilir dışarı basarım ayaklarımı. Yani yürürken öyle yürüyorum. Sonradan ona benzetmiş de değilim.
OKTAR BABUNA:“Dişleri beyaz parlak” diyor.
ADNAN OKTAR:“Dişleri beyaz parlaktır” diyor, değil mi?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Konuşurken sağ elini kullanır” diyor.
ADNAN OKTAR:Evet. Peki bak bunların hepsi benziyor, ama ben bunlara rağmen diyorum ki, “eğer ömrüm boyunca, yani ölünceye kadar, hiçbir şekilde ben Mehdilik iddia etmeyeceğim. Mehdilik iddia edersem, Allah’ın, meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun” diyorum ki, en büyük yemin. Vallahi, billahi, tallahi, Mehdilik iddia etmeyeceğim ömrüm boyunca. Bak lanetleşiyorum da. Diyor ki, “bunu söylesin, ben Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda geleceğini söyleyeceğim” diyor. Peki bu kitabı niye yazdın o zaman? O zaman buradakiler doğru değil, bu anlattığın izahlar doğru değil. Demek ki bak benim korkumdan bunu yapmışsın ve anlatıyorsun zaten. Niye yazdığını açıklıyor, “ama” diyor, açıklıyor, “Harun Yahya müstear isimli Adnan Oktar’ın, Hz. Mehdi (a.r.) hakkında ki hadisi şerifleri tahrif ederek” diyor ki ispat demek istiyor, çünkü ben ispat ettim, “konuyu kendine yönlendirmesi ve kendisine uyan hiçbir hadis-i şerif bulunmadığı halde, yüz hadis bana uyuyor şeklinde söylemesi” diyor. Yüz değil, yüz ellinin üzerinde hadis var uyan; kuyruklu yıldızdan tut, efendim binaların yükselmesine kadar. Ve diğer hadisler de, yani anlattıklarımın tamamı yüz ellinin üzerinde. “Daha da beteri Kıyamet’in sene 1500’de kopacağı hususunda bir hadis olduğunu ortaya atarak, Resulullah (s.a.v.)’me iftira etmesi” diyor. Peki bunu sonradan sen çıkıp dedin ki Habertürk’te “böyle bir hadis yok” dedin. Değil mi? Dedi mi?
OKTAR BABUNA:Dedi.
ADNAN OKTAR:O hadisi koysana sen. Bakın burada ben önce kitapta göstereyim, Suyuti’nin eserinde, dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğu ve 5600 yılının geçtiğini burada açıkca anlatıyor hadislerde. Burada da anlatıyor. Ümmetin ömrünün, 7000’den 5600’ü çıkarsa kaç kalır?
OKTAR BABUNA:1400 kalıyor Hocam.
ADNAN OKTAR:1400 kalıyor. Ümmetin ömrünün 1400 ile 1500 arasında biteceği görünmüyor mu burada?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam görülüyor.
ADNAN OKTAR:Bunu Bediüzzaman Said Nursi de söylemiyor mu?
OKTAR BABUNA:Söylüyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ve bütün ehl-i sünnet alimleri bu konuda zaten ittifak halindeler. Aksini söyleyen kimse de yok. Şeyh Nazım Hoca ne dedi? “70 yıl kaldı” dedi. “Mehdi (a.s.) için, İsa (a.s.) için, İslam ahlakının dünya hakimiyeti için, başka vakit yok bundan sonra Kıyamet bekleniyor” diyor. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor bir, ben Peygamber (s.a.v.)’e iftira atmıyorum. Sekiz tane Peygamber (s.a.v.)’in hadisini söylüyorum, değil mi? Ama kendisi reddetti Peygamber (s.a.v.)’in hadislerini. Sonra da “evet var” dedi. Önce “yok” dedi, sonra “var” dedi.
VTR
ADNAN OKTAR:Şimdi bak, kimin iftira attığı ortaya çıkmıyor mu?
OKTAR BABUNA:Çıktı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Demek ki dediğim doğruymuş. Bak nitekim diyor, “benim için sorun o” diyor, yani “onun Mehdilik iddia etme ihtimali”, yoksa bu yüzyılda geleceğinin farkında olduğunu söylüyor. Zaten dua da ediyor, söylüyor. Şeyh Nazım’a da söylüyor, “inşaAllah görürüz efendim” diyor. “İnşaAllah Allah yetiştirir” diyor, inşaAllah. Dolayısıyla Fatih Altaylı’nın buna sahip çıkması, diğer kişilerin buna sahip çıkması, tombulun buna sahip çıkması, dolayısıyla Aydın Doğan’ın buna sahip çıkması, birçok kişinin buna sahip çıkmasının altında ilginç nedenler var, değil mi? Yani bizim tahmin etmediğimiz bir mühendislik uygulaması devam ediyor. Yani anti Mehdi, yoğun bir hareket var. Demek ki Cübbeli bir şeylerin farkında. Yani bak, “vaktim olmadığı halde” diyor, “süratle ben bu kitabı yazdım” diyor. “Ama bana garanti verirse” diyor, “ben doğruları açıklayacağım” diyor. “Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda geleceğini açıklayacağım” diyor. Ne bu panik? Ne biliyorsun sen bu kadar kendinden eminsin? Bir de haddi hesabı yok yani, binin üzerinde kişi şu an dünyada Mehdilik iddia ediyor, o kadar çok. Türkiye’de de var yani, binlerce taraftarları var, alenen söylüyorlar. Cübbeli ve Fatih Altaylı muhatap dahi olmuyor. Neden acaba benden bu kadar tedirgin oldu bu adamlar? Yani ana konuları ben oldum.Fatih Altaylı hakkımda 11 yıldan beri dava açtı, devam ediyor hala ondan ona. En ufak bir şey olsa sürmanşet gazetesinde, ilgili, ilgisiz birinci haber olarak veriyor. Mesela Vatan Gazetesi yine geçenlerde öyle sürmanşet baştan sona doğru olmayan haber verdi, baştan sona ama. Tek kelimesi doğru değil. Bu panik niye acaba? Oktar’ım bunlar ne biliyorlar, ne hissetti acaba?
OKTAR BABUNA:Eminler, Allah-u alem.
ADNAN OKTAR:Yani evet. Nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmında da bir tedirginlik, panik var. Mesela bak, Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın bir kısım talebelerinde, az sayıdalar ama onlarda da öyle bir tedirginlik var. Onlar da 1000 yıl ileriye almaya çalışıyorlar. Cübbeli 570 yıl ileri almaya çalışıyor.
OKTAR BABUNA:Ama bu söylediğiniz, sizin daha önce söylediğiniz çok manidar Hocam. “Ben de o zaman” diyor “kabul edeceğim” diyor. Yani bunu söylemesi demek ki kanaati yok öbürüne, yani 570 yıla.
ADNAN OKTAR:Bunu çocuk olsa anlar, bütün alametlerin çıktığı açık, görülmeyecek gibi bir şey değil.
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu et konusuna değinmiştiniz Hocam. “Bakanlığın depodan aldığı 12 et ürününün sekizinde bakteri çıktı” diye haber var. “Bakanımız” demiştiniz, “bu konunun üzerine eğilsin,” nitekim Bakan da açıklama yapıyor Hocam, şöyle diyor: “Çünkü bu bakteriler” diyor, “hayvanlara da yedirilmemesi lazım,” siz onu da söylemiştiniz yani “hayvanlara da yedirilse onlarda da hastalık yapar” diye Bakan da söylemiş bunu. “Bahsi konu et 11.600 kg tutuyor. 164.000 civarında hamburger köftesi, çiftlikteki köpek sayısı söylenenlere göre 55 civarında, bu süre zarfında yaklaşık iki ayda bu köpeklerin, bu etleri tüketmiş olmaları mümkün değil, bir de işin bu boyutu var” diye konuşmuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama daha hala hangi şirketler satıyor söylemiyorlar.
OKTAR BABUNA:Söylemiyorlar, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Şüpheli şirketler var herhalde ama şimdi yakışık almaz biz söylersek, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Onların bir an önce açıklanması lazım yani öbür türlü tedbiren insanlar et yiyemezler, değil mi? Çekinirler, mutlaka söylenmesi gerekiyor. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Ünlü sanatçılar, Zekai Tunca ve Gencebay’ın ifadeleri Hocam, “Kuran-ı Kerim için” Orhan Gencebay söylüyor bunu: “Keşke anlayıp yaşayabilsek” derken Orhan Gencebay, “Kuran’ın hayatımızdaki rolü son derece önemlidir” diyor ve burada anlatıyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyor Orhan Baba?
