SUNUCU:‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza Aksu Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Tv ve HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam,
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, emredin inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, son zamanlarda Yiğit Bulut ülkedeki değişime, ekonominin düzeldiğine, ileride çok büyük bir güç olacağına dair yazılar yazıyor. Habertürk televizyonunda da bu yönde yayınlar yapılıyor genelde. Başbakan Erdoğan ile referandum öncesinde bir görüşmesi olmuştu, böyle bir programı olmuştu. Röportajlarda da normal saldırgan olmayan bir üslup kullandı Yiğit Bulut, bu nedenle hem Doğan grubunda, hem de genel olarak basında Yiğit Bulut’a karşı bir kampanya başlatıldı. Her yerde onun aleyhinde yazılar çıkıyor, hatta aynı gazetede karşılıklı sayfalar da yazdığı Fatih Altaylı bile dün onu eleştiren bir yazı yazmıştı Hocam, bu şekilde. Sebebi ise internet üzerinden herkesin birbirine rahat hakaret edebildiğini söylüyor Yiğit Bulut. Bunun için bir düzenleme gerektiğini yazması, bunu da eleştirmiş. Bugün de Yiğit Bulut, “medyada insanların nasıl infaz edildiği” ile ilgili bir yazı yazmış, “ama ben doğru bildiğimi ne olursa olsun yaparım” demiş. Mesela Serdar Akinan da yazmış, bunun gibi iki gündür çok sayıda eleştiri yazısı çıktı Hocam, Yiğit Bulut ile ilgili olarak.
ADNAN OKTAR:Serdar Akinan ne yapıyormuş?
OKTAR BABUNA:O da eleştirmiş, bu internet ile ilgili söylediklerini, nasıl infaz edildiği ile ilgili söylediklerini insanların.
ADNAN OKTAR:Sevimli Serdar da yani kalabalık gördü mü hemen içlerine dalıyor böyle. Anlatmıştım ya Ankara’da ufak böyle köfte gibi bir şeydi, okuldan gidip gelirken sürekli onu görürdüm oralarda, mahallede; çok acar bir şeydi. Yiğit Bulut Türkiye’nin milli ruhunu yaşayan, milli ruhunu anlatan bir insan, dolayısıyla onu bütün Türkiye sever, Türklük alemi de sever. Milyonların seviyor olması önemli. Yani 3 kişi, 10 kişi, 27 kişi tabii karşı olacak yani o zaman şaşırtıcı olur yani herkes, değil mi? Ama milli bir insandır, mühim olan bu. Dürüst ve delikanlı. Yani bazı insanlar yalakadır, beslemedir. Mesela bir kısmına bakarsın Baron’un yal teknesinden beslenir, değil mi? Onun özelliği de milli olmasıdır, delikanlıdır. Bizim milletimizin %99,99’u bu karakterdedir, güzel huyludur. Ama bir kısmı da yalcıdır. Yalcılarla, balcılar ayrı oluyor işte. Başka ne var?
OKTAR BABUNA:Dün dört yazar Fethullah Gülen Hocaefendi ile görüşmeye gitmişler Hocam. Serdar Turgut, Cüneyt Özdemir, Ferhat Boratav ve Bejan Matur. Kamera ve ses kaydı yapılmadan görüşmüşler ama hepsi çok etkilendiklerini, kendi halinde, hasta, iyi niyetli bir kişi gördüklerini ifade etmişler. Çok farklı bir şey beklediklerini, şaşırdıklarını söylemişler. Oysa siz bunu birçok kez belirttiniz Hocam. “Çok kendi halinde dediniz” Fethullah Hoca için, “çok duygusal, çok iyi niyetli bir kişi” olduğunu hep belirttiniz Fethullah Gülen Hocaefendi2nin Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani ben Fethullah Hocamın bir an önce Türkiye’ye getirilmesi taraftarıyım. Çünkü Fethullah Hocamın bizzat, Türkiye’de neler olup bittiğini görmesini istiyorum. Bu çok iyi olur. Mesela Samanyolu’nda neler olup bitiyor, Mehtap Tv’de neler olup bitiyor; bazı iş adamları neler yapıyorlar, neler ediyorlar falan bizzat görürse ve etrafında da sevenlerini de görürlerse daha iyi olacağı kanaatindeyim, daha güzel olacağı kanaatindeyim. Çünkü bazı kişiler başıbozuk, kendi burnunun dikine hareket ediyor gibi geliyor. Bir kısım bazı kişileri görüyorum, korkak ve çekingenler, aşırı derecede korkak ve çekingenler. Fethullah Hocamız delikanlıdır, yiğittir, bir tek Allah’tan korkar. Dürüst bir insandır, stili de iyi yani böyle sevecen, mülayim, akılcı, ortalığı kaynatmayan, uzlaşmacı. Ama mesela Samanyolu Tv’de şaşar beşer Faruk Beşer’in neler konuştuğunu Hocamız duysa ve onun şaşar beşer Faruk Beşer’in Said Nursi Bediüzzaman’a karşı tavrını bilse bence bambaşka bir durum olur. Benim kanaatim haberi yok. Yani onun haberi olmadan bayağı bir şeyler oluyor gibi görünüyor, değil mi? Haberi olsa uyarır, onun için Hocamızı her halükarda alıp getirmemiz gerekiyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Yani şu an gelmemesi zaten yani gelmesinin engellenmesi, gelmekten onu caydıran insanların tavrı çok ayıp; hem günah, hem vicdansızlık, hem terbiyesizliktir. Yani böyle nezih bir insanı, efendi bir insanı küstürmek, tedirgin etmek, huzursuz etmek; işte “gelirsem vatana, millete yönelik fitnevari hareketler gelişebilir, geliştirirler, o zaman en iyisi ben gelmeyeyim” dedirtmek çok ayıp, vicdana hiç uygun olmayan bir hareket. Yanlış adamların yanlış uygulamalarından vazgeçmelerini beklememiz zaten mantıklı olmaz, vazgeçmez onlar. Alıp Hocamızı getirmemiz lazım. Getirelim de bir de keyfi yerine gelsin, rahatı yerine gelsin, değil mi? O evin içerisinde, Amerika’da, orada ne işi var? Dışarıda çıkamıyor, bahçede geziniyor. Çıksın kendi vatanında elini kolunu sallayarak istediği gibi gezinsin. Hocamızın elini öpelim, saygı gösterelim, hürmet gösterelim. Yani görünümü çok acayip oluyor, bu kadar insanların sevdiği bir insanın. Ayrıca yalnız olmadığını, çünkü biraz Fethullah Hocamın çevresini ve talebelerini yalnızlaştırma yönünde bir faaliyet var, yalnızlaştırma. Bu yalnızlaştırma çok büyük hatadır. Herkes sevsin. Mesela partilerle arasını açmaya kalkıyorlar, cemaatlerle arasını açmaya kalkıyorlar, bir tek onu değil yani etrafındaki kişilerin de. Ve kapalı, yalnızlaşmış, uzak, ürkek ve tedirgin insanlar meydana getirmeye yönelik bir politika var gibi görüyorum yani ben öyle gibi anladım. Çünkü ben göremiyorum mesela Fethullah Hocamın talebeleri ile ben görüşmek isterim. İleri gelen insanlarıyla görüşmek isterim. Ne görebiliyoruz, ne bulabiliyoruz. Bu nasıl oluyor? Benim mesela talebelerim bir avuçtur, herkes istediği anda ulaşıyor, herkes istediği gibi görüşüyor. Ben de ortadayım, şeffaf insanım; ne varsa ortada, hepsini söylüyorum. Buna bir son verelim. Yani bunu berraklaştıralım, bu çekingen politikaya bir son verilsin.
ADNAN OKTAR:Kim diyordu? Zaman Gazetesi mi, Samanyolu Tv mi, Darwinizm ile ilgili program yapacak diyorlardı. Kim anlattı? Birisi anlattı.
OKTAR BABUNA:Cihat anlattı.
ADNAN OKTAR:Burada da yazılı olarak var: “Samanyolu Tv evrim belgeseli programı hazırlıyor” diyor, “bunun için bizden, program yapımcısı kaynak talebinde bulundu” diyor. Ben kendisine iki cilt Atlas, evrim ile ilgili çeşitli kitaplarınızı ve belgesellerinizden örnekler götürdüm. Özellikle Akıllı Tasarım konusunu mantıklı buluyor.” Şimdi bu çok tehlikeli olur, bu Akıllı Tasarım konusu. Yani biz göğsümüzü gere gere Allah yarattı deriz. Ne demek Akıllı Tasarım? Değil mi? Aman, son derece samimiyetsiz bir görünüm olur. “Mustafa Akyol’un röportajını yayınlayacaklarmış.” Mustafa Akyol 15 yıl falan benim talebemdi. Amerika’ya gönderirdim ben onu konferanslara, oraya buraya konferanslara gönderirdim. Her yerde Darwinizmin olmadığını, proteinlerin yapısını açıklayarak, fosillerin yapısını açıklayarak, yüzde yüz delillerle, net delillerle anlattı. Sonra gitti Nişantaşı’nda bazı kahvelerde bazı kişilerle tanıştı; bir kibarlaştı, bir şeyler oldu, bir inceldi falan, bambaşka bir çizgiye geldi. Ondan sonra dedi ki; “evrim” ne diyor?
OKTAR BABUNA:“Evrim olabilir, mikro evrim var” diyor.
