SUNUCU 1:Adnan Oktar’la gece sohbetleri programımıza Kaçkar Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Art Uşak Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Kaldığımız yerden Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah emredin Hocam İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bana bir konu söyle anlatayım.
OKTAR BABUNA:Hocam Peygamber (s.a.v.), siz daha iyi bilirsiniz İnşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde Ahir zamana yönelik olaylar olarak bildirdiği alametlerin hepsi birden son 30 yılda peşpeşe gerçekleşmesi çok büyük bir mucize inşaAllah. MaşaAllah hadislerde şöyle bildiriliyor; Muhammed bin Samit der ki: “İmam Caferi Sadık aleyhisselam’a şöyle arzettim”: “Bu zuhurun Hz. Mehdi (a.s)’nin ortaya çıkışının vuku bulmasından önce bir alamet var mı?” Buyurdu ki: “Evet” “Nedir onlar?” diye sorduğumda şöyle buyurdu: “Abbasi’nin helakı, Süfyani’nin zuhuru, Nefsi Zekiyye’nin öldürülmesi, Beyda’nın yere çökmesi ve gökten gelecek olan ses” Arzettim ki: “Bu işin çok uzamasından korkuyorum” Buyurdu ki: “Hayır, bunlar tıpkı zincirin halkaları gibidir. Hepsi birbirinin ardınca gelir” (Gaybetül Numani)
“Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir” Birbirini takip edeceğini söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Bir dizideki boncukların ard arda kopması gibi” Hepsi arka arkaya.
ADNAN OKTAR:Şimdi bakın bu başlı başına çok büyük bir olaydır. Şimdi diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.), mesela “bir olay olacak” diyor. Tamam bir olay olur, bir harikadır. Ama 30 olayın peşpeşe olacağını söylüyor ve sırasını söylüyor ve sırasıyla otuz olay oluyor. Şimdi bu mucize üstü mucize üstü mucize olur. Yani çok çok daha harika olur. Bunun hiç tartışılacak bir yönü olmaz. Çok nettir artık bu. Bunun açıklaması yoktur. Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.) “falanca kişi” diyor “şu semte gelecek. Sonra ayakkabılarını çıkaracak sonra karşıya geçecek, sonra dönüp şunu söyleyecek, sonra şu olacak” şimdi bunlar kesintisiz oldu mu bunun ne açıklaması vardır? Mucizedir yani çok büyük olay. Ayrıca iyi düşünülmesi gereken bir mucizedir. Bak Bediüzzaman diyor ki; “Oldu, olmaya devam ediyor ve daha da olacak” diyor. İmanı zayıf bir kısım kardeşlerimiz de “Adetullah içerisinde mümkün değil” diyorlar “Türk-İslam Birliği olmaz, İttihat-ı İslam olmaz”. Halbuki Bediüzzaman olur diyor, Allah olur diyor, Peygamber (s.a.v.) olur diyor, imanı zayıf kardeşlerimizin bir kısmı da “Allah-u alem ve enesi kavi” Bediüzzaman diyor çünkü öyle diyor. “Allahualem olmaz” diyorlar. Hani olmuyordu? Bak Türk-İslam Birliği bitmek üzere. İnşaAllah.
“Sayın Hocam şimdiye kadar bazı talihsizlikler yaşadım” Şimdi bu söz olmaz. Şans, talih diye bir şey yok. Yani olumsuzluklar yaşadım diyebilir. “Ama şimdi sizin vesilenizle anlıyorum ki her şeyde hayır vardır” Tamam güzel. “Hocam benim sorum. İnsan heyecanını, korkularını, sinirini nasıl yenebilir?” diyor. Bunu kim diyor? Güzel Nermin diyor, sevimli Nermin diyor. Nermin nasıl yapacaksın biliyor musun? Eğer Allah’a derin bir iman olmazsa heyecan, heyecan bir kere çok güzel bir şey niye heyecandan kurtulmaya çalışıyorsun? Ne hoş. Çok güzel bir şeydir heyecan. Allah sevgisinin tezahürüdür heyecan. Mesela Mehdi (a.s.)’den bahsediyoruz daha adını duyunca heyecan duyuyorum. Hz. İsa (a.s), Mesih ibni Meryem adını duyunca içim eriyor yani acayip açılıyorum, heyecan duyuyorum değil mi? Küçük bir çocuk görüyorum ufak minik heyecan duyuyorum. Kediyi görüyorum heyecan duyuyorum ya ısırma hissi geliyor bana bu kedilerde falan patilerini. İnşaAllah. Ama bak korkularını ve sinirini nasıl yenebilir? Şimdi bu ayrı korku sadece Allah’tan korkulacak. Allah diğer korkuları haram kılmıştır Müslümanlar’a. Yani Allah, Kendi korkusunun dışında bütün korkuları Müslümanlar’a haram kılmıştır. Korkuyu meşru görmeyecek bir kere ya makul bir şey olarak görmeyecek. Korkudan nefret edecek ve asla kabul etmeyecek. “Korkarım ben falan” diyor ya onu kabul etmeyecek ona direnecek. Bu bir kere ibadettir yani korkuya direnilir. Korku kabul edilmez. Sinirini nasıl yenebilir? “Yarabbi” diyor Hz. Eyüp (a.s.) “bana” diyor “şeytandan bir azap dokundu” diyor Allah’tan yardım istiyor. Allah da diyor ki; “Su iç” diyor “soğuk su iç. Duş al” diyor, “yıkan ve ayaklarını da hareketlendir” diyor. Yemek ye, demiyor bak. Fazla kilo sinir yapar bir kere söyleyeyim. İnsanı sinirli yapar. Su içmemek sinir yapar, sinirleri gergin yapar. Uykusuzluk sinir yapar ama en şiddetli sinir ne yapar biliyor musun? Tevekkülsüzlük yapar. Allah’a tevekkül etmedin mi sinirlerin tef gibi gergin olur. Acayip gerilirsin. Sevgi sinirin ilacıdır. Allah sevgisini, Allah korkusunu insan tam yaşadı mı iliklerine kadar yayılır acayip rahatlarsın. Allah’ın tecellilerine aşık olmak sinirin en güzel ilaçlarıdır. Yani dolaylı yoldan bu olsun diye yapılmaz da o. Allah rızası için yaparsın ama dolaylı yan etkisi budur. Sinir minir kalmaz insanda. Hiç gerçek bir deli aşıkta sinir olur mu? Sevgisizlikte sinir gelişir. Sevemediğinde sevilemediğinde insanda sinir gelişir. Sevildiğini ve sevdiğini bilen bir insanda sinir olmaz. Allah bizi öyle yaratmıştır. Aç kaldığında insan sevgiye sinirleri tef gibi gerilir. Ama tabii böyle jaguar arabayı görünce atom forvet herifi görüyor böyle. “Aa” diyor “ne kadar sevgim coştu falan” diyor. Hevesin coştu hevesin. Köpeğe de yal gösterttin mi hayvan kuyruklarını sallayarak koşuyor. O yala bayıldığından, ona karşı aşk duyduğundan değil. Hoşuna gidiyor da onun için, çıkarı içindir. Sevgi ayrı bir şeydir. Orda midesi tatmin olacak o, olay o. Sevgi çok derin bir duygudur apayrı bir şeydir ve doğrudan Allah sevgisine dayanması gerekir. Allah sevgisine dayanmayan sevgi tiksindiricidir, heves tiksindiricidir, iğrençtir. Yani sırtlanlar da birbirine çok sevgi duyuyorlar ama onun ki hevestir. Hayvani hevestir. Değil mi? Bayılıyor sırtlan sırtlana. Gidiyor yalıyor malıyor bir şeyler yapıyor. Ya uyuz sırtlanlar. Allah sevgisi, Allah korkusu olmayanın maddeye göre sevenin konumda aynı konum olur. Madde için sevenin. Aşk ayrı bir şeydir. Allah aşkına dayanması lazım. O zaman Allah tutku denen bir gücü ortaya çıkartır ruhta derin bir güçtür. Yani onu gördüğünde insan zaten şaşırır sadece müminlere has bir özel mucizedir. Yaşanan mucizedir. Mesela bak diyorlar ki adamlar “Dünya da mucize nasıl oluyor?” Bakın size net mucize işte söylüyorum. Dinsizde tutku oluşmuyor. Oluşmaz yani mümkün değil imkansızdır. Sadece gerçek dindarlara Allah’tan hakikaten korkan Allah’ı sevenlere mahsus özel bir güçtür. Sadece onlara mahsustur. Aksini söyleyen varsa gelsin. Yok olmuyor olmaz. Sadece onlara mahsustur. Onun dışında eli mahkumdur çıkara göre hareket edecektir. Yani böyle matematik hesap yapar. Şöyle bir t biçimde bir şey çiziyor. Gelirler adamdan gelecekler ve kendisinin kazanacakları nelerdir? Onun bir teknik hesabını yapar adam. Altına şöyle bir çizgi çeker toplam olur veya olmaz teknik hesap yapar. Bu sevgi değil, bu çıkardır. Onun için güzellerimin yapacağı Allah’a aşık olmaktır. Bütün sevgisini Allah’a vermektir. O zaman dünya da Cennet gibi bir hayatın içerisine girer Allah’ın korumasına girer insan melek özelliği alır. Melek gibi olur.
