SUNUCU:Hayırlı geceler değerli izleyenler ve dinleyenler. Bu akşam Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal Avrupa, Çay TV, Adana Ceyhan CRT TV ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan TV, ART Uşak TV, Çorum Kanal 19 Iğdır Tv, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kafkas FM 95.5 Kars, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Radyo Mega 88.5 Ordu, Yıldız FM 87.7 Tekirdağ, haberhilal.com, haberaktuel.com, selamhaber.com, sekizsutun.com’dan canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Efendim, sizler de hoş geldiniz. Anneniz de hoş geldi.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Demin açtığım ayette Fatır Suresi çıktı, 42. ayet. “Yeminlerinin olanca güçleriyle, kendilerine bir uyarıcı-korkutucu gelecek olsa,” bir Mehdi gelecek olsa, “ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka daha doğru olacaklarına dair, Allah'a yemin ettiler” Çok mükemmel hizmet edeceğiz diyorlar. Hani diyor ya Cübbeli, “Ya Rabbi bize Mehdi (a.s.)’yi gönder,” diyor, yeri göğü inletiyor. Tabii ben Cübbeli’ye bakıyor demiyorum ayet de, fakat o tarzda diyenler varmış. “Ancak onlara bir uyarıcı-korkutucu geldiğinde (bu,) nefretlerinden başkasını artırmadı” Daha da nefretleri arttı, diyor Allah ayette. “(Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa” diyor bak, hem de yeryüzünde büyüklük, enaniyet yaparak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek, yani İslam ahlakının hakimiyetini engelleyerek, Müslümanların kurtuluşunu engelleyerek. “Oysa hileli düzen,” oyun, “kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın” Mutlaka Allah’ın kanunları oluşur, diyor Cenab-ı Allah. “Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler” Mesela Osmanlı yıkıldı, diğer devletler yıkıldı, değil mi? Kuran’a tam tabi olunmadığında, sünnete tam tabi olunmadığında Allah felaket vermiş hep. “Üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydüler” Muazzam bir güçtüler hakikaten. “Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir” Ne münafıklar, ne üç kağıtçılar, ne it-kopuk takımı İslam ahlakının dünya hakimiyetini engelleyemez. Ne cahil cühela. Oktar Hocam, bana bir konu aç, konuşayım inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Biraz önce Hazreti Mehdi (a.s.)’nin nasıl hidayete vesile olduğunu söylemiştiniz. Bir hadis-i şerifi okuyayım mı onla ilgili Hocam?
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Hazreti Mehdi (a.s.), alevli hidayet meşalesiyle alemde dolaşır ve salihler gibi yaşar” yani tüm insanların hidayetine vesile olur ve Salihler gibi yaşar. El-Mehdiyy-il Mev'ud. “Allahperestlik nefsperestliğe çevrildikten sonra Hz. Mehdi (a.s.) gelecek ve nefsperestliği Allahperestliğe çevirecek; Kuran, görüş ve düşüncelere uydurulduktan sonra Hz. Mehdi (a.s.) gelip görüş ve düşünceleri Kuran'a uyduracak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Yavaş yavaş, böyle şerh ederek okursan Oktar Hocam daha güzel olur.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Hazreti Mehdi (a.s.), alevli hidayet meşalesiyle alemde dolaşır”
ADNAN OKTAR:Allah’ın “Hadi” ismini tecelli ederek, meşale nedir? Aydınlatarak, “alemde dolaşır”. Nasıl, yürüyerek mi? İnternetle, bilgisayarla, değil mi? Televizyonla, radyoyla, kitaplarıyla alemde dolaşır. Çünkü dünyayı bir insanın gezemeye ömrü yetmez. O zaman zaten Mehdilik görevini yapamaz.
OKTAR BABUNA:“Ve salihler gibi yaşar”
ADNAN OKTAR:Evet Oktar Hocam, anlat, devam et.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Sahabe-i Kiram’ın Allah aşkıyla müthiş cesur olduklarını anlatmıştınız siz Hocam, inşaAllah. Sahabe Allah yolunda mücadele ederken, mallarının yanı sıra, canlarını da ortaya koymuşlardı. Bu konuyla ilgili örnekler okuyabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Şimdi kan kampanyası o konuyu açıklığa kavuşturduk mu?
OKTAR BABUNA:Kavuşturduk Hocam, evelAllah.
ADNAN OKTAR:Kanla, iltihapla bu işin alakası yok. Parmağını getirirsin, şuraya dokunursun, oradan adam senin genetik şifreni çıkartır. Sen Amerika’ya her gidişte diyorsun, havaalanına adamlar; getir komşum parmağını şuraya bas, diyor, basıyorsun. Bastığında senin genetik şifren oraya geçmiş oluyor. Taabiyetinde yazıyor; Türk müsün, Alman mısın, nesin? Adam istese senin genetik şifreni en uç yerlere kadar çıkartır. Dolayısıyla sana yapılan suçlama ayıptır, çirkindir ve yanlıştır. Ve devletin yaptığı bir kampanya bu üstelik. Ve devlet yargılandı. Devlet adamları yargılandı orada. Sen yargılanmadın, değil mi? Ve beraat ettiniz. Sen hayra vesile oldun, güzelliğe vesile oldun. Bak şimdi senden sonra yeni yeni banka kurmaya kalktılar, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Genetik araştırmalarını, bilmem neleri falan bahane ederek, yok genetik silah yapılacak. Kardeşim Amerika’nın genetik silaha ihtiyacı mı var? Adamın kafası bozuldu mu, atıyor bombayı, yerle bir ediyor. Ne genetik silahı yani? Niye öyle kibar yöntemlere girsin adam, ne zoru? Adam getiriyor dev gibi uçan kaleleri, yağmur gibi bomba yağdırıyor, bu kadar. Adam genetik menetik dinlemez Amerikalılar. Anlaşıldı mı? Öyle bir sorunu da yok adamın. Ne zoru adam ayrım yapacak yani? O zamanlar ünlü bir hazret vardı böyle bu konularda vesvese yapan. Etrafı da vesveseli yapmaya çalışan. Doğrudan cahilliğinden, yani akıl almaz derecede cahil. Millete de vesvese verdi öyle. Ve bize de o dönemde operasyon yapılmasını teşvik eden bir şahıstır, zat-ı muhterem, inşaAllah. Halbuki o sigara paketi var ya, onun sigara paketi, sigara paketini tuttuğunda bile genetik şifresi geçer oraya. Bundan haberi yok. Kanla olur, diyor. İltihabıyla olmuyor mu? İriniyle de olur o. Ne alakası var onunla onun? Ve seni gereksiz yere aylarca töhmet altında bıraktılar utanmadan, değil mi? Sıkılmadan, utanmadan, hasta halinle töhmet altında bıraktılar.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne kadar ayıp ve çirkin. Sen hayra vesile oldun. Senin vesilenle binlerce insan kurtuldu. Oradaki imkanlarla, o bankadan aldıkları verilerle, binlerce genç kız ve çocuğu kurtardın. Onlar da seni engelleyerek binlerce insanın ölmesine sebep oldular, binlerce insanın. Bir de kahraman gibi ortaya çıktılar. Bu utanç onlara yeter, inşaAllah. Kardeşim devletin ne kadar adamı varsa, aşağı yukarı hepsi yargılandı. Sen onların içerisinde herhangi bir şahıssın. Mesela, efendim, Mesut Yılmaz yargılandı. Onu niye demiyorsun sen? Mesut Yılmaz’ın hanımı yargılandı. Emniyet müdürleri yargılandı. Valiler yargılandı. Onları niye demiyorsun? Sanatçılar yargılandı, gazeteciler yargılandı. Onları niye demiyorsun da, gelip Oktar Babuna’ya dersin? Oktar Babuna’nın özelliği nedir? Adnan Oktar’ı tanır. Hadi bakalım, onun üzerine gidelim. Bak, Allah onları mahcup etti. Küçük düştüler. Çok ayıp yaptılar. Hasta bir insanın üzerine aylarca gelerek, iftiralar atarak bunaltmaya kalktılar; hastalığını hiçe sayarak. Bakın, binlerce insanın kurtulmasına vesile oldun sen binlerce; belgeleriyle sabit, açık.
OKTAR BABUNA:Elhamdülillah, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Böbrek yetmezliğinden ölmek üzere olan insanlar kurtuldu. Karaciğer yetmezliğinden ölmek üzere olan insanlar kurtuldu. İlik anomalisinden ölmek üzere olan insanlar kurtuldu. Sen vesile oldun. Onların engellemesiyle de binlerce insan vefat etti. Ve onlar da sorumlu oldular. Genetik şifremizi Amerika’ya vermiş, bilmem ne. Sen genetik şifreni her gün havaalanında veriyorsun adamlara. Bizzat parmağını basarak. Adamların öyle bir sorunu mu var? Yok, silah yapacakmış Amerika. Afganistan’da sordu mu Amerika? Sizin genetik şifreniz ne, mi diyor adam? Yağmur gibi yağdırıyor bombayı adam. Ne takar yani genetik bilmem ne şeyini yani, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Cehaletin klasik bir yansımasıydı bu, inşaAllah. Ve insanları kan sözüyle tahrik ettiler. ‘Türk kanı’. Kardeşim Türk’ün kanı ama parmak izi de oluyor, saçı da oluyor. Bundan neden bahsetmiyorsun? Kan. Yani kan hani kutsal bilinir ya, oradan bağlantı kuruyorlar. Ne kadar ayıp yani. Ne kadar garip bir düşünce. Ve hasta bir insana aylarca psikolojik işkence yaptılar. Ve bu kadar hayra vesile olmana rağmen, güzelliğe vesile olmana rağmen, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, emredin Hocam inşaAllah. Bir izleyicimiz Hocam, izleyici sorusu, diyor ki “Hocam dünyayı saran göktaşlarının videosunu yayınlayabilir misiniz. Fatma” seyirci sorusu.
ADNAN OKTAR:Yayınlayalım. Göster.
