SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Gaziantep Olay TV, Adana Ceylan CRT TV ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Haberhilal.com, Haberaktuel.com, Selamhaber.com ve Sekizsutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoşgeldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam, diye sözü size bırakıyorum.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Taha Akyol’un bir açıklaması olmuş Hocam; onunla başlayalım mı?
ADNAN OKTAR:Allah Allah, hayırdır. Başlayalım, hadi bakalım.
OKTAR BABUNA:“MHP inandırıcılığını yitirdi. 1980 öncesinde MHP Genel İdare Kurulu üyeliği yapan, partinin yayın organı Hergün'de yazan, o günden beri de mesleğini akademik bilgiyi dikkate olarak sürdüren usta gazeteci Taha Akyol konuştu” diyor. “MHP görmelidir ki Türk milleti sert üslubuna ve hain söylemine itibar etmedi. Bu sonucun nedenini düşünmeli, Türkçü yazarları okumalı, Osmanlı'ya atıf yapmalı” diye devam ediyor açıklamasına Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani ne demek istiyor sonuçta?
OKTAR BABUNA:MHP’nin tabanını kaybettiğini, küçüldüğünü ve bunun da sebeplerini kendince, güya, kendince yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:MHP, Türk-İslam Birliği’ni savunan insanların bir araya geldiği bir parti. Küçülmez, hiç merak etmesin. Hiçbir şey olmaz. MHP aslandır, hiçbir şey olmaz. Başka ne var?
OKTAR BABUNA:“Kurtulmuş Erbakan’ı topa tuttu” diye bir haber var Hocam. Burada aleyhinde konuşmuş. “Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş; ‘partiyi maalesef milletimiz nezdinden beş paralık haline getirenler kongre salonundan beri bu kötü süreci yönetenlerdir’”. Kayyum kararıyla ilgili olarak da, “bu kararı alanlar, aman ne büyük zafer kazandık falan zannetmesinler, ne büyük bir mağlubiyet içerisinde olduklarını zaten çok yakın zamanda millet kendilerine gösterecektir” demiş, Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani az oy alacaklar, dolayısıyla bitecekler falan mı, diyorsun?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Saadet Partisi’nin bir tabanı vardır. Yani klasik, geleneksel bir tabanı vardır. Çok iyi insanlardır. Evlerde sohbet toplantıları yaparlar, Allah’tan korkarlar, Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü isterler; ama hakikaten çok sıcak bir sevgi vardır birbirlerine karşı muhabbetleri vardır. Ve hiçbir şekilde de dağılmazlar, ayrılmazlar. Mesela ülkücüler de öyledir, MHP de öyledir. Sıcak bir Türkiye sevgisi vardır. Türkiye’nin büyümesi ülküsü vardır. Hiçbir şekilde dağılmazlar. Yani partinin vasfını anlamadıkları için bu şekilde konuşuyor bunlar. Mesela Erbakan Hocamızı çok severler, evlatlarını çok severler, çevresindeki ağabeylerimizi çok severler. Yani bu değişmez. Bunlar zannediyor ki İsviçre’de bilmem ne partisi falan, böyle hani Norveç’te falan partiler hani geliyor, gidiyorlar, alelade olaylar var zannediyor. Halbuki, Anadolu’nun sıcak bağrından çıkmış, sımsıcak Anadolu düşüncesidir bunlar, inşaAllah. Ve kökenini İslam’dan alan düşüncelerdir ve hiçbir şekilde dağılmazlar. Bıraksınlar onu. Bize otuz kere dediler, “dağılacaklar, dağılacaklar”, diye Bilim Araştırma Vakfı. Dağıldık mı?
OKTAR BABUNA:Hiç alakası yok Hocam. Aksine daha da güçlenerek devam ediyoruz her zaman, inşaAllah. Ölene kadar Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, 86’lardan beri ben hep duyarım, işte “dağıldılar, dağılacaklar”. Biz dağıtıyoruz etrafı, değil mi?
OKTAR BABUNA:EvelAllah. Hocam biz sizin yanınızda ölene kadar, inşaAllah. Ahirette de sonsuza kadar sizinle Cennette olmak istiyoruz Allah’ın izniyle, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Darwinistleri dağıttık, materyalistleri dağıttık, Marksistleri dağıttık. Şimdi sıra geldi bölücülere. Onları da dağıtacağız, evelAllah.
OKTAR BABUNA:EvelAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onun için bu edebiyatı bir an önce durdursalar iyi olur, hiç inandırıcı değil. Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:“Lidington: Türkiye, bölgede etkin güç oldu” diye bir haber var Hocam. “İngiltere'nin AB İşlerinden Sorumlu Bakanı David Lidington, Avrupa'nın Türkiye'nin bölgesinde artan etkisini fırsat olarak görmesi gerektiğini belirterek, Türkiye'nin İran gibi Avrupa'nın ulaşamadığı ve iletişim kuramadığı ülkelere ulaşabildiğini söyledi”. Türkiye bölgede etkin güç oldu, diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne yönden?
OKTAR BABUNA:Siyasi, politik, manevi.
ADNAN OKTAR:Manevi yönden, inşaAllah. Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle, güzel ahlakıyla, sevecenliğiyle etkin güç oluyor. Yani bizim paramızdan, pulumuzdan kaynaklanmıyor; tankımızdan, topumuzdan kaynaklanmıyor. Evet Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:“Neden hayır dediler?” diye bir haber var Hocam. “Başbakan, 12 Eylül referandumundaki “Hayır” oylarının nedenlerini araştırmak üzere anket yaptırıyor. “Hayır” diyen seçmenlere “Neden hayır?” sorusu yöneltilerek, endişelerin kaynağı araştırılıyor”. Siz söylemiştiniz Hocam, endişelerini yok edici açıklamalar yapsın diye.
ADNAN OKTAR:Zannediyor ki haşa böyle Başbakanı böyle, Başbakan demeyeyim de AKP’nin zihniyetini biraz Cübbeli mantığı bilinçaltında yatar, yani elinde sonunda onu isterler gibi bir düşüncesi var. Halbuki AKP hakikaten modern bir parti. Hakikaten Kuran’ın berrak ruhuna yatkın ve onu isteyen bir parti. Hakikaten Asr-ı Saadet ruhunu seven bir parti. Yani bağnazlığa ve gericiliğe karşılar. Zaten onu açık açık gösteriyorlar üslup olarak. Öyle bir şeyleri yok. Ben Tayyip Bey’i de eskiden beri takip ediyorum. Bayağı dürüst, Anadolu insanı. Mesela bak duyarsız da değil. Mesela dedik ki “Sayın Başbakanım yani bak tedirgin insanlar var, hemen bunları yatıştıracak güzel bir konuşma yapsan çok iyi olur” dedik. Hiç çekinmedi, çıktı hemen topladı gazetecileri, gayet güzel açıkladı, konuştu. Yani diyor mesela “varsa bir anormal hareket, tavır, “söyleyin” diyor. “Ben açığım, eleştiriye açığım” diyor. Yani ben yapmam, aksini yapmam demiyor ki Başbakan. Yani bu elastikiyet çok güzel. Eleştiriye açık bir insan, katı değil. Mesela özür de diledi. Dedi “Sert tavırlarımdan dolayı özür diliyorum” dedi, değil mi? Yani elastiki tavır gösteriyor. Bu çok güzel. Daha iyi olsun, tamam, o doğru, isteriz tabiî ki. Daha iyi olmasını isteriz. Eleştirin o zaman; ama yıkıcı değil. Hayır yönde, samimi yönde eleştirin yani. Ama iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne kapıyı açsın, işte ellemesin, ondan sonra onlar at oynatsınlar, bırakın bizi rahat yaşayalım. Bu olmaz. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün başı ezilecek. Yani hükümeti çeşitli noktalardan baskıyla bu olaylardan uzaklaştırmaya çalışırlarsa bu oyun tutmaz. Yani iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yolunu açmak için çözümün Başbakana ve hükümete baskı yapmak olduğunu düşünüyorlarsa bu sakat yol, buradan bir yere gidemezler. Çünkü hükümetle yargı ayrı. Yargı bağımsız, değil mi? Savcılar, polis ve hakimler devrede. Yani Başbakan hakimlerin yanında durmuyor ki. Emniyet müdürlerinin yanında da durmuyor. Savcıların yanında da durmuyor. Başbakanlıkta duruyor. Devletin o mekanizması işliyor. Devletin kendini koruma refleksi vardır. Devlet kendini korur. Adamlar, çete çıkmış, devlet içinde bir çete; “ben devleti yıkacağım” diyor. Devlet onu seyrediyorsa o devlet değildir zaten. Devletin kendini koruma refleksi vardır. Mutlaka kendini korumakla mükelleftir. Devlet kendini koruyor, olay bu. Adamlar diyor ki “biz Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti yıkacağız arkadaşlar” diyor. Açık, bak. Yağcıları da ortaya çıkıyor. Adamları da ağız arıyorlar, “sekizi, ona bölsek nasıl olur? Ne diyorsunuz ey vatandaşlar” diyorlar. Ağız yokluyorlar. Bak kaç defa ağız yoklaması yaptılar. Her seferinde ağızlarını kulaklarına kadar yırttık. Adamlar arsız, yine durup durup bir daha soruyor. Yani “ne dersin?” diyor, “elinin körü” diyorum. Ne diyeceğim yani. Allah Allah, istemiyoruz, git. Yani ne kıl adamlar. Hayır, niye bölünsün Türkiye? Kardeşlerimden ben niye ayrılayım? Seviyorum ben insanlarımı, kardeşlerimi. Mardin, Siğirt, Urfa, onlar benim canım. Ben Bediüzzaman’ın evlatlarını, Selahaddin Eyyubi’nin evlatlarını her gün görmek istiyorum, ayrılmak istemiyorum, Allah Allah. Diyor ki, komünist çete; “biz öyle düşünmüyoruz”. Ben oradaki halkımı, oradaki tertemiz insanları katillerin eline verir miyim? Katille adam aynı sofraya oturacak. Benim kardeşlerim tertemiz insanlar. Bir kere katilden tiksinir onlar, rahatsız olurlar. Adam Allahsız, kitapsız, komünist, katil. “Selamun aleyküm” diyor, elinde de karanfille geliyor. “Sofraya oturabilir miyim?” diyor. Git, nereye gidiyorsan git. Rahatsız etme bizi. Bizim milletimizin yakasından gidecekler, değil mi?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Benim milletim sevgiden, efendilikten, Allah korkusundan, Allah sevgisinden hoşlanıyor, dostluktan hoşlanıyor. Niye ayrılsınlar bizden, şu iş mi? Bir de bu çıktı. Ben kardeşim hiç bilmezdik biz ortaokulda, lisede aklımızın ucundan geçmezdi. Akrabalarımız, tanıdıklarımız vardı. Kürt, Laz, Çerkez falan kimsenin aklının ucundan geçmezdi. Yeni çıkarttılar bu modayı böyle. Yani Çerkez dili ben küçükken merak ederdim, öğrenmek isterdim, ama benim ana dilim Türkçe kardeşim. Her yerde kullanılan ana dil. Bu vatanın dili yani, vatanımızın dili. İnsan kendi vatanının dilini öğrenmekten kaçınır mı?
OKTAR BABUNA:Kaçınmaz.
ADNAN OKTAR:Ne istiyorsunuz yani? Ben bak söylüyorum, Güneydoğu’daki insanlarımız efendi insanlardır. Böyle itten, kopuktan çok rahatsız olurlar, çakaldan çok rahatsız olurlar, katilden rahatsız olurlar. Aynı sofrada oturmak istemez. Aynı evde kalmak istemez. Bu işkenceyi yapmayacaklar. Yapmışlar bir münasebetsizlik, çekip gitsinler yani. Yahut adam olsunlar, düzeltsinler kendilerini yani. Anlaşıldı mı? İyilik yapacaklarsa Türk-İslam Birliği’ni desteklesinler. Bu kadar yani. Yani o milletin, insanlarımızın mutlu olmasını istiyorlarsa, İttihat-ı İslam’ı desteklesinler. Hep birlik, beraber olalım. Dünyayı da kurtaralım, kendimizi de kurtaralım. İnsanlar rahat etsin.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak, o çakallar, Amerikalı o it kopuk ne diyor o herifler? “Adam öldürmek çok zevkli” diyor,
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, burada var. “Savaş seksten çok daha güzel” diyor. Afganistan’da görevli Norveç askerlerinin açıklaması bu. Tarif ediyor Hocam. “Düşmanınıza odaklandığınız an çok heyecan verici. Özellikle de nişan alıp onu vurduktan sonra o ilk kanın etrafa saçılma anını yavaş çekimde yaşanıyormuş gibi hissediyorsunuz. Şansınız yaver giderse de bana bu sene olduğu gibi, bir Taliban askerini boynundan vurup, ardından sevinç nidaları atıyorsunuz” dedi.