OKTAR BABUNA:Orhan Baba, “Kuran-ı Kerim’in hayatımızdaki yerini birkaç cümle ile özetler misiniz?’e, “Tabii, Kuran malum Allah kelamıdır. Peygamberler de (s.a.v.) Kuran-ı Kerim’de Allah’ın varlığını ve güzelliğini anlatmak için vardırlar. Hedef Yaratan’dır, Allah’tır. Dolayısıyla biz de Yaratan’a inanan kişiler olarak, bütün kalbimizle, gönlümüzle inanalar olarak, ne kadar öğrenirsek o kadar mutlu oluruz diyen kişileriz. Allah kelamı olan Kuran’a sevgi duymamak mümkün mü? Yine insanlara yol gösteren bir rehber olduğu için, ona tabii ki farklı bir gözle bakacağız. Ama hedef Yaratan’dır ve Allah’ımız kelamında hepimizi akla ve ilme davet ediyor, Kuran bunu öğütlüyor. Bunları görüp de bilmemek, bilip de anlamamak mümkün mü?” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Helal olsun Orhan Baba’ya maşaAllah, tam delikanlı maşaAllah, tam Müslüman evladı. Onun için sanatçı yönü de, dindarlığından kaynaklanıyor. Yani Allah’ı sevdiği için, o da sanatına yansıyor. O yüzden, gerçi bazı parçalarının düzeltilmesi gerekiyor. Geçenler de “Adnan Hocamız” demişler, “senin bazı şarkılarındaki sözlerin yanlış olduğunu söylemiş” demişler, o da şaşırmış, “nerede hangi söz?” falan, halbuki belli yani. Kadere yönelik ondan sonra, özellikle kadere yönelik sözlerde, yanlış olan ifadeler var, onların düzeltilmesi gerekiyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Toktamış Ateş de söylemiş Hocam. O da diyor ki: “Şöyle söyleyeyim, manevi yönümü oluşturan düzlem rehberi” diyor Kuran-ı Kerim için.
ADNAN OKTAR:Toktamış Ateş?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, bak onun üstüne bir ara fazla geliyorlardı demek ki bundan. O da dindar demek ki maşaAllah yani samimi akıllı dindar.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Gerçekten çok güzel, demek ki geniş düşünüyor, derin düşünüyor, çok güzel evet. Ne anlatalım Oktar?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, Mavi Marmara gemisinde yaşananları inceleyen Birleşmiş Milletler Teşkilatı İnsan Hakları Komisyonu dün bir rapor hazırlamış Hocam. Raporda, İsrail’e yönelik ağır ifadeler var. “Bu tarafsız bir kurul ve bu baskının insan hakları hukukunun ve uluslar arası insani hakları şeyini ihlal ettiğini belirtiyorlar” bu raporda Birleşmiş Milletler, İsrail’in Mavi Marmara baskını ile ilgili olarak.
ADNAN OKTAR:İsrail’i ikna edeceğiz inşaAllah özür dilemesi için. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir Evanjelik soru göndermiş Hocam size, Evanjelik Hıristiyan bir kadın soru göndermiş size. Şöyle diyor Hocam sorusunda, tercümesiyle, Evanjelik Hıristiyan birisi bu, bir hanım: “Sayın Adnan Oktar’a bir sorum var. Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ortaya çıktıklarında ve bir barış dönemi tesis ettiklerinde, üçleme inancına sahip olmaya devam edenlere ve onları yani Mehdi (a.s.)’yi ve İsa (a.s.)’yı Allah’ın gönderdiğini kabul etmeyenlere ne olacak?” diyor, bu birinci sorusu.
ADNAN OKTAR:Ne olacak? Tabii ki sevgi, şefkat, merhamet insanlarıdır Mehdi (a.s.) de ve Hz. İsa (a.s.) da. Dolayısıyla şu anda Müslümanlara nasıl onlara anlayışlı davranıyorsa, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında nasıl anlayışla davranıldı, nasıl korunup, kollandılar, nasıl hürmet gördüler? Biz Musevileri aldık, ta İspanya’dan aldık, buraya getirdik, İstanbul gibi en güzel şehre getirdik ve paşalar gibi yaşattık, değil mi? Hıristiyan kardeşlerimizle iç içe yaşadık biz, Ermeni kardeşlerimizi paşa yaptık. Osmanlı ordusuna paşa yaptık, Mehmetçiğin kumandanı yaptık, o kadar güvendik ve o kadar şefkat gösterdik. Dolayısıyla mevcut, devam eden şefkat devam edecektir, devam eder.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. İkinci sorusu: “O dönemde Müslümanların, üçlemeyi kabul etmeyen Hıristiyanlarla birlikte çalışacaklarını anlıyorum, peki diğerleri ne olacak? O dönemde ya bu kategoride yani üçlemeyi kabul edenlerden olursam diye merakımdan soruyorum” demiş.
ADNAN OKTAR:Şimdi üçlemeyi kabul etse bile her halükarda yine kökeninde, tek Allah’a inanıyorlar. Yine tek Allah’a inanıyorlar fakat bunu garip bir hale getirmiş oluyorlar yani böyle bir şirk üslubu olmuş oluyor. Şirk kokan bir üslup kullanıyorlar, daha doğrusu açıkça şirke giriyorlar. Allah birdir deyip, konuyu bitirmeleri lazım. Hz. İsa (a.s.) da O’nun, Cenab-ı Allah’ın Peygamberidir demeleri lazım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama her halükarda tevile yatkın oldukları için, yani kökeninde yine tek Allah’a inandıklarını iddia ettikleri için, yine değişen pek bir şey olmaz. Yine haktan, hukuktan ve güzellikten yana olacakları açıktır, aşikardır. En fazla anlatırız, Kuran’da diyor: “Onlardan en güzel bir biçimin dışında tartışma”diyor Allah. “En güzel bir biçimde” Allah’ın emri bu bize en güzel şekilde tartışmak, o da nedir? “Gelin Allah’ın Birliğine dönün” demek, bu kadar. Hakk’a davet ediyorsun, Allah’ın Birliğine davet ediliyor. Kabul ederse eder, etmezse etmez. Hatta ayette diyor Allah, şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize”o kadar.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani dinde bir baskı yoktur, Allah ayet’te açıkça söylüyor; “Dinde zorlama yoktur” diyor. Yani “niye teslis inancındasın sen?” işte, “kafir oldun, müşrik oldun” işte, “seni biz ekarte edeceğiz yani ezeceğiz”, böyle bir şey olmaz. Biz saygı göstermekle, koruyup kollamakla mükellefiz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Doğruyu anlatırız sadece ister kabul et, çünkü kaderde Allah ona kabul ettirecektir. Kaderinde yoksa etmeyecektir zaten kabul etmeyecektir. Ama İsa Mesih (a.s.)’in iman çağrısına, hiçbir bir kimse itiraz edemez yani gönül olarak itiraz edemez, zor değil. İsa Mesih (a.s.) zor kullanmayacak.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Onun güzel yüzüne bakıp da, güzel gözlerine bakıp da, güzel ahlakını görüp de, onun hikmetli, güzel anlatımına bir insan tabi olmaması mümkün değildir. Yani insanın iradesi yetmez. Kuran buna dikkat çekmiş, iki yerde Cenab-ı Allah dikkat çekiyor. Bir ayette, “Ehl-i Kitap’tan sana iman etmeyecek hiçbir fert kalmayacak” diyor Cenab-ı Allah, şeytan’dan Allah’a sığınırım. Bu çok açıktır, bunu tevil etmeye çalışıyorlar yani kendilerince kapatmaya çalışıyorlar ama çok açık. İkinci de“Seni sevenleri Kıyamet’e kadar, dünya hakimi yapacağım” diyor Cenab-ı Allah.Açıkca dünya, yani İttihad-ı İslam’ın onun zamanında olacağını söylüyor Cenab-ı Allah. Ve Kıyamet alametidir Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı ve Hz. İsa (a.s.)’nın nuzülü.
