SUNUCU: Sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yayınımızı izleyebileceğiniz kanallarımız Aksu TV, Gaziantep Olay TV, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, harunyahya.tv. Soru ve görüşlerinizle ilgili ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresimizden bizlere ulaşabilirsiniz. Söz yine sizlerde Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Oktar Hocam, bu sefer söz kimde olsun?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Her zaman sizde Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam. Hakan kardeşimiz diyor ki; “Selamun aleyküm Hocam” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Size gönülden bir bağlılık duyuyorum. Sohbetlerinizden anlatılmaz bir haz duymaktayım. Sizden önce kimse Mehdiyet’ten söz etmezken, siz Mehdi (a.s.) dedikten sonra ortalık karıştı. Gerek medyada, gerek diğer Hocalar da sizin hakkınızda konuşma yaparken, sizin söylediklerinizin tam tersini söylüyorlar” İşte ona benzer bir şeyler söylemiş. “Ben yaklaşık 6 aydır sizi takip ettiğim için, olayın gidişatını gayet iyi takip edebiliyorum. Allah sizden razı olsun”
Evet genel bir bilgilendirme yapmış Hakan kardeş, anladığım kadarıyla bizlere sevgisi çok.
Asıl istediğimiz şey, Allah’a insanların hakikaten güvenmeleri. Kuran’a güvenmeleri, Allah’ın vaadine güvenmeleri. Ya olmazsa korkusu insanları hasta yapıyor. Kardeşim sen imanın gereğini yapmakla mükellefsin. Allah için hizmet etmekle mükellefsin, gerisini Allah’a bırakacaksın. Yani öyle ince ince, yok olmazsa, ya şu şöyle... O zaman Allah vermesin, adamı nereye kadar götürür o; (Haşa) ya Allah yoksa, ya Ahiret yoksa, ya Cennet yoksa. Cenab-ı Allah sana her yönden ispat ediyor zaten. Daha ne istiyorsun yani? Mehdi (a.s.)’nin bütün alametlerini çıkarmış. İslam ahlakının hakimiyetinin bütün alametlerini çıkartmış. Türkiye’de bu olaylar gözler önünde gelişiyor. Dünyada gözler önünde gelişiyor, değil mi? Allah her yönden yardım ediyor. Sen bunu anlamazlıktan gelirsen, hatta adamlar Ahirette canlanıyorlar, yeniden Allah hayat veriyor, orada bile yine anormallik yapmaya devam ediyorlar. Yine orada da Allah’ı inkar ediyorlar, Ahirette de. Yani eğer iş inada biner de, iman zaafiyetine girmeye kalkarsa insan, zaten sapıtmaya Ahirette de devam ediyor. Öyle olmaz. Allah’a tam anlamıyla güvenecekler, inşaAllah.
Bu şahs-ı maneviyi savunmalarının nedeni de, mesela kardeşimiz onu analiz etmiş, neden şahs-ı manevi? Mehdi (a.s.) şahıs olarak çıkarsa, Mehdi (a.s.)’ye bir şey olursa, bütün ümitlerinin yok olacağını düşünüyorlar. Yani ya ölürse veya herhangi bir şekilde ekarte edilirse, etkisiz hale gelirse veyahut o hiç ummadık bir kişilik gösterirse, yani bütün konu orada biter gibi düşünüyorlar. Kardeşim öyle bir şahıs ortaya çıkıp, ben Mehdi (a.s.)’yim demeyecekki sen onun derdine düşüyorsun. Yani senin hüsn-ü zan ettiğin adam, o hüsn-ü zan ettiğin kişinin Mehdi (a.s.) olması mecburiyeti yok ki. O senin kendi hüsn-ü zannın. Allah bu Mehdi (a.s.)’dir demiyor ki, değil mi? Ama sen Mehdi (a.s.)’yi beklemekle mükellefsin. Sonunda İslam ahlakı hakim olacak işte. Şahs-ı manevi de, ne dersen de İslam ahlakı hakim oluyor. Müslümanların başına bir lider geçecek, işte o insan Mehdi (a.s.)’dir. Kafanızı karıştıracağınız bir şey yok. Yani benim kanaatimce şöyle düşünüyorlar, şu bu veyahut herhangi kimse, o ilgili kişi, eğer ona Mehdi (a.s.)’dir derlerse, onu tutuklarlar veyahut işte öldürürler, bir şey olur. Veyahut şehit olur, böylece de bu konu biter diye düşünüyorlar. Senin iddia etmenle, zaten anormal bir tavır göstermiş oluyorsun. Bir insana sen Mehdi’sin diyemezsin ki sen zaten. Bir kişi de çıkıp ben Mehdi’yim demeyeceğine göre, böyle bir risk zaten yok, kökten yok. Yani öldürülmesi, hapsedilmesi veyahut ona benzer bir korku duyacağın bir sistem zaten yok, kökten yok. Sen şahıs olarak Mehdi (a.s.)’yi beklemekle mükellefsin. İsa (a.s.)’yı şahıs olarak beklemekle mükellefsin. Şahıs olarak İsa (a.s.)’yı beklemelerinin korkma nedeni de o, yani İsa (a.s.) bildikleri kişi, gelen kişiye ya bir şey yaparlarsa veyahut acze düşerse. Dolayısıyla bütün imani sisteminin sarsılacağını düşünüyor. Gelen kişi zaten öyle bir şey iddia etmeyecek. İsa (a.s.) kendisini başlangıçta bilmiyor. Kilit Mehdi (a.s.)’dir zaten. Kilit olan kişi zaten Mehdilik iddia etmiyor. Dolayısıyla orada tedirgin olunacak bir konu olmadığı belli, inşaAllah. Oktar Hocam, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bediüzzaman Hazretlerinin, deccaliyetin Müslümanlar arasındaki ayrılıklardan faydalanarak, Müslüman alemini esir alacağını söyleyen sözünü okumuştuk Hocam geçen gün. Ssiz demiştiniz ki, şerh ederek mutlaka açıklayalım demiştiniz. Şöyle diyor Hocam Said Nursi inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “Ahir zamanın Süfyan ve deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları,” Açıklayayım mı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Ahir zamanda Süfyan ve deccal gibi bölücek, nifak yapacak, zındıka başına geçecek şahısları, ama bu şahısları da dehşetli zarara sebep olan şahıslar olarak nitelendiriyor Üstad. “İslam’ın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek” Yani Müslümanların ve insanların hırslarından, onların ayrılığından istifade ederek, ayrılığını kullanarak, “az bir kuvvetle,” küçük bir grupla, az bir kuvvetle, “nev’-i beşeri herc ü merc eder” İnsanları, dünyayı perişan eder, herc ü merc eder, karıştırı. “Ve koca Alem-i İslamı esaret altına alır” Müslümanları esaret altına alır.
ADNAN OKTAR: Şu an oldu mu bu?
OKTAR BABUNA: Oldu Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Bu olduğuna göre, artık çözüm, çözüm olması gerekir değil mi? Cenab-ı Allah negatifi yaratınca pozitifi de yaratıyor değil mi? Geceyi yaratınca, gündüzü de yaratıyor. Mutlaka çift yaratıyor, karşıtı ile yaratıyor değil mi?
“Aziz sıddık kardeşlerim” diyor Bediüzzaman. Emirdağ Lahikası 245. Emirdağ Lahikası’nı gösterelim, kardeşlerimiz bilmiyor olabilirler. Evet, 245’inci sayfa. “Evvela nurun ehemmiyetli ve çok hayırlı bir şakirdi, çoklarının namına benden sordu ki, nurun halis ve ehemmiyetli bir kısım şakirdleri pek musırrane olarak Ahir zamanda gelen Al-i Beyt’in büyük bir mürşidi seni zannediyorlar” Yani seni Mehdi zannediyorlar diyor Bediüzzaman’a. “Ve o kadar çekindiğin halde onlar ısrar ediyorlar” Yani Mehdi olman konusunda ısrarlılar. “Sen de bu kadar musırrane onların fikirlerini kabul etmiyorsun, çekiniyorsun. Elbette onların elinde bir hakikat ve kat’i bir hüccet var (deliller var) ve sen de bir hikmet ve hakikata binaen onlara muvafakat etmiyorsun” Yani bir bildiğin var ki reddediyorsun. “Bu ise bir tezattır, herhalde hallini istiyoruz” Bu konuyu mutlaka açıkla diyorlar. “Ben de bu zatın temsil ettiği çok mesaillere cevaben derim ki:” Misallere, açıklamalara karşı derim ki: “O has Nurcuların ellerinde bir hakikat var” Yani bir delil var diyor. “Fakat iki cihette bir tabir ve te’vil lazım” Yani tabir ve tevil edilmezse olmaz, açıklanması lazım diyor. “Birincisi; Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi Ali-i Resulün temsil ettiği kudsi cemaatin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var” Bak, Mehdi Al-i Resül var, topluluğu temsil ediyor, temsilci olarak, mümessil olarak, lider olarak ve kudsi cemaati var ve o cemaatin şahs-ı manevisi var. İşte bu oluşan kudsi cemaatin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var. Üç tane vazifesi var diyor. “Eğer çabuk Kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa,” insanlar tamamen sapıtmazsa, “o vazifeleri onun cemiyeti” Yani Mehdi (a.s.)’nin cemiyeti, cemaati, “ve seyyidler cemaati yapacağını Rahmet-ı İlahi’den bekliyoruz ve onun üç büyük vazifesi olacak” Mehdi (a.s.)’nin üç büyük vazifesi olacak. Yani onun cemiyeti denince, Mehdi (a.s.) cemiyeti denince, Mehdi (a.s.)’yi onlar ayrı tutuyorlar. Yani şimdi hükümet deyince, Başbakan ayrı mı tutulur?