ADNAN OKTAR:Sen oku bakayım. Bu çok hayati bir konu. Oku, başından oku.
OKTAR BABUNA:“Afganistan’da görevli Norveç askerlerinin Norveç’e yayınlanan erkek dergisi Alfa’ya verdikleri röportajda ‘Savaş seksten daha güzel’ sözleri, ülkede tartışma yarattı. 1 Ocak’ta yayınlanacak sayısı için geçtiğimiz Ağustos ayında, cepheye giderek askerlerle birebir röportaj yapan Alfa dergisi, askerlere savaşın onlara ne hissettirdiğini sordu. Bunun üzerine askerlerden biri ‘sevişmeden üç ay cephede nasıl durduğumuzu soruyorlar, belki bu kulağa aptalca gelebilir ama savaşmak seksten daha güzel’ derken; bir başka asker ise ‘düşmanınıza odaklandığınız an çok heyecan verici. Özellikle de nişan alıp onu vurduktan sonra o ilk kanın etrafa saçılma anını yavaş çekimde yaşanıyormuş gibi hissediyorsunuz. Şansınız yaver giderse de bana bu sene olduğu gibi, bir Taliban askerini boynundan vurup, ardından sevinç nidaları atıyorsunuz’ dedi. Norveç Savunma Bakanı Grete Faremo ‘eğer askerler gerçekten böyle konuşmuşlarsa burada bir etik sorunu vardır’ dedi. Afganistan’daki orduların işinin oradaki güvenliği sağlamak olduğunu da sözlerine ekleyen Faremo zaten ordu kültürü üzerine soruşturma başlattıklarını açıkladı”.
ADNAN OKTAR:Şimdi buradaki olaya baktığımızda genel belanın, genel deccaliyetin, bir özetini görüyoruz. Yani netleşmiş bir özetini görüyoruz. Cübbeli ne diyor? “İttihat-ı İslam’a gerek yok. Ne olur ne olmaz, diyor; ya Adnan Hoca çıkar da Mehdilik iddia ederse” diyor. Bak, adamın Allah’ın emrini, farzı, dünya çapında, Türkiye çapında yapmasını engelleyen şey bana olan hasetliğiymiş. Gece gündüz yemin ediyorum, daha nasıl söyleyeyim? “Benim böyle bir iddiam olmayacak” diyorum. Daha nasıl söyleyeyim yani? Yazılı demeç, yazılı belge mi vereyim yani?
OKTAR BABUNA:Yüzlerce kere söylediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii. “Ben İttihat-ı İslam’ı istemiyorum, özetle. Türk-İslam Birliği’ni istemiyorum” diyor. İstemezsen işte bu olur. Ve bunun teşvikçisi, zeminini hazırlayanı olursun. O zaman bu adamlardan farkını bana bir söyleyin. Yani kurtuluş elindeyken, kurtulma yolu açıkken, çok kolayken, çok çok kolayken. Bir kelime diyecek ki; “ben Türk-İslam Birliği’ni istiyorum. İttihat-ı İslam’ı istiyorum. Müslümanlar birleşsin. Bu fitne, bu deccaliyet kalksın” diyecek. Adam diyemiyor. Diyor; “mazaAllah Adnan Hoca Mehdi’yim diye ortaya çıkarsa” diyor. Kardeşim, sana Allah hidayet versin. Sen ne konuşuyorsun? Gece-gündüz, yüzlerce kere yemin etmiş bir insana bunu tekrar tekrar söyletmenin alemi ne, değil mi? Yani neden inanmıyorsun? Kardeşim, velev ki dediğimi farz edelim. Yani ne kadar acayip bir şey bu. Ne fark eder bu, yüzlerce insan söylüyor.
OKTAR BABUNA:Evet, alenen söylüyorlar.
ADNAN OKTAR:Yani neyi fark ediyor? Biz İslam’ı tebliğ etmeye devam ediyoruz. Ben mesela falanca falanca falanca Hoca Mehdilik iddia edecek diye Mehdiyeti anlatmaktan, İttihat-ı İslam’ı anlatmaktan, Türk-İslam Birliği’ni anlatmaktan geri mi duruyorum?
OKTAR BABUNA:Tabii ki durmuyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu Allah’ın emri. Ben bir şahsın, ya şöyle yaparsa, ya Mehdilik iddia ederse diyerek Allah’ın en büyük farzını terk edebilir miyim. Kim terk edebilir bunu? Mesela diyeceğiz ki biz “beni kınarlarsa namaz kılmam o zaman”, “beni ayıplayacaklarsa oruç tutmayacağım o zaman”. Buna benziyor, bu. Sen Allah’ın emirlerini, farzlarını bir kişinin bir de; muhtemel ya olursaya göre Allah’ın en büyük farzını dünya çapında terk etmiş oluyorsun. Dünya çapında yapılması gereken bir ibadet. Terk etmiş oluyorsun. Şimdi bak, bu askerlerin psikopat ruhunu da bu göstertiyor. Şimdi Faremo, bak ne diyor? Etik tetik bilmem ne, ipsiz sapsız konuşmalar. Desene ahlaksızlıktır, alçaklıktır, kahpeliktir. Yani bu sapık çakalları, bak etikle açıklıyor olayı. Görüyor musun? “Etik değil” diyor. Yani bunların ne mal olduğu belli. Türk-İslam Birliği olduğunda bu çakallar böyle alçakça, şımarık hareketleri tahayyül dahi edemezler. İt gibi korkaklar yani. Asla yapamazlar. Gidip biz bunları tabii sille-tokat döveceğimizden değil. Kardeşim, güç sahibi olduğunda güç titretir adamı. Yani gücü olmayan bir insanın tevazu göstermesi o kadar etkili olmaz. Gücü olan bir insanın affetmesi önemlidir. Yakıp yıkabilecek güce sahip olursun, affedersin. Yakıp yıkacak güce sahipsindir; şefkat gösterirsin. Bu zaman değerli olur. Sen zaten acizsen senin gösterttiğin tevazuyu adam dinlemez. Senin gösterdiğin, “ben seni affediyorum” dese adam, adam “kulağını kesiyorum” diyor. Parmaklarını kesip, saklıyor adam. Adamın, birbirlerine arkadaşlarının hediyesi. Diyor; “Taliban askeri’nin parmağını hediye ediyorum”. Kolye olarak kullanıyor adamlar.
OKTAR BABUNA:Eve kuru kafa götürüyorlarmış.
ADNAN OKTAR:Bir de adamlar orada zaten o Afganistan’daki genç kızları, kadınları falan yani genel olarak hepsini kullanıyorlar. Ve bunun sorumluluğunun hepsi Müslümanların boynunun üstünedir. Yani bu, Müslümanların namusuna çok ağır şekilde dil uzatılmış ve eylem yapılmış durumda şu an. Bütün Müslüman alemine yani. Irak’ta da, Afganistan’da da. Hepsinin boynunun borcudur. Kardeşim, siz Allah’tan sedece diyeceksiniz ki; “Ya Rabbi bize İttihat-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni ver”. “Olmaz, adetullaha aykırı” diyor. Kardeşim, küfür oluyor, Amerika gidiyor, bak kabadayılık yapıyor. Ufacık bir ülkedir Amerika. He yere gidiyor, kabadayılık yapıyor. İnançla ilgilidir; Evanjelik inancından kaynaklanıyor. İnancı olmasa gitmezler adamlar oraya. Bir avuç evanjeliğin inancından kaynaklanıyor. Bak, “iman ediyorsanız siz güçlüsünüz” diyor, Allah. Bak “gevşemeyin, üzülmeyin, eğer iman etmişseniz siz güçlüsünüz” diyor. Adam iman edemiyor kardeşim. Bizim diyor; “gücümüz yetmez, adetullaha aykırı”. Bediüzzaman diyor ki; “bir saniyede Allah denizin fırtınasını teskin eder. Bir saatte kışı ortadan kaldırır. Allah’ın gücü tamdır” diyor. Kardeşim, İslam ülkelerinin orduları çok mükemmel. İnsan gücü de çok mükemmel. Halk da istiyor. Kardeşim, gidin Irak’a sorun; “İttihat-ı İslam’ı ister misin arkadaşım?” deyin. Yani en fazla yüzde 1’i karşı çıkacaktır. Türkiye’de komünistler bile kabul eder. Kardeşim, “İttihat-ı İslam olacak, Türk-İslam Birliği olacak, ama demokrasi, barış, kardeşlik, özgürlük olacak. İstediğiniz gibi yaşayacaksınız” diyorsun.
Ben Cübbeli’nin kafasını demiyorum. O felaket o, Allah vermesin. Yani o, çok çok büyük bir felaket ve asla yaşamayacak bir sistemdir, asla yani. Asla da müsaade etmeyeceğimiz bir sistemdir, inşaAllah. Asr-ı Saadet dışında bir modeli asla kabul etmeyiz, inşaAllah. Şimdi, bu insanların yaptığı bu alçaklığın, kahpeliğin sorumluluğunun bütün Müslümanların üstüne olduğunu anlamamak mümkün değil. Çünkü bak, Afganistan’daki genç kızlar bizim çocuklarımız, bizim evimiz orası; bizim evimize saldırdılar. Irak da bizim evimizdi, bizim evimize saldırdılar. Oradaki kardeşlerimiz, bacılarımız, kızlar bize aittir, bizim kardeşlerimizdir, annelerimiz de bize aittir. Irak’ta da cayır cayır asıp kesiyorlar adamları. Buna karşı alınacak şey ne biliyor musun? Kuş tüyü yatağında adam, sokağa çıksın bağırsın da demiyorum. Mesela Cübbeli veya onun benzeri Şaşar Beşer, Faruk Beşer. Veyahut Osman Ünlü bu yüzyıl da hemen çünkü bak acil durum var. Genç kızlarımızın ırzına geçiliyor, insanlarımız gece gündüz tavuk boğazlanır gibi boğazlanıyorlar. Ve adamlar da söylüyor, “kolye yapıyorum, var mı diyeceğin” diyor, değil mi? Hemen bak acil. “İttihad-ı İslam’ı istiyorum. Türk İslam Birliği’ni istiyorum” diyecekler. Kardeşim bir şey yapsın da demiyorum yani oturup uğraşmasına gerek yok. Sadece çıkıp söyleyecek bunu Faruk Beşer. “Türk İslam Birliği acildir” diyecek. Osman Ünlü çıkıp “acildir” diyecek. Adam gevrek gevrek, gayet sakin cigarasını tellendirerek anlatıyor, değil mi? Gayet sakin “daha 1000 sene var. Çok rahat edin” diyor, 1000 sene. Öbürü de diyor ki; “570 sene var. İslam ahlakının hakimiyetine. Çok rahat edin” diyor. Öbürü “5 milyar yıl var” diyor evrimci dede. O, en ilginçleri o.
Şimdi kardeşim burada, bu konunun acilliğini anlatmam için daha ne detay vereyim yani, değil mi? Peygamberimiz (s.a.v.) hadisler de bunu belirtiyor, açıklıyor hepsini izah etmiş. Bütün alametler oluşmuş, kardeşim alamet istiyorsunuz alamet oluşmuş. Ne istiyorsanız var, İslam’ın, Müslümanların birleşmesi için her türlü ortam hazır. Ayrıca İsrail’in de karşı olduğu da yok, öyle bir şey de yok. Diyorlar ki; “Yahudiler tozumuzu çıkarıyorlar” bir de onlardan korkuyorlar. Sen Allah’tan kork, sen ne Yahudi’den korkuyorsun yani. Ben görüştüm Yahudilerle. Adamlar istiyorlar, yani öyle bir şey yok. Kardeşim adam özgür olacak niye istemesin? Devletini garantiye almış oluyorsun. Hayatını garantiye alıyorsun, ticaretini garantiye alıyorsun, ibadetlerini garantiye alıyorsun. Adam sana niye musallat olsun? Niye rahatsız olsun yani? Dolayısıyla zaman zaman kardeşlerimizin bu konuda birbirlerini bilgilendirmesi, uyarması, sessiz kalmaması çok hayati, çok önemli, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah. Sizin söyledikleriniz, zaten çok etkili oluyor, maşaAllah, dünya çapında. Bir örnek olarak da inşaAllah, Hocam. Hep söylüyorsunuz, Türk İslam Birliği’nin özellikle vurguluyorsunuz, ittihad-ı İslam’ı. “Türkiye, İslam Birliği’nin temelini atıyor” diye haber var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bugün mesela çok hayatidir bugünün haberi olması.
OKTAR BABUNA:“Türkiye” diyor, “İslam Birliği’nin temelini atıyor” inşaAllah.
ADNAN OKTARYeni Şafak Gazetesi Yazarı, Hakan Albayrak.