Bak Bediüzzaman ne diyor bu konuda; (Metubat sf.56-57) “Her vakit semevattan melaykeleri (gökyüzünden melekleri) yere gönderen,” melekler diyor, bak meleği Allah alıyor gökten yere gönderiyor, yere indiriyor. Melek yere geldiğinde bazen insan suretinde olur. İnsanlar farketmezler, güzel bir insan olarak insanlar arasında gezer. Cisim alır, cisim şekline girer, cisim olarak gezer. Diyorlar ki, “nasıl iner?” Bediüzzaman işte bunu ispat etmek için diyor ki, bak “meleği” diyor “Allah gökte tutuyor normalde” diyor, değil mi? “Ama yere iniyor” diyor ve insan cismine giriyor, insan görünümünü alıyor ve insanlar arasında geziniyor. Ama bilinmez. Çok güzel bir insan olarak gezer. “Ve bazı vakitte insan suretinde vaaz eden,” Hz.Cibril’i Dıhye suretine girmesi gibi, örnek veriyor. Hz. Dıhye suretinde gelmiştir Cebrail (a.s). “Ve ruhanileri (cisim olmayan, gözle görülmeyen varlıkları, cin ve melekleri) alem-i ervahtan (ruhlar aleminden) gönderip beşer suretinde, insan şeklinde temessül ettiren,” mesela bazen Abdülkadir Geylani’yi bir insan, insan suretinde görebiliyor, temessül ettirebiliyor Cenab-ı Allah, “(sokan) cisimleyen, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını (ruhlarını) cesed-i misaliyle (varlığı maddi olmayan fakat, cinsinin cesedine benzeyen beden) dünyaya gönderen” yani aynı o görünümde, ruhani varlık ama cisim görünümünde dünyaya gönderiyor “gönderen bir Hakîm-i Zülcelâl, (her şeye muktedir olan Yüce Allah) Hazret-i İsâ Aleyhisselâmı,” Hazret-i İsâ Aleyhisselâmı “İsâ dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için,” yani Hıristiyanlık dininin en güzel şekilde sonlanması için. Çünkü şu an teslis inancı içerisindeler ve şirk içindeler. “Bu acıdan bu beladan kurtulmaları için” diyor Cenab-ı Allah “değil semâ-i dünyada (gökler aleminde) cesediyle (insani bedeniyle) bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsâ,” hem hayatta diyor Bediüzzaman, “şu an canlı ve dünyadaki bedeniyle” diyor, “dünyadaki etiyle kemiğiyle Allah’ın katında şu an” diyor. Bakın, cesediyle diyor. Yani “cesedi çürüdü öldü” diyorlar ya, “gömdük” diyorlar, yalan söylediklerini söylüyor Bediüzzaman. “Bu doğru değil” diyor. “Doğrusu budur” diyor. “Cesediyle (insani bedeniyle) bulunan ve hayatta olan”, “ölü de değil” diyor, “canlı şu an” diyor, “belki âlem-i âhiretin (Ahiret aleminin) en uzak köşesine gitseydi“ hakikaten sizin dediğiniz gibi olsaydı diyor, reddedenler var ya, “hakikaten ölseydi,” diyor. “Ahiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten öyseydi” diyor Bediüzzaman “yine şöyle bir netice-i azîme (büyük bir sonuç) için” yani Hıristiyanlık dininin İslam’a girmesi ve bu felaketin, bu facianın son bulması için “ona yeniden ceset giydirip” yeniden beden giydirip “dünyaya göndermek, o Hakîmin hikmetinden uzak değil.” Yani, “meleklere nasıl beden veriyor geliyorlar” diyor, değil mi? Melek ruh halindeyken ama, beden veriyor Allah geliyorlar, burada insan bedeniyle geziyor. Ama “İsa (a.s.)’nın buna da ihtiyacı yok” diyor, çünkü “bedeniyle zaten duruyor” diyor. “Cesedi duruyor” diyor. Yani “ilave bir şeye gerek yok” diyor. “Cesedi duruyor ve canlı” diyor, “ölü değil” diyor. Yani, “normal hayatta şu an” diyor. “Bedeniyle, ruhuyla hayatta” diyor, “gökte”. “Dünyaya göndermek, o Hakîmin hikmetinden uzak değil.” Allah’ın hikmetinden uzak değil. “Belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği (gerektiği) için vaad etmiş”, “Allah Kuran’da vaad etmiş” diyor. İki ayette vaad edilmiştir net, “ve vaad ettiği için elbette gönderecek.” Değil mi? “Elbette gönderecek.” Ne diyor Nur talebesi kardeşlerimiz? Bak, “gönderecek” diyor, “geldi” diyor, “Bediüzzaman’la birlikte” diyorlar, “namaz kıldı, pencereden çıktı gitti Hz. İsa (a.s.)” diyorlar. Kardeşim ayıp yapıyorsunuz. İnanamıyorsan, “inanamıyorum” de, Allah’a dua et. Yani buna da inanan insanlar, mesela Cübbeli’nin hurafelerine inanan insanlar var, bu kardeşlerimizin bu doğru olmayan sözlerine inananlar var. “Geldi” diyorlar ikinci bir güruh da, “Nur talebesi ağabeyler gördü” diyorlar, “onunla konuştu İsa (a.s.), sonra orada birden öldü onların yanında, biz de Isparta’da gömdük Hz. İsa (a.s.)’yı” diyorlar. Peki dünya hakimi olacak, Hz. İsa (a.s.)’ya “hüsn-ü hatemesi” diyor, değil mi? Hz. İsa (a.s.) Müslüman oluyor, dünyaya geliyor ve bütün Hıristiyan alemini Müslüman yapacak. Allah’ın iki tane ayeti var. Bak, “ehl-i kitaptan sana iman etmedik hiçbir fert kalmayacak” diyor. Hz. İsa (a.s.)’yı görecek adam, görüp iman edecek. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i mesela sahabeler görüp iman ediyorlardı. Şimdi bak, Cübbeli’nin başka bir modeli buradaki kardeşlerimiz de. Onlar da Hz. İsa (a.s.)’yı örtbas etmeye çalışıyorlar, Hz. İsa (a.s.)’nın nuzülünü. Cenab-ı Allah ne diyor? “Sana inananları, seni sevenleri Kıyamete kadar dünya hakimi edeceğim, dünya hakimi olacak” diyor. Niye ölmesi gerekiyor Hz. İsa (a.s.)’nın? Niye taktınız ölmesine? Niye diri kalmasını istemiyorsunuz? Niye ümmetin başında, Hıristiyanların başında kalmasını istemiyorsunuz da, illa toprağa sokmaya çalışıyorsunuz Allah’ın yüce Peygamberini, değil mi? Ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendi yanında onun yerini açtı Hz. İsa (a.s.)’ın. Vefat ettiğinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanına, Isparta’ya değil, Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanına gömülecek. Yapmayın, etmeyin bunu, değil mi? Çok ayıp yapıyorsunuz. Bak diyor ki Bediüzzaman: “Hazret-i İsâ Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsâ olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı (derin imanlı yakın talebeleri), nur-u imanla (imanın ışığışla) onu tanır. Yoksa, bedâhet derecesinde (birden bire) herkes onu tanımayacaktır.” İlk geldiğinde tanınmıyor, gizli. Sonradan ortaya çıkıyor. Sonradan herkes tanıyor. Hz. Mehdi (a.s.) ile birlikte namaz kılacaklar, Bediüzzaman Said Nursi söylüyor. “Birlikte namaz kılacaklar” diyor. Ve bütün insanların gözü önünde olacak bu. İsa (a.s.) dünyayı gezecek, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi var, bütün dünyayı gezecek, değil mi? Onlar da “Isparta’ya geldi” diyorlar. “Orada gömdük” diyorlar. Buna inananlara da ben şaşıyorum. Hayret edilecek şey yani. Peygamber (s.a.v.)’in hadislerine güvenmiyorlar, oradaki ağabey dedikleri kişinin sözüne güveniyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’e güvensene, Peygamberimiz (s.a.v.) “ bütün dünyayı gezecek” diyor. “İslam onun zamanında tamamen hakim olacak” diyor. Değil mi, İttihad-ı İslam olacak, bütün Hıristiyanlar Müslüman oluyorlar. İnşaAllah.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz.
SUNUCU:Sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz merak ettiğiniz konularla ilgili bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan ulaşabilirsiniz. Programımız kaldığımız yerden devam ediyor.
ADNAN OKTAR:Evet, devam edelim. Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, emredin Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:“Aile imamlığıyla sosyal açılım” diye bir haber vardı Hocam. Diyanet İşleri Başkanlığı imamların sosyal hayata da yardımcı olması için bir açılım başlattıklarını bildirmiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:O nasıl bir şey?
OKTAR BABUNA:Yani ailelere de yardımcı olma, “projeyle Diyanet İşleri sosyal açılım yapmayı amaçlıyor. İmamlar görevli bulundukları köy veya mahallelerde halkın arasına karışarak, onların sorunlarını çözme noktasında yardımcı olacak.”
ADNAN OKTAR:İyi tamam güzel.
OKTAR BABUNA:“Küsleri barıştırmak, ihtiyacı olanların ilgili kuruluşlara yönlendirmek, kız çocuklarının okula gitmesini teşvik etmek gibi bir dizi görevler üstlenecek” diyor.
ADNAN OKTAR:Birde İttihad-ı İslam’ı teşvik etmek gibi bir görevleri olursa, ki en büyük farz vazifedir. Değil mi, çok çok nur ala nur olur. İnşaAllah. Başka?
OKTAR BABUNA:Yine Türkiye’nin gücüyle, artan gücüyle ilgili bir haber vardı Hocam. Almanya Dışişleri Bakanı, “Türkiye'nin artan ekonomik gücünü görmeliyiz” demiş. Ve Avrupa’nın da Avrupa Birliği’ne girmesi için Türkiye’nin artık bu şekilde bakması gerektiğini söylemiş Hocam. Siz söyledikten sonra Türkiye’nin önemi gittikçe artıyor Hocam bütün dünyada maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım, Enbiya Suresi, 93:
“Gerçekten, sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse Bana ibadet ediniz. Onlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar (dinlerinde bölünmeler yaptılar); hepsi Bize döneceklerdir.” Bak ne diyor Cenab-ı Allah, “Onlar işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar”, “İttihad-ı İslam’dan çıktılar, İttihad-ı İslam’a yanaşmadılar, İttihad-ı İslam’ın zıttı hareket yaptılar, dinlerinde bölünmeler yaptılar”, Allah tehdit ediyor, diyor ki “hepsi Bize döneceklerdir”. “Yecüc ve Mecüc (ün sedleri) açıldığında onlar her bir tepeden akın ederler.” Ne oldu Birinci Dünya Harbi’nde, İkinci Dünya Harbi’nde? Tanklarla, kariyerlerle, askeri araçlarla, tepelerden akınlar ettiler, değil mi? Piyade olarak da akınlar ettiler, dünya çapında Yecüc Mecüc dünyayı hercü merc etti. Birinci Dünya Harbi ve İkinci Dünya Harbi. Bak ayet, bu ayetin hemen devamında diyor ki: “Gerçek olan va’d yaklaşmıştır”. Kıyamet alameti, Birinci Dünya Harbi, İkinci Dünya Harbi daha yeni bitti, değil mi? Ve hemen arkasından Kıyamet alametleri başladı ve Mehdi (a.s.)’nin zuhuru ortaya çıktı. Kuran’da bu işaret de tam yerine gelmiş oldu.
