SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harun Yahya tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv, Adana Ceyhan CRT TV ve Radyo, Adana Beypazarı Seylan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, haberhilal.com, haberaktüel.com selamhaber.com 8sütun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Tabii ki sayın Hocamız Adnan Oktar’la beraberiz. Söz sizin Hocam.
ADNAN OKTAR: 24 Eylül 2010, Ahmedi Nejat’ın konuşması, bu konuşmayı güzelce, var mı sende bu konuşma? Oku onu bana istirham edeyim.
ADNAN OKTAR:Vardır Hocam inşaAllah.
24 eylül 2010 tarihinde Fox News’te Mahmut Ahmed-i Nejat Hz. Mehdi ile ilgili Eric Shawn’nun sorusunu yanıtlıyor,
Fox News diyor ki; Mehdi’nin yakında geleceğine inanıyor musunuz?
Ahmedi Nejat: Mehdi’yi tanıyor musunuz, diye soruyor.
Sunucu: Bir miktar 12. imam, fakat apokalipsin yani dünyanın sonunun gelmesi gerekiyor.
Ahmedi Nejat: Mehdi’nin özelliklerini biliyor musunuz?
Sunucu: Lütfen anlatın, diyor.
Ahmedi Nejat: Mehdi insanları sever. O insanlığın dostudur. O öldürmeye karşıdır. O ayrımcılığa karşıdır. O yoksulluğa karşı çıkacak, o herkesin dost olmasını istiyor. O kimsenin bir başkasına baskı yapmasını istemiyor. O tahakküm işgal ve terör istemiyor, o herkesin dürüst olmasını birbirini kollamasını istiyor.
Sunucu: Fakat onun gelmesi için bir apokalips, dünyanın sonun gelmesi gerek değil mi?
Ahmedi Nejat: Hiç de değil. Bu cinayetlere son vermek işgallere son vermek herkesi dost yapmak için gelecek ki böylece herkes birbirini sevebilsin. Böyle bir kişinin gelmesi yanlış mı? Biz bunun iyi olduğunu düşünüyoruz. Dünyanın ona ihtiyacı var ve o sizin düşündüğünüzden ya da bildiğinizden çok daha yakında gelecek.
Eric Shawn’a, teşekkürler diye cevap veriyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu üsluptan Ahmedi Nejat’ın ehl-i sünnet çizgisinde Mehdi’nin etten kemikten insan olarak zuhur ettiğine inandığı anlaşılıyor, bir ihtimal şii inancında takkiye vardır. Yani bir şey gerçekleşinceye kadar bir başka görünümde olabilir. Mesela birisini korumak için daha önce de örnek vermiştim. Mesela Allah vermesin adam buraya gelip diyor ki; falanca burada mı, öldüreceğim, diyor.
Ne dersin; demin, 2 saat önce çıktı şu istikamete doğru gitti dersin, değil mi? Bu nedir takkiyyedir. Yani yalan değildir. Bir düzenlemedir. Takkiyyedir. Bu da şii inancının Peygamber Efendimiz zamanından beri devam eden bu rivayetler içerisinde zaruri gördükleri bir takiyye olduğu anlaşılıyor. Mehdi’yi korumak için yaptıkları bir takiyye olduğu anlaşılıyor. Yoksa yani yüzlerce sene bir insanın mağaranın içinde beklemeyeceğini herkes bilir. Onu sembolik olarak düşünmüşler, öyle düşünmüşler gibi göstermişler benim gördüğüm. Halka o şekilde söylemişler ki Mehdi çıktığında da rahat hareket edebileceklerini bilsin son ana kadar gizlenebilmesi rahat edebilmesi için yapılmış bir takiyye olduğu anlaşılıyor. Takiyye bir nevi ledün ilmidir aslında ilmi ledündür takiyye. Öyle bazı insanlar karşıdır. Hayati konularda takiyye mecburdur bu bir hayati konudur oradaki takiyye oradaki düzenleme, maslahat, yalan değildir. Ledün ilminin bir batın ilminin gereğidir. Dolayısıyla Ahmedi Nejat samimi olarak Mehdi’nin geldiğini anlamış görünüyor, bildiği anlaşılıyor. Mesela diyor ki;
Eric diyor ki ;
- Mehdinin yakında geleceğine inanıyor musunuz?
Mahmut Ahmedi Nejat diyorki;
- Mehdi’yi tanıyor musunuz?
Çok güzel, bu önemli bir soru şekli adam diyor ki Bay Eric, bir miktar diyor, aslında çok iyi tanıyor, şu an dünyada Mehdi’yi tanımayan kimse yok. Bir miktar, işin başka yönü. 12. İmam diyor. Mahmut Ahmed-i Nejat; Onun Mehdi’nin özelliklerini biliyor musunuz? diyor. Bay Eric diyor ki; Lütfen anlatın. Mahmut Ahmedi Nejat: ‘O Mehdi insanlığı sever’. Bak şimdi önemli bir özelliği, bütün insanları sever. ‘o insanlığın dostudur’ diyor. Bütün insanlara karşı dost yaklaşımı Hıristiyan’a, Yahudi’ye Mason’a hepsine karşı şefkatli, dostudur. Bakın ‘O öldürmeye karşıdır.’ Ey ehli yobaz. Ey ehli gerici takımı. Ey gözü dönmüş kancılar. Bakın şii olan bir insan şii olan bir insan ki şii kaynakları ortada olduğu halde buna rağmen Peygamberimizin hadislerinin farkında olduğu için “O, öldürmeye karşıdır” Kan akıtmaz. Oku Mehdi’nin kan akıtmayacağı ile ilgili hadisleri…
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi Peygamber (sav) ‘ın peşinden gidecek, uyuyan kişiyi uyandıracak kanda akıtılmayacaktır. Muhammed bin Resul el Berzenci..
ADNAN OKTAR: Kan akıtmayacak. bunu kim söylüyor? Peygamberimiz söylüyor. Bazı kancılar peygambere inanıyor mu? İnanmıyor, ben daha iyi bilirim diyor. Peygamber kan akıtmayacak diyor, kancı diyor ki kan akıtacağım diyor. Mehdi’ye kan akıttıracağız. Sen kimsin? Peygamber söylüyor ve Mehdi’de Peygamberin emrinde olan, onun torunu. Sen üçüncü kancı niye ortaya çıkarsın.
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi zamanında ne bir kimse uykudan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. El Kavlul Muhtazar.
ADNAN OKTAR: Bak burun kanaması değil mi? İnsanın kolu çarpabilir, eli çarpabilir burun rahatça kanayabilen bir şey … Burnu dahi kanamayacak o tarz bir darbe dahi olmayacak. Bunu kim söylüyor? Peygamber Efendimiz (sav). Kancılar ne diyor? Peygamber de yanılıyor diyorlar Mehdi de yanılıyor. Biz biliyoruz diyorlar. Ben kan istiyorum diyor vampir gibi bu kancı vampirler bunları kan tuttu yani illa kan istiyorlar. Evanjelikler gibi. Kan yok, kan yok, kan irin bunu bırakacaklar. Evet devam et.
OKTAR BABUNA:Ona Hz. Mehdi’ye biat edenler Kabe civarındaki rükun ve makam arasında biat ederler, uyuyanı uyandırmaz, asla kan dökmezler.
ADNAN OKTAR: Asla bak asla yanlışlık da yok, asla kan dökmüyor, evet.
OKTAR BABUNA:Bu emir de Hz. Mehdi (a.s.), insanlar yeryüzünü daha önce zulümle doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır.
ADNAN OKTAR: Adaletle tamam.
OKTAR BABUNA:“Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleri Roma’yı tesbih ve tekbirlerle feth edeceklerdir. O şehrin (Vatikanîn) surları bir bir yıkılacaktır.)
ADNAN OKTAR: Tekbirle.
OKTAR BABUNA: Evet, tekbirle, manen inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah anarak, ilimle, bilgiyle, Kuran’la ve hadisle. Nerede burada kan? Ey kancılar.
OKTAR BABUNA: Yok Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak bunu Peygamber (s.a.v.) söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v.) vahyi ile söylüyor. Bunlar, ne diyor bu kancılar? Biz Allah’tan da daha iyi biliyoruz. Allah’ın Peygamberi (s.a.v.)’den iyi biliyoruz, Mehdi (a.s.)’den de iyi biliyoruz diyorlar (haşa). Evet. Kostantiniye feth olunur diyor değil mi? Orada da yine tekbirlerle, Allah anılarak, inşaAllah. Tamam bulamadıysan sorun değil. Zaten meşhur o hadisler, çok fazla İstanbul’un kan akıtılmadan, Allah anılarak alınacağına dair Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri meşhur. Şimdi bak, kemik kafalı yobaz takımı bunu bir iyice anlayacak. Yani bu kan işinden, irin işinden bir vazgeçecekler. Bu konuda onları zannediyorum ikna edeceğiz, inşaAllah. Bakın şimdi yeniden tekrar ediyorum. “O Mehdi (a.s.) insanlığı sever. O insanlığın dostudur, o öldürmeye karşıdır. Öldürme yok. O ayırımcılığa karşıdır.” Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni, Vahabi; ayırımcılık yok, “ayırımcılığa karşıdır.” “O yoksulluğa karşı çıkacak.” Herkes zengin oluyor, fakir yok. Çünkü silahlanmaya ayrılan parayı fakirlere dağıtıyor. Silah yapımı yok. Mesela koskoca Obüs topları, tanklar çelik yığını. Dünyanın yüz yıllık çelik ihtiyacını karşılayacak durumda şu an, silahlardaki demir. Bir kere demir zibil gibi olacak. Zaten Zülkarneyn Kıssası’nda ondan dikkat çekilmiştir. Demirin sel gibi akıtılacağı Kuran’da geçer, sel gibi akıtılacağı. Sel gibi demir akıtılacak. Bütün o tanklar, toplar hepsi eritilecek. Dolayısı ile silah kalmıyor. Silah kalmayınca kan nasıl aksın? Hz. İsa (a.s.) için ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.)? “Bütün silahları yok edecek” diyor, Hz. İsa (a.s.) için. Mehdi (a.s.) için ne diyor? “Bütün silahları yok edecek” diyor. Silah niye yok edilir? Kan akmaması için, değil mi? Kancılar ne diyor? Biz kan istiyoruz diyorlar, vampirler, kancı vampirler. Kan, irin yok. Cehennemde bulacaklar, var onlara, Cehennemde irin var. Onun içinde yüzecekler meraklılarsa. Madem öyle irin meraklısı, kan meraklıları değil mi? Allah diyor ayette, Kuran’da var. Böyle irin denizinde, irin gölünde yüzecekler. O arzuları orada tam tatmin olmuş oluyor, Allah’ın dediğini beğenmiyorlarsa eğer, tevbe edip vazgeçmezlerse, inşaAllah. Bak; “o yoksulluğa karşı çıkacak.” Herkes zengin oluyor. “O herkesin dost olmasını istiyor.” Herkes birbirini sevsin, selamlaşsın, şefkat duysun. “O kimsenin bir başkasına baskı yapmasını istemiyor.” Zorlama yok. Zorla Müslüman olacaksın, zorla inancını değiştireceksin yok, baskı yok. Cenab-ı Allah ne diyor? Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dinde zorlama yoktur” diyor. Tamamen özgürlük, nasıl istiyorsa öyle. Cübbeli de değişmiş. Bayağı akıllanmaya başladı. “Dinde insanlara baskı olmaz, o zaman münafık olur” diyor. Öğrenmiş nihayet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Öğrenmiş nihayet. Daha önceki izahlarını göstereceğim. Daha önceki izahlar bambaşka, tabii. Mesela adam diyor ki, neyse onu uzun anlatmayayım şimdi de. Özetle, daha doğrusu garip bir ifade kullanıyor, bir de milleti güldürüyor. “Bu nasıl bir din ki, girerken işte alttan kesiyorsun, çıkarken üstten kesiyorsunuz” diyor. Yani dinin böyle her yerden kan akıttığını anlatıyor ve zorlama olduğunu söylüyor. Ama şimdi, “dinde zorlama olmaz, münafıklar oluşur” diyor. Dersleri yavaş yavaş almaya başlamış. Kafasında demek ki biraz şekillenme olmaya başlamış.
OKTAR BABUNA: İttihad-ı İslam’ı da söyleteceğim dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onu illaki söyleteceğim. Hafif dilinin pası açıldı. “Şimdi Mehdilik iddia etmeyeceğine söz versin, Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda gelebileceğini söyleyeceğim” diyor. Zaten söylemişsin sen de, bir daha söyleteceğim sana, zaten söyledin sen. Sadece dilini eğip büküyorsun. Kitap çıkartmış, sırf bana yönelik çıkartıyor. Böyle bir şey olur mu? Kitap Allah rızası için yazılır. Yani benim Mehdilik iddia etme ihtimaline karşı kitap yazılır mı?