OKTAR BABUNA:Ve gelişmeleri yazmış Hocam. Bundan on sene evvel mesela örnek olarak; “Türkiye ile Suriye henüz birbirini yoklamakla meşguldü” diyor. “5 sene önce Türk ile Lübnan arasında kayda değer bir ilişki yoktu”, böyle anlatmış”Bundan 10 sene evvel Türkiye ile Suriye henüz birbirini yoklamakla meşguldü. Bundan 5 sene evvel Türkiye ile Lübnan arasında kayda değer bir ilişki yoktu. Bundan 2 sene evvel Türkiye ile Ürdün arasında vizelerin kaldırılması gibi şeyler söz konusu bile değildi. Bundan 1 sene evvel Lübnan ile Suriye arasında kan davası vardı. Bundan altı ay evvel Ürdün'ün Suriye ile aynı 'pakt'ta yer alması hayal bile edilemezdi. Cenab-ı Hak, 100 yıllık zaman kaybını bir an evvel telafi etmemiz için zamanı hızlandırdı adeta. Bölgesel entegrasyon süreci başdöndürücü bir hızla ilerliyor” diyor haberde. Siz Hocam 2008 yılının Temmuz ayında Kordon Tv’ye diyorsunuz ki; 2 sene önce. “Yani Türkiye’nin ağırlığını koyup, direkt abi konumunda hatta bütün Ortadoğu’nun, bütün İslam ülkelerinin lideri konumuna gelmesi lazım ve sözü geçen bir lider olarak. Çünkü, Türkiye, çok aklı başında insanların samimi insanların bulunduğu bir ülke. Çok vicdanlı insanların olduğu bir ülke, ordusu mükemmeldir. Çok çok vicdanlıdır, böyle kılı kırk yarar, çok iyi eğitimlidir. Yani Türkiye’nin burada ortaya çıkıp, bir manevi lider olarak, ortaya çıkarıp gerekirse , bu agabeyliği yerine getirmesi gerekiyor. İslam ülkelerinde ve Türk devletlerinde de. Yani Türk-islam Birliğini acil olarak oluşması bütün bölge için şart”. 2 sene önce söylüyorsunuz Hocam bunu, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hakan Albayrak ne diyor?
OKTAR BABUNA:Zaten o da diyor; “2 sene önce böyle bir şey, mümkün değildi” diyor.
ADNAN OKTAR: Başından itibaren al, en baştan al.
OKTAR BABUNA:“Yeni Şafak gazetesi yazarı Hakan Albayrak, alternatif Ortadoğu dörtlüsü toplantısını yazdı. İşte Albayrak'ın İslam Birliği'nin nüvesi olarak gördüğü toplantı:‘Nasıl ki Fransa-Almanya entegrasyonu Avrupa Birliği'nin çekirdeğini oluşturuyorsa, Türkiye-Suriye entegrasyonu da Ortadoğu çapında bir birliğin çekirdeğini oluşturacaktır" deyip duruyorduk, ama bu kadar az zamanda bu kadar çok yol alınabileceğini doğrusu tahmin etmemiştik” diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir bildiğim var mıymış? Diyorum ki; “bak bir bildiğim var. İttihad-ı İslam kesin olacak, Türk İslam Birliği olacak ve 10 yıla kadar olacak” diyorum. Adamlar olur mu ki diyor? Kardeşim gözümün içine sen dikkatlice baksana, değil mi? Benim gözlerim diyorum; deler geçer yani. Net konuşuyorum. Ben hikaye anlatmadım. Yüzde yüz emin olduğum bir şeyi söylüyorum. Bak, ispatıdır bu işte.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah ”Baş döndürücü bir hızla ilerliyor” diyor. Hiç mümkün değildi öyle bir şey.
ADNAN OKTAR: “Tahayyül edemezdik” diyor.
OKTAR BABUNA:Ki siz, yirmi senedir, otuz senedir söylüyorsunuz. Yani ben orada iki sene öncesinin örneğini verdim ama sizin bu fikirlerinizi yirmi sene, otuz senedir söylüyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: 60’larda, 70’lerde akıllarından bile geçmiyordu insanların. 80’lerin. İki yıl önce stardı verildi. Bak benim konuşmamla başladı.
SUNUCU: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz vizeler kalkacak demiştiniz Hocam. Hayal bile etmiyordu kimse büyük bir sessizlik olmuştu. 67 ülkenin vizesi kalktı şu anda.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne diyorsak o. EvelAllah, inşaAllah. Yani milletim beni iyi takip etsin, inşaAllah. Başka Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:“New York’un göbeğinde namaz” diye bir haber var Hocam. “ABD’de her sene geleneksel olarak düzenlenen Müslüman günü geçit töreni başlamadan, hemen önce yüzlerce erkek New York sokaklarında namaz kıldı” diyor. Bu da resmi Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Amerikalılar da çok sevimli, büyük bir dikkatle bakıyorlar. Ama tabii onlara Amerikalılar, Amarikalıları ben çok severim halk olarak çok seviyorum. Çok şefkat duyduğum insanlar. Katilleri değil. Bazı cins tipler bana diyor, “nasıl seviyorsun”, ben Amerika’nın halkını seviyorum. Çocukları oradaki, anneleri, dedeleri tertemiz insanları seviyorum, katilleri demedim ki sana. Hoş insanlar, güzel insanlar, onlara nasıl şefkat gösterileceğini, ne kadar sevgi göstereceğini anlatmak lazım. Bazı cahil Hocalar ağızları kan çeşmesi, ağzından böyle oluk oluk kan akıyor adamın. Hani patlamış böyle su borusu oluyor bazen şey gibi su fışıkırıyor. Onun da ağzından kan fışkırıyor. Bir de bu kan edebiyatını yapanlar da çok korkak tipler ayrıca. Kan görse bayılır ayrıca. Tabii, böyle muhallebi tazesi bunlar yani. Bunlar oda mücahidi, böyle dört tarafı kapalı oda olacak. Ondan sonra şöbiyetini yiyecek, tatlısını yiyecek falan. Vantilatör falan da çalışacak. Orada bu ağzından böyle kan akıtıyor. Diyorum yani, bir parça elinden, bir yerinden bir parça kan aksa küt bayılır. Bu densizlere bak otuz kere söyledim, Peygamberimiz (s.a.v.)’in emri var. Vahiyle emrediliyor. Mehdi (a.s.)’ye emri, bak. Peygamberimiz (s.a.v.)’e söylüyor, Cenab-ı Allah, Cibril kanalıyla. “Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak” diyor. Kardeşim şimdi bunun aksi nasıl yapılabilir? Farz olmuş oluyor bu. Peygamber emri, yani Peygamber (s.a.v.)’e Allah emrediyor. Ve farz olmuş olur. “Kan akıtmayacak” diyor, kan akıtamassın. “Uyuyan kişiyi uyandırmaz“ diyor. Çok iyi davranmakla mükelleftir. Olağanüstü titiz, “burnu dahi kanamayacak” demek ne demektir? “Yolda bile çok dikkatli yürüyeceksin” demektir. Kolun dirseğin bile çarpmayacaktır. Demek ki çok yoğun bir şefkat ve sevgi hakim olacak, şimdi bunu Amerikan halkına anlatmak lazım. Şimdi bu kan arazözü Hocalar var. Ağzından kan fışkırıyor böyle, anlaşıldı mı? Bu kan arazözleri böyle orada burada geziniyorlar, kendi gezinmese de fikri sözleri geziniyor. Bu avanakların ağzından nur akmasını sağlamak lazım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: O zaman Amerikan halkı da büyük bir coşkuyla hem İslam’ı isteyecektir, hem de İttihad-ı İslam’ı çok isteyecektir. Çünkü bir kurtuluş olduğunu bilecektir. Üst düzeyde anladılar, fakat halk bilmiyor. Danimarka, Norveç’leri falan tir tir titriyorlar bu kancı tipler yüzünden, bu kan arazözlerin yüzünden. Çünkü adam sakal göbeğine kadar. Adamı normal bir adam zannediyorlar. Yani çünkü “Ben Müslümanım, Müslüman böyle olur” diyor adam. Adam da inanıyor, Kuran’da şefkatten, merhametten bahsediyor Cenab-ı Allah. Asıl olan insanı yaşatmaktır dinde.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Bak ”bir kişiyi hayata döndürmek, hayatı yaşatmak, bütün dünyayı kurtarmak gibidir” diyor, Cenab-ı Allah. Ayet var. Niye ölsün insanlar, yaşasın inanlar, güzel olsunlar, iyi olsunlar. Onun için bu kancı Hocalara bu hadisleri ezberlettirelim. Gitsin anlatsınlar orada, burada insanlara. Böylece yaptıkları tahribatı en az seviyeye getirelim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Nazlı Ilıcak’ın bir açıklaması var Hocam. “Saadet Partisi’nde kazanan, kaybeden” diyor. Numan Kurtulmuş’un kişiliğinden bahsetmiş. “Gönül isterdi ki, Erbakan ve arkadaşları siyasi sürece, böylesine ağır bir müdahalede bulunmasınlar. Ve Fatih Erbakan’da ortalara çıkıp konuşmasın. Demek insan işin içindeyken soğuk kanlı düşünemiyor. Malesef Erbakan darbelerin yapamadığını yaptı ve davaya büyük zarar verdi. İstediği sonuca ulaşabilir mi? Mümkün değil” İşte demiş, parti başkanlarını açıklamış. “65'i Numan Kurtulmuş'un arkasında duruyor. Olağanüstü Kongre'de Numan Kurtulmuş kadrosuyla birlikte gene yönetime seçilir, ya da başını alıp gider, bir başka parti kurar. Bu ikinci şıkta ilk adımlarda biraz zayıflar ama, er geç taban onun etrafında toplanacaktır” demiş.
ADNAN OKTAR: Nazlı Anne’ye ben diyorum ki; Nazlı Annemize. O böyle nazlı nazlı gezinsin, nazlı nazlı otursun. Bilmediği işlere pek yaklaşmasa güzel olur. O güzel burnunu öyle şeylerin içine pek gereksiz yaklaştırmasın. Daha önce de benimle röportaj yapmıştı. Ben dedim ki; “Türk milletindenim, İslam ümmetindenim” dedim. Bu tabii, bu yazı ilgili yerlere gitti. Tabii biraz gariptir bu olayın kökeni. Yani ben kökeninde biliyorum olayı da, zamanı gelince açıklarım, Nazlı Hanım’ın gazetesinde yayınlandı. Sonra bizi emniyetten Doğan Ağabey aradı beni, rahmetli beni seven bir ağabeyimizdi. “Hocam bir gelsene. Seninle ilgili bir şikayet var” dedi. Yani tabii nezaketiyle, beyaz bir Renault’a bindik. Böyle Orhan Gencebay dinleyerek gittik. Ağabelerimizi alıp götürdüler, her zaman olduğu gibi mutat üzere. Dedi ki, “Hocam, savcım seninle görüşmek istiyor. DGM savcım” dedi. Normalde emniyette alıyorlardı ifadeyi. Şimdi savcı işi sağlama bağlamış mübarek. Çünkü o zamanlar avukat yok bilmiyorsun yani ne suç; ne suç değildir. Mesela ben desem ki; “o ifadeyi, ben böyle bir konuşma yapmadım” desem tutuklama olmaz. Hayır konuşmada zaten bir şey yok. Ben Türk Milletindenim, İslam ümmetindenim. Doğrudur zaten, değil mi? Ama diyebilirdim yani, “ben bu konuşmayı yapmadım” diyebilirdim. Yani en azından “bir band çözümlerine bakayım” diyebilirim, o anda tutuklama olmazdı. Sonra da zaten bilir kişiye gidecek konu hallolacak, inşaAllah. Şimdi direk savcıya gidince ben zaten olayı anladım, ilginç bir durum olduğu anlaşıldı. İstanbul DGM, o Gülhanedeki oraya gittik. Tek bir tane savcı var. Savcıyla görüştürdüler, ben ne olduğunu da anlamadım savcıyla anlattım, sonra “hakim beyin yanına gidin” dediler. Ben de zannettim ki, hakim de ordan “hadi git işine bak” falan. Çünkü alışıktık, ben haftada 8 gün 9 gün sürekli emniyete gidiyordum. Savcının karşısına çıkıyorduk. Oradan hakime sevk ediyorlar, hakim de “hadi git” diyordu, gidiyorduk. Yani yüzlerce kere olan olaylardan bir tanesi zannettim. “Bu ifade senin mi?” dedi, yani “Türk kavmindenim, İslam milletindenim, dedin mi?” dedi. “Evet, dedim” dedim. “Tamam” dedi. “Yaz şimdi kızım” dedi oradaki katibe; “sanığın tutuklanmasına...” dedi. Ben, “çok özür dilerim, niçin?” dedim. “Sana anlatırlar cezaevinde” dedi. Tam anlamadım, ben zannettim orada DGM’de orada bir yerde tutulacağız zannettim. Yani konuyu da anlamadım, oradan kelepçelendik falan, doğru Bayrampaşa’ya. 9 ay hücre hapsi. 10 ay akıl hastahanesi. Annemizin de orada tabii gazetesinin güzel faydası olmuş oldu. Annemizi çıkarttılar, annem “ben ifademi yazılı vereceğim, teşekkür ederim” dedi böyle. “Hadi sen git kızım” dediler. Halbuki yayınladığı için onun da tutuklanması gerekiyor eğer bu suçsa. Benim kanaatime göre tabii, ama mahkemenin kararına tabii bizim saygımız var. Mahkeme doğru olanı yapar, yani bir bildiği var. Yani ben öyle olması gerektiğini düşünmüştüm. Ama mahkemenin kararı daha doğruydu tabii. Güzel olanı onlar yaptılar. Yani ben bir kadının zaten tutuklanmasını istemem. Ve mahkemede orada haklı olarak; öyle bir güzel tavır gösterdi. Nazlı annemiz, nazlı nazlı evine gitti. Biz de oradan Bayrampaşa’nın yolunu tuttuk o devirde, inşaAllah. Eline sağlık, teşekkür ediyoruz, kim ilgilendiyse kim faydalı olduysa. 19 aylık serüvenden sonra yeniden normal hayatımıza başlamıştık. Aynı savcı dedi ki; “burada suç unsuru yok” dedi 19 ay sonra. “Pardon” dediler. Tabii “gidebilirsin, evine hadi git evladım” dediler. “Allah razı olsun, teşekkür ederiz” dedik 19 ay sonra. 10 ay azılı akıl hastalarının içerisinde yaşadık. Adli bir karar yok. Bak şimdi akıl hastanesine sevk için mutlaka mahkum olmak gerekiyor. Ki cinayet suçu olması gerekiyor. Cinayet olduğunda akıl hastahanesine gönderiyorlar, yoksa bırakırlar zaten. Ben cinayet de işlemedim. Bir suç da işlemedim ayrıca. Bir şey de yok, verilmiş bir hüküm de yok. Buna rağmen; mahkeme Allah razı olsun, ellerine sağlık, onlar doğru olanı yapıyorlar, biz onlara her zaman saygılıyız. Beni sevk ettiler. Baktılar 10 ay az bir şey zaten. Kanuni süre de doluyor, 12 ayda.