ADNAN OKTAR:“Evrim olabilir” falan demeye başladı. Sonra da işte “başlangıçta Allah yaratmış olabilir ama sonra evrimleşmiş olabilir” gibi böyle bir şeyler. En sonunda gelip gideceği noktayı belli etmeye başladı. Yani çektikçe geliyor, çektikçe geliyor. Nişantaşı’nda kahvelerde Hocayı biraz sündürecek şekilde kolunu biraz çekiştiriyorlar, o da o tarafa doğru gidiyor. Babası Taha Akyol da yani zaten o da ayrı bir çizgide gidiyor. Mustafa Akyol’un bütün konferansları yayınlanıyor her yerde. Cayır cayır evrimin geçersizliğini net delillerle ispat ediyordu Amerika’da. Her yerde anlattı konferanslarda. “Röportajını yayınlayacak. “Bizim neden bu karşı açıklamaya aşırı tepki gösterdiğimizi anlayamadığını” söylüyorlarmış. Kardeşim şimdi Samanyolu TV’ye çıktın, evrimcileri çıkarttın, adam zehir olan yanlış düşünceleri aktardı. Cevabı için de çıkarttın Mustafa Akyol’u, o da diyecek ki; “bir kısmını isterim, bir kısmını da cebime koy” diyecek. “Bir kısmını da istemiyorum” diyecek. Zaten bu ne demektir? İstemem ama yan cebime koy. Dolaylı yoldan kabul edecektir. Öbür Hocalar, profesörler zaten çıkarttılar defalarca pestil gibi ezildiler. Onlar da; “mikro evrim var, makro evrim olamaz,” bilmem ne, karmakarışık, “evrim kendi içinde çeşitlemelere uğramıştır” falan feşmekan, yani öyle bir hikaye anlatıyorlar ki, en sonunda “arkadaş doğru söylüyorsunuz ama ben bu kadarını söyleyebilirim.”
OKTAR BABUNA:“Aynı şeyleri söylüyoruz” dediler Hocam canlı yayında, bir tanesi.
ADNAN OKTAR:Bak buyur. Ondan sonra o baygın bakışlı Hoca, o da çıktı. Abdülaziz Bayındır, tombulla beraber çıktılar, “hep beraberiz” dediler böyle, maçta hep beraber böyle birlikte tezahürat yapılır ya, hep birlikte. Tombul dedi ki, “yukarıda zaten konuştuk biz Hocayla, mutabık kaldık. Aynı görüşteyiz” dedi. Dolayısıyla evrimi savunan ekip zaten hazır. Şimdi çıkaracakları profesörler de yarım ağız konuyu anlatıyorlar. Şimdi bak, evrimciye anlattıracak; yarım ağızcıyı çıkartacak, onlara da anlattıracak, yarım ağız demek zaten kaybetme demektir. Yani onları destekleyen anlamına gelir. Ondan sonra tak Samanyolu evrim propagandası yapar konuma gelecektir. “Bizden programa çıkarabileceğimiz isim istedi” diyor. İsim ne vereceğiz biz, yani hangisi çıksa eziliyor. Bizim dışımızda kim çıksa eziliyorlar. “Eğer izleyenlerin kafasında soru işaretleri kalırsa, bunun çok büyük vebali olacağını söyledim” diyor. Yani böyle güya anti-evrim, evrime karşı bir program hazırlanıp, ama kökeninde de evrim savunulursa, “pardon yanlışlıkla oldu, ne yapalım? Biz savunmaya çalıştık ama gücümüz yetmedi, altında kaldık” derlerse, yani bu çok ayıp olur o zaman. Çok çok ayıp olur. O zaman şaşar beşer Faruk Beşer, Abdülaziz Bayındır Hoca falan havalarda böyle tur atıyorsa, o zaman biz şaşırırız. Bayağı bir şaşırırız. Cevabını veririz ayrı mesele de, ama şaşırırız. “Mustafa Akyol’un mikro evrime inandığını ve Darwinizme ileride kanıt çıkarsa evrime inanabileceğini söylediğini anlattım.” Bitti kardeşim, bunu söyledikten sonra. Bu şuna benziyor yani; “dünya dörde bölünür de kendi aralarında yeniden küreye dönüşürlerse, orada da disko müzik çalarsa, benim küçük ayım da hoplayıp oynamaya başlarsa, ben onu gider seyrederim” der gibi böyle karmakarışık kabus gibi bir şey bu. Bu ne demek, bu? Rüya mı anlatıyorsun sen, nerenin mikro evrimi? Zaten mikro evrimde yenilmiş durumdalar, mikro evrim iddiası ana delillerimizden bir tanesi. Protein safhasında zaten adamlar patlamış vaziyette. Sen ne diyorsun orada? Kabul ediyorsun, “evrim var” diyorsun. Yıkıldıkları ana noktada kabul ettikten sonra, bitti. Fosiller aleminde, zaten onlara hiç girmiyor. 350 milyon evrimin yıkılışını ispat eden fosil var. Bakın 350 milyon adet. Mustafa Akyol bunlardan bahsederse Nişantaşı’ndaki kahvelerde onun kahvesine üfürürler. Kahvesi boğazına takılır o zaman. Gidemez yani kolay kolay. Oradaki kibar sohbetleri yapamaz. Onun için de gitmek istemiyor. Bu olaylarla karşılaşmak istemiyor gibi bir şey oluyor. Oradan gitmek istemiyor, Nişantaşı’ndan gitmek istemiyor. Oradan ayrılmak istemiyor. Kaç defa, büyük basında da öyle, mukaddesatçı basında da öyle, mesela Yeni Şafak’ta çıktı evrimi savunan haber. “Ağabey yapmayın, etmeyin. Allah’tan korkun, ne yapıyorsunuz?” dedik ve mecburen arkadaşlarımız ilan çıkartarak cevap verdik. Kaç defa oldu. Türkiye Gazetesi de çıkartıyor; durup durup, “ara halka bulundu.” Nerenin ara halkası, kolyesi kardeşim? Ne halkası yani? Sen ne yaptığının farkında mısın? “Ara halka bulundu” demekle, sen evrimi savunmakla, dine tam anlamıyla set çekmiş oluyorsun. Sen Hüseyin Hilmi Işık’ı çok sevdiğini söylüyorsun, mübarek Hocamızı; onun düşüncelerini savunduğunu söylüyorsun, aç bak onun tam ilmihalinde evrim düşüncesine karşı tavrını Hocamız net almıştır. Umarım gizlice evrimi savunan bir program olmaz. Örtülü yolla evrimi savunan program olmaz. “Biz ne yapalım, bu kadar yapabildik, savunmaya çalıştık ama bu çıktı” derseler, ben bu olaya şüpheyle bakarım. Çünkü bak, çıksam pestil gibi ezilirler. Bizim çocuklardan herhangi biri çıksa buldozer gibi ezilirler. Yani buldozer gibi ezerler. Ama yenileceği belli adamları çıkarıp, önce evrimcilere propaganda yaptırıp, insanların kafasını bulandırıp, arkasından yenileceği yüzde yüz olan adamları da çıkartıp, “ne yapalım işte, yenildiler” derlerse, o zaman artık olayın çapı çok garip bir duruma gelmiş olur, inşaAllah.
Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Armageddon konusunu deşifre ettiniz Hocam dünyada. Bütün bu dökülen kanların da, Mesihiyet ve Mehdiyet etrafında döndüğünü söylemiştiniz. Sizin söylediklerinizi tam teyit eden bir haber var Hocam; “Irak’a saldırmak için bana bahane bulun” diye. “ABD'de gizliliği kaldırılan bazı belgeler, George W. Bush yönetiminin 2001 yılında iktidara gelir gelmez Irak'a savaş açmak için bahane aradığını ortaya koydu” diyor haberde Hocam. Timetürk’te çıkan haberde.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, o devirde zaten George Bush böyle zil zurna içmiş sarhoş gibiydi. Yani böyle kapıya mapıya dayanır ya sarhoşlar bazen, bar kapısına falan böyle, olay çıkar, bütün mahalle seyreder. Bağırır, çağırır; “çık ulan,” bilmem ne, “erkeksen” falan der, sonra içeriye dalar, cam çerçeveyi kırar, aynı bu hesaptan oldu yani. Ben anladım rezalet çıkartacaklarını. Bak Saddam’a dedik ki; “kardeşim al çoluğunu çocuğunu çık, adamlara malzeme çıkartma” dedim. “Bu oyunu bozalım” dedim. Vakit Gazetesi’nde sürmanşet haber yaptırdım. Ortadoğu Gazetesi’nde sayfalarca, günlerce tam sayfa yazılarım yayınlandı. Pentagon da çıktı açıklama yaptı. Dediler ki; “Biz İslami basını daha titiz seyredeceğiz.” Okumuşlar yazıyı, “daha dikkatli olacağız. Tamam” dediler, Bush’un da tasdikiyle, hükümetin de tasdikiyle, “Saddam çoluğunu çocuğunu alsın, ayrılsın; biz de bu operasyonu durduracağız” dediler. Saddam, herif zil zurna içen adam. Viskiyi sek çeken adam, içip içip coştu; “gelsinler, erkeklerse kapışalım burada” dedi. “Siz de hendek eşin” dedi Iraklılara. Kardeşim, hendek engeller mi? Burada belli, belli olay. Hendekle durdurulacak bir olay mı bu? Havadan bombardıman yapılıyor.
OKTAR BABUNA:Ortadoğu gazetesinde çıkan Hocam, Cavit Yalçın…
ADNAN OKTAR:Evet, Cavit Yalçın müstear ismiyle yazım çıkmıştı o zaman. “Saddam yönetimi çekilmeli mi?” Evet, bak tam sayfa. Başka var mı?
OKTAR BABUNA:Var Hocam, hazırlıyorum şimdi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Gurur savaşlarına son verilmeli.” Evet, bu da öyle yine. Tam sayfa, ben bunu detaylı olarak anlattım o zamanlar. Saddam burnunun dikine gitti, sözümüzü dinlemedi. Ona aracı da bulundu, aracılarla da haber gitti o dönemde, inşaAllah. Fakat adam Armageddon’un bir parçası olduğu için, yani görevli memuru olduğu için tabii bizi dinleyecek konumda değildi. Onun için Armageddon esastı. Mesela bu; “Saddam’a tarihi mektup.” Bu da yine aynı şekilde. Ben Vakit’e hazır olarak vermiştim bu yazıyı, inşaAllah. Bunu bu şekilde yapalım diye. Allah razı olsun onlar da öyle bu şekilde yazıyı yayınlamışlardı.