OKTAR BABUNA: Olmaz tabii ki Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ve onun için de doğru olmayan ifadeler kullanılır mı? Madem bu yüzyılda Mehdi (a.s.)’nin gelebileceğine inanıyorsun, neden kesin ifadeler kullanarak Mehdi (a.s.) bu yüzyılda gelmeyecek diye başlık atıyorsun kitaba ve kitabı baştan sona bu mantığa göre hazırlıyorsun? Sonra baktı ki hiç reddedilecek gibi değil olaylar çok net, şimdi de kabul etmek durumunda kalacağı için “o şimdi yemin ederse, söz verirse, ben Mehdi (a.s.)’nin gelişinin mümkün olduğunu söyleyeceğim” diyor. Yani Mehdi çağında olduğunu söyleyecekmiş inşaAllah. Yani bu yüzyılda Mehdi (a.s.)’nin geleceğini söyleyecekmiş inşaAllah.
“O kimsenin bir başkasına baskı yapmasını istemiyor. O tahakküm, işgal ve terör istemiyor.” Savaş istemiyor, savaş yok. Bak “işgal,” bütün işgaller kalkacak. Kim nereyi işgal ettiyse, “hemşerim oradan bir çekil, işine git.” diyecek. Zaten demesine gerek kalmaz. O pılısını pırtısını toplar gider. Hiçbir yerde işgal kalmıyor. Ve “terör”, dünyanın hiçbir yerinde terör kalmaz. Terör de yok, bitiyor. “O herkesin dürüst olmasını,” samimi, yalan yok. Böyle abidik gubidik yapmalarına müsaade etmeyecek. “O herkesin dürüst olmasını, birbirini kollamasını istiyor.” Herkes birbirini kollayacak. Yahudi de olsa, Ermeni de olsa, başka da olsa hepsi Allah’ın bize emanetidir. Hepsi Ademoğulları’dır. Demek ki biz iyi eğitememişiz ki, onlar da yanlış yollara girmişler, cahillik etmişler, değil mi? Biz öyle düşüneceğiz inşaAllah.
Bay Eric diyor ki, bak daha hala onun kafası Armagedon’da görüyormusun? Takılmış kafası, böyle bozuk plak gibi, dönüp durup Armagedon’a geliyor o. “Mahmud Ahmedinejad bunun mümkün olmadığını söylüyor. O cinayetlere son vermek,” bak cinayetlere son vermek, cinayetlere son vermek. Kan yok, adam öldürme yok, Irak’da, şurada burada hiçbir yerde cinayet yok. Teröristler de yapamıyor. Yani İslam, Kuran adına yapılan cinayetler de olmayacak. Hiçbirini yapamayacaklar. “İşgallere son vermek,” askeri işgaller, terörist işgalleri, hepsi. “Herkesi dost yapmak için gelecek.” Bak, “herkes”, herkes herkesle dost oluyor. “Ki böylece herkes birbirini sevebilsin.” Allah’ın kulları olarak acıyacağız biz. Kardeşim Musevi ise sana ne? Allah onu öyle yaratmış. Ehl-i Kitap diyor, Kuran’da yazıyor, Allah öyle yaratıyor, değil mi? Lailaheillallah diyor, Lailaheillallah kardeşin senin. Hz. Adem (a.s.)’den kardeşin. Şefkatle anlatırsın, ister inanır, ister inanmaz. Takdir Allah’ındır, Allah ne derse o olur. O da Allah’ın dediğini yapacaktır. “Böylece herkes birbirini sevebilsin. Böyle bir kişinin gelmesi yanlış mı?” diyor, soruyor. Çünkü bu Eric de kancılardan, Evanjelik ekipten. Onun için sürekli durup durup hep aynı şeyi soruyor. “Böylece bir kişinin gelmesi yanlış mı?” Bak, “Böylece bir kişinin gelmesi yanlış mı? Bu kadar güzel özelliklere sahip bir kişinin gelmesi yanlış mı? Biz bunun iyi olduğunu düşünüyoruz” diyor Ahmedinejad.
Helal olsun, bak söyledim, söylediğimi yaptı. Bak gurur yapmadı, kelimesi kelimesine aynısını yaptı. Çünkü eğer Şii inanca bağlı kalsaydı; geleneksel Şii inanca, bunu açıklayamazdı, böyle açıklayamazdı. Benim açıklamalarıma göre yaptı. Ehl-i Sünnet açıklamalarına göre yaptı. Sünni kaynaklara göre yaptı. Geldi, burada Sünni imam arkasında namaz kıldı. Bak, adamcağız elinden geleni yapıyor, samimi. Mehdi (a.s.)’nin de samimi olarak geldiğine inanıyor. İnanmasa da, geldiği için bir de yani. İnanmasa da geldi, inansa da geldi. “Dünyanın Mehdi (a.s.)’ye ihtiyacı var.” diyor. İsteseler de, istemeseler de ihtiyaçları var, inşaAllah. “Ve o sizin düşündüğünüzden ya da bildiğinizden çok daha yakında gelecek.” Onlar diyorlar ya; “1000 yıl sonra, 400 yıl sonra.” Cübbeli falan. Ey Cübbeli, duy. Ey Cübbeli, duy ve Osman Ünlü Paşa sen de duy. Şaşar beşer, sen de duy. “Ve o sizin düşündüğünüzden, ya da bildiğinizden çok daha yakında gelecek.” Yakında gelecek demekle, zuhur edecek, belli olacak. Yoksa Mehdi (a.s.) geldi. Hürriyet de 8 sütuna manşet, manşet etti Mehdi (a.s.) geliyor diye, değil mi? İran resmi açıklama yaptı “Mehdi (a.s.) geldi” diye, inşaAllah. İlk defa oluyor İran tarihinde. Bay Eric ne diyor? “Teşekkürler” diyor. O da inşaAllah öğrenecek. O da anlayacak, inşaAllah.
VTR Ahmedinejad’ın konuşması.
ADNAN OKTAR: Ahmedinejad arslandır arslan. Onun kılına, tüyüne zarar gelmeyecek, Allah’ın izniyle. İran da öyle, onların hepsi arslandır. Mehdi (a.s.)’yi sevenleri Allah korur. Onlar Allah’ın himayesindedir. O da Mehdi (a.s.) aşıklarındandır. Onun için Allah yolunu açık ediyor, Allah yolunu daha da açık etsin, inşaAllah. İnşaAllah çok muhterem bir insan. Bayağı mütevazi, mazlum, güzel huylu. Israrla yine Mehdi (a.s.)’yi müjdelemeye devam, Muhterem Ahmedinejad Hocam. Israrla, Resulullah (s.a.v.)’ın hadislerinden. Hadis de söylesin bu sefer, hadisle ve Kuran ayetleriyle söylesin. Ama kan akıtmayacağını özellikle hadis ile söylemesi çok önemli. Hadis ile söylemesini istirham ediyoruz. Bir dahaya hadis.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Şeyh Abdülkerim El Kıbrisi el Hakkani Hazretleri, bu da yine Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamız’ın muhterem vekillerinden temiz bir kardeşimiz, maşaAllah. Ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s.) gelmeden o gerçek birlik oluşmaz.” Mümkün değil. Yani istediğin kadar birlikler oluştur, toplantılar yap, paneller yap, ondan sonra görüşmeler yap, yemekler var, ne yaparsan yap oluşmaz. Bak, “Hz. Mehdi (a.s.) gelmeden o gerçek birlik oluşmaz.” Yani İttihad-ı İslam oluşmaz, diyor. “Çünkü bugünki alim ulema da bir şekilde çoğu kendi nefsini önde tutuyor.” Yani enaniyet ve benlik oluyor, diyor. Kendilerini ön plana çıkartmaya kalkıyorlar, diyor. “Benim söylediğim olacak diyor,” diyor. Doğru söylüyor, çünkü mümkün değil. O çıkar bir şey söyler, o çıkar bir şey söyler. Çünkü biri diyecek ki, ben Şii’yim, öbürü diyecek ki, ben Sünni’yim. Biri diyecek, ben Caferi’yim. Biri diyecek başka türlü. Biri diyecek Vahabi’yim, illaki benim dediğim olacak. Ama Mehdi (a.s.) çıktığında herkes susar, bu konu biter. Çünkü tam otoritedir, onun söyledikleri kanundur Allah’ın izniyle. Biter. Kanundur derken, anlaşılması için söylüyorum. Yoksa şefkat, merhamet, sevgi kökenli, yani zor yok Mehdi (a.s.)’de öyle bir şey yok, tahakküm yok. Bak, “benim söylediğim olacak diyor. Senin söylediğin değil, Mehdi (a.s.)’nin söylediği olacak” diyor, değil mi? Güzel. “Bizim yapacağımız iş değil bu” diyor. Yani biz bu İttihad-ı İslam’ı sağlayamayız, Türk-İslam Birliği’ni sağlayamayız, lider olarak yapamayız biz, diyor. “O işi Hz. Mehdi (a.s.) yapar” diyor. Kardeşim bak bu konunun gerçeği budur. Çünkü bunu Allah diyor, Resulu (s.a.v.) diyor. Allah Resulu (s.a.v.)’na vahyediyor, Allah Mehdi (a.s.) ile olacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e. “Ben hallederim, ben yaparım”, olmuyor işe, yapamazsın. Allah müsaade etmez. Allah kanununu böyle yaratmış. Kaderi böyle yaratmış. Sen kadere karşı direnemezsin. “Hz. Mehdi (a.s.) ne zaman yapar? Hz. Mehdi (a.s.) de işini Allah-u Ekber deyip, tekbiri aldığı vakit işini yapmaya başlar.” Tekbir ile, kılıçla değil demek ki. Tankla, topla değil, tekbir ile. Kim söylüyor bunu, tekbir ile yapar işlerini diye? Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Kan akıtır diyor mu Peygamberimiz (s.a.v.)?
OKTAR BABUNA: Demiyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Demiyor değil mi? Bir daha oku o hadisi.
OKTAR BABUNA: “Hz. Mehdi (a.s.) Peygamber (s.a.v.)’in yolunda gidecek. Uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtılmayacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. Onun, Hz. Mehdi (a.s.)’ye biat edenler, (Kabe civarındaki) rükun ve makamı arasında biat ederler. Uyanan uyandırmazlar, asla kan dökmezler.”
ADNAN OKTAR: Asla.
OKTAR BABUNA:Evet. “İnsanların, balarılarının beyleri etrafında toplanması gibi Hz. Mehdi (a.s.)’nin çevresinde toplanırlar. Daha önce zulüm ile dolu olan dünyayı o, adaltle doldurur. Adalete o denli olur ki, uyukuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. Dünya adeta Asr-ı Saadet dönemine geri döner.”
ADNAN OKTAR: Asr-ı Saadet, tamam. Asr-ı Saadet’te mezhep varmıydı?
OKTAR BABUNA: Yoktu Hocam.
ADNAN OKTAR: Fethi nasıl yapıyor, Roma’nın fethini?
OKTAR BABUNA:Söylüyorum Hocam inşaAllah. “Uzak yerlerdeki talebeleri Hz. Mehdi (a.s.)’ye biat edecek. Zulümü ve zalimleri fikren etkisiz hale getirecek, ülkeler düzelecek. Cenab-ı Hakk kendisine İstanbul’u manen feth ettirecektir.”
ADNAN OKTAR: Kan akıyor mu İstanbul’un fethinde?
OKTAR BABUNA: Yok Hocam inşaAllah, akmıyor.
ADNAN OKTAR: Neyle yapıyor, nasıl yapıyor fethi?
OKTAR BABUNA: Tekbirle yapıyor Hocam, manen.
ADNAN OKTAR: Nasıl, bir hadisi söyle?
OKTAR BABUNA: Söylüyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben ezberden söyliyeyim, sen sonra yine söylersin. “Hıraklin şehri tekbirlerle feth olunur, kan akıtılmaz” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), tekbirle feth olunur. Allah anılarak feth olunur, diyor.
OKTAR BABUNA: Hocam, hadisi okuyorum. “Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleri Roma’yı tesbih ve tekbirle feth edeceklerdir. O şehrin (Vatikan’ın) surları bir bir yıkılacaktır.”
ADNAN OKTAR: Tesbih ve tekbirle feth ediyorlar değil mi? Küfrün kaleleri iniyor. Darwinist, materyalist, ateist, satanist, ne kadar kale varsa, üniversiteler, direnen yerler varsa; yani fikir kaleleri, hepsi çöküyor. Ama kan akmıyor, Peygamberimiz (s.a.v.) onu söylemiş. Peygamberimiz (s.a.v.) kan akmayacak dedikçe, adam da ben kan isterim derse, ben Peygamber (s.a.v.)’in, Allah’ın dediğini istemiyorum kan istiyorum derse, Cehennemde irinin içerisinde gezer. Akıllarını başlarına alacaklar.
OKTAR BABUNA: İstanbul’u okuyayım mı Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: “Amr bin Aftan (r.a.)’dan rivayet edilmiştir. Allah kendisini bir gecede ıslah eder. Rum şehrini (İstanbul’u) tekbir ile feth eder.” (Muhyiddin Arabi, Fütühat-ı El-Mekkiye)
ADNAN OKTAR: Rum şehrini, İstanbul’u, Kostantiniye tekbir ve tesbih ile, Allah’ı anarak. Yani eserleri ile, kitapları ile, konuşarak ve anlatarak, fakat kan yok. İllan kan diyen tutturursa Allah’ın demesine rağmen, Allah onu kan denizinde boğar o zaman. Akıllarını başlarına alacaklar.
