SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Adnan Oktar ile gece sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Yayınımızı bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal Avrupa, Çay Tv, Adana Ceyhan Crt Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Art Uşak Tv, Çorum Kanal 19, Iğdır Tv, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kafkas Fm 95.5 Kars, Keyif Fm 92. 7 Nevşehir, Radyo Mega 88.5 Ordu, Yıldız Fm 87.7 Tekirdağ, Haberhilal.com, haberaktüel.com, selamhaber.com, 8sütun.com’dan canlı olarak yayınımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizle ilgili bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresimizden ulaşabilirsiniz. Söz sizlerde Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Hocam, hep sürekli olarak birlik ve beraberliği vurguluyorsunuz dünya çapında. Hem dinler arası hem de ülkemizde Hocam, inşaAllah. Kürt, çerkez, laz hepimiz biriz, aynı milletiz diyorsunuz ve bunu Cumhurbaşkanımız’dan istirham etmiştiniz Hocam söylemesini. Bir haber var bu yönde, maşaAllah. Siz söyledikten sonra Hocam. Şu şekilde; “Siz Kahramanmaraş Aksu Tv’de diyorsunuz ki; “bu tip şeyleri anlatırken kardeşlik bağının güçlendirileceği tedbirlerinin de alınması gerekir. Güneydoğu Anadolu’da yoğun bir komünist propaganda var. Bu propagandaya karşı devletin anti-komünist propaganda yapması, kardeşlik bağlarını güçlendirecek, demeçlerin güçlenmesi gerekiyor. Kürt, Laz, Çerkez hepimiz kardeşiz. Bu iyi vurgulansın. Cumhurbaşkanımız bu yönde açıklamalar yaparsa çok faydalı olur. Bu iyi vurgulansın bunun denemesi olmaz. Mesela belediyeye siz kendi güvenliğinizi kendiniz sağlayın, kendi ekonomik imkanlarınızı kendiniz sağlayın, kendi eğitimizi kendiniz sağlayın demek ne demektir? Siz ayrı bir devletsiniz demektir? Tabii ki Cumhurbaşkanımız bunu kastetmiyor ama adamların kastettiği bu” demiştiniz Hocam.
Bugünkü haberde ”Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Columbia Üniversitesinde konuştu. ‘Türk, Kürt ayrımı yok’ demiş Hocam. ‘Kürtler bizim kendi vatandaşlarımız bin yıldır beraberiz. Hepimiz Türkiye Cumhuriyetinin eşit vatandaşlarıyız’” demiş, maşaAllah. “Türk ve Kürt aynı milletin farklı parçası” yine Cumhurbaşkanına ait olarak Columbia Üniversitesinde yaptığı konuşmada Hocam. 2 yıl önce tarih 2008’de Hocam Al Hurra Tv’de diyorsunuz ki; “Benim çocukluğumda böyle bir şey hiç bilinmezdi. Biz böyle es gaza duyardık bir insanın kökeninin Kürt olduğunu ve bizi hiç ilgilendirmezdi. Bu sistem yine geçerli. Kürt de olsa, Laz da olsa şu da olsa bu da olsa Çerkez de olsa bunların hepsi bence Türküm dedikten sonra Türkçe konuştuktan sonra Türk vatandaşlarıdır. Birinci sınıf vatandaşdır. Birlik beraberlikte bereket vardır birlik olmakta” demiştiniz. Adana Crt Tv yayını 30 Eylül 2008’de. “Sağcı solcu Alevi, Kürt, Laz, Çerkez, Sünni hiç fark etmez. Hepimiz kardeşiz, hepimiz Allah’ın kuluyuz” demiştiniz, maşaAllah Hocam. Bu yönde de Cumhurbaşkanımızın açıklamaları olmuş Amerika’da Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet Hocam. Sizden yine ilim bekliyoruz, inşaAllah
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Kuran’dan hadisten ve sizden öğrendim bütün bildiklerimi Hocam, maşaAllah. Allah razı olsun.
“Madem senin yerin kavganın göbeğidir”, isimli bir yazı var Hocam. Burada köşe yazısı; Ahmet Hakan’ın. Son bölümünde şöyle bir şey söylüyor. Bu parti ve parti liderlerinin oğullarından bahsetmiş. İşte oğullarını eleştirmiş. En sonunda diyor ki; “Lider tapınmacılığının alıp başını gittiği, ilkeye değil lidere sadakatin geçer akçe olduğu, lidere itaatin temel ahlak kaidesi haline geldiği bir memlekette. Oğullar oğulluktan hiç çekilir mi abiler?” diye bitirmiş yazısını Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne demek o yani?
OKTAR BABUNA:Lidere sadakati eleştirmiş, lidere sadakati lidere itaati.
ADNAN OKTAR:Biraz şerh et açıkla.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Bu oğullarından bahsediyor Hocam. Ahmet Özal’dan bahsetmiş, Menderes’in oğlundan, Fatih Erbakan’dan, onları tek tek eleştiren sözler de yazmış burada. Mesela “Asılmış bir Başbakan’ın oğlu olmaktan kaynaklanan ilgiyi yine üzerinde topladı. Fatih Erbakan’la Numan Kurtulmuş’a demiş pek saygın olmayan şeyler söyleyerek, muhterem babacığının bir tanecik lider adayı konumunu pekiştiriverdi.” Onları bu şekilde eleştirdikten sonra da ülkedeki durumu lidere olan sadakati, vefayı ve itaati eleştirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyorsun sen bu duruma?
OKTAR BABUNA:Yanlış olduğunu düşünüyorum Hocam. Siz söylemiştiniz zaten Hocam inşaAllah. Kuran’a uygun değil. Çünkü siz demiştiniz yaşla ilgisi yok bunun Peygamberler de 120 yaşında Peygamber oluyor. 130 yaşında Peygamber oluyor onlara itaat ediliyor, vefa sadakat gösteriliyor, Peygamberliğini koruyor kaç yaşında olursa olsun, inşaAllah. Sayın Erbakan da hayatını Allah yoluna adamış bir Allah yolunda bir mücadele eden bir insan. Dolayısıyla sırf yaşlandığı için veya maddi durumunda herhangi bir değişiklik olduğu için sadakatsizlik edilmez, vefasızlık olmaz demiştiniz. Uygun olmaz demiştiniz.
ADNAN OKTAR:Bakın şimdi son zamanlarda olan şu. İttihad-ı İslam isteyen her Müslüman ve işte onun topluluğu ekarte edilmek isteniyor. İttihad-ı İslam’ı istemeyenleri de destekliyorlar. Görünen bu. Şimdi başka ne var Oktar Hocam anlatacağın?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Selahattin Önkibar’ın sizinle ilgili bir yazısında sizinle ilgili bir ifadeleri var Hocam. Müsaade ederseniz.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
OKTAR BABUNA:Şöyle diyor, MaşaAllah; ”Türk-İslam Birliği ve Adnan Hoca. Bir süre önce iki genç, araya birilerini sokarak benden bir randevu aldılar ve Ankara büromuzda görüştük. İyi giyimli, eğitimli ve donanımlı olan iki genç meğer Adnan Oktar Grubu’nun mensuplarıymış. Ben de o vesile ile hayatım boyunca hiç görmediğim ve konuşmadığım Adnan Oktar’la alakalı olarak sorular sorma imkanını buldum. Doğrusu ilginç şeyler işittim. Birincisi, Adnan Oktar’ın evrim bağlamındaki çalışmaları takdire değer. Oktar Grubu bu bağlamda bütün dünyaya imkanları ölçüsünde servis yapıyor, yani kitaplar gönderip enformasyonlar sunuyor. Sarkozy’den Çin’in liderlerine kadar yapılan bu çalışmalarda tahmini zor karşılıklar alınmış”, maşaAllah.”Bitmedi, Adnan Oktar Grubu, Türk-İslam Birliği bağlamında da son dönem müthiş bir çaba içinde ve iki dünyanın tam entegrasyonu için fikri altyapılarını hazırlıyor. Hayır Türkiye’de siyasete ve devlete sızma gibi bir proje ve düşünceleri de yok, üstelik Masonlara ateş püskürüyorlar ilginç, değil mi?” diye bitirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Selahattin Önkibar delikanlıdır. Delikanlı yazardır, merttir. Ben iyi olan, güzel yolda olan, doğru yolda olan herkese sevgi, saygı duyarım. Yani benim bir katılığım yok.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Bu Selahattin Önkibar da memleketin yetiştirdiği değerli evlatlardan bir tanesi, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Kemik İliği Bankasıyla ilgili bir haber var Hocam, Zamanda. “Kemik İliği Bankası'nın 5 yıllık hedefi 250 bin verici. 2003 yılından bu yana çalışmaları devam eden Ulusal Kemik İliği Bankası projesi, hayata geçirilmek üzere”. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Kan kampanyası, 3 ayda 160 bin veri toplanmıştı Hocam. “5 yıllık hedeflerinin 250 bin verici” olarak söylemişler.
ADNAN OKTAR:Şimdi ‘Zaman’ niye haber yaptı sence. O senin konuşmandan sonra yaptılar. Gündem meydana getirdiğin için onlar da gündeme uygun haber yapmışlar. Biraz açıkla detay ver o konularda.
OKTAR BABUNA:Bu 1999 yılında yapılan kan kampanyasında siz söylemiştiniz belirli odaklar iftiralar atmışlardı. Bu yönde soruşturmalar olmuştu. Siz bunun neden olamayacağını da açıkladınız Hocam. Yurtdışına gönderilen kan örneklerinin hiçbir şekilde genetik şifre gibi zaten bilimsel olarak da makul değil söyledikleri. Bir şey teşkil etmeyeceği zaten milyonlarca yurtdışında yaşayan Türk’ün kan verdiklerini sürekli olarak. Amerika’da, Avrupa’da dünyanın her ülkesinde Rusya’da bu şekilde kan verdiklerini zaten ellerinde kanların olduğunu. Ayrıca demiştiniz; “berbere giden kimselerin kestirdiği saçlar veya birinin bir yere elini değmiş olmasından bile DNA tespit edilebiliyor”. Dolayısıyla böyle bir konu zaten yok. Bunu demiştiniz; “kafa bulandırmak için iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün de çabalarıyla böyle bir iftira atmışlardı”. Ama dediniz; “yapılan soruşturmalarla kampanya devletimiz tarafından yapılan bu kampanya aklandı”. Onun belgelerini göstereyim mi Hocam, inşaAllah.
Burada takipsizlik kararları. 3 tane ayrı büyük savcılık soruşturması oldu. Burada İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na açılan soruşturmasında, bakın burada görüyorsunuz. Benim ismim var, Cevat Babuna, Prof. Dr. Faruk Erzengin, Mahmut Çarin, Mehmet Ufuk Taştan, Yahya Onat Akın, Sedat Altınışık takipsizlik kararı veriliyor. Yani soruşturma açmaya bile gerek görülmüyor savcılık tarafından ve takipsizlik...
ADNAN OKTAR:Diğerlerine açıldı mı böyle dava, diğer kişilere de öyle takipsizlik kararı vermedi mi?
OKTAR BABUNA:Evet. Verildi Hocam. Şimdi onları söylüyorum.
ADNAN OKTAR:Kim onlar?
OKTAR BABUNA:Burada yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın takipsizlik kararını görüyoruz. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve kampanyayı yürüten İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı’nın Başkanı olan Prof.Dr. Faruk Erzengin görüyorsunuz. Prof. Dr. Mahmut Çarin, Yalçın Seyhun, Özcan Çiftçi, Özden Çiftçi, Aykut Karakaş diye devam ediyor. Tamamen bütün vakıf mensupları takipsizlik kararı alıyorlar. Devam edelim.
ADNAN OKTAR: Sen bayağı bir adam saymıştın, onlar kimler?