OKTAR BABUNA: Tutulmaz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yahut mesela başka bir yerde de mesela sınıfta da sınıf öğrencileri var bir de sınıfın başkanı var, ayrı tutulmuyor, birliktir. O topluluk söylendiği zaman, Mehdi (a.s.) ile birlikte söylenir. Cemaati varken, Mehdi (a.s.)’nin cemaati varsa, talebeleri nerede? Talebeleri de o işte, inşaAllah. Bunları birbirinden ayırmaya eğilim var. Bunun mümkün olmadığını Bediüzzaman söylüyor. Bak diyor ki: “Mehdi Al-i Resulün,” Peygamberimiz (s.a.v.)’in Al-i’nden olan Mehdi (a.s.)’nin, “temsil ettiği,” temsilci ne demek? O topluluk adına söz sahibi olan kişi. “Temsil ettiği kudsi cemaatin,” demek ki kudsi cemaati var ve toplamının bir şahs-ı manevisi var. Mehdi (a.s.), cemaati ve cemaatinin şahs-ı manevisi. “Üç vazifesi var. Eğer çabuk Kıyamet kopmazsa, beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını Rahmet-i İlahi’den bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak” Bak, onun, o şahsın. “Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla” Bak, ilk önce bu diyor, başka konuya geçmiyor Bediüzzaman. “Fen ve felsefe” Fen ne, neler bunlar? Biyoloji,
OKTAR BABUNA: Biyoloji, genetik, moleküler biyoloji, paleontoloji, karşılaştırmalı anatomi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, “ve felsefenin” Diyalektik felsefe, Marksist felsefe, biyoloji felsefesi Darwinizm. “Felsefenin tasallutuyla (müdahale etmesiyle) ve madiyyun ve tabiiyyun taunu (Darwinizm ve materyalizm) beşer içinde (dünya içinde, bütün dünyayı kaplayacak şekilde) intişar etmesiyle, her şeyden evvel,” Mehdi (a.s.)’nin ana konusu bu olacak diyor Bediüzzaman. Neymiş o? “Felsefeyi ve maddiyyun fikrini (Darwinizm ve materyalizm fikrini) tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır” Tam susturacak bir tarzda. Şimdi bak, kurtuldu demiyor Bediüzzaman, kurtaracak, yapacak diyor. Benim zamanımda bu oldu bitti demiyor. Bediüzzaman’ın Darwinizm’e karşı hiçbir faaliyeti olmamıştır. Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır Darwinizm ile mücadeleyi. Yani Darwinist, materyalist felsefenin yıkılışını Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır. Kısman açıklamaları olmuştur, izahları olmuştur, ama Darwin’in adını kelime olarak bile geçirmez Bediüzzaman. “Ve Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek” Bir de Müslümanları dalalete düşmekten, gericiliğe, yobazlığa düşmekten, Evanjeliklerin oyununa düşmekten, Darwinist, materyalist düşünce içerisinde yeni yeni ekoller oluşturmaktan korumak. Müslümanların inancını muhafaza etmek. “Bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tetkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden” “Hem dünya,” demek ki, dünya ile ilgili çalışması da var. “Hem her şeyi bırakmakla,” yani hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilmekle, “çok zaman tetkikat ve meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdi (a.s.)’nin o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez” Mehdi (a.s.)’nin o derece Darwinizm’i, materyalizmi yıkmak için, gidip labovatuar araştırması yapması, paleontoloji ile ilgili çalışma yapması, buna mümkün değil vakti olmaz diyor. “Çünkü Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı,” bak kendinden bahsetmiyor, ileride gelecek bir şahıstan bahsediyor. “Saltanatı onunile iştigale vakit bırakmıyor” Vakti olmaz diyor. “Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek” Yani bilim adamları bir cihette bu görevi görecekler. “O zat o taifenin (o bilim adamlarının) uzun tetkikatı ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, (onları bir araya getirecek ve onunla eserler hazırlayacak) onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” Yani Darwinizm’i, materyalizmi yıkma görevini tam yapmış olacak. “Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu (dayandırdığı kuvvet ve manevi ordusu) yalnız ihlas (samimi) ve sadakat,” ona karşı sadık, Allah’a sadık, dine sadık, “ve tesanüd,” birbirleri ile çok sıkı irtibat halinde olan, “sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir” Nur talebeleri değil, Mehdi (a.s.)’nin talebelerinden bahsediyor bak, “bir kısım şakirdlerdir. Ne kadar da az olsalar,” Çok az sayıdalar diyor Bediüzzaman. Bak, “ne kadar da az olsalar,” çok çok azlar. “Manen bir ordu kadar kıymetli ve kuvvetli sayılırlar” Nerede burada şahs-ı manevi?
OKTAR BABUNA: Yok Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Burada bir Mehdi (a.s.) var ve talebeleri var ve onunla ilgili bir çalışma var. Sayıları az, küçük sayıda bir topluluk. Bunların toplamından bir şahs-ı manevi oluyor mu? Tabii ki oluyor, olur tabii. Nasıl olmasın yani, değil mi? “İkinci vazifesi:” Bak, vazifem demiyor, ikinci vazifesi. “Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ünvanı ile,” bir kere halifelik ünvanı alıyor. Bak, “Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanı ile,” Bediüzzaman böyle bir unvan aldı mı?
OKTAR BABUNA: Almadı Hocam.
ADNAN OKTAR: Kimsenin haberi yok. Yani aldılar da gizlice, bir şey varsa, ayrı. Ama böyle bir şey yok. Hiçbir Nur talebesi de böyle bir şey demedi. Ağabeyler de, ne Zübeyir Ağabey, ne Hüsrev Ağabey, ne Sungur Ağabey, hiç kimseden biz böyle bir şey duymadık. Halife olduğunda, Müslümanların halifesi, Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanını aldığını duymadık, (s.a.v.). “Şeair-i İslamiye’yi ihya etmektir” İslam’ın hükümlerini ihya etmektir. “Alem-i İslam’ın vahdetini nokta-i istinad edip,” “Alem-i İslam’ın vahdetini,” birliğini, İttihad-ı İslam’ı. İttihad-ı İslam olmadı Bediüzzaman zamanında. Vahdet de olmadı. Bilakis Nur talebeleri daha da parçalandılar. Kendi aralarında da parçalara ayrıldılar Nur talebeleri. Bak, “Alem-i İslam’ın vahdetini nokta-i istinad edip,” oraya dayandırıp, İslam aleminin birliğine dayandırıp, “beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden, (anarşiden, terörden, savaştan, içkiden, kumardan, fahşadan,) ve Gadab-ı İlahi’den (göktaşı yağmuru, Kıyametten) kurtarmaktır” Mehdi (a.s.)’nin görevi diyor. Kıyamet’ten Müslümanları kurtarandır diyor. Bak, “Gadab-ı İlahi’den kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır” Bediüzzaman zamanında böyle bir ordu yoktu. Mehdi (a.s.) zamanında olacak diyor Bediüzzaman. “Üçüncü vazifesi:” Bak, hepsi bir şahısa ait vazifeler. Ayrı ayrı şahısların vazifelerinden bahsetmiyor, tek bir şahısa ait. “Üçüncü vazifesi: İnkilabat-ı zamaniye ile (zamanın inkilab etmesi, değişmesi ile) çok ahkam-ı Kuran’iyenin zedelenmesi ile (Kuran hükümlerine uyulmaması ile) ve Şeriat-ı Muhammediye’nin (a.s.m.) kanunları bir derece tatile uğramasıyla,” Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetlerine, Kuran’daki Allah’ın hükümlerine uyulmaması ile. “o zat,” bak, o zat. Şahs-ı manevi diyemeyecek kadar bilgisi eksik bir insan değil Bediüzzaman, değil mi?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani şahs-ı manevi diyebilecekken, o zat dedi diyorlar. Kardeşim ne mecburiyeti var? Direkt şahıs, o şahs-ı manevi der, olur biter. Ama zat diyor, o zat diyor, kişi. O zat yaşıyor, bak devam ediyor, görevine devam ediyor. Üçüncü zate demiyor, ikinci zat demiyor, bir tane zat var, sürekli o zattan bahsediyor. Şahs-ı manevi de demek istese, der. Yani onlardan korkacak hali yok. “O zat bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla” Bakın, ne kadar Müslğüman varsa manevi yardımları ile, destekleri ile. “Ve İttihad-ı İslam’ım muavenetiyle,” İttihad-ı İslam’ı daha yeni ağızlarına aldırtıyoruz, daha yeni söylüyorlar İttihad-ı İslam’ı, İttihad-ı İslam olmamıştı o zaman. Bediüzzaman’ın zamanında yoktu. Yeni başladı İttihad-ı İslam’ın girişimleri. Bak, Cübbeli ağzına almıyor İttihad-ı İslam’ı. Şaşar Beşer söylemiyor, Faruk Beşer. Osman Ünlü söylemiyor. Ama Allah’ın izni ile söyleteceğim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, evelAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, eninde sonunda söyleteceğim ve hayret edeceksiniz. Oraya doğru gidiyorlar. Şimdi Cübbeli şimdi hafiften kapı aralayacağım demeye falan başladı, kapıyı da aralayacağım, pencereyi de aralayacağım, duvarı da yıkacaksın, açacaksın ve söyleyeceksin. “İttihad-ı İslam istiyorum” diyeceksin. Dedirteceğim sana. İlimle, Kuran’la, samimiyetle, akılla, sevgiyle bunu söyleteceğiz. “İttihad-ı İslam’ın muavenetiyle (yardımıyla) ve bütün ulema ve evliyanın” Bütün tarikat şeyhlerinin, efendi hazretlerinin, büyük alimlerin. “Ve bilhassa Al-i Beyt’in neslinden her asır kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin (bütün Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan gelen seyyidlerin) iltahaklarıyla (hepsi iltihak edecek) o vazife-i uzmayı (o büyük vazifeyi) yapmaya (Mehdi (a.s.)) çalışır” diyor. Gayret eder, diyor. “şimdi hakikat-i hal böyle olduğu