Yıldırım Aktuna’nın karşısına çıkardılar “öp Yıldırım Aktuna’nın elini” dediler. Ben “çok özür dilerim, ben el öpmek istemiyorum” dedim, “yok yok öpersin öpersin” dediler. Şöyle Atatürk’ün resminin önüne getirdiler beni. Sanki bana Atatürkçülüğü öğretiyorlar, ben onlara yedi sülalesine öğretirim Atatürkçülüğü yani. “Ben öpmem” dedim, zorla elini kaldırdı, Yıldırım Aktuna. Benim de bir resmim var, böyle kafamı kaldırtıp yüzüme yapıştırdı.
OKTAR BABUNA:Göstereyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Yani böyle el öpme gördünüzmü siz? Bak kafamı yana çeviriyorum, zorla öptürmeye çalışıyor. Atatürk’ün resminin önüne de getirdiler. “Sen, gel şöyle bir pozisyon aldıralım” dediler. Yani şöyle, inşaAllah. Böyle el öpme gördünüz mü siz hiç?
OKTAR BABUNA:Olmaz tabii Hocam.
ADNAN OKTAR: Açıya bak, yani elin açısına bak.
OKTAR BABUNA:Hatta eli öpülen kaçırır elini böyle, aşağıya çeker.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bak konuşmaya bak alttaki yazıyı göster, kaldır kaldır.
OKTAR BABUNA:“Bundan sonra daha dikkatli davran diye tavsiyelerde bulundu”.
ADNAN OKTAR: “Başhekim Yıldırım Aktuna elini öperek ve Aktuna da” diyor bana; “Bundan sonra daha dikkatli davran diye tavsiyede bulundu”. Yani ayağını denk al, ayar ol kendine gel.
OKTAR BABUNA:Tıbbi bir tavsiye değil bu. Orada niye bulunduğunuzu anlatıyor zaten.
ADNAN OKTAR: Doktor bu şekilde konuşur mu? “Bak bundan sonra daha dikkatli davran” diyor. Yani bana Yıldırım Aktuna dedi; “dini tebliğ faaaliyetlerini tamamen durduracaksın” dedi. “Yani bu faaliyetler duracak” dedi. “Ben yetkiliyim, seni ömür boyu buradan çıkartmam. Akıl hastahanesinden ömür boyu çıkartmam” dedi. Dedim ben; “bana farketmez, ben devam edeceğim. Öyle bir şey olmaz” dedim. “O zaman doktrolarla da görüşmeyeceksin, hemşirelerle de görüşmeyeceksin” dedi. “Hiç kimseyle görüşmeyeceksin” “Kiminle görüşeyim efendim dedim?” “Akıl hastalarıyla görüşceksin” dedi. “Tamam” dedim yani, “ben, şuuru açık akıl hastalarının olduğu yere gönderin hiç olmassa” dedim. Yani çünkü şuur kapalı. Ne söylediklerini bilmiyor adamlar, yani acayip sesler çıkarıyorlar. Ben onlarla ne konuşayım yani? Adam kafasını duvara vuruyor, elini yüzünü yırtıyor, bağırıyor, ağlıyor, yerlerde çırpınıyorlar. Bizim onlarla konuşacak neyimiz var? “O zaman git” banyodan yıkılmış hurda harabe bir şey vardı, küçük kulübe gibi bir yer vardı. “Git orada düşün niye buraya geldiğini. Yani biraz tefekkür edersin” dedi. “Tamam düşünürüm” dedim yani. Niye geldim; Allah rızası için geliyorum. Niçin geleceğim yani. Allah rızası için geldiğinde.
Yani o Hocamdan bahis açıldı da iyi tanırım kendisini, Annemizi, inşaAllah. Bu işleri iyi bilir, yani siyasi konuları iyi bilir veyahut sosyal konuları. Kültürü iyi, geniş bir insandır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Akıl hastanesi görüntüleri vardı ama Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam göster. İşte benim arkadaşlar bunlar, Yıldırım Aktuna’nın “git görüş, istişare yaparsın” diyor.
OKTAR BABUNA:Tek bir cümle için.
ADNAN OKTAR: Bak “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” dediğim için 10 ay bu arkadaşlarımızla beraberdik. Benim yanımda yapıyorlardı elektroşoku, böyle bu şekilde gözümün önünde yapıyorlardı elektroşoku.
OKTAR BABUNA:Bir de siz daha öncede söylediniz Hocam, 14A koğuşu zaten.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu adamla ben ne konuşayım? Ne konuşulur yani? Perişan zaten garibim yani, ben ne yapacağım? Bağıran, çağıran, ağlayan zaten sürekli bir inleme ve ağır bir koku. Hiçbiri kendi ihtiyaçlarını bilmiyor.Elektro şok zaten bizim gözümüzün önünde yapıyorlardı sürekli hastalara. Dişleri kırılıyordu bazen elektro şoktan. Beş bin wat mı ne bir elektrik veriyorlar; kısa bir elektrik.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: İşte bu da bizim lüks bahçemizdi. Yani benim lüksümdü buraya da çıkarmıyorlardı beni. Yani Güneşe falan çıkarmıyorlardı buraya da yasaktı bana. Bunlar da benim arkadaşlar, koğuş arkadaşlar. Bu Haldol’un etkisiyle böyle titriyorlar. 5-1 deniyor bu şeye; beş tane Haldol veriliyor, bir tane Akineton veriyorlar. Haldol’un yan etkisi olarak kafa geriye doğru kasılıyor böyle şey gibi, hastalardan gıcıklık yapan olduğunda hemen Haldol iğne yapıyorlardı. Haldol’u yaptığında dili dışarıya çıkıyor ama yani hayret edecek şekilde dili uzuyor yani abartmayayım da en az yirmi santim, otuz santim falan dışarıya çıkıyor dili. Nasıl oluyorsa? Kafası iyice geriye gidiyor böyle tamamen böyle s biçiminde kafası bükülüyor. Kolları kasılıyor böyle eli, ayakları kasılıyor, bütün vücudu kasılıyor; öyle yatıyorlardı. Diyordum; “bunlara Akineton verin de açılsınlar bu adamlar” diyordum yani, çözücü. “Yok öyle onlara iyi gider öyle” falan diyorlardı. Yani bağırıp çağırırsa, anormallik yaparsa cezası gibiydi yani. Hem tedavi ediyor ama ceza gibiydi yani. Çünkü normalde Akineton yapsa açılır, çözülürler. Zıngır zıngır hepsi titriyordu zaten, tamamı titriyordu böyle Haldol’un etkisiyle.
O arada işte benim annemde, Nazlı annemiz de dışarıdaydı, biz de hapishanede, içeride öyle günler saymıştık. Nazlı Hocam sosyal olayları iyi bilir. Yani böyle ince işleri iyi bilir. Yani genel kültür ile ilgili bilgileri iyi bilir, çok akıldanedir yani buna sorabilirsiniz. Yani Erbakan Hocamız’ın ne yapması gerektiğini buna sorsun bilir, Annemize hepsini, bilir o. Yani sağdaki herkesin zaten Taha Akyol’la bu yani Türkiye’yi yönlendirir, en güzelleri bunlar bilirler, inşaAllah. Şimdi Numan Kurtulmuş onlara hayırlı uğurlu olsun. Biz anladık kardeşim olayı zaten. Bak, Nazlı Ilıcak, Taha Akyol, Aydın Doğan, Bıyık, say sen devamını getir.
OKTAR BABUNA: Ertuğrul Özkök.
ADNAN OKTAR: Onun ismini söyleme “E. Ö” de.
OKTAR BABUNA: E. Ö.
ADNAN OKTAR:Onu kaybettik onu yani o gitti o, açıkça söylüyor yani alenen söylüyor yani.
OKTAR BABUNA:Mehmet Yılmaz, Ahmet Hakan, Ruşen Çakır.
ADNAN OKTAR: Bando kurulmuş vaziyette. Annemizde bando major anlaşıldı mı? Hep beraber çalarak ilerlemeye başladılar, inşaAllah. Biz de onlara Ceddin Deden’i söylüyoruz, inşaAllah. Erbakan Hocamız kükreyen aslandır inşaAllah, evlad-ı iyali de öyle tertemiz insanlardır, etrafındakiler de tertemiz insanlardır. Ak saçlı, kara saçlı yani hiç fark etmez derdine düşmesinler, inşaAllah.
“1993 Yılını İnceleyin...” Ne diyor özetle?
OKTAR BABUNA: Suikast ifadesini.İfade vermiş Hocam, “Özal, adliyeden ayrılırken şunları söyledi: “Türkiye’nin 1993 yılını sizin gazeteci olarak incelemeniz lazımdır. Sayın rahmetli Uğur Mumcu ile başlayan rahmetli Eşref Bitlis ve rahmetli Özal ile devam eden, Adnan Kahveci’nin vefatıyla süren, Madımak olayları, 33 erin şehit olması. Bir dönemin, bir PKK meselesinin çözümü, bir Kürt meselesinin çözümüyle ilgili, sıcak ortamın başladığı bir dönemin kapanmasıdır”.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, onlar saymış sen say şimdi.
OKTAR BABUNA: Uğur Mumcu, rahmetli Özal, Adnan Kahveci, Madımak olayları, otuz üç er, PKK meselesinin çözümü, bir Kürt meselesinin çözümü ile ilgili.