OKTAR BABUNA:Şimdi onları da sayayım tekrar, inşaAllah. Ama örnek olarak veriyorum. Burada Türk Hava Yolları Genel Müdürü var. O dönemin Türk Hava Yolları Genel Müdürü Cem Kozlu. Onunla ilgili bir soruşturma açılıyor. Diğer Türk Hava Yolları Mensupları ve takipsizlik kararı veriliyor. Şimdi bu takipsizlik kararı verilenlerin isimlerini okuyacağım Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet Oktar Hocam. Seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz. Eşi Berna Berna Yılmaz, bunlarda hakkında soruşturma açıldı, takipsizlik verildi. Berna Yılmaz’ın yardımcısı ve basın danışmanı Hale Dicleli, İstanbul Valisi Erol Çakır, İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı ve İstanbul Tıp Fakültesi Vakfı Başkanı ki, gördük burada Faruk Erzengin, İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir, Sağlık Eski Bakanımız Sayın Mustafa Güven Karahan, Çanakkale İl Sağlık Müdürü Hanifi Kaplan, Çanakkale Valisi Ekrem Özsoy, New York Baş konsolosu Fuat Tanlay, Bursa İl Emniyet Müdürü Kemal Bayrak, Bursa Valisi Orhan Taşanlar, Türk Hava Yolları Genel Müdürlüğü Yöneticileri ve Cem Kozlu’yu gördük, Sayın Yusuf Bolayırlı, Halit Ürkmezgil, İstanbul İl Gençlik ve Spor Müdürü Vedat Bayram, ayrıca gazeteci ve yazarlar hakkında da soruşturma açılmış ve takipsizlik verilmişti, kampanyayla ilgili olarak. Ayşe Arman, Can Ataklı, Derya Sazak, Dr. Yaşar Bilgin, Duygu Asena, Ertuğrul Akçaylı, Fikret Bila, Güneri Civaoğlu, Hasan Cemal, Hasan Pulur, Hıncal Uluç, İsmet Berkan, Mehmet Ali Birand, Mehmet Yılmaz, Melih Aşık, Mine Kırıkkanat, Murat Birsel, Mümtaz Soysal, Necati Doğru, Nezih Demirkent, Serdar Turgut, Perihan Mağden, Şakir Süter, Taha Akyol, Server Tanilli, Yazgülü Aydoğan, Necmi Tanyolaç, Yavuz Dizdar ayrıca çeşitli hastane yönetimleri hakkında soruşturma açılmış ve takipsizlik verilmişti. Acıbadem Hastanesi Yönetimi, Amerikan Hastanesi Yönetimi, International Hospital Yönetimi, Kasımpaşa Deniz Hastanesi Yönetimi, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı, Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü. Ayrıca sanatçılar soruşturma açılıp takipsizlik alan; Beyazıt Öztürk, Hülya Koçyiğit, Mustafa Sandal, Nüket Duru, Sezen Aksu, Tarkan Tevetoğlu, Türkan Şoray, Yeşim Salkım, Zeki Alasya. Ayrıca Basın Savcılarımız var. Onların isimleri de okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Şimdi Oktar Hocam biz, mesela buraya dosyanın üzerine parmağımı koyduğumda buraya gerekli bilgi gelmiş oluyor mu?
OKTAR BABUNA:Evet. DNA testi yapılabiliyor özel adli tıpta.
ADNAN OKTAR: DNA adli tıpta. Yani kana gerek duymadan bu da oluyor, değil mi? Yani kanın bir özelliği yok, ağız salgısı olabiliyor, saçından herhangi bir parça olabiliyor, saç teli olabiliyor.
OKTAR BABUNA:Deriden bir parça olabiliyor.
ADNAN OKTAR: Amerika’da adamlar ehliyet alıyor kardeşlerimiz yahut Almanya’da ehliyet alıyorlar. Gidiyorlar emniyette parmak basıyorlar. Orada genetik bilgi verilmiş oluyor, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet. Siz daha iyi bilirsiniz. Hava alanına her giren parmağını basıyor. Yani bütün Amerika’ya giden Türk’ler hava alanında zaten basıyorlar parmaklarını.
ADNAN OKTAR: O zaman Türklerin genetik kodu tespit ediliyor diyebilir miyiz? Orada Amerika’lılar tespit ediyor diyebilir miyiz?
OKTAR BABUNA:Diyemeyiz tabii ki Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:O zaman kandan da olmaz o.
OKTAR BABUNA:Olmaz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Yani eğer kandan oluyorsa orada hayli hayli daha güzeli de olur yani.
OKTAR BABUNA:Bir de demiştiniz; “yurtdışında yaşayan milyonlarca vatandaşımız var”. Sadece Almanya’da yaşayan 2 milyonun üzerindeydi Hocam. Türk vatandaşı.
ADNAN OKTAR:Onların da parmak izi eliyle çıkıyor.
OKTAR BABUNA:Evet kan da veriyorlar.
ADNAN OKTAR:Kan da veriyorlar. Cahillikten kaynaklanan bir şey var. Kanın ayrı bir özelliği olduğunu zannediyorlar. Yani kanda ayrı bir şey var zannediyorlar. Hepsi aynıdır. Vücudundan ayrılan herhangi bir parça onda her türlü genetik bilgi olmuş oluyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Dolayısıyla kana, şuna buna ihtiyaç yoktur, inşaAllah. Evet Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Melih Aşık yazdığı bir yazıda Hocam. Allah’a ve mukaddesata densiz ifadelere yer vermiş. Bu daha önce Bekir Coşkun’un yazdığı yazıdan alarak Hocam.
ADNAN OKTAR:Kim?
OKTAR BABUNA:Melih Aşık.
ADNAN OKTAR:Kimdir bu adam.
OKTAR BABUNA:Milliyet gazetesi köşe yazarı.
ADNAN OKTAR:Milliyet.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Aydın Doğan Gazetesi, iyi normal. Yani normal derken oluyor bu gazetelerde zaten. Aydın Doğan’ın gazetelerinde bu tip üsluplara biz sık sık rastlıyoruz. Yani şaşılacak bir şey yok. Evet başka ne var.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, sizin dünya çapında makaleleriniz yayınlanıyor her tarafta Hocam. Dergilerde gösterelim mi onları?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Burada Hocamızın dünya çapında yayınlanan makalelerini görüyoruz. Endonezya mesela, Singapur, Amerika, Almanya, İngiltere, yine İngiltere, Amerika’dan yine dergilerde Hocamızın çıkan makaleleri, dünya çapında ve bazı örnekler bir kısım. Çok daha fazla var ama bu kadarına yer verebildik. Amerika’dan, Pakistan’dan, Guyana’da, Birleşik Arap Emirlikleri, Tayland, Hindistan, Tataristan, Kazakistan, Yemen, Yunanistan, Hollanda, Türkistan, Endonezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Japonya, İtalya, Güney Afrika, Rusya, Amerika, Avustralya, Kenya, Brezilya, Endonezya, Fas, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Olmayan ülke yok.
OKTAR BABUNA:Yok Hocam. Bunlar çok az bir kısmı zaten. Yani Sri Lanka, Bosna-Hersek, Umman, Kuveyt, Sibirya, Malezya, Polonya, İngiltere, İngiltere, Azerbaycan, maşaAllah Hocam. 73 dilde 200 ülkede okunuyor kitaplarınız. Bu da Hocam, yeni çıkan maşaAllah Azeri baskısı” Kuran Bilime Yol Gösterir”, “Kuran Elme Yol Gösterir” aksanıyla. Onların lehçesiyle Hocam, maşaAllah. Hocamızın yeni çıkan kitabı. 73 dilde 200 ülkede okunuyor Hocam kitaplarınız.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne kadar indirildi internetten.
OKTAR BABUNA:120 milyon yani bu 2010 sonuna kadar gidecek olan rakam. Bir önceki sene 100 milyona yakındı zaten inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Ve 5 milyonla başlamıştı Hocam 5-6 sene evvel. Şu an 120 milyona ulaştı, maşaAllah.
SUNUCU 1:MaşaAllah
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Bunlar sadece indirilenler. Bir de satılanlar var. Onlar da o civarda Hocam rakamlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu münafıkları kızdırıyor mudur?
OKTAR BABUNA:Herhalde delirtiyordur Hocam. Zaten deliler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Münafık kızdırmak çok zevklidir.
OKTAR BABUNA:Elhamdülillah Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani böyle döner üstüne efendim ayran falan böyle yani gibi diyeceğim onla kıyaslanmayacak derecede zevklidir. En hoşlandığım şeylerden birisi münafık kızdırmadır yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Müslümanların ittifakı çok kızdırır. Yani onun için müminler birbirlerine çok ittifak halinde olsunlar. Yani münafıkların özlemi odur; Müslümanların birbirine düşman düşmesi, birbirinden ayrılması, ittifak oldukça bu çok kızdıracaktır. Ona çok dikkat etmek lazım. Özellikle İttihad-ı İslam savunanlar, mesela Şeyh Nazım Hocamız ve onun değerli talebeleri, onlara yönelik tavırları oluyor. Bunlar da çok koruyucu ve çok dikkatli olmak lazım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Evet devam edelim Oktar Hocam
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “PKK ile mücadelede hükümeti, askeri seyretmek olmaz, biz büyük bir ilmi mücadele veriyoruz. Kardeşlerimizde bu konu da bize destek olsunlar” demiştiniz Hocam. Belki izleyenlerimizin aklına gelmiyor olabilir. Sizin bir siteniz var Hocam. İslamahizmet.com sitenin ismi. Göstereyim burada, inşaAllah. İslamahizmet.com buradan çok detaylı bilgiyle nasıl hizmet edeceklerini eğer bilmiyorlarsa eğer çok rahatlıkla öğrenebilirler. Yapılacak çok şey var. Herkes de yapabilir inşaAllah. Burada yapılabileceklerin listesi var. Yeterli bilgi veriliyor, doküman veriliyor, sitenizde ev hanımı, öğrenci, çalışan herkesin nasıl çalışmalar yapabileceğine dair yol ve yöntem gösteriliyor Hocam. Kardeşlerimiz bu siteyi detaylıca incelerlerse. Evde, okulda, kahvede, yolda, otobüste, parkta çok şey yapacaklarını görecekler inşaAllah. Sizinde dediğiniz gibi bu PKK ile mücadele de seyretmek olmaz, destek olsunlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam maşaAllah. Oktar sen güzel şeyler anlatıyorsun.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hocam sizin Allah’a olan sevginizi ve Allah sevginizden kaynaklanan coşkunun insani sevginizi tam olarak anlayamamış olan insanlar olabiliyor.Neden iltifat ettiğinizi neden böyle herkese sevgi dolu davrandığınızı. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde bunu çok net olarak görüyoruz Hocam. Siz hep gerçek Müslümanın nasıl sevgi dolu olacağını anlatıyorsunuz. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle diyor; “Efendimiz (s.a.v.) elindeki meyveleri en küçük çocuklara verir. Onları sever ve öperdi. Birgün yine çocukları severken, bir bedevi 'Siz çocukları böyle severmisiniz? Benim on torunum var, daha bir tanesini kucağıma alıp sevmedim' demişti. Resûl-İ Ekrem (s.a.v.); 'O halde Allah seni, şefkat duygusundan mahrum etmiş' buyurdu. Kendileri deve üzerinde bir yerden gelirken çocukları görürse, onları devesine alır ve sevindirirdi. Çocukları sevdiği için rastladığı yerde selâm verir, böylece hem onların sevindirir, hem de eğitirdi. Kızı Zeynep’ten olma torunu Ümame küçüktü. Peygamberimiz (s.a.v.) yanında bulunuyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) torununu bir şeyler ile oyalayıp namaza durmuştu. Başını secdeye koyunca çocuk koşarak geldi ve sırtına bindi. Peygamberimiz (s.a.v.) namazının geri kalan kısmını torunuyla tamamladı”, maşaAllah. Siz Hocam özellikle münafıkların dikkat çekmiştiniz. Kadın sevgisi olmadığını, kadınlardan nefret ettiklerini, çocuklara olan sevgisizliklerini söylemiştiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam devam et sen, çok şahane sendeki bilgiler.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Terörün temelinde marksist, darwinist ideoloji olduğunu anlatıyorsunuz. İnsanların pek çoğuda bu gerçeği bilmiyorlar hakikaten. Marks’ın ünlü bir sözü var. “Ayaklanma savaş kadar bir savaştır” diyor. Ve kendisine saldır saldır ve yine saldır sözlerinin üstelendiğini anlatıyor. Lenin de bakın terörün sistemli olarak uygulanmasını nasıl savunuyor. Diyor ki Lenin; “propagandacılar her grubu basit bomba formülleriyle donatmalılar. Onlara işin mahiyeti hakkında açıklamalar yapmalı ve gerisini onlara bırakmalılar. Gruplar derhal askeri eğitimlerine, operasyonlara katılarak başlamalılar. Bazıları bir casusun öldürülme işini veya bir polis karakoluna basma görevini üstlenmeli. Bir kısmı ise banka soymalı” diyor, Lenin. PKK aynısını yapıyor. Devam ediyor Lenin, “eğer kitleler kendiliğinden ayağa kalkmazsa hiçbir şey başaramayız. Spekülatörlere karşı terör uygulamadığımız hemen oracıkta kafalarına bir kurşun sıkmadığımız sürece hiçbir yere varamayız” diyor, Lenin. Hatta öyle ki “Lenin şiddete başvurmayalım” diyenlere de hayretle karşıladığını söylüyor. Bakın diyor ki Lenin; “bazı kimseler bizi zalimliğimiz sebebiyle ayıpladıkları zaman bu kişilerin en basit marksist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmeliyiz” diyor. Yani marksist olan herkesin şiddeti, terörü savunması gerektiğini söylüyor. Nitekimde siz demiştiniz Hocam. Bölücü başı da; “ben bu dönemin yani 20. Yüzyılın Lenin’niyim” diyor. Yani Lenin’in versiyonuyum” diyor. Darwinizm’i savunuyor, Marksizmi savunuyor, Lenin olduğunu, Leninist olduğunu söylüyor zaten. Ve sonuçta daişte 30 bin insanımızı şehit ettiler Hocam. Binlerce insanımızı.