Bakın gerçekten Allah’a iman eden bir insanla bütün dünya baş edemiyor. Mesela bir kişi olsun ama hakkıyla Allah’a iman etsin. Bütün dünya ateist olsa, dinsiz olsa o, bir kişiyle baş edemezler. Mucize oluyor. Yani net böyle. Böyle yani mesela Zülkarneyn (a.s.) geliyor tek başına it kopuk takımı Yecüc Mecüc dolu baya da zeki varlıklar yamanlar. Hepsini dize getiriyor. Yecüc Mecüc gerizekalı falan değil. Ya bayağı yamanlar. Böyle uyuz eşek gibi çöktürüyor onları, hepsini. Ya Nemrut’ta çok zekiydi. Acayip zekidir Nemrut ama Hz. İbrahim (a.s.)’in yanında bitti adam. Mesela Firavun ve çevresi yani en zeki adamları topluyor çevresine, etrafına ama Hz. Musa (a.s.) ile baş edemediler yani İlahi akıl, Allah’a dayanan akılla baş edemez, edilemez yani. Ve anında çöktü gitti adam. Nermin’in de yapacağı bu. Onun dışında korkular, acılar, gerilimler, ızdıraplar bir Allah’tan bela olarak insanı sarar ve insan bundan hiçbir şekilde çıkamaz. Gidiyor mesela adam diskoda, ya diyor “çok sinirlerim gergin çok üzüntülüyüm” diyor “biraz” diyor “sinir, stres atayım ben” diyor “sinirlerimi atayım”. Gidiyor dolduruyor viskiyi tepesine kadar tepesine içiyor. Cayır cayır midesi yanıyor, ondan sonra karaciğeri perişan oluyor. Vücuduna muazzam bir toksik madde girdiği için zehir girdiği için mevcudu da kaybediyor daha da beter oluyor. Diskoya gidiyor tabii hepsini tenzih ederim de bazı yerler için söylüyorum. Sağında mafya mensubu, solunda katil öbür tarafta bilmem ne kaçakçısı arkasında fahişe arkasında cinsi sapık ne olduğu belli olmayan adamlar. Bir insan orada nasıl yatışır? Değil mi? Allah anılmıyor, dinden bahsedilmiyor, Allah sevgisi yok, tutku yok, kardeşlik yok, herkes herkesten korkuyor, herkes herkese karşı bir şey yapmasından çekiniyor. Değil mi? Ve sinirler gergin birçoğu silahlı adamların, ruhsatsız silah taşıyor. Yani patlayacak bomba gibi, kadınlarda çok saldırgan olabiliyorlar. Mesela psikopat oluyor bir anda saç saça baş başa birbirlerine giriyorlar. “Bir eğlendik bir eğlendik” diyor aman ne demezsin. Nereye eğleneceksiniz? Sinirleri tef gibi olup eve gidiyor ondan sonra. Ondan sonra ta sabahtan akşama kadar uyuyor sinirleri yatışmadığı için. Akşam geliyor ağzı paslı falan perişan. Sürekli gergin, gider oraya çatar, buraya çatar, kurtulamaz ondan. Allah diyor; “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle ferah bulur, rahatlar” Ayet var. “Yok” diyor “ben rahatlarım” iyi rahatlayabilirsen rahatla bakim. Bana bir tane dünyada rahatlayan adam gösterin bir kişi, kurtulamaz. İllaki o acıyı yaşayacaktır. Allah’a teslim olma da öyle dil ucuyla değil çok şiddetli teslim olacaksın Allah’a. Tam anlamıyla o zaman dünyadaki Cennet’i yaşarsın bir nevi, Ahiret’te ki sonsuz Cennet’inde kapısı açılmış oluyor Allah’ın izniyle.
Şimdi benim sevindiğim nokta şu; yani benim milletimin güzel insanlarımın bir mucize görmesi mevzu bahis olacak. Onların imanları çok artıracak bu. Çünkü Ahir zamanda iman zafiyeti çok yaygın. Yani en büyük sorunlardan bir tanesi budur. Peygamberimiz (s.a.v.) Ahir zamanda Allah’ın hak olduğunu, kendisinin hak Peygamber (s.a.v.) olduğunu göstermek için mucize göstertiyor. 1400 yıl sonra mucizeler gösterdi. Bütün dedikleri oldu. Ama şimdi bak hiç itiraz edemeyecekleri bir şey daha olacak. Ya o kadar somut ki çok elle tutulur bir şey. İttihat-ı İslam oluyor, İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. Ve kısa sürede olacak. Münafıklara rağmen, üçkağıtçılara rağmen birçok kişiye rağmen bu olacak. Mehdi (a.s.)’yi göreceğiz ama tabi bu aklın ihtiyarını, yani hiçbir zaman için aklın ihtiyarı kalkmaz. Ya diyecekler adam zaten belliydi yani bunun yani o şekilde Mehdi (a.s.) olarak ortaya çıkacağı. “Amerika’yla anlaşmış” diyecekler. Ben sana söyleyeyim. “Evanjeliklerde desteklemişti. Bir yandan mason desteği, ekonomik durumda zaten onu gerektiriyordu, dünyada Müslümanlar üstünde psikolojik baskı vardı. Sosyolojik gerçekler bunu gerektirdiği için tak bunu karşımıza çıkarttık” diyecekler. “Yani hayırlı uğurlu olsun” diyecekler. “İşte sırtında ben var onlar kolay zaten o yapılır” diyecekler. Hz. İsa Mesih (a.s.) içinde yani artık ona da ne diyecekler dur bakalım onu da merak ediyorum. Ki Hz. İsa Mesih (a.s) de Mehdi (a.s.)’ye itiraz edemesinler diye Allah ikinci dev bir mucize daha yapıyor. Yani artık o da anasız babasız Hz. İsa (a.s)’nın anası babası da yok, kimse yok. Ailesi yok, hiç kimsesi yok. Şimdi ona dese ki adam. Yani her halükarda bir açıklama getirmesi gerekiyor, getiremeyecektir. Orijinal kıyafetlerine de “Onu herhalde bir yerde buldu” diyecekler. Allah’ım bu ya milletin lafını durdurmanın mümkünü yok. Mesela 2000 yıllık elbiseler üstündekiler 2000 yıllık parası da 2000 yıllık üstünde o devrin parası var üstünde Hz. İsa (a.s.)’nın yani ekmek ve yiyecek alınması için bir kısım parası var. Yanında taşıdığı tarağı var, beylik eşyaları var. Onunla alınmıştır göğe, onunla gelecek. Adamı ikna edemezsin “Tabii” diyecektir “bunu yerde bulmuşlar, hepsini götürüp toplamış” diyecekler, diyebilirler.
Hz. İsa Mesih (a.s.)’de yani genetik olarak İbrahimi’dir. Mehdi (a.s.)’yle aynı gen yapıları sabittirler, aynı şeyden, aynı soydan geldikleri için Hz. İbrahim (a.s.) soyu ikisi de. O kadarını ispat etmek mecburiyetinde değiliz. Ama genetik olarak Hz. İsa (a.s.)’nın saçından küçük bir parça alınıp insanlar rahatlasın diye bilimin imkanlarıyla o insanlara sunulur. Yani ve hiç kimseye benzemediğini de görecek insanlar. Ama asıl mucizesini görecekler bakın mesela insanlar hep mucizeyi Kuran’da hadiste Tevrat’ta okudular ama hiç görülmemiştir. Çok ama şimdilik onları inandırmakta çok zor çünkü bir yerde mesela bir veya iki kere ölü diriltecek. Şimdi diyecekler ki “Sevenlerinin yanında öyle yaptı falan” yani onun arkası gelmez onun ya onunla uğraşamayız. Ama somut olan İslam ahlakı dünyaya hakim oluyor, öldü dememişler miydi İslamiyet? Bütün dünyaya hakim oluyor bunu açıklayamazlar işte. Bak hepsine bir açıklama getirecekler. Hz. İsa (a.s)’ın ölü diriltmesine açıklama getirecekler. Bak kör gözleri açacak, “Zaten gözü sağlamdı” diyecekler bak görün, “Sağlam adamı getiriyorlar, o da kör numarası yapıyor diyecekler” elini sürdü gördüğü halde. Halbuki herkes biliyor adamı hakikaten ağma insanların gözünü açacak. Yalnız ağma derken gözü olmayan değil, gözü var fakat görmüyor. Onun gözünü açacak. Baras hastalığını da, yani cildine elini yüzüne sürdüğünde hemen anında değil. Kısa bir süre sonra cildinde o hastalık kalmıyor. Yani sürer sürmez biranda yok olmaz. Yani çok kısa bir süre sonra yok oluyor. Şimdi Kuran’dan işaret ettiği için o şey oluyor. Mesela bak çamurdan, çamuru alacak, balçık şeklinde çamur Kuran’da onu özellikle belirtiliyor. Çamurdan kuş biçiminde bir şey yapacak, balçıktan. 20, 50 veyahut 100 kişi artık ne kadar insan varsa belki canlı yayında da olabilir. Üfürecek anında uçacak kuş. Ama tabii buna da açıklama getirirler. Yani milletle uğraşılmaz yani buna baş edilmez. Ama bak tek açıklayamayacakları ne vardır biliyor musun? İslam’ın ezici şekilde dünya hakimiyeti. Nerde sizin eski Marksist entelleriniz, dantelleriniz, Darwinistler’iniz, materyalistleriniz? Hani karşı koyuyordunuz, hani din afyondu, hani din yok olmuştu, değil mi? Hani Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) yoktu? Hani adetullaha aykırıydı, olamazdı, değil mi?. Şaşar beşer bilmem ne hepsi şaşıp kalacaklar.
Onun için tek yani en büyük delil hiç inkar edemeyecekleri delil dünya hakimiyetidir. İkinci büyük delil nedir biliyor musun? Hz. Mehdi (a.s)’nin ve Hz. İsa (a.s)’nın vefatından sonra küfrün dünyaya görülmemiş şekilde hakim geri dönüşüdür, bu kısa sürede geri dönecek. Ya normalde asla yıkılmaz bir yapı gösterecek İslam çünkü yani istihbarat gücü dünyanın en güçlü istihbarat gücü olacak. Her şeyden haber alacak ama buna rağmen Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’nin vefatından sonra hayret edecek bir hızla küfür dünyaya geri dönüyor ama sel baskını şeklinde. En sonunda da Kıyamet’i görecekler ama yani beni, insan deli münasebetsiz olunca onunla da baş olmaz. “Ne var zaten tahmin ediyorduk” diyecekler. “Nemesis geldiğine göre buraya” diyecekler “taş çarpması zaten bekleniyordu, göktaşları da bu kadar yığıldığına göre dünyanın üstüne, bulut gibi yığıldığına göre, taş yağmuru da çok normal” diyecekler. Dirildiler mi, bak manyaklık devam ediyor; diriliyor adam “bizi” diyor “kim buradan yattığımız yerden kaldırdı?” diyor. Yani deliyle baş edemezsin. Orda da manyaklıkları söylüyor.