ADNAN OKTAR: Bak, şimdi artı bana kokain komplosu yapılması, değil mi? Ve resmi ağızdan tehdit edilmemiz gibi ve bize yapılan suikastlar gibi, başarısız suikastlar gibi konuların incelenmesinde fayda vardır, değil mi? İnşaAllah. Ahmet Özal’ı tanırım; çok efendi, delikanlı bir çocuk, babası gibi çok temiz. Turgut Özal rahmetliyi de onu da ben çok severdim. Eşini de tanırız o da yani kusursuz insan olmaz tabii ki eksiği kusuru olmakla beraber mazlum bir insan yani, inşaAllah. Yani en azından şu an mazlum. O zamanlar daha değişikti de şu an iyi. Ama bizim için son anı iyidir tabii bir insanın, inşaAllah. Ahmet Özal’ın böyle kükremesinin nedeni de demokrasinin Türkiye’de kök salması ve referandumdan sonra bakın, bunu söylüyor. Referandum, diyorlar ki; “Niye referanduma ihtiyaç var?”, işte bunun için ihtiyaç var. Bak, söyleyemiyordu vatandaş bunu. Otuz kere yüreklendirdim. “Söyledim bu suikast. Turgut Özal’ın olayı suikasttır” dedim. Yüreklendirdim de ve iddia elden Ergenekon Örgütü de düz gidiyorum. O alçak, kahpe heriflere, değil mi? Ondan sonra bak, milletimizde bir cesaret ve şevklenme başladı, inşaAllah. Çekiniyordu insanlar, korkutmuşlar, yıldırtmışlar. Bir avuç çakal yıldırmış. Bundan sonra göz açtırmayacağız Allah’ın izniyle ama devlete destek olmak lazım, hükümete destek olmak lazım bu konuda. Yani hoşlanmadığı konuda olmasın kardeşim destek biz bir şey demiyoruz. Ama iddia edilen Ergenekon Örgütü çok hayati bir konudur, Türkiye’yi yirmi ikiye bölmeye kalkıyor bu adamlar. Bu seyredilir mi? Bakın, adamlar Cumhurbaşkanını şehit ediyor. Jandarma Kumandanını şehit ediyor. Başbakanı şehit ediyor. Gün Sazak’ı şehit ettiler, Uğur Mumcu’yu şehit ettiler, Bahriye Üçok’u şehit ettiler. Kardeşim say say sabaha kadar sayarız. Yüz binlerce insanımızı şehit ettiler. “Ne mahsuru var. İddia edilen Ergenekon Örgütünün” diyor. Deli misiniz siz kardeşim ne konuşuyorsunuz yani? Bu örgüt, bu şeytani örgüt tamamen yok edilmedikçe Türkiye’ye bir rahatlık gelmez, inşaAllah. Bir de bir kısım avanaklar hükümeti güya kendi kafalarınca çeşitli yollardan baskıyla yıldırıp iddia edilen Ergenekon Örgütüne yönelik operasyonlarını, kendi kafalarınca bekleteceklerini düşünüyorlar. Bakın, otuz kere biz bunu anlatıyoruz. Yargı ayrıdır, hükümet ayrıdır, boş yere baskı yapıyorsunuz, değil mi?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Daha önce göstermiştiniz gerçi ama onun filmi vardı Hocam, Özal Suikastı ve diğerleri.
ADNAN OKTAR: Göster.
VTR:
ADNAN OKTAR: “İddia edilen Ergenekon Örgütü mü var? Nerede bize, bir göster” diyorlar. Al sana işte iddia edilen Ergenekon Örgütü. Devletin Cumhurbaşkanına şu pervasızlığa bak sen. “Bu ne?” diyor. Maytap mı patlıyor orada? Bak, Başbakanlık yapmış, Cumhurbaşkanlığı yapmış Süleyman Demirel, feci şekilde dövdüler mesela Süleyman Demirel’i yani ağzını burnunu darmadağın ettiler. Cesarete bak, pervasızlığa bak. Ecevit’e de mesela rahmetliye havaalanında suikast yapmışlardı, gözdağı vermişlerdi. Mesut Yılmaz’ın ağzını burnunu dağıttılar, feci şekilde dövdüler. Ve kardeşim bak, Mesut Yılmaz şikâyetçi olamadı düşünün. “Ben şikâyetçi değilim. “Ne şikâyeti? Böyle bir şey yok” dedi.
OKTAR BABUNA: Haberde yazıyor Hocam. “Olayların üzerine gideceğim demişti, ama” diyor. “Kontrgerilla’dan Ergenekon’a” diyen haberde, diyemedi yani söyleyemedi.
ADNAN OKTAR: Nihat Erim bak, çekti vurdular Başbakanı. Çok efendi bir insandı Nihat Erim. Bahriye Üçok, tertemiz bir insandı Atatürkçü, milliyetçi tertemiz bir insan. Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı, Üzeyir Garih çok efendi insandı bu da öyle Üzeyir Garih’te. Uğur Mumcu da tertemiz insandı. Sabancı, Gün Sazak rahmetli, Abdi İpekçi sabaha kadar sayarız. Bedri İncetahtacı, o mesela bize gelip giderdi o Bedri, rahmetli. Bedri kardeşimiz çok efendi insandı. Necip Hablemitoğlu, Eşref Bitlis, mesela beş vakit namazındaydı Eşref Bitlis. Beş vakit, çok titiz Müslüman’dı. Muammer Aksu bak, elinden yüzünden nur akıyor adamın. Kardeşim adamlar manyak. Yani Türk Milleti’ni tamamen ortadan kaldırmadan adamlar rahatlamayacaklar gibi görülüyor. Tabii ki kendimizi savunacağız yani.
Oktar Hocam bir dakikamız kalmış. Biz de ne yaparız. Bir ayet okuyayım.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Saffat Suresi, 173:
“Ve şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek onlardır. Ahmet Özal 1993 diyor. Bak, ayette 1994 yılını veriyor. Demek ki onlara karşı, bir karşı atak başlamış 1994’te “Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır”. Mehdi (a.s.) ordusuna bakıyor ayet, inşaAllah, 1994. Manevi bir ordu; sevgi, şefkat ordusu, deccal ordularına karşı. İddia edilen Ergenekon Örgütü deccal ordusudur. Ona karşı da Mehdi (a.s.) ordusudur. Manevi ordusu karşılık veriyor, inşaAllah. Bak Kuran’da açıp baksınlar “Şüphesiz Bizim ordularımız üstün gelecek olanlar onlardır”. 1994, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam zatıalinizi dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Türban takmayanında güvencesi olması lazım” demiş Hocam, Kılıçdaroğlu.
ADNAN OKTAR: O çok önemli, o çok çok önemli. Yani en az onun kadar önemli. Çünkü bak, ben türban takan da, takmayan da birebir benim kardeşimdir. Benim için hiç fark etmez. Onu da canım gibi çok severim. Onu da canım gibi çok severim. Sakın yani böyle bir üstünlük iddiası, o çok sakat olur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ahmet Hakan’ın yazdığı bir yazıda Hocam; “Eski Fethullah Gülen, yeni Fethullah Gülen” demiş. “Eski Gülen Amerika’da ikamete mecbur bırakılmıştı; yeni Gülen’in böyle bir ikamet mecburiyeti yok. Eski Gülen politik arenada taraf olmamaya itina gösterirdi; yeni Gülen’in böyle bir düzeni yok”.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam çok özür dilerim. Şimdi burada Ahmet Hakan’ın yeni yöntemleri çıktı böyle eski, yeni, eski, yeni, yani biraz sıkıcı bir üslubu var artık yani. Bir de yani akılcı ve böyle hani delile dayalı değil. “Ben böyle düşünüyorum” diyor. Teşekkür ederiz. Yani Aydın Doğan’ın ne düşündüğü, E. Ö.’nün ne düşündüğü, Bıyık’ın ne düşündüğü, falan yani yahut işte annemiz Nazlı Hanım’ın, milli annemiz Nazlı Hanım’ın ne düşündüğü hiç önemli değil. Anadolu’nun o sıcak bağrından çıkan Türk İslam şuuru var; bir manevi ruh var, sıcak bir ruh, o önemlidir. Biz yabancıyız öbür türlü kültüre ve ruha. Yani ben onlardaki felsefeyi biliyorum, mantığı biliyorum. Yani o bize uygun değil. Yani ben onlara bir şey demiyorum. Ama yani akıldanelik yapmalarına da gerek yok. Yani tam ters etki yapması içerisinde çok büyük faydası var. Yani mesela eğer Taha Akyol, Numan Kurtulmuş Hoca ile ilgili bu konuşmayı yapmasaydı ben anlamayacaktım. Ben Numan Kurtulmuş’u şahıs olarak desteklemeye devam edecektim. Ne zaman ki adam bizi uyandırdı, “hay Allah razı olsun. Tehlikeyi anladım. Yani olayı da anladım. Olayın perde arkasını, hepsini anladım” dedim. Zaten o konuşma bana yetti. Ondan gerisini artık hiç açıklamaya gerek yok. Yani zaten bunlar birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için mantığında bu adamlar zaten. Bunlar hani al birini diğerine yapıştır, yani aynıdırlar. Hepsinden aynı nota çıkar, inşaAllah. Dolayısıyla bizi uyandırdıkları için onlara teşekkür ediyorum. Zamanında uyandırdıkları için yani çok geç olabilirdi. Zamanında uyandırdılar çok iyi anladık. Bir de pekiştiriyorlar o zaman nur ala nur daha da iyi oluyor. Onlar Anadolu’yu bilmiyorlar herhalde. Gidin bir Malatya’ya, Tokat’a gidin, Turhal’a gidin, Ankara’ya gidin; sımsıcak benim Anadolu’daki amcalarım, teyzelerim, annelerim, değil mi? Gelirsiniz evlerine davet ederler falan, sıcacıktırlar. Bir de bambaşka bir ruh daha vardır.
Bir bayan geçenlerde aslında gençliğinde çok seviyordum ben onu, beğeniyordum. Ama sonra huyu suyu değişti böyle, yakışık alır mı böyle söylemem ama nasıl diyeyim şimdi? Neyse söylemeyeyim. Kadınlara karşı çok şefkatim var yani böyle bir üslup gitmez herhalde. Kardeşim şimdi bir parça o zaman nezaketli söyleyeyim yani. Böyle çok özür dilerim, çok çok özür dilerim; bir kart kaşar sesi var bir kere yani çok kıl bir ses. Anadolu’ya gidiyor, benim amcalarım teyzelerim tertemiz insanlar. Utanır bir şey söylersin mahcup olurlar. Onlar öyle abudik gubidik kaşar üsluptan falan hazzetmezler. Adamlar ne yapacağını şaşırıyor. Mikrofonu alıyor götürüyor, soruyor. Hep densizlik hem münasebetsizlik yani saygılı bir üslup yok. Hep küçümser tepeden bakan bir üslup, adam yerine koymayan bir üslup. Bir de yeni moda çıktı. Hatta hiç ummadığım bir kanalın, böyle bir delikanlısı var, o da münasebetsizlik yapıyor. Anadolu halkını kardeşlerimi benim mahcup ediyorlar. Ağzını taklit ediyor, dilini taklit ediyor. Böyle dalga geçiyor kendince, adam yerine koymuyor böyle üst perdeden ve sürekli alaycı. Niye saygıyla, hürmetle konuşmuyorsun? Niye ciddiye aldığını, değer verdiğini göstermiyorsun? Niye değer vermediğin imajını vermeye kalkıyorsun, değil mi? Bu çok kızdırıcı bir şey. Kardeşim hadi bir kere şaka olsa aklım alır ama hep üst perdeden kendini çok beğenen ve adam yerine koymayan bir üslup ve değer vermediğini sürekli gösteriyor. Anadolu’nun içerisinde sanki böyle bir sırtlan geziyor gibi yani insanı kızdırıyor. Bu hürmetsiz üslubu bırakacaklar, bu terbiyesizliği bıraksınlar. Anadolu halkı dünyanın en değerli, en mukaddes halkıdır. Çok mükemmel insanlardır. Onlara çok değer verdiklerini, onlardan aşağıda olduklarını gösterecekler, değil mi? Böyle çökecek, üst perdeden istemiyorum. Aşağıdan yukarıya doğru bakacak, tepeden onlara bakmalarını istemiyorum. Kadın, çok özür diliyorum, domuza benziyor böyle yani en nezaketle üslubumu takınayım artık. Takmış takıştırmış, sürekli aşağılıyor. Ve kokoş üslubuyla ve takmaz bir üslupla, çakal yani böyle. Neyse şimdi yazık o garibanlara da benzetmek gibi istemiyorum. Yani anlaşılmıştır demek istediğim. Daha da fazla konuşmayayım şimdi. Çünkü ben milletimi seviyorum. Onlar tepeden bakılmasını istemiyorum. Bak, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün üslubu da budur, tepeden. Bir de millete akıl verdiğini zanneden, Türkiye’yi yönlendirdiğini zanneden bir güruh da ayrıca çıktı, yeni bir şey yani. Bunlardan ayrı olarak da şu takım, Aydın Doğan’ın takımı. Kardeşim sizi kim dinler? Yani Türkiye’yi yönlendirmeye çalışıyor. Yani hakikaten böyle çok değerli fikirleri olduğunu, yani millet onlara bakıyor sanki böyle yani önderler bunlar yani böyle yol gösteriyor millete. Kardeşim sen söyledikçe milletin kanı çekildi yani. Sen söyledikçe biz bak, şöyle oluyor. Diyor ki: “Sağ tarafa gitmeyin” sol tarafa gitmek gerekiyor demek. “Sol tarafa gitmeyin” derse sağ tarafa gitmek gerekiyor demektir. “Gece oldu” dediyse, gündüz olmuştur. “İyi” dediyse, illaki kötüdür. “Kötü” dediyse, illaki iyidir. Ben bunu anlıyorum. Onun için o yönden çok büyük faydaları oluyor yani bizi aydınlatıyorlar. O yönden teşekkür ederim.