Bismillah. Tamam, şeytandan Allah’a sığınırım, Furkan Suresi, 58: “Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et”. Müslüman Allah’a tevekkül edecek. Mesela şu an İslam ahlakının hakimiyeti için biz gayret ediyoruz ama tevekkülle bir gayret içerisindeyiz. Yani, “ya İslam ahlakı hakim olmazsa, ya şöyle olursa” demiyoruz. Biz gönlümüz çok çok rahat, çünkü alametleri gördük, her şeyi gördük, tarihin akışı o yönde, sosyolojik akış o yönde, çırpınan insanların, paniğe kapılan insanların, panik şiddetinden de Mehdi (a.s.)’yi anlıyoruz. Yani normalde Mehdi (a.s.) çıkmamış olsa, böyle bir panik olmaz. Paniğin boyutu tahmin ve tahayyüllerimizin çok çok üstünde. Din adamlarını da bunun içine soktular, gazeteleri içlerine soktular, masonluğu bunun içine soktular, Evanjelikler panik halinde, büyük bir panik var Mehdi (a.s.) çıktı diye. Onu örtbas etmek ve kapatmanın uğraşı içindeler. Halbuki kapatmaya çalıştıkça, Mehdiyet daha gelişir. Yani, üstüne gittikçe daha gelişir. Ateş gibidir Mehdi (a.s.). Yani, rüzgar gördükçe daha da gelişir, özelliği budur. “O’nu hamd ile tesbih et.” Elhamdülillah. “Kullarının günahlarından O’nun haberdar olması yeter.” İnsanların gizli ve açık bütün günahlarından Allah haberdardır, o konuda da gönlümüz rahat olacak. Yani, yalan söyleyenler Müslümanları aldatanlar, örtbas edenler, “hepsinden” Allah “Ben haberdarım” diyor, “her türlü hareketten”. 56. ayette de diyor ki Cenab-ı Allah: “Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik”. Bak 56. ayet, ki 1956’ya da işaret ediyor aynı zamanda. Risale-i Nur’un serbest bırakıldığı ve Bediüzzaman ne diyor 1956 tarihi için? “Nemrudane sistemin, deccaliyet sisteminin artık çöküşünün başladığı tarihtir” diyor. “Milat, doğumdur” diyor “1956 tarihi” diyor. “Artık deccaliyet bundan sonra sürekli çöküşe geçecektir” diyor. Darwinizm, materyalizm, komünizm 1956 yılına işaret açısından manidar. Ebced de çıkarıyor Bediüzzaman, burada da 56. ayet, Furkan Suresi. Zaten 25. Suredir Furkan Suresi, 56. ayet, 25 ile 56’yı çarptığımızda, Hicri 1400 tarihini veriyor, Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini veriyor, 1981 tarihini veriyor. Bu da çok manidardır, değil mi? 25 çarpı 56, 25 Furkan Suresinin numarası, 56. ayet. Tekrar ediyorum ki akıllarda iyi kalsın, Hicri 1400 tarihini veriyor. Bediüzzaman da “Mehdi (a.s.) 1400’de çıkacak” diyor. Bak: “Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik”. Mehdi (a.s.)’ye işaret eden bir ayettir aynı zamanda. Mehdi (a.s.) ne ile müjdeliyor? İslam ahlakı hakimiyeti, İttihad-ı İslam’la, Türk İslam Birliği’yle, Mehdi (a.s.)’nin çıkışıyla, İsa (a.s.)’nın inişiyle müjdeliyor, deccaliyetin yok olduğunun, yıkılışının müjdesini veriyor, süfyaniyetin yıkılışının müjdesini veriyor. Yecüc ve Mecüc’ün çıktığını, görevlerini yapıp bittiğini fakat tamiratın ve düzelmenin en güzel şekilde devam ettiğinin müjdesini verecek, veriyor. Ve Müslümanları uyarıyor, Kıyametin yakın olduğunu, tehlikenin dünyayı sardığını deccaliyetin, buna karşı mücadele etmenin önemini anlatıyor. Bak, “uyarıp-korkutucu olarak”. Ne diyor? “Kıyamet yakın” diyor, değil mi? Mesela göktaşları bütün dünyanın etrafını sardı, Nemesis dünyanın yanına özel olarak Allah tarafından yaklaştırıldı. Kıyamet için hazırlık var. “Korkutucu olarak gönderdik”, evet, ebcedi de 1981 yılını veriyor. Yani harf toplamı da 1981 yılını veriyor, evet. Cübbeli’yi biraz sıkacak belki böyle şeyler ama, doğrusu bu.
Bismillahirrahmanirrahim, şeytandan Allah’a sığınırım, Enbiya Suresi 21, 41. ayet, Cenab-ı Allah yemin ediyor, “Andolsun” diyor, “senden önceki elçilerle de alay edildi”, onlara karşı da mücadele verildi, onun çıkışından rahatsız oldular, ona karşı baskı yaptılar, değil mi? İftira ettiler, hapsetmeye kalktılar, acı vermeye kalktılar, yalancılıkla suçladılar, o devrin insanları onu kendi sistemlerini değiştirmekle ve sapkınlıkla suçladılar, “alay edildi” diyor Allah. “Fakat içlerinden küçük düşürenleri” yani Müslümanları küçük düşürmeye çalışanları, elçiyi küçük düşürmeye çalışanları, “o alaya aldıkları (azap) sarıp-kuşattı” diyor Allah. “Kendi de rezil kepaze oldular” diyor. Aynı zamanda Mehdi (a.s.) devrine bakıyor, Mehdi (a.s.)’yi yalanlayanlar, Mehdi (a.s.)’ye oyun oynamaya kalkanlar, Mehdi (a.s.)’nin yolunu kapatmaya çalışanların perişan olacaklarını aynı şekilde Kuran işaret ediyor, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’e aynı şeyi yaptılar, bak ne oldu onlar? “Fakat içlerinden küçük düşürmeye çalışanları o alaya aldıkları (azap) sarıp kuşatıverdi.” “Kendi aleyhlerine oldu” diyor. “Mehdi (a.s.) çıkmayacak” diyor, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı daha hızlanıyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Peygamber olmadığı söyleniyor, daha hızlı yayılıyor Peygamber olduğu daha iyi anlaşılıyor, inşaAllah. “Evet” diyor Cenab-ı Allah, “Biz onları ve atalarını yararlandırdık; öyle ki, ömür onlara (hiç bitmeyecekmiş gibi) uzun geldi”. “Çok uzun yaşayacaklarını zannettiler” diyor Allah, “bayağı yaşayacaklarını zannettiler” diyor. “Fakat şimdi, Bizim gerçekten yere gelip onu etrafından eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mı?” Mesela bak gökyüzü, değil mi? Şu an göktaşlarıyla kaplanmaya başlandı, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, 900 katına çıktı 1980 den beri
ADNAN OKTAR:900 katına, evet. “Şu halde, üstün gelenler onlar mı?” diyor Allah, inşaAllah. Bak Nemesis yaklaştırıldı, değil mi? İnşaAllah. “Fakat şimdi, Bizim gerçekten yere gelip onu etrafından eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mı? Şu halde üstün gelenler onlar mı?” Yavaş yavaş yerde deccaliyet, dinsizlik, ateizm eksilmeye başladı, değil mi? Direnseler de sürekli temizleniyorlar, sürekli eksiliyorlar. Yeryüzünün üstündeki bütün Firavuni, deccali ve süfyani sistemler eriyip yok olmaya başladılar. Bak diyor ki: “Eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mı?” diyor, “şu anda üstün gelenler onlar mı?” diyor. Mehdi (a.s.) taraftarları mı? Deccal taraftarları mı? Değil mi? Onlar sürekli eksiliyor, Darwinizm, materyalizm, gittikçe kuvvet kaybediyor, güç kaybediyor, inşaAllah. “Andolsun, onlara Rabbinin azabından” 46. ayet, “‘bir ufak esinti’ dokunacak olsa”, mesela bir göktaşı yağmuru başlasa “hiç tartışmasız; “Eyvahlar bize, gerçekten bizler zulme sapanlarmışız” diyecekler” diyor Allah. “Ben bunu dedirteceğim” diyor Allah, bak, “eyvahlar bize diyecekler” diyor, “bizler zulme sapanlarmış dedirteceğim” diyor Allah, Kıyamet öncesi, inşaAllah. Kuran’ı okuduk, çok hoşuna gidiyor değil mi?
SUNUCU:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Nasıl bir duygu, neler hissediyorsun? Benim anlattıklarımda farklı ne görüyorsun?