ADNAN OKTAR: Evet başka neler var, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Hocam siz çok farklı cephelerden kan dökme isteği karşısında güçlü bir set oldunuz. Fikirlerinizle, anlattıklarınızla, inşaAllah. Evanjelikler bir yandan Mehdi (a.s.)’nin kan dökeceğini iddia edenler bir yandan, bir de komünistlerin kan dökme hevesine değinmiştiniz. Rus-Komünist devrimi sırasında Lenin’in propaganda gazetesinde çıkan bir yazıda komünistlerinde bu yönü çok net görülüyor. Okuyabilirim uygun görürseniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Lenin diyor ki; “Bize göre her şey mübah. Kan mı? Oluk oluk aksın! Çünkü yalnızca kan korsan burjuvazinin kara bayrağını devrimin bayrağı olan kızıl sancağa ebediyen boyayabilir. Çünkü yalnızca eski dünyanın ölümü bizi çakalların dönüşünden ebediyen kurtarabilir”. Protokolün naziradi ile yaptığı bir söyleşide söylüyor bunu. Dediğiniz gibi Hocam hem PKK komünistler bir yandan kan dökmeye hevesli, bir yandan da Mehdi (a.s.)’nin böyle oluk oluk kan akıtma hevesleri var. Bir yandan da evanjelikler var Hocam. Hepsine karşı maşaAllah aslan gibi mücadele veriyorsunuz ve önüne geçtiniz, engellediniz. MaşaAllah aslanlar gibi.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam yine bir şey anlat, sonra artık sözü alıyorum senden.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Estağfurullah sizden öğrendiklerimle inşaAllah Hocam. Siz çok detaylı anlatıyorsunuz ama hala anlamayanlar olabiliyor. Darwinist ideolojinin, terörün neden zemin hazırladığını. Milyonlarca insanı katleden kırımlı kardeşlerimizi, Türki kardeşlerimizi şehit eden bakın Stalin ne diyor? Stalin tam bir Darwinistti. Diyor ki Stalin; “Genç nesillere “üç şeyi öğretmeliyiz” diyor. “Dünyanın yaşını, jeolojik orijinini ve Darwin'in öğretilerini” yani Darwin’in öğretilerini öğretmeliyiz, gençlerin zihinlerini arındırmak için” diyor. Bunu aslında yani dinden uzaklaştırmak için bunu yapıyor ve 20 milyon insanı katlediyor. Komünist-Rusya da Stalin Hocam.
ADNAN OKTAR: Devam güzel anlat devam. Dinliyoruz, istifade ediyoruz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Biraz da siz daha iyi bilirsiniz Hocam yine sizin kitabınızdan komünist ihtilaller ve hareketler nedeniyle hayatını kaybeden insanların sayısıyla ilgili bilgi var Hocam. Sovyetler Birliğinde 20 milyon insan bakın katlediliyor. Çin’de 65 milyon insan Mao dönemi. Vietnam 1 milyon ölü, Kuzey Kore 2 milyon ölü, bütün komünist rejimler bunlar.
ADNAN OKTAR: Bunlar resmi tespitler, bir bu kadar da gayri resmi tespit var.
OKTAR BABUNA: Kamboçya 2 milyon, Doğu Avrupa 1 milyon ölü, Latin Amerika 150 bin ölü, Afrika 1,7 milyon ölü, Afganistan 1,5 milyon ölü, Uluslararası komünist hareket ve iktidarda olmayan komünist partiler 10 bin civarında ölü. Yani toplam ölü sayısı bakın bu sadece resmi verilerde Hocamın söylediği gibi gayri resmiler bir bu kadar daha var. Toplam ölü sayısı 100 milyona yaklaşmaktadır.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah Oktar Hocam bugün bayağı bir şevklisin.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam siz öyle bir şevk veriyorsunuz ki, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi son bir tane daha hak veriyorum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Daha önce hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’nin gece derslerinde dikkat çekildiğini söylemiştiniz. Bu konuyla ilgili bir hadis okuyacağım, inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “Yahya bin Nufal’den, hatta Musa bin Cafer (a.s.) ikindi namazından sonra ellerini kaldırır ve dua eder, ona kimin için dua ettiğini soruyorum. O şöyle der: Muhammed (s.a.v) ailesinden El-Mehdi için ve devam etti: Geniş karınlıdır. Bacakları çok enerjiktir, omuzları geniştir, Onun gecesi Allah’a boyun eğerek, secde ederek yıldızlara nöbet tutacaktır. Kendisini suçlayanların attığı suçlar, onu Allah’ın huzurunda etkilemeyecektir. O nur yayan bir kandildir, Allah'ın emri ile çıkacaktır”. Hz. Mehdi (a.s.)’nin gece yaptığı derslere Hocam dikkat çekiliyor, maşaAllah Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından.
ADNAN OKTAR: Devam Ahir zamana girdin madem devam et biraz bakayım anlat.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Hocam siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Bediüzzaman Hazretleri’nin Deccaliyetin Müslümanlar arasındaki ayrılıklardan faydalanarak Müslüman alemini esir alacağını söyleyen sözü daha öncede okumuştuk ama şerh ederek, Üstad şöyle buyuruyor; “Ahir zamanın Süfyan ve deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek. Eşhas-ı müdhişe-i muzırraları, dehşetli zararları”, yani Süfyan ve deccal gibi şahıslar, Ahir zaman ama dehşetli zarar veren şahısları nifakın başına geçecek. “İslam'ın ve beşerin hırs ve şikakından (ayrılığından) istifade ederek”, yani Müslümanların ve insanların hırslarından ve ayrılmasından, bölünmesinden istifade ederek, “az bir kuvvetle nev-i beşeri herc ü merc eder”, dünyayı alt üst eder. “Ve koca Alem-i İslamı esaret altına alır." Siz bunu açıklamıştınız Hocam. Deccal’in ve Süfyan’ın bu şekilde insanların, Müslümanların bölünmesinden faydalanarak dünyayı ele geçirdikleri böyle. Bunun karşısında da anti-deccal’e, Mehdi (a.s.) vardır demiştiniz karşılığında. Onunla birliği, beraberliği, Türk-İslam Birliği’ni ve dünyayı birleştireceğini.
ADNAN OKTAR: Sen bunu şerh ederek açıkla ben bu konuyu iyice sana genişleteceğim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.“Ahir zamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları”, yani Ahir zamanda Süfyan ve Deccal isimli şahısları, Ahir zamanın bunlar insanların bölünmesini yani nifakını ve küfrün başına geçecek,
ADNAN OKTAR: Şimdi o zaman şöyle yapalım. Bölüm bölüm yapalım. Deccal ve Süfyan neden istifade ediyor bir kere. Deccal ve Süfyan ikisinin istifade ettiği şey bir kere Darwinizmdir. Yani kökenden %99’u bunun üstüne bina edilmiştir. Deccal ve Süfyan’ı ateist masonlar korumuştur ve kollamıştır. Yani örgütlenme açısından yani legal örgütlenme açısından masonluktur. “Ve bir kısım ateist kadın dernekleri” diyor, Bediüzzaman. O devirde kurulmuş ateist yani dine karşı saldırmak için kurulmuş bir kısım kadınların kurduğu bazı dernekler. Ama bunun etkisi küçüktür. Ama asıl masonlardır. Şimdi Darwinizm ile dinsiz bir kitle meydana getirdiler yani dine, İslam’a, Kuran’a uzak kitle getirdiler. O arada yobazlığı körüklediler. Gericiliği körüklediler. Yani Kuran’a dayalı, hadise dayalı, sünnete dayalı, asrı saadet Müslümanlığının yerine hurafe Müslümanlığı getirmeye kalktılar. Ve o bağnaz, gerici, gericiliğin de ötesinde böyle yırtıcı, cahil ve akılsız felsefe Osmanlı’nın içerisinde kök salmaya başladı birçok yerde. Masonluk da bunu kullandı ve bunun sonucunda koskoca Osmanlı İmparatorluğunu yerle bir ettiler. Müslümanları birbirine düşürdüler. İttihad’ı İslam inancını ortadan kaldırdılar. İttihad’ı İslam yerine unsuriyet fikrini geliştirdiler. Yani parçalanma, bölünmeye teşvik ettiler. Bölündüler bölündüler bölündüler bir türlü rahatlamadılar. Müslümanlar da kendi içerisinde bölündü, bir türlü rahatlamadılar. Bölünenler kendi içlerinde bölündüler. Bir daha bölündüler, bir daha bölündüler. Masonluk bunları sadece uzaktan hafif organize etti. Masonluk yani ateist masonluk şeytani bir örgütlenmedir. Aynı şeytanın karakterini taşır. Şeytan ne diyor? “Ben sadece çağırdım ve sizde geldiniz. Ben bir şey yapmadım” diyor. Masonluk da yani sadece hafif yönlendirmeler yapar. Mesela; Baron’u kullanır farz edelim. Onunla hafif yönlendirme. Mesela bölücülüğü, bölünmeyi hafifçe böyle ağır ağır, ağır derken halka bölücükle ilgili böyle olabildiğiyle ilgili bir şey sunar. Zayıf olan orada tak ona düşer. Mesela o sapıklığı o hafiften bir adam ortaya atıyor. Karaktersiz olan, aklı zayıf olan, şeytanın damına düşmüş olan, tak onun eline düşmüş oluyor. Yani masonluk öyle kaba güç kullanmaz böyle şeylerde. Sadece yönlendirir. Ama biz o masonların yerine dindar masonları devreye sokacağız, inşaAllah. ‘La ilahe illallah Muhammeden resulullah’ diyen masonları devreye sokacağız. Hz. Süleyman (a.s.) gibi inşaAllah, inşaAllah. Ve Resulullah (s.a.v.)’ın yöntemleriyle de o bütün putları yerle bir edeceğiz, inşaAllah. Şimdi olayın kökeninde bu vardır. Yani taassubu masonlar körüklemişlerdir. Müslümanları gerçek Müslümanlıktan uzaklaştırmışlardır. Müslümanların kendi içinde bölünmelerini teşvik etmişlerdir ve kısa sürede netice almışlardır. Müslümanlar kendi aralarında biliyorsun birçok parçalara bölündüler ve savaştılar. Yani masonların onlarla mücadele etmesine gerek kalmıyor. Mason sadece yönlendirdiğinde mesela çok kanlı bir alevi, sünni savaşı çıkarabiliyorlar. Çok kanlı bir şii, sünni, caferi veyahut vahabi savaşı çıkarabiliyorlar. Vahabi, sünni savaşı çıkarabiliyorlar ve adamları da bu konuda çok rahat ikna etmişler. Şimdi de bunları ikna edebilecek adamları yine var. Yani yine bu savaşı yaptırabilecek adamları var. Bu adamları yani elde ederken öyle fazla bir para harcamaları, fazla bir emek harcamalarına da gerek kalmıyor. Hafif sırtını sıvazlamaları yani bir kaç defa onu, böyle hani “seni şöhret yaparız, işte sana biraz para veririz, sana imkan veririz” demeleri onlara yetiyor. Fazla bir şeye ihtiyaç kalmıyor. Pahalıya mal olmaz böyle şeyler, bu tiplerde. Onun için Müslümanların yapacağı şey, birbirlerini çok güçlü şekilde koruyup, kollamaları. Bir kere mezhep ayrılıklarından, bu düşmanlığın yerini kardeşlik, sevgi ve barış ruhuyla doldurmaları. Ve hatta Hıristiyanlara ve Musevilere de şefkatle bakmaları, onları da koruyup, kollamaları. Allah’a inananları, ‘La ilahe illallah’ diyenleri dünyanın neresinde olursa olsun korumaları. Çünkü bakın % 95’tir dinsizlik ve ateist düşünce çok yaygındır. Deccaliyet insanları ezip geçti. Darwinizme karşı olan, ‘La ilahe illallah’ diyen insanları mutlaka bir arada tutmak lazım ve birbirlerine müttefik olduklarını hissettirmek gerekiyor. Bunları da birbirine kırdırdığında masonluk, zaten yapacak bir şey kalmamış oluyor. “La ilahe illallah” diyene, Muhammeden Resulullah” dedirtmek çok kolaydır. Bütün mesele La ilahe illallah dedirtmekte, inşaAllah. Onu dedikten sonra o da olur yani, inşaAllah. Ahir zamanda bunlar olacaktır, inşaAllah. Şimdi seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bediüzzaman; “imanı zayıf ve enesi kavi bazı Hocaların İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini gerçekleşeceğini mümkün görmediklerinden dolayı, Mehdiliğe itiraz ettiklerinden” bahsetmiştir. Üstadın da sözü şu şekildedir. “Kıyamet alametlerinden ve Ahir zaman vukuatından ve bazı amalin, (amellerin) fazilet ve sevaplarından bahsedilen hadis-i şerife güzelce anlaşılmadığından, akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim, ilim sahibi onların bir kısmına” yani “hadislerin bir kısmına zaif (zayıf) veya mevzu hadis demişler. İmanı zayıf ve enaniyeti kabi bir kısım da inkara kadar gitmişlerdir.”