Hakikaten biz insan bilemiyor ki biz yani nereden bilgi edinelim? Kimin ne olduğunu biz nereden anlayalım? Adam bize bildirecek ki biz oradan anlayalım, inşaAllah. Her övdüklerinde bir şeyler anlıyoruz. Dedim ya, hani mesela adamlar beni bir övse, ben bittim Allah esirgesin yani. Bende bir şey vardır yani Allah vermesin, değil mi? Bir acayiplik vardır yani. Ben ne yapacağım? İtikafa çekilip, sabahlara kadar dua etmek. Ya Rabbi benim günahlarımı bağışla, ben bir şey yaptım mı diyeceğim yani ben. Demek ki bir hatam vardır diyeceğim, inşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siyaset enerjisini ülke için harcamalı haberi vardır Hocam. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül; “siyasette kutuplaşmanın tehlikeli olduğunu belirterek, siyasetçi bütün enerjisini karşılıklı mücadeleye değil, ülkenin geleceği için harcamalı. Buna ihtiyaç var” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Cumhurbaşkanı da bayağı sevimli. Çok mazlum mesela, güzel huylu, evet, maşaAllah. Mütevazi değil mi? Böyle mazlum. Evet, sürekli güler yüzlü mesela ben hiç bağırdığını çağırdığını hiç görmedim. Öyle fıtraten böyle mülayim huylu, evet. Evet, nedir?
OKTAR BABUNA: Bir de Ahmet Hakan’ın yazısı Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Allah’ım YaRabbim yeni yönteme bak, stile bak da hizaya gel yani. “Ben sandım ki, ben sandım ki, ben sandım ki” Pardon rencide etmeyelim neyse. Evet, ben sandım ki neymiş?
OKTAR BABUNA: Numan Kurtulmuş’ u yazmış Hocam. Onu anlatmış. “Ben sandım ki”.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi biz zaten Numan Bey onlardan ayrılsın demiyoruz ki. Bir şey demiyoruz. İşte birlikte Aydın Doğan, Numan Kurtulmuş hep beraber halaya kalkacaklar, el ele çıkıp, parmaklarından tutsunlar böyle, değil mi? Parmak parmağa, Numan Bey de başta Allah’ın izniyle, ona da bir mendil versinler. Vursunlar efendim bir hava. Hep beraber eğlensinler, bizim bir şey dediğimiz yok ki. Yalnız E.Ö.’nün ismini anmak istemiyorum ama. Nazlı annemiz de kenardan koltuktan tebessümle onları seyretsin böyle. El çırpar o da herhalde anladığım kadarıyla. Bizim milletimizi anlamadılar bunlar. Şimdi bu kardeşimiz, arkadaşımız Nişantaşı ekibinden anladığım kadarıyla. Nişantaşı, bütün kardeşlerimizi biz seviyoruz. Ama bir de Nişantaşı’nda böyle inceliği efendim titizliğiyle ünlü kişiler oluyor. Şimdi hazret hep onlarla takılıyor. Yeni moda, Ahmet Hakan’ın yeni özelliği böyle, inşaAllah. Malum bu yeni şeyi onun. Şimdi oraya gidince, o tip bir çizgiye girince böyle tepeden, yukarıdan bilgi aktarma eğiliminde oluyorlar. Şimdi zaten yukarıdan konuşuyor, üstten. Aydın dedesi bunları sepete koymuş, yukarı kaldırmış böyle. Halbuki garibanın tekiydi. Bayağı garibandı. Bir anda asansörle yukarıya çıktı. Ve üstlerden, şimdi yukarıdan akıl veriyor. Biz millet olarak ne yapacağımızı biliriz. Yani biraz beklerlerse yani Numan Kurtulmuş onlara hayırlı uğurlu olsun. Ondan sonra hep beraber ne yapıyorsa yaparlar. Ama bizim milletimizin tercihlerini görecekler. Bizim milletimiz millidir, manevidir, sıcaktır, sevgi doludur, alır bağrına basar, yemeğe davet eder, yere oturur yemek yer, değil mi? Mazlumdur, sıcak insanlardır, diğergamdır, fedakardır, Allah’tan korkar. Dinle, Allah ile ilgili bir şey anlatıldığında saygıyla, hürmetle dinler. Bilmese dahi, değil mi? Sımsıcak insanlardır. Böyle insanlara alışamaz benim milletim. Biraz zorlanırlar yani zorluk çekerler öyle söyleyeyim. Profesör Doktor Numan Kurtulmuş Beyefendi’yi de aralarına almışlar gördüğüm kadarıyla. Yani böyle bir şey onun başına nasıl geldi, onu da anlayamadım, Numan Bey’in. Nasıl kendine kıydı da gitti kendisini bunlara teslim etti ben anlayamadım. Bunlar durduk yerde bunu koro halinde böyle savunmazlar. Kardeşim savundukça ve çapı genişledikçe malum ekip yani insan olayın şiddetini daha da iyi anlıyor. Olayın çapının büyüklüğünü daha da iyi anlıyor. Mesela biri es kaza yandan, çarktan mesela savunmuş olsaydı hadi ağzından kaçtı diyecektik. Organize bir savunma var, toplu bir savunma var. Şimdi bu biraz acayip, değil mi? Bayağı bir acayip yani. Yani o kadar deyim, inşaAllah. Evet, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Afganistan devlet başkanı Hocam, Karzai’ den bir çağrı olmuş, gözyaşları içinde, şöyle diyor; “ülkesindeki otuz yıldır bitmeyen kan ve şiddete isyan eden Afganistan devlet başkanı gözyaşları içinde halkına barış ve birlik çağrısı yaptı” diye haber var Hocam. “Ülkesinde ki otuz yıldır bitmeyen kan ve şiddete isyan eden Afganistan devlet başkanı gözyaşları içinde halkına barış ve birlik çağrısı yaptı”.
ADNAN OKTAR: Timsahın gözyaşları olmaması için şimdi ne yapmak gerekiyor? Karzai çıksın, kükresin desin ki; “Allah’ın emri Türk-İslam Birliği, Türkiye lider olsun, bu beladan çıkalım” desin. Barış, kardeşlik mesajları hiçbir şekilde etkili olmaz. Yani adam Armegedon’a kararlı olan, Müslümanlardan nefret eden, Müslümanları deccal ordusu olarak gören bir gürüha, bir topluluğa sen barış, kardeşlik mesajları sundukça, o onu daha da delirtir, değil mi? Bununla olmaz. Biz Karzai’den niye duymuyoruz ittihat-i İslam’ı? Oturup gözyaşı dökeceğine ağlayıp, bir de ağlama modası çıktı. Ağlayarak böyle salyayla bilmem ne ile bu olaylar olmaz. İmanla olur, kararlılıkla olur. Ağlarsın, Allah korkusundan ağlarsın. Sevinçten ağlarsın. Mehdi (a.s.)’ye biattan ağla, kendini yere at. Orada ağla, orada baygınlık geçir. Ama burada ne ağlaması bu? İslam ahlakının dünya hakimiyetini gördüğünde ağla. İsa Mesih’i gördüğünde ağla, sarıl, bağrına bas ağla. Mehdi (a.s.) Peygamberimizin (s.a.v.) hırkasını giydiğinde ağla, değil mi? Kılıcını kuşandığında ağla. Neyine ağlıyorsun orada ve zaaf gösteriyorsun acizlik gösteriyorsun. Kükresene kardeşim de; “arkadaşım, biz ittihat-i İslam’ı istiyoruz, Türkiye başa geçsin, Türk-İslam Birliği olsun” de, konu biter. “Amerikan ordusu çekilsin, Türk ordusu gelsin” de. Kardeşim bize teslim edin Afganistan’ı siz gerisine karışmayın. En ufak bir sorun olursa bize söyleyin. Bize teslim edecekler, o kadar. Ne kadar sapık varsa oraya doldurmuşlar Amerika’da, içinde garibanlar da vardır tabii, hani gürültüyle oraya gidenler de vardır ama birçoğu sapık. Nerede imansız, Allah’sız, kitapsız, psikopat, satanist, o biçim tip varsa doluşmuşlar oraya. Bakın bu hiç yansımıyor. Allah vermesin bakın şimdi kardeşlerimin yanında da yakışık almıyor ama mecburum söylemeye; herifler eşek gibi şarap içiyorlar, viski içyorlar kuduruyorlar gece yarısı. Tekmeliyor kapıları, evlerine giriyorlar. Yani bu rezaletlerinden kimsenin haberi yok. Şimdi benim Afgan kardeşim kime şikayet etsin? Köy evi, briket ev ne yapsın adam. Orada kalıyor. Adam diyor ki; “seni öldürmek zevkli olabilir” diyor. Baksana psikopat; “ben hiç adam öldürmedim. Bir öldüreyim seni” diyor. Çekiyor, vuruyor adam. “İnanmazlar şimdi” diyor. Parmağını kesiyor bu sefer de hatıra olarak, inandırmak için yanında saklıyor. Kurutuyor parmağı giderken yanında götürüyor. İnansınlar, maceralarını anlatıyor. Amerikalı psikopatlar da ellerini çenelerine koyup, hayranlıkla onu dinliyorlar. “Vay anasını ya, nasıl da yaman birisiymişsin sen. Eline sağlık müthiş şey yapmışsın deccal ordusunu darmadağın etmişsin” diyor. Karzai de hüngür hüngür ağlıyor. Ne ağlıyorsun Allah’a verilecek bir can borcun var. “Türk-İslam Birliğini istiyorum” de, gerisine karışma. “İttihat-i İslam’ı istiyorum” de, gerisine karışma, değil mi? Çıtları çıkmıyor. Türkiye’ye geliyorlar buraya, versene demeç gazeteciler falan çevrende. “Allah bize Mehdi (a.s.)’yi kavuştursun, İsa Mesih’i indirsin Cenab-ı Allah, Mesih ile karşılaştırsın” de. Bak Ahmed-i Nejat aslanım benim kükrüyor. Mehdi (a.s.)’yi anlatıyor onlara. Ama şimdi hadisle anlatacak. Çünkü bak hadis, Mehdi (a.s.)’a Allah’ın emridir. Vahiyle Allah’ın emridir. Peygambere (s.a.v.) Cibril ile bildiriyor. Anlamı şu; “Mehdi bunları bu şekilde yapacaksın” anlamı budur. Mehdi (a.s.) aksini yapamaz. “Kan akıtmayacaksın” diyor. Ne kadar süre ile? “Ömrün boyunca”. Peygamberimiz (s.a.v.) bir istisna koymamış yani şuraya kadar kan akıtmayacaksın, şundan sonra kan akıtacaksın diye bir şey yok. “Başından sonuna kadar kan akıtmayacaksın” diyor. “Hatta mevcut silahların da tamamını kaldırıp, eriteceksin” diyor. Mehdi (a.s.)’ye emir bu Allah’tan. Peygamberimiz (s.a.v.) kanalıyla gelmiş emirdir. Bu emirler de bak bu Ehl-i Sünnet kitaplarında yazıyor. 1200 yıllık kitaplar bunlar. 1300 yıllık kitaplar bunlar.
Ahmet Yasin Hocamız delikanlıdır, aslandır o, mazlum da. Hocamıza yönelik böyle bazı sözler falan oluyor, kulağımıza geliyor, ayıp yapıyorlar çok. Bayağı samimi bir insan. Bayağı iyi niyetli bir insan. Elinden geldiği kadar candan bir tavır koyuyor. Şefkatli, merhametli, Şeyh Nazım Hocamızı çok sever, Mehdi (a.s.) hayranıdır. Mehdi (a.s.)’ye teslim olduktan sonra zaten iş bitti. Ondan sorumluluk kalkar Allah’ın izniyle. Onun için onun o mazlum, temiz ruhunu rencide edecek üsluplardan kardeşlerimiz kaçınsın. Ayıp yapıyorlar. Efendim, diğer Hocaları da onlar da çok değerli insanlardır.
Bakayım, seyredeyim filmi göreyim?
-VTR-
Hocamız çok mazlum ve insancıl, Şeyh Nazım Hocamız da öyle. Bunlar tasavvuf ehli, bu muhterem büyüklerimiz. Kandan, irinden nefret eder bu insanlar. Böyle şefkat olsun, halim selimlik olsun, güzellik olsun, hoş sohbetlik olsun onu isterler. Zaten Mehdi (a.s.)’ye tabi olduktan sonra bir insanın kan ile bağlantısı kesilir. Kanla, zulümle, psikopatlıkla, gericilikle alakası kesilir. Çünkü Mehdi (a.s.) asrının en aydın, en kaliteli insanıdır. Yani en güzel, en modern hayatı Müslümanlara sunacaktır. Yani en zengin hayatı sunacaktır. Demokrasi ve özgürlüğün en mükemmeli dünyaya gelecektir. Hıristiyan’ı da alabildiğine özgür olabiliyor, Musevi de alabildiğine özgür, dinsiz de alabildiğine özgürdür. Kimse kimseye karışmaz. Mehdi (a.s.)’nin dönemi budur. Dolayısıyla Hocamız bak açıklamış. “1979 yılında” diyor, yani hicri 1400’de “Mehdi (a.s.) göreve başladı” diyor. “Alametler de başladı” diyor. Bizim saydığımız alametlerin hepsinin zuhur ettiğini söylüyor. Teker teker. Mesela bak bu onun candanlığını, samimiyetini gösteriyor. İşte Hocamızın güya “Mehdilik iddia ettiğini” söylüyorlardı. Bak o çok candan açıkladı. Hatta diyor, kırk beş yaşında zannediyorum yanlış bilmiyorsam, “benden beş veya sekiz yaş büyük” diyor. Bu Şeyh Nazım Hocamızdan aldığı bilgilerdir bunlar. Bediüzzaman’dan aldığı bilgilerdir ve diğer tasavvuf ehlinden aldığı bilgilerdir. Bir de ilham olunur yani, inşaAllah. Candan olduğu için Cenab-ı Allah yolunu açıyor.