Diyor ki Allah; “Pişmanlıklarını gizlerler” diyor, “göz ucuyla bakarlar” diyor, daha orada da enaniyet yapıyorlar, dirildiğinde de. Ama bakın ona da açıklama getirecekler bu manyaklar. Bu hayret nasıl oluyor Allah’ın hikmeti yani. Ona da bir açıklama getiriyorlar. Yani onu kapitalistlerin bir oyun oynadığını beyninde ki o elektromanyetik gücü alıp onu sonsuz sistem içerisine kilitlediklerini ve onlara elektromanyetik olarak eziyet ettiklerini inanıyor olabilirler. Şu flimler var ya yeni çıkan filmler. Yani o konular işleniyor zaten. Değil mi? Yani adamın ruhu kontrol altına alıyor, bilgisayarı kontrol altına alıyor ve ruhuna sonsuzluk gücü ekleniyor, sonsuz yaşama gücü ekleniyor ve ona sonsuz eziyet edeceklerini düşünüyor. Onun için kedisine eziyet edileceğini düşüneceklerdir. O bizi ilgilendirmez tabii manyak düşünecekleri ama Müslümanlar Cennet’te rahat içinde yaşayacaklardır. Küfürde sürünüp azab çekecekdir. Kısa sürede bunu göreceksiniz. Ama insanların bir kısmının nasıl deli düşünme ufkuna sahip oldukları, şüpheciliğin de ne kadar şiddetli olduğunu göreceksiniz. Mesela Mehdi (a.s.)’nin üstündeki şüphecilik en şiddetlilerinden birtanesidir. O şüphecilikten dolayı Mehdi (a.s)’yi kavrayamamaklardır. İnsan ruhunda delilik derecesindedir şüphecilik, büyük bir kitle böyledir çok şiddetli şüphecidir, her şeyden şüphelenir. Bediüzzaman diyor ki“Avamın çabuk iğfal olunabilen akılları ta ki başka maksatlara âlet olmadığı iyice tahakkuk etsin” diyor. Mesela; Mehdi (a.s.) çıkıyor “tamam” diyor adam, yani mutlaka şüphe gözüyle bakarlar İsa (a.s.) da her şeye şüphe, babasından şüpheleniyor. Babası oğuludan şüpheleniyor. Muazzam bir şüphecilik, mesela; devletlerin birçoğu halkından şüphe eder. Birçok devlet şu an milleti aşağılık görüyor. Ve tepesi ezilmesi gereken potansiyel tehlike olarak görür. Hep böyle Faşist ve Komünist sistemler oluşuyor o yüzden, mesela; gizli polis sistemi çok güçlüdür Faşist sistemlerde, Komünist yönetimler de öyle bütün halk potansiyel şüphelidir herkes, ya devleti yıkacaktır, ya oyun oynayacaktır. Ya karanlık bir şeyin peşindedir. O kafada olurlar, yani güvene dayalı sistem Mehdi (a.s.) devrinde olur. Mehdi (a.s.) diyor ki “Ben size güveniyorum” millete ama adamlar da kendilerine güvenmeye kendilerini mecbur hissediyorlar herhalde, Mehdi (a.s.)’nin hem zahir hem batıl gücünden çekiniyorlar. Çünkü Allah’tan korkmayan, Mehdi (a.s.)’den korkacak, çünkü Mehdi (a.s.)’nin bir yönü var tam ortaya çıkmadı bunu görecekler. Cin âlemine hâkimdir Mehdi (a.s.) yüzlerce, binlerce cinninin kontrolü Mehdi (a.s.)’nin elinde olacak bu kahredici bir korkudur. Hz. Süleyman (a.s.)’da da vardı bu, çünkü cin betondan, çelikten hepsinden geçer asla karşı koyamazlar adam. Kafasının içine kadar girer cin, yaprakların arasına girer, her yere girer. Mehdi (a.s.)’ye dost, küfüre düşman olan cinler Mehdi (a.s.)’nin kontrolünde olacaktır. Mehdi (a.s.)’nin karşında iki büklüm cinler ama küfüre karşı da çok saldırgan ve çok kinli, öğren de gel dedin mi, öğrenir gelir. Bunu da görecek insanlar yani, baş edemeyecekleri bir güç, Mehdi (a.s.) gizli mikrofonlar şunlar, bunlara ihtiyaç duymayacaktır. Hz. Süleyman (a.s.) kıssasında özellikle o belirtiliyor. Hatta şeytanlar bile diz çöktürlüyor, şeytan öldürülüyor, manen öldürülecektir. Şeytan bile Mehdi (a.s.)’ye hizmet edecek, ona işaret Süleyman (a.s.) kıssasında açıkça belirtiliyor. “Şeytanları zincirlerle birbirine bağla” zincir derken demir zincir değil o bir manevi zincirdir o değişik bir şeydir o. Kurtulamıyor şeytan Mehdi (a.s.)’nin kurduğu o manevi zincirden kurtulamıyor. “Sen de şunu yapacaksın” diyor, yapıyor eşek gibi yapacak. Cinler de öyle dev bir cin ordusu Mehdi (a.s.)’nin yardımcısı olacaktır. Bu da hem hadisler de işaret ediyor ama bunu Kuran da çok detaylı anlatıyor. Çünkü bak Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki “Hz. Süleyman (a.s.) gibi dünyaya hâkim olacak” diyor. Özel bir benzetme var. Hz. Süleyman (a.s.) nasıldır diye baktığımızda ana özelliklerinden biri olarak cinlere hâkim olması olarak görüyoruz. Bunu görecek insanlar çok metafizik ve harika olaylar görecekler, biraz beklerlerse daha da kapsamlı daha da hayret edilecek şeyler görecekler inşaAllah. Evet söyle.
OKTAR BABUNA: Cehennem’i anlatırken Hocam onunda bir açıklaması olduğunu siz Akademideyken onun da materyalist bir açıklaması vardır diyen biri olduğunu söylemiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Materyalist demedi, diyalektik açıklaması.
OKTAR BABUNA: Diyalektik evet.
ADNAN OKTAR:Benim Maocu bir arkadaşım vardı. Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’nin karşında bir kırtasiyeci var. O kırtasiyecinin önündeydik, okulda, malzeme almaya gelmiştir. Orada konuşuyorduk. “Ya” dedim Maocu olan arkadaşıma, “şimdi sana bir şey diyeceğim,” dedim, “bana samimi olarak söyle” dedim, “şimdi öldüğünü farz edelim” dedim “ve hakikaten dirildin” dedim. “Birden bambaşka bir alemdesin, büyük bir alem, sana dendi ki; işte sen ölüydün, dirildin. Şimdi yeni bir boyuttasın” dese, “Orada” dedim, “Allah’a inanır mısın?” dedim. Bana böyle şefkatle baktı, “Ya sen” dedi, “niye olaylara” dedi, “hep böyle tek yönlü bakıyorsun, niye diyalektik gözle bakmıyorsun?” dedi. “Onun da bir diyalektik açıklaması vardır” dedi. Ben sana ne diyeyim artık, bilmem. “Mutlaka onun bilimsel bir açıklaması olması olur diyalektik açıdan, sen niye hepsini din gözüyle olayı değerlendiriyorsun?” diyor. Yaşıyordur arkadaşımız yani.
Maocu küçük bir grup vardı. Onlar İGD’liler vardı, İlerici Gençlik Derneği üyeleri vardı. O arkadaşlarımdan bir tanesi şimdi bir televizyonda bir yönetici gibi bir şey. O ekibin içindeydi. Her türlü fraksiyon vardı, okulda öğrenci derneği toplantısı yapılmıştı, beni de götürdüler. Nuri Hoca dedi ki; “Biz gitmeyelim falan” olay çıkacak diye çekiniyordu, “bizim grup gitmesin” dedi. “Yok” dedik, “biz gidebiliriz, bir şey olmaz,” dedim, hep beraber gidelim” Sen gitme gibisine getirdi Nuri Hoca. Sinema salonunda toplandık, bir askeri parka, garnizon gibi, böyle askeri kıyafet, o zamanlar öyleydi, postallar, askerler. Komünistler falan öyle kıyafetleri vardı. Seçim yapıldı, hatırladığım kadarıyla, yanlış hatırlamıyorsam bir tane boş oy çıkmıştı. Hepsi Marksist fraksiyonlara dağılmıştı oyların. Yani ilginç günlerdi, maşaAllah. Evet.
OKTAR BABUNA:Çok değişenler oldu ama Hocam o, mesela Hilmi Yavuz tebliğ yaptınız o dönemde evrimin olmadığını anlattığınızda, şimdi normal, Müslüman bir gazete yazı yazıyor.
ADNAN OKTAR:Hocamı bana niye getirmediniz? Hilmi Yavuz Hocam görüşmek istemişti.
OKTAR BABUNA:Tamam inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Onu yeniden görüşelim. O çok değerli bir insandır. O zaman Marksist’ti Hocamız. Komünizm’i uygun bir üslupla anlatıyordu, Darwinizm’i anlatıyordu. Hocamı ben konuşup ikna etmiştim, inşaAllah. Başka kim vardı? Hasan Kaçan, askeri parkayle geziyordu böyle. Bana böyle dik dik bakıyordu okulda gezerken falan, böyle. Diğer o Maocu ekipte değildi, başka ekipteydi. Bak o da dindar oldu sonra. Heykel bölümünde bir çocuk vardı, bir arkadaşımız vardı. O da oradaki sol grubun liderlerinde o da dindar olmuştu, inşaAllah. Yani ne günlerdi o günler. Efendim.
OKTAR BABUNA:Polis barikatlarını aşarak,
ADNAN OKTAR:Yok yok öğrenciler barikat kurmuştu. Birkaç kişiyi vurmuşlardı, işgal meydana geldi, okulda işgal yaptılar. Ondan sonra, yani eşyalar falan işte okul sıraları falan konular yapılıyordu. Barikat kurdular. Üç tane barikat vardı. Cuma vaktiydi, “Ben” dedim, “namaz kılmak için” dedim, özür dilerim” dedim, acayip ortam gergin böyle. Her an olay olması bekleniyor. Komünistler falan da böyle her yerde böyle bir kan kokusu var yani. Karşı eylem yapılacak gibi. Nutku durdu adamın, baktı. “Ben namaz kılmaya gideceğim, onun için özür dilerim geçmek istiyorum” falan dedim. “Tabii buyurun” dedi. Öbür engele geldim yine orada dedim “Ben cuma vakti geç kalıyorum, namaz kılacağım” dedim. Öbürüne geçtik, ben alenen kılıyordum namazımı. Bir tanesi bir arkadaş gizli kılıyormuş. O Beyoğlu’ndaki o cami de yakalanmışlar o, yakalamışlar derken, normal bir şey cami çıkışında görmüşler. Yani öldüresiye dövmüşlerdi, böyle komaya sokmuşlardı. Gizli namaz kıldığı için. Ben aleniydim, açıkça anlatıyordum dini, İslam’ı Kuran’dan. Darwinizm’e karşı da açık söylüyordum.
OKTAR BABUNA:Ki tehdit ettikleri halde.