Şeyh Abadülkerim El Kıbrısi El Hakkani Hazretleri Hocamız, mübarek Hocamız ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s.) de işini Allah-u Ekber deyip, tekbir aldığı vakit işini yapamaya başlar.” Kan yok, kan yok değil mi? Ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.)? “Allah’ı anarak, tekbirle.” Ama kanın olmamasını özel detay olarak Peygamberimiz (s.a.v.) belirtiyor. Ayrıca bak diyor ki; “damla kan akmaz,” anlamayanlara da ayrıca diyor ki; “burnu dahi kanamaz” diyor. Bunu Allah vahyediyor Cibril (a.s.) ile Peygamber (s.a.v.)’e. “Ben buna inanmıyorum, illa kan istiyorum” derse, Allah onu kan denizinde boğar. Allah esirgesin. Akıllarını başlarına alacaklar. Yani Cehennemde yüzer irinin içerisinde, aklını başına alacak.
Ne diyor Şeyh Abadülkerim El Kıbrısi Hocamız; “Hz. Mehdi (a.s.) de işini Allah-u Ekber deyip, tekbir aldığı vakit işini yapmaya başlar. İşte biz de ona bağlanacağız, başka çaremiz yok.” MaşaAllah. “Ya ona bağlanırız, ya kopup gideriz deccalin etrafına.” “Bak 70 bin sarıklı,” diyor değil mi, Peygamberimiz (s.a.v.), “deccalin adamı olacaklar.” diyor. Ya Mehdi (a.s.) safında oluyor, ya deccalin safında oluyor. “Başka çaremiz yok. Ya ona Mehdi (a.s.)’ye bağlanırız, ya kopup gideriz deccalin tarafına bağlanırız” diyor. “Allah muhafaza, biz rahatız. Niye rahatız? Çünkü biz gönülden Mehdi (a.s.)’ye bağlanmışız. Biz ona yetişsek de, yetişmesek de,” mesela yaşlanır, yaşı olur Allah vermesin ani bir kalp hastalığından bir şeyden ölebilir. Ama normalde vakit olduğu için, yani bizim şu anki kardeşlerimiz, yaşıtlarımız hepsi Mehdi (a.s.)’yi görecekler. Ama görmeyen de olabilir. Ama başka vakit yok diyor, Şeyh Nazım da söylüyor, “70 yıl, başka vakit kalmadı” diyor. Hepsi bu Hicri 1400 ile 1500’ün arasında bitecek, diyor. İsa Mesih (a.s.)’in gelişi de, Mehdi (a.s.) gelişi de, İttihad-ı İslam da, hepsi bitecek diyor, başka vakit yok. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden; 8 tane hadisinden ayrı görüyorlar ve Ehl-i Sünnet ulemesı hepsi ittifak halinde bu konuda. Said Nursi Hazretleri de dahil. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri dahil. İkinci bir açıklama yok. “Biz ona yetişsek de, yetişmesek de” inşaAllah Hocamız yetişecek, Allah’ın izniyle. “Çok fazla bir şey fark etmiyor.” Çünkü Mehdi (a.s.) için gayret ederse Allah rızası için, yani İslam ahlakının hakimiyeti, İttihad-ı İslam için, o arada vefat etse, Mehdi (a.s.)’nin talebesi gibi sevabını alır. Göremese de alır sevabını. Çünkü kalben ona niyet ettiği için, yine alır o sevabı. “Biz Mehdi (a.s.)’ye gönülden bağlanmışız, onu kalben Mehdi (a.s.)’yi kabul etmişiz.” MaşaAllah, maşaAllah. Allah uzun ömür versin, illaki görecek yani, inşaAllah. Ama Müslüman kardeşlerimiz tabii ki genelinde çok dikkatli olacaklar. Kuran’ın hükümleri ile çelişmekten, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleriyle çelişmekten kaçınacaklar. Çünkü Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e vahyi ile bildiriyor. Allah kanı niçin istesin kulları için, değil mi? Şiddeti niçin istesin? Allah barış olsun istiyor, ferahlık olsun, acı çekmesin kulları istiyor. Mehdi (a.s.)’yi de onun için gönderiyor. Öyle olduktan sonra kan terör zaten dünyayı kaplamış. Mehdi (a.s.) gelip kana kan mı katacak bir de ilave. Zaten her yer kan denizi olmuş yani, değil mi? O denizi yok edecek, kan denizini yok edecek Mehdi (a.s.). Anti-kandır Mehdi (a.s.). Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Dün, Hz. Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda geleceğini inkar edenlere karşı çok önemli delil verdiniz Hocam. Bütün hadislerin tahakkuk ettiğini söylediniz. Ahir zamanla ilgili bütün hadislerin sahih hale geldiğini, buna kimsenin itiraz emesinin mümkün olmadığını açıkladınız Hocam. Süneni İbn Mace de, Mehdiyet hakkındaki hadislerin tevatür derecesinde olduğu yazıyor. Siz daha iyi bilirisiniz inşaAllah. Hadis bilimcilere göre de bu, çeşitli ravilerin bir araya gelip, haber uydurmaları mümkün olmayan, birçok kişi tarafından rivayet edilmişse, buna tevatür deniyor Hocam inşaAllah. İbn Hacer el-Askalani Fethu’l-bari’de, Mehdi (a.s.)’nin bu ümmeten olacağı ve “Hz. İsa (a.s.)’nın onun arkasında namaz kılacağına dair hadisler tevatür etmiştir.” der. Şevkani de, “İsa (a.s.)’nın ineceğine dair hadislerin sayısının 29’a ulaştığını söyleyerek, bunları bir bir nakletmiş ve sonunda; bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi tevatür haddine ulaştı. Bu beyanımızla şu sonuca varılıyor ki, beklenen Mehdi (a.s.) hakkındaki hadisler, deccal hakkındaki hadis ile ve İsa (a.s.)’nın inmesine dair hadisler mütevatirdir demiştir.” Süneni İbn Mace’den Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim hangi biri inkar etsin yani. Şimdi deccali kabul ederse, zaten Mehdi (a.s.)’yi kabul etmeye mecbur adam. Yani ikinci bir açıklaması yok. Deccali kabul ettiğinde, İsa Mesih (a.s.)’i kabul etmek mecburiyetinde. İsa Mesih (a.s.)’i kabul eden, deccali kabul etmek mecburiyetinde ve Mehdi (a.s.)’yi kabul etmek mecburiyetinde. Mehdi (a.s.)’yi kabul eden, hem deccali hem de İsa Mesih )a.s.)2i kabul etmek mecburiyetinde. Bu hadisler de, tam anlamıyla tevatür hükmünde. Yani tam sahih, mütevatir, hükmü vacib olan hadislerdir. Bir Müslümanın reddetmesi mümkün değildir. Reddederse, zaten reddetmediği hiçbir şey kalmıyor o zaman.
OKTAR BABUNA: Bir de dün şunu söylemiştiniz Hocam. Ben bütün hadisleri, 150’den fazla hadisi delilleri ile açıkladım. Mesela bunlar hiçbir şey söylemiyor onun olmadığına dair; diyemezler ki” demiştiniz. “İran-Irak savaşı olmadı, Afganistan işgal edilmedi, Fırat’ın suyu kesilmedi ya da kuyruklu yıldız çıkmadı, diyemezler” demiştiniz. Ondan olayı evet.
ADNAN OKTAR: Diyemezler derken, benim kanaatim tabii. Diyorlarsa çıksınlar, böyle ilginç varlıklar varsa görelim. Dolayısı ile zayıf hadis diye bilinen hadisler, şimdi diyorlar ki, daha önceki uleması; “Bak 27 tane Hz. İsa (a.s.) ile ilgili sahih hadis var” diyor. Şimdi Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti ile ilgili 150 tane sahih hadis oluşmuş oldu. Tahakkuk edince hadis, sahih haline gelir ve mütevatir hale geldi. Mesela ayrıca sahih ve mütevatir sayısı arttı, ispat olunduğu için. Çünkü daha öbürleri daha ispat olunamadığı için zayıf olmuş oluyor. İspat edildiğinde, yeni bir hadis külliyatı meydana geldi. Mütevatir hadislerden oluşan bir külliyat meydana geldi. Şu an hiç reddedecek durumları yok. İnşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Kanser hastalarına şefkat evi açılıyor” diye bir haber vardı Hocam, maşaAllah. Hastalara gösterilen merhametin nasıl olması gerektiğini söylemiştiniz Hocam. Hatta demiştiniz ki, kanser hastası hastaneye gittiğinde para da alınmaz demiştiniz. Selamın aleyküm deyip, zaten çok ağır bir imtihanı var. Arabasını alıyorlar, evini alıyorlar, ailesi de perişan oluyor. Böyle olmaz demiştiniz inşaAllah. O yönde bir şeyler başladı Hocam inşaAllah. Kanser hastalarına bir ev açılıyormuş 150 yataklı.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi kanser hastalarına ne yapacaksınız biliyor musunuz? İstanbul’un en lüks otellerinden bir tanesini onlara tahsis edeceksiniz. Yani devlet o oteli satın alacak, hastaneye çevrilecek personeli ile, onlara orada paşa gibi bakacaksınız. 5 kuruş da yok. Yani kanser teşhisi konulduktan sonra zaten ondan sonra psikolojik olarak onlar çok sarsılabilir, tedirgin olabilir, rahatsız olabilir. Orada onlara güler yüz gösteren, şefkat gösteren, onlara iyi bakan. Çünkü bu hastalığın yenilmesinde moral de çok önemlidir. Adam şimdi hassas bir insan oluyor. Tedirgin, biraz da ürkek mizaçlı olabiliyor. Kansersin denildiğinde, adamın beyni, dünyası dönüyor, mahvoluyor. Şakır şakır terlemeye başlıyor, beti benzi gidiyor, eli ayağı boşalıyor. Yani rahatça tedavi edilebilecek hastalıkken, psikolojik ilave yeni gelişen hastalıktan dolayı, hastalık bu sefer canavara dönüşüyor, adamı alıp götürüyor. Ama şimdi bir tek onunla da kalmıyor, adama diyor ki “kansersin, Allah şifa versin. Ama hemşerim bu çok pahalı bir hastalıktır.” diyor. “Ne yapmamız gerekiyor?” diyor. “Bilmem, en az bir 200 milyarı gözden çıkaracaksın,” diyor. Adam; “babadan kalma bir evim var, 150 milyar ancak eder. Bir de kötü bir arabam var, o da 20 milyar falan eder. Bir de mobilyalar falan hepsini satarsak” diyor adam. “Sen kendin bilirsin koçum, nasıl istersen” diyor. “Yani istersen git başka türlü yöntemler biliyorsan onu yap,” diyor. “Ama bunu yapacaksan, parayı getirip tak buraya koyacaksın koçum. Ne diyorsun?” diyor. Al bir darbe daha. Adam da götürüyor evini, arabasını hepsini satıyor, “buyrun hemşerim önünüze getirdim” diyor. Şimdi bu iş mi? Yani devlet bana asfalt yapmasın, onlara bu imkanı tanısın. Ben toprak yolda yürürüm, hiçbir şey olmaz, gayet de güzel olur. Ama o insanların o acıyı çekmesini istemiyorum. Adamdan bir de üzerine para alıp, ekonomik yönden de çökertiyorsun. Mahvediyorsun adamı yani. Geri kalanı da sen tamamlıyorsun. Zaten imtihan oluyor, onun orada morale ihtiyacı var, sevgiye ihtiyacı var, şefkate ihtiyacı var, desteğe ihtiyacı var, değil mi? Püfür püfür böyle yayla gibi güzel büyük bir dev oteli, 5 yıldızlı otellerden bir tanesini onlara ayır. Her ilde de öyle. Özellikle ağır hastalarda, ağır kanser hastalarında. Gönlünü yapmak, ona neşeli ortam meydana getirmek, iman hakikatleri anlatmak, Kuran’dan anlatmak. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hastalıkla ilgili güzel sözlerini ifade etmek. Kuran’dan tevekkül etmesi ile ilgili ayetleri anlatmak. İmanını güçlendirmek, Allah’a olan sevgisini, Allah’tan korkusunu arttırmak, ki beyni açılsın çok güçlü olsun. Mesela bak senin imanın çok güçlüydü, bu hastalıkta yani normalde %100 ölümdür Allah’ın dilemesi ile. İkinci bir ihtimal yoktur. Kafası kopan adam yaşar mı? Normalde yaşamaz. Ama mucize olursa yaşar. Bunun kafası koptu. Buna rağmen yaşadı ama çok imanlıydı. Allah’a çok şükür imanına da vesile olduk. İmanıyla direndi çünkü buna akıl almaz ilaç yüklemesi yapıldı. Adamlar “pardon” diyor bir daha, “pardon” diyor bir daha akıl almaz bir şey uygulandı. Yani sırf o ilaçlardan bile insan ölürdü.
OKTAR BABUNA:En son hesap yapmışlardı Hocam dediler ki; “Bir insana bundan daha fazla ilaç veremeyiz” demişlerdi Amerika’daki doktorlar.