O arka fondaki konuşmalar da sürekli yabancı dile tercüme ediliyor. Birkaç yabancıyla tercüme ediliyor. Yani o anda canlı yayın olarak devam ettiği için, onunla ilgili. Bak “1444 gibi de” diyor, o da yine verdiğimiz tarihi veriyor, inşaAllah. On, on iki yıl sonra Hz. İsa Aleyhisselam’ı bağrımıza basacağız. Bak İsa (a.s.) sevgisi var, ne güzel. Mehdi (a.s.) sevgisi var. Karzai de işte ağlamayı bıraksın, bu üslubu kullansın. Bak Allah’ın yedi emanındadır Allah’ın korumasında korkmasın. Cenab-ı Allah ne diyor ayette? “Ümitvar olacaksınız” diyor, değil mi? “Yeis ve ümitsizliğe girmeyeceksiniz haramdır” diyor, Cenab-ı Allah. “Eğer inanıyorsanız, mutlaka hakim olacaksınız” diyor, Allah, değil mi? “Ama yeis ve ümitsizlik olmayacak” diyor. Dolayısıyla ağlamak Afgan halkını paniğe düşürür. Zayıf insanların karşısında lider ağlarsa ne olur? Bir dava adamı, bir önder, cesur ve delikanlı tavrını mı göstermesi gerekir, aciz, ağlayan tavrını mı göstermesi gerekir? O ağlarsa, öbürü bayılır o zaman. Bu teslimiyetçiliğin diğer adı değil mi bu? Ne korkuyorsun? Çık bütün basını topla, getir. Senin Mehdi (a.s.)’yi müjdelemenden dolayı sana zarar gelmez. Bak Ahmedi Nejat’ın ömrüne ömür katıldı. Mehdi (a.s.)’yi söylediği için, inşaAllah. Yani tabii ömür Allah’ın Katındadır da başından çok büyük belalar gitti. İran’ın da başından çok büyük bir bela kalktı. Mehdi (a.s.) ismini, adamlar böyle cin çarpmış gibi elektrik çarpış gibi oluyorlar.
Mesela bir Evanjelik için, Mehdi (a.s.)’den bahsettiğinde o kelime beyninde şimşek çaktırır. Yani Mehdi (a.s.) kelimesi, çok hayati bir kelimedir. Yani nerede de, akan sular durur Mehdi (a.s.) dedin mi. Mesela bak dedi ki; “Mehdi (a.s.) zuhur etti” dedi, bütün Evanjeliklerin kanı çekildi. Anında durdular. Yoksa direk İran’ın tepesine bineceklerdi. Bak dedim ki ; “ısrarla bunu söylesin” dedim, geçen günler yine haber gönderdim. Bak yine çıktı, aslan gibi söyledi. Bak göğsünü gere gere gidip, Birleşmiş Milletlerde açıkça söylüyor. Bağıra bağıra söylüyor. Şimdi de hadisle söyleyecek inşaAllah. Çünkü hadis vahiydir. Peygamberimize (s.a.v.) Allah’ın vahyidir, inşaAllah. Evet, seni dinliyorum Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Peygamberimizin (s.a.v.) kan akıtılmayacağı ile ilgili hadislerini okuyayım mı Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Oku da bu kan arazözleri, kancılar, ağzından kan dökülenler akıllarını başlarına toplasınlar. Ağızlarından nur aksın. Barış, kardeşlik aksın. Onlar istiyor ki yani Cenab-ı Allah’ın yani daha doğrusu söyle söyleyeyim; Allah’ın onlardan sürekli kan istediğini zannediyor. Şeytan kan ister, şeytan.Allah diyor ki; “Allah sizin acı çekmenizle ne yapsın” diyor, Allah ayette. Allah bizim mutlu olmamızı ister yani kanı ne yapsın Allah, Cenab-ı Allah. Niye bizim kanımızı istesin Allah? Bizim sevincimizi istiyor, mutluluğumuzu istiyor, iyi olmamızı istiyor, özgür olmamızı istiyor Allah, değil mi? Nimetler içinde yaşamamızı ister Allah bizim.
OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.) “insanlar bal arılarının beyleri etrafında toplanması gibi Hz. Mehdi (a.s.)’nin çevresinde toplanırlar. Daha önce zulümle dolu olan dünyayı o adaletle doldurur. Adaleti o denli olur ki, uykuda olan kimse dahi uyandırılmaz. Ve bir damla kan bile akıtılmaz. Dünya adeta Asrı Saadet devrine geri döner” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). El Kavlül Muntazar. “Hz. Mehdi (a.s.) Peygamber (s.a.v.)’in yolundan gidecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtılmayacaktır.
ADNAN OKTAR: Bak bunu Peygamber (s.a.v.) söylüyor, vahiy geliyor. Cebrail söylüyor. Cebrail’den gelen bilgidir bu. Cebrail’in söylediğini söylüyor. Bak kancılara şeytan vahyediyor. Onlar da ağızlarından kan akıyor. Bunu bırakacaklar.
OKTAR BABUNA: “Hz. Mehdi (a.s.) zamanında ne bir kimse uykudan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır” El Kavlül Muntazar. “Ona, Hz. Mehdi (a.s.)’ye biat edenler, Kabe civarındaki Rükum ve Makam arasında biat ederler. Uyuyanı uyandırmaz, asla kan dökmezler. Asla” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak kan dökmezler değil, asla kan dökmezler.
OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.); “Tekbir ve tesbih ile, ilim ve sevgi ile İslam ahlakını hakim edecektir” diye buyuruyor. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Tesbih ve tekbir getirerek Kostantiniyye'yi, yani İstanbul’u (manen) feth edeceksiniz. O zamana kadar elde edemediğiniz ganimet mallarına kavuşacaksınız". (İbn-i Mace)
ADNAN OKTAR:Onu şerh et, devam et.
OKTAR BABUNA:Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “manen, yani tesbih ve tekbir getirerek, ilimle, manen, İstanbul’u fethedeceksiniz” diye buyuruyor. “O zamana kadar elde edemediğiniz ganimet mallarına kavuşacaksınız” Dünya çapında büyük bir zenginlik ve bolluk, bereket olacağını müjdeliyor.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Silahların kaldırılması ile ilgili hadisleri okuyabiliyor musun?
OKTAR BABUNA: Okuyorum Hocam inşaAllah, hemen. Hazırlıyorum Hocam şimdi, inşaAllah. “Düşmanlık ve kini de kaldıracaktır. Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah'tan başkasına tapılmayacaktır. Savaş da ağırlıklarını bırakacak”. (Sünen-i İbni Mace). “Harp (erbabı) ağırlıklarını (silah ve saireyi) bırakır”. Silahları, evet.
ADNAN OKTAR:Silahlar eritiliyor, inşaAllah. Kuran’da Zulkarneyn Kıssası’nda bahsedilen odur. Yani çelik ve demirin dağlar gibi eritilmesinden bahsediyor Kuran. Tanklar toplar da dağlar gibi hurda yığınları haline gelecektir, onlar eritilecektir ve sanayide kullanılacaktır, inşaAllah. Hiçbir şekilde silah ve kan yok bundan sonra.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah
OKTAR BABUNA:Hadis devam ediyor, devamını okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir”. (İmam Şarani).
ADNAN OKTAR:Şimdi dikkat edilecek bir husus var. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kahpe bir yöntemi vardır. Sanki bir bakarsın Türk milliyetçisi gibi görünür, bir bakarsın Maocu komünist havasındadır. Bir bakarsın satanisttir. Bir bakarsın bambaşkadır. Yani bunlarda heyyula mantığı vardır. Ve cinsi sapıktırlar, yani öyle de söyleyeyim. Böyle bir özellikleri de var iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün. Madem, değil mi? Böyle bir çıkışınız oldu, bu kadar Türk milliyetçisini, bu kadar vatanını, milletini seven insanı neden şehit ettiniz? Kahpeler, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Yirmi ikiye bölmenin milliyetçilikle ne alakası var? Sahtekar herifler.
OKTAR BABUNA:Hiçbir alakası yok, evet.
ADNAN OKTAR:Yirmi ikiye. PKK’yı alenen destekliyorsunuz alenen. Ve o çakalı oraya gönderiyorsunuz. Adam gidiyor, porsuk gibi. Abdullah Öcalan’ın karşısında iki büklüm, “haklısınız, haklısın ne kadar güzel konuştun” diyor. Bu çakal da sizin dedeniz değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR: Hah. Nereden ağzınıza alıyorsunuz Türk milliyetçiliğini siz? Hem PKK’yı destekliyorsunuz, hem... deli misin sen, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Yani manyaksan o ayrı mesele. PKK’yı destekliyorsun, Türkiye’yi yirmi ikiye bölmek istiyorsun, komünist yapmak istiyorsun, “ben milliyetçiyim” diyor. Bir kere bunların ideolojisinin Marksist, Leninist, komünist bir ideoloji olduğunu ve PKK’yı da bunların kurduğunu çok detaylı olarak anlatmak lazım. Ve yüz elli seneden beri akıttıkları kanlar deniz olur neredeyse. Ne amaçla, neden yaptıkları da tamamen karanlık. Diyorlar ki “Agarta ülkesinden bize emir geldi, Şambala’dan bize” Bak şimdi de bak, psikopatlığa döküyorlar işi. “Yer altı mağaralarından bize bilgi geliyor” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet, dosyada var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, diyor yani “cinler, şeytanlar bize yol gösteriyor” diyor. Manyak diyeyim artık. Değilsen, değil mi Allah’a yalvar. Bir komünistim diyorsun, bir satanistim diyorsun, bir PKK’lıyım diyorsun. Sen ne diyorsun, sen? Değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR: Ve “vatanda öleceğim” diyorsun. Memlekete biz manyak sokmayız.Değilseniz gidin Allah’a yalvarın, inşaAllah. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şambalalar, Agartalar bilmem neler, Stalin, Lenin bilmem ne falan, karmakarışık yani. Ne konuştuklarından haberleri yok. Akıttıkları kan da sel gibi. Arkasından “Türk milliyetçisiyiz biz” diyor. Türk kelimesini ağzınıza almayın. Ağzınız yırtılır. Türklük kim, siz kim? Değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Siz Türk Milleti’ni yeryüzünden yok etmeye karar vermiş bir İblis imparatorluğunun gizli ordususunuz. İddia edilen Ergenekon Örgütü. Bir kısım avanak Evanjeliklerle de iş birliği yapıyorlar. Çünkü onlar Türk Milleti’ni Türk İslam Birliği’nin öncüsü olarak görüyorlar. “Nasıl yıkalım?” dediler. İçerden beşinci kol faaliyeti. Ne yapalım? İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü kuralım. İdeolojisi nasıl olsun? Komüniste komünist desinler, milliyetçiye milliyetçiyim diyecekler, sapığa sapık havasında yaklaşıyorlar, sataniste satanist havasında yaklaşıyorlar. Memlekette ne kadar it, kopuk varsa başlarına toplamışlar. İddia edilen Ergenekon Örgütü, Türk milletini, Müslüman alemini deccal ordusu olarak gören Evanjeliklerin kurduğu gizli bir kan dökme sistemidir.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Kahpe bir ordudur. Gizli bir beşinci kol faaliyetidir. Ve millete tepeden bakan, aşağılık bir üslupları vardır. En yukarıdan, tepeden, zaten üsluplarını görüyorsunuz Evanjeliklerin beslediği bu beslemelerin. Aydın Doğan’ın ekip alınmasın şimdi. Biz onlarla ayrı yani, şimdi bazen öyle hopluyorlar işte, değil mi? Diyorsun “hava yağmurlu” diyorsun, “niye bana ördek dedin” diye hopluyorlar. Onlara bir şey de diyeyim, bu konuyla alakaları yok, inşaAllah. Bu gizli Evanjelik ordusunu, gizli bu şeytani orduyu Allah derdest önümüze getirdi ve darmakeşan etti Cenab-ı Allah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evanjeliklerin bu sapık inancına hem Hz. Mehdi (a.s.), hem Hz. Mesih (a.s.) çözüm getirecek inşaAllah. Ve bu delilikten vazgeçirecekler onları, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, seni dinliyorum Oktar?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Sizin yeni sitenizi tanıtabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:www.pkkyacozum.com Buraya girerse izleyicilerimiz, PKK’ya çözüm için gerekli, daha detaylı bilgi edinebilirler. Bir kere PKK’ya çözüm darwinizmi yıkmaktır. Burada detaylı bilgiler var. Hem Lenin’in, hem Marx’ın sözleri, Hocamızın konuşmaları, kitapları ve makalelerinden detaylı bilgi edinebilirler. Her gün de yeni bilgiler ekleniyor, yetişmeleri için, inşaAllah. Detaylı bilgi alabilirler Hocam isteyenler.