ADNAN OKTAR: Şimdi inkar ediyorlardı ama hadisler tahakkuk etti. Tahakkuk edince, meydana gelince inkar etme imkanları da kalmadı. Mesela Ahir zaman hadisleri için genellikle hep mevzu, uydurma, zayıf hadis diyorlardı. Tamam olabilir mümkün ama tahakkuk etmiş, meydana gelmiş olay, o zaman ne olmuş oluyor? Yüzlerce hadis sahih hadis olmuş oluyor. Artık onlara mevzu, uydurma, zayıf, işte mürsel bu tip ifade kullanmaları artık mümkün değil. Yani doğrudan tevatür haddinde sahih ve açık hadis demek durumundalar şu an. Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Fırat’ın suyu kesilecek, onun yatağı kuruyacak” bu olmuş. Olunca ne olmuş oluyor bu hadis? Zayıf hadisken, sahih hadis haline gelmiş oluyor. Lulin kuyruklu yıldızının çıkışıyla ilgili hadis çıkınca ne olmuş oluyor? Sahih hadis haline gelmiş oluyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: Hatta sahihden de öteye geçer demiştiniz Hocam
ADNAN OKTAR: Tabii sahihten de öteye geçiyor tam mütevatir yani artık net olmuş oluyor. Onun için onların artık inkar eden Hocaların, inkar edecek güçlerini Allah elinden aldı. Bakın büyük bir mucize oldu. Onlar diyorlar ki; “ne olacak biz bu hadisleri reddederiz. Zayıf hadis deriz, konu kapanır. Rahatça hallederiz” diyorlardı. Allah, hadislerin sahih olduğunu ispat etti bütün dünyaya, ispat edince yüzlerce Ahir zaman hadisinin gerçek olduğunu kabul etmek zorunda kaldılar. Şu anki daralma, bunalma ve perişanlığın, çırpınmanın nedeni o. Yani şu an ki Mehdiyet korkusunun nedeni odur. Eğer o ispat edilmemiş olsaydı o hadisler, onlar çok rahat olurdu, birşey olmazdı. Şu an ki paniğin nedeni; bu hadislerin, hepsinin bilimsel olarak teker teker hepsinin ispat edilip, her hadisin mecburen sahih hale gelmesidir. Yani adam diyemiyor şu an, “bu hadis sahih değildir” diyemiyor. “Hocam tahakkuk etmiş, ne o zaman?” “O zaman tabii sahih hadis hükmüne gelir” diyor. Bitti o zaman. “Peki şu alamet buna ne diyorsunuz? Bu da olmuş” diyor. Bu zayıf hadis diyor. “Ama olmuş, ne diyorsunuz efendim?” diyor. Alim ama bak bunu, hadis alimi. O da diyor; “sahih hadis hükmündedir şu an” diyor. “Doğru hadis, doğru olduğu anlaşılmış” diyor. Peki bu kaç tane? 150’nin üstünde. Bakın Kütüb-ü Sitte’de sahih hadis zor rastlanan bir şeydir. Zor rastlanır sahih hadislere, nadirdir, sahih hadis. Ama şimdi Ahir zaman hadisleri, zayıf hadislerin tamamı sahih hadis hükmüne geldi. Yeni bir hadis külliyatı oluşmuş oldu. Sahih hadis külliyatı oluşmuş oldu. Yani Kütüb-ü Sitte’de, Buhari, Müslim, Tırmizi gibi ona eklenecek tarzda yeni bir hadis külliyatı oluşmuş oldu, sahih hadis külliyatı. Adam inkar edemiyor. Hocam diyorsunuz, olmuş bu, zayıf ama olmuş ne diyorsunuz? “Sahih” diyor. “Bu diyorsunuz, “zayıf ama olmuş ne diyorsunuz?”, “Bu da sahih” diyor. O zaman 150 hadislik, en az 150 hadislik sahih hadis külliyatı oluşmuş oldu. Ve inkar edemiyorlar. Mesela Şeyh Nazım Hocamız’a çılgınca saldırmalarının kökeninde o var. Adıyaman Menzil Cemaati’ne karşı öfkenin nedeni de budur. Onların Mehdi (a.s.)’nin geldiğini açıklamalarıdır. Ne diyor, oradaki Hocamızın açıklamalarını bir daha göster. Şeyh Abdulbaki Hazretleri ve Muhammed Raşit Erol hazretlerinin izahlarını, bulabiliyor musun?
OKTAR BABUNA: “Büyük Ehl-i sünnet alimi Şeyh Es Seyid Muhammed Raşit Erol Hazretlerinin şeyhi ve Hocası büyük mürşid Gavs Hazretleri Seyid Abdulhakim Hüseyni diyor ki; “Gavs Hazretleri bir sohbetinde, Evliya yetiştirme mektepleri olan tarikatler, artık iman kurtarma mektepleri haline geldi. Eskiden insanlar yıllarca gezer, kendilerine şeyh aralardı. Şimdi ise şeyhler kapı kapı dolaşıp müslümanları imanlarının kurtulması için çağırıyor ve topluyorlar. Şah-ı Hazne (Ahmed Haznevi) Ümmet-i Muhammed’in imanını kurtarmaya çalıştı. Yoksa bu zamanda tarikat meselesi diye bir şey olmuyor. Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz. Maksad iman kurtarmaktır. Tam hidayet Mehdi aleyhirrahme zamanında olacaktır” buyurdu. “Gavs hazretlerine sorulmuş: Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor? Gavs hazretleri buyurmuş: “evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir durumu muhafazadır, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet şimdi Hz. mehdi (a.s.)’ın elindedir. Tam manasıyla hidayeti o yapacak. Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz” diyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın tam hidayet şu an yani bu bulunduğumuz yılda dahil olmak üzere şu an “Hz. Mehdi (a.s)’nin elinde. Yani Hz. Mehdi (a.s.) et kemik olarak bedenen olarak şu an faaliyette. Ve hidayet için Allah’ın memur ettiği kimse de budur. Başka da yok” diyor. Yani “hiçbir tarikat bu konuda görevli değildir. Hepsinden görev Allah tarafından alındı. Sadece Hz. Mehdi (a.s)’ye verildi. Yani şu an dünyaya bütün dünyada insanlara hidayet Mehdi (a.s.) vesilesiyle dağıtılıyor” diyor. En yetkili ağızlar bunu söyleyenler. Her ikisi de es seyid’dir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslinden ve çok büyük alimlerdir. Öyle yani tarif edilecek gibi değil. Çok çok büyük alimlerdir. Ahir zamanın çok değerli alimleridir. Bunların sözü senettir. Şeyh Nazm Kıbrısi Hazretleri ne diyor? “Biz 1431’deyiz. 70 yıl kaldı” diyor. Yani “İslam ahlakının dünya hakimiyeti, Hz. İsa (a.s) Mesih’in inişi hepsi bu 70 yılın içerisinde olacak” diyor. Ve “Mehdi (a.s.) de geldi” diyor. Yani bakın hadisle açıklıyor. “Hicri 1400 ile 1500 arasında her şey bitecek başka da vakit yok. Hz. İsa Mesih içinde Mehdi (a.s.) içinde başka da vakit yok. Bitmiştir yani süre bitti” diyor. Hicri 1500’den sonra Kıyamet bekleniyor. Bunu kim söylüyor? Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor aynı zamanda, 8 ayrı hadiste söylüyor. Bunu kim söylüyor? Said Nursi Hazretleri söylüyor. Bunu kim söylüyor? Elmalı Hamdi söylüyor ve diğer büyük alimler söylüyor. Yani sabaha kadar sayarım. Ehl-i sünnet alimlerinin hepsi bu konuda ittifak halindeler. Şimdi bu eskiden, bir kısım kişiler tarafından diyorlardı; ”bu hurafe ne alaka, nerden çıkarttınız?” diyorlardı. Yani bu hadislerde hurafe, bunlar zayıf hadistir. Biz ne yaptık ispat ettik. Ne ile? Fotoğraf, belge, doküman, harita ve üniversitelerin araştırmalarıyla Nasa’nın araştırmalarıyla ispat ettik. Adamların kanı iliği, damarı çekildi. Şu an ki paniğin nedeni bu. Bakın Cübbeli’si kubbelisi falan hepsi havalandılar, ayaklandılar şu an. Uçuyorlar böyle havada daire çiziyorlar. Osman Ünlü’sü, şaşar beşeri Faruk Beşer’i böyle peşpeşe düşün böyle havada daire turuyla hepsi koltuklarına binmiş olarak havada uçuyorlar. Sürekli onlar uçacak ama o arada İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. İttihad-ı İslam olacak.
Bakın en yetkili ağızlar söylüyor bunu. Şeyh Nazım Hocamız açıkca söylüyor. “Ümmetimiz istikametle gitse 1000 yıl var. Eğer istikametle gitmezse 500 yıl var” diyor. Bu hadisi onun ayrıdır şerhi, yani Bediüzzaman’ın şerhi de vardır. Fakat onun şerhi ayrı. Buradan 1500 yıldır ümmetin ömrü. Ayrıca 8 tane de sahih hadis var. İmam-ı Hanbel artık ilelinden naklediyor. İmam-ı Hanbel, Hanbeli mezhebinin kurucusu mutlak müctehid, değil mi? Bakın ”Dünyanın ömrü 7000 yıldır, 5600 yılı geçmiştir” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Baktılar ki 1400’e gelmişler hatta 1431’e girmişler. Bunlar gafil avlandı. Yani tahmin etmiyordu bunlar böyle bir şey olacağını, yani Kıyametin hakikaten bilmiyorlardı bu kadar yakın olduğunu. Hakikaten şaşırdılar, Allah akıllarını örttü bir kısmının ciddi şekilde akıllarını örttü fark edemediler. Ben anlatınca dehşet içinde olayın farkına vardılar. Hakikaten anlamamışlardı. Bediüzzaman’ın anlatımlarından da anlamadılar. Hadisleri de, hatta Cübbeli hala anlayabilmiş değil ve hala anlamıyor. Bir panik oldu ama anlamış aslında yani hani 7000 yılla ilgili “bir var, bir yok, bir var” diyor. Oradan anlamış zaten şu an geri dönmek için yol arıyor. Diyor ki; “bana Mehdi (a.s.) olmadığına yemin etsin. Ben Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda geleceğini açıklayacağım” diyor. Niye kitap yazıyorsun o zaman Mehdi (a.s.) gelmeyecek diye sayfalarca, değil mi? Yani madem doğru söylemiyorsun niye kitap yazıyorsun? Değil mi? Bak emek emek yazmışsın. Ne diyorsun burada; “Hz. Mehdi (a.s.) muhakkak gelecek, fakat bu yüzyılda değil. Değil mi? Peki şimdi diyorsun ki; “Adnan Oktar Hoca yemin etsin Mehdiliğini ilan etmeyeceğine” dair ki, ben yüzlerce binlerce kere yemin ettim artık yani bütün Türkiye su gibi ezberden biliyor. Yani çocuklanıyor, anlamazdan geliyor. Şimdi ağırına gitti, açıklayacak onu. Bak onu da söyleyeyim. Cübbeli yakında İttihad-ı İslam’ın gerekliliğini açıklayacak. Ona onu söyleteceğim. İttihad-ı İslam farzdır, dedirteceğim. En büyük farzdır dedirteceğim, İttihad-ı İslamı, Osman Ünlü’ye dedirttireceğim, Şaşar Beşer’e de dedirttireceğim. Ne ile? Bilgiyle ve akılla. Öyle yani bu dik tavırlar yok bundan sonra. Yani öyle milletin karşısına geçip, o tip bir üslupla milletin beynini uyuşturmak yasak. Bundan sonra öyle bir şey yok. Çünkü Risale-i Nur’un dili ağır olduğu için söyledim, anlayamıyorlardı. Şahs-ı manevi şu bu falan derken Millet’in kafasını örtüyorlardı. Ben şakır şakır anlattım. Doğru söylemiyorlar dedim ve ispat ettim gösterdim. Şu an utanıyorlar bunu söylemeye. Şahs-ı manevidir demeye utanıyorlar. Diyemezler.