OKTAR BABUNA:Bu şimdi inşaAllah, NASA’da ve Amerika’daki ünlü gözlem evlerinin yaptığı teleskopik araştırmalarla, 1980 yılından itibaren, burada yıllar yazıyor, göktaşlarının sayısı yazıyor burada. 1980 yılında başlıyor, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar, bütün milyonlarca yıl toplanan gök taşları birden bire artmaya başlıyor, 1980 yılından itibaren. 1989’a gelindi.
ADNAN OKTAR:Yalnız bu bak, bilgisayarla tespit edilmiş, yani NASA’nın tespitleri, bilim adamlarının tespitleri.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah. Teleskoplarla Amerika’daki. 1993 yılı, 94, artarak devam ediyor, 25 binlere geldi sayı. 97, 98, bakın şimdi, 99 yılında birden bire bulut haline geldi ve 1999 yılında 70 binlik bir artış oluyor. Evet, 2000’li yıllar, tam bir bulut şeklinde sardı dünyayı. 2002, sayıları artık milyonları buluyor. 2005 yılı, 2006, 2007 yılı, 2008, 2009, ve günümüze geldiğinde, 2010 yılında muazzam bir artışla dünyanın etrafında göktaşlarının biriktiği görünüyor burada inşaAllah. 900 katına çıkıyor. 1980 yılından itibaren, milyonlarca yıllık tarih boyunca...
ADNAN OKTAR:Bak, tahkimat hazır. Tahkimat hazır ve Kuran’da gökten gelecek afattan bahsediyor Allah ayette. Birçok ayette belirtilmiştir, Kıyamet öncesinde. İnsanlık bunu da görecek. Ve Nemesis de Kıyamet için özel olarak dünyanın yanına getirildi. Cenab-ı Allah getirdi, özel olarak, göktaşı fırlatması için, yani dünyayı parçalayacak göktaşlarını fırlatması için. O da hazırda bekliyor, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam. Bediüzzaman Hazretleri’nin kıyametle ilgili ebcedleri vardı. O var mı sende?
OKTAR BABUNA:Tamam, inşaAllah, hemen hazırlayayım Hocam.
“Ramazan-ı Şerifte onuncu günün ikinci saatinde, birden bu hadis-i şerif hatırıma geldi. Belki, Risale-i Nur şakirtlerinin taifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi.
‘Şedde sayılır, tenvin sayılmaz’ fıkrasının makam-ı cifrîsi bin beş yüz kırk iki (1542) ederek nihayet devamına ima eder. ‘Şedde sayılır’ fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi 1506 edip, bu tarihe kadar zahir ve âşikârâne, belki galibane, sonra tâ ‘kırk iki (42)’ye kadar gizli ve mağlûbiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın ima eder. ‘Şedde sayılır’ fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi 1545 olup kâfirin başında Kıyâmet kopmasına ima eder. Câ-yı dikkat ve hayrettir ki, üç fıkra bil’ittifak bin beş yüz tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına mânidar, mâkul ve hikmetli bir surette bin beş yüz altı (1506)’dan tâ ‘42’ye, tâ ‘45’e kadar üç inkılâb-ı azîmin ayrı ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır. Devam ediyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Hicri 1500’ü veriyor diyor, değil mi hepsi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani ümmetin galibane ömrünün bitiş tarihi. Artık ondan sonra Kıyamet bekleniyor. “Ebcedlerinin tamamında hayret vericidir, hepsinde bu tarihi veriyor,” diyor. Peki bunu söylerken Bediüzzaman hadise dayandırıyor mu aynı zamanda?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kaç tane hadis var bununla ilgili Suyuti’den?
OKTAR BABUNA:Sekiz tane hadis var.
ADNAN OKTAR:Evet. Cübbeli her ne kadar “yok” dese de, üstelik sahih, sahih hadis.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onu şerh ederek açıkla.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “’Şedde sayılır, tenvin sayılmaz,’ fıkrasının makam-ı cifrîsi bin beş yüz kırk iki (1542) ederek nihayet-i devamına ima eder” 1542 tarihini söylüyor Hocam, inşaAllah. “Nihayet-i devamına,” sonunu, son dönemlerini ima eder. ‘”Şedde sayılır,’ fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi 1506 edip, bu tarihe kadar zahir ve âşikârâne,” görünür ve belirgin bir şekilde, “belki galibane,” galibane, Müslümanların hakimiyeti inşaAllah. “Sonra tâ ‘kırk iki (42)’ye kadar gizli ve mağlûbiyet içinde” Müslümanların gizli bir mağlubiyet dönemlerinin olacağını inşaAllah, yaşayacaklarını, “vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın ima eder”Yani Müslümanların en son dönemi artık 1542’yi veriyor. Ama o döneme kadar da gizli ve malubane, 1506’ya kadar da galibane, ümmetin ömrünün inşaAllah. “’Şedde sayılır,’ fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi 1545 olup” yani buradaki ebced hesabında 1545 olup “kâfirin başında Kıyâmet kopmasına ima eder” Bunu da kıyamet tarihi olarak veriyor Üstad inşaAllah. 1545’i.
ADNAN OKTAR:Mesela bak bu kitapta da o 1577’yi de veriyordu. Onu koymuştum ama bu baskıda çıkmamış. Onu da koyalım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar (Kıyamete kadar) hak üzerinde galip olacaktır” Bu sahih hadis-i şeriftir. 2117, 1542. İşte küfrün en azgın olacağı dönem 2117, inşaAllah. 1506’da. 2082 yılından itibaren de yavaş yavaş bozulma başlıyor. Bakın, şu an 2010’dayız, 2082’den itibaren yavaş yavaş bozulma başlıyor, inşaAllah. Nereye kadar devam ediyor? 2117’ye kadar şiddetlenerek. 2117’de Kuran ref ediliyor inşaAllah. Hiç Müslümanlıkla ilgili hiçbir şey kalmıyor. 2120 bakın 2, 1,2 tekrarlayan bir 2 var. Bir 2 var 1, 2 Allah’ın dünyayı vuracağı tarih, inşaAllah. Allah’ın izniyle göreceksiniz inşaAllah. “2120 edip kafirin başına Kıyamet kopmasını ima eder” diyor. Bak Cenab-ı Allah hazırlıkları son aşamaya getirdi artık. Nemesis, özel olarak olay yerine getirildi. Göktaşları özel olarak dünyanın üzerinde konuşlandırıldı, Cenab-ı Allah tarafından. Yani dünyaya yapılacak olay hazır inşaAllah. Bakın deccal ile ilgili olarak; İbn Ebi Hatem Tefsir’inde, Yahya b. Abdullah el- Kazvuni’den (ravi silsilesi ile) Abdullah b. Amr b. As’dan rivayet ettiler ki, Peygamber (s.a.v.) buyurdu: “Dünya kurulduğundan beri her yüzün başında önemli bir olay olmuştur” Bakın tarihe, hep böyledir. Her yüz yıl başında önemli bir yıl olmuştur. 2100 de çok önemli bir tarihtir, inşaAllah. “Dünya kurulduğundan beri,” Hicri yıllar da öyle. Mesela Hicri 1400; Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihidir. “Dünya kurulduğundan beri her yüzün başında önemli bir olay olmuştur. Bir yüzün başlarında da deccal çıkar ve İsa (a.s.) bin Meryem nüzul ederek (yeryüzüne inerek) onu öldürür. (Suyuti, Ahir Zaman Mehdi (a.s.)sinin Alametleri, s. 90)” 1900 yıllarında çıktı deccaliyet, gelişti yani. 1800’ün başından sonra 1900 başında çıktı. 2000’lerde aşağıya indirildi inşaAllah. Bak bu hadiste de bu açıkça izah ediliyor, işaret ediliyor.
“İmam Ahmed, Müsned’inde Hz. Aişe’den tahric etti” Hazreti Ayşe Annemizden. “Dedi ki; Resulullah (s.a.v.) buyurdu: ‘Deccal çıkar, Hz. İsa (a.s.) İbni Meryem onu öldürür. İsa (a.s.) (a.s.) adil bir imam ve Hakim olarak yeryüzünde kırk yıl kalır’”Öldürür; manen öldürmüş oluyor, tabii oturup onun pis kanıyla uğraşmaz, inşaAllah. Şimdi Oktar Hocam sor.
OKTAR BABUNAEstağfurullah Hocam, dün bir site hazırlanmasını söylemiştiniz, “Armagedon nedir?” diye. Armagedonnedir.com sitesi, daha eklenmeler olacak inşaAllah. İzleyicilerimiz bakabilirler. Burada görüyorsunuz Sayın Adnan Oktar’ın Armagedon ile anlatımları. Burada Armagedon ile ilgili makaleler ve detaylı bilgi var. Fakat her gün girerlerse, daha da artacak inşaAllah bunlar, girebilirler. Armagedonnedir.com; Armagedonla ilgili detaylı bilgi. İzleyicilerimizden bir talep gelmişti Hocam dün.
ADNAN OKTAR:EvelAllah süratle hazırladık, değil mi?
OKTAR BABUNA:Bir gecede hazırlandı Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.), velayet Hazreti Mehdi (a.s.) ile son bulacak diyordu. Muhyiddin Arabi’nin bir açıklaması var onu okuyayım mı?
ADNAN OKTAR:Oku evet.
OKTAR BABUNA: “Muhyiddin İbnü’l-Arabi (kuddise sırruh) Hazretleri, Hakim et-Tirmizi (kuddise sırruh) Hazretleri’nin“Hatmü’l-evliya”dasorduğu soruları cevaplandırmak için yazdığı “el-Cevabü’l-Müstakim”isimli eserinde şöyle buyurmuştur: ‘(Hz. Mehdi (a.s.)), Mülkün dönemi onunla biter ve velayet onunla hatme erer.’(El-Cevabü’l-Müstakim amma Seele anhü et-Türmizi el-Hakim, Bayezid, no: 3750, 242b yaprağı) Hazreti Mehdi (a.s.) ile velayetin biteceğini söylüyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Gelmiş geçmiş en büyük velidir. Hazreti Adem (a.s.)’den itibaren Hazreti Mehdi (a.s.), Hazreti İsa Aleyhisselam, gökten ona vezir olarak indiriliyor, özel olarak. Bakın dünyadaki bütün olaylar şu an Mehdiyet’in etrafında döndüğünü, biz anlattıkça dünya politikasını insanlar gördükçe, insanlar daha iyi anlamaya başladılar. Yani dünyadaki savaşlar, dünyadaki olayların hepsinin o çizgide dolaştığını görmüş oldular. Bir Musevilerin yönlendirmesi vardır. Ki onları da yine aynı şekilde Evanjelikler yönlendiriyorlar ve dünya tamamen onların kontrolünde şu an. Dolayısıyla Hazreti İsa (a.s.)’nın inişine yöneliktir yapılan bütün olaylar, operasyonlar. Onları tek tek, madde madde önümüzdeki günlerde ispat ederek anlatacağız, belgelendirerek anlatacağım, birer birer.