halde,” diyor Bediüzzaman. Olayın hakikati böyle olduğu halde, “en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak ve imanı, tahkiki bir surette umuma ders vermek” Yani tahkiki imanla ilgili imani kitaplar yazmak, onları tercüme ettirmek, dünya çapında dağıtmak, internet, radyo, televizyonlarla bütün dünyaya duyurmak, imani faaliyet yapmak. “Hatta avamın da imanını tahkiki yapmak” Bak şimdi çok başka, bambaşka bir şey oluyor burada. Demek ki, lise, üniversite, aydın kesime yöneliyor. Onlar için ağırlıklı bir faaliyet var. Yani aydın kesimin, kültürlü kesimin, okumuş kesimin etkileneceği şekilde faaliyeti var. Ama ne diyor Bediüzzaman? “Hatta avamın da imanını tahkiki yapmak” Yani avanım da imanını tahkiki yapacak diyor. Yani cahil insanların, halktan mesela bilgisi eksik insanların, az eğitim almış insanların, onların da imanını tahkiki yapacak diyor. “Yapmak vazifesi ise, manen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici manasının tam sarahatını ifade ettiği için, Nur Şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur'da gördüklerinden,” yani iman hakikatlerini anlatma konusunu Risale-ı Nur’da gördüklerinden, “ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecededir, diye” ki doğru, “diye, Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsini,” yani Risale-ı Nur topluluğunun şahs-ı manevisini, şimdi de halen iddia ediyorlar ya. Risale-ı Nur ‘un şahs-ı manevisidir Mehdi (a.s.). Şu andaki iddiaya cevap veriyor Bediüzzaman. Yani yıl 2010 değil mi? Şu an şahs-ı manevi Mehdi (a.s.)’dir diyorlar. Bak diyor ki Bediüzzaman: “İkinci ve üçüncü derecededir, diye Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsini haklı olarak bir nevi Mehdî telakki ediyorlar” diyor Bediüzzaman, bir nevi. Haklılar, öyle zannetmekte haklılar, ama bir nevi. Mehdi (a.s.)’nin kendisi değil, asıl Mehdi (a.s.) değil. Bir nevi demek ayrı, Büyük Mehdi (a.s.) ayrı. “Bir nevi Mehdî telakki ediyorlar. O şahs-ı manevînin de bir mümessili” Mümessili oluyormuş demek şahs-ı manevinin değil mi? Bak, “bir mümessili, Nur Şakirdlerinin tesanüdünden gelen,” birbirlerine yakınlıklarından gelen, “bir şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı manevîde bir nevi mümessili olan,” yani o Nur talebelerinin bir şahs-I manevisi var diyor, Onun bir mümessili, temsilcisi olan, “biçare tercümanını,” yani Said Nursi kendini diyor. “Beni zannettiklerinden bazan o ismi ona da veriyorlar” Bana da Mehdi (a.s.) diyorlar bazen diyor. “Gerçi bu, bir iltibas ve bir sehivdir,” bu bir yanlışlıktır ve hatadır diyor Bediüzzaman. Daha nasıl desin? “Sehiv, hatadır” diyor. “Fakat onlar onda mes’ul değiller” diyor. Yani hüsn-ü zan ile baktıkları için mes’ul değiller. “Çünkü ziyade hüsn-ü zan,” yani eskiden beri ziyade hüsn-ü zan, “eskiden beri cereyan ediyor ve itiraz edilmez” Yani “insanlar sevdiklerine Mehdi derler, bana da diyebilirler, buna itiraz etmeye gerek yok. Çok eskiden beri, yüzlerce yıldan beri bu devam ediyor. Sevdiklerine hep insanlar Mehdi demişlerdir. Bu ayıplanacak, kızılacak bir şey değildir, hüsn-ü zan edebilir” diyor. “Ve itiraz edilmez. Ben de o kardeşlerimin pek ziyade hüsn-ü zanlarını bir nevi dua ve bir temenni,” dua ve temenni, o şekilde olur. Bana inşaAllah Mehdi (a.s.) olun efendim diyebilir. Keşke Mehdi (a.s.) olsaydınız diyebilir, temenni edebilir. Bak, “temenni ve Nur Talebelerinin kemal-i itikadlarının bir tereşşuhu gördüğümden onlara çok ilişmezdim” Yani, “bana niye böyle hüsn-ü zan ediyorsunuz, diye müdahale etmezdim” diyor. Şimdi olayın kökeni bu, yani bundan dolayı bir sorun meydana gelmiş ve sebebini de açıklıyor Bediüzzaman. “Hatta eski evliyanın bir kısmı, keramet-ı gaybiyelerinden Risale-i Nur'u aynı o ahirzamanın hidayet edicisi olduğu, diye keşifleri bu tahkikat ile te'vili anlaşılır” Yani Risale-ı Nur Külliyatı’na da Mehdi demişlerdi. “Risale-i Nur'u aynı o ahirzamanın hidayet edicisi olduğu, diye keşifleri,” Risale-ı Nur Külliyatı’na bile Mehdi demişlerdir, diyor. “Bu tahkikat ile te'vili anlaşılır. Demek iki noktada bir iltibas var, te'vil lazımdır” Açıklama ve düzeltme gerekiyor, diyor. Birincisi diyor, Bediüzzaman ve devam ediyor. “Ahirdeki iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife değiller” Yani Darwinizm’i, materyalizmi yıkması, iman hakikatlerini anlatması, 40 yıldır Mehdi (a.s.)’nin bunu şey yapması, bu çok önemlidir, diyor Bediüzzaman. “Fakat hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ve İttihad-ı İslam ordularıyla” Bak bir kere halife oluyor, Müslümanların halifesi oluyor, hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) var, bir de İttihad-i İslam. Ordularıyla Müslümanlar birleşmiş, Birleşmiş bir NATO ordusu gibi, İslam orduları meydana gelmiş, “İslam ordularıyla zemin yüzünde saltanat-i İslamiye’yi sürmek” Yani büyük bir İslam Birliği’nin saltanatı oluşmuş. “Cihetindeki herkeste, hususan avamda, hususan ehl-i siyasette, hususan bu asrın efkarında o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor” Yani işte Mehter Takımı, Ceddin Deden çalıyor, tabii Peygamber (s.a.v.)’inin kılıncını kuşanmış, tabii çok heyecan verici bu. Mesela 30 milyon kişilik İslam Ordusu var, binlerce uçaktan oluşuyor, yüzbinlerce tanktan, toptan oluşuyor, dev bir ordu, dünyanın en büyük ordusu diyor Bediüzzaman. Hiçkimse yenemez, diyor. Ne Amerika, ne Rusya, hiçkimse tahayyül dahi edemez, diyor. Dünyanın en büyük ordusu oluşuyor. Mehdi (a.s.)’de Başkumandan oluyor, inşaAllah. “Hususan bu asrın efkarında o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor;” Öyle görebilirler. Ama yani zahiri açısından öyle gibi görünüyor, ama hakikat noktasında, yani gerçeği noktasında, aslında o Mehdi (a.s.)’nin 40 yıllık imani çalışması çok önemli. Çile çektiği dönem, o dönem. Hapise girdiği dönem, o dönem. Yani en zorluklarla karşılaştığı, iman hakikatlerini anlattığı dönem, o dönem. Halkın fark edemediği, cahil Hocaların karşı geldiği, sarıklı 70 bin yobazın ayaklandığı dönemde, o dönem, ona karşı mücadele verdikleri. Medine’deki cahil alim, yani İstanbul’daki cahil Hocanın ayaklandığı dönem de yine ona karşı mücadele verdiği dönem de yine bu dönemde. En zor dönemi Mehdi (a.s.)’nin. “Bunu önemsemezler” diyor Bediüzzaman, bu dönemi önemsemezler. “Halife olduğu, İslam ordularının başkumandanı olduğu dönemi önemserler” diyor. “Aslında ona dikkatlerini verir” diyor. “Bin derece geniş görünüyor” diyor. “Ve bu isim bir adama verildiği vakit bu iki vazife hatıra geliyor, siyaset manasını ihsas eder. Belki de hodfüruşluk manasını da hatıra getirir. Belki bir şan, şeref ve makamperestlik ve şöhret perestlik arzularını gösterir ve eskiden beri ve şimdi de çok safdil ve makamperest zatlar” yani böyle saf, bir de makam meraklısı zatlar, “Hz. Mehdi (a.s.) olacağım diye dava ederler” Alenen çıkar, Mehdi’yim diye söylerler” diyor, halen de şu an var. Aslında gösterelim de, yarın listesini çıkaralım, o kadar çok ucu bucağı yok, hakikaten alenen söylüyorlar. Hz. Mehdi (a.s.) olmak istiyorlar, söylüyor, direkt ben Mehdi (a.s.)’yim diyor, alenen. Hatta kızıyor, “beni nasıl anlamadınız siz daha hala” diyor. “Mehdi olacağım diye dava ederler, gerçi her asırda bir hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiştir” Zaten hep geldi Mehdi’ler diyor şu ana kadar müceddid ama bak hiç şahs-ı manevi gelmemiş Nur talebesi kardeşlerimizin dediği gibi, bir kısım Nur talebesi kardeşlerimizin dediği gibi, hep Hz. Mehdi (a.s.) şahıs olarak gelmiş. Onun talebeleri olmuş, Hz. Mehdi (a.s.) talebeleri ve şahs-ı manevisi olmuş. “Fakat her biri” diyor bak “üç vazifelerden birisini” ya imani konularda, iman hakikatleri diyanet konusunda veya siyaset konusunda, ya saltanat konusunda. “Bir konuda bir tanesini yapmış ve bir cihette yapmış” diyor, yani “bir yönüyle yapmıştır” diyor. “Ben de dahil, ben de Mehdi’yim” diyor Bediüzzaman o yönüyle, “bir nevi Mehdi sayılırım” diyor. “İman hakikatlerini anlattım, diyanet yönünde geldim fakat bir cihette yaptım” diyor. Abdülkadir Geylani de diyanet yönüyle geldi, bir cihette yaptı, İmam-ı Rabbani geldi, bir cihette yaptı, Mehdi Abbasi geldi, siyaset yönünde yaptı, bir cihette yaptı, diyor. Bak, “birisini bir cihetle yapması itibarıyla Ahir zamanın Büyük Mehdi (a.s.)’si unvanını alamamışlardır hiçbiri” diyor. “Hiçbirimiz alamadık” diyor. “Hem mahkemede Denizli ehl-i vukufu bazı şakirtlerin bu itikatlarına göre bana karşı demişler ki: ‘Eğer Mehdi’lik davası bütün şakirtleri kabul edecekler.’ Ben de onlara demiştim: Ben kendimi Seyyid bilemiyorum, bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki Ahir zaman’ın o büyük şahsı Al-i Beyt’ten olacaktır, Seyyid olacaktır. Gerçi manen ben” diyor Bediüzzaman “Hz. Ali (r.a.)’nin bir veledi manevisi hükmünde,” onun bir manevi evladıyım diyor, manen. “Ondan hakikat dersini de aldım” diyor, işte diğer eserlerinde. “ve Ali Muhammed (a.s.) bir manada hakiki Nur şakirtlerinin Şamil olmasından” yani Ali Muhammed (a.s.) Peygamberimiz (s.a.v.)’in Al-i, Nur şakirtlerine Şamil olmasından, yani onları destekleyen konumda olmasından, “ben de Al-i Beyt’ten sayılabilirim” Manen Al-i Beyt’denim, diyor. “Hem Haseni, hem Hüseyni Seyyid’im ben” diyor, manen. Ama ırk olarak değil, genetik olarak değil, silsile olarak değil, manen. Açıklıyor nasıl olduğunu. “Fakat bu zaman şahs-ı manevi zamanı olmasından ve nuru mesleğinde hiçbir cihette benlik ve şahsiyet ve şahsi makamları arzu etmek, şan, şeref kazanmak olmaz ve sırrı ihlasa tam muhalif olmasından Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükrediyorum ki beni kendime beğendirmemesinden ben öyle şahsi ve haddimden hadsiz derecede fazla makamata gözümü dikmem” Yani benim öyle bir Mehdilik iddiam olmaz, diyor. “Ve nurdaki ihlası bozmamak için, o uhrevi makama dahil, bana makamat verilse,” herhangi bir uhrevi makamat verilse bana, “bırakmaya kendimi mecbur biliyorum” dedim” Ve ehli vukuf sustu mahkemede” “Ben, Mehdilik iddia etmedim, o kişi seyyid olacak” diyor. Şimdi kardeşlerimiz de diyorlar ki; “Bediüzzaman korktu mahkemede, o yüzden bu ifadeyi verdi” Kardeşim delikanlının şahıdır Bediüzzaman. Sen ne konuşuyorsun? 30 yıl hapiste yatmıştır Bediüzzaman. Yani hiç umulmadık adamlara, gözünün içine baka baka ne olduğunu söylemiştir. İt kopuğa, sen itsin, demiştir. Çakal olana, sen çakalsın demiştir. Kimseden korkmaz o, bir tek Allah’tan korkar. Mahkeme de niye, hep mahkemeye çıkar; “ben seyyidim efendim”. der “Peygamber (s.a.v.)’in neslindenim ama Mehdi (a.s.) değilim” der. Zaten diyemez Mehdiyim (a.s.) diye, zaten diyemez. Ama diyor ki bak; “ben seyyid değilim” diyor. “Yok yalan söyledi” diyorlar, Allah Allah. Kardeşim, “manen seyyidim, tamam ama ırken, genetik olarak seyyid değilim” diyor. “Yani o anlamda hem Haseni, hem Hüseyiniyim” diyor. “Bütün Nur talebeleri de seyyiddir” diyor o anlamda. “Yani bir tek ben değil, bütün Nur talabeleri seyyidiz biz. Çünkü Hz. Ali (a.s.)’yi çok seviyoruz, Al-i Muhammed (a.s.m.) bize bakar aynı zamanda, o yüzden hepimiz seyyid sayılırız. Ama ırki anlamda, genetik olarak seyyid değiliz” diyor, inşaAllah. Şimdi işte Bediüzzaman’ın neden Mehdi (a.s.) zannedildiğini Bediüzzaman burada bu şekilde açıklıyor. Mehdi (a.s.)’nin Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanını alacağını, halife olacağını belirtiyor. Ve İttihat-ı İslam ordularıyla, değil mi? İslam aleminin başına geçeceğini söylüyor, başkumandan olacağını söylüyor. Bak, “hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müctehid, bütün mezhep imamlarının üzerindedir” diyor. “Hem hakim, adaletin tamamına hakim” diyor. Mahkum değil hakim, mahkum da olacaktır da, ama hakim olacaktır. “Hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak,” kutb-u azam olarak “bir zat-ı nuraniyi gönderecek, o da Ehl-i Beyti Nebevi’den olacaktır, seyyid olacaktır, gönderecek” diyor. “Baştan sona hepsini yalan söylüyor” diyorlar Bediüzzaman için. “Öyle bir şey yok, kendisidir Mehdi (a.s.), bize söyledi” diyorlar. Kardeşim niye çekinsin Bediüzzaman? Yani bir hakikat varsa yüzlerce sayfa neden Kuran ayetlerine ve hadislere dayandırarak yalan söylesi ki Bediüzzaman? Niçin böyle bir zorluk çeksin, değil mi? “Ben, Mehdi (a.s.) değilim” der o kadar, konu biter. Ama detay detay ordularının başkumandanı olacağını söylüyor, halife olacağını söylüyor Mehdi (a.s.)’nin, milyonlarca ordu onun emrinde olacak diyor. Dünyanın en büyük ordusu oluşacak, en büyük medeniyet oluşacak” diyor. Hz. İsa (a.s.) gökten inecek, Hıristiyanların hepsi müslüman olacak, Hz. İsa (a.s.) arkasında namaz kılacak Mehdi (a.s.)’nin, birleşip dünyaya İslam ahlakını hakim edecekler dünyaya, diyor. Bunların Bediüzzaman’da olmadığını görmüyor mu bu kardeşlerimiz?
OKTAR BABUNA:Çok açık inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Kardeşim haydi dedikleri gibi kabul etsek, farz edelim, faraza dediklerini düşünelim. Şahs-ı manevi, şahs-ı manevinin mümessilinden bahsediyor Bediüzzaman, bir mümessili olmayacak mı bu şahs-ı manevinin?
OKTAR BABUNA:Olacak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İşte o mümessilin adına Mehdi (a.s.) deniyor. İttihat-ı İslam ordularının başında olan kişinin ismi Mehdi (a.s.)’dir. Halife olan kişinin ismi Mehdi (a.s.)’dir. O devirde demokrasi tam anlamıyla oturacak, sevgi tam anlamıyla oturacak, devletler tam bağımsız oluyor; her devlet kendi içinde tam bağımsız olacaklar. Hepsi İttihat-ı İslam düşüncesi içerisinde birleşecekler, kardeşlik, sevgi, barış bütün dünyaya hakim olacak. Sanatta, bilimde, estetikte çağ atlanacak, böyle güzel bir devir göreceğiz. Bunu görecekler. Ve Bediüzzaman diyor ki; “Hicri 1506 gibi de” bak, “bunu 1400 ile 1500 arasında bitirecek Mehdi (a.s.)” diyor. 1500 arasında bitecek. 1506 gibi de deccaliyet hakim olacak ve artık onun karşısına bir Mehdi (a.s.) çıkmıyor, onun karşısına Kıyamet Mehdi (a.s.)’si çıkıyor. Kıyamet çıkıyor Mehdi olarak. Yerle bir ediyor, en büyük deccal Mehdi (a.s.) zamanındadır, ama Mehdi (a.s.)’den sonra bozulma, dünyadaki görülmemiş bir bozulmadır. O, o devirde herkes deccal oluyor. Yani Kıyametten önce tamamı deccal oluyor. Ve karşılarına bir tane Mehdi çıkıyor, tek bir Mehdi, bir kişilik, tek bir tane, Kıyamet. Yerle bir ediyor. Deccalle olmak nasılmış, küfür nasılmış, Allah’ı inkar nasılmış, kayaları böyle avuçlayacaklar, kayaları elleriyle böyle, değil mi? Allah diyor ayette, “Sen onları sarhoş zannedersin, onlar sarhoş değillerdir” diyor. Daha önce bülbül gibi ötüyordun, değil mi? “Küçük çocukların saçları bembeyaz olcak” diyor Allah. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Hamileler yüklerini düşürecek”
ADNAN OKTAR:“Sevgi ve saygılarımla. Kürt talebeniz olarak size iletiyorum” Hay maşaAllah canım ciğerim kardeşim benim. “Sayın Hocam, acaba İslam Birliği’nde Kürtlerin yeri nedir? Cevaplarsanız çok sevinirim. Saygılarımla Hocam. Kitaplarınızı okumaya devam edeceğim, en az 40 kitap okudum” diyor Kutbettin. Kürtler bizim Selahaddin Eyyubi’lerimizdir, Said Nursi’lerimizdir, Bediüzzaman’larımızdır, canımız ciğerlerimizdir, ruhlarımızdır, etimiz kemiğimizdir, ne olacaklar? Bu olacaklar işte. Baştacımızdır. Çok mübarek, muhterem insanlardır, inşaAllah. Benim için hepsi Türktür. Bütün İslam alemi, hepsi. Tek millettir inşaAllah. İslam tek millettir, Türklük de öyle. Türk demek zaten İslam demek, İslam demek Türk demektir, inşaAllah.
Ahu diyor ki; “Hocam Armagedon diye bir site kurar mısınız? Bütün bu konuları oradan anlatılsın” diyor. Tamam kuralım. Armagedon, sadece Armagedon isimli bir site kuralım. Bu akşam hazırlasınlar. O güzel Ahu’nun dediğini yerine getirelim inşaAllah. Bunlar hep uzun konular, hepsini tek tek izah etmemiz zor olur. Bizim internet sitelerimize girsinler, bu kardeşlerimiz. Biraz tembeller, benim anlatmamı istiyor bir kısım kardeşlerimiz, olmaz, olmaz. Harunyahya.net, Harunyahya.org, Harunyahya.com. bu sitelere girecekler derya, ucu bucağı yok.
OKTAR BABUNA:Ayrıca konularına göre yüzlerce başka siteleriniz var Hocam.
ADNAN OKTAR:Onbinlerce konu var, inşAllah. Onbinlerce anlatım var. İnşaAllah. Kısa bir ara verelim.
SUNUCU: Sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Evet, Oktar Hocam seni bugün fazla konuşturmadık.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, siz çok hikmetli ve güzel bir şekilde anlatıyorsunuz maşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Şimdi bu konuların netleşmesi, bütün dünya siyasetindeki olayların da netleşmesi anlamına geliyor. Yani insanlar istese de istemese de Allah istediği kanunu uyguluyor yeryüzünde. Mesela Hıristiyanların, özellikle Evanjeliklerin pek böyle kaale alınmayacak bir güç olduğuna insanlar inanıyorlar ama adamlar Müslümanları perişan ediyor. Koskoca Müslüman alemi, dehşet ve şaşkınlık içerisinde, büyük bir bölümü seyrediyor olayları ve çaresizler, değil mi? Demek ki bir olaylar oluyormuş, bir şeyler oluyormuş yani. Ve Allah elle tutulur dev olaylar meydana getiriyor, mesela Afganistan işgal ediliyor. Irak işgal ediliyor, milyonlarca Müslüman’ın kanı akıyor, yer yerinden oynuyor inşaAllah.
Barla Lahikası sayfa 162’de diyor ki Bediüzzaman: “İlerde gelecek acip, (şaşılan, hayret uyandıran, benzeri görülmeyen) şahsın (yani Mehdi (a.s.)’nin) bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dündarı, (yardımcı kuvveti) ve o Büyük Kumandanın pişdar bir neferi, onun (önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum” diyor. “Bu yalan, bunu yalan söyledi Bediüzzaman,” diyorlar. Kardeşim ne zoru yalan söylesin, bu kadar kapsamlı yalana gerek var mı?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah olmaz tabii Hocam, olmaz tabii.