SUNUCU:Sizin anlattıklarından farklı görüyorum demeyeyim de aslında Hocam, normalde okuduğumuz, sizin anlatmanızla farklı bir açıdan görebiliyorum, daha farklı açılardan görebiliyorum, çok rahatlıyorum, içim huzur doluyor, Allah’a kendimi daha yakın hissediyorum.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah, bir de Kuran’ın mucizelerini görüyorsun, değil mi? Hayata geçişini görüyorsun, yani hayatta yaşanmasını görüyorsun. İnsanların masal gibi anlatmaya kalktıkları dinin, hayatın ta gerçeği olduğunu görüyorsun. Çünkü bize öyle bir Mehdi (a.s.) anlatırlardı ki çocukluğumuzda, asla gelmeyecek bir Mehdi (a.s.)’den bahsederlerdi, asla. O Cübbeli’nin işine gelir öyle bir Mehdi (a.s.), etrafına toplar adamları, adamlar kahve çay içecekler falan, Cübbeli anlattıkça onlar böyle hayretler içinde kalıyor, mesela hatta bir kısmı böyle kafası dumanlı bir havada seyrediyor ve dinliyor. Yani, böyle bazı tipler vardır, Cübbeli’yi tenzih ederim, etrafındaki kişileri de. Etrafındaki zaten talebeleri onlar çok sevdiğim insanlar. Ama bazen böyle esrarkeşlere falan böyle şeyler anlattığında, o kendi alemine girer, esrar alemine girer, çünkü o da halüsinasyona girer, esrarın etkisiyle, o da onu anlattıkça daha iyi tam kafa olur böyle, “anlat Hocam anlat” der böyle, o iyice derinleşir yani, değil mi? Mesela “Mehdi (a.s.)” diyor, “havada atıyla uçacak” diyor farzedelim. Bir esrarkeş için bu bulunmaz bir anlatım, eriyor adam. “Adriyatik Denizi” diyor, “olduğu gibi kuruyacak” diyor, “bir anda” diyor, “Mehdi (a.s.) ve talebeleri gidip ortasına oturacak”. Esrar içtiği için o anda o, o da onu yaşıyor o anda. “Deniz donacak” diyor. Var ya böyle esrarı içenler filmler anlatır böyle adam kabus görür, inanılmaz şeyler olur böyle, iğnenin deliğinden geçer, bir anda camın içerisine girer falan, böyle korku filmlerinde olur böyle anormal sahneler, tabii. Onlar da yani bu tip bir anlatımdan çok memnun oluyorlar. Mesela bir kere tekbir getiriyor, bütün binalar iniyor. Mesela bu bilim kurgu filmleri olur ya, korku filmleri oluyor, mesela adam bir sesler gönderiyor, bütün binalar yerle bir oluyor. Bilim kurgu gibi, yani onu bilimsel bir hikaye olarak anlatması, adamların nefesini kesiyor. Biliyor ama hiçbir şekilde böyle bir Mehdi (a.s.)’nin çıkmayacağını biliyor. Ama anlatımından eriyor, “anlat” diyor adam. Bir de dinin olmadığına dair daha da kanaati geldiği için daha da içi rahatlıyor. Ama öyle bir masal tarzında dinledimi, yani hadisleri tenzih ederim, gerçeğini tenzih ederim. Adamın kafası yerine geliyor. Halbuki kastedilen anlam, yani o esrar içmiş de kendini kaybetmiş havadaki anlam değildir. Oradaki anlam bambaşka, Mehdi (a.s.) gelir, İslam’ı tebliğ eder, “‘Allah’ der” diyor, “‘Allah’ der ve bütün küfrün kalelerini yıkar” diyor. Küfrün kalesi nedir? Darwinizmi, materyalizmi savunan çeşitli yerler. Enstitüler olabilir, üniversiteler olabilir, bazı işte güya bilimi savunduğu iddia eden yerler olabilir, değil mi? Bunlar kastediliyor buradaki hadiste. Küfürdeki inançsızlık, yani, Allah inancını reddeden sistemler, inşaAllah. Bunun olduğu açık, aşikar anlaşılıyor.
Fakat mesela diyor ki, deccalden bahsediyor Cübbeli, “şu an” diyor, “Atlas Okyanusu’nda bir adada” diyor, “30 kilometre boyla oturuyor” diyor adam, Cübbeli. “Balık yiyor” diyor “denizden alıp” diyor, “avuç avuç” diyor. Şimdi derin derin adamın esrar çektiğini düşün, ve bunu dinliyor adam, eriyor adam. Yani Cübbeli onun için bulunmaz bir şeydir. Müthiş hoşuna gider, bin kere gider. Mesela, “300 metrelik eşeği var” diyor, “üstüne binecek” diyor, “eşek anırarak” diyor “gökyüzünde uçmaya başlayacak” diyor ve “adamlarını dolduracak eşeğin içine” diyor. “Deccal de üstünde beraber gelecekler Fatih semtine” diyor, değil mi? “Ben de onu” diyor, mesela “bastonla gireceğim” diyor, “kafasını gözünü dağıtacağım” diyor, “sizi kurtaracağım” diyor. Şimdi sıcak bir kış gününde, karda kıyamette adam Cübbeli’nin bu şeyini dinlese, içi erir adamın, acayip açılır yani bir esrarkeş dinlemiş olsa, tam kafa olur adam yani. Ama orta derece düşünen bir insan, yani din hakkında daha önce de bir bilgisi yoksa, imani yönden de zayıfsa, olan imanını ama çok güçlü şekilde kaybeder. Bütün aklı gider yani. Çünkü, “böyle bir din olmaz” der, böyle bu kadar mantıksız, bu kadar akla uygun olmayan, aklın ihtiyarini alan, Kuran’a zıt olan, Kuran’daki adetullahla zıt olan. Bu yüzden de, Bediüzzaman da diyor bak, “Müslümanlara zarar veriyorlar” diyor, “zarar verecekler” diyor yani, “devam edecekler zarar vermeye” diyor. Tabii ben Cübbeli’yi samimi olarak dinleyip, imani safiyetle dinleyip, ondan hoşnut olan insanları tenzih ediyorum. Ama çok az da olsa bir esrarkeş güruhu herhalde dinliyordur bir şekilde ve onların da çok hoşuna gidiyordur. Ben oradaki sadece o küçük gurubu kastediyorum. Yani nasıl etki yapacağını düşünme açısından, bir fikir jimnastiği olarak söylüyorum. Ve insanlardaki tahribatını söylüyorum. Mesela, bir kısım insanda belki etki etmez, imanı güçlüdür, onun bir açıklaması olacağını düşünür, yine kendini muhafaza edebilir. Ama ekseriyet itibariyle çok büyük tahribat meydana getirdi. Bir kere dini muazzam zorlaştırıyor ve yaşanmaz hale getiriyor hurafelerle. Adam onu dinlediğinde yani, “iyi ki Müslüman olmamışım” der Allah esirgesin. Yani, “iyi ki böyle bir şeyin içerisine girmemişim” der ve çoluğunun da çocuğunun da Müslüman olmamasının ne kadar önemli olduğunu düşünür o zaman. Çünkü anlattığı hurafelerin yaşanması mümkün değil. Kendi yapamaz zaten. “Ben” diyor, “bunaldım, sıkıldım” diyor, “bu hattan” diyor, “camiden sıkıldım, ibadetten sıkıldım ve” diyor. En işte çok garip mesela, diyelim ki, Allah vermesin öyle bir rahatsızlığı olsa bile, insan kendi memleketine gider, Konya’ya gidersin, Edirne’ye git, Antalya’ya git, her yere gidebilirsin ama yani akıl almaz bir yere gidiyor. Malta’ya gidiyor, Malta malum bir yer. Yani herkes bilir Malta’yı, orda kimlerin olduğunu da bilir, değil mi? Ne işin var senin orada? Değil mi? Orada genç kızlar, denize girmişler, o da onların içerisinde mutlu bir şekilde yüzüyor, bayağı keyfi yerinde, jet skiye binmiş onla geziyor. Takke orda yok, takke denizde ıslanmasın diye çıkartmış.
Şimdi Naci Gümüş kardeşimiz diyor ki: “Hocam” diyor, “Cübbeli’nin doğru konuşmadığını ben de biliyorum, sadece Cübbeli’yle uğraşıyorsunuz, ABD ve İsrail hakkında neden bir şey demiyorsunuz? Herkese kardeşimiz diyorsunuz, Ermenilere de kardeşim dediniz. Sizin ne kadar kardeşiniz var? Yahudiler de kardeşiniz mi acaba?” Naci Gümüş Aynesil, Giresun’dan gönderiyor. Bak bizde sansür yok, görüyorsun bak. Lehime, aleyhime hepsini yayınlarım yani. Bizde özel bir şeyimiz yok. “Cübbeli doğru konuşmadığını ben de biliyorum” diyor, iyi, güzel o. “Ancak neden sadece Cübbeli’yle uğraşıyorsunuz?” Cübbeli’nin şahsı çok gariban, aslında sempatik de, acıyorum da, yani benim onla bir alıp veremediğim yok, o sembolik bir şahıs. Onun gibi tahmin tahayyül edemeyeceğiniz adamlar var, kendilerini gizliyorlar, grand tuvalet geziyorlar. Mesela Osman Ünlü, aynısıdır Cübbeli’nin, aynı mantıktır, yani milimi milimi hatta daha da fazlasıdır. Ben ne diyeyim yani? Karıştırayım mı ikisinin isimlerini? Ne diyeyim yani? Bilinmez bir isim mi diyeyim? Sembolik bir isim olduğu için Cübbeli diyorum, onun şahsına bir alıp veremediğim yok, ben hakikaten acıyorum ona yani, garibanın teki, ne alaka yani? Ama o dobra ve açıkça da anlatıyor, yani tehlikeyi alenen ortaya koyuyor, o yönden Flash Tv’yi de tebrik ediyorum yani tehlikenin açısından. Çünkü bilinmeyecekti göstermemiş olsa, gizli, alttan alta devam edecekti. Ve Osmanlı’nın yıkılışının sebebi bu. Milletin bu hale, dünyanın bu hale, Müslüman aleminin paramparça olmasının sebebi de bu mantıktır. İttihad-ı İslam’ın oluşamamasının nedeni bu, Türk İslam Birliği’nin oluşamamasının nedeni bu. Afganistan’da genç kızların, kadınların, ırzına geçilip faili maledilmesinin nedeni yine bu. Irak’ta da mesela genç kadınların çarşaflarını zorla açıyor adamlar, tecavüz edip videoya alıp koyuyor adamlar. Sürekli You Tube’dan kaldırttırıyoruz filmlerini, sürekli şikayet ederek You Tube’a. Adamlar yüzlerce binlerce film çekmişler. Bu, bu zihniyetten kaynaklanıyor işte, bu mantıktan kaynaklanıyor. Ve rahatça ezilecek bir din anlayışı ortaya koydular, yani rahatça insanlara antipatik gelecek bir din anlayışı. Bunda zaten parçalanmamak mümkün değil yani. Adam ne diyor, Cübbeli çıkıp? Osman Ünlü’yü söylerken yani bir çok yönde benziyor. O Mehdi (a.s.)’nin milleti kesmesiyle ilgili bir şey söylüyor ya, hezeyan izah yapıyor, onu koy, oradan anlasın kardeşim. Şimdi Cübbeli’ye yönelik neden anlattığımı kısaca bir özetledim.