Bu Samanyolu TV’deki Neslihan Kuran Hanımefendi, Kuran’da evrim konusunda Allah’ın “Ol” demesiyle yarattığı konusuna şüpheyle yaklaşıyormuş. “Bu konuda ortalı açıklamalarda bulunarak, fıkıhçıların görüşlerine de yer verecek gibi görünüyor.” Yani bu bizim baygın bakışlı Hoca ve diğerlerinin ki çok fazla böyle adam var. Dolayısıyla dolaylı yoldan evrimi kabul eden bir üslup çıkacak gibi görülüyor. Bizim Kuran’daki Evrim Yanılgısı kitabımızı da vermiş Cihat. Bütün bunlara rağmen, evrim aleyhine bir program yapıp, evrimi savunan bir programa dönerse bu, vebali onların boynuna olur. Yani başka açıklaması yok, inşaAllah. Gerçi biz Türkiye’yi bu konuda, Allah’a çok şükür boydan boya evrimci düşünceden temizledik. Yani şimdi olmamış bir şey için bir şey demiyorum. Ama programı izledikten sonra ben yorumumu yaparım, inşaAllah. Şu an sadece hafif bir tedirginliğim var, onu belirtiyorum. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Sizin mektuplarınız çıktıktan sonra da haberler çıkmıştı Hocam basında, onları gösterelim mi? “Zirvede Saddam’a çağrı: Git!” diye haber çıkıyor Hocam. Devam edelim, “Saddam sürgüne gitmeli. Birleşmiş Milletler Eski Genel Sekreteri Boutros Ghali ‘ye göre ABD Başkanı ne pahasına olursa olsun savaş istiyor. Ama Saddam sürgüne gitmeli” diyor, sizin mektubunuzdan sonra Hocam. “Ülkeni terk et, seni koruruz.” “Türkiye barış için diplomatik atağa kalktı.” “Saddam Hüseyin’e çekil baskısı.” “Powell” o dönemin Amerikan Savunma Bakanı, “Saddam’a yer arıyoruz.” Sığınabileceği bir ülke arıyor. “Saddam Fransa’ya!” Hatta Fransa ve İsviçre kapılarını açmıştı Hocam, siz söyledikten sonra, “başka bir ülkeye gitsin” diye.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Armageddon planının bir parçasıydı Saddam. O yüzden zaten bizim sözümüzü dinlemez adam, zaten dinlemez. O yukarıdan üfürümle hareket eden bir adamdı. Dolayısıyla üfürüme göre hareket etti, bizim sözümüze göre hareket etmedi. Makul birisi olsa zaten konuşursun, konu biter. Adam öyle bir şey değil ki. Adam memur, bu konuda memur, görevlenmiş adam, görevini yerine getiriyor adam.
“Selamun aleyküm Sayın Adnan Hocam” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) inşaAllah Türk-İslam Birliği’ni kurunca nasıl olacak bu suç işleyen adamların konumu?” diyor. İsa Aktaş, Lahey’den Hollanda’dan göndermiş. Anında durur. Ne olacak yani?
“Sayın Adnan Hocam” diyor, “Şeyh Nazım Kıbrisi ve Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri’nin sizin hakkınızda söylediği büyük hizmetlerinizi bu kadar zorluklar içinde nasıl yapabiliyorsunuz? Bize bunun sırrını anlatabilir misiniz? Bir de sizin gibi olabilmek için, bilgi hazinesi için ne tavsiyeleriniz olabilir?” HarunYahya.org, HarunYahya.com, HarunYahya.net. “Sizi sevenler olarak bizlere dua ve manevi yardımlarınızı unutmazsanız sevinirim. Hayırlı geceler. Allah kelamınızı keskin etsin.” Kadir Şen kardeşimiz.
Aman Allah’ım ne sevimli insanlar var. “Hocam sorum şu şekildedir: Yüzünüzdeki bütün izleri sayar mısınız” diyor. Var ya hadislerde. “Mümkünse sırtınızdaki mührü gösterir misiniz canlı yayında?” diyor. “O vakit bütün münkirlerin iman edeceğini tahmin ediyorum. En büyük alamet odur çünkü, sırtınızdaki o mübarek ben. En önemlisi onu gören susar oturur ve boyun eğer huzurunuzda” diyor. Ne şeker şeyler bunlar, acayip sevimli. Yani ben bir kere önce bir Mehdilik iddia edeceğim, sonra diyeceğim ki; “bakın, buyurun kanıtı” diyeceğim, “hadi şimdi Mehdiliğimi kabul edin” diyeceğim. Bu olacak iş mi? Çocuk gibi nasıl konuşuyorlar böyle. Gece-gündüz ben ne anlatıyorum? Haramdır Mehdilik iddiası. Yani böyle bir şey olmaz, Müslüman böyle bir şeyi nasıl yapsın, ne cüret? Biz buraya imtihan olmaya geliyoruz. Cennete de gidebiliriz, Cehenneme de gidebiliriz. Son nefeste biz Müslüman olarak ölmek için gayret ediyoruz, inşaAllah. Ne haddine bir insanın öyle bir şey yapmak, tahayyül dahi edemez. Biz Allah korkusuyla yaşayıp, Allah korkusuyla öleceğiz inşaAllah. Ümit ve korku arasında olacağız. Dolayısıyla bir Mehdilik iddiası hiçbir şekilde olmaz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Çok büyük yemin ettiniz Hocam, “böyle bir iddiam olmayacaktır” diye, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, tabii.
“Selamun aleyküm Hocam. Ben inanmıyorum ama uzaylılar Ahir zamanda gelecek mi?” Allah’ım, Ya Rabbim. Ne sevimliler. Allah’ım, Ya Rabbim. “Konumuzla alakası yok ama merak ettim. İyi yayınlar” diyor. “Süleyman” diyor.
“Selamun aleyküm Hocam. Kon Tv’deki Tahir Hocamız,” Tahir Büyükkörükçü Hoca değil mi? Evet. “"Türk Devletleri birleşecek" diyor. Bazı Hocalar niye diyemiyor ki? Ama Allah’a şükür diyenler var, inşaAllah. İyi yayınlar.” Hocamız aslan da onun için diyor, maşaAllah. İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni savunuyor, onun için. Zaten aksi, yani ben ona Hoca demem, başka bir şeydir o yani. Yani Kuran’ı bir insan savunuyorsa, bütün dünyanın Kuran’ı yaşamasını istemesi gerekmez mi? Allah’ın emri bu. Yapmıyorsa adam, bu ne demektir bu? “Kuran doğru ama sizin yaşamanıza gerek yok.” Bu anlama gelir. “Kuran doğru, hepimiz yaşayalım” dediklerinde ve “bu hemen olsun” dediklerinde, bunun adına İttihad-ı İslam denir. İnşaAllah.
Uzayda, o gelenler ecini takımı, uzayda öyle birileri yok. Cinniler, tam klasik cin takımı. Yoğun cinlerle ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Bir kardeşimiz de çok yetenekli çıktı. İsmini vermem tabii, bizim çocuklardan 4-5 kişi kadar kardeşlerden yetenekli çıktılar. O ilgili, cinlerle ilgili olan kardeşimiz de onlara yardımcı oluyor. Kardeşimiz, yine o da bu parmağına bakma olayı, o da çıkmış. Parmağının bulunduğu bölge tamamen kararmış. O çok önemli, cinin geldiğinin alameti. Simsiyah olmuş, normal aydınlık ortamda simsiyah karanlık oluşmuş, orası boş hale gelmiş ve simsiyah karanlığın içerisinde de beyaz bir ışık belirmiş. Yani bu sağlam, tam cine ait klasik alamet. Zaten ilgili hanımefendi de çok yetenekli bulmuş arkadaşımızı, nasıl çalışacağını söylemiş. O da şu an gayret ediyor, çalışıyor. Yakında mübarekler emrimize girecek, inşaAllah. Allah’ın izniyle. Biz de onları kırmadan, üzmeden ikna etmeye çalışıyoruz. Arkadaşlarımız iknaya çalışıyorlar. Yine bir kardeşimizin daha öyle bir çalışması oldu. Parmağına bakarken yine orada bir yoğunlaşma oluyor. Genel olarak parmağında uyuşma, ilgili kolunda uyuşma oluyor. Yani bir ağırlık, elinde de uyuşma meydana geliyor. Bir çift göz belirmiş yine. Karanlık ortamda bir çift göz belirmiş. O bu köftelerin geldiğini belirtiyor. Meraklı meraklı bakıyormuş böyle nedir bu olay diye. Ne şeker şeyler bunlar böyle. Yani “ne alaka, niye çağırıyorsunuz bizi?” der gibisinden hayret içinde bakıyormuş.
Samir Hocamız diyor ki; “Hocam Hocalı katliamında Ermeniler muazzam bir katliam meydana getirdiler. Bu durumda nasıl onlara dost gözüyle bakacağız?” diyor özetle. Şimdi kardeşim, “Ermenilerle savaş oldu” diyeceğiz, diyeceğiz ki; “biz size düşmanız, gördüğümüz yerde sizi öldüreceğiz” desek, Allah esirgesin. Rusya’ya diyeceğiz ki; “ya siz zamanında, Gazi Osman Paşa’ya, Müslümanlara yaptığınız olaylar malum. Biz nerede bir Rus bulursak, gerekeni yapacağız. Bizim büyük düşmanımızsınız” diyeceğiz Rusya’ya. İran’a diyeceğiz ki; “zamanındaki savaşları unuttunuz mu? Bak, Cübbeli Hocam da diyor zaten doğranmanız gerektiğini” desek ve “tuttuğumuz yerde sizi doğrayacağız” desek; aşağıya doğru gidelim, Suriye’ye gelsek, “zamanında bizlere neler yaptığınızı hatırlıyorsunuz, Müslümanlara neler yaptığınızı hatırlıyorsunuz, sizin de iflahınızı keseceğiz” desek; sonra Irak’a aynı şekilde, sonra Yunanistan malum, onlara. Benim gördüğüm dünyada adam kalmıyor, hepsi düşmanımız olmuş oluyor. Bir tek biz kendi içimizde kalıyoruz. Kendi içimizde diyeceğiz ki solculara; “siz kafirsiniz, biz sizi tuttuğumuz yerde gereğini yapacağız.” Alevilere öyle diyeceğiz, Aleviler Sünnilere diyecek, Hıristiyan kardeşlerimiz var, onlara diyeceğiz; onlar bize diyecek. Ey şeytan, boynuzlarını paramparça edeceğim, böyle bir düşmanlığa müsaade etmem.