ADNAN OKTAR:Değil mi ya? “Ben Mehdi (a.s.) değilim” der konu biter. Bu kadar yüzlerce yalan söylenir mi, niye yalan söylesin yani? Bak, “İlerde gelecek acip, (şaşılan, hayret uyandıran, benzeri görülmeyen) şahsın (yani Mehdi (a.s.)’nin) bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek (ona zemin hazıredecek) bir dündarı, (yardımcı kuvveti) ve o Büyük Kumandanın,” bak “Büyük Kumandan” diyor. Mehdi (a.s.) için, büyük kumandan. “Bütün İslam aleminin kumandanlığını yapacak” diyor. “O Büyük Kumandanın pişdar bir neferi, (onun önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum” diyor Bediüzzaman. Bu yalan değil, doğru söylüyor. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki,” diyor Bediüzzaman, Sikkey-i Tasdik-i Gaybi sayfa 9’da. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, (Mehdi (a.s.)), Risale-i Nur Külliyatı’nı bir programı olarak neşr ve tatbik edecek” Yani çıkacak televizyonlarda, radyolarda anlatacak, izah edecek, ispat edecek. Gizlenen noktaları açıklayacak, söylenen yalanları ifşa edecek. Konunun doğrusunu anlatacak, değil mi? Kimse de kaçamayacak inşaAllah. Bak, “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, (Mehdi (a.s.)), Risale-i Nur Külliyatı’nı bir programı olarak neşr ve tatbik edecek” uygulayacak.
Mesela bak, Kastamonu Lahikası sayfa 99, “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde” Radyonun, televizyonun, internetin yayıldığı, güçlendiği dönemde, “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri (gerçek sahipleri) yani” diyor, bak Bediüzzaman “yani” diyor “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri (talebeleri, müridleri) Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir” gelmiş demiyor, gelir. “O daireyi genişlettirir,” mevcut Risale-i Nur dairesini genişlettirir, “o tohumlar sümbüllenir” Nur talebeleri için de “tohum” diyor Bediüzzaman, tohum halindeler. “O tohumlar sümbüllenir (açar), bizlerde kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz” Ben o vakitte vefat etmiş olacağım, diyor Mehdi (a.s.) çıktığında. “Bunu yalan söylüyor Bediüzzaman, yalan söyledi” diyorlar. “Takiye yapmış, Müslümanları kandırdı. Böyle bir şey yok. Bilakis kendisi Mehdi (a.s.)’ydi ama kendisini gizlemek için böyle çok kapsamlı yalanlar söyledi” diyorlar. Gerek var mı böyle bir şeye, doğru mu bu?
OKTAR BABUNA:Tabii ki değil Hocam, inşaAllah, estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Ne ayıp, ne günah bu, ne kadar çirkin. Bir sayfa, iki sayfa, on sayfa değil, yani yüzlerce sayfa Müslümanları kandırdığına inanıyorlar, takiyye yaptığına. Ne mecburiyeti var, takiyye yapmaya? “Mehdi (a.s.) geldi” der, bu kadar. “Ben Mehdi (a.s.) değilim, ama geldi” der, ne anlarsan anla. Yani ne mecburiyeti var? Ben diyorum mesela, Mehdi (a.s.) geldi diyorum. Adamlar diyor ki, “Sen kendini ima ediyorsun” Sen öyle anla, beni ilgilendirmez ki, ne olur yani? Mahkemeye de gitsem, mahkemede de söylerim yani. Ben seyyidim yani ne var, ne olacak yani? Seyyiddim diye mahkum mu olacağım ben yani. “Mehdi (a.s.) misin?” diyorlar, değilim diyorum, bu kadar. “İddia edecek misin?” diyorlar. Vallahi, Billahi, Tallahi Allah’ın, Meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun, ömrüm boyunca, ölünceye kadar Mehdilik iddia etmeyeceğim ben, bu kadar. Niye yalan söyleyeyim bunun üzerine ben? Niye yüzlerce sayfa yalan söylemeye ihtiyacım olsun yani, değil mi? Olduğu gibi anlatıyorum. Mehdi (a.s.)’nin kaşını da anlatıyorum, gözünü de anlatıyorum, boyunu posunu, faaliyetlerini, hepsini anlatıyorum. Bediüzzaman’ın niçin böyle kapsamlı yalan söylemeye mecburiyeti olsun? Bak açıkça söylüyor, “Ta Ahir zamanda” diyor bak, “ta Ahir zamanda (kendisinden sonra) hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri, yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir” diyor. Ben de o vakitte ölü olacağım, vefat etmiş olacağım. “Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. Bunun anlaşılamayacak ne yönü var? Yani demagojiye ne gerek var? Oyun oynamaya ne gerek var yani? Baksana diyor, “Eğer siz tembel kalıp da onun yolunu yapmazsanız, tembellik etseniz, yüz sene sonra tamamen cemalini göreceksiniz” diyor 1910 yılında. Kaç yılındayız biz?
OKTAR BABUNA:2010.
ADNAN OKTAR: “Yüz sene sonra yüzünü göreceksiniz” diyor.
OKTAR BABUNA: “2010 yılında yüzünü göreceksiniz” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Diyor ki: “Her programında çeşitli Hocaları eleştiriyorsunuz, çeşitli kişileri eleştiriyorsunuz. Bu günah değil mi?” diyor, Nedim, Ümraniye’den. Ne diyorsun Oktar?
OKTAR BABUNA:Bediüzzaman’ın bir sözüyle cevap verelim mi Hocam? Hocam inşaAllah Bediüzzaman; imanı zayıf ve enesi kavi bazı Hocaların İslam ahlakının dünya hakimiyetinin gerçekleşeceğini mümkün görmediklerinden dolayı Mehdi (a.s.)’ye itiraz ettiklerinden bahsetmişir. Şöyle diyor siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “Kıyamet Alametleri’nden ve Ahir zaman vukuatlarından ve bazı amalin (amellerin) fazilet ve sevaplarından bahseden hadis-i şerifler güzelce anlaşılmadığından akıllarına güvenen, bir kısım ehli iman (ilim sahibi) onların bir kısmına zayif (zayıf) veya mevzu hadis demişler. İmanı zayıf ve enaniyeti kavi bir kısım da inkara kadar gitmişlerdir” diyor Üstad inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olarak Bediüzzaman’ın bu dediklerini anlatıp uyarıyoruz. Bak, adam hem inkar ediyor, değil mi? Hem de İttihat-ı İslam’ı da kabul etmiyor, Türk-İslam Birliği’ni kabul etmiyor ve Müslümanların hızını ve şevkini kırıyor, bizde burada seyredeceğiz, ses çıkartmayacağız. O zaman ne yapmış oluruz biz? Harama girmiş oluruz, günaha girmiş oluruz. Uyarmak emr-i bi’l ma’ruf ve neyh-i anil münker, farz. Nedim kardeş, Ümraniye’ye selam. İnşaAllah. Farzdır, emr-i bi’l ma’ruf ve neyh-i anil münker. Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde yobaz bazı cahil Hocalar, Mehdi (a.s.)’ye karşı kazan kaldıracaklar. Peygamber (s.a.v.) söylüyor. “Mehdi (a.s.)’ye karşı var güçleriyle mücadele edecekler” Uzun uzun Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerinde bu konular geçer. Hatta İstanbul’da alim olan bir kişi, yani cahil bir alim Mehdi (a.s.)’ye karşı huruç edecek. Ünlüdür bu konu, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu Hocam, dün de okutmuştunuz Peygambermiz (s.a.v.)’in hadisi. “Ümmetimden başı sarıklı yetmişbin alim kişi, deccale tabi olacaklar” Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde geçiyor, orijinallerinin fotoğrafları vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Göreyim. Cübbeli “yok” diyor. “Ben neyim?” diyor. İşte ne olduğunu ne bilelim? İşte bak gör orjinali burada. Burada da hadisin kendisi. Bu da diğer eser mi? Ama kimlere ait olduğunu söyle. Kitabın adı, evet.
OKTAR BABUNA:Kitabın adı “El Kütüb-ü Sitte ve Şuruha Müsned-i Ahmed bin Hanbel, Fihrist Bedrettin Çetin demiş.
ADNAN OKTAR:Bak, Ahmed Hanbel’in Müsned’inde. Müsned isimli eseri. Tamam, evet.
OKTAR BABUNA:Burada da zaten Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırma Merkezi Kütüphanesi’nin de mühürü var Hocam. Numarasıyla. 171087
ADNAN OKTAR:Evet. Buradan baksın Cübbeli Hazretleri. Evet şimdi hadisi oku.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah. “Ümmetimden başı sarıklı yetmişbin alim kişi, deccal’e tabi olacaklar”
ADNAN OKTAR:Yani Mehdi (a.s.)’ye karşı hüruç ediyorlar, Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele verecekler, 70 bin kişi. Başka bir rivayet daha vardı, onu da oku.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, onu da okuyorum. “Ümmetimden başları sarıklı 70 bin kişi deccale tabi olacaklar” Resulullah (s.a.v.) Ebu Bekr Abdulrezzak bin Hemmam, Abdurrezzak es sanani el-Musannef 11-393
ADNAN OKTAR:El-Musannef’te. El-Musannef’te, bu da ayrı yine. Bak, bu hadisin doğru olduğunu ispat eden iki ayrı delil. İnşaAlah. Burada da orjinalleri gösterdik. Orjinallerini bir daha göster.
OKTAR BABUNA:Tamam Hocam inşaAllah. Bu kapağı, El-Musannef Ebu Bekr Abdulrezzak bin Hemmam,
ADNAN OKTAR:Evet, El-Musannef. El-Musannef’in kapağı, evet. Numarasını da ver Cübbeli baksın.
OKTAR BABUNA:Numarası 8258-11 / 297.334. her ikisini de not edebilirler inşaAllah. Burada da altı çizilerek var Hocam, işaretli.
ADNAN OKTAR:Bir daha numarasını ver Cübbeli’nin aklında kalsın yine.
OKTAR BABUNA:8258-11 / 297.334.