ADNAN OKTAR:Defalarca ölümle tehdit ettiler. Daha bir hoşuma gidiyordu benim. Daha da kafamı şöyle arkaya atarak falan yürüyordum. Kollarımı aça aça böyle. Caddenin ortasında. Özellikler otobüse binmiyordum, dolmuşa da binmiyordum, yürüyerek gidiyordum Ortaköy’e kadar, rahat vurabilsinler diye. Hadi gelin vurun vuracaksınız, diye. Vuramazlar, öyle bir şey olmaz. Çünkü ben görevimi yapacağım. Kader yerini bulacak, çünkü Allah’ın dediği süre gelmeden beni vurmaları mümkün değil.Eğer beni vuracaklarsa zaten ben tedbir alsam da gelir evde vururlar adam yani. O yedi kat yerin altına girsen girer yine, vurmasana gerek yok zaten ölürsün. Bir şey olur ölürsün yani. Onunla alakası yoktur. Tedbir, çok kötü bir şey. Memleket elde gidiyor, sen de korkudan, can korkusundan saklanacaksın. Olur mu öyle şey? EvelAllah. Marksistler’in gittiği bir kahve vardı, daha önce anlatmıştım. Daha gelmiştim yeni, yeni gelmiştim. Adnan Oktar, 1956, Ankara yazmışlar, kahvehanenin camını böyle çamurdan, araba gelen çamurlardan ıslanmış. O çamurun üzerine yazmışlar böyle. Benim gelip gittiğim bir yol. Adnan Oktar, 1956, Ankara. Listedesin, hazır ol gibisinden. Gıcık oldum, ev Ortaköy’de yukarıdaydı, sabahın dört buçuğunda kalkıyordum, Mecidiye Camii’ne kadar, karanlık sokaklardan geçiyordum, gelin vurun gibisinden. Acayip ürktüler yani o dönemde demişler ki; bu söylemesem mi ama “Ya” demişler, “bu gider ama” demişler, “en az otuz kişiyi peşinden götürür” demişler. “Normal bir şey değil” demişler. Ben ne yapacağım? Zaten bir şey yapmam da yani cesaretimi çok delice buluyorlardı. Çok çok delice buluyorlardı. Çünkü kimse gelmiyordu öyle bir şey oldu mu adam araziye kaçıyordu. Kimse okula mokula devam etiyordu. Ben alenen dağıtıyordum kitapları, alenen izah ediyordum. Mesela gittim, Akademi’den sonra da İstanbul Üniversitesi, Felsefe Bölümü’ne özellikle, kasten yazdım orayı. Birinci tercihimdi. 37 puan mı ne daha fazla aldım. Hiç hazırlanmadan girdim imtihana da. Hiç, genel kültür, yani o kadar. Onunla girdik. Oraya da gelince bir okula girdim, sınıfa girdim, Allah, tam teşkilat yine orada da parkalar doldurmuş böyle. Marksist dergileri falan koymuşlar, kitapları koymuşlar ama muazzam gergindi ortalık, acayip elektriklenmişti. Millet zor nefes alıp veriyor, böyle bir şey çıkacak gibisinden. Ben de geldim oturdum etrafa tebessüm ederek bakıyorum. Hoca geldi, felsefe Hocası, Felsefe Anabilim Dalı Hocası geldi. Ortalığa baktı şöyle, “Çocuklar” dedi, “şimdi bir şey söyleyeceğim” dedi. “İslamiyet hakkında, din hakkında” dedi, “konuşmak isteyenler” dedi, “aşağı odama gelsinler, özel görüşmek isteyenler orada tek görüşsünler” dedi. “Sakın” dedi, burada” dedi, bir tartışma istemiyorum” dedi. “Ayrıca” dedi, “İslam Felsefesi ile ilgili ders vardı” dedi, “o dersi kaldırıyorum,” dedi, “hadi geçmiş olsun hepimize” dedi. İslam Felsefesi dersi onlarca yıllardan beri devam ederken, benim geldiğim gün kaldırıldı ve o gün kaldırdılar. Hatta biraz da geç geldim ki, ortalık karışmasın gibisinden. “İslam Felsefesi dersi kaldırıldı” dedi, “bu konuda konuşmak isteyenler” dedi, “aşağıya özel gelsinler, tek görüşelim” dedi. “Sakın, bunun dışında bir şey istemiyorum” dedi. Canım Hocam bu kadar çekiniyorsan yani demek ki ben haklıyım demektir. Değil mi? Şimdi mesela orada anfiler toplantı falan yapıyordu, biz oraya Bruce Lee gibi gidip oturuyorduk ve kasıp kavurduk o zamanlar, elhamdülillah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz anlatmıştınız Hocam, teşebbüsler ama mesela size geliyorlar, yanlışlıkla karşı daireye geliyorlar.
ADNAN OKTAR:Çok fazla suikast girişimi oldu, onlardan bir tanesini anlatıyor. Onlar Allah’ın yaratması, mucize, harika olsun diye yaratıyor Allah.
Bismillah. Evet. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Efendim, Kehf Suresini açmışsın, 65. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Derken,” diyor Cenab-ı Allah. “Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz” Allah’ın özel olarak rahmet verdiği. “ve Tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz” özel bir ilim, “kullarımızdan bir kulu buldular” Hızır (a.s.) ama tabii burada aynı zamanda Mehdi (a.s.) anlatılıyor. Yani Mehdi (a.s.)’ye işaret vardır. Çünkü Mehdi (a.s.)’de Hızırlık özellikleri de çok ağırdır. Hızır (a.s.) özellikleri. İsa Mesih (a.s.)’in da ruhaniyeti çok üzerindedir. Hızır (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın ruhaniyeti Mehdi (a.s.)’yi kaplamıştır. Onun için zaten beraber zuhur ediyorlar, üçü sac ayak gibidir. İsa Mesih (a.s.), Hızır (a.s.) ve Mehdi (a.s.). İnşaAllah. “Musa ona dedi ki: 'Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” Mehdi (a.s.)’ye talebe olmak çok tehlikeli ve çok zor bir şeydir. Yani mesela birçok insan heveslenir. “Keşke Mehdi (a.s.)’ye talebe olsam” diye. Zannettiği gibi olmaz. Bir, iki, üç haftasına “Bana müsaade” der. Öyle olmaz, yani çok çok zordur Hz. Mehdi (a.s.)’ye talebe olmak. O ledüni engelleri aşmak kolay değildir. Onun için mesela onlar rüya alemi gibi zannediyorlar, Mehdi (a.s.)’ye talebe olmak. Gidersin, sofra kurulur yemekler yersin, Mehdi (a.s.) yüzünü sıvazlar böyle bir harika haller görmeye başlarsın. Öyle değil. Mehdi (a.s.)’nin yanına geldin mi, daha önce de söyledim, “Selamün aleyküm, ben belamı arıyorum” diye gelecek adam. Hem böyle az boz bela değil yani. “Yağmur gibi bela yağması için geldim” diyecek. “Benim canım tatlı” diyor, “hanım da evde bekliyor,” diyor, “yemekler soğumasın Hocam” diyor, o zaman olmaz o, inşaAllah. Bambaşka bir alemdir. Bak Kuran ona işaret ediyor işte. “Musa ona dedi ki: Doğru yol (rüşd) olarak” doğru yol Kuran’dır. Değil mi? “(rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” Sana öğrenci olabilir miyim?” diyor. Bak diyor ki Hızır (a.s.), ki bu Mehdi (a.s.)nin de ifadesidir. “Dedi ki: Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin” Yani onu kaldıramazsın. Çünkü bir anormallik göreceksin. Anormal değerlendireceksin, Kuran’a ve hadise zıt zannedeceksin. Biz batın gözüyle bakmayacağız, zahir gözüyle bakacağız. Anlayamadığın için de sapkın ve anormal göreceksin. Mehdi (a.s.)’ye yapılan suçlamalar öyle değil mi zaten? Hadisler de bunu söylemiyor Peygamberimiz (s.a.v.). “İstanbul’daki” diyor, “o cahil Hoca” diyor, “bunun başını çekecek” diyor. “Mehdi (a.s.) ‘i sapkınlıkla suçlayacaklar” diyor. Neden? Batın zırhına girdiği için, anlayamayacaklar. “Böyleyken” bak, Hızır (a.s.) yani Mehdi (a.s.) aynı zamanda. Özünü yani Mehdi (a.s.)’de işari manasında söylüyorum. “(Böyleyken) “Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?'” diyor, “özünü bilmiyorsun” diyor. “Nasıl sabredeceksin?” diyor. Musa (a.s.) diyor ki bakın, anahtarı açıyor, “inşaAllah” diyor, bismillah, inşaAllah Mehdi (a.s.) talebelerinin ağzıdır, üslubudur inşaAllah, maşaAllah. Dünya hakimlerinin kilit kelimeleridir. 'İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın” Müthiş sabırlı olması lazım. Sabreden olarak bulacaksın. Bakın “hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim dedi” diyor. Bak, belirli işlerde demiyor, hiçbir işte, istisnasız, aklına gelen ne varsa, “hiçbir şeyde sana karşı gelmeyeceğim dedi” Dedi ki, Hızır (a.s.), yani uygulaması olarak da Mehdi (a.s.), ki Hızır (a.s.) da zaten bir nevi Mehdi (a.s.)’dir. “Dedi ki: Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma,” “Hiçbir şekilde karşı gelmeyeceksin” diyor. Bak istisna koymuyor, “hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle anlatıp söz edinceye kadar” “Ben sana hikmetini açıklayacağım” diyor, “ama ben açıklamadan karşı gelirsen bağımız kopar” diyor. “Böylece ikisi yola koyuldu” Hep iki, iki, iki gider öyle, ikiyle gider. Mehdiyet’in bir şifresidir iki. Kıyamet’te hep ikidedir. 2120, saat iki, kim bilir, Allah bilir. İnşaAllah tabii doğrusunu Allah bilir. Belki belki. “Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi” Kırdı, parçaladı. Hızır (a.s.)’ın hiç anlaşılmayacak yönlerinden biridir. Yani bakın, Hızır (a.s.)’ın özelliklerinden bir şey daha söyleyeyim. Gider bombalar, yıkar, binanın tamamını yıkar yani. Hiç anlayamazsın. Faili mechul olur, bulmazsın. Bak diyor ki; “Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi” Tahrip etti gemiyi diyor. “(Musa) Dedi ki: İçindekilerini batırmak için mi onu deldin?” “Sabotaj yaptın” diyor, “bombaladın. Yıktın, yaktın. Ne yapıyorsun?” diyor. “Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın” “Suç işledin. Yanlış bir şey yaptın” diyor. Yani ona getiriyor zaten. Bak “içindekilerini batırmak için mi onu deldin?” diyor. Yani “harama girdin” diyor değil mi? Müslümanlar’ın içinde bulunanı batırmak haramdır. Haramla suçluyor zaten, itham ediyor inşaAllah. Mehdi (a.s.)’de böyle itham edilecektir. “Dedi ki: Gerçekten benimle olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?” diyor. “(Musa): Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama” diyor. “Unuttum” diyor. “ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma, dedi” diyor. Yani tabii üslup da ilginç. Çok sevimlidir Hz. Musa (a.s.). “Böylece” bak, Kuran yeniden vurguluyor. “ikisi” diyor. Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.), Mehdi (a.s.) ve Hızır (a.s.). Üçü bir araya gelmezler. Bak üç kişi değil yani. Mehdi (a.s.) varsa, Hızır (a.s.) vardır. İsa (a.s.) Hızır (a.s.), Mehdi (a.s.) İsa (a.s.), ikili inşaAllah. En mükemmel anlatım yöntemi de ikidir yani iki kişi karşılıklı, teke tek anlatmadır. “Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürdü” Mesela Mehdi (a.s.) zıtlarını Hızır (a.s.) öldürür, söyleyeyim. Faili meçhulle öldürür. Ve hiçbir şekilde de bulamazsın. Yani çünkü insan değildir öldüren. Yani insan olmadığı için bulamazsın. Bildiğimiz insan değil. Hızır (a.s.) olduğu için, sokakta gezen herhangi bir insan değildir. “o hemen tutup onu öldürdü. (Musa) Dedi ki: Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün?” Çok ağır bir itham, direkt cinayetle itham ediyor değil mi? Çok ağır bir suçlamadır. “Andolsun, sen kötü bir iş yaptın” diyor. Yemin ederek söylüyor, “sen kötü bir iş yaptın” diyor. Hikmetini bilmediği için. Halbuki vahiyle hareket ediyor zaten. Bütün yaptıkları doğru. Biliyor da ama insani bir tepkiyle o an bu şekilde söylüyor inşaAllah. Hz. Musa (a.s.) ulul azm, büyük Peygamberlerdendir. Ki Cennet’tedir şu an inşaAllah. “Dedi ki: Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?” diyor. Bak bir daha hatırlatıyor. Musa (a.s.) diyor ki; “(Musa) dedi ki: Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun dedi”, “Kabul edeceğim” diyor. Yani “özür kabul edeceğim” diyor. “(Yine) Böylece,” bak Kuran bir daha söylüyor. “ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı” Hızır (a.s.) isterse yer, isterse yemez. Yani bir ay, iki ay yemek yemez. Hiçbir şey olmaz. İnsanlar iki gün yemek yemezse ne olur bir düşünün. O canı istiyorsa yiyor inşaAllah. “Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti” Hızır (a.s.), hay mübarek, hay mübarek. Birde duvarcı ustası değil mi? Bütün masonların Üstadı, mürşid olacaktır Mehdi (a.s.). Bütün masonluk, dünya masonluğunun hepsi emrine girecektir. Kuran’ın bir işareti bu aynı zamanda. Bak “yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti” Aynı zamanda yıkılmış duvar, nerelerde var? İki yerde var. Biri Ayasofya’da var. Ayasofya inşa edilecek. İkincisi nerede?Süleyman (a.s.) mabedidir. Duvar yıkılmıştı. Bak “duvar” diyor zaten bak. “Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular” Duruyor yani Hz. Süleyman (a.s.)’ın, o duvar Allah tarafından özel muhafaza ediliyor. O duvarı Hz. Mehdi (a.s.) yükseltecek, yükseltecek, yükseltecek Hz. Süleyman (a.s.)’nın mescidini yeniden inşa edecek. Mehdi (a.s.)’de duvarcı ustasıdır. Bütün masonlarında Üstadı olacaktır. Hepsine La ilahe illallah Muhammeden Resulullah dedirtecektir. Bak bu çok büyük bir mucizedir. Yani mason nasıl bilinir? Oo dinsiz, imansız, Allah’sız, kitapsız bilinir, değil mi? Hepsinin iman ettiğini göreceksiniz. Hepsinin, bak Kuran bu sırra işaret ediyor inşaAllah. “hemen onu inşa etti” Kısa sürede, bak Bediüzzaman diyor ki; “Yıldırım hızı ile hareket eder” diyor değil mi? Adetullah da yıldırım hızıyladır. Cenab-ı Allah’ın kanunları vardır. Bazıları çok hızlıdır. Onu uzun uzun anlatıyor. “Aniden kışda yaz yapar Cenab-ı Allah, yazın aniden kış meydana getirir” diyor değil mi? “hemen onu inşa etti” diyor, kısa sürede. “(Musa) Dedi ki: Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin” Allah rızası için yapıyor. Ücret almaz değil mi? “Dedi ki: İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız” diyor. “Sen çünkü konuştuk artık anlaştık, sende kabul ettin. Artık ayrılıyoruz” diyor. “Sana, üzerinde sabır gösteremeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim” Bak “Sana, üzerinde sabır gösteremeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim” “Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerlerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı” Annesi onu o minik canıyla bir geminin içine koymadı mı? Küçük bir geminin içerisine, çok tehlikeli bir hareket değil miydi? Bıraktı, attı yani ölsün diye mi bıraktı annesi onu? Değil mi? Bak diyor ki; “ilerlerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı” Firavun eline geçirdiği her çocuğu öldürmüyor muydu o zamanlar? Büyük bir tehlikeydi. Senin annenin seni o küçük kayığa koyup, bırakması ledün ilmiydi. Seni ölsün diye bırakmadı ki, değil mi? Seni kurtarmak için bıraktı. O gemiyide onları kurtarmak için deliyor, Hz. Hızır (a.s.), değil mi? Aynı kanun yöntem. “Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü’min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip korktuk” Mehdi (a.s.)’ye zarar vereceğine emin olursa yani Allah’ın dininin yayılmasının engelleneceğine emin olursa Hızır (a.s.) o şahsı faili meçhul olarak öldürür. Budur yani anlatılan budur Kuran’da. Hiçbir şekilde, hiçbir delil bulamazsın. İsterse 100 sene ara. Çünkü insan değil yani bizim bildiğimiz insan değil inşaAllah. Bakın şimdi buradaki hikmet, “Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü’min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip korktuk” Hz. Musa (a.s.) bir yumrukta o şahsı öldürmedi mi orada? Onun kaderinde değil miydi? Allah’ın emriydi o, istemeden oldu. Hz. Hızır (a.s.)’ın da yaptığı da burada Allah’ın emriyle yapıyor. Kendinden yapmıyor değil mi? Hz. Hızır (a.s.) ona soruyor mu, sen niye o adamı öldürdün?” dedi mi? Demedi. O da ona sormaması lazımdı. Niye bunu yaptın, değil mi? Çünkü vahiyle hareket ediyor, biliyor vahiyle hareket ettiğini inşaAllah. “Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik” Bu da Mehdi (a.s.)’dir. Deccal’in öldürüleceğini, Mehdi (a.s.)’nin de yaşatılacağını, destekleneceğini, Hızır (a.s.) tarafından destekleneceğini Kuran işaret ediyor, gösteriyor. Bakın; “temiz olmak bakımından daha hayırlısı,” hem Mehdi (a.s.) hem çok temizdir, hem hayırlı bir insandır “merhamet bakımından da daha yakın olanını “ çok merhametlidir. Mehdi (a.s.)’nin ana özelliğidir, kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz. Merhametine özellikle dikkat çekmiltir Peygamberimiz (s.a.v.). Burada da Mehdi (a.s.)’ye işaret ediliyor inşaAllah. “Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu,” Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.). İkiside yetimdir. “altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi” O define Hz. Süleyman (a.s.)’ın sandığı ve Kutsal Emanetler’in tamamı, Tevrat ve İncil’in orjinalleri. İnşaAllah. “babaları salih biriydi” Hz. İbrahim (a.s.)’di her ikisinin babasıda. İnşaAllah. “Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler” olgunluk çağlarına “ve kendi definelerini çıkarsınlar;” daha önce müsaade yok, bulamazsınız o defineleri. Bak herkes arıyor Süleyman (a.s.)’ın sandığını, 1000lerce yıldan beri aranıyor ama bulunamıyor. Bakın çok büyük mucizelerden birtanesidir.Mehdi (a.s.) eliyle koymuş gibi bulacak. “(bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım” “Vahiyle yaptım” diyor Hızır (a.s.). “İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu” Anlaşıldı mı? “Derken, Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve Tarafımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular” tarihi 2010 tarihini veriyor ebcedi. Bir tane tarih veriyor o da 2010. Yani Hicri 1431 tarihini veriyor. İnşaAllah yani biz anlatabildiğimiz kadarını anlatıyoruz anlatamadığım dedim ben 100 misli bunun. İnşaAllah inşaAllah. Evet. Oktar Hocam şimdi sıra sende anlat.
OKTAR BABUNA: Hocam siz geçen akşam programda, insanların Kıyamet’in bu kadar yakın olduğunu daha yeni kavradıklarını anlatmıştınız. Hadislerde Resullullah (s.a.v.)’den sonra Kıyamet’in yakın olduğunu haber veriliyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bildiiyor bunu. Bu konu ile ilgili hadislerden örnekler okuyalım mı Hocam? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: Ben Kıyamet’in kopacağı aynı saatte gönderildim”
ADNAN OKTAR:‘Kıyamet’in kopacağı aynı saatte gönderildim” Yani an meselesi Kıyamet’in kopması. Evet.
OKTAR BABUNA:Ancak, şunun şunu geçmesi gibi, ben Kıyamet saatini geçip, biraz evvel geldim” diyor. Buyurdular ve orta parmağı ile işaret parmağını gösterdiler. O kadar yakınmış.
ADNAN OKTAR:İşte söylüyor “5600 yıl geçmiştir” diyor “7000 yıldan 56000 yıl geçmiştir” diyor ve net tarihi ortaya koymuş oluyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hicri 1400 ve 1500 arası. Yani 1980 ve 2120. O kadar. Peygambermiz (s.a.v.)’in hadislerinde net belirtilen tarihtir inşaAllah. Yani Hicri 1400 ile 1500 net tarihtir. 2120’yi Bediüzzaman söylüyor. İnşaAllah Allah-u alem diyerek inşaAllah. Evet.
OKTAR BABUNA:Resullulah (s.a.v.) “Ben Kıyamet söyle yakın olduğu halde gönderildim” buyurdular ve işaret parmağıyla orta parmağını yanyana gösterdiler. (Kütübü Site)
ADNAN OKTAR:Cübbeli ne diyor? Cübbeli; “570 sene var ama Adnan Hoca, Mehdi (a.s.) olmadığını söylesin, doğrusunu söyleyeceğim” diyor “Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda çıkacağını o zaman söyleyeceğim” diyor. Bak şartı bu. Adam kitap azmış sırf bana yönelik. Yani “Mehdi (a.s.) bu yüzyılda çıkmayacak” diye kitap yazmış. Alanen söylüyor bakın. “Hazreti Mehdi (a.s.) Muhakkak Gelecek Fakat Bu Yüzyılda Değil” diyor. Bakın “fakat bu yüzyılda değil” çok önemli. Yani “Bu yüzyılda Evanjelikler iflahını kesecek Müslümanların” diyor “biz seyredeceğiz arkadaşım” diyor. Bizim görevimiz böyle hani arenada aslanlar veyahut böyle vahşi hayvanlar insanları boğar da seyrederler ya, Cübbeli Hazretleri de misvakını sürüp pilavını yiyip, seyredecekmiş. Ben seyretmeyeceğim, değil mi? Ben Allah’ın izniyle küfrü yerle bir edeceğim Allah’ın dilemesiyle. İnşaAllah. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, onun askeri olarak, onun ayağının tozu olarak, yani benim yönüm bu. Kuran bana bunu emrediyor, Allah bunu emrediyor. Dünyaya adaleti, barışı, kardeşliği, sevgiyi, dostluğu, huzuru ve güzelliği getireceğiz. Herkes fikrinde hür olacak, kıyafetinde de hür olacak, yemesinde içmesinde de hür olacak, kimse kimseye karışmayacak. Bizim istediğimiz, ideal bulduğumuz hayat budur. İnşaAllah Kuran’ın bize anlattığı da bu. Resullah (s.a.v) devri de böyledir. Asrı Saadet de buydu. Evet. Oktar Hocam şimdi seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hocam bu, PKK’yla mücadeleyi anlatırken aslında askeri yöntemleri söylediğiniz bir konu daha vardı Hocam, “Gerilla yöntemiyle, Gerillalar’la askeri yöntem zordur” demiştiniz Hocam. Düzenli bir ordu var, Gerilla. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Vietnam Savaşı’nda da böyle bir Gerilla hareketi vardı Hocam, siz söylemiştiniz zaten. Bu savaşta Amerika mağlup oluyor Vietnam’a modern silahlarla çok büyük saldırıda bulunduğu halde yalnızca tek bir gök gürlemesi harekatında Kuzey Vietnam’a II. Dünya Savaşı’nda kullanılan tüm bombalardan daha fazla bomba atıyorlar. Güney Vietnam’ın 900.000 kişilik, Amerika’ın 580.000 kişilik ve Milis Kuvvetleri’ninde 1.480 kişilik ordularıyla toplam yaklaşık 1.500.000 kişilik ordu grubuna karşı Komunist Kuzey Vietnam 320.000 kişiden oluşan bir orduya sahip. Onunla karşı koyuyorlar. Yalnızca 3 yıl içinde Kuzey Vietnam’a Amerika 500.000 ton bomba atıyor. 500.000 ton ve mağlup oluyorlar sonra askerleri toplayıp gidiyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakın 500.000 ton bombayla baş edemiyorlar.