OKTAR BABUNA:Ahir zaman alametlerinden bahsettiniz. Onlarla ilgili bir gösterelim mi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Neyi göstereceksin mesela?
OKTAR BABUNA:Mehdi’ (a.s.)’nin çıkış alametleri.
ADNAN OKTAR:Ne, bir tane örnek ver.
OKTAR BABUNA: Fırat havzasındaki katliam Hocam. Fırat ile Dicle arasında büyük çatışmalar olması.
ADNAN OKTAR:Şimdi şöyle biz bunları çok gösterdik. Belgeli bunlar çok net. Benim ısrarla söylememin nedeni bu bir süre sonra ezbere dönüşüyor yani insanlar ezberlerler. Artık su gibi ezberden anlatırlar. Samimi olmayacak bir şekilde insanları yanlış bilgi verilmesin artık durdurmak istiyoruz. Çok önemli bir devirdeyiz. Önemli zamanda ve süre çok kısa. Yani bu önümüzde ki 10 yıl dünya tarihinin en kilit olan yılı. Yani bakın deccaliyetin Peygamberimiz diyor ki; “Hz. Adem (a.s)’den bu yana deccaliyetten daha büyük bir olay olmamıştır” diyor. Bu olayın içindeyiz şu an. Bu olayın boğulmasının son 10 yılındayız. Bakın deccalin boğulmasının son 10 yılındayız. Dünya tarihinin en kritik 10 yılıdır bu. Yani 2010 ile 2020 arası en kritik yıllardır. 2012 bakın masonlukta biliyor 2012’yi 2012 çok hayati bir yıldır. Yani çok acayip bir yıldır. Mesela 2014 bak öbür yıllarda bu yok. 2014 çok hayati bir yıldır. 2014’de ekonomik, dünya çapında ekonomik bu sıkıntı, kriz çözülmeye başlıyor. Metafizik bir şey bilim adamları, ekonomistler çözüm bulamıyorlar. Allah emrediyor çözülüyor 2014’te. Gücünü göstertmek için yapacak Cenab-ı Allah. Ekonomik krizi güç getiremediler. Dediler ki, kardeşim dediler; siz çakmak çakıyorsunuz, işte ateş yakıyorsunuz, bütan gaz, işte mobil gaz falan bunların sonucunda havayı ısıttınız. Ondan sonra yağmurlar kesildi. Gelin işte bir anlaşma yapalım. Şu havayı ısıtma işini durduralım ki, yağmur yağsın dediler. Ve ne yaparsak yapalım, yağmur da durmaz. Yani şey bu olay kuraklık durmaz dediler. Bu yağmurla ilgili hatta Kızılırmak, Yeşilırmak hangilerini kullanalım falan demeye başlamışlardı. Birdenbire Allah yağmurları çoğalttı. Kardeşim küresel ısınma duymak istiyoruz niye duyamıyoruz? Hemen hemen her gün duyuyordum, yine duymak istiyorum, ben bu özgürlüğe sahip değil miyim? Anlatsınlar. Anlatamıyorlar. Çünkü doğru olmadığı anlaşıldı. Böyle bir şey yok. Allah’ın mucize gösterdiğini kabul edemiyorlar ağırlarına gitti. Allah küfürle alay ediyor adeta. Dalaletle adeta Allah alay ediyor. Onlar Allah’la alay etmeye kalkışmışlardı haşa. Allah onlarla alay ediyor. Allah küçük düşürdü ve Allah’ın gücünü gördüler. Şimdi mesela “İslam ahlakı asla hakim olmaz. Yani siz rüya mı görüyorsunuz asla olmaz olsa olsa Avrupa Birliği’ne gireriz. Olsa olsa işte Akdeniz Birliği olur. Ama asla ve kesinlikle İttihad-ı İslam olmaz. Çünkü din ömrünü tamamladı. Din bir afyondur, bitti” diyorlardı. Ona uygun da tabii böyle gerici güruhunu da ayaklandırmışlardı. Gericileri yani konuşturup insanları dinden soğutacak hatta böyle yani iyice soğumalarına vesile olacak çalışmalar da yaptılar. Ama bakın sürenin kısalığına bakın 10 yıl içerisinde yer yerinden oynayacak dünyada ve güç yetiremeyecekler. Bunca çırpınmaya rağmen. Kardeşim bakın adam Cübbeli denen şahıs adam kitap yazıyor. Fatih Altaylı Habertürk’e çıkartıyor, Aydın Doğan’ın da bilgisi dahilinde diğer heyetinde bilgisi dahilinde adama bütün o ilgili zevat tam destek veriyor. “Senden tek istediğimiz var” diyorlar. Bak şunları söyleyeceksin; “1. Mehdi’nin çıkmayacağını söyle. 2. İttihad-ı İslam’ın olmayacağını söyle. 3. Adnan Oktar’ın etrafındaki kişilerin dağılmasını söyle ve Adnan Oktar’ın yanlış yolda olduğunu söyle. Dile benden ne dilersen koçum” dediler, adama. Senin ki neye uğradığını şaşırdı. Bu anlayamadı da zaten garibim. Yani bu niye bu kadar önem veriyor herkes buna. Garibanın tekiydi bu. Zavallı ve pınpın pınpın giderdi böyle aralarda falan zor ayakta duran birisi. Gözlerine inanamıyorlar bu da yani niye Millet bu kadar önem veriyor diye. Sana niye önem verdiklerini sen 10 yıl sonra anlayacaksın. Kendinin de ne olduğunu 10 yıl sonra anlayacaksın. Yani nasıl bir insan olduğunu 10 yıl sonra daha iyi anlayacaksın. Ve görevini de anlayacaksın. Hadislerde bahsedilen bir insan olduğunu da anlayacaksın. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerde belirttiği bir insan olduğunu da anlayacaksın. Bakın önceden söylüyorum, sonradan söylemiyorum, harikadır bu yani inşaAllah. Çünkü tahakkuk ettiği için söylüyorum, tahakkuk etti. Tam anlamıyla o. Topal zuhur etti, tam anlamıyla o, Ahir zamanda. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yani deccaliyetin, en azgın kanlı örgütünün beyni, topal. “Siperinden fırlayacak” diyor bak Resulullah (s.a.v), siperinden fırladı. Mehdi (a.s)’ye karşı o da huruç ediyor. Yani Mehdi (a.s) zıtları olarak. Ayrıca o devirde çıkacak şahıslardan da bahsediyor. Mesela Kenane, Kenan, Ahir zamanda ve daha başka zevat da var da; onları zamanı geldikçe söyleyeceğiz, acelesi yok yani, inşaAllah. Bütün olaylar tek tek oldu. İslam ahlakı hakim olduğunda muazzam bir bağnazlık olacak diye propaganda yapıyorlardı. Çok korkunç göstermeye kalkıyorlardı. Ben dedim ki; “gül bahçesine dönecek ortalık. Güneş açacak aydınlanacağız” dedim. Yarasalar kaçışmaya başladılar. Çünkü hakikaten öyle gösteriyorlardı kendi kafalarınca. Dillerini böyle havluyla tutup çektik dışarıya kadar Oktar Hocam, şöyle bir düğüm attık, geri bıraktık. Kardeşim düşün bak kimlere müracaat ediyorlar kurtulmak için. Bakın iki zıt adam, babanların evinde ve onlarda onların evinde toplantı halindeler. Edip Yüksel Amerika’da bir şahsı Peygamber ilan eden ve ona uymayanları da kafir ilan eden adam. Bana da söylemişti bak Peygambere uy Amerika’da, kafir olursun gibisinden haşa. Ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in sünnetlerine bakış açısı da herkesçe malumdur. Kökten reddeden bir insan. Cübbeli de tam onun zıttı gibi görünen bir insan ama ittifak ettikleri bir nokta var, ben. Bende ittifak halindeler, benimle mücadelede. O da bütün gücüyle sitelerinde Mehdi (a.s) gelmeyecek, Mehdi (a.s) yok diyor. Cübbeli de bütün gücüyle Mehdi (a.s) gelmeyecek, Mehdi (a.s) yok diyor. 570 sene sonra diyor. Yani Mehdi (a.s.) Allah uzun ömür versin 570 yıl yaşamış olsa, yine diyecek ki, 570 yıl daha sonra. Gelmesini istemez Cübbeli Mehdi (a.s)’nin. Hiç bir şekilde istemez. İttihad-ı İslam’ı da istemiyor.
OKTAR BABUNA:Evet istemiyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakın Flash Tv’deki o insan, münevver bir insan görünümünde. Yahu diyor “Cübbeli efendi, sen İttihad-ı İslam istemiyormuşsun. Ne diyorsun?” diyor. “Bugün havalar da çok güzel, havada yağmur var” diyor. Ya diyor Cübbeli Efendi diyor; “sen ittihad-ı İslam’ı istemiyormuşsun. Ne diyorsun? diyor. “Pazarlarda domates, biber çok pahalandı ne yapsak acaba falan” diyor. Adam defalarca ısrar ediyor. Diyor ki; “İttihad-I İslam’ı istemiyormuşsun, ne diyorsun bu konuda?” diyor. “Ben bugün herhalde şekerim yükseldi, falan bana, limonata getirin”, o tarz. Kardeşim soruya cevap versene. Bak sana soru soruyor adam karşındaki adam. Değil mi? Saygılı ol. İttihad-ı İslam’ı istiyorum veya istemiyorum. İkisinden birini söylesene, niye örtbas ediyorsun? O gün herkes gördü, bütün Türkiye’nin gözü önünde cevap veremiyor. Şaşar beşer Faruk Beşer sorun İttihadı-ı İslam’ı istiyor mu? Bu yüzyılda İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini istiyor mu? İstemiyor hazret, Osman Ünlü’ye gitsin sorsunlar, Hüseyin Hilmi Işık Hocamız dünya iyisidir benim Hocalarımdandır. Çok sevdiğim bir insandır. Onun güya talebesi. Sorun “ittihad-ı İslam’ı istiyor musun?” diye. Hazret istemiyor. Niye istemiyor biliyor musun? Biraz olay, hikaye uzun, inşaAllah. Onu başka bir fasılda anlatırım. Üfürüm geldi üfürüm, rüzgar esti bir yerlerden, inşaAllah. Onlar rüzgar istiyorsa biz kasırgayız.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, evelAllah.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Kasırgayla yok ederiz evelAllah. Bak diyorum, İttihadi İslam-ı meydana getireceğiz, Allah’ın izniyle. Türk İslam Birliğini oluşturacağız. Ne PKK kalacak ne ckk kalacak, hepsini Allahın izniyle pestil gibi fikirle, sevgiyle, ilimle ezeceğiz. Kardeşim ben buradayım. Bana da itler gibi saldıracaklar, onu da söyleyeyim. Ben de arslanlar gibi onları ezeceğim, inşaAllah. Bak onlar itler, köpekler gibi saldıracaklar kudurmuş köpek gibi. Ben de onları arslanlar gibi ezeceğim. Hodri meydan diyorum. Açıkça da söylüyorum.
OKTAR BABUNA:Biner biner gelsinler Hocam.