ADNAN OKTAR:Evet buradan gitsin baksın. Hatta; “başları traşlı” diyor başka bir rivayette de. “Başları tıraşlı ve sarıklı, Mehdi (a.s.)’ye karşı hüruç edecekler” diyor hadiste Peygamberimiz (s.a.v.). “Deccal’e taraf olacaklar, Mehdi (a.s.)’e karşı mücadele verecekler” diyor evet.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. Bu Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Cübbeli bir de şeyi söylemişti, ilk çeyrekte çıkmadığına göre, çıkmayacaktır, diye. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, El Berzenci Hazetleri Cübbeli’nin bu iddasını reddediyor Hocam. Doğru olmadığını söylediği ifadesi var Hocam, onu okuyalım mı?
ADNAN OKTAR:Oku, ne diyor?
OKTAR BABUNA:Sizin zaten sitenizde var. Detaylı bilgi için, Harunyahya.org’a girerlerse Hocam oradan okuyabilirler. El Berzenci Hazretleri, Cübbeli’nin “Mehdi (a.s.) hicri 1400’de gelseydi, çıkar çıkmaz o yıl hemen teşhis edilip tanınmış olması gerekirdi” iddiasının yanlışlığını açıklamıştır. Cübbeli Ahmet Hoca hiçbir muteber delile ve sahih hadise dayanmadan; “ Hz. Mehdi (a.s.) Hicri 1400 itibariyle gelmiş olsaydı hemen tanınır, Hz. Mehdi (a.s.) olduğu herkesçe hemen bilinirdi” gibi bir mantık öne sürüyor. Oysa bu iddiası büyük Ehl-i Sünnet alimlerinin düşüncelerine tamamen ters düşmektedir. Büyük Ehl-i Sünnet alimi Medineli Allame Seyyid Muhammed b. Resul El-Hüseyni el-Berzenci Hazretleri; Hz. Mehdi (a.s.) zuhurundan sonraki tanınma vakti için şöyle bir açıklamada bulunmuştur: (Aşağıda yer alan kupür El-Berzenci Hazretleri’nin (Hicri 1040-1103), tercümesi Naim Erdoğan tarafından yapılmış El-işaatü Eşratıssaati (Kıyamet Alametleri) adlı eserinin genişetilmiş 10. Baskısının 301 nolu orjinal sayfasıdır.) “Yahut dört, beş hatta on yıl, yüzün ilk yıllarından sayılır. Buna göre; Mehdi (a.s.)’nin, yüzüncü yıldan, yedi, dokuz veya otuz sene evvel çıkması, onun yüzüncü yılın başında çıkacağını önleyemez. Bu müddetten sonraya kalsa, yine durum aynı olur” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, yani otuz seneyi de geçmiş olsa, kırk sene bile olmuş olsa, ki zaten Mehdi (a.s.)’nin faaliyet süresi kırk yıl. Tabii. Yani ilk Bediüzzaman’ın dediği o iman hakikatlerini anlattığı bölüm, kırk yıl, kırk yıl sürüyor. Ve bu dönemde Mehdi (a.s.) dahi kendisi kendisini bilmez” diyor Bediüzzaman, Cübbeli nereden bilecek? Bak “Kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. “Belki o eşhası Ahir zaman, imanın nuruyla belki tanınabilir” diyor. Cübbeli diyor ki; “ben tanımadığıma göre, kimse tanıyamaz”, senin tanıman önemli değil ki, sen tanıyamamış olabilirsin. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisi var Hocam okuyalım mı, okuyabilirmiyim inşaAllah? Peygamberimiz (s.a.v.) “İmam-ı Mehdi (a.s.) çıktığı zaman, hasseten (özellikle, yalnızca, hususi olarak) fukuha (fıkıh alimleri) ona Hz. Mehdi (a.s.)’ye düşman olacak. Onun (Hz. Mehdi (a.s.)’in) kılıncı kardeşleridir. Elinde kılınç olmasa idi,-yani kardeşleri olmasa idi- zamanın fukuhası (fıkıh alimleri) onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) katliyle fetva verirlerdi. Lakin Cenab-ı Hakk onu (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) keremiyle ve kılınç (kardeşleriyle) tathir (temizlemek, yıkayıp, pak etmek) edecek, onlar ona (Hz. Mehdi (a.s.)’ye) itimad edeceklerdir. Hükmüne inanmayanlar da kabule mecbur olup, aksini izmar (gizlemek, saklamak) edecekler. Ramuz-el Hadis. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. Maide suresi, “Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et” Neyse hak onu, doğruyu söyle. Sahtekarlık yapana, sahtekarlık yaptığınıda söyleyeceksin, doğru hareket edene doğru olanı söyleyeceksin, tebliğ et. “Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O’nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun” Mutlaka tebliğ et. “Allah seni insanlardan koruyacaktır” Mehdi (a.s.)’yi de Allah, insanlardan koruyacaktır. İnşaAllah. “Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez” Bak “Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez” “Gerçek şu ki, iman edenlerle Yahudiler, sabiiler ve Hıristiyanlardan Allah’a, ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar;” bak, “Yahudiler, sabiiler ve Hıristiyanlardan Allah’a,” La ilahe İllAllah “ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır” İşte bak bu dünya hakimiyeti. “Müslüman olacaklar” diyor Cenab-ı Allah, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım 71. ayet yine Maide Suresi. “Bir fitne olmayacak sandılar, körleşip sağırlaştılar” Yani odun gibi yaşıyorlar, anlamazdan geliyorlar, farketmiyor gibi yapıyorlar. İşte iş hayatın, güç hayatı, evlilik hayatı gibi şeylere kendilerini sokup, Allah’tan, Kuran’dan, İslam’dan uzak yaşıyorlar. Bak, “körleştiler sağırlaştılar, bir fitne olmayacak sandılar” diyor Allah. “Sonra Allah, tövbelerini kabul etti, (yine) onlardan çoğu körleştiler, sağırlaştılar. Allah yapmakta olduklarını görendir” “Andolsun,” diyor bak Cenab-ı Allah yemin ediyor, “Şüphesiz, Allah Meryem oğlu Mesih’tir, diyenler küfre düşmüştür” “Her kim bunu diyorsa, küfre düşmüştür” diyor Allah. Hıristiyalar da çıkıyorlar diyorlar ki; “Şüphesiz, Allah Meryem oğlu Mesihtir” Allah, “küfre düşmüştür” diyor. La ilaha İllaAllah diyecekler. “Oysa Mesih’in dediği (şudur:) Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz Cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenler için yardımcı yoktur” “Çünkü O, kendisine ortak koşana” yani mesela Hz. İsa (a.s.)’yı Allah gibi görene, “şüphesiz Cenneti haram kılmıştır,” Cennet’e giremezsiniz, diyor Allah, La ilahe illAllah demedikten sonra. “Onun barınma yeri ateştir. Zulmedenler için yardımcı yoktur” “Andolsun,” diyor Cenab-ı Allah yine yemin ediyor, “Allah üçün üçüncüsüdür diyenler küfre düşmüştür” Allah, İsa (as.), Ruh-ul Kudüs diyorlar ya, bak, “Allah üçün üçüncüsüdür” “Üç tane Allah vardır, bir tanesi de Allah’tır” diyorlarsa küfre düşmüştür, dinden çıkarlar diyor Allah, İslam dininden çıkarlar. “Oysa tek bir ilahtan başka ilah yoktur” Başka bir Allah yoktur. “Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse, onlardan inkar edenlere” bak, “onlardan inkar edenlere, mutlaka (acı) bir azap dokunacaktır” Bak Cenab-ı Allah diyor ki: “Yine de Allah’a tevbe edip bağışlanma istemeyecekler mi? Oysa Allah bağışlayandır, esirgeyendir” İşte İsa Mesih (a.s.) onlara bu ayetleri okuyacak. Bak ne diyecek? Diyecek ki: “Yine de Allah’a tevbe edip bağışlanma istemiyor musunuz? Oysa Allah bağışlayandır, esirgeyendir” diyecek inşaAllah. Kuran’la tebliğ yapacak Hz. İsa Mesih (a.s.). 75. ayet “Meryem oğlu Mesih, yalnızca bir elçidir. Ondan once de elçiler gelip geçti. Onun annesi dosdoğrudur, ikisi de yemek yerlerdi” Yemek yiyorlardı, doğal ihtiyaçları vardı diyor Allah. Kuran’ın nezaketidir bu, “ikisi de yemek yerlerdi” Onu sonra durduruyor Allah. Doğal ihtiyaçları vardı, acz içindeydi ikisi de diyor Allah. “Bir bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz? (Yine) bir bak, onlar ise nasıl da yüz çeviriyorlar?” Hala şirkte devam ediyorlar diyor Allah. “De ki: ‘Size yarara da, zarara da güç yetiremeyen Allah’tan başka şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, işitendir, bilendir.’” Sadece Allah’a tapacaksınız, diyor. İşte bunun vakti geldi, İsa Mesih (a.s.)’in geliş amacı budur. Kuran’ın bu ayetleri onların düzelmesini sağlayacak inşaAllah.
Efendim, evet. Kardeşlerimizin bazı yazıları var ama önce Kuran’dan bu konuları okuyalım, sonra onları okur cevaplandırırız. Vaktimiz var.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Rad Suresi 33. “Her nefsin bütün kazandıkları üzerinde gözetici olana mı (başkaldırılır?)” Bak, ”Her nefsin bütün kazandıkları üzerinde gözetici olana mı (başkaldırılır?)” Yani Allah’a mı başkaldırıyorsunuz diyor Allah. “Onlar Allah’a ortaklar koştular. De ki: ‘Bunları adlandırın (bakalım). Yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği bir şeyi O’na haber mi veriyorsunuz?”’ Yani fosillerden, evrimden, proteinin yapısından Allah’a kendinizce böyle yalanlarla bilgi mi veriyorsunuz diyor Allah. “Yoksa sözün zahirine (veya boş ve süslü olanına) mi (kanıyorsunuz)?” Yani böyle uydurma, yalan şeylerle mi hareket ediyorsunuz diyor Allah. Yani aslı astarı olmayan, gayri bilimsel izahlarla mı hareket ediyorsunuz? “Hayır, inkar edenlere kendi hileli-düzenleri süslü-çekici gösterilmiş” Darwinizm, materyalizm, çok bilimselmiş gibi, çok etkileyiciymiş gibi, onlara gösterilmiştir. “Ve onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır” Allah alıkoymuştur diyor. “Allah, kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. Dünya hayatında onlar için bir azap vardır, Ahiret azabı ise daha zorludur. Onları Allah’tan (kurtaracak) hiçbir koruyucu da yoktur” Bak diyor ki Allah “De ki: ‘Bunları adlandırın (bakalım)”’ Yani öyle, işte diyalektik felsefe, materyalist felsefe, yok Darwin, yok evrim, adlandırın diyor Allah, istediğiniz adları koyun diyor. “Yoksa siz yeryüzünde Allah’ın bilmeyeceği bir şeyi O’na haber mi veriyorsunuz?” Yani işte proteinler tesadüfen meydana geldi, yok işte Neandertal Adamı şöyleydi böyleydi falan, yani Allah’a (haşa) akıl mı veriyorsunuz? diyor Cenab-ı Allah. “Yoksa sözün zahirine (veya boş ve süslü olanına),” uydurma, böyle işte Dawkins’in, şunun bunun uydurma izahlarına mı kanıyorsunuz? “Hayır, inkar edenlere kendi hileli-düzenleri süslü-çekici gösterilmiş” İşte pi üç kare falan, eşittir protein falan, atıp tutmalar, onlara süslü göstermiştir diyor Allah. “Ve onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur” Darwin’i de, Marks’ı da, Mao’yu da o hallere getiren, o şekilde yaratan Allah’tır. Tabii biz asrımıza göre yorumluyoruz, Kuran o devirde Mekke müşriklerine inmiş, izahlar aynı zamanda ama her asra bakar Kuran. Her asra baktığı için biz bu asra bakan yönüyle anlatıyoruz. İnşaAllah.