OKTAR BABUNA:1.500.000 kişilik orduyla, 300.000 kişi karşı taraf.
ADNAN OKTAR:Kardeşim meşru, nizami kuvvetlere karşı, çünkü üstünde resmi kıyafet var, ay yıldızlı yazıyor benim Mehmetçiğim, koç yiğidim alanen ortaya çıkıyor ama karşısındaki adam kahpe, gizlenmiş, yılan gibi görünmüyor. Gerilla savaşı, nizami kuvvetlere karşı müthiş bir teknik üstünlüğe sahiptir. Yani avantjlıdır çok yüksek avantajı vardır. Bölgenin coğrafi konumu açısından tam avantajlılar, tam avantajlılar sınır bölgesi olması açısından tam avantajlılar ve karşı bilimsel çalışma yapılmadığı için tam tam tam avantajlılar. Karşı bilimsel çalışma yapılamıyor, yapılmıyor. Gerilla savaşına, komunist Gerilla savaşına, çete savaşına karşı yapılacak en güzel karşılık karşı propagandadır, bilim çalışmadır. E bilimsel karşılık vermedin mi, e kardeşim sen... Rüzgar esiyor, ateş yanıyor, Avrupa körüklüyor, sen istediğin kadar üstüne taş at, o ateş kudurmuş gibi yanar. Olmaz, bilimsel karşılık verilmesi lazım. Yani komünist kahpe Gerilla savaşına karşı meşru kuvvetlerle karşılık verilemeyeceği açıktır. Kontrgerilla faaliyetini devlet yapmayacağına göre, yapamayacağına göre onda muazzam zulüm olur. Kontrgerilla çok tehlikeli bir yöntemdir. Yani haklıyı haksızı kontrol etmez Kontrgerilla, çok tehlikelidir çünkü Kontrgerilla kendisi hakim, kendisi savcı kendisi infaz memuru oluyor. E esrarkeş adam oluyor, tak orada uyguluyor. Olmaz yani mutlaka devletin kanunlarının uygulanması lazım. Kanundan ve hukuktan hiçbir şekilde ayrılmaması, adaletten ayrılmaması gerekiyor. Onun için Kontgerilla yönetimi asla olmaz. Yani çok büyük zulüm meydana gelir Allah esirgesin. Ve hiçbir şekilde de çözüm değildir daha da batırır fakat Kuran ahlakı açısından Müslüman ahlakı açısından asla ve asla olmaz. Ama ilmi mücadele ruhunu söküyorsun, ya ona enerji veren gücü yok ediyorsun sen. Hayat damarını koparıyorsun bu olmadığı müddetçe terör devam eder. İlmi mücadele şarttır. Mesela Amerika bunun tadına tuzuna baktı. Bir daha anlat kaç ton bomba attıklarını falan anlat.
OKTAR BABUNA:Söylüyorum Hocam. Amerika bütün II. Dünya Savaşı’nda kullanılan bombalardan daha fazla bomba atıyor. 500.000 ton bomba atıyor Hocam, 3 yıl içinde.
ADNAN OKTAR:Kardeşim 500.000 ton. Bir gözünüzün önüne getirin 500.000 ton, nasıl, ne kadar olur?
OKTAR BABUNA:Yani yeri göğü bombalıyor orada. Ayrıca Güney Vietnam’ın 900.000 kişilik Amerika’ın 580.000 kişilik ve Milis Kuvvetleri’nin de 1.480 kişilik ordusu birlikte hareket ediyorlar. Toplam 1.500.000 kişilik ordu. Komunist Kuzey Vietnam 320.000 kişiden oluşan bir orduyla karşı koyuyor. 36 il merkezinde karşı Gerilla savaşı başlatıyor ve galip geliyor.
ADNAN OKTAR: Bak Amerika’nın buradaki en galiz hatası, antikomünist propaganda yapmadı. Ne yaptı biliyor musun? Antikomünist propaganda yapacağına komünistlere ideolojik destek sağladı. Amerikalı Darwinistler’in bilgisini, sahte delillerini Kamboçyalı, Vietnamlı komünistlere aldılar, dediler “Bakın biz bilimsel delil alıyorum Amerika dan diyalektik felsefe doğru” dediler “Darwinist felsefe de doğru, Lenin’in dedikleri de dolayısıyla doğru, Marks’ın dedikleri de dolayısıyla doğru” halkı ikna ettiler Amerika’nı verdiği sahte delillerle. Amerika Darwinizm’i blimse yöntemlerle yıkacağına, sahte bilimsel delillerle destekledi. Vietnam Savaşı’nın asıl kökeni, Darwinistlerle fikri olmayanların mücadelesi oldu. Ve yanlış da olsa eğer bir ideoloji, bir inanç varsa inançsızlığı yener. Bak yanlış bir inanç da olsa, nötr bir harekete karşı, nötr, hiçbir özelliği yok, ruhsuz renksiz. Boş arazi yener, nitekim yenmişlerdir. Koskoca Amerika’yı dize getirdiler. Amerika’nın burada ki bak galiz hatası Evanjelikler’in safsatalarından bu işin olmayacağı belli. Hem Darwinizm savunuyorsun, hem Evanjelik düşünceyi savunuyorsun, hem Allah üçtür diyorsun. Komünistler o zaman senin işte tozunu çıkarır böyle ve Allah onları galip etti. Ama Amerika Darwinizm’i, materyalizmi yerle bir etseydi. AntiMarksist, antiLeninst, antikomünist propaganda yapsaydı o kadar bombaya gerek kalmayacaktı. Bomba atacağına kitap atsana, bilgi atsana değil mi? Dergi at, kitap at kısa sürede netice alırdın. Bomba ile netice alacağı zannetti kendi kendilerini tatmin ettiler. Sonra pılısını pırtısını toplayıp Amerika’ya gitti ve orayı komünistlere teslim etti. Aynı hataya düşmeyelim. Bomba değil kitap, bilgi. Televizyon kanalları var, radyolar var Amerika’nın da o zaman radyo imkanı vardı istese çok güzel yapabilirdi. Amerika da şu anda da lebe leb Darwinist dolu. Amerika’nın resmi siyaseti devlet siyaseti Darwinizm’dir. Devlet ideolojisi Darwinizm’in üstüne oturmuştur. Ondan sonra da Allah’tan, Kitap’tan bahsediyorlar. Samimi, dürüst olun. Bush korkuyordu ben Darwinizm’e karşıyım diyemiyordu adam sen madem öyle kabadayısın, delikanlısın değil mi? Öyle iddia ediyorsun e çıksana göğsünü gere gere ben antidarwinistim desene. Diyemedi, öbürleri de diyemedi, daha öncekilerdi diyemedi, hiçbiri diyemedi, diyemiyorlar da ve diyemezler de. Bu delikanlılık ister, yiğitlik ister korkuyorlar. Ondan sonra diyor ki “Ben işte komünizme karşıyım”, nereye karşısın sen? Sen ideolojisini sen yaratıyorsun zaten, değil mi? Diyalektik felsefenin sahte bilimsel temelini oluşturuyorsun.
Bak şimdi; Evanjelikler beni iyi dinlesinler Matta İncil’den söylüyorum şimdi Kuran’a inanmıyorlar ben de İncil’den anlatıyorum “Ne mutlu barışı sağlayanlara!” diyor “Çünkü onlara Allah’ın sevgili kulları denecek” “Ne mutlu barışı sağlayanlara!” Nerede burada kan? “Kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin” Pavlus’tan Romalılar’a Mektup 12’ye 17. Ve 18. Açıklamalar. Bak; “Kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin. Herkesin gözünde iyi olanı yapmaya dikkat edin. Herkesle barış içinde yaşamak için elinizden geleni yapın” Nerede burada kan dökmek? Atın boynuna kadar kan nerede burada? İbraniler’e Mektup yine İncil’den 12’ye 14 ve 15 “Herkesle barış içerisinde yaşamak” bak istisnasız ama “Herkesle barış içerisinde yaşamak” Müslüman, Musevi kim olursa olsun. “Herkesle barış içinde yaşamak ve kutsal olmak için gayret edin, dikkat edin ki kimse Allah’ın lütfundan kimse yoksun kalmasın” Bak; “Dikkat edin ki kimse Allah’ın lütfundan yoksun kalsın” Nerede burada kan? Bak diyor ki; “Git önce kardeşinle barış” Matta 5’e 23,25 “Git önce kardeşinle barış. Sonra gelip armağanını sun. Senden davacı olana sen daha yoldayken çabucak anlaş” “Onlarla davalaşma” diyor “hemen anlaş” diyor. Markos 9’a 50 İncil’den açıklamalara devam ediyoruz “Birbirinizle barış içinde yaşayın” Nerede burada kan, irin? Nerede burada Armagedon? Pavlusdan Korintlilere Mektup Birinci mektup 7’e 15 İncil’den devam ediyorum. “Allah sizi barış içinde yaşamaya çağırdı” nerede burada kan, irin? Dürüst olacaklar ama hani viskiyi, şarabı içtin kafayı çizdiysen kan da istersin, irin de istersin değil mi? Aklını başına alacaksın. Bakın diyor ki yine; Selanikliler’e Birinci Mektup 5’e, 12, 13 “Kardeşler aranızda çalışanların Rab yolunda size önderlik edip öğüt verenlerin değerini bilmenizi rica ederiz. Yaptıkları işten ötürü onlara fazlasıyla saygı ve sevgi gösterin birbirinizle barış içinde yaşayın” diyor. Pavlustan Selanikler’e Birinci Mektup. Yakup’un Mektubu 3’e 17,18 “ Ama gökten inen Allah katından olan bir bilgelik her şeyden önce bir paktır” “Temizdir” diyor Allah’tan gelen bilgi “sonra barışçıldır” Nerede burada kan, irin? Şimdi o Amerika’daki kancılara da söylüyorum bak; “sonra barışçıldır, mülayimdir, uysaldır” bak İncil’den okuyorum “Merhamet ve iyi meyvelerle doludur,” bak; “Merhamet ve iyi meyvelerle doludur, kayırıcılığı iki yüzlülüğü yoktur” yani “Şu haklı, şu haksız diye bir şey yoktur. Herkese karşı Allah kayırıcıdır” diyor “iyi olanlara karşı ikiyüzlülüğü yoktur” “Barış içinde eken, barış yapıcılar doğruluk ürününü biçerler” bak; “Barış içinde eken, barış yapıcıları doğruluk ürününü biçerler” “Barış ekin” diyor “güzellik yapın” diyor Allah. Pavlus’un İkinci Mektubu 3’e 14 “Bunun için sevgili kardeşlerim Allah’ın huzurunda lekesiz, kusursuz ve barış içinde olmaya gayret edin” Kavga edin, boğuşun, kan dökün demiyor İncil, nerden çıkartıyorsunuz? Değil mi? Gittiniz Afganistan’ı hâşa yani çok özür dilerim tertemiz insanları katlettiniz parmaklarını doğruyorsunuz, bilmem ne psikopatlık yapıyorsunuz. Tertemiz mazlum Müslüman genç kızların ırzına geçiyorsunuz hâşa yani Allah vermesin ama mecburum söylemeye, ondan sonra oturup “Bunu bize Allah emretti” diyorsunuz. Allah’ın emrettiğine inanıyorsan sen İncil de bu hükümler bak açık inşaAllah. Bak diyor ki; Pavlus’tan Timoteos’a İkinci Mektup 2’ye 24 ve 26 “Rab’bin kulu kavgacı olmamalı” “Savaş yapmamalı” diyor “tersine, herkese şefkatle davranmalı,” bak istisna yok, “herkes” diyor, “herkese şefkatle davranmalı” “öğretme yeteneği olmalı, haksızlıklara sabırla dayanmalıdır” haksızlıklara sabırla dayanmalıdır. “Kendisine karşı olanları mülayim bir huyla yola getirmeli” kavgayla, kan dökerek, olay çıkartarak değil bak; “Kendisine karşı olanları mülayim bir huyla yola getirmeli” yani yüzlerce izah var İncil’de ben herhalde yeter bu kadar yani, devam da ediyor ben çok az bir kısmını aldım yani. Bak biraz devam edeyim aslında. Luka 6’ya 27, 28 “Hz. İsa (a.s) diyor ki; “Ama beni dinleyen sizlere şunu söylüyorum:” diyor İsa Mesih (a.s.) “Düşmanlarınızı sevin” bak; “Düşmanlarınızı sevin” Diyor ki “Afganistan bize düşman” Sana ne yaptı Afganlar? Gariban adamlar orada kendi kendilerine yaşıyordu, ne yaptılar sana? Hadi düşmanlıklarını düşünelim ne diyor Hz. İsa (a.s.)? “Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın” gidin parmaklarını doğrayın mı diyor? Değil mi çok ahlaksızlık yapıyorlar “sizden nefret edenlere iyilik yapın, size lanet edenler için iyilik dileyin” bak; “size lanet dileyenler için iyilik dileyin, size hakaret edenler için dua edin” “hakaret ediyorsa onlara dua edin iyi olmaları için” diyor Luka 6’ya 27 ve 28. Yani çok uzun devam ediyor. Ben bir kısmını anlattım inşaAllah. İsa Mesih (a.s.) geldiğinde bunlara bu konularda hatırlatacak inşaAllah. Hatırlatıyor yani ben şimdi o konularda tabii bir şey demeye mezun değilim, yani ben kendi bildiklerimi anlatırım. Yani biz Mehdi (a.s.) ekoluyuz. İsa Mesih (a.s.) kendi geldiğinde, kendini tanıttığında o zaman başlayacak onlarla ilgili konuşmalarımız. O gelmeden kendisi karar vermeden, biz onun hakkında yani faaliyetler hakkında bilgi verecek durumda değiliz zaten. Ama gelip de omzundan itti mi mübareği, namaz için bilgi veririz o zaman inşaAllah. Daha var inşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. İncil’den okudunuz zaten inşaAllah Hocam. Tevrat’ı da anlatmıştınız barışı söylendiğini. Kuran zaten inşaAllah Hocam. Siz demiştiniz ki “Terörün ve şiddetin temelinde Marksist ve Darwinist ideoloji var” Bir iki sözü var Marks’ın ve Lenin’in onları okuyayım mı?
ADNAN OKTAR:Oku.
OKTAR BABUNA:Marks’ın ünlü bir sözü var; “Ayaklanma savaş kadar bir savaştır ve kendisine saldır, saldır yine saldır sözlerini düstur edindiğini” söylüyor Karl Marks.
ADNAN OKTAR:Bak görüyor musun bu şeytan’ın İblis’in düşüncesi, Evanjelikler ne yapıyor Marks’ın bu sözünü aynısını uyguluyorlar. Evanjeliklerin bu yaptıklarını bir anlat bakalım anlayalım.
OKTAR BABUNA:“Ayaklanma savaş kadar bir savaştır. Saldır saldır yine saldır”
ADNAN OKTAR:Mesela PKK’yı destekliyor Evanjelikler, ne olmuş oluyor? Evanjelik deyince tabi istinasız tamamı gibi akla geliyor öyle değil orada şeytani bir güruh var ben onları kastediyorum yoksa Evanjelikler’le beraber yemek yiyoruz sohbet ediyoruz, konuşuyoruz, çok fazla ahbabım dostum var Evanjeliklerden. Tertemiz insanlar Allah’tan korkuyorlar, çoğu Allah’ın birliğine inanıyor. Konuştuk bir arkadaşla Ermeniydi mesela Ermeni Rahip Hocam kökeninde ben “Allah’ın birliğine inanıyorum” dedi “yalnız sembolik olarak biz onu söylüyoruz” dedi. Onu da söylemeyin sembolik ne gerek var yani. Belli ki insanların kafasını karıştıracak bir şey. Onunla mı uğraşacağız yani değil mi önce şık bir üslup olacak sonra diyeceğiz ki, biz bunu demek istemedik. Hiç deme değil mi? Allah’ın Peygamberi de bitsin. Evet.
OKTAR BABUNA:Lenin de şöyle söylüyor; “Propagandacılar her grubu basit bomba formülleriyle donatmalılar onlara işin mahiyeti hakkında açıklamalar yapmalı ve gerisini onlara bırakmalılar. Gruplar derhal askeri eğitimlerine, operasyonlara katılarak başlamalılar. Bazıları bir casusun öldürülme işini veya bir polis karakolunu basma görevini üstlenmeli bir kısmı ise banka soymalı” Tam PKK.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şu an yapılan bu. Buna karşı resmi bir propaganda var mı karşı ilmi bir açıklama bir çalışma var mı?
OKTAR BABUNA:Yok.
ADNAN OKTAR:Yok. Tek yanlı bu anlatılıyor. Yalvarıyorum artık, benim yolumu açın, arkadaşlarımızın yolunu açın, 2 ayda bitiririz diyorum. 2 ay sürmez yani o da en fazlası diyorum yani. İlmi çalışmaya hiçbir örgüt dayanamaz. Televizyonlardan, radyolardan, kitapla çalışma yapacaksın adamın sen beyninde ki bütün bilgiyi yok etmiş oluyorsun. İnancını yok etmiş oluyorsun, inancını aldın mı zaten adamı aldın sen, teslim olur adam. Kardeşim mesela şöyle oluyor; adam diyor ki kan davası olacak adamı vurmaya geliyor. Sen diyor falancasın. Değil mi adamı vurmaya geliyor direk, morarmış böyle elinde silahla böyle adam kimliğini çıkartıyor. “Yok ya hemşerim ben öyle birisi değilim, ben başkayım, ben hatta ispat ederim” diyor. “Ha, öyle mi?” diyor adam birden sakinleşiyor. Ne oluyor? Beynindeki inanç gidiyor. O kin tamamen yok oluyor. Adama karşı içinde hiç öfke möfke kalmıyor. Hatta özür diliyor, elini öpüyor. “Ya” diyor “ben özür dilerim, yanlış oldu” diyor. Bak bir anda öldürebilecekken o bigiyle, bir anda karşı bilgiyle adam nötr hale gelip ahbap hale geliyor, değil mi? Bilgi saldırganlaştırıyor onları, eğitimle yapıyorlar o saldırganlığı. Anadan doğmadan PKK’lı olmaz kardeşim, mercimek köftesiyle falan oluşmuyor bunlar, bilgiyle bu hale geliyorlar, eğitimle bu hale geliyorlar. Karşı eğitim, adeta yasak gibi bir şey, o zaman nasıl olacak bu iş? “Dağdan ovaya insinler” diyor, zaten adamın dağ ova diye konusu yok ki, vızırcık atıyor adam ovadan dağa, dağdan ovaya. Adam sinek gibi, bir oraya konuyor, bir oraya konuyor öyle bir konu yok ki. Karşı bilimsel propaganda, bunda direnmesinler. Tabii direnmesinler derken ilgili kimse, zevat, kişiler veyahut muhterem büyüklerimizden kimse artık bilemiyorum. Çünkü devlet bir mekanizmadır, sözüm devlete değil, ilgili birim, ilgili devletin memuru kimse onu kast ediyorum. O şahıs, o zat Allah rızası için bu konuda bize imkan sağlasın. Ya kendi yapsın, direktifini kullansın yapsın veyahut birkaç devlet memurudur bilmiyorum, devlet dev bir müessese, devletin ilgili birimleri. Ben de en fazlasından iki ay diyorum ayrıca. Bir de bunun aksini bana Allah rızası için biri çıksın desin ki böyle bir şey yok sen yanlış düşünüyorsun desin bana, bir kişi, böyle bir şey olmaz. Her yolu denediler, bakın bir tek bunu yapmadılar, her yol denendi bir tek bunu yapmadılar. Bu yapıldığında, gidin dünyanın neresine sorsanız, hangi bilim adamına sorarsanız sorun, netice alınacağını söylerler, iş biter yani. Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, çünkü siz karşı konulamaz dediniz, çünkü siz bilimsel delillerle ispat ettiniz. Bölücü başının mesela kendi sözlerini gösterdiniz. Adam, “Ben Lenin’iyim bu dönemin” diyor, “ben Darwinist’im, insan maymundan gelmiştir”diyor.