“ABD ve İsrail hakkında niye bir şey demiyorsunuz?” Kardeşim “Afganistan’da” diyorum, “işgal var” derken, “cinler işgal etti” mi diyoruz biz? “Amerika işgal etti” diyoruz. “Irak işgal altında” diyorum, oradaki kadınların kızların ırzına geçiliyor derken orada biz “görünmez varlıklar” mı “var” diyoruz? Amerika var orada tabii ki. Kim var başka yani? Değil mi? Evanjelik dediğin nedir? Evanjelikler diyoruz, dünya hakimiyeti için uğraşıyor, Armagedona uğraşıyor ve “Armagedon’u biz engelliyoruz” diyoruz. Evanjelik dediğin nedir? Amerikalılar işte. Yani sürekli “ABD, ABD” mi diyeyim gece gündüz? Bu kadar anlaşılmayacak bir şey mi bu? “İsrail hakkında da bir şey demiyorsunuz.” Şimdi İsrail dedin mi bir ülke, orda benim Filistinli Müslüman kardeşlerim var, mümin kardeşlerim, büyük bir bölümü Müslümandır. Hıristiyan kardeşlerimiz var, çok fazla. Ve Musevi kardeşlerimiz var, çok fazla. Ve bunlar Allah’ı coşkuyla seviyor. Mesela Museviler, “Allah birdir” diyorlar, seviyorlar. La ilahe illallah kardeşim, Hıristiyanlardan da epey bir bölümü “la ilahe illalah” diyor. Adam geldi buraya Ortodoks rahip, gördünüz la ilahe illalah dedi adam bütün Türkiye’nin gözü önünde. Ben bu insanlara şefkat duyuyorum ve benim yedi emanımda bu insanlar. Benim milletimin yedi emanında, bizim korumamızda. Osmanlı döneminde böyleydi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında böyleydi. Ben bu insanların kılına dokundurtmam hiç kimseye. Armagedoncularla beraber iş birliği yapıp Müslümanların, Musevilerin kanını akıttırmam. Armagedon adı altında taş taş üstünde bırakmayacak bir sistemin aleti olmam. Ben bu sistemi yıkan adamım, yıkan adamım, inşaAllah. Ama İsrail’deki ateist Siyonistler, zaten benden onlar it gibi korkuyorlar. Yani panik haldeler, değil mi? Ateist masonlar, ne kadar titrediklerini gir internet sitesine bak, tir tir titriyorlar. Masonluğu da ele geçirecekler diye yeri yerinden oynatıyorlar. Bak, “çok büyük bir tehlike” diyor mason sitelerinda “Adnan Oktar” diyor “kısa bir süre sonra masonluğu da ele geçirecek” diyor ve “önlem alalım diyor” adamlar, yani ağza alınmadık hakaretlerle, akıl almaz izahlarla bana saldırıyorlar. İftihar ederim, iftihar ederim, inşaAllah. Tabii ki de ele geçireceğiz Allah’ın izniyle, inşaAllah.
Masonluğu da İsrail’i de Ermenistan’ı da hepsi milli devletler olacaklar, kendi müstakil devleti. Ama bizim yedi emanımızda olacaklar, tüylerine kıllarına zarar getirtmeyeceğiz, Filistin’li kardeşlerimizin hepsini özgür bırakacağız, bir tane adam hapishanede bıraktırtmayacağız, bir tane. Afgan hapishanelerinin hepsini boşalttıracağız. Cübbeli’den hiç duyuyor musnuz siz? “İttihad-ı İslam olsun, Afganis’tandaki işgali kaldıralım” diye bir şey siz duydunuz mu? Osman Ünlü’den duydunuz mu? Şaşar Beşer’den duydunuz mu? Duyamazsınız, diyemez ve diyemeyecekler de, Allah-u alem diyemezler. Bak hala diyemiyorlar, deseler mucizedir. Deseler dize geldiler demektir, inşaAllah, harika olur. Ama bak şu tarihe kadar diyemediler. Amerika’nın işgalini kırmanın yolu İttihad-ı İslam’dır. Bağırıp çağırmak, ağlamak değildir, ağıt yakmak değildir, gözyaşı günleri düzenlemek değildir. Gözyaşıyla hiçbir şey olmaz. Adam seni daha da iyi boğar gözyaşıyla. Gözyaşı kurtuluş değildir. Bir tane kurtuluş vardır, Allah’ın emrinin yerine getirilmesi, İttihad-ı islam’dır. Kuran’ın neresini açsan İttihad-ı İslam’dan bahseder. Hz. Süleyman (a.s.) İttihad-ı İslamcıydı, Hz. Zülkarneyn (a.s.), İttihad-ı İslamcıydı, Peygamberimiz (s.a.v.) de İttihad-ı İslamcıydı. Allah ona nasip etmedi, onun devrinde belirli bölgede oldu. “Benim” diyor, “torunum yapacak” diyor, “benim evladım Mehdi (a.s.) yapacak” diyor, bitti. “Benim kumandanım, benim evladım, benim torunum Mehdi (a.s.) dünyaya hakim olacak” diyor, “benim adıma” diyor. Resulullah (s.a.v.)’tan emir var. Dünya hakimiyeti için Allah’tan emir var, bu emir yerine geliyor şu an, olay bu.
“Herkese “kardeşimiz” diyorsunuz”. Bütün dünya kardeş olacak, hepsi, inşaAllah. “Yahudiler de kardeşiniz mi acaba?” Evet, onlar da kardeşim. Çünkü soy olarak da aynı soydan geliyoruz, İbrahim (a.s.) soyundanız. Ben İbrahimiyim, Hz. İbrahim (a.s.) soyundanım, seyyidim ben, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundanım, Peygamberimiz (s.a.v.) de İbrahimiydi, Hz. İbrahim (a.s.) soyundan, ben de İbrahim (a.s.) soyundanım, Museviler de İbrahim (a.s.) soyundandır, inşaAllah. Yani, kardeşiz. La ilahe illallah kardeşiyiz, yakında da Muhammeden Resulullah kardeşi olacağız evelAllah, Allah’ın izniyle. Armagedon için kardeşe değil, nefret ettiğin düşmanlara ihtiyaç var, Yahudi düşmanı olacaksın, Hıristiyan düşmanı olacaksın, o da sana düşman olacak, “gelin arkadaş” diyorlar, “kozumuzu” PKK’nın işgal ettiği gibi görünen işgal etmeye çalıştığı ve Türkiye ayırmaya çalıştığı bölge var ya ve biraz da aşağı taraf, Irak tarafında “oralarda” diyorlar “kozumuzu paylaşacağız” diyorlar. Cübbeli de “Mehdi (a.s.)” diyor “oluk gibi kan akıtacak, hepsini doğrayacak” diyor, “Alevileri, Bektaşileri, Şiileri, Caferileri, Hinduları, hepsini doğrayacak, Hıristiyan, Musevi, aklına ne gelirse, doğramayacağı çok az, bir avuç”. Buyurun, filmde anlatıyor adam. Göster filmi.
Kardeşim şimdi bak, “İran” diyor “karışmış” diyor, Allah karışıklığını daha da arttırsın” diyor, bak İran’ın da yıkılmasını istiyor, devletin. İran’ın karışma, bombalanma var, suikast var, sel gibi kan akıyor, İran karışmış, “Allah daha da karıştırsın, bu yeterli değil” diyor. Kardeşim İran’ın yarısı Sunni, yarısı Şii, yarısı Türk, yarısı da Farsi’dir. Ama bizim hepsi kardeşimizdir, iman kardeşimizdir, “la ilahe illallah, Muhammeden Rasulullah” diyorlar, hepsi beş vakit namazında insanlar. Niye İttihad-ı İslam’ı istemiyorsun da büyük ve güçlü bir Müslüman ülkenin helak olmasını istiyorsun sen, değil mi? Niye İttihad-ı İslam’ı istemiyorsun? Tek kelime söyleyemiyorsun İttihad-ı İslam’la? Vahabiler mesela, Sudi Arabistan niye birleşelim? Niye onlar da helak olması gerekiyor? Neden doğranmaları gerekiyor teker teker hepsinin? Neden Şiilerin hepsinin doğranması gerekiyor? Niye sel gibi Müslüman kanı akıtılması gerekiyor? Evanjelikler de diyorlar aynı şeyi, “biz de kan akıtacağız” diyorlar. O zaman senin yapmana gerek yok zaten, Evanjeliklerle kol kola girdin mi sen zaten doğrarsınız. “Biz doğrayacağız” diyor Evanjelikler. Cübbeli diyor ki, “ben de doğramak istiyorum” diyor. Ben de diyorum ki o doğrayan parmaklarınızı böyle odunla, ilim odunuyla böyle vura vura elinizden o kılıcı düşüreceğiz diyorum, inşaAllah, doğramayacaksınız. Ellerine kalem tutuşturuyoruz, kalem kağıt. Kuran ve hadisi, Kuran’ı yanlarına yaklaştırıyoruz, hadis kitaplarını yanlarına yaklaştırıyoruz. Bıraksınlar bu kan edebiyatını. Ne Evanjeliklere müsaade edeceğim, ne de bu kafadaki adamlara müsaade edeceğim, sıkıysa yapsınlar. Yapamazlar, evelAllah. Bu anlaşılmayacak gibi mi? Tehlikenin çapı, adam söylemiyor mu? Duymuyor musunuz? Açık açık söylüyor, doğrayacak diyor, doğrama edebiyatı yapıyor ve oradakiler de koro halinde bunu söylüyor.