Şimdi uzun bir konu anlatmış kardeşimiz, yani bunların hepsini siz internete girin, benim canım kardeşlerim. Bir kardeşimiz de, Mehdi (a.s.) konusunda, İsa (a.s.) konusunda, bak anlatıyorum işte, günlerden beri anlatıyorum. Tembellik etmesinler Harunyahya.net, Harunyahya.org, Harunyahya.com, bunlara girecekler. İnşaAllah. Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam sizin Allah’a olan sevginizi ve Allah sevginizden kaynaklanan coşkun insan sevginizi tam anlayamayanlar oluyor Hocam, bazen bazı kişiler. Sizin neden iltifat ettiğinizi, neden herkese böyle sevgi dolu yaklaştığnızı sorduğunda, onlara hep gerçek Müslüman’ın nasıl sevgi dolu olacağını anlatıyorsunuz Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde ve rivayetlerde de insanlara olan sevgisi çok detaylı anlatılıyor.
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v.)’in sevgisi.
OKTAR BABUNA:Peygamberimiz (s.a.v.)’in sevgisinde, evet. Şöyle söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Efendimiz (s.a.v.) elindeki meyvaları en küçük çocuklara verir, onları sever ve öperdi. Bir gün yine çocukları severken bedevi gelmiş, “siz çocukları böyle severmisiniz? Benim on torunum var, daha bir tanesini kucağıma alıp sevmedim” Demişti. Resul Ekrem (s.a.v.); “o halde Allah seni sefkat duygusundan mahrum etmiş” buyurdu. Kendileri deve üzerinde bir yerden gelirken çocukları görse onları devesine alır ve sevidirirdi. Çocukları sevdiği için rastladığı yerde selam verir, böylece hem onları sevindirir hem de eğitirdi. Kızı Zeynep’ten olma torunu Ümamü küçüktü, Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında bulunuyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) torununu bir şeyler ile oyalıyarak namaza durmuştu. Başını secdeye koyunca çocuk koşarak geldi ve sırtına bindi, Peygamberimiz (s.a.v.) namazının geri kalan kısmını torunuyla tamamladı”
ADNAN OKTAR:Sırtında. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Sevimli canlılar var Hocam gösterelim mi?
ADNAN OKTAR:Bakalım. Bu herifin göbüşünü ısırmak lazım, patileri matileri. Büyük bir keyifle yatıyor ama yatağı çok iyi. Bu da keyiften mest olmuş maşaAllah. Ah ah ah abisi yesin onun kulakları, burnu, patileri. Salaklık da elinden yüzünden akıyor böyle. Bakıştaki şekerliğe bak. Pençeleri mençeleri. Allah’ın “Cemal” isminin tecellilerindendir. Çok çok çok güzel maşaAllah. Bu da çok şeker. Hoppala poşu bağlamış başına, maşaAllah.
Bak İmam-ı Rabbani de inşaAllah Mektubat-ı Rabbani’sinde diyor ki, 452. sayfada: “Resulullah (s.a.v.)’ın bu alemden göçü üzerinden,” Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından itibaren, “bin küsür sene geçtikten sonra bir zaman gelir ki:” ki bin küsür, işte 1400 inşaAllah. “Gelir ki: Ondaki Hakikat-ı Muhammediye kendi makamında yükselir, Kabe’nin hakikati ile müttehid olur (birleşir). İşte o zaman Hakikat-ı Muhammediye namına Hakikat-ı Ahmediye ismi hasıl olur. Yüce Sultan Ehad Zat’ın dahi mazharı olur. Her iki isimde, bir müsemma (isim verilen) tahakkuk eder ki, önceki makam, Hakikat-ı Muhammediye’den yana boş kalır; ta İsa (a.s.)’nın nuzülüne kadar böyle gider. Bizim Peygamberimiz (s.a.v.)’e ona salat ve selam, o dahi gelir, (İsa (a.s.) gelir); şeriat-ı Muhammediye’yle amel eder. (Kuran’a tabi olur İsa (a.s.)) O zman dahi Hakikati İseviye kendi makamına yükselir, boş kalmış olan Hakikat-ı Muhammediye’de kara kılar”
Yine İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ının 455. sayfası. “Hz. İsa (a.s.)’nın nuzül ettiği, Hatem-ür resül Resullullah Efendimiz (s.a.v.)’in şeriatına tabi olduğu zaman,” Kuran’a tabi oluyor Hz. İsa (a.s.). “Kendi makamından yükselir, tabiyet yolu Hakikat-ı Muhammediye’ye ulaşır, Resullullah Efendimiz (s.a.v.)’in dinini kuvvetlendirir” Yani Hıristiyanlıkla Müslümanlık birleşiyor, büyük bir kitle, yani dünyada artık ezici bir kitle yani kahiri ekseriyet Müslüman oluyor. “Ulu’l Azm Peygamberlerden,” sonra tabii tamamı oluyor. “Ulu’l Azm Peygamberlerden birine aht zamanı uzadı mesela irtihali üzerinden (vefatı üzerinden) 1000 sene geçtiği zaman enbiya-i kiramdan veya rüsül-ü izamdan biri gönderilir ve o irtihal eden Peygamber’in şeriatını takviye eder ve kelimesini yüceltir” Yani, Peygamberimiz (s.a.v.)’den aradan 1000 yıl geçtikten sonra Ulu’l Azm Peygamber geliyor, diyor artık.
“Bilesin ki, Resullulah (s.a.v.) Efendimiz’in ümmeti arasında çıkanlar pek kamildirler. Yani Resullullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihali üzerinden 1000 sene geçtikten sonra” 3000 sene değil Osman Hoca. Canımız ciğerimiz Osman Hocamız, 3000 sene değil, bak 1000 sene. “Geçtikten sonra isterse az olsunlar,” bak sayılarıda az olacak diyor. Niye sayıları az? Çünkü İsa (a.s.) var, Mehdi (a.s.) var, İmam-ı Rabbani var o kadar, az sayıları. “İsterse az olsunlar onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki, şeriatın takviyesi pek tamam şekliyle hasıl olan,” tam şeriat takviye olacak. Yani İslam tam mükemmel hale gelecek, diyor. “Uygulanır hale gelecek. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in vefatından sonraki aradan; “aradan 1000 sene geçtikten sonra Mehdi (a.s.)’nin gelişide bunun içindir” Şimdi burada aradan bir sene geçtikten sonra diyor ya, burada bir daha tekrar etmediği için Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in vefatını, aradan 1000 sene, “ha kimin vefatı diyelim? İmam-ı Rabbani’nin vafatı diyelim” diyor. Oradan bir 1000 yıl daha kazanmış oluyor. Böylece 3000 yıla çıkartmış oluyor. Burada dürüst davransın Hoca ve diğer Hocalar da, kim diyorsa, dürüst ve samimi davranacaklar. Bak diyor ki; “Yani Resullullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihali üzerinden (vefatı üzerinden) 1000 sene geçtikten sonra” Bunu defalarca tekarlamasına gerek yok ki. İlk başta söyledikten sonra, ondan sonra diyor ki; “aradan 1000 sene geçtikten sonra,” hangi aradan? Zaten açıklamış burada; “Resullullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihali üzerinden (vefatı üzerinden) 1000 sene geçtikten sonra” değil mi? Buraya İmam-ı Rabbani’yi neden sıkıştırıyorsun, araya niye koyuyorsun? Niye doğru söylemiyorsun, değil mi? Bak; “aradan 1000 sene geçtikten sonra Mehdi (a.s.)’nin gelişi de bunun içindir” Demek ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in vefatından itibaren 1000 sene geçtikten sonra Mehdi (a.s.) zuhur edecek. Küsur diyor zaten, küsur, bin küsur sene, küsuratı ne? 1400.
OKTAR BABUNA:Bir de ikinci bin dediniz, siz okumuştunuz daha önce Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. “Aradan 1000 sene geçtikten sonra Mehdi (a.s.)’nin gelişi bunun içindir. Onun mübarek kuddümünü (gelişini) Hatem-ı Resul, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz müjdelemiştir” Mehdi (a.s.)’yi. Bak müjde veriyor, Peygamberimiz (s.a.v.) müjdeliyor. Diyorlar ki: “Sen niye müjdeliyorsun?” Peygamber (s.a.v.) müjdeliyor. İmam-ı Rabbani müjdeliyor, ben de müjdeliyorum. Ne yapmam gerekiyor, müjdelememem mi gerekiyor, değil mi? “İsa (a.s.) dahi aradan 1000 sene geçtikten sonra nuzül edecektir” Hangi aradandı?
OKTAR BABUNA:Peygamberimiz (s.a.v.)’in irtihalinden.