OKTAR BABUNA:EvelAllah Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Boynuzlarını un haline getirir, sana yuttururum leblebi gibi. Hepsi benim kardeşim, o katliamları yapanlar faşistler ve komünistlerdi. İblisin takımıydı. Şu an onlar zaten Cehennemde hesaplarını veriyorlar. Benim minik Ermeni, tertemiz kara gözlü, sevimli kardeşlerim; on yaşında, dokuz yaşında böyle pıtı pıtı yürüyor keratalar, yedi yaşında. Ne suçu var bu sabilerin, bu ne kindir? Bu ne öfkedir böyle? Rusya’da böyle sarışın köfte gibi geziyorlar, ufak Rus çocukları, acayip sevimliler, değil mi? Çok güzel bir millettir. Ne suçu var bu çocukların?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yapanların gidip yakasına yapış, bütün millet sorumlu olmaz. Evanjelikler bir yerden üfürdüyse, Samir’in bir kulağından girip bu da çıktıysa, o üfürümün etkisinde kalmayacak, kendini toplayacak. Hepsine hamiyiz. Hepsi yed-i emanımızda, hepsi canımız, kıllarına tüylerine zarar getirmeyiz.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İsrail’de yed-i emanımızda, Ermenistan da yed-i emanımızda ve bütün Turani devletler, bütün Türk devletleri hepsi yed-i emanımızdadır. Bütün İslam aleminin devletleri yed-i emanımızdadır, hepsi kardeşimizdir. Biz kinci değiliz, intikamcı değiliz, faşist değiliz, komünist değiliz, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Biz sevgi insanıyız, muhabbet insanıyız. Allah bizim yed-i emanımıza verdi onları, koruyup kollayacağız. Müşrikler sel gibi kan akıtmışlardı. Müslüman kanı akıttılar müşrikler o zaman. Barış anlaşması oldu, Müslümanlar hakim oldular. Cenab-ı Allah ne diyor; “müşrikler bir yerden bir yere giderken, canınızı ortaya koyup, hayatınızı ortaya koyup, onları koruyacaksınız” diyor Allah. ”Bir yerden, bir yere güvenlikle onları getirin”diyor. Müşrik adam bak, devam ediyor, müşrik. Zamanında kan dökmüş, oluk gibi Müslüman kanı dökmüş. Müşrikler; barış anlaşması olmuş, Müslümanlar hakim olmuş, yed-i emanına sığınmış Müslümanların, onların kontrolüne geçmişler. “Biz size artık güveniyoruz” diyorlar. Müslümanlar da onlara güvenlik içinde ilgili yerler götürüp teslim ediyorlar.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Müslümanlık budur, Samir kardeş. Kuran bize bunu emrediyor. Mehdiyetin ruhudur bu. Cibril (a.s.)’e bildirmiştir Allah, Cibril (a.s.) Peygamberimiz (s.a.v.)’e, Peygamberimiz (s.a.v.) Ravilere; Raviler Ehl-i Sünnet kitaplarına koymuştur, açıklamışlardır ve Allah’ın buyruğu Mehdi (a.s.)’ye kadar gelmiştir. Mehdi (a.s.)’ye ne diyor Cenab-ı Allah? “Kan dökmeyeceksin, damla kan akıtmayacaksın, affedici ve şefkatli olacaksın.” “Barışı isteyeceksin ve bütün silahları yeryüzünden kaldıracaksın” diyor. Allah’ın bu emri yerine gelecek.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Alayı ayağa kalksa da, o ilgili Evanjelik’i, gericisi, üçkağıtçısı, kancısı, bu emir yerine gelecek. Kader böyle, Allah’ın kaderi böyle.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, seni dinliyoruz Oktar.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz Hocam, “İttihad-ı İslam istemeyenleri, İslam ahlakının hakim olmasını istemeyenleri çeşitli korkuların alıkoyduğunu” anlatmıştınız ve Bediüzzaman da “bazı kimselerin alimlerin korkularını tahrik ederek, İslam’ın hakimiyetini engellemeye çalıştıklarını söylüyor” Hocam. Okuyabilir miyim?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Said Nursi Hazretleri söyle diyor; “İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hissi havftır.” Yani korku hissidir, insandaki en esaslı his. “Dessas, (aldatıcı) zalimler,” aldatan zalimler, “bu korku damarından çok istifade edip,” bundan faydalanıp, “onunla korkakları gemlendiriyorlar.” Korkakları durduruyorlar, engelliyorlar. “Bunlar avamın ve bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar.” Korkutarak ulemanın, alimlerin çok istifade ediyorlar. “Korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar” diyor Hocam, Bediüzzaman Said Nursi.
ADNAN OKTAR:Alim de korkunca ne yapıyor? Kaçıyor, gizleniyor, susuyor. Hakkı batıl gibi gösteriyor, batıl hak gibi gösteriyor. Cahil olan bir kısmı ne yapıyor? “İttihad-ı İslam’ı istemiyorum” diyor, korkudan. “Ya şimdi 28 Şubat’ı unuttunuz mu?” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında 28 Şubat mı vardı? 28 Şubat’ın yüz bin mislini karşısına getirdiler Peygamber (s.a.v)’in, aslanlar gibi mücadele verdi, değil mi? 4 Şubat, 15 Şubat, 28 Şubat, o zaman ne yapacaksın? Cübbeli’nin tavsiyesine uyacağız, evde bekleyeceksin seni öldürecekler. Oradan da Allah esirgesin Cehenneme.
OKTAR BABUNA:Allah saklasın, evet.
ADNAN OKTAR:Korkudan dolayı Türk-İslam Birliği’ni savunamayan çok fazla Hoca var. İttihad-ı İslam’ı savunamayan çok fazla Hoca var. “Ne alakası var kardeşim” diyor, “geçmiş çağlarda o, bitmiş” diyor. Ne olması gerekiyor? “Sadece Avrupa Birliği’ne girsek yeter” diyor. “Bizi Akdeniz Birliği’ne alsalar da yeter” diyor. “Serbest dolaşım hakkı versinler yeter” diyor. “Ben çocuğu Avrupa’da okutuyorum, Türkiye’de okuyabilirse o bana yeter zaten” diyor. “Benim için Türk-İslam Birliği budur” diyor. Yani “camiye gidip, namazımı kılarsam yeterlidir” diyor. “Amerika bak orada adamları boğuyor” diyorsun, Müslümanları; “ya kardeşim, bana dokunmayan yılan yıl yaşasın, bana ne oradan” diyor. “Benim kapıma mı geldi, benim çocuğuma mı saldırıyor?” diyor. Yarın bir gün senin çocuğuna da gelip saldırsa, onu da gider seyredersin sen. Sonra da yalvarırsın “yapma, etme” diye, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi bana yazı yazmış kardeşimiz evlilikle ilgili. Adı yok, cin mi, ins mi nedir, onu da yazmamış. Ben nereden anlayayım?
Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bir hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.)’nin dünya çapında büyük bir etkisi olacağını, Kuran ahlakını tüm dünyaya en hikmetli şekilde anlatacağını şu şekilde haber veriyor, inşaAllah Hocam; “"Ey inananların Efendisi, bize senin Mehdin (a.s.) hakkında haber ver." İnananların Efendisi dedi ki: "Nesiller gelip geçer ve inananlar azalır,"” İnananların azaldığı bir dönem, Ahir zaman, “doğruluğun takipçileri ve dinin destekleyicileri gider, sonra o (Mehdi (a.s.)) gelir. O (Mehdi (a.s.)) vahalardan oluşan bir dünyayı sulayacak ve tükenmeyecek bir okyanustur. Kaynak, Kitab-ül Gaybet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak Oktar Hocam, Cihat Hocam der ki; bu Samanyolu TV’de hazırlanacak programla ilgili olarak görüşü alınırken kardeşimiz demiş ki, Cihat Hocam, Darwinizmin şeytanın bir sistemi olduğunu söylediğinde şeytan kelimesinden rahatsız olmuş, yani o tip bir üslup kullanılmaması gerektiği şeklinde bir tavrı olmuş. “Aynı şekilde Allah’ın adının açıkça tebliğinden de rahatsızlığı anlaşılıyordu” diyor. Ben böyle olduğuna inanmıyorum. Ama programı seyrettiğimde böyle bir şey görürsem o zaman dediğinin doğru olduğuna inanırım. Ama şu an inanmıyorum. “Kuran’da Peygamberlerin hep bu şekilde açıkça tebliğde bulunduklarını anlattım, inşaAllah. Allah’ın "Ol" demesiyle nasıl yarattığını ispatladıklarını aktardım” diyor. İnşaAllah Kuran’a ve hadise uygun açıklarlar. Yani modernlik adına, ortalığı bulandırmamak adına, dolaylı yoldan evrimcilerin böyle ekmeğine yağ sürecek bir üslup kullanmazlar. Çünkü Aksiyon Dergisi miydi? Bir kapak yapmıştı, Fethullah Hocamı sevenler tarafından çıkartılıyor, dolayısıyla Samanyolu TV ile bağlantılı, bir kapak çıkarttılar, “insan mı, maymun mu belli değil” şeklinde. Ne insan, ne maymun. Şimdi kardeşim, sen burada evrimi kabul etmiş oluyorsun. Şiddetle karşı çıktık, eleştirdik, anlattık; kısmen o tahribatı düzeltmeye çalıştık. Onun için yani böyle düzelteyim derken batıran bir üsluptan şiddetle kaçınmak lazım. Pardon istemeden oldu gibi olmaz. Yani bir olur, iki olur, sürekli yanlışlık olmaz. İnşaAllah. Ama Samanyolu TV bizim iftihar ettiğimiz, Mehtap TV de iftihar ettiğimiz televizyon kanalları. Allah bereketlerini arttırsın, Allah yollarını açık etsin, hidayetlerini arttırsın; mutluluk, sevinç versin, başarı kılsın. Ama hak yolda, Kuran’a uygun üslupla olmaları şartıyla, inşaAllah. İnşaAllah. Allah onları dış rüzgarlardan korusun, inşaAllah. Ve cesur olmalarını sağlasın, cesur ve samimi ve kararlı olmalarını sağlasın. Korkaklıktan, havf damarından onları korusun; millet ne der ruhundan onları korusun, inşaAllah, Cenab-ı Allah. Yoksa çok büyük hizmet veriyorlar. Samanyolu TV ben mesela eve ne zaman gitsem hep orası açık oluyor. Mesela özellikle iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün üzerine dikkatin çekilmesi, onların yaptığı demagoji ve oyunların yerle bir edilmesinde tarihi hizmet ettiler. Allah sonsuz kere razı olsun. Yani çok çok şahane hizmetler verdiler. Özellikle iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü kudurduğu dönemlerde geceli-gündüzlü milletimizi uyandırdılar, bilgi verdiler, bilgi aktardılar; yaptıklara komploları, oyunları devamlı halka düzgün bir anlatımla ilettiler. Bu yiğitlik isteyen bir konuydu, çok güzel de oldu. Allah razı olsun, başarılı buluyorum. Ama yanlış olan bir şeyde de eleştirmek durumundayız, oturup ben seyredemem. Mesela şaşar beşer Faruk Beşer’in izahları bana kuşku verici geliyor. Ben anlayamadım, ne çizgisi var; neyi düşündüğünü anlayamadım. Yani Bediüzzaman’a karşı bakış açısı nedir, Ehl-i Sünnet alimlerine karşı bakış açısı nedir, anlayamadım. Bunları netleştirmelerinde çok büyük fayda var, inşaAllah. Ve aşırı çekingen olmalarına da gerek yok, Allah’a tevekkül etsin, delikanlı olsunlar, daha cesur olsunlar. Delikanlılar, daha delikanlı olsunlar. Cesurlar, daha cesur olsunlar. Bir de bu iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı milletimiz kararlılığını ve cesaretini bütün açıklığıyla gösteriyor, inşaAllah. Fakat bazı kimselerin bazen çekingen olduklarını görüyoruz. Yani şeytana karşı çekingenlik olmaz. Vurdun mu patlatırsın; hukukla, kanunla. İddia edilen Ergenekon Örgütü eşittir şeytanın örgütü. İblisin örgütüne karşı ılımlı bir politika olmaz. Aman millet ne der diye de bir şey olmaz. Ne diyecek millet şeytanı boğazlıyorsan sen? “Allah razı olsun” der. Hukukla boğazlıyorsun, kanunla boğazlıyorsun, tabii ki boğazlayacaksın. Öbür türlü millete hıyanet olur. İddia edilen Ergenekon Örgütü, Türk Milleti’nin tarihinde görülmüş en alçak, en şerefsiz örgütlenmedir, en kalleş örgütlenmedir. Onun için iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı mücadele milli bir görevdir. Yani herkes üzerine düşen görevi yapmaya çalışıyor, inşaAllah daha da iyi olur. Evet, Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Armageddon Nedir?” sitesinin açılmasını emretmiştiniz Hocam, inşaAllah. İzleyicilerimiz, kardeşlerimiz girebilirler. Armageddonnedir.com, bu gördükleri siteye, inşaAllah. Armageddon’la ilgili çok detaylı bilgiler var Hocam, sizin makaleleriniz, anlatımlarınız, televizyonda yaptığınız konuşmalar ve çok detaylı bilgi edinebilirler Hocam buradan. Baksınlar, hazır şu anda site. Ama şöyle, sürekli bilgi ilave edilecek, sık sık girerlerse yeni bilgilerin olduğunu görecekler, inşaAllah. “Armageddonnedir.com” sitesi, inşaAllah.
Bugün bir haber vardı, görmüştük Hocam. Nükleer bombanın haram olduğunu söylemiş İranlılar ama siz bunu daha önce söylemiştiniz Hocam, açıklamıştınız haram olduğunu. Başkent TV, 13 Mart 2009 yılında; “İran’ın son derece iyi niyetli olduğuna inanıyorum, yani kötü niyeti yok. Bir kere Müslüman bir ülke, dinen haramdır, atom bombası kullanamaz. Çünkü atom bombasında haklıyı haksızı ayırt etmek mümkün değildir. Mesela bir şehre bombayı attın mı sen, orada Müslüman’ı da öldürürsün, muttakiyi de öldürürsün, kim varsa öldürürsün. İslam’da böyle bir şey yoktur. Küfür ayrılır, Müslümanlar da ayrılır. Süre verilir, ondan sonra zaruri olarak savunma savaşı yapılır. Dolayısıyla atom bombasının kullanılması Müslüman için zaten haramdır. İran inancında da, yani Caferi inançta da haramdır” diyorsunuz Hocam, inşaAllah. “Nükleer silah peşinde değiliz.” Bugünkü haber, zaten dinimiz de bunu yasaklıyor. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yalnız dünyadaki politika Mesihiyet üzerinde gittiği için, yani Allah o şekilde yarattığı için Mesihi üslupla cevap vermesi lazım. Yani Kral Mesih’in, Mehdi (a.s.)’nin üslubuyla cevap vermesi lazım ve doğrudan hadislerle cevap vermeleri lazım. Bak, “Peygamberimiz (s.a.v.) bize bunu emretti, vahiyle gelen emir budur, biz kan akıtamayız, Mehdi (a.s.) devrindeyiz” diyecekler. Mehdiyetin devrini onlara tam tarif edip, anlatmaları lazım. Çünkü onlar da biliyorlar Mesih devrinde olduğumuzu. Mesela Amerikalıların ezici çoğunluğu, Hz. İsa Mesih (a.s.)’in önümüzdeki en fazla 30-40 yıl içerisinde tam anlamıyla vazifesini yapacağına inanıyorlar. Amerikan halkının büyük çoğunluğu, ezici çoğunluğu. Evanjeliklerin tamamı bu kanaatteler. Şimdi böyle bir durum varken ve dünya politikasını da Evanjelikler yönetirken bunu anlamazlıktan gelmek çok acayip olur. Sen anlamasan da zaten Allah buram buram hakimiyetini gösteriyor, değil mi? İnşaAllah. Evet, Oktar Hocam, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Diğer konuşmanızı da okuyayım mı Hocam, 2009 yılında?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: “Atom bombası zaten kullanamaz onlar. Adam enerji elde etmek istiyor, nükleer enerji elde eder. Yani ne karışıyorsun? Ne mahsuru var? Uranyum mesela, ağırlaştırılmış uranyum elde eder, yani kullanacakları gibi uranyum elde eder. İşlenmiş uranyum elde eder, kullanır. Yani bunu kullanmayacaksın demek çok garip bir şey. İslam’a göre atom bombası haramdır yani kullanılamaz. Bunun üstüne bir şeye gerek yok. Bunlar takva insanlar. Niçin atom bombası kullansın?” dedikten sonra Hocam, “yakıt verin çalışmalara son verelim” diyor bugün itibariyle Ahmedinejad. “ İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, bilimsel araştırmalar için nükleer yakıt verilirse uranyum zenginleştirme çalışmasını durduracaklarını söyledi. Ahmedinejad'ın teklifi Türkiye ile Brezilya'nın Tahran Mutabakatı'nın şartlarını hatırlattı” diyor. MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama buna rağmen anlamazlıktan gelip illa biz Armageddon istiyoruz, kan dökmek istiyoruz, onun için bahane arıyoruz derlerse bu olmaz. Bu olmaz, olamaz ve bildiklerimden dolayı hiç hiç olamaz, yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İzin yok demiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Bak Irak Savaşı'nı Peygamberimiz (sav) bildiriyor, o doğru, o olacaktı, oldu. Ama İran'a yönelik böyle bu çapta bir savaş yok. Buraya hahamlar geldiğinde de söyledim ben. Onlar dedi ki; “çok yakın, büyük bir savaş olacak” dediler, ben “olmayacak” dedim, çok dikkatlice yüzüme baktılar, “neden?” dediler, açıkladım, “tamam” dediler, ondan sonra gittiler.