Mektubat sayfa 53. Bediüzzaman Hazretleri diyor ki; “Süfyan ve Mehdi (a.s.) hakkında hadislerin ifade ettikleri mana budur ki; Ahir zaman dinsizliğin iki cereyanı akımı kuvvet bulacak” Mehdi (a.s.) devrinde. “Birisi nifak perdesi altında” Yani münafıklık perdesi altında. “İnkarcı olduğu halde Müslüman gibi görünerek, Risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) (Pegamberimiz (s.a.v.)'in elçiliğini ve yolunu) inkar edecek Süfyan namında(adında)müdhiş bir şahısehl-i nifakın (münafık karakterli kimselerin) başına geçecek” Ki anlattık; bunun Şam’da çıkacağını, hadislere uygun olarak aynı şekilde ortaya çıktığını, bunun Hafız Esad olduğunu anlattık, bu Süfyan denen kişinin. “Şeriat-ı İslamiyenin (İslam dininin) tahribine (yıkılmasına) çalışacaktır” Var gücüyle Darwinist, materyalist düşüncede, dinsiz düşüncede, bunun için uğraştı adam. Ve on binlerce, yüz binlerce müslümanın katledilmesine sebep oldu. “Ona karşı Al-i Beyt-i nebevinin silsile-i nuranisine (Pegamberimiz (s.a.v.)'in nurani soyuna) bağlanan” Silsile nedir? Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) ben-i Adnan’dan geliyor değil mi? Geliyor geliyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Ondan sonra Hazreti Ali (r.a.)’ye. Hazreti Ali (r.a.)’den, Hasan (r.a.)’a, Hüseyin (r.a.)’e. Ondan sonra on iki imama, ondan sonra devam ediyor, silsile olarak devam ediyor. “Karşı Al-i Beyt-i nebevinin silsile-i nuranisine (Pegamberimiz (s.a.v.)'in nurani soyuna) bağlanan ehl-i velayet,” veli diyor, veli yani velayet. “Ve Ehl-i kemalin,” kamil insan sahiplerinin ve “ehli velayet,” bütün velilerin. Ehl-i kemal derken, mesela güzel ahlaklı, İslam için gecesini gündüzüne katan, Allah yolunda mücadele eden herkes. “Ehl-i kemalin başına geçecek” Bak başına geçecek, onlara başkan olacak, başına geçecek. “Al-i beytten Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan,” bak ismini de veriyor Bediüzzaman. “Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nurani”Nerede burada şahs-ı manevi canım kardeşlerim? Bundan sonra halkın gözünün içine baka baka doğru söylememek var mı? “Nasıl olsa bunlar Risale-i Nur’u anlamaz. Osmanlıca da bilmezler, ağırdır Said Nursi’nin üslupları. Anlamayacağına göre, biz bol bol yanlış bilgilerle insanları yönlendiririz, kimse de bize bir şey diyemez” diyorlardı. Küt diye çarptılar balistik çeliğe. Bundan sonra yok.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak diyor ki; “Ehl-i velayet (velilerin) ve ehl-i kemalin (kamil iman sahiplerinin) başına geçecek” Lider olacak, kumandan olacak diyor. “Al-i Beyt’ten(Pegamberimiz (s.a.v.)'in soyundan)Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nurani (nurlu bir şahıs)” Hani şahs-ı maneviydi aziz kardeşlerim?” O Süfyan’ın şahs-ı manevisi olan,” bak burada Süfyan var, onun da şahs-ı manevisi var. Ulan Süfyan’ı en ince detayına kadar anlatıyorsunuz, adam sorduğunda değil mi? Mesela şöyledir, böyledir, Şam’da çıkacak, hepsini anlatıyorsun. Mehdi (a.s.)’ye gelince nasıl oluyor, Birden şahs-ı manevi olup yok oluyor? Biz demiyoruz ki yani. Şahsı var, Süfyan var, komitesi var, adamları var ve şahs-ı manevisi var. Bediüzzaman ne diyor? Bak, “o Süfyan’ın şahs-ı manevisi olan” Süfyan tahribatını yapacak, Süfyan ölecek. Binaları yıkacak, insanları öldürecek, İslam’ı yıkacak, İslam’ın birçok kaidesini ortadan kaldıracak. O tahribatı, o enkazı ortadan kaldırmaya geliyor Mehdi (a.s.). O yıkarken, tahrib ederken Mehdi (a.s.) geldiğinde, hiçbir şey yapamaz. Allah müsaade etmez, gelse farz edelim. Çünkü onun yıkma görevi var, Allah ona yıktırıyor. O zaman o Süfyan olmaz. Diyorlar ki; “Süfyanlar aynı anda olması lazım” Peki Süfyan o zaman nasıl tahrip yapsın? Adamın tahribatını bitirmesi gerekiyor. Çünkü Mehdi (a.s.) tamir edici, Süfyan yıkıcı. Yıkarken adamın elini tutarsa nasıl yıkacak Süfyan, değil mi? Demek ki tahrip edip, yıkacak. Mehdi (a.s.) o enkazın üzerine gelecek. Diyecek ki; “ne oldu buraya, ne yaptınız bunları? Ben bunları tamir edeceğim” diyecek. Bak “Al-i Beyt’ten Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan Muhammed Mehdi (a.s.) isminde bir zat,” bir zat. Şahs-ı manevi olmadığını bak Bediüzzaman, kafalarına tak tak vura vura anlatıyor. Bundan sonra insanları yanlış yönlendirmek yok. Bak derdi mesela; “Al-i Beyt’ten ve Müslümanlardan oluşan bir şahs-ı manevi, o Süfyan’ın şahs-ı manevisini yok edecek” derdi. Bak öyle demiyor. “Al-i Beyt’ten Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan, Muhammed Mehdi (a.s.) isminde,” bak ismini de veriyor. Şahs-ı manevinin ismi Muhammed Mehdi (a.s.) mi? Bak isminde “bir” diyor bak, bir. Bir rakamı ne demektir Oktar?
OKTAR BABUNA: Bir demektir inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Yok” diyor adam. “Bir” demek, “milyonlar anlamına geliyor” diyor. “Zat” nedir?
OKTAR BABUNA: Şahıs’tır.
ADNAN OKTAR:Çok özür dilerim zat ne demek, sen ne anlıyorsun bundan?
SUNUCU:Bir kişiyi kasteden.
ADNAN OKTAR:Gözümün içine baka baka adamlar, Türk Milleti’nin, Müslüman Milleti’nin zekasıyla adeta alay ediyorlar. Aklıyla adeta alay ediyorlar yani. “Yok kardeşim burada şahs-ı manevi, görmüyor musun?” diyor. Allah sağlık, sıhhat, hidayet versin, Allah aklınızı açsın yani. Nerede burada şahs-ı manevi?
OKTAR BABUNA: Yok tabii ki Hocam.
ADNAN OKTAR:“Muhammed Mehdi (a.s.) isminde bir zat-ı nurani (o nurlu şahıs) o Süfyan’ın şahs-ı manevisini, (yani onun tahribatını), olan cereyanı münafıkane’yi, (münafık akımını) yok edip,” bak “yok edip, dağıtacaktır” Ne Darwinizm’i bırakıyor, ne Materyalizm’i bırakıyor. Demek ki anti-münafık mübarek.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Münafıklar onun için onu gördü mü böyle, tavada kavrulmuş salyangoz gibi böyle perişan oluyorlar. Yani insanların midesini bulandırmak istemem ama salyangoz gibi mikrop varlıklardır yani, inşaAllah.
SUNUCU:Sorumu sorabilir miyim?
ADNAN OKTAR:Sorabilirsin.
OKTAR BABUNA: Az önce okuduğunuz metinde, Hazreti İsa (a.s.)’nın kırk yıl kalacağı, cümlesi geçti. Hakimiyet-i İslam’da o süreçte hangi kronolojik anda gelecek de, ondan sonra kırk yıl kalacak?
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman ölçüsünü veriyor diyor ki; “Hıristiyanlıkla Müslümanlık tam birleşmesi istidadındayken” diyor. İsa (a.s.) rahat bir sistem üzerine geliyor. İsa (a.s.)’nın pek yapacağı bir şey yok Allah-u alem. Yani semboliktir, deccali öldürmesi yani manevi. Çünkü bütün ağırlık Mehdi (a.s.)’dedir. Hepsini bitiren Mehdi (a.s.)’dir. Yani Mesih Deccal fitnesi, çünkü fikir sistemi, onu da yıkan odur, Süffaniyet’i yıkan da odur. Yani Mehdi (a.s.) tamamını temizliyor. İsa (a.s.) Mesih tasdik için geliyor. Yani sistemi tasdik ediyor, yani manen öldürüyor. Yoksa o devirdeki çıkacak olan deccal, hokkabaz sahtekarın teki o devirdeki adam. Yani halüsinasyonlar gösteren, işte hipnoz yapan. Çünkü Darwinizm ile olayı bitirememiş, artık her gördüğüne yenilmiş, işi deliliğe vermiş bir tip. Hani var ya, en son köşeye sıkışır artık habala hübele deli ayaklarına yatar. Bu da böyle, olaya kafayı tam çizmiş bir tip. Darwinistlerin en son dayanacağı noktadır bu. Zaten başladılar, uzaylılar falan yapmaya başladı dediler. Ona getirecekler en sonunda, işte uzaydan bir uzaylı geldi diyecekler Deccal için, bu proteini getirdi dünyaya, Allah bu diyecekler (haşa), ona benzer yani artık çizmenin en şiddetli şekilleri olacak böyle. Çamura yatma derler ya, çamura yatacaklar. Orada o, rezil etmiş oluyor. Ama hipnoz özelliği olacak diyor Bediüzzaman. Hipnoz ve manyetizma özellikleri olacak diyor. Bunu kırıyor, bunu ortadan kaldırıyor İsa (a.s.). Mehdi (a.s.)’yi tasdiktir asıl görevi ve Hıristiyan alemini.