ADNAN OKTAR:Zaten şimdi o bana uyanmış, Abdullah Öcalan, kitabında diyor, “Adnan Hoca gibi kişiler devlete”,”filozof” diyor, “filozof Hocalar” diyor, “devlete bunlar yol gösterirler” diyor. “Böyle kişiler” diyor, ki “o MİT elemanı” diyor benim için, yani “MİT mensubudur” diyor ve “devlete yol gösteriyor böyle kişiler” diyor. Bir kere Mİt mensubu, MİT’in ben kapısını hakikaten görmedim, bilmiyorum yani binasını da bilmem, nerede olduğundan haberim yok yani ama iftihar ederim. Ben MİT mensubu yahut devletin herhangi bir biriminde olmuş olsam iftihar ederim, onu bir onur meselesi olarak görürüm. O kendince suçlama olarak yapıyor da, iftihar edeceğimden haberi yok onun için söylüyorum, iftihar ederim. Devlete tabii ki vatandaş destekçi olacak, tabii ki fikir sunacak değil mi? Hükümet veyahut devletin ilgili birimleri güzel bir fikir olduğunda tabii ki alır. Osmanlı’dan da örnek veriyor, “Osmanlı’da ulema öyle yapıyordu” diyor. Olsun çok güzel işte, bayağı faydalı. Susalım mı ne yapacağız? Hayır, oradaki milletimin, Kürt kardeşlerimin, huzurunu ve güzel yaşamasını istiyorum ben. Evanjelikler tarafından boğulmalarını, yok edilmelerini istemiyorum. Komünistlerle, yani, komünist deyince sanki zannediyorlar ki bütün komünistleri kastediyorum, benim birçok komünist arkadaşım vardı halen de var, eskiden de vardı. Gayet delikanlı, efendi çocuklar. Benim kastettiklerim biliniyor, benim kahpe, vatan millet düşmanı, kan dökücü alçakları kastediyorum ben. Yoksa Akademide benim arkadaşlarımın çoğu komünistti ben bayağı samimiydim, ben onları çok severdim konuşurduk, sohbet ederdik, gayet demokrat aklı başında çocuklar. Aklı başında derken, bana göre zeki diyeyim çünkü akıllı olsa yani benim anladığım anlamda akıllı olsa komünist olmaz zaten, ama zeki diyebilirim. Gerçek akıl çünkü Kuran’a uyanda çıkar, inşaAllah. Bu düşüncenin, bu yapının bir an önce hayata geçmesi için kardeşlerimiz de dua etsinler ki, fikri mücadeleyle hemen netice alalım. Elinden gelen ne varsa kardeşlerim yapsınlar, en azından dua edebilirler veyahut tavsiye etsinler, rica etsinler ki bunu neticelendirelim. Yoksa bu konu uzayacak gibi görünüyor, çok uzar.
OKTAR BABUNA:Yirmi, otuz yıldır zaten devam ediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Bölücü başının bir iki sözü var, Marksist, Leninist olduğunu anlatan.
ADNAN OKTAR:Söyle.
OKTAR BABUNA: Bölücü başı diyor ki "Lenin 1900'de ne ise ben de 21. yüzyıl Sosyalizm’ini temsil ediyorum, Reel Sosyalizm’le savaşarak, Emperyalizm’le savaşarak yeni Sosyalizm’i inşaa ediyorum” (Özgür Yaşamla Diyaloglar, s. 201)
"PKK, Marksizm-Leninizm geleneğine uygun bir gelişme yaşamıştır. Bundan sonrası açık ki etle tırnak gibi birbirinden ayrılmayan bu miras üzerine şekillenecektir” (Kürdistan'da Halk Kahramanlığı, s.78) diyor.
ADNAN OKTAR:Komünist olduğunu, yapılan sistemin, çalışmanın da komünist teoriye, komünist düşünceye uygun olarak devam ettiğini, Marksist, Leninist, terörist sistemin kendi kafasına göre bilimsel bir çalışma olduğunu ve meşru olduğunu söylüyor ve hiçbir şekilde de vazgeçmeyiz diyor, değil mi? Hani barış sohbetleri, barış temennilerini komik bulduğunu açıklıyor, özetle bunu anlatıyor.
OKTAR BABUNA:Siz zaten demiştiniz Hocam bu sıcak çorba konusu, evlenme konusu değil bunların dağa çıkması demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Bazen öyle, ben inanamıyorum, böyle gevrek gevrek sohbet ediyor, “Ya çocuklar evlenemedikleri için böyle oluyordur, bunları dağdan ovaya indirelim, bunlara iş bulalım, aş bulalım” diyor. “Annesinin sıcak çorbasını içerse bunlar açılırlar çocuklar” diyor. Tarhana, mercimek çorbası falan, ezogelin çorbası falan, çorba eksikliğinden kaynaklandı zannediyorlar. Öyle olsa alınır Migros’tan falan çorba, hazır çorba çeşitleri var, herifin kafasından serpersin çorbayı, sakinleşir adamlar. Çorbayla ne alakası var bunun? Anasının çorbası, ne demek? Anası onu oraya, dağa gönderiyor zaten. Yazık, annesine de yazık, kadına da yazık yani o hale düşmesi de çok acı bir olay, onu da kurtarmak lazım. Tehditle gönderiyor çünkü adam örgüt mensubu değil ki. “Bunlar açılırlar, çocuklar” diyor. Yani, tarhana, mercimek çorbası falan ezo gelin çorbası. Çorba eksikliğinden kaynaklandığını sanıyorlar. Öyle olsa alınır migrostan falan, hazır çorba çeşitleri var. Adamın kafasına serpersin çorbayı, sakinleşir adamlar. Çorbayla ne alakası var bunun? Anasının çorbası falan ne demek? Anası onu dağa gönderiyor, zaten. Yazık annesine de yazık, kadına da yazık. O hale düşmesi de çok acı bir olay. Onu da kurtarmak lazım. Tehditle gönderiyor çünkü, adam örgüt mensubu değil ki. Dağa çıkanların da büyük bir bölümü zorla gönderiliyor, adam oynayarak gitmiyor ki. Orada gece, gündüz eğitim alıyor. Beyin yıkana yıkana beyni pişiyor. Tam Merksist, Leninist oluyor. Artık zantır çivisi gibi oluyor adam. Eğitmedim mi hasta olurlar ve neticede böyle olur.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım; Taha Suresi. Rahman Rahim olan Allah’ın Adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım; “Ta, Ha” Ta’da ayrı bir işaret var, Ha’da ayrı bir işaret var. “Biz sana bu Kur’an’ı güçlük çekmen için indirmedik” Dinde bir zorluk yok demek ki. Hz. İbrahim (a.s.) dini gibi kolay. Şeytandan Allah’a sığınırım, ne diyor Cenab-ı Allah? “Biz, sana bu Kuran’ı güçlük çekmen için indirmedik,” “Hz. İbrahim (a.s.) dini gibi kolay” “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor, ayet var. “’İçi titreyerek korku duyanlara’ ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik)” Yani Allah’tan korkmadığı zaman bir adam ona yapacak bir şey yok. PKK’nın özelliği nedir? Allah’tan korkmamaları. Allah’tan korkmayan bir adama şefkatten, merhametten bahsediyorlar. Diyorlar; “Çok ayıp yapıyorsunuz. Eliniz kırılsın. Nasıl yapıyorsunuz bunu ya? Hiç mi acımadınız?” diyorlar. Adam zaten, “Marksist, Leninist’im” diyor ve bu Leninizm’in bir ibadetidir zaten. Yani adam öldürmek, bombolamak. Leninist olamazsın yoksa yapmadın mı. Şartıdır bu. Terör eşittir, Leninizm. Adam açıklıyor, yani inşaAllah.
88. Ayet, şeytandan Allah’a sığınırım, ““Rahman çocuk edinmiştir” dediler” Evanjelikler’e ve Hristiyanlar’a yönelik, Allah açıklıyor. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup-geldiniz” “Çok çirkin bir cesaret” diyor Allah. “Allah çocuk edindi, İsa Allah’ın oğludur” “demenizden dolayı” diyor, Allah. “Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak, dağlar yıkılıp göçecekti” diyor. “Kıyamet kopacaktı” diyor. Allah. “Ama İsa Mesih (a.s.) geldiği için, Mehdi (a.s.) geldiği için bunu yapmayacağım” diyor, Allah. “Normalde dünya belayı hakediyor, Kıyamet’i hakediyor. Ama Kıyamet’i durdurdum” diyor, Allah. Bu ayette ona işaret ediyor. Hadiste de açıklanan olay budur. Mehdi (a.s.) geldiği zaman Kıyamet durduruluyor. İsa Mesih (a.s.) ile birlikte Kıyameti durduran iki mübarek varlıktır, Allah’ın dilemesiyle. Allah gerekçeyi söylüyor, “Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (dolayı bunlar olacaktı.)” “Kıyamet kopacaktı” diyor, Allah. “Rahman (olan Allah)a çocuk edinmek yaraşmaz. Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir” Allah’ın kulu olduğunu işte Allah İsa (a.s.)’yı gösterecek. “Göklerde olan İsa (a.s.) nasıl gelecek? Kul olarak gelecek değil mi? Ayet ne diyor? “Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir” İsa (a.s.)’nın gelişine de bir işarettir aynı zamanda.
93. Ayet, Meryem Suresi. “Andolsun, onların tümünü kuşatmış” Göktaşlarıyla dünyanın etrafı sarıldı mı şu an? Nemesis’te yaklaştırıldı. Kuşatma tamam. Tabii Melekleri ile de ayrı sarıyor. Kuran’ın işareti geniş. Diyor ki Allah; “Andolsun, onların tümünü kuşatmış” ilmiyle de kuşatıyor, Allah. “ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır” “Sayıları bile belli,” diyor Allah. Göktaşlarının sayısı da belli değil mi? “Ve onların hepsi, kıyamet günü O’na, ‘yapayalnız, tek başına’ geleceklerdir” diyor. Öyle ekibi ile büro arkadaşlarıyla, facebooktaki arkadaşlarıyla gelmiyor. “Hepinizi teker teker Karşıma getireceğim” diyor, Allah. “İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, onlar için Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır” diyor. “Çok seveceksiniz onları” diyor. İsa Mesih (a.s.) ve Mehdi (a.s.) ve mümin olan, salih olan bütün müminler. “Biz bunu (Kur’an’ı) senin dilinle kolaylaştırdık,” diyor, Allah. “Zorlaştırmadım” Diyor. “Takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi”; direnen, hakka, İslam’a direnen, Deccal’in ve Süfyan’ın eline geçmiş bir kavmi, “uyarıp-korkutman için” diyor. Hafız Esad, Süfyan’dır. Darwin de, Deccaldir. “Biz, onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiçbirini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun?” diyor, Allah. “Hiçbir şekilde duyamazsın” diyor. Ama tabii burada ayet çok manidar. “(şimdiyse) onların hiçbirini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun?” “Duyamıyorsun” diyor, ama “Duyamayacaksın” demiyor. Hiçbir ses kaybolmaz. Yani uzayda hiçbir ses kaybolmuyor, duruyor. Allah ona işaret ediyor, yani sesin kaybolmadığına. “onların fısıltılarını duyuyor musun?” “Duyuyorum” da diyeceğimiz vakit gelir, inşaAllah. Duyacağız yani inşaAllah. “Duyuyor musun?” diyor, Allah. Allah’ın dilemesi ile duyarız. Allah dilerse duyarız. Hiçbir görüntü de kaybolmaz Allah Katında. Ama diyor; “onlardan hiçbirini hissediyor musun?” diyor. Zamanı gelince onları da göreceğiz. Allah’ın dilemesi ile istediği an insan, istediği vaktin görüntüsünü de, Cenab-ı Allah dilerse görebilir. Geçmişi ve geleceği tek bir an olarak, Allah Peygamberleri’ne gösteriyor. İnşaAllah.
Evet bu kadarla bitirelim bugün inşaAllah. HarunYahya.Tv’den devam mı edelim? Evet devam edelim. Darwinistler’i biraz kızdıralım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
SUNUCU:Bizi bugün 22:00’den itibaren, HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tv Kayseri ve Samsun Aks’dan takip edebilirsiniz. Yayınımıza, HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...