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: En yetkili kişiler yani İsrail'de, inşaAllah. Ama bakın Ahmedinejad bu sözüme çok önem versin, hadisle açıklasın. Bakın Amerika ne istiyor biliyor musunuz açıkça? “Bize bütün İslam alemi adına konuşma yapacak yetkili birini gösterin” diyorlar, bütün İslam alemi adına. “Bize savaş olmayacağını, kan dökülmeyeceğini o söylesin, bir muhatabımız olsun” diyorlar. Ne zaman görüşsek, zaten Amerikan politikası şu an da o yönde. Şu an muhatap bulamıyorlar. Mesela İran'da diyorlar ki; “bizim muhatabımız kim? Ahmedinejad mı, Genelkurmay Başkanı mı, kuvvet komutanları mı, o nükleer bombaları kontrol eden kişiler mi, başka kişiler mi, dini liderler mi, kim? Biz muhatabı bilmiyoruz” diyorlar. Muhatap Mehdi (a.s.)’dir. Ahmedinejad bunun için gayret etsin, bu fitne durmaz, bu durmaz. Muhatabı onlara gösterecekler. Tek muhatap. Mehdi (a.s.) çıkacak diyecek ki; “nerenin kanı? Allah'ın vahyi var” diyecek. “Kan haram, savaş haram, böyle bir şey yok” diyecek. Amerika böyle derin, rahat bir uykuya dalar, günler çok rahat olur. İsrail de, bak son derece tedirgin İsrail. Çünkü vahye dayalı bir emir bu, burada takiyye olmaz, mümkün değil. Ondan çekiniyorlar acaba takiyye mi yapıyorlar gibisinden. Takiyye var, Şii inançta vardır takiyye, Caferi inançta vardır fakat Mehdi (a.s.)’nin gizliliği konusunda vardır. Yani Mehdi (a.s.)’nin yüzlerce yıldan beri yaşayan insan olarak tanıtılması bir takiyyedir. Çünkü Mehdi (a.s.)’ye dokunulmasın diye, çünkü Mehdi (a.s.)’nin isminin dahi açıklamıyor Peygamberimiz (sav), Hz. Ali (r.a.)'ye bildiriyor, “ismi bu, fakat ismini söyleme” diyor, “Ahir Zamanda ortaya çıkacak ismi” diyor. Hatta “adını dillendirmeyin” diyor, “adını dillendirmeyin” ta çıkıncaya kadar, zuhur edinceye kadar. Mehdi (a.s.)’nin zaten bir vasfı da gizlenmesidir. Yani çok önemlidir. Zahir ve aşikar olduktan sonra, bu gizlilik tamamen kalktıktan sonra, zaten takiyyenin de bir anlamı kalmamış oluyor. Yüzlerce yıldan beri devam eden Şii inancındaki Mehdi (a.s.)’yi gizleme takiyyesidir. Mehdiyet her zaman ruhunu hissettirmiştir. Ama et ve kemiğe bürünmesi ayrıdır Mehdiyetin. Mehdi (a.s.) et ve kemik olarak, insan olarak şu an dünyada. Ve feyz ve bereketler onun kanalıyla, hidayet onun kanalıyla iner, Allah onu vesile ederek dünyaya yayılıyor. Dolayısıyla Amerika, Evanjelikler böyle bir şeyle karşılaşsalar çok rahat ederler tabii ki. Onlara hadislerin yani vahyin değiştirilemeyeceğini bilmeleri rahatlık getirir çünkü Peygamberimiz (sav) emrettikten sonra Mehdi (a.s.) bunu nasıl değiştirsin, değil mi? Yani diğer Müslümanlar da zaten uyamaz böyle bir şeye, haram olur. “Kan dökülmeyecek” diyor, Mehdi (a.s.) çıkacak kan dökecek, mümkün değil. Allah yasaklamış, kaderinde yok ki Mehdi (a.s.)’nin kan dökmek. Haşa, neuzubillah, Allah esirgesin, istese de yapamaz zaten, kaderde yok çünkü. Bunu bilecek Amerika. Armageddon da yok. Armageddon Irak'ta yapılan savaştır, o kaderdeydi, o bitti, o kadar. Çok geniş çaplı zannetti onlar, halbuki denilen bölgede denilen şekilde de oldu Armageddon, aynı tarif edilen şekilde, bu kadar, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Sık sık sahabenin yiğitliğinden ve fedakarlığından bahsediyorsunuz, inşaAllah Hocam. Hz. Ali (a.s.)'nin de çok yiğit ve cesur olduğunu anlatmıştınız. Hz. Ali (r.a.)’nin Hendek Savaşı'ndaki yiğitliğiyle ilgili bir örnek var, uygun görürseniz okuyabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Anlat, dedemin delikanlılığını duysun herkes.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Hendek Savaşı'nda müşrikler bir aya yakın bir süre boyunca Medine'yi kuşatma altında tuttular. Fakat birkaç kişi hariç, hendeği geçmeyi bir türlü başaramadılar. Ancak içlerinden, herkesin karşısına çıkmaktan çekindiği tanınmış, Araplar tarafından bin askere bedel olarak tanınan Amr b. Abdavud adında bir savaşçı hendeği geçti ve sahabelerden biriyle teke tek dövüşmek istedi. Hz. Ali (r.a.) atak davranarak hemen kendini öne attı. Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından bu cesur tutumu şu sözlerle taçlandırıldı: "İmanın bütünü, şirkin bütününün karşısına çıktı". Ve Hz. Ali (r.a.)tek kılıç darbesiyle bu kişiyi yere serdi. MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi, Mehdi (a.s.)’nin dedesi kılıçlaydı. Ahir Zamanda ilim kılıcıyla. Bak, Allah o zaman öyle emrediyor, yani “doğrudan kılıçla boynunu vuracaksınız” diyor Allah. Allah'ın emri, o devirde öyle. Ama Mehdi (a.s.) de, Hz. Ali (r.a.)’nin evladında, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in torununda Allah'ın emri değişik, “kan akıtmayacaksın” diyor. İsa Mesih (a.s.)’in de özelliğidir o, hiç kan akıtmadı o. 33 yaşına kadar talebeleriyle beraberken, hiç kan akıtmamıştır İsa Mesih (a.s.). Yine geliyor, yine Allah kan akıttırmıyor. Mesela bak onda da Allah ona müsaade etmiyor. Hz Musa (a.s.)’da sel gibi kan akmıştır. Her asasını kaldırdığında İslam ordusu coşuyordu, yüksek bir yere çıkıyordu, liderin önemini de o gösteriyor. Hz. Musa (a.s.) ne zaman asasını indirse yenilmeye başlıyorlar o zaman Müslümanlar. Çatışma yani meydan savaşı yapılıyor, Hz. Musa (a.s.) yüksek bir yerden yönetiyor. Bazen kolu yoruluyor Hz. Musa (a.s.)’nın, indiriyor asayı, indirdiğinde askerlerin gücü kırılıyor. Savaşta başarısızlık meydana geliyor. Yeniden kolunu kaldırdığında silindir gibi ezmeye başlıyorlar. O devirde öyleydi, Allah’ın emriydi o. Mesela Hz. İsa (a.s.)’da, Allah; “kan dökmeyeceksin” dedi, kan dökmedi o, yapmadı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında savunma savaşlarında sel gibi kan aktı. Ama Peygamber (s.a.v.)’in torunu Mehdi (a.s.)’de de “sen de kan akıtmayacaksın” diyor Allah. Allah'ın buyruğu o, şimdi de kan yok. Hz. İsa (a.s.) da geliyor şimdi, yine kan yok, onda da kan yoktur. Böyle, Allah ne derse o oluyor. Onun dışında hiçbir şey yapamaz insanlar. Yapamamışlardır da inşaAllah. Mesela Hz. İbrahim (a.s.)’de de, onda da kan yoktur. Nuh (a.s.)’da, kitle halinde, Allah hepsini yok etmiştir. Nuh (a.s.) dua etti, “Ya Rabbi! Hepsini helak et” dedi, Allah boğarak öldürdü, binlerce insanı boğarak öldürdü, yok etti Allah. Kansız ama feci şekilde bir ölüm şekliyle öldürdü Allah. Kanla değil suyla boğarak öldürdü Allah. Mehdi (a.s.)’de ilim denizinde boğulacak küfür, Hz. Nuh (a.s.) gibidir o da, inşaAllah. Küfür, ilim denizinin içerisinde boğulacak, Mehdi (a.s.)’nin ilmine karşı gelemeyecek, bilgisinin karşısına gelemeyecekler.
Bak, Bediüzzaman diyor ki Şualar’da,1103. sayfa, 5. Şua, yani külliyattan, Şualar; “Eğer şeddeli (mim) dahi şeddeli "lamlar" gibi bir sayılsa, o vakit bin ikiyüz seksendört eder. O tarihe Avrupa kafirleri devlet-i İslamiye'nin nurunu söndürmeğe niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus'un doksan üç muharebe-i meş'umesiyle alem-i İslam'ın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resail-in-Nur şakirdleri yerine Mevlana Halid'in (KS) şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu ayet bu cihette onların başlarına remzen (cifirle) parmak basıyor” diyor Bediüzzaman. “Şimdi hatıra geldi ki,” bak üsluba dikkat et, “şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve (mim) ikişer sayılsa,” illa o tarihi verecek ya, “bundan bir asır sonra,” 2010, “bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi (a.s.)’nin talebeleri olabilir” diyor. (Birinci Şua, 85) Ne Darwinizmi bırakacaklar, ne materyalizmi bırakacaklar, yerle bir edecekler. “Kısa kestim, fazla detay vermiyorum” diyor Bediüzzaman. “Anlatırım da neyse bu kadarlık yeter” diyor. “Her neyse bu nurlu ayetin çok nurani nükteleri var” diyor. şimdi böyle diyorsa bayağı kapsamlıdır o zaman. Daha detaylar var demektir. Bu detayları da Mehdi (a.s.)’ye bırakıyor, “sen açıkla ondan gerisini de” diyor, inşaAllah. “Çünkü Risale-i Nur’un gerçek sahibi sensin ve talebelerin” diyor. “Bu âyetin çok nuranî nükteleri var” diyor. “Ama fazla açıklamıyorum” diyor. İnşaAllah.
Mesela efendim, ne diyor burada Üstadımız, 16. Mesele, 919. sayfa, Şualar; “Rivayette var ki: İsa Aleyhisselâm deccalı öldürdüğü münasebetiyle- "deccalın fevkalâde büyük ve minareden daha yüksek"” yani uzun bir kuleden daha yüksek, “"azamet-i heykelde ve Hazret-i İsa Aleyhisselâm ona nisbeten çok küçük bulunduğunu" gösterir. Allah-u alem bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa (a.s.) Aleyhisselâm'ı nur-u îman ile tanıyan ve tâbi' olan” yani anlıyor onu ve tabi oluyor, “cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin,” ruhani Müslümanlar cemaatinin, “kemmiyeti (sayısı), deccalın mektebce ve askerce ilmî ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.” Çok az ve küçük, Mehdi (a.s.) cemaati gibi. Onlar da çok azdır, sayıları çok küçüktür. İsa (a.s.) da bak, “deccale nisbeten çok az sayıdadır ve çok küçük” diyor. Ama nerede? “Deccalın mektebce ve askerce ilmî ve maddî ordularına nisbeten.” Ne anlıyoruz o zaman? Demek ki, üniversitelere yönelecek İsa (a.s.) da. Mehdi (a.s.) de ne yapacak? Aydın kesime yönelecek. “Ve askerce” diyor. Aynı şekilde onun talebelerinin, onun Allah yolunda mücadele eden mücahitlerinin yapısı nedir? İlimdir, ilimle hareket ediyor. Bak diyor ki; “İlme ve maddi ordularına karşı.” Demek ki bilimsel bir mücadele var, silahlı bir mücadele yok. Manevi ordu yok, maddi ordu var, inşaAllah. “Nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.” Ama bak, ilmi demesi zaten olayı çözüyor. İlimle, bilgiyle, yani anti-Darwinist, anti-materyalist bir çalışma yapılacağı anlaşılıyor. Asker dediği, işte talebeleri.