ADNAN OKTAR:Tabii. Bakıyoruz, Hocada en ufak bir kıpırtı yok. Eli yüzü böyle uzaylı gibi oldu, dev gibi şişti hastalığın etkisiyle. Hiç etkilenmedi imanıyla. Şimdi bunu düşün, bir genç kızın öyle eli yüzü şişse, onun nasıl morale ihtiyacı olduğunu bir düşünün yani. Bir de üstüne para alınır mı ondan? Yani ne kadar korkunç, bir aile faciası, arkasından da aile faciası geliyor yani. Adamlar da sokağa ondan sonra, naylon brandadan çadır yapıp sokakta oturacaklar. Şu iş mi? Gayet şahane olur, hazır binası, hazır yeri de var tam kadro adamlar gitsinler orada tedavi olsunlar istedikleri gibi ama tabii bina ile deniz manzarası ile bir ferahlık olmaz. İlla ki iman hakikatleridir. Allah korkusudur. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri diyor ki; “Şimdi” diyor, “adamın omzunda bavulu var, eşyaları var omuzunda yüklü” diyor. “Geliyor gemiye” diyor. “Gemiye biniyor” diyor. “Yükünü, eşyasını gemiye bırakacağına” diyor, “geminin içinde yükle eşyayla beraber duruyor ayakta” diyor. “Gemi gidiyor, o da yükü eşyayı bırakmıyor” diyor. “Halbuki eşyalarını bıraksa rahat edecek” diyor. “Gemi” diyor, “kaderi gösterir. Kadere teslim olsa, bıraksa son derece rahat edecek” diyor. “Ama bırakmadığı için o ağırlığın altında eziliyor” diyor. Tevekkül etmemek çok müthiş acı ve ızdırap verir. Muazzam tahribat yapar. Çok büyük bir beladır. Tam tevekkül de dünyanın en büyük lükslerinden bir tanesidir. Tam iman etmek tam hidayet ehli olmak inşaAllah. Çok büyük bir lükstür.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Ayrıca Hocam bir güzellik olarak da, siz benim hastalığım 7 sene sürdü tam. 1998’de başladı, 2004 sonu bitti, son ilaçlarımı almıştım. Her anıyla ilgilendiniz. Dünyayı ayağa kaldırdınız. Kızkardeşlerim ve arkadaşlarım Hocam, yani sizin arkadaşlarınız, öğrencileriniz inşaAllah, 7 sene baktılar bana 1 dakika yalnız kalmadım bir mucize olarak, 1 dakika bakımsız kalmadım. Bir kimsenin de kaşı gözü bir kere oynamadı maşaAllah. Allah rızası için bakmışlardı bana böyle inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Numan Kurtulmuş: SP’yi beş paralık yaptılar” diye bir açıklaması olmuş Hocam, eleştirmiş. “SP, Erbakan Hoca ve ekibi tarafından kayyum atandırılması üzerine yeni oluşum çalışmalarını yürüten Numan Kurtulmuş bu sefer ağır konuştu” diyor. “Necmettin Erbakan kanadını adeta topa tuttu.”
ADNAN OKTAR:“Saadeti beş paralık yaptılar” ne demek o?
OKTAR BABUNA:Bu yapılanların Hocam Saadet’in değerini düşürdüğünü ve zarar verdiğini iddia ediyor. “Ve büyük bir mağlubiyet içerisinde olduklarını zaten çok yakında millet kendilerine gösterecektir” demiş.
ADNAN OKTAR:Numan Kurtulmuş Hocam beni tanır. Ben de onu çok iyi tanırım, görüştük, konuştuk. Bütün samimiyetimle söylüyorum. Tabii, inşaAllah kalır partide. İnşaAllah güzel huyunu suyunu daha güzelleştirir ve devam eder. İnansın bana partiden o ayrıldıktan sonra parti şahlanır. Samimi kanaatim, isterse baksın. Şimdi bir oylama yapılsın. Bir anket yaptırsın, o varken bir anket, şu anki yapılsın anket, hemen gitmesinden sonra bir anket daha yapılsın cevabını alacaktır. Yani bak, hodri meydan diyorum. Anket parasını da ben vereceğim. Anket yaptırsın bak, şu an başında bulunarak yüzde kaç oy alır SP, Hocam olmadığında yüzde kaç alır. Erbakan Hocamıza yapılan olay unutulacak gibi bir olay değildir. Affedilir, kimse kindar değil, öfkeli değil, tabii ki affedilir. Ama asla unutulmaz, asla. Yani insanın hafızası bayağı güçlü bir özellik gösterir. Bu yaşa gelmiş, piri fani olmuş mübarek bir mücahite, Allah’a kendini adamış mübarek bir insana, Allah yolunda akıl almaz çileler çekmiş, hakaretler duymuş, iftiralar atılmış bir insana sen bizi yıpratıyorsun imajı verilerek, senin yüzünden ne olaylara girdik, başımız ne dertlere girdi, ne sıkıntılar çektik, senin gitmenle biz rahatlayacağız, artık bak Aydın Doğan bize kucak açtı, Taha Akyol bizi kucakladı, Fatih Altaylı bizi kucakladı, artık önümüz açık, ferah, aydınlık yollarda ilerleyeceğiz diyorsa bir insan, akıl almaz bir hata yapıyordur. Bir kere kardeşim turnusol kağıdı gibidir bu. Aydın Doğan, seni destekliyor. Fatih Altaylı seni destekliyor. Daha bunun üstüne ne diyeyim Hocam o zaman? Allah esirgesin, maazallah beni Fatih Altaylı desteklese sabaha kadar secdede dua ederim. “Ya Rabbi, ben bir hata yaptım bilmeden, beni affet” derim. Aydın Doğan beni desteklese kanım iliğim çekilir. “Ben ne yaptım acaba da bu hale geldim” derim. Allah’a yalvarırım, “Ya Rabbi, ben bilmeden bir hata yaptım. Kulum ben” derim. “Beni kurtar” derim. “Tevbe ediyorum” derim. İftihar ediyor. Şimdi ben Erbakan Hocam’a söylenen sözleri tekrar etmek istemiyorum. O dünya iyisine, dava adamı, mücahite iftira atılmaz mı? Atılır. Hapse düşmez mi? Düşer. Hakaret edilmez mi dava adamına? Edilir. Acı çekmez mi? Çeker. Ne diyor? “Kardeşim bak, bu kadar olay çıktı senin yüzünden” diyor. Kardeşim, Peygamberimiz (s.a.v)’e deve işkembeleri attılar. Yollarına dikenli çalılar attılar. Akıl almaz hakaretler ve iftiralar ettiler. Defalarca suikast yapıldı. Aslanlar gibi yolunda devam etti benim güzeller güzeli, nurlu Peygamber (s.a.v.)’im. Hangi sahabe çıkıp, “Ya Resulallah (s.a.v.) senin yüzünden başımız derde girdi” dedi? Bunu kim dedi? Münafık Yahudiler, Hz. Musa (a.s.)’a dediler. “Sen gelmeden önce de, sen geldikten sonra da başımız hep belada oldu. Senin yüzünden” dediler. Değil mi? “Uğursuzsun” dediler. Asıl uğursuzluk, asıl ahlaksızlık kendilerinde münafıkların o dönemde. Değil mi? O münafık Yahudiler de onlardadır. Peki onlardan ders alması gerekmiyor mu bu mübarek insanların? Saadet, saadetli günlerine geri dönecek inşaAllah. SP’yi beş paralık etmeye kalktılar da biz beş katrilyonluğunda üstünde bir güzellik gördük. Yani tabii parayla ölçülmez bu da. Beş katrilyonluk bir harcama yapsan bir yeri, bir odayı süslesen nasıl olur? Çok güzel olur değil mi? Çok güzel oldu. O mübarek camianın ruhu güzel. Altını sen al, külçe altını, at yere, üstünde tepin, çamur at. Değil mi? Aydın Doğan da balyozla vursa, Taha Akyol da gelse balyozla vursa, Fatih Altaylı’da gelse altının üstüne tükürse, atarsın denizin içerisine şöyle bir çıkarırsın pırıl pırıl altındır hiçbir şey olmaz. Hiç derdine düşmesin hazret, mübarek Hocam. Hiçbir şey olmaz Saadet’e. Hiçbir şey olmaz. Bana güvensin. Acayip gelişeceğini görecektir. “Halep oradaysa arşın burada” derler. Bana güvensin, benim sözlerim genellikle doğru çıkar. Ben ne bileyim böyle olacağını? Bana geldiğinde, konuştuğunda, uzun uzun konuştuk Hocayla, Numan Kurtulmuş Hoca ile. Bak seviyorum, şefkat duyuyorum, mümin kardeşimdir, ben onun elini öperim, ayağının tozuyum. Benim ondan bir üstünlük iddiam yok. Tabii, ben Müslümanların kapıcısıyım. Benim öyle bir şeyim yok. Fakat bak ilk görüşmemizde Hocamıza bağlılığını hissedemedim, tam hissedemedim. Tedirgin oldum. Dediler sürekli “Bir Numancı hareket var” falan. “Ne biçim laf öyle, Numancı bilmem ne, o da bir kardeşimiz, abimiz yanlış anlıyorsunuz” dedim. “Bir kere daha görüşeyim ben. İstirham edeyim” dedim. İstirham ettik. Lütfetti, kerem buyurdu, fakirhaneye teşrif etti. Uzunca süre konuştum. Hep konuyu, sadakate, bağlılığa, şefkate, merhamete, ona getirdim. Baktım, dedi ki; “Ben Erbakan Hocamızın talebesiyim. Onun elinde yetiştim. Tabii ki onun görüşüne bağlıyım. Yani o, onun nefes alması benim için hayati” dedi. “Yani onun hareketleri, onun her düşüncesi benim için çok hayatidir” dedi. “Yani ben ona göre olaylara bakıyorum” dedi. “Mürşidim gibi görüyorum” dedi yani yaklaşık. Ara mı verelim? Tamam sonra devam ederiz.
SUNUCU:Şimdi kısa bir ara, aradan sonra tekrar beraberiz.
SUNUCU:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Söz sizde Hocam.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam ne anlatalım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Devam edelim mi haberlere Hocam?
ADNAN OKTAR:Numan Hoca’dan devam ediyorduk. Yeter o kadar anlattığımız, ne diyeyim daha. Bakın şunu söyleyeyim. SP’nin özelliği Milli Görüş tabir edilen bizim milli düşüncemizi savunması. Ben SP’li değilim, yalnız onu bir önden söyleyeyim yani. Öyle bir şeyim yok. Ben sağdaki partilerin tamamını destekliyorum tamamını. CHP’yi de sağ parti olarak görüyorum, onu da destekliyorum. Çünkü dediler, “Biz soldan çıktık, biz sağcı olduk” dediler. Miliyetçiler hakikaten, Büyük Türkiye’yi istiyorlar ve bölünmeye karşılar. Tamamdır, o da benim partim, benim için yeterlidir. Fakat ben haksızlığa karşı çocukluğumdan beri benim ruhumda vardır, yani çok çok rahatsız olurum. Allah için böyle bir mücahit, büyük bir alim, değerli bir insan, çile çekecek, acı çekecek ve bundan dolayı da suçlanacak sonunda. Numan Kurtulmuş Hocam eğer dava adamı ise, gerçekten dava adamı ise zaten o da çile çekmesi gerekir. Zorluklarla karşılaşması gerekir. Ama Aydın Doğan gelip alnından öpüyorsa, Fatih Altaylı alkışlıyorsa, Taha Akyol ona akıl veriyorsa, yol gösteriyorsa ben bunu biraz normal karşılamıyorum. Yani eğer müsaade buyurursa, yani beni şaşırtıyor biraz. Tabii nezaketiyle söylüyoruz. Benimle konuşmasında muazzam bir sadakat ve bağlılıktan bahsetti. Ben de o zaman dedim ki, “Hocam” dedim. “Allah mübarek etsin. İnşaAllah SP’nin başına geçersiniz. Allah size yol açsın” dedim. Ve ben hakikaten Hocamıza sevgiyle, Milli Görüşü kucaklayarak, böyle Aydın Doğan ve ekibine karşı da dik duruşunu, akılcı duruşunu, kişilikli duruşunu sergileyerek devam edecek zannettim. Başdanışmanı haline geldi Aydın Doğan, Taha Akyol başdanışmanı haline geldi. Adamlar söylüyor, Hocam uygulamaya geçiriyor. Bunu nasıl farkedemez bir insan? Nasıl bilemez böyle bir şeyi? Öyle olunca ben de bayağa pişman oldum yani zamanında şahıs olarak, fert olarak, Türkiye’den bir insan olarak desteklediğim için pişman oldum. Ben ne bileyim böyle olacağını? Ben daha önce, benim o demeçlerim, destekleyen demeçlerim yayınlandı internet sitelerinde. O Milli Görüş’ün internet sitelerinde yayınlandı. Ben de iftihar ediyordum inşaAllah, öyle şey olur. Ama bak, benim şahsi kanaatim, ben bir topluluk bir şey adına değil. Kimse bilmez benim ne düşündüğümü, şahsi kanaatim. Yahut bilmez demeyeyim, biliyorlar tabii de ama kalbimden geçeni insanlar bilmez. Ama Allah inşaAllah, hayra sevk etsin, güzelleştirsin. Feraset, basiret gözüyle bakmayı nasip etsin. Ama işin doğrusu kalben yine ben tabii şefkat duyuyorum, merhamet ediyorum yani Numan Kurtulmuş’a da şefkatle bakıyorum. Yani içimde bir öfke yok. Fakat buğz ediyorum böyle bir şeye tenezzül ettiği için. Yani bunu normalde yapmaması lazım böyle bir şeyi. Bir de onu destekleyen bir kaç kişi var o kafayı, o mantığı.