ADNAN OKTAR:Onlar beni tam anlamamışlar. Ben onlara kendimi tanıtacağım. Onlar bana kendini tanıtıyor, ben de onlara kendimi tanıtacağım, inşaAllah. Allahın izniyle, Cenabı Allahın dilemesiyle, Allah’ın kuvvet vermesiyle inşaAllah. Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Emredin Hocam, estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Sen bana bir hadis söyle oradan devam edeyim.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, söylüyorum. “Hz. Mehdi (a.s.) insanların, imanlarına vesile olacak. Ancak kalp gözleri kör olanlar Kuran ahlakından uzak duracaklardır”diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hadis şu şekilde siz daha iyi bilirsiniz Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in: “Bir kişi kör olup ondan yararlanmasa bile Hazretleri Hz Mehdi (a.s.) bir güneş gibi herkese fayda sağlar. Yüce Allahın buyurduğu gibi şeytandan Allah sığınırım. ‘Kim bunda (dünyada) kör ise o Ahirette de kördür ve yol bakımından daha şaşkın bir sapıktır’”.(İmam Mehdi (a.s.)’nin hayatı Allame Bakır Şerif el- Kureyşi)
ADNAN OKTAR:Bir daha söyle hadisi.
OKTAR BABUNA:“Bir kişi kör olup ondan yararlanmasa bile, Hazretleri Hz. Mehdi bir güneş gibi herkese fayda sağlar”.
ADNAN OKTAR:Yani anlamıyorum da dese, dinlemiyorum da dese, fayda. Yalnız fakat Mehdi (a.s)’ye dikkat etmek lazım. Bakın Resulullah, Cenab-ı Allah’ın emri ile ona Mehdi (a.s) diyor. Mehdi ne demektir biliyor musunuz? İnsanlara sadece bilgiyi dağıtan değildir. Yani sadece böyle bilgi aktaran değildir. Dabbetül arz da yapar, kitap alır okursun. Mesela Cübbeli çıkıyor fıkıh hakkında bazen doğru bazen yanlış bilgilendiriyor sadece bir anlatım. Ama bakın hadi vasfı yok. Hidayet edici bir vasfı yok. Hal yok adamda, ruh yok, dümdüz. Efendim diyor, bilmem ne bu meşhur falan. Meşhur üslubuyla, meşhur hareketleriyle anlatıyor. Fakat dinleyenlerde bir kalbi körelme meydana geliyor. Yani manen Kuran’ı ve hadisi tenzih ederim, yani dinleyen insanlarda bir kalbi bir itilme meydana geliyor. Yani kalplerine zarar veriyor insanların. Mehdi (a.s.)’yi dinleyen insanlarda kalbinde bir ferahlık ve suhulet olur, beyni açılır. Yani iman derinliği meydana geliyor. Mehdi (a.s.)’nin adı üstündedir. Yani bir fıkıh alimi gibi değildir Mehdi (a.s.). Ana vasfı adı üstünde Mehdi (a.s.). Coşku verir, Allah aşkıyla delirme ruhunu verir. Mehdi (a.s.)’nin vasfıdır. Deli aşık meydana getirir. Coşku meydana getirir, aşkı körükler, tutkuyu körükler. Mehdi (a.s.)’nin vasfı budur. İlim çünkü çok kolaydır. Alırsın İlmihalden okursun, bizim bu konuda Cübbeli’ye kubbeli’ye falan ihtiyacımız yok. Yani herhangi bir İlmihal kitabı, küçük bir İlmihal kitabında çok düzgün ve hurafesiz, hurafesiz. Yani Cübbeli’nin hurafelerini de dinlemeye gerek yok. Mesela ben nasıl Tevrat okurken hak kısımlar da var, hurafe kısımlar da var, zor okunuyor. Bizim böyle bir şeye ihtiyacımız yok. Alırız Ömer Nasuhi Bilmen İlmihalini saf Ehl-i sünnet bilgisi, net bilgiyi alırız, hiç ihtiyacımız yok. Ama biz bir fıkıh kitabından Mehdi (a.s.) ruhunu alamayız. Yani Mehdi (a.s.)’nin bizzat şahsını gözümüzle görmek, sesini duymamız gerekir. Bak, bakışını göreceğiz, bedenini göreceğiz, elektriğini alacağız, sesinin etkisini ruhumuz en derinlerde hissedecek. Onunla biz hidayete vesile olmuş oluyor, yani onunla hidayet almış oluyoruz. Bu Resulullah (s.a.v.)’de de var mesela Peygamberimiz (s.a.v.) Mehdi (a.s.) idi. En büyük Mehdi (a.s.)’dır, gelmiş geçmiş en büyük Mehdi (a.s.)’dır Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Ne yapıyor? Sahabeler geliyorlar, mesela yeni misafirler geliyor. “Selamün aleyküm” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “aleyküm selam.” “Hoş geldiniz” diyor, herkes birden “La ilahe illalah muhammeden resulullah” diyor. Ne var? Sadece bakmış. Ne var? Bir yüzü var. Işığı, elektriği, sesi Allah orada ona hidayet edici vasıf vermiş. Mehdilik vasfı var ve imanlarına vesile oluyor. Mesela Hıristiyan rahipler geliyor, bakıyor adam, konuşmuyor Peygamberimiz (s.a.v.). Diyor; “bu Ahir zaman Peygamberi, doğru Peygamber bu” diyor. Bak konuşmuyor ama Mehdilik vasfından dolayıdır, bu. İlim ayrıdır. İlim, anlatırsın, onu herkes yapar. O zor değil. Mesela Amerika’da Kuran Kürsüsü profesörleri var, dinsiz, ateist, adama sor, Kuran’ın sana en ince detaylarına kadar anlatır. Mesela hadis kürsüsü profesörleri var Rusya’da, Çin’de, Kızıl Çin’de, hadis kürsüsü profesörleri, azılı komünist adamlar bunlar. Dinsiz ve ateist ama muazzam hadis bilgisi var ve Arapçadan sana çok kapsamlı, su gibi Arapçayla anlatır, hepsini anlatır. Ama hidayet ehli olmak, ‘hadi’ olmak ayrıdır. Şeyh Nazım Hocamız’ın bir konuşması da buna dikkat çekiyor. Cübbeli’ye bu konusunda dikkat çekmiş “Sen konuşuyorsun ama sende bu vasıflar yok. Sadece anlatıyorsun” diyor. Yani “hikmet önemlidir” diyor, Şeyh Nazım Hazretleri. Mesela bu Risale-i Nur Küllliyatı’nda da var, hikmet vardır Risale-i Nur Külliyatı’nda, eserde, okonuşundan. İnsan ruhuna etki eder. Yani bu bir Mehdilik vasfıdır. Mesela Bediüzzaman’ın bizzat şahsında da Mehdilik halleri vardı. Mesela yüzünde, bakışında, bir nevi Mehdi (a.s.)’dır o yüzden. Mesela Abdülkadir Geylani bir nevi Mehdi (a.s.)’dir. Abdülkadir Geylani yüzüne bakınca bayılanlar vardı, heybetinden. Hidayet ehli, Mehdilik vasfı ağır basıyor. Mesela İsa Mesih (a.s.), Mehdilik vasfı ağır basar. Hz. İsa (a.s.)’da Mehdi (a.s.)’dir. Mesela bakar, konuşur, adam Müslüman oluyor, o kadar. Yani uzun uzun bir şey anlatmıyor. Kısa birkaç kelime yapar, imana gelir şahıslar. Şimdi Mehdiyetin ruhu dünyayı sarmış vaziyette, Mehdi (a.s.), daha öncede söylemiştim. Mesela Güneş doğar, Güneşe bazen binalar karşı tarafın binalarından Güneş vuruyor, oradan yansıyor, Güneş varmış gibi oluyor hatta, değil mi? Karşı aynaya geliyor, oradan da öbür tarafa yansıyor, karşı tarafa yansıyor. İşte Mehdiyet de öyledir. Güneşten alır, Cenab-ı Allah güneş gibi onun üzerine nuru, feyzi yöneltir. Ondan insanlara yansır, ondan ona, ondan ona, ondan ona, ondan ona, bütün dünyaya yansır. İnsanlar farkına bile varmaz, mesela adam Mehdi (a.s.) karşıtı oluyor fakat Müslüman farkında değil. Mehdi (a.s.)’nin hidayet ışığıyla hidayet bulmuş durumda. İmanı heyecanı oradan alıyor, haberi yok. Onunla imanını kaybetmemiş, onunla mücadele ediyor ama başka bir cemaati temsil ediyor, haberi yok. Şu an dünyadaki bütün cemaatler Mehdi (a.s.)’nin etkisindeler şu an. Yani istese de, istemese de. Mesela söylesen, desen ki; “falancaymış, falanca olabilir mi?”, “Aman Allah vermesin. Hiç alakası yok” der. Halbuki onun vesilesiyle şu an oluyor. Heyecanını oradan alıyor. Konuşsan, araştırsan, onu görürsün zaten. Biraz konuşturun, biraz anlattırın. Asıl kökende gücü oradan aldığını anlarsınız. Mesela Bediüzzaman da öyleydi. Said Nursi hazretleri kendi zamanında. O Mehdi (a.s.)’lik halleri vardı üstünde. Bak abartmıyorum, ben kendi Üstadım olduğu için söylemiyorum. Hemen hemen bütün alimler, aynısıyla taklit ettiler Said Nursi’yi. İspat ederim, aynısıyla. Stil, yöntem, model aynısıdır. Yani ben şimdi söylersem herkes tasdik eder. Yani özel sohbette gelsinler söyleyeyim. Birebir aynı modeldir bütün cemaatler, hepsi. Aynısını taklit etmişlerdir. Ve onun azmi, delikanlılığı, yiğitliği, cesurluğu ve kararlılığı hepsine feyz, cesaret ve güç vermiştir, tamamına. O devirde hep hapishanelere dolan Müslümanlar oldu, o devirde. Bakın hepsi Said Nursi’nin etkisindedirler. Model olarak bakın, konuşma stiline bakın aynısıdır ve hepsi Bediüzzaman’ın verdiği tarihi vermiştir. Mesela şimdi söylesem yakışık almayacak onu söylemek istemiyorum. Hep 1400 tarihini vermişlerdir Mehdi (a.s)’nin çıkışı için. Bediüzzamanla aynı üslubu kullanmışlardır hepsi. Hepsi Mehdi (a.s) çıkacak demişlerdir. Hepsi anarşiye karşı olmuştur, teröre karşı olmuştur, devletçi olmuştur. Hepsi yatıştırıcı olmuştur. Hepsi Ehli sünnet çizgisinde makul stili esas almıştır. Hepsi şefkati ve sevgiyi esas almışlardır. Bir kısmı biraz şiddeti esas almışlardır ama pratik hayatlarına baktığımızda yine sevgiyi ve şafkati esas aldıklarını görüyoruz. Sade dillerinde olduğunu anlıyoruz bunu. Yani şiddete yönelik bir eğilimleri olduğunu üslup olarak fakat pratikte uygulamaya geçirmediklerini görüyoruz. Bu çok nettir. Açın, bakın, inceleyin. Ben söylemeyeyim. İnsanlar kendileri baksınlar görürler. Şu anda bütün Amerika, Küba, Fransa, Rusya nerede bakarsanız bakın, Azerbaycan nereye bakarsanız bakın, gerçek, samimi, candan, vurucu, aktif Müslümanlık Mehdiyet kaynaklıdır. Onun dışında hiçbir cereyan yok şu an. Yani istense de istenmese de bu böyledir. Ama sorsan adam mesela o kişiye karşı saygılı olmayabilir de. Hatta Mehdiyet’i de reddediyor da olabilir. Kökten reddediyor olabilir. Ama doğrudan onun etkisi altında olduğunu görüyoruz. Bu paniğin kökeninde de o var. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den bu yana “Mehdi (a.s.) gelmeyecek Mehdi (a.s) yok” denilmesi olayı 1400 yıldan beri en yüksek düzeydedir. Son 30 yıldan beri. Yani bu kadar çok bak 1400 yıl geçmiş. Bu kadar çok Mehdi (a.s) gelmeyecek denilmemiştir. İlk defa deniliyor. Ve ilk defa Mehdi (a.s) geldi sözüde bu kadar çok ilk defa deniliyor. Bu kadar ittifakla hiç denilmemiştir. Çünkü alimler mesela zamanında demişler Mehdi (a.s.) geldi demişler ama çok küçük dar dairede kalmıştır. Ama şu an alimlerde ittifak var. Bütün Ehli sünnet alimlerinde Mehdi (a.s)’nin geldiği konusunda ittifak var. Ama zaten hadisler bir kere Mehdi (a.s) olmuş. Onlar ispat ediyor, anlatıyor. Hadisler diyor ki; “Geldi” diyorlar, anlatıyorlar. Yani Resulullah (s.a.v.) şu an yaşıyor adeta Peygamberimiz (s.a.v.), zaten hayattadır Resulullah (s.a.v.) yani ruhaniyet olarak hayattadır. Bütün dedikleri Peygamberin (s.a.v.) şu an çıktı, tamamı çıktı. Kardeşim birisi o zaman der ki; “Hocam amma yalan söylüyorsun. Doğru söyle nereden çıktı. Hadis bu, sen de bunu diyorsun” der. Kardeşim bu bana kin duyan, benden öldüresiye nefret eden dinsiz, imansız, münafık çok fazla insan var, değil mi? Bak beni çürütsünler güya kendi kafalarına göre, malzeme aramıyor mu bunlar? Hiç alakasız yerlerden bağlantı kuruyorlar. Daha da olmazsa iftira atıyorlar. Kardeşim desinler ki, sen, mesela Cübbeli de diyebilir. “Sen 150 tane alametin çıktığını söylüyorsun. Şimdi bak saydığın alametler bunlar 150 tane, ben bunun 150 tanesinin de çıkmadığını sana ispat edeceğim” desin. Teker teker teker saysın, mesela desin ki; “Fırat’ın suyu kesilmedi, Kabe’de kan akmadı, Kuyruklu yıldız çıkmadı. Yalan söylüyorsun” desin. Diyemezsin diyemezsin. Çünkü oldu. Bu ölüm sessizliğinin nedeni bu. Bu paniğin nedeni bu. Kardeşim Vatan Gazetesi bu kaçıncı Mehdi (a.s) gelmedi diye. Anladık dedem diyorum sakin ol. Duruyor duruyor, yani yüz binlerce baskı yapan bir şey. Duruyor duruyor hafta sekiz, gün dokuz Mehdi (a.s) gelmeyecek, İsa (a.s.) inmeyecek. Sakin ol, ne oluyor? Bir şey yok. Hürriyet Gazetesi, hafta sekiz, gün dokuz Mehdi (a.s) gelmeyecek. Sakin olun, değil mi? Cübbeli çıkıyor gelmeyecek. Efendim Şaşar Beşer, Faruk Beşer Hoca çıkıyor, Osman Ünlü çıkıyor gelmeyecek, daha da var aslında bizim baygın bakışlı Hoca da var. Gelmeyecekse niye bu kadar telaş ediyorsun. Mesela öyle bir şey olsa, değil mi? İnsan çıkar şakır şakır ilmini konuştur kardeşim. Sen alim adamsın. “Hocam sen hadisi aldın, bu zayıf hadisi aldın. Çıktın ortaya ama bu hadis tahakkuk etmedi. Ve yalan söyledin, milleti kandırdın” desene. Niye bu sessizliğin? Sadece diyor ki; “gelmeyecek”. Onu yapacağına daha güzel bir yol var yapabileceksen. Benim verdiğim delilleri say, “hepsi geçersizdir” de. Niye diyemiyorsun biliyor musun? Adın gibi eminsin. Nasıl demeyeceksin değil mi? Aklına bir şey olması lazım bir insanın yani. Olmuş görüyor, gözüyle görüyor. Irak işgal edilmedi nasıl desin adam? Diyemiyor. Tabii Mehdi (a.s.)’nin dış görünümünden de bunlar çok alerji kaptılar. Gerçekten hurafe zannediyorlardı. Mehdi (a.s) hakikaten çıkmayacak zannediyorlardı. Bir anne var da bizim bir arkadaşın bayan. Demiş ki; hakikaten Mehdilik gerçekmiş, biz çocukluğumuzda duyardık, demiş kadın. Ben hani öylesine anlatılır, ama hakikaten doğruymuş, demiş. Yani gerçekten doğru olduğuna şaşırdılar. Mesela Bediüzzaman da söylüyor. Bak diyor ki, Nur talebesi sorduk. “Bediüzzaman’ın o temennisi” diyor. Temenniymiş, İttihad-ı İslam. “Olmaz öyle bir şey, temenni”. Şimdi temenni mi, gerçek mi, Allah onlara gösterecek.
Yani bir de adım adım olaylar gelişiyor. Mesela bu göktaşlarının, gökyüzünde tahkimatından haberleri yoktu. Acayip korktular. Yani olayı anladılar, haberleri bile yoktu. Nemesis’in, ki Dünyanın cellatıdır. Özel olarak getirilmiştir. Yani küfrü kahretmek için özel olarak, olay yerine getirildi Allah tarafından. Yani elinde bıçağıyla bekliyor o şimdi, Dünyayı doğramak üzere, inşaAllah. Allah’ın izniyle, Allah “Hadi” dediğinde, “ol” dediğinde yapacak. Emir bekliyor şu an. Göktaşları da emir bekliyorlar. Bak tahkimat tamam. Tam anlamıyla tahkimat tamam. Bakın hepsi 1980 yılında, hepsi 1980 yılında. 80’den sonra başlıyor. Yani burada Bediüzzaman’ın verdiği tarihteki harikalık var. Yani ben kardeşim, birisi hurafe çıkıyor. Gümbür gümbür kükrüyorum ben. Çıkıp kükresene kardeşim. Bütün kanallar elinizde, değil mi? Çıkarırım Fatih Altaylı’nın kanalına, Cübbeli otururup geğireceğine gitsin bunu anlatsın Allah Allah, değil mi? Bu zor bir şey değil ki, adam desin; “bak bunları saydı ama ey milletimiz, ey insanlar. Bunların hepsi yalandır” desin.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah yapamaz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Diyemiyor, diyemez. Bak “İttihad-ı İslam” diyor adam. Açıkça söylüyor. “Marmara denizi ne kadar güzel bir denizdir. Orada sörf yapacaksın arkadaşım” diyor. Adam diyor ki; “Cübbeli, Cübbeli Hazretleri İttihad-ı İslam, İttihad-ı İslam. Ne diyorsun?” diyor. “Marul salatası da amma güzel olur ha” diyor. Yani adam bir haller olmuş, bir şeyler olmuş. Israrla milletimiz bunu sorsun. Mehdi (a.s.)’yi sormalarına gerek yok, madem bu kadar korkuyorlar sormasınlar tamam. İsa (a.s.)’dan korkuyorlarsa sormasınlar. Kardeşim, Allah’ın Kitabı var. Bu Kuran ahlakı dünyaya hakim olsun diyemez mi bir insan. Bu yüzyılda Kuran ahlakı dünyaya hakim olsun diyeceksin. Ne var bunda? Dillerini yuttular, diyemiyorlar adamlar. Çok büyük bir harika bu. Bende diyorum ki, “hakim olacak” diyorum. İttihad-ı İslam hakim olacak. Türk-İslam Birliğini de kuracağız. Kan yok, damla kan olursa gelsinler yanıma. Bir kişinin burnu kanarsa gelsinler yanıma. Uyuyan kişi uyanırsa gelsinler yanıma. Ben Mehdi (a.s) öncü talebesiyim. Gariban bir insanım yani. Liseyi Ankara’da okudum. Laik bir ailenin çocuğuyum yani. Ben dini eğitim de almadım. Ehli sünnet alimlerinin eserlerini, kitaplarını okuyorum. Ama sadece samimiyim benim başka özelliğim yok. Bir de Allah’ın delisiyim yani iki özelliğim vardır benim. Ve benimle de asla baş edemezler Allah’ın izniyle söyleyeyim Oktar’ım. Yani tam adamına çattılar yani tam adamına, inşaAllah. Münafıklar böyle tavada balık gibi hopluyorlar, maşaAllah.
“Hocaları niye eleştiriyorsunuz?” Emri bil maruf ve nehyi anil münker farz, beni de eleştirsinler. Ben günah da işleyebilen, hata da işleyebilen, Allah’ın aciz, zavallı bir kuluyum. Ben Peygamberim de demiyorum, Mehdi (a.s.)’yim de demiyorum. Allah’ın günahkar, aciz, zavallı bir kuluyum. Her gün Allah’a tövbe ediyorum. Günahlarımı affetsin, Cehenneme göndermesin diye. Ve bilgimi arttırmaya çalışıyorum. Beni istedikleri gibi eleştirebilirler, ben açığım, hemen de düzeltirim. Ben Allah’tan korkarım. Doğru olduğuna emin olursam, Kuran’la, hadisle bana anlatırlarsa ben muannit değilim. Emri bil maruf ve nehyi anil münker, ne o zaman? Müslüman birbirine uyarı yapıyor. Cübbeli’ye bir oyun oynamaya kalksınlar, hukukla boyunlarını kırarım. Sıkıysa yapsınlar. Müslüman olarak kardeşimdir, korurum. Ama cahil ve tahribat yapıyor, zarar veriyor. Şaşar Beşer, Faruk Beşer ben onu sapıktır, dinsizdir demiyorum ki, hatalı bir insan. O da kardeşim. Küfür üstüne gelmiş olsa kükrerim yani. Kükrerim, kükrememle devrilirler Allah’ın izniyle. Öyle bir şey olmaz. Ama baba da oğlunu uyarıyor, değil mi? Kardeş kardeşi uyarır. Onlar da benim kardeşim, uyaracağım tabii ki. Bu felaketi seyir mi edeyim yani. Adamlar İttihad-ı İslam’ı istemiyorlar. Yok olacak Müslümanlık aksi durumda. Adam diyor ki; “gelsin bizi öldürsünler” diyor. Kardeşim youtube’a adamlar nasıl cinayet işlediklerini falan Amerika’da, Afganistan’da, “var mı aksini söyleyecek adam? Yapıyoruz” diyor adam.“Bakın sizin kapalı kız arkadaşlarınızı Afganistan’da Müslüman kardeşlerimizi, bacılarınızı işte böyle tecavüz ediyoruz. Ne yapıyorsanız, yapın” diyor adam. Bz diyoruz ki “kardeşim İttihad-ı İslam olsun bu konuyu bitirelim” diyoruz. “Nereden çıkardın İttihad-ı İslam’ı diyorlar. Peygamber zamanında olurdu öyle bir şey olsaydı” diyorlar. Peygamber (s.a.v.)’in kumandanı yapacak bunu zaten, Peygamber (s.a.v.)’in emrinde, torunu. Muhammed Mehdi (a.s.) torunudur, Peygamber (s.a.v.)’in, değil mi? Peygamber emretmiş, Allah emretmiş, onun kumandanı olarak yapacak. Ne korkuyorsunuz? Çünkü savunacak durumları da yok. Şimdi çıkıp televizyona deseler ki bunlar o zaman nedir anlat deseler, anlatacak konuları da yok. Cübbeli’yi tercih etmelerinin sebebi ne? Yiğit Bulut, Cübbeli ile konuşmuştu. “Evrim konusunda ne diyorsun Cübbeli Hazretleri” dedi. Sakalları şöyle bir kaşıdı, ona şöyle bir dikkatlice baktı. O bakış da çok ilginç yani “evrim ne ki?” dedi. İşte bu kadar. Adamların gül tanesi, bir tanesi olmasının nedeni bu. “Evrim ne ki?” Bak olayın cevabı budur. Tam aradıkları adam işte. Evrim ne ki? Kardeşim dünyayı perişan eden sistem, Deccal’in dini, nasıl bilmezsin sen. Dünyanın dinsiz, imansız olmasının nedeni, dünyanın %95’inin dinsiz olmasının nedeni, 350 milyon insanın katledilmesinin sebebi, 1 milyar insanı katlettiler. Darwin’in evrim teorisi yüzünden, on binlerce ev, mahalle, yüz binlerce sokak yerle bir oldu. Yüzlerce şehir, kasaba yerle bir oldu ve insanların kalbinden sevgi alındı. Git bakın sokağa bütün milletin suratı bir karış. Sapsarı insanlar, bunu Darwinizm sağladı. Adam da geğirerek soruyor. “Evrim ne ki?” diyor. “Oo tam aradığımızı bulduk, gel bakalım koçum” diyorlar adama, değil mi? “Evrim ne ki? dedikten sonra konu bitti işte, konu bu. Evrimi tuttuğunda böyle pestil gibi ezen olduğunda “Aman. Sakın, adını dahi anma” diyorlar. Ansan kaç yazar? Anmasan kaç yazar? Ben nereden olsa senin karşına çıkarım, değil mi? Ve çıkacağım da kurtulamazsın yani, inşaAllah. Ki önümüzdeki yıllarda daha da çok göreceksin. Nereye kaçsan beni karşında göreceksin. Kaçabildiğin en son noktaya kadar, istersen mutfağın yan tarafına kaç değil mi? Ben seni orada da bulurum. Orada da sana anlatacağım, inşaAllah. Kaçacağın hiçbir yer kalmayacak. Ben İslam aleminin işgal edilmesine müsaade etmeyeceğim. Kabul etmiyorum. Madem meraklılar söyleyeyim. Evanjelik işgalini kıracağız. Afganistan’da ben Amerikan askeri istemiyorum. Benim kendi milletimin askeri olacak. Türk askeri olacak oralarda. Olay bu, karmaşık bir şey yok. Söke söke de yapacağım. Olmazsa gelin bana söyleyin Allah’ın izniyle. 