Şualar, 917; “Kat'î ve sahih rivayette var ki,” bak kesin, “kat'î ve sahih rivayette var ki: "İsa (a.s.) Aleyhisselâm büyük Deccal'ı öldürür." Şimdi bunu şaşar beşer Faruk Beşer, Samanyolu TV’nin gülü o büyük alime sorduğumuzda ne diyor? “Ne kat'îdir, ne sahihdir. Said Nursi burada yanılıyor” diyor. İmam Buhari’ye soruyoruz, “nedir?” diyoruz, “sahih” diyor, “kat'î” diyor. Müslim’e soruyoruz, o da “kat'î” diyor. Sünen-i Davud, Sünen-i Nesei, Sünen-i Tirmizi, hepsi “sahihtir” diyor. “Bana göre değil” diyor hazret. Suyuti de “sahih” diyor, “bana göre değil” diyor. Bütün sahih hadis imamları diyorlar ki; “bize göre sahih” diyorlar. “Yo, ben hepinizden daha büyüğüm, bana göre değil” diyor. Reddedecek ya, şimdi deccali kabul etti mi İsa (a.s.)’yı kabul edecek, İsa (a.s.)’yı kabul etti mi Mehdi (a.s.)’yi kabul edecek. Mehdi (a.s.)’yi kabul ettiğinde de Hocanın herhalde gastriti tutuyor. Bambaşka bir şeyler oluyor. Bak Mehdi (a.s.)’yi reddetmek için nelerin içine giriyor görüyor musun? Ne badirelerden geçiyor Mehdi (a.s.)’yi reddetmek için. Yüzlerce, binlerce cilt Ehl-i Sünnet eserlerinin tamamından vazgeçiyor, kurtulabilmek için Mehdi (a.s.)’den.
“Bunun da iki vechi var Allah-u alem” diyor Bediüzzaman. “Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracî hârikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli deccali öldürebilecek,” bütün dünyanın %95’ini etkileyen, yani Darwinizmi, materyalizmi anlatırken insanlara büyü yapıyorlar. Tekrarlarla, telkinlerle, üslupla, yöntemle ve baskıyla büyü yapıyorlar. Bak, “herkesi teshir eden o dehşetli deccali öldürebilecek mesleğini değiştirecek; ancak hârika ve mu'cizatlı” bir, harika, Hz. İsa (a.s.) harika bir insan. İki, mucizatlı, mucize gösterecek. “Ve umumun makbulü” yani dünyadaki ekseriyetin makbulü. Çünkü Hıristiyanlar da çok seviyor, Müslümanlar da çok seviyor. Bu ne demek? Dünyada çoğunluk seviyor. “Makbulü bir zât olabilir ki: O zât, en ziyade alâkadar ve ekser insanların Peygamberi olan,” bizim Peygamberimiz, Hıristiyanların da Peygamberi. “Ekser” diyor. Ekser ne demek? Çoğunluk. “Çoğunluğun Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselâm'dır.” Deccaliyetin tepelenmesinde o da bir koldan Mehdi (a.s.)’ye yardımcı oluyor. Yalnız Bediüzzaman diyor ki; “daha ziyade de o siyaset yönünden bastıracak” diyor, Hz. İsa (a.s.) . “Mehdi (a.s.) dünya siyasetine girmeyecek” diyor. “Hz. İsa (a.s.) dünya siyasetine etki edecek” diyor.
İkinci vechi şudur ki: Şahs-ı İsa Aleyhisselâm'ın (İsa (a.s.) ’nın şahsının) kılıncı ile maktul olan (ölen) şahs-ı deccalın (deccalin şahsı) teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli” yani Darwinist-materyalist sistemin ve ondan meydana gelen ateist sistemin “azametli heykeli” yani büyük yapısı, dünya çapındaki yapısı “ve şahs-ı manevîsini öldürecek ve inkâr-ı uluhiyet olan fikr-i küfrîsini” yani Darwinist-materyalist sistemi “mahvedecek ancak İsevî ruhanîleridir ki; o ruhanîler, din-i İsevî'nin hakikatini hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek” yani Kuran’a uyacaklar, “o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek.” Bak öldürmeyi açıklıyor; manen, kan revan içinde değil, manen öldürecek, fikren. “Hattâ "Hazret-i İsa (a.s.) Aleyhisselâm gelir. Hazret-i Mehdi (a.s.)'ye namazda iktida eder, tâbi' olur" diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder.”Yani “Kuran’ın hakimiyetine işaret eder” diyor. İsa (a.s.) Mehdi (a.s.)’ye tabi oluyor. Mehdi (a.s.) Darwinizmi, materyalizmi dünyada ezerken, o da ona destek oluyor. O da siyasi yönden destek oluyor. Birlikte devam ediyorlar, inşaAllah. Ve “manen öldürecek” diyor, inşaAllah. Ve bak açıkça söylüyor, “maddiyyunluk;” Darwinist, materyalist sistem, “deccaliyet budur” diyor. Böyle şeyin dediği gibi Atlas Okyanusu’nun ortasında 30 kilometrelik boyuyla oturan o kazulet herif değil. Tek gözü kör, Cübbeli uçakla geçerken bakacak Cübbeli‘ye 30 kilometre tepeden, Cübbeli de ona bastonuyla böyle diyecek “senin yanına gelirsem seni tepelerim” diyecek. Deccal o zaman ona bir vursa, uçağına; Cübbeli bir yana, uçak bir yana, takkesi bir yana. Burada Kuran’ın ve hadisin ölçüsüyle, müteşabihatı Kuraniyeyi bilerek, müteşabih hadisleri bilerek ve onları şerh etmeyi bilerek açıklaması lazım. Bilmiyorsa, bilenlerden öğrenecek.
Bak, Bediüzzaman deccali bize tam, net anlatıyor. Bakın, “Teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli,” bitti. “Darwinist, materyalist, ateist sistemdir” diyor ve “bilimle mücadele verecekler” diyor. İsa (a.s.)’nın talebeleri de bilimle, Mehdi (a.s.)’nin talebeleri de bilimle. Ama İsa (a.s.)’nın siyaset yönü yoğun, dünya siyasetine baskısı yoğun. İnşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam” diyor. Çok sevimli, Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam biraz önce de bahsettiniz, daha önceki programlarınızda da bahsetmiştiniz, Evanjeliklerin bazı kişilere üfürmesini anlatırken, tam olarak neyi kastediyorsunuz? Merak ediyorum da bu üfürme bir çeşit büyü gibi bir şey midir veya kastettiğiniz başka bir şey mi? Mert Ademoğlu” diyor. Şimdi Mert tabii ki müteşabih anlattığımız. Kastettiğimiz şu, mesela geliyor bir Hocaefendiyi korkutuyorlar. Diyorlar; “sen bizim esirimiz sayılırsın, ayağını denk al, konuşmalarına dikkat et, tam bizim istediğimiz gibi hareket edeceksin” diyorlar. Mesela bir siyasetçiye gidiyorlar, “bak senin yanında gölge gibi geziyoruz, biz açıkça söyleyelim, Armageddon istiyoruz, savaş yapacağız. Bizim ağzımıza uygun, dilimize uygun konuşacaksın” diyorlar. Üfürüyor derken, kulağının dibinde konuşuyor böyle fısır fısır, nefesi gidiyor kulağına. Anlaşıldı mı? Çok yakından konuşunca insanın nefesi duyulur genellikle böyle, üfürüm gibi değil mi? Nefes gelir. İnşaAllah. Onu kastediyorum, üfürüm gelmiş yani. Veyahut bir şeyh efendidir, gelirler kulağına böyle üfürürler yani, “burada rahat etmek istiyorsan, CIA’in falan boynunu kırmasını istemiyorsan, FBI’ın bacaklarını kırmasını istemiyorsan, rahat ve huzur içinde yaşamak istiyorsan, dediklerimizi yap, konuştuklarımızı anlat” diyorlar. O üfürüm bu. Ve Müslüman birçok alimi, birçok insanı korkutuyorlar. Onlar da hakikaten tir tir titriyorlar. Bu herifleri bir türlü ben göremedim. Bir de beni korkutmaya kalksalar da, şunlara haddini bir bildirsem. Delikanlı olduğumu bildikleri için, tahayyül dahi edemiyorlar, tahayyül. Yani ne cevap vereceğimi bildiği için. Kardeşim, düz gidiyorum. Adam bir gelir; “baba, niye bana bunu diyorsun” desinler bana. Bir ima et bari, “nereden çıktın, niçin bunu yapıyorsun” diyemiyorlar.