ADNAN OKTAR:İrtihalinden itibaren. Bak, sürekli oraya gönderme yapıyor. Hoca da uyanıklık yapıyor kendince; “hah, aradan dediğine göre bu da herhalde Mehdi (a.s.)’nin vefatından 1000 sene sonra veyahut İmam-ı Rabbani’nin vefatından sonra 1000 sene” Kardeşim başında söyledikten sonra 30 kere, yani bir insana 30 kere söylenmez ki bir şey, 1 kere söylenir. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından 1000 sene geçtikten,” dedikten sonra bitti. Ondan sonra ne diyor? “İsa (a.s.) dahi aradan 1000 sene geçtikten sonra nüzul edecektir” O da Mehdi (a.s)’yle beraber aynı sürede geliyor. Yani zaten beraber geleceklerini burada da söylüyor. “Onların pek kemalli olmaları,” onların diyor zaten. “Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki, şeriatın takviyesi pek tamam şekli hasıl olacak” Bak “Resullulah (s.a.v.) Efendimiz’in ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler” Arada çıkanlar. “Yani Resullulah (s.a.v.)’in irtihali üzerinden 1000 sene geçtikten sonra isterse az olsunlar,” az sayıda. İsa (a.s.), Mehdi (a.s.) ve İmam-ı Rabbani, başka da kimse yok. 1000 sene sonra gelenler bunlar. İnşaAllah.
Ama bütün bunlara rağmen anlamazlıktan geleceklerdir. Kardeşlerimizin, dinleyenlerin uyanıp aydınlanması çok önemli. Onların direnmesi önemli değil. Osman Ünlü direnebilir, Cübbeli de direnebilir, bazı Nur talebeleri de direnebilirler. Hiç önemli değil. Millet uyandıktan sonra, Müslüman kardeşlerimiz uyandıktan sonra, doğruyu bildikten sonra, o istediği kadar anlatsın. Onların yanlış bilgiyle insanları yanlış yönlendirmesini durdurmak çok önemlidir, biz bunu yaptık. Şimdi bak buradaki kurnazlıkları şuydu. İmam-ı Rabbani’nin Mektubatı’nı herkes inceleyemiyor, biraz dili ağır. Okumayacaklarına göre en iyisi adam ne yapıyor? Televizyonlara çıkıyor, yanlış bilgilendiriyor. İnsanlar da Mektubat’ı açıp bakamayacakları için, onun dediklerine inanıyorlar. Ve dediği o yanlış bilgi etrafa yayılıyor ve insanlar onu doğru kabul ediyorlar. Risale-i Nur’da da öyle oluyor. Risale-i Nur’un dili ağır olduğu için insanlar Risale-i Nur’u açıp okuyamıyorlar. Okuyamadığı için ustası anlatsın bunu, ona soralım, diyorlar. Ustasını çıkartıp diyorlar ki; “Mehdi (a.s.) gelecek mi? Gelecek” diyor. “Nasıl bir şey? Sahs-ı manevidir Mehdi (a.s.)” diyor. “Ha, ben de şahıs olarak gelecek zannediyordum” diyorlar. “Bediüzzaman böyle diyor” diyor. “Yok bana güveniyormusun? Güveniyorum” diyor. “Ben bunu 30 yıldan beri okuyorum Risale-i Nur’u. O zaman benim okumama gerek yok” diyor. İşte o zaman seni adam yanlış yönlendirir. Biz bunu engelliyoruz, bizim yaptığımız bu. Yani biz o adamları ikna ederiz demiyoruz zaten. Tamam artık gider o öyle. Allah-u alem gider. Çünkü enaniyet gurur da işin içine girmiş. Bak Bediüzzaman bunu bildiği için; “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri” diyor. Halbuki Nur talebeleri diyebilirdi mesela. Bizlere, bana da gerçek sahibi diyebilirdi. Ben de Nur talebesiyim, ama bana bak gerçek sahibi demiyor. “Mehdi (a.s.) gerçek sahibidir” diyor. “O çıkacak, böyle tak tak güzelce anlatacak size” diyor. “Ve ne kadar gizlediğiniz şey varsa, anlamazdan gelip fark etmediğiniz şey varsa, size ayan beyan alenen açıklayacak ve kaçıp göçeceğiniz hiçbir yer bulamayacaksınız” diyor, değil mi? Özetle bunu anlatıyor. Yani “Milleti yanlış yönlendirmeye müsaade etmeyecek Mehdi (a.s.)” diyor. Ne kadar güzel. Ben de onun talebesiyim, inşaAllah bana da yardımcı olur, inşaAllah.
Evet. 5 dakikamız var yine Kuran’dan bir ayet açalım. Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Nisa Suresi’ni açmışsın, değil mi? Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Erkek olsun, kadın olsun, inanmış biri olarak kim salih bir amelde bulunursa,” diyor Cenab-ı Allah. Kim samimi olarak bir eylemde bulunursa, ama samimi olacak diyor. “bulunursa, onlar Cennete girecek” Bak kesin Cennet diyor Allah samimi olurlarsa. “Cennete girecek ve onlar, bir ‘çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar’ bile haksızlığa uğramayacaklar” Diyorlar ya böyle, Cübbeli söylüyor ya, Allah işte sorguluyor, adam hadis söylüyor, (haşa) böyle kafa tutuyor adama, Allah’a (haşa), değil mi? Allah’a kafa tutuyor (haşa) böyle üslup olara. Avami bir tartışma var. Allah ona haksızlık yapıyor (haşa), değil mi? O da Allah’la böyle cedir cedir tartışıyor gibi üslup kullanıyor. Bak Allah diyor ki; “onlar, bir ‘çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar’ bile haksızlığa uğramayacaklar” Cübbeli ne diyor? “Haksızlığa uğrayacak” diyor. “Ve adam orada tartışarak orada Allah’ yenecek (haşa), Allah’ı yenecek ve böylece Cennet’e girecek” diyor. Böyle bir şey yok. Allah her şeyi biliyor. Zaten elinde O’nun bütün yapıp ettikleri elinde, kaset gibi bir şey var elinde onun. Hatta şaşırıyorlar, “bu nasıl bir şey ki hayatımızın bütün detayı bunun içinde var” diyorlar, hayret ediyorlar. O tarz bir tartışma, kafa tutma (haşa) kimin haddine?
“İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden,” bak, Allah’a teslim eden, bu çok önemlidir, Allah’a teslim olmak. “Ve hanif (tevhidi) olan İbrahim’in dinine uyan,” biz Hz. İbrahim (a.s.)’im dinine uyuyoruz, İslam dini. “İbrahim’in dinine uyandan daha güzel din’li kimdir?” Peygamberimiz (s.a.v.)’in dini de, getirdiği din de, Hz. İbrahim (a.s.)’in dinine uyan bir dindir. “Allah, İbrahim’i dost edinmiştir” “Göklerde ve yerde her ne varsa tümü Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatandır” İlmiyle, tecellisiyle her şeyi kuşatmıştır Allah. Allah’ın olmadığı hiçbir yer yoktur. Oktar Hocam senden bir şeyler dinleyelim.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu terörün temelinde Marksist, Darwinist ideolojilerin olduğunu anlatıyorsunuz Hocam hep. İnsanların pek çoğu bu gerçeği bilmiyorlar. Marks’ın ünlü bir sözü var Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “Ayaklanma savaş kadar ideal bir savaştır. Kendisine ‘saldır saldır yine saldır’ sözlerini düstur edindiğini anlatıyor Karl Marks. Lenin’se terörist sistem olarak uygulanmasını savunuyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi onu bir daha baştan anlat.
OKTAR BABUNA:Terörist sistemin temelinde Marksist ve Darwinist ideoloji olduğunu söylüyordunuz siz Hocam inşaAllah. Terörün temelinde.
ADNAN OKTAR:Terörün temelinde Darwinizm var, materyalizm var evet.
OKTAR BABUNA:Marks’ın ünlü bir sözü var. “Ayaklanma savaşa kadar ideal bir savaştır. Ve kendisine ‘saldır saldır yine saldır’ sözlerini düstur edindiğini anlatıyor Karl Marks.
ADNAN OKTAR:Bak, PKK Marksist bir örgüt. Ne diyor Marksist örgüte Karl Marks?
OKTAR BABUNA:“Saldır saldır ve yine saldır, ayaklanma savaşa kadar önemli bir savaştır” diyor.
ADNAN OKTAR: Ne diyor PKK? “Biz ayaklandık” diyor. “Savaşa kadar bir savaştır” diyor. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet. Siz “PKK, Leninist dedi” demiştiniz. Hatta kendisinin Lenin’in olduğunu söylüyor, 21. yüzyılın bölücü başı. Lenin de söyle diyor: “Propagandacılar her gurubu basit bomba formülleri ile donatmalılar. Onlara işin mahiyeti hakkında açıklamalar yapmalı ve gerisini ona bırakmalılar. Gruplar derhal askeri eğitimlerine, operasyonlara katılarak başlamalılar. Bazıları bir casusun öldürülme işini veya bir polis karakolunu basma görevini üstlenmeli, bir kısmı ise banka soymalı. Eğer kitleler kendiliğinden ayağa kalkmazsa, hiçbir şey başaramayız. Spekülatörlere karşı terör uygulamadığımız, hemen oracıkta kafalarına kurşun sıkmadığımız sürece hiçbir yere varamayız” diyor Lenin.
ADNAN OKTAR:PKK da bunun aynısını yapıyor işte. Bak “askere, polise kurşun sıkın” diyor Lenin. Bu Marksist, Leninist, Darwinist propagandaya karşı anti-Marksist, anti-Leninist, anti-Darwinist propaganda yapılmazsa, adamlar bu fikri, zehiri etrafa yaymaya devam eder, ediyorlar.
OKTAR BABUNA:Siz yeni bir site açılmasını söylemiştiniz Hocam. Pkkyacozum.com PKk’ya çözüm, burada çok detaylı bilgi var Hocam. Her gün buraya yeni bilgiler ekleniyor. İnsanlarımız buraya girerek PKK’ya çözümün nasıl olduğunu, Darwinizm’in, Materyalizm’in nasıl fikren yıkıldığını hem sizin konuşmalarınız, hem makaleler, hem kitaplarınız, hem eserleriniz Hocam, hem de her gün yeni eklenen bilgiler var. Buraya mutlaka girsinler. Tekrar söylüyorum www.pkkyacozum.com sitesi inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam peki vaktimiz de bitti. İnternetten devam ederiz. Harunyahya.Tv’den.
SUNUCU:Harunyahya.Tv internet sitemizden yayınlarımızı 24 saat izleyebilirsiniz. Ayrıca Hocamızın eserlerini Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerimizden ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Programımızın bu akşamlık sonuna geldik. Hocam iyi geceler.
Allah'ın İsimleri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...