OKTAR BABUNA:Bu referandumda özellikle siyasilerin üslubunun uygun olmadığını söylemiştiniz, hatta kavga ortamının olmaması gerektiğini. Bugün bir haber var Hocam inşaAllah. Orada, Kemal Kılıçdaroğlu diyor ki bakın; “Kavgayı bırakalım. Kavgayı bırakalım, bu ülke kavgadan çok şey kaybetti. Kavgadan bu ülke çok çekti” diyor. “Samimiyiz yeni bir sayfa açtık” diyor yine Kılıçdaroğlu’na ait. “Kavgayı bırakalım, kavgadan bu ülke çok çekti. Kavgadan kardeşlik bağlarımızı kopardık neredeyse. Beraber oturacağız. Beraber uzlaşacağız. Eğer samimiyetimizden kuşku duyuyorlarsa hiç duymasınlar korkmasınlar yeni bir sayfa açtık diyor Kılıçdaroğlu. Siz Hocam, Gaziantep Olay Tv’de 2010, 31 Ağustos’da demiştiniz ki, “Siyasetçilerin kullandığı gergin üslubu izlemek de yorucu oluyor. En iyisi tek taraflı yatıştırı bir politika. Böyle gergin bir ortam bazı partililer tarafından isteniyor olabilir ama bu kısa dünyada, bu imtihan ortamında Allah’ın bizi duyduğunu, Allah’ın bizi gördüğünü bilirken, böyle bir üslup güzel olmaz. Lidenler de imtihan oluyorlar, her tavırlarında her sözlerinden hesaba çekilecekler. Mülayemet her zaman iyidir” demiştiniz Hocam maşaAllah. Çok etkili oldu. Nitekim Başbakanımız da, “İncittiysem özür dilerim” diye açıklama yapmıştı. “Bu sonucun ülkemize, milletimize ve bütün vatandaşlarımıza hayırlı olmasını Allah’tan temenni ediyorum. Türkiye demokrasi bayramından yüzünün akıyla çıkmıştır. Seçim sürecinde birilerini incittiysem özür dilerim, hakaretlere karşı hakkımı helal ediyorum” dedi. Yine Abdullah Gül’de Cumhurbaşkanı, “Siyasetteki kavgacı üslup Türkiye için tehdittir” diye açıklama yaptılar ardı ardına.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. MaşaAllah, nur akıyor Türkiye’nin üstüne nur. Kılıçdaroğlu Beyefendi’yi tebrik ediyorum, Başbakanımız’ı tebrik ediyorum, Cumhurbaşkanımız’ı tebrik ediyorum şahane konuşmalar. Mehdiyet’in ışığı, Mehdiyet’in nuru ne güzel bak benim memleketimi sardı. Değil mi? Bütün dünyayı sardı. Türkiye’deki esintisi de çok güzel. İnşaAllah. Kavga yok. Bundan sonra barış, kardeşlik var inşaAllah, sevgi var.
OKTAR BABUNA:Atom bombasının, gündeme gelmişti Hocam İran’ın atom bombası yapması. “Haram” demiştiniz Hocam. Onlarda açıklama yapmışlar: “Nükleer silah peşinde değiliz zaten dinimiz de bunu yasaklıyor.”
ADNAN OKTAR:Aslında bu hadisleri tam açıklasalar, anlatsalar, çünkü diyorlar ki Evanjelikler; “Kardeşim siz kan akıtmayacağız diyorsunuz ama bu bir taktik” diyorlar. “Yani belli bir güce ulaştıktan sonra siz” diyorlar, “bizim iflahınızı keseceksiniz” diyorlar. “Pestilimizi çıkarırsınız” diyorlar. Kardeşim, bunu düşünmek için dinden habersiz olması gerekiyor bir insanın. Bir insan Allah’ın vahiyle Peygamberine bildirdiği emri nasıl görmezden gelir ve nasıl kendi hevasına kafasına göre hüküm versin ki? Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s.) kan akıtmaz”. Allah ne demiş Peygamberimiz (s.a.v)’e? “Hz. Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak” diyor. Bu Allah’ın emri, Allah’ın Hz. Mehdi (a.s.)’a emridir. Allah’ın Hz. Mehdi (a.s.)’a emrini, Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’a iletiyor. “Allah senin için bunu söyledi” diyor, “kan akıtmayacaksın” diyor. “Kan akıtmayacağını söyledi” diyor. “Allah” diyor, “Emri” diyor, “Allah’ın emri”. Hz. Mehdi (a.s.) Allah’ın emrine nasıl karşı gelsin? İstediği kadar gücü kuvveti olsun. Değil mi? Böyle bir şey olmaz. Hz.Mehdi (a.s.) Allah’ın emrine uyacak insandır. Onun için Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Dolayısıyla durup durup böyle vesveselenmeye gerek yok. Hz. Mehdi (a.s.) bir siyasetçi değil ki kendi kafasına göre hareket etsin. Hz. Mehdi (a.s.) Kuran’a ve hadise göre hareket ediyor. Ve şefkat ve merhametle dolu bir insan nasıl kan akıtsın? “Burun dahi kanatmayacaksın” dediğine göre, Peygamberimiz (s.a.v.) vahiyle bildirdiğine göre, bu Allah’ın emri olduğuna göre, nasıl kan akıtsın Hz. Mehdi (a.s.)? Allah ona, “silahları kaldıracaksın” diyor Hz. Mehdi (a.s.)’a. Peygamberimiz (s.a.v.)’e vahyediyor Hz. Mehdi (a.s.)’a bildirmesi için. Hz. Mehdi (a.s.) bu emri alıyor. Nasıl Allah’ın emrini yapmasın? İlla ki silahları kaldıracak Allah’ın emri o. Evanjelikler bunu anlamıyor. Gelir bir lider kendi kafasına göre hareket eder, öyle bir şey yok. Allah’ın talimatlarına göre hareket edecektir Hz. Mehdi (a.s.). Allah’ın talimatı, emri Peygamberimiz (s.a.v.)’e vahiyle bildirilmiştir. Kesin bu artık gelmiş hadis. Bunu değiştiremez Hz. Mehdi (a.s.) artık. Hz. Mehdi (a.s.)’ın tabii ki bir askeri gücü olacaktır. En az 30 milyon kişilik dev bir askeri güç, dünyanın en büyük askeri gücü olacaktır. Ama kullanmıyor askeri gücünü, sadece sevgi ve şefkati kullanacaktır. Değil mi? Yani dev bir aslan gibi gezinecektir fakat çok şefkatli olacaktır, İnşaAllah. Yani hiçbir zaman için pençelemez Hz. Mehdi (a.s.). Sadece sevgi üzerine kuruludur. Ama tabii bakın gücü olduğu halde şefkatli, merhametli olmak ayrıdır, kan dökmemek ayrıdır. Fakat kahredici bir güce sahip olduğu halde yapmamak daha ayrı bir şeydir. Hz. Mehdi (a.s.) kahredici bir askeri güce sahip olduğu halde, koydu mu otutturacak bir pozisyonda olacak. Ama buna rağmen merhametli ve şefkatli bu çok makbuldur. Eli kolu bağlı adama desen ki, “Sen ne kadar merhametli adamsın, ne kadar insancılsın. Bak hiç kimseye saldırgan bir tavrın yok, keskin bir tavrın yok”. Zaten eli kolu bağlı adamın değil mi? Her türlü silaha ve imkana sahip olduğu halde merhametli olmak çok önemlidir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın dilinin ucundadır istese ama sadece şefkat, merhamet ve affediciliğin üstünde duruyor. Bu sevabı çok alması için aradaki faklılığı göstermek için Cenab-ı Allah yapıyor. Yoksa dünyanın en büyük askeri gücüne sahip bir insan, istese herhangi bir konuyu hemen askeri bir openrasyonla çözer. Öyle yapmayacak, rica edecek. Kimse de ricasını kırmaz. Sadece istirham edecek. PKK’ya gelince de PKK çoktan araziye geçtiği için onlara da söylemesine gerek kalmayacak. Yani gideceğiz, “Nerede bu adamlar?” diyeceğiz yani “Söyleyelim anarşiyi durdursunlar, olay çıkartmasınlar” diyeceğiz. Bakacağız yok adamlar. Ahir Zamanın özelliğidir, bir gecede öyle yamuk yumuk takımlar yok olur. Kaybolan ordular olacaktır. Kaybolan it kopuk takımı olacaktır. Sabahına bakacaksın araziye geçmişler, yok. Kurt zannettiğin adam bakacaksın kuzuya dönmüş meliyor. Uluyan adam melemeye başlamış. Mehdiyet döneminin bir özelliğidir o. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir hadisi vardı okuyayım mı söylediğiniz konuyla ilgili?
ADNAN OKTAR:Evet, söyle.
OKTAR BABUNA:“Savaş (erbabı) da ağırlıklarını (silah ve malzemelerini) bıracak.” Sünen-i İbn-i Mace.
ADNAN OKTAR:Bak, dünya çapında bir olaydan bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bir daha söyle hadisi.
OKTAR BABUNA:“Savaş (erbabı) da ağırlıklarını (silah ve malzemelerini) bıracak.” Sünen-i İbn-i Mace.
ADNAN OKTAR:Silah kalkıyor. Sünen-i İbn-i Mace, ey yobaz takımı duyun. Bak sahih hadis kitabı Sünen-i İbn-i Mace’de Peygamberimiz (s.a.v.)’in vahiy ile Allah’tan aldığı emir, Hz. Mehdi (a.s.)’a bildirilen emir “Silahlar kaldırılacak” diyor Cenab-ı Allah. Hz. Mehdi (a.s.)’a Allah’tan gelen emirdir. Allah vahiyle, Cibril’le Peygamber (s.a.v.)’e bildiriyor, Peygamber (s.a.v.)’de Hz. Mehdi (a.s.)’a bildiriyor, bu uygulanacak. Hz. Mehdi (a.s.) nasıl Peygamber (s.a.v.)’in Allah’tan aldığı emrin dışında hareket etsin? Evanjeliklere bunun anlatılması önemli, o zaman daha da sakinleşecekler inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir daha var Peygamberimiz (s.a.v.)’in, “Düşmanlık ve kini de kaldıracaktır. Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah'tan başkasına tapılmayacaktır. Savaş da ağırlıklarını bırakacak” yine Sünen-i İbn-i Mace, Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak Nur talebeleri bile kendi aralarında çekişebiliyorlar, gruplara ayrılıyorlar. Mesela Nakşi kardeşlerimize de bakıyoruz, birbirlerine karşı hoş olmayan, yahut burkuntu meydana getirebelecek sözler edebiliyorlar. Burada zaten açıkça söylüyor, Hocaefendi de söylüyor demin ki konuşmada da zaten gördünüz. Bu bir gerçek ama Hz. Mehdi (a.s.)’ın olduğu bir ortamda can ciğer, sarmaş dolaş kardeş olurlar derhal biter, derhal. Böyle Nur talebeleri ayrı ayrı olacak, mümkün değil anında. Birbiriyle uğraşacak mürşitler olacak, anında ortadan kalkar. Bu Hz. Mehdi (a.s.)’ın gerekliliğini göstermek için Allah tarafından özel meydana getiriliyor. Yani harikadır. Mesela Nur talebeleri niye ayrılsın? Hepsi Risale-i Nur Külliyatı’na bağlı mümkün değil ayrılmamaları lazım ama ayrılıyor. Mesela Nakşi kardeşlerimizin bir kısmında niye ayrı gayrılar olsun? Niye üslupları da ayrı olsun? Ama Allah, bunu Hz. Mehdi (a.s.)’ın önemini göstermek için aralarında bir buğuz da meydana getirebiliyor. Tamamen kalkacaktır Hz. Mehdi (a.s.) devrinde, Hz. Mehdi (a.s.) zamanında. Hz. Mehdi (a.s.)’ın acilliğine ve ehemmiyetine Cenab-ı Allah bu yönüyle de dikkat çekmiş oluyor. Ama zaten tarikatlar kalkmıştır Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişi ile. Bütün tarikatlar artık halife vermeyi, halifelere hilafet vermeyi durdurmuşlardır. Başta Ali Haydar Efendi olmak üzere, değil mi? Bütün Nakşi, bakın zaten Gavs Hazretleri açıkça söylüyor; “Hz. Mehdi (a.s.) geldi artık hidayet onun vesilesiyle dağıtılıyor” diyor . İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:“İslam ülkeleri ortak pazarı Ocak’ta devrede” haberi vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ortak pazar da olacak, İslam NATO’su da olacak, hepsi olacak inşaAllah. Bunların hepsini göreceksiniz peşpeşe, inşaAllah.