OKTAR BABUNA:Sıkar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bayağı hem de, inşaAllah. Ona biz kasırgayla cevap veririz çünkü. İnşaAllah. Bir de herhalde bir şeyler bildiğimden eminler. Veyahut baş edilemeyecek biri olduğuma mı inanıyorlar acaba? Bilemiyorum, bir şey var ama tam anlayamadım. Kardeşim gelsene, bize söylesene, Allah Allah. Gelip korkutsana bir, korkutmaya kalksana yani. Ne, bize de söyle, Allah Allah, bir görelim bakalım. Bir kısmına, “ilmi kariyerini bozarız” diyorlar; bir kısmına, “sana baskı yaparız” diyorlar; bir kısmına diyorlar ki; “git falanca mücahit değerli bir insan,” mesela değerli bir siyasi, “git bunun yerini işgal et, bizim emrimize geç. Emrime geçmek için de bak Baron deden sana yukarıdan üfürecek” diyorlar, “biz de ona üfürüyoruz” diyorlar, “yukarıdan.” Zincirleme bir üfürüm sistemi var, biz sana direkt üfürmeyiz” diyorlar. “Baron sana üfürecek, sen de onun dediğini yapacaksın, o zaman seni bayağı, en yukarılara çıkartırız” diyorlar. Balon mu bu, en yukarıya çıkacak böyle? Biz ne yaparız? Minicik bir iğne batırırız, güm diye patlar, inşaAllah. Aklını başına alsın, samimiyetsiz insana pek tahammül edemiyorum. Dürüst olacaklar, Allah’a, Kitap’a, Türk Milleti’nin bütünlüğüne laf söyletmem; demokrasiye laf söyletmem; sanata, bilime laf söyletmem; güzelliğe, neşeye, hayat doluluğa laf söyletmem; Türkiye’nin bütünlüğüne laf söyletmem, Atatürkümüze laf söyletmem, devlet büyüklerimize laf söyletmem. Başka? Türk büyüklerine laf söyletmem; Müslüman aleminin büyük mürşidlerine, büyük alimlerine laf söyletmem. Nasıl söyletmem? İşte nezaketiyle cevabını veririm, uygun bir şekilde, anlayacakları dilde, inşaAllah. Kardeşim neşeli olalım, güzel olalım, Allah Allah. Birlikte yiyelim, içelim, sevelim birbirimizi, mutlu olalım. Niye kan akması gerekiyor? Niye kepazelik olması gerekiyor? Ben sevmekten, sevilmekten hoşlanıyorum kardeşim. Allah aşkı dünyayı kaplasın, herkes birbirini sevsin, mutlu olalım. Selam verelim birbirimize, sofraya davet edelim, güzel. Sıra gecesi düzenleyelim böyle sazlı sözlü, inşaAllah. “Hem sazlıca, hem sözlüce” diyor, değil mi? Helale, harama dikkat edelim; kimseyi üzmeyelim, kimseyi kırmayalım. Sevgi benim gıdam kardeşim, ben sevgisiz yaşayamam. Bana “sevgini öldür” diyorlar. Ne yapıyorsun sen yani? Benden sevgiyi alamazsınız. Ben seveceğim, ölürken bile gözümde sevgi olacak benim, inşaAllah. Sevgiden vazgeçmem, Allah aşkıyla ben yanıp tutuşuyorum, inşaAllah.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırız. Ya Allah, bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım, Hac Suresi, 22. Sure, 334. sayfa; “İşte Biz onu (Kur'an'ı) apaçık ayetler olarak indirdik.” Apaçık, kapalı değil. Bakın, yobaz takımı iyi duysun, “apaçık” diyor Allah. “Apaçık ayetler olarak indirdik; şüphesiz Allah, dilediğini hidayete yöneltir.” Dilediğini Mehdi yapar, ‘Hadi’ ismiyle tecelli eder.
“Hiç şüphesiz Allah, iman edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; oradaki elbiseleri ipek(ten)tir.” Dünyada da süslenin demektir bu. Bak, “dünyada sizin, Ahirette yalnızca sizin.” Bak, Allah bizi öyle yaratmış. “Altından bilezikler,” helalimiz olan hanımda biz altından bilezikleri, altından mesela altın kolye, altın küpe gördüğümüzde, inşaAllah hurilerde de öyle göreceğiz, yani garip şekilde kadına yakışır altın. Çok etkiler insanı, içgüdü olarak Allah yaratmıştır, öyle yani. “Ve incilerle” mesela kadına inci müthiş yakışır, yani bilinçaltımızda bir histir, bilinçaltımızda Allah onu vermiş. Nihayet şöyle küçücük bir şey, sedef kaplı gibi bir şey, ama bir yerden tanıyoruz, bir yerden tanıyoruz. İşte Cennetten tanıyoruz. Onu gördüğümüzde çok hoşumuza gidiyor. Bütün Cennet hanımları öyle süslüdür. Cennet hurileri, hep acayip güzeldirler, acayip inşaAllah. Herkes helaliyle, mesela helali değilse, yani Allah, ona ait değilse sadece seviyor, ama şehvet duymaz, öyle yaratılıyor. Yani şehvet duymayayım diye özel çaba sarf etmesine gerek yok. Bakın şehvet duymayayım diye özel olarak çaba sarf etmesine gerek yok, zaten duymuyor. Ancak helaline Allah orada veriyor o şehveti, sadece o duyuyor. “Yalnızca eşlerine dikmiş” diyor, “gözlerini yalnızca eşlerine dikmiş.” Oradaki hanımlar başkalarına da bakıyor, onlara da bakanlar var, ama sağlam, duymuyor. Onun sadece manevi yönünü seviyor orada. Güzel ahlakını, yiğitliğini, kahramanlığını, sabrını. Orada herkes ittifak halinde. Mesela “mücahide kardeşimiz” diyoruz, nedir? Küfre karşı mücadele etmiş, iffetini korumuş, aklını korumuş, Kuran okumuş, İslam’ı yaymış, namazını kılmış, hepsini yapmış. “Hay benim aslanım” diyoruz, o yönüyle seviyoruz. Şehvet insanın aklının ucundan dahi geçmiyor. Elhamdülillah. Ama helalini gördüğünde şehvetin en yükseği veriliyor. Yani dünya şehveti onun yanında nokta kadar belki kalıyor yani. Olağanüstü bir güç olarak veriliyor. Bu arada tabii aklı evveller utanıyor, Cennetteki şehvetten utanıyor. Halbuki Allah gayrimeşru cinselliği çirkin görmüştür. Cinsellik sevginin ifade şeklidir, en yüksek sevgi ifade etme şeklidir. Cinselliğin özelliği budur. Sevgi değil mi cinsellik? Bunun çirkin olan kısmı fahşa olan, fuhuş olan kısmıdır, gayrimeşru olmasıdır. Mesela bak, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) müthiş kadınlara karşı istekli ve sevgi doluydu. Bütün kadınlar evlenmek istiyorlardı Resulullah (s.a.v.) ile. Münafıkları bu kudurttu, delirdiler. Dediler ki, “böyle Peygamber mi olur” dediler, haşa. “Pazarlarda geziyor, yemek yiyor”, aslında o dedim ya ayetin nezaketidir. “Cinsel ilişkide bulunuyor” diyorlar. “Sürekli eşleriyle beraber, bu nasıl oluyor? diyorlar ve “sürekli hanım alıyor” diyorlar. “Biz” diyorlar, “tamamen çekildik. Bak görüyorsunuz, üzerimizde bir çul, Dırar Mescidi’nde sabahtan akşama kadar namaz kılıyoruz” diyorlar. Sakal göbeğe kadar münafıklarda, sarık on iki metre, “bir de Peygamber (s.a.v.)’e bak, o hep nefsinin peşine düştü” diyorlar. “Bu evlenme işini durdursun” diyorlar, “kadınları kendine şey yapması, onlarla beraber olması, cariye alması, bunu durdursun.” “Gidiyor, bir de halasının kızıyla evleniyor” diyorlar, yani “amcasının kızıyla da evlenmeye kalkıyor” diyorlar. “Bu ne yapıyor?” diyorlar. Müşrikler ve münafıkların en rahatsız oldukları konulardan bir tanesi, onların zaten inancına göre bu tamamen yanlış. Bir de “özgür” diyorlar Peygamber, özgür tavır gösteriyorlar. Allah geniş bir liste veriyor, elhamdülillah. “Halanın kızlarını, dayının kızlarını, amcanın kızlarını, hepsini sana helal kıldım” diyor Cenab-ı Allah. “Ayrıca hibe eden ne kadar Müslüman kadın varsa, kendini hibe eden.” “Ya Resulullah (s.a.v.)! Benim etim, kemiğim senin, ruhum da senin, Allah’ın dilemesiyle. Ben kendimi sana hibe ettim. Hiçbir şey istemiyorum, ne mehir istiyorum, ne bir şey, Allah rızası için beni kabul edersen seninim. Almazsan da seninim” diyor. “İster al, ister alma, hibe ettim ben kendimi sana” diyor. Cariye hanımlar, oradan buradan gelen böyle, annelerimiz dünya güzeliydiler. Dünyanın çeşitli ülkelerinden, her yerden geliyorlardı. Resulullah (s.a.v.) da aşık, Allah aşığı, gördü mü güzelliklerini, “aldım gitti” diyor, maşaAllah. Helal olsun benim güzel dedeme, benim nurlu dedeme, benim aslanlar aslanı dedeme, inşaAllah. Münafıkları kavurdu, yaktı, pişirdi bu ayet, öldürdü yani böyle, kıvrandırdı. 1400 seneden beri kıvrandırıyor. Allah kıvrandıra kıvrandıra öldürsün münafıkları. Yaktı onları yani, acayip acı çektiler. Bunlara olacak, bunlara her şey serbest. Peygamber (s.a.v) olunca, “haşa ya, olur mu öyle şey?” diyor. Senin ne özelliğin var aşağılık? Senin ne özelliğin var da sana helal oluyor da, benim nur gibi Peygamber olan dedeme, Allah’ın güzel nur tecellisi Peygamberim (s.a.v.)’e helal olmasını istemiyorsun sen, be hey alçak? Niye hazmedemiyorsun? Bak annelerimle Cennetteler şu an, benim nur annelerimle. Helal olsun onlara, tercihlerinden dolayı da tebrik ediyorum onları. Hz. Ayşe annemiz gencecikti, gencecik, dünya güzeliydi benim annem. Peygamberimiz (s.a.v.) yaşlıydı, maşaAllah, Allah için gitti evlendi ve Peygamberimiz (s.a.v.)’e aşıktı. Allah’ın tecellisi, böyle eriyordu ruhu. Sonsuza kadar onunla beraber, sonsuza kadar. Ne büyük nimet, ne büyük nimet. Allah’ın “Habibim” dediği, Allah’ın sevgili Peygamberiyle (s.a.v.) ki bütün Peygamberlerin üzerindedir. Sonsuza kadar, bak sonsuz ne demek biliyor musun? Katrilyon çarpı katrilyon değil, çok daha uzatsan da bitecek gibi değil, sonsuz hayatta beraber.
HarunYahya.TV’den devam ediyoruz. Var mı senin diyeceğin bir şey?
SUNUCU:Yarınkini hatırlatabiliriz Hocam. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo, Gaziantep Olay TV ekranlarında takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.TV internet sitemizden devam edeceğiz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...