Diyor ki; “Mehdi (a.s.) doğru söylüyor, bu kişi doğru söylüyor, ben de doğru söylüyorum, ben de Peygamberinizim. Gönlünüz müsterih olsun, benim, ben geldim” diyecek İsa (a.s.). Zaten Hıristiyanlar onu iç güdüyle, Allah’ın verdiği ilhamla tanır zaten. Ayette diyor; “çocuklarını tanır gibi tanırlar” diye. İsa Mesih (a.s.)’i tanımak öyle o kadar zor olmayacaktır çıktığında, zuhur ettiğinde. Yani “önce mukarreb ve havassı onu imanın nuru ile tanır” diyor. Çünkü daha nasıl bilsin adam? Çünkü geçmişini bilmiyor ilk geldiğinde İsa Mesih (a.s.), konuşmuyor ki, geçmişini bilmiyor. Çünkü baygın haldeyken Allah’ın Katına alındı. Uyku halindeyken alındı. Dünyaya geldiğinde de, geçmişini hatırlamayacak. Kuran’ı bilmiyor, Tevrat’ı bilmiyor, İncil’i bilmiyor; hepsini sonradan öğrenecek. Bu bir vakit alacaktır. Hafız olacaktır, yani Kuran’ı su gibi ezberden biliyor. Peygamberlerin müthiş bir ezber gücü vardır, Allah’ın hikmeti. Mesela bizim Peygamberimiz (s.a.v.) de öyle, Hz Musa (a.s.) da öyle. Mesela Tevrat’ı ezberden biliyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) de, Kuran’ı ezbere biliyordu. İsa (a.s.) da Kuran’ı ezbere biliyor. Sonra onun üslubundan, aklından, isabetli hareketlerinden, bir de mucize göstermesinden İsa Mesih (a.s.) olduğunu anlayacaklar. Çünkü öyle göz aldanması değil.
Mesela adamın baras hastalığı var hakikaten. Onun yeteneği duracak üzerinde, Allah’ın verdiği o özelliği duracak. Mesela eliyle mesh ediyor, adamın baras hastalığı hemen geçiyor. Mesela gözü kör, doğuştan kör adam ama gözü olmayan değil bak, yalnız o ayrı, o aklın ihtiyarını kaldırır. Gözü var, gözleri var ama görmüyor. Öyle çoktur, bakar körler derler. Böyle gezer, bakar, ona elini sürüyor böyle “Bismillah” diyor, adam “nasıl oldu bu” diyor. Birden görür hale geliyor, Allah’ın hikmeti. Çok çok fazla olmamak şartıyla, bu tarz mucizeler gösterecektir. Yani bize nakil ile gelecek bir kısmı, “biz gördük” diyecektir salih Müslümanlar. Ama Allah-u alem Mehdi (a.s.)’nin yanında da birkaç tane mucize gösterecektir. Ama sürekli mucize göstermez Peygamberler, nadir olur. Allah-u alem, muhtemelen de bir veya iki kere de ölü diriltecek. Ama şöyle; ölü, tamamen cesedi parçalanmış, kemik hale gelmiş değil. Mesela morgda, hakikaten ölmüş, doktorlar rapor vermiş, üç günden beri morgda adam. Durmuş kalbi, doktor raporlarında sabit, ölü, kesin ölü yani inşaAllah. Mesela; “Bismillah Allah’ın izniyle kalk” diyor. “Kalk” dedi mi, kalkıyor adam. Anlayamıyor, “ne oldu bana” diyor. “Bir şey olmadı. Geçmiş olsun, otur” diyor. O şekildedir yani ölü diriltme. Mesela kemikleri dağılmış anlamında değil. Ama mesela doktorlara soracaklardır, insanların aklının ihtiyarı kalkmış olmaması için, yani “bu ölü mü” denecek. Doktorlar bakacaklar “evet, ölü” diyecekler, “Kalbi durmuş”. “Kaç günden beri”; “üç günden beri” rapor verilmiş, morgda. Herkes var, değil mi? “Bismillah Allah’ın izni ile kalk” dedi mi, kalkacak. Bir veya iki kere, o kadar. Yani İsa Mesih (a.s.) olduğunun anlaşılması içindir bu. Ki buna rağmen farz değildir inanmamız. Artık vicdanen biz “Allah-u alem herhalde o” diyeceğiz. Başka nasıl açıklanabilir ki? Çünkü ölü kalkıyor. Yani Kuran’da da geçiyor. Kuran’ın açıklamalarına da uygun; o kadar. Mesela Mehdi (a.s.)’nin de yüzünü mesh ediyor, Cennetteki makamını söylüyor, Mehdi (a.s.) olduğunu söylüyor. İnanamaz Mehdi (a.s.), yani inanmak mecburiyetinde değil. “Allah razı olsun efendim” diyecek. “İnşaAllah duanız olur” diyecek. “İnşaAllah böyle olsun” diyecek. “Allah’a dua edelim, inşaAllah böyle olsun” diyecek. Budur, olay bu inşaAllah.
Bakın, diyor ki Bediüzzaman (Mektubat sayfa 56). “Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden (Hazret-i Cibril'in "Dıhye" suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri (cin ve melekleri) âlem-i ervahtan (ruhlar âleminden) gönderip beşer suretine (insan şekline) temessül ettiren (dünyaya gönderen) bir Hakîm-i Zülcelâl. Her şeye Muktedir olan Yüce Allah ‘Hazret-i İsa aleyhisselâm'ı’” bakın, gerekçeyi söylüyor. “İsa (a.s.) dinine ait (Hıristiyanlığa ait) en mühim bir hüsn-ü hâtimesi (güzel netice) için” Bak, “en mühim” diyor. Çünkü koskoca Hıristiyanlık âlemi ki; en büyük dindir şu an. Yani yüzde doksan dokuzu şirk içinde, Allah vermesin, mahvoldular. Yani Allah, Ruh-ul Kudüs ve İsa (a.s.), “üçü de Allah’tır” diyor. Allah diyor ki; “gökler yıkılacak neredeyse, gökler parçalanacak bu sözlerinden dolayı” diyor. Bu şirktir. “Allah Bir” diyecekler, “Hz. İsa (a.s.) O’nun Resulü” diyecekler. Bu apaçık değil mi? Cenab-ı Allah diyor ki; “Yemek yiyor, doğal ihtiyaçları var” Nasıl Allah olsun? Bunu beş yaşında çocuk olsa bilir. Mahvettiler dünyayı, Allah esirgesin. Bak, onun için Bediüzzaman diyor ki; “Hazret-i İsa aleyhisselâm'ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi (güzel sonucu) için” çünkü öbür türlü bir felaket ile sonuçlanmış. Yani on iki kişi iman etmiş başlangıçta, sonra felaketler birbirini izlemiş ve şirk içerisinde iki bin yıl geçmiş. Şirk içerisinde. Allah diyor ki; “Ben bunu güzel sonuçlandıracağım, böyle bir felaketle bitmeyecek” diyor. Bak, “hüsn-ü hâtimesi (güzel neticesi) için, değil ki sema-i dünyada (gökler âleminde) cesediyle bulunan ve hayatta olan” Bak, hem cesediyle bulunan, hem etiyle, kemiğiyle gökler aleminde duruyor ve canlı” diyor Bediüzzaman. “Hayatta Hz. İsa (a.s.)” diyor. “Şaşar Beşer, Faruk Beşer’in dediği gibi de olsaydı, hakikaten ölseydi” diyor ve o baygın bakışlı Hoca var ya. İsim verme boş ver. Veyahut işte o var ya diyanetin o bazı Hocaları var çeşitli, çıkıyorlar böyle anlatıyorlar; var, bayağı var. Vatan’daki dedem, neydi onun ismi?
OKTAR BABUNA: Süleyman Ateş.
ADNAN OKTAR: Süleyman Baba, Süleyman, o dedem. Bak, onlara sesleniyor diyor ki Bediüzzaman; “Hakikaten sizin dediğiniz gibi olsaydı ve gerçekten de ölseydi Hz. İsa (a.s.) ve ahiretin en uzak köşesine gitseydi” diyor. “Farz edelim, madem öyle diyorsunuz, farz edelim” diyor. Bak, “yine şöyle bir netice-i azîme (büyük bir sonuç için) yeniden İsa (a.s.)’yı indirecek Cenab-ı Allah,” cesed verecek, “ceset verir yine indirir” diyor. “Yani ne yaparsanız yapın indirecek. Ama zaten bedeni var şu an. Allah’ın ona cesed giydirmesine gerek yok ve canlı, hay. Şu an hayatta” diyor. Meleklerle beraber ibadet ediyor Hz. İsa (a.s.), ayet var. “Melekler ve İsa Mesih, Allah’a kulluktan çekinmezler” diyor; ayet var. Bak, sadece İsa Mesih (a.s.) için söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v.) Allah’ın yanında değil mi şu an? Ahirete gitmedi mi? Bak, hiçbir Peygamber için söylemiyor Cenab-ı Allah, Meleklerin yanında olanı söylüyor. Kim? İsa Mesih (s.a.). “Mesih ve melekler Allah’a ibadetten çekinmezler, ağırlarına gitmez, zevkle, sevinçle yaparlar” diyor. Bak, “Yine böyle bir netice-i azîme için ona,” İsa Mesih (s.a.)’e “yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak değil. Öyle dahi olsa gelecek” diyor. “Ama zaten cismiyle, bedeniyle sağ, hayatta ve o haliyle, canlı haliyle, ruhuyla, bedeniyle gelecek” diyor. “Va'detmiş ve va'dettiği için elbette gönderecek”diyor. Hani şahs-ı maneviydi? Şahs-ı manevinin etten kemikten bedeni olur mu?
OKTAR BABUNA: Tabii ki olmaz Hocam.
ADNAN OKTAR: “Cesed” diyor bak, “cesediyle” Ceset, et kemiğe denir ceset diye, değil mi? Şahs-ı manevinin cesedi olur mu?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, tabii ki olmaz Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir daha milletin gözünün içine baka baka, Türk Milletinin aklı ile zekâsı ile öyle alay eder gibi bir üslupta konuşacaklar mı bunlar? Ayıp ayıp. Allah’tan korksunlar. Çok ayıp ediyorlar.
OKTAR BABUNA: Söylediğiniz ayeti okuyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Oku, evet.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım “Mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) Melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar. Kim O'na ibadet etmeye 'karşı çekimser' davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır” (Nisa Suresi, 172) “Mesih ve yakınlaştırılmış melekler...”
ADNAN OKTAR: Bak, sadece onun için. Bak, Kıyamet alametlerinde de hiçbir Peygamber için “o, kıyamet alametidir” demiyor Cenab-ı Allah, sadece İsa Mesih (s.a.) için. “O, İsa Mesih İbn-i Meryem (Meryem oğlu Mesih) Kıyamet için bir alamettir” diyor Cenab-ı Allah, bir tek ona mahsus. Hiçbir Peygamber için, “Sana uyanları, seni sevenleri Kıyamete kadar dünyaya hâkim edeceğim” demiyor Allah. Sadece İsa Mesih (a.s.) için söylüyor. Ve hiçbir Peygamber için Ehl-i Kitab’ın tamamının ona iman edeceğini söylemiyor. “Hepsini sana iman ettireceğim” diyor Allah. Orada böyle bir ileri bir geri şeyler yapmaya çalışıyorlar. Hâlbuki diğer Kuran ayetlerinde de, birçok yerde de var. İsa Mesih (a.s.)’ten bahsederken hep “o, o” diye devam ediyor. Yani sürekli “İsa Mesih” demez Cenab-ı Allah. Mesela İsa Mesih’ten bir bahseder, “o” der “o, o” devam eder. Oradaki ayette de bu şekildedir. Önce İsa Mesih (a.s.)’ten bahsediyor, sonra “O şöyledir,” mesela “o, şöyle güzeldir,” o Kıyamet için bir alamettir” O şekilde, yani Kuran’ın üslubudur bu.
Bak, Bediüzzaman diyor ki; Mektubat sayfa 60’ta “Hazret-i İsa aleyhisselâm geldiği vakit” şahs-ı manevisi değil. Arkadaşlar bakın, “Hazret-i İsa aleyhisselâm geldiği vakit, onun hakikî İsa olduğunu bilmek lâzım değildir” Nasıl bilsin adam zaten? Geçmişini bilmiyor. O, kendini bilmiyor, nasıl bilsin adam? Bilmez tabii ki. “Onun mukarreb ve havassı (derin imanlı yakın talebeleri) nur-u iman ile (imanın ışığı ile) onun İsa Mesih (a.s.) olduğunu tanırlar” Diyor. “Yoksa bedahet (aşikârlık) derecesinde ve (açıklık derecesinde) herkes onu tanımayacaktır” İlk geldiğinde tanınmaz. Mehdi (a.s.) de öyle. Mehdi (a.s.) de, kendi dahi kendini bilmiyor, nasıl insanlar bilsin? Şimdi bak, bizim yine Müslüman Türk Milleti’nin aklıyla, zekâsıyla alay eder gibi konuşanlar, şimdi buradaki konuşmaları iyi dinlesinler. Risale-i Nur’un dili Osmanlıcadır ama çok şeker bir dildir, bayağı güzel bir dildir. Ben de bayağı iyi anlıyorum, Risale’yi çok iyi anlıyorum inşaAllah. Bir de anlaşılmayacak gibi değil. Bak, her anlattığım insan da anlıyor, değil mi? Anlamıyor musun anlattığımda? Sen anlamıyor musun?
SUNUCU1: : Anlıyorum.
ADNAN OKTAR: Sen anlamıyor musun?
SUNUCU2: Anlıyorum.
ADNAN OKTAR: Sen?
OKTAR BABUNA: Çok iyi anlaşılıyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Herkes anlıyor. “Anlamıyorum” diyen gelsin bana söylesin, daha detaylı anlatayım. “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında” diyor (Mektubat sayfa 411). “Elbette” diyor. Elbette ne demek? Kesin. “En büyük bir müçtehid,” ben mesela İmam-ı Azam’ı en büyük müçtehid biliyordum. Bediüzzaman “o” değil diyor. “Mehdi (a.s.) en büyük müçtehid” diyor.“ Ve en büyük bir müceddidhem Hâkim,” dünya hâkimi. Bütün dünyada adaletin sorulduğu kaynak, bütün dünyanın hâkimi, en büyük hâkim. “Hem Mehdi (a.s.)” yani konuşmalarıyla, üslubuyla insanların hidayetine vesile oluyor.“Hem mürşid,” insanları irşad ediyor.“Hem Kutb-u Azam,” düyadaki kutup, tek kutuptur, Kutb-ul İrşad’dır. “Kutb-u Azam olarak bir Zat-ı Nuraniyi(nurlu bir zatı) gönderecek”“Bir Zat-ı Nurani”Çok özür diliyorum, yani şimdi Türk Milleti’ni bazı aklı ilginç tipler, zayıf görüyorlar Türk Milleti’nin aklını, böyle uyanıklık yapıp insanları yanlış yönlendirmeye kalkıyorlar. Bak, “bir Zat-ı Nuraniyi” çok özür dilerim, “bir Zat-ı Nurani ne demek?
SUNUCU 1: : Bir şahsın ta kendisinden bahseder.
ADNAN OKTAR: “Yok” diyor adamlar, “şahs-ı manevi anlatılıyor burada” diyor. Kardeşim yani, Allah’ım YaRabbim, ben ne diyeyim ben bu adamlara? Bak, “bir zat-ı nuraniyi(nurlu bir zatı) gönderecekve o zatda” şahs-ı manevi değil. “O zatda,” gözümüzün içine baka baka bizi aldatmaktan vazgeçsinler. Aldatmaya kalkmaktan, zaten aldatamazlar da; teşebbüsten. “O zat da Ehl-i Beyt-i Nebeviden(Peygamberimiz (s.a.v.)'in soyundan) olacaktır”“Gönderecek” diyor, gönderildi, geldi demiyor, “gönderecek”. Şimdi kafaları basmıyor ya bir kısmının; “olur mu öyle şey, nasıl olur? Adetullaha aykırı, nasıl İslam ahlakı hâkim olur?” diyorlar. Bak, açıklıyor Bediüzzaman; “Cenab-ı Hak bir dakika zarfında” bir dakika ne kadar, kaç saniye?
OKTAR BABUNA: 60 saniye.
ADNAN OKTAR: “Bir dakika zarfında beyn-es sema vel-arz âlemini (yer ile gök arasındaki âlemi) bulutlarla doldurup boşaltır” diyor. Yapıyor mu Cenab-ı Allah?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Adamlar diyorlar ki; “nasıl olur bir dakikanın içinde?” “Oluyor” diyor işte Bediüzzaman. Yani kısa sürede İslam ahlakının hâkimiyetini anlasınlar diye anlatıyor. “Bulutlarla doldurup boşalttığı gibi bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder” “Bir saniye,” kısa sürede oluyor muymuş bu işler? Oluyormuş, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Olaylar inşaAllah ”Ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini,” mesela serin havada birden havalar müthiş sıcaklıyor, aniden oluyor. “Bunu yapar Allah” diyor. “Ve yazında bir saatte kış fırtınasını icad eder” Kış gibi olur ortalık, diyor. Yazın donar insanlar, üşürler diyor. Bunu yapan Cenab-ı Allah, “Kadir-iZülcelal(her şeye muktedir olan Yüce Allah) Hz. Mehdi (a.s.) ile de,” sahs-ı manevi ile demiyor bak. “Hz, Mehdi (a.s.) ile de Âlem-i İslam'ınzulümatınıdağıtabilir” Dağıldı demiyor, “dağıtacak” diyor. “Ve va'detmiştir vaadini elbette yapacaktır”diyor. Yaptı demiyor, “yapacaktır” diyor. Vakitte geldi işte, bu vakitte bu. Milletin böyle beynini büyülemeyi bırakacaklar. Kafalarına hipnoz yapmayı bırakacaklar dürüstçe.
Kardeşim de ki; “Bediüzzaman böyle diyor. Açık Türkçe ne anladıysan o de bari, değil mi? Niye böyle hareketler yaparsın, gözümüzün içine baka baka yanlış yönlendirmeye kalkarsın. Bir de hala da inat ediyorlar, daha hala. Dünya ile bağlantıları yok herhalde bir kısmının. Bunlar üç beş kişi fakat inşaAllah akıllanacaklar. Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz maşaAllah Hz Mehdi (a.s.)’nin öncüsü olarak İslam âlemini her yönden çok sahipleniyorsunuz Hocam, içten ve dıştan olabilecek her türlü fitneye karşı. Hz. Mehdi (a.s.)’nin de en büyük veli ve en yüksek ilim sahibi kişi olacağı, Müslümanları tam sahipleneceği hadiste haber veriliyor Hocam Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından. “Müminlerin Emiri (s.a.v.) Hazretleri, İmam Mehdi (a.s.)’nin faziletleriyle ilgili şöyle der, ‘En fazla korunak sağlayan ve en yüksek ilme sahip olan ve en çok ‘Sile-i Rahim’ (akrabalarına iyilikte bulunan) yapan odur.’" (Gaybet-i Numani) MaşaAllah Hocam. “En yüksek ilme sahip olan ve en çok iyilikte bulunan,” sahiplenen, korunak sağlayan diyor, inşaAllah, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Hazreti Mehdi (a.s.) ile ilgili insanlar zannediyor ki, üç beş tane hadis var zannediliyor. Şia ve Caferiler binlerce, bakın binlerce, Mehdi (a.s.) ile ilgili hadisi muhafaza etmişler. Ehl-i Sünnette de yüzlercedir ve tam tahakkuk etmiş durumda, tam. Tevrat’ta ve İncil’de geçiyor artık Mehdi (a.s.) yani ve Peygamberin suhuflarında geçiyor; çok çok önemli bir olaydır.
Bediüzzaman diyor ki Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 9. Bakın kardeşlerime ben bunu sık sık anlatıyorum ki, ezberlesinler. Gördükleri yerde böyle insanların kafalarına hipnoz yapan, insanların beynini pişirmeye çalışan, insanların kafasına büyü yapmaya çalışan bazı tiplere rastlarlarsa, ezberden söyleyip onları mahçup etsinler diye söylüyorum. Çünkü artık doğru söylemedikleri bilindikçe mahçup olup köşeye çekileceklerdir. Yani göğüslerini gere gere şu an söylüyorlarsa; o zaman bunu söyleyemeyeceklerdir. Bakın Sikke-i Tasdiki Gaybi sayfa 9’da Bediüzzaman ne diyor?
“Bu hakikaten anlaşılıyor ki” Bakın kardeşlerimiz bunu su gibi ezberlesinler bu kelimeyi, bu konuşmayı. Kısa bir cümle. “Sonra gelecek o mübarek zat” Geldi demiyor, şu anda da var demiyor, biraz sonra da. “Sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur külliyatını bir programı olarak,” bu Risale-i Nur varya burada, şu kitaplar? Evet bunlar, gösterelim. “Risale-i Nur külliyatı neşr ve tatbik edecektir” diyor, Mehdi (a.s.). Ne demek neşr Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Televizyonlarda, internette, radyolarda yayınlanması Hocam, inşaAllah, kitaplar yoluyla da.
ADNAN OKTAR:Peki Nur talebeleri zaten anlatıyorlar. Mehdi (a.s.) niye, Mehdi (a.s.)’nin anlatmasındaki fark nedir?
OKTAR BABUNA:“Gerçek sahipleri” diyor Üstad, inşaAllah, açıklayarak inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, “gerçek sahipleri Mehdi (a.s.) ve şakirtleri. Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir, o tohumlar sümbüllenir, biz de kabrimizden Allah’a şükredip, seyrederiz” diyor. Ben vefat etmiş olacağım o dönemde, diyor. Ama gerek sahibi kim diyor? “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor, Nur talebeleri demiyor. Ben mesela Nur talebesiyim. “Sen değilsin” diyor, “Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Demek ki ne yapacak Nur talebeleri? Risale-i Nur’dan bazı gerçekleri gizleyecekler; bir kısmı, söylemek istemeyecek. Mehdi (a.s.) ne yapacak? Tak tak tak böyle değil mi? Vura vura anlatacak ve gizleyemeyecekler, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam anlat, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Hz. Mehdi (a.s.) insanlık için büyük nimettir” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Hazretlerinin, Hz. Mehdi (a.s.)’nin varlığı bir nimettir, onun yönetimi bir başka nimettir” diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak münafıklar yine kudurmuşlar, kudurmuşlar, kudurmuşlar. Allah öfkenizle sizi çatlatsın, öfkenizle öldürsün Allah, inşaAllah. Münafıklara söylüyorum, vatan millet düşmanlarına, bölücü takımına inşaAllah.
Diyor ki; “Şeyh Nazım Hocamız” diyor, “Şeyh Nazım Kıbrısi, Hoca mı?” diyor. Bak daha onu bilmiyor. “Şeyh Nazım Hoca, Şeyh Nazım Kıbrısi Hoca mı?” diyor. Bunu bilmeyen kimse var mı? Tabii ki. “Siz Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinden ve eserlerinden ciddi istifade ediyorsunuz. Ondan bahisler yapıyorsunuz” Evet, doğru. “Fakat Şeyh Nazım Kıbrısi Hoca, Bediüzzaman Hazretleri hakkında hiç de hoş olmayan söylemlerde bulunuyor” Nereden anladın hazret böyle bir şey olduğunu? Şeyh Nazım diyor ki; “Risale-i Nur’u okuyan okusun ama asrımız Mehdi (a.s.) çağı, Mehdi (a.s.)’nin eserlerini okuyun, kitaplarını okuyun ve istifade edin” diyor. “Evlerde oturup, çay içip yan gelip yatmayın” diyor. Bunu söylüyor. “Risale-i Nur geçersizdir” demiyor ki. “İnsanları meskenete, bitkinliğe sürüklüyorsunuz” diyor, değil mi? “Gidip evlerde,” bazı yerlerde, bazı insanları kastediyor, tamamını kastetmiyor, ilgili kişileri söylüyor. “Gidip uykularınız tutuyor” diyor, yan gelip yatıyor, uyuyor zaten adam. “Çay içiyorsunuz, çekip evinize gidiyorsunuz. Heyecanınız yok, şevkiniz yok, mücadele azminiz yok, heyecanlanın. Mehdi (a.s.)’nin eserlerini okuyun, kitaplarını okuyun, kendinize gelin, canlanın” diyor. Bediüzzaman ile o aynı meclisin insanları, toplantıda hep beraber oluyorlar. Sen neden bahsediyorsun? Tabii. Şeyh Nazım Hocamız bir tanedir, bir tane, dünya tatlısıdır. Onun talebeleri de, vekilleri de, hepsi de dünya tatlısıdır. Hepsi de dünya iyisidir. Gayet dürüst ve mükemmel insandır. Bırakın bana bunu. Bak adını bile yazmamış kerata. “Şeyh Nazım Hoca, Şeyh Nazım Kıbrısi Hoca mı?” Nasıl bilmezsin? Sırf terbiyesizlik olsun, yani anlamazlıktan geliyor, inşaAllah. Ben Hocamı canım gibi seviyorum. Mesela bana ağıza gelmeyecek laflar etse, ben elini ayağını öperim onun. Ağzından nur akıyor onun. Kardeşim gerçek mürşit onlar. Kim bilir ne hikmet var derim. Ama üç kağıtçı bir sahtekar çıkar da bir kanalda oturur konuşursa, ben o sahtekarın gözlerinden anlarım, değil mi? Aşağılık adam olduğunu anlarım ve cevabını veririm. Mesela ben Mahmut Hoca’yı ben çok seviyorum. İstediği sözü söylesin, elini ayağını öperim ben onun. Çünkü hikmet ehlidir, hal ehlidir. Ben hikmetsiz, halden uzak, böyle sokakta konuşulan üslupla, cahilce konuşan bazı tipler var. Şimdi Cübbeli alınmasın, Cübbeli’ye demiyorum yani. Ne desem hopluyor, “bana mı diyorsun?” diyor. Benim sözüm onlara. Mesela bak bunu yazan da öyle, terbiyesizlik yapıyor.
OKTAR BABUNA:Şeyh Nazım Hoca sizinle ilgili Hocam, 1987 yılında fikirlerini söylüyor zaten. Sizi öve öve bitiremiyor maşaAllah, “velayet makamı verildi” diyor.
ADNAN OKTAR:Hayır, bundan güzel söz ne olabilir yani? Ne kadar güzel açıklıyor işte. “Mehdi (a.s.)’ye uyun, kitaplarına alın, canlanın, uyanın” diyor, değil mi? “Mezar ehli gibi olmayın” diyor. Ne desin? Güzel diyor tabiiki. “Risale-i Nur yanlıştır, zararlıdır” demiyor ki, inşaAllah. Bir de ona feraset gözüyle bakarsan anlarsın. Feraset gözüyle bakmazsan, baksana adını bile şaşırmışsın sen, adını bile anlayamıyorsun mübareğin. Zaten Şeyh Nazım dedin mi, bir kere akan sular duracak yani. Duydun mu mübareği hemen anlayacaksın, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam söyle.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Münafıklardan bahsettiniz. Siz Hocam “münafıkların kendi akılsızlıklarına göre, hurafelerle dolu, bağnaz bir din anlayışı getirdiklerini” söylemiştiniz Hocam inşaAllah. Ayetlerde Peygamber (s.a.v.)’in getirdiği dini beğenmemeleri de şu şekilde haber veriliyor Hocam inşaAllah; şeytandan Allah’a sığınırız. “Onlar: ‘siz ikiniz, bizi, atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz sizin ikinize inanacak değiliz’ dediler”
Tam Hocam “ikiniz” diyerek kastettikleri Peygamberlerin getirdiği dini beğenmiyorlar ve atalarından öğrendikleri uydurma, hatta Allah “ataları bir şey bilmiyor idiyse de mi” diyor, başka bir ayette. Bu dini, o batıl dini tercih ediyorlar. Sizin anlattıklarınız da bu şekildeydi Hocam, inşaAllah. “Hurafelerle dolu, bağnaz bir din anlayışı getirdiklerini” söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR:Aslında şu an münafıkların beyni dağıldı. Yani bu delillerle ayakta durmaları mümkün değil. Artık sarhoş gibiler şu an, ne konuştuklarından haberleri yok. Yani komaya soktum bunları komaya, inşaAllah. Sadece homurtular falan gidiyor, dini konuları tenzih ederim. Böyle hırıltılar ve homurtular duyuyoruz, başka bir şey yok. Yani her yönden sıkıştırdım, felç oldular. Yapacakları hiçbir şey kalmadı, inşaAllah.
Evet, Bediüzzaman’ın anlattıklarından, izahlarından kısa kısa alıntılarla yarın da devam edeceğiz, inşaAllah.
Yani münafıkların özellikleri; bütün münafıklar fahişe karakterlidir. Yani hepsi fahişedir. Fahşa yani fahiş kökenli, pislik yapan, rezillik yapan anlamında. Alayı fahişedir. Yaptıkları her hareket de fuhuştur onların. Yani fahşada bulunur fuhuşta, kendini satması, gidip Müslümanların yanından ayrılıp çıkar için, değil mi? Para için kendini satması fahşadır, fuhuştur. Gidip Müslümanları ihbar etmesi, fahşa ve fuhuştur. Çıkar için yapıyor çünkü. Müslümanların dağılmasını istemesi fahşa ve fuhuştur. Yani fahşa sadece bir kadının kendini gayri meşru satması değildir. Bunlar ömür boyu kendini satıyorlar, ömür boyu satıyor, değil mi? O ayrı, bir günahtır ama bunların günahı çok çok daha yoğundur. Yani önü, ucu, bucağı yoktur. Onun için Tevrat’ta da bunlara fahişe diye hitap edilir. Tevrat’ta da öyle geçer. “Ey fahişeler” diye hitap eder münafıklara. Yani fuhuş ehlidir hepsi. Yani bunlar fuhuş kokar ağızları, yüzleri de fuhuş kokar. Ve etrafa da akıldanelik yaparlar. Ahlak dersi vermeye kalkarlar. Yani bir fahişenin ahlak dersi vermesi gibidir. Kuran’ı, İslam’ı savunmayan bir insan, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini istemeyen bir insan nedir? Bir düşünün. İttihat-i İslam’ı istemeyen bir insan nedir? Bir düşünün. Türk-İslam Birliği’ni istemeyen insan nedir? Bir düşünün. Cinayetlere göz yuman bir insan nedir? Bir düşünün. Genç kızlarımızın Filistin’de, Filistin hapishanelerinde, İsrail’deki hapishanelerde de ama özellikle Irak’ta ve Suriye’de; daha önce şey zamanında bu Süfyan zamanında, Saddam zamanında ve şu an Irak hapishanelerinde. Çektikleri zulüm ve onlara acı çektirenler ne oluyorlar? Onların hükmünü bir düşünün, değil mi? Hali hazırda mesela Amerikan askerleri, Irak’ta da Afganistan’da da dindar hanımların ırzına geçiyorlar. Bunu durdurabilecekken, ön ayak olup bunu uygulatanların hükmü nedir? Ne denir buna Türkçede? Yani Müslüman hanımları Amerikalı askerlere teslim edenlere ne denir, adına ne denir? İşte odur anlamı, yani engel olmayanların anlamı odur. Yani içinde, ruhunda buna bir isyan duymayan, buna karşı mücadele etmeye gerek duymayan, mücadele edeni durdurmaya çalışanların hükmü odur. Anlaşıldı mı? Kardeşim Youtube’a sürekli bu çakallar koyuyor bu resimleri, sürekli kaldırtıyoruz. Mütesettir kızlar, genç kızlar falan zorla böyle çekiştirerek falan, pis pis kahkahalar atarak, sırıtarak falan adamlar, değil mi? İttihat-i İslam’ı istemiyorum ne demektir? Bu sistem devam etsin anlamına gelmiyor mu? İkinci bir anlamı varsa bana söylesinler. Ben anlamıyorum başka türlü. Benim anladığım bu, anlamı bu, değil mi? Dünyadaki zulme seyirci olan münafıklar, bu sistemin gelişmesini istemiyorlar. Türk-İslam Birliğini istemiyorlar, İttihat-i İslam’ı istemiyorlar. Yani isim isim saydığım şahısları tenzih ediyorum, onlar cahil adamlar. Onlar ikide bir olaya dahil olduklarını düşünmesinler. Ben onların cahilliklerini eleştiriyorum, anlaşıldı mı? Dürüst ve samimi insanların hep Allah yardımcısıdır. Samimi, dürüst olursa, inşaAllah.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. Kehf Suresi’ni açmışsın. Şeytandan Allah’a sığınırım. “O gençler mağaraya sığındıkları zaman demişlerdi ki; ‘Rabbimiz Katından bize bir rahmet ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır.’” Bu doğrudan Mehdiyete bakan bir ayettir, onuncu ayet. Ve gençlerden oluşuyor. Mehdi (a.s.) cemaati de gençlerden oluşur, inşaAllah. O devrin deccalleri onların üstüne gelecekler, onlar da anneleri, babalarının yanlarından kaçıp bir araya gelip, topluca birlikte yaşıyorlar. O devrin deccallerinden bak, bir avuç genç. Annesini babasını, kiminin babası üç kağıtçı, kiminin babası o devirde mason, kimisi sapık, kimisi ahlaksız, kimisi dinsiz. Hakkı yaşamak için kaçıp bir araya geliyorlar. O zaman da bir çok grup, güç, o devirde etkin olan kuvvetler o kişileri hedefledikleri için, onlar da can havli ile bir yere saklanıp, sığınıyorlar. Kuran onu anlatıyor. “Biz sana onların haberlerini bir gerçek olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi, Biz de onların hidayetlerini arttırmıştık” Yani Allah “Hadi” ismi ile, Mehdilik yönü ile Cenab-ı Allah onlara hidayet veriyor, inşaAllah. Allah “Hadi”’dir. Yani Mehdilik yönü vardır Cenab-ı Allah’ın. Mehdi (a.s.) de onu tezahür ettirir. Yani Mehdi (a.s.)’nin bir özelliği yoktur. Mehdi (a.s.) etten, kemikten Allah’ın bir tecellisidir. Mehdi (a.s.)’yi Allah kullanır, vesile eder. “Hadi” ismi onda tecelli eder. Allah Mehdilik vasfını onda tecelli ettirir, Mehdi (a.s.)’de, inşaAllah. “Onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi, Biz de onların hidayetlerini” Mehdilik görevlerini, “arttırmıştık” Ebcedi, bir tane ebcedi var 1996 tarihini veriyor. “Ve onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabdetmiştik” diyor. Sabırlı ve kararlılar. “Deccale karşı kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: ‘Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; İlah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız’”, Darwinizme, materyalizme inanmayız diyorlar, deccale karşı. “Söyleyecek olursak, eğer tersini söyleyecek olursak, yemin olsun” diyorlar, “gerçeğin dışına çıkarız” Yani “yalan söylemiş oluruz” diyorlar. "Bunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar edindiler” Atomu, atomları değil mi? Darwin’i, Marx’ı ilahlar edindiler. “Onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi?” Paleontolojiden, biyolojiden, arkeolojiden, her şeyden. Genetikten delil getirmeleri gerekmez miydi? Ben asrımıza göre tefsir ediyorum, açıklıyorum. “Apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi?” Adamlar diyorlar ki “delil yok” diyorlar. “Getirmiyoruz” diyorlar. “Öyleyse” diyor “Öyleyse Allah'a karşı yalan uydurup, iftira edenlerden daha zalim kimdir?” diyor Allah. Niye yalan söylüyorsunuz o zaman diyor Cenab-ı Allah, değil mi? Ben genellikle asrımıza bakan yönüyle açıklıyorum.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, “Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz” Bu ne zaman olacak Oktar, bütün yeryüzü kupkuru bir toprak olarak?
OKTAR BABUNA:Kıyamet Hocam.
ADNAN OKTAR:Kıyamette. Ebcedi kaç biliyor musun? Sekizinci ayet. Tam 1545, Hicri 1545, Kıyamet’in tarihini veriyor tam. Ne bir rakam aşağı, ne bir rakam yukarı. 1545’i veriyor.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, bak “kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz” diyor Cenab-ı Allah. Tam 1545.
Bismillahirrahmanirrahim. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Bismillah, evet. Yunus Suresi, 30; “İşte orada, her nefis önceden yaptıklarıyla imtihana çekilmiş olacak ve onlar asıl-gerçek mevlaları olan Allah'a döndürülecekler. Yalan yere uydurdukları da, Darwinistlerin, materyalistlerin yalan yere uydurdukları da, “kendilerinden kaybolup uzaklaşacaktır” Orada ne Marx’ın delillerini bulabilirler, kendilerince uydurma hepsi bak “yalan yere uydurdukları” diyor, “kendilerinden kaybolup uzaklaşacaktır”. Kalmıyor, hiçbir şey kalmıyor. Bir tek kuru toprak ve insanlar kalıyor. Allah’ın yaratmasıyla. Bakın diyor ki Cenab-ı Allah; “De ki "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir?” Göklerden, göklerden gelen rızkı biz ne ile anlıyoruz? Bilimle anlıyoruz. Azotun, karbondioksitin gıda yapımında kullanıldığını biz biliyor muyduk daha öncelerde?
OKTAR BABUNA:Bilmiyorduk Hocam.
ADNAN OKTAR:Bize bunu bilim gösterdi. Fotosentezi biliyor muyduk? Ne olduğunu, sistemini? Ve bunun için karbondioksite ihtiyaç olduğunu, protein için de havadaki azota ihtiyaç olduğunu biliyor muyduk? Bilmiyorduk. “Göklerden ve yerden size rızık veren kimdir?” Bunu bir kere inceleyeceğiz. “Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir?” Kulağınızdaki sesi size kim duyuruyor diyor Allah. Beyninizin içindeki kulağı kim yarattı? Beyine elektrik dalgaları geliyor. Kulak sadece dalga getiriyor. Kulağın içinde asıl kulak duyuyor sesi. Yani o elektrik dalgasını asıl kulak duyuyor. O kulağın kepçesi nasıl? Kulak kepçesi var mı? Örs, çekiç, üzengi kemikleri var mı? Onlar yok. Hiçbir şeye ihtiyacı yok o kulağın. Değil mi? “Ve gözlere malik olan kimdir?” Gözümüz görüntüyü elektrik akımına çeviriyor, getiriyor beyne. Elektrik akımı var beyinde. Şimdi o elektrik akımını gören göz var. Bu gözün göz merceği var mı?
OKTAR BABUNA:Yok inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Göz sıvısı, kirpik mirpik falan? Hiçbir şey yok. Ama çok net ve keskin görüyor değil mi?
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Asıl göz o demek ki. “Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir?” Bak, “Diriyi ölüden çıkaran, ölüyü diriden çıkaran kimdir?” Yerdeki topraktan, bitkilerden insanlar yiyecek alıyorlar. Toprak ölü. Azot da ölü. Karbondioksit de ölüdür. Ama güneş ışığıyla beraber canlıya dönüyor. İnsanlar onu yiyor. Beraber oluyorlar, küçücük bir spermden insan oluşuyor bu sefer. Yani ölüden diri oluyor.
Bak “ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?” diyor Allah. Diyorlar ya hani “biz deistiz. Allah’a inanırız”, “Korkup sakınmayacak mısın” diyor Allah.
ADNAN OKTAR:“Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir” Bak “kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir” Bunun ebcedi de 1998 yılını veriyor. Bir tane ebced veriyor, o. MaşaAllah. Oktar Hocam, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bediüzzaman Hazretleri’nin, İslam aleminin bayraktarlığını Türk Milleti’nin yapacağını ve İslam ahlakının mutlaka hakim olacağını müjdeleyen bir sözünü okuyabilir miyim Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Şimdi Şebnem kardeş bir şey demiş, onu cevaplayayım. “Selamün aleyküm Hocam” diyor. “Biraz önce Şeyh Nazım Kıbrısi’nin bir söylemine açıklama getirerek Said Nursi’nin kitapları yerine Mehdi (a.s.)’nin kitaplarını okuyun dediniz. Mehdi (a.s.) kimdir? Bir kitabını örnek verebilir misiniz? Allah razı olsun” Şebnem Öznal. Doğru güzel söylemiş. Mehdi (a.s.)’yi arayan bulur. Araştıran bulur. Yani Bediüzzaman net tarihini vermiş. Samimiyse o şahıs, samimiyse, “ve Risale-i Nur’un da gerçek sahibidir” diyor. Bunlara önem vermiyorsa zaten o, Nur talebesi de değildir. Risale- i Nur’la da alakası yoktur, hadislerle de alakası yoktur. Dürüstse, samimiyse diyorum, samimiyse bulur. Mehdi (a.s.)’nin kitapları, zaten dünyaya hakim olan bir ruhtur. Bir hidayet dalgasıdır. Sen istemesen de Mehdi (a.s.)’nin kitaplarıyla karşılaşırsın zaten. Yani mesela şimdi Şebnem, Mehdi (a.s.)’nin kitaplarıyla karşılaşmamış mıdır?
OKTAR BABUNA:Karşılaşmıştır Hocam.
ADNAN OKTAR:Sen zaten biliyorsun Şebnem, niye soruyorsun? Sen mutlaka karşılaşacaksın. Bakın istemesen de karşılaşacaksın. Ben şudur demiyorum ki, kitapları zaten dünyayı kaplayacak. Biz onun sözlerini duyacağız, o kitaplardan alıntılar duyacağız, yani kitap deyince ille selülozdan olması gerekmez ki. Kitap, bilgidir. Mehdiyetin bilgisi dünyaya yayıldı şu an. Haldir. Allah’ın “Hadi” ismiyle tecellisidir. Bir ışıktır, bir ruhtur, bir elektiriktir Mehdiyet. Ve bu bir kitaptır. Bu yayılmış oluyor. Kitaplardır yani. Kitaplar derken, tabii vahye dayalı Kuran gibi, hadis gibi kitap anlamında değil. İmam Gazali’nin İhya’sı gibi, İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ı gibi yahut Risale-i Nur gibi kitaplardır. Bu, mesela ben burada bir şeyler anlatıyorum, konu anlatıyorum. Bu Mehdiyettir. Mehdiyetin ışığıyla anlatıyorum ben. Mehdiyetten aldığımız feyzle anlatıyoruz. Onun ışığını yansıtıyorum ben. Vesile oluyorum. Şeyh Nazım Hocamız ne yapıyor? Mehdiyetin ışığını yansıtıyor. Fethullah Gülen Hocamız ne yapıyor? Mehdiyetin ışığını yansıtıyor. Yani mesela Fethullah Gülen hareketindeki bu heyecanın sebebi Mehdiyettir. Yani onlar da İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını biliyorlar. Ama bir kısım kardeşlerimiz onlara gereksiz tedbir alıyorlar. Olağanüstü tedbirler alıyorlar. Yani buna gerek yok, dürüst, açıkça söylesinler. Mehdi (a.s.) gelmiştir, Bediüzzaman’ın ifadesine göre. Ha, kimdir? Hiç sorun değil. İslam ahlakı dünyaya hakim oldu mu biz göreceğiz. Yani biz Mehdi (a.s.) aramakla mükellef değiliz ki. Ben Mehdi (a.s.)’nin talebesiyim şu an, hizmet ediyorum. Bak, gece saat saat kaç? 2’ye az bir süre var, evet. Geceleri bakın, Mehdi (a.s.) gibi ben de sohbet ediyorum.
Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde; “Mehdi (a.s.) yatsı namazından sonra ortaya çıkar, çok uzun hutbe irad eder” diyor. İnsanlara ders verir. Bu ne demektir? Talebeleri de bunu yapacak demektir. Onu sevenler de bunu yapacak demektir. Ben de onu seven birisiyim, onun kapıcısıyım, hizmetçisiyim, bak, ben de aynı görevi yapıyorum. “Mehdi (a.s.) her yere girer. Her insanın evine girer, insanlar yattığı yerden Mehdi (a.s.)’yi dinlerler,” diyor. Şu an Şebnem muhtemelen uzanmış, beni dinliyor televizyondan, değil mi? İnşaAllah. Yani uzanmış halde dinliyor. Ben neyim? Mehdi (a.s.) talebesiyim, öncüsüyüm. Bakın, bende de tecellisi oluyor. Şebnem’de de tecellisi olur. O da gidip anlatacaktır, değil mi? O da anlatacaktır. Başkaları da anlatacaktır. Dolayısıyla Mehdiyet yayılacaktır, yayılıyor ve kimse bunu durduramaz. Ve alenen artık dillendirmeye başladılar, maşaAllah.
Bakın, Türk-İslam Birliği’ni devletimiz devlet politikası olarak uyguluyor. Devlet politikası, resmi devlet politikası. Şahane bir şeydir bu, tabii. Taa efendim, yüz yıl öncesinden düşünülmüş; fakat bir türlü hayata geçirilemeyen bu gerçek; Turgut Özal, rahmetli zamanında da biz bu konuyu bayağı bir gündeme getirmiştik. Bütün duvarlara çocuklar, Türk-İslam Birliği’nin posterlerini yapıştırmışlardı. Yani İstanbul hop oturup, hop kalkıyordu maşaAllah, o zamanlar. O zaman da rahmetli Turgut Özal bir hareket başlattı. Onu da şehit ettiler. Hareket ondan sonra durdu. Ama peşini bıraktık mı? Bırakmadık. Bak, şu an yeniden şahlandı.
OKTAR BABUNA:Vesilenizle Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yeniden; ama bu gerçek ve son şahlanışıdır. Bundan sonra artık küheylan gibi, büyük bir süratle koşu zamanı artık, inşaAllah. Bundan sonra durdurma yok.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Ahmet Yasin Hocamız da söylemişti Hocam; Türk-İslam Birliği kuruluyor, demişti inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, buram buram, buram buram. Yani milletin gönlünde kurulduktan sonra, üç beş tane cins tipin karşı gelmesinin hiçbir önemi yok. Milletin gönlünde kurulması çok önemlidir. Şu an milletin gönlünde bu kuruldu. Adı konacakmış, adını koyacak zaten faaliyet halinde şu an. Adı konur derdine düşmesinler. Gönüllerde kurulması çok önemlidir. Gönülde kuruldu mu bitti. Değil mi? Mesela iki insan evlenmeye karar veriyorlar gönüllerde, iş imzaya kalıyor. O kolay o, şöyle bir atarsın imzayı konu biter. Gönülde sevmek çok önemlidir, inşaAllah. İmzayı atacak geziniyor, halkın arasında hem inşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Ahmed Yasin’in bir sözünü daha söyleyeyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Ahmed Yasin değil, Ahmed Yasin Hoca söylüyor. Çok mübarek, çok temiz, mazlum bir insan. Şeyh Nazım Hocamız’ın aleyhine bana bir milyon delil getirin, bir milyon, ayaklarına kapanırım ben onun. Ağzınıza gelen her türlü söz havada uçar. Ne yaparsanız yapın, ben Hocamı seviyorum. Ben onda bir nur gördüm, bir ışık gördüm. Allah “Hadi” ismi ile onda tecelli, ediyor; çok mübarek bir insan. Ben o ışığı gördükten sonra, siz bana şeytani on bin tene resim gösterin, film gösterin, abidik gubidik yapın, oyun yapın vız gelir tırıs gider. Ey münafıklar titreyin, titreyin. Asla etkilenmem. O benim canım Hocam inşaAllah. Buyur devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Zaman zuhurat vakti” diyor. “Zuhurat vakti yaklaştı, kurşun çoktan çıktı hedefe varmak üzere” diyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın, o çok manidar, güzel benzetme yapmış. Kurşun hızında; Mehdi (a.s.) yıldırımdır, yıldırım yani müthiş süratli hareket eder. Kurşuna benzetmesi çok manidar. Bak, çünkü kurşun doğru yolda gider, dümdüz gider ve hedefi şaşmaz. Vurdu mu patlatır hedefini. Çok güzel konuşmuş maşaAllah; çok mübarek, mazlum bir insan. Ehl-i nifak, münafikun, Hocamızın o güzel sözlerinden sonra kudurdular, hasetlerinden, hasetlerinden. Kudursunlar. Allah kudurtsun inşaAllah münafıkları. Ve Allah kendi öfkeleri içerisinde onları boğsun. Türkiye’yi büyütsün. Dünya devleti yapsın inşaAllah. Bölücüleri de Allah helak etsin, bölmeye kalkanları helak etsin Allah inşaAllah. Evet, Oktar Hocam bir dakikamız kalmış.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Hazreti Mehdi (a.s.) zamanında İslam ahlakı bir köy evinden çıkıp, çöldeki çadıra kadar tüm dünyaya hâkim olacak” Şöle söylüyor. “Mikdad b. Esved şöyle der: ‘Resulullah sallallahu aleyhi ve alih'in "yeryüzünde İslam dininin girmediği toprak, çamurdan yapılmış bir ev ve (çölde) bir çadır kalmaz.’ buyurduğunu duydum” diyor, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Elhamdülillah.
SUNUCU: Kıymetli izleyenler ve dinleyenler Harunyahya.Tv sitesinden yirmi dört saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize Ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak edinebilirsiniz. Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri Programımızı yarın 22:00’den itibaren Harunyahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Aksu Tv’den takip edebilirsiniz. Hoşça kalın, hayırla kalın inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...