Bak geçen günler televizyona çıkarttılar bir adam böyle iki kişinin koluna giriyor, iddia edilen Ergenekon Örgütü mensubu olması iddiasıyla yargılanıyor. “On bin kişiyi” diyor, “silahlandırdım” diyor, “sarıklı, cübbeli” diyor. Bunlar da kim? Bunları da, anlamadım yani, bu da ayrı bir hikaye yani. Allah-u alem atıyor tahminim de, doğru da olabilir bir kısmı, fakat Evanjelik planının içerisinde kimlerin de yer alacağını bu gösteriyor. Kardeşim, kandan, irinden ne bahsediyorsun? Sevgiden, kardeşlikten, barıştan bahsetsene, birlikten beraberlikten bahsetsene. Alevi de bizim canımız, Bektaşiler bizim canımız, dünya güzeli insanlar, dünya iyisi insan, niçin doğransınlar, değil mi?
“Selamün aleyküm çok değerli aslan Hocam. Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin Türkiye’ye dönmeme sebepleri olarak sayılanlar bana doyurucu gelmiyor. Aşırı derecede anlamsız görülüyor. İslam’ın anahtarı Türkiye’dir. Ne olursa olsun hemen Türkiye’ye dönmesi şart değil midir? Sizin bu konuda bir teşebbüsünüz oldu mu? “Hoca Efendi’yi getireceğim” demiştiniz, Allah razı olsun. Sait.”
Sait kardeşim, ben Fethullah Hoca’nın talebelerini arıyorum da bulamıyorum dışarıda. Geçenlerde ağabeylerden birisini, çok oluyor, aylar önce, bir istirham ettim, geldi. Yani, görevini söylemeyeyim de, anlaşılır. Çok sathi bir konuda birkaç biraz konuşabildik, ondan sonra gitti. Zaten göremiyorum, yani, nerde olduklarını bilmiyorum. Tanıyan varsa göstersin, konuşayım. Yani, şu adreste, şu ağabeyler, yahut bana yerlerini söylesinler, görüşelim yani. Evlerini söylesinler, yahut nerede? Bilemiyorum hakikaten göremiyorum ben. “Her yeri” diyorlar “Fethullahçılar doldurdu” diyorlar, “Fethullah Hocacılar”, nerede olduklarını görmüyorum ben. Duyan bilen varsa hakikaten bana söylesin, ben tanışayım. Çok nadir, çok mazlum, içine kapalı, sakin insanlar. Ama aydındırlar, sevecendirler, ama biraz çekingen mizaçlıdırlar. Yani, böyle onların dediği gibi böyle hani o tip maceralara girecek bir şeyleri yok, çok çekingen mizaçlıdırlar. Çabuk ağlarlar, duygusaldırlar böyle. Topluca hep beraber ağlıyorlar bir şey olduğunda yani. Ama benim gördüğüm, çok efendi, iyi insanlar yani. Fakat şu Faruk Beşer ekolü, Şaşar Beşer Faruk Beşer ekolü ne derece etki etti? Yani zihniyetlerini ne derece değiştirdi, Bediüzzaman’dan uzaklaştılar mı uzaklaşmadılar mı, bunu bilmiyorum. Bu çok, en karanlık noktası olayın burası. Çünkü bu adamı çıkarıyorlar Samanyolu Tv’de ve Mehtap Tv’de, gece gündüz Bediüzzaman’ı kabul etmediğini anlatıyor adam. Risale-i Nur Külliyatını kabul etmediğini anlatıyor. Yani bu ne demektir? Bu camia da kabul etmiyor anlamına gelmez mi bu durumda? Açıklığa da kavuşturmuyorlar bunu, ne olduğu da belli değil. Yani, eğer Bediüzzaman’a karşı öyle bir tavır koyma varsa, o zaman olayın rengi, şekli çok çok değişti demektir. Yani, bambaşka bir şey oldu demektir. Ama ben böyle bir şey olduğuna inanmıyorum. Yani, herhalde marjinal renk olarak onu orada konuşturuyorlar diye düşünüyorum ama onu dinleyen bir küçük çocuk düşünelim. Mesela bir Nur talebesinin evladı, 10 yaşında çocuk, Şaşar Beşer Faruk Beşer’i dinlediğinde, Abdülkadir Geylani’ye, İmam-ı Rabbani’ye, ehl-i sünnet eserlerine karşı bakış açısı nasıl olur? Bunu bir düşünmek lazım. Bediüzzaman’ı tamamen dışlıyor ki biz Fethullah Hocamız’ı Nur talebesi olarak seviyoruz, talebelerini de Nur talebesi olarak seviyoruz. Yani ismi, adı var, yani bir şekli var. Bediüzzaman gibi çilekeş, acı çeken, mazlum, değil mi? Hoş insanlar olarak biliyoruz. Ama şu an ben tam anlayamadım, Allah rızası için birisi çıksın da bir anlatsın, içimize bir rahatlık gelsin. Yani, ben temelde çok seviyorum tabii yani ben kıllarına dokundurtmam, yani anlatılan şeylerin tamamının bir iftira olduğuna inanıyorum. Fethullah Hocam’ı da alıp getirelim. Mesela geçenlerde konuşmuştuk ileri gelenlerle, dediler, “Hocam” dedi, “siz o zaman alın gelin” dedi, “talebelerinizle, arkadaşlarınızla gidin getirin” dedi. “Nasıl olur?” dedi, bana sordular. “Çok iyi olur” dedim, tam getirmek istiyorduk, tam şey yaparken, birden yeniden davayı Yargıtay bozdu, bir şey oldu yani. Dedim şimdi ben vesile olmayayım dedim, yani bu sefer yani ortalık karışır marışır bir şey olur, iftira atarlar Hocaya dedim, biraz erteleyelim dedim o zaman, gelmesin dedim. Yani “siz sahip çıkarsanız getirelim” dediler “yani, istiyorsanız”. Ondan sonra “gelsinler”, yani “sizin görüşünüz”, saygı duyuyorlar tabii sevgilerinden. Ama şimdi onların da tedirgin olduğunu görünce bu sefer ben de onları tedirgin etmek istemedim. Fakat gelmemesi için hiçbir neden yok.
Ama önce şu konu bir açıklığa kavuşturulsun. Bence bu bir sorun. Bu Şaşar Beşer Faruk Beşer’in ideolojisi, düşüncelerine bakış açıları ne kardeşlerimin? Ki velev, öyle bile olsa yine severim ben onları, söyleyeyim, velev ki öyle bile olsa. Yani, İttihad-ı İslam’a karşı olsalar bile yine severim. Yani, bende bir şey yok. Yani gün gelir vazgeçerler, vazgeçirtebilirim yani, ikna edebilirim yani, öyle bir sorun olmaz. Yahut bir şeyi vardır, sebep de olmuş olabilir yani, tahmin edemediğim bir şey olmuş, tabii makul değil de yine de hüsn-ü zanlı bakarım. Ama yani çok acayip senaryolar meydana geliyor, İşte geldiğinde Türkiye’de büyük karşılama töreni olacak. Buna gerek yok biz herkes olarak, kardeşlerimiz olarak, Müslüman olarak biz Hocamızı seviyoruz. Fethullah Gülen çok mazlum bir insan. Bu olabilecek bir şey, yani çok rahat olabilecek bir şey. Bir kere daha görüşmemiz gerekiyor. Yani, görüşeyim, aslında görüşlerini alayım ağabeylerden. Yani hiçbir neden yok. Ben onlar için cesaretlendiririm, inşaAllah. Alır getiririz Hocamızı. Dünya iyisi Fethullah Hocamız, bayağı hoş, iyi bir insan. Ama Allah rızası için bu konuyu bir açıklığa kavuştursunlar, yani bu nedir bu? Anlamadım ben bunu. Yani, bu Faruk Beşer olayı nedir? Ben bunu anlamadım. Yani, görüşleri, onun görüşü doğrultusunda mı oldu. Yani, biz farkına varmadan, yani bu böyle bir şey varsa mutlaka bilmemiz lazım, inşaAllah. Mesela ben şeffaf adamım, ben mesela ben neysem oyum, açık açık gösteriyorum, yani gizlim saklım yok, deli doluyum yani böyle bir şeyim yok.
OKTAR BABUNA:Çok üstün ahlakınızdan Hocam.