ADNAN OKTAR:Bu iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün arsızlığı, pişkinliği inanılır gibi değil. Sen bizim karşımıza “Türk İslam Birliği kuracağım” diye gelmiyorsun ki. Sen “Ben Türkiye’yi yirmi ikiye böleceğim” diye geliyorsun. “PKK’yı da bölgede hakim edeceğim” diyorsun. Ve ağababalarınız da gidiyor, alenen bütün milletin gözü önünde onları destekliyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR:Ve üç milyon vatandaşımızı da bir gecede katletmeye hazırlanıyorsunuz, kahpeler. Ne kadar arsız adamlar bunlar. Ne kadar psikopat adamlar. Ama, yani gereken karşılığı aldılar ve alacaklar da.
SUNUCU:İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Nezaketiyle söylüyorum tabii, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Toprak kaymaları üç ülkede on iki can aldı” diye haber var Hocam. “Çin, Japonya ve Kolombiya’da meydana gelen toprak kaymalarında toplam on iki kişi hayatını kaybetti”. Dünya çapında büyük olaylar olmaya devam ediyor, maşaAllah.
Dün akşam anlattığınız çok önemli bir konu vardı. Evanjelikler ve bazı kimseler Mehdi (a.s.)’nin kan akıtacağını iddia ediyorlar. Ama Hz. Mehdi(a.s.), Allah’ın emrine uyuyor. Biraz önce de söylediniz Hocam. Allah’ın vahyiyle Peygamberimiz (s.a.v.)’e bildiriyor, Peygamberimiz (s.a.v.), Allah’ın emrini Hz. Mehdi (a.s.)’ye bildiriyor. Dolayısıyla siz de bunun, Mehdi (a.s.) de bunun asla dışına çıkamaz demiştiniz, bir kader üzerine, inşaAllah. Bu şekilde olacaktır demiştiniz, vurgulamıştınız inşaAllah. Allah’ın emrine tam uyacak diye açıkladınız, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Şimdi Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Emredin Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Sen bana Kuran’dan herhangi bir sayfa aç.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım. Rad Suresi, 36. “Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen dolayısıyla (Kuran dolayısıyla) sevinirler” diyor, Ehl-i Kitap. “Gerçek Hıristiyan, gerçek Museviler sevinirler” diyor ,Allah. “Fakat (Müslümanların aleyhinde birleşen) gruplardan”, mesela bir kısım Evanjelikler ve onların beslemesi olan kişilerden, “onun bazısını inkar edenler vardır. De ki: ‘Ben, yalnızca Allah'a kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak Allah’a davet ederim, sonra dönüşüm O'nadır, Ben ancak O’na davet ederim’”, yani Müslümanın öyle kan dökmekle, zorlamakla bir işi yok.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Olay çıkarmakla bir işi yok. “Ben ne yapacağımı bilirim” demek, nedir Oktar? O zaman “Kuran’la, Asr-ı Saadet Müslümanlığıyla, sevgiyle, şefkatle, en güzel şekilde meseleleri çözmeye çalışacağız” demektir.Ben ne yapacağımı bilirimin anlamı budur. Sille tokat dövelim, anlamına gelmez inşaAllah. Çünkü biliriz, neden biliriz? Kuran’dan dolayı biliriz. Kuran’da Allah bize bilgiyi vermiş. Peygamberimiz (s.a.v.) de o güzel nurlu hadisleriyle bize bilgiyi vermiş, değil mi? Biz o bilgiler içerisinde en güzel olmakla mükellefiz. En iyi olmakla mükellefiz. Ben ne yapacağımı bilirimin anlamı budur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam, söylediğiniz çok önemli bir konu daha vardı, inşaAllah. Bu ekonomik kriz başladığında, sizin dikkat çektiğiniz bir konu vardı. Bugün çıkan bir haberde Hocam, “Şükürle kanaat edip, krize boyun eğmedik” diyor, Başbakan. Başbakan, onlardan ve ahilik kültürüyle krize dur dediklerini söyledi ve ekledi: ‘Kanaat, bizim esnafımız gelir, Bismillah diyerek dükkanını açar, gün boyunca kazandığına kanaat eder ve akşam şükür ile dükkanını kapatır’. İşte kriz böyle yapmak yerine aç gözlülük yapanlar yüzünden çıktı” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Aylardan beri, yıllardan beri anlattığımız konu buydu.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Nitekim Şubat 2009’da diyorsunuz ki: “Bu ekonomik kriz Nuh tufanı gibidir. Yani katlayarak, ezerek ilerleyecek bir tufandır. Bu tufandan ancak Türk-İslam alemi imanın bereketiyle, şükür ve iktisat bereketiyle kurtulacaktır”
ADNAN OKTAR:Aynı dediğim çıktı mı?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
SUNUCU:Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak Başbakan resmi açıklama yapıyor, aynısı. Bak “şükürle çıktılar” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Bu resmi açıklamadır. Bak ben onu, değil mi, yıl öncesinde söyledim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Söylediniz Hocam. Nitekim şeyi de söylüyorsunuz, krizin neden çıktığınıda. “Ekonomik krizin ana nedeni ahlaki krizdir. Ahlaki krizden ekonomik kriz oluştu. Ahlaki kriz kalkmadan ekonomik kriz kalkmaz. Bu da bencilliğin ortadan kalkmasıdır. Yani hırs, para tutma hırsı, fakirlere acımamak, kendi merkezli yaşamak, ben merkezli yaşamak. Böyle olmaz. Müslümalıkta cömertlik vardır, fakirleri koruyup kollamak vardır, şefkat, merhamet vardır. Allah’a tevekkül vardır, haline şükretmek vardır”. Hocam kelimesi kelimesine oldu. “İsrafta akıl almaz bir savurganlığa gidiyorlar ve müthiş bir bencillik var yani parayı tutma hırsı var. Bu durumda para kasıldı mı çalışma hayatı da kasılıyor” demiştiniz Hocam. Başbakan aynısını söyledi Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ne dediysek o, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hakikaten Türkiye de krizden en az etkilenen ülkelerden biri oldu Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
VTR
ADNAN OKTAR: Özetle, memleketimiz güzel, insanlarımız da güzel. Parti liderlerimiz de hoş, iyi insanlar. Kılıçdaroğlu da çok efendi insan. Denge unsurudur yani. CHP de öyle. Önemli bir partidir. MHP de her zaman söylüyorum, Türkiye’nin çimentosudur. Büyük Birlik Partisi de öyle. Erbakan Hocamızı da, inşaAllah, bir gençleşti, dinçleşti, daha iyi oldu.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Allah sağlık, sıhhat versin. Hocamızı üzmeye kalktılar ama tam tersine çevirdik Allah’ın izniyle.
OKTAR BABUNA:EvelAllah, maşaAllah Hocam. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Hocamız sahipsiz değil. Görünen, görünmeyen çok sevenleri var, inşaAllah. Zannettikleri gibi değil. Şeyh Nazım Hocamızı da öyle, üzmeye kalkıyorlardı, bak o da bir canlandı, bir güzelleşti. Daha bir dinçleşmiş Hocam, maşaAllah. Elhamdülillah. Allah daha da sağlığını arttırsın. Dua etsinler sultanımıza.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, daha sağlıklı, sıhhatli olsun.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bazı şeyler de oluyor. Onlara da dikkat etmek lazım. Yani kardeşler arası çekişmeler olmaması gerekiyor. Şeyh Nazım Hocamızın talebeleri içerisinde ben bazen duyuyorum, Ahmet Yasin çok temiz, efendi bir kardeşimiz ama ona karşı bazı ağabeylerimiz, kardeşlerimizin üslubu da gereksiz oluyor. O yatışsın, o. Çünkü hep sevgi insanları, muhabbet insanları. Mesela Abdülkerim el Kıbrisi el Hakkani Hazretleri var, o da çok efendi bir insan. O da samimi, kendince hizmet etmek için Allah’a, dine, faydalı olmak için yani Allah’ın dinine faydalı olmak için gayret ediyor. Bak ne diyor; “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek, gelecek, Hz. Mehdi (a.s.) gelecek , Hz. Mehdi (a.s.) ile neler gelecek...” diyor. Mesela evet, onları açıkladık zaten biz, izah ettik. O hadisleri göz önünde bulunduracak, onlara bakacak, inşaAllah değil mi? Çünkü Peygamberimiz (s.a.v)’e vahiydir o. “Vahye ben inanmıyorum” diyemez bir Müslüman. Böyle bir şeyi, haşa, biz düşünemeyiz dahi. İnşaAllah ama onun dışında zaten o Mehdi (a.s.) aşığı bir ağabeyimiz, inşaAllah. Öbür türlü İslam’a zarar olur, dine zarar olur. Peygamber ne dediyse o, Allah ne dediyse o. Allah kulları için zulüm istemez. Yani bu devirde Allah “kansız, irinsiz İslam ahlakını hakim edeceğim” diyor. Daha ne istiyorsun? Ne güzel, büyük bir güzellik. Değil mi, bunu bir nimet olarak bilin. Ne güzel. Hz. İsa (a.s.) zamanında da Cenab-ı Allah kan istemedi Cenab-ı Alah, olmadı. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında vardı kan. Hz. İbrahim (a.s.) zamanında olmadı. Hz. Musa (a.s.) zamanında vardı kan. Anlattım Hz. Musa(a.s.) yüksek bir yerde, elinde asayı kaldırıyor. Zaten görkemli, muhteşem. Ama asası da büyük asaydı. Ondan sonra, ordu coşuyor. Adamları tabii, yerle bir ediyorlar. Hz. Musa (a.s.)’nin kolu yorulup indirdiğinde ordunun bütün manevi gücü kırılıyor. Yani bu sefer düşman atağa kalkıyor. Onu görünce Hz. Musa (a.s.) tabii bütün gücüyle yine kaldırıyor asayı. Muazzam bir coşku, galeyana geliyorlar böyle, yine. Tevrat uzun uzun izah ediyor. Çok seviyorlar Hz. Musa(a.s.)’yı. Onlardan ayrıldı mı dengeleri bozuluyor, Allah’ın hikmeti. İlla ki başlarında olacak. Mesela bir bıraktı gitti, Samiri biliyorsun psikopat, gitti ortalığı karıştırdı. Put yaptı onlara altından bir şeyler yaptı, manyaklık yaptı. Hz. Musa (a.s.)’yı gördü mü bacakları ayrıldı, küt düştü aşağıya. Değil mi?
Kardeşinin saçından, Harun’un, bak Harun’un sakalından çok bahsedilir Tevrat’ta da. Masonlar da masonluğa girişte hep Harun’un sakalından bahseden bir dua var, onunla çırak töreninde onu şey yapıyorlar, ilk masona yine. Hz. Harun hem saçına, hem sakalına güzel kokulu yağ sürüyor. Onu diyor; “Hz. Harun’un sakalına sürdü, o güzel kokulu yağın görünüşü gibi” diyor ve dua ediyorlar. Yani duanın içerisinde ana konulardan birisi de o. Cenab-ı Allah’a dua ederken, Hz. Harun’dan bahsederek dua ediyorlar, inşaAllah. “Harun”, Tevrat içerisinde çok yerde, çok fazla sayıda kodlanmış. Bu tespit edilir bilim adamları tarafından. “Harun” kelimesi yani. Kuran’da nasıl kod sistemleri var, Tevrat’ta da var. Hiç ummadık yerde, tahmin etmedikleri yerlerde, yani onların da ummadığı yerlerde “Harun” kelimesinin kodlandığını gördüler. Ve Kuran’da da Harun’un saçına ve sakalına dikkat çekiyor Cenab-ı Allah. Kuran’da hiçbir yerde geçmez, bir tek orada geçiyor, Harun’un saçı ve sakalı.
OKTAR BABUNA:Tevrat’ta Levillilerdedört yerde “Harun” kelimesi geçerken Hocam, yapılan inceleme sonucunda ““Harun” isminin yirmi beş defa daha metnin içinde gizlenmiş olduğu görüldü” diyor araştırmalarıyla.
ADNAN OKTAR:Bak, yirmi beş yerde daha gizlenmiş. Evet, bu konuda başka şeyler de var ama zamanı gelince anlatırız, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...