10 yıl diyorum fazla da bir şey yok. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, onun aciz bir talebesi olarak, ayağının tozuyum ben, hizmetçisiyim. Ve ben bütün Müslümanların da hizmetçisiyim kardeşlerimin. Tabii ya beni kapıcı olarak çağırsınlar istedikleri gibi hizmet edeyim. Benim makamda mevkide gözüm yok. Ama ben bu rezalete göz yummam. Gözümün içine baka baka bizi kandıracaklar, Darwinizm safsatasını bize yutturmaya çalışacaklar. Ben onlara yutturdum. Allah İttihad-ı İslam’ı her yerde Kuran’da emrediyor. Nasıl gizlenir böyle bir hakikat? Bediüzzaman “en büyük farzdır” diyor. Bak Şeyh Nazım Kıbrıslı Hazretleri Hocamız “70 yıl kaldı. 70 yılın içinde hepsi olup bitecek” diyor. Sizden çıkacak” diyor. Bak Cübbeli; “ne zaman efendim kurtuluş? Efendim ne zaman kurtuluş?” Madem kurtuluş bekliyorsun, niye İttihad-ı İslam istemiyorsun, değil mi? Oraya gidiyorsun, onun gizli kalacağını zannediyor orada. Şeyh Nazım Hocamın iyi bir özelliği vardır. Her konuşmasını videoya aldırır, maşaAllah. Aslandır o aslan. Buradan Hocama selam ediyorum, Şeyh Nazım Hocama, ellerinden hürmetle öpüyorum. Kapıcısıyım ben onun, mübareğin kapıcısıyım. El pençe böyle, emredecek. Ne istiyorsa emrini yerine getireyim, inşaAllah. Seyredelim.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Bak yeri de söylüyor. “Mehdi (a.s.) İstanbul’da” diyor. Vakti de söylüyor. “70 yıl içinde bitecek hepsi, ondan sonra Kıyamet bekleniyor” diyor. “Fütuhat ne zaman?” diyor. Kutub olduğunu da söylüyor Şeyh Nazım Hocanın. Sonra Türkiye’ye geldiğinde dili sola dönüyor. Orada sağa dönüyor dili, burada sola dönüyor. O dilini düzelteceğiz. Bak bu İttihad-ı İslam’ı mutlaka ona söyleteceğim. Unutmasın bak, Türkiye de unutmasın, kardeşlerimiz de unutmasın. Zor yok. Sevgiyle, şefkatle, ilimle. “Evet ben bu yüzyılda İttihad-ı İslam’ı istiyorum. Türk-İslam Birliği’ni istiyorum” dedirteceğim, inşaAllah. Çünkü dilinde kabarcıklar çıkmaya başladı. Madem fütuhat istiyorsun. Söylesene “Kardeşlerim, bütün Müslümanlar birleşelim. Niye ayrıyız gayrıyız. Sünnisi, Şiisi, Alevisi, Bektaşisi birlikte olalım. Hep birlikte değil mi güzel bir İttihad-ı İslam meydana getirelim. Türk-İslam Birliği meydana getirelim. Huzur içinde yaşayalım” de. Niye diyemiyorsun? Bilakis Şiilerin, Alevilerin, Bektaşilerin ve diğer Müslüman kardeşlerimizin, diğer mezheplere mensup kardeşlerimizin pırasa gibi doğranmasını tavsiye ediyorsun. Sen doğramacı olacağına, birleştirici olsana, değil mi? Müslümanları doğramaya hevesleneceğine, Müslümanları canlandırmaya, onlara hayat vermeye gayret etsene, değil mi? Flash Tv gidip bunları sorsun. “Nedir bunlar, bu üsluplar?” desin. Flash Tv samimi olması gerekiyor. Ben Flash Tv’yi de buradan kınıyorum. Bunlara açıklık getirsinler. İttihad-ı İslam hakkında ne düşünüyor. Açıkça net söylesin. Bu yüzyılda İttihad-ı İslam gerekiyor mu? Şeyh Nazım’ın bu sözüne katılıyor mu? Diyor ki bak, “inşaAllah görürüz” diyor. Bu sözü samimi mi söyledi? Yoksa samimi olmadan mı söylüyor? inşaAllah görürüz ne demek? Demek ki geldi demektir. Gelecek demektir. Samimiyetsizse, niye o zaman kutub diyorsun Şeyh Nazım Hocamız’a? Ne demeye eline ayağına kapanıyorsun, değil mi? İnanmıyorsan. Dürüst ol, tam doğrusunu söyle, inşaAllah. Ben açık, dürüst adamım, inşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. İman edenlerin ittifakı ile ilgili ayeti okuyorum Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnkar edenler birbirlerinin velileridirler. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur”. Enfal suresi, 73 Hocam.
ADNAN OKTAR: Şu an fitne ve bozgun oldu mu? Oldu. Ne diyor Cenab-ı Allah kurtuluş için.
OKTAR BABUNA: Evet İttihad-ı İslam.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle ayeti oku.
OKTAR BABUNA: “İnkar edenler birbirlerinin velileridirler”,
ADNAN OKTAR: “Küfür, masonluk değil mi? Komünistler, iddia edilen Ergenekon Örgütü birbirlerini koruyorlar” diyor. Ve dünyaya hakim olmuşlar şu an. Zaten soruyorsun adamlara, “İttihad’ı İslam mümkün mü?”, “değil” diyor. Küfür hakimiyeti”, “Ooo ne demek tabii olur. Nasıl olmaz. Tabii olacak, onda şaşılacak ne var ki” diyor. Bak onlar oluyor demek ki küfür oluyor. Bak devam et ayete.
OKTAR BABUNA: “Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız)”.
ADNAN OKTAR: Bak dost olmak nasıl olur? Birleşmekle olur. Bunu yapmazsanız, birleşmezseniz, Cübbeli’nin kafasında devam ederseniz, pırasa gibi doğramaya, birbirimizden ayrı olmaya, bölünmeye gidersek.
OKTAR BABUNA: “Yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.”
ADNAN OKTAR: Şu an oldu mu?
OKTAR BABUNA: Oldu Hocam.
ADNAN OKTAR: Kurtuluş ne? Birleşmek, beraber olmak. Bak Allah söylüyor bunu ayette. Bunu söylesin Cübbeli çıkıp. Söyleyemiyor. Yani çok harika bir dönemdeyiz. Bu Şeyh Ahmet Yasin’in konuşması münafıkları bayağı bir hoplatmış, çok kızdırıyor. O mübarek nur saçıyor ağzından, o da seyiddir. Tekrar tekrar Hocamı bir daha konuşturun da şu münafıkları bir delirtip kudurtalım.
-VTR-
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu mübarek neslinin böyle Ahir zamanda böyle coşacağı, ağızlarından nur saçacağını Bediüzzaman Hazretleri söylüyor. “Seyidler cemaati, sayısı milyonları bulan seyidler cemaatinin iltihaklarıyla bu vazifeyi uzmayı yapmaya çalışır” diyor. Bakın mübarek kimleri örnek gösteriyor. “Ben kendi aklımdan söylemiyorum” diyor. Gavs Hazretleri bir, Muhammed Raşit Erol Hazretleri iki, Bediüzzaman Hazretleri üç, Şeyh Nazım Hazretleri dört ve kaynak, beşinci kaynak da Fethullah Gülen Hoca’dır. Onun o zamanki izahlarıdır. Bunun toplamını şu an özetliyor Hocamız. Ve diğer mürşidlerin izahlarından samimi kanaatiyle ifade ediyor. “Ben yani gidip gördüm, görüştüm” demiyor. Meydana gelen manzarayı söylüyor. Darwinizmi, materyalizmi ezeceğini kim söylüyor? Said Nursi Hazretleri söylüyor. Bu mübarek Hocamız, Ahmet Yasin Hocamız nereden alıyor? Said Nursi Hazretlerinden alıyor. Diğer konuları nereden alıyor? Muhammed Raşit Erol Hazretlerinden, diğerini Gavs Hazretlerinden. Vakti kimlerden öğreniyor? Yine aynı şekilde Gavs Hazretleri, Muhammed Raşit Erol Hazretleri, efendim Said Nursi Hazretleri, Fethullah Gülen Hocamız ve Bediüzzaman’ın açık, sarih beyanları, değil mi? Ama bazı itler böyle kuyruklarını kıstırıp ulumaya başladılar. Nerede hak söz varsa, hemen oraya dişlerini göstermeye başlıyorlar. Geçenlerde Şeyh Nazım Hocamız’a, şimdi de Ahmet Yasin Hocamız’a karşı hırlamaya başladılar. Hepsi Allah’ın inayeti ve koruması altındadırlar. Çok samimi bir insan Şeyh Nazım Hocamız dünya tatlısıdır. Dünya iyisidir. Münafık güruhu böyle yarasalar gibi uçuşuyor oralarda ama Melekler koruyor Hocamızı, inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamızı, Ahmet Yasin Hocamızı da öyle inşaAllah. Münafıkların oralarda uçuştuğunu biz biliyoruz, inşaAllah, değil mi? Ama hiçbir zararları olmuyor. Bilakis şanlarına şan, ünlerine ün, güzelliklerine güzellik katıyorlar, değil mi? Onlara olan saygıyı, sevgiyi kat kat arttırıyorlar. Allah yollarını açık etsin. Bunlar sevgi insanları, barış insanları, kardeşlik insanları, dostluk insanları, güzellik insanları. Şeyh Nazım Hocamız’ın bir sohbetinde bir insan bir 10 dakika. Güneri Civaoğlu bile görüşmüştü. “Çok sevimli insan” diyor. Dayanamadı ki Güneri Civaoğlu Darwinist, materyalist bir insan. O bile dayanamayıp diyor ki, “çok tatlı bir insan. Çok sevimli bir insan, sempatik” diyor. Dünya tatlısıdır yani esprileriyle, konuşmalarıyla, diğer tavırlarıyla. Yani Kıbrıs’taki Şeyh Nazım Hocamız’a bir çok kral, birçok devlet başkanı, birçok bakan yani çok çok fazla sayıda bakan, çok fazla sayıda bakan, Kıbrıs’taki ünlü siyasiler, hatta efendim işte ilgili şahıs, ismini söylemeyeyim. Kıbrıs’ta iki ünlü büyük şahıs Kıbrıs’taki. Hocamızın talebesi, hayranı ve onun mübarek nuraniyetinden istifade eden, feyzinden istifade eden insanlardır. Çok çok fazla sayıda insan, hayret edilecek. Mesela açıklasam hayret edersiniz. Yabancılardan, ünlü yabancılardan haddi hesabı yoktur. Amerika’da olsun, başka yerlerde olsun. Ve vekilleri de çok mübarek insanlardır, tertemiz insanlardır. Onlara karşı da sevgimiz çok büyük. Allah yollarını açık etsin. Böyle sevgi insanlarının, gönül insanlarının, kalp insanlarının Allah yollarını açıyor. Allah onlara görünmez ordularla yardım ediyor. Allah onlara feyz ve bereket veriyor. İyilik veriyor. Deccal’e yardım edenleri de Allah rezil rüsvay ediyor ve aşağılıyor, değil mi? Yani akıl gözüyle bakan, feraset gözüyle bakan bunları görür.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bir mesaj var Hocam size.
“Selamum aleyküm arslan Hocam. inşaAllah münafıklar gıcık olsun diye size özgür irademle Türkün Zulkarneyni diyorum inşaAllah. Anlayan anlar, inşaAllah. Selamum aleyküm aziz ve bereketli Hocam. Kardeşiniz Hakan Eryılmaz”, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne alem. Ben Türklüğün hizmetçisiyim, kapıcısıyım. Yani elime bir imkan gelsin görün bak. İlk yapacağım şey kapıcılık olacaktır. Ne yapıyoruz?
SUNUCU: Ara veriyoruz Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...