ADNAN OKTAR:Riskli bir politika da gütmüyorum, doğru olanı şakır şakır söylüyorum, İttihad-ı İslam olmadan kurtuluş olmaz diyorum. Allah söylüyor, ben de aynısını söylüyorum. Ben bir tek Allah’tan korkarım, işte şunun tepkisini alırız, bunun tepkisini beni hiç ilgilendirmez, benim öyle bir derdim yok. Ayrıca eleştirdiklerime karşı da benim bir öfkem de yok. Mesela Cübbeli’ye de acıyorum, garibim yani benim onunla ne alıp veremediğim olur. Hakikaten samimi olarak acıyorum yani. Ama kendi başını yakacak Allah esirgesin, Müslümanlığın da başını yakacak. Yani, tehlikeye doğru yürüyor, çocuk gibi, cahil, zarar verecek, onun için anlatıyorum. Yoksa ne zorum yani? Başını yakacak derken, yani kötü insanların, İslam düşmanlarının, Evanjeliklerin farkında olmadan ekmeğine yağ sürüyor. Kardeşim senin bu tipi, bu üslubu gördümü adam zaten biter yani. Yani Müslümanlarla mücadelesine gerek kalmaz ki, mesela onun programından üç beş tanesini seyrettirse adam, “ne diyorsun?” dese, bitti konu, o kadar. Yani ondan sonra, İslam’ın aleyhine bir faaliyet yapmasına gerek yok adamın. Evanjelikler şu konuşmayı bir dinleseler adamlar Amerika’yı ayağa kaldırırlar, bütün dünyayı ayağa kaldırırlar yani adamlar. Bak burada açıkça bunları söylüyor, biz nefsi müdaafa yapmak durumundayız, bunlar “Müslümanları da kesecek bunlar” der. Ve der ki: “Biz Müslümanları da kurtarmak için operasyon yapacağız o zaman” der, değil mi? “Gözü dönmüş bunların” diyecek yani. “Bütün Müslümanları doğramaya karar vermişler bunlar” diyecek, değil mi? “Ben sizi kurtarmak için geliyorum” diyecek Amerika o zaman.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz, anlatmıştınız Hocam, Saddam’ı da böyle çıkardılar, Müslümanlara da zulmettirdiler, sonra da onu gerekçe gösterip operasyon yaptılar.
ADNAN OKTAR:Tabii, Amerika ne dedi? “Ben Irak halkını kurtarmak için giriyorum buraya” dedi. “Afganistan halkını kurtarmak için geliyoruz biz buraya” diyor. “Buradaki cahil” diyor, veyahut işte neyse artık, “Taliban yönetiminin” diyor, “baskılarından kurtarmak için geliyoruz” diyor. Adamlara malzeme veriyorlar. Halbuki Afganistan’da bizim düşüncemiz hakim olmuş olsa, Afganistan’a Amerika yanından geçemez, yanından. Yani, böyle teğet geçemez. Irak’ta bizim düşüncemiz hakim olsa, Irak Londra’yı da geçerdi yani. Ve hiçbir şekilde işgal, hiçbir şey de olmazdı. Dünyanın en mükemmel İslam ülkesi olurdu, herkes bilir bunun böyle olacağını. Aksini söyleyen varsa çıksın. Yani, ultra modern, üniversiteleriyle, hastahaneleriyle, okullarıyla, yollarıyla, aydınlık delikanlılarıyla, aydın genç kızlarıyla, kaliteli yaşamıyla, ideal Müslümanlık anlayışıyla, hür düşüncesiyle, değil mi? Sanatta, bilimde, estetikte en ileri noktaya gitmesine, dünyanın bir numaralı ülkesi olurdu bizim anlattığımız zihniyet orada olsaydı. Ama bambaşka bir şeyi orada hakim etti Amerika önce. Önce orayı bir canavara benzetiyor Amerika, ondan sonra pençeliyor. Yani, önce yiyeceği şekle getiriyor, yani nasıl tam böyle midesine indirecek şekle getiriyor, ondan sonra da yiyor adam.
“Allah’ın selamı üzerinize olsun Hocam” diyor, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Bugün okuduğum bir haberle ilgili olarak görüşlerinizi merak ediyorum. Sibirya’da ortaya çıkan ve çevresinde 5000 civarında mürit toplayan, kendisini İsa Mesih (a.s.) olarak tanıtan kişi hakkında ne düşünüyorsunuz? Aysun.”
Kardeşim hep İsa’lık iddia eden de benim peşime geliyor, ne hikmetse? Ne kadar İsalık iddia eden varsa, “Hocam” diyorlar “sen Mehdi (a.s.)’sin, biz de İsa (a.s.)’yız” diyorlar, “haydi bakalım” diyorlar, “başlayalım”. Bu uyanık da böyle, Rusya’da da bize haber gönderdi, “ben işte çıktım, geldim, Hocamızın haberi olsun” gibisinden. Sibirya’da normalde çalışan bir işçi. Sarışın, klasik bir Rus yani, anası babası var, çoluğu çocuğu var, nasıl İsa olsun yani? Oradaki saftiriklere de ben şaşıyorum. Bu kadar saflık olur mu? Adam annesi babası var, doğmuş adam. Doğumunun, çocukluğunun resimleri var, ortaokulda okumuş, lisede okumuş, İsa (a.s.) olur mu? İsa (a.s.) aynı orijinal şekliyle 33 yaşında göğe alınmıştır. Aynı kıyafetleriyle, cebinde az parası, yanında aynası, tarağı, malzemeleriyle, o şekilde, aynı o şekliyle yeniden yer yüzüne indirildi. O orijinal kıyafetiyle. Bunlar yani saflık mı yapıyor diyeyim, cahillik mi yapıyor diyeyim, delilik mi yapıyor diyeyim yani? Ne yaptıklarını da anlayamadım yani. Ve onun etrafına toplananlar da biraz duygusal ve maceraperestler. Böyle ilginç, film seti gibi hazırlamışlar orayı. Böyle, o devre ait kıyafetler giyiyorlar falan, onu yaşıyorlar yani. Böyle bir, nostalji yaşıyorlar gördüğüm kadarıyla. Çok çocuksular, saftiriklikten kaynaklanıyor. Dolayısıyla, o anlamda bir önemleri yok. Geçenlerde yine birisi gelmiş, saçını maçını uzatmış “Hocam ben geldim” diye, iyi dedim hoş geldin. YaRabbim Allahım, Cübbeli’yle ayrı uğraş, bunlarla ayrı uğraş, çok zevkli, elhamdülillah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Dünyanın her tarafından mektuplar geliyor size Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne diyor kardeşimiz? “Hıristiyanlığın iktidasının tamamen İslamiyet’e dehalet şeklinde olabileceği gibi, içinde buldukları karışık, bulanık ve kaoslu ortamdan sıyrılıp, saflaşıp tekrar Hz. Mesih (a.s.) çizgisine gelmeleri şeklinde algılanabilir mi? Şükrü Yılmaz.”
Şükrü kardeş, İsa Mesih (a.s.), o dünya güzeli geldiğinde, Kuran, Tevrat, İncil’e bakıyor. Yani çok alenen belli Kuran’ın hak kitap olduğu. Tevrat ve İncil’in bozulduğu öyle ince ince düşünmeye gerek duyulmayacak derecede çok sarih ve açık. 10 yaşında çocuğa sor, baın deneyelim, Çocukları getirsinler, 10 yaşında, 4-5 tane çocuk getirsinler aileleri, soralım, “bu kitaplardan”, yani ama din hakkında hiçbir bilgisi olmayan ailelerin olması lazım “bunlardan hangisi hak kitap olabilir, doğru olabilir?” Hemen “Kuran” diyeceklerdir. Çocuk olsa anlar yani, karmaşık bir şey yok, İsa Mesih (a.s.) bakıp, Kuran’a tam tabi olan İsa (a.s.), “siz Hıristiyanlığa devam edin, ben Müslümanlığa devam edeceğim” der mi? “Siz bana inanıyorsunuz, değil mi?” diyecek, “ben Müslüman oldum”, diyecek. Bir Hıristiyan ne yapar o zaman? “Ben de Müslüman olayım” diyecek. Bu kadar açık, başka ne var? Ama İsa (a.s.)’yı sevmeye devam edecekler. Biz zaten aşkla seviyoruz, yani, o şaşacak bir şey yok ki. Ama, Peygamberimiz (s.a.v.)’e de aşık olacak, aşkla sevecekler, İsa (a.s.)’ya sevgilerini terk etmeyecekler. Çünkü onlara acı gelen bu. Yani zannediyorlar ki İsa (a.s.)’yı terk edecekler zannediyorlar, ona sevgi kalkacak zannediyorlar Muhammedi olduklarında. Yani ondan ayrılacaklarını zannediyorlar. Halbuki ona sıkı sıkıya sarılacaklar. Allah o acıyı çekmesinler diye, yanlış anlaşılma olmasın, yanlış anlaşılmadan kaynaklanan acı çekme olmasın diye, bedeniyle cismiyle özellikle gönderiyor ki gidip sarılsınlar, sevsinler, onlara sahip çıktığını görsünler İsa (a.s.)’nın. Dolayısıyla da Müslüman olduklarında İsa (a.s.)’dan yine ayrılmadıklarını iyice hissetsinler, amaç bu. Yani psikolojik gerilime düşmemeleri için gönderiliyor Hz. İsa (a.s.). Çünkü gerilime düşüyorlar, yani kötülük yaptıklarını zannediyorlar İsa (a.s.)’a. Niye kötülük yapasın sen? O da Allah aşığı, o da Allah aşığı, hepsi İslamiyet’i anlatıyor yani, değil mi? Mehdi (a.s.)’yle de birlikte olunca, Mehdi (a.s.) onlara sahip çıkacağı için gönülleri daha da rahat olacak. Mehdi (a.s.)’nin yardımcısı olacağı için, yani güzel, rahat ortam olacak inşaAllah.
Dergiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...