Şimdi Mert kardeşimiz, “Hocam” diyor, “Fırat’ın suyu kesildi” diyor. “Ama rivayette altından bir dağ çıkacağı da belitiliyor, bu nedir?” diyor. Şimdi Fırat’ın suyu kesiliyor. Su kesildiğinde normalde felaket getirir. Yani tarım olmaz, hayvancılık olmaz. Fırat’ın suyu kesildi ama oluk gibi altın karşılığı, o zamanın para birimi altın. Altın karşılığı muazzam servet geldi. Elektrik, sulama, hayvancılık bölgede muazzam yayılmış oldu. Yani bir felaket getiren bir su kesilmesi değil. Burada Peygamberimiz (s.a.v.)’in vurgulamak istediği bu. Yani altından bir dağ çıkacak, muazzam gelir getirecek, size felaket getirmeyecek, para getirecek, gelir getirecek, imkan getirecek, müteşabihtir bu anlamda. Yoksa, gerçekten hakikaten altın yatağı da çıktı altından. Fırat’ın hakikaten zemininde bir altın yatağı çıktı ama asıl anlamı yani böyle konik koskoca bir dağ anlamında değil. Yani konik bir dağ bunun altında yatıyor anlamında değil. Bu su kesilmesi tahribat ve fakirlik getirmeyecek, zenginlik ve bolluk getirecek. Bu anlamdadır. “Bir de orada kan akmasından bahsediyor” diyor “olay anında hadislerde”. Oradaki bölgeye bakıyoruz, Fırat ve Irak bölgesi, terör bir yandan, PKK terörü, Irak’ta Amerikalıların akıttığı kanlar, Saddam’ın akıttığı kanlara baktığımızda bölgenin bir kan yatağına döndüğünü görüyoruz. Ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisinin o yönden de doğru olduğunu görüyoruz. Mesela başka bir bölgede kan yok ama o bölgede kan yoğunlaşmış. Orada kan yoğunlaşmasına Peygamberimiz (s.a.v.) dikkat çekiyor. Müteşabih yönü budur. Yani açılımı budur.
“Hocam” diyor “bu gemi patlaması olayı da İstanbul’da oldu. Bu küçük bir yer” diyor. “Bütün dünyada olacak bir olay olması gerekmez miydi bunun?” diyor. “Yani bütün dünyayı ilgilendiren, bütün dünyanın dikkatini çeken, dev bir olay büyük mesela yanardağ patlaması gibi, yahut büyük nükleer patlamalar gibi, çok çok büyük bir olay olması gerekmez miydi?” diyor. Bakın, Bediüzzaman ona nasıl cevap veriyor; “İkincisi” diyor. “Bir kısım hadîsler, İslâmların ekseriyeti noktasında (Müslümanların çoğunluk olduğu) veya hükûmet-i İslâmiyenin veya merkez-i hilâfetin nokta-i nazarında vürud ettiği (İslam ahlakının yaşandığı veya hilafetin merkezinin bulunduğu yere yönelik olduğu) halde” meydana geldiği halde bakın “hükûmet-i İslâmiyenin veya merkez-i hilâfetin nokta-i nazarında” dediğimizde biz ne anlarız? En son hilafetin olduğu başkent neresiydi?
OKTAR BABUNA:İstanbul.
ADNAN OKTAR:İstanbul’du. Halifelik kaldırılınca başkentlikte lağv edilmiş oldu. Ama manen İslam aleminin başkenti olarak kaldı. İnşaAllah. Halifelik kalktı. Başkentlik vasfı kalktı. Ama manevi yönü kaldı. O zaman demek ki Ahir Zamanda olacak olaylar vukuat-ı Süfyani’ye, vukuat-ı Mehdi’ye, vukuat-ı Hz. İsa (a.s.)’ın inişi ve meydana gelecek bazı olaylar, büyük olaylar İslam aleminin merkezinde oluyor, İstanbul’da oluyor. Bakıyoruz, geminin patlaması İstanbul’da oldu. Ve tam anlamıyla hadis her yönüyle tahakkuk etti. Yani hadisin yaklaşık on noktası var, yani dikkati çok çeken on noktası var; onu da tam anlamıyla tahakkuk etti. Yani kusursuz bir tahakküm meydana geldi, tam mutabakat. Dev duman sütunu; bir. “Gündüz oldu” dedirtecek bir aydınlık, yani “insanlar ‘gündüz oldu’ diyecekler” diyor, “’güneş mi doğdu?’ diyecekler” diyor; bu. “Etrafı saran bir kızıllık;” bu. Üst üste patlamaların devam etmesi, günlerce devam etmesi; insanların ölmesi, malların ölmesi, malların yok olması; ayaktaki insanların yere oturması, uyuyanın ayağa kalkması; yer ve gök ehlinin rahatça duyabileceği şekilde, gökteki insanların duyabileceği gibi gök gürültüsü gibi sesler çıkarması ve toprağın altındayken bu yakıtın uzak bir bölgeden gelip, ilgili yerde patlamış olması… Bak, yakıt olduğunu da belirtiyor Peygamberimiz (s.a.v.); “toprağın altındadır” diyor. Bakın şu anda bile on maddeyi buldu, şu an on maddeyi buldu. Bakın on, en az on noktada tam mutabakat halinde. Nerede oldu? Bak, “İslâmların ekseriyeti noktasında veya hükûmet-i İslâmiyenin veya merkez-i hilafetin nokta-i nazarında vürûd ettiği halde” olay tahakkuk ettiği halde, “umum ehl-i dünyaya şamil zannedilmiş.” Yani, “bütün dünyayı ilgilendirecek derecede büyük zannedilmiş” diyor, “halbuki sadece ilgili noktada olur” diyor. “Ve bir cihette hususî bulunduğu halde”, “bir cihette hususî bulunduğu halde” özel olduğu halde, “küllî ve geniş anlamlı telakki edilmiş” diyor. Yani, “her yeri kaplayacak şekilde telakki edilmiş” diyor, “o yüzden anlayamamışlardır” diyor. Zannediyorum kardeşimiz anlamıştır, inşaAllah ki zaten tam mutabakat halinde, her yönüyle. Öbür türlü yani biz, ne bileyim, Bulgaristan’daki bir dumanı biz buradan zaten göremeyiz. Bulgaristan’daki bir patlamayı biz buradan zaten göremeyiz, onlar da buradan göremezler, değil mi? Belli ki dar bir bölgede. Nerede? Merkez-i hilafetin son kaldığı yerde; manen de, hilafet kalkmıştır ama manen burada kalmıştır başkentlik vasfı, manevi yönden, evet. Sen Oktar Hocam anlat, bir şeyler anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu, Newsweek’in yazarlarından, Time Dergisi’nde geçiyor, Ferid Zekeriya; “Türkiye bölgesel bir güç” demiş Hocam. Onun haberi vardı, maşaAllah. Türkiye’nin ağırlığının giderek arttığını belirten bir açıklama.
ADNAN OKTAR: Evet, seni dinliyorum Oktar.
OKTAR BABUNA: “Kandilden göç zamanı” diye bir haber var, Hocam. “Dört koldan yürütülen çalışmalarla terör sorununun sona ermesi için uygun iklim yakalandı. PKK’nın üssü konumundaki Kandil Dağı’nın boşaltılması için hazırlıklar başladı. Kandilden inecek PKK’lıların yerleştirileceği ilk adres ise Mahmur Kampı” diye haber var Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani çok özür dilerim, faydası neydi bunun? Ben anlamadım. Yani PKK’lıları alıp, bir yerden bir yere götürecekler. Peki, bunun faydasının ne olduğu belirtiliyor mu?
OKTAR BABUNA: Zannediyorlar ki, PKK bitti gibi bir iddia var, bu şekilde. “Çözülme başladı” diyor, “çözülme süreci başladı” diye devam etmiş habere.
ADNAN OKTAR: Ya şimdi adam, mesela bizim insanlarımız vardır, hâşâ benzetmek gibi olmasın, sıcak havada bunalırlar yaylaya geçerler. Yaylada havalar soğuyunca da gelirler aşağıya, şehre inerler. Şimdi bu ne anlamda bu yani? Bunun ne anlama geldiğini anlamadım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Bilen varsa bize yazsın bildirsin. Hayır, hakikaten samimi olarak anlamadığım için soruyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Konuyu kavrarsak tam anlatacağım. Bunu bilen birisi vardır herhalde. Peki, yazıya bak bakayım, oradan anlaşılır herhalde. Oku, ne diyor orada?
OKTAR BABUNA: “Türkiye’nin Kürt sorununun çözümü için attığı adımlar ve uluslararası konjonktür terör örgütü PKK’yı çözülme noktasına getirdi. Bölgede, eylemsizlik kararı sonrasında bazı teröristlerin çatışma riski az olan bölgelere ve yurtdışına çekildiği yönünde bilgiler geldi. Tasfiye sürecinde örgütün en büyük üssü durumundaki Kandil de boşaltılacak. Kandil’in boşaltılmasıyla birlikte PKK’lıların büyük çoğunluğu Mahmur’a yerleştirilecek. Terör eylemlerine karışmayan ancak PKK üyesi olanlar için ise bir af gelebileceği öğrenildi.”
ADNAN OKTAR: Ha, şimdi anladım. Yani; “bu eylem yapacaklar adamları dağıtıyoruz” diyorlar, “Türkiye’den uzaklaştırıyoruz, Türkiye sınırından uzaklaştırıyoruz. Dolayısıyla adamlar kafasına estikçe gelmeyecekler” gibi anlıyorum. E tamam, bu güzel. Nedir? Devam et.
OKTAR BABUNA: “İsteyene Irak’ta kalma seçeneği; örgütün elebaşları için Avrupa’da bir ülke seçeneği değerlendirmeye alındı. İsteyen PKK mensuplarına da Irak’ta kalma imkanı verilecek. PKK içinde ciddi güçleri olan Suriyeli gruba da isterlerse Irak’ta kalma, isterlerse…” diye devam ediyor, haber bu kadardı Hocam. “Suriye’ye dönme şıkkı sunulacak.”
ADNAN OKTAR: Ha, adamları, evet yani, Türkiye sınırına yığınak yapmışlar, “dağılın” diyor, “Türkiye’den.” Onlar da işine gücüne bakıyorlar. Yani iyi, inşaAllah öyle yaparlar, oluyorsa yani çok ilginç. Niye vazgeçmiş bu adamlar? Yani neden? Biliyor musun?
OKTAR BABUNA: Yani o açıklamaların etkili olduğunu iddia ediyor haberde, Hocam.
ADNAN OKTAR: Hangi açıklama?
OKTAR BABUNA: “Türkiye’nin Kürt sorunun çözümü için attığı adımlar” diyor “ve uluslararası konjonktür”.
ADNAN OKTAR: Dalgalanma desinler. Türkçe konuşsunlar, Türkçe. Ama Bakanıma demiyorum, ben onu seviyorum. Yani İçişleri Bakanı, dürüst insan maşaAllah. Yani samimi böyle, güzel, Anadolu insanı, mazlum yani inşaAllah. İyi tamam, güzel gidiyorsa adamlar, işine gücüne bakacaksa. Nereden esti bunlara acaba böyle? Allah Allah iyi, hayırdır inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Armagedon konusunu çok deşifre ettiniz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim bu adamlar; “Allah bir” demelerinin dışında hiçbir şeye ben inanmam. Yani insan gözlerine inanamıyor yani. Bu bir komünist taktik falan da olabilir, yani geri çekilmeleri falan. Ben bekliyorum. Yani manevi yumruk havada bekliyorum yani. En ufak bir hareketlerinde, direkt tepelerine çakacağım yani. Ama ben de kan olmaz. Ondan sonra, burun kanatma olmaz. Benim yumruğum manevi yumruktur, bilgidir, ilimdir, kültürdür. Bilgiyle karşılarına çıkarım, inşaAllah. Bende öyle o yok.
OKTAR BABUNA: Ahmet Hakan’ın bir yazısı var, Hocam. “Şerden hayır mı doğuyor?” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, oku, devam et.
OKTAR BABUNA: “Numan Kurtulmuş ve arkadaşları, ayrı bir parti kurarlarsa tam bir ‘şerden hayır doğma’ vakasıyla karşılaşabiliriz. Neden mi? Şunlardan dolayı” demiş; “AK Parti'yi hangi açıdan eleştireceklerini gayet iyi bilen bu ekip, siyasette büyük avantaj sağlayabilir. Numan Kurtulmuş'un kişisel özellikleri, Tayyip Erdoğan hayranlarını etkileyebilecek nitelikte. Erbakan ve arkadaşlarını kendi küçük dünyaları içinde bırakmaları, ayaklarındaki prangalardan kurtulma anlamı taşıyor. Numan Bey ve arkadaşları dua etsinler de Saadet Partisi'ne Fatih Erbakan lider olsun... Çünkü böylece Saadet Partisi biter, gözler Numan Kurtulmuş'a çevrilir... AK Parti'ye oy vermek istemeyen dindarlar için yeni bir adres ortaya çıkar” demiş.
ADNAN OKTAR: Evet, “parti kurarlarsa tam bir ‘şerden hayır doğma’ vakası” ne demek istiyor yani?
OKTAR BABUNA: “Bu Numan Kurtulmuş’un ayrılması” diyor, “AK Parti’ye karşı etkili olan bir hareket haline gelir.” Bunu da kendi iddiasına göre, hayırlı bir şey olarak görmüş Hocam, iyi bir şey olduğunu iddia ediyor; alternatif gibi. “Yeni bir adres” olarak nitelendirmiş.
ADNAN OKTAR: Evet, “Erbakan ve arkadaşlarını kendi küçük dünyaları içinde bırakmaları”. O “küçük dünya” dediği ona göre küçük dünya. O dünya çok büyük. Bütün Türk-İslam alemini içine alıyor. Türkiye’yi içine alıyor, değil mi? Türkün bütün manevi unsurlarını içine alıyor, çok büyük bir dünya. O dünyanın içerisinde kendisi çok küçük. O dünyanın içinde kendisi şu kadar. O dünya çok büyük, onun büyük olduğunu yakında görecek, inşaAllah. Ona öyle geliyor. Miyop olmuş, gözlük değiştirsin. “Ayaklarındaki prangalardan kurtulma anlamı taşıyor.” “Ayaklarındaki pranga”. Kimin ayağında varmış zincir?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Numan Kurtulmuş’u kastediyor Allah-u alem orada.
ADNAN OKTAR: Ha, “Ayaklarındaki prangalardan kurtulma anlamı taşıyor.”
OKTAR BABUNA: Oradan çıkmaları anlamında Allah-u alem.
ADNAN OKTAR: Numan Kurtulmuş Hocamız’ın ayağına zincir olduğunu mu düşünüyor?
OKTAR BABUNA: Evet, Erbakan’ın müdahalesini mi acaba, onu mu kastediyor? Erbakan’ın orada olmasını mı kastediyor? Güya, ona göre.
ADNAN OKTAR: Ha, prangalardan Aydın Doğan Beyefendi ve Taha Akyol Beyefendi’nin ellerinde makas var, değil mi? Böyle, şu var ya, “onlarla biz prangalarını keseceğiz senin” diyorlar, Numan Kurtulmuş Hocamız’ın. Pranga kesen uzmanlar, inşaAllah. İyi, demir doğrama atölyesinde onlara görev veririz, ondan sonra orada çalışırlar inşaAllah. Prangadan kurtarıyorlarmış.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah; Doğan Grubundan her gün birkaç yazar, Erbakan Hocamız aleyhine yazıyor. Bugün aynı zamanda Fatih Çekirge de yazmış. İktidar hırsından, şahsi menfaatten bahsediyor yazısında.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Erbakan Hocam’a karşı muazzam bir heyecan meydana gelmiş. Erbakan Hocamız bizim tahminimizin de üstünde, yani bilgimizin de üstünde çok büyük bir insan. Allah onu gösteriyor, yani bayağı büyük bir insan, çok değerli. Fatih Çekirge mert çocuktur. O nasıl yaptı bu işi? Ondan hiç ummazdım. Çok acayip. Şimdi kimler söylüyor böyle, aleyhte yazı yazanlar?
OKTAR BABUNA: Oktay Ekşi.
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Fatih Çekirge.
ADNAN OKTAR: İki.
OKTAR BABUNA: Ertuğrul Özkök.
ADNAN OKTAR: Üç.
OKTAR BABUNA: Taha Akyol.
ADNAN OKTAR: Dört.
OKTAR BABUNA: Ahmet Hakan.
ADNAN OKTAR: Ahmet Hakan, beş.
OKTAR BABUNA: Fatih Altaylı var ama öbür grupta o ama.
ADNAN OKTAR: Neresi öbür grup? Öyle bir şey yok kardeşim. Bunlar, hepsi tek ekiptir; öyle bir şey yok. O usulen öyle gösterilmiş bir şey. Öyle bir şey yok. Yani hani o, “sandalcı kavgası” derler ona, öyle bir şey yok. Hepsi tam, bütündür yani, blok ekiptir. Evet, bu kadar mı?
OKTAR BABUNA: Daha da var Hocam ama ritmik bir şekilde yazıyorlar. Bu kişiler de birkaç günde bir bu şekilde yazılarla tekrarlıyorlar bu konuyu Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi Ahmet Hakan kardeşimiz şunu bilsin; Erbakan ve arkadaşlarının dünyası çok büyük, bunu bilecek. Yani, bütün evreni kaplıyor. Samanyolu’nu uzayı kaplıyor, sonsuzluğu kaplıyor. Yani çok büyük davaları, bunu bilecekler; bir. Ayaklarındaki prangayı bunlar kendileri söktüklerini mi söylüyorlar özetle, ekip olarak.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Prangayı ne yapacaklarmış? Onu alıp emanet yanlarında mı götüreceklermiş? Demirciye satsınlar kilosu yirmi beş kuruştan, inşaAllah. “Numan Bey ve arkadaşları dua etsinler” diyor, onları duaya davet etmiş. Numan Bey zaten her sözü dinliyor, bu duayı da yapar herhalde. Çünkü ne diyorsa dinliyor. “Dua etsinler” diyor, talimat vermiş. Dua talimatı var, herhalde onu da yapacak anladığım kadarıyla. Yani emin dinleyeceğinden. “Saadet Partisi'ne Fatih Erbakan lider olsun” kardeşim yani, Fatih Erbakan tertemiz bir delikanlı. Şimdi, yeni yetişen bir genç çocuk, yani şimdi evladına, yeğenine karşı bu alerji nerden, değil mi? O mübarek hanım kardeşimiz, ondan sonra Fatih, Erbakan Hocamız’ın değil mi, evlatları? Yani onlara karşı alerji nereden çıktı şimdi? Yani şimdi bir de bununla karşılaştık. Bir de Saadet Partisi kimi lider yapacağını bilir. Bak, “lider olsun” talimat. Bıraksınlar da Saadet Partisi kendisi karar versin, yani mümkünse rica edelim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: “Olsun”, “yapsın”, “etsin” ya bu nedir? Emir büyük yerden herhalde, Aydın Bey’den. O da hazrete tebliğ etmiş, görev anlaşıldığı kadarıyla. “Çünkü böylece Saadet Partisi biter, gözler Numan Kurtulmuş'a çevrilir.” Zaten hakikaten gözler Numan Kurtulmuş’a çevrilmiş. Çevirebildiğiniz kadar çevirmişsiniz, hepiniz topluca bakıyorsunuz. Numan Hoca ortada, Aydın Doğan buradan bakıyor, öbürü yandan bakıyor; Fatih Altaylı tepeden bakıyor; herkes bakıyor. Saadet Partisi neyi bitirecek, biliyor musunuz? Dalaleti bitirir, bölünmeyi bitirir, sevgisizliği bitirir, sadakatsizliği bitirir, şefkatsizliği bitirir; bunları bitirecek tabii ki. İnşaAllah bitirir. Yani böyle hani aşkla şevkle savunmamın nedeni; ben bütün sağın içerisinde bir parça olarak gördüğüm için savunuyorum. MHP’ye de aynı şeyi söyleseler, aynı şiddetle karşılık veririm. Mesela bak MHP’nin bölünmesinden veyahut işte eritilmesinden bahsediyorlardı, orada da kükredim. Bir oyun yapmaya kalksınlar, yani kanun hukuk ölçüleri içerisinde kollarını kırarım, inşaAllah. Öyle bir şey yok. Büyük Birlik Partisi için de öyle, gerekirse Allah rızası için canımı ortaya koyarım, asla müsaade etmem, inşaAllah. “AK Parti'ye oy vermek istemeyen dindarlar için yeni bir adres ortaya çıkar.” E biz onlardan adres sormadık ki. Adresi bize bıraksınlar. AK Parti'ye oy vermek istemeyenler, AK Parti'ye oy vermek isteyenler; hepsi bizim kardeşimizdir, hepsi mübarektir. Bizim milletimiz çok ferasetli, basiretlidir. Hep hayırla gelişiyor, güzellikle gelişiyor. AK Parti de aslandır, gayet güzel, samimi çalışmalar yapıyorlar. AK Parti’ye karşı gereksiz şüphecilikten de kaçınmak lazım. Çünkü her şey gözümüzün önünde oluyor. En ufak bir kıpırtıda hemen dikkatimiz çekiliyor zaten. Bir de bakıyoruz ki gereksiz, değil mi? Yani, o kadar şüpheci olmamak lazım, hüsn-ü zanla bakmak lazım. AK Parti de bu vatanın birliğini, bütünlüğünü, üniter devleti savunan bir yapısı var. Yani niye AK Parti bölünmeyi istesin? Yani ne çıkarı olur yani AK Parti’nin? Bir de AK Parti sağdan oluşmuştur. Mesela, DYP’liler, MHP’lilerden, bilmiyorum belki ama Büyük Birlik Partililerden, Saadet Partililerden, kısmen CHP’lilerden oluşmuş bir partidir. Dolayısıyla Türkiye’nin hayrını, güzelliğini ister. Yani bu kadar insan hep beraber bir olaya bakıyorlar, değil mi? Bir istişare var ve istişareyle yanlışta ittifak etmezler. Hüsn-ü zan etmek lazım. Ama tedirgin olduğumuz bir şey varsa zaten söylüyoruz ve başbakan da bunu çok güzel yerine getiriyor. Biz dedik ki mesela, ben dedim; “Sayın Başbakanımız” dedim, “milletimizde bir tedirginlik oluştu, çıkıp onu bir izale ederse, onunla ilgili bir güzel bir konuşma yaparsa çok iyi olur” dedim. Bak Allah razı olsun; çıktı, bütün gazetecileri topladı, güzel bir konuşma yaptı. Bir ferahlık esintisi ortaya yayıldı. Çünkü milletimiz tedirgin oldu, bu Cübbeli kafasının geliştiğini tahmin ettiler. Halbuki bilakis, geriye doğru gidiyor. Yani Cübbeli karası geriye doğru gider. E tedirgin oldular, o tedirginliği başka bir yönden, başka bir cihetten gidermiş oldu.
OKTAR BABUNA: Vesilenizle Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani birçok vesile meydana geliyor, Allah bizi de vesile ediyor.
OKTAR BABUNA: Mehmet Yakup Yılmaz, Hürriyet’ten ve Ruşen Çakır da bu konuda Erbakan Hocamız’ın aleyhinde yazanlardan.
ADNAN OKTAR:O zaman Erbakan Hocamız çok büyük. Ben onu daha fazla seviyorum, daha fazla, daha fazla. Aman Hocamıza iyi sahip çıksınlar. O benim canım Hocam, değerli Hocam. Evladına ve yeğenine de sahip çıksınlar. Şimdi bak evladına karşı da bir dil var, bak bu çok acayip bir şey, evlat ve yeğenine. Onlar bize Allah’ın emaneti, onlara da sıkı sahip çıkmak lazım, inşaAllah, değil mi? Bir gariplik var, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sevda bana, güzel Sevda; “Hocam” diyor, “ben sizi çok seviyorum” diyor, ondan sonra; “ama siz beni eleştirirken” diyor, “biraz sert bir üslup kullandınız” diyor. Benim canım. Peki, ben özür diliyorum ondan, Sevda’dan inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Canım benim de hamiyet-i İslamiyemden. Şimdi, sembolik bir isim. Yani ben onu görsem, zaten canım ciğerim, sevgi gösteririm; öyle bir şey olmaz. Ama gerginim yani; “İslam’a, dine, devlete, vatana bir şey yapacaklar” diye gerginlik var yani. Hop oturup hop kalkıyorum. E gergin olduğum için de üslup olarak bazen ki çok kontrollü konuşuyorum, normalde çok daha şey konuşabilirim ama kontrollü konuşuyorum. Çünkü doğrudan vatana, millete, bayrağa, yönelik hareket var, dine ve İslam’a yönelik hareket var. Ben böyle bir ortamda sakin olamam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama sen benim canımsın, sen kardeşimsin. Ne diyeyim ben? Özür de diliyorum, öyle bir tedirgin olmasına, kırılmasına gerek yok, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz Hocam, hakla fikre karşı mücadele ediyorsunuz. Öyle şahsi bir şey olmuyor yani.
ADNAN OKTAR: Ne dedim? Dediklerimin doğru yani doğru olması çok önemli, değil mi? Üslubun sert olması ayrıdır fakat doğru olması ayrıdır. Yani o doğruluk onu rahatlatsın, yani onunla kalbi mutmain olsun. Ben mesela hakkı söyleyen bir insana karşı derin bir sevgi duyarım, onun hamiyet-i İslamiyesinden ben coşku duyarım. Sert de olsa çok hoşuma gider o üslup, değil mi? Nihayetinde hakkı savunuyor, değil mi? O gözle baksın, yani hak olması onu mutlu etsin. Nihayet Ahiret kardeşiyiz. Ben onu da çok seviyorum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, siz üstün ahlakınızla, ayrıca üslubunuz sert de değil, inşaAllah, “İslam ahlakı hakim olsun, zulüm, kan dökme, merhametsizlik, adaletsizlik kalksın” diye hayatınızı ortaya koyuyorsunuz, inşaAllah. Yani teşvik etmesi lazım yani, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, şimdi, benim hamiyet-i İslamiyemi tahrik eden birçok sebepler oluyor. Bu üslup içerisinde benim coşkumu sen derin bir sevgi olarak alman lazım, Sevda. Mesela buğzu Allah için olan bir sevgi gösterisi olarak görmen lazım. Ben buğz ettiğimde bana sevgin senin daha artsın, bağlılığın artsın, muhabbetin artsın. Çünkü Allah adına ben onu coşku gösteriyorum, nefsim adına göstermiyorum ki. Yani ben bana söylenen bir söz için mi ben sert konuştum? Allah için, Allah yanlısı olduğum için, İslam’a dil uzandığı için sert konuştum, anlaşıldı mı? O benim hamiyet-i İslamiyem. O benim güvenilir olduğumu gösterir. Bana senin muhabbetin artsın, sevgin artsın. Nefsim adına yapsam, ayağına kapanırım nefsim adına yapsam. Ama nefsim adına yapmıyorum ki, Allah için yapıyorum, Türk-İslam Birliği için, İttihad-ı İslam için yapıyorum, değil mi? Yani Müslümanları meskenete, ilgisizliğe iten bir üslup, beni tahrik eder, olumsuz bir şeye karşı tavır alırım ben, değil mi? E oradaki coşkumu, sen güvenilirlik olarak gör, görmen lazım. Allah’a karşı aşkımı gör, Allah’a karşı aşkımdan dolayı sen bana sevgi duy, değil mi? Yani “Allah’a bu kadar çok seven insanı ben de çok severim” demen lazım. Oradaki sertliğimi de müthiş bir sevgi gösterisi olarak gör, Allah’a derin bir muhabbet olarak gör, değil mi? Onu nefsine alınmış bir şey olarak niye görüyorsun? Ama buna rağmen kırdıysam özür diliyorum, yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, devam edelim.
OKTAR BABUNA: Siz bütün Müslümanları koruyorsunuz Hocam, Allah razı olsun, ama aynı zamanda Musevileri, aynı zamanda Hıristiyanları ve aynı zamanda inkar edenleri de koruyorsunuz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi yeri göğü kaplamış. Mesela diyor ki, bu güzel Sevda; “Hocam” diyor, “Darwinizm tehlikesi mi var?” Canım ciğerim kardeşim, güzel bacım ben ne diyeyim sana? Yani üç yüz elli milyon insan katledildi. Sen bunu nasıl görmezsin? Aylardan beri anlatıyorum. Bir üç yüz elli milyon da ayrıca terörle katledildi. Bunu Darwinizm yaptı, değil mi? Bakın, devletin okullarında, dünyadaki bütün devletlerin okullarında yaratılışı anlatmak yasak. Sen diyorsun, “Darwinizm tehlikesi mi var? Nereden çıkarttın?” diyorsun ve üstelik diyorsun ki; “Darwinizm’i anlatarak Darwinizm’in propagandasını yapıyorsun” diyorsun. Kardeşim PKK’ya karşı biz mücadele vermezsek, şimdi ben PKK’ya karşı tavır alarak PKK’nın propagandasını mı yapıyorum ben? Bu nasıl bir akıldır? “Sen” diyor, “Darwinizm’e karşı mücadele ederek Darwinizm’in propagandasını yapıyorsun” diyor. Allah Allah. Diyoruz ki mesela; “kan akıtılmasın” diyoruz. O zaman diyor ki; “sen kan akıtmanın propagandasını yapıyorsun.” E tatlı Sevda şimdi bu oldu mu bu? E ben burada tabii ki hamiyet-i İslamiyem coşar. Bakın, dünyanın her yerinde, tamamında aşağı yukarı, yaratılışı anlatmak yasak okullarda. “Darwinizm mi var?” diyor. Yani bu ne demek? Darwinizm’in okutulması kanuni mecburiyet. Yani “Allah yok, tesadüf yarattı” demek kanuni mecburiyet dünyada. E şimdi bakın, o güzel Sevda da diyor ki bana; “Hocam” diyor, “Darwinizm nereden çıktı?” diyor, “böyle bir tehlike mi var?” diyor. Diyanetin Hocalar; bak Vatan Gazetesinin Hocası, hazret, Süleyman Hoca ne diyor? “Evrim var” diyor, hatta Kuran’dan kendince de, hiç alakası yokken delil getirmeye kalkıyor. E sen de diyorsun ki; “nereden çıkarttın?” Bak, profesörleri, dindar profesör Hocaları bile ele geçirmişler adamlar. Biz olmasak Türkiye gidiyordu bu yönde, gitmişti yani Allah esirgesin. İlimle, dana gibi böğürterek, zorla hizaya getirdik. Yakalarına yapıştım yani. Kardeşim, yüzde yetmiş Darwinizm’e inanıyorlardı, yüzde yetmiş. Her yeri kaplamışlardı. Şimdi ciklemelerini duyuyor musunuz?
OKTAR BABUNA: Duyamıyoruz Hocam.
ADNAN OKTAR: Değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Adamlara böyle kulağımızı veriyoruz; “acaba yer altından böyle inlemeler geliyor mu?” diye, onu da duyamıyoruz. İnlemelerini duysam enkazı yıkacağım yine ortaya çıkaracağım, yine çökeceğim üstlerine yani.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, evelAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Çıtları çıkmıyor.
OKTAR BABUNA: Çıkmıyor Hocam, araziler.
ADNAN OKTAR: Biz, arslan gibi gezindiğimi gördüğü müddetçe bular titreyecektir, değil mi?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bak Haber Türk’e -geçende de anlattım- Darwinistleri çıkardılar; yeni çocuklar yeni genç çocuklar, Türkiye’nin en gelişmiş profesörlerini getirdiler bu konuda. Ya bir avuç delikanlı, Marksist delikanlı pestillerini çıkartıyor bütün Türkiye’nin gözü önünde. Adamlar darmakeşan ettiler. Ben gittim; adamlar binanın içine saklandı. Kapıyı kilitledi adamlar. Buldozer gibi ezdim. Buldozer gibi ezdim. Bak ondan sonra da arazideler. Tombulu çıkardılar, gıyabında ezdim tombulu da. “Bak” dedim, “senin gıyabında iflahını keseceğim senin” dedim, ilmi olarak. Tombulu bulamıyoruz, yok arazide.
OKTAR BABUNA: Bulamıyoruz, size karşı çıkarmaya kalktılar, kaçtı Hocam.
ADNAN OKTAR: Kaçtı; “gel” dediler. Ben artık hızımı alamadım böyle, bir kavanoz bal yemiş gibi enerjik bakıyorum. Dawkins’e dedim ki adama; “elma yanak” dedim, İngiltere’de ilan çıkardım, gazetelerde, en büyük gazetelerde. Time Gazetesi’ne kocaman ilan çıkardım; “delikanlıysan gel” dedim, “Türkiye’ye. Tartışalım seninle. Seni beş yıldızlı otelde ağırlayacağım” dedim, “yarım saatini vereceksin. Onun dışında seni gezdireceğiz, istediğin gibi. Yani sadece yarım saatini…” “Asla gelmem” diyor, “asla.” Ezeceğimden adı gibi emin adam. Gidiyor, profesörlerle tartışıyor, çocuklarla tartışıyor, rahiplerle, hahamlarla tartışıyor; bir tek benimle tartışamıyor. Ezerim, tek kelimeyle ezerim yani. Bak, yarım saat istedim sadece, başka yok. Yiğit Bulut da demiş ki Dawkins’e; “gel, seni Adnan Hoca’yla tartıştıracağım” demiş, “Türkiye’ye gel. Üstüne de para vereceğim sana” demiş ki... -paradan da hoşlanan bir tip- bakın, canı gibi sevdiği paradan da ayrılmak durumunda kaldı, onu bile kabul edemedi. E şimdi Sevda da bana diyor ki; ”Hocam” diyor, “Darwinizm nerede var ki? Nereden çıkarttın? Darwinizm’in propagandasını yapıyorsun.” E şimdi sen bana, ağır konuşan sen değil misin Sevda? Ben cansiperane Allah için bu dalalet cereyanına karşı, insanları mahveden bu deccaliyet cereyanına karşı ve deccala karşı göğüs göğse mücadele yaparken, sen de diyorsun ki; “deccalla savaşırsan, deccalın propagandasını yaparsın.” Seyredeyim mi ben deccalı?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: E ağır ithamda bulunuyorsun, güzel Sevda. Ben de kendimi koruyorum tabii, cevap veriyorum. Burada nerede ağır konuşma? E ağır konuştuysam da yine özür diliyorum, inşaAllah. Yani ağır konuşmam, bu meyanda konuştum. Evet, “evde sakız çiğniyorsun” e sakız çiğnemek suç mu? Sevda’ya bak yani şimdi. Sevda hiç mi, doğru söyle, hiç sakız çiğnemedin mi sen? Şakır şakır çiğniyorsundur. Yani ne olur yani? “Hocam bana ağır konuştunuz” diyor. “Sen sakız çiğnerken biz tebliğ yapıyorduk” diyorum, ne var bunda yani?
OKTAR BABUNA: EvelAllah, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani inşaAllah. Çok şeker bir şey bu Sevda, maşaAllah. Tanımıyorum ama çok sevdim gıyabında, inşaAllah. Kardeşim, Amerikan ordusu Darwinizm’le eğitiliyor, Rus ordusu Darwinizm’le eğitiliyor, Çin ordusu Darwinizm’le eğitiliyor. Çin’de “Allah yarattı” dersen; ağır hapis cezası var. Sıkıysa de. Darwinizm’i anlatmak, kanunla yasaklanmış Çin’de; direkt içeri giriyorsun. Yani iflahını keserler, yani yapamaz. Amerika’da bir profesör çıkacak yahut İngiltere’de, diyecek ki; “ben yaratılışı anlatacağım çocuklar size.” Mümkün değil; anında kapıya koyuyorlar, hemen kovuyorlar. Kovulan o kadar çok profesör var ki. Ve bak, Avrupa diyor ki şu an; “Türkiye Darwinizm konusunda gitti” diyorlar. İftiharla söylüyorum, benim yiğit milletimi tebrik ediyorum, Allah hepsinden razı olsun. Dünyada bu konuda tekiz. Darwinizm’i kabul etmeme yönünde yüzde doksan beşle dünyada tekiz, kaleyiz. Bak, harita yapmışlar, Türkiye haritası; “en yüksek burada” diyor. Oradan da İstanbul’a gelmişler, koyu kırmızı yapmışlar İstanbul’u da. İstanbul neden koyu kırmızı bir nokta? Ciğerlerini sökerim ilimle, bilgiyle. Asla yapamazlar bir daha. Ve diyorlar ki profesörler, soruyorlar; “mümkün mü” diyorlar, “yeniden Darwinizm’i Türkiye’de anlatmak?” Bak tek cevap veriyorlar; “asla mümkün değil” diyor, “gitti Türkiye” diyor. Niye gitti? Arslan var karşınızda da onun için.
OKTAR BABUNA: EvelAllah, EvelAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Yani Allah’ın izniyle, ilmi anlamda, komaya sokarım yani böyle. Yani en ağababalarını çağırıyorum, inşaAllah. Bak sen Roma’da gittin. Katolikleri kandırdılar, Papa’yı da kandırdılar, Darwinistleri oraya topladılar ateistleri. Orada bando çalıyordu, sen bando başına dedin; “gel bakayım, hemşerim” dedin. “Bir şey söyleyeceğim, çok afedersiniz” dedin, “Ben Adnan Hoca’nın talebesiyim” demenle beraber tansiyon adamda altıya üçe düştü.
OKTAR BABUNA: Baygınlık geçirdi.
ADNAN OKTAR: Kül, kül. Kulaklarına kadar bembeyaz oldu. Çünkü niye? Yalan söyleyemeyeceğini anladı. Rezil rüsvay olacağını anladı. Ne fosille açıklayabilir, ne proteinle açıklayabilir, ne şunla açıklayabilir, ne bunla açıklayabilir. Bütün sahtekarlıklarını ortaya koyacağını bildiği için, yani “Hocamız sahtekardır” demiyorum da, Darwinistlerin sahtekarlıklarını diyorum, yani Darwin ve şukerasının bunu ispat edeceğini bildiği için nefesi kesildi.
OKTAR BABUNA: Felç geçirdiler.
ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi hangi televizyon kanalıyla devam edeceğiz?
OKTAR BABUNA: Şimdi Hocam, Kahramanmaraş Aksu TV’de devam edecek.
ADNAN OKTAR: Yarım saat sonra.
OKTAR BABUNA: Yarım saat sonra, tam otuz dakika sonra inşaAllah.
SUNUCU 1: Bizi yarın saat 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Gaziantep Olay TV’den takip edebilirsiniz.
